YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ
SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
6331 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
KANUNUN İNŞAAT (YAPI İŞLERİ)
SEKTÖRÜNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
Bitirme Projesi
Recep GÖZ
Bölüm: İş Sağlığı ve Güvenliği
Danışman
Prof. Dr. Gül BAKTIR
Şubat 2014
i
YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ
SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
6331 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
KANUNUN İNŞAAT (YAPI İŞLERİ)
SEKTÖRÜNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
Bitirme Projesi
Recep GÖZ
Bölüm: İş Sağlığı ve Güvenliği
Danışman
Prof. Dr. Gül BAKTIR
Şubat 2014
ii
Özgünlük Bildirisi
1. Bu çalışmada, başka kaynaklardan yapılan tüm alıntıların, ilgili kaynaklar referans
gösterilerek açıkça belirtildiğini,
2. Alıntılar dışındaki bölümlerin, özellikle projenin ana konusunu oluşturan teorik
çalışmaların ve yazılım/donanımın benim tarafımdan yapıldığını
3. Araştırma ve/veya anket çalışmaları için “etik kurul onay” yazısı alındığını bildiririm.
İstanbul, Şubat 2014
Recep GÖZ
iii
6331 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
KANUNUN İNŞAAT (YAPI İŞLERİ)
SEKTÖRÜNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
ÖZET
İşçi sağlığı ve iş güvenliği ülkemizdeki inşaat sektörü için son yıllarda önem kazanan bir
konudur. Bunun en önemli nedeni ülkemizin Avrupa Birliği (AB)’ne giriş çabası ve inşaat
sektörünün gün geçtikçe daha fazla sayıda uluslararası yükümlülüklere girerek yabancı
firmalarla işbirliği yapmasıdır. Bu nedenle işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki ilgili
standart ve yönetmeliklerimizi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartmamız zorunludur. Bu
çalışmada, Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramının tarihçesi şu an bulunduğu
durum, yürürlükte olan kanun; tüzükler ve yönetmelikler, ilgili kurumlar ve yapılan
uygulamalar incelenecektir. İş sağlığı ve güvenliğinin bir kanun olarak ele alınmasından sonra
inşaat (yapı işleri) sektöründe kanunun kazandırdığı yenilikler, sektörün kanuna uyum süreci,
6331 öncesi yapı sektörü, işverenin bakış açısı, çalışanların durumu, teknik personelin
uygulamadaki etkisi, proje yönetiminin uyum sürecine katkısı, iş sağlığı ve güvenliğinin ön
plana çıkartılması, yasanın konu hakkındaki destekleyici unsurları, ÇSGB’nın kanunun
etkinliğini denetlemesi İş Sağlığı ve Güvenliği alanında çalışan personelin görevleri
değerlendirilecektir.
Anahtar Sözcükler
İş güvenliği, İsçi sağlığı, İnşaat sektörü, İş güvenliği mevzuatı, İş güvenliği yönetim sistemleri
iv
İÇİNDEKİLER
SAYFA
1.GİRİS
1
2. TÜRKİYE’DE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
2
2.1. Tarihsel Gelişim ve Yasallaşma Süreci
2
2.2.19.Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi ve Amacı
3
3. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (ÇSGB)
4
3.1 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2014 - 2018 Dönemi Stratejik Planı
4
3.1 1. Stratejik Amaçlar
4
4. 6331 SAYILI KANUN NELERİ DEĞİŞTİRDİ?
4
4.1 Kanuna Hızlı Bakış
5
5. KANUNUN İNŞAAT (YAPI İŞLERİ ) SEKTÖRÜNE GETİRDİKLERİ
5
6.6331 ÖNCESİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
7
7. KANUNUN İŞVEREN AÇISINDAN GETİRDİKLERİ
7
8. KANUNUN ÇALIŞANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
10
9.TEKNİK PERSONELİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
10
10.PROJE YÖNETİMİNİN UYUM SÜRECİNE KATKISI
10
11.SGK İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI İSTATİSLİKLERİ
11
12. İNŞAAT SEKTÖRÜNDE KAZALAR, HASTALIKLAR VE TEHLİKELER
14
12.1.Kazalar
14
12.1.1.Ölümcül Kazalar
14
12.2.Hastalıklar
15
12.2.1. Kimyasal Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
15
12.2.2 Fiziksel Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
15
12.2.3. Biyolojik Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
16
12.2.4. Öldürücü Hastalıklar
16
13. İNŞAAT İŞÇİLERİ İÇİN SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
17
14.DÜNYADA VE TÜRKİYEDE OCAK/ŞUBAT 2014 TARİHLİ İŞ GÜVENLİĞİ
İLE İLGİLİ BAZI HABERLER
18
15.İŞ GÜVENLİĞİ KÜLTÜRÜNÜN GELİŞMESİ ŞART
28
16.İŞ KAZALARINI ÖNLEMEDE GÜVENLİK KÜLTÜRÜ
29
16.1 Pozitif Güvenlik Kültürü ve Örgütlerde Güvenlik Kültürünün Benimsetilmesi
30
17. TARTIŞMA VE SONUÇ
31
KAYNAKLAR
33
1
1. GİRİŞ
Ülkemizde iş kazaları ve meslek hastalıkları uzun yıllardır birçok işçinin hastalanmasına,
yaralanmasına, sakat kalmasına ve hatta hayatlarını kaybetmesine yol açmaktadır. Bu tip
olaylar özellikle de inşaat sektöründe daha fazla yaşanmaktadır. Bunun en önemli sebebi
inşaat sektörünün kendine özgü çalışma koşulları olmasındandır. İnşaat sektörünün diğer
sektörlerden farklı olmasının başlıca nedeni her projenin birbirinden farklı olması ve bu
yüzden her projede değişik çalışma koşullarıyla ve farklı risklerle karşı karşıya kalınmasıdır.
İşçiler endüstriyel sektördeki gibi tek bir fabrikada çalışma imkânı bulamadıkları gibi sürekli
bir projeden başka projeye hareket halindedirler. Bunların yanı sıra inşaat tehlikeli ve bir sürü
risk içeren faaliyetlerden oluşmaktadır ve bu ortamda çalışmak için tecrübeli ve fiziksel
zorluklara alışık olmak gerekir. Ayrıca bir inşaat projesinde aynı anda birden fazla işçi grubu
da çalışabilir ki bu da tehlike ve riskleri daha da artırır. İşte bu nedenlerden dolayı inşaat
sektörü diğer sektörlere göre daha risk altındadır ve işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamak
hayli güç ve karmaşık olabilir. Son yıllarda işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu ülkemizdeki
inşaat sektörü için önem kazanmaya başlamıştır. Bunun en önemli nedeni ülkemizdeki büyük
inşaat firmalarının giderek daha fazla sayıda uluslararası yükümlülüklere girmesi ve yabancı
firmalarla işbirliği yapmasıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ülkemizdeki inşaat
sektörüne göre daha ileride olan gelişmiş yabancı ülkeler Türk firmalarının işçi sağlığı ve iş
güvenliğini sistematik olarak inşaat sahalarında sağlamalarını istemektedirler. Birçok
firmamız buna hazır değildir ve bu konuda ciddi atılımlar yapmaları gerekmektedir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne girme çabaları da işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna
olumlu yönde etki yapmış ve standartlarımızı gelişmiş ülkelerin standartları seviyesine
getirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu sebepten dolayı özellikle son yıllarda işçi
sağlığı ve iş güvenliği konusunda ülkemizde birçok adım atılmıştır. Ülkemizdeki inşaat
sektöründe işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gelişme kaydedilmek isteniyorsa, bu
gelişmeler yakından takip edilip etkili bir şekilde uygulanmalıdır. Bu amaçla, bu çalışmada
Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliğinin son durumuna genel bir bakış yapılmaktadır. Bu
konu başlığı altında işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili kanun ve mevzuatlar, kuruluşlar,
uygulamalar ve işçi sağlığı ve iş güvenliği yönetim sistemi TS 18001 incelenmektedir.
2
2. TÜRKİYE’DE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
2.1. Tarihsel Gelişim ve Yasallaşma Süreci
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çalışma haklarının korunması ile ilgili ilk önlem
Cumhuriyet’in kuruluşundan önce 1921 tarihine rastlar. Bu yıllarda, Bağımsızlık Savaşımızda
kullanılan tek enerji kaynağı kömür olduğundan, kömür üretiminin kesintisiz sürdürülebilmesi
büyük önem kazanmıştı. Bu sürekliliğin sağlanması amacıyla büyük bir işçi kitlesinin ağır
çalışma koşulları içinde bulunduğu Zonguldak ve Ereğli Kömür İşletmelerinde konunun
üzerinde önemle durulmuş ve arka arkaya iki yasa çıkarılmıştır. 114 ve 151 sayılı yasalar
kömür işçilerinin çalışma koşullarının düzeltilmesine yönelik hükümler getirmiştir. Birinci
Türkiye Büyük Millet Meclisi döneminde 4 Mart 1923 tarihinde İzmir'de toplanan I. İktisat
Kongresi'nde işçi delegeler 30 maddelik bir öneri listesi sunmuştur. Bu öneriler daha sonraları
gerçekleşen bir kısım yasaların çekirdeklerini oluşturmuştur. Sanayileşmede sağlanan
gelişmelerin yarattığı sorunların giderilmesi amacıyla Cumhuriyet döneminde işçi sağlığı ve
iş güvenliği ile ilgili pek çok yasa, tüzük, yönetmelik çıkarılmıştır. Cumhuriyetin ilanından
sonra ilk yasal düzenleme 2 Ocak 1924 tarih ve 394 sayılı Hafta Tatili Yasası olmuştur. Bu
yasa Cumhuriyet döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki ilk olumlu
düzenlemelerden birisidir. 1926 yılında yürürlüğe giren Borçlar Yasası'nın 332’nci maddesi
işverenin iş kazaları ve meslek hastalıklarından doğan hukuki sorumluluğunu getirmiştir.
Hizmet akdi ve işin düzenlenmesi ile ilgili yeni hükümler getiren bu yasa sosyal güvenlikle
ilgili herhangi bir zorunluluk getirmemekle birlikle iş kazası ve hastalık hallerinde işçi
yararına bazı hükümler içermektedir. Ülkemizde iş yasasının bulunmaması nedeniyle işçi
sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili hükümler taşıyan Umumi Hıfzıssıhha Yasası ve Belediyeler
Yasası 1930 yılında yürürlüğe konulmuştur. 1580 sayılı Belediyeler Yasası'na göre
işyerlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden bazı açılardan denetlenmesi görevi
belediyelere verilmiştir. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Yasası'nın 7’nci kısmı işçi sağlığı ve
iş güvenliği yönünden bugün bile çok önemli olan hükümler getirmiştir. İşyerlerine sağlık
hizmetinin götürülmesi görüşü bu yasa ile başlamıştır. Daha sonra 1936 yılında yürürlüğe
giren ve çalışma yaşamının birçok sorunlarını kapsayan 3008 sayılı İş Yasası ile ülkemizde ilk
kez işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ayrıntılı ve sistemli bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu
yasa hükümlerine göre 1 yıl içinde kurulması planlanan Çalışma Bakanlığı’nın kurulması
ancak, 1945 yılında gerçekleşebilmiştir. 28 Ocak 1946 tarihli 4841 sayılı Çalışma Bakanlığı
kuruluş yasasının birinci maddesi ile Bakanlığın görevleri arasında sosyal güvenlikte yer
almıştır. Mevzuatımıza sosyal güvenlik ilk kez bu yasa ile girmiştir. İşçi sağlığı ve iş
güvenliğine yönelik çalışmaların tek elden yürütülmesi amacıyla Çalışma Bakanlığının
kurulması sonrasında bu görev İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir. Bu olayı takiben
81 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesinin 9.uncu maddesinin onaylanmasına dair 5690
sayılı yasa 13 Aralık 1950 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasa gereği olarak işyerlerinin işçi
sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetimini yapmak, çalışma yaşamını düzene koymak, yol
gösterici uyarılarda bulunmak üzere hekim, kimyager ve mühendis gibi teknik elemanların
görevlendirilmesi ile ilgili 174 sayılı Yasa çıkarılmıştır. Adı geçen yasanın onayından sonra
ilk kez 12 Ocak 1963 tarihinde İstanbul ve sonrasında Ankara, Zonguldak, İzmir illerinde İş
3
Güvenliği Müfettişleri Grup Başkanlıkları kurulmuştur. Daha sonra Bursa, Adana, Erzurum
gibi illerde de kurulan ve sayıları artırılan Grup Başkanlıkları ile işyerlerinin işçi sağlığı ve iş
güvenliği yönünden denetimi çalışmaları yoğunlaştırılmıştır. Günün gereksinimlerine yanıt
veremez duruma gelen 3008 sayılı İş Yasanın yerine 1967 yılında 931 sayılı İş Yasası
çıkarılmıştır. 931 sayılı İş Yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından usul yönünden bozulması
üzerine hemen hiçbir değişiklik yapılmadan 1971 yılında 1475 sayılı İş Yasası yürürlüğe
konulmuştur. İşçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden 1475 sayılı İş Yasası ve ona uygun olarak
çıkarılan tüzük ve yönetmeliklerle çağdaş ve geniş anlamda ayrıntılı düzenlemeler
getirilmiştir. 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanunun iş sağlığı ve
güvenliği ile ilgili hükümleri, belki birkaç madde dışında, aynen 1475 sayılı İş Kanunu’ndan
aktarılmıştır. Ancak, 4857 sayılı İş Kanununa göre çıkarılması gereken yönetmelikler, Avrupa
Birliğinin 89/391/EEC sayılı çerçeve direktifine ve diğer bireysel direktiflere göre
uyumlaştırılmıştır ve 2003 yılı ile 2004 yılı içerisinde ardı ardına yayımlanmıştır. 6331 sayılı
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ise 2012 yılının 30 Haziranında Resmi Gazete ’de
yayınlanarak yürürlüğe girdi ve ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı modern
hükümlerle donatılmış duruma geldi.
2.2.19.Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi ve Amacı
Sağlıklı ve güvenli ortamda çalışma hakkı en temel insan haklarından biridir. İş sağlığı ve
güvenliğinde temel amaç; çalışma yaşamında çalışanların sağlığına zarar verebilecek
etkenlerin önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, iş kazası geçirmeden, meslek
hastalıklarına yakalanmadan, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması,
çalışanların ruhsal ve bedensel sağlıklarının korunmasıdır.
ILO rakamlarına göre; Dünya’da 1,2 milyarı kadın olmak üzere 3 milyar civarında işgücü
bulunmaktadır. Dünya’da; her 15 saniyede 1, her gün yaklaşık 6 bin işçi iş kazaları veya
meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Her yıl yaklaşık 360 bin kişi iş kazası,
1 milyon 950 bin kişi ise meslek hastalıklarından dolayı yaşamını yitirmektedir.
Dünyada çalışma barışını, çalışanların iş ve sosyal hayatlarını, ülke ve bölge ekonomilerini
olumsuz yönde etkileyen iş kazaları ve meslek hastalıkları, iş sağlığı ve güvenliği disiplinine
küresel bir farkındalık kazanılması ortak algıdır.
Son birkaç yüzyıldır çalışma hayatındaki değişime uygun olarak iş sağlığı ve güvenliği
kapsamının da değiştiği bilinmektedir. Günümüzde, iş sağlığı ve güvenliği konusu; tüm ilgili
tarafların ortak çabası ile çağdaş nitelikte önleyici ve koruyucu hizmetlerin esas alındığı bir
sistem yaklaşımı olarak ele alınmakta olduğu vurgulanmıştır.
Bu çerçevede kıtalararası bilgi alışverişi, iş birliği ve paylaşımı sağlamak amacıyla
“İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi” temalı 7. Uluslararası İş Sağlığı ve
Güvenliği Konferansı, 5-7 Mayıs 2014 tarihlerinde düzenlenecektir. Konferans; taşeronluktan,
özel politika gerektiren çalışanlara, ergonomiden psikolojik risk faktörlerine kadar değişik
alanlarda 56 konu başlığı içermektedir.
4
Bu konferans İSG’yi teşvik etmeyi hedefleyen yeni bilgi ve uygulamaların paylaşıldığı bir
forumun sağlanması; iş birliği ağları, ortaklıkları kurmak ve ilgili taraflar arasındaki
ortaklıkları güçlendirmek; İSG alanındaki bilgilerin geliştirilmesi, stratejilerin ve iyi
uygulamaların paylaşımı için bir platform oluşturmak adına çok önemli bir fırsat olacaktır.
3. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
(ÇSGB)
3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanunda amaç "çalışma hayatını, işçi-işveren ilişkilerini, iş sağlığını ve güvenliğini
düzenlemek, denetlemek ve sosyal güvenlik imkânını sağlamak, bu imkânı yaygınlaştırmak
ve geliştirmek, yurtdışında çalışan işçilerimizin çalışma hayatından doğan hak ve
menfaatlerini korumak ve geliştirmek” olarak açıklanmıştır. Bakanlık teşkilatı, merkez, taşra
ve yurtdışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlardan meydana gelmektedir. Merkez teşkilatı ise
ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerden oluşmaktadır.
3.1 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2014 - 2018
Dönemi Stratejik Planı
Misyon: Çalışma hayatını düzenlemek ve denetlemek, çalışma barışını sağlamak, istihdamı
arttıracak ve sosyal güvenliği yaygınlaştıracak tedbirler almak, toplum refahının artmasına
katkı sağlamak ve yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın çalışma hayatı ile ilgili hak ve
menfaatlerini korumak.
Vizyon: Tam istihdamın ve herkes için sosyal güvenliğin sağlandığı, çalışma şartlarının
iyileştirildiği ve çalışma barışının hâkim olduğu dünya ölçeğinde model bir Türkiye.
Olarak belirlenmiştir.
3.1 1. Stratejik Amaçlar
2014 - 2018 Dönemi Stratejik Planı içerisinde; Çalışma hayatındaki koşulları iyileştirmek
çalışma barışına katkı sağlayan mekanizmaları daha etkin hale getirmek iş sağlığı ve
güvenliğini geliştirmek ve yaygınlaştırmak Avrupa Birliğinin insan kaynakları politikalarının
ülkemizde daha etkin kullanılmasını sağlamak ve kazanılan deneyim ve perspektifi ulusal ve
uluslararası düzeyde geliştirmek ve paylaşmak kurumsal kapasiteyi geliştirmek; konu
başlıklarıdır.
4. 6331 SAYILI KANUN NELERİ DEĞİŞTİRDİ?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Türkiye’nin iş kazaları ve meslek hastalıkları kötü
durumunu düzeltmek, iş sağlığı ve güvenliğinin bir lüks olmaktan çıkartılarak çalışma
yaşamının genel standardı haline gelmesi amacıyla çıkartıldı. Yasa 01.06.2012 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlandı. İş sağlığı ve güvenliği alanında tarihi bir adım olan 6331 sayılı Kanun
5
ile işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının sağlanması ve mevcut sağlık ve
güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işverenler, çalışanlar ve diğer ilgili tarafların aktif
katılımının arttırılması hedeflendi. Yasa kapsamında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin
işletme içerisinden görevlendirme yoluyla sağlanması, işletme içerisinden sağlanamadığı
hallerde ise ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alınarak karşılanması zorunlu hale
getirildi. Çalışan temsilcisi, işyeri sağlık ve güvenlik birimi gibi uygulamalar ile çalışanların
işyerinin karar alma süreçlerine katılımı ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında aktif
işbirliği hedeflendi.
4.1 Kanuna Hızlı Bakış
İş sağlığı ve güvenliği konusu ilk kez müstakil bir kanunda ele alındı. Kamu ve özel sektör
ayrımı gözetmeksizin tüm çalışanlar kanun kapsamına alındı. Kuralcı bir yaklaşım yerine
önleyici yaklaşım esas alındı. İşyerleri, yapılan işin niteliğine göre tehlike sınıflarına ayrılıyor.
Bütün işyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi gibi uzman personel görev yapacak..
Devlet, 10’dan az çalışanı olan işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri giderlerini
destekleyecek ve asıl olan ufak işletmelerde kaliteli, sağlıklı ve güvenli çalışma esasları
uygulanabilecek duruma gelmiştir.. İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önleme adına
önceden risk değerlendirmesi yapılacak. Çalışanlar belli aralıklarla sağlık gözetiminden
geçirilecek. İş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıtları daha etkin ve güncel hale
getirilecek. İşyerlerinde acil durum planları hazırlanacak. İşveren tüm çalışanlarını, iş sağlığı
ve güvenliği ile çalışma hayatına dair hak ve sorumlulukları hakkında bilgilendirecek.
Çalışanlar işyerlerindeki iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine aktif katılım sağlayacak.
Çalışan, ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya kaldığında çalışmaktan kaçınma hakkını
kullanabilecek. Birden fazla işverenin olduğu yerlerde, iş sağlığı ve güvenliği konusunda
koordinasyon sağlanacak. Hayati tehlike durumunda işyerlerinin tamamında veya bir
bölümünde iş durdurulabilecek. Kanunun bazı hükümleri aşamalı olarak hayata geçirilerek
yeni durumlara uyum kolaylaşacak. Büyük endüstriyel kaza riski taşıyan işyerleri, güvenlik
raporu ve kaza önleme politika belgesi olmadan işe başlayamayacak. Kanununun
uygulanmasını kolaylaştırmak için, etkin idari yaptırım uygulanacak.
5. KANUNUN İNŞAAT (YAPI İŞLERİ ) SEKTÖRÜNE
GETİRDİKLERİ
Kanunla tüm çalışanların Sağlıklı ve Güvende çalışması hedeflenmiştir. Her çalışan, iş sağlığı
ve güvenliği ile ilgili uygulamalardan faydalanması sağlanmıştır. Kanunla kuralcı değil
önleyici bir yaklaşım ele alınmıştır. İş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, sağlık personeli ve
destek elemanları ile devlet çalışma alanında gözetimi, denetimi ve uygulamaları sağlayacak
personellerin istihdam edilmesini mecburi kılmıştır. Böylelikle çalışmalar hem bakanlık adına
yetkilendirilmiş personellerle denetleniyor hem de çalışan sağlığı ve güvenliği konusunda
gerekli uygulamalarla çalışanların bilinçlendirilmesi sağlanıyor aynı zaman dada işverenin
yakinen denetimi sağlanıyor uygun ve güvenli çalışma prensipleri hakkında işveren
bilgilendiriliyor. Tüm sorumluluk işverene ait olmakla birlikte; iş sağlığı ve güvenliğinin
işyerinin bütününde benimsenmesi ve uygulanması sağlanmaya çalışılmaktadır ancak İnşaat
6
sektörü sürekli aktif ve imalatın öncelikli olduğu bir sektör olarak öne çıkmaktadır, taşeronluk
sistemi bunun en önemli nedeni olarak gözlemlenmektedir. İş sağlığı ve güvenliğinin çalışma
alanında çalışanların çalışma alanının denetimini sağlayan personel olarak değil projenin plan
aşamasında söz sahibi olması gereken birim olarak öne çıkması gerekliliğini düşünmekteyim.
Kanunun amacı da iş sağlığı ve güvenliğinde en iyi koşulları hedefleyerek, işyerlerinin
mevcut durumunun sürekli iyileştirilmesini sağlamaktır. İş kazası veya meslek hastalığı ortaya
çıktıktan sonra neler yapılacağı değil, iş kazası ve meslek hastalığının önlenmesi için atılacak
adımlar esas alınmıştır. Bu kapsamda işveren; çalışanları ile birlikte işin her aşamasında işten
kaynaklı tehlikeleri sürekli olarak tespit ederek, muhtemel risklere karşı tedbir alması yasal ve
vicdani görevi olduğu vurgulanmışıdır. İSG profesyonelleri, işverenin tedbir almadığı hayati
tehlike arz eden riskler bulunması durumunda ise doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı’na başvurarak devlet denetiminin etkinliği arttırılmıştır. İşverenler, işyerinde var
olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi ve bertaraf edilmesi için risk
değerlendirmesi yaptırması zorunlu hale gelmiştir.. Bu çalışmalara işveren ve iş sağlığı ve
güvenliği profesyonellerinin yanı sıra çalışanların da katılımı sağlanmıştır. İşyerlerinde
sürekli iyileştirmenin sağlanması amacıyla risk değerlendirmesi çalışması güncel halde
tutularak sürekli gözetim sağlanmaktadır. Çalışanların hassasiyetlerin saptanması ve riskli
durumların belirlenebilmesi amacıyla tüm çalışanlar sağlık taramasına tabi tutulmaktadır.
İnşaat sektöründe kanunun uygulanma zorlukları, çalışan istihdamı bakımından hareketli bir
sektör olması, taşeronluk sisteminde çalışanların kısa süreli çalışmaları, sektörün çalışan için
uygulamada yeterlilik istememesi bunun sonucunda çalışanların rahatlıkla iş değiştirebilmesi
iş sağlığı ve güvenliği alanında ki uygulamaların tekrar başa alınması, çalışanların eğitim
düzeyi ve eğilimi, teknik personelin tutumu, yöneticilerin tutumu, işverenin bakış açısı, sağlık
ve güvenlik alanında çalışan personelin etkin olamaması veya tecrübesiz olması, iş sağlığı ve
güvenlinin yeni bir gider dosyası açması olarak sıralanabilir. Ayrıca inşaat sektörü, sürekli
gözetim ve sıkı bir denetim gerekmektedir. Çalışanlar için mesleki yeterlilik belgesinin
istenmesi bu sorunun çözülmesindeki önemli bir adımdır. Asıl olarak taşeronluk sisteminin
değişmesi çalışanların firmaların bünyesinde bulunması şu an için zor olsa bile çalışanın
kalifiye olmasını sağlayacak ve daha bilinçli bir biçimde çalışılmasını sağlayacağına
inanıyorum. Yeni dönemde iş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıtları daha etkin ve güncel
hale getirilecek ve istatistikler daha doğru sonuçlar verecek ve ülkenin iş sağlığı ve güvenliği
alanındaki durumu daha net bir şekilde gözler önüne serilecektir. İşyerleri Acil Durumlara
karşı hazırlıklı duruma gelmesi için çalışmalar yoğunlaşmıştır. Tüm işverenler; ilkyardım,
yangınla mücadele, kişilerin tahliyesi, ciddi ve yakın tehlikeyle karşılaşılması gibi durumlar
için önceden acil durum planı hazırlamaktadır. İş sağlığı ve güvenliğinde daha etkili bir sonuç
alabilmek amacıyla yapılacak faaliyetlere çalışanların aktif katılımı sağlanması gereklidir.
İşyerlerinde; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanlarla işveren arasındaki iletişimi
sağlayacak çalışan temsilcisi görevlendirilecek. Seçimle ya da atama yoluyla görevlendirilen
çalışan temsilcileri, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda işverene teklif getirebilecek.
Böylelikle çalışanlarda iş sağlığı ve güvenliği konusunda söz sahibi oldukları açık olarak
ortaya koyulmuştur. İş sağlığı ve güvenliği ile çalışma hayatına İşveren, tüm çalışanlarını dair
hak ve sorumlulukları hakkında bilgilendirecek. Çalışanlar iş ve işyeri değişikliği, uzun süreli
işten uzak kalma ve kullanılan donanımın değişikliğinin ardından, yeni çalışma koşullarına
yönelik olarak eğitim alacak. Bu eğitimler düzenli aralıklarla tekrarlanacak. Tehlikeli ve çok
7
tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışacak olanlardan, yapacağı işle ilgili mesleki eğitim
aldığını belgelemeleri istenecek. Bu belgeye sahip olmayanlar bu işlerde çalıştırılmayacak. Bu
durum kalifiye eleman sayısını arttıracak ve işinde daha bilinçli güvenlik kültürüne sahip bir
çalışan kitlesi oluşturacaktır. Çalışan, ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya kaldığında iş
sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı yerlerde ise işverene bu durumun
giderilmesi için başvuracak. Çalışanın talebi doğrultusunda karar verildiği takdirde gerekli
tedbirler alınıncaya kadar, çalışmaktan kaçınma hakkına sahip olacak. Talep ettiği halde
gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda çalışanlar iş sözleşmelerini feshedebilecek. Çalışan;
gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkını kullandığı dönemde ücretini
alacak. Çalışan, bu dönemde iş sözleşmesinden doğan ve kanunlardan gelen haklarını da
kullanabilecek. Hayati tehlike tespitinde bu tehlike giderilinceye kadar, işyerinin tamamı değil
sadece bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alanda iş durdurulacak. Böylece
işyerinin tamamen kapatılmasıyla yaşanabilecek mağduriyetler önlenmiş olacak. İşveren, işin
durdurulması sebebiyle işsiz kalan çalışanlara, Ücretlerini ödemeye devam etmesi gerekliliği
ile de çalışanlar güvence altına alınmıştır. Çalışanlar, ücretlerinde bir düşüş olmaması kaydı
ile meslek veya durumlarına göre başka bir işe yönlendirilebilecek. İşyerlerindeki çalışma
hayatının teftişinde, iş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi için iş müfettişleri
görev alacak. Kanuna aykırılığın tespiti durumunda, idari para cezaları daha caydırıcı halde
uygulanacak.
6.6331 ÖNCESİ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
Bilindiği gibi daha önce İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili bazı konular yalnızca 4857 Sayılı İş
Kanununda 5. Bölüm içerisinde “İş Sağlığı ve Güvenliği” ana başlığında 77 ve 89. maddeleri
arasında biçimlendirilerek uygulanmaktaydı. Dolayısıyla 6331 sayılı Kanun öncesinde,
yalnızca 4857 sayılı Kanun çerçevesinde istihdam edilen işçiler için kısmi bir İş Sağlığı ve
Güvenliği uygulaması varken memurlar, bu uygulamanın kapsamı dışında tutulmuştu. Önceki
İş Kanunu içerisinde ki tanımda, en belirgin ve öne çıkan özellik olan İş Sağlığı ve Güvenliği
uygulamalarını sanayiden sayılan, devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve 6 aydan fazla
sürekli işlerin yapıldığı işyerleri ile sınırlayan hükmün, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanununda kaldırılarak “Kamu ve Özel sektöre ait tüm işyerleri ve işlere uygulanması”
zorunluluğu getirilmiş olması, son derece olumlu bir yaklaşım olmuştur. Böylece, etki alanı
genişleyen kanunun hükümleri, İş Kanunu, Deniz İş Kanunu, Meslek Eğitim Kanunu, Devlet
Memurları Kanunu, Borçlar Kanunu çalışanlarına, bu işyerlerinin ve işverenleri ile işveren
vekillerine, çırak ve stajyerlere de dâhil olmak üzere ve faaliyet konularına bakılmaksızın
uygulanacaktır.
7. KANUNUN İŞVEREN AÇISINDAN GETİRDİKLERİ
İş sağlığı ve güvenliği koşullarını iyileştirme ve bunun sürekliliğini sağlama. Çalışanın sağlık
ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu dikkate alma. Risk değerlendirme raporlarını da göz
önünde bulundurarak genel bir önleme politikası geliştirme. Mesleki risklerin önlenmesi için,
eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbiri alma. Çalışma ortamında gerekli kontrol,
ölçüm, inceleme ve araştırmaları yaptırma. İzleme, denetleme ve uygunsuzlukları giderme.
Çalışanların hayati tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alma. Aynı
çalışma alanını birden fazla işverenin paylaşması durumunda koordinasyon sağlama.
8
Öte yandan işverenlere önemli yükümlülükler ve ağır para cezalarının getirildiğini görüyoruz.
Söz konusu kanun, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerinde, bu işyerlerinin
işverenleri ile işveren vekillerine, bütün çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın
uygulanacak. Dikkat edilirse çok geniş çizilen bir kapsam söz konusu.
Kanun’un getirdiği en önemli yenilik, işletmenin büyüklüğüne bakılmaksızın hekim ve iş
güvenliği uzmanı çalıştırma yükümlülüğü: Artık 50’den az işçi çalıştıran işyerleri de iş
güvenliği uzmanı çalıştırmak zorunda olacak. 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde
01.01.2013 tarihinden sonra işin sanayiden olup olmadığına bakılmaksızın uzman çalıştırmak
gerekecek.
İSG uzmanı veya işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu doğrudan işverenlik bünyesinde
istihdam etmek suretiyle yerine getirilebileceği gibi OSGB’lerden satın almak yoluna da
başvurulabilecek. Bu noktada işverenlerin sadece maliyete değil, kaliteye de önem vermeleri,
bu işi layıkıyla yapan kişileri tercih etmeleri bizce büyük önem taşıyor. Zira her geçen gün
piyasaya yeni firmalar çıkıyor ve bunların arasında rekabette belirleyici olanın sadece maliyet
olması hizmet kalitesinin ikinci plana itilmesi riskini de beraberinde getirebilir.
Uzmanlar ve hekimler için hizmet sunumunda önemli bir diğer konu, mesleki bağımsızlık.
Kanun’da her ne kadar “İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının hak ve yetkileri,
görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle kısıtlanamaz, bu kişiler, görevlerini mesleğin
gerektirdiği etik ilkeler ve mesleki bağımsızlık içerisinde yürütür” dense de uygulamanın bu
şekilde olmadığını biliyoruz. Sonuçta işverene maddi açıdan bağımlı birinin bağımsızlığından
söz etmek kolay değil.
Kanun’da yer alan “…İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları; görevlendirildikleri
işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak
bildirir; bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren tarafından yerine
getirilmemesi hâlinde, bu hususu Bakanlığın yetkili birimine bildirir” şeklindeki ifade de
pek gerçekçi gözükmüyor. OSGB’ler bakımından da benzer şeyleri tekrarlamak mümkün,
burada işverenle uzman veya hekim arasında bir iş sözleşmesi olmasa da tam anlamıyla
bağımsızlık durumu söz konusu değil.
Kanun’a dönecek olursak, işverenlerin hizmeti uzman kuruluşlara (OSGB)
devrederek sorumluluktan kurtulmasının söz konusu olmayacağını altını da çizmeliyiz.
Kanun’a göre “İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin
sorumluluklarını ortadan kaldırmaz”. Bu düzenlemenin isabetli olduğuna kuşku yok.
Kanun’a göre, işverenler mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü
tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve
9
güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun
iyileştirilmesi için çalışmalar yapmak durumunda olacaklar.
İşverenin yükümlülüğü bununla da sınırlı değil. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve
güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemek, denetlemek ve uygunsuzlukların
giderilmesini sağlamakla da yükümlü olacaklar.
Kanun, “İşveren risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır” diyerek bu kurumu da yasal bir
zemine oturtuyor. Yine Kanun’a göre işveren, iş kazalarını kazadan sonraki üç iş günü içinde
Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmekle yükümlü.
Kanun’a göre, 50 ve daha fazla çalışanın bulunduğu ve 6 aydan fazla süren sürekli işlerin
yapıldığı işyerlerinde işverenin, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak
üzere İSG kurulu oluşturması gerekiyor. İşveren, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun
kurul kararlarını uygulamakla yükümlü. Dikkat edilecek olursa, kurul kararları işveren
bakımından istişari değil, bağlayıcı. 4857 sayılı İş Kanunu’nun bu yöndeki düzenlemesi
isabetli olarak geçerliliğini sürdürüyor.
Kanun’da altı aydan fazla süren asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu hallerde de
kurulların oluşum ve organizasyonuna ilişkin düzenlemelere yer verildiğini görüyoruz. Buna
göre, asıl işveren ve alt işveren tarafından ayrı ayrı kurul oluşturulmuş ise, faaliyetlerin
yürütülmesi ve kararların uygulanması konusunda işbirliği ve koordinasyon asıl
işverence sağlanacak. Asıl işveren tarafından kurul oluşturulmuş ise, kurul oluşturması
gerekmeyen alt işveren, koordinasyonu sağlamak üzere vekâleten yetkili bir temsilci
atayacak.
İşyerinde kurul oluşturması gerekmeyen asıl işveren, alt işverenin oluşturduğu kurula işbirliği
ve koordinasyonu sağlamak üzere vekâleten yetkili bir temsilci atayacak. Kurul oluşturması
gerekmeyen asıl işveren ve alt işverenin toplam çalışan sayısı 50’den fazla ise, koordinasyonu
asıl işverence yapılmak kaydıyla, asıl işveren ve alt işveren tarafından birlikte bir
kurul oluşturulacak. Aynı çalışma alanında birden fazla işverenin bulunması ve bu
işverenlerce birden fazla kurulun oluşturulması hâlinde işverenler, birbirlerinin çalışmalarını
etkileyebilecek kurul kararları hakkında diğer işverenleri bilgilendirmekle yükümlü olacak.
Sonuç olarak, 6331 sayılı Kanun’un iş kazalarının önlenmesinde olumlu bir katkı
sağlayacağını düşünüyoruz. Ancak Kanun’a göre çalıştırılması gereken uzman ve hekim
konusunda yetişmiş ve sertifika sahibi eleman açığı büyük boyutlarda. Bunun kısa sürede
çözümlenmesi ise mümkün görünmüyor. Küçük işyerlerine teşmilin ise sorunlara yol
açacağını şimdiden söylemek mümkün.
10
8. KANUNUN ÇALIŞANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Sayı sınırı olmaksızın iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden yararlanma. İşyerlerindeki iş
sağlığı ve güvenliği çalışmaları ile ilgili görüş verme ve aktif katılım sağlayabilme. Ciddi ve
yakın tehlike ile karşı karşıya kalması durumunda, gerekli tedbirler alınıncaya kadar
çalışmaktan kaçınma. İş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim alıp, bilgilenme. İş sağlığı ve
güvenliği konularında temsil edilme. Kendisinin ve çalışma arkadaşlarının sağlık ve
güvenliklerini tehlikeye düşürmeme. Kendilerine verilen üretim ve korunmayla ilgili tüm araç
ve donanımları doğru kullanma.
9.TEKNİK PERSONELİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
İş Güvenliği Bilimi, kazaların önlenmesi çalışmasında kaza zincirinin 3.Halkası olan tehlikeli
hareket ve tehlikeli durumu asli faaliyet alanı olarak belirler. Kaza zincirinin 3.halkası olan
tehlikeli hareket ve tehlikeli durum zincirin en zayıf halkasıdır. Çünkü 1. Ve 2. Halkadaki
unsurlar insan ile ilgili hususlardır bu noktada çalışma alanındaki teknik personelin katkısı
büyük olacaktır. Sahada imalattan sorumlu olan teknik personelin iş sağlığı ve güvenliğinin
imalatla bir bütün olduğunu benimsemesi, bilinçlenmesi ve çalışanların gözetimini sağlaması
büyük katkı sağlayacaktır.
10.PROJE YÖNETİMİNİN UYUM SÜRECİNE KATKISI
Çevre Yönetim Sistemi ve İş Sağlığı Güvenliği Yönetim Sistemi gerekliliklerini uygulayarak
çevre ve insan sağlığına zarar verebilecek her türlü olumsuz etkileri belirleyip, kontrol altında
tutmayı, yaralanma ve sağlık bozulmalarını önlemeyi ve sürekli iyileşmeyi hedeflemelidir..
Bu hedef doğrultusunda; Çevre ve İş Sağlığı Güvenliği ile ilgili uymak zorunda olduğumuz
yasal ve diğer gereklilikleri yerine getirmek. Enerjiyi doğru ve verimli kullanmak ve doğal
kaynakların tüketimini azaltmak, atık oluşumunu azaltmak, geri dönüşümü ve geri kazanımı
desteklemek, çevre ve iş güvenliği ile ilgili amaç ve hedeflerimizi belirleyip düzenli takip
ederek sürekli iyileştirilmelerini sağlamak. Teknik ve ticari olanakların el verdiği ölçüde iş
sağlığı güvenliği açısından en güvenilir ve çevreye en az zarar veren teknoloji ile çevresel
etkileri az, insan sağlığına zarar vermeyen hammaddeleri kullanmak. İş kazaları ve meslek
hastalıklarına yol açacak iş sağlığı güvenliği risklerini belirlemek, bu riskleri gerekli
önlemlerle kabul edilebilir seviyeye indirerek SIFIR iş kazası hedefine ulaşmak.
Çevre kazalarına neden olabilecek etkileri önceden belirleyerek yerinde ve zamanında gerekli
tedbirleri almak, Tüm çalışanları, tedarikçiler, taşeronlarımızı ve toplumu çevre ve iş sağlığı
güvenliği ile ilgili konularda bilgi akışı ve eğitimlerle sürekli bilinçlendirmek sürece büyük
katkısı olacak ilkelerdir ve yöneticilere büyük görev düşmektedir. Yöneticilerin sürece
katkısının oluşturacağı dalga tüm çalışanları kapsayacaktır.
11
11.SGK İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI
İSTATİSLİKLERİ
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’nun iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin 2011 yılı
istatistikleri sonuçlar yaklaşık 11 milyon çalışana ilişkin verileri kapsıyor. SGK verilerine
göre 2011 yılında 69 bin 227 iş kazası yaşandı, 697 meslek hastalığı tespit edildi. Bunların
1.700’ü iş kazaları sonucu, 10’u meslek hastalıkları sonucu olmak üzere toplam 1710’u
ölümle sonuçlandı. 2010 yılı sonuçları ile karşılaştırıldığında; meydana gelen iş kazalarında
yüzde 10, meslek hastalığı sayısında ise yüzde 31 artış olduğu görüldü. Faaliyet grupları
bazında sıralama yapıldığında, 2011 yılında en fazla iş kazasının 9 bin 217 (yüzde 13,3) kaza
ile Kömür ve Linyit Çıkartılması faaliyetinde yaşandığı görüldü. Bunu 7 bin 268 (yüzde 10,5)
kaza ile Makine ve Teçhizatı Hariç Fabrikasyon Metal Ürünleri İmalatı, 5 bin 272 (yüzde 7,6)
kaza ile Ana Metal Sanayi izledi. Meydana gelen iş kazalarının sayısı ile sektörde istihdam
edilenlerin sayısının bir arada değerlendirildiği standardize iş kazası oranına göre de en sık
kaza Kömür ve Linyit Çıkartılması faaliyetinde meydana geldi. En fazla iş kazasının
yaşandığı iller sıralamasında ilk üç sırayı İstanbul (9 bin 303), İzmir (7 bin 852) ve Manisa (5
bin 629) aldı. Bu illeri 5 bin 450 kaza ile Bursa, 4 bin 738 kaza ile Kocaeli izledi. 81 ilin
78’inde ölümlü iş kazasının meydana geldiği 2011 yılında, sadece Ardahan, Kars ve Kilis’te
ölümlü iş kazası yaşanmadı. İl bazında meslek hastalığı dağılımına göre ise en çok meslek
hastalıkları sırasıyla Kütahya (278), Zonguldak (159), Ankara (154) ve İstanbul’da (47) teşhis
edildi. Yaşanan iş kazalarının en önemli nedenleri; bir veya birden fazla cismin sıkıştırması,
ezmesi, batması ve kesmesi, düşen cisimlerin çarpıp devirmesi, kişilerin düşmesi ve
makinelerin sebep olduğu kazalar şeklinde sıralandı. Bu nedenlerle yaşanan kazalar, toplam
kazaların yüzde 80’ini oluşturdu. İş kazaları sonucu oluşan yaranın vücuttaki yeri bakımında
sınıflandırmaya göre parmaklar 15 bin 133 yaralanma ile ilk sırada yer alırken, bunu 14 bin
346 ile eller takip etti. Veriler, toplam kazaların yüzde 53’ünün üst ektremitelerde (Omuz ve
omuz eklemleri, kol ve dirsek, bilek, parmaklar, eller gibi) yaralanma ile sonuçlandığını
gösterdi. İş kazası sıklık hızı aynı kalırken, ağırlık hızı arttı
Sonuçların karşılaştırılmasında kullanılan temel göstergeler iş kazası sıklık hızı ve iş kazası
ağırlık hızıdır. İş kazası sıklık hızının hesaplanmasında iki yöntem kullanılıyor. Birinci
yöntem, bir takvim yılında çalışılan 1 milyon iş saatine karşılık kaç kaza olduğunu gösteriyor.
İkinci yöntem ise, tam gün çalışan her 100 kişi arasında kaç kaza olduğunu veriyor. 2011 yılı
verilerine göre, her 1 milyon çalışma saatinde meydana gelen iş kazası 2,45; her 100 kişiden
iş kazası geçirenlerin sayısı da 0,55 olarak hesaplandı. Buna göre iş kazası sıklık hızı, bir
önceki yılın verilerine göre aynı kaldı.
İş kazası ağırlık hızının hesaplanmasında da iki yöntem kullanılıyor. Birinci yöntem, bir
takvim yılında çalışılan 1 milyon saatte kaç işgününün iş kazası nedeniyle kaybedildiğini;
ikinci yöntem ise çalışılan her 100 saatte kaç saatin kaybedildiğini gösteriyor. Sonuçlara göre
1 milyon saat başına 721 işgünü, 100 saat başına ise 0,58 saat kaybedildi. Buna göre 100 saat
başına düşen kayıp saat oranını veren iş kazası sıklık hızında, 2010 yılı verileri ile
karşılaştırıldığında yüzde 3,5 artış olduğu görüldü. Bu artışta, her ölümle sonuçlanan kaza
12
sonucu kayıp işgünü sayısına 7 bin 500 gün eklenmesi nedeniyle, iş kazası sonucu ölüm
vakalarındaki artışın büyük etkisi bulunuyor.
2011 yılında iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu gerçekleşen geçici iş göremezlik süresi,
bir önceki yılın verilerine göre yaklaşık yüzde 17 oranında artış ile 1 milyon 772 bin 900
olarak belirlendi. Bunların yaklaşık 59 bini hastanede yatarak tedavi şeklinde geçirildi.
Verilere göre en çok iş kazası;

Yaş gruplarına göre dağılımda 25-29 yaş grubundakilerde,

İşyerinde çalışan sigortalı sayılarına göre 1-3 arası işçi çalıştırılan işyerlerinde,

İşçinin son işveren nezdinde ki çalışma süresine göre 3 ay-1 yıl arası kıdemlilerde,

3. iş saatinde yaşandı.
Meydana gelen iş kazaları sonucu yaşanan geçici iş göremezlik sürelerinin kişi başı ortalama
24 gün olduğu tespit edildi. Bu, erkeklerde 24, kadınlarda 18 olarak hesaplandı. Sonuçlara
göre 2011 yılında iş kazalarında en yüksek ölüm 304 ile “Bina İnşaatı” faaliyet grubunda
meydana geldi. Bunu 194 ile Kara Taşıma ve Boru Hattı Taşımacılığı, 148 ile Özel İnşaat
Faaliyetleri izledi. Bilindiği üzere 2009 – 2013 Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika
Belgesi’ne göre; ülkemizde beklenen ancak tespit edilememiş meslek hastalığı vaka sayısı
tespitinin yüzde 500 artırılması ve yüz bin işçide iş kazası oranının yüzde 20 azaltılması
hedeflenmektedir. Ancak veriler Politika Belgesi’nde belirtilen hedeflerin uzağında
olduğumuzu gösteriyor. Yüz bin işçide meydana gelen kaza oranı 2009 yılında 712, 2010 ve
2011 yıllarında ise 627 olarak hesaplandı. Buna göre azalma yüzde 12’dir ve beklenen
düzeyde değildir. Uzmanlara göre teşhis ve tanısı konan meslek hastalığı sayısı ise olması
gerekenden çok düşük seviyede.
13
İş Sağlığı Kültürünün Gelişmesi Şart;
Sanayileşme ve teknolojik gelişmelere paralel olarak özellikle iş yerlerinde çalışanların
sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir takım sorunlar ortaya çıktı. Başlangıçta fazla önemsenmeyen
bu sorunlar iş verimini ve işletmeyi tehlikeye sokmasıyla önem kazandı ve üzerinde
düşünülmesi gerekliliği doğdu.
İş kazalarının en fazla yaşandığı ülkelere bakıldığında ise Türkiye; dünyada 4’üncü, AB
ülkeleri arasında 1’inci sırada yer alıyor. Bu olumsuz tablo iş güvenliği kültürünün
bulunmadığı Kore ve Hindistan gibi ülkelerle benzerlik gösteriyor.
Bu olumsuz tabloya karşılık 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kamu ve özel sektör
olarak ayırmadan, işçi sayısına bakmadan kapsam altına alıyor. Yıllar önce atılması gereken
bu adım özellikle iş sağlığı kültürünün gelişmesinde büyük yer tutuyor. Diğer taraftan yasanın
uygulanması hususunda devlet, işveren ve çalışanlar üzerlerine düşen görevi yapmalıdır..
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2011 yılı iş kazası ve meslek hastalıkları istatistiklerini
açıkladı. 2011 yılında 69,227 iş kazası yaşanırken 697 meslek hastalığı vakası görüldü.
SGK’nın açıkladığı istatistiklere göre 2011 yılı içerisinde 4,168’i kadın 65,059’u erkek olmak
üzere toplam 69,227 iş kazası yaşandı. Bu kazaların 1,700’ü ise ölümlü iş kazası. En çok iş
kazası yaşanan sektörler ise madencilik. En fazla iş kazası ‘kömür ve linyit çıkarılması’
esnasında gerçekleşti. Bu faaliyet esnasında gerçekleşen iş kazalarının sayısı 9,217 (6’sı
kadın) iken bu sayının 55’i ölümlü iş kazası oldu.
En Çok Kaza İstanbul’da
14
İller bazında yaşanan iş kazası istatistiklerine göre ise en fazla iş kazasının yaşandığı il
İstanbul. 2011 yılı içerisinde İstanbul’da 9,303 iş kazası yaşandı. İstanbul’da yaşanan ölümlü
iş kazası sayısı ise 302. İkinci sırada 7,852 iş kazası ile İzmir geliyor. Bursa ise 5,450 iş kazası
Türkiye’nin en fazla iş kazası yaşanan üçüncü ili.
En Fazla Kaza 25-29 Yaş Arası
SGK 2011 yaş grubu istatistiklerine göre en fazla iş kazası 25-29 yaş arası çalışanlarda
görüldü. 15,877 iş kazası 25-29 yaş arası çalışanlarda görülürken 30-34 yaş arası çalışanlarda
15,200 olarak gerçekleşti. En çok meslek hastalığı ise 30-34 yaş arası çalışanlarda görüldü.
İnşaat sektörü son yüzyılda gelişen teknoloji ile birlikte önemli değişiklikler geçirmiştir.
Eskiden çok daha uzun zaman alan işler, makinelerin ve özel inşaat malzemelerinin
kullanılmaya başlaması ile birlikte çok daha kısa sürer olmuş ve insanoğlunun belki de
bundan 150 yıl önce hayal bile edemeyeceği büyüklükte binalar, barajlar, havaalanları,
gökdelenler ve sanayi tesisleri, kısa zaman dilimlerinde, yapılmaya başlanmıştır. Teknoloji de
yaşanan gelişmeler elbette inşaat sektöründe kullanılan malzemelerin de çeşitlenmesine yol
açmıştır. Isı izolasyonunun yapıldığı, depreme, rüzgâra, fırtınalara karşı çok daha dayanıklı
yapılar inşa edilmeye başlanmıştır.
İnşaat sektöründe ve inşaat sektörünün beslediği diğer yan sektörlerde pek çok insan
çalışmaktadır. Bunların çok büyük bir kısmı vasıfsız sıradan işçilerdir; ancak vasıflı işçilerin
sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur.
12. İNŞAAT SEKTÖRÜNDE KAZALAR, HASTALIKLAR
VE TEHLİKELER
12.1.Kazalar
12.1.1.Ölümcül Kazalar
İnşaat sektörü, dünyanın hemen her yerinde en çok ölümlü iş kazasının görüldüğü
sektörlerden biridir. ABD’de işgücünün %5’i inşaat sektöründe çalışırken, görülen iş kazası
sonucu ölümlerin %15’i inşaat sektörüne aittir. Japonya’da ise işgücünün %10’u inşaat
sektöründe çalışmakta, oysa görülen ölümlerin %42’si inşaat sektöründe görülmektedir.
İstatistiklerin de gösterdiği gibi, en yüksek ölüm oranları, inşaat sektörüne aittir.
İnşaat sektöründe görülen iş kazası sonucu
ölümlerin%30’u düşmelerden, %26’sı taşıma(yüksekten düşen nesneler) sırasındaki
kazalardan, %19’u ise makinelerin arasına sıkışmaktan ve çarpmalardan ve %18’ise elektrik
çarpması gibi tehlikelere maruz kalmaktan kaynaklanmaktadır.
15
12.2.Hastalıklar
12.2.1. Kimyasal Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
Kimyasal
tehlikeler,
genellikle
hava
yolu
ile
insanlara
ulaşır. Dumanlar,
sisler, buğular ve kokulardan kaynaklanır. Solumak yoluyla ya da deriye temas(organik
solvanlar ve pestisitler) yoluyla kimyasallar tehlike yaratır. Tabii bunlarla birlikte sıvı-yarı
sıvı kimyasallar (zamk, tutkal, yapıştırıcı, asfalt, katran) ve tozlar da(toz çimento) da tehlikeli
olmaktadır. Bazı sık görülen hastalıklar şunlardır:
-Silikoz* (silika içeren tozların solunmasından ve temastan kaynaklanan bir hastalık)
genellikle kum karanlar, kaya delme makinelerini kullananlar ve tünel kazanlarda görülür.
-Asbestoz* (asbest içeren tozların solunmasında kaynaklanan akciğer hastalığı) asbest ile
çalışan işçilerde sıklıkla görülür.
-Bronşit*, kaynakçılar arasında sıkça görülür.
– Deri alerjileri, çimento ile çalışanlar ve duvar ustaları arasında yaygındır.
-Nörolojik(sinir sistemi) rahatsızlıklar, organik solvanlar ve kurşunla çalışan işçiler ve
boyacılarda görülür.
-Akciğer kanseri*, asbestle çalışan işçiler, çatıcılar, ahşapla çalışanlar ve kaynakçılar arasında
daha fazla görülür.
-Kurşun zehirlenmesi*, köprü tamir işçilerinde ve boyacılarda görülür.
-Beyaz Parmak* ya da diğer adıyla Raynaud Sendromu* (dolaşım bozukluğundan
kaynaklanan bir hastalık) titreşimli(sarsıntı yapan) makineleri kullanan işçilerde görülür.
12.2.2 Fiziksel Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
Fiziksel tehlikeler bütün inşaat projelerinde vardır. Gürültü, sıcak, soğuk, radyasyon,
vibrasyon ve baro metrik basınç bunlardan en önemlileridir. Gürültü gerçekten de inşaat
sektöründe kullanılan makinelerin sayısının artması ile önemli tahribatlara yol açmaya
başlamıştır. Özellikle binaların yıkımı sırasında kullanılan makineler, vinçler, greyderler ve
kepçeler sadece makineleri kullanan işçiler için değil, çevredeki işçiler ve diğer insanlar için
de işitme sorunlarına neden olmaktadır.
İnşaat işleri doğası gereği meteorolojik koşulara (dış havaya) bağımlı olarak yapılmaktadır.
Havanın çok soğuk olması ya da havanın çok sıcak olması özellikle inşaatta dış ortamda
çalışan işçiler için önemli riskleri de beraberinde getirmektedir. Güneş çarpmaları,
hipotermi*, soğuktan donmalar, tansiyon yükselmesi ve düşmesine bağlı bazı rahatsızlıklar
dış havaya maruz kalındığı için görülmektedir.
16
İyonize olmayan mor ötesi ışınım (UV radyasyon) kaynakları, güneş ve elektrikli kaynak
makineleridir. Radyoaktif izotop kullanan aygıtlar da mor ötesi ışınıma(iyonize UV
radyasyonuna) maruz kalınmasına neden olmaktadır.
Basınçlı tünellerin içinde çalışanlar, dalgıçlar ve derin sularda çalışanlar yüksek baro
metrik basınca maruz kalmaktadırlar. Dekompresyon hastalığı*, soygaz narkozu* ve aseptik
nekroz*(kanlanma azalmasına bağlı doku ölümü) hava basıncına bağlı görülen hastalıklardır.
En çok görülen rahatsızlıklar ise burkulmalar, ezilmeler ve morarmalardır.
12.2.3. Biyolojik Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar
Enfeksiyona neden olan mikro-organizmalar, zehirli maddeler ve yırtıcı hayvanlar bu
tehlikelerden bazılarıdır. Hafriyat işiyle uğraşan işçilerde toprakta yaşayan bazı
mantarlar histoplazmoza*(akciğer enfeksiyonu) neden olmaktadır. Ayrıca birçok işçinin yan
yana çalışıyor olması tüberküloz*, hepatit* ve grip gibi bulaşıcı hastalıkların kişiden kişiye
taşınmasına neden olmaktadır. Sıtma*, ateş ve Lyme Hastalığı* ise çevredeki haşerelerin
ısırması sonucu bulaşır.
Zehirlenmelerin bitkisel kaynakları ise zehirli sarmaşıklar, ısırgan otları ve zehirli
meşeler olmaktadır. Bazı tahta tozları kanserojendir(kansere neden olma). Batı tipi
kırmızı sedir ağacı ise alerjendir.
12.2.4. Öldürücü Hastalıklar
Standardize Edilmiş Ölüm oranlarının(SMR) aşıldığı ve Standardize Edilmiş Görülme
Oranlarının(SIR) diğer mesleklere göre aşıldığı öldürücü hastalıklar şunlardır:
Meslek
Yüksek SMR’lar
Yüksek SIR’lar
Tuğla döşeyenler
-
Periton Tümör*^
Beton İşçileri
Kanserler*^, korkunç ölümler^, Dudak
kanseri*^,
kaza düşmeleri
kanseri*¹
Vinç operatörleri
Vahşi ölüm^
-
Şoförler
Kardiovasküler^
Dudak kanseri*
İzolasyoncular
Akciğer
kanseri, Periton tümör*, dudak kanseri*
Pnömokonyoz*², vahşi ölüm^
Makine Operatörleri
Kardiovasküler
Tesisiatçılar
Kanserler*, Akciğer kanseri*, Kanserler*, Akciğer kanseri*
Pnömokonyoz*
akciğer
-
17
Taş işçileri
Kardiovasküler
Metal İşçileri
Kanserler*, akciğer kanseri*, Kanserler*, Akciğer kanseri*
düşmeler
Marangozlar
-
-
Burun ve nazal sinüs kanseri*
^Kanserlerin veya ölümlerin diğer mesleklere göre oldukça yüksek olduğu durumlar
¹Akciğer kanseri olma riski beton işçileri için marangozlara göre 2 kat daha fazladır.
² Tozların solunumu sonucunda gelişen akciğer hastalığı(fibrozisi)
13. İNŞAAT İŞÇİLERİ İÇİN SAĞLIK VE GÜVENLİK
ÖNLEMLERİ
Kişisel Koruyucu Donanım kullanımı inşaat sektöründe de diğer sektörlerde olduğu gibi
kazaları ve hastalıkları önleyebilmek konusunda çok önemlidir. ABD’de kazaların ve
hastalıkların ekonomik maliyeti yıllık 10-40 milyar dolar arasında değişmektedir. Bu
gerçekten de çok önemli bir rakamdır.
İnşaat sektöründe yaşanan bazı ölümlerin ve ağır yaralanmaların nedeni düşen cisimlerin
kafaya çarpmasıdır. Bu tür kazalara karşı inşaat sahası içerisinde sürekli olarak baş
koruyucu donanımlar olan baretler, başlıklar ve kasklar kullanılmalıdır.
Daha önceki bölümlerde anlatıldığı gibi inşaat sektöründe çalışan işçiler zamklar,
yapıştırıcılar, tutkallar, asfalt, katran ve solvanlar gibi kimyasallara maruz kalmakta bunlarla
birlikte silika ve asbest içeren tozlar ve kumların içinde çalışmaktadırlar. Bütün bu tehlikelere
karşı solunum koruyucu donanımlar olan maskeler verespiratörler(solunum cihazları)
kullanılmalıdır. Tersi durumda, silikoz* ve asbestoz* gibi son derece tehlikeli hastalıklara
yakalanılabilir. Bu nedenle tozlara ve gazlara maruz kalınan ortamlarda ölçümler
yaptırılmalıdır.
Gürültü gerçekten de inşaat sektöründe kullanılan makinelerin sayısının artması ile önemli
tahribatlara yol açmaya başlamıştır. Özellikle binaların yıkımı sırasında kullanılan makineler,
vinçler, greyderler ve kepçeler sadece makineleri kullanan işçiler için değil, çevredeki işçiler
ve diğer insanlar için de işitme sorunlarına neden olmaktadır. Bu nedenle kulak
koruyucu donanımlar
olan kulaklıklar ve kulak
tıkaçları kullanılmalıdır.
Gürültü
yönetmeliğinde belirtilen önlemler alınmalı ve ölçümler yaptırılmalıdır.
İnşaat işleri soğuk, sıcak, kuru ve nemli ortamlarda yapılabilmektedir. Bu nedenlerle ortama
uygun koruyucu elbiseler kullanılmalıdır. Sıkça yapılan kaynak işleri sırasında çapaklardan ve
iyonize olmayan mor ötesi ışınımdan(UV radyasyonundan) korunmak için göz
koruyucu gözlükler, maskeler ve kalkanlar kullanılmalıdır. Ayrıca inşaatlarda çalışılırken
görülen kazaların bir kısmı da düşmelerden kaynaklanmaktadır. Düşmeler son derece
tehlikedir ve sonunda sakatlıklar ve ölümler meydana gelebilir. Bunun için yüksekte
çalışırken mutlaka emniyet kemerleri kullanılmalıdır.
18
14.DÜNYADA VE TÜRKİYEDE OCAK/ŞUBAT 2014
TARİHLİ İŞ GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ BAZI HABERLER
Katar Dünya Kupası Hazırlığı;
2022'de Katar'da yapılacak Dünya Kupası'nın düzenleyicileri, kupa projelerinde çalışan
göçmen işçilerin haklarının korunmasına yönelik bir "İşçi Hakları Sözleşmesi" hazırladılar.
Geçen yıl Katar'da sürdürülen inşaat projelerinde yaklaşık 200 Nepal’ li işçinin öldüğü
biliniyor. Güvensiz çalışma koşulları yüzünden çok sayıda işçinin de yaralandığı ve
sakatlandığı düşünülüyor. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu yasalarda değişiklik
yapılmadığı takdirde 2022 yılına kadar 4 bin işçinin ölebileceğini söylüyor. Katar’a göçmen
işçilerin çalışma koşullarını nasıl iyileştirebileceği konusundaki önerilerini dünya futbolunu
yöneten FIFA'ya sunması için 12 Şubat tarihine kadar süre verilmişti. Hazırlanan 50 sayfalık
çalışma koşullarına dair sözleşmenin Uluslararası Çalışma Örgütü ILO'nun öngördüğü
kurallara uygun olarak hazırlandığı söyleniyor. Çalışma koşullarına ek olarak göçmen
işçilerin yaşam koşulları çok kötü yerlerde kaldıkları konusunda da şikâyetler var Katar'daki
göçmen işçilerin çoğu Güney Asya ülkelerinden geliyor. Sendikalar ve insan hakları grupları
Katar'daki "kefalet sistemi" denilen uygulamayı da eleştiriyorlar. Bu şirketlerin, çalıştırdıkları
işçilere kefil olması anlamına geliyor ve bu düzenlemeye göre işçiler serbestçe emeğini sunan
kişiler olmaktan çıkıyor, vize, çalışma izni hatta işten ayrılma konularında tamamen şirketin
alacağı kararlara bağımlı kişiler haline geliyor. Çalışma Koşulları Standartları başlığını
taşıyan yeni sözleşme, Katar Dünya Kupası Yüksek Komisyonu'nun Dünya Kupası için
yapılan stadyum ve alt yapı projelerini üstlenen şirketler ve taşeronlarıyla ilişkilerinde
uygulamayı planladıkları önlemlerin ayrıntılarını içeriyor. Katar Dünya Kupası Yüksek
Komisyonu genel sekreteri Hasan el Sawadi, kupanın "mazlumların kanı" üzerine inşa
edilemeyeceğini söyledi. Katar Dünya Kupası Yüksek Komisyonu çalışma koşulları
konusunda sunduğu ilkelerin bütün işçilere uygulanmasını sağlayacağını ve bunu sıkı ve etkili
bir şekilde gözlemleyeceğini taahhüt ediyor.
Çalışma saatleri;
Bu amaçla çalışanların kaygılarını ve şikâyetlerini her an bildirebilecekleri bir telefon yardım
hattı oluşturulacağı da açıklandı. İşçi haklarını izleyecek sosyal güvenlik memurları olması ve
şikâyetlerin gündeme getirilip çözümlenebileceği forumlar oluşturulması da öngörülüyor.
Çalışma saatleri ve izinler de düzenlenen konular arasında. İşçilerin günde 8 haftada 48
saatten fazla çalıştırılamayacağı, haftada en az bir gün ve yılda üç hafta ücretli izin hakları
bulunduğu da kurala bağlanıyor. Kurallar Katar'da Dünya Kupası ile ilgili projelerde çalışacak
işçileri kapsıyor. Katar’ın Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında yapılacak tesis ve altyapı
inşaatları için 200 milyar dolar ayırdığı bildiriliyor.
Kamboçya'daki işçi katliamı Almanya'da protesto edildi;
Kamboçya ve Bangladeş‘teki yoksul tekstil işçilerinin protesto gösterileri 2013’ün aralık
ayından itibaren devam ediyor. Kamboçya’da son 15 yılın en büyük protesto gösterisine sahne
19
olan işçi gösterilerinde polisin ateş açması sonucu çıkan çatışmalarda yedisi ateşli silahlarla
olmak üzere on kişinin yaralanıp beş işçi ölmüştü.
Katliam Almanya‘nın Köln şehrinde Neumark H&M mağazası önünde ağırlığı Kamboçyalı
işçi emekçilerin oluşturduğu bir gösteriyle protesto edildi. H&M mağazasının önü bloke
edilerek, içeri girenlere başka ülkenin işçilerinin kanıyla üretilen malları satan bu mağazanın
boykot edilmesi çağrısı yapıldı. Bu arada içeri girmek isteyenleri engellemek isteyen bir
Alman arkadaşı polisin itmesi sonucu gerginlik yaşandı. Verdi Sendikası'nın organize ettiği
eylemde “Kamboçya’da katliamlara son!”, “Diktatör Hun-Sen rejimi defol!”, “Biz açlık
ücretine çalışıyoruz!”, “Çalışma hakkı insan hakkıdır!” gibi dövizler taşındı. Eylemde Ver. di
Sendikası Sekreteri Benedikt Frank bir konuşma yaparak ziyaret de ettiği Kamboçya’daki
tekstil işçilerinin korkunç yaşamlarını anlattı. Ardından Sol Parti milletvekili Matthias
Birkwald da aynı içerikte bir konuşma yaptı. Yer yer dini ritüellerin devreye girdiği eylemde
ölen işçiler için dualar edilip mumlar da yakıldı. Eylemde Attac “Uluslararası ve yerel
eylemlerle sosyal haklar için dayanışmaya” yazan bir pankartla katıldı.
Ünlü markalara üretim ve katliam;
Kamboçya’ya yaklaşık 650 bin kişi tekstil sanayinde çalışıyor. İşçilerin, yaklaşık 400 bini
Nike, H&M ve GAP gibi uluslararası markalar için üretim yapıyor. Kamboçya ve
Bangladeş‘te on kişiden dördü tekstil işinde çalışıyor. Çalışanların %90’ı kadın, geri
kalanlarının içinde yasak olmasına rağmen çocuk işçiler de bulunuyor. Ortalama bir yetişkinin
aylık ücret yaklaşık 50 Euro’ya eşdeğer. Aynı tekstil işçileri Çin’de ise ortalama 111 Euro’ya
kazanıyorlar.
Dünya tekstil işçileri ilk olarak geçen nisan ayında Bangladeş‘in başkenti Dakka’da çökerek
bin 133 kişiye mezar olan binayla duyurdu. Halen daha Bangladeş ve Kamboçya’da “her an
çökebilir“ denilen onlarca binada yüzlerce tekstil işçisi çalışıyor.
Kölelik koşullarında çalışma;
Daha önceleri Çin’de iş yapan tekstil firmaları şimdilerde iş gücü maliyetini daha ucuza
getirmek amacıyla Çin’in dışına çıkması ile bölgede sömürü daha da arttı. Bazı yerlerde
işçiler günde 15 saat çalıştırılıyor. Fakat çalışma saatleri ve günleri artarken işçilerin ise
cebine giren para değişmiyor. Mesela 29 Euro’ya aldığınız bir giysinin karşılığında
Kamboçya ve Bangladeş‘te çalışan işçilerin cebine sadece 18 cent koyuyorsunuz.
Dakka’da nisan ayında meydana gelen felaketin ardından 29 ünlü marka, bu ülkelerde
bulunan firmalarındaki çalışma koşullarını yeniden gözden geçirmeye mecbur kaldı. Hatta
dev üreticiler yaptıkları protokolle, güvenlik önlemleri alma sözü verdi.
İşçiler düşük ücretle çalıştırılmaya karşı grev yapıp sokağa çıktığında ise devletin saldırısı ile
karşılaştı.
Kentin güneyinde bazı yolları trafiğe kapatan yüzlerce işçi, lastik yakmaya başlayınca polisin
saldırısı azgınlaştı.
20
Olayın ardından Kamboçya İnsan Haklarının Teşviki ve Müdafaası Birliği (LICADHO) yazılı
bir açıklama yaptı. Kamboçya’daki 500 bin tekstil işçisi, asgari ücretin iki katına çıkarılarak
160 dolara yükseltilmesini isterken hükümet 100 dolardan fazlasını kabul etmiyor.
Rusya'da inşaat sektöründe geçen yıl 610 işçi hayatını kaybetti
Rusya Federal Çalışma ve İstihdam Servisi Rostrud’dan yapılan açıklamaya göre, 2013’te
inşaat çalışmaları sırasında meydana gelen kazalarda ölenlerin sayısının 2012’ye göre önemli
ölçüde azaldığı bildirildi. Rostrud’dan yapılan yazılı açıklamada, “2013’te inşaat sektörü
çalışmalarında iş kazalarından 610 işçi hayatını kaybetti. 2012’de bu rakam 716 idi. En çok iş
kazalarının yapıldığı bölgeler Vologodsky, Rostov ve Omsk oldu. Geçen seneye oranla bu
sene iş kazalarının daha az yaşandığı bölge sayısı 41’e indi” ifadesine yer verildi. Hükümetin
aldığı önlemler sayesinde geçen seneye göre bu sene daha az iş kazasının yaşandığına dikkat
çekilen Rostrud açıklamasında, “Buna rağmen hükümetin inşaat sektörü alanındaki iş
güvenliği denetimlerini daha da sıkılaştırması gerekiyor” denildi.
Hindistan'da inşaat çöktü: 10 işçi öldü
Hindistan'ın Goa bölgesinin Canacona şehrinde inşaat halindeki bir AVM'nin çökmesi sonucu
10 işçi hayatını kaybederken çok sayıda kişi de yaralandı. Enkaz altında çok sayıda işçinin
olduğunu belirten yetkililer ölü sayısının artmasından endişe ediyor. Görgü tanıkları büyük bir
gürültüyle çöken binadan bir anda büyük bir toz bulutunun ortaya çıktığını ifade ettiler. Ucuz
yapı için eksik malzeme kullanımının yaygın olduğu ülkede bir yılda 2 bin 732 inşaat çöktü.
Brezilya'da Dünya Kupası için inşa edilen stadyum bir can daha aldı
Brezilya'nın Amazon bölgesindeki Manaus kentinde, 2014 Dünya Kupası için inşa edilen
stadyumun çatısının çökmesi sonucu bir işçi öldü. Brezilya'nın resmi haber ajansı Agencia
Brasil, 35 metreden düşen işçinin kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiğini duyurdu. Ülkenin
farklı kentlerindeki stadyum inşaatları sırasında meydana gelen kazalarda bugüne dek 5 işçi
öldü. Son olarak geçen ay Sao Paulo kentinde inşaat halindeki stadyumun kısmen çökmesi
sonucu 2 işçi yaşamını yitirmişti.
Irak'ta doğal gaz borusuna saldırı: 15'i İranlı 18 işçi öldü
Irak’ta doğal gaz borusuna yapılan saldırıda 18 işçi yaşamını yitirdi, 6 işçi yaralandı, başkent
Bağdat’ın 65 kilometre doğusundaki İmam Vaiz kasabasında gerçekleştirilen saldırıda 3
araçtan makineli silahlarla ateş edildi. Yaşamını yitiren işçilerden 15’inin İranlı, 3’ünün Iraklı
olduğu belirlenirken yaralıların da 5’i İranlı, 1’i Iraklı. Saldırının gerçekleştiği doğal gaz
borusu İran ile Irak arasındaki gaz geçişini sağlamak üzere inşa ediliyordu. Irak’ta bu
saldırının haricinde de çok sayıda saldırı gerçekleşti. Farklı kentlerde bomba yüklü araçlarla
yapılan intihar saldırılarında bugün 18 kişi öldü, 37 kişi yaralandı.2008’den bu yana en kanlı
yılı yaşayan Irak’ta yalnızca Kasım ayında 950 kişi öldürüldü. AFP, Aralık ayının ilk
haftasında yaşamını yitirenlerin sayısının ise geçtiğimiz yıl Aralık ayının tamamındaki
rakama eşit olduğu bildirdi. Öte yandan başkent Bağdat’ta “terörizm” suçlamasıyla yargılanan
22 Iraklı cezaevinden kaçtı. Firar sırasında en az 1 gardiyan öldürülürken güvenlik güçleri
21
operasyon başlattı. Operasyonda 22 firariden 13’ü yakalandı, 1’i öldürüldü. 8 kişiyi arama
çalışmaları ise sürüyor. Irak’ta Temmuz ayından bu yana 500’e yakın kişi cezaevlerinden
kaçtı.
Çin Apple fabrikasında 15 yaşındaki çocuk işçi yaşamını yitirdi
Apple’ın ortak çalıştığı üretim tesislerindeki kötü çalışma şartları nedeniyle 15 yaşındaki bir
çocuğun ölmesi şirketin başını derde sokacağa benziyor. Apple’ın iPhone ve iPad’lerinin
üretimini üstlenen Foxconn’la ilgili bugüne dek birçok olumsuz haber yapıldı. Bu haberlerin
çoğunluğu ise fabrikanın kötü çalışma şartları ve işçilerin intihar edecek dereceye varan ruh
halleriyle ilgiliydi. Bu kez de Apple’ın Çin’deki bir diğer tedarikçisi olan Tayvanlı Pegatron
okların hedefi oldu. iPhone 5C’nin üretildiği fabrikada meydana gelen bazı ölüm vakalarını
açıklamaktan çekinen Pegatron, son olarak ekim ayında hayatını kaybeden 15 yaşındaki Shi
Zhaokun nedeniyle zor günler geçiriyor.
Zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede yaşam mücadelesini kaybeden Zhaokun’un ölümünün
ardından şirketin sözcüsü yaptığı açıklamada ‘Biz işçilerin çalışma şartları üzerinde dikkatlice
çalışıyoruz’ demekle yetinirken, fabrika yetkilileri de tesislerde herhangi bir problemin
olmadığı konusunda hem fikir görünüyor.
New York merkezli China Labor Watch’ın yayınladığı rapora göre ise zatürree nedeniyle
yaşamını yitiren Zhaokun’un her gün 12 saat çalıştığı, 3 ayda bir vardiya değişikliğine gittiği
ve bayram günlerinde bile çalışmak zorunda kaldığını kaydetti.
Çin iş kanununa göre 16 yaşın altındaki kişilerin çalışması yasak; ancak Zhaokun’un yaşını
küçük göstererek fabrikaya girebildiği düşünülüyor.
Çin’de iPhone’ların üretimini yapan fabrikalardan biri olan Pegatron’da 4 işçi hayatını
kaybetti. Wall Street Journal’ın aktardığı bilgilere göre hayatını kaybeden işçilerden biri olan
Shi Zhaokun, sadece 15 yaşında. İşe girerken yaşını 20 gösteren Shi Zhaokun, yakalandığı
zatürree sonucu hayatını kaybetti.
Pegatron ve Apple‘ın ortak yürüttüğü araştırma sonucunda ölümlerin iş şartlarıyla alakalı
olmadığı sonucuna vardı. Ancak her ne kadar sonuç böyle gözükse de, Çin’de bulunan
fabrikaların zor çalışma şartları ve düşük ücretleri sebebiyle Apple sıkça eleştiriliyor. Günlük
12 saati bulun çalışma saatleri, birçok çalışanın güçsüz düşmesine sebep oluyor.
Olay sonrası Pegatron şirketi 15 yaşındaki gencin ailesine 15.000$ önerdi ancak aile bu teklifi
geri çevirdi. Aile büyük ihtimalle yaşı tutmadığı halde işçi çalıştırmaktan dolayı şirketi
mahkemeye verecek.
Dünya devlerinin köle işçi merkezine dönen Çin bununla çalkalanıyor. Apple'ın fabrikasında
çalıştırdığı çocuk öldü. Skandal bu ölümle ortaya çıktı.
Apple'ın yeni akıllı telefonu İphone 5c üretimi yapan Çindeki Pegatron fabrikasında çalışan
15 yaşındaki işçinin ölümü gündeme bomba gibi düştü.
22
18 yaşın altındaki çalışan günde 12 saatten 6 hafta çalışmasından sonra zatürreeden ölmesi
Çin deki çalışma koşulları açısından kırmızı alarm niteliğini taşıyor.
Aslen 15 yaşında olduğu öne sürülen fakat çalışma koşulları için yaşı 20 olarak gösterilen
çalışanın 1 ay boyunca aralıksız çalışma saatleri sonrası İphone fabrikasında ölmesi büyük
yankı uyandırdı.
Shi Zhaokun'un Tayvanlı üretim şirketi Pegatron tarafından istihdam edildiği iddia edildi.
Fakat ölen işçinin ailesi yoğun çalışma saatlerin çocuklarının tedavi olmadığını ve 9 Ekimde
hastaneye kontrole gittiği ve birkaç gün sonrasında öldüğü haberi açıklandı.
Ölen çocuğun babası oğlunun ilk hafta 79 saat ikinci hafta 77 saat ve üçüncü hafta 75 saat
çalıştırıldığını iddia etti
Pegatron firması genç isçinin ölümünden çalışma saatlerinin sorumlu olmadığını savunurken
birkaç ay önce 2 gencin daha ölmesi dikkatlerden kaçmadı.
Çin kanuna göre genç çalışanın çalışabilecek yaşta olmadığı açıklandı. Çindeki iş hakları
sorumluları son yaşananla birlikte Pegatron ve Foxconn'da yaşanan 5 ölümün çalışma
saatlerin fazlalığından sorumlu tuttu.
Apple'ın iPhone ve iPad ürünlerini Çin'de üreten fabrikalarda çalışma koşullarına ilişkin
"önemli sorunlar" tespit edildi. Bunun üzerine Apple, Amerika Adil Emek Derneği (FLA)'ne
başvurarak kendisi için üretimde bulunan Foxconn ve Pegatron adlı şirketlerin çalışma
koşullarına dair bir inceleme yapılmasını istedi.
Çin’de onlarca işçi intihar etti. Ağır çalışma koşulları haberlerin açıklamalarına yazılan en
önemli not. Ayakta 12-13 saat çalışıldığına, günde 10’ar dakikadan birkaç kez verilen molalar
dışında 6 gün hiç durmaksızın çalışıyorlar. Sonrası bunalım. Ve bir gün fabrikanın
yatakhanesinden, kiraladıkları dairelerden kendilerini aşağı atıyorlar.
Ancak 15 yaşında zatürreeden ölünce artık Apple bile kulak tıkayamadı ve incelemek üzere
ABD’den bağımsız doktorlar gönderdiğini açıkladı bugün… Son ölüm çok acı. Sağlık
durumu 4 Eylül’de iyi olan çocuk işçi (ismi verilmemiş) 9 Aralık’ta hastanede zatürreeden
öldüğünü bildiriyor China İşçi İzleme Örgütü. Apple tedarikçisinde 15 yaş mesleki ahlak
kurallarına göre minimum çalışma yaşıymış… Anlayacağınız durum onlar için normal.
İsveç’te taşeron işçilerin can güvenlikleri tehlikede
İsveç 1970’li yıllarda çalışma ortamı ve iş çevresi açısından dünya birincisiydi. Çalışma
koşullarıyla ilgili genel kuralları içeren “İş Çevresi Yasası” çalışanlar için kazaya uğrama
riskini asgari seviyeye indiriyordu. İş müfettişlerin ansızın işyerlerinde kontroller
yapabileceğini bilen işverenler yasanın gereklerini harfiyen yerine getiriyorlardı. Böylece iş
kazaları sonucu ölüm ve yaralanmalarda ciddi azalmalar görüldü. Ancak 1990’lı yıllardan
itibaren yeni-liberal politikaların uygulanmasıyla birlikte tekeller çalışanların güvenliğini
yerine azami kar elde etmeye öncelik veren uygulamaları yürürlüğe koydular. Özelleştirmeler
ve taşeronlaştırmaların da hız kazanmasıyla iş kazası sonucu ölümler ve yaralanmalar artmaya
23
başladı. İşyerlerinde bir yandan çalışma temposu arttırılırken çalışanların can güvenliği ve iş
çevresini konu alan eğitimlerde de tekellerin giderlerini azaltmak için kısıtlamalara gidildi.
YILDA ORTALAMA 60 KİŞİ İŞ KAZALARINDA YAŞAMINI YİTİRİYOR
Geçtiğimiz yıl İsveç’te 107 bin kişi iş kazaları sonucu yaralandı. Yılda ortalama 60 kişi iş
kazalarında yaşamını yitiriyor. Ortalama 1 400 kişi de meslek hastalıkları sonucu yaşamını
kaybediyor. İş kazası sonucu yaralanma ve ölümler en fazla iş güvenliğinin olmadığı taşeron
firmalarda çalışan işçiler arasında görülüyor. Devlet şirketlerinin de aralarında bulunduğu
İsveç tekellerinin tamamına yakını bazı işleri taşeron firmalara devrediyor. Tekeller işin
belirli bir süre içinde yapılmasını taşeron firmalara dayatıyor. Bunu başaramayanların
sözleşmeleri ya fesih ediliyor ya da süresi bittikten sonra iş bir başka taşeron firmaya
veriliyor. İşlerini kaybetmekten korkan taşeron firmalar da yeteri eğitim ve deneyi olmayan,
düşük ücretle çalıştırdıkları işçilere çalışma temposunu artırmaları için baskı yapıyor.
Böylelikle işçilerin sağlıkları ve yaşamları tekellerin daha fazla kar etmeleri için riske atılıyor.
HÜKÜMET İŞVERENLERİ DENETLEYEN KURUMLARI İŞLEVSİZ HALE GETİRDİ
Çalışanların güvenliklerinin sağlanması için taşeron uygulamalarını devreye koyan tekellerin
“İş Çevresi Yasası’na uyup uymadıklarını kontrol etmek için oluşturulan kurumların
güçlendirilmesi gerekirken, dört sağ partinin oluşturduğu hükümet kurumları zayıflatan ve
işlevsiz hale getiren düzenlemeler yaptı. 2006 yılında işbaşına gelen sağcı hükümetin ilk
icraatlarından biri çalışma çevresi koşullarını araştırmak amacıyla kurulan “İş Yaşamı
Enstitüsü’nü kapatmak oldu. Adından da “İş Çevresi Kurumu’na verilen ödeneği 160 milyon
kron azalttı. İş müfettişlerinin sayılarını 389’dan 251’e düşürdü. İsveç İskandinavya ülkeleri
arasında en az iş müfettişi çalıştıran ülke haline geldi. Müfettişler iş kazalarının olduğu
işyerlerine ulaşmaya zaman bulamadıkları için masa başında kaza raporları yazmaya
başladılar.
TAŞERON İŞÇİLERDE İŞ KAZALARI İKİ KAT FAZLA
“İş Piyasası Kurumu’nun kamuoyuna açıkladığı rapor taşeron işçiler arasındaki iş kazalarının
diğer çalışanlara kıyasla iki kat olduğunu ortaya koydu. Kurum son üç yıl içinde 759 taşeron
firma ve eleman kiralama şirketlerinde meydana gelen iş kazalarını inceledi. Ülke genelinde
çalışanlardan binde altısı kazaya uğrarken bu oran taşeron işçiler arasında binde on ikiye, yani
iki katına çıkıyor. Kurumun Genel Müdür Yardımcısı Fredrika Brickman, taşeron ve kiralama
şirketlerinde çalışanların iş güvenliği konusunda yeterli bilgileri bulunmadığı ve en ağır işleri
yapmak zorunda kaldıkları için daha fazla iş kazasına uğrama riskiyle karşılaştıklarını
söylüyor.
TAŞERON İŞÇİLERDE PSİKOLOJİK SORUNLAR VE DEPRASYON YAYGIN
Göteborg Üniversitesi bünyesinde yapılan bir başka araştırmanın sonuçları da taşeron ve
kiralama şirketlerinde çalışanların kendilerini psikolojik olarak kötü hissettiklerini, depresyon
ve şiddetli kuşku ve korku içinde bulunduklarını gösteriyor.
24
Uzmanlar bunların nedenleri olarak taşeron çalışanların iş güvenliklerinin daha az olmasını ve
çalışırken inisiyatif koyma olanaklarının sınırlı olmasını gösteriyorlar. Kiralama şirketleri ve
taşeronlarda çalışan memurlardan, % 36’sı iş güvenlikleri olduğunu söylerken. Bu oran
geleneksel olarak çalışan memurlar arasında % 68. Ekim ayı sonlarında bir devlet kuruluşu
olan SSAB’nın (İsveç Çelik Anonim Şirketi) Luleå ilinde bulunan fabrikasında, sarnıcı
temizlemek için kapağını açan iki işçi 1000 metre küp katranın altında kalarak can verdi.
Sarnıcın boş olması gerekirken dolu olması, kapağı açılmadan içinde katran olup olmadığının
kontrol edilmemesi ve bir kaza olmaması için kapağın vinç üzerinden açılması gerekirken
vinç kullanılmadan açılmasının iki işçinin yaşamına mal olduğu açıklandı. Sendika
yöneticileri kazadan SSAB ve taşeron firmayı sorumlu tutarlarken yapılan istatistiklerin
incelenmesi fabrikada çalışan 960 işçiden sadece 60’ının taşeron firmalarda çalıştığını ancak
ciddi kazaların yarısının taşeron işçilerde meydana geldiğini gösterdi. Maden ocaklarını
işleten devlet kurumu LKAB’da da 2011 yılında meydana gelen 40 kazadan % 65’inin, Pıteå
ilinde bulunan Smurfit Kappa ocaklarındaki kazaların % 88’in taşeron işçilerde görüldüğü
belirlendi. SSAB fabrikası IF Metall Sendikası İşyeri Güvenliği Baş temsilcisi Lars
Bergström, taşeron firmaların en tehlikeli işleri yaptıkları, diğer şirketlerle rekabet etmek için
işi en kısa sürede ve ucuza mal etmek istedikleri, ucuz ve deneyimsiz işçileri ucuza
çalıştırdıkları için taşeron işçilerin daha çok iş kazası sonucu yaralandıkları ve yaşamlarını
yitirdiklerini söylüyor.
Brezilya'da düzenlenecek Dünya Kupası'nın ev sahibi şehirlerinden Manas’ta bir işçi
stadyum inşaatında öldü
Brezilya'da stadyum inşasında ölen işçilerin sayısı üçe ulaştı. Spor Bakanı ölen işçinin adının
Antonia Jose Pita Martins olduğunu açıkladı. Portekizli işçi 55 yaşındaydı. Kaza Amazonia
Arena Stadı'nın dışında gerçekleşti. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) de
sosyal medyadan duyduğu üzüntüyü paylaştı, işçinin ailesine sabır diledi. FIFA, Amazonia
Arena'nın Aralık ayında tamamlanmasını istemişti. Fakat stadyumda inşaat hala
sürüyor. Brezilya'daki stadyum çalışmalarında ilk işçi geçen sene Mart ayında ikinci işçi de
Aralık ayında ölmüştü. Dünya Kupası 12 Haziran'da başlayacak.
Rusya'da işyerinde tüp patladı: 5 ölü, 3 yaralı
Rusya'nın Vladimir bölgesinde bir iş yerinde tüpün patlaması sonucunda ilk belirlemelere
göre 5 kişi ölü, 3 kişi de yaralandı. Rusya Acil Durum Bakanlığı, bölgenin Melehovo
kasabasında “Selhozhimiya” isimli şirketinde tüpün patladığını ve binanın çatısının tamamen
çöktüğünü kaydetti. Acil Durum Bakanlığı Vladimir Bölge Basın Bürosu'ndan yapılan
açıklamada, “Yangını söndürmek için bölgeye 64 itfaiyeci ve 22 teknik araç sevk edildi.”
bilgisi verildi. Rusya İçişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada 20 litrelik
tüpün patlaması sonucunda 5 işçinin öldüğü ve 3 işçinin de yaralandığı doğrulandı. Polis, iş
yerinde ilgili teknik kurallarının ihlali nedeniyle patlamanın meydana geldiğine inanıyor.
G.Afrika'da inşaat çöktü: 1 ölü, 50 işçi göçük altında
Güney Afrika’nın KwaZulu-Natal eyaletinde bulunan Durban kentinde inşaat halindeki bir
alışveriş merkezinin tavanının çökmesi sonucu en az 1 kişi öldü, 50 inşaat işçisi ise göçüğün
25
altında kaldı. Yetkililer tarafından yapılan açıklamada, 18’i ağır ve 2’si kritik durumda olmak
üzere 26 kişinin de hastaneye kaldırıldığı belirtilirken, 100 acil durum görevlisinin göçük
altında kalan işçilerin kurtarılması için çalışmalarına devam ettiği ifade edildi. Yarısı
tamamlanmış haldeki alışveriş merkezinin neden çöktüğüne dair ise herhangi bir açıklama
yapılmadı.
TÜRKİYEDE İŞ KAZALARI
İnşaatlarda ölüm kol geziyor
Ocak ayında en çok işçinin inşaatlarda çalıştığı bildirilirken, İstanbul İş Sağlığı ve İş
Güvenliği Meclisinin yayımladığı rapora göre en çok ölümün yaşandığı işkolu da
inşaat. Yayımlanan verilere göre, aralık ayında yaşanan dönemsel durgunluğun ardından, ocak
ayında iş ilanlarında inşaat yaklaşık yüzde 10’luk bir artış sağladı. 2013’ün en çok büyüyen iş
kolu olan inşaat, ocak ayında da başı çekti.
Mühendis ve Mimar Odalarının proje yapım evresinden, inşaatların üretim evresine kadar
gerekli denetim yapabilmelerinin önünün kapatılmasının yerine önlerinin açılması gerektiğini
dile getiren Gökçe, meslek odalarının vesayet altına alınmaması gerektiğine dikkat çekti.
Muğla Bodrum'da inşaatın ikinci katından düşen işçi yaşamını yitirdi
Edinilen bilgiye göre, Gümbet Mahallesi'ndeki bir sitenin inşaatında çalışan Yaşar Erdiner
(33), ikinci katta kalıp yaptığı sırada dengesini kaybederek düştü. Erdiner’in düştüğü fark
eden çalışma arkadaşları ve şantiye görevlileri, sağlık ekiplerine haber verdi. Erdiner, olay
yerine gelen sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından özel bir hastaneye kaldırıldı.
Başına aldığı darbeyle ağır yaralanan Erdiner, hastanede yapılan müdahalelere rağmen
kurtarılamadı.
Ankara’da göçük: Yıkım işlemleri plansız, koruyucu tedbir yok
Ankara’nın Altındağ İlçesi’nde, riskli alan ilan edilen bölgede yapılan yıkım işlemleri
sırasında bir bina çöktü. Göçük altında kalan bir kişi yaşamını yitirdi. TMMOB İMO Ankara
Şubesi, olaya ilişkin bir açıklama yayımladı
Ankara’nın Altındağ İlçesi’nde, riskli alan ilan edilen bölgede 3 Şubat günü Büyükşehir
Belediyesi’nin yürüttüğü yıkım işlemleri sırasında, yıkım işlemine tabi tutulan binanın bir
evin üzerine göçmesi sonucu bir kişi öldü. İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin
yaptığı açıklamaya göre, enkaz altında başka insanların da bulunduğu öğrenildi. Enkaz
altından kurtarma çalışmaları halen devam ediyor.
İMO uzmanlarının olay yerinde yaptığı inceleme, gözlem ve çevre sakinleriyle yapılan
görüşmeler sonucunda şu tespitler yapıldı:
Söz konusu alanın Temmuz 2013 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile riskli alan ilan
edildiği,
26
Çevre sakinleri ve bina sahipleri tarafından söz konusu kararın yürütmesinin durdurulmasına
ilişkin Danıştay’a başvuru yapıldığı,
Danıştay’ın konu ile ilgili kararını sonuçlandırmadığı ve hukuki sürecin devam ettiği,
Hukuki sürecin tamamlanmamış olmasına karşın yakın bir zamanda yıkım işlemlerine
başlandığı öğrenilmiş olup,
Yıkım alanının yakınında faal evler ve iş yerleri olduğu,
Yıkım işlemlerine ilişkin herhangi bir koruyucu tedbirin alınmadığı,
İMO tarafından yapılan açıklamada tespitlerin ardından şu sözlere yer veriliyor:
“Bu durum karşısında, yıkım işlemlerine ilişkin olarak Sincan’da benzer bir şekilde 10 katlı
bir binanın çökmesini takiben 5 Temmuz 2013 tarihinde yaptığımız basın açıklamasında dile
getirdiğimiz hususları üzülerek tekrarlamak isteriz:
Yıkım işlemlerinde plansızlık, yol ve yöntem eksikliği vardır.
Riskli yapıların yıkımına ilişkin olarak alınması gereken ilave tedbirler düşünülmemektedir.
Bilim ve tekniğe uygun yol ve yöntemler ve buna bağlı kural ve şartlar oluşturulmamıştır.
Görev, yetki ve sorumluluklar belirlenmemiştir.
Bu saptamalar temelinde, gereklilikler yerine getirilmeden yasanın oluşum sürecindeki gibi
hızlı ve aceleci bir şekilde adeta telaşla yıkım işlemlerinin yapılmasının yeni can kayıplarının
yaşanmasına davetiye çıkardığını, dolayısıyla sorumluluğun kendilerine ait olduğunu yetkili
idarelere bir kere daha hatırlatıyoruz.”
Adana SGK’ da göçük altındaki işçinin cenazesine ulaşıldı
Adana'da Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü (SGK) hizmet binası inşaatında meydana
gelen göçükte enkaz altında kalan Zeki Alkanlının cesedine ulaşıldı. Hacı Çalış ağır yaralı
olarak kurtarıldı. Olay, öğle saatlerinde merkez Seyhan İlçesi Döşeme Mahallesi'nde SGK'ya
ait hizmet binasının 3'üncü katında meydana geldi. TOKİ tarafından yaptırılan binanın son
katına beton dökülmesi sırasında bilinmeyen bir nedenle göçük meydana geldi. Enkaz altında
kalan işçilerden Hacı Çalış ağır yaralı olarak kurtarıldı. Yaralı işçi olay yerine gelen sağlık
ekipleri tarafından yapılan ilk müdahalenin ardından Adana Devlet Hastanesi'ne götürüldü.
Enkaz altında kalan işçilerden Zeki Alkanlıyı arama çalışmaları sonucunda işçinin cesedine
ulaşıldı. AFAD ve Adana Büyükşehir Belediyesi CAN-KUR ekipleri tarafından yaklaşık 3
saat süren çalışmanın ardından Alkanlının cesedi enkaz altından çıkartıldı. İşçinin cenazesi
otopsi için Adana Adli Tıp Kurumu'na götürülürken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
(Adana/DHA)
27
Trabzon'da inşaat mühendisi yaşamını yitirdi
Trabzon'da iş kazası sonucu hayatını kaybeden inşaat mühendisi Metin Arslan (28),
memleketi Erzurum'un Aşkale ilçesinde toprağa verildi. Trabzon'da, beş katlı bir binanın çatı
katında akıntı olduğu için o alanın fotoğrafını çekmeye çalışan Arslan, dengesini kaybetmesi
sonucu düştü. Ağır yaralanan Arslan, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Cenazesi
Aşkale'ye getirilen inşaat mühendisi Arslan, Merkez Camii'nde düzenlenen cenaze töreninin
ardından Topal çavuş köyünde defnedildi.
Bursa'da inşaatta silahlı kavga: 1 işçi öldü
Yıldırım İlçesi’nde, inşaatta çalışan birbiriyle akraba işçiler arasında kartonpiyerin düzgün
yapılmaması nedeniyle çıktığı iddia edilen, tabanca tüfeğin de kullanıldığı kavgada 22
yaşındaki İbrahim Avcı öldü, 4 kişi yaralandı. Olay, dün gece merkez Yıldırım İlçesi
Değirmen önü Mahallesi’nde meydana geldi. Ağrı’dan Bursa’ya gelerek inşaatlarda çalışan ve
akraba olan İbrahim Avcı, 17 yaşındaki A. Avcı., 37 yaşındaki Emin Avcı, 44 yaşındaki Naif
Avcı, 36 yaşındaki Süleyman Dumanlı arasında tartışma çıktı. İnşaatta kartonpiyer işinin
düzgün yapılmadığını söyleyen İbrahim Avcı ile amcasının oğlu A. Avcı kavgaya başladı.
Daha sonra olay yerinden ayrılan A. Avcı, iddiaya göre evinden aldığı av tüfeği ile inşaata
dönerek İbrahim Avcı’ya ateş etti. Saçmalarla yaralanan İbrahim Avcı da, ruhsatsız
tabancasını çekerek A. Avcı'yı vurdu. Kavgaya diğer kişilerin de karışmasıyla çıkan
çatışmada İbrahim Avcı, A. Avcı, Naif Avcı, Emin Avcı, Süleyman Dumanlı av tüfeği ve
tabancadan çıkan saçma ve kurşunlarla yaralandı. Yaralılar Şevket yılmaz Devlet
Hastanesi’ne kaldırıldı. Durumu ağır olan İbrahim Avcı, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesine sevk edilirken yolda yaşamını yitirdi. Olayla ilgili soruşturmayı sürdüren polis,
yaralıların taburcu edildikten sonra gözaltına alınacağını belirtti.
İstanbul'da işçi sağlığı koşullarına itiraz eden bir işçi işten atıldı
İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde yer alan Yıldız Park Modern şantiyesinde yaşanan iş
kazası sonucu bir işçi işten atıldı. İşçilere, iş sağlığı ve iş güvenliği eğitimi almamalarına
rağmen aldıklarına dair kâğıt imzalatılmak istendi. Bu kâğıdı imzalamayan işçi işten atıldı.
Vialand Parkı’nın hemen karşısında yapılan site inşaatında 16 Ocak günü iş kazası meydana
geldi. İnşaatın üst katlarına kum taşıyan iş asansörünün yükünü taşıyan demir vidasından
koparak aşağıda çalışan işçilerin üzerine doğru düştü. Bu durumu son anda fark eden işçiler
kıl payı demirin altında kalmaktan kurtuldu. Halatından kopan demir önce kamyona çarptı,
sonra asansörü kullanan işçinin yanına düştü. Kamyona çarpan demir çelik halatı parçaladı.
İşten çıkarılan işçi yaşadıkları bu olayın ilk olmadığını, daha önce de benzer bir kazanın
yaşanması sonucu bir işçinin hayatını kaybettiğini dile getirdi. İşçiler, “Hâlâ sonuçlanmayan
dava olmasına rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmamakta. Bu olay
üzerine panikleyen işveren işçilere vermediği iş güvenliği eğitiminin verildiğine dair kâğıt
imzalatmaya çalıştı. İki yüz işçinin çalıştığı şantiyede çalışan işçilerden biri imza atmadığı
için işten çıkarıldı” dediler.
28
Kocaeli'nde inşaattan düşen işçi kurtarılamadı
İzmit Yeşilova Mahallesi’nde bulunan bir inşaatta kalıp çakarken dengesini kaybederek 2.
kattan yere düşen işçi hayatını kaybetti. Alınan bilgiye göre, Yeşilova Mahallesi Melek
Sokak’ta bulunan bir inşaat alanında çalışan İlhami Nergiz (50) dün öğle saatlerinde çalıştığı
inşaattın 2. katında kalıp çakarken bir anlık dikkatsizlik sonucu beton zemine düştü. Ağır
yaralanan Nergiz için olay yerine hemen sağlık ekipleri sevk edildi. Kısa sürede olay yerine
gelen sağlık ekipleri yaptıkları ilk müdahalenin ardından Nergiz’i ambulansa alarak Kocaeli
Devlet Hastanesi’ne götürdü. Hayati tehlikesi devam eden İlhami Nergiz, burada yapılan tüm
müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi. 28 Haziran Mahallesi Kent Konut 3. Etap adresinde
ikamet eden ve inşaatta işe başladığı ilk gün düşerek yaşamını yitiren İlhami Nergiz’in
cenazesi tamamlanan otopsi işlemlerinin ardından ailesine teslim edildi. Evli ve 2 çocuk
babası olan İlhami Nergis’in cenazesi Seka Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınan
cenaze namazının ardından Kent Mezarlığı’na defnedildi. Polis ekipleri olayla ilgili
soruşturma başlattı
15.İŞ GÜVENLİĞİ KÜLTÜRÜNÜN GELİŞMESİ ŞART
Türkiye, iş kazaları ve meslek hastalıklarının en yüksek olduğu ülkelerinden birisi, resmi
kayıtlara göre 2000-2009 döneminde Türkiye’de 784 binden fazla iş kazası olmuş ve bu
kazalarda 10 binin üzerinde çalışan yaşamını yitirmiş. Resmi kayıtlara girmeyen iş kazaları ve
meslek hastalıkları nedeniyle ölen ya da sakat kalan çalışanların sayısını tahmin edebilmek
neredeyse imkânsız. İş kazaları, çalışma hayatında karşılaşılan en önemli sorun alanlarından
biridir. Dünya genelinde her yıl ortalama 1,2 milyon insan iş kazaları nedeniyle yaşamını
kaybetmektedir. İş kazaları, Türkiye’de de önemli bir sorun olarak varlığını devam ettirmekte
ve farklı sektörlerde çalışan binlerce kişi her yıl hayatını kaybetmektedir. İş kazalarının
önlenmesi için, geçmişten günümüze pek çok yasal ve kurumsal düzenleme yapılmıştır.
Ancak yapılan bu düzenlemelerin çok fazla başarıya ulaşamadığı meydana gelen iş kazası
istatistiklerinden anlaşılmaktadır. Bu durum, sorunun yalnızca teknik bir mesele olarak ele
alınmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Çalışma hayatında “insan” faktörünün en az
teknik boyut kadar dikkate alınması kaçınılmazdır. Meydana gelen iş kazalarının %80-95’i
çalışanların güvensiz davranışlarından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu yüzden, iş
kazalarının önlenmesi konusunda, bir davranış düzenleyicisi olarak kabul edilen “kültür” ün
önemi yadsınamaz.
Örgüt kültürü “bir örgütün içindeki insanların davranışlarını yönlendiren normlar, davranışlar,
değerler, inançlar ve alışkanlıklar sistemidir”. (Dinçer,1992:271) Kültür, insanlara yapmak
zorunda oldukları şeylerin neler olduğu ve nasıl davranmaları gerektiği konusunda duygu ve
sezgi kazandırır. Başka bir ifade ile örgüt kültürü, örgüt üyelerinin düşünce ve davranışlarını
şekillendiren hâkim değer ve inançlardır.
Schein’e göre; örgütsel kültür; “belli bir grup tarafından kendisinin gerek çevreye uyumu
gerekse içi bütünleşmesi sırasında öğrendiği geçerliliği kanıtlanacak düzeyde olumlu sonuç
vermiş olan ve bu nedenle yeni üyelere programları algılamanın, düşünmenin ve hissetmenin
doğru yolu olarak öğretilen, bir takım varsayımlardır” (Schein, 2004, 3). Örgüt kültürü,
29
işletme kültürü, toplum kültürü ya da firma kültürü şeklinde adlandırılan bu değerler toplamı,
çeşitli yönetim ve organizasyon kavram ve tekniklerinin uygulanma ve başarılı olma
olanaklarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle, tüm yönetim, kavram ve tekniklerin
uygulanması, bunun içinde güvenlik de dahil, örgüt kültürü ile birlikte değerlendirilmelidir.
(Koçel, 2001:26)
16.İŞ KAZALARINI ÖNLEMEDE GÜVENLİK KÜLTÜRÜ
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) iş kazasını “önceden planlanmamış, çoğu zaman yaralanmalara,
makine ve teçhizatın zarara uğramasına veya üretimin bir süre durmasına yol açan olay”
olarak tanımlamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise, iş kazasını "belirli bir zarar
veya yaralanmaya yol açan, önceden planlanmamış beklenmedik bir olay" şeklinde
tanımlamaktadır (Özkılıç, 2005: 8). Her iki tanımda da iş kazası, beklenmeyen veya
planlanmayan, sonucunda insana ve üretim sürecine zarar veren bir olay olarak belirtilmiştir.
İş kazalarının en önemli sonucu, iş kazasına uğrayan kişinin yaşamını yitirmesi veya geçici
veya sürekli iş göremez duruma gelmesidir. Diğer taraftan, iş kazaları çalışanların sağlık ve
güvenliğini olumsuz etkilemesinin yanı sıra örgütler içinde önemli maliyetlere neden
olmaktadır. Bu maliyetlerin bir kısmı görünürdür ve kolayca tespit edilebilir. Ancak, iş
kazaları önemli bir oranda görünmez maliyetlere de neden olmaktadır (Dursun, 2011:16). İş
kazaları, işçinin sağlığı ve güvenliği ile işletmenin üretim sürecini doğrudan veya dolaylı
olarak etkilediği gibi, sonuçları bakımından toplumu da etkilemektedir. Bunun nedeni, iş
kazalarının işçi, işveren, ülke ekonomisi ve toplum açısından önemli sosyal ve ekonomik
maliyetler yaratmasıdır (Demirbilek ve Pazarlıoğlu, 2006: 82). Türkiye’de iş kazaları farklı
açılardan ele alınıp incelenmiştir. Bu çalışmalardan birinde, Demirbilek ve Pazarlıoğlu (2006)
Türkiye’de 1980–2005 yılları arasında yaşanan iş kazalarını farklı değişkenlere göre analiz
etmişlerdir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, iş kazasının yoğun olduğu yaş grupları
25–29 ve 30-34’tür. Çalışma saatlerine göre iş kazaları 1.nci iş saatinde yoğunlaşmaktadır.
İşyerinde çalışan sigortalı sayısı açısından ise, 501–1000 ile 1001 ve daha fazla çalışanın
olduğu işletmelerde iş kazası en az düzeydedir. Araştırmacılara göre, bu bulgu gerek yasal
yükümlülüklerden gerekse iş güvenliği kültürünün büyük ölçekli işyerlerinde daha iyi
yerleşmesinden hareketle, iş güvenliği yönetim sistemlerinin uygulanmasının iş kazalarını
azalttığını göstermektedir. Yapılan araştırmalar iş kazalarının % 97 sinin önlenebilir nitelikte
olduğunu,
önlenemez
kazaların
%
3
oranında
olduğunu
göstermektedir
(http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss295.pdf,
Erişim:
12.02.2011).
İş
kazalarının önlenmesi için, iş kazaları henüz ortaya çıkmadan önce tehlikenin kaynağında
kontrol altına alınması, riskleri asgari düzeye indirecek şekilde çalışma sistemlerinin
ergonomik tasarımı, kişisel koruyucu ekipman kullanımının sağlanması ve yaygınlaştırılması
ve en önemlisi de örgüt yönetimi ve çalışanlar tarafından konunun sahiplenilmesi önem
taşımaktadır(Dursun,2011:23) Bu noktada, önlemenin ödemekten daha kolay olduğu
gerçeğini dikkate almak, güvenlik kültürünü oluşturmak ve geliştirmek, iş güvenliği ile ilgili
çalışmaları maddi bir külfet veya zaman ve faaliyet kaybı olarak gören düşünceyi yıkmak
gerekmektedir (Kılkış, 2011: 203).
30
16.1 Pozitif Güvenlik Kültürü ve Örgütlerde Güvenlik
Kültürünün Benimsetilmesi
Pozitif güvenlik kültürü örgütlerde güvenliğin sağlanmasında önemli bir araçtır. Pozitif
güvenlik kültürünün amacı, çalışanların işyerlerindeki risklerin farkında olduğu, sürekli olarak
bu tehlikelere karşı dikkatli olduğu ve güvenli olmayan davranışlardan sakındığı bir çalışma
ortamı yaratmaktır ( Muniz ve diğerleri, 2007). Bundan dolayı güvenlik kültürü işyerinde
güvenliğe karşı davranışları, tutumları ve inançları kontrol etmeye yarayan önemli bir
yönetim aracıdır ( Beck ve Woolfson, 1999). Hale (2000)’ye göre iyi bir güvenlik kültürü;
bütün çalışanların ilgisi, güvenlik personelinin rolü, iletişimde açıklık, güvenlik
düzenlemelerine inanç, örgüt içinde güvenlik entegrasyonunu içermektedir. Yine; Choundhry
ve diğerlerine göre (2007) ise; pozitif güvenlik kültürü şu unsurlardan oluşmaktadır:
1-Tutum ve davranışlardaki değişim: İşyerinde güvenli davranışlar geliştirmek için, sözlü
talimatlar, eğitim ve uyarı işaretleri gibi araç ve aktiviteler kullanılabilir.
2-Yönetimin Taahhüdü: Yönetim pozitif güvenlik kültürünün sağlanmasında anahtar bir rol
oynamaktadır. Burada yönetime düşen; güvenlik için kaynak ve zaman tahsisi, risk
sorumluluğuna katılım, güvenlikle ilgili danışma kurulu toplantılarına katılım ve çeşitli
tamamlayıcı tedbirler gibi sorumluluklardır.
3-Çalışanın ilgisi: Pozitif güvenlik kültürü için gerekli olan bir diğer unsur ise, güvenlikle
ilgili uygulamalara çalışanların sahiplenmesi, ilgi göstermesi ve bu konuda sorumluluk
almasıdır. Bunun sağlanması için ise, çalışanların eğitimi, makine izolasyonu, iş rotasyonları,
işyerinde aşırı gürültü durumunda bunu bildirme, ses bariyerleri ve kulaklık takma gibi
koruyucu aletleri kullanmasının sağlanmasına yönelik uygulamalar gibi örnekler çalışma
psikolojisi hakkında fikir verebilir, çalışanların bilinçlendirilmesi bu konuda kritik öneme
saiptir.
4-Promosyon stratejileri: Çalışanlar arasında güvenlik farkındalığı yaratmak için bazı
promosyon stratejileri uygulanabilir.
-Güvenlik misyonu, sloganlar, logolar
-Çeşitli materyal yayını (kütüphane, istatistikler, bültenler)
-Medya araçları (posterler, e-mail, internet, sergiler)
5-Eğitim ve seminerler: Güvenlikle ilgili kısa bilgilendirici konuşmalar, grup toplantıları,
personel sağlığı, hijyen, iş stresi, güvenliğe karşı sorumluluklar (kural ve talimatlara uyma,
tehlike tespiti, risk değerlendirmesi, kaza incelemeleri ve iş güvenliği analizi) konularında
çalışanların eğitilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.
6-Özel kampanyalar: Sağlık ve güvenlik haftası, acil sorumluluk, kaza raporlama ve inceleme,
güvenlik ve çevre yönetim sistemleri gibi uygulamaları içerir. Turner’a göre (1991) etkin bir
güvenlik kültürünü teşvik etmek için gerekli olan bazı özellikler vardır. Bunlar sırasıyla:
31
1- Üst yönetimin samimi ve görünür bağlılık ve liderliği gerekmektedir.
2- Bir güvenlik kültürünün değiştirilmesi sürekli çaba ve ilgi gerektiren uzun dönemli bir
stratejidir.
3- Mümkün olduğunca iyimserlik duygusu taşıma ve yüksek beklentili bir politika beyanı
istemektedir.
4- İşyerinde bütün seviyelerde sağlık ve güvenliği “sahiplik” duygusunun yaygınlaşması
(nüfuz etmesi) gerekmektedir. Bu da, çalışanların katılımını, uygun eğitim ve iletişimi
gerektirir.
5- Örgütlerin, gerçekçi ve ulaşılabilir amaçlar belirlemesi ve buna karşılık gelen bir güvenlik
performansı ölçümüne sahip olması gereklidir.
6- Kabul görmüş standartlara yönelik davranış tutarlılığı, çalışanları dinleme yeteneğiyle
başarılabilir. Ayrıca, iyi güvenlik davranışı (olumlu davranışlar) bir istihdam koşulu olmalıdır
ve performans değerlendirmelerde göz önüne alınmalıdır.
7- Bütün kazalar ve ramak kala olaylar detaylı bir şekilde araştırılmalıdır.
8- Yönetim, sağlık ve güvenlik sistemlerinin gözden geçirilmesi ve performans değerlendirme
için uygun güncel bilgileri sağlamalıdır (Turner, 1991’den aktaran Fung ve diğerleri, 2005:
505). Güvenlikle ilgili çalışanların katılımının ve yönetimin sorumluluğunun arttırılması
örgütün güvenlik kültürünü geliştirecektir. Çalışanlar kaza ve yaralanmaların önlenmesi için 6
üzerine düşen sorumlulukların farkında olduğu zaman, işyerinde güvenlik ve sağlığın
sağlanmasına daha çok ilgi göstereceklerdir. Alınan önlemlerin geçici kalmaması, bunun iş
hayatının bir parçası olarak tüm çalışanlar tarafından benimsenmesi ise ilgili işyerinde
güvenlik kültürünün gelişmesi ilen sağlanabilmektedir. Her işyerinin kendi içinde oluşturduğu
kültürü vardır ki çalışanların kendi aralarında kabullendikleri resmi veya sessiz kuralları
içermektedir. Güvenlik kültürü görünür ve görünmez bileşenlerden oluşur. İSG Kültürünün
yalnızca %10’unu oluşturan kurallar, prosedürler, istatistikler ve davranışlardır. % 90’lık
kısmı ise görünmez bileşenlerdir. Bunlar dile getirilmeyen kurallar ya da inançlar. İş
Güvenliğini etkileyen inançlar işletme kültürü içinde saklı bir şekilde yer alır. Hiçbir zaman
dile getirilmez ama geçmişteki tecrübe ve gelenekler nedeniyle varlıklarını korurlar. Güvenlik
Kültürü oluşumunda yöneticiler: Motivasyonu, Özendirmeyi, Tutarlılığı esas alarak öncülük
etmelidir. Ancak güvenlik kültürünün oluşumu ve gelişiminden işletmedeki tüm çalışanlar
sorumludur. İş Güvenliğinin yalnızca bir veya birkaç kişinin üzerinde kalması yeterli
olmamaktadır. Olumsuz olaylar yaşanmadan önlemlerin alınması sağlanmalıdır. Bu nedenle
de nerede olursa olsun güvenlik kültürü algısını etkileyen psiko-sosyal faktörlerin neler
olduğu, araştırılmalı ve bu konuda çalışmalarla desteklenmelidir.
17. TARTIŞMA VE SONUÇ
Küreselleşme süreci işletmelerinin insan kaynaklarının iş sağlığı ve güvenliği hedeflerine
erişirken ergonomik yaklaşım, verimlilik ve yaşam kalitesini derinden etkilenmektedir. İş
kazalarının önlenmesi ve azaltılması, bugüne kadar birçok disiplin tarafından incelenen bir
32
konudur. Bir işletmedeki insan kaynağı, işletmenin performansı üzerinde tartışılmayacak bir
etkiye sahiptir. Bu insan kaynağının daha güvenli çalışma koşullarında ve sürekli olarak daha
güvenli biçimde çalışmaları için motivasyonlarını sağlayacak etkin bir araç da etkin güvenlik
kültürü oluşturmaktır. Güvenlik yönetimi bakımından güvenliği işletmeye bir değer olarak
kazandırmak, hem yönetimin ve hem de işçilerin bağlılığına dayanmaktadır. Bir işletmede iş
güvenliği yaratmada anahtar rol oynayan “iş güvenliğini destekleyen ve öncelik veren bir
yönetim bağlılığı oluşturmak ve “işçi katılımını ve güvenli davranışı desteklemek”
gerekmektedir. Ne olursa olsun tüm işletmelerde yönetim, güvenliği örgüt kültürünün bir
parçası olarak görmeli ve bağlılık göstermelidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda devlet,
işletmeler ve sendikalar kendi üzerlerine düşen görevleri yerine getirmede ne kadar istekli ve
gayretli olsalar da bu çabalar işçiler tarafından benimsenmez ve desteklenmezse istenen
sonuçlara ulaşılamaz. Bu nedenle işçiler de kurallara uymalı, alet ve makineler hakkında
yeterli bilgiye sahip olmalı, eğitim faaliyetlerinden olabildiğince yararlanmaya çalışmalı,
yapılan eğitim çalışmalarının önce kendi yararına olduğunu düşünerek eğitim çalışmalarından
olabildiğince yararlanmaya çalışmalıdırlar. Kısaca bilinçli davranmalıdır. Firmalarda güdülen
İSG politikalarında güvenlik kültürü oluşturmak birçok açıdan önem arz etmektedir. Önce
ülke düzeyinde sonra her işletme düzeyinde etkin bir iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi
oluşturulması için çalışmalar yapılmalıdır. İş güvenliği yönetim kültürü vizyonlarına ait
gruplarına ilişkin yeni projelerin geliştirilmesi, uluslararası işbirliği ve 7 ortak Devlet, Eğitim
kurumları, Eğiticiler, İSG Profesyonelleri, İşveren, Yöneticiler, Çalışanların ortak
çalışmalarıyla giderilmelidir. Gelişen teknoloji ve sanayileşme ile birlikte işçilerin çalıştığı
kötü çalışma koşulları iş güvenliğini ve işçi sağlığını tehdit ettiği gibi toplum sağlığını da
etkilemektedir. Bunun önüne geçilebilmek için, işyerleri yoğun denetimlere tabi tutulmalı,
eğitime önem verilmeli, tıbbi kontroller yapılmalı, iş kazaları ve meslek hastalıklarının
azaltılabilmesi için gerekli yan bilim dallarından faydalanılmalı, iş yerlerinde ergonomik
çalışma ortamları yaratılmalıdır. İş güvenliği sayesinde sağlık ve sosyal yönden hırpalanan
çalışanların iş bırakma, devamsızlık, devir hızı artışı gibi nedenlerle ekonomik açıdan maliyet
artışına neden olması ve daha verimsiz çalışması ortadan kaldırılabilir. Çalışan memnuniyeti
sağlandığı için üretim kalitesi artırılmış olur. Verimlilik ve karlılık artar, rekabet artar, kalifiye
eleman sayısı artar, çalışanların ve toplumun yaşam kalitesi artar.
33
KAYNAKLAR
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
www.csgb.gov.tr
www.isggm.gov.tr
http://www.guvenlicalisma.org
www.sgk.gov.tr
İş güvenliği uzmanlarının görev, yetki, sorumluluk ve eğitimleri hakkında yönetmelik
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu
www.manas.kg/pdf/sbdpdf6/Guclu.pdf
www.bilgit.com
Download

Bitirme Ödevi Recep GÖZ(1) - İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi