SÛFİ PERSPEKTİF / Kadir ÖZKÖSE*
“Günümüz insanı karnını doyurdu ama gönlü ve gözü tok
olmadı. Zaten sıkıntı veren, dünyayı zindana çeviren de
“Karnı tok, sırtı pek” insanlar değil mi? Ölçüler alt-üst olmuş,
madde ve menfaat endeksli dünyada “Paran kadar konuş”
ifadesi slogan haline gelmiştir.”
K
ur’ân’ın en önemli vurgularından biri
mü’minlerin kalbleri üzerinde titizlik
göstermeleridir. Kur’ân’a göre Allah adı
olduk, İslam dairesine girdik deyin. Çünkü iman
anılınca kalblerin ürpermesi, mü’min olmanın
kalbimizi biçimlendirmiş ve kalbimizi kendine
gereğidir. Mü’min kalbler, ancak Allah’ı anmak-
doğru yoğurmuş bir imanı, “kabul edilebilir” bir
la mutmain olurlar. Duyarsız, kararmış, katı ve
iman olarak görüyor.
hissiz kalblerin mü’minde bulunmaması gerekir. Huzûr-ı ilâhîde mahcup etmeyecek arı duru
Selîm ve Münîb
Bir Kalbe
Sahip Olmak
ve Hakk’a tam teslim olmuş bir kalble Hakk’ın
divanına varmak esastır.
Hasta kalblerin acınacak hallerine işaret eden
Kur’ân, mü’minlerin kalb hastalığına karşı uyanık
olmalarını hatırlatır. Amellerin zâhirî şartları yanında kalbî niyet, ihlâs, teslîmiyet, huşû ve hudû
gibi bâtınî şartlarına da dikkat çeker. Nazargâh-ı
ilâhî olan kalbin uyanık olması istenirken gafletten uzaklaşılması hatırlatılmaktadır.
“Bedevîler iman ettik, derler. Sen onlara şöyle
de: hayır, iman etmediniz. Siz ancak Müslüman
henüz kalblerinize girmemiştir.”1 âyeti gereğince Rabbimiz, kalbin derinliklerine nüfuz etmiş,
Gönülden Gönle Seslenenler
İmanın nüfuz ettiği gönül; sever, sezer, hisseder, için için yanar, cevrin ve ayrılığın acısını
çeker. Hz. Mevlânâ, ayrılık derdinin iştiyâkını
şerh etmek için ayrılıktan parçalanmış sîne ister. Gönül sazını titretenler, gönülden gönle
seslenenler ve gönülden söylenenler esastır.
Kur’ân’la yoğrulan ve gök kubbede hoş bir sadâ
bırakan kişiler, kalblerinin körelmesi, perdelenmesi, damgalanması, kilitlenmesi ve mühürlenmesinden korkan kişilerdir.2 Kalbin yumuşaması, katılığının giderilmesi, güven ve huzur
kazanması da ancak zikirle sağlanabilir.3
Sahih bir imana sahip olan kişinin kalbi,
selîm4 ve münîbdir.5 Selîm bir kalbe sahip olmanın esasları da şunlardır:
26 MART 2014
somuncubaba 27
1. Helâl gıda ile beslenmek,
2. İstiğfâr ve duâyı şiâr edinmek,
3. Kur’ân okumak ve ahkâmına tâbî olmak,
4. İbadetleri huşû ile edâ etmek,
5. Geceleri ihyâ etmek, seher vakitlerinde
uyanık kalmak,
5. Zikrullâh ve murâkabe ile meşgûl olmak,
6. Rasûlullah’a muhabbet duymak ve çokça
salavât-ı şerîfe getirmek,
7. Tefekkür ehli olmak,
8. Sâlihler ve sâdıklarla beraber olmak
9. Güzel ahlâk sahibi olmak,
10.Cami ve cemâate müdâvim olmak.
Bu niteliklere sahip mü’min kulun kalbi, rûhu
Hakîkat Okyanusu’na taşıyan bir ırmaktır, ilâhî bilgi
ve aşk’ın tahtıdır. Bu aşk da Mevlânâ’nın ifadesiyle,
‘bütün hastalıklarımızın hekimidir.’ Mârifetullaha
onunla erişilebilir. Mânevî gelişmenin yolunu açtığı için, Allah onu kendisinin sığdığı yer ola.
Gönüllerin Alevli Yanışı
Firkat odu ile yanıp tutuşan, Hakk’a âşık olan
ve Allah’tan başka hiçbir şeyde karar kılamayan
28 MART 2014
gönüllerin alevli yanışına su bile fayda veremez. Fuzûlî’nin “Su Kaside”sindeki ilk beyit işte
böylesi bir harâretin ifadesidir:
Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denlu tutuşan odlara çâre su.6
Kalbî diriliğe sahip olanlar gönül almasını
da bilirler. Bir gönlü yıkmanın, Allah’ın evi olan
Kâbe’yi yıkmaktan yetmiş kez daha ağır olduğunu idrak ederler. Hulûsi Efendi (k.s.) bir beyitlerinde bu hususu şöyle dile getirir:
Nefsine yan çıkıp da Ka’be’yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol7
Mekke, Medine ve Kâbe için gönül veren,
hac ibadetinin ulviyetini dizelerinde canlandıran Yûnus, Kâbe’ye saygıda kusur etmemesi
gereken mü’mine Allah’ın haremgâhı olan kalbi
de kazanması gerektiğini şu mısraında dile getirmektedir:
Yûnus Emre dir Hoca gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice bir gönüle girmekdür.8
Çünkü din, özdür ve samimiyettir, kuru merasim ve dış şekilden ibaret değildir. Eskilerin “ehl-i
rüsûm” tâbir ettikleri şekilci zihniyet, marka Müslümanlığı, bizlere gerçek aşkı tattıramaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle Allah, bizlerin
suretine değil kalblerinize ve amellerinize bakar.
Derviş Yûnus da bu gerçeği şu şekilde dile getirir:
Dervişlik olaydı tâc ile hırka,
Biz dahi alırdık otuza kırka”.
Bir başka şiirinde ise Yûnus, varlık sebebini
gönül yapmak olarak görür ve şöyle seslenir:
Ben gelmedim dâvi içün,
Benim işim sevî içün
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.9
Ak sakallı bir koca,
Hiç bilmez mi ki hâl nice,
Emek vermesin hacca,
Bir gönül yıkarısa.
Gönül Çalab’un tahtı
Gönüle Çalap bakdı
İki cihan bed-bahtı
Kim gönül yıkarısa10
Özetle, günümüz insanı karnını doyurdu
ama gönlü ve gözü tok olmadı. Zaten sıkıntı veren, dünyayı zindana çeviren de “Karnı tok, sırtı
pek” insanlar değil mi? Ölçüler alt-üst olmuş,
madde ve menfaat endeksli dünyada “Paran
kadar konuş” ifadesi slogan haline gelmiştir.
Ama kaybedilen gönül adamı yeniden keşfedilmelidir. Sadece cüzdanların değil vicdanların
da devreye girdiği zamanları yaşamak zorundayız. Mevlânâ’nın ifadesi ile söyleyecek olursak
“Aynı dili konuşan insanlar değil, ancak aynı
duyguyu paylaşan insanlar anlaşırlar.”
Dipnot
* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE
1. 49/Hucurât, 14
2. Bkz. 2/Bakara, 7; 45/Câsiye, 23; 10/Yûnus, 74; 47/Muhammed, 24.
3. Bkz. 13/Ra’d, 28; 8/Enfâl, 2-4; 57/Hadîd, 16.
4. Bkz. 26/Şuarâ, 89; 37/Saffât, 84
5. Bkz. 50/Kâff, 33.
6. Fuzûlî, Fuzûlî Divanı, haz. Kenan Akyüz-Süheyl BekenSedit Yüksel-Müjgân Cumbur, Akçağ Yayınları, Ankara
1990, 31
7. Osman Hulûsi Ateş, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, Haz.
Mehmet Akkuş, Alim Yılmaz, Ankara 2009, s.,179.
8. Yunus Emre, Yunus Emre Dîvânı, haz. Mustafa Tatçı,
MEB Yayınları, İstanbul 1997, II/148.
9. Yunus Emre, Divan, II/245.
10.Yunus Emre, Divan, II/386.
somuncubaba 29
Download

Selîm ve Münîb Bir Kalbe Sahip Olmak