25 Temmuz 2014
Lisanslı GES yatırımı hala cazip mi ?
Lisanslı ve lisanssız GES yatırımları arasındaki başlıca farklar
Enerji yatırımı; küçük veya büyük bir enerji yatırımıdır. Asıl amaç kar etmektir. Enerji
yatırımlarının EPDK tarafından tahsis edilen lisanslar vasıtasıyla yapıldığı ülkemizde lisanssız
elektrik üretimi küçük ölçekte enerji yatırımcısının önünü açmayı hedeflemiştir.
Peki bu iki yatırım modeli arasında gerçekte ne farklar vardır ? Riskleri nelerdir ?
Lisanssız modelin ilk yanlış anlaşıldığı nokta sürecin "daha kolay" olacağıdır. Lisanslı bir
yatırımda gerekli tüm izin süreçleri lisanssız bir süreçde de geçerlidir.
Şöyle ki; her ne kadar "Çed Kapsamdışı"
alsanız dahi çevre şehircilik'e başvurmak
durumundasınız. 20 dönüm altı araziler için
bu evrak ücretsiz bir şekilde verilirken ve
yaklaşık 1 haftalık bir süreç varken 200
dönüm'e kadar olan arazilerde "Proje Tanıtım
Dosyası"
hazırlamak
durumundasınız.
Burada yaklaşık 4.000TL ilgili bir ÇED
firmasına, yaklaşık 15.000TL'de devlete
vergi olarak ödeniyor. Süreç 2 hafta, verilen
evrak aynı. Lakin 200 dönüm üzerindeki
araziler için "ÇED" onayı gerekiyor. Bu da
yaklaşık 6 aylık bir süreç demek. Lisanslı da
olsanız, lisanssız da olsanız bu sürece
katılmak zorundasınız. İlk halinde ÇED gerekliliği için 10MW olan proje üst limiti yeni
yapılanma ile 200 dönüme çekilerek yaklaşık olarak 20MW kapasiteye yükselmiştir.
Diğer bir süreç ise arazinin tarımsal açıdan uygun olup olmaması. İl tarım müdürlükleri bu
konu hakkında oldukça hassaslar ama yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bir il tarım müdürlüğü ile
verdiğim savaşta üste çıkmak için teknik talimatnameyi okudum. Gerçek anlamda "Marjina
kuru tarım arazisi" tarımı neredeyse sarp kayalık demek. 3. ve 4. sınıf araziler aslında marjinal
kuru tarım arazisi demek değil lakin tarım reformu genel müdürlüğü aslında bu müsamağa
gösteriyor yoksa gerçekten kullanılamaz arazilere izin verilirdi. GES yatırımı yapılacak
arazinin her ne kadar tarım arazisi olmaması istenilse de sadece marjinallik aranmamalı.
Arazinin dönüm başı geliri belirli seviyenin altında olan araziler bu alana tahsis edilebilmeli.
Sadece tarım yapılabildiği için yılda sadece 1 kere arpa buğday yetişen araziler de kullanıma
açılabilmeli. Bu araziler dönümünde yılda yaklaşık 400TL kazanıyorken aynı yere kurulan
GES yılda yaklaşık 30.000TL'lik katma değer yaratabilmekte.
Buraya kadar süreç aynı. Lakin lisanslı yatırımın "Kamu Yararı Kararı" aldırma yetkisi var.
Yani halkın arazilerini kamulaştırarak kullanabilir ama güneş gibi devasa arazi kullanan
yatırımlar için bu pek uygun değil zira itirazlar, mahkemeler ve diğer süreçler ile asıl amaç
baltalanabilir. Pratikte lisanslı GES yatırımcısının kamu arazilerine yöneldiğini görüyoruz.
Lisanssız yatırımcılar ise benzer bir süreç kullanarak kamu arazilerini 30 yıllığına
kiralayabiliyor. Yasal zeminde burada bir fark oluştuysa da pratik uygulamalarda bir fark
yaratmadığını görüyoruz. Lisanslıya güç veren kamulaştırma gücünün uygulama alanı
itibariyle bir güç teşkil etmediğini görüyoruz.
Bu sürece ek olarak, TEDAŞ proje kabullerinde istenilen evraklar iki yatırım türü için de
benzer. Belediye imarı gibi uygulamalar iki sistem için de zorunlu. Çatı kurulumlarında
imardan daha çetrefilli olan proje tadilatı yapılması gerekebiliyor. Burada haksızlık olarak
gördüğüm kısım, binaların üstüne tonlarca kaynar su barındıran güneşten sıcak su elde etme
sistemlerinin herhangi bir onay mekanizmasına tabi olmadan kurulabilmeleri ama güneş
yatırımlarının devasa bir onay sürecine
girmeleri. Burada da süreç ihtiyacının %20%30'una denk gelen yatırımların Tedaş onay
sürecine sokulmadan direk şebekeye
bağlanması şeklinde gelişecektir. Burada
şöyle bir ikilem mevcuttur; sistem onay
almayacağı için Tedaş tarafından talep edilen
birçok koruma kullanılmayacaktır ve "Loss
of main" koruması adını verdiğimiz koruma
devreye girmediğinde hat üzerinde çalışma
yapan bir kişi elektrikle çarpılma riskine
maruz kalacaktır. Burada en kolayı süreci
otomatize edip örnek bir proje ortaya
koymaktır. Burada "GES Bağlantı Panosu" adını verdiğimiz 10-20kW güçlere kadar standart
bir pano satın alınarak bağlantı yapılmasına izin verdirilebilinir. Yoksa burada can kayıpları
yaşanacağını ve bu problemin merkezinin bir yönetmelik ve esas hazırlamayan Tedaş
olacağını düşünüyorum. Uygulanabilirliği marjinal olan bir proje sürecinin varlığı, insanların
hayati tehlike yaşamasının önüne ne yazık ki geçemez.
Lisanslı ile lisanssızın arasında elektriğin ticaret yeteneklerinden önceki en önemli farkı
bağlantı noktası. Lisanslı elektrik üretiminde yasal olarak iletim barasına bağlanabilirken
lisanssız üretimde dağıtım barasına bağlanmak durumundasınız. Bu da lisanslıdan farklı
olarak kendi 34,5/154 trafo yatırımınızı yapamamanıza ve iletimden bağlanamamanıza yol
açacaktır. Her üretim ve tüketim noktasında sayaçların olması ve tamamen dijitalleştirilmiş ve
borsaya dönüştürülmüş elektrik ticareti altyapısı aslında teknik olarak istediğiniz yerden
bağlanmanıza ve ticaret yapmanıza izin veriyor ama burada engel teşkil eden yasal
yönetmelik. Tabi burada yine yönetmelik hatalı diye düşünmek söz konusu değil çünkü
lisanssız yönetmelik ilk tasarlandığında kendi elektriği üretmek isteyen yatırımcıların
çatılarına ve bahçelerine yatırım yapmaları için tasarlandı; firmaların sayaç sahibi olmak
adına depo kiraladıkları ve arazi alıp yatırım yaptıkları model için değil.
Süreç açısından bakacak olursak lisanssız yatırım küçük işletmeler için düşünülmüş ama
lisanslı yatırımlar ile aynı kulvarda işlem görmektedir. İki süreç arasında satış serbestisi (katı
payı ödemek suretiyle) ve kamu yararı hakkı dışında aslında pek bir fark yoktur. Sadece
yönetilmesi gereken 10 yıl sonra Yekdem dışında kalındığında ne olacağı riskidir ama bu
konuda da yatırımcıyı yolda bırakacaklarını düşünmüyorum. Talebin hızla arttığı bir ülkede
hangi hükümet enerji santrallerinin önünü keser ki ? Üstelik yenilenebilir enerji.
Günümüz lisanssız başvuruları sebebiyle neredeyse tüm trafo merkezlerindeki kapasiteler
dolmuştur. Lisanslı yatırım yapacak firmalardan ya varolan iletim şalt sahalarına trafo
yatırımı yapmaları ya da kendi şalt sahalarını inşa etmeleri istenecektir. Bu durumun daha
önce 300.000$ - 400.000$ aralığında hesapladığım katkı payını daha aşağıya çekeceğini
düşünüyorum.
Konuyu şöyle özetleyerek baktığımızda lisanslı yatırımın satış serbestisi edinmek amacıyla
vereceği katkı payı karşısında lisans alması ve ilgili alanları kamulaştırma gücü dışında
lisanssızdan bir farkı yoktur üstelik her sene açıklanması varsayılan kapasiteler ile sınırlıdır.
Burada verilen katkı payına istinaden elde edilen hak 133$/MWh teşvik veren devlet yerine
65$-85$ arasında seyreden bir piyasayada da satış yapabilmektir. Lisanssız üretim tesislerinin
de 10 yıl sonra Yekdem dışına çıkması durumunda yeni bir yönetmelikle lisanslılarla aynı
haklara haiz olmak koşuluyla piyasaya piyasa fiyatlarından satış yapacağını düşünüyorum.
Böylelikle 10 yıl sonra lisanssız ile lisanslı arasındaki tek fark ilk yatırım maliyeti farkı, kamu
yararı ve Trafo merkezi yapıp yapamama yetkisi kalacaktır.
Ortaya çıkan tabloda kolay entegrasyonu teşvik etmesi amacıyla ortaya çıkan lisanssız sürecin
kolaylıktan uzaklaştığı ve lisanlı yatırım ile aynı zorluklara ulaştığı, büyük yatırımcıyı teşvik
eden lisanslı yatırımın da teşvik ve katkı payı modeli sebebiyle cazibesini yitirdiğidir.
Yönetmelikler bu şekilde devam ettiği sürece lisanslı süreçte yatırımcının ve halkın faydasına
bir yatırım beklemek pek doğru olmaz, lisanssız yatırım da yakın vadede şirketlerin nakit
döngüsü için oldukça verimli hale gelecektir.
Şimdi siz söyleyin; lisanslı yatırım "lisans" sahibi olmanın avantajlarına gerçekten değer mi
yoksa sığ bir havuza balıklama mı atlıyoruz ?
Daha Ayrıntılı Bilgi İçin:
Orçun Başlak
Elektrik ve Elektronik Yüksek Mühendisi
Fina Enerji / Güneş Enerjileri Proje Yöneticisi
[email protected]
http://orcun.baslak.com
Download

Lisanslı GES yatırımı hala cazip mi ?