G İ R İ Ş İ M L E R İ
OCAK-ŞUBAT-MART 2014 JANUARY-FEBRUARY-MARCH 2014 SAYI 12 ISSUE 12
G İ R İ Ş İ M L E R İ
G İ R İ Ş İ M L E R İ
TÜRSAB MÜZE GİRİŞİMLERİNDE YENİ DÖNEM NEW ERA IN
TÜRSAB MUSEUM ENTERPRISES TÜRKİYENİN İLK DENİZ
MÜZESİ THE FIRST NAVAL MUSEUM OF TURKEY ŞANLIURFA
ARKEOLOJİ MÜZESİ ŞANLIURFA ARCHAEOLOGY MUSEUM KENT
MÜZELERİ CITY MUSEUMS YILDIZ SARAYI YILDIZ PALACE
Museum Pass Advantage Points
Atelier By Ismail Acar, Museum Shops and Cafés,
BlueShuttle, Efendi Travel, Faruk Yalcin Animal
Kingdom and Botanical Garden, Ges Shops,
İstanbul Archaeological Museums Shop & Café,
İstanbul Cooking School, İstanbul Şehir Hatları,
Jurassic Land, Maiden’s Tower, The Museum
of Innocence, Pera Museum, Rahmi M. Koç
Museum, Sadberk Hanım Museum, Sakıp Sabancı
Museum, Türvak Cinema-Theatre Museum.
içindekiler
TABLE OF CONTENTS
Ocak-Şubat-Mart
2014 Sayı 12
January-February-March
2014 Issue 12
TÜRSAB-MÜZE Girişimleri tarafından üç ayda bir yayınlanır
Published quarterly by the TÜRSAB-MUSEUM Enterprises
TÜRSAB-MÜZE Girişimleri adına SAHİBİ
TÜRSAB YÖNETİM KURULU BAŞKANI
OWNER on behalf of the TÜRSAB-MUSEUM
Enterprises
PRESIDENT OF THE TÜRSAB EXECUTIVE BOARD
Başaran ULUSOY
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
RESPONSIBLE MANAGING EDITOR
Feyyaz YALÇIN
Başyazı
Müze Gişe Yönetimi ve
Modernizasyonunda Yeni Dönem
Türkiye’nin ilk Deniz Müzesi
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi
600 Yıllık Sanat Hazinesi Uffizi
Galeri
KENT MÜZELERİ
Osman Hamdi Bey Evi ve
Müzesi
ROSETTA TAŞI
SEYYAHÎNDEN TURİZME
Yıldız Sarayı,
Korusu ve Müzesi
BAKSI MÜZESİ
ÜÇ GÜZELLER
AMASYALI STRABON
Haber turu
TÜRSAB-MÜZE Rehberi
TÜRSAB-MÜZE Harita
3
4
11
16
23
28
34
42
46
Editorial
YAYIN KURULU
EDITORIAL BOARD
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR, Ufuk YILMAZ,
Özgül ÖZKAN YAVUZ, Özgür AÇIKBAŞ,
Köyüm ÖZYÜKSEL ÜNAL, Ayşim ALPMAN,
Avniye TANSUĞ, Elif TÜRKÖLMEZ,
Ahmet ALPMAN, Pınar ARSLAN, Turgut ARIKAN
The First Naval Museum of Turkey
TÜRSAB adına YAYIN KOORDİNATÖRÜ
EDITORIAL COORDINATOR on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENGİL
The Uffizi Gallery, The 600 Year-old
Art Treasure
GÖRSEL VE EDİTORYAL YÖNETİM
VISUAL AND EDITORIAL MANAGEMENT
Hümeyra ÖZALP KONYAR
New era in administration and
modernisation of ticket offices
Şanlıurfa Archaeology Museum
CITY MUSEUMS
House and Museum of
Osman Hamdi Bey
ROSETTA STONE
Yıldız Palace, Woods and Museum
59
BAKSI MUSEUM
68
74
76
78
GRAFİK UYGULAMA
GRAPHICAL IMPLEMENTATION
Semih BÜYÜKKURT
FROM SEYYAHÎN TO TOURISM
53
62
HABER ve GÖRSEL KOORDİNASYON
NEWS AND VISUAL COORDINATION
Özgür AÇIKBAŞ
THE THREE GRACES
STRABO FROM AMASEIA
News in overview
TÜRSAB-MUSEUM guide
TÜRSAB-MUSEUM map of museums
Gazeteciler Sitesi Haberler Sk. No: 15 Esentepe Şişli
İstanbul / Türkiye
Tel / Phone: (212) 327 13 00
Faks / Fax: (212) 327 13 06
www.muze.gov.tr e-mail: [email protected]
Baskı Printing
Müka Matbaa
MÜZE Dergisi Basın Konseyi üyesi olup, Basın Meslek
İlkeleri’ne uymaya söz vermiştir.
The Museum Journal is a member of the Turkish Press Council
and has resolved to abide by the Press Code of Ethics.
MÜZE Dergisi’nde yayınlanan yazı ve fotoğraflardan kaynak
gösterilmeden alıntı yapılamaz.
None of the articles and photographs published in the
The Museum Journal maybe quoted without mentioning of
resource.
M
üze ve ören yerlerinin daha fazla ziyaretçi
çekmesi için, koleksiyon zenginliğinin ya
da doğal güzelliklerin yeterli olmadığı bir
çağdayız. Bu yüzden dünyada müzecilik
anlayışı değişiyor. Artık sergileme alanlarından
ışığa, müze görevlilerinden bilet temin etme
biçimine kadar, bir müze ziyaretiyle ilgili her
şey daha fazla “ziyaretçi dostu” olmak zorunda.
Müzelerin görünürlüğünün artması için
“olmazsa olmaz” zorunluluklardan bir diğeri de
“tanıtım”. Bizler yıllardır müze ve ören yerlerinde
işte bu saydığım değişim ve dönüşümleri
uygulayarak, müzelerimizin modernizasyonu için
çalışmaktayız.
Şimdi sizlerle paylaşmak istediğim bir başka
gurur verici gelişme var.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2010
yılında açtığı “49 Müze ve Örenyerinin
Modernizasyonu” konulu ihaleyi kazanan
TÜRSAB; Bakanlığımızın 2013 yılı Ekim ayında
II. Aşama olarak ihaleye çıkardığı “105 Müze
ve Örenyerinin Modernizasyonu” ihalesini de
kazandı. Müzeciliğe “Sürdürülebilir Turizm”
ve “Kültürel Seferberlik” anlayışı ile yaklaşan
bir kurum olarak; müzelere ziyaretçi erişimini
kolaylaştırmak ve özendirmek üzere satış
imkânlarının artırılması ile kültür turizmi
hacminin büyütülmesini amaçlıyoruz.
Toplamda 154 müze/örenyerinin tanıtımı
sayesinde kültür turizminde yeni destinasyonlar
doğacağına, yerli ve yabancı turistlere
sunacağımız hizmetin daha da zenginleşeceğine
inanıyorum.
Başaran Ulusoy
We are at an age where collection richness
or natural beauties are not enough to draw
more visitors to museums and ruins. That’s
why the art of museology in the world is
changing. Now, everything has to be more
“visitor friendly” from display areas to light,
from museum employees to the way to obtain
tickets. Another compulsory “prerequisite“ to
increase the visibility of museums is “publicity”.
We have been working to modernize our
museums for years by applying the change
and transformations, I have mentioned, in the
museums and ruins.
Now, there is another sublime development I
want to share with you.
TÜRSAB, after winning the tender bid initiated
by Ministry of Culture and Tourism in 2010 for
the modernization of 49 museums and ruins
has also won the 2nd Phase of the Tender Bid
initiated by the Ministry in September 2013 for
the “modernisation of 105 museums and ruins”.
TÜRSAB, as an association, that moves with the
concept of “Sustainable Tourism” and “Cultural
Mobilisation” is aiming to ease visitors’ reach,
encourage museum visits and increase cultural
tourism capacity by improving sales potentials.
I believe that with the promotion of 154
museums/ruins in total there will be new
destinations coming to life in cultural tourism
and the service that we are going to present to
domestic and foreign tourists will be enriched.
ÇAĞIRAN
KARŞILAYAN
AĞIRLAYAN
MÜZELER
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI MÜZE GİŞE YÖNETİMİ VE
MODERNİZASYONUNDA YENİ DÖNEM
2010 yılından beri 49 müze ve örenyerinin
modernizasyonu ve gişe işletmesini üstlenen
türsab müze girişimleri, kültür ve turizm
bakanlığı’nın 2013 yılı ekim ayında açtığı
ıı. aşama ihalesi’ni de kazandı. şimdi 105 müzemiz
daha çağdaş bir kimlik kazanacak.
döner sermaye işletmesi merkez müdürlüğü
(dösimm) ile üç yıldır başarıyla yürütülen müze
modernizasyonu projesi bundan böyle toplam 154
müzeyi kapsayacak.
NEW ERA IN ADMINISTRATION AND
MODERNISATION OF TICKET OFFICES OF
THE MINISTRY OF CULTURE AND TOURISM
TÜRSAB Museum Enterprises, that has undertaken the modernisation
and ticket office managements of 49 museums and ruins since 2010,
has also won the 2nd Phase of Tender Bid initiated by Ministry of
Culture and Tourism in September 2013. Now 105 more museums will
have a contemporary identification.
 Rasim Konyar & Shutterstock, mdgn
DOSYA
Dossier
4
ültürel varlıkların korunması için kaynak sağlamak,
ziyaretçi sayısını artırmak ve toplumda müze algısını güçlendirmek amacıyla yola çıkan TÜRSAB’ın
çalışmaları kesintisiz sürüyor. Kültür ve Turizm
Bakanlığı’nın 2010 yılında açmış olduğu 49 müze ve örenyerinin modernizasyonu konulu ihaleyi kazanan TÜRSAB; Bakanlığın 2013 yılı Ekim
ayında II. Aşama olarak ihaleye çıkardığı “105 müze
ve örenyerinin modernizasyonu ihalesi”ni de kazandı. Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü
(DÖSİMM) ile üç yıldır başarıyla yürütülen müze
modernizasyonu projesi bundan böyle toplam 154
müzeyi kapsayacak.
“Sürdürülebilir Turizm” ve “Kültürel Seferberlik”
anlayışı ile hareketle, ziyaretçi erişimini kolaylaştırmak, müzelere ziyareti özendirmek, satış olanaklarını
artırarak kültür turizmi hacminin büyütülmesi amaçlanıyor. TÜRSAB, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze
işletmelerindeki girişim ortağı olarak, I. Aşama İhale
sonucu modernizasyon ve gişe işletmesini üstlendiği
49 müze ve örenyerini teknolojinin en gelişmiş cihazlarıyla donatmaya, sahip olduğu mirasa yakışır bir kimlik
kazandırmaya başlamıştı. Yeni ihale ile gişe işletmesini
üstlendiği toplam müze sayısı 154’e ulaşan TÜRSAB
The works of TÜRSAB that started with the target to provide funds to
preserve cultural assets, increase number of visitors and strengthen
the museum perception of the society are still running without interruption. TÜRSAB, after winning the tender bid initiated by Ministry of
Culture and Tourism in 2010 for the modernization of 49
museums and ruins has also won the 2nd Phase of the
Tender Bid initiated by the Ministry in September
2013 for the “modernisation of 105 museums
and ruins”.
TÜRSAB that moves
with the concept of
“Sustainable Tourism”
and “Cultural Mobi-
Niğde Müzesi’nden bir vazo
ve Ana Tanrıça heykelciği
(sol sayfa), İstanbul ve
Aya İrini (üst solda), Van
Akdamar Kilisesi’nden detay
(üst sağda) ve Göbeklitepe
kalıntıları (yanda).
A vase from Niğde Museum and
a Mother Goddess figurine (left
page), Istanbul and Hagia Irene
(above left), detail from Van
Akdamar Church (above right)
and Göbeklitepe ruins (side).
5
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NIN GİRİŞİM ORTAĞI OLARAK
TÜRSAB’IN İŞLETMESİNİ ÜSTLENDİĞİ MÜZELER
MUSEUMS THAT TÜRSAB HAS UNDERTAKEN THEIR MANAGEMENT AS THE ENTERPRISE
PARTNER OF THE MINISTRY OF CULTURE AND TOURISM
1. ARKEOLOJİ MÜZESİ
2. PİRİN ÖRENYERİ
3. ADIYAMAN MÜZESİ
4. ARKEOLOJİ MÜZESİ
5. İSHAK PAŞA SARAYI
6. MANASTIR VADİSİ ÖRENYERİ
7. AMASYA MÜZESİ
8. HAZERANLAR KONAĞI
9. SARAYDÜZÜ KIŞLA BİNASI MİLLİ
MÜCADELE MÜZESİ VE KONGRE
MERKEZİ
10. CUMHURİYET MÜZESİ 11. ETNOĞRAFYA MÜZESİ
12. GORDİON MÜZESİ
TÜMÜLÜS VE ÖRENYERİ
13. ROMA HAMAMI ÖRENYERİ
14. XANTHOS ÖRENYERİ
15. KARAİN MAĞARASI ÖRENYERİ
16. ARYKANDA ÖRENYERİ
17. ALANYA MÜZESİ 18. PRİENE ÖRENYERİ
19. MİLET MÜZESİ 20. AYDIN MÜZESİ 21. AMASRA MÜZESİ 22. HASANKEYF ÖRENYERİ 23. BATMAN MÜZESİ
24. SAGALASSOS ÖRENYERİ
25. BURDUR MÜZESİ
26. İZNİK MÜZESİ
27. MUDANYA MÜTAREKE EVİ MÜZESİ
28. İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
29. ARKEOLOJİ MÜZESİ
30. APOLLON SMINTHEION ÖRENYERİ
31. ÇORUM MÜZESİ
32. ALACAHÖYÜK MÜZESİ VE ÖRENYERİ
33. BOĞAZKÖY MÜZESİ 34. HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ
35. ARKEOLOJİ MÜZESİ
36. ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ
37. TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
38. (YAKUDİYE) TÜRK-İSLAM
ESERLERİ MÜZESİ
39. ERZURUM KALESİ
40. ARKEOLOJİ MÜZESİ
41. ETİ ARKEOLOJİ MÜZESİ
42. GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİ
43. ST. PİERRE ANIT MÜZESİ 44. ÇEVLİK ÖRENYERİ
45. ANTİOCHEİA ÖRENYERİ (YALVAÇ) 46. HİSARLAR MÜZESİ (RUMELİ HİSARI)
47. İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ
TARİHİ MÜZESİ
48. GALATA MEVLEVİHANESİ MÜZESİ
49. YILDIZ SARAYI MÜZESİ
50. FETHİYE MÜZESİ
51. AYA İRİNİ ANIT MÜZESİ 52. AGORA ÖRENYERİ
6
ADANA
ADIYAMAN
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
AMASYA
AMASYA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANTALYA
ANTALYA
ANTALYA
ANTALYA
AYDIN
AYDIN
AYDIN
BARTIN
BATMAN
BATMAN
BURDUR
BURDUR
BURSA
BURSA
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANAKKALE
ÇORUM
ÇORUM
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
EDİRNE
EDİRNE
ERZURUM
ERZURUM
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
HATAY
HATAY
ISPARTA
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İZMİR
53. ÇEŞME MÜZESİ 54. BAZİLİKA ÖRENYERİ
55. TARİH VE SANAT MÜZESİ
56. BERGAMA MÜZESİ
57. ARKEOLOJİ MÜZESİ
58. KLAROS ÖRENYERİ 59. KAHRAMANMARAŞ MÜZESİ
60. ANİ ÖRENYERİ 61. YEŞİLHİSAR SOĞANLI ÖRENYERİ
62. ARKEOLOJİ MÜZESİ
63. KAMAN KALEHÖYÜK ARKEOLOJİ MÜZESİ
64. KOCAELİ MÜZESİ
65. SARAY MÜZE (AV KÖŞKÜ)
66. MEVLANA MÜZESİ
67. KARATAY MÜZESİ
68. İNCE MİNARE MEDRESESİ TAŞ VE
AHŞAP ESERLER MÜZESİ
69. ARKEOLOJİ MÜZESİ
70. AKŞEHİR BATI CEPHESİ
KARARGAHI MÜZESİ
71. ARKEOLOJİ MÜZESİ
72. AİZONAİ ÖRENYERİ
73. ÇİNİ MÜZESİ
74. SARDES ÖRENYERİ
GYMNASİUM SİNAGOG
75. ARKEOLOJİ MÜZESİ
76. MARDİN MÜZESİ
77. ASTIM MAĞARASI
78. ST. PAULUS KUYUSU
79. MAĞMURE KALESİ
80. KANLI DİVANE ÖRENYERİ
81. ANAMURİUM ÖRENYERİ
82. ST. PAUL ANIT MÜZESİ
83. KIZ KALESİ
(DENİZKALESİ, KARA KALESİ, PLAJ)
84. ZEKİ MÜREN SANAT EVİ
85. MARMARİS MÜZESİ
86. TLOS ÖRENYERİ
87. LETOON ÖRENYERİ
88. BEÇİN KALESİ VE ÖRENYERİ
89. HACIBEKTAŞ MÜZESİ
90. ÇAVUŞİN KİLİSESİ
91. GÜMÜŞLER ÖRENYERİ
92. NİĞDE MÜZESİ
93. ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ
94. GAZİ MÜZESİ
95. TARİHİ SİNOP CEZAEVİ 96. SİNOP MÜZESİ
97. ARKEOLOJİ MÜZESİ
98. ŞANLIURFA MÜZESİ
99. ŞANLIURFA KALESİ
100. HARRAN ÖRENYERİ
101. GÖBEKLİTEPE ÖRENYERİ
102. KOSTAKİ KONAĞI TRABZON MÜZESİ
103. ARKEOLOJİ MÜZESİ
104. AKDAMAR ANIT MÜZESİ
105. CEHENNEMAĞZI MAĞARALARI
İZMİR
İZMİR
İZMİR
İZMİR
İZMİR
İZMİR
K.MARAŞ
KARS
KAYSERİ
KAYSERİ
KIRŞEHİR
KOCAELİ
KOCAELİ
KONYA
KONYA
KONYA
KONYA
KONYA
KÜTAHYA
KÜTAHYA
KÜTAHYA
MANİSA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MERSİN
MERSİN
MERSİN
MERSİN
MERSİN
MERSİN
MUĞLA
MUĞLA
MUĞLA
MUĞLA
MUĞLA
NEVŞEHİR
NEVŞEHİR
NİĞDE
NİĞDE
SAMSUN
SAMSUN
SİNOP
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞANLIURFA
ŞANLIURFA
ŞANLIURFA
TRABZON
UŞAK
VAN
ZONGULDAK
lisation” is aiming to ease visitors’ reach, encourage
museum visits and increase cultural tourism capacity by improving sales potentials. As a result of the
1st Phase Tender Bid for the modernisation and
ticket office management of 49 museums and ruins,
TÜRSAB started to create an identity in harmony with
the heritage and equipped the venues with the most
developed devices of technology. With the new tender bid
the total number of the museums that TÜRSAB Museum Enterprises
has taken the responsibility to manage ticket offices has reached to 154
and realised remarkable projects in recent years.
4 million 250 thousand Müzekart, 30 million visitors
TÜRSAB Museum Enterprises, the enterprise partner of The Ministry of Culture and Tourism
in museum management, has realised important projects during the last two years. Museum
Passes that have been diversified in coordination with many establishments and banks was
the heart of the project. Last year, the total number of Müzekart reached to 4 million 250
thousand and the number of visitors to 30 million. The works of TÜRSAB Museum Enterprises
from now on will cover new museums and ruins; our museums, the essential stops of the
culture tours, will invite, welcome and host more and more people day after day...
Müze Girişimleri, geçtiğimiz yıllarda önemli
projelere imza atmıştı.
4 milyon 250 bin Müzekart, 30 milyon
ziyaretçi
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze işletmelerindeki girişim ortağı, TÜRSAB Müze Girişimleri, geçtiğimiz iki yıl içinde de önemli projelere
imza attı. Pek çok kurum ve bankayla işbirliği
yapılarak çeşitlendirilen Müzekartlar ise projelerin can damarını oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl
Müzekart sahiplerinin sayısı 4 milyon 250 bine,
ziyaretçi sayısı ise 30 milyona ulaştı. TÜRSAB
Müze Girişimleri’nin bundan sonraki çalışmaları yeni müze ve örenyerlerini de kapsayacak
ve kültür gezilerinin vazgeçilmez durağı olan
müzelerimiz artık her gün daha fazla kişiyi çağıracak, karşılayacak, ağırlayacak...
105 yeni müze arasında...
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze işletmelerindeki girişim ortağı, TÜRSAB Müze Girişimleri
Sagalassos
Örenyeri’nden bir
detay (sol üstte),
Niğde Müzesi’nden
eserler (en üstte),
Aya İrini’nin içi
(üstte), Klaros’dan
bir detay (solda) ve
Hacı Bektaş Müzesi
salonlarından biri
(yanda).
A detail from
Sagalassos Ruins
(left above), artefacts
from Niğde Museum
(topmost), interior of
Hagia Irene (above),
a detail from Claros
(left) and one of the
halls of Hadgi Bektash
Museum (side).
7
Akdamar Adası ve Kilisesi (sol üstte), Mevlana Müzesi (solda), Şanlıurfa Kalesi
(en üstte) ve Kaman Müzesi bahçesi (üstte). Sağ sayfa: Nevşehir Çavuşin
Kilisesi’nden bir detay (en üst, ortada), II. Meclis Binası (orta sırada), Trabzon
Kostaki Konağı içi (en alt solda), Çorum Müzesi (altta) ve Gılgamış Destanı’nın
2. Tableti, MÖ 1400, Boğazköy Müzesi, Çorum (sağ üst köşede).
Akdamar Island and the Church (top left), Mevlana Museum (left), Şanlıurfa Castle
(topmost) and garden of Kaman Museum (above). Right page: a detail from
Nevşehir Çavuşin Church (topmost, centre), 2nd Parliament Building (mid row),
interior of Trabzon Kostaki Mansions (below most, left), Çorum Museum (below)
and the 2nd tablet of the Epic of Gilgamesh, 1400 BC, Boğazköy Museum, Çorum
(above right corner).
tarafından modernizasyon ve gişe işletmesi üstlenilen yeni 105 müze ve
örenyeri arasında; gerek iç, gerekse dış turizme hizmet veren, pek çok yerli ve yabancı seyahat acentasının tur listesinde bulunan önemli duraklar
var. Anadolu’nun arkeolojik değerlerini gözler önüne seren, tarih öncesi
çağlardan günümüze kadar pek çok eser ve anıyı koruyan, etnografik
eserler eşliğinde kültürel yaşamımıza büyük bir ayna tutan bu müze ve
örenyerlerimizden bazıları şöyle sıralanıyor: Göbeklitepe Örenyeri, Şanlıurfa: Dünyanın en eski tapınak merkezi olarak kabul edilen ve “tarihin
sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe, Unesco’nun Dünya Mirası
Geçici Listesi’nde de yer alıyor.
Mevlana Müzesi, Konya: Konya’da bulunan, eskiden Mevlâna’nın dergâhı
olan ve 1926 yılından beri faaliyet gösteren ve “Mevlana Türbesi” olarak
da anılan Mevlana Müzesi, Türkiye’nin inanç turizmi açısından en önemli
duraklarından biri.
Hacıbektaş Müzesi, Nevşehir: 105 müzenin yer aldığı listede inanç turizmi adına bir başka önemli durak, “Bektaşilik ve hoşgörüsünün merkezi”
olarak anılan Hacıbektaş Müzesi. Bektaşi Dergahı içinde yer alan müzede
Bektaşiliğe ait belgeler, günlük eşyalar, el yazmaları, hat örnekleri sergileniyor.
Aya İrini Anıt Müzesi, İstanbul: Bugüne kadar yalnızca özel izin ile ziyaret
edilebilen ve Bizans’tan günümüze kalmış en önemli kiliselerden biri
olan Aya İrini de bu listeye dahil edildi ve artık ziyarete açılıyor. Cumhuriyet Müzesi, Ankara: Türk siyasi tarihinde önemli bir yeri olan II. Türkiye
Büyük Millet Meclisi binası işlevini 27 Mayıs 1960 tarihine kadar 36 yıl
boyunca sürdürmüştü. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası 1923 yılında
Mimar Vedat Tek tarafından Cumhuriyet Halk Mahfeli olarak tasarlanmış
ve inşa edilmişti. 1924-1960 yılları arasında, Atatürk ilke ve devrimlerinin
gerçekleştirildiği, Cumhuriyetimizin gelişmesi için çok önemli kararların alındığı, çağdaş yasaların çıkarıldığı, uluslararası alanda Türkiye’nin
etkinliğini ve saygınlığını artıran antlaşmaların yapıldığı, çok partili sisteme geçişin sağlandığı bu önemli yapı da 105 müzenin yer aldığı listenin
içinde. Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Kırşehir: Japon Hükümeti
tarafından yaptırılan Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, ABD’de “En iyi yeşil
müze” (Green Good Design) ödülü kazanmıştı. Kırşehir il sınırları içinde
yer alan müze, özellikle yabancı turistlerin büyük ilgisini çekiyor.
8
Among 105 new museums...
Among the 105 new museums and ruins, that TÜRSAB has undertaken their modernisation and ticket office managements as the
enterprise partner of The Ministry of Culture and Tourism in museum
management, there are important stops that take place in the tour
programmes of many local and foreign travel agencies serving both
local and international markets. Some of these museums and ruins
that reveal the archaeological values, protect so many artefacts and
memories from the prehistoric ages to the present, reflect at large scale
our cultural life alongside with ethnographical artefacts are listed as
follows:
Göbeklitepe Ruins, Şanlıurfa: Göbeklitepe is assumed to be the oldest
temple centre of the world, qualified as the “zero point of history” and
takes place in The Unesco’s World Heritage Provisional List.
Mevlana Museum, Konya: Mevlana Museum in Konya, active since 1926,
is one of the most important stops of faith tourism in Turkey that was
originally the dervish lodge of Mevlana and also referred to as the “Mevlana Mausoleum”.
Hacıbektaş Museum, Nevşehir: Another important stop of faith tourism
among the list of 105 museums is the Hacıbektaş Museum, referred to
as the “centre for Bektashism and tolerance”. In the museum, that takes
place in the Bektashi dervish lodge, documents related with Bektashism,
daily articles, manuscripts and samples of calligraphy are displayed.
Hagia Irene (Aya Irini) Monument Museum, Istanbul: One of the most
important churches that was made in the Byzantine period could only be
visited with special permission until now is included to this list and will
be opened to visits.
Cumhuriyet (Republic) Museum, Ankara: The building of the second
Grand National Assembly of Turkey that has an important place in the
Turkish political history has served its purpose for 36 years, until May 27,
1960. The building of the second Grand National Assembly of Turkey was
designed and built by architect Vedat Tek as the gathering place of the
Republican People’s Party. This important edifice where the principles
and revolutions of Atatürk were realised, where very important decrees
were taken for the development of our republic, where modern legislation were enacted, where agreements that increased the efficiency and
Akdamar Anıt Müzesi, Van: Akdamar Adası’nda
yer alan Surp Haç Kilisesi, yalnızca mimari
özellikleri değil, “Kayıp Haç”ın bir parçasını
barındırdığı inancıyla da önem kazanıyor. Öyküye göre, 7. yüzyılda, Kudüs’ten İran’a kaçırılan
Hakiki Haç, Van yöresine getirilmişti. Haç’ın bir
parçasını barındırmak isteyen Kral I. Gagik, 915921 yıllarında Mimar Manuel’e bu kiliseyi yaptırmıştı. Akdamar Anıt Müzesi yerli ve yabancı
turist gruplarının büyük ilgisini çekiyor.
Ani Örenyeri, Kars: Cami, kilise ve Zerdüşt tapınağı ile yüzyıllar boyunca değişik ulus ve dinleri
bünyesinde barındıran Ani, Anadolu’daki çok
kültürlülüğün en güzel örneği.
Klaros Örenyeri, İzmir: Apollon adına inşa edilmiş tapınak, bir “Bilicilik Merkezi” olarak önem
kazanıyor ve özellikle yabancı turistler tarafından ilgi görüyor.
Sagalassos Örenyeri, Burdur: Türkiye’nin
UNESCO Dünya Miras Listesi adayları arasındaki Sagalassos, Anadolu’daki Roma uygarlığına ait en önemli kentlerden biri.
Alanya Müzesi, Antalya: Alanya Kalesi’ne çıkış
yolunun başlangıç noktasında, kent merkezinde
yer alan müze, Haziran 2011-Ekim 2012 tarihleri
arasında gerçekleştirilen restorasyondan sonra
kapılarını yeniden açmıştı. Pirin Örenyeri,
Adıyaman: Nemrut Örenyeri üzerinde bulunan
Pirin, Kommagene ülkesinin 5 büyük şehrinden
biriydi. 200’e yakın kaya mezarının bulunduğu
bir Nekropole sahip kent, Adıyaman turlarının
ikinci önemli durağı.
Şanlıurfa Kalesi: Türkiye’nin “Sıra Dışı Müze ve
Arkeolojik Alanları” kapsamında değerlendirilen Şanlıurfa Kalesi, hazırlanmakta olan yeni
tur programları listesine de dahil edilecek.
Tarihi Sinop Cezaevi ve Mardin Müzesi: Ağırlıklı
olarak yerli turistlerin ilgisini çeken bu iki
önemli müze Anadolu’nun yakın ve uzak tarihine ışık tutuyor.
prestige of Turkey were
signed between the
years 1924 and 1960 is
among the list of 105
museums.
Kaman Kalehöyük Archaeological Museum,
Kırşehir: Kalehöyük
Archaeological Museum that was made
by the Government
of Japan has won the
“Green Good Design” (The Best Green
Museum) award in USA.
The museum that is within
the boundaries of the City of
Kırşehir draws considerable
attention mostly of foreign
tourists.
Akdamar Monument Museum, Van: The Church
of the Holy Cross, located in Akdamar Island
does not only draw attention with its architectural features but also with the belief that the a
piece of the “Lost Cross” is housed. According
to the myth The Real Cross that was smuggled from Jerusalem to Iran in 7th century was
brought to Van. King Gagik I who wanted to
shelter a piece of the cross asked Architect Manuel in 915-921 to build this church. Akdamar
Monument Museum attracts great interest of
both international and national tourist groups.
Ani Ruins, Kars: Ani that housed different nations and religions for centuries with mosques,
churches and Zoroaster temples is a very good
sample of multi-cultures in Anatolia.
Claros Ruins, Izmir: The temple built in the
name of Apollo became famous as a “Centre of
Prophecy” and draws especially the attention
of foreign tourists.
Sagalassos Ruins, Burdur: Sagalassos is one
of the candidates of Turkey for UNESCO’s
World Heritage List and also one of the most
important cities of the Roman Civilisation in
Anatolia.
Alanya Museum, Antalya: The museum that
is located in the city centre, at the starting point of the road up to Alanya Castle
reopened its doors after the refurbishment
works realised between June 2011 and October 2012.
Pirin Ruins, Adıyaman: Pirin is located over
the Nemrut Ruins and was one of the 5 great
cities of the Commagene Kingdom. The city
that has a necropolis with almost 200 rock
graves is the second important stop for
Adıyaman Tours.
Şanlıurfa Castle: Şanlıurfa Castle that is
evaluated within “Extraordinary Museum and
Archaeological Fields” concept and will be
included in the new tour programmes to be
designed. Historical Sinop Prison and Mardin Museum: These two important museums
that enlighten the recent and ancient history
draw mainly the interest of local tourists.
9
MÜZELER
Museums
10
TÜRKİYE’NİN İLK DENİZ MÜZESİ
istanbul’un beşiktaş semtinde bulunan deniz müzesi; kadırgalar,
seyir aletleri, sancaklar ve tarihi kayıklar gibi denizcilikle
ilgili eserlerden oluşan yaklaşık 20 bin parçalık zengin
koleksiyonuyla türkiye’nin en büyük müzelerinden biri...
 Özgür Açıkbaş
THE FIRST NAVAL
MUSEUM OF TURKEY
The Naval Museum, located at the district
of Beşiktaş in Istanbul is one of the biggest
museums of Turkey with a rich collection
of 20 thousand pieces constituted by
artefacts related with the sea; such as
galleys, navigation instruments, starboards
and historical boats...
11
ahriye Nazırı Cemal Paşa! Deniz Müzesi’nden söz
edilecekse ilk önce onun adı anılmalı. Denizcilik
alanında yaptığı pek çok reformun yanında, 1897
doğumlu, kadim İstanbul Deniz Müzesi’ni yenileyen, modern bir görünüme kavuşturan da o. Gerçi bu müze, 31
Ağustos 1897’de Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa`nın
emirleri ve Tersane Komutanı Amiral Arif Hikmet Paşa’nın destekleri
ile Binbaşı Süleyman Nutki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki
Mayın Müfreze Komutanlığı’na ait binada “Müze ve Kütüphane İdaresi” adıyla kurulmuştu. Mütevazı bir yerdi o zamanlar. İçinde de tasnifi
yapılmamış birkaç parça eşya vardı.
1914 yılında Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa, müzede reform yapıp
müdürlüğüne Deniz Yüzbaşı Ressam Ali Sami Boyar’ı getirerek, müzenin bilimsel anlamda yeniden düzenlenmesine olanak sağladı. Deniz
Müzesi’nin geliştirilmesi ve bugünkü haline gelmesinin temelinde,
1917 yılında müzenin ilk kataloğunu yayınlayan, Türk gemilerinin
tam ve yarım modellerinin ve mankenlerin yapılabilmesi için “Mulaj
(döküm)-Manken Atölyesi”ni kuran Ali Sami Boyar’ın payı büyük.
Savaş Yıllarında Koruma
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olan müze, 1933 yılında Kasımpaşa’daki Nakkaşhane binasına taşınarak Bahriye Müzesi Müdürlüğü
adıyla açılmış. Müze, savaşlardan olumsuz yönde etkilendiği için II.
Dünya Savaşı’nda olası bir tahribattan korumak üzere koleksiyon, Ankara, İzmit ve Niğde’ye aktarılmış. Savaş sonunda, 1946 yılında, müzenin tekrar İstanbul’da kurulmasına karar verilmiş. Koleksiyon da önce
bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binasına depolanmış, sonra
da Dolmabahçe Camii Hünkar Mahfili’ne taşınmış. Dönemin Müze
Müdürü Haluk Şehsuvaroğlu idaresinde, 1948 yılında Preveze Deniz
Zaferi’nin 410. yıldönümü sırasında Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü
adı ile ziyarete açılmış.
Açıldı ama restorasyon devam ediyor
Müze son olarak 27 Eylül 1961’de, Beşiktaş İskele Meydanı’nda
Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın anıtı ve türbesi yanında,
bugün bulunduğu yere taşınmış. Müzeyi ziyaret etmediyseniz bile, hemen meydanda bulunan Barbaros Hayreddin Paşa türbesini görmüşsünüzdür. Şimdi isterseniz gelin, içeri girelim. Türk denizcilik tarihinin
güngörmüş kayıklarına, bahriyelilerin o güzel beyaz üniformalarına,
12
Cemal Pasha the Minister of Navy! If we are going to talk about the
Naval Museum it has to be his name that we first have to recall. Besides
so many naval reforms, he renovated and bestowed a modern look to
the old Istanbul Naval Museum that was established in 1897. In fact this
museum was established in August 31, 1897 with the order of the Minister of Navy Hasan Hüsnü Pasha from Bozcaada with the support of the
Commander of the Navy Yard Admiral Arif Hikmet Pasha by Major Süleyman Nutki at the building that belonged to the Mine Platoon Commandment within the Imperial Shipyard complex with the name “Museum and
Library Administration”. In those days it was a modest place. There were
only a few unclassified pieces of articles. Cemal Pasha who became the
Minister of Navy in 1914 made a reform in the museum and assigned
Lieutenant Painter Ali Sami Boyar as the manager and opened the way
to the reorganization of the museum in a scientific sense. Ali Sami
Boyar, who published the first catalogue of the museum in 1917 and set
up the “Casting – Model Atelier” so as to make complete and half ship
models and mannequins, had remarkable share in the development and
modern appearance of the museum.
Preservation during the years of war
The museum that is under the authority of the Naval Forces was moved
to the House of Muralists in Kasımpaşa in 1933 and was opened with
the title Naval Museum Management. As the museum was affected
negatively during wars the collection was moved to Ankara, Izmit and
Niğde during the World War II so as to keep it away from possible depredation. In 1946, at the end of the war, it was decided that the museum
Müzede çocuklar için denizcilik temalı bir çocuk odası düzenlenmiş (üstte).
Sergilenen kayıklardan örnekler (altta).
A kid’s room has been organized in the museum for children with marine theme
(above). Samples from displayed boats (below).
çapalara, amforalara, gemici düğümlerine bakalım...
2500 m2 alana sahip, üç kattan oluşan Ana Teşhir Binası, şu sıra
restorasyon nedeniyle kapalı. 2014 yılında restorasyon bittiğinde Yeni
Müze Binası ve Ana Teşhir Binası toplam 15.600 m2’lik bir alana sahip
olacak. Ve iki bina birbirine tüp geçitlerle bağlanacak.
Geçtiğimiz Ekim ayında ziyarete açılan yeni müze binası, Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı tarafından açılan bir mimari proje yarışması
neticesinde birincilik ödülünü alan projenin uygulanmasıyla inşa
edilmiş. Yeni müze binasında sergilenen en önemli eser şüphesiz
“24 Çifte Kürekli Tarihi Kadırga”. Osmanlı sultanlarının yakın sularda
kullandıkları tekne olan bu kadırga, dünyada orijinal olarak günümüze
kalmış tek kadırga örneği olarak biliniyor.
Kadırganın baş kısmı mahmuz şeklinde öne doğru uzanıyor. 40 m.
uzunluğunda, 5.70 m. genişliğindeki teknenin baş tarafında varaklı
oyma kabartma yıldız, hilal, güneş üçlüsü, stilize yaprak ve çiçekler
bulunuyor. İki direkli olan tekne, 24 çifte kürekle çekiliyormuş. Toplam
should be re-established in Istanbul. And the collocation was first stored
in the building of today’s North Commander Sea Area then moved into
the Sultan’s Box of the Dolmabahçe Mosque. In 1948, during the 410th
anniversary of the Naval Victory of Preveza it was opened to visitors with
the title Naval Museum and Archive under the management of Haluk
Şehsuvaroğlu who was the manager of the museum at the period.
Opened but the restoration is in progress
The museum finally moved to where it still is; on September 1961 to
Beşiktaş Iskele (Pier) Square next the Monument and Shrine of Chief
Admiral Barbaros Hayrettin Pasha. Even if you have not visited the museum you must have seen the shrine of Barbaros Hayrettin Pasha right
at the square. Now, if you want, let’s go in. And look at the sophisticated
boats of the Turkish naval history, those beautiful white uniforms of the
mariners, anchors, amphora and sailor knots...
The Main Exhibition Building that has 2500 m2 area on three floors is
Dünyada orijinal olarak var olan tek kadırga olma özelliği
taşıyan müzenin en dikkat çeken eseri, “24 Çifte Kürekli
Tarihi Kadırga”sı. 16. yüzyıldan kalma kadırganın, Sultan
IV. Mehmet devrinde kullanıldığı düşünülüyor (en üstte ve
ortada). Saltanat kayıklarındaki süslemeler, kullanıldıkları
dönemin sanatını ve Osmanlı’nın ihtişamını sergiliyor
(üstte). Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara Gazi Çiftliği’ndeki
Karadeniz Havuzu’nda kullandığı sandal (sağda).
The most attractive work of art displayed in the museum
is the “Historical Galiot with 24 Double Rowers” which
is the only original in the world. This galiot is from 16th
century and believed to have been used in the period
of Sultan Mehmet IV. (topmost and in the middle). The
decorations of the Sultanate boats reflect the art of the
age and the glory of the Ottomans (above). The boat
that Mustafa Kemal Atatürk used in the Karadeniz Pool
at Ankara Ghazi Ranch (right).
13
144 kürekçi tarafından çekilen kadırganın bir
küreğini 3 kişi çekermiş.
Atatürk’ün kayıkları da burada
Müzenin diğer önemli parçaları arasında
kayıklar var: Mustafa Kemal Atatürk’e ait üç
kayık ve Atatürk’ün Florya’da ve Gazi Çiftliği’ndeki havuzlarda kullandığı kayıklar. Saltanat kayıkları ise altın varaklı süslemeleriyle
dikkat çekiyor. Bu kayıkların dışında ayrıca
piyade kayıkları ve saray halkı tarafından
kullanılan diğer kayıklar da var.
Tarihi kayıkların yanı sıra “Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı Sergisi ve Türk Deniz
Tarihinden Sayfalar” sergilerini de mutlaka
görmenizi öneririz. Örneğin Orhaniye Zırhlı
Fırkateyni’ne ait 14.5 m. uzunluğunda, dünyanın en büyük gemi baş arması ve İstanbul’un
fethinde Bizanslılarca Haliç’in ağzına gerilen tarihi zincir de bu bölümde yer alıyor.
Savaşlarda kullanılan top, tüfek, tabanca ve
bombalar, torpido ve mayınlar, gemi modelleri, armalar, gemi baş figürleri de görülmeye
değer. Sancaklar, Osmanlı Donanması için
oldukça önemliydi. Kumandan gemisinin
sancağı, savaş gemisi sancağı birbirlerinden
farklı olurdu. Şu an sergilenmemekle birlikte,
İnebahtı Muharebesi Sancağı ve Barbaros
Hayreddin Paşa’nın sancağı da Deniz Müzesi
envanterinde yer alıyor. Deniz Müzesi, denizcilik tarihimizi anlamak için gezilip görülmesi
gereken bir müze. Belki de her gün önünden
gelip geçtiğiniz o kapıdan bu kez giriverin.
Büyüleyici bir tarih sizi bekliyor!
Hediyelik Eşya Mağazası (en üstte). Saltanat kayıklarında kullanılmış kürekler (üstte solda). Çaka Bey Sergi
Salonundan görüntüler (üstte ve ortada). Süleyman Nutki Çok Amaçlı Salonu (üstte). 24 Çifte Kürekli Tarihi
Kadırga (solda).
Souvenir Shop (topmost). Oars used in Sultanate boats (above left). Scenes from Çaka Bey Exhibition Hall
(above and in the middle). Süleyman Nutki Multi Purposed Hall (above). Historical Galiot with 24 Double Oars (left).
14
BARBAROS
HAYRETTİN PAŞA
TÜRBESİ
Deniz Müzesi’ni gezdikten sonra, hemen yanında yer alan büyük denizci Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesini de görmeyi unutmayın. Barbaros Türbesi’nin restorasyon
çalışmaları bitti, çok yakında halkın ziyaretine açılacak. Barbaros Hayreddin Paşa’nın
naaşı, Mimar Sinan tarafından yapılan bu
türbede yer alıyor. 1475 yılında Midilli’de
dünyaya gelen Barbaros Hayreddin Paşa
(Hızır Reis), Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk
kaptan paşası ünvanına sahip amirali oldu.
Akdeniz’de Osmanlı’nın egemenliğini artırdı
ve Akdeniz’in “Türk Gölü” olarak anılmasını
sağladı. Barbaros, Kızıl Sakal, Hayreddin,
Hızır Reis gibi isimlerle de anıldı.
closed for restoration. In 2014, when the restoration is over the New Museum Building and
the Main Exhibition Building will have a total
area of 15,600 m2. And the two building will be
connected to each other with tube passages.
The New Museum Building that was opened
to visits in last October was built in accordance with the first prize award winner project
of architecture contest that was opened by the
Turkish Naval Forces. The most important work
of art displayed in the new museum building is
certainly the “Historical Galiot with 24 Double Rowers”. This galiot that was used by the
sultans at close waters is known to be the only
original sample galiot that has survived.
The front part of the galiot is stretched out in
the shape of a spur. At the head of the galiot,
that is 40 m long with 5.70 m width, there are
a star, a crescent and sun trio, styled leaves
and flowers in gilded engraved reliefs. The boat
that has two masts was used to be rowed by 24
double oars. The galiot was rowed by a total of
144 rowers, three on each oar.
After you visit the Naval Museum do not forget to see the shrine of the great mariner Barbaros Hayrettin Pasha just next to it. The restoration works of the Shrine of Barbaros is over and soon it will be
opened to public visits. The dead body of Barbaros Hayrettin Pasha lies in this shrine made by Sinan
the Architect. Barbaros Hayrettin Pasha (Captain Hızır) was born in 1475 in Lesbos and he was the
first admiral of the Ottoman Empire with the title, captain pasha. He increased the sovereignty of the
Ottoman in the Mediterranean and thus enabled the Mediterranean to be called, “The Turkish Lake”.
Barbaros was as well called with the names: Red Beard, Hayreddin, and Captain Hızır.
 Wikipedia
Atatürk’s boats are also here
Among the other important pieces of the
museum are the boats: three boats that belong
to Mustafa Kemal Atatürk and the small boats
that he used at Florya and the pools at the
Ghazi’s Ranch. And the Imperial boats draw
attention with their golden gilded decorations.
Apart from these there are also the boats of the
marine and other boats that were used by the
members of the palace.
Besides historical boats we recommend that
you must also see the Wood Art Exhibition
in the Ottoman Navy and Pages from the
History of Turkish Marine. For example the
figurehead of the Orhaniye Armoured Frigate is the longest figurehead on earth with
14.5 m length and the historical chain that
was stretched at the mouth of the Golden
Horn by the Byzantine during the conquest
of Istanbul are displayed in this section. The
cannons, rifles, pistols and bombs, torpedoes and mines, model ships, heraldries and
figureheads are worth seeing.
For the Ottoman Navy, Flags were quite
important. The flag of the commandant ship
was different from the flag of the battle ship.
Although they are not in display now, the
Flag of the Battle of Lepanto and the Flag of
Barbaros Hayrettin Pasha are in the inventory
of the Naval Museum.
You have to visit and see the Naval Museum
so as to understand our naval history. May be
you pass by it every day but this time just go
in through that door. A mesmerising history
is waiting for you!
THE SHRINE OF BARBOROS HAYRETTIN PASHA
Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi ve 16. yüzyılda
yapıldığı düşünülen tabloları. Matrakçı Nasuh’un
eserinde ise 1543’te Fransa’nın Toulon limanında,
Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı
donanması görülüyor.
The shrine of Barbaros Hayrettin Pasha and the paintings
that are believed to be made in 16th century. In the
painting of Matrakçı Nasuh you see the Ottoman fleet
under the commandment of Barbaros Hayrettin Pasha in
the Port of Toulon, France in 1453.
15
MÜZELER
Museums
 Rasim Konyar
ŞANLIURFA ARKEOLOJİ MÜZESİ
geçmişten günümüze önemli bir köprü
görevi üstlenen şanlıurfa toprakları
kültür zenginliği ile göz kamaştırıyor.
birbirinden değerli, 66 binden fazla
esere sahip şanlıurfa arkeoloji müzesi,
2014 yılında yeni binasına taşınmaya
hazırlanıyor.
ŞANLIURFA
ARCHAEOLOGY MUSEUM
The land of Şanlıurfa, an important bridge between the
past and the present, is dazzling with its cultural richness.
Şanlıurfa Archaeology Museum that houses over 66
thousand pieces, each more valuable than the other,
is getting ready to move into its new building in 2014.
Göbeklitepe kazılarında bulunan aslan
ve yaban domuzu heykelleri (solda).
Bozova, Lidar Höyük kazılarında ele
geçen balık formundaki heykel (üstte).
Lion and boar sculptures found in
Göbeklitepe excavations (left).
A sculpture in the shape of a fish found
in the excavations executed in Bozova,
Lidar Tumulus (above).
16
oktanrılı dinler çağlarından başlayarak, üç büyük
dinin yeşermesine ev sahipliği yapan, insanlık
aleminin inanç yolculuğuna sayısız eser ve efsane armağan eden ve “peygamberler şehri” olarak
ün yapan Şanlıurfa, geçmişi günümüze bağlayan önemli bir köprü
görevi üstleniyor.
Hele 11 bin 500 yıllık tarihi gözönüne alındığında, benzersiz bir birikime sahip bu ilimiz, son yıllarda gerçekleşen bir arkeolojik kazıyla,
tüm dünyanın dikkatini bir kez daha üzerine çekti. Göbeklitepe’de
devam eden kazılar, dünya arkeoloji tarihinin bilinen tüm doğrularını değiştirdi ve dünyanın en eski tapınağının Türkiye topraklarında yer aldığını kanıtladı. Şanlıurfa’nın Müze’si de göz kamaştıran bu
kültürel zenginliğe parlak bir ayna tutuyor.
Müzenin tarihi
Şanlıurfa’da bir müze açılması fikri 1948 yılına uzanıyor. O zamanlar mevcut olan eserlerin Atatürk İlköğretim Okulu’nda bir depoda
toplanması, müze için atılan ilk adımı oluşturmuş.
Ancak, bu alanın yetersiz kalması üzerine 1965 yılında, Şehitlik
mevkiinde, 1500m2 lik bir alan üzerine bir müze binasının yapımına
başlanmış. Binanın tamamlanmasından sonra Şanlıurfa Müzesi
1969’da ziyarete açılmış. Zengin bir tarihi geçmişi olan Şanlıurfa’da,
birçok höyük ve eski yerleşim bölgeleri var. İl merkezinin 44 km.
güneydoğusunda yer alan, kendine özgü sivil mimarisiyle büyük ilgi
toplayan ve MÖ 5 binden günümüze kadar kesintisiz iskan edilen
Harran, bunların en önemlilerinden biri. Şanlıurfa Müzesi gerek
kendi ekipleri gerekse yabancı ekiplerle işbirliği yaparak yıllardır
çok önemli kazı ve araştırmaları sürdürüyor. Bunların en önemlileri
arasında 1987’den itibaren Atatürk Barajı’nın suları altında kalan
Lidar Höyük ve Hassek Höyük’te yabancı bilim heyetlerince yapılan
kazı ile Çavi Tarlası ve Nevali Çori’de Müze Müdürlüğü tarafından
yapılan kurtarma kazıları yer alıyor. Tilbeş Höyük, Göbeklitepe, Kazane Höyük ve Gürcütebe, Titriş Höyük ise diğer önemli kazı alanlarından. Bu arada kazı çalışmaları arttıkça, müze yetersiz kalmaya
başlamış ve yeni depo ve sergileme alanları eklenerek 1987 yılında
yeniden hizmete açılmıştı.
Paleolitik Dönem’den başlıyor
Şanlıurfa’da şu anda hizmet vermekte olan müze binasının giriş ve
üst katında üç arkeolojik, bir etnografik sergi salonu, idari
bölümler, çok amaçlı salon, kütüphane, bodrum katında ise
depolar, laboratuvar ve fotoğrafhane yer alıyor.
Harran Örenyeri’nde yapılan kazı çalışmalarında ele geçen
eserler kronolojik olarak ayrı vitrinlerde sergileniyor. Giriş katındaki salonda; Asur, Babil ve Hitit
Çağları’na ait taş eserler ile Neolitik Dönem’e ait
heykeller var.
Arkeolojik seksiyona ait ikinci ve üçüncü salonlarda; Alt ve Orta Paleolitik Dönem’e ait (MÖ
300.000-40.000) çakmaktaşı aletler, Neolitik
Çağ’a ait (MÖ 10.000-5.000) çakmak taşından
kesici aletler, deliciler, taştan idoller ve kaplar;
Kalkolitik Çağ’a ait (MÖ 5000-300) pişmiş
topraktan yapılmış boyalı ve boyasız geometrik
desenli çanak çömlekler, mühürler, ölü gömme
küpleri (pithos) ve fayanstan yapılmış kolye taneleri; Eski Tunç Çağı’na ait (MÖ 3.000-2.000) pişmiş
Müzede sergilenen Mezopotamya Uruk eserleri
(üstte ve sağda).
Mesopotamian Uruk artefacts displayed in the
museum (above and right).
Şanlıurfa that has been the host of the
development of three major religions
and bestowed innumerable number
of artefacts and legends as of the
ages of polytheist religions during
the belief voyage of humanity, earned
reputation as the “city of prophets” and
has undertaken the function of an important bridge between the past and the
present.
Above all the city that has an
unmatchable accumulation when
you take into consideration its
history of 11 thousand 500 years, has
drawn the attention of the world once
more to itself with the archaeological
excavations executed during recent years.
The excavations that are in progress at Göbeklitepe has altered all
the facts of the recognised history of archaeology and proved that the
oldest temple of the world is in Turkey. And the Museum of Şanlıurfa
successfully reflects this dazzling cultural richness.
History of the Museum
The idea of opening a museum in Şanlıurfa goes back to 1948. The
collection of the existing artefacts in a storeage in Atatürk Primary
School was the first step put forward for a museum.
But, as the space of this area became insufficient a museum building
was started to be build in 1965 at Şehitlik (Martyrdom) location on
an area of 1500 m2. After the completion of the building the Şanlıurfa
Museum was opened to visits in 1969.
There are many mounds and old settling areas in Şanlıurfa that has
a rich historical past. Harran that is situated 44 km to the southeast
of the city centre and draws considerable attention with its unique
civil architecture and has been inhabited since 5000 BC is among the
most important ones.
The Museum of Şanlıurfa is carrying on very important excavations
and researches for years both with
their own team and in coordination
with foreign teams. Among the most
important ones are the excavations
operated by foreign scientific
ŞANLIURFA’NIN YENİ ARKEOLOJİ MÜZESİ
Eski ve Orta Tunç Çağı’na ait kap kacaklar ve
müzenin salonlarından biri.
Pottery from the Old and Medieval Bronze Ages
and a hall in the museum.
topraktan mühür
baskılı küp parçaları, silindir ve damga
mühürler, figürinli kap parçaları,
hayvan figürinleri,
madeni eşyalar, takılar ve idoller gibi
çok çeşitli eserler
sergileniyor.
Haleplibahçe’de 60 bin metrekare alanda, mevcut arkeoloji müzesinin 12 katı büyüklüğünde, 32 bin m2 kapalı alanlı, 3 katlı, yeni “Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi” inşa ediliyor. Haleplibahçe’de ortaya çıkan
mozaiklerin sergileneceği 6000 metrekare alanda ise “Edessa Mozaik
Müzesi” ve iki müze arasında “Arkeo Park” yer alacak. Hızla yol
alan inşaat çalışmalarının 2014 yılı Haziran ayı içinde tamamlanması bekleniyor. Müze projesi tamamlandığında yaklaşık 10.000
eser aynı anda sergilenebilecek. İnşaatın % 80 bölümü tamamlanmış
durumda. Haleplibahçe projesinin uygulama sahasının tamamı 200
dönümlük bir alan. Bunun 60 dönümlük kısmı Kültür ve Turizm
Bakanlığı’na tahsis edildi. Geri kalan bölgede ise Şanlıurfa Belediyesi
tarafından yeşil alan, otopark ve amfi tiyatro çalışmaları yapılıyor.
Çalışmalar tamamlandığında, Müzeler ve Arkeo Park’ın bölgede
Balıklıgöl’e alternatif bir alan oluşturması hedefleniyor.
THE NEW
ARCHAEOLOGY MUSEUM OF ŞANLIURFA
The new “Şanlıurfa Archaeology Museum” is under construction in
Haleplibahçe on an area of 60 thousand m2, 12 times larger than the
existing museum, with 32 thousand m2 covered area on three storeys.
The mosaics that have been unearthed in Haleplibahçe will be
displayed in an area of 6000 m2 in “Edessa Mosaic Museum” and the
“Archaeo Park” will be in between the two museums. The construction works that is in progress at full speed is expected to be completed by June 2014. When the museum project will be completed
approximately 10,000 artefacts will be displayed at the same time.
80 % of the construction is completed. The complete area of Haleplibahçe project is 200 decares. 60 decares of it is allocated to the
Ministry of Culture and Tourism. Şanlıurfa Municipality is carrying
on with greenbelt, Auto Park and amphitheatre works on the rest of
the area. When the works will be over the Museums and the Archaeo
Park are expected to create an alternative area to Balıklıgöl.
18
Yöresel eserler
Etnografik eserler seksiyonunda; yörenin özelliklerini taşıyan giysiler, gümüş ve bronz takılar, el sanatlarına ait örnekler, yöreye özgü
oymalı, kitabeli ahşap kapılar ve pencere kanatları, hat sanatına ait
eserler, el yazması Kur’an-ı Kerim’ler bulunuyor.
Arkeolojik eserler kronolojik olarak müze bahçesinde de teşhir ediliyor. Müzenin ön tarafında, hayvan tasvirlerinin yer aldığı mozaik
bir havuz yer alıyor.
2007 yılı itibariyle Şanlıurfa Müzesi’nde 2.450 etnografik eser,
44.576 adet sikke, 7 adet tablet, 1.061 adet mühür ve mühür baskısı,
9 adet el yazması kitap, bir adet arşiv vesikası olmak üzere 66.045
adet eser var. Ayrıca 1.124 adet kitap, 2 askeri yapı, 29 dinsel ve
kültürel yapı, 431 adet taşınmaz kültür varlığı mevcut. Müzenin sit
alanları ise 102 adet arkeolojik sit alanı, 3 adet kentsel sit alanı, 3
adet doğal sit alanı ve 1 adet tarihi sit alanı olmak üzere 109 adet
olarak sıralanıyor.
Şanlıurfa’nın Arkeolojik Kazıları
Şanlıurfa’da yer alan höyük ve arkeolojik kazı alanlarından bazıları
şöyle sıralanıyor:
Göbekli Tepe: Arkeolojik bir alan olarak ilk kez 1963 yılında fark edilen Göbekli Tepe, Şanlıurfa ilinin 15 km kuzeydoğusunda, Merkez
Örencik Köyü yakınlarındaki dağlık alan üzerinde yer alıyor. Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden
Klaus Schmidt’in ekibi tarafından 1995 yılından beri sürdürülen
arkeolojik kazı çalışmalarında yüzeye çıkarılan buluntular arasında,
Erken Neolitik Dönem’e (Çanak Çömleksiz Neolitik) ait yuvarlak
plânlı yapılar, en dikkat çekici buluntular oldu. Kültle ilişkili olduğu
düşünülen bu yapılar, boyları 5 metreye ulaşan “T” biçimli dikilitaşların belli aralıklarla daire oluşturacak şekilde dizilmesi ve etrafının
duvarlarla çevrilmesiyle oluşturulmuş. Bazı dikilitaşların üzerinde,
çoğunluğunu yılan, tilki, yaban domuzu ve kuşların oluşturduğu
çeşitli hayvan kabartmaları bulunuyor. Kazılar sonucunda çok
sayıda hayvan heykeli, çakmaktaşından aletler, taştan boncuklar
ve kaplar açığa çıkartıldı. Eldeki bulgulara göre Göbekli Tepe’de bu
dönemde, insanların avcılık ve hayvancılıkla geçindiği, henüz tarım
yapılmadığı düşünülüyor. Şimdilik en erken tabaka olan III. Tabakanın tarihi MÖ 9000 olarak belirtiliyor. Yerleşim yerinde henüz ana
toprağa ulaşılamadı. Harran: Şanlıurfa İl merkezinin 44 km.
güneydoğusunda, Harran İlçesi merkezinde yer alır. Tevrat’ta
“Haran” olarak geçen şehir hakkındaki en erken bilgiler,
Kuzey Suriye’de Mari şehrinde yapılan kazılarda bulunan
mektuplardan geliyor. Ayrıca Kültepe ve Ebla’da
bulunan tabletlerde de Harran’dan bahsedildiği
biliniyor. Hititler ile Mitanniler arasında yapılan
bir antlaşmada Harran’daki ay tanrısının (Sin)
şahit tutulduğu da bilgiler arasında.
Harran’da bugün ayakta olan kalıntılar daha çok
şehrin İslami devirlerine ait. İlk üniversitenin
kurulduğu bu kentte camiler, surlar ayakta kalan
kalıntılar olarak dikkat çekiyor. Önemli ticaret
yollarının geçtiği Eski Harran sur duvarıyla çevrili. Ulu Cami ya da yerel adı ile Cami el-Firdevs, giriş kalıntılarıyla
ayakta duruyor. Eski mimari geleneği sürdüren kubbeli toprak evler
ise Harran’ın karakteristik bulguları. Son yıllarda şehrin ortasında
yer alan höyükte gerçekleştirilen kazılar sonucunda prehistorik
tabakalara rastlandı.
Nevali Çori: Şanlıurfa İli’ne bağlı, Hilvan İlçesi’nde Fırat Nehri’nin
bir kolu olan Kantara Çayı kenarında yer alan Nevali Çori, 1992
yılında Atatürk baraj gölü suları altında kaldı. 1983-1991 yılları
arasındaki kazılarda en dikkat çekici tabaka Erken Neolitik Dönem
(Çanak Çömleksiz Neolitik) oldu. Bu tabakada, dikdörtgen planlı çeşitli yapı tiplerinden ve dörtgen planlı, tabanı mozaik kaplı, içinde
çok sayıda T biçimli dikilitaşlar ve heykeller bulunan kült binasından oluşan bir köy yerleşmesi açığa çıkartıldı. Kazılar sonucunda,
bu dönemdeki insanların yerleşik hayata henüz geçmeye başladığı,
DÜNYANIN
EN ESKİ HEYKELİ
Balıklıgöl Mevkii’nde bir hafriyat
çalışması sırasında bulunan Balıklıgöl Heykeli MÖ 9500 yılına
tarihleniyor. Kalkerden yapılmış ve gözlerinde obsidyen
kullanılmış olan insan boyutlarındaki heykelin erkekliği
simgelediği düşünülüyor.
THE OLDEST
SCULPTURE OF
THE WORLD
The Balıklıgöl Sculpture
found during an excavation
near Balıklıgöl location is dated
back to 9500 BC. It is believed
that the sculpture at human
dimensions made out of limestone
with obsidian eyes symbolises
manhood.
teams at Lidar Tumulus and Hassek Tumulus that have
been submerged at Atatürk Dam since 1987 and
also the salvation excavations run by the Museum
Management at Çavi Field and Nevali Çori. Tilbeş
Tumulus, Göbeklitepe, Kazane Tumulus and
Gürcütepe, Titriş Tumulus are among those
other important excavation sites. Meanwhile,
as the excavation works increased the museum
started to be insufficient and new store and exhibition areas were annexed and the museum was
reopened in 1987.
It starts as of the Palaeolithic Period
In the ground and upper floors of the museum building of Şanlıurfa
that is in service now, there are three archaeological, one ethnographic exhibition halls, administrative sections, a multipurpose hall,
library and at the basement there are the storages, laboratory and
photography sections.
The artefacts discovered during the excavations in Harran Ruins are
displayed in chronological order in different display windows. In the
hall at the ground floor there are stone artefacts from the Assyria,
Babylon and Hittite ages together with sculptures of the Neolithic
Period.
In the second and third halls that belong to the archaeological
section so many different articles are displayed such as; flint stone
tools of the sub and mid-Palaeolithic Periods (300,000 – 40,000 BC),
cutters, punchers from flint stones, cult figures and cups from the
Neolithic Age (10,000-5,000 BC); earthenware, painted or not, with
geometrical designs, stamps, pithoi (large cups to bury dead bodies)
and necklace beads made out of ceramic from the Chalcolithic Age
(5000-300 BC); Pieces of cubes of earthenware that have been stamp
printed, cup pieces with figurines, animal figurines, metal ware, jewellery and cult figures.
Regional artefacts
In the ethnographic artefacts section; there are clothing, silver and
bronze jewellery, samples of handicrafts that carry the features of
the region, wooden doors with inscriptions and window sashes
carved with indigenous figures, calligraphic artefacts and handwritten Holy Korans.
Archaeological artefacts are also displayed in the garden of the
museum in chronological order. In the front section of the museum
there is a mosaic pool with animal figurations.
As of 2007 there are a total of 66,045 artefacts consisted of 2,450
ethnographic artefacts, 44,576 coins, 7 tablets,
1,061 stamps and stamp impressions, 9 handwritten books and an archive document in the
Şanlıurfa Museum. There are also 1,124 books,
2 military structures, 29 religious and cultural
structures and 431 immovable cultural assets.
And the site fields of the museum that are
109 in total are listed as 102 archaeological
sites, 3 urban archaeological sites, 3 natural
archaeological sites and 1 historical archaeological site.
Eski ve Orta Tunç Çağı’na ait
oyuncaklar (üstte) ve aynı
dönemden insan ve hayvan
figürinleri (sağda).
Toys from the Old and Medieval
Bronze Ages (above) and
human and animal figurines
from the same period (right).
19
The Archaeological Excavations of Şanlıurfa
Some of the tumulus and archaeological excavation
fields in Şanlıurfa are listed as follows:
Göbekli Tepe: Located 15 km to the northeast
of Şanlıurfa, Göbekli Tepe was first noticed as
an archaeological site in 1963. It takes place on
a mountainous area close by Central Örencik
Village. Among the most riveting foundlings
that have been discovered during the
excavations carried out since 1995 by
Klaus Schmidt and his team from the
German Archaeology Institute under
the supervision of the Şanlıurfa Archaeology Museum are the round designed
constructions of the Early Neolithic
Period (Neolithic without Pottery). These
constructions that are believed to be
related to cults are constituted by “T” shaped obelisks placed with
certain spaces in between so as to form a circle and surrounded by
a wall. On some of the obelisks there are reliefs mostly in shapes
of snakes, foxes, boars and birds. At the end of the excavations
many animal sculptures, tools made from flint stones, stone beads
and cups were discovered. According to the existing foundlings it
is believed that the people of Göbekli Tepe subsisted on hunting
and stockbreeding, agriculture was not yet practiced. For the time
being the date of the earliest layer, Layer III is designated as 9000
BC. The main soil of the settlement area has not been reached yet.
Harran: Located 44 km southeast of Şanlıurfa City centre and at
the centre of Harran Province. The earliest information on the city
that is referred to as “Haran” in the Old Testament comes from the
letters that were found during the excavations executed in the city
Mari in Northern Syria. Also, it is known that Harran is referred to
in the tablets that were found in Kültepe and Ebla. In an agreement signed between the Hittites and Mitanni’s we reach to the
information that the god of moon (Sin) in Harran was the witness.
Most of the ruins in Harran that can be seen today are mostly
from the Islamic periods of the city. Mosques and city walls are
the ruins that have survived in the city where the first university
was established. Old Harran, through which important trade roads
passed, is surrounded by city walls. Ulu (Sublime) Mosque or
Mosque el-Firdevs, as called by the locals, is still on foot with the
ruins of its entrance. And the domed earth houses that sustain
the old architectural tradition are the characteristic indications
of Harran. At the end of excavations, realised at a tumulus in the
city centre, prehistoric layers were met. Nevali Çori: Nevali Çori,
located by the Kantara Stream of Euphrates in the Hilvan District
of Şanlıurfa, was left under the waters of the Atatürk Dam Lake
in 1992. During the excavations held between 1983 and 1991 the
most interesting layer found was the Early Neolithic Period (Neolithic without Pottery). At this layer, a village settlement constituted by a cult building with various rectangular planned construction types and quadrilateral planned, mosaic laid bases full of T
shaped obelisks and sculptures were discovered. At the end of the
excavations it was understood that the people of that
period were just stepping into a settled life, agriculture had started alongside hunting
and stockpiling as well as taming
animals.
Halepli Bahçe kazılarından
çıkartılan Edessa
mozaiklerinden örnekler
(solda). İdol örnekleri (üstte)
ve müzede sergilenen cam
eserlerden bir kaçı (sağda).
Samples from Edessa mosaics
unearthed from Halepli
Bahçe excavations (left). Idol
samples (above) and a few of
the glass articles displayed in
the museum (right).
20
Most of them were left
under the water
So many other excavations
were executed in Şanlıurfa,
but most of the tumulus and
excavation areas were left
under the dam water; those
that were saved were taken
to the museum. Other tumulus and archaeological sites where excavations were
held within the city are as follows:
Gürcütepe that is located within the
boundaries of Şanlıurfa central Gürcü Tepe
village; The Mezraa-Teleilat Tumulus, Gre
avcılık ve toplayıcılığın yanı sıra tarım yapıldığı ve hayvan evcilleştirilmeye başlandığı
anlaşıldı.
Virike, Akarçay tepe, Akarçay Tumulus,
Mezraa Tumulus, Hacı Nebi Tepe, Fıstıklı
Tumulus, Şavi Tumulus, Tilbes Tumulus,
Zeytinlibahçe Tumulus within the boundaries of Birecik District; Hassek Tumulus,
Çavi Field in Siverek District; Lidar Tumulus, Kurban Tumulus, Söğüt Field, Biris
Cemetery, Şaşkan Tumulus Flat Settlement (Kumar Tepe) in Bozova District;
Kazane Tumulus at 4 km to the southeast
of the city, Titriş Tumulus at 36 km to the
north of city centre and Sultantepe and
Aşağıyarımca Tumulus at the southeast of
the city centre.
Osmanlı Dönemi’ne ait, 18-19. yüzyıllardan kalma el
yazması Kuran-ı Kerimler ve eski bir soy ağacı örneği
(sol üstte). Şanlıurfa evlerine ait bir kapı (solda).
Osmanlı’dan lambalar, porselen ve cam eşyalar (altta).
İslami Dönem’i simgeleyen üzüm kabartmalı, işlemeli
sütun ve detayı ile bahçede sergilenen lahitler (altta).
Handwritten Holy Korans of the 18-19th centuries from
the Ottoman Period and an old family tree
sample (left above).
A door from a Şanlıurfa house (left).
Lamps, porcelain and glass articles from
the Ottoman (below). Inlaid column with
grape reliefs and detail symbolising the
Islamic Period and sarcophagi
displayed in the garden
(below).
Çoğu sular altında kaldı
Şanlıurfa’da daha pek çok kazı yapıldı, çoğu
höyük ya da kazı alanı baraj suları altında
kaldı, kazılardan kurtarılanlar müzeye götürüldü. İl genelinde kazı yapılan ve önemli
sayılan diğer höyük ve arkeolojik alanlar
şöyle sıralanıyor:
Şanlıurfa Merkez Gürcü Tepe Köyü sınırları
içinde yer alan Gürcü Tepe; Birecik İlçesi sınırları içindeki Mezraa-Teleilat Höyüğü, Gre
Virike, Akarçay Tepe, Akarçay Höyük, Mezraa
Höyük, Hacı Nebi Tepe, Fıstıklı Höyük, Şavi
Höyük, Tilbes Höyük, Zeytinlibahçe Höyük;
Siverek ilçesinde Hassek Höyük, Çavi Tarlası; Bozova ilçesinde Lidar Höyük, Kurban
Höyük, Söğüt Tarlası, Biris Mezarlığı, Şaşkan Höyük Düz Yerleşmesi (Kumar Tepe);
ilin 4 km. güneydoğusunda yer alan Kazane
Höyük, il merkezinin 36 km. kuzeyinde Titriş
Höyük ve il merkezinin güneydoğusunda yer
alan Sultantepe ile Aşağı Yarımca Höyüğü.
21
Floransa kenti, Leonardo da Vinci’nin Beşaret (Müjde)
tablosundan detay (sol üst), Floransa kent arması (sağda)
ve Michalengelo’nun David heykelinden detay (sağ sayfa).
The city of Florence; detail from Leonardo da Vinci’s
Annunciation painting (top left); coat of arms of the city
of Florence (right) and detail from Michelangelo’s statue of
David (right page).
22
 Shutterstock&Wikipedia
DÜNYA
MÜZELERİ
World
Museums
medici ailesi tüm koleksiyonunu
floransa kentine bağışlıyor ve ufizzi
galeri 1765’de resmen halka açılıyor.
dünyanın en şanslı kentlerinden biri
olan floransa, rönesans’ın doğuşundan
beri yeryüzünün sanat merkezi!
RÖNESANS’ın BEŞİĞİ FLORANSA ve
600 Yıllık Sanat Hazinesi Uffizi Galeri
FLORENCE, CRADLE OF THE RENAISSANCE and
The Uffizi Gallery, the 600 Year-old Art Treasure
The Medici Family donates its entire art collection to the city of Florence and Uffizi
Gallery officially opens to the public in 1765. Florence is one of the luckiest cities on
earth, as the art centre of the world since the dawn of Renaissance!
23
ir süre İtalya Krallığı’na, tarih boyunca İtalya’nın sanat ve kültürüne başkentlik yapmış, Toscana bölgesinin başkenti Floransa (Firenze), “Yeniden Doğuş;
Rönesans”ın da başkenti! Floransa yüzlerce yıl, her türden sanatçıyı
kendine çektiğinden, diğer şehirlerle kıyaslanamayacak zenginlikte
sanat eseri burada birikmiş. Geç Gotik ile Erken Rönesans’ı birbirine
bağlayıp, perspektif ve doğal renklendirme teknikleriyle plastik sanatlara büyük yenilik getiren, resme üçüncü boyutu sokan Floransa Okulu da
burada gelişmiş. Floransa’nın şansı; bütün bunların mesenlik yarışındaki zengin ailelerce desteklenmesinde saklı.
Floransa’yı nasıl gezmeli?
Adını bahar tanrıçası “Flora” dan alan Floransa, tarihi dokusunu
koruyarak sunduğu çağdaş şehircilik ve toplu taşım olanaklarıyla cıvıl
cıvıl bir şehir. Bir Floransa Kartı edinmek ise hem para hem zamandan
tasarruf demek. Klasik Ortaçağ şehir planı, Floransa’ya egemen. Tam
ortasındaki katedral “Duomo” merkezi oluşturuyor. Onun tam karşısındaki Vaftizhane’nin tavan mozaiklerini, Signora Meydanı’nda Cellini’nin
bronz Perseus heykelini, Giambologna’nın tek mermer bloğundan
yontuğu Sabina Kadınlarına Tecavüz şaheserini, su perileriyle çevrilmiş
Neptün Çeşmesi’ni yaya gezmek çok kolay. Floransa Belediyesi, şehir
için kolaylaştırıcı rotalar öneriyor: Michelangelo’nun Floransası, 19.
yy Floransası: Meydanlar ve Müzik, Tarihi Trenle Floransa- Ortaçağ ve
Rönesans, Bisikletle Floransa Rönesans Turu ve engelli gezginler için
düzenlenmiş Floransa Deneyimi.
“Dan Brown’un Floransası”, müzeler, müze biletleri
Dan Brown’un “Inferno” romanındaki adreslere uğramayı içeren
turlar var. Porta Romana, Sanat Enstitüsü, Gümüş Müzesi ve Boboli Bahçeleri’nden başlayan bu turlar, Pitti Sarayı ile Uffizi Galeri’yi
bağlayan Vasari Koridoru’ndan geçiyor, Vecchio Sarayı’nda duraklıyor,
genellikle Dante’nin Floransası diye adlandırılan Dante’nin Evi ve
Kilisesi’nde son buluyor. Hatta bunlar için bir de özel birim kurulmuş. Buraya kadar sözünü ettiğimiz tüm rota önerileri ve kaynaklar,
Rönesans’ın en önemli eserlerini içeren Uffizi dahil Akademi, Bargello,
yeni onarılan Bardini gibi belli başlı diğer Floransa müzelerini, Vecchio
Sarayı ve Köprüsü, Pitti Sarayı gibi tarihi binaları ve sanat galerilerini
de içeriyor.
Ufizzi’nin öyküsü: Neye niyet neye kısmet!
Floransa’nın önde gelen mesenlerinden Toskana Dükü Cosimo
de’Medici, 1564’de yargıçlar ve devlet erkânı için ofis ve toplantı salonları içeren bir devlet binası yapılması için bir emir vererek bu işle
mimar, ressam ve tarihçisi Giorgio Vasari’yi görevlendiriyor. Vasari,
Medici Sarayı’na bitişik olarak tasarladığı yapıyı Arno Nehri’ne kadar
uzatarak Ponte Vecchio köprüsüne bağlıyor ve içindeki uzun iç avluya
Dorik revaklar, nişler, kesintisiz saçaklarla o tarihe kadar hiç görülmemiş bir sokak peyzajı kazandırıyor. Bununla yetinmeyip, Uffizi Sarayı’nı
Vecchio Köprüsü’nün üstünden geçen bir geçitle de nehrin karşı yakasına, Pitti Sarayı’na bağlıyor. Vasari Koridoru diye anılan bu geçit ve
saray, sonradan aile koleksiyonunun sergilendiği bir galeri, daha sonra
da Floransa ve Avrupa’nın en önemli müzesi oluyor ve ilk niyet -ufizzi;
ofisler demek- yalnızca adında kalıyor!
Vasari’nin ardından...
Vasari 1574’de ölünce inşaat onun tasarımı doğrultusunda Alfonso
Parigi ve Bernardo Buontalenti tarafından sürdürülüyor. 1584’de Dük
Francesco de’Medici ana binaya ek olarak bir devlet arşivi olması amacıyla Tribuna degli Uffizi veya Tribuna Ottagonale olarak bilinen muhteşem sekizgen platformun inşa edilmesini emrediyor. Bu yapının tasaFloransa’nın tarihi sokakları, Santa Maria del Fiore Katedrali (sağ sayfa, üstte).
Historic streets of Florence, Santa Maria del Fiore Cathedral (right page, top).
24
Capital of the Kingdom of Italy for a while, capital of Italian art and culture throughout history, capital of the Tuscany (Toscana) region,
Florence (Firenze) is the place of birth of the
“Rebirth: the Renaissance”! Since Florence was
attracting artists of all categories for hundreds
of years, it accumulated a rich collection of
artwork beyond comparison with any other city.
It is the city where flourished the renowned
Florence School, which connected Late Gothic
with Early Renaissance, innovated plastic arts
through the introduction of perspective and
natural colouring techniques, and integrated
the third dimension into the art of painting.
Florence owes this privileged status regarding
art to the race between the city’s wealthy families to be the better patron of the arts.
How should Florence be visited?
Florence, named after the goddess of spring
“Flora”, is a lively city with all the blessings of
contemporary urbanism and modern transport
facilities that it offers, which, at the same time,
preserved its original historic fabric. To purchase a Florence city card will allow you to save
both money and time. The city is structured
around its classic medieval city plan, with the
the cathedral, the “Duomo “at its centre. It is
very convenient to tour all the wonders of the
city in pedestrian walk, beginning with the mosaics of the Baptistery right across the cathedral, Cellini’s bronze Perseus statue on Signora
Square, Giambologna’s masterpiece carved out
of a single block of marble, “The Rape of the
YAPMADAN DÖNMEYİN!
• Şehri kuş bakışı görebileceğiniz en güzel nokta;
Michelangelo Tepesi’ne çıkmadan,
• Michalengelo’nun Davut Heykeli’nin replikasının bulunduğu Piazza Signori yani Senyörler
Meydanı’nı, Akademi Müzesi’nde bu heykelin
orijinalini, Loggia del Mercato pazar yerinde,
burnu uğur getirsin diye okşanmaktan altın gibi
parlayan bronz yaban domuzu heykeli ve çeşmesini, aynı yerde eskiden borçluların bağlanıp
kırbaçlandığı Utanç Taşı’nı görmeden,
• Roma Sokağı’nın başındaki Caffé Gilli’de Tiramisu, Faenza Sokağı’ndaki Trattoria Nerone’de
Floransa Bifteği, L’Antico Trippaio’da 15. yy Floransa’sının fukara yiyeceği işkembeli sandviç;
“Lampredotto”, Mafia Sokağı’ndaki Munaciello’da has pizza yemeden, Chianti, Brunello di
Montalcino veya Vino Nobile di Montepulciano içmeden,
• Il Papiro adlı el yapımı kağıt dükkanlarından kağıt-obje, dericilerden de bir çift eldiven almadan Floransa’dan dönmeyin!
DO NOT LEAVE FLORENCE WITHOUT
• Climbing on the Michelangelo Hill, the best spot offering a splendid panoramic view of the city;
• Seeing the replica of Michelangelo’s David statue at Piazza Signori i.e. Seniors’ Square, the original
David statue at the Academy Museum, the bronze wild boar statue with a nose shining like gold for
being stroked to bring luck and its fountain located at the Loggia del Mercato market place, where
there is also the Stone of Shame used in the past to tie and whip delinquent debtors;
• Tasting the Tiramisu at the Caffé Gilli on Roma Street, the Florence Steak at the Trattoria Nerone
in Faenza Street, the 15th century Florentine peasant dish, the tripe sandwich “Lampredotto” at the
L’Antico Trippaio, eating authentic pizza at the Munaciello in Mafia Street, sipping Tuscany wines
such as Chianti, Brunello di Montalcino or Vino Nobile di Montepulciano;
• Buying handmade paper – objects from the Il Papiro store, a pair of high quality Florentine
leather gloves!
25
rımı da Buontalenti’ye veriliyor. Sonuçta, hava
elementine gönderme yapan tepesindeki rüzgar
gülüyle, su ve ateş elementlerine gönderme
yapan mavi kubbe ve kırmızı döşemeleriyle,
merkezinde 1589’dan beri korunmakta olan
antik masasıyla ortaya olağanüstü sekizgen bir
yapı çıkıyor.
Tarihi değiştiren bir bağış ve günümüzde
Uffizi...
Bu arada Medici ailesi yeni eserler toplamakta
olduğundan gittikçe artan koleksiyon sarayın
başka bölümlerine doğru genişliyor. 17. yy
başında 2. ve 3. kat koridor tavanları bitirilip,
sonraki çağlarda Porselen Oda ve Otoportre
Salonu inşa ediliyor. Sonuçta bugünkü, U
plânlı kompleks ortaya çıkıyor. 1737’de III.
Cosimo’nun kızı Anna Maria Luisa de Medici,
bir “Patto di famiglia” (Aile Paktı) imzalayarak
halka sergilenmekte olan tüm Medici koleksiyonunu Floransa şehrine bağışlıyor. 16. yy’dan
beri ancak özel izinle gezilebilen galeri de
1765’de resmen halka açılıyor. Uffizi Galerisi
13. yy’dan günümüze ve Avrupa’nın birçok
bölgesine uzanan muazzam bir resim koleksi26
Sabine Women” and, the Fountain of Neptune
lined up with water fairies. Florence Municipality offers a series of different itineraries to
assist tourists in their visit of the city such as:
Michelangelo’s Florence; 19th century Florence:
Squares and Music; Medieval and Renaissance
Florence by historic train, bicycle tour of Renaissance Florence and Florence Experience for
disabled travellers.
“Dan Brown’s Florence”, museums,
museum tickets
Some tours specifically target addresses
mentioned in Dan Brown’s novel “Inferno”.
These tours starting from Porta Romana, the
Art Institute, the Silver Museum and the Boboli
Gardens go through the Vasari Corridor which
connects Pitti Palace to the Uffizi Gallery, pause
at Vecchio Palace and usually end at Dante’s
House and Church referred to as Dante’s Florence. All suggested route options include the
city’s major museums and art galleries such as
the Uffizi Gallery housing the most important
works of art of the Renaissance, the Academy,
the Bargello, the newly repaired Bardini and
Florence’s important historic buildings such as
the Vecchio Palace, the Vecchio Bridge and the
Pitti Palace.
Uffizi’s story: a fate different than the
original plan!
In 1564, Cosimo I de’Medici, Grand Duke of
Tuscany, who was one of Florence’s leading
patrons of art, ordered the construction of an
administration building to include offices and
meeting rooms for judges and state officials
and, appointed architect, painter and historian
Giorgio Vasari for the task. Vasari, who designed “Uffizi” as a contiguous structure to the
Medici Palace, extended the building down to
the Arno River and connected it to the Vecchio
Bridge and, with the Doric colonnades, niches,
continuous roof cornices in the “Cortile”, the
long internal courtyard, created an until then
unprecedented streetscape. Still not satisfied
with this, he connected the Uffizi Palace to
the Pitti Palace located on the other side of
the River Arno, through an elevated enclosed
passageway built above the Vecchio Bridge.
The Uffizi Palace and that passage referred to
as the Vasari Corridor were later converted into
a gallery housing the family collection and,
eventually into Florence’s and Europe’s most
important Renaissance museum. The original
purpose of the construction of the palace as office building survived solely in its name “Uffizi”,
which means offices!
After Vasari...
After Vasari ‘s demise in 1574, the construction
work is being carried on by Alfonso Parigi and
Bernardo Buontalenti in line with Vasari’s original plans. In 1584, Duke Francesco de’Medici
orders the addition of a state archive space to
the main building. Thus the magnificent octagonal platform designed by Buontalenti, the
“Tribuna degli Uffizi” aka “Tribuna Ottagonale” was erected, with the weather vane atop alluding
to the element air, and the blue dome and red tiles representing the elements of water and fire
and, the antique table at the centre of the hall, which is under protection since 1589. The structure
shelters an exquisite selection of the collection’s outstanding masterpieces.
yonuna sahip olmasının yanı sıra MÖ 3. yy’dan
1800’lere kadar gelen zengin bir heykel koleksiyonuna da evsahipliği yapmakta.
Ufizzi’yi nasıl gezmeli?
Ufizzi, en seri biçimde 2 saatte gezilebiliyor.
Daha keyifli ve sakince gezmek isteyenler için
sesli rehber cihazlarını kullanmak, özel rehber
eşliğinde gezmek gibi seçenekler bol. Mobil
cihazlar için yapılmış özel uygulamaları önceden indirmek ise herhalde çağımıza en uygun
çözüm (Bkz. artfirstguide.com). Ufizzi’de fizik ve
görme engelliler de unutulmamış. “Touch Tour”
diye adlandırılan bu özel turda eldiven giyerek
kimi heykellere dokunmak, Braille ile yazılmış
açıklamaları okumak mümkün. En önemli
başyapıtların olduğu katta “olmazsa olmaz”lar
şöyle: Giotto ve 13. Yüzyıl: Ognissanti Madonna
(Tüm Azizler ve Meryem), Uluslararası Gotik,
Erken Rönesans, Filippo Lippi: Çocuklu Meryem ve İki Melek, Botticelli: İlkbahar, Venüs’ün
Doğuşu, Leonardo da Vinci: Meryem’e Müjde,
Büyücü Kralların Tapınması, Michelangelo ve
Floransalılar: Doni Tondo. Sonra kafeterya ve
balkonda dinlenip Mavi ve Kırmızı salonlarında
Tiziano ve Sebastiano del Piombo, Raffaello,
Andrea del Sarto ve Caravaggio’nun başyapıtlarının geçici olarak sergilendiği 1. kata iniyorsunuz. Kaynak: www.uffizi.org
A legacy which changed history and, Uffizi today...
Meanwhile, since the Medici family continues to gather new art treasures, the space occupied by
their ever-increasing collection expands towards the other parts of the palace. The ceilings of the
second and third floor hallways are completed at the beginning of the 17th century; the Porcelain
Room and Self-Portrait Lounge are being constructed at later periods. At the end emerges the
existing palace complex in a “U” form configuration, as we see it today. In 1737, the daughter of
Cosimo III, Anna Maria Luisa de Medici, the last Medici heiress, bequeathed her family’s large
collection of art treasures to Florence, “provided that no parts from it would ever be removed from
Florence”, as stipulated in the terms of the famous “Patto di famiglia” (Family Pact) she signed
with the Tuscan State. Subsequently, the Uffizi Gallery which could be visited only by special
permission since the sixteenth century was officially opened to the public in 1765, forming one of
Europe’s first modern museums. Uffizi Gallery is home to a huge collection of paintings originating from various parts of Europe dating from the 13th century up to the present day, as well as a
rich collection of sculptures dated to as early as the the 3rd century BC up to the 1800’s.
How should one visit the Uffizi?
The fastest Uffizi visit lasts at least 2 hours. Audio-guide devices or private guided tour options
are offered to those who would like to enjoy a more pleasant and unhurried visit. Custom made
applications to download for mobile devices are also available as the most appropriate solution
for our hi-tech age (See: artfirstguide.com). The physically and visually impaired are not forgotten at the Uffizi either. It is possible to touch some statues wearing gloves and read explanations
engraved in Braille alphabet within the framework of these special tours called the “Touch Tour”.
Uffizi’s major “must see” masterpieces are as follows: Giotto and the 13th Century: The Ognissanti
Madonna (All Saints and Mary); International Gothic, Early Renaissance, Filippo Lippi: Madonna
and Child with Two Angels; Botticelli: Primavera (Spring), The Birth of Venus; Leonardo da Vinci:
Annunciation, the Adoration of the Magi; Michelangelo: the Doni Tondo (Doni Madonna). After
relaxing at the café and on the balcony you may step down to the 1st floor’s Blue and Red halls to
admire the masterpieces of Tiziano and Sebastiano del Piombo, Raffaello, Andrea del Sarto, and
Caravaggio. Source: www.uffizi.org
Sol sayfa: Ufizzi Galerisi (sol başta üç resim), “Girolamo
Savonarola’nın asılması ve yakılması” sahnesini aktaran isimsiz
tablo kentin 1498 yılını gösteriyor (sağ üstte) ve Vinci’nin Beşaret
tablosu.
Sağ sayfa: Michalengelo’nun David heykelinden detay (sol üst),
kentin en önemli mimari yapılarından Ponte Vecchio (sağ üst)
ve Ufizzi’nin dışında sıralanan heykellerden sırasıyla Dante,
Makyavelli, Michelangelo ile Leonardo da Vinci.
Left page: Ufizzi Gallery (three
pictures on the left)), the
anonymous painting depicting
the scene of Girolamo
Savonarola’s hanging and
burning shows the city in
1498 (top right) and da Vinci’s
Annunciation painting.
Right page: Detail from
Michelangelo’s statue of
David (top left); Ponte
Vecchio, one of the city’s
most important architectural
treasures (top right) and the
statues respectively of Dante,
Machiavelli, Michelangelo and
Leonardo da Vinci, lined up
outside the Uffizi Gallery.
27
SÖYLEŞİ
Interview
yaşamını anadolu
uygarlıklarının korunması
ve yaşatılmasına adamış bilim
ve kültür insanı, çekül vakfı
başkanı prof. dr. metin sözen,
kent müzeleri ve tarihi kentler
birliği’ni anlatıyor...
Kültür
Mirasını
Yarına En İyi
Aktaran Araç:
Kent Müzeleri
The Best Tool that Transfers the
Cultural Heritage to Tomorrow:
City Museums
Prof. Dr. Metin Sözen, President of ÇEKÜL
Foundation, a man of science and culture, who
has devoted his life to preserve and keep alive
the Anatolian Civilisations is commenting on city
museums and the Union of Historical Towns...
 Tarihi Kentler Birliği - Çekül Arşivi
28
uruluşundan bugüne Tarihi Kentler Birliği’ne öncülük eden, Cumhurbaşkanlığı 2013 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün sahibi, ÇEKÜL Vakfı Başkanı
Prof. Dr. Metin Sözen sorularımızı şöyle yanıtladı:
 MÜZE Dergi: Sayın Sözen, TKB nasıl doğmuştu?
 Prof. Dr. Metin Sözen: Türkiye’de kültürel miras bilinci ve korumacılığın geçmişi 70’li yıllara uzanır. Koruma ve yaşatma çabası uzun
yıllar aydınlar, akademisyenler ve gönüllü uzmanların özverili çabaları
ve küçük adımlarla gelişti, 90’lı yıllardan sonra sivil kuruluşlarla ivme
kazandı. 2000’e girerken Avrupa Konseyi’nin Avrupa Bir Ortak Miras
kampanyası, bu çabaları tetikleyen adım oldu. Kampanya projelerinden biri de, “tarihi kentler arasında kültürel miras alanında işbirliğinin geliştirilmesini öngören birlikler” kurulmasıydı. Böylece Türkiye
de 1999’da Strasbourg’daki Avrupa Tarihi Kentler Birliği kuruluş
toplantısına davet edildi. Bursa Büyükşehir Belediyesi de Türkiye Tarihi Kentler Birliği’nin kuruluş çalışmalarını başlattı. Kültür ve İçişleri
Bakanlıkları, ÇEKÜL Vakfı ve Mimarlar Odası’nın katkılarıyla tamamlanan kuruluş aşamasında Dışişleri, Orman ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Arkeoloji ve Arkeologlar
Derneği, Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği TKB’nin yanında yer
almıştı. 2000 Temmuz’unda Bursa’da, 54 tarihi kent belediyesi tarafından kabul edilen Birlik Tüzüğü ve Kuruluş Bildirgesi’yle TKB, 2001’de
Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi oldu.
 O zamandan bugüne TKB nasıl yönetildi de bugüne gelindi?
Başarınızın sırrı nedir?
 Birliğin organları bir Meclis, Encümen, Plân Bütçe Komisyonu, Başkan, Genel Sekreterlik ve Danışma Kurulu’ndan oluşuyor. Başkan, üye
büyük şehir belediye başkanları arasından seçiliyor. 2000-2004 arasında Erdoğan Bilenser (Bursa), 2004-2010 arasında iki dönem Mehmet
Özhaseki (Kayseri) ve 2010 yılından bu yana da Dr. Asım Güzelbey
(Gaziantep) Başkanlık görevini üstlendi. Danışma Kurulu’nda ise bilim insanlarımız; Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, Prof. Dr. Ülkü Azrak, Vali
Nurullah Çakır, Mahalli İdareler Genel Müdür Yrd. Süleyman Elban,
Prof. Dr. Cevat Geray, Prof. Dr. Zekai Görgülü, Vali Kayhan Kavas, Prof.
Dr. Ruşen Keleş, mimar Mithat Kırayoğlu, belgesel yönetmeni Hasan
Özgen, uzmanlar Fikret Toksöz ve Dr. N. Fikret Üçcan, birliğin geçmişteki başkanları Erdoğan Bilenser ve Mehmet Özhaseki yer alıyor. Kısa
Prof. Dr. Metin Sözen, President of ÇEKÜL Foundation, owner of 2013
Grand Award of Culture and Arts of the Presidency and the leader of
Union of Historical Towns since its establishment has answered our
questions as follows:
 MUSEUM MAGAZINE: Dear Mr. Sözen, how did TKB
(Union of Historical Towns born?
 Prof. Dr. Metin Sözen: In Turkey, the roots of the conscious of cultural heritage and preservation go back to the 70’s. The efforts of preservation and keeping alive developed at a very low pace, through many years
by the unselfish works of the intelligentsia, academicians and volunteer
specialists. Following the 90’s, with the non-governmental organisations
it gained acceleration. As going into 2000, the campaign, “Europe, A
Common Heritage” of the Council of Europe was the triggering step for
these efforts. One of the projects of the campaign was the setting up of
“unions that foresee to develop cooperation on cultural heritage among
historical towns”. Thus, Turkey was also invited to the establishment
meeting of European Historical Towns Union in 1999 in Strasbourg. And
the Greater City Municipality of Bursa started the works to establish the
Turkish Historical Towns Union. During the establishment phase that
was completed with the contribution of Culture and Interior Ministries,
ÇEKÜL Foundation and the Chamber of Architects while Foreign Affairs,
Forestry and National Education Ministries, UNESCO Turkish National
Commission, Archaeology and Archaeologist Associations, Union of
“Başarının sırrı, izlenen stratejidir.
Yani kamu, yerel, sivil ve özel kesimin
işbirliği. Üye belediyelerin siyasal
görüş ayrılıklarını yansıtmadan
ortak hedeflerle birbirlerini
desteklemeleridir...”
“The secret of success is the strategy
followed. In other words is the
cooperation of public, local, civilian
and private sectors. Supporting each
other of the member municipalities,
regardless of their different political
views at common targets...”
Sol sayfa: Tarihi Kentler Birliği’nin Sanatçı Tan Oral tarafından çizilen logosu ve
Gaziantep Kent Müzesi.
Sağ sayfa: Prof. Dr. Sözen ve Kültür Öncelikli Yol Haritaları toplantısı.
Left page: The logo of the Union of Historical Towns drawn by Artist Tan Oral and
Gaziantep City Museum
Right page: Prof. Dr. Sözen and Meeting for Road Maps with Culture Priorities.
29
Yol Haritası hem harita hem
de bir mecaz! Aynı coğrafya
ve değerleri paylaşan
kentler, böylece ortak çözüm
geliştirme arayışına girdi.
Road Map is a map and also
a metaphor! The towns that
share the same geography
and values thus started to
look for common solution
development searches.
bir süre önce yitirdiğimiz Oktay Ekinci de Kurul üyemizdi. Onu ve artık
aramızda olmayan Edirne Belediye Başkanı Cengiz Varnatopu’nu,
Prof. Dr. Uçkun Geray’ı, Avukat Derviş Parlak’ı da bu vesileyle sevgi ve
saygıyla anıyorum...
Ortadaki başarının sırrına gelince, o izlenen stratejidir. Yani kamu,
yerel, sivil ve özel kesimin işbirliği. TKB yerel yönetimlerden oluşan
Municipalities of Marmara and Straits supported the Turkish Historical
Towns Union (THTU). In July 2000 The Codes of the Union and the Establishment Declaration were accepted by 54 historical town municipalities and THTU became the 12th member of European Historical Towns
Union in 2001.
 How was THTU administered since then and came to this day?
What is the secret of your success?
 The organisation of the Union was constituted by a Council, a Committee, Planning and Budget Commission, General Secretariat and an
Advisory Board. The president is chosen from member mayors. The presidency was carried out by Erdoğan Bilenser (Bursa) between 2000 and
2004, Mehmet Özhaseki (Kayseri) from 2004 to 2010 for two terms and by
Dr. Asım Güzelbey (Gaziantep) since 2010. And there are scholars in the
Advisory Board; Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, Prof. Dr. Ülkü Azrak, Governor
Nurullah Çakır, Assistant General Manager to the Local Administrations
Hangi Belediyeler
Tarihi Kentler Birliği Üyesi Olabiliyor?
Her isteyen belediye değil, ancak bünyesindeki tarihi, kültürel doğal
varlıkları doğru korumaya azimli olup, bunu kanıtlayan belediyeler
Birliğe üye olabiliyor. Üyelik koşulları şöyle:
• Yerel yönetim politikalarında, tarihi ve doğal çevre korumasına
önem ve ağırlık verilen kentler; bu konuda kent kültürünü, sivil toplum katılımını ve toplumsal duyarlılığı geliştirme çabaları içindeki
kentler.
• Yerleşme dokusunun önemli ve etkin bir kesimi “kentsel sit, arkeolojik sit, tarihsel sit ve doğal sit” olarak tescil edilmiş kentler;
• Güçlü ve önemli anıtsal yapılara sahip olan ve özellikle bu yapılarıyla tanınan kentler;
Bir ya da birkaç antik kentle üst üste ve iç içe yaşayan kentler;
• Diğer ülkelerdeki tarihi kentlerle “Kardeş Şehir” ilişkisi kurmuş
tarihi kentler;
• Önemli tarihsel olayların cereyan ettiği tarihsel kentler;
• Geçmiş uygarlıklara başkentlik yapmış olan kentler;
• UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne girmiş kültür değerlerinin
bulunduğu kentler;
• Tarihsel metropoller.
bir yapı ise de Kültür ve Turizm Bakanlığı ve valiliklerle kamunun desteği, ÇEKÜL ve çevresindekilerin sivil desteği ve duyarlı hemşehrilerle
özel kesimin işbirliği harekete ivme kazandıran en önemli etkenlerden
biridir. Bu başarıda, bugüne kadar üye belediyelerin siyasal görüş ayrılıklarını yansıtmadan ortak hedeflerle birbirlerini desteklemeleri de
yer alıyor. Dilerim bu davranış kültürü geleceğe de taşınır. Marka mı
kimlik mi ikilemi gibi yanıltıcı hedeflere de dikkat çeken Sürdürülebilir
Kültür Turizmi İçin Kamu - Yerel - Sivil - Özel İşbirliği başlıklı kılavuz
kitapçığımız, bu stratejinin nasıl hayata geçirilebileceğini ve yönetileceğinin ipuçlarını özetliyor.
 Günümüzde çoğu kent markalaşma eğiliminde, öyle değil mi?
 Maalesef öyle. Oysa markalaşma, kendini, kitlesel üretim içindeki
benzerlerinden ayırt etmeye çalışan bir ürüne kimlik yakıştırıp pazarlamak içindir. Kültürünü yaşatan bir kentin zaten kendine has bir
kimliği var. Onu benzerlerinden ayırdeden şey de işte o zaten. Kentin,
kentlilerin hatta kırsalın kimliği. Anadolu’da Kırsal Mimarlık başlıklı kitapçıkta da kırsal kesimdeki mimarinin nasıl korunabileceğine
dikkat çektik.
 TKB üyeleri arttıkça işbirliği ve koordinasyon sağlanması nasıl
mümkün oldu?
 Politik aidiyetlerin değil ortak proje amaçlarının öne çekilmesi, tarihi dokuların ve kentsel-kültürel mirasın korunması amacıyla deneyim
alışverişi, ödentilerden sağlanan gelirin, yine üyelerin projelerine paylaştırılması ve sürekli iletişim işbirliğini pekiştirdi. ÇEKÜL tarafından
2001’den beri yayınlanan Geçmişten Geleceğe Yerel Kimlik ve Eğitim
30
Kaynak: tarihikentlerbirligi.org
Which Municipalities can be Members to
the Union of Historical Towns?
Not any municipality that wants to, but those who have the will
and prove to accurately preserve the historical, cultural and natural assets in their structures. Conditions of membership are:
• The cities that care and insist on historical and natural environment in their local administration policies; those that are in
struggle to develop the city culture, participation of civil society
and social sensibility;
• Those cities that an important and effective part of the settlement texture has been registered as “urban site, archaeological site,
historical site and natural site”;
• Cities that have and are especially known by strong and important monumental edifices;
• Cities in which one or more antique cities are one over the other
or those that live in one another;
• Historical cities that have set “Sister City” relations with historical cities from other countries;
• Historical cities where important historical events occurred;
• Cities that were capitals of past civilisations;
• Cities with cultural values that have joined UNESCO’s World
Heritage List;
• Historical metropolises.
Reference: tarihikentlerbirligi.org
Sol sayfa: Prof. Dr. Sözen.
Sağ sayfa: Müze eğitimlerinden görüntüler ve Kastamonu
Gazetesi’nin içten ve çarpıcı haberi.
Left page: Prof. Dr. Sözen.
Right page: Scenes from Museum educations and the
sincere and striking news of Kastamonu Newspaper.
amaçlı Kilittaşı dergileri ortak dil
oluşturdu. Eskiden bloglar üzerinden başlatılan dijital iletişim ise şimdi hem
web siteleri hem de sosyal ağlarda gelişerek sürüyor.
Yıllık toplantılar, “Buluşma” dediğimiz büyük toplantılar,
seminerler, iç ve dış eğitim gezileri, vizyon ve strateji geliştiren yol
haritaları ve yayınlar biçiminde çeşitlenen çalışmalar da koordinasyonu pekiştiriyor.
 “Yol Haritaları” derken?
 Yol Haritası hem harita hem de bir mecaz! Biz tekil yapı korumasını, sokak, mahalle ve kent ölçeğine, oradan da bölge/havza ölçeğine taşıdık. Aynı coğrafya ve değerleri paylaşan kentler, böylece
ortak çözüm geliştirme arayışına girdi. 2012’de Türkiye Belediyeler
Birliği’nin desteği ile başlayan Kültür Öncelikli Bölgesel Yol Haritaları
aşaması ise TKB adına ÇEKÜL Vakfı tarafından, Kentsel Strateji ile
birlikte yürütülüyor; bir üst hedef ise ülke bütününe yönelmek. Her
bir yol haritası, bölgesel değerleri oluşturan yerel çeşitliliği, yeni bir
vizyon çerçevesinde geleceğe taşıyacak olan kalkınma stratejilerini
ve eylemleri ortaya koyuyor. Şimdiye kadar tamamlanan strateji ve
vizyon belirleyen yol haritaları şöyle: Trakya; Altın Üçgen; Aydın-Denizli-Muğla; Göller Bölgesi; Afyon-Burdur-Isparta; Kapadokya. 2013
yılında bu çalışma, Trakya Ağ Eylem Planı, Muğla Doğa ve Kültür
Öncelikli Vizyon Planı, Çukurova Vizyon Planı, Güney Marmara Kırsal
Miras Strateji Planı ve Van Gölü Havzası Kültür Öncelikli Vizyon Planı
Kendini tekdüze, birbirine benzer
özelliklerle tanıtan kentler değil
de özgünlüğünü koruyan, farklı
kültürler, farklı kimlikler taşıyanlar
daha çok merak ediliyor.
The cities that preserve their
originality, have different cultures
and carry different identities arise
more curiosity than those that have
uniform and similar characteristics.
Süleyman Elban, Prof. Dr. Cevat Geray, Prof. Dr. Zekai Görgülü, Governor Kayhan Kavas, Prof. Dr. Ruşen Keleş, Architect Mithat Kırayoğlu,
Documentary Director Hasan Özgen, Specialists Fikret Toksöz and Dr. N.
Fikret Üçcan, old presidents of the Union Erdoğan Bilenser and Mehmet
Özhaseki. Oktay Ekinci, who recently passed away, was also a member
of our Board. I hereby commemorate him and those who are no longer
among us; Mayor of Edirne Cengiz Varnatopu, Prof. Dr. Uçkun Geray and
Lawyer Derviş Parlak with respect and love... The secret of success is the
strategy that is followed. In other words it is the cooperation of public,
local, civilian and private sector. Although THTU is an organisation
of local administrations the support of the public with the Ministry of
Culture and Tourism and governorships, the civilian support of ÇEKÜL
and its surroundings, the cooperation of the sensitive citizens with the
private sector is one of the most important factors that accelerated the
movement. In this success the common support of the member municipalities, regardless of their different political views, is an important
issue. I hope that this behaviour culture will be carried to the future. Our
guidance pamphlet titled, “Cooperation of the public – Local – Civilian –
Private for a Sustainable Tourism of Culture” that draws attention to the
deceptive targets such as branding or identity dilemma summarises the
clues to materialise and manage this strategy.
(Van, Bitlis, Muş, Hakkari) şeklinde devam etti. 2013’ün son planı ise
Siirt, Tillo oldu. Tüm bu çalışmaların bir sonucu olarak Kültür Rotaları
planlamasına devam edeceğiz. Elbette, klâsik anlamda fakat tarihikültürel kimlikli yol haritaları da yapılıyor. İpek Yolu, Kültür Yolu ve
Sinan’a Saygı haritaları bunun son örneklerinden. ÇEKÜL Akademi
eliyle düzenlenen eğitimler, Yarışmalar ve Ödüller de bu yaklaşımı
teşvik edici rol oynadı. İlk yıllarda TKB proje yarışmalarına katılanlar
sayılı iken son Şanlıurfa Buluşması’nda yarışmaya sunulan projeleri
sergilemeye alanlar yetmedi.
 Today most of the towns are in the tendency of branding, aren’t
they?
 Unfortunately yes. Whereas branding is for marketing a product by
matching it an identity so as to distinguish it from it’s similar in the
massive production. The town with a living culture has already got a specific identity. This is what differentiates it from the alike. The identity of
the town, the citizens or even the rural. We have drawn attention to how
to preserve the architecture of the countryside in our pamphlet titled,
“Rural Architecture in Anatolia”.
 Adınıza konulan “Metin Sözen Koruma Büyük Ödülü”nü de
Şahinbey Belediyesi kazanmış, Gaziantep de böylece bir müzeler
kenti oluyor. Bizi bütün bu çalışmaların içinde en çok mutlu edeni
de Kent Müzeleri!
 Onları ben de çok seviyorum ve her dönemde öncelik tanıdım. Kent
Müzeleri, her şeyden önce kentin yaşam serüvenini, tarihsel ve kültürel birikimini her yaştan insanla paylaşan, baktığını gören kuşaklar
 How cooperation and coordination were made possible as the
number of THTU members increased?
 Neglecting political concerns and giving priority to the common project targets, exchange of experience to preserve historical textures and
urban-cultural heritage, sharing the dues collected among the projects
of the members and continuous communication reinforced the cooperation. Local Identity from Past to Future (Geçmişten Geleceğe Yerel Kim31
KENT MÜZESİ SAHİBİ
TKB ÜYESİ BELEDİYELER
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ: Antalya,
Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri,
Samsun.
İL BELEDİYELERİ: Çanakkale, Giresun,
Kastamonu, Kütahya, Osmaniye.
İLÇE BELEDİYELERİ: Adalar, Bigadiç,
Burhaniye, Erbaa, Kemaliye, Odunpazarı,
Ödemiş, Safranbolu, Selçuk, Yenipazar,
Cevizli (Belde), Yalova.
THTU MEMBER
MUNICIPALITIES THAT
HAVE CITY MUSEUMS
GREATER CITY MUNICIPALITIES:
Antalya, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, Izmir,
Kayseri, Samsun.
CITY MUNICIPALITIES: Çanakkale,
Giresun, Kastamonu, Kütahya, Osmaniye.
DISTRICT MUNICIPALITIES: Adalar,
Bigadiç, Burhaniye, Erbaa, Kemaliye,
Odunpazarı, Ödemiş, Safranbolu, Selçuk,
Yenipazar, Cevizli (Town), Yalova.
yetiştirmek için oluşturulan bir eğitim ortamı.
Kültür mirası da öncelikle bir kimlik mirası.
Bunu en kestirme yoldan anlatıp, yarına en
iyi aktaran araç; kent müzeleri. Adı “müze”dir
ama onlar durağan bir sergi alanı değil,
sürekli devinim halinde bilgi aktarıp üreten,
koleksiyonunu, bilgi kaynaklarını, iletişim
teknolojilerini yenileyen mekânlardır, öyle
olmalıdırlar. 21. yy’da herkes internetten bilgi
ediniyor. Kendini tekdüze, birbirine benzer
özelliklerle tanıtan kentler değil de özgünlüğünü koruyan, farklı kültürler, farklı kimlikler
taşıyanlar daha çok merak ediliyor. İşte Kent
Müzeleri bu konuda da kentlerin yaşam kalitesi ve gelirini yükseltmesine yardımcı oluyor.
Bir kent müzesi nedir, koleksiyon, arşiv ve
kütüphane nasıl oluşturulur, işlevi, yönetimi,
mimarisi, dekoru nasıl olmalıdır? Kent bellek
merkezlerinin tanımları, türleri nedir? Bütün
bunları özetleyip ÇEKÜL Vakfı-TKB Yayınları, Kent Tarihi Müzeleri ve Arşivleri başlıklı
kitapçıkta yayınladık. Her ölçekteki kent için
işe yarar bir rehber oldu.
 Türkiye’de hangi kentlerde Kent Müzesi
var?
 İlk adımı ÇEKÜL, 1999’da gönüllüleriyle
birlikte Kemaliye’de atmış, TKB Meclisi de
2002’de bir Yönerge ile bu konuya öncelik
vermişti. Ardından Vilayet öncülüğü ve halk
desteğiyle Vedat Tek eseri Kastamonu Hükümet Konağı’nda Kastamonu Kent Müzesi
lik) and education targeted Keystone (Kilittaşı)
magazines that have been in print by ÇEKÜL
since 2001 constituted the common language.
Digital communication that was initiated in the
old days on blogs is now carried growingly both
on web sites and social networks. The works
that are diversified as annual meetings, great
meetings we call, “Rendezvous”, seminars,
domestic and international education tours,
road maps that develop vision and strategy and
publications as well reinforce coordination.
 By saying “Road Maps”?
 Road Map is a map and also a metaphor! We
have carried the singular construction preservation to road, quarter and town scales and
from there to region/basin scale. The towns
that share the same geography and values thus
started to look for common solution development searches. The phase of Regional Road
Maps with Cultural Priorities that started with
the support of Turkish Municipalities Union
in 2012 is carried out in the name of THTU
by ÇEKÜL Foundation together with Urban
Strategy (Kentsel Strateji); the next target is
to gravitate to the country as a whole. Each
road map exposes development strategies
and activities that will carry local diversity that
constitute the regional values to the future
within a new vision frame. The road maps that
designate strategy and vision and completed
by now are as follows: Thrace; Golden triangle;
Aydın-Denizli-Muğla; Lake District; AfyonBurdur-Isparta; Cappadocia. In 2013 this study
continued as Thrace Network Action Plan,
Muğla Nature and Culture Preferential Vision
Plan, Çukurova Vision Plan, South Marmara
Rural heritage Strategy Plan and Lake Van
Basin Culture Preferential Vision Plan (Van,
Bitlis, Muş, and Hakkari). The last plan of 2013
was Siirt, Tillo. As a result of all these works we
will keep on carrying out the Culture Routes
Planning. Of course road maps in classical
sense but with historical-cultural identification are also in progress. Silk Road- Culture
Adana Buluşması, Safranbolu ile Tokat kent müzeleri
(sol üstte). Ormana (solda).
Adana Rendezvous, Safranbolu and Tokat city
museums (left above). To the forest (right).
32
Kent müzeleri durağan bir sergi alanı
değil, sürekli devinim halinde bilgi
aktarıp üreten, koleksiyonunu, bilgi
kaynaklarını, iletişim teknolojilerini
yenileyen mekânlardır.
City museums are not stable
exhibition areas, they are places
in motion where data is produced
and transferred, where the
collection, information sources and
communication technologies are
renewed.
kuruldu. Onları 2004’de İzmir’de onarılan eski İtfaiye Binası’ndaki ileri
teknoloji destekli İzmir Kent Arşivi ve Müzesi APIKAM izledi. Aynı yıl,
tarihi Adliye Binası’nda Bursa Kent Müzesi tamamlandı. Ardından
Bigadiç geldi. Daha sonraki yıllarda, Kayseri, Gaziantep, Antalya’da
Elmalı, Kaş ve Akseki, Karabük’te Safranbolu, Ankara’da Beypazarı,
Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi,
Çanakkale, İnegöl, Kütahya, Erbaa, 2012’de Ödemiş Kent Müzeleri
ve Selçuk-Efes Kent Belleği açıldı. 2012’de Araç, Buldan, Antalya,
Havran, Niksar, Side, Sivas, Sultanhisar, Şanlıurfa, Uzunköprü, Yalova
ve Yalvaç kent müzelerinin kuruluşuna başlanmıştı. O sırada Eskişehir, Cevizli, Adalar, Adapazarı, Odunpazarı, Giresun, Yalova, Yenipazar Kent Müzeleri tamamlandı ve hizmete girdi. 2013’te Karadeniz
Ereğlisi’nde bir tarihi binanın Kent Müzesi, Kastamonu Taşköprü’de
Redif Taburu binasının Kent Tarihi ve Müzesi, Konya Sille’de, Sille
Şapeli’nin Zaman Müzesi, Siirt, Tillo’nun bir açıkhava müzesi kurgusunda Tillo Işık Yolu olması için projeler hazırlandı. Keza Tokat
Zile’de de bir bağ evi Pekmez Müzesi, Yemeniciler Hanı’nın da Kent
Müzesi olması planlanıyor.
Son olarak Samsun Kent
Müzesi, 2013 Eylül’ündeki
Samsun Buluşması’nda
“Ben Samsun’um, Samsun
Benim” sloganı ile kapılarını açtı. Hayranlık verici bu
mekân antik çağlardan günümüze kentin 15 bin yıllık
öyküsünü anlatıyor, öyle ki
bu müzeyi gören çocuklar
da tarih derslerinde artık
hiç sıkılmayacaklar.
Bursa Kent Müzesi ve
Niksar’dan bir tavan
detayı.
Bursa City Museum and a
ceiling detail from Niksar.
Road and Respect Sinan maps are the last samples of this. Educations, Contests and Awards realised by ÇEKÜL Academy have played
encouraging role to this approach. During the first years the number
of participants in THTU project contests were limited whereas there
wasn’t enough space to exhibit the projects presented to our last
Şanlıurfa Rendezvous.
 “Metin Sözen Preservation Grand Award” that is organised
in your name was won by the Municipality of Şahinbey; thus
Gaziantep in on the way to become a city of museums. What
pleases us most among all these works is the City Museums!
 I do as well love them and gave them priority at every stage. City
Museums are first of all education atmospheres constituted to breed
generations, who share the life adventure of the city, historical and
cultural accumulation with anybody at any age and internalise what
they see. Cultural heritage is primarily a heritage of identity. City Museums are the best tools to recite and transfer this to tomorrow from
the shortest way possible. The name is “museum” but they are not
stable exhibition areas, they are places in motion where data is produced and transferred, where the collection, information sources and
communication technologies are renewed; and they should be so.
In 21st century everybody gathers information from the internet. The
cities that preserve their originality, have different cultures and carry
different identities arise more curiosity than those that have uniform and similar characteristics. The City Museums help to raise the
quality of life and the income on this issue. What is a city museum,
how can a collection, archive and library be constituted, what would
be its function and how would be its architecture and decoration?
What are the descriptions and types of city memory centres? We have
summarised all these and published in a pamphlet under the title,
ÇEKÜL Foundation, THTU Publications, City Historical Museums and
Archives. It is a useful guide for cities at any scale.
 Which cities in Turkey have City Museums?
 The first step was put forward in 1999 by ÇEKÜL with the volunteers in Kemaliye. And the Council of THTU had given priority to this
issue with a Directive. And then with the leadership of the Governorship and the support of the public Kastamonu City Museum was
established in the Kastamonu Government Office, the artefact of
Vedat Tek. It was followed in 2004 by APIKAM, Izmir City Archive and
Museum, supported by the advanced technology, in the refurbished
old Fire Brigade Building. In the same year Bursa City Museum was
completed in the historical Court House. Then came Bigadiç. In the
years to follow Kayseri, Gaziantep, Elmalı, Kaş and Akseki in Antalya,
Safranbolu in Karabük, Beypazarı in Ankara, Sakıp Sabancı Mardin City Museum and Dilek Sabancı Art Gallery, Çanakkale, Inegöl,
Kütahya, Erbaa, in 2012 Ödemiş City Museums and Selçuk Ephesus
City Memory were opened. In 2012 Araç, Buldan, Antalya, Havran,
Niksar, Side, Sivas, Sultanhisar, Şanlıurfa, Uzunköprü, Yalova and
Yalvaç city museums were started to be established. Meanwhile
Eskişehir, Cevizli, Adalar, Adapazarı, Odunpazarı,
Giresun, Yalova, Yenipazar City Museums were completed and put into service. In 2013 projects were prepared to turn a historical building in Karadeniz Ereğli
into City Museum, the building of the aged soldiers’
battalion in Taşköprü into City History and Museum,
Sille Chapel into Time Museum in Konya Sille, Tillo
in an open air museum set up into Tillo Light Road.
Likewise a wine estate in Tokat Zile into Molasses
Museum and the Yemeniciler inn is planned to be
turned into a City Museum. Finally, Samsun City Museum opened its doors in September 2013 during the
Samsun Rendezvous with the slogan, “I am Samsun
and Samsun is Me”. This admirable venue recites the
15 thousand years story of the city from the antique
ages to the present, in such a manner that the children will not be bored in history lessons after they
visit this museum.
33
anadolu uygarlıklarının koruyucusu, ilk türk kazılarının
öncüsü, ilk güzel sanatlar akademisi sanayi-i nefise’nin kurucusu,
türk müzeciliğinde çığır açan, bugünkü istanbul arkeoloji
müzeleri’nin temelini oluşturan “müze-i humayun”un yöneticisi,
ilk türk figüratif ressamı osman hamdi bey burada yaşadı...
 Kocaeli Belediyesi&Wikipedia
OSMAN HAMDİ BEY EVİ VE MÜZESİ
MÜZELER
Museums
The protector of the Anatolian civilizations, the pioneer of Turkish excavations, the
founder of the first fine arts academy, “Sanayi-i Nefise”, made a breakthrough in
Turkish Museology, the administrator of the Imperial Museum, “Müze-i Humayun”
that set the foundation of today’s Istanbul Archaeological Museum, the first Turkish
figurative painter Osman Hamdi Bey lived here...
HOUSE AND MUSEUM OF
OSMAN HAMDİ BEY
Osman Hamdi Bey (sağda), Eskihisar’daki müze evi (üstte) ve orijinali Pera Müzesi’nde sergilenen ünlü tablosu Kaplumbağa Terbiyecisi (sağda).
Osman Hamdi Bey (right), Museum mansion at Eskihisar (above) and his famous painting “Tortoise Trainer”, the original is displayed at Pera Museum (right).
34
üyük Türk müzecisi ve ressamı Osman Hamdi
Bey’in Eskihisar’daki köşkü günümüzde bir müze
olarak hizmet veriyor... Osman Hamdi Bey Evi ve
Müzesi, Kocaeli’ne bağlı Gebze ilçesine 5 km. mesafede ziyaretçilerini bekliyor...
Hani ünlü şairlerin, ressamların, yazar ya da gazetecilerin yaşadığı
evlerin üzerinde pirinç levhalar asılıdır: “Ünlü ressam bu evde yaşamıştır” diye... O ev ister müze olarak kullanılıyor olsun, ister içindeki
insanlarla yaşayıp giden canlı bir yer olsun fark etmez, o levha, o evi
sıradan bir yapıdan ayırıp özel bir yere dönüştürür. Önünden öylece
geçip gitmek mümkün olmaz artık... Durup bir fotoğraf çeker, o ünlü
şair ya da sanatçının burada çalıştığı günleri düşünürsünüz.
Fransız mimarisinin özelliklerini taşıyor
İşte Türk resminin önemli ismi, bu ülkede müzecilik denilince akla
gelmesi gereken ilk kişi, Kaplumbağa Terbiyecisi gibi dünyanın en
ünlü tablolardan birinin ressamı Osman Hamdi Bey’in Kocaeli,
Eskihisar’da yaşadığı köşk de böyle, müzeye dönüştürülen bir yapı.
Osman Hamdi Bey’in, 1884 yılında yaptırdığı köşk, resimhane, kayıkhane ve müştemilat olarak inşa edilmiş. Planları, Fransız mimarisi
etkisinde, Osman Hamdi Bey tarafından çizilen köşkün yapı malzemelerinin birçoğu yurtdışından getirilmiş. Osman Hamdi Bey, burayı
The Great Turkish Museum curator and painter Osman Hamdi Bey’s
mansion in Eskihisar is now in service as a museum... Osman Hamdi
Bey’s Mansion and Museum is waiting for its visitors at a 5 km distance to the district of Gebze of the city of Kocaeli...
You know, there are brass signs on the houses where famous poets,
painters, writers or journalists once lived: as, “Famous painter lived in
this house”... Whether that house has been turned into a museum or
is still a lively place where people keep on living, that sign carries it
from being an ordinary to a special place. You can no longer just pass
by it... You stop a while, take a photograph and think of the days that
famous poet or artist worked there.
Bearing the features of the French architecture
The mansion where Osman Hamdi Bey -the important name of Turkish painting, the first person to remember in this country when you
talk of museology, painter of a worldwide renowned painting: “The
Tortoise Trainer”- lived in Eskihisar, Kocaeli is one of such constructions that have been turned into a museum. The mansion that was
built by Osman Hamdi Bey in 1884 was designed as a drawing office,
a boat house and an outbuilding. The plans of the construction were
drawn by Osman Hamdi Bey under French architecture influence and
most of the material was brought from abroad. Osman Hamdi Bey
designed this residence as a summer house and an atelier. He monitored the construction closely so that every square meter was made
with utmost care. For example every flower painting on the panels of
the wooden doors on the ground floor are at painting value… When
35
Osman Hamdi Bey kimdir?
Osman Hamdi Bey, Sadrazam İbrahim Edhem
Paşa’nın en büyük oğludur. Kardeşleri İsmail Galib ve Halil Edhem Beyler, ardından oğlu Edhem
ve yeğenleri Cemal ve Ekrem Reşit Rey kardeşler,
bir sonraki kuşakta mimar Sedad Hakkı Eldem
ve yaşayan Eldem’lerden tarihçi Edhem Eldem
gibi Türk kültür ve sanatının önemli kişileri onun
ailesindendir.
Osman Hamdi Bey 1842’de İstanbul’da dünyaya
geldi. İlkokul öğrenimini Beşiktaş’ta tamamladı,
1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Daha 16 yaşında iken yaptığı kara kalem
resimlerle çevresinin dikkatini çekti. 1860 yılında
Paris’e hukuk eğitimine gönderildi. Ancak o
asıl eğilimi olan ressamlıktan vazgeçemedi ve
dönemin ünlü ressamlarından Boulanger ve
Gerome’nin atölyelerinde resim dersleri aldı. Ayrıca Paris’teki eğitimi sırasında arkeoloji derslerine
de devam etti, o sırada açılan Paris Sergisi’nde Osmanlı hükümetinin
temsilcisi olarak görev aldı.
1869’dan sonra İstanbul’da, devletin üst kademelerinde çeşitli görevler
yaptı. Prof. Celal Esat Arseven’in araştırmalarına göre Osman Hamdi
Bey 1869 yılında Şehremaneti olarak kurulan Kadıköy’ün (13. Daire)
ilk Şehiremini yani Belediye Başkanı idi.
Bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni oluşturan Müze-i Hümayun’un
müdürü Alman Dr. Philip Anton Dethiér’in ölümünden sonra, 1881
Eylül’ünde II. Abdülhamid tarafından müzeye müdür olarak atandı.
Osman Hamdi Bey’in 1910 yılına kadar süren 29 yıllık müdürlüğü
zamanında müze, dünyanın sayılı müzeleri arasında girerek arkeoloji
bilimi için pek çok önemli keşfe imza atmıştı.
1884 yılında eski eserlerin yurt dışına çıkarılmalarını yasaklayan ve
eski eserlerin korunması bakımından büyük bir adım olan Asar-ı Atîka
Nizamnamesi’ni hazırlayarak uygulamaya koydu. Arkeolojik çalışmaları tek elden kontrol eden disiplinleri oluşturdu ve ilk Türk kazılarını
başlattı. 1883-95 yılları arasında Bergama, Nemrut Dağı, Sayda,
Lagina Hekate Tapınağı ve Sayda Kral Nekropolü’nde yapılan kazılar
ile koleksiyon çarpıcı bir hızla gelişti.
Osman Hamdi Bey müzecilik ve arkeoloji ile yoğun olarak ilgilendiği
müdürlüğü sırasında resim çalışmalarını da ihmal etmedi. Osmanlı
İmparatorluğu’nun ilk güzel sanatlar fakültesi olan Sanayi-i Nefise’yi
(şu anda Eski Şark Eserleri Müzesi) açarak orada da müdürlük yaptı.
Ressam olarak sağlığında üne kavuşan Osman Hamdi Bey, figürlü
kompozisyonlar ve porteler üzerinde çalışarak
Türk resminde ilk kez figür kullanan ressamdır. Resimlerinde mimari detaylar ve
dekorasyon oldukça yoğun olarak yer
alır. Tablolarında sık sık kendine de
yer verir, çeşitli kıyafet ve pozlar ile
çektirdiği fotoğraflarını çizimlerinde kullanır.
Osman Hamdi Bey, 1910 yılında
Kuruçeşme’deki yalısında hayata
gözlerini yumdu ve kendi vasiyeti
üzerine Eskihisar’daki evinin
bahçesine gömüldü, mezarının iki
ucuna isimsiz Selçuklu mezar taşı
dikilerek kitabesi ayrı bir taşa
işlendi. Ölümünün 100. yılı 2010’u
UNESCO “Osman Hamdi Bey
Yılı” ilan etti ve adına bir özel site
açıldı: osmanhamdibey.gov.tr.
36
Who is Osman Hamdi Bey?
Osman Hamdi Bey is the eldest son of Grand
Vizier Ibrahim Edhem Pasha. Important
people of Turkish culture and art such as his
brothers Ismail Galib and Halil Edhem Beys,
then his son Edhem and nephews Cemal and
Ekrem Reşid Rey brothers, architect Sedad
Hakkı Eldem of the next generation and living
historian Edhem Eldem are all from his family.
Osman Hamdi Bey was born in Istanbul in
1842. Completed his primary school education at Beşiktaş and started at Maarif-i Adliye
(School of Justice) in 1856. He drew the attention of his entourage with the charcoal
drawings. In 1860 he was sent to Paris for law
education. But he did not give up his tendency
in painting and trained in the ateliers of the
famous painters of the period: Boulanger and
Gerome. Besides, he followed archaeology
lessons during his education in Paris and was appointed as a
representative of the Ottoman Government during the Paris
Exhibition held at that time.
After 1869 he took various high level governmental assignments
in Istanbul. According to the researches of Prof. Celal Esat
Arseven Osman Hamdi Bey was the first Mayor of Kadıköy (13th
District) in 1869.
Following the death of German Dr. Philip Anton Dethiér,
manager of the Imperial Museum, who set up today’s Istanbul
Archaeology Museum he was appointed as the manager to the
museum in September 1881 by Abdülhamit II. During his management that lasted 29 years, until 1910, the museum became
one of the remarkable museums of the world and he made
many discoveries in the science of archaeology.
In 1884 he prepared and put into action the Ancient Monuments Act, a gigantic step in the preservation and prohibiting
the old artefacts to be smuggled out of the country. He constituted the discipline to take into control the archaeological
works in one hand and started the first Turkish excavations. Between 1883 and 1895, with the excavations realised in Bergama,
Mount Nemrut, Sidon (Sayda), Temple of Hekate at Lagina,
and the Necropolis of King Sayda the collection developed at a
striking pace.
Osman Hamdi Bey did not neglect his works on painting during
his management years he was intensely occupied in museology and archaeology. He established the first faculty of fine
arts (now in use as Old Eastern Arts Museum) and became the
dean of the faculty as well. Osman Hamdi Bey became famous
when he was still living and he worked on figured compositions
and portraits and was the first artist who used figures in Turkish painting. In his paintings architectural details and decorations play an intensive role. He frequently displays himself in
his paintings, he uses the photographs he had taken in various
outwear and different postures in his drawings.
Osman Hamdi Bey passed away in 1910 in his waterside residence at Kuruçeşme and buried in the garden of his mansion at
Eskihisar as he requested by his will; two blank Seljuk tombstones were placed at each end of the grave and his epitaph
was inscribed on a different stone. The 100th anniversary of his
death, 2010 was declared as “The Year of Osman Hamdi Bey” by
UNESCO and a special web site was opened in his name:
osmanhamdibey.gov.tr.
Osman Hamdi Bey ve eşi Naile Hanım’ın portresi.
Osman Hamdi Bey and his wife Lady Naile’s portrait.
we come to answer the question why he only
spent the summers here... In the final stage
of the Ottoman Empire Gebze and villages
in its vicinity were favourite summer resort
areas for the rich and the members of the
ruling class. Father of Osman Hamdi Bey has
also had a mansion in the Eskihisar village.
The famous painter has loved Eskihisar in
his childhood. In years to follow he bought
a land of 28 decares at the sea side and had
this mansion in French Architecture style
built.
This house where Osman Hamdi Bey spent
his summers for 26 years has also great historical importance. The mansion was allocated to the military headquarters during the
World War I, Ismet Inönü spent some nights
here on his way to the War of Independence,
in 1933 Atatürk visited the mansion and its
gardens...
In the green woods
Many refurbishments had to be made at the
mansion of Osman Hamdi Bey since it was
first constructed. For instance, in 1945 there
was a fire in the drawing office and the upper
hem yazlarını geçireceği bir ev hem de bir
atölye olarak tasarladığı için özenle, her bir
metrekaresini ince eleyip sık dokuyarak yaptırmış. Mesela giriş katındaki ahşap kapıların
tablalarına yaptığı çiçek resimlerinin her biri
bir tablo değerinde...
Neden sadece yaz aylarında burada kaldığına
gelince... Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Gebze ve civar köyleri hali vakti
yerinde olanlar ve yönetici sınıfları için gözde
sayfiye yerleri idi. Osman Hamdi Bey’in babasının da Eskihisar köyünde bir konağı vardı.
Ünlü ressam, daha çocukluğunda Eskihisar’ı
sevmişti. Sonradan da aynı yerde deniz kenarından 28 dönüm arazi satın alarak Fransız
mimarisi üslubundaki bu köşkü yaptırmıştı.
Osman Hamdi Bey’in, 26 yıl boyunca yaz
aylarını geçirdiği, en ünlü tablolarını yaptığı
bu yapının tarihi önemi de büyük. Köşk, I.
Dünya Savaşı sırasında karargâh komutanlığına tahsis edilmiş, İsmet İnönü Kurtuluş
Savaşı’na giderken birkaç gün burada kalmış,
1933 yılında da Atatürk, köşkü ve bahçeyi
ziyaret etmiş...
Osman Hamdi Bey’in tabloları: Türbe Ziyaretinde İki
Genç Kız (üst solda) ve Naile Hanım portresi.
Osman Hamdi Bey’s paintings: Two Young Girls
Visiting a Shrine (above left) and portrait of Lady
Naile.
37
Yemyeşil bir korunun içinde
Osman Hamdi Bey köşkünde ilk yapımından
bu yana pek çok yenileme yapılmak zorunda
kalınmış. Mesela, 1945 yılında resimhanede
yangın çıkmış, ahşap üst kat yanmış. Bu yüzden de üst katta geniş bir yenileme çalışması
yapılmış. Bu çalışmalarda öncelikli olarak ön
bahçe ve çevre düzenlemesi yapılmış. Daha
sonra “Osman Hamdi Bey Evi” olarak bilinen yapı “Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi”
olarak yeniden düzenlenip 18 Mayıs 2006
tarihinde halkın ziyaretine açılmış. Köşkün
müzeye çevrilmesinde Kocaeli Belediyesi’nin
katkısı büyük.
Müze düzenlenirken teşhir detaylarına büyük
önem verilmiş. Dönemin özelliklerini yansıtan mobilya ve döşemelik kumaş ve dokumalar kullanılmış. Müzede Osman Hamdi Bey’in
hem Türkiye’de hem de yurt dışındaki müze
ve özel koleksiyonlarda yer alan tablolarının
tuval üzerine basılmış röprodüksiyonları sergileniyor ve üç boyutlu çalışmalar ve canlandırmalar da yer alıyor. Osman Hamdi Bey’e
ve ailesine ait fotoğraflar, resim yaparken
kullandığı malzemeler, fırçalar, boyalar da
ilgiyle izleniyor...
Müzenin en önemli özelliği, yemyeşil bir
korunun içinde bulunuyor olması. Evet, müzenin içinde Osman Hamdi Bey’in eserlerinin
orijinalleri yok ama onun kullandığı eşyaları
görmek, onun yaşadığı odalarda soluk almak
da önemli. Türk resminin, arkeolojisinin ve
müzeciliğinin önemli isimlerinden biri olan
bu kültür sanat insanının yaşamını geçirdiği
evi en yakın vakitte görmeniz dileğiyle...
Ziyaret: 08.30-16.30,
Pazartesi hariç her gün.
Osman Hamdi Bey ve Kızı
Nazlı (sol üstte), Köşkteki
atölyesi (üstte) ve
tabloları: Haremden (üstte
ortada), Silah Taciri (üstte)
ve Feraceli Kadınlar (solda)
ve Mihrap (sağda).
Osman Hamdi Bey and
his Daughter Nazlı (left
above), his atelier at the
mansion (above) and his
paintings: From the harem
(above centre), Weapon
Merchant (above) and
Women with Veils (left)
and Mihrab (right).
38
wooden floor was seriously burned. That’s why a
thorough renovation was made in the upper floor.
During these works the front garden and the environmental planning were taken into consideration. Then, the building known as “The House of
Osman Hamdi Bey” was rearranged and opened
to public visitation on May 18, 2006 as “The
House and Museum of Osman Hamdi Bey”. The
Municipality of Kocaeli had remarkable contribution in transforming the mansion into a museum.
During the arrangements of the museum maximum care was spent on display details. Furniture
and upholstery fabrics that reflect the features of
the period were used. Reproductions on canvas
of the works of Osman Hamdi Bey, both in Turkey
and abroad in the museums and in private collections, are displayed alongside three dimensioned
works and animations. Photographs of Osman
Hamdi Bey and his family, his painting material,
brushes, paints are scrutinised...
The most important feature of the museum is that
it is located in the middle of very green woods.
Oh yes, the original works of Osman Hamdi Bey
are not in the museum, but it is important to
see the articles he used and also breathe in the
air of the rooms he once lived. We wish you will
soon visit this house where one of the important
characters of culture and art of Turkish painting,
archaeology and museology had lived
Visiting hours: 08.30-16.30,
Every day except Mondays.
ARKEOLOJİ
Archaelogy
ROSETTA TAŞI
HİYEROGLİF’İN SIRRINI ÇÖZEN TAŞ
Bütün zamanların en eski ve en sağlam bilgi
deposuolarakkabuledilen,geçmişivegeleceği
birbirine bağlayan bir uygarlık anahtarı Rozetta
Taşı. Bugün British Museum’da bulunan, üç ayrı
yazı ile yazılmış, tarihin en eski sözlüğü...
 Shuterstock & wikipedia.org
40
eçmişin bulgu ve bilgisine fizik olduğu kadar içerik
olarak da erişmek kolay bir iş değil. Yapılar, resim
ve heykeller, metal ve toprak eşya bu bağlamda çok
ipucu verdi bugüne kadar. Yazı uygarlığına geçenlerin bıraktıklarından da daha net bilgilere ulaşıldı. Geçmiştekilerin
kendi dil ve yazı sistemleri ile kaydettiği bilgiyi okumak, tarihin her
döneminde önemliydi. Daha da önemli olan eski uygarlıkların bilgi
depolamada kullandıkları teknik idi. İşte bu noktada geçmiş uygarlıkların veri deposu olarak kullandığı en sağlam, en kalıcı, organik
bellek; “taş” ile karşılaşılıyor! Hiyeroglif’in sırrını çözdürüp, 4000 yıllık
bilgiyi anlaşılır kılan “Rosetta Taşı” da bu bağlamda çığır açan bir
anahtar sayılıyor.
Raşid Kalesi’nden British Museum’a
1799 yılı Temmuz’u… Fransız işgali altındaki Mısır… Fransızlar,
Napoleon Bonaparte ordusunun adını “Fort Julien” olarak değiştirdiği
yıkık dökük Raşid Kalesi’ni onarmaya çalışıyor. O sırada bir teğmen,
yıkılan bir duvarda, baştan aşağı yazı ve şekillerle kaplı bir taş levhaya
rastlıyor. Onun sıradışı olduğunu farkedip komutanına haber veriyor.
Komutan Ange d’Hautpoul, bir üstüne, General Menou’ya başvuruyor
ve sonunda levha, mühendis Lancret’ye teslim ediliyor.
Lancret, levhadaki Yunanca ve Hiyeroglif’i tanıyor ama hiç tanımadığı
bir alfabeyle yazılmış bir başka yazı daha farkediyor. Üçüncünün ne
olduğunun anlaşılması için levha diğer bilginlere iletiliyor. Çünkü
Bouchard, D’Hautpoul, Menou ve Lancret, Napolyon’un Mısır seferine katılan 40 bine yakın asker, 200’e yakın bilim insanı ve sanatçıdan
sadece dördü!
Napolyon, Fransa’nın önde gelen mimar ve mühendis, matematikçi
ve fizikçi, arkeolog, jeolog ve ressamlarını da yanına almış, çünkü
onlar Mısır uygarlıklarını araştırıp belgelemekle görevli. Bu amaçla
Kahire’de kurulan Mısır Enstitüsü’nde çalışan ekibin üç yıllık araştırmasıyla toplanan bilgiler, 1809’dan itibaren Fransa’da “Mısır’ın
Betimlemesi” (Description de l’Egypte) başlıklı 23 ciltlik dev eserde
yayınlanmış. Yazıların çözülmesi ile birlikte de “Egyptology” diye adlandırılan Eski Mısır Bilimi doğmuş.
Mısır’daki Fransız bilgin heyeti bulunan taştaki Antik Yunanca’yı kolayca çözüyor. Fakat Hiyeroglif ve üçüncü yazı bir türlü anlaşılamıyor.
Bunun üzerine, diğer pek çok bulgu ile birlikte 1 metrekare civarında, 800 kilo ağırlığındaki bu taş da
İskenderiye’den kalkan gemilerle Paris’e doğru yola çıkarılıyor. Kimilerinin Raşid
veya Reşid taşı dediği
taşa Fransızca bir
ad da takılıyor:
“Rosetta Taşı”!
Ancak, gemiler
yolda İngiliz
donanmasının
eline düşünce,
taş da Louvre
yerine, British
Museum’a gidiyor.
Londra’da
Hiyeroglifler’in
bazı bölümlerini önce
Thomas Young
çözüyor. Mısır
Bilimi uzmanı, Fransız
Jean-François
ROSETTA STONE
THE STONE THAT SOLVED THE SECRET
OF HIEROGLYPH
Rosetta Stone, a key of civilisation that connects the past to the
future, is assumed to be the oldest and the strongest information
store of all times. The oldest dictionary of history written in three
different scripts in now in the British Museum...
It is not easy to reach the findings and information of the past neither
physically nor content wise. In this context, constructions, drawings and
sculptures, metal and earthenware have supplied us many clues until
now. And more clear information is gathered from the remains of those
that moved into written civilisations. It has been considered important,
in every period of history, to read the information of the past civilisations recorded in their own languages and scripts. The more important thing was the technique they used in information storage. At this
stage we come across “stone”; the strongest, the most durable organic
memory that was used by the past civilisations as data storage. In this
context, “Rosetta Stone” is assumed to be trailblazer key that solved the
secret of Hieroglyphs and made it possible to reach to information 4000
years old.
From the Rashid Castle to the British Museum
July of 1799... Egypt under French occupation... The French are trying to
renovate the ruined Rashid Castle that was renamed by the army of Napoleon Bonaparte as “Fort Julien”. During the works a lieutenant came
across a stone plate in a broken down wall covered with some figures
and scriptures from top to bottom. He thought that was extraordinary
and he informed his commander. The commander Ange d’Hautpoul took
41
Champollion da Young ile aynı zamanda aynı konuda
Fransa’da çalışmaya başlıyor. Çünkü taş İngiltere’de
ama Fransızlarda bir kopyası var! Nitekim, bu taştaki
Hiyeroglifler’in sırrını ancak 1824’de ve tümüyle çözen de
Champollion oluyor. 2000 yıldır erişilemeyen, anlaşılamayan Eski Mısır uygarlığı bilgisi de böylece evrenselleşiyor.
Rosetta Taşı’ndan,
günümüzde bile anlamlı bulunabilecek bazı alıntılar:
• Kral Ptolemy ve Kraliçe Arsinoe’nin oğlu, Ptah’ın sevdiği, sonsuza dek yaşayacak, Kral Ptolemy, Mısır’a daha da çok bolluk ve refah getirmek için daha fazla
harcama yapmayı ve tapınaklar kurmayı üstüne almıştır…
• Tapınaklara da onların içinde ikamet edenlere de onun hükmü altında olan
diğerlerinin hepsine olduğu gibi iyiliklerde bulunmuştur…
• Mısır’da mecburi olarak toplanan gelir ve vergi borçlarını bağışlamış, diğerlerini hafifletmiş, bu düzenlemeyle insanlar ve tüm diğerlerinin onun saltanatı
boyunca mal-mülk sahibi olabilmesi mümkün hale gelmiştir.
• O rahiplere yönelik saygıyla, rahipliğe kabul ediliş için ödenen verginin, kendi
saltanatının ilk yılında, babasının saltanatı boyunca belirlenip uygulanandan
daha fazla olmamasını emretmiştir ve rahipliğin buyruğundakilerin yılda bir
defa İskenderiye şehrine gelme zorunluluğunu da kaldırmıştır.
• O Mısır’da ve krallığın geri kalanında bulunanların borçlarını, çok uzun zamandır hapishanelerde bulunanları ve suçlamalar nedeniyle gözaltında bulundurulanları affetmiştir.
• Onun saltanatının sekizinci yılında Nil daha önce olduğu gibi ovalara doğru
taşmak üzere büyük bir yükselme gösterdiğinde, O, kanalın çıkış noktalarına hiçte az sayılamayacak miktarda paralar harcayarak yaptırdığı setlerle bu taşmayı
engelledi.
• Bu ferman sert taştan yapılmış dikili taşın üstüne kutsal dilde, yerlilerin dilinde
ve Yunanlıların dilinde işlenecek ve birinci, ikinci ve üçüncü sıradaki tapınaklarda sonsuza dek yaşayacak olan kralın tasvirinin yanına yerleştirilecektir.
Rosetta Taşı’nda Ne Yazıyor?
Eski Mısır, MÖ 1539-1075 yılları arasındaki Yeni Krallık
zamanında en güçlü dönemini yaşayıp sonra zayıflamış.
MÖ 525’te Persler’in, MÖ 332’de Makedon ve Yunan
askerlerden oluşan ordusuyla gelen Büyük İskender’in
hakimiyetine girmiş. İskender’in ölümünden sonra
Some quotations from the Rosetta Stone that can
still be meaningful even today:
• King Ptolemy, son of King Ptolemy and Queen Arsinoe, lover of Ptah, who is
going to live forever, has undertaken to set up temples and spend more to bring
abundance and prosperity to Egypt...
• Bestowed favours to temples, to those in the temples and to all those under his
sovereignty...
• Granted the income and tax debits that are mandatorily collected in Egypt, alleviated the others and thus, with these arrangements, made possible for all the people
and others to own property during his sovereignty.
• With respect to clergy he ordered that, during his first year, the tax to join clergy
would not be over what his father had collected during his sovereignty and the annual compulsory visit of the minions of the clergy to Alexandria would be annulled.
• He forgave the debts of those in Egypt and elsewhere in his Kingdom and the sentences of those who had been in prison or under custody for long periods.
• In the eighth year of his sovereignty, as the Nile had the tendency to rise and
overflow to the valleys, he spent remarkable amount of money to build barriers at
the overflow points of the canal and prevented the overflows.
• This rescript will be carved on a obelisk made of hard stone in the holy language,
in the language of the natives and in Greek and will be placed next to the description of the eternal King in the first, second and third row temples.
Duvarları ve sütunları Hiyeroglif yazı ve desenlerle kaplı Mısır,
Luxor’dan bir görüntü.
A scene from Luxor, Egypt where the walls and columns are covered
with Hieroglyph writings and designs.
42
TARİH ÖNCESİNDEN BİLGİ
ÇAĞINA: ROSETTA PROJESİ
Kayıp dillerin anahtarı Rosetta Taşı, kaybolmakta olan diller için de esin kaynağı olmuş.
ABD Long Now Vakfı, Stanford Üniversitesi
Kütüphanesi, Ulusal Bilim Dijital Kütüphanesi
ve Ulusal Bilim Vakfı Rosetta Taşı’ndan esinlenerek “Rosetta Projesi” başlıklı bir çalışma başlatmış. Dünyada bilinen, yaşayan ya da kayda
geçmiş tüm dillerin gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçlayan proje, geçmişte taş levhalara
işlenen bilgiyi şimdi bilgi çağının teknolojisiyle
nikel disklerle geleceğe taşıyor.
Projenin çevrimiçi arşivi dünyanın en geniş
dilbilim bilgi deposu. Toplanan 14 bin sayfalık
bilgi ve 7000 dil, 2002’de Rosetta 1.0 adı verilen
7,5 santim çapındaki diskin üstüne işlenmiş. Asıl
amaç başta kaybolmakta olan dilleri konuşanlarla yapılanlar olmak üzere ses kayıtlarının,
Genesis’in ilk üç babının çevirisinin ve değişik
kültürlerle ilgili belli başlı kavram ve değerlerin
de üzerine mikro boyutlarda kazınacağı Rosetta
2.0’u çıkarmak. Bu diske 1000 x bir mercek ile
bakıldığı zaman 30.000 sayfa belge ortaya çıkacak ve disk bu verileri en az 2000 sene koruyabilecek dayanıklılıkta. Long Now Vakfı’nın 10.000
dolar bağışta bulunanlara bir adedini hediye
ettiği Rosetta 1.0 diskine, projenin web sitesinden
serbestçe erişilebiliyor: rosettaproject.org
FROM THE PREHISTORICAL
AGE TO THE AGE OF
KNOWLEDGE: THE
ROSETTA PROJECT
Rosetta Stone, the key of lost languages has also been the source of
inspiration for the languages that
are almost lost. A study, “Rosetta
Project” was initiated by USA Long
Now Foundation, Stanford University Library, National Scientific
Digital Library and National Science
Foundation inspired by the Rosetta
Stone. The project aims to relay all
the languages known, living or recorded in the world to future generations, the information
that was once on stone plates, now on nickel disks with the help of the contemporary technology of the age of knowledge. The online archive of the project is the largest grammar
data storage of the world. The gathered information of total 14 thousand pages and 7000
languages were recorded in 2002 on a disk of 7.5 cm in diameter named Rosetta 1.0. The
primary objective is to issue Rosetta 2.0 on which recordings made in languages that are
almost lost, the translation of the first three sections of the Genesis and principal concepts
and values of different cultures are recorded in micro dimensions. When this disk is inspected under a 1000x magnifying glass 30,000 document pages will be displayed and this
disk will have the durability to survive 2000 years. Long Now Foundation presents Rosetta
1.0 disk to those who donate 10,000 Dollars; the disk is reachable freely at the web site of
the project: rosettaproject.org
British Museum’da bulunan, 1874 yılında düzenlenen Uluslararası Oryantalistler Kongresi’nde Rosetta
Taşı’nı inceleyen uzmanları gösteren ilüstrasyon (üstte). Rosetta Taşı’nın dev bir kopyası JeanFrançois Champollion’un doğum yeri olan Figeac, Fransa’da sergileniyor (altta).
The illustration that shows the experts examining the Rosetta Stone in the British Museum at the
International Congress of Orientalists held in 1874 (above). A gigantic copy of the Rosetta Stone is
exhibited in Figeac, France, the birth place of Jean-François Champollion (below).
43
Bugün Mısır’ın Raşit Köyü meydanında dikili
olan Rosetta Taşı kopyası (üstte). Pullarda hala
Champollion ve Rosetta Taşı’nın görüntüleri yer alıyor.
1972 yılı Mısır pulu (üstte, Shutterstock, rook76)
ve 1972 Fransız pulu (altta, Shutterstock, Boris15).
British Museum’da sergilenen Rosetta Taşı (sağda) ve
taşın yan yüzleri (altta).
Today, a copy of Rosetta Stone is erected at the
square of Rashid Village in Egypt (above). Still the images of Champollion and Rosetta Stone take place on
stamps. 1972 Egyptian stamp (above, Shutterstock,
rook 76) and 1972 French stamp (below, Shutterstock, Boris 15). The Rosetta Stone displayed in the
British Museum (right) and lateral facades of the stone
(below).
imparatorluk, generalleri arasında paylaşılmış. Mısır, İskender’in en
güvendiği generali Ptolemi’nin payına düşmüş. Ptolemi bir süre sonra
firavun olmuş, soyundan gelen bütün erkekler Ptolemi ve bütün kadınlar da Kleopatra olarak adlandırılmış. İşte MÖ 196 tarihli Rosetta
Taşı, Memfis Tapınağı’nın başrahibi tarafından yazılmış bir “firavun
Ptolemi’ye övgü” belgesi. Herkesin anlayabilmesi için aynı metin,
üç değişik yazıyla yazılmış: Üstte Hiyeroglif, ortada Demotik ve altta
yönetimin resmi dili olan Eski Yunanca.
V. Ptolemi’nin hükümdarlığının dokuzuncu yılında, onun bağışladıklarını ve yaptığı güzel işlerin listesini sunuyor, ona övgüler düzüyor.
Esasen o dönemin rahiplerine, çok eskiden beri geleneksel olarak
tanınan vergi muafiyetinin tekrar tanındığını müjdeliyor.
Kaynaklar: Rosetta Taşı ve Antik Mısır’ın Yeniden Doğuşu, John Ray, Doruk Yayınları,
2010, www.khanacademy.org.tr, www.descegy.bibalex.org,
www.britishmuseum.org, rosettaproject.org, wikipedia.org.
Champollion’a ait bu belgede Hiyeroglif ve
Demotik yazıların işaretleri yer alıyor.
In this document that belongs to
Champollion the signs of
Hieroglyph and Demotic
writings take place.
44
the matter to a higher rank officer, General Menou and finally the plate
was delivered to engineer Lancret.
Lancret recognised the Greek and Hieroglyph on the plate but noticed
a third alphabet that he had never met before. To understand what the
third alphabet was the plate was passed on to other scholars. Because
Bouchard, D’Hautpoul, Menou and Lancret were only the four out of
40000 soldiers, 200 scientists and artists who participated at Napoleon’s
military exhibition to Egypt!
Napoleon took with him the leading architectures and engineers, mathematicians and physicists, archaeologists, geologists and painters whose
duties were to investigate and document the Egyptian civilisations. The
data collected at the end of three years’ studies performed by this team
who worked at the Egypt Institute that was set up with this aim in Cairo
and were published as of 1809 in France under the title “Description of
Egypt” (Description de l’Egypte) in a 23 volumes of great work. Together
with the decoding of the scripts
the Old Egypt Science, “Egyptology” came to life.
The team of French scholars
that were in Egypt decoded
the Ancient Greek on the
stone that was found. But Hieroglyph and the third script
could not be understood.
So this stone of approximately 1 meter square and
weighing 800 kilos, together
with very many other findings were shipped on ships
that left from Alexandria to
Paris. Some called this stone
Rashid or Reshid and also a
French name was given to it:
“Rosetta Stone”. But as the
ships fell into the hands of
the English Navy the stone
was taken to the British Museum instead of the Louvre.
In London some sections of
the Hieroglyph were first decoded by Thomas Young. The
French Egyptologist Jean-François Champollion started to work on
the same subject, at the same time as Thomas Young, in France.
The stone is in England but the French have a copy! But it was
Champollion who completely solved the secrets of the Hieroglyphs
in 1824. And thus the Old Egyptian Civilisation data that could not
be understood and reached for 2000 years has been universalised.
Mısır’da taş üzerine kazılmış Hiyeroglif çeşitlemeleri (altta) ve papirüs üzerine
yazılmış bir Demotik yazı örneği (en altta).
In this document that belongs to Champollion the signs of Hieroglyph and Demotic
writings take place.
What is written on Rosetta Stone?
The Old Egypt lived the strongest period between 1539-1075 BC
during the New Kingdom time and then declined. In 525 BC the
Persians, in 332 BC the Alexander the Great and his army of Macedonian and the Greek soldiers dominated Egypt. After the death
of Alexander the Empire was shared among the generals. Egypt
was in the share of Ptolemy, the general that Alexander trusted
most. Soon after Ptolemy became a Pharaoh and all his male descendants were called Pharaoh and females Cleopatra. The Rosetta
Stone dated 196 BC was a document “to praise Pharaoh Ptolemy”
written by the Pontiff of the Memphis Temple. The text was written
in three different scripts so that everybody would understand: Hieroglyph was on top, Demotic Script in the middle and the official
language of the administration, Old Greek at the bottom.
He lists and praises all Ptolemy V had donated and the good deeds
he had practiced on the ninth year of his sovereignty. He heralds
the tax exemption of the priests of the period again, which in fact
had been a tradition for ages.
Bibliography: The Rosetta Stone and The Rebirth of the Ancient
Egypt, John Ray, Doruk Publications, 2010,
www.khanacademy.org.tr, www.descegy.bibalex.org,
www.britishmuseum.org, rosettaproject.org, wikipedia.org.
Çetrefil Hiyeroglif ve Halkçı Türevleri
Eski Mısırlılar ve Mezopotamyalılar yazıyı ilk kullanan uygarlıklardan. Mısırlıların “Tanrı’nın sözleri” diye nitelediği yazı
sistemine “kutsal yazılar” anlamına gelen “Hiyeroglif” (hieros:
kutsal, gli-fikos: yazı) adını Eski Yunanlılar vermiş. Mürekkep ve
fırçayla sazdan yapılmış papirusler üzerine yazılan Hiyeroglif,
simgelerle oluşan bir yazı sistemi. Harflerden oluşan bir alfabe
yerine 700 kadar işaret ve resim kullanılıyor. İşaretler nesneleri,
bazen de belli sesleri, kimileri de tek bir sözcüğü simgeliyor. Bu
bilgiler, 1824’te yayımladığı sözlükte, Hiyeroglifin anahtarının “yazının bir metinde, bir cümlede hatta bir sözcükte hem
simgesel hem de fonetik özellikler taşıması” olduğunu açıklayan
Champollion sayesinde ortaya çıkmış.
Ancak özel eğitimli “yazıcı”lar tarafından yazılabilen Hiyeroglif, hem soldan sağa hem de sağdan sola okunuyor. Okumaya
nereden başlanacağını, insan ya da hayvan yüzlerinin sola ya da
sağa dönük oluşu belirliyor. 300 yıllık Ptolemi hanedanı döneminde Mısır’da hem Eski Yunanca hem de Eski Mısır dili konuşulurmuş. Hiyeroglifi rahipler, Eski Yunanca’yı da yöneticiler kullanırmış. Yazı olarak da halkın okuyup anlaması ve yazabilmesi
için Hiyeroglifin daha basitleştirilmiş versiyonu olan “Hiyeratik”
ve günlük işlerde “Demotik” kullanılırmış. Ne var ki MÖ 30’da
Mısır Romalılar’ın eline geçtikten sonra yalnızca Latince, ender
olarak da Yunanca kullanılmış. Yüz yıl içinde Hiyeroglif de Demotik de unutulmuş, öyle ki bir süre sonra o işaretlerin bir yazı
olduğunu Romalılar bile unutmuş...
The Complicated Hieroglyph and Populist
Derivatives
The Old Egyptians and the Mesopotamians are from the first civilisations
that used writing. The writing system that was described as the “words of
God” by the Egyptians was given the name “Hieroglyph” by the Ancient
Greeks that meant “sacred writings” (Hieros: sacred, gli-fikos: writing).
Hieroglyph is a writing system constituted by symbols and written on
papyrus, made of reed, by ink and brush. Instead of an alphabet composed
by letters some 700 signs and drawings are used. The signs symbolise objects, sometimes certain sounds and sometimes a single word. These data
were emerged in 1824 by the courtesy of Champollion who explained that
the key of Hieroglyph was in “the text of writing, in a sentence or even in
a word that carry both symbolic and phonetic character”.
Hieroglyph that can only be written by specially educated “writer”s is read
both from left to right and from right to left. The point to start reading is
designated by the direction of human or animal faces.
During the 300 years of Ptolemy Dynasty both Ancient Greek and Ancient
Egyptian were talked. Hieroglyph was used by the clergy whereas Ancient
Greek by the administrators. In writing the simplified version of Hieroglyph, “Hieratic” was used for the ease of the people, to let them read and
write easily, and “Demotic” in everyday life. However, after Egypt was
conquered by the Romans in 30 BC only Latin and scarcely Greek were
used. During the century both Hieroglyph and Demotic were forgotten to
such an extent that after a while even the Romans forgot that those signs
were once a script...
45
SÖYLEŞİ
Interview
Kültür ve Turizm
Bakanlığı’nın kuruluşunun
50. yıldönümü nedeniyle
düzenlenen etkinlikler
arasında çok ilginç bir
sergi var.
“From ‘Seyyahîn’ to Tourism”
Exhibition is one of the events
organized on the occasion
of the 50th anniversary of the
Culture and Tourism Ministry’s
establishment.
“FROM SEYYAHÎN
TO TOURISM”,
AN EXHIBITION
HIGHLIGHTING
THE HISTORY AND
CULTURE OF TOURISM
IN TURKEY
N
E
D
ÎN
AH
Y
Y
SE
ME
Z
İ
TUR
TUR
ÜRÜ
T
L
R
TÜ
KÜ
E
V
İHİ
TAR
İDE
G
R
SE
BU
Eski bir kartpostalda gemi ile İstanbul’a gelen turistler. Old postcard showing travellers on a ship approaching İstanbul.
46
İN
İN
İZM
E
KİY
ültür ve Turizm Bakanlığı’nın kuruluşunun 50. yıl
dönümü vesilesiyle düzenlenen ve araştırmacı yazar Gökhan Akçura’nın küratörlüğünde 23 Aralık’ta
açılan “Seyyahînden Turizme” sergisi turizm kültürü ve tarihiyle ilgili bilinmeyenleri gün ışığına çıkarıyor. Akçura ile
“Seyyahînden Turizme” sergisini konuştuk.
 MÜZE Dergi: Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kuruluşunun 50.
yılı dolayısıyla açılan bu sergide neler sergileniyor, bize biraz
anlatır mısınız?
 Gökhan Akçura: Serginin adı “Seyyahînden Turizme”. Düzenlenme
nedeni ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kuruluşunun 50. yıldönümü... Ama şu son 50 yılı içeren bir sergi açmak yerine, daha geniş,
turizmin neredeyse arkaik denilecek dönemlerine kadar inmeyi tercih
ettik. Sergi ilk seyyahların, buharlı vapurlar kullanarak İstanbul’a ve
oradan da Anadolu’ya ulaştığı yıllara kadar uzanır. 19. yy. ortalarından söz ediyoruz. O zamanlar için örgütlü bir turizmden söz etmek
neredeyse imkânsız elbette. Ama 1863 yılında, yani bundan tam 150
yıl önce, İstanbul’da açılan “Sergi-i Umumi-i Osmani” vesilesiyle, hem
organize gruplar Türkiye’yi ziyaret etti, hem de Türkiye’den Avrupa’ya
doğru ilk organize tur düzenlendi. Milât olarak bu tarihi almak mümkün. Osmanlı Dönemi’nde vapurlardan sonra trenlerin de yaşama
girdiği görülüyor. Orient Ekspres önemli bir dönüm noktası. Zaten
hemen ardından ilk büyük oteller geliyor. Savaşlar her zaman turizmin
en önemli düşmanı. Bu nedenle I. Dünya Savaşı yıllarında büyük bir
The exhibition entitled “From
‘Seyyahîn’ to Tourism” inaugurated on 23rd December 2013 on the
occasion of the 50th anniversary
of the institution of the Ministry
of Culture and Tourism sheds
light on the various aspects of
the culture and history of tourism. We discussed this exhibition
with its curator, researcher and
writer, Gökhan Akçura.
 MUSEUMS JOURNAL:
Would you describe for us the
exhibits included in that event
organized on the occasion
of the Culture and Tourism
Ministry’s 50th anniversary?
 Gökhan Akçura: The title of
the exhibition “From ‘Seyyahîn’ to Tourism” constitutes a reference to
the original name of the “Touring and Automobile Club of Turkey” which
was created right after the proclamation of the Republic in 1923 under
the initial name of “Turkish Travel Association” (Turkish: Türk Seyyahîn
Cemiyeti) and later renamed to “Touring Club Turc”.
Although the occasion of the exhibition is the 50th anniversary of the
establishment of the Ministry of Culture and Tourism, we did not confine
its contents to the history of tourism of the last 50 years, but preferred to
reach as far back as possible, so as to cover even the most archaic period
of travel history. The exhibition includes material from the time when
the first travellers visited İstanbul using steamboats and continued
to Anatolian destinations in mid-19th century; a time when an organized tourism industry was out of question. However in 1863, organized
groups visited Turkey on the occasion of the “Sergi-i Umumi-i Osmani”
(General Ottoman Exposition), which opened in İstanbul 150 years ago.
The same year, the first organized tour from Turkey to Europe took place.
Therefore, the year 1863 can be considered a historic milestone. Following steamboats, railroads entered into service in the Ottoman Empire.
1950’li yıllarda Yataklı Vagonlar’ın ününü kullanarak reklam yapan bir uçak firması:
SAS (en üstte), Orient Express’in İstanbul konulu afişi (üstte).
Scandinavian Airlines SAS advertisement from the 1950’s referring to the legendary
comfort of Wagons-Lits (top). İstanbul themed Orient Express poster (above).
47
İç turizmin ilk süperstarı: Erdek (en solda), Bakanlığın
Nemrut’u tanıttığı afişlerinden (ortada) ve Messageries
Maritimes gemilerinin İstanbul gezisi ile ilgili broşür
(sağda).
Erdek, first superstar destination of domestic tourism
(far left); Mount Nemrut poster published by the
Ministry of Culture and Tourism(centre); Messageries
Maritimes brochure on their cruise to İstanbul (right).
duraklama yaşanıyor. Bundan sonraki silkinme ise Cumhuriyet Dönemi’nde...
 Sergilenen objeleri neye göre seçtiniz,
nasıl bir sergileme düzeni uyguladınız?
 Türkiye’de böyle bir sergi yapmaya karar
verdiğinizde sıfır noktasından yola çıkmanız
mümkün değil. Çünkü bu konuda elimizin
altında bir devlet arşivi ya da bir akademik
merkez yok. Öncelikle kendi birikiminize,
koleksiyonunuza dayanmak zorundasınız.
Benim bu konuya merakım neredeyse 30 yıl
önceye kadar uzanıyor. 1980’li yıllarda TÜRSAB dergisinin editörlüğünü üstlenmiştim.
Dergide turizm tarihine ilişkin bir şeyler yazmaya heves ettim. Ama kaynaklar çok yetersizdi. Rahmetli Çelik Gülersoy bana Turing’in
arşivini açtı. Buradan edindiğim belgeler ve
malzeme ile özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin
ilk dönemlerinde turizm hareketlerine ilişkin
bir dizi makale hazırladım. Daha sonra da
bunları “Turizm Yıl Sıfır” başlığıyla kitaplaştırdım. O zamandan bu yana da görsel malzeme ve belge toplamaya devam ediyorum.
“Seyyahînden Turizme” sergisi de işte bu
birikimim üzerine kuruldu. Elbette Bakanlığın elindeki son dönemlere ilişkin broşürler,
kütüphanelerdeki afişler ve bazı koleksiyoncuların katkıları da sergiyi zenginleştirdi.
 Turizm, obje çeşitliliği konusunda
zengin bir alan mı?
 Türkiye’de arşivcilik çok ihmal edilmiş bir
konu. Aslında her sektör kendi geçmişini
48
toplamalı, bu konuda enstitüler kurmalı.
Araştırmacılar da bunlara dayanarak sektörlerin tarihlerini yazmalı. Ama böyle olmuyor,
olamıyor. Özel koleksiyoncular olmasa, hiç
bir konuda ayrıntılı çalışma yapmak mümkün
değil. Çünkü devlet olarak da, millet olarak
da arşiv düşmanıyız. Biriktikçe çöpe atıyoruz.
Bu alışkanlık şimdilerde de bilgisayarlardaki bilgilerin “delete” edilmesi biçiminde
sürüyor. Bu genel sorun turizm alanı için de
fazlasıyla geçerli. Çünkü turizm efemerası,
yani günlük kullanımda tüketilen malzemesi, örneğin broşürler, afişler, sirkülerler vs.
alışılmış koleksiyon malzemesi değil. Belki
biraz bavul etiketleri toplanıyor, biraz da
kartpostallar. Diğer malzemeleri ısrarlı olarak
“Türkiye’de arşivcilik çok
ihmal edilmiş. Her sektör
kendi geçmişini toplamalı.
Araştırmacılar da buna
dayanarak sektörlerin
tarihlerini yazmalı...”
“In Turkey, archives are
much-neglected.
Actually, every sector should
gather data on their past
enabling researchers to
write their history…”
The famous Orient Express has been a major
turning point in this regard. This development
was immediately followed by the establishment of the first palace hotels in our country. War has always been the worst enemy of
tourism. First World War marked a significant
phase of interruption. The subsequent recovery
occurred within the Republican era...
 MJ: According to which criteria did you select the items to be exhibited and what kind
of exhibition scheme did you apply?
 GA: Since a government archive or academic
centre in this field was not available in Turkey,
I had to rely on my personal collection. My
interest in this subject goes back to almost
30 years ago. During the time when I was the
editor of TÜRSAB Magazine in the 1980’s, I set
out to write about the history of tourism. But
resources on the subject were rather scarce.
The then Director of the Turkish Touring Club,
the late Çelik Gülersoy, let me use the club’s
archives. I have prepared a series of articles relating to tourism activities especially in the first
period of the Republic of Turkey, based on the
documents and material I found there. Later
I published these articles in a book entitled
“Tourism Year Zero”. Since then, I continue to
collect visual material and written documents.
The current exhibition is based on that personal collection of mine. Of course, brochures,
posters published by the Ministry of Culture
and Tourism in recent years as well as various
materials from libraries and other individual
collectors’ contributions expanded the contents of the exhibition.
 MJ: Is tourism a rich area in terms of the
variety of objects? Were you able to work
easily or was it difficult to find the pieces?
 GA: In Turkey, archives are a much-neglected
subject. Actually, every sector should collect
Türkiye’nin ilk büyük seyahat acentası olan NATTTA’nın New York Sergisi gezisiyle
ilgili broşür (solda), Avrupa’ya otobüs seferleri yapan Bosfor Turizm’in broşürü
(ortada) ve Turing’in İbrahim Çallı tarafından yapılan ilk afişi.
Turkey’s first major travel agency NATTA’s brochure on its tour to the 1939 New
York World’s Fair (left); brochure of travel company “Bosfor Turizm” operating
regular bus services to European destinations (centre) and first ‘Touring Club Turc’
poster designed by renowned painter İbrahim Çallı (right).
toplayana daha rastlamadım. “Siz nereden topladınız?” diye sorarsanız, “Yıllar içinde karşıma çıktıkça” diye cevaplarım. Eskiden sahaflar
eskiciler; şimdilerde müzayedeler, İnternet satışları... Buralardan tek
tek topladım koleksiyon parçalarını. Elbette kütüphanelerde, kurum
arşivlerinde neler var diye de araştırıp, buralarda karşıma çıkan malzemeleri de kopyaladım.
 Türkiye’de turizm nasıl ilerlemiş? Sergiyi izleyenler bunu objeler üzerinden değerlendirebilecek mi dersiniz?
 Soruya Cumhuriyet Dönemi’ni esas alarak cevap vereyim. 1923
yılında kurulan Turing kurumu bu sektörün öncüsü. İlk afişler, ilk
broşürler ve kılavuz kitaplar onun eseri. Hemen ardından ilk seya-
“1923 yılında kurulan Turing kurumu bu
sektörün öncüsü. İlk afişler, ilk broşürler
ve kılavuz kitaplar onun eseri...”
“The 1923 established Turkish Touring
Club was the pioneer of the industry. They
published the first posters, brochures and
guide books…”
hat acentaları geliyor. Özellikle de NATTA (National Turkish Travel
Agency). O yıllara göre oldukça ciddi çalışmalar yürütüyorlar. Avrupa,
Amerika turları, özenli yayınlar vb. Ama şartlar uygun değil. Ne ulaştırma araçları yeterli, ne yollar, ne de konaklama tesisleri... 10-15 yıl
sonra da II. Dünya Savaşı başlıyor. Bütün çabalar sıfırlanıyor elbette...
1950’li yıllarda bir silkinme var. Hem dünyada, hem de ülkemizde. Jet
uçakları havayolu taşımacılığında büyük bir atılım yapıyorlar. Devlet
yavaş yavaş konuya ilgi gösteriyor. Ama özel bir bakanlığın kuruluşu için 1963 yılını beklememiz gerekiyor. O yıllardan itibaren plânlı
döneme geçiyoruz. Çabalar artıyor. Gerçek dönüşüm, suyun kaynadığı
nokta ise seksenli yıllar. Yani liberal ekonomiye geçişimiz. Son otuz
yıldır sürekli gelişen bir ivme ile bugünlere geliyoruz. Çok önemli bir
noktada olduğumuzu, dünyanın en önemli turizm aktörlerinden biri
olduğumuzu sanırım kimse inkâr edemez.
 Sergide en sevdiğiniz obje/objeler hangisi ve neden?
 Bu bir babaya en çok hangi çocuğunu sevdiğini sormaya benziyor.
Hemen hemen her önemli görselin özel bir öyküsü var. Kimi Turing
arşivinde çalıştığım dönemi, kimi ise Selâhaddin Giz’in fotoğraf arşi-
data on their own history and establish institutes to this end. Researchers should then be able to write the history of each industry on the basis
of these available data. But that does not happen. If there were no private collectors, it would be impossible to make detailed studies about
anything. We are unfriendly vis-à-vis archives. We’re throwing away what
we accumulate. This habit takes now the form of “deleting” information gathered in computers. This general problem is certainly prevailing
in the area of tourism as well. Tourism material consists basically of
ephemera consumed in everyday use, such as brochures, posters, circulars, etc. Those are not the usual collection items, with the exception
of maybe, luggage tags and postcards. Up to this date I met no one who
would collect any other objects in a consistent manner. If you ask me
how I put together my collection, I would answer that I gathered material over the years as I came across it. Formerly second-hand booksellers, junk dealers were my initial sources and now auctions and internet
sales are my new sources. I gathered the pieces of my collection one by
one from these sources. Of course, I also searched what was available
in libraries and institutional archives and made duplicates of relevant
documents and material I found there.
 MJ: Can you describe the evolution of tourism in Turkey? Will the
current exhibition allow its visitors to grasp that evolution?
 GA: Let me answer your question on the basis of the Republican Period. The 1923 established Turkish Touring Club was the pioneer of the
industry. They published the first posters, brochures and guide books.
They were followed by the first travel agencies. Among them NATTA
(National Turkish Travel Agency) stood out particularly. They achieved
substantial work for those years. They organized tours to Europe and
America, released remarkable publications. But the conditions were not
suitable. Neither the means of transport, nor roads, nor accommodation
facilities were adequate. Moreover, 10-15 years later all efforts were interrupted due to the Second World War. There is a renewal in the 1950’s
both in the world and our country. Jet planes represent a major breakthrough in air transport. Government starts gradually showing interest
49
vindeki negatifleri taradığımız günleri hatırlatıyor.
Örneğin yazıları Arap harfleriyle basılmış olan ilk Turing afişlerini Turing’in alt
katlarında bir köşede Çelik
Bey’le birlikte bulmuştuk. Eski Türkçe yazıların
üzerine, Lâtin harfleriyle
hazırlanmış yeni başlıklar
yapıştırılmıştı. Belli ki harf
devriminden sonra da bu
yeni biçimiyle kullanılmış
afişler. Bu yapıştırılmış
kağıtları özenle kaldırıp, ilk
basıldığı hale getirmiştik
afişleri... Sivil havacılık şirketleri konusunu çalışırken
ilk ipuçlarını, bu konudaki
filatelik malzemelerin
koleksiyoncusu rahmetli Albert Haskiya’dan
almıştım. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’ne ilk
hava seferlerini yapan,
Büyükdere’de denize
inen uçaklarıyla Aero
Espresso’yu; Şark Oku
adıyla posta ve yolcu seferi
yapan CIDNA’yı öğrenmiştim mesela... İkinci kuşaktan da olsa NATTA seyahat
acentasının kurucularının
eski fotoğraflarına ulaşmıştım... Bu öyküleri sayfalarca sürdürebilirim. Bu
anıları nedeniyle özellikle
erken dönem malzemelerin
benim için özel anlamları
var.
 Türkiye’de böyle tematik sergiler pek fazla
olmuyor, olmamasının
nedeni nedir?
 Bu tür tematik sergilerin
fazla olmamasının birinci nedeni arşivlerin olmayışı. Buna daha önce değinmiştim. İkinci
nedeni ise kurumların ilgisizliği. Gerçi son on-on beş yıldır ilgi arttı,
ama yine de yetersiz. Sürekli değişen, gelişen bir ülkeyiz. Ama bu
hızlı değişim, geride kalanı da toz toprak içinde bırakıyor bir ölçüde.
Günü kurtarmaya çalışmaktan, düne bakmaya pek zaman bırakmıyor.
Biraz arz-talep meselesi belki de. “Kendi geçmişim konusunda tarih
çalışması yaptırsam, sergi hazırlatsam ne kadar ilgi görecek?” diye
de düşünülüyor olabilir. Şu ya da bu nedenle, ilgi hâlâ yeterli değil.
Bana sorarsanız, bırakın sergi yapmayı, her sektörün, konunun, hatta
objenin bir müzesi olmalı. Son olarak Stockholm’de gezdiğim “Kibrit
Müzesi”, küçücük bir objenin bile, ne denli önemli bir tarihe tanık
olabileceğini göstermişti.
1930’lu yıllarda deniz uçakları ile İstanbul seferi yapan Aero Espresso şirketinin tanıtım
broşürü (sol üstte), Emek Otelleri’nin en şık oteli: Büyük Efes Oteli (sol ortada), Kültür
ve Turizm Bakanlığı’nın Antalya’yla ilgili ilk broşürlerinden (sol altta). Devlet Hava
Yolları’nın otuzlu yıllarda Yeşilköy’e yolcu taşıyan otobüsü (sağ üstte).
Brochure of the Italian civil aviation company Aero Espresso, operating seaplane flights
to İstanbul in the 1930’s (above left); Grand Hotel Efes, flagship of Emek Hotels chain
(left centre); brochure on Antalya published by the Ministry of Culture and Tourism
(below left). State Airlines coach carrying passengers to İstanbul Yeşilköy Airport
(above right).
50
in the subject. But we need to wait until 1963 to see the establishment
of a ministry devoted to that field. Thereafter we enter the era of planned
development. Efforts are increasing. But the actual turning point comes
when Turkey performs its transition into free market economy in the
eighties. The constantly evolving momentum of the last thirty years has
progressively brought us to our current stance. No one can deny the
point where we find ourselves at this juncture as one of world’s major
players in the field of tourism.
 MJ: Which items in this exhibition are personally your favourite
objects and why?
 GA: This is like asking a father whom of his children he loves the
most. There is a special story behind each important visual. Some
of them date from the period where I worked at the archives of the
Touring Club, others remind me of the days when I was scanning
negatives at the photo archives of Selâhaddin Giz. For instance, there
were these early touristic posters written in Arabic alphabet that
we found together with Çelik Gülersoy in a deep corner of the lower
floors of Touring Club archives. They had been later affixed with new
headers printed in Latin letters and used in this new format, obviously following the alphabet reform. We then carefully removed these
glued headers to return the posters to their original printed form.
On the other hand, I gathered the first clues concerning civil aviation
companies, from the late Albert Haskiya who was collecting philatelic
material on this topic. This is the way I learned about a company
called Aero Espresso organizing the first flights to the Republic of
Turkey and which used to land its seaplanes at the Büyükdere shore
of the Bosphorus; and about CIDNA, the “Compagnie Internationale
de Navigation Aérienne” which was organizing scheduled postal and
passenger flights under the name of Flèche d’Orient –Orient Arrow.
I also came across photos of the second generation founders of the
above-mentioned NATTA travel agency. I could continue for pages
with these stories. The early period paraphernalia is certainly quite
dear to my heart due to all these memories.
 MJ: Why do you think that such thematic exhibitions are not
very frequent in Turkey and do you expect a positive development in the future in this regard?
 GA: The first reason for the infrequency of this type of thematic
exhibitions is the lack of archives, as I mentioned earlier. The second
reason is the lack of interest of the institutions. Though in the last
ten to fifteen years, interest has increased, but it is still insufficient.
We are a constantly changing, evolving country. But this rapid change
leaves in a way everything left behind in a smoke of dust. The haste
to save the day does not leave a chance to look at yesterday. Perhaps
people think in terms of supply and demand. Maybe the institutions
have second thoughts on the opportunity of preparing such exhibitions regarding their own history in the sense that they doubt if such
an undertaking would yield any interest. For that matter, if you ask
me, I would advocate not only the holding of exhibitions, but the
establishment of a museum for each industry, each sector of activity or even each object. Allow me to share with you how much I was
impressed by the “Match Museum” I recently visited in Stockholm,
demonstrating that even a tiny object can witness to a magnificent
history.
MÜZELER
Museums
52
BOĞAZİÇİ’nin
YÜKSELEN YILDIZ’ı
YILDIZ SARAYI,
KORUSU ve
MÜZESİ
Araziye uyumlu dağılmış, farklı
yaşlarda, çok mimarlı, yapılar; saraylar,
köşk ve kasırlar; ağaçlar, kuşlar, sular...
Bütünü ile zaten canlı bir müze olan
Yıldız Sarayı ve Korusu’nun klâsik
anlamdaki “müze” bölümleri de hızla
gelişiyor...
RISING STAR (YILDIZ) OF THE BOSPHORUS
YILDIZ PALACE, WOODS and MUSEUM
Structures, palaces, mansions and pavilions of different
periods and architectural styles; trees, birds, waterways
deployed in harmony with the landscape, the “Yıldız Palace
and Woods”, already a living museum as a whole, has also its
“museum” sections in usual sense developing rapidly...
Yıldız Sarayı salonlarından
biri ve Saray’da
sergilenen 19. yüzyıla ait
Taht-Kanape.
A hall at the Yıldız Palace
and the 19th century
Throne Couch on display
at the Palace.
 Rasim Konyar & Wikipedia
53
ugünkü Beşiktaş-Ortaköy yamaçları ve Balmumcu
arasındaki tepelerde yer alan Yıldız Korusu ve Yıldız Sarayı kompleksi, Osmanlı tarihinin 500 yılının
sırlarını saklıyor. Bizans Dönemi’nde ormanlık olan
bu alanı, Kanuni Sultan Süleyman’dan itibaren padişahlar av sahası
olarak kullanırmış. Günümüze ulaşmayan bazı sultan yapıları dışında
19. yy başına kadar doğal bitki örtüsünü koruyan bu alanda bilinen ilk
girişim III. Selim’in annesi için yaptırdığı “Yıldız” kasrı ki ondan sonra
semt de Yıldız diye anılmaya başlamış. O kasır şimdi yok ama çeşmesi İç Bahçe’de duruyor.
Yıldız, Lale Devri’nin “Çerağan” eğlencelerine, II. Mahmut’un yeni ordusunun talim, ok atışı ve güreşlerini seyredişine, Abdülaziz’in 5 bin
m2’lik göl yaptırıp, içindeki motorlu sandallarla gezintilerine, eklenen
yeni köşk ve yapılarda kralların ağırlanışına tanık olmuş. II. Abdülhamit kendine üs edindikten sonra iyice büyüyen ve gelişen, nüfusu
12 binin üzerine çıkan Yıldız, “Yıldız Saray-ı Hümayunu” adını almış.
Eski Saray, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra Osmanlı
Devleti’nin dördüncü devlet merkezi olmuş.
Her metrekaresine altın dökülen, şehir içinde şehir...
II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarı sırasında Saray, onun özel yaşam
mekânlarının yanı sıra, görevli binaları, tamirhaneler ve Sultan’ın
hobisine de uygun marangozhane gibi çeşitli atölyeler, tiyatro, müze,
kitaplık gibi kültür sanat yapılarını da kapsayan bir komplekse dönüşmüş. Koruya da dünyanın dört bir yanından nadide ağaçlar, kuşlar
hayvanlar getirilmiş. Eklenen farklı işlev ve üslûptaki yapı grupları
54
Situated on the hills between the slopes of today’s Beşiktaş and Ortaköy
neighbourhoods and the Balmumcu area, the Yıldız Palace complex with
the Yıldız Woods is hiding the secrets of 500 years of Ottoman history.
The area of Yıldız used to be a forest in Byzantine times. Starting with
the reign of Süleyman the Magnificent, the sultans made it their hunting grounds. In the following centuries, it remained as a grove behind
the seaside palaces. The neighbourhood began to flourish in the wake of
the construction of the palace in the 19th century. It took its name from
the first pavilion, namely Yıldız Kasrı (Star Pavilion), commissioned by
Sultan Selim III in early 19th century for his queen mother. Since then,
the neighbourhood began to be referred to as Yıldız. That pavilion is not
there anymore, but its fountain survived and is located at the palace’s
internal garden.
Yıldız Palace witnessed the “Çerağan” lantern illumination festivals of
the Ottoman Tulip Era (1718-1730), Sultan Mahmut II watching his new
army’s training, archery and wrestling performances, the motor boat
rides of Sultan Abdülaziz on the 5 thousand- square-meter lake he had
built on the premises, the welcoming of kings and dignitaries in the
supplementary new pavilions and mansions. The Yıldız Complex began
to substantially grow and develop after Sultan Abdülhamit II decided to
establish base there and its population rapidly surpassed 12 thousand.
It became the fourth State headquarters of the Ottoman Empire under
the name of “Yıldız Saray-ı Hümâyûnu” (Yıldız Imperial Palace) following
the The Old Palace, the Topkapı Palace and the Dolmabahçe Palace.
City within a city with each square meter covered with gold…
During the 33 years of Sultan Abdülhamit II’s reign, the palace evolved
into a large complex including, besides the sultan’s private living quarters, a series of staff buildings, repair shops, various workshops such as
the carpenter’s workshop befitting the Sultan’s hobby, cultural and art
eğimli araziye uyumlu dağılarak, Yıldız’a, bir “şehir içinde
şehir” özelliği de kazandırmış.
II. Abdülhamit’in yeni yapılar
ile yerli ve yabancı uzmanlara
büyük paralar harcayarak düzenlettiği koru için hatıra defterine
“her metre karesine altın döküldü” diye yazdığı söyleniyor.
Cumhuriyet’in Yıldız’ı
Son padişah Vahdettin’in
İstanbul’u terki ve
Cumhuriyet’in ilanından sonra
boş kalan saray binaları, 1924’de Erkân-ı Harbiye Mektebi’ne ayrılmış. 1941-1946 arasında
Silahlı Kuvvetler’in yerleştiği Yıldız Sarayı,
1946’da Harp Akademisi’ne, 1978’de Kültür
Bakanlığı’na bağlanmış. Bu arada Şale Köşkü
TBMM’ye, Koru, Malta ve Çadır köşkleri ise
İstanbul Belediyesi’nin yönetimine verilmiş.
1979’da Çelik Gülersoy ve İstanbul Belediyesi arasında imzalanan bir protokol ile bu
köşkler ve park TURİNG tarafından restore
edilerek kullanıma açılmış, halk da bundan
çok hoşnut olmuştu…
1993’den itibaren devraldığı Yıldız Sarayı’nı
müzeleştiren Kültür ve Turizm Bakanlığı ise
günümüzde de bu konuda hummalı bir çalışma yürütmekte.
En Görkemli: Büyük Mabeyn Köşkü
İki ana giriş Valide Sultan ve Saltanat kapılarına eşit uzaklıkta konumlanan dinlenme
köşkü “Büyük Mabeyn”; Abdülaziz tarafından
1866’da Agop ve Sarkis Balyan’a yaptırılmış.
Sarayın I. Avlu’sundaki köşkün plânı merkezi
sofalı ve eyvanlı klâsik şemanın bir çeşitlemesi. Dış cephede klâsik çizgiler yeğlenmiş.
II. Abdülhamit Dönemi’nde devlet yönetim
binası olan köşk, Osmanlı ve Cumhuriyet
Dönemi’nde devlet konukevi olarak da kullanılmış. II. Abdülhamit, Avusturya-Macaristan
Veliahtı Rudolf ve eşini, Alman İmparatoru II. Wilhelm’i bu binada ağırlamış. II.
Meşrutiyet’in ilân kararı da burada alınmış.
Atatürk’ün son buluşması
II. Abdülhamit’in II. Avlu’daki özel bölümde
yaptırdığı iki katlı kâgir Küçük Mabeyn Köşkü,
dikdörtgen yalın bir plâna sahip. Geniş giriş
holünün ana motifi çiçek dallarıyla süslü
trabzanları ile gösterişli Art Nouveau merdiven dikkat çekiyor. Dönerek yükselen merdivenle çıkılan üst kat holündeki pencerelerde
Fransız Bonet’nin, “Belle Epoque” tasarımı
vitrayları görülmeye değer.
II. Abdülhamit’e tahttan indirildiği haberi bu
köşkte verilmiş. Mustafa Kemal Atatürk de
15 Mayıs 1919’da, 3. Ordu Müfettişi sıfatıyla
Samsun’a gitmeden önce Sultan Vahdettin
ile son kez bu köşkün bir odasında görüşmüş.
Ada Köşkü ve Hasbahçe
Hasbahçe’de, II. Abdülhamit’in güven içinde
seyredebilmesi için etrafı tellerle çevrili,
kafesler içinde aslan, zürafa, ayı gibi vahşi
hayvanlar barındıran küçük hayvanat bah-
facilities such as a theatre, museum and library. And the grove was endowed with rare trees, birds
and animals from around the world. The various groups of structures of different architectural
styles and functionality, added progressively at different periods and spread out on the grounds in
harmony with the sloping landscape, lent Yıldız the character of a “city within a city”. It is said that
Abdülhamit noted down in his diary that “each square meter of the palace grounds was poured
with gold” with reference to the luxurious arrangements in the woods and the supplementary
pavilions and mansions he commissioned from local and foreign professionals by spending large
sums of money.
Yıldız under the Republic
The palace buildings left vacant in the wake of the departure from İstanbul of the last Ottoman
Monarch, Sultan Vahdettin, and the Proclamation of the Republic, were allocated to the General Staff War College in 1924. Settled in by the Armed Forces between 1941 and 1946, the Yıldız
Palace was attached to the Military Academy in 1946 and was finally placed in 1978, under the
administration of the Ministry of Culture. In the meantime, the Palace’s Chalet Pavillion was
Sol sayfa: Sarayın dışı, salonlarından biri ve Çadır Köşkü.
Sağ sayfa: Sultan II. Abdülhamit tuğralı, 19. yüzyıl yapımı Yıldız
Porselen yapımı saat ve meyvelik. Atatürk’ün Sultan Vahdettin
ile son kez görüştüğü oda, II. Abdülhamit’in portresi ve müzede
sergilenen III. Ahmet Çeşmesi maketi.
Left page: The Palace Exterior; one of its halls and the “Tent
Pavilion”.
Right page: 19th century clock and fruit vessel with monogram
of Sultan Abdülhamit II produced at the Yıldız Porcelain
Factory. The room where Atatürk met with Sultan Vahdettin for
the last time; Portrait of Sultan Abdülhamit II and, the model of
the Sultan Ahmet III Fountain on display at the museum.
55
Saray Fotoğrafları
II. Abdülhamit dendiğinde genellikle akla
ilk gelen, onun kuşkuculuğu, sansürleri bir
de yasakları olur. Öyle ki bir ara “Yıldız”
sözcüğü bile yasakları arasındaymış. Öte
yandan, II. Abdülhamit çok yönlü bir insan
olup meraklarından biri de fotoğrafçılıkdı.
Kültür A.Ş. ve IRCICA (İslam, Tarih,Sanat
Ve Kültür Araştırma Merkezi) onun
arşivinden 500’ün üzerindeki fotoğrafı
geçtiğimiz yıllarda bir kitapta yayınlamıştı.
Seçki, 19. yy İstanbulu’nun 100 yıllık değişimini gözler önüne seriyor.
istanbulkitapcisi.com, II. Abdülhamid’in Saray Fotoğrafları
Palace photos
What usually comes first to mind when the name of Sultan Abdülhamit II is pronounced, are his excessive suspicions, the censorship and bans
prevailing during his reign. So much so that even the word “Yıldız”
figured on the list of prohibited words for some period of time. On the
other hand, one of the fields Sultan Abdülhamit II, who had a versatile personality, was keenly interested in, was the art of photography.
İstanbul Municipality’s Kültür A.Ş. (Culture Inc.) and IRCICA (Research
Centre for Islamic History, Art and Culture) recently published a book
with 500 photos from the Sultan’s own archives. The selection in the
book highlights İstanbul’s evolution throughout the 19th century.
Source: istanbulkitapcisi.com, Abdülhamit II’s Palace Photos.
çesi ile aynı yerdeki Art Nouveau üslûplu Ada Köşkü’nün tasarımı da
Raimondo D’Aronco’ya ait. Ana motifi ortasında bir adacık bulunan,
300 m uzunluğunda doğal bir su yolu görünümündeki yapay göl olan
Hasbahçe’nin arşiv fotoğraflarında ve tablolarında kuğular, gezinti sandalları hatta yelkenliler de var. Dünyanın farklı ülkelerinden
ağaçların da getirildiği Yıldız Sarayı’ndaki bahçeler, 1850’den sonra
genellikle Alman peyzaj mimarları tarafından düzenlenmiş. Bu bahçelerde Barok tarzı egemen olup, grotto göletler, fıskiyeli havuzlar, deniz
kabukları ile süslenmiş su kanalları, yapay kayalıklar, ağaç kakmalı
köprüler yer alıyor.
Cihannüma Köşkü
“Neo Ottoman” üslûbun erken bir örneği, ahşap yapı sanatı ve süsleme elemanlarıyla sarayın en önemli yapılarından biri olan bu köşk,
Boğaz ve Marmara’ya açılan son derece geniş bir görüş alanına sahip
olduğu için Cihannüma adını almış. II. Abdülhamit, dinlenme ve seyir
köşkü olarak kullanılan bu yapının üst katından, güçlü bir dürbünle
İstanbul’u ve Boğaz’ı izlermiş.
Yıldız Sarayı Müzesi
8 Nisan 1994’te müze olarak ziyarete açılan bina, 90 m uzunluğunda
büyük bir galeriden oluşuyor. Bu binanın, yine müze olarak kullanıldığı ve değerli objelerin bu mekanda sergilendiği II. Abdülhamit
Dönemi’ne ait fotoğraflarda da görülüyor. Müzede sergilenen eserler
arasında II. Abdülhamit’in kişisel eşyaları ve marangoz aletleri, bahçede gezdiği fayton, tahtadan yapılmış bir paravan, kendisine armağan
edilen objeler ve yine Yıldız Saray kompleksi içinde yer alan dönemin
placed under the administration of the Turkish Grand National Assembly and the Woods as well as the Malta and Tent Pavilions were placed
under the administration of the İstanbul Municipality. The park and the
above-mentioned pavilions were restored by the Turkish Touring and
Automobile Club in accordance with a protocol signed in 1979 between
Touring’s late President Çelik Gülersoy and the Municipality of İstanbul.
Following the completion of the restoration project, the park and mansions were opened to public use; a development which was wholeheartedly welcomed by the general public.
The Ministry of Culture and Tourism who took over Yıldız Palace in 1993,
is currently in the process of conducting intensive work with a view to
completing the conversion of the palace into a museum.
The Most Glorious Great Mabeyn (Interval) Pavilion
The “Great Mabeyn” Pavilion (Interval Pavilion), initially conceived as a
resting lodge situated at equal distance between the two main entrances, the Queen Mother Gate and the Sultanate Gate, was commissioned
in 1866 by Sultan Abdülaziz from the famous architects of the era, Agop
and Sarkis Balyan. The architectural plan of this last Turkish-Ottoman
pavilion located on the First courtyard of the palace is a variant of the
classical layout centred on a porticoed hall. Classical lines prevail also
on its exterior. Having served as official State headquarters building
under the reign of Abdülhamit II, the pavilion was also used as State
Guesthouse during the Ottoman and Republican periods. Austro-Hungarian Crown Prince Rudolf and his wife, and German Emperor Wilhelm
II were hosted in this building by Sultan Abdülhamit II. The decision for
the Proclamation of the Second Constitutional Monarchy was also taken
here.
Atatürk’s last meeting with the Sultan
The Small Mabeyn Pavilion which had been built by Abdülhamit II
in a special section of the Second Courtyard is a two-storey masonry
building with a lean rectangular plan. The large entrance hall features a
flamboyant “Art Nouveau” staircase with eye-catching handrails decorated with flower branches as main motifs. French “Belle Epoque” design
stained-glass windows at the upper floor hall reached through the spiralstaircase are worth seeing.
Abdülhamit II was forwarded the news of his dethronement in this small
pavilion. On 15 May 1919, Mustafa Kemal Atatürk met for the last time
with Sultan Vahdettin in a room of this mansion, before leaving for Samsun in a capacity as Inspector for the 3rd Army.
Island Pavilion and Imperial Gardens
The Art Nouveau style Island Pavilion as well as the small zoo wired
around to allow the Sultan to watch in security the lions, giraffes, bears
and other wild animals harboured in cages; both located on the grounds
of the Imperial Gardens, were designed by the renowned Italian architect
Raimondo Tommaso D’Aronco who was the chief palace architect to
Sultan Abdülhamid II for 16 years.
Swans, excursion boats and even sailboats are viewed on the archival
photographs and paintings of the Imperial Gardens featuring an artificial lake shaped like a 300 m long natural waterway with an islet in the
middle. The garden arrangements of the Yıldız Palace, endowed with
rare trees brought from different countries of the world were usually
designed after 1850 by German landscape architects. Dominated by the
Baroque style, these gardens feature grotto ponds, pools with sprinkler
fountains, water channels decorated with sea shells, artificial rocks,
inlaid wood bridges.
The “Cihannüma” Belvedere Pavilion
An early example of the “Neo-Ottoman” style, the Belvedere Pavilion
which is one of the most important buildings of the palace representing
a refined wooden construction art and featuring exquisite decoration elements was named “Cihannüma”- Belvedere Pavilion since it possessed
an extremely wide field of view overlooking the Bosphorus and the Sea
of Marmara. Sultan Abdülhamit used to observe, with powerful binoculars, İstanbul and the Bosphorus from the upper floor of this structure
utilized as resting and observation kiosk.
56
Yıldız Porselen Fabrikası ürünleri bulunuyor. Saray kompleksi içinde, Raimondo D’Aronco tarafından yapılan Kaskat Köşkü, şimdi “Art
Nouveau Seksiyonu” olarak ziyaret ediliyor. Zamanında Padişah’ın
özel mekânı olan bu köşkte, Türkiye’de üretilen Art Nouveau eserlerin
en iyi örneklerinden Yıldız Çini ve Porselen Fabrikaları yapımı bazı
objeler sergileniyor.
Yıldız Sarayı Tiyatrosu
II. Avlu’daki Tiyatro, günümüze ulaşabilen tek saray tiyatrosu. Tiyatroya ve Batı müziğine düşkün II. Abdülhamit’in, yaptırdığı bu tiyatro,
saray mensuplarının “sinema” ile tanıştığı yer olma özelliği de taşıyor.
Dikdörtgen ve üç tarafı sütunlarla taşınan tiyatro, sahnenin tam karşısındaki Padişah’a ait olan localarla çevrili. Yan localar şehzadelerle
davetlilere mahsus. Harem halkı,
Padişah locasının iki yanındaki
galerilere yerleştirilen kafeslerin ardında otururmuş. Burada
İtalyan ve Türk sanatçılardan
meydana gelen oyuncu gruplarının yanı sıra, İstanbul’a gelen yabancı tiyatro grupları ve bazı yerli
oyuncular da sahneye çıkmış.
Aralarında Sarah Bernhardt ve
Coquelain Cadet ile Rus şantör
Feodor Challapin, Güllü Agop
Efendi ve Naşit Efendi de var.
Tiyatroda Sevil Berberi, Norma,
Rigoletto, Traviata, Carmen ve
Aida gibi operalar sahnelenmiş..
yildizsarayi.com.tr
Sol sayfa: Japon İmparatoru tarafından
II. Abdülhamit’e armağan edilen marangozluk
takımları ve Sultan tarafından yapıldığı
düşünülen ayna.
Sağ sayfa: Venedik yapımı olduğu
düşünülen Valide Sultan Koltuğu,
II. Abdülhamit’e ait araba ve Sultan’ın
araba gezisi.
Left page: The set of carpenter tools sent
as a gift to Sultan Abdülhamit II by the
Emperor of Japan and a mirror thought
to have been manufactured by the Sultan
himself.
Right page: A Queen Mother’s Seat thought
to be made in Venice; Sultan Abdülhamit II’s
carriage and carriage ride of the Sultan.
Şehir Müzesi
Yıldız Saray Müzesi’nin yanında, Osmanlı Dönemi İstanbulu’nun
sosyal yaşamını yansıtan objelerin sergilendiği Şehir Müzesi var.
Bu müzedeki objeler 1939’da Beyazıt Belediye Kütüphanesi’nde
sergilenmeye başlanmış, 1945’de Saraçhanebaşı’ndaki Gazanfer
Ağa Külliyesi’ne taşınmış, 1988’de ise şimdiki yerine getirilmişti.
Müzenin koleksiyonu içinde hat levhalar, kumaşlar, cam bastonlar
ve çeşitli cam eşya, mutfak eşyası, kahve takımları, kadın sigara
ağızlığı, mühürler, cilt kalıpları, ölçek, terazi ve ağırlıklar, keramik eserler, türünün ender örneklerinden bir 16. yy kandili de var.
Tabloları sergilenen ressamlardan birkaçı; Bedri Rahmi Eyüboğlu,
Sami Boyar, İbrahim Çallı, Ferruh Başağa, Zeki Kocamemi. Hat
koleksiyonunda ise; Sultan Abdülmecit, Mehmed Raşid, Mustafa
İzzet, Mahmut Celaleddin, Hamit Aytaç, İsmail Hakkı Altunbezer
gibi imzalar taşıyan parçalar var.
City Museum
There is a City Museum next to the Yıldız Palace Museum, where
objects reflecting İstanbul’s social life during the Ottoman Period
are exhibited. The items which are in this museum were initially exhibited at the Beyazıt Municipal Library in 1939, were moved to the
Saraçhanebaşı Gazanfer Ağa Complex in 1945, and finally brought
to their present location in 1988. The museum’s collection includes
calligraphic plates, fabrics, glass canes and various glassware, kitchen utensils, coffee sets, women’s cigarette holders, seals, bookbinding
patterns, measuring tools, scales and weights, ceramic objects, and a
16th century oil lamp which is a rare example of its kind.
Some of the painters whose canvases are on display at the museum
are: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sami Boyar, İbrahim Çallı, Ferruh
Başağa, and Zeki Kocamemi.
The calligraphy collection includes pieces bearing well-known
signatures such as Sultan Abdülmecit, Mehmed Raşid, Mustafa İzzet,
Mahmut Celâleddin, Hamid Aytaç and İsmail Hakkı Altunbezer.
Yıldız Palace Museum
The building inaugurated as museum on 8 April 1994 consists of a large
gallery with a length of 90 meters. This space was already used as a museum where valuable objects were exhibited during the time of Sultan
Abdülhamit II, as seen on archive photos of the period.
Among the objects on display at the museum are Abdülhamit’s personal belongings and carpenter tools, the carriage he used for rides in the
gardens, a screen made of wood, gifts which were presented to him, and
products of the period’s Porcelain Factory located also on the premises
of the Yıldız Palace complex. The “Cascade Pavilion” built by Raimondo
D’Aronco currently serves as the “Art Nouveau Section” of the museum.
A group of objects produced by the Yıldız Tile and Porcelain Factories
are on display at this formerly private quarter of the Sultan, representing
the best examples of Art Nouveau works of art made in Turkey.
Yıldız Palace Theatre
The theatre located on the Second Courtyard of Yıldız Complex is the
only palace theatre having survived up to the present-day. This theatre
which had been built by Abdülhamit II, who was fond of theatre and
western classical music, also bears the distinction of being the place
where the members of the court were acquainted with cinema. The boxes
reserved to the Sultan are lined right opposite the stage of the rectangular shaped theatre building supported by columns on three sides. The lateral boxes were reserved for crown princes and guests. The inhabitants of
the Harem were seated behind latticed partitions in galleries situated on
both sides of the Sultan’s lodge. Groups of Italian and Turkish artists, as
well as foreign theatre troops and personalities who came to Istanbul for
guest performances took the stage at Yıldız Palace Theatre. Among them
were the era’s world- famous artists such as international French actress
Sarah Bernhardt, French actor Coquelin Cadet and the Russian opera
singer Feodor Ivanovich Chaliapin and local performers such as Güllü
Agop Effendi and Master Naşit Effendi. The Barber of Seville, Norma,
Rigoletto, la Traviata, Carmen and Aida were among the operas staged at
this theatre. Source: yildizsarayi.com.tr
57
58
 Baksı Müzesi Arşivi
Avrupa’nın 40 önemli
müzesinin yarıştığı
Avrupa Konseyi
Müze Ödülü 2014,
Baksı Müzesi’nin!
Türkiye bu ödülü
3. kez kucaklıyor.
BAYBURT’TAN TÜRKİYE’YE DAĞILAN SEVİNÇ
TURKEY CHEERS BAYBURT’S
SUCCESS
Bayburt’s Baksı Museum wins the 2014 Council of
Europe Museum Prize, amongst 40 top European
museums participating in the contest.
Turkey enjoys this award for the third time.
MÜZELER
Museums
59
eçtiğimiz 2013 yılının son ayında, ülkemizde önce
geniş çaplı bir heyecan ve ardından coşkulu bir sevinç yaşandı. Heyecan büyüktü çünkü Bayburt’taki
Baksı Müzesi, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi tarafından 2014 yılı için verilecek “EMYA” (European Museum
of the Year Award) “Avrupa Yılın Müzesi Ödülü”nün finaline kalmıştı
ve sonuçlar 3 Aralık’ta açıklanacaktı.
Sanatçı ve akademisyen Hüsamettin Koçan’ın 2010 yılında Bayburt’ta
kurduğu Baksı ile birlikte finale kalan diğerleri; Umeå’da (İsveç) Bildmuseet ile Riga’da (Latviya) Zana Lipkes Memorials idi. Aynı ödülü
bir önceki yıl Liverpool Müzesi (Birleşik Krallık), ondan önce Rautenstrauch-Joest Müzesi (Köln, Almanya), 2010’da da Portimão Müzesi
(Portekiz) kazanmıştı.
Bayburt Postası’nın Twitter üzerinde başlattığı #AvrupaMüzeÖdülüBaksıMüzesineGeliyor etiketi sosyal ağlarda hızla paylaşılırken,
heyecan dozunu da aynı hızla yükseltiyordu. Sevinç çok daha yaygın yaşandı çünkü Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kültür
Komisyonu’nun Paris’te yaptığı oylama sonucunda Avrupa’nın en
prestijli bu müze ödülünü Baksı Müzesi kazanmıştı. Haber dünyada
da Türkiye’de de hızla yayıldı. Internette o akşamın en çok paylaşılan
içeriklerinden biri oldu.
Ödül gerekçeleri
“Avrupa Yılın Müzesi Ödülü”nün raportörü, Vesna Marjanovic,
ödülü Baksı Müzesi’nin kazanmasının gerekçesini şöyle açıkladı:
“Müze, yönetimi ve düzenlediği etkinlikler ile, Avrupa Konseyi Faro
Sözleşmesi’nin kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik prensiplerinin
yerelde nasıl uygulanabileceğini gösteren, çok etkileyici ve ilham
Baksı Müzesi Ehram Atölyesi (altta) ve müzeden görüntüler.
Baksı Museum Gown Workshop (bottom) and views from the museum.
Towards the end of last year, we were eagerly waiting for the outcome
of the contest for the “European Museum of the Year Award” (EMYA) to
be announced on 3rd December 2013, the Baksı Museum from Bayburt,
Turkey being one the nominees for the finals. Eventually, our impatient excitement culminated into exuberant joy. The Baksı Museum
established in 2010 by artist and scholar Prof. Dr. Hüsamettin Koçan in
Bayburt, at Turkey’s Eastern Black Sea Region was among the finalists together with Bildmuseet from Umeå (Sweden) and Zana Lipkes
Memorials from Riga (Latvia). The same prize was awarded the previous year to the Liverpool Museum (United Kingdom) and there before
to the Rautenstrauch-Joest-Museum (Cologne, Germany) and to the
Portimao Museum (Portugal) in 2010. The excitement was rising while
the relevant Twitter hashtag created by Bayburt’s local newspaper was
being abundantly shared on the social networks. Finally, when the
outcome of the rating by the Culture Commission of the Parliamentary
Assembly of the Council of Europe in Paris was announced, presenting
the most prestigious European museums award to Baksı Museum, the
news has spread rapidly in Turkey and around the world. It was one of
the most shared contents on the internet that evening.
Award rationale
The rapporteur of the “European Museum of the Year Award”, Vesna
Marjanovic, explained the reasons for the granting of the award to
Baksı Museum as follows: “With its management and the type of
events it organizes, Baksı Museum represents an impressive and inspiring model illustrating the way in which the principles for the perpetuation of cultural heritage as enshrined in the Council of Europe
Faroe Convention can be implemented at local level.”
The Council of Europe Parliamentary Assembly, Culture, Science,
Education and Media Commission (PACE) declared: “This museum is
testimony to the vision of its founder Hüsamettin Koçan and his 160
fellow contemporary artists who imported a high standard of art and
design into a lesser-developed rural area of Anatolia. The Baksı Museum aims at establishing a bridge between centre and periphery, by
helping local populations to economically and culturally strengthen
hold on their soil through the revitalization of the traditional weaving and textile production, thereby contributing to the sustention of
cultural memory.”
MUSEUMS JOURNAL had already heralded
That “bridge between centre and periphery” function was already
dwelt upon in detail in the January-February-March 2012 of our Museums Journal in an article entitled “A very special private museum…” :
“By hosting yearly exhibitions aimed at bringing together traditional
and contemporary artists on the same ground, Prof. Dr. Koçan intends to display the creative pursuit of mankind in different environ-
60
verici bir model sunuyor.” Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
Kültür, Bilim, Eğitim ve Medya Komisyonu’nun (PACE) açıklamasında
ise şöyle deniyordu: “Bu müze, yüksek standarttaki sanat ve tasarımı Anadolu’nun az gelişmiş bir kırsal bölgesine götüren kurucusu
Hüsamettin Koçan’ın ve onun etrafındaki 160 çağdaş sanatçının sahip
olduğu vizyonu gösteriyor. Müze, yerel halkın kültürel ve ekonomik
olarak kendi toprağında kök salmasına ve geleneksel dokuma ve tekstil üretimini canlandırarak kültürel hafızanın sürdürülebilmesine destek verip, merkez ile taşra arasında bir köprü oluşturmayı amaçlıyor.”
MÜZE DERGİ de müjdelemişti
“Merkez ile taşra arasındaki köprü” işlevi, dergimizin de 2012, Ocak
sayısında “Çok özel bir özel müze” başlığı altında, ayrıntılı olarak
işlenmişti:
“Her yıl yeni bir sergiye ev sahipliği yapacak olan müze, bu sergiler ile
çağdaş sanatçılarla geleneksel sanatçıları aynı zeminde buluşturmayı
hedefliyor ve Prof. Dr. Koçan’ın ifadesiyle, ‘Bu tutumuyla akademik
hiyerarşi sorununu kapsamın dışında’ tutarak, insanoğlunun farklı
ortamlarda yaratma uğraşısını sergilemek istiyor. Bayburt’un Bayraktar Köyü, Çayırlar mevkiinde sıradışı görüntüsü ve sıradışı hedefleriyle
Baksı Müzesi, yalnızca müzeciliğin değil, Anadolu topraklarının da en
hoş sürprizlerinden birini oluşturuyor”.
Bayburt’ta bir Miro
EMYA yarışmasının “Yılın Müzesi” ödülü bir diploma ile Joan
Miro’nun “La femme aux beaux seins” (Güzel göğüslü kadın) adı
verilen bronz heykelciğini 1 yıl boyunca sergileme hakkı. Aralık ayına
kadar Liverpool Müzesi’nde sergilenen heykelcik artık Bayburt’lu
oluyor. Ödül, Paris’te yapılacak takdim töreninin ardından Bayburt’a
getirilecek ve 1 yıl süreyle Baksı Müzesi’nde kalacak.
Diğer Baksı projeleri
Baksı, kuruluşunun ikinci yılını tasarım, moda, yemek kültürü ve sanatı biraraya getiren “Mesafe ve Temas” sergisi ile kutlamıştı. Törenle
açılan Depo Müze ve bir yıl boyunca ziyaretçilere açık kalan “Mesafe
ve Temas” dört ana bölümden oluşuyordu. Serginin tasarım bölümü
Faruk Malhan, moda bölümü Arzu Kaprol, yemek kültürü bölümü
Engin Akın, sanat bölümü ise, aynı zamanda serginin genel çerçevesini de belirleyen Fırat Arapoğlu, Mürteza Fidan ve Kurucu Koçanoğlu
tarafından hazırlanmıştı. Etkinlik danışmanlığını ise Ayşegül Sönmez,
Emre Zeytinoğlu ve Hüsamettin Koçan üstlenmişti. Öte yandan, Baksı
Kültür ve Sanat Vakfı tarafından yürütülen “Çözgüdeki Anadolu” başlıklı proje kapsamında hazırlanan “kilim” temalı iki kitap birbiri ardına
yayınlandı. Baksı Müzesi Yayınları’ndan çıkan kitaplar, kökleri Orta
Asya’ya dek uzanan ancak bugün unutulmaya yüz tutan bir el sanatını,
Anadolu kilim geleneğini çeşitli yönleriyle ele alıyor.
Kaynaklar:
http://goo.gl/xriWFD, www.baksi.org, http://goo.gl/4CpbEm,
www.bayburtpostasi.com.tr
ments ‘without hinging on academic hierarchy matters’... At Bayburt
Bayraktar village’s meadows area, the Baksı Museum with its unusual
appearance, is not only an unexpected surprise in terms of a museum, but also one of the most extraordinary and pleasant surprises
on the Anatolian soil.”
Miró in Bayburt
EMYA contest’s “Museum of the Year” award is associated with a
diploma and the right to display for one year Joan Miró’s bronze figurine called “La femme aux beaux seins” (Fine-breasted women). The
figurine displayed in Liverpool until the end of 2013, brought to Bayburt following the award presentation ceremony in Paris, will remain
on display at the Baksı Museum until the end of 2014.
Other Baksı projects
The Baksı Museum celebrated in 2012 the second year of its establishment with an exhibition combining design, fashion, food culture
and art called “Distance and Contact”. The “Depot Museum” inaugurated with a ceremony and the “Distance and Contact” exhibition remaining open to visitors throughout the year consisted of four main
sections. The exhibition’s design section was realized by Faruk Malhan, the fashion section by Arzu Kaprol, the food culture section by
Engin Akin, and the art department by Fırat Arapoğlu, Mürteza Fidan
and Museum’s founder Prof. Dr. Koçan who also defined the general
framework of the exhibition. Ayşegül Sönmez, Emre Zeytinoğlu and
again Prof.Dr. Hüsamettin Koçan acted as the advisers of the event.
On the other hand, two books on the theme of “rugs” were published
in the framework of the “Anatolia in the Weaving Warp” project carried out by the Baksı Foundation for Culture and Arts. The books
released by Baksı Museum Publications deal with the various aspects
of a nowadays nearly forgotten handicraft with roots extending as far
as Central Asia, the Anatolian “kilim” tradition.
Sources: http://goo.gl/xriWFD, www.baksi.org, http://goo.gl/4CpbEm,
www.bayburtpostasi.com.tr
61
MİTOLOJİ
mythology
TARİHE YÖN,
SANATA ESİN VERDİLER
ÜÇ GÜZELLER
 Rasim Konyar, Wikipedia, Shutterstock
üç yunan tanrıçası hera,
afrodit ve athena’nın
çekişmesi, on yıldan fazla
süren truva savaşı’na sebep
olmuştu. onlar bu ünlü
mitolojik hikayenin baş
kahramanları, sanatın
da her zaman ilham perisi
oldular…
62
ç Güzeller; yani Tanrı Zeus’un karısı Hera, aşk ve güzellik tanrıçası
Afrodit, zeka ve sanat tanrıçası Athena… Tarihin “en güzel” çekişmesinin kahramanları... Binlerce yıl pek çok dalda sanata ilham
verdiler. Rubens, Picasso, Botticelli onlardan etkilendi. Resim ve
heykelleri yapıldı. Peki kimdi bu “güzeller”, efsane ne der?
Yunan mitolojisi zengin efsanelerle dolu. Bunlardan en önemlisi de “Paris’in Seçimi”. Filmlere ve kitaplara da konu olan Truva efsanesinin kaynağı olan bu hikayeye göre, Kötülük Tanrıçası Eris havaya, üzerinde “En Güzele” yazan bir altın elma
fırlatır. Hepsi de en güzelin kendisi olduğunu söyleyerek, elmayı almak üzere atılır
ve aralarında kavga çıkar. Zeus’tan kimin en güzel olduğuna karar vermesini isterler.
Zeus, Hermes’in rehberliğinde tanrıçaların üçünü de İda Dağı’nda yaşayan Paris’e
gönderip seçimi onun yapmasını ister. Hera, Paris’e kendisini seçerse ona Asya
İmparatorluğu’nu vereceğini söyler. Athena, bilgelik ve gireceği tüm savaşlarda zafer;
Afrodit ise dünyanın en güzel kadını olan Spartalı Helena’nın aşkını vaat eder. Paris
elmayı Afrodit’e verir ama buna karşılık olarak dünyanın en güzel kadını, Zeus’un kızı
ve Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’yı Troya’ya kaçırır. İşte ardından da tarihin
en büyük savaşlarından Truva Savaşı patlak verir.
Üç Güzeller bundan sonra yalnızca tarihin değil, mitoloji ve sanatın da en yaygın
sembolü olur.
THE THREE GRACES
WHO SHAPED HISTORY
AND INSPIRED ART
The quarrelling between three Greek goddesses, Hera,
Aphrodite and Athena led up to the Trojan War which
lasted more than a decade. The rivalry between the
three goddesses, who inspired art at all times, was the
mythological origin of this war.
Neşe, Görkem, Övünç…
Üç Güzeller mitolojide güzellik ve yaratıcılığın simgesi olmuş. Antik Yunan ve
Roma’da dansın ve müziğin tanrıçaları olarak anılmış. Bu dönemden kalan en önemli
sanat eserleri mozaikler ve heykeller. Üç Güzeller burada genellikle çıplak olarak dans
edip şarkı söylerken tasvir edilir.
Mitolojide Zeus ile Eurynome’nin kızlarından da “Üç Güzeller” diye söz edilir. Dionysus ile Afrodit’in ya da Helios ile Aegle’nin kızları da bu adla anılır. Bazı mitolojik
hikayelerde ise sayıları artar. Onlara başka tanrıçalar da eklenir.
Tüm çağlarda üretilen “Üç Güzeller” efsaneleri güzelliği kutsamak içindir. Bu üç güzel
tanrıça Neşe, Görkem ve Övünç adlarıyla güzellik, doğa, cazibe, insan yaratıcılığı ve
doğurganlığı sembolize eder.
İtalya, Toskana’dan Üç Güzeller heykel detayı (solda). Sanat tarihinin Üç Güzeller’i betimleyen en ünlü
eserlerinden biri, Botticelli’nin İlkbahar (Primavera) tablosu ve detay (üstte ve sağda).
Detail of a Three Graces statue in Tuscany, Italy (left). One of the most famous works of art depicting
the Three Graces, Botticelli’s Primavera (Spring) and detail (above and right).
63
Botticelli, Rubens ve Raphael
Üç Güzeller konseptini resme yansıtan ünlü sanatçılardan Botticelli,
Rubens ve Raphael’in eserleri bugün hala sanat tarihinin başyapıtları
arasında sayılır.
Botticelli’nin “Primavera” (İlkbahar) tablosunda renkler dramatik, güzeller çarpıcıdır. 1482 tarihli bu muhteşem eser bugün Floransa, Uffizi
Müzesi’nde sergileniyor. Rubens ise Üç Güzeller temasını defalarca
işlemiştir. 1630-1639 yılları arasında yaptığı “The Judgement of Paris”
(Paris’in Seçimi), “The Three Graces” (Üç Güzeller) gibi tabloları bugün Londra National Gallery ve Prado Müzesi’nde sergilenmekte.
1515 yılında yapılan bir başka yorum da İtalyan sanatçı Marc’Antonio
Raimondi’nin eseri gravürdür.
Kübizmde Üç Güzeller
Üç Güzeller, her dönemde, zamanın estetik ve güzellik anlayışına göre
yorumlanır. Antik ve Orta Çağ’da çıplaktır, 19. yüzyıl başında dolgun,
Picasso’nun tuvalinde kübik ve mavi... Renoir’ın
ünlü “Das Urteil des Paris”i 1910 yılında
yapılmış, bu konseptin görece daha geç bir
versiyonudur. Picasso’nun 1925 yılında
Aydın Aphrodisias Müzesi’nde sergilenen
Üç Güzeller kabartması detayı (üstte), aynı
müzeden “Aphrodisias Afrodit”i ve detayı (solda
ve altta), Pamukkale Hierapolis Müzesi’nden
antik tiyatro kabartması (sağda).
Sağ sayfa: Raphael’in tablosundan detay
(sağ en üstte) ve Rubens’in iki farklı
yorumundan detaylar (sağ üstte). Ankara
Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Üç
Güzeller betimlemeli bir “Tarsos, Kilikia”
parası (sağ altta).
Detail of the Three Graces relief on display at
the Museum of Aphrodisias in Aydın (above);
“Aphrodite of Aphrodisias” statue from the
same museum and detail (left and bottom); the
ancient theatre relief displayed at the Museum of
Hierapolis, Pamukkale (right).
Right page: Detail from Raphael’s painting (top
right) and the details from the two different Rubens
paintings (top right). A “Tarsus, Cilicia” coin minted
with a Three Graces description from the Museum
of Anatolian Civilizations in Ankara (bottom right).
64
The Three Graces, the goddess Hera, wife of Zeus, Aphrodite, the
goddess of love and beauty and Athena, the goddess of wisdom,
inspired art for centuries. They inspired Rubens, Picasso, and Botticelli. They were depicted in many paintings and sculptures. So,
who were these three graces according to the myth?
The “Judgement of Paris” telling their story is a fundamental episode of Greek mythology.
It is recounted that Eris, the goddess of discord threw an apple
upon which was the inscription “for the fairest one”, into the crowd
of a banquet offered by Zeus. Three goddesses claimed the apple:
Hera, Athena and Aphrodite. They asked Zeus to judge which of
yaptığı “The Three Graces”i ise kübik bir eser olarak sanat tarihinde
ayrı bir sayfa açar.
Müzikte, edebiyatta, sinemada...
Efsane sadece plastik sanatlara konu olmamış. İngiliz sanatçı
William Congreve tarafından, 1700-1701 yıllarında opera
olarak sahnelenmiş. Romancı Gore Vidal ise 1952 yılında
“The Judgement of Paris” adlı bir kitap yazmış, bu
kitap 1954 yılında bir müzikale uyarlanmış ama biraz
çağdaş bir yorumla. Müzikalde üç kadın, bir erkekten
en güzel keki kimin yaptığını seçmesini ister ve öykü
devam eder... 2003 yılında “Truvalı Helen” başlıklı
bir dizi ise aynı mitolojik öyküyü televizyonlardan
ulaştırdı dünyaya ve büyük beğenini topladı. “Hercules: The Legendary Journeys” adlı tv dizisinde de üç
tanrıçanın hikayesi işleniyordu.
them was fairest, and eventually he, reluctant to favour any claim
himself, declared that Paris, a Trojan prince, would judge their cases. Thus it happened that, with Hermes as their guide, the three
candidates went to see Paris on Mount Ida. While Paris inspected
them, each attempted with her powers to bribe him; Hera
offered to make him king of Europe and Asia, Athena offered wisdom and skill in war, and Aphrodite, offered
the world’s most beautiful woman. This was Helen
of Sparta, wife of the Greek king Menelaus. Paris
accepted Aphrodite’s gift and awarded the apple
to her, receiving Helen as well as the enmity of
the Greeks and especially of Hera. The Greeks’
expedition to retrieve Helen from Paris in Troy is
the mythological basis of the Trojan War. Hence,
the Three Graces became a popular art topic depicted in dozens of paintings and sculptures.
65
Joy, glory, pride...
The Three Graces became symbol of beauty
and creativity in mythology. In ancient
Greece and Rome they were known as the
goddesses of dance and music. The most
important works of art from this period were
mosaics and sculptures portraying them
dancing and singing naked. In mythology,
the daughters of Zeus and Eurynome were
referred to as “Three Graces”. The daughters
of Dionysus and Aphrodite or of Helios and
the naiad Aegle were also referred to by this
name. In some mythological accounts, other
goddesses were also added to the group of
three.
The common denominator of the myths
originating from different ages is the blessing of charm and beauty. These three beautiful goddesses of joy, glory and pride symbolize charm, beauty, nature, human creativity,
and fertility.
Sol sayfa: Lucas Cranach the Elder’in tablosundan
bir detay (en üstte), Antonio Canova’nın mermer
heykelinden detay (ortada), Paul Cezanne’ın tablosu
(altta), Indianapolis Sanat Müzesi’nde Üç Güzeller
heykeli (sağ üstte). Jacques-Louis David’in “Helen ile
Paris’in Aşkı” adlı tablosundan detay (altta).
Sağ sayfa: Üç Güzeller’in giyimli olarak resmedildiği
ender yapıtlardan biri, Sandro Botticelli’nin eseri (üstte)
ve Angelica Kauffman’ın yağlı boya tablosu (altta).
Left page: Detail from the painting by Lucas Cranach the
Elder (top); detail from the marble statue by Antonio
Canova (centre); Paul Cezanne’s painting (below); Three
Graces statue at the Indianapolis Museum of Art (top
right). Detail from Jacques-Louis David’s “The Love of
Helen and Paris” painting (below).
Right page: Sandro Botticelli’s painting which is one of
the rare clothed descriptions of the Three Graces (above)
and the oil painting by Angelica Kaufmann (below).
Botticelli, Rubens and Raphael
The canvases of the famous artists Botticelli, Rubens and Raphael depicting the Three
Graces are among the masterpieces of art history.
In Botticelli’s “Primavera”(Spring) painting, the colours are dramatic and the beauty of
the goddesses is striking. Today this magnificent work dated 1482 is exhibited in the Uffizi
Museum in Florence.
Rubens has repeatedly portrayed the Three Graces. “The Judgement of Paris” and “The
Three Graces” he painted between the years 1630-1639, are today exhibited in the National Gallery, London and the Prado Museum in Madrid. Another interpretation of the
subject is the 1515 engraving by the Italian artist Marcantonio Raimondi.
Three Graces in Cubism
The theme of Three Graces was interpreted according to the understanding of aesthetics
and beauty of each era. In the Middle Ages they were portrayed nude, in the beginning
of the 19th century they were fuller bodied, they look blue and cubic in Picasso’s canvas.
Renoir’s “Judgment of Paris” painted in 1910, is a relatively late version of this mytheme.
Picasso’s 1925 “Three Graces” opened a new page in the history of painting as a cubic
work of art.
In music, literature and theatre...
The myth was not only a theme in
plastic arts. It was staged as opera in
the years 1700-1701 by British artist
William Congreve. In 1952, the novelist
Gore Vidal wrote a book entitled “The
Judgement of Paris”; a musical was
adapted from that book in 1954 in a
somewhat contemporary interpretation
of the story. Three women were asking
a man to judge who, among the three
of them, baked the best cake and the
story went on...
In 2003, a television series entitled
“Helen of Troy” brought once again the
same mythological story to the attention of the whole world and gathered
great acclaim. The myth of the three
goddesses was also the subject of yet
another TV series called “Hercules: The
Legendary Journeys”.
Anatolia’s Three Graces
In Turkey, the best-known Three Graces
painting is the canvas of the same
name by contemporary Turkish painter
Nuri İyem, renowned for his portraits
66
Anadolu’nun Üç Güzeller’i
Türkiye’de ise en bilinen Üç Güzeller tablosu, Anadolulu kadın portreleriyle ünlü ressam Nuri İyem’in “Üç Güzeller” adlı eseri.
Aslında Anadolu’da Üç Güzeller’in izine pek çok yerde
rastlamak mümkün. Örneğin, Mersin Narlıkuyu’daki Poimenios Roma Hamamı’nın zemininde
yer alan Üç Güzeller mozaiği... Doğu Roma
İmparatorluğu’nda yüksek rütbeli bir devlet
görevlisi olan Poimenios, koydaki tatlı su
kaynağından yararlanarak bir hamam ve
zeminine de Üç Güzeller’in tasvir edildiği
bir mozaik yaptırmış.
Bu mozayiğe en güzel gönderme ise Ankara
Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden geliyor:
Vitrinlerde yer alan bir Tarsos (Tarsus) Kilikya
parası üzerinde üç güzel kadın figürü açıkça
farkediliyor...
Aphrodisias Antik Kenti içinde yer alan Aphrodisias
Müzesi’nde de Üç Güzeller yorumuna örnekler var. Sevgi
Gönül Salonu’nda sergilenen dev rölyefte Üç Güzeller alışılmış Helenistik komposizyonla betimleniyor. Bu yorumda üç güzel, Afrodit’in
hizmetkarlarıdır. İsimleri ise karakterlerini açığa vurur: Euphrosyme
(Neşe), Aglaia (Görkem) ve Thaleia (Tazelik).
Gene aynı müzede, MS 2. yüzyıla ait ünlü heykel Aphrodisias
Afroditi’nin göğsünde de Üç Güzeller yorumu var.
Denizli, Pamukkale Hierapolis Arkeoloji Müzesi de bir başka Üç Güzel
rölyefini konuk ediyor. Hierapolis Antik Tiyatrosu buluntularından
olan mermer eserde güzeller bu kez giyinik olarak tasvir edilmiş...
of Anatolian women. In fact, traces of the Three Graces can be
found in many places in Anatolia. The Three Graces mosaic on the
floor of the Poimenios Roman Baths in Mersin Narlıkuyu
is a good example. Poimenios, a high-ranking government official of the Eastern Roman Empire,
had a bath built there, utilizing the fresh water
springs in the vicinity and commissioned a
mosaic portraying the Three Graces for its
floor.
The Three Graces clearly recognizable on
a Tarsos, Cilicia coin placed in a showcase at the Museum of Anatolian Civilizations in Ankara, constitute the best
cross-reference to this mosaic. The museum located in the ancient city of Aphrodisias also offers various versions of the myth.
The giant relief located at the Sevgi Gönül Hall,
presenting a conventional Hellenistic composition,
depicts the three graces as the attendants of Aphrodite,
with names revealing their characters: Euphrosyne (joy, festivity or
mirth), Aglaea (splendour and glory), and Thaleia (freshness, good
cheer and charm).
Another Three Graces portrait is also to be found in the same museum, on the chest of a famous 2nd century AD statue of Aphrodite
of Aphrodisias. The Hierapolis Archaeology Museum at Pamukkale, Denizli is home to yet another Three Graces relief found in
the ruins of the Ancient Theatre of Hierapolis. The marble relief
portrays them as clothed females this time around.
Louvre’dan bağış çağrısı
Fransa’nın dünyaca ünlü müzesi Louvre’da ise Üç Güzeller ile ilgili
“ilginç” bir olay yaşanmış, müze tarihinde bir ilke imza atılmıştı. Louvre, Alman ressam Lucas Cranach’ın 16. yüzyılda yaptığı “Drei Grazien”
(Üç Güzel) adlı tabloyu, müzeye kazandırabilmek için sanatseverlerden yardım talep eden bir kampanya başlatmış ve bu parayı gerçekten
de toplayarak eseri koleksiyonuna kazandırmıştı. Resim sanat tarihçileri tarafından ulusal miras olarak değerlendiriliyordu.
Resimde, heykelde, sinemada ya da diğer sanat dallarında bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Üç Güzeller, zamansız ve evrensel
hikayeleriyle sanata da hayata da ilham vermeye devam edecek gibi
görünüyor. Mitolojinin, gerçeği nasıl da beslediği, dönüştürdüğü ve
etkilediğine iyi bir örnek…
Call for donations from the Louvre
An unprecedented event, breaking new ground in museum history,
took place at France’s world-famous Louvre Museum with regard
to the Three Graces. The Louvre launched a campaign to collect
donations from amateurs of art in order to acquire the famous
painting “Drei Grazien” (The Three Graces) of 16th century German
painter Lucas Cranach. The campaign yielded success so that the
museum was indeed able to include in its collection the canvas
referred to as national heritage by art historians.
Obviously, the timeless and universal adventures of the Three
Graces did not and will not cease to inspire art and life in its various forms. It is a vivid example of how mythology can feed, influence and convert reality.
67
TARİH
History
Dünyanın ilk coğrafyacısı
AMASYALI STRABON
tarih ve felsefe de ilgi alanıydı ama esas uzmanlığı
coğrafya oldu. mısır’ı, roma’yı, iskenderiye’yi karış karış
gezdi, antik dünyanın coğrafyasını, dünyanın ilk
coğrafya kitabı olan 17 ciltlik geographika’yı yazdı.
amasyalı strabon bu toprakların gurur kaynağı...
 Wikipedia
Geographica’nın Isaac Casaubon başlıklı 1620 tarihli baskısı (sağda).
Geographika’s 1620 edition titled Isaac Casaubon (right).
68
STRABO FROM AMASEIA,
The world’s first geographer
ugünkü Amasya ilinin bulunduğu topraklarda, güçlü bir ailenin çocuğu olarak, MÖ 64 yılında dünyaya
geldi Strabon. Bu durum, onun özel ilgi alanlarını
geliştirmesine yardımcı oldu. Çalışması gerekmedi.
Gezip görmek, düşünmek ve yazmak için vakti oldu.
İyi bir eğitim aldı. Aristodemos’un hitabet derslerine katıldı. Eğitimini
sürdürmek için Roma’ya gitti ve orada başlangıçta Aristoteles’in görüşlerini benimsese de daha sonra Stoacı söylemi kendine yakın buldu.
Stoacılık, doğaya yakın yaşamayı savunur. İnsanın doğanın bir parçası
olduğunu ifade eder. Stoacılar dünya vatandaşlığı fikrini savunur,
sınırları gereksiz bulur. İşte bu felsefe, gezmeye ve bilmeye zaten ilgisi
olan Strabon’u gezip görme konusunda daha da yüreklendirdi. Felsefesini okuduğu “sınırlar”ın bir de kendilerini görmek istedi. Yanına çıkınını alıp gezmeye başladı.
İlk durağı MÖ 29’da Yunanistan oldu. Burada bir yıl kaldıktan
sonra Mısır’a geçti. İskenderiye’de uzun süre geçirdi. Karadeniz’i,
Akdeniz’i gezdi. Bugünkü Kadıköy toprakları hakkında bile notlar aldı.
Kadıköy’den, yani Antik Çağ’daki adıyla söylersek, Kalkhedon’dan
bahsederken “Denizden biraz içerde, içinde küçük timsahların yaşadığı
bir pınar vardı” diyor. Bu timsahlı pınarın, Kurbağalıdere’nin (Kuşdili
Deresi) yatağı alüvyonla dolmadan önce, bugünkü Uzunçayır civarında
bulunması pek olası.
Strabo’s main area of expertise was geography, although he was also
interested in history and philosophy. He travelled to faraway lands
including Egypt and Rome; eventually composing world’s first geography book in 17 volumes under the title of “Geographika”, describing
the geography of the ancient world. Strabo of Amasya (Amaseia) is a
source of pride for his homeland.
Strabo was born in 64 BC to an affluent family from Amaseia in Anatolia’s Black Sea area (modern day Amasya, Turkey). The fact that he
did not have to earn a living helped develop his special interests.
He had time for travelling and sight-seeing; time to think and write.
He received an excellent education, studied under several prominent teachers of various specialties throughout his early life, such
as the era’s master of rhetoric Aristodemos. He went to Rome to
pursue his education where he first embraced Aristotelian views but
later found himself close to the Stoic philosophy. Stoicism advocates a life style close to nature, defines the human being as part of
nature. Stoics proffer the idea of world citizenship, qualify territo-
Tarihin ilk coğrafya kitabı: Geographika
İlkçağdaki Anadolu toprakları hakkında var olan en eski kaynak,
Strabon’un yazdığı Geographika (Coğrafya) adlı eseridir. “Antik Çağ’ın
Evliya Çelebisi” diyebileceğimiz Strabon, dünya üzerindeki pek çok yeri
gezdikten sonra Amasya’ya dönmüş ve burada 43 ciltten oluşan Historika Hypomnemata (Tarihi Hatıralar) ve 17 ciltten oluşan Geographika
(Coğrafya) kitaplarını yazmış. Ancak Strabon’un yazdığı tarih kitaplarından yalnızca 19’u bugüne kadar gelmiş.
Geographika’nın en önemli tezi, dünyanın tek bir okyanustan oluştuğu ve sürekli batıya gidildiğinde Hindistan’a varılabileceğidir. Kitapta
Strabon, dağların oluşumu hakkında da bilgiler vermiş, yanardağlar
69
hakkında notlar
yazmış. Akdeniz’deki
adaların oluşumunu
da yanardağ patlamalarıyla açıklamış.
Erozyondan bahsetmiş, denizlerle karaların yer değiştirme
kuramını anlatmış.
Kitapta, ülkelerin
sınırları, birbirlerine
olan uzaklıkları dikkatlice belirtilmiş. Her
yöreye özgün ekonomik, dini, politik ve
etnografik özellikler
yazılmış. Göçlerin
nereye, ne zaman ve
hangi durumlarda yapıldığı anlatılmış. Strabon, Anadolu, Mısır ve bir ölçüde İtalya’yı bizzat
gözlemleyerek yazmış. Hiç gitmediği Hindistan, İran ve Mezopotamya
gibi bölgeleri de daha önceki Antik Dönem eserlerine dayandırarak
anlatmış. Strabon ayrıca, “referans verme”nin önemine inanan bir
düşünür. Döneminin bilim insanlarından Eratosthenes, Hipparkhos,
Epheros, Polybios ve Poseidonios, onun sık sık referans verdikleri
arasında bulunuyor. Geographika’nın en önemli özelliği ise Roma İmparatoru Augustus Dönemi’ndeki Roma toprakları ve yabancı ülkelerle
ilgili olarak bilgi veren tek eser olması.
Strabon’un Geographika’sının bugünkü bilimsel bilgilerle okunduğunda şüphesiz eksiklikleri çok. Ama dönemin coğrafi ve kültürel
iklimini kaba hatlarıyla da olsa çizmesi açısından eşsiz bir kaynak.
Amasya’da bir de heykeli bulunan ünlü Strabon’un gerçek adının
bilinmediğini, “gözü kayan” anlamına gelen “strabon”un ise onun
lakabı olduğunu da söyleyelim. Bu durum, günümüz dünyasında
yeri olmayan, nahoş bir isimlendirme yöntemi belki, ama o dönemlerde insanların isimlerinden çok, fizik görünümleriyle ilgili lakaplarla çağrıldığını da hatırlayalım.
Hepimizin ortak “coğrafya öğretmeni” Strabon, gezip görme ve öğrenme konusunda bugün ve bütün zamanlar için ilham verici. Anadolu
toprakları için ise her zaman gurur kaynağı!
Nuremberg Kronolojik Tarihi’nden (yukarıda), Strabon’un Avrupa haritası
(sağda), Dünya Haritası (sağ sayfa, üstte) ve Amasya’da Yeşilırmak
kıyısına dikilen Strabon heykeli.
Strabo’s map of Europe (right), from the Chronological History of
Nuremberg (above); World Map (right page, top) and the Strabo statue
erected on the shores of the Yeşilırmak river in Amasya.
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
tarafından yayınlanan ve Anadolu
toprakları hakkında da geniş
bilgi veren eser Prof. Dr. Adnan
Pekman tarafından Grekçe’den
Türkçe’ye çevrilmişti. Profesör
Pekman’ın deyimiyle kitap,
“bir yandan Antik Dönem’in
ansiklopedisi, öte yandan
coğrafyanın da felsefesidir”.
The work released by
Archaeology and Art Publishing,
offering extensive information on
Anatolia as well, was translated
from Greek into Turkish by
Prof. Dr. Adnan Pekman. In the
words of Professor Pekman, the
book is to be regarded as “an
encyclopaedia of the Antiquity
on the one hand, and the
philosophy of geography on the
other hand.”
70
rial borders as superfluous. That philosophy encouraged a Strabo,
already eager to travel and to know, to undertake extensive journeys
into different corners of the world.
In 29 BC, Greece was his first stop. After staying there for a year, he
went on to Egypt. He spent a long period of time in Alexandria. He
also toured the Mediterranean and the Black Sea. He took notes
on today’s Kadıköy neighbourhood of İstanbul, called Kalkhedon
in ancient times, referring to the existence there, of a “water fount
slightly inland from the sea, inhabited by small crocodiles”. That
spring with small crocodiles could well have been located near
today’s Uzunçayır (Longmeadow) area before the stream bed of
“Kurbağalıdere” (the Frogs Creek)-(Kuşdili-Rosemary Stream) was
filled with silt.
History’s first book of geography: Geographika
The oldest existing source on Anatolia in Antiquity is the book
Geographika written by Strabo. After having travelled around the
world, Strabo who can be called the “Evliya Çelebi of Antiquity with reference to the Ottoman Turkish traveller Evliya Çelebi (16111682) – returned to Amaseia where he composed his “Historika
Hypomnemata” (Historical Memories) consisting of 43 volumes and
wrote his “Geographika” consisting of 17 volumes. However, only
19 of the history books written by Strabo have survived up until the
present-day.
Geographika’s principal thesis was that the whole world consisted
of a single ocean and that India would be reached by continuously
travelling towards the west. In the book, Strabo provided theories
about the formation of mountains and volcanoes. He explained the
emergence of islands in the Mediterranean through the eruption of
volcanoes. He mentioned the phenomenon of erosion, expounded
the theory of the shifting occurring between continents and oceans.
The borders of different countries, their distance from each other
were all carefully specified data in the book. Each region’s specific
economic, religious, political, and ethnographic characteristics
were meticulously described therein. The book also explained the
circumstances under which migrations take place. Strabo described
Anatolia, Egypt, and to some extent Italy, based on his personal
experience and observations. He described lands such as India, Iran
and Mesopotamia which he never personally visited, on the basis of
earlier sources of the Antique Age. Strabo is an author who appreciates the value of making reference to previous thinkers and scholars. Eratosthenes, Hipparkhos, Epheros, Polybios and Poseidonios,
are among the scientists of the period frequently cited by Strabo.
An essential particularity of Geographika is the fact that it is the
only source providing information on Roman territories and foreign lands during the reign of Roman Emperor Augustus. Strabo’s
Geographika is certainly missing several points compared to today’s
knowledge. But it is a unique source outlining, albeit in rough traits, the geographical
and cultural environment of the era. Let us
emphasize that the city of Amasya is hosting a statue of its fellow countryman Strabo
whose real name remains unknown. Strabo,
which means “squint-eyed”, is a nickname.
This may be perhaps an unpleasant naming
method which has no place in today’s world,
but let us remind that people in that era were
often referred to by monikers related to their
physical appearance rather than their real
names. Our common “geography teacher”
Strabo is inspiring for all times in terms of
travelling and learning. He remains an eternal source of pride for the Anatolian lands!
71
Zorlu Center’da Forever Tango
HABER TURU
NEWS IN OVERVIEW
Efes her zaman turistlerin gözdesi
İzmir bu yıl 3 milyona yakın kişiyi ağırladı. Efes, Akropol ve St. Jean gibi
önemli örenyerleri ve müzelere sahip olan kent turistik cazibesini hiçbir zaman kaybetmiyor. Kuruluşu MÖ 6000’li yıllara dayanan Antik Yunan kenti
Efes, toplam ziyaretçinin yüzde 63’ünü kendisine çekti. Kültür ve Turizm İl
Müdürlüğü verilerine göre, Ocak-Kasım 2013 döneminde İzmir’deki müze ve
örenyerlerini 2 milyon 868 bin 862 kişi ziyaret etti. Kentin bu ziyaretçilerden
sağladığı gelir de 13 milyon 175 bin lira oldu.
Ephesus is always the favourite of the tourists
Izmir has hosted almost 3 million people this year. The touristic city that has
important ruins like Ephesus, Acropolis, St. Jean and museums never loses its
touristic charm. The Ephesus Antique City that was established back in the
years 6000 BC has appealed 63 % of the total visitors. According to the data
of the Provincial Directorate of Culture and Tourism, during the period of January-November 2013 2 million 868 thousand 862 people visited the museums
and ruins in Izmir. And the revenue procured by the city from these visitors was
13 million 175 thousand liras.
Broadway’in önemli müzikallerinden Forever Tango, 21, 22, 23 Mart 2014 tarihleri
arasında Zorlu Center ana tiyatro sahnesinde olacak. Üç gün sürecek bu büyüleyici
müzikali kaçırmayın.
Forever Tango at
Zorlu Centre
Forever Tango, one of the important musicals of Broadway will be on the main
theatre stage of Zorlu Centre on 21, 22, 23
March 2014. Do not miss this mesmerising
musical that is going to last for three days.
İstanbul Modern’den
“Komşular”
İstanbul Modern’in kuruluşunun 10. yılı
kapsamında hazırlanan ve 9 Ocak-8
Mayıs 2014 tarihleri arasında açık kalacak “Komşular-Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar” sergisi, Türkiye
ve çevresindeki güncel sanatçıları bir
araya getirecek. Sergi; günümüz sanatının, Türkiye ile tarihi, siyasal ve kültürel bağları olan Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu gibi komşu coğrafyalardaki
öncü sanatçılarını ve yapıtlarını aynı anda görme imkânı sunuyor. 17 ülkeden 35
sanatçının çalışmalarına yer veren Komşular sergisini mutlaka görün. Sergide Adrian Paci, Michail Pirgelis, Turhan Selçuk, Mona Hatoum gibi önemli sanatçıların
eserleri olacak.
“Neighbours” at Istanbul Modern
The exhibition, “Neighbours – Current Narrations from Turkey and Surrounding”,
that has been prepared within the scope of the 10th anniversary of Istanbul Modern
will be open from January 9 - May 8, 2014 and bring together the contemporary
artists from Turkey and its surrounding. The exhibition; enables the displaying of
current Turkish art together with the arts of the pioneering artists from the neighbouring geographic countries like the Balkans, Caucasia and the Middle East that have
historical, political and cultural ties with Turkey. You have to see the Neighbours
exhibition where 35 artists from 17 countries will take place. In the exhibition, works
of important artists such as Adrian Paci, Michail Pirgelis, Turhan Selçuk and Mona
Hatoum, will be displayed.
Museum Frauenkultur’e Kadın Destekleme Ödülü
Uzunköprü Kent Müzesi açıldı
Uzunköprü’nün de artık bir Kent Müzesi var. Belediye Başkanı Av. Enis İşbilen tarafından açılışı yapılan müze, kentin ruhunu yansıtacak. Halise Hatun
Mahallesi’nde bulunan tarihi binada konumlanan müze için 2010 yılından
bu yana çalışılıyordu. Müzede, Uzunköprü tarihinden eserler ve yerel halkın
yaşam kültürünü yansıtan objeler bulunuyor.
City Museum opened in Uzunköprü
Uzunköprü now has a City Museum. The museum that was opened by Lawyer
Enis İşbilen, the Mayor, will reflect the spirit of the city. Studies have been
carried out since 2010 for the museum situated in a historical building at Halise
Hatun Quarter. In the museum there are artefacts from the history of Uzunköprü and articles that reflect the cultural life of the local people.
74
2003 yılında Almanya’nın Bavyera kentinde bulunan Fürth belediyesinde kurulan
Kadın Müzesi, Nürnberg kenti tarafından Kadın Destekleme Ödülü’ne layık görüldü. Bu yıl 15.’si verilen ödül, oybirliği ile kadınların gündelik yaşamına ve kültürüne odaklanan bir müze olan Kadın Müzesi’nin oldu. Bu müzeyi kuran, Türkiye’ki
Kadın Müzesi’nin küratörü Meral Akkent ile 2013/10. sayımızda bir söyleşiye yer
vermiştik. Tüm Almanya içinde (devlet müzesi olmayan müzeler arasında) kültürlerarası çalışma konseptiyle öne çıktığı için ödüle layık görülen müze tamamen gönüllülerin desteğiyle işliyor. Ödül töreni 26 Mart 2014 tarihinde Nürnberg Belediye
Binası’nda yapılacak.
“Support Women Award” to Museum Frauenkultur
The Woman Museum established in 2003 in the Bavaria State of Germany by the
support of Nurnberg city has been found worthy for “Support Women Award”. This
year the 15th award has been given by unanimous vote to the Woman Museum, a
museum that focuses on the culture and daily life of women. We had published an
interview with the founder of the museum Meral Akkent who is at the same time
the curator of the Woman Museum in Turkey in the issue 2013/10 of our magazine.
In Germany (among the nongovernmental ones) this museum that takes action only
with the volunteer teams has stepped forward with intercultural working concept,
was found worthy for the award. The award ceremony will be held on March 26,
2014 in Nurnberg Municipality Building.
CATS Müzikali İstanbul’a geliyor
Broadway’in en uzun soluklu müzikallerinden, en son 2008’de İngiltere çapında
çok başarılı bir turne yaparak kapalı gişe oynayan CATS, yoğun istek üzerine
bu yıl yeniden turneye başlayacak ve turne duraklarından biri de İstanbul olacak.
CATS, 21 Ocak-2 Şubat, 2014 tarihleri arasında İstanbul Zorlu Center’da müzikal severlerle buluşacak. Bugüne kadar 300’den fazla şehirde, 50 milyondan
fazla kişi tarafından izlenen ünlü müzikal bugüne kadar toplam yedi kez TONY
Ödülü kazandı.
Aksaray Ulucami’nin
minber kapıları Türkiye’de
22 Şubat 1998’de yerinden sökülerek götürülen Aksaray Ulucami minber kapısının kanatları, 15 yıldır İnterpol aracılığıyla aranıyordu. İşte o kapı kanatları
hummalı çalışmaların ardından yurduna döndü. Türkiye dışına yasa dışı yollarla çıkarılan kapı kanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ait olduğu topraklara geri getirildi. Eser Kasım ayında Ankara Etnografya Müzesi
Müdürlüğü’nde koruma altına alındı. Kapı kanatlarının Aksaray Ulucami’ye ait
olduğuna yönelik değerlendirmenin teyit edilmesi amacıyla, uzmanlar tarafından yerinde incelemelerde bulunuldu. İnceleme sonucu hazırlanan raporda, kapı
kanatlarının Aksaray Ulucami minberinin kapısına ait olduğu kesin olarak tespit
edildi. Minberin kapı kanatlarında Selçuklu Dönemi sülüsü ile Fatiha ve İhlâs
sureleriyle, Bakara Suresi’nin 256. ayetleri ve Ayetü’l-Kürsi yazılı.
CATS Musical is coming to Istanbul
CATS, one of the most long-running musicals of the Broadway that completed a
very successful tour within England in 2008 and will soon set out for a new tour
this year, upon intensive demand. One of the tour stops will be Istanbul.
CATS is going to meet the musical lovers between January 21 and February 2,
2014 at Istanbul Zorlu Centre. This famous musical that has won the TONY
Award seven times in total has been watched in more than 300 cities by over 50
million people.
The Minbar doors of Aksaray Ulucami are in Turkey
The wings of the minbar door of Aksaray Ulucami that were taken away on February 22, 1998 were being searched for 15 years by the Interpol. Those door wings
came back to their own country after intensive labour. The door wings that were
carried out of Turkey by illegal methods were brought back to the land where they
belonged by the Ministry of Culture and Tourism. The artefacts were taken under
protection by Ankara Ethnography Museum Management in November. Examinations have been carried out at site by specialists so as to confirm the evaluations
that the door wings belonged to Aksaray Ulucami. In the report prepared as a
result of these examinations it has been definitely designated that the door wings
belonged to the minbar of Aksaray Ulucami. On the minbar door wings there are
Seljuk Period Calligraphy, Al-Fatihah and Al-Ikhlas Surats, verse 256 of Sura AlBaqara and a verse from the Holy Koran are inscribed.
Andrea Bocelli için yerinizi ayırtın
Dünyanın en önemli tenorlarından Andrea Bocelli, 22 Şubat 2014’te İstanbul’da
olacak. Bocelli, İstanbul konserinde en ünlü operalardan klasik aryaların yanı
sıra son albümü “Love in Portofino”dan da şarkılar seslendirecek. Most Production tarafından organize edilen konser; 22 Şubat 2014, Cumartesi günü, saat
20.30’da Ülker Sports Arena’da verilecek. Aynı gece TEMA Vakfı’nın 20. kuruluş yılı da kutlanacak.
Reserve your seat for
Andrea Bocelli
Andrea Bocelli, one of the most important tenors of the world, will be in Istanbul on February 22, 2014. Bocelli, during
his Istanbul concert, will perform songs
from his latest album, “Love in Portofino”, alongside the classical arias of the
most famous operas. The concert, organised by Most Production will be held on
February 22, 2014 Saturday at 20.30 hrs
at Ülker Sports Arena. At the same night
the 20th Anniversary of TEMA Foundation will be celebrated.
Süreyya
Operası’nda oda
müziği keyfi
Kadıköy’de bulunan Süreyya
Operası’nda yeni yılın ilk aylarında
da önemli konserler izleyebilirsiniz.
20 Ocak’ta gerçekleşecek “Gürer
Aykal’a Saygı Gecesi”nde birçok
konuk sanatçı sahne alacak. 27
Ocak’ta yapılacak “Brahms Akşamı” da bestecinin eserlerini sevenlerin kaçırmaması gereken bir konser. Konserde Pelin Halkacı Akın
(keman) ve İris Şentürker (piyano)
Brahms’ın scherzo, sonat ve danslarını seslendirecek.
The pleasure of Chamber Music at
Süreyya Opera House
You can watch important concerts at Süreyya Opera House in Kadıköy during
the first months of the New Year. Many quest artists will take stage on “Respect
Gürer Aykal Night” on January 20. The concert at “Brahms Night” on January
27 should not be missed by those who love the works of the composer. Pelin
Halkacı (violin) and Iris Şentürker (piano) will perform the scherzo, sonatas and
dances of Brahms.
75
MÜZE
REHBERİ
MUSEUMS GUIDE
İL
CITY
MÜZE
MUSEUM
KAPALI
CLOSED
KASIM-MART
NOVEMBER-MARCH
NİSAN-EKİM
APRIL-OCTOBER
İLETİŞİM
CONTACT
Aksaray
Ihlara Vadisi Örenyeri Ihlara Valley
•
08:00 - 17:00
08:30 - 18:30
(382) 453 7701
Ankara
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Museum of Anatolian Civilizations
•
08:30 - 17:30
08:30 - 19:00
(312) 324 3160
Alanya Kalesi Castle of Alanya
•
08:30 - 17:00
09:00 - 19:30
(242) 735 7337
Aspendos Örenyeri
Aspendos Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 238 5688
08:00 - 17:30
09:00 - 19:00
(242) 871 6820
Noel Baba Müzesi St. Nicholas Museum Pazartesi Monday
Simena Örenyeri
Simena Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 874 2022
Antalya Müzesi Antalya Museum
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 238 5688
Myra Örenyeri Myra Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 871 6821
Olympos Örenyeri
Olympos Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 892 1325
Patara Örenyeri
Patara Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 843 5018
Perge Örenyeri
Perge Archaeological Site
•
08:00 - 17:30
09:00 - 19:00
(242) 426 2748
Phaselis Örenyeri
Phaselis Archaeological Site
•
08:30 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 821 4506
Side Müzesi Side Museum
Pazartesi Monday
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 753 1006
Side Antik Tiyatrosu Side Antique Theatre
•
08:00 - 17:00
08:00 - 17:00
(242) 753 1542
Termessos Örenyeri
Termessos Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(242) 423 7477
Afrodisias Örenyeri
Aphrodisias Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(256) 448 8086
Milet Örenyeri Miletus Archaeological Site
•
08:00 - 19:00
08:00 - 19:00
(256) 875 5562
Didim Örenyeri
Didyma Archaeological Site
•
08:00 - 19:00
08:00 - 19:00
(256) 811 5707
Assos Örenyeri Assos Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(286) 721 7218
Troia Örenyeri Troia Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(286) 283 0061
Gaziantep
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
Gaziantep Zeugma Mosaic Museum
Pazartesi Monday
08:00 - 17:00
08:00 - 17:00
(342) 324 8809
Hatay
Hatay Müzesi Hatay Museum
Pazartesi Monday
08:00 - 16:30
09:00 - 18:30
(326) 214 6168
Antalya
Aydın
Çanakkale 76
İstanbul
İzmir
Mersin
Muğla
Nevşehir
Trabzon İstanbul Arkeoloji Müzeleri
İstanbul Archaeological Museums
Pazartesi Monday
09:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(212) 520 7740
Ayasofya Müzesi
Hagia Sophia Museum
Pazartesi Monday
09:00 - 16:30
09:00 - 19:00
(212) 522 1750
Kariye Müzesi Chora Museum
Çarşamba
Wednesday
09:00 - 16:30
09:00 - 19:00
(212) 631 9241
İstanbul Büyük Saray Mozaikleri Müzesi
İstanbul Mosaic Museum
Pazartesi Monday
Türk ve İslam Eserleri Müzesi
Museum of Turkish and Islamic Arts
Pazartesi Monday
09:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(212) 518 1805
Topkapı Sarayı Müzesi
Topkapı Palace Museum
Salı
Tuesday
09:00 - 17:00
09:00 - 19:00
(212) 512 0480
Topkapı Sarayı Müzesi Harem Dairesi
Harem Apartments
Salı / Tuesday
09:00 - 15:30
09:00 - 17:00
(212) 512 0480
Bergama Asklepion Örenyeri
Bergama Asklepion Archaeological Site
•
08:00 - 17:30
08:30 - 19:00
(232) 631 2886
Efes Müzesi Ephesus Museum
•
08:00 - 17:00
08:30 - 19:00
(232) 892 6010
Efes Örenyeri Yamaçevler
The Terrace Houses
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(232) 892 6010
St. Jean Anıtı St. Jean
•
08:00 - 17:00
08:30 - 19:00
(232) 892 6011
Bergama Akropol Örenyeri
Bergama Akropolis Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
08:30 - 19:00
(232) 631 0778
Efes Örenyeri
Ephesus Archaeological Site
•
08:00 - 17:00
08:30 - 19:00
(232) 892 6010
Cennet-Cehennem Örenyeri
Chasm of Heaven and Hell
•
08:00 - 17:00
08:00 - 20:00
•
Kayaköy Örenyeri Kayaköy
•
08:30 - 20:00
08:30 - 20:00
(252) 614 1150
Sedir Adası Sedir Island
•
08:00 - 18:00
(252) 214 6948
Kaunos Örenyeri
Kaunos Archaeological Site
•
08:30 - 20:30
08:30 - 20:30
(252) 614 1150
Knidos Örenyeri
Knidos Archaeological Site
•
08:30 - 19:00
08:30 - 19:00
(252) 726 1011
Bodrum Mausoleion Anıt Müzesi
Mausoleion
Pazartesi Monday
08:00 -17:00
08:00 -19:00
(252) 316 1219
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi
Bodrum Museum of Underwater
Archaeology
Pazartesi Monday
08:00 - 17:00
08:00 -19:00
(252) 316 2516
Göreme Açıkhava Müzesi Karanlık Kilise
The Dark Church
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 271 2167
Özkonak Yeraltı Şehri
Özkonak Underground City
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 513 5168
Derinkuyu Yeraltı Şehri
Derinkuyu Underground City
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 271 2167
Göreme Açıkhava Müzesi
Göreme Open Air Museum
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 271 2167
Kaymaklı Yeraltı Şehri
Kaymaklı Underground City
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 278 2500
Zelve Örenyeri-Paşabağlar Örenyeri
Zelve - Paşabağlar Underground City
•
08:00 - 17:00
08:00 - 19:00
(384) 271 3535
Sümela Manastırı Sümela Monastery
Pazartesi Monday
09:00 - 16:00
09:00 - 16:00
(462) 531 1064
(212) 518 1205
77
İSTANBUL
Ayasofya Müzesi
Topkapı Sarayı Müzesi
Topkapı Sarayı - Harem Dairesi
Kariye Müzesi
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Türk ve İslam Eserleri Müzesi
Mozaik Müzesi
Hisarlar Müzesi
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Galata Mevlevihanesi Müzesi
Yıldız Sarayı Müzesi
Fethiye Müzesi
Aya İrini Anıt Müzesi
ANKARA
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Cumhuriyet Müzesi
Etnoğrafya Müzesi
Gordion Müzesi ve Örenyeri
Roma Hamamı Örenyeri
KOCAELI
Kocaeli Müzesi
Saray Müze (Av Köşkü)
ZONGULDAK
Cehennemağzı Mağaraları
BURSA
İznik Müzesi
Mudanya Mütareke Evi Müzesi
Türk İslam Eserleri Müzesi
BARTIN
Amasra Müzesi
EDIRNE
Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi
Türk İslam Eserleri Müzesi
ÇANAKKALE
Troia Örenyeri
Assos Örenyeri
Arkeoloji Müzesi
Apollon Smintheion Örenyeri
ESKIŞEHIR
Eti Arkeoloji Müzesi
KÜTAHYA
Arkeoloji Müzesi
Aizonai Örenyeri
Çini Müzesi
MANISA
Sardes Örenyeri
Gymnasium Sinagog
Arkeoloji Müzesi
AFYON
Arkeoloji Müzesi
İZMIR
Efes Örenyeri
Akropol Örenyeri
Efes Yamaçevler
Asklepion Örenyeri
St. Jean Anıtı
Efes Müzesi
Agora Örenyeri
Çeşme Müzesi
Bazilika Örenyeri
Tarih Ve Sanat Müzesi
Bergama Müzesi
Arkeoloji Müzesi
Klaros Örenyeri
MUĞLA
Bodrum Sualtı Müzesi
Sedir Adası
Mausoleion Örenyeri
Kaunos Örenyeri
Kayaköy Örenyeri
Knidos Örenyeri
Zeki Müren Sanat Evi
Marmaris Müzesi
Tlos Örenyeri
Letoon Örenyeri
Beçin Kalesi Ve Örenyeri
AYDIN
Afrodisias Müze ve Örenyeri
Didim Örenyeri
Milet Örenyeri
Priene Örenyeri
Milet Müzesi
Aydın Müzesi
78
DENIZLI
Hierapolis Arkeoloji Müzesi
Hierapolis (Pamukkale) Örenyeri
BURDUR
Sagalassos Örenyeri
Burdur Müzesi
ISPARTA
Antiocheia
Örenyeri
(Yalvaç)
UŞAK
Arkeoloji Müzesi
ANTALYA
Aspendos Örenyeri
Alanya Kalesi
Myra Örenyeri
Noel Baba Müzesi
Perge Örenyeri
Phaselis Örenyeri
Antalya Müzesi
Side Tiyatrosu
Olympos Örenyeri
Patara Örenyeri
Side Müzesi
Simena Örenyeri
Termessos Örenyeri
Xanthos Örenyeri
Karain Mağarası Örenyeri
Arykanda Örenyeri
Alanya Müzesi
KONYA
Mevlana Müzesi
Karatay Müzesi
İnce Minare Müzesi
Arkeoloji Müzesi
Akşehir Batı C. Müzesi
AMASYA
Amasya Müzesi
Hazeranlar Konağı
S. Düzü Milli M. Müzesi
NEVŞEHIR
Göreme Açık Hava Müzesi
Kaymaklı Yer Altı Şehri
Derinkuyu Yer Altı Şehri
Karanlık Kilise
Zelve Örenyeri-Paşabağlar Örenyeri
Özkonak Yer Altı Şehri
Hacıbektaş Müzesi
Çavuşin Kilisesi
SINOP
Tarihi Sinop Cezaevi
Sinop Müzesi
TRABZON
Sümela Manastırı
Kostaki Konağı Trb Müzesi
SAMSUN
Arkeoloji ve
Etnoğrafya
Müzesi
Gazi Müzesi
ÇORUM
Çorum Müzesi
Alacahöyük Müzesi ve Örenyeri
Boğazköy Müzesi
KARS
Ani Örenyeri
KIRŞEHIR
Kaman Kalehöyük
Arkeoloji Müzesi
AĞRI
İshak Paşa Sarayı
SIVAS
Arkeoloji Müzesi
VAN
Akdamar Anıt Müzesi
KAYSERI
Yeşilhisar Soğanlı Örenyeri
Arkeoloji Müzesi
K. MARAŞ
Kahramanmaraş Müzesi
BATMAN
Hasankeyf Örenyeri
Batman Müzesi
MERSIN
Cennet-Cehennem Örenyeri
Astım Mağarası
St. Paulus Kuyusu
Mağmure Kalesi
Kanlı Divane Örenyeri
Anamurium Örenyeri
St. Paul Anıt Müzesi
Kız Kalesi
ŞANLIURFA
Şanlıurfa Müzesi
Şanlıurfa Kalesi
Harran Örenyeri
Göbeklitepe Örenyeri
AKSARAY
Ihlara Vadisi Örenyeri
Manastır Vadisi Örenyeri
MARDIN
Mardin Müzesi
ERZURUM
Yakudiye Türk-İslam Eserleri Müzesi
Erzurum Kalesi
Arkeoloji Müzesi
GAZIANTEP
Gaziantep Zeugma Müzesi
Gaziantep Arkeoloji Müzesi
HATAY
Hatay Müzesi
St. Pierre Anıt Müzesi
Çevlik Örenyeri
DIYARBAKIR
Arkeoloji Müzesi
TÜRSAB-MÜZE
GİRİŞİMLERİ’NDEKİ
MÜZE ve ÖRENYERLERİ
ADANA
Arkeoloji Müzesi
NIĞDE
Gümüşler Örenyeri
Niğde Müzesi
ADIYAMAN
Pirin Örenyeri
Adıyaman Müzesi
MUSEUMS AND ARCHAEOLOGICAL
SITES UNDER THE MANAGEMENT OF
TÜRSAB-MUSEUM ENTERPRISES
79
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN
Dünyanın
EN ESKİ AŞK ŞİİRİ
4 bin yıl önce Sümer diliyle
yazılmış sevgi sözcükleri:
“...Kalbimin sevgilisi,
güzelliğin büyüktür,
Aslan, kalbimin kıymetlisi...”
Ana Sponsor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 520 77 40 - 41 • www.istanbularkeoloji.gov.tr
Download

türsab müze girişimlerinde yeni dönem new era ın türsab museum