İSTANBUL ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ YAYINIDIR
OCAK-ŞUBAT-MART 2014
‘’We shall overcome
someday!’’
Pete Seeger’in anısına saygıyla…
ODTUMIST
İLETİŞİM REKLAM TARİFESİ
ODTUMIST
DERGİ
REKLAM TARİFESİ
TEK SAYI
4 SAYI
TAM SAYFA
KARŞILIklı 2 TAM SAYFA
GÖBEK
3. SAYFA
ÖN/ARKA KAPAK İÇİ
ARKA KAPAK
INSERT
FREKANS BÜTÇE İNDİRİMİ
1.500+KDV
2.500+KDV
2.500+KDV
2.250+KDV
2.500+KDV
3.000+KDV
4.000+KDV
1.200+KDV
2.200+KDV
2.200+KDV
1.800+KDV
2.000+KDV
2.800+KDV
3.200+KDV
%30
PEşİn İNDİRİMİ
ODTUMIST
DUYURU
%10
SPONSORLUK
3 AYLIK
6 AYLIK
YILLIK
DUYURU SİSTEMİ
5.000+KDV
9.000+KDV
15.000+KDV
@odtumist
REKLAM TARİFESİ AYLIK
TEPE BANNER
ODTUMIST
WEB
3 AYLIK
450+KDV
ARA BANNER
350+KDV
SAĞ/SOL BANNER 400+KDV
ALT BANNER
odtumist.org AÇILIŞ EKRANI
6 AYLIK
YILLIK
1.250+KDV
2.250+KDV 3.750+KDV
800+KDV
950+KDV
1.450+KDV 2.500+KDV
1.600+KDV 2.750+KDV
350+KDV
800+KDV
1.000+KDV 2.500+KDV
1.450+KDV 2.500+KDV
4.500+KDV 8.000+KDV
İletişim için: [email protected]
Belirtilen tüm fiyatlar TL cinsindendir.
1
4
DOSYA
Ne kadar yerel, neyin seçimi? ........................................... 4
ODTÜ’DEN
ODTÜ’den haberler........................................................... 8
DERNEK’TEN
Dernek’ten haberler ....................................................... 10
SÖYLEŞİ
Ayşegül Gürerk:
Kalbi eğitmeden dönüşüm de olmuyor........................... 16
Gamze Cizreli:
ODTÜ hayalimdi..... ......................................................... 20
GÜNDEM
Isınan ve kuraklaşan bir dünyada iklim
değişikliğini ciddiye almak.. ............................................ 22
GEZİ
Kar ülkesinin prensi Kars ................................................. 24
ÇEVRE
Kırsaldaki ODTÜ’lüler /2 ................................................. 28
16
20
GÜNCEL
“İstanbul hepimizin” ....................................................... 31
ÇEVRE
Gelişmişlik mi, geleceğimizi ipotek altına almak mı?...... 32
SOSYAL SORUMLULUK
Hisar Anadolu Destekleme Derneği ve KİLİMWORKS ..... 34
KÜLTÜR-SANAT
Cenk Emre:
“Dünyaya kafa tutmak için...” ......................................... 36
24
GÜNCEL
Karanlıkta diyalog ........................................................... 38
ODTÜ’lüler Runtalya’da... ............................................... 38
Adaleti beklerken yitirdiğimiz iki “Can”;
Onur Yaser Can ve Hatice Can…............................................... 39
DERNEK’TEN
Fotoğraf Çalışma Grubu .................................................. 40
Edebiyat Kulübü............................................................. 42
Burs Havuzu Çalışma Grubu ........................................... 44
32
yanı sıra sergi ve müze gezilerimize
de devam edeceğiz. Son dönemde
gerçekleştirdiğimiz rehberli Anish
Kapoor sergisi ziyareti, benzersiz
bir deneyim olan “Karanlıkta Diyalog”, ufkumuzu açan fütürist Ufuk
Tarhan’lı iş dünyasında ODTÜ’lüler
buluşması, üyelerimiz tarafından
oldukça beğenildi.
İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği Yayın organı
Ocak-Şubat-Mart 2014
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın
Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul-Mart 2014
Dernek Adına İmtiyaz Sahibi
Mehmet Rasgelener (ECON-STAT’78)
Cumhuriyet Caddesi Platin Apartmanı 21/4
34437 Taksim Beyoğlu/İstanbul
Sorumlu Müdür:
Nevay Samer (CP ’79)
Tepecik Yolu Sokağı No:82
Dalmaz Konut Apt. D.3
34337 Etiler/İstanbul
Mustafa Emre Gözleveli, CRP’02
Yönetim Kurulu İkinci Başkanı
Yayın Çalışma Grubu
Uğur Ayken (ME ‘76)
Güzin Caner (CHEM ‘78)
Nevay Samer (CP ‘79)
Sefika Caculi (CE ‘85)
Özay Yaşar (SOC ’80)
Seçil Başkaya (SOC ‘03)
Feyzan Aliefendioğlu (CHE ‘78)
H. Belgin Ünal (SOC ’83)
Z. Asuman Dener (PSY ’88)
Güçlü Gözaydın (ECON’96)
Mehmet Rasgelener (ECON-STAT’78)
Banka Hesap No:
Aidat Hesabı Denizbank Mecidiyeköy Şubesi
3260 – 1441947 – 351
TR330013400000144194700013
Burs Havuzu Hesabı Denizbank Mecidiyeköy Şubesi
3260 -1441947 – 599
TR110013400000144194700021
Yönetim Yeri Adresi
Cumhuriyet Caddesi Platin Apartmanı 21/4
34437 Taksim Beyoğlu/İstanbul
Dernek Telefonları
Tel: +90 0212 274 68 60 Fax: +90 212 274 67 87
www.istodtumd.org
[email protected]
e-mailinizi bize bildirin, aylık etkinliklere ve duyurulara
daha çabuk erişin
Yayın Hazırlık
Tetra İletişim Hizmetleri Ltd. Şti
Türkali Mah. Loşbahçe Sk. No:2 D:1
Beşiktaş/İstanbul
Tel: 0212 219 96 76
www.tetrailetisim.com
Genel Yayın Yönetmeni: Önder Kızılkaya
Editör: Umut Bavlı
Grafik uygulama: Kübra Şahin
Fotoğraf: Belkıs Dalkıranoğlu
Baskı
Şan Ofset Matbaacılık
Hamidiye Mah. Anadolu Cad. No:50
Kağıthane/İstanbul
Tel: 0212 289 24 24
Baraka dergisinde yayımlanan yazı ve fotoğrafları yayma hakkı
İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği’ne ait olup kaynak gösterilse dahi,
hak sahiplerinin yazılı izni olmaksızın ticari amaçla kullanılamazlar.
Merhaba,
Yeni bir yönetim kurulu, yeni bir
dernek mekanı, yeni etkinlikler ve
eğitimlerle karşınızdayız. Bu kadar
yeninin birleşmesi, heyecanıyla
birlikte, belli zorlukları beraberinde
getiriyor. Geride bırakmış olduğumuz, derneğin taşınmasının, kurumsal kimliğinin yenilenmesinin ve
etkinliklerin kabuk değiştirmesinin
gerçekleştiği bu zorlu geçiş döneminde rahatça çalışma ve üretme fırsatı
bulduğum için, bana bu çalışma
koşullarını sağlayan yönetim kurulu
üyelerine ve dernek çalışanlarına
teşekkür ediyor, yeni yönetim kuruluna başarılar diliyorum. Umarım
önümüzdeki süreçleri başarıyla
atlatır, derneğin sosyal ve ekonomik
yapısını güçlendirebiliriz.
Üyelerimizin mezuniyetleri, bölümleri ve ertesindeki yaşamların farklılığı düşünülünce üyelerimize dönük
yüzümüz olan etkinliklerimizin
çeşitlenmesi ve zenginleştirilmesi
gerektiğinin farkındayız. Bunun için
de gerekli çalışmaları yapıyoruz. Bu
çalışmaların bir sonucu olarak yeni
bir etkinlik serisine başladık. Kültür ve Lezzet etkinliği üyelerimizin
ilgisini öyle çekti ki; serinin 2. gezisi
olan Çarşılar Bölgesi turunu keyifle
tekrarladık. Sıradaki bölgemiz ise Beyoğlu. Kültür ve Lezzet Turumuzun
Bu etkinliklerin yanı sıra, derneğimizin olmazsa olmazı
“OdtümistBuluşma”larımız, her ayın
3. Cuması gerçekleşmeye devam
ediyor. Bu buluşmaların temel amacı
farklı mezuniyet yıllarındaki ODTÜ
mezunlarını bir araya getirerek
aralarındaki paylaşımı arttırmak.
İstanbul’a yeni gelmiş bir ODTÜ
mezunu buluşmamızda deneyimli
bir ODTÜ mezunu görünce mutlu
oluyor ve böylece etkinlik, hedefine
ulaşmış oluyor. Başta deneyimli mezunlarımız olmak üzere tüm çalışma
gruplarımız ve mezunlarımızın aylık
buluşmalara katılma konusunda
azami hassasiyeti göstermelerini rica
ediyorum. Güçlü bir örgüt olabilmek
için birbirimizin varlığını hissetmeye
ihtiyacımız var.
Türkiye’nin hemen her köşesinden
en zeki ve çalışkan gençler ODTÜ’ye
geliyor. Burada aldıkları eğitimle sahip oldukları temelin üstüne
mesleki bilgi ve vizyon inşa ediyorlar.
Sonrasında da hem özel kuruluşlarda hem de devlet kademelerinde
önemli pozisyonlar alıyorlar. Geldikleri coğrafî, sosyolojik ve ekonomik
çeşitlilik ve ertesindeki çalışma
hayatları düşünülünce ODTÜ’yü tek
bir görüşün temsil yeri ve ötekileştirmenin merkezi yapmanın, ODTÜ’yü
siyasi bir olgu haline getirmenin
yanlışlığını görebiliyoruz. Toplumsal
barışa katkıda bulunmayacak bu tarz
görüşlerin ve söylemlerin artık son
bulmasını istiyoruz.
Baraka’nın elinizdeki bu sayısı da
yine öncekiler gibi oldukça özenli
ve titiz bir çalışmanın ürünü. Yine
dopdolu ve arşiv değeri olan bir yayın
oldu. Derginin hazırlanmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor,
sizi derginizle baş başa bırakıyorum.
YEREL SEÇİMLER
Ne kadar yerel,
neyin seçimi?
Bir kez daha yerel seçimlere gidiyoruz. 30 Mart 2014 tarihinde belediye ve il özel
idarelerini oluşturacak siyasi kadroları seçmek üzere oy kullanılacak. Ancak yerel seçim
ifadesinin her iki kelimesi üzerine de önemli belirsizlikler bulunuyor. Daha açık ifade
etmek gerekirse, ne kadar yerel ve neyi seçiyoruz sorularının yanıtlanması gerekiyor.
Bu kısa değerlendirmede bu iki soruyu yanıtlamayı amaçlıyoruz.
Yazı: Doç.Dr.H.Tarık Şengül (CP ’86)
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi
Ne Kadar Yerel?
DOSYA
Sadece Türkiye’de değil, başka ülkelerde de, örneğin İngiltere, yapılan
araştırmalar gösteriyor ki, seçmenler
bazı istisnai durumlar dışında, yerel
seçimlerde oylarını yerel koşullar, aday
profili, somut projeler üzerinden değil,
ulusal düzeydeki siyasal ve ideolojik
tercihlerine göre kullanıyor.
Bu durumla tutarlı biçimde, siyasal
partiler nadiren, adayların belirlenişini yerel örgütlerine bırakıyor. Çoğu
durumda genel merkezler büyük kent-
4
lerden taşraya kadar her düzeyde ve
meclis üyelerine varan biçimde adayları
kapalı kapılar arkasında belirliyor.
Tam da bu nedenle, yerel seçimlerde
alınan oyların yarattığı sonuçlar yerel
düzeyde kalmayıp, siyasal partilerin
ulusal düzeydeki performanslarının
kamuoyundaki karşılığı olarak görülüyor. Böyle olunca da siyasal yelpazenin
her yerinden sıkça “bu seçimin yerel
seçim ötesinde bir önemi var” uyarısını
işitiyoruz. Bu durum yeni değil; 1980
öncesi dönemde de yerel siyaset büyük
ölçüde ulusal siyasetin bir alt kümesi
olarak işliyordu. Bu durumun basitçe
bir demokratikleşme sorunu olarak
görülmesi hata olur. Ulus devletleşme
sürecinin en önemli özelliği kendini
yerel birimlerin tamamlayıcılığı üzerinden kurmasıdır. Bu ise belli bir merkezileşmeyi öngördüğü ölçüde, yerel
birimlerin özerkliğini de sınırlayan bir
kurumsallaşmayı getirmiştir. Kuşkusuz bu merkezileşmenin düzeyi, yerele
sağladığı hareket alanın büyüklüğü
ülkeden ülkeye değişmektedir. Ancak
bu alan değişse de, ulus devlet temelli
örgütlenmede merkezi yönetimin yerel
düzey üzerinde belli bir kontrolünün
bulunması kaçınılmazdır. Türkiye’de
devletin aşırı merkeziyetçi olduğu,
yerelleşmenin demokratikleşme
anlamına geldiğini düşünen kesimler
bu nedenle ulus devletleri aşındıran küreselleşme süreçlerini en başından beri
heyecanla karşıladılar. Ulus devletin
aşınmasının yerelin ve demokrasinin
önünü açacağı varsayıldı.
Ancak bugün geldiğimiz noktada ne yerelin, ne de demokrasinin bu süreçten
güçlenerek çıkmadığı açık hale gelmiş
bulunuyor. Hayal kırıklığına uğrayan
bu kesimlerin hesaba katmadığı iki
dinamik var. Birincisi, ulusal devlet
birçok alanda küresel güçler karşısında
güç yitimine uğradıkça, kendini daha
fazla yerel düzeye vakfetmeye başladı.
YEREL SEÇİMLER
İkincisi ulusal sınırlar aşındığı ölçüde,
başta metropoller olmak üzere kentler
küresel güçlerin de geçmiş dönemlerde
rastlamadığımız ölçüde hareket ve yatırım alanına dönüştü. Kentlere ulusal
düzeyde siyasal ve ekonomik aktörler
yanında küresel güçlerin de artan
ilgisinin arkasında ulusal sınırların
aşınması yanında, bu aşınma süreciyle
de yakından ilişkisi olan birikim stratejilerindeki değişimin de önemli payı
bulunuyor. Geçmişte üretim sürecini
emek gücünün yeniden üretimini
sağlayarak destekleyen kentler artık
sadece bu işlevleriyle sınırlı bir öneme
sahip değiller. 1980 sonrası dönemde
daha açık biçimde görülmeye başlandı
ki, kentler sadece metanın üretildiği yer
olmanın ötesine geçerek, metanın kendisi haline geldiler. Artık ekonomilerin
merkezinde sanayiye dayanan üretim
değil, kentler var. Bir örnek vermek gerekirse, Türkiye gayri safi milli hasılasının 800 milyar doların altında olduğu
bir dönemde, sadece 3. Havalimanının
ihale bedeli 50 milyar dolar. Kuzey
İstanbul’da gerçekleştirilmek istenen
proje paketlerinin toplamının ise 250
milyar dolar civarında olduğu tahmin
ediliyor.
Kısaca ifade etmek gerekirse, İstanbul
başta olmak üzere büyük kentlerin
sermaye birikim sürecinin merkezine
geldiği bir dönemde kentlerin yerel
güçlere bırakılmayacak kadar önemli
olduğu tartışmasızdır. Bu tür bir durum, geçmişte ulusal devletin denetim
ve kıskacı altındaki yereli bugün küresel
güçlerin de içinde yer aldığı ikili bir
kıskaca sokmuş bulunuyor. Geleceğini
metropollerde gerçekleştirilen büyük
projelere bağlamış merkezi yönetimin
kentlere olan ilgisi tam da bu nedenle
geçtiğimiz dönemlerde karşılaştığımızın çok ötesine geçti. İstanbul’un kaderini belirleyecek tüm büyük projelerde
Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın değil,
Başbakan’ın karar verici olması ve öne
çıkması bu nedenle şaşırtıcı değil. Bu
derece büyük kaynakların kullanıldığı,
imar planı değişiklikleri yoluyla büyük
rantların yaratıldığı ve dağıtıldığı bir
ortamda, yolsuzluk ve iltimasların bu
derece yaygın olması yanında, merkezi
yönetimin en tepesinden, bakanlarına
kadar geniş bir kesimi içine alması da
sürpriz olmadı.
Durum böyle olunca, 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimin yerel olduğunu
söyleyebilmek mümkün mü? Kuşkusuz
İstanbul (ya da diğer kentlerde) için
sandığa giden seçmenler listelerde
konmuş adaylara oy verecekler. Ancak
bu listelerde yer alanların ötesinde,
Başbakanı oyladıklarını bilerek oylarını kullanacaklar. Gezi Parkı’na ilişkin
takınılan tavırlardan, kentlerin rant gözüyle görülmesini, bu sürecin sonunda
ortaya çıkan yoğun ve yaygın yolsuzlukları, kişileri zenginleştirmek uğruna
kentleri yoksullaştıran anlayışı oylayacaklar. Diğer bir anlatımla, bu seçim bu
seçim bir yerel seçim değil; çünkü artık
yerel yerel-ötesi bir gerçeklik.
Neyi Seçiyoruz?
Bütün bunlar tamam da, hala ortada
büyük bir sorun duruyor. Bu seçim aynı
zamanda, sabah uyandığımız ev, yola
çıktığımızda kullandığımız sorunlu ulaşım sistemi, ortadan yok olan yeşil alanlar, her zaman gittiğimiz ya da eşimizle
tanıştığımız kafenin bir anda alışveriş
merkezi yapılmak üzere yok edilişine
de ilişkin. Yani bu seçimin yerel ötesi
anlamı olduğunu söyleyenler bir gerçeği
göz ardı ediyorlar. Başta İstanbul olmak
üzere kentlerde yaşayan milyonlar
için yerel hala bağlı olduğumuz, içinde
yaşamımızı anlamlandırdığımız yerel.
Yerel-ötesi anlamı vurgulayanlar yerel
seçimin birçoğumuz için gerçekten yerel olduğunu hatırlamak durumundalar.
Bu gerçek hatırlanmadığı ölçüde, yaptığımız seçim yerel üstü güçlerin hangisinin bize daha iyi davranacağına ilişkin
olacak. İstanbul açısından bakıldığında,
yoğun sorunlar içinde yaşayan İstanbullu için tutunduğu yeşil ve su havzalarıyla
dolu Kuzey İstanbul ne olacak? 3. Havalimanı, 3. Köprü projeleri durdurulacak
mı? İstanbul siluetini, Boğaz’ı tahrip
eden gökdelenlere ilişkin ne adımlar
atılacak? Keyfi imar planı değişikliklerine son verilecek mi?
Kısaca bu seçim eğer sadece oyunun
aktörlerinin iyiliği kötülüğü, dürüstlüğü
yolsuzluğu, güzel gülüşü ya da somurtkanlığı üzerinden yapılacaksa gerçek bir
seçim değil. Kentlerimizde daha büyük
bir dünyanın parçası olarak oynanan bir
oyun içinde kentlerimiz talan edilirken,
oyunun kendisine karşı olan bir seçenek
varsa, o zaman ortada tercih yapabileceğimiz bir seçim var demektir.
Kısaca seçim kenti rant gözüyle görenler karşısında, rantın karşısında duranlar varsa anlamlı bir siyasal müdahale
olacaktır. Eğer birileri “ranta karşı değiliz, ama topluma aktaracağız” diyorsa, o
zaman tercih iki kötüden birini seçmek
üzerinedir.
5
YEREL SEÇİMLER
Yerel seçimlerin ODTÜ’lü kadınları
Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşmasında şüphesiz ki kadınlar büyük
rol oynayacak. Kadınların aktif
siyasete katılımından büyük gurur
duyuyoruz. Ayrıca Türkiye’nin dört
bir yanında ODTÜ mezunu kadın
adayların mevcut olması bizleri
bir kez daha gururlandırıyor. Yerel
seçim öncesinde ODTÜ’lü kadın
adaylardan fikirlerini bizimle pay-
laşmak isteyenlere sayfamızı açtık.
İstanbul (Adalar), İzmir (Konak) ve
Rize’nin ODTÜ’lü kadın belediye
başkan adaylarının sözlerini sayfamıza taşıdık.
Mine Orhon
Rize Belediye Başkan Adayı
CHP
Aydınlık bir Rize için…
Türkiye’nin son yıllarda sürüklenmekte olduğu karanlıktan kurtulması ve
çocuklarımıza aydınlık bir gelecek bırakmak için her yurtseverin elini taşın altına
sokması ve büyük küçük, zor kolay demeden üzerine düşen görevi sorumluluk
bilinciyle yapması gerektiğine inandığım için bana teklif edilen bu görevi kabul ettim. “Oyunda olmayanın şikayet etme
hakkı yoktur”.
“Rize’nin aydınlık yüzü” olmak için yola çıktım. Belediye başkanı seçildiğim takdirde Rize’deki çarpık kentleşmeyi
önleyecek, yatırımları kente çekecek, turizm alt yapısını hazırlayacak, sosyal yaşamı canlandıracak projeleri uygulamaya
koyacağım. Rize’ye kadın eli değecek; bir kadın inşaat mühendisi olarak Rize’nin doğasına ve insanına yakışır kentsel,
sosyal ve kültürel gelişimi göstermesini kadın özeni, kadın düzeni ve mühendis vizyonumla sağlayacağım.
Kadınları sokağa çıkarıp eşleriyle birlikte sosyal yaşamın içinde yer almalarını teşvik edip kadınların sesi olacağım.
Kadınların el emeklerini ve yerel ürünleri satabilecekleri yerler, gençler ve kadınlar için spor tesisleri, kadınlar ve çocuklar
için sığınma evleri, öğrenci yurtları, AVM, teleferik, otogar, Cumhuriyet meydanı projelerimi hayata geçireceğim.
Neşe Erdilek
Adalar HDP Belediye Meclis Üyesi Adayı
Kadınlar, Adalar’ın yönetimine talip...
Türkiye’de ilk defa bir belediyenin yönetiminin tamamına kadınlar talip
oluyor. Adalar ilçesinde HDP (Halkların Demokratik Partisi) adaylarının,
Belediye Başkanı ve Meclis üyelerinin tamamı kadınlardan oluşuyor. Adalı
kadınlar evlerini yönettikleri gibi yaşadıkları mekanı da en iyi kendilerinin
yöneteceklerini belirtiyorlar. Yaşanılan mekanlarda, çarşıda, sokakta, hastanede,
okulda tüm sorunlar ile doğrudan karşı karşıya gelen kadınlar bu sorunların çözümünü de üreteceklerini belirtiyorlar.
Katılımcı demokrasi inanıyorlar, yerel yönetimde din, dil, köken farkı gözetmeden tüm Adalıların temsilcisi olmayı ve
Adalarını Adalılar ile birlikte yönetmeyi planlıyorlar. Semt, mahalle, kent meclisleri, temel sorunlar ile ilgili oylamalarla
doğrudan demokrasiyi yaşama geçireceklerini savunuyorlar. Sit alanı olan Adalarda ranta geçit vermeyeceklerini,
Adaların doğasına, denizine, kıyılarına, hayvanlarına sahip çıkacaklarını söylüyorlar.
6
YEREL SEÇİMLER
Sema Pekdaş
İzmir Konak Belediye Başkan
Adayı / CHP
Açık, şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir Konak
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Konak Belediye Başkanlığına aday
gösterilmek benim için büyük bir onurdur. Bu görevi büyük bir sorumluluk
olarak kabul ediyorum. Sorumluluğum ağır, çünkü yerel yönetimler,
demokrasinin hayata geçirileceği ilk ve en önemli basamaktır. Atatürk’ün
temellerini attığı demokratik ve laik hukuk devleti yolunda, yerelden gerçekçi, bilinçli ve uzun soluklu bir çabanın hayata
geçirilmesi için çalışacağız. Bu nedenle; önceliğimiz demokrasiyi yaşamak ve demokrat bir yerel yönetimi yaratmaktır.
Bunun için, adil, dürüst, temel hak ve özgürlükleri esas alan, sürdürülebilir büyümeyi destekleyen katılımcı bir yerel
yönetim oluşturmalıyız.
Konak’ı Konaklılarla beraber yönetecek temsil ve iletişim kanallarını kuracağız. Erişilebilir hizmetler sunan, sözde değil,
özde katılımı ve katılımcı bütçeyi hayata geçireceğiz. Yapacağız her iş, atacağımız her adım açık, şeffaf, denetlenebilir
ve hesap verebilir olacak. Şuna kesinlikle söz veriyorum ki; “Ben yaptım, oldu, olur, olacak...” sözleri, Konak üzerinde
bundan böyle uçmayacak. Konaklı hemşerilerimizin sağlıklı yaşaması, nitelikli beslenmesi, eğitiminin, barınmasının,
temiz ve yeşil bir çevrede kaliteli yaşamasının önünü açacağız. Planlı ve sürdürülebilir bir kente sahip olmalarını
sağlayacağız. Türkiye’nin minik bir kopyası olan Konak’ta yatırım ve hizmetleri yaparken adaleti gözeten, kaynakları
yerinde kullanan bir yerel yönetim anlayışı benimseyeceğiz. Yoksullukla ve yoksulluğun yarattığı toplumsal sorunlarla
mücadeleyi her zaman ön planda tutacağız. Her türlü ayrımcılığa karşı çıkan, ayrımcılığın ortaya çıkardığı sonuçlara
karşı çözüm arayan bir belediye olacağız.
Konak’ı tarihsel varlıklarımıza sahip çıkan ve koruyan, kültür ve sanatın merkezi bir ilçe yapacağız. Kentin ekonomik
kaynaklarını harekete geçiren, kadın ve genç istihdamını özendirerek, girişimcileri, esnafı destekleyerek kent için katma
değer yaratacağız. Ülkemizin, kentimizin ve Konak’ımızın en büyük bir zenginliği olan Kemeraltı Çarşısı’nı yine eski
güzel günlerine döndüreceğiz. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız.
Kadın hakları için çalışan, kadına yönelik ayrımcılığı reddeden, kadına yönelik sistematik şiddete karşı kadınlarla
birlikte mücadele etmekten de vazgeçmeyeceğiz. Çocuklarımızın gelişimlerine destek olan bunun için her türlü olanağı
yaratan bir belediye kuracağız. Engelli hemşerilerimizin yaşamın içinde var olabilmelerini sağlayacak mekanizmaları
harekete geçirip, onlarla birlikte oluşturan, yaşı ilerlemiş hemşerilerimizin yaşamını kolaylaştıran bir yerel yönetim
oluşturacağız.
Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu
Şişli HDP Eşbaşkan Adayı
Doğrudan demokrasiyi hedefliyoruz
ODTÜ Mimarlık bölümünde okuyan, ancak 1980 darbesiyle üniversite eğitimi
yarıda kesilen Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu, farklı meslek dallarında deneyim
sahibi bir başkan adayı. Çevirmen olan Berktay, Avrupa’da yaşarken tiyatro
ve sinema çalışmalarında da yer aldı. Açık Radyo’da Barış Bandı programını
hazırlayan ekip içindeydi. Türkiye savaş karşıtı hareketinin “Irak’ta Savaşa Hayır” kampanyası sürecinde gerçekleştirdiği
Irak Dünya Mahkemesi’nin (WTI) kurucularındandır. Berktay, başkanlık görevine seçilmesi durumunda amacını
“Yapacağımız her şeyin esası temsili değil doğrudan demokrasiyi hayata geçirmek, demokrasiyi yerelden inşa etmek
üzerine oturuyor. Bunu da sokak sokak mahalle mahalle oluşturacağımız halk, kadın, gençlik, engelli vb.meclisler
üzerinden yapacağız. Karar uygulama, deneyime doğrudan katılımın ciddi şeffaf mekanizmalarını oluşturacağız. Bu
meclislerde onaylanmamış hiç bir şey belediye meclisinin önüne karar için gelmeyecek” sözleriyle ifade ediyor.
7
HABER
Aykut Kence hayatını kaybetti
ODTÜ Biyoloji Bölümü emekli öğretim
üyesi Prof. Dr. Aykut Kence hayatını
kaybetti.
Evrimsel biyoloji ve popülasyon
genetiği alanında çalışan Kence,
Türkiye’de evrim kuramı öğretimi
için ısrarlı uğraşlarıyla tanınıyordu.
Aykut Kence ayrıca Çernobil kazası
sonrasında Türkiye’de radyasyon tehlikesi konusunda kamuoyunu uyaran
ODTÜ’lü öğretim elemanları arasında
yer almıştı.
İstanbul Üniversitesi’nde lisans
yaptıktan sonra ABD’de sinek popülas-
yon genetiği üzerine doktora yapan
Kence, 1970’lerden itibaren ODTÜ
Biyoloji Bölümü’nde çalışmış ve 2013
yılında emekli olmuştu. Kence’nin
bal arısı, keçi, termit, sirke sineği,
insan gibi türlerin evrimsel özellikleri üzerine 50’yi aşkın yayımlanmış
çalışması yer alıyor.
Global Game Jam ATOM İşitme engelliye
yarışması sonuçlandı
çare ODTÜ
Teknokent’ten
ODTÜ’DEN
Tüm dünya ile aynı anda, 48 saat
içerisinde oyun geliştirme yarışması olan “Global Game Jam
ATOM 2014”(Yenilikçi Oyun
Geliştirme Dünya Maratonu)
24-26 Ocak 2014 tarihleri arasında ODTÜ Kültür ve Kongre
Merkezi’nde gerçekleştirildi.
“We don’t see things as they are, we see them as we are” (Olduğu
gibi değil, olduğumuz gibi görürüz) teması üzerine dünyadaki 488
merkezde gerçekleştirilen yarışmaya ODTÜ merkezinden 113
geliştirici katıldı. 48 saatin sonunda GGJ Atom Jürisi tarafından,
High Five ekibinin geliştirdiği ‘Yabıştır Kamil’ isimli oyun, merkezin en beğenilen oyunu seçildi. GGJ bu yıl tüm dünyada ise 72
farklı ülkede 23000 kişinin üzerinde bir katılımcıyla gerçekleşti.
8
ODTÜ Teknokent’te çalışmalarını yürüten Panteon
Oyun Teknolojileri firması, üzerinde çalışma yürüttüğü proje ile işitme engellilerin, iletişim problemini
ortadan kaldıracak.
TÜBİTAK tarafından desteklenen projenin kapsamında yazılı bir metin, animasyon görüntüsü olarak
işaret diline çeviriyor. İşitme engelliler ile iletişim
kurmak isteyen ancak işaret dili bilmeyen vatandaşlar ise, telefonlarına söylemek istediklerini yazarak
“işaret diline çevir” komutuyla bağlantı kurabilecek.
Ayrıca işitme engelli bireylere gönderilen SMS’ler
uygulama aracılığıyla animasyon olarak işaret diline
dönüşecek. Mobil uygulama olarak akıllı telefonlarda
çalışacak proje, CeBIT fuarında da tanıtılacak.
HABER
ODTÜ’den Aşk Ölçer
ODTÜ’lü araştırmacılar, duyguları
sınıflandırabilen
bir bilgisayar
programı geliştirdi.
12 kişilik araştırma
grubuyla gerçekleştirilen “Beyin
Verileri Kullanarak
Zihinden Geçenleri Kestiren Bilgisayar Programı” projesi,
TÜBİTAK, Google ve ODTÜ BAP(Bilimsel Araştırma Projeleri) tarafından destekleniyor.
Projenin yürütücülüğünü gerçekleştiren ODTÜ Bilgisayar
Müh. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatoş T. Yarman Vural, MR
makinesinde birtakım deneyler yaptıklarını, beyin sinyallerini kaydettiklerini ve bu verileri bilgisayar ortamında
modellediklerini belirtti. Vural, deney düzeneğinin bir
kişinin gerçekten sevilip sevilmediğini, o kişiye gerçekten
aşık olunup olunmadığının test etmek için de kullanılıp
kullanılamayacağının sorulması üzerine, “Bizler bilimsel
deneyler yapıyoruz. Buradan bir sonuca varmaya çalışıyoruz. Ama evet, bir kişinin aşkının gerçek olup olmadığını bir
takım deneylerle test edebiliriz. Yolun başındayız ancak akıl
okuyabilen bir modele doğru ilerliyoruz” diye konuştu.
Bir ağaç sizden bir
orman bizden
ODTÜ Geliştirme Vakfı 30. Yılında Bir Ağaç Sizden Bir
Orman Bizden Kampanyası ile ODTÜ dostlarını ODTÜ
ORMANI’nı geliştirmeye davet ediyor.
Kampanyayla ODTÜ 1 ve ODTÜ 3 ormanları içerisinde
yer alan (Ahlatlıbel ve Eymir gölü çevresi) bozuk orman
alanları, ağaçsız orman toprağı (OT) ve erozyona maruz
ağaçsız orman toprağı (OT–E) alanlarının ODTÜ ormanı
fonksiyonel amenajman planında yer alan ekolojik ve sosyal
fonksiyonlarına uygun, işletme amaçlarını daha iyi karşılayabilecek şekilde ağaçlandırılması ve rehabilitasyonunun
yapılması amaçlanıyor.
Nemrut heykellerine
nano koruma
UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası’ listesine
alınan Nemrut Dağı’nda bulunan tanrı heykelleri,
ODTÜ’nün gerçekleştirdiği “Kommagene-Nemrut Korum ve Geliştirme Programı” kapsamında sonbahardan
itibaren yağmur, kar ve nemden nano teknoloji kılıflarla
korunacak. Programın başkanlık görevini yürüten ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Neriman Şahin Güçhan heykellerin geleceğe aktarılmasıyla
ilgili şöyle konuştu:
“Nemrut Dağı’ndaki heykellerde iki uygulama yaptık. Öncelikle bakterili koruma heykeller üzerinde uygulandı. Hem laboratuarda hem de dağdaki uygulamalarda başarılı sonuçlar aldık. Bu yıl dağda denediğimiz nano teknoloji kumaşların
sonuçlarını da alacağız ve bu iki uygulama Nemrut Dağının gelecekte daha iyi
şartlarda korunabilmesi için çok büyük önem taşıyacak. Bu uygulamalar birbirlerine alternatif değil. Biri olursa, diğeri olmaz gibi algılanmamalı. Çünkü her iki
alternatifi birlikte uygulayacağız. Ekibimiz ve bilimsel danışma kurulumuz tüm
sonuçları aldıktan sonra hayata geçirilecek olan uygulamaya karar verecek. Uygulamanın taşların dolayısıyla da heykellerin korunmasına ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum. 2010 yılında bir bütün deneylerimizi tamamlamayı düşünüyoruz. Umuyorum ki bundan sonraki uygulamalarda; nano teknoloji ile üretilmiş
kumaşlardan hazırlanacak kılıflar bakteri üremesini engelleyeceğiz.”
Abdurrahman
Tarıkçı’nın ilk
solo albümü
“İmece” çıktı
ODTÜ’den lisans, yükseklisans ve
doktorasını alan Abdurrahman Tarıkçı,
yıllardır sürdürdüğü müzik çalışmalarına solo albümünü ekledi. Bütün
düzenlemeleri Tarikçi tarafından
yapılan albümde, anonim eserlerin yanı
sıra, Neşet Ertaş ve Saadettin Kaynak
gibi ülkemizin önemli bestecilerinin
eserleri de bulunuyor.
Albümde Türkiye’nin önemli virtüözlerinden Erkan Oğur, Erdal Erzincan,
Hüsnü Şenlendirici, Okan Murat Öztürk, İsmail Altunsaray, Hüseyin Yalçın
ve Uğur Önür konuk sanatçı olarak yer
alıyor.
9
HABER
Mürekkep’te buluştuk
Ocak ayı buluşmamız son dönemde
gençlerin en çok tercih ettiği mekanlardan biri olan Mürekkep’te gerçekleşti. Mekan seçimi de katılımcı profiline yansıdı; gençlerin ağırlıklı olduğu
bir gecede katılanlar geç saatlere kadar
eğlendiler. Şubat ayında ise yaklaşan
genel kurul sebebiyle de, konuşmanın
daha ağırlıklı olacağı bir mekan seçtik.
Ortaköy’deki radisson Blu BOshphorus
Otel’in muhteşem manzaralı lounge
lobby’sinde bu sefer de daha değişik bir
üye profilini ağırladık. Buluşmamıza
katılan üyeler tamamen bize ayrılan
bölümde ve ODTÜ’lülere özel ayrıcalıklarla paylaşımlarda bulunduk. Üyelerimizin de bildiği üzere aylık buluşmalarımızın genel formatı üyelerimizin
öncelikle birbirleriyle paylaşımlarda
bulunup, ilerleyen saatlerde de birlikte
eğlenebilmeleri üzerine kurulu.
Kültür ve lezzet turlarına başladık
Ocak ayı ile birlikte yeni bir etkinlik
serisine başladık. Kültür ve lezzet turu
adını verdiğimiz bu seri hemen her
yerinde gizli tarih yatan istanbul’u
daha fazla bilerek yaşamak ve bize
sunduğu lezzetleri keşfetmek üzerine
kurulu. Bölge bölge istanbul’u keşfedip, lezzetleri tadacağız. Ocak ayında
Fener’i gezip, ardından büryan yiyerek
DERNEK’TEN
Sortie’de yılbaşı
10
tamamladık. Şubat ayının hemen
sonunda ise Kapalıçarşı’yı gezip, deniz mahsülleri ve mezelerinin tadına
baktık. Planlanan turlar ise Beyoğlu
üzerine kurulu. Yaza kadar da bu
bölgeyi keşfetmiş olmayı planlıyoruz.
Bu etkinlikler o kadar ilgi gördü ki,
üyelerimizin talebi doğrultusunda
ikincisini yapmak zorunda kaldık.
HABER
“İş dünyasında ODTÜ’lüler”in konuğu
Ufuk Tarhan
İş dünyasında ODTÜ’lüler etkinliğine
Ufuk Tarhan’ı konuk ederek başladık.
Etkinliğe üyelerimizin ilgisi yoğundu
ve kısa sürede kontenjan doldu. Katılan üyelerimiz futurist konuğumuzun
yaptığı etkileyici sunumu izleme ve
ona sorular yöneltme şansını yakaladı.
Dernek merkezimizde gerçekleşen bu
etkinlik serisine önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz.
Karanlıkta dolaştık Geleneksel Jazz
geceleri
Geleneksel Jazz gecelerimiz ayın ortasında tüm jazzseverlere hitap edecek şekilde gerçekleşmeye devam ediyor.
Ocakta Şallıel Brassband, Şubat’ta Bora Çeliker Salıncak
Neşe ve Dans Orkestrası’nı, Nardis’te üyelerimiz ve diğer
caz severlerle buluşturduk.
Ocak ayında yaptığımız bir diğer etkinlik ise bizi hayal
dünyamızın sınırlarını zorlamaya teşvik eden Anish Kapoor
sergimizdi. Rehberimizin geniş bilgilendirmesiyle keyifli
bir sergi gezisi gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde de
benzer etkinliklerimiz devam edecek.
Nurgün Özdeş (IE ’79)
22 Şubat 2014 Cumartesi günü yine derneğin çok güzel
etkinliklerinden birine katıldık. Saat 13.45 te idi seansımız
ama biz 30 dakika önce oradaydık. İçeride ne ile karşılaşacağımızın merakı içinde herkes biraz da tedirgin çeşitli
tahminlerde bulunuyordu. Saat geldiğinde çok güzel planlanlanmış bir organizasyonun içinde olduğumuzu anladık.
Karanlığın içine doğru beyaz bastonlarımızla ilerlemeye
başladığımızda heyecan son haddindeydi. Ben karanlığı hiç bu kadar karanlık hayal etmemiştim ama yirmili
yaşlarında gözlerini bir trafik kazasında kaybetmiş sevgili
Necmi Bey’in önderliğinde inanılmaz bir deneyim yaşadık
hepimiz. Daha fazlasını yazmak istemiyorum, lütfen gidin
ve kendi deneyiminizi yaşayın.
11
HABER
Genel kurul sonuç bilgileri
ve görev dağılımı
Yönetim Kurulu
23 Şubat 2014 tarihinde düzenlenen 14.Olağan Genel Kurulu sonucunda
aşağıda isimleri belirtilen üyelerimiz dernek kurullarında görev almışlardır.
Yönetim Kurulu (Asıl)
Mehmet Ali Acartürk (MAN’78) - Başkan
Mustafa Emre Gözleveli (CP’02) - 2. Başkan
Yasemin Civelekoğlu (CHE’78) - Genel Sekreter
Suat Albayrak (ADM’87) - Sayman
Ece Koşu (CHE’10) - Üye
Cihan Ürtiş (MAN’99) - Üye
A.Nebil Göğüş (MAN’79) - Üye
Yönetim Kurulu (Yedek)
Haldun Naci Gülalp (ECON’72)
Nurgün Özdeş (IE’79)
Mehmet Rasgelener (ECON’78)
Z.Asuman Dener (PSY’88)
Onur Boybeyi (ME’91)
İlhan Gür (MATH’99)
Zeliha İlke Selvi (CENG’85)
Denetim Kurulu (Asıl)
Ümmüşen Gürsoy (MAN’79)
Özlem Soydaş (CHE’10)
Seçil Başkaya (SOC’03)
Denetim Kurulu (Yedek)
Nursen Tüzün (MAN’86)
Ahmet Asena (IE’78)
Melek Çelik (FDE’87)
Disiplin Kurulu (Asıl)
DERNEK’TEN
Feyzan Ali Aliefendioğlu (CHE’78)
Ali Torun (MATH’76)
Uğur Ayken (ME’76)
Disiplin Kurulu (Yedek)
Fatma Parlakol (CENG’98)
Halide Saniye Başaran (CE’71)
Gül Ergül (CP’74)
12
Mehmet Ali ACARTÜRK,
MAN’78, Başkan
1954 Eskişehir doğumludur. ODTÜ
İşletme Bölümü’nden 1978 yılında
mezun oldu. 1981 yılında AİTİA’ de
Bankacılık yüksek lisansını tamamladı. Çalışma hayatına Sümerbank
Genel Müdürlüğü’nde başladı.
Devlet Yatırım Bankası, Sabancı
Grubu şirketlerinden Sasa, Temsa ve Toyotasa’da yatırım, finans
ve mali işler yöneticilikleri yaptı.
2006 yılından bu yana Esselte Leitz
A.Ş. de Genel Müdür olarak devam
ediyor. 6 yıldır görev aldığı İstanbul
ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu’nda, Dernek Saymanı
görevine ek olarak, Burs Havuzu
Çalışma Grubu’na katkı sağladı.
Toplumsal konuları araştırmayi
seviyor. Öğrencileri ve gençleri
okumaya teşvik ediyor ve destekliyor. İnsanlara ve doğaya olan sevgisinin yanısıra toplumun kültürel ve
sosyal değerlerinin korunmasına
önem vermektedir. Ayrımcılığın
değil, fırsat eşitliğinin ve adil bir
gelir dağılımının oluşacağı toplum
özlemini korumaktadır.
Etik ilkeler uygulanmasını önemseyen, önce doğa, önce insan, önce
emek diyen ve bunları hayatın her
aşamasında gerçekleştirmeye çalışan yaklaşımlar içindedir.
HABER
Mustafa Emre GÖZLEVELİ,
CRP’02, II.Başkan
1978 yılında Sakarya’da doğdu. İlkokulu Sakarya’da okudu. Orta öğrenimini
Eskişehir ve Ankara’da tamamladı. 1996 yılında Ankara Atatürk Anadolu lisesinden mezun oldu. 2002 yılında ODTÜ Şehir ve Bölge planlama bölümünden
lisans derecesini aldı. Halen İTÜ endüstri ürünleri tasarımı bölümünde tez çalısmasına devam etmektedir. 2003 yılından bu yana kent mobilyası konusunda
Türkiye lideri bir kurum olan İSTON’da ürün tasarımcısı olarak çalışmaktadır.
Türkiye’de ve yurt dışında uygulanmış pek çok tasarım tescilli ürünleri bulunmaktadır. Kurumsal kimlik, sosyal medya gibi konulara ilgi duymaktadır. Son
üç dönemdir Derneğimiz Yönetim Kurulu üyesi sorumlulukları yanı sıra sosyal
komite çalışma grubunda etkin roller üstlenmiştir.
1955 İstanbul doğumludur. İlk ve orta öğrenimini İzmit, Kocaeli’de tamamladı. ODTU Kimya Mühendisliği’nden 1978 de Lisans, 1980 de Yüksek lisans
derecelerini aldı. 30 yıl İstanbul’da Burla Anonim Şirketi’nde çalıştıktan sonra
2012’de emekliye ayrıldı. Bu dönem içinde şirketin fotoğraf ve aydınlatma
bölümlerinde Teknik Satış Temsilcisi ve Bölüm Yöneticisi olarak çalıştı. Derya
ve Defne adlarında iki kızı var. Derneğimizde 10 yıldır çalışmalarını sürdüren
Edebiyat Kulübü’nün kuruluşundan itibaren faal üyesidir.
Yasemin CİVELEKOĞLU, CHE’78,
Genel Sekreter
1987 ADM mezunu. İş Bankası, Koçbank, Garanti Bankası, Denizbank gibi
bankaların yurtiçinde ve yurtdışındaki birim ve merkezlerinde çeşitli üst düzey
görevlerde bulundu. Şu anda Finanssoft isimli yazılm & entegrasyon hizmetleri sağlayan firmanın ortak ve yöneticisidir. Önceki dönemlerde İstanbul ODTÜ
Mezunları Derneğinde yönetim kurulu ve yayın kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.
Suat ALBAYRAK, ADM’87,
Sayman
Ece KOŞU, CHE’10,
Üye
1987 yılında İstanbul’da doğdu. ODTÜ Kimya Mühendisliğinden 2010 yılında
mezun oldu. Okul yılları boyunca başta briç topluluğu olmak üzere pek çok
toplulukta çalıştı. 2008-2009 eğitim yılında mühendislik fakültesi öğrenci
temsilciliği, 2009-2010 eğitim yılında da ÖTK Başkanlığı yaptı. Bu esnada
mezunlar derneği ile yakın çalışmaları oldu. 2010 yılından beri sağlık sektöründe satış ve pazarlama alanında calışmaktadır. 2014 yılı itibariyle GC
Aesthetics firmasında Rusya, CIS, Türkiye, Orta Doğu ve Afrika pazarlarından
sorumlu pazarlama koordinatorü olarak calışmaktadır.
13
HABER
Cihan Ürtiş, MAN’99, Üye
Nebil GÖĞÜŞ, MAN’79,
Üye
Haldun GÜLALP, ECON-STAT’72,
Yedek Üye
Zeliha İlke SELVİ, CENG’85,
Yedek Üye
14
1976 Eskişehir doğumlu, 1994 Eskişehir Anadolu Lisesi, 1999 İşletme mezunudur. ODTÜ’deyken 2 dönem ADT yönetimlerinde bulunmuş, iş hayatına da öğrencilik yıllarında yarı zamanlı olarak İş Bankası’nda başlamıştır.
Mezuniyet sonrası 10 yılı aşkın süreyle Sarar Giyim-Eskişehir’de çalışmıştır.
2011 Ağıstos’ta, Dış Ticaret- Tedarik Zinciri Direktörü iken “kısmen emekli”
olarak ayrılmıştır. 2002’den bu yana Eskişehir ve Çevresi ODTÜ Mezunları
Derneği’nde çeşitli görevler almıştır. İş hayatına 1 sene mola verdikten sonra
2013 Ocak’ta yine Eskişehir’li Peyman Kuruyemiş’in İstanbul Merkezi’nde
İhracat İş Geliştirme Müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. İlgi alanları seyahat etmek, şiir, deneme türü kısa yazılar yazmak, sporda masa tenisidir.
1956 G.Antep doğumludur. İlk öğretimini G.Antep ve İskenderun Lisesi’nde
tamamladı. 1973 yılında Adana’da bulunan şimdilerde Çukurova Üniversitesi olan Makine Mühendisliği Bölümünde bir yıl okudu. Müteakip yıl ODTÜ
İşletme Fakültesini kazandı ve 1979 Kasım döneminde mezun oldu.
1980 yılında Karadeniz Ereğli Demir Çelik Fabrikaları’nda Dış Satınalma Uzmanı olarak iş hayatına başladı. Askerlik sonrası, renkli TV başladığı dönemlerde Bekoteknik’te ithalat ve satın alma birimlerinde görev aldı. 1985 yılında
Dış Satın Alma Şefi olarak Akçansa’ya geçiş yaptı. Yatırım Projeleri ve Sermaye Yatırımları Planlama uzmanı(CAPEX) olarak görev yaptıktan sonra 2004
yılında emekli oldu. 2005-2011 yılları arasında ise T.Tekstil Terbiye Sanayicileri Derneği(TTTSD) Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Eşi Serap Aybar
Göğüş’de ODTÜ Matematik’82 mezunu olup İrem isimli bir kızları vardır.
ODTÜ Ekonomi bölümünde lisans ve yüksek lisans ardından, İngiltere’de
Manchester Üniversitesi’nde İktisadi ve Toplumsal Çalışmalar yüksek lisansı,
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İktisat doktorası ve ABD’de
Binghamton Üniversitesi’nde Sosyoloji doktorası yaptı. 1979-1982 yılları
arasında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde öğretim görevlisi
olarak çalıştı. YÖK’ün kurulmasının ardından ODTÜ’den ayrıldı ve akademik
kariyerini ABD’de sürdürdü. 1996 yılında Türkiye’ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde göreve başladı. 2005 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümüne geçerek bu üniversitede
Küresel İncelemeler Merkezini kurdu. Bu arada Northwestern, UCLA ve Oxford
dahil olmak üzere çeşitli uluslararası üniversitelerde misafir profesörlük yaptı.
Halen YTÜ’deki görevini sürdürmekte olan Haldun Gülalp’in çok sayıda ulusal ve uluslararası kitap ve makale yayınları vardır. İstanbul ODTÜ Mezunları
Derneği’nden önce, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği yönetiminde görev aldı.
1962 Manisa doğumludur. İlk ve orta öğretimini İzmir’de, liseyi Ankara Cumhuriyet Lisesinde tamamladı. 1985 yılında ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında THBT’de (Türk Halk Bilimleri
Topluluğu) halk oyunları çalışmalarına katılmıştır. Mezuniyet sonrası Türkiye
İş Bankasında çalışmaya başladı ve 2013 yılında emekli oldu. Şu anda Vizyon
Yazılım Şirketi’nde danışman olarak çalışmakta olan Selvi, evli ve iki kız çocuk
annesidir.
HABER
Nurgün ÖZDEŞ, IE’79,
Yedek Üye
1956’da Ankara’da doğdu. 1979’da ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ilk olarak Milli Prodüktivite Merkezi’nde uzman
olarak çalıştı. 1982’de Türkiye İş Bankası A.Ş.’nde Organizasyon ve Metod
Uzmanı olarak göreve başladı. Aynı kurumun Bilgi İşlem Müdürlüğü’nde
Grup Müdürü ve 2008-2012 yılları arasında İnsan Kaynakları Faaliyetleri
Destek Müdürü olarak görev yaptıktan sonra 2012’de emekli oldu. Üniversite eğitimi süresince ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu’nda halk oyunları,
halk müziği ve seyirlik köylü oyunları çalışmış ve çeşitli yöre araştırmalarına
katkıda bulunmuştur. Bu faaliyetlerine halen fırsat buldukça devam etmekte,
doğa yürüyüşlerine ve gezilerine katılmakta, kayak yapmaktadır. 1999-2001
yılları arasında ODTÜ Mezunları derneği Burs Komitesi çalışmalarına katkıda bulunmuş, 2006’dan bu yana İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim
Kurul’larında görev almış, çeşitli komitelerde sorumluluklar üstlenmiştir.
Zeynep Asuman DENER,
PSY’88, Yedek Üye
1988 ODTÜ Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesinde
Modern Yönetim Teknikleri yüksek lisansı yapmıştır. Bankacılıkta önemli şubelerin yöneticiliğini üstlendikten sonra kariyerini değiştirme kararı vermiş
ve profesyonel yaşamına Derneğimizde devam etmiştir. Eşzamanlı olarak son
5 yıldır yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda önemli isimden Çift ve Aile İlişkileri Terapisi ve Koçluk eğitimi almıştır. Halen ReVera Danışmanlık bünyesinde,
çalışan ve ekip koçluğu projelerine liderlik etmekte, koçluk/danışmanlık yapmakta, Pozitif Etki® Çatışma Yönetimi grup çalışması ve eğitimleri vermektedir. Bireyin yaşam değeri ve kadının çalışma hayatındaki yeri ile ilgili çalışmalar özel ilgi alanlarıdır. Etkin bir hayvansever ve yardım gönüllüsüdür.
Onur BOYBEYİ, ME’91,
Yedek Üye
1991 yılında ODTÜ Makine Mühendisliği mezun oldu. Bir süre ABD ‘de kaldı.
Otomotivde kariyer yaptı. Sırasıyla Mercedes satış danışmanlığı, Doğuş Otomotivde (VW -AUDI) Ulusal Müdürlük, Direktörlük ve Plaza Genel Müdürlüğü yaptı. Daha sonra ulaştırma sektöründe VARAN Turizm Genel Müdür
Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü görevlerini ve aynı zamanda TOFED üyeliğini yürüttü. Sonrasında Arthur Miller Real Estate Genel Müdürlüğü görevini
üstlendi. Şu anda BOYBEYİ Kişisel Gelişim AKADEMİSİ ‘nin kurucusu ve
başkanıdır. Fütüristler Derneği üyesi ve aynı zamanda İstanbul ODTÜ’lüler
Fütüristler Kulübü kurucusu ve başkanıdır. Evli ve iki çocuk babasıdır.
İlhan GÜR, MATH’99,
Yedek Üye
1972’de Eskişehir’de doğan İlhan GÜR, Eskişehir Anadolu Lisesi’nden mezun
oldu. 1990’da ODTÜ Matematik bölümünde öğrenimine devam etti. Henüz
mezun olmadan özel ders vererek öğretmenliğe adım atan GÜR, aynı yıllarda
bir grup arkadaşını da yanına alarak özel ders bürosu oluşturdu. 1999’da Gazi
Üniversitesi’nden “Pedagojik Formasyon” aldı. İlk dershanesini 2002’de,
ikinciyi ise 2004’te yine Ankara’da kurdu. Bilecik’te 3. ve 4. dershanelerini
kuran GÜR, 2008’de sektörden ayrıldı. Üniversite yıllarında konu anlatımlı test
kitapları ve soru bankası kitapları yazarlığını sürdüren GÜR, Aralık 2009’dan
itibaren İstanbul’da çalışmalarına devam etmektedir. Kitap okumaktan, tiyatro
izlemekten hoşlandığı gibi, doğa yürüyüşleri, tüplü dalış yapan GÜR, 1 çocuk
babasıdır. Halen İstanbul’da özel matematik ve geometri dersleri vermektedir.
Bunun yanı sıra Tercüme ve Danışmanlık üzerine firmaları ile ticari hayatına
devam etmektedir.
15
BİR ODTÜ’LÜ
Ayşegül Gürerk:
Kalbi eğitmeden dönüşüm de
olmuyor...
Farklı görüşten ve yaşam tarzlarından kişi ve kurumları bir araya getirerek, “öteki”ni
dinlemeyi ve anlamayı, alternatif çözümler geliştirmeyi amaçlayan “Ortak İdealler”
platformunun kurucusu Ayşegül Gürerk, kariyer öyküsünü bizimle paylaştı.
Söyleşi: Nurgün Özdeş (IE ’79)
SÖYLEŞİ
Bize kısaca kendinizden ve eğitim
hayatınızdan bahseder misiniz?
Ben on iki yaşıma kadar Amerika’da
yaşadım. Babamın görevi, biraz da
Amerikan rüyası, hayali nedeniyle
ilkokula Amerika’da başladım ve bitirdim. Döndüğümüzde Türkçem çok zayıftı, TED Ankara Koleji’ne başladım.
Böylece çok güzel arkadaşlıklar kurdum, Türkiye’ye alıştım. Sonra tabii
ki üniversite yarışına ben de katıldım.
Üniversite sınavında tek bir hedefim vardı, ODTÜ’ye girmek. Aslında
İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde
gelip okumak istiyordum. Fakat en
yakın arkadaşım ODTÜ’yü kazanınca onunla birlikte olabilmek için hiç
düşünmeden ODTÜ’ye yöneldim.
ODTÜ’ye girişim 1985.
16
BİR ODTÜ’LÜ
Hala görüşüyor musunuz bu arkadaşınızla?
Tabii ki… Arzu ODTÜ İşletme
Bölümü’nü, ben de Eğitim Fakültesi’ni
kazanmıştım. Zaten ODTÜ büyük bir
efsaneydi bizim için. Çünkü ağabeylerimiz, ablalarımız vardı 80’ler öncesinde ve o zamanlardan beri hep duyardık aile dostlarımızdan. ODTÜ’de
öğrencilik, sadece öğrencilik değildi,
aktif öğrencilik vardı. Bu arada okula
başlar başlamaz ODTÜ Hentbol Takımına da girdim. Takım içinde hareket
etmek, bir takımın parçası olmak ne
demekmiş o kadar iyi anlıyorsunuz
ki böyle takım oyunlarında. Diğer
taraftan okulumuz da öyle güzel
harmanlıyor ki insanı… Öyle bir ruh
haline giriyorsunuz ki birden bire
geçmişiniz siliniyor sanki ve ODTÜ’lü
olmanın verdiği sorumlulukla hareket
etmeye başlıyorsunuz. Sonrasında
çok net gördüm ki bu değişim hayatımın diğer taraflarına da gayet güzel
yansıdı. Hayatımın en doğru kararlarından birini almışım. Arkadaşıma da
teşekkür ediyorum bu vesileyle, onun
sayesinde ODTÜ’lü oldum.
Mezuniyet sonrası?
ODTÜ’den mezun olduktan sonra,
mesleğimle çok da alâkalı olmayan
birkaç başka iş yaptım ama baktım ki
eğitim fakültesi mezunuyum, İngilizce öğretmenliğini bir deneyeyim
dedim. Önce Bilkent Üniversitesi’nde
başladım, çok da sevdim. Sonra on
sene üniversitelerde hocalık yaptım,
Bilkent’de İngilizce-Türkçe çevirmenlik bölümünün kurucularındanım.
Daha sonra eşimle birlikte New York’a
gittik, orada Pace Üniversitesi’nde
eğitim yöneticiliği üzerine yüksek
lisans yapmaya karar verdim, çünkü Türkiye’de olmayan bir eğitim
dalıydı. Onu da bitirip geldikten sonra
İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde
öğretim görevlisi olarak çalıştım
fakat beni çok fazla tatmin etmedi
ve British Council’da eğitim müdürü
olarak çalışmaya başladım, sonra da
Türkiye’den sorumlu sınav bölümünün müdürü oldum. Yedi sene bu
görevi üstlendim ama bir şeyler yine
beni kurcalamaya başladı, yine rahat
duramadım. Kendi kariyerimdeki
başarılar beni tatmin etmemeye başladı. Bu arada Common Purpose diye
bir liderlik hareketinden haberdar
oldum.
Bu yola nasıl girdiğinizi öğrenmek
isteriz tabii ki…
Bir sürü insanda oluyor zaten bu öyle
kırklı yaşlara yaklaştığınız zaman.
Ben de o zamanlar huzursuzlanmaya
başladım. Böyle zamanlarda kimisi
briçe yöneliyor, kimisi derneklere
yöneliyor, çok farklı farklı konulara
yönelebiliyor insanlar o yaşlarda.
Ben de böyle bir dönemde haberdar
oldum, yurt dışında Common Purpose
diye birbirlerinden çok farklı liderlerin, yöneticilerin her şeye rağmen bir
araya geldikleri ve kendilerini değiştirmeden, farklılıklarını koruyarak
güçlerini birleştirdikleri ve güçlerini
birleştirdiklerinde de toplumda fark
yaratacak aktiviteler, projeler gerçekleştirdikleri programdan ve neticede
gittim, eğitimini aldım, çok etkilendim.
Ne kadar eğitim aldınız bu konuda
ve tabii ki bu programı Türkiye’ye
uyarlamaya nasıl karar verdiniz?
Bir sene boyunca her ay yurt dışına
çıkıp bu eğitimlere bizzat katıldım.
İngiltere’ye, İrlanda’ya, Hollanda’ya
gittim. Nasıl oluyor da, birbirleriyle aynı odada bile olmak istemeyen
insanlar anlaşmaya, aralarındaki
duvarları yıkmaya başlıyorlar, nasıl
oluyor iş birliği yapabiliyorlar bunları
görmek ve bunları deneyimlemek
bana çok büyük fayda sağladı ve bunu
Türkiye’ye getirmek istedim.
Önce değişik tepkiler aldım, zaman
zaman moral bozukluğu yaşasam da
birkaç vizyoner lider sayesinde bu işe
kalkıştık. Neden çok istedim çünkü
Türkiye’de gerçekten kutuplaşmalar
çoğalmaya başlamıştı. Gerçi bugün
artık kutuplaşma bile diyemiyoruz…
resmen ikiye üçe ayrılmış durumdayız. Eskiden daha flu idi, o bile beni
rahatsız ediyordu. Türkiye’de görüyordum ki birbirimize, saygılı davranıyorduk ama kimse kimseye saygı
hissetmiyordu ya da hissedemiyordu… Özellikle de eğitimliler arasında.
Bu da çok üzücü bir durumdu. Bu top-
“Hedefimiz aralarında fikir
ayrılığı olan, farklı eğitimler
görmüş, farklı mahallelerde
oturan, farklı yaşam tarzları
süren, farklı partilere oy veren,
farklı dini inançları olan ve
tek ortak yanları İstanbul’da
yönetici olan kişileri bir araya
getirmek.”
lumun içerisinde sevsek de sevmesek
de bir aradayız ve toplum yararına iş
birliği yapabilmemiz, toplumda fark
yaratabilmemiz için illa ki her konuda
anlaşmak zorunda değiliz ama bu birbirimizden nefret etmemiz anlamına
da gelmiyor. İşte Common Purpose
yani bizdeki adıyla “Ortak İdealler”,
bu duvarları yıkmaya çok müsait bir
program. Bu programı Türkiye’ye
nasıl uyarlayabiliriz diye düşünürken
dernek yapalım dedik. Programın
yapısına uyumlu olabilmesi için
derneğin üyelerinin de birbirlerinden
çok farklı insanlar olması için uğraştık. Kimi ekonomi sektöründe, diğeri
otelcilikte, kimi Nasuh Mahruki gibi
bambaşka bir alanda, kimi o zamanlar
vali yardımcısı, biri mimarlık üstüne
ödüller alan dünyadaki sayılı mimarlardan Han Tümertekin olmak üzere
çok farklı sektörlerden farklı insanları
ikna edip bir araya getirerek Ortak
İdealler Derneği adı altında derneğimizi kurduk. O dönemde ODTÜ’lü
arkadaşlarım , Akın Öngör, Hakan
Ateş, Korel Göymen gibi büyüklerim
bana çok destek oldular.
Programın temel özellikleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Farklı sektörlerden, farklı düşünce yapılarında
insanları nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Hedefimiz aralarında fikir ayrılığı
olan, farklı eğitimler görmüş, farklı
mahallelerde oturan, farklı yaşam
tarzları süren, farklı partilere oy
veren, farklı dini inançları olan ve
tek ortak yanları İstanbul’da yönetici
olan kişileri bir araya getirmek. İster
ilkokul mezunu olsun taksi durağının
17
BİR ODTÜ’LÜ
cılarının bütçelerine göre değişiklik gösterebiliyor. Programımızda
eğitmen yok. Eğitmen herkes, herkes
birbirini eğitiyor, öğretiyor ve herkes
birbirini dinlemek zorunda kalıyor.
Bu arada insanlardaki en büyük iletişim probleminin dinlemeyi bilmemek
ya da yanlış dinlemek olduğunu da
gözlemliyoruz. Yani dinliyorlar da
karşısındakini anlamaya çalışmak
yerine, nasıl cevap verebilirim diye
dinliyorlar. Ama zaman içerisinde
doğru dinlemeye geçiş oluyor tabii.
Aslında birbirlerine öğretiyorlar.
“Her modülde bambaşka
deneyimler yaşanıyor. Mesela
büyük bir holdingin boğazdaki
ofisinde toplantı yapıyoruz,
kamu ve sivil toplum
kuruluşlarının yöneticileri çok
etkileniyorlar, ama bir yandan
da çok rahatsız oluyorlar, alışık
olmadıkları ortam. ”
başında olsun, isterse profesör olsun, doktoralı ve beş dil bilen olsun.
Önemli olan belli bir grubun yöneticiliğini yapan ve belli bir güce sahip
birisi olması. Bu yapıdaki insanları
bir araya getiriyoruz ve onları interaktif bir eğitimden geçiriyoruz, öyle
ki her koşulda birbirlerini dinlemek
zorunda kalıyorlar, birbirlerini
anlamaya çalışıyorlar. Aslında eğitim
diyoruz ama bu bir akıl eğitimi değil,
zaten bu insanlar akıl eğitimlerini
tamamlamış, yönetici olmuş, alanlarında her şeyin doğrusunu iyisini
bilen kişiler. Bizim yapmaya çalıştığımız şey kalbi eğitmek. Çünkü kalbi
eğitmeden sadece aklı eğitmekle bir
yere varılmıyor. İnsanlar harekete
geçmiyor. Tabii dönüşüm de olmuyor. Kişilere sorsanız “duvarların
örülmesi, kutuplaşma, çok iyi bir
şeydir” kim der ki… kimse demez.
Ama gel gör ki, yaşam tarzında bunu
uyguluyorlar...
18
Eğitim programımızın adı Meridyen.
Özel sektörden, kamudan ve sivil
toplum kuruluşlarından ve sadece
yöneticilere yönelik. En çok dikkat
ettiğimiz konu bağımsızlığımızı
korumak zorunda olduğumuz. Hiçbir
ideolojiye, hiçbir kuruma bağlı olmadığımız için bağımsız kalmak için de
her oluşumdan aynı mesafede uzaklıkta duruyoruz.
Yedi aya yayılmış ve çeşitli modüllerden oluşan bir program uyguluyoruz.
Katılımcı yöneticilerimizin kendi
yoğun iş tempolarına göre seçmeli
olarak planladıkları ve ayda en çok bir
buçuk günlerini ayırmaları gereken
bir program bu. Program süresince
farklı kurumları ziyaret ediyoruz; bir
gün Darülaceze’de, bir gün Emniyet
Müdürlüğü’nde, bir gün Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon
Merkezi’nde, bir gün bir holdingte,
başka bir gün bir hastanede, 112
Acil’de, bambaşka yerlere götüre götüre insanları konfor alanının dışına
çıkartıyoruz, maskelerini indirmeye
mecbur ediyoruz ve onların kendilerini öteki hissetmelerini sağlıyoruz.
Her programımızda farklı bir grup
kendisini öteki hissediyor. Sonuçta
da hepimizin aslında öteki olduğu, ya
da hiç birimizin öteki olmadığı ortaya
çıkıyor.
Eğitim bedeli de kamu, özel sektör
ve sivil toplum kuruluşları katılım-
Program tamamlandığında katılı
mcılar kendilerindeki değişikliği
fark etmiş olarak ayrılıyorlar mı?
İlk başta üç boyutlu bir değişim
yaşanıyor burada. En çabuk hissettikleri kendilerini daha iyi tanıyorlar
ve köşeleri biraz törpülenmiş oluyor.
Çünkü bakıyorlar bir gün bir insanla bir yere gidiyorlar ve onlara tabu
olan bir konu tartışıyorlar. Mesela
din insanları ayırır mı, birleştirir mi?
Tartışırlarken zıt fikirler nedeniyle
birbirlerine çok sinirlenebiliyorlar.
İki hafta sonra aynı kişilerle birlikte
Altı Nokta Körler Vakfı’na gidiyoruz, o
iki hafta önce çok kızdığı kişi ile beraber gözleri doluyor, şaşırıyor. Bundan
bir ay sonra aynı kişiyle yan yana oturup Down sendromlularla perküsyon
çalışması yapıyor. Şimdi devreler iyice
karışıyor. Sonunda bir bakıyor ki sürdürülebilir bir ilişkisi olmuş. Böylece
kişilerde esneklikler oluşuyor, kişisel
değişim oluyor. Hedeflerini, değişiklikleri ve neler yapabileceklerini
görüyorlar. Yöneticilerimiz kendileri
bile şaşırıyor bazen kendi değişimlerine… Bu güne kadar ne kadar kapalı ve
kısıtlı yaşıyormuşum diyen yöneticilerimiz oldu mesela…
Her modülde bambaşka deneyimler
yaşanıyor. Mesela büyük bir holdingin
boğazdaki ofisinde toplantı yapıyoruz,
kamu ve sivil toplum kuruluşlarının
yöneticileri çok etkileniyorlar ama bir
yandan da çok rahatsız oluyorlar, alışık olmadıkları ortam. Sonra İstanbul
Valiliği’ne gidiyoruz, valiyle birlikte
bir modül yaptığımızda kamudaki
yöneticilerimiz çok rahat oluyor bu
BİR ODTÜ’LÜ
sefer özel sektör yöneticilerimiz
farklı duygular yaşamaya başlıyor.
Grubumuzu genellikle kişisel olarak
ulaşılması zor olan yerlere götürüyoruz. Mesela emniyet müdürlüğü
ile cinayet olay yeri inceleme bürosuna, 112 Acil Çağrı Merkezi ya da
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin
Afet Koordinasyon Merkezi’ne
gidiyoruz.
Buralarda da genellikle orayla ilgili
ya da o günkü konumuzla ilgili bir
konuşmacımızın da samimi olarak
bizimle sohbet etmesini sağlıyoruz.
Örnek vermek gerekirse Modüllerimizden birisi “Gücümüzü Nereden
Alırız”. Bir lider, yönetici, gücünü
nereden alıyor. Dininden mi, eğitiminden mi, soyadından mı, cinsiyetinden mi alıyor?
Siz gücünüzü nerden aldınız?
Ben gücümü ODTÜ’den aldım,
kolejden aldım. O kadar çok kolejli
ve ODTÜ’lü var ki bu ikisi birbirinin devamıdır Ankara’da ve ben
Ankara’lı olmanın farklılıklarını çok
yaşıyorum. İstanbul’a ilk geldiğim
zaman, İstanbul’lu bir arkadaşıma
yakınmıştım. Ben dayanamıyorum
sizin bu İstanbul’unuza, burası
Bizans İmparatorluğu mu, ben
burada yapamayacağım diye… O da
bana dönüp demişti ki “bak Ayşegül
sen daha yeni geldin İstanbul’a, biz
İstanbulluların en çekindiğimiz
insanları kimler biliyor musun,
İstanbullulaşmış Ankaralılar”. “Neden” dedim, “çünkü siz Ankara’nın
disiplinini, bürokrasisini, adabını,
ahlakını çok iyi bilen insanlarsınız
bir de İstanbul’a ayak uyduruyorsanız işte sizi o zaman kimse
yıkamaz, bir bak bütün üst düzey
yöneticilerin hepsi Ankara geçmişli,
Ankara’da üniversitede okumuş ve
genellikle de ODTÜ’lü İstanbul’a
gelmiş insanlar oluyor”. Böyle işte…
Ortak İdealler’i kurarken de, kendi
iletişim ağım üzerinden ODTÜ’lü
arkadaşlarımı arayarak, hatta biraz
tatlı tehditlerle çok yol aldık. İlk
iki Meridyen grubumuzun bazı
katılımcıları benim arkadaşlarımdı
açıkçası.
Meridyen programından mezun olan
liderlerinizi bir arada tutmayı nasıl
başarıyorsunuz?
Bugüne kadar toplam 372 kişi mezun oldu eğitim programlarımızdan.
Hepsi sanal ortamda kendi dönemleriyle iletişim halindeler, e-posta
grupları var. İngilizce bilen yöneticilerimiz yurt dışındaki bütün Common Purpose mezunlarıyla bir araya
gelebilirler. Bir de sene içerisinde her
türlü farklılığa hitap edebilecek sosyal
aktivitelerimiz var. Herkesin bir
şekilde birbiriyle olmak için esneyerek bir araya geldiği farklı ortamlar
yaratıyoruz ki bunun da farklılığımızı yansıtmasını istiyoruz. Bunun
dışında da, mezunlarımızın aralarında
yaptıkları proje toplantıları var. Hem
katılımcılarımız, hem mezunlarımız
çeşitli sosyal sorumluluk projeleri
gerçekleştiriyor. Mesela şu an Gayrettepe Metro İstasyonu’nda sürdürülen
“Karanlıkta Diyalog” projesi bizim
mezunlarımızdan bir kısmının gayretleriyle gerçekleştirilmiştir.
Her bir mezunumuzun farklı bir gücü
var. Herhangi bir konuda yardım
ihtiyacı olduğunda veya toplum için
bir proje olduğu zaman hepsi diğerinin telefonun ucunda olduklarını
biliyorlar.
Bugünün gençlerine, geleceğin yöneticilerine, liderlerine ne önerirsiniz?
Nasuh Mahruki’nin kitabında yazan
bir cümle benim için çok değerlidir,
“hedef belirlemek” hedefin olmalı.
İnsanların tutkularını bulmaya çalışmaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü eğer gerçek tutkunu bulursan bir
şekilde seni zaten hedefine de yönlendiriyor. İnsanın içine dönüp sorması
lazım, benim tutkum ne? Gerçekten
de ben içime dönüp sordum, benim
tutkum ne diye ve cevabım şuydu:
benim tutkum insanlara köprü vazifesi görmek, birleştirmek. O yüzden
hayatımın işini yapıyorum, birleştiriyorum. Herkese gelin burada buluşun,
uçlarda durmayın, dokunun o uçlara
diyorum sonra ben çekiliyorum.
Gençlere de diyorum ki hayat başarısı
için iki şey var: birincisi, küçük küçük
“Eskiden ‘gelişim ihtiyacı olan,
zayıf yönlerini geliştir, kendin
yapamıyorsan eğitimini al’
diyorduk. Artık bu değişti. Şimdi
‘hangi konuda iyiysen o konuda
ilerle, senin zayıf yönlerin
başkalarının güçlü yönüdür’;
‘sen güçlü yönüne yönel, güçlü
yönünde ilerle, orada fark yarat’
diyorum.”
hedefler belirlemek ki bunlar bir
büyük hedefin alt kırımları da olabilir;
ikincisi, içlerine dönüp “benim kalbim neye karşı oynuyor, tutkum ne?”
diye sormak. Annenin babanın söylediği değil senin kalbin neye titriyor
onu bulabilmek… O tutku seni zaten
hedefine doğru yönlendirecektir.
Bir de eskiden “gelişim ihtiyacı olan,
zayıf yönlerini geliştir, kendin yapamıyorsan eğitimini al” diyorduk. Artık
bu değişti. Şimdi “hangi konuda iyisen o konuda ilerle, senin zayıf yönlerin başkalarının güçlü yönüdür”; “sen
güçlü yönüne yönel, güçlü yönünde
ilerle, orada fark yarat” diyorum.
Temel olarak ODTÜ’lülükten geldik
buraya ve bizi bir araya getiren de
İstanbul ODTÜ Mezunlar Derneği.
Son olarak ne söylemek istersiniz
bize?
Ben ODTÜ’ye girene kadar olan
bitenin çok da farkında olmayan bir
genç kızdım. Gerçek hayat benim için
ODTÜ’de başladı. Homojen bir gruptan oraya geldim, bütün arkadaşlarım
kolejliydi, aynı tip ailelerin çocuklarıydık ve ODTÜ’ye girdiğimde adeta
gözüm açıldı, oradaki arkadaşlarımın
çeşitliliği ile ufkum genişledi. Ondan
sonra da yavaş yavaş o farklı arkadaşlarımla da iş birliği yapmak zorunda
kaldıkça iletişim becerilerim gelişti.
Çünkü Anadolu’dan gelen arkadaşımla benim konuştuğum dil bile farklı
olabiliyordu. Birbirimize uyumlanmamızı sağlayan, beni hayata hazırlayan
yer ODTÜ’dür. Bu duygularla da ilk
günden beri İstanbul ODTÜ Mezunlar
Derneği’nin de üyesiyim.
19
İÇİMİZDEN BİRİ
Gamze Cizreli:
ODTÜ hayalimdi
“Babam ve ablam doktor olmasına rağmen ben ailenin aykırı kızı olarak hep turizm otelci
olmak isterdim” diyen Gamze Cizreli, hayallerinden vazgeçmemiş olmanın mutluluğunu
SÖYLEŞİ
yaşıyor.
ODTÜ İşletme Bölümüne girişiniz
nasıl oldu?
Lise yıllarımda en büyük idealim
ODTÜ İşletme’ye girmekti. Sınavda
oldukça iyi bir puan aldım. Çok iyi özel
üniversitelere burslu girebilmeme
rağmen hayat tarzı ve duruşu ideallerime çok yakın olan ODTÜ’yü tercih
etmekte hiç tereddit etmedim.
20
Bu dönemi bugün nasıl hatırlıyor ve
bahsediyorsunuz?
ODTÜ’nün sosyal ve siyasi duruşunun yanında, İdari Bilimler Fakültesinin o renkli, dinamik ve eğlenceli
ortamında geçirdiğimiz günler, hayatımın en keyifli dönemiydi. Özellikle
rahmetli Muhan Hocam ve Ahmet
Acar döneminde, onların desteğiy-
le hayata hazırlanmak gerçekten bir
ayrıcalıktı.
ODTÜ’de öğrenci olmak, size ne
kazandırdı?
Açıkçası ODTÜ’de verilen eğitimin,
reel hayat ve iş hayatının çok da içinde
olmadığını, güncellikten biraz uzak
olduğunu düşünüyorum. Fakat gerek
İÇİMİZDEN BİRİ
akademisyenlerin tarzları ve hayata
bakış açıları, gerek edindirdiği dostluklarla ODTÜ’nün insana yepyeni bir
hayat görüşü sağladığı kesin.
proje, hem fikri hem maddi yatırımı
kolaylıkla bulabiliyor. Yani günümüzde
girişimci olmak, bizim zamanımıza
kıyasla, çok daha kolay!
Size “Büyüyünce ne olacasın Gamze?” diye sorulduğunda ne cevap
verirdiniz?
Babam ve ablam doktor olmasına rağmen ben ailenin aykırı kızı olarak hep
turizm otelci olmak isterdim.
Bigchefs’de bugün kaç kişi çalışıyor?
İşletmenizde çalışanlar için hangi
değerleri vazgeçilmez bulursunuz?
Big Chefs’lerde bugün 1300’ün üzerinde bir ekiple, yılda 2.8 milyon ziyaretçi
ağırlıyoruz. Açıldığımız ilk günden
beri en çok üzerinde durduğum konu;
heyecanlı, işi bilen, işini seven, asla
“hayır ve yok” demeyen, detaycı, amatör ruhlu profesyonel bir ekip.
Ekşi Sözlük’te hakkınızda yazılanlardan biri de şu: “ODTÜ’de girişimcilik dersi verdiği öğrencilerine,
“Akşam saat 6’da evime giderim,
pazarları çalışmam, cumartesi
öğleden sonra işten çıkarım, geceleri
rahat uyuyayım diyorsanız derslere
gelmeyin.” diyen kadındır. Bu sözler
size ait midir?
Evet aynen öyle! İlk dersimde öğrencilere şu soruyu sordum: “Gece yastığa
başınızı koyup rahatça uyumaktan
vazgeçebilir misiniz?” Evet diyenlerle devam ettik derslere. Çünkü bir
girişimci yastığa başını koyduğu anda
aldığı riskleri, borçlarını ve yarın nasıl
fark yaratacağını düşünür. Öncelikle
bunu kabul etmeyi ve başarmak için
bazı şeylerden vazgeçmeyi öğrettim
onlara.
Günümüz genç nufüsunun girişimci
olabilmesine imkan tanıyan fırsatları ve engel oluşturabilecek riskleri
kendi döneminizin koşullarını da hatırlayarak nasıl değerlendirirsiniz?
Kadın girişimcilerin her sektörde
genel olarak yaşadığı en büyük sorun
sermayeye ulaşmak.
Bankacılık sisteminde teminatsız kredi almanın imkansız olduğu
Türkiye’de, kadının üzerine gayrimenkul yatırımı da kolay kolay yapılmıyor
ne yazık ki! Ben de Big Chefs’i kurarken sermayeye ulaşmakta zorlandım.
Fakat son yıllarda kadına yönelik pozitif ayrımcılıkla, bankalar ve devletin
ortaklaşa oluşturduğu fonlar ve artan
‘Melek Yatırımcılık’ kavramı ile girişimcilik maddi olarak daha çok teşvik
ediliyor ve destekleniyor. Öbür taraftan; girişimcilik okullarda ders olarak
okutuluyor, mentörlük programları
ve artan iletişim koşullarıyla iyi bir
Bugün başarılı olmamızda böyle bir
ekip olmamızın payı çok büyük.
Bugün sizi ne yapmak rahatlatıyor?
Nasıl eğleniyorsunuz?
Oğullarımla birlikte seyahat etmek
en büyük tutkum. Yılda en az iki sefer
onların da istediği ülkeleri seçip çok
keyifli seyahatlere çıkıyoruz. Hafta
sonları onlarla mutfağa girip birlikte
sevdiği yemekleri pişirmek de benim
için ayrı bir keyif. Onun dışında sabahları erken toplantım yoksa bir saat
yürüyüş yapmak ve okumak beni çok
rahatlatıyor.
HIZLI TUR
Burcunuz: Yay
Tuttuğunuz takım: Fenerbahçe
En sevdiğiniz renk? Kırmızı
Ne tür müzik dinlersiniz? Smooth Jazz ve Eski Türkçe Pop
En sevdiğiniz şarkı? Frank Sinatra New York, New York
Yaptığınız en büyük çılgınlık? Oğullarımla Lapland’de -30 derece
havada, sıcaklığı -1 derece olan denize girmek
Şu an ruhunuzun olmak istediği yer? New York
İzlemekten keyif aldığınız TV programları neler? Haber programları,
açık oturumlar, yemek programları
(NOT: Bugünlerde merakla Kurt Seyid ve Şura’yı bekliyorum.)
Hayatta en çok kıymet verdiğiniz? Oğullarım
Hayvan besliyor musunuz? Bir kurt köpeğimiz var
Dostluk herşeyi affeder mi sizce? Yaptığı hataya bağlı
Benzetildiğiniz biri var mı? Hayır
Kadınlar neyi yapmasın? Kendi hayatlarının dümenini kimseye
vermesinler
Sizi ne hemen güldürür? Birinin düşmesi
ODTÜ deyince aklıma ......özgürce düşünmek........gelir.
21
HABER
Isınan ve kuraklaşan bir dünyada iklim
değişikliğini ciddiye almak
Back in Nineteen Twenty-Seven,
I had a little farm and I called that heaven.
Well, the prices up and the rain come down,
And I hauled my crops all into town
Woody Guthrie
Yazı: Ümit Şahin*
John Steinbeck’in Gazap
GÜNDEM
Üzümleri 1930’lar Amerikası’nda geçer.
Romanda, Güney Batı’da topraksız
ve aç kalan çiftçilerin mevsimlik işler
bulmak ve hayatta kalmak için Batı’ya,
California’ya göçleri anlatılır. John
Ford’un 1940’da filme çektiği ve başrolünde Henry Fonda’nın oynadığı Gazap
Üzümleri’nde, bozuk bir kamyonete
doluşan Oklahomalı bir ailenin çölü
geçmeye çalıştığı sahneleri unutmak
kolay değildir. Roman, ülkenin o güne
dek karşılaştığı en büyük toplumsal
çöküş hikayelerinden birini anlatır. Hayatları altüst olan aileler 1929 ekonomik
krizinin ardından zaten fakirleşmiştir
ve üzerine bir de yaşadıkları bölgeyi
tarihin en büyük kuraklıklarından biri
vurmuştur.
Steinbeck’in anlattığı hikayenin yaşandığı o döneme dust bowl, yani toz çanağı
deniyor. Woody Guthrie’nin Dust Bowl
Blues’da dediği gibi “toz o kadar yükselmiştir ki, gökyüzünü göremezsin, ve gitme zamanı gelmiştir.” O yıllarda Kuzey
Amerika’nın orta bölgelerinde yaşanan
büyük kuraklığa toz çanağı denmesinin
nedeni, kuruyan topraktan yükselen
tozun rüzgarlarla çok geniş bir alana
yayılması ve kuraklığı daha da artırmasıydı. Bir zamanlar milyonlarca insanın
tarımla geçindiği verimli bir bölge, tozdan başka bir şey üretmeyen yüzlerce
kilometrelik bir çanağa dönüşmüştü.
Amerikan tarihinin ve kültürünün bir
parçası haline gelen Dust Bowl, bugünlerde ABD basınında sıklıkla hatırlanıyor. Geçtiğimiz günlerde New York
Times’da yayınlanan bir makale “The
Dust Bowl Returns” başlığını taşıyordu. Ama bu kez kuraklığın en sert
vurduğu, toz çanağının geri döndüğü
yer, 1930’lardaki kuraklıkta kaçanların
sığındığı California. ABD’nin en zengin
eyaleti ve en büyük tarımsal üreticisi
California’daki kuraklık, art arda üçüncü yılını dolduruyor. ABD’de kuraklıktan kırılan sadece California değil elbette, örneğin geçen yıl Texas çok daha
kötü durumdaydı. Yani ABD’nin farklı
bölgelerinin giderek kalıcı hale gelen
bir kuraklığın pençesine düştüğü görülüyor. Ama bu yıl California’nın başına
gelenler bütün tarihsel kayıtları aşıyor.
Sıcaklık ve yağış kayıtları, ölçümlerin
başladığı 1840’dan bu yana en kuru yılın
2013 olduğunu net olarak gösteriyor,
ama bu kadar da değil. UC Berkeley’den
paleoklimatolog Lynn Ingram, uzak
geçmişin iklimini anlamamızı sağlayan
ağaç halkalarından yaptıkları hesaplamalara göre California’da aslında son
500 yılın en kurak yılının yaşandığını
söylüyor. Üstelik Ingram’a göre aslında
beklenmedik bir durum olan bu üç yıl
üst üste kuraklığın devamının gelmesi
de şaşırtıcı olmayacak. ABD’nin Ulusal
Okyanus ve Atmosfer Dairesi NOAA
da, Mayıs ayına kadar kuraklığı azalta-
* Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı, Dr.
22
cak bir yağış beklenmediğini açıklıyor.
Ondan sonra zaten kavurucu sıcaklar
geliyor.
Kurak dünya
Bu yıl kuraklığın sıradışı bir hal aldığı
tek ülke ABD değil. Örneğin Brezilya’da
142 kentte su kesintileri evlere ancak
üç günde bir su verilecek sıklığa ulaştı.
Bütün su kaynağı tek bir akarsu, yani
İndus nehri olan Pakistan’da, kronik su
krizi felaket noktasına yaklaşmış durumda. Avustralya’da 2013 tüm zamanların en sıcak yılı olurken, ülke kronik
hale gelmiş mega-kuraklığa uyum
sağlamaya çalışıyor. Afrika’da Sahra
çölünün güneyindeki Sahel kuşağında
yaşayan 50 milyonu aşkın kişi onlarca
yıldır süren kuraklık içinde ve sürekli
açlık tehlikesiyle yaşıyor. Çin’in çeşitli
bölgeleri de sıklıkla kurak dönemler
geçiriyor. Dünya giderek daha sıcak
ve kurak bir yer haline gelirken başka
alışılmadık iklim aşırılıkları da hız
kesmiyor. Örneğin İngiltere bu yıl kışı
sayısız sel felaketiyle ve kıyıları döven
yüksek dalgaların eşlik ettiği fırtınalarla geçiriyor. Geçtiğimiz Kasım ayında
Filipinler’de yaşanan ve 5 binden fazla
insanın ölümüne neden olan Haiyan
tayfununda da yüksek dalgalar felaketin
şiddetini artırmıştı.
New York Times’daki makale toz çanağı
günlerinin geri geldiğini anlatıyor,
HABER
Climate Progress’ten Joe Romm’un
hatırlattığı gibi yazıda iklim değişikliğinin sözü bile edilmiyor. Oysa iklim
bilimcilere göre kuraklık da, alışılmadık sıcak dalgaları da, seller de, tayfun
ve kasırgalar da, artık doğal felaketler
değil. Artık bütün bunlar insan yapımı
iklim değişikliklerine bağlı insan yapımı felaketler. Küresel sıcaklıkların
giderek artmasına bağlı olarak iklim
felaketlerinin bütün dünyayı sardığını izlediğinizde, Türkiye’de yaşanan
kuraklığın eskiden kalma tarzda, kısa
vadeli ve hava durumu ölçeğinde tartışılmasını anlamakta güçlük çekiyorsunuz.
Türkiye, geçen yıldan beri yağış
miktarının ciddi biçimde azaldığı
ağır bir kuraklık yaşıyor. İstanbul’un
içme suyu barajlarındaki su seviyelerinin %30’a düşmesi, Melen’de bile su
seviyesinin giderek azalması sadece
birer belirti. İçinde bulunduğumuz
kış aylarında Türkiye’ye düşen yağış
miktarı geçen senenin yarısı, uzun
dönemlik ortalamanın üçte ikisi kadar.
Yağışlardaki azalma artan sıcaklıklarla
birleştiğinde toprak da giderek kuruyor. Bu da, yerine konması güç olduğu
için aslında yenilenemez bir kaynak
sayılması gereken yeraltı sularındaki azalmayla birleştiğinde tarımsal
üretimde yaşanacak düşüş uzun
vadede gıda üretiminde azalmaya, bu
da dünya çapında yaşanan kuraklığa
bağlı artan fiyatlarla birleşerek ciddi
bir ekonomik krize yol açabilir hale
geliyor. Türkiye’yi su fakiri, kurak ve
kendini beslemekten aciz bir yakın
gelecek bekliyor.
Entelektüel kesim iklim değişikliğini ciddiye alıyor mu?
Oysa Türkiye konuyu büyük kentlerde
sular kesilir mi düzeyinde tartışmaya
devam ediyor. Türkiye’nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ve etkilenecek Akdeniz kuşağında yer aldığı
yeni bir bilgi değil, IPCC raporlarında
sürekli tekrarlanıyor. Ama Türkiye
henüz iklim değişikliğinin ciddiyetini
anlayabilmiş, etik ve politik olarak
sorumluluk almaya yanaşan bir ülke
görüntüsü çizmiyor.
Ancak bence konunun yanlış hükümet politikalarından bile daha önemli
bir boyutu var. O da Türkiye’de fikri
öncülük konumunda olan entelektüel
kesimin, yazar ve araştırmacıların,
ülke politikalarını etkileyebilecek
konumdaki meslek çevrelerinin, sivil
toplumun ve siyasi hareketlerin konuya olan zayıf ilgisi. İklim değişikliğinin
bu çevrelerde henüz tam olarak kavranabildiğine emin değilim. Konuyu
bir çevre sorunu olarak görenler, iklim
değişikliğiyle ilgilenenleri felaket
tellalı olarak niteleyenler, sorunun
fosil yakıta bağımlı endüstriyel sistemin ve ekonomik yapının doğrudan
sonucu olduğunu kavrayamayanlar
çoğunlukta. O zaman da iklim değişik-
liği bir grup meraklı çevrecinin veya
doğaseverin meselesi olarak kalıyor.
Ya da sayıları iki elin parmaklarını
geçmeyen bir grup iklim bilimcinin
uzmanlık alanı olarak algılanıyor.
Oysa iklim değişikliği bir küresel ve
kuşaklar arası adalet meselesi, etik ve
politik bir sorun, belki de insanlığın
karşılaştığı en büyük politik çatışmanın nedeni. İklim değişikliği sosyal
bilimcileri, iktisatçıları, hekimleri,
mühendisleri, fizikçileri, biyologları,
ziraaatçileri, siyaset bilimcileri, ve
elbette sadece bilim insanlarını ve
profesyonelleri değil, sokaktaki insanı da eşit biçimde ilgilendiren belki
de en önemli mesele.
Bütün dünya iklim değişikliğinin
sonuçlarını en ağır biçimde yaşıyor
ve üstelik henüz önümüzdeki birkaç
on yıl içinde aşılacak eşiğe, geri
dönülmez denilen noktaya muhtemelen gelmedik. Yani hem belki de
daha hiçbir şey görmedik, hem de
iklim değişikliğini yavaşlatmak ve
etkilerini azaltmak için yapılabilecek
daha çok şey var. Bunun için de işe
iklim değişikliğini ciddiye alarak ve
sürdürülebilir, doğaya uyumlu ve yeşil bir geleceği hayal ederek başlamak
gerekiyor.
Naomi Klein’in dediği gibi, iklim değişikliği, sadece çevrecilere bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir.
23
KARS
Kar ülkesinin prensi Kars
“Aslında güzelliğinden ötürü prenses demek isterdim ama Kars bir erkek şehir. Bir
serhat şehri yani savaşçı.”
Yazı: Güzin Caner (Chem ’78)
Fotoğraflar: Candan Erdoğan (Econstat ’79)
Tülay Doğan
GEZİ
Baştan başlayacak olursak, biz on kadın, Ocak ayında trenle Kars’a gitmeye,
Ağustos ayında karar verdik. Özellikle
trenle gitmeyi, “ki genellikle 24 saatten
fazla sürüyor”, tercih ettik. Hem biraz
çocukluğumuza dönmek, daha çok da
yol boyunca bol bol Anadolu’yu seyretmek istedik. Malum bu aralar Haydarpaşa kapatıldı, İstanbul’dan çalışmadığı
için Ankara’dan saat 18.00 de hareket
24
etti trenimiz ve ertesi gün akşam yaklaşık aynı saatte Kars’a vardı. Yataklı
vagonlar çok rahat, yemekler de idare
eder. Ama bu yolculuğun en heyecan verici kısmı doğuya doğru ilerledikçe değişen doğayı seyretmek. Gittikçe kıraçlaşan toprak, sarp kayalıklar arasından
akan sular, ağaç dallarında donmuş su
damlacıkları ve özellikle nice ayrılıkların ve kavuşmaların yaşandığı, kim
bilir ne çok yaşam hikayeleri barındıran
birbirinden farklı istasyon binaları.
Karla, Erzurum istasyonunda buluştuk. Kars’a vardığımızda yağmıyordu
ama yerler donmuştu ve hava oldukça soğuktu. Oralılar bu yıl kar yağdı
saymıyorlar, bu yıl her yerde olduğu
gibi bu bölgede de yağış az olmuş. Ama
kaldığımız 4 gün içinde hem lapa lapa
KARS
kar yağdı, hem güneş açtı, yani şansımız
yerindeydi.
İlk gün Ardahan-Çıldır gölüne gidiyoruz. Yol boyunca yer, gök bembeyaz.
Arada sırada yine karlar içinde gördüğümüz köylerin dışında beyaz bir sonsuzluk içinde gidiyoruz. Bu sonsuzluk
ve ıssızlık duygusu göle varınca daha da
belirginleşiyor. Ufuk çizgisi olmayan
beyaz bir dünya.
ler. İpek yolu üzerindeki doğunun belki
de en zengini olan bu kent, sarayları,
kiliseleri, kervansarayları ve daha sonra
da camileriyle herkesin iştahını kabart-
mış, tıpkı Kars gibi o da birçok kere el
değiştirmiş. Ani hakkında bilgiye çeşitli
kaynaklardan rahatça ulaşılabiliriz ama
kar altındaki muhteşem görüntüsünü
Çıldır gölü ,Van gölünden sonraki en
büyük gölümüz ve tamamen donmuş.
Söylenenlere göre buz kalınlığı 70 cm
civarında oluyormuş. Doğrudur çünkü
sarı sazan ya da aynalı sazan denilen ve
tereyağında kızartılmış hali fevkalade
lezzetli olan göl balığının buzda avlanışına tanıklık ettik. Göl üstünde belirli
mesafede iki delik açılıyor ve birtakım
ip mekanizmaları ile ağlar çekiliyor.
Balıkların lezzeti doğal beslenmelerinden kaynaklanıyor. Burada özellikle
çocukların ama genel olarak hepimizin
ilgisini çeken atlı kızaklar ile gölde
gezinmek de çok keyifli.
Kars’ın doğal olarak en ilginç bölgesi,
Ani harabeleri. İkinci gün erkenden
yine beyazlar içinde bir yolculuktan
sonra Ani’ye kavuşuyoruz. Ermenistan
ile sınırımız olan Arpaçay’ın kıyısına
yerleşik Ani ‘nin tarihçesi çok eskilere
dayanıyor, Urartular, Sasaniler, Araplar
burada yaşamış ancak Ermeni Bagradlı
krallığının merkezi olunca önemi daha
da artmış. Daha sonra Selçuklular,
Gürcüler, Osmanlılar ve Ruslar gelmiş-
25
KARS
seyretmek için mutlaka oraya gidilmesi
lazım. Dört mevsimde de ayrı güzellik
sergilediği söyleniyor.
Kars da bir serhat şehri olarak, sürekli
olarak değişik hükümranlıklar yaşamış,
Ruslar, İngilizler Osmanlılar dönemleri
olmuş hatta, bir kelebek ömrü kadar
çok kısa bir süre “Garbi-Cenubi Kafkasya Hükümeti” adı altında bağımsız
olduğu bir dönem bile yaşamış. Ancak
bu çok kültürlülüğe karşın tarihi yapılara şehir merkezinde çok fazla rastlanmıyor.
Rehberimiz bize bir oyun hazırlamış.
Elimize bir şema veriyor ve orada numaralanmış , Tahtdüzü olarak adlandırılan bu bölgedeki tarihi binaları belirli
bir zaman dilimi içinde fotoğraflamamızı istiyor. En erken tamamlayana bir
de ödül var. Bu şekilde şehir merkezini
iyice tanımamızı amaçlamış. Gerçekten
de işe yarıyor, araya taraya, sora öğrene
geziyoruz. Eski belediye binası, ticaret
odası olarak kullanılan bina, eski Rus
konsolosluğu, defterdarlık binası ve
misafirhanesi, Vali Konağı, gibi Ruslar
döneminde yapılmış ilginç binalar, daha
geç tarihli Ahmet Muhtar Paşa konağı,
sokak heykelleri vb. Bizim pek acelemiz
yok çünkü niyetimiz Cheltikov konağında bir kahve konyak molası vermek.
Bir Rus aristokratına ait olan bu konak
zaman içerisinde opera binası , hekim
evi olmuş ,şimdi de aslına uygun restore
edilmiş, otel olarak kullanılıyor.
Bu bölgede en ilginç yapılardan biri
Rus Askeri kilisesi.19.yy sonlarında
Baltık mimari tarzı ile inşa edilmiş
soğan kubbeleri olan bir yapı iken 1953
yılında kubbeler sökülmüş,1985 yılında
da camiye dönüştürülmüş. Şimdiki adı
Fethiye cami.
Osmanlı döneminin etkileri daha çok
kale içinde gözleniyor. Hayli yüksekte
olduğu için kaleye tırmanmak, özellikle
de yerde hatırı sayılır bir kar varken,
gerçekten zor. Ancak tepeye vardığınızda Kars çayı ve çevresinde yerleşik kent
manzarası mükemmel. 1890 yılında
getirilen Hollandalı mimarlar, şehri
birbirini dik kesen sokaklarla ızgara
şeklinde planlamışlar. Şehrin bu düzeni
26
kaleden açıkça görülüyor. Osmanlı
mimarisinden yanılmıyorsam iki ev
görebildik, diğerleri hep yıkılmış. Ama
Kars çayının iki tarafındaki görkemli
taş hamamlar iyi korunmuşlar. Bazıları
kültür merkezi olarak düzenleniyor.
Namık Kemalin bir süre dedesi ile birlikte yaşadığı ev de burada.
Bu bölgede ise On iki Havariler kilisesi ilgiyi çeken bir yapı. Bagradlı kralı
tarafından, dört yapraklı yonca ve haç
şeklinde yaptırılmış daha sonra o da
camiye dönüştürülmüş, Kümbet cami.
Kale içinde şu anda gecekondu tipi evler
çoğunlukta ama TOKİ orayı da yeniden
yapılandıracakmış diye duyduk. Karslılar burada yapılaşma olmasını istemi-
KARS
yorlar. Büyük bir park olmasını tercih
ediyorlar. Umarız diledikleri gibi olur.
Kars’a yaklaşık bir saat mesafede hep
hüzünle andığımız Sarıkamış, son
günün programı. Yarıyıl tatili olması
nedeniyle kar pistleri kalabalık. Burası
Alplere de yağan iri kristal kar kalitesi
ve toplam 17 km olan düzgün pistleri
ile kayak yapmaya çok uygun. Kayak
ve kızak kiralanabiliyor. Telesiyej 2635
metreye kadar çıkabiliyor. Biz sıcak
şarap eşliğinde onları seyretmeyi tercih
ettik.
Sarıkamış ormanları sarı çam ağaçlarıyla ünlü. Katerina’nın av köşkü olarak
adlandırılan Çar 2.Nikolanın hasta
oğlu için hiç çivi kullanılmadan yaptırdığı tamamı ahşap olan köşk ormanın
içinde ve kardan dolayı oraya da ancak
uzaktan bakabildik ama dönüş yolunda
şehitler anıtında bir süre durduk. Kar ve
soğuğa ancak on dakika dayanabildik.
Buraya kadar gezdiğimiz gördüğümüz
yerleri yazdık, şimdi de sıra yediğimiz
içtiğimize geldi. Kaz eti yemek için en
uygun mevsimdeyiz. Kaz etini bulgur
pilavı ile sunuyorlar. Çok lezzetli. Hangel, piti, ayran aşı, meclis yemeği, sütlü
pilav, üzümlü pilav, erişte aşı, katlet
köfte ve daha bir çok özgün yemekleri
var. Hepsi birbirinden güzel.
En ünlü iki lokantası, Kazevi ve Hanımeli. İkisini de kadınlar çalıştırıyor. Hanımeli’nin kendine özgü mor
fesleğenden yaptığı reyhani dedikleri
çok hoş aromalı şerbet kaz menüsünün
olmazsa olmazı. Burada bir akordeon
ziyafetiyle de karşılaşabilirsiniz.
Birçok Anadolu kentinde olduğu gibi
Kars insanı da son derece konuksever.
Şehirlerine herkes gelsin, çok mutlu
oluyorlar. Tabii ki, kaşar peyniri, gravyer peyniri, kara kovan balı, tereyağı,
kaymak bal aldık. İsteyen olursa kargo
ile de gönderiyorlar. Peynir deyince
mutlaka Molokanlardan bahsetmek
gerekiyor.
Yazım , Karslılara peynir yapmayı
öğreten bu ilginç insanların öyküsüyle
bitirmek isterim.
Çarlık zamanında Ortodoks kilisesinin
kutsal kitabında yapılacak olan değişikliklere karşı gelmiş bir guup insan. Bir
de o dönemki inanca göre kilise haftada
2 gün süt içilir demesine karşın biz her
gün içeriz demişler. Bu yüzden onlara
Rusçada süt anlamanı gelen Moloko kelimesinden çıkarak Molokanlar denmiş.
Asıl karşı çıktıkları şey, savaş. Askerliği,
silahı, savaşmayı ve insan öldürmeyi kesinlikle reddetmişler. Bu inançlarından
hiç ödün vermedikleri için de sürekli
sürülmüşler. Çar Karsa göndermiş. 1921
de askere çağrılmışlar, tekrar Rusyaya
dönmüşler, oraya buraya savrulmuşlar. Ama asla savaşmamışlar hiç cana
kıymamışlar. Fakat bu çalışkan ve
dürüst barış insanları şahane peynir-
ler yapmışlar, ayrıca ustası oldukları
değirmencilik, tarım , hayvancılık gibi
bildikleri her şeyi gittikleri yerlerdeki
insanlarla paylaşmışlar.
Şu anda Karsta Türklerle evlenip kalan
birkaç kişi dışında hiç Molokan kalmamış. Ama ağırlıklı olarak Kanada ve
Amerika olmak üzere dünyanın birçok
yerinde varlar. Örneğin rehberimiz
Ekvator’da Molokan bir aile ile karşılaşmış. Hasretle kucaklaşmışlar. İşte böyle
ve benzeri güzel insanların yaşadığı bir
kent Kars.
Sözü “keşke Molokanlar bütün insanlığa barışı da öğretebilselerdi…” diyerek
bitiriyorum.
27
KIRSALDAKİ ODTÜ’LÜLER
Kırsaldaki
ODTÜ’lüler /2
Zehra Altay Mumcu- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi/ Ekonomi 1983
Murat Mumcu- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi/ Kamu Yönetimi 1983
Söyleşi: Özay Yaşar (SOC ’80)
ÇEVRE
Şu anda nerede yaşıyorsunuz?
Zehra Mumcu: Didim / Aydın’dayız.
Buradaki çarpık yapılaşmayı bilenler
‘kırsal’ a pek yakıştıramayacaklardır
ama biz girişteki Apollon Tapınağına
10-15 adım uzaklıkta oturuyoruz. Sit
alanı olduğu için görece olarak eski köy
yapısı korunmuş. Yani rüzgarın yönüne
göre komşumuzun ahır kokusu bize
ulaşıyor, keçileri hanımellerimizi yiyor.
Didim’e gelen birçok kişi burayı görmeden, bilmeden döner.
Kırsala yerleşmek fikri ilk nasıl oluştu
? Ne zamandan beri asıl olarak burada
yaşıyorsunuz?
Zehra Mumcu: Aslında ikimiz de dönemin apartman çocuğu sayılırız; çocukluklar İzmit ve İzmir’de. Son bir, iki
nesilde ailelerimizin köyle bir bağlantısı
kalmamış ve kırsalda bir yaşam deneyi-
28
mimiz yok. Ama İstanbul’da yaşarken
kilometrelerce yol kat edip ağaç altında
oturmayı, açık havayı , alışveriş merkezlerine tercih eden bir yapımız var. İkinci
baharımızda doğanın çağrısına kulak
kabartıp, çağrıya cevap verme cesaretini
bulanlardanız galiba.
Murat Mumcu: Bazı şeyler çok ölçülüp
biçilmeden biraz da sezgisel oluveriyor.
Ara sıra İstanbul kaçamakları dışında,
2008’den itibaren asıl olarak burada
yaşıyoruz. Oğlumuzu Üniversiteye,
kendimizi de kırsala attık diyelim.
Hepimiz için değişim, dönüşüm senesi
oldu. Hele zeytinyağı üretmek uğruna
geçirdiğim kaza ile tam dönüştük desek
yalan olmaz.
Neden Didim?
Murat Mumcu: ODTÜ’de okurken
turizme kafayı takmıştım. Kamu
yönetimi mezunuyum ama seçmeli
derslerle İşletme Bölümünün tüm
turizmle ilgili derslerini aldım. Mezuniyetten sonra bir baktık çevremizde
herkes emekli olup sayfiyede pansiyon,
restoran işletme hayali içinde, emekli
olmayı beklemeyelim dedik 1986- 1991
yılları arasında Didim’de turizmcilik
yaptık. Didim’in ilk İngilizce bilen ve
ilk english breakfast’ı menülere sokan
turizmcisi biziz. Daha sonra anlaşmalarımız bitti, Körfez krizi geldi ve
oğlumuz doğdu. Şartlar bizi yeniden
İstanbul’a döndürdü. Uzun profesyonel
yöneticilik yıllarımızdan sonra şartlar
elverdiğinde kırsalda yeni bir başlangıç
için yer araştırdık, biraz da geçmişten
gelen bağlar etken oldu yeniden Didim
dedik.
Zehra Mumcu : Bence, Tapınak çekti
bizi, döndük dolaştık geldik.
KIRSALDAKİ ODTÜ’LÜLER
Başlangıçta yapmak istedikleriniz
neydi? Şimdi nelerle uğraşıyorsunuz?
Yapmak istediklerinizi ya da hayal
ettiklerinizi ne ölçüde gerçekleştirebildiniz?
Murat Mumcu: Aslında 80’li yıllarda ekoköy kavramından bihaberken
kafamda oluşturduğum çok benzer bir
proje vardı. Benim ki ekoçiftlik, ekoköy
arası bir yapıydı, tabii ekoturizm çerçevesinde. Sonra İstanbul’a dönünce rafa
kalktı. Şimdi raftan indirdik diyelim.
2007’de arazi ararken Didim’in köyü
, memlekette artık köy bırakılmadığı
için şimdi mahallesi olan Akyeniköy’ ün
tepelerinde sağında Bafa Gölü, önünde eskinin Latmos körfezi şimdinin
Söke ovasını kuşbakışı gören zeytinliği
bulunca içsel duygum o kadar kuvvetli
işte burası dedi ki önünü sonunu fazla
da düşünmeden orayı alıverdim. Zehra
daha sonra gördü ama onunda hayallerine tam uymuş. 30 sene birliktelikten
sonra zaten sinyaller doğrudan ulaşıyor
herhalde. Yer tercihinin önemli bir
nedeni de zeytinlik olması idi, dedim ya
hesap kitaba dayanmayan sezgisel bir
tercihti zeytinlik. Yani Zehra’nın dediği
gibi Tapınak çekti Didim’e geldik, kadim
zeytin ağaçları frekansımıza girdi
Akyeniköy dağlarına çıktık. Böylece ilk
aşama olarak şu anki uğraşımızın merkezini oluşturan soğuk sıkım zeytinyağı
üreticiliğinin kapısından girdik. Soruya
tam cevap vermek gerekirse 5 senelik
süreçte doğru bir soğuk sıkım zeytinyağı, katkısız zeytin ve soğuk işlem sabun
üretme ve doğal tarım, sürdürülebilir
kültür/ yaşamla ilgili bilgi birikimi
uğraşındayız.
Zehra Mumcu: Gelinilen nokta için beş
sene uzun gibi gözüküyor ama serde
ODTÜ’ lülük olunca bilmediğin bir işe
başlarken zeytin/zeytinyağı ile ilgili
en ince detayına kadar araştıracaksın,
doğal tarım ile ilgili kaynakları hatmedeceksin, bir de sürdürülebilir yaşam
çalıştaylarından da nasipleneceksin,
sonuçta da ortaya doğru bir iş çıkaracaksın . Tabii biraz zaman alıyor. Şimdi
ki gençlerin kişisel gelişim konusunda
birçok yardımcı enstrümanı var ama
bizlerin kendimize ve Dünya’ya yaklaşımımızda yani yaşamdaki duruşumuzu
oluşturmamızda temel taşlardan biri
ODTÜ’ dür. Ehh kırsala geçerken de
ODTÜ’ lü gibi geçiyorsun kısaca. Anlaşıldığı üzere okulum konusunda biraz
fanatiğimdir.
Murat Mumcu: Evet, burada doğanın
sunduğu zenginliğin yanı sıra Tariş,
UZZK( Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı
Konseyi), uluslararası sürdürülebilir yaşam platformlarından sertifika
zengini de olduk diyebiliriz. Her alanda
olduğu gibi bilgilenmenin sonu yok ama
artık kendi birikimimiz ve sentezlerimizle daha bağımsız hareket edebilir
hale geldik.Bu çerçevede Didim’in soğuk sıkım zeytinyağı üreten ilk markalı
butik üreticisiyiz: Belkır ve Didim.
Yeri gelmişken, ‘Belkır ‘ isminin ilginç
biraz da hüzünlü öyküsü var.Kısaca
değinelim mi?
Murat Mumcu: ‘ Yok senesi’ olan ilk
senemizde eski sahibi de fazlaca haşin
topladığı için ağaçlarda hiç zeytin
yoktu. Bunu da anlayacak bilgi bizde olmayınca ortalarda dolaşan söylentilerin
etkisi ile bir süre zeytinlerimiz çalındı
diye dolaştım. Başlangıçtaki trajikomik hikayelerimize ilgi duyanlar www.
belkir.com’dan öğrenebilirler, ayrıntıya
girersek bu sayıyı kaplama ihtimalimiz
var. Yaşam tarzımızı şehirden kırsala
dönüştürelim derken yaşamımızda
esas can alıcı dönüm noktasını 29 Ekim
2008’de yaşadık. Hasat sonrası güle oynaya sıkım için fabrikaya gittik. Zeytinlerin ilk dökülüp de yıkandığı bir bölüm
vardır. Altını herdefasında temizlemek
zor geldiğinden mutlaka takılı olması
gereken çelik kapağı çıkarıp bir kalas
uzatmışlar, zeytinlerin dökümüne yardımcı olayım derken kırıldı ve yaklaşık
2,5 metrelik beton zemine düştüm. T12
(bel) omurum kırıldı. Kötürüm oldum
diye girdiğimiz Ege Üniversitesi Hastanesinden yürüyerek çıktım ama ayağa
29
KIRSALDAKİ ODTÜ’LÜLER
“Bizler şimdiki ‘gezi’ çocuklarının
anaları babaları olarak 78
kuşağıyız. O dönem bizler için
yol arkadaşlığı çok önemliydi.
Şimdi bakınca o dönemin
arkadaşlıkları hayatımda hep var
olmuş. Çünkü o dönem canımızı
bile birbirimize emanet etmiştik.
Bu nedenle yapabilirsek
Zeytinlik’te, ekoköy benzeri bir
yapı kurararak kendi adamızı,
kendi köyümüzü oluşturmak,
tüm baharlarımızı orada
yaşamak istiyorum.”
kalkmam 6 ayı aldı. “Herhalde artık
zeytin yemezsiniz” diyenlere karşın
bastonla yürür hale gelebildiğim aşamada zeytinlikteydik. Fiziken ve ruhen iyi
geldiğine eminim. İşte o dönemde yolumuzun zeytinle kesiştiğine kesin karar
verdik. Ziyaretimize gelen Zehra’nın
ODTÜ’den sınıf arkadaşları ile bahçede
baharı karşılarken yaptığımız sohbette
“Belkır” ismi öne çıktı ve ilk markamız
oldu. Bizim için çok özel bir anlamı var;
bilmeyene de kırsal bir alan çağrışımı
yapıyor.
Örnekler çoğaldıkça eskisi kadar
yadırganmıyor ama hiç bağlantısı
olmayan İstanbul’dan biri köyünüzün
tepesine kalkıp gelmiş, çevrenin davranışı nasıl oldu. Sizi üzen, güldüren
anılar var mı?
Murat Mumcu: Tepkisel bir davranışla
karşılaşmadık. Her yerde olduğu gibi
sizi ölçüp tarttıkları bir süreç geçiyor,
kabulünüz biraz da size bağlı. Başlangıçta okumuş yazmış, tarla tapan cahili
sevimli komşu olarak bizi benimsediler.
Pek haksız da değillerdi ama günümüzün modern tarımındaki birçok
uygulama doğal tarıma ters; insan, toprak, ürün sağlığı konusundaki uyarı ve
önerilerimizi ilk bir, iki sene pek ciddiye
almadılar.
Zehra Mumcu: Hala beni gülümseten
bir anımı anlatayım. Zeytinlik komşularımızdan biri bu işleri bir ben bilirim havasında idi. İlk günden beri ne
30
söylesek burun kıvırıyor. Bir gün babası
ile amcasının zeytinlerin yanlış budandığından, ortaları çok açıldığı için,
güneşten yanacaklarından bahsettikleri
bir konuşmaya kulak misafiri oldum.
Bir, iki gün sonra da bizim komşu bu
ağaçları ben imar ettim diye böbürlenirken, ihtiyarlardan duyduklarımı
ona satınca yüzündeki allak bullak
ifadeyi hala unutmam,zaten babadan da
fırçayı yemiş mutlaka.. O gün bugündür
aşağılanmaktan kurtulduk çok şükür.
Bir de ilk sene büyük ağaçların üstlerini
toplamayı beceremediğimiz için yardım
aldığımız diğer komşumuz ulaşamadığı
dalları böyle olmaz bunları budamak lazım diye biz olayı kavrayana kadar kesi
kesiverdi. Hala kızarım. Çünkü bizim
derdimiz sadece ürün almak değil, ağacı
da üzmemek.
Bundan sonrası için beklentileriniz
neler?
Zehra Mumcu: Başlangıçta sakin, sakin
emeklilik dönemine geçişi planlıyordum ama Murat’ın geçirdiği kaza ve
kırsalda üretime yönelik yeni bir yaşam
oluşturmanın gerekleri fazlaca koşuşturmayı getirdi. Artık geldiğimiz noktadan sonra beklentim ‘dinginlik’. Ben bu
yaşam dönemine 2.bluğ çağı diyorum.
Hem fiziken yeniden formatlanıyorsunuz hem de ruhen ve çevrenizdeki her
şeyle ilişkiniz bu doğrultuda yeniden
şekilleniyor, doğal olarak beklentileriniz de. Hatta doğal döngülerle haşır
neşir oldukça, Bütün’deki o muhteşem
işleyiş ve iletişimi sezdikçe, bir de bunları kuantum fiziği biz üç boyutlular için
görünür hale getirdikçe, beklentisizlik
haline de geçiveriyorsun. Kastettiğim
küresel dünya düzeninde tanımlanan
beklentisizlik değil elbette. İnsan gittiği
yere kendini götürür ama doğal ortamın
enerjisinin üzerinizdeki etkilerinden
dolayı ’an’ da olmak daha kolaylaşıyor.
Beklentim, Bütün’ün sürdürülebilirliğine iyi katkısı olacak bir tohum
bırakabilmekte, bir dal yeşertebilmekte.
Sürdürülebilir yaşamla ilgili çok tohum
atan sevgili Vıctor Ananıas “Gelecekte
yaşamsal sonuçları olacak bir fikir de
tohumdur” der. Tohum olmanın, tohum
atmanın binbir yollarından en az birini
gerçekleştirebilmek beklentisindeyim;
ama dikkat hibrit tohum değil.
Murat Mumcu: Bizler şimdiki ‘gezi’
çocuklarının anaları babaları olarak 78
kuşağıyız. O dönem bizler için yol arkadaşlığı çok önemliydi. Şimdi bakınca o
dönemin arkadaşlıkları dostlukları hep
hayatımda var olmuş, hep daha kalıcı
olmuş onu görüyorum. Çünkü o dönem
herşeyimizi, canımızı bile birbirimize
emanet etmiştik. Bu nedenle yapabilirsek Zeytinlik’te, ekoköy benzeri bir
yapı kurararak kendi adamızı, kendi
köyümüzü oluşturmak, ikinci, üçüncü,
beşinci, baharlarımızı orada yaşamak
istiyorum. Bu konuda benzer düşünceyi
paylaşan, azımsanmayacak yol arkadaşlarımızın teşviki bizim için ciddi bir itici
güç olmakta.
HABER
“İstanbul hepimizin”
İstanbul’a sahip çıkan ve hangi partiden olursa olsun, İstanbul’u yönetmeye
aday olanlardan kente sahip çıkmasını talep eden “İstanbul Hepimizin” girişimi
“İstanbul Sözleşmesi”ni imzaya açtı.
“www.istanbulhepimizin.org” veya
“www.change.org/istanbulhepimizin”
adresinden sözleşmeye imza
Katılmak isteyen herkese
kapısı açık olan, imzacılarla
büyümeyi amaçlayan
“İstanbul Hepimizin”
girişimi, seçimlerden
sonra da çalışmalarını
sürdürecek, seçilmiş
yerel yöneticilerin
sözleşmeye
uygun davranıp
davranmadığını takip
edecek, sonuçları
da İstanbullularla
paylaşacak.
Değişik kesimlerden
duyarlı İstanbulluları
bir araya getiren
girişim, altı aylık
bir çalışma sonucu
kaleme aldığı şehir
sözleşmesiyle, kent
tarihinde bir “ilk”e
imza atıyor ve yeni
bir yönetim anlayışı
için dönüşüm
noktası oluşturmayı
amaçlıyor. Bu
nedenle de, “İstanbul
Hepimizin” girişimi
adını, Taksim Projesi’ni
durdurmak için atılan
“Taksim Hepimizin” çığlığından
esinlenerek aldı.
“İstanbul Sözleşmesi” ortaya
koyduğu yeni yaklaşımla, mahalleyi,
ilçeyi, kenti istediği gibi yönetme ve
kullanma hakkını elinde tuttuğunu
düşünen yerel ve merkezi yöneticilere
“artık son” diyor. Girişim, yerel
seçimlerde her partiden adayın
bu anlayışı benimsemesi için çaba
gösterecek ve seçilecek yöneticilerin
bu zihniyete uygun olarak çalışmasını
takip edecek.
Bugüne kadar binlerce İstanbullu,
da sözleşmeyi imzalayarak
İstanbullulara taahhütte
bulunmalarını talep ediyor ve
“taahhütte bulunmayan adaya oy yok”
çağrısında bulunuyor.
Detaylı bilgi için girişimin
web adresini ziyaret
edbelirsiniz.
www.istanbulhepimizin.org
attı ve bu sayı sürekli artıyor.
Sözleşme daha şimdiden ülke
çapında yayılmaya başladı, Batman,
Antalya gibi kentlerde benzer imza
kampanyalarına ilham kaynağı oldu.
Rize’de ise bir aday sözleşmeyi seçim
programına aldı.
GÜNCEL
İstanbul Hepimizin
girişimi,
İstanbul’da yaşayan, İstanbul’u
seven, kendini İstanbullu sayan
herkesin, kentin gelişimi, yönetimi
ve geleceğiyle ilgili kararlarda söz
ve sorumluluk sahibi olduğunu,
kent yönetimine katılması
gerektiğini ilan ediyor.
Tüm İstanbulluları sözleşmeyi
imzalamaya davet eden “İstanbul
Hepimizin” girişimi, adaylardan
31
HABER
Gelişmişlik mi, geleceğimizi
ipotek altına almak mı?
Türkiye, küresel ısınmanın etkisi ile gittikçe kuraklaşıyor. Bir
yanda da ‘ Gelişmiş ülkeler seviyesine erişebilme ‘ adına işaret
edilen hedeflere odaklanıp, sürekli bir yapılaşma ile geleceğini
ipotek altına alıyor ve doğal varlıklarını yitiriyor.
coğrafyası Türkiye’ nin , bitki örtüsü
ve faunasına zarar veren projeleri
önlemeye çalışan yerel grupların
biraraya geldiği bir çatı halini alıyor,
KOS.
Yazı: Selçuk Koçum (METE ’92)
Türkiye,
küresel ısınmanın etkisi
ile gittikçe kuraklaşıyor. Bir yanda da ‘
Gelişmiş ülkeler seviyesine erişebilme
‘ adına işaret edilen hedeflere
odaklanıp, sürekli bir yapılaşma ile
geleceğini ipotek altına alıyor ve doğal
varlıklarını yitiriyor.
ÇEVRE
Yaşanılan tehditleri ön gören ve
politik hırslarla gittikçe hızlanan
tahribatları durudurmayı, İstanbul’ un
yaşanabilir bir kent olarak kalması için
mücadele etmeyi hedefleyen bir grup
insan Kuzey Ormanları Savunması
( KOS ) adı altında geçtiğimiz yaz
aylarında biraraya geldi. KOS’ un
hedefi yaşanan kente, tarih mirası olan
32
İstanbul’ a ve kuzey Marmara’ da yer
alan ormanlara, sulak alanlara yapılan
tahribatları durdurabilmek. Pek çoğu
daha öncesinde bu tür bir örgütlenme
içinde yer almamış insanlardan oluşan
grup, kamuoyunu, bilgilendirmek,
yetkilileri görevlerini yapmaya
çağırmak, sürdürülebilir bir yaşamı,
dolayısıyla İstanbul’ u tehdit eden
projeleri durudurmak için mücadele
veriyor. Aynı zamanda benzer
platformlardaki diğer ‘ Hareketlerle’
de uyumlu bir çalışma, örgütlenme
içinde yer alıyor. Örnek olarak ‘
Kentsel Dönüşüm ‘ adı altında yapılan
fiziksel, sosyolojik ve demografik
tahribat için mücadele eden grup,
oluşum ve derneklere katkı veriyor.
Gün geçtikçe de dünyanın eşsiz
KOS’ u oluşturan gönüllüleri
biraraya getiren, özellikle İstanbul ve
Marmara’ nın kuzey bölgelerindeki
sürdürülebilir yaşamı ve doğal hayatı
tehdit eden projelere bakıldığında 3.
Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul
ve Yeni İstanbul Projeleri ön plana
çıkıyor. Yakın zamanda artan politik
kaos, yeni projelerin, kamuoyunda
yeterince tartışılmadan uygulamaya
konmasını hızlandırırken bu projeler,
şimdiden, sürdürülebilir bir kent
yaşamında ve ayakta kalmaya çalışan
Kuzey Marmara Köyleri’ nde derin,
kalıcı, geri dönülemez tahribatların
oluşmasına neden olmaya başladı.
Bu projelerin ülke gelişmişliği
ile eşleşlendirilmesi, halkın
yanlış bilgilendirilmesine ve
yanlış yönlendirilmesine neden
olmaktadır. Yanlış ya da yanıltıcı
bilgilendirilmelere birkaç örnek
verebiliriz. 3. Köprü İstanbul Trafiği’
ne bir çözüm olarak sunuldu. Oysa 2.
Köprü yapıldıktan sonra boğazdan
geçen taşıt sayısı % 1180 artarken,
yolcu sayısındaki artış % 170, İki
HABER
köprüden geçen otomobillerin
taşıdığı ortlama kişi sayısı 1,2 olarak
gerçekleşti. 3. Köprü yapımının
önemli öngörülerinden olan ve trafik
sıkışıklığını azaltacağına inanılan ‘
Transit Trafik ‘ sanıldığının aksine
İstanbul’ un toplam trafiğindeki
payının %3’ üne denk gelmektedir.
Köprülerle birlikte inşa edilen
otoyolların bir yan etkisi de İstanbul’
un çekim gücünün artmasına sebep
olmasıdır. Buna bir örnek Sultanbeyli’
nin 1985-1990 yılları arasındaki nüfus
artışıdır, bu artış % 2100’ dür.
Bugüne kadar 3. Köprü inşaatı için
1.5 milyon ağaç kesildi. Saedece 3.
Köprü inşaatı için bugüne kadar
kesilen ağaçların hayatımıza etkisi
başka alanlarda dikilen yeni ağaçlarla
telafi edilemez, özellikle geniş gövdeli
yaşlı ağaçların karbondioksit yutak
kapasitesi genç ağaçlara göre daha
yüksektir. Kesilen 1,5 milyon ağacın
karbondioksit kapasitesi 51 bin ton
olarak tahmin edilmektedir. Ortalama
bir aile arabası ile 53000 ( elliüçbin
km ) yol aldığınızda açığa çıkan
karbondioksit miktarı tahmini olarak
10 tondur.
deprem bölgesindeki bir alanın
bu halde fiziksel olarak bölünmesi
ne tür sonuçlar doğurur tam
bilinmemektedir.
Bu projelerin gelişmişlik söylemi
çerçevesindeki bütünleyicisi ise
projeleri birbirine bağlayan Yeni
İstanbul projesidir. Kongre merkezleri,
sağlık merkezleri bununla birlikte
artan yapılaşma binlerce yıllık tarih,
kültür, doğa şehri İstanbul’ u, yapay bir
şehir olan Dubai’ ye çevirecektir.
Kısacası kuzeyde kalan sayılı orman
alanları, su havzaları, bitkisi, böceği ve
hayvanı ile son doğal yaşam alanları
gelişmişlik bahanesi ile kurban
edilecektir. Bu arada hergeçen gün
çekim gücü artan İstanbul, 23 milyon
olacağı tahmin edilen nüfusu, tüm
Marmara Bölgesi’ nin azalan su
varlıkları ile sürdürülebilir bir hayatın
mümkün olmayacağı, yapay bir şehre
evrilecektir.
Ana hatları ile belirttiğimiz Kuzey
Marmara’daki sürdürülebilir yaşamı
tehdit altına alan bu projeleri
durdurmak için KOS’ un kardeş
hareketler ve gönüllüler ile organize
ettiği, yer aldığı, destek olduğu ya da
bileşeni olduğu etkinlik, ve eylemler
bundan sonra da artarak devam
edecektir.
KOS her Cuma akşamı sizleri
toplantısına bekliyor…
https://tr-tr.facebook.com/
KuzeyOrmanlariSavunmasi
www.kuzeyormanlari.org
Kaynaklar:
Kuzey Ormanları Savunması sunumu
Şehir Plancıları Odası İstanbul
Şubesi’nin 3. Köprü Projesi
Değerlendirme Raporu
Şehir Plancıları Odası İstanbul
Şubesi’nin 3. Hava Alanı Broşürü
Neşet Kutluğ : Karbon Ayak İzi
kitabının çevirmeni ve Türkiye
bölümlerinin yazarı
www.karbonayakizi.com
Mega Projeler kuraklığa davetiye
çıkarıyor! – Oya Ayman
Kos Yazarları
Diğer bir gelişmişlik göstergesi olarak
sunulan 3. Havalimanı 7500 hektarlık
bir alana yayılmaktadır. Dünyanın en
büyük havalimanı Atlanta Havaalanı
1900 hektarlık bir alanda yer
almaktadır. Bu ölçekteki farkın gerçek
sebeplerini anlayabilmek mümkün
değildir. Marmara’ nın kuzeyindeki
ormanlık alanlara inşa edilmesi söz
konusu olan havaalanı bu bölgedeki
köy hayatını da etkilemeye başladı.
‘ Acele Kamulaştırma Kararı ‘ ile bir
yandan istimlak çalışmaları başlarken,
bir yandan su havzaları üzerindeki
inşaat devam etmektedir. Su havzaları
yapılaşmakta, göller doldurulmaktadır.
3. Havaalanı hafriyatının kaynağı
olarak düşünülen Kanal İstanbul
ise kamuoyunda, özellikle bilim
adamları tarafından tartışılmadan
hayata geçirilmeye çalışılan bir
projedir. Denizlerimize etkisinin
ne olacağının tahmin edilemediği
gibi, Marmara Bölgesi’ nde meydana
getirebileceği iklimsel değişiklikler
de bilinmemektedir. Ayrıca
33
ANMA
Hisar Anadolu Destekleme
Derneği ve KİLİMWORKS
Hisar Anadolu Destekleme Derneği‘nin (HADD) Van’daki kilim atölyeleri, hala yükselen
değerleri olan ve insanlar için iyi şeyler yapmak isteyenlerin, bu isteklerinin hayata
geçirildiği yerdir.
dı . Evden dışarı çıkma imkanları
kısıtlı olan yörenin genç kızları için
, bir anlamda dünyaya açılan bir
kapı olan bu atölyelerin hem yoksul
halka geçim kaynağı oluşturması,
hem de genç kızların öğrendikleri
kültürel değerleri bir sonraki nesle
aktarmaları açısından çok önemli
olduğunu anladılar . İlk aşamada
Van’ın dış mahallelerinde, Enver
Özkahraman liderliğinde dört
Kilim Atölyesinin faaliyete geçmesi sağlandı. Bu atölyelerde 100 ün
üzerinde genç kız eğitiliyordu ve bu
küçük pencereden dünyaya açılmaya çalışılırken, yerli ve yabancı
çeşitli STK ların desteğini arkalarına aldılar.
Enver Özkahraman ve Servet Harunoğlu emekçi genç kızlarla
Yazı: Nilüfer AĞIRDIR (Man’79)
SOSYAL SORUMLULUK
Her şey,
içlerinde İsmail Safa
İnanç ( İşletme’70) , Ateş Güneş
(MM’69) ve Servet Harunoğlu’ (ODTÜ
de 2 sene okudu) nun da bulunduğu
bir grup arkadaşın “memleketi kurtarmak için ne yapabiliriz “ konusuna kafa yordukları süreçte, Ümit
Kıvanç’ın çektiği ”Kızlar ve Kökler”
belgeselini seyretmeleri ile başladı.
Bu belgeselde köylerinden göç etmek
zorunda bırakılmış ailelerin genç
kızlarına, yörenin geleneklerine sadık
kalınarak kilim dokuması öğretilen
bir atölye konu alınıyor, 13-15 yaşlarındaki bu kızların tek başlarına ça-
34
lışıp 10-15 kişilik ailelerine bakmak
zorunda kaldıkları anlatılıyordu.
2002 Yıllında atölyeyi kurmuş olan
Enver Özkahraman ile iletişime
geçtiler, Hisar Anadolu Destekleme
Derneği kuruldu.
Enver Bey, atölyeleri “sadece kilim
dokunan bir yer” olarak görmüyor
aynı zamanda atölyede kızlara okuma-yazma, ana-çocuk sağlığı, çeşitli
konular hakkında bilgiler yanında,
kızların sosyalleşmelerine fırsat
veriliyordu. Enver Bey, kelimenin
tam anlamıyla bir “Fark Yaratan”
İşler yavaş yavaş bir yola girmeye
başlamışken, 2011 yılında Van’ı
yerle bir eden 2 deprem oldu, Van
şehrinin çeperlerine tutunmaya çalışan 5 atölyenin üç’ü de o güzelim
şehirle birlikte ağır hasar gördü. Bu
dönem Van’da yaşayan herkes gibi
atölyelerin de zor zamanıydı.
Yılmadılar çalıştılar didindiler daha
çok kaynak bulmak için ellerinden
geleni yaptılar, hasar gören atölyelerden birini onardılar ve 3 atölye
ile devam etmeye çalışırken, Tüm
dünyadan topladıkları yardımların
Van’a ulaşması için köprü oldular ve
yöre halkının gönlünü ve güvenini
bir kere daha kazandılar.
Zor zamanlarda, dünyanın bir
ucunda Newyork’da acımasız bir
ANMA
“Ateş Güneş ve İsmail Safa İnanç
bir kilim satış standında”
hastalık nedeniyle yaşama veda eden
bir başka ODTÜ mezunu Canan
Gürman’ın (İİF’75) eşi N.C. Murthy,
Canan’ın adını yaşatmak için onun
hayattayken çok önem ve emek verdiği kadın emeğini değerlendirmeye
katkıda bulunmanın en iyi yolu olarak
Van’a yeni bir kilim atölyesi yaptırmayı gördü. Ağustos 2013 tarihinde
Bostaniçi Belediyesi’nin kullanım
hakkını verdiği yerde, Canan Gürman
Murthy Atölyesi’nin açılışı yapıldı.
Şimdi HADD’ın Van da, Merkez ve
Hacı Bekir, Yalım Erez, Süphan ve
Bostaniçi mahallelerinde 5 atölyesinde 130 genç kız , öğreniyor , çalışıyor
, üretiyor , satıyor ve hayatlarını
kazanıyorlar. Artık Dernek elbisesi bu
faaliyetlere dar geldiği için kooperatifleşiyor ve kendi yollarını kendileri
çiziyorlar. Markalarının adı KİLİMWORKS .
Rahmetli Canan Gürman’ın ailesi...Yeğeni Ceylan Gürman (Safa Gürman’ın
ODTU THBT ‘li kızı), NC Murthy (Eşi), Arjun Murthy (Oğlu), Kız kardeşi Nazan
Gürman, Abisi Safa Gürman
Yünler boyanıyor ve çocuklar
Atölyenin içinden bir görünüm
Bizlere düşen aşağıdaki linki ziyaret
etmek, destek olma yöntemlerinden
birisini seçmek. Her biri sanat eseri
güzelim kilimleri satınalmak için
gideceğiniz adresler orda mevcut,
ya da simdi HADD10 yazıp 8071 e
gönderip gelecek mesajı onaylayarak
HADD a ayda 10 TL bağış yapmaya
başlayabilirsiniz HADD20, HADD50
de yazılabiliyor.
http://www.hadd.org.tr/Anasayfa
Aşiret Kavgası adlı kilim çalışması
35
KİTAP
Cenk Emre:
“Dünyaya kafa tutmak için...”
Söyleşi: Nezih Yaşar (IE’82)
KÜLTÜR - SANAT
“Yerli Malı Stratejiyle Dünyaya Kafa
Tutmak” kitabını neden ve kimler için
yazdın?
Bu kitap çalışmasının ardında iki temel
neden var. Birincisi zaman içerisinde
içinde bulunduğum uluslararası arenadaki profesyonel hayatın içinde çok
farklı mekanlarda ve çok farklı sektörlerde edinilmiş ciddi bir tecrübe birikimine ulaştığımı gördüm. Doğam gereği
paylaşımı seven bir yapım var. Bu tip
birikimleri değerlendirmenin bir yolu
projeler yoluyla müşterilerimle paylaşmaksa diğer yolu da düşünceleri kağıda
döküp çok daha geniş bir kitlenin bundan istifade etmesini sağlamaktı. Bir
de insanlara balık vermektense balık
tutmasını öğretmek çok daha keyifli bir
süreç. Kitabı yazmamın diğer nedeni
de dünyada belirli bir konuma gelmiş
işletmelerin bunları gerçekleştirirken
geçirdikleri evrime bizzat aracılık etmiş
olmam ve benzer süreçleri ülkemiz
kuruluşlarının patron ve yöneticileriyle paylaşmayı bir vatan borcu olarak
görmem diyebiliriz. Modern yönetim
uygulamalarından ülkemiz işletmelerinin de istifade etmesini amaçladım.
36
Kitap kurumsal stratejiden pazarlamaya, inovasyondan satışa uzanan
çok geniş bir yelpazeden söz ediyor.
Bu da benim edindiğim eğitim ve tecrübelerin sonucunda ortaya çıkan bir
tesadüftü. Bu konuda kendimi şanslı da
hissediyorum. Galiba doğru zamanda
doğru yerlerde bulundum ve bu ortamlar benim profesyonel donanımımı
oluşturmamda etkin oldu. Stratejiyi
Michael Porter’dan, pazarlamayı Philip
Kotler ve Bob Lurie’den, satış kanallarını Andris Zoltners ve Prabha Sinha’dan
ve inovasyonu Larry Keeley ve Mohan
Sawhney gibi bu işlerin hem düşünsel, hem akademik ve hem de pratik
uygulamalarının öncüsü olan dünya
gurularından bizzat yanlarında
çalışarak öğrendim. Herkese
kısmet olmayacak bir kombinasyon olmuş sanırım. Aslında büyüme
stratejisi dediğiniz şey
biraz böyle. İşletmeyi
büyütmek istiyorsunuz
ve bunun değişik yolları
var. Bu konuların hepsine hakim
olmanız lazım.
Şirketinizin ismi, logosu, kitap; hepsi
bir uyum içinde.
Dünya devlerine kafa tutacak işletmeler
yaratmak istiyorsak o zaman şirketin
adı da Kafatutan Danışmanlık olsun,
yaptığımız işi anlatsın dedik. Tüm kurumsal kimlik çalışmamızı da bu eksende gerçekleştirdik. Logomuzda kendinden büyüklere dayılanan ve korkusuz
bir horoz kullanalım dedik (birkaç hafta
önceki Denizli ziyaretimde büyük sükse
yaptı bu logo). Bütün görsel malzemelerimizi hazırlarken ODTÜ’de de
öğretim üyeliği yapmış değerli ressamımız Yalçın Gökçebağ’ın Anadolu’da
tarlada, bağda, bahçede çalışan ve alın
teri döken köylüleri resmettiği eserleri
kullandık. Çok anlamlı bir çalışma oldu.
Bu vesileyle tüm okurlarınızı www.kafatutan.com internet sitemize de davet
etmek istiyorum. Şirketimizin müşterileri için gerçekleştirmeye çalıştığı
şey özetle onların işletmelerini karlı ve
kalıcı bir şekilde büyütmelerine katkıda
bulunacak stratejik projeler geliştirmek
ve uygulamak. Kitabımı okuyan herkes
bu tip projelerin neler olabileceğine
dair elliye yakın benim bizzat yaşadığım
KİTAP
Dost Emre
vaka analizini inceleyip fikir edinecektir. Yaratıcılığımızı kullanarak düşünülmeyeni düşünmek, yapılmayanı yapmak ve bunları gerçekleştirirken katma
değer elde etmek amacımız. Bu bazen
daha önce herkesin gözünün önünde
olup da kimsenin değerlendirmeyi akıl
edemediği şeyleri bulmak oluyor bazen
de defalarca denenip yanlış yaklaşımlar
ve stratejiler yüzünden başarılı olamamış şeyleri hayata geçirmek oluyor.
Kitabı okuyunca küresel eğilimlerin
ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya
için de geçerli olduğunu düşündüğün
anlaşılıyor.
Dünya sanki son yıllarda daha da bir
hızlı dönmeye başladı. Global dev
şirketler akla hayale gelmeyecek
uygulamalar ve mantığımızı zorlayan
bütçelerle yerel şirketlere karşı bir
savaş veriyorlar. Stratejileri iyi kurgulanmamış yerel işletmeler bu rekabetin
karşısında ayakta kalamayıp çöküyor
ya da teslim oluyorlar. Ben size hemen
aklıma gelen birkaç trendden bahsedeyim:
• ‘Convenience’ denen kavram hayatımız boyunca yaptığımız bütün satın
alma davranışlarını etkiler oldu. İster
klima satın alalım isterse bebek bezi
bizim için daha kolay olan yöntemlerle
bunu yapmak istiyoruz.
• Tüketicilerin sahip oldukları çeşitli
varlıkları diğer tüketicilerle paylaşabildikleri ve bunu yaparken bir gelir kazandıkları paylaşım modelleri artacak.
• Her yer ve her şey internete bağlı
olacak ve bu sayede evimizin kapı kilidi,
kalorifer sistemimiz, buzdolabımız, su
sebilimiz, ecza dolabımız, arabamızın
lastikleri ve burada sayamadığım daha
pek çok şey için sipariş ve satın alma
süreçleri ortadan kalkacak.
• Group buying dönemi bitti kişisel
ürün dönemi başladı. Artık sadece bizim için geliştirilen tasarımlar sözkonusu üstelik çok düşük maliyetlerle.
• Yüzlerce alternatif ürün arasında
seçim yapmak imkansız hale geldi bu
da markasız (jenerik ya da özmarka)
ürünleri daha popüler yapıyor ya da
profesyonel bir aracının bizim adımıza
kararlar vereceği iş modellerinin önünü
açıyor.
• Yerel ürünlere kaçış başladı. Bilinçli
tüketiciler sağolsun bizdeki yerli malı
tüket vurgusu yerel malı tüket halinde
karşımıza çıkmaya başladı.
Stratejiler, marka şehir yaratmaya
kadar gidiyor.
Çeşitli ülkelerin ve şehirlerin konumlandırılması ya da yöresel ürünlerin
dünyaya açılmasına vesile olacak coğrafi işaretlerin edinilmesi süreçleri benim
için hem keyifli hem de çok başarılı çalışma alanları oldu hep. Ama bu iş öyle
sanıldığı gibi bir iletişim çalışmasından
ibaret değil kesinlikle. Konumlandırma
dediğiniz şeyin amacına ulaşabilmesi
için bütün işleyiş mekanizmanızı yeniden kurgulamanız gerekiyor. Bakın ben
bu doğrultuda Kafatutan Danışmanlık
olarak Türkiye için kurguladığımız ama
şu an uygulanması için henüz doğru
koşulların oluşmamış olduğunu düşündüğüm bir konumlandırma fikrini
sizinle paylaşayım. Dünya üzerinde
bildiğiniz gibi çok ciddi bir gastronomi
hareketi var. Artık insanlar uluslararası
seyahatlerini sırf yeni lezzetler tanımak
için yapabiliyorlar. Bu doğrultuda dünyada destinasyon olmuş Fransa, İtalya
gibi tanınmış markalar var. Benim
gözlemim Türkiye’nin bu doğrultudaki
potansiyelinin henüz kullanılamadığı
yönünde. Dünyada çok büyük destekçisi olan bir diğer trend de organik ya da
iyi tarım uygulamalarıyla elde edilmiş
gıda ürünleri tüketmek. Bu iki olay
giderek artan bir miktarda kendisine
taraftar topluyor ve henüz dünyada bu
Dobra Emre
iki ögeyi kullanarak kendisini konumlandırabilmiş bir ülke yok. Önerim
Türkiye’nin önümüzdeki 20 yıl içerisinde planlı ve aşamalı bir şekilde dünya üzerinde ilk olacak “%100 Organik
Ülke” konumlandırmasını yapması
ve her tür tarım, hayvancılık, gıda ve
turizm altyapısını bu doğrultuda yeniden oluşturması. Ülkemizin turizm
potansiyelini en az 3 kat, katma değerli tarım ürünü ihracat potansiyelini en
az 2 kat artıracak bir konumlandırma
önerisi bu. Tabi bu işler yapılırken
gıda güvenliği, devletin büyük bir kimyasal gübre üretici olması, kimyasal
ilaç ve tohum şirketlerinin müthiş lobi
gücü gibi etkenlerin ve konvansiyonel
tarım yapmaya alışmış çiftçilerin söz
konusu değişimler sırasında uğrayabilecekleri zararları ya da hassasiyetlerini gözetmek de gerekiyor. Bir de
organik tarım verimsizdir, ürettiğiniz
ürün miktarı düşer şeklinde zihinlere
kazınmış doğru olmayan bir inanış
var. Bakın bu bahsettiğim konumlandırmayı biz yapmazsak bunun adı Kanada olur, Fransa olur bilemem ama
birileri yapacak ve biz arkalalarından
tebessüm edeceğiz. Bunu ilk etapta
yurt çapında belki yapmak çok güç
olur ama ne bileyim önce Bozcaada’da
başlar sonra Çanakkale’nin tamamına
yayılır ardından Ege Bölgesi’ne ve bu
sayede bu iş artarak devam eder. Ama
biz ilk günden bu konumlandırmayı
sahiplenirsek ülkemize ciddi anlamda
çağ atlatacak bir girişimin tohumlarını
atmış oluruz.
37
HABER
ortamda, görme duyuları yerine diğer
duyularını keşfedip geliştirerek hareket
etmeleri konusunda görme engelli
rehberlerce eşlik edilip yönlendirilirler.
Karanlıkta Diyalog ziyaretçiyi parkta
dolaşmak, bir caddede karşıdan karşıya
geçmek gibi günlük hayat deneyimlerine sokar, ama tümüyle karanlıkta;
duyularını uyandırarak ve farkındalıklarını derinleştirerek…
Karanlıkta diyalog
Karanlıkta Diyalog İstanbul
projesinin kurucu ortağı olarak (Hakan
Elbir), bu projeyi en başından itibaren
bir sosyal girişim projesi olarak ele
aldığımızı söylemek isterim. Toplum
için fayda sağlayacak projelerin ve faaliyetlerin gelişimi için kurumlardan çok
bireylerin harekete geçmesi çok daha
hızlı ve başarılı çözümler getiriyor.
Dünya üzerinde 135 kentte 8 milyondan
fazla insana “dokunmuş” Dialogue in
the Dark (Karanlıkta Diyalog) deneyimi, ilk defa Türkiye’de ve İstanbul’da
izleyiciyle buluşuyor, bunu çok önem-
siyoruz. 1988’den beri, dünyanın 30’dan
fazla ülkesi ve Avrupa, Asya, Orta Doğu,
Afrika, Kuzey ve Güney Amerika’da
130’dan fazla kentte sergi ve workshoplar uygulandı. Dialogue in the Dark, bu
ülkelerin bir kısmında örneğin İsrail,
Avusturya, Almanya gibi kalıcı ‘’Diyalog Müzesi’’ne dönüşmüş durumda. Şu
anda dünyada 16 şehirde kalıcı Diyalog
Müzesi bulunuyor. Bizim de hedefimiz
sosyal girişimcilik modeli üzerinden
tüm paydaşların dahil olduğu kalıcı bir
Diyalog Müzesi’ni İstanbul’da hayata
geçirmek. Dialogue in the Dark projesinde ziyaretçiler, tamamen karanlık
Projenin birçok altbaşlığı ve dolayısıyla
çıktısı var. Bir yandan görme engellilerle empati yapılırken diğer yandan
bireyin kendi potansiyelini sorgulayacağı ve görme dışındaki diğer duyularını da keşfedeceği bir deneyim söz
konusu olacak. Çocuklardaki etkisini de
oldukça önemsiyoruz zira teknolojinin
de gelişimi ile çocuklar ve ergen yaştaki
gençler iletişim anlamında tabiri caizse
tek taraflı besleniyorlar ve böylelikle
Duyuların Zayıflaması” tehdidi ile karşı
karşıya kalıyorlar. Televizyon, video ve
internet tüm dünyayı çocuğun odasına
getiriyor fakat bu, sadece tek bir perspektiften gözlemlenebilen bir dünya.
Son olarak iş dünyasına yönelik özel
modüllerin de sunulduğu projede, işe
alımlardan ekip oluşturmaya ve karar
verme aşamalarına kadar bir çok alanda
Türk firmaları için önemli açılımlar
sağlayacağımızı düşünüyoruz.
ODTÜ’lüler Runtalya’da...
Bu yıl 9.su düzenlenen Runtalya Maratonunda
ODTÜ’lüler okullarına destek vermek için koştular...
Antalya Orta Doğu Teknik Üniver-
GÜNCEL
sitesi Mezunları Derneği’nce maraton
süresince düzenlenen ODTÜ tanıtım
ve şenlik etkinlikleri, Muratpaşa Belediyesi Kültür Alanı’nda yapıldı.
Konser ve dans gösterilerinin yanı sıra
sponsor firmaların desteği ile düzenlenen organizasyonda, ODTÜ tanıtımına
ek olarak maratona ve halk koşusuna
katılan ODTÜ dostlarına da destek
verildi. İki gün devam eden etkinliklerde tüm ziyaretçilere ODTÜ tişört
38
ve şapkaları hediye edilirken, maddi
destek saglayan tüm ODTÜ dostlarına
özel hazırlanmış ODTÜ çantaları
dağıtıldı.
Etkinlik Komite Başkanı Yıldırım
Şimşek, Antalya da çok ciddi bir
ODTÜ mezunları ve dostları grubu
olduğuna dikkat çekerek, amaçlarının
bu potansiyeli eğitime ve ihtiyacı olan
öğrencilere katkı noktasına taşımak
olduğunu açıkladı.
ANMA
Adaleti beklerken
yitirdiğimiz iki “Can”;
Onur Yaser Can Ve Hatice Can
Yazı: Özay Yaşar (Soc ’80)
İki
ODTÜ’lü, Onur Yaser Can (mimarlık) ve Ezgi Sevgi Can’ın (sosyoloji)
anneleri, bir kadın hakları savunucusu, bir güzel insan; Hatice Can; oğlu
Onur’un ölümünden beri geçen 4 yıllık
sürede sürdürmeye çalıştığı adalet
arayışında son çare olarak kendi canını
koydu ortaya.
2 Haziran 2010’da, doğum gününden 1
gün önce gözaltına alındı Onur Yaser
Can, üzerinde 8 gram esrar bulunduğu gerekçesiyle. Bu tarihten, canına
kıydığı 23 Haziran 2010 tarihine kadar
yaşadıkları ise bu kadar “naif, sevecen,
dost, onurlu” bir insanın kaldıramayacağı kadar “sert, acımasız, vahşi ve
adaletsiz” idi.
“İnsan, dost, onurlu, yiğit, gururlu,
yaşamla bir dizi sıkı, anlamlı ve derin
bağları olan, genç bir adam olmuş oğlumuzun, bu yetileri kazanabilmesi için,
O’nu bebekken, çocukken, ergenken,
genç delikanlı iken uçan kuşun kanadının rüzgârından koruyup kollayarak
büyüttük.” diye anlatır Babası Mevlut
Can ve annesi Hatice Can.
Kendisinden 5 yaş küçük kardeşi Ezgi
Sevgi Can ise “canımın yarısı”, “dostum, arkadaşım” dediği ağabeyi için
şunları söyler:
“Etrafındaki herkese yaşama sevinci
bulaştıran, gülen, güldürebilen böyle
bir güzellik neden gitmek ister? Sayılamayacak kadar sevdiği olan bir can
kendini nasıl olur da bu kadar çaresiz
bu kadar kapana kısılmış hisseder?
Onu bu karanlığa iten ne tür bir zalimliktir? Bu ülkede zalimlik neden sürek-
li türeyen bir hastalık haline gelmiştir?
Ve bu zalimlik neden sözde “halkı
koruyan” “adaletin peşinde koşan” ve
bunun için maaş alan bir dizi devlet
memuru tarafından uygulanmaktadır?
Burada bir yanlışlık yok mudur?”
Bu işte bir yanlışlık vardır kuşkusuz.
Aile de bu yanlışların peşine düşer.
Ama Hatice Can’ın bir röportajda söylediği gibi her attıkları adım bir duvara
çarpmaktadır. Görünmeyen bir duvar.
Seslerini duyuramazlar. Değişen
hakimler, yok edilen görüntü kayıtları, tutanaklar, idari mercilerce alınan
takipsizlik kararları vb. Hatice Can’ın
ümitleri azalırken yaşama nedenleri de
tükenmeye başlar...Bu umutsuzluğun,
kapana sıkışmışlığı aşmanın, seslerini duyurabilmelerinin tek bir çaresi
kaldığını hissettiği noktadır-canını ortaya koyduğu an... Onur’suz yaşanılan
yıllara aslında hepimiz adına verilen
bir bedeldir...
Kaybettiğimiz Aslında Sadece
iki Can Mı?
Can ailesinin başlattığı hukuk mücadelesi Onur’un ölümünden itibaren
kesintisiz devam eder. Bol miktarda
aşağılanmaya, hakarete, tehdite maruz
kalınan; gözlerin kör, kulakların sağır
olduğu zorlu bir süreçtir bu. Toplam
13 polis görevlisi hakkında “Neticesi
sebebiyle ağırlaşmış işkence, görevi
kötüye kullanma ve cinsel saldırı” suçlarından yaptıkları suç duyurusundan
sonraki soruşturmada 1 yılda 3 savcı
değişmiş; verilen takipsizlik kararları
ile polislerin yargılanmaları engellenmiştir. Takipsizlik kararlarına yapılan
itirazlar bugün halen AİHM’de ve
Anayasa Mahkemesi Bireysel Haklar
bölümünde görüşülmeyi beklemektedir. Aynı soruşturmada sadece “Resmi
evrakta sahtecilik” suçundan yargılanan polis Salih Bahar ile Soner Gündoğdu 2.5 yıl hapis cezası alır.
(http://www.onuryasercan.com/sayfa/
adalet-arama-sureci.html)
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı
ile Batman milletvekili Ayla Akat’ın
TBMM’ne verdiği önerge ise hala
yanıtsızdır..
Oğlundan sonra eşi, dostu, yoldaşıHatice Can’ı da kaybeden Mevlüt Can,
10 Mart tarihli basın bildirisi ile tekrar
suç duyurusunda bulunur ve:”İkisi
adına da adaleti gerçekleştirene kadar
mücadele edeceğini” belirtir.
Alınamayan her yanıt, yapılamayan
her soruşturma, soruşturulmayan
her suç ile yitirilen adalet duygusu ile
birlikte insanlığımızdan da bir parça.
Kaybeden sadece Can ailesi değil aslında hepimiz, bütün Can’lar. Bu nedenle,
Can Ailesi sevenlerinin çağrısı hepimiz
için: “Bizler bütün bu yaşananlara
itiraz ediyoruz. İşkencecilere, koruyucularına, adil ve şeffaf bir hukuki süreci
karartanlara, bu oyunu bozacağımızı
ve adalet yerini buluncaya kadar bu
davaların takipçisi olacağımızı haykırıyoruz!”
(onuryasercan.wordpress.com)
39
FOTOĞRAF ÇALIŞMA GRUBU
Fotoğraf, önce
hayalde başlar
ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nde yüksek lisansını tamamlayan Ercüment Arı ile hobi olarak
başladığı ve yaşam tarzına dönüşen fotoğraf çalışmalarına ilişkinbir söyleşi gerçekleştirdik.
Söyleşi: Nurdoğan Arkış (SOC ’80)
Kendini tanıtır mısın bize?
Aslen Antalyalıyım, Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra 2 sene
Antalya’da , sonrasında ise 8 sene
Ankara’da bir holdingin genel merkezinde, bilgi işlem bölümünde görev
yaptım. Bu yıllarda; önce ODTÜ Bilgisayar Mühendisliğinde yüksek lisans,
sonrasında ise Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesinde Finans
masterı yaptım. 2008’de İstanbul’a, şu
anda Bilgi Güvenliği ve BT Risk Yöneticisi olarak çalıştığım Banka’ya transfer
oldum. Halen Marmara Üniversitesinde
de Bilişim Doktora programında tezimi
hazırlamaktayım. Evliyim, eşim akademisyendir. Yay burcuyum, “gezdiğin
yer senindir” mantalitesi ile olabildiğince şehir ve ülke görmeyi seviyorum.
Sinemayı seviyorum ve önemsiyorum,
özellikle festival filmleri ilgimi çeker.
Vaktim olduğu kadar kitap okumaya
çalışırım. Mezunlar derneğinin kaptanlık kurslarına da devam ettim ve emekliliğim için küçük bir tekne hayalim, hep
küçük bir kasabanın koyunda bekliyor
olacak sanırım.
DERNEK’TEN
Fotoğrafa başlamanı ve senin için anlamını bize aktarır mısın? Ne ifade ediyor
senin için fotoğraf?
Başlamaktan başlarsak; sanırım fotoğraf
gözü içimde bir yerlerde varmış. Şöyle ki
memur çocuğuyum ve babamın görevi
nedeni ile çocukluğum Adana’da geçti.
Burası uzun çam ve palmiye ağaçları
arasında cennet gibi yeşil, güzel bir lojmandı. Şimdi geriye dönüp baktığımda
hayal meyal hatırladığım en eski çabam;
8-10 yaşlarında sabah herkes uyurken
ucuz kurmalı cep tipi fotoğraf makinası
40
FOTOĞRAF ÇALIŞMA GRUBU
demeye şahit isteyen Çin malı aletle
fotoğraf çekmeye çalışmaktı. Yeşilin
her tonunu çamların arasından süzerek
yağmur birikintilerine yansıtan güneşi,
bu aletle yakalamaya çalışıyordum. Tabi
ifotoğraflar basıldığında gözün gördüğü gibi çıkmayınca, hayal kırıklığı ve
mentorsuzlukla, bu merakın uzun yıllar
nadasa bırakıldığını şimdilerde gözlemleyebiliyoruz.
Ta ki 2009 yılında bir sabah iş yerine
geldiğimde, Gmail’imde 300-400 tebrik
maili alıncaya kadar…Amatörce fotoğraflarımı Picasa’daki albümlere yüklerim,
ve bir yerlere de gönderip yayınlama
adetim pek yoktu, yoktur. Yükleme amacı da hasbelkader birkaç aile efradı ve
arkadaşla paylaşmaktı. Meğerse Google
(Picasa); her haftaya özel tüm dünyada
yüklenen fotoğraflar arasında uzmanlarına o haftanın en iyi 8-10 fotoğrafını
“Featured Photo” olarak seçtiriyormuş.
Benim de o hafta Yedigöller albümümdeki bir fotoğrafım bunlar arasında
seçilmiş. Tüm ülkelerden gelen tebrik
mailleri ve yorumların nedeni meğerse
buymuş. Kısa süreli bir şok ve destek mailleri sonrası “demek ki geliştirebilirim”
hissiyatı geldi. Önce ODTÜ mezunlar
derneğinde Murat Gür Hocamın hap
şeklindeki kısa bir eğitimine gittim,
bir sene sonra da IFSAK da bir dönem
kursuna giderek daha bilinçli çekim yapmaya başladım, hepsi bu. Fotoğraf adına
naçizane fikrim; fotoğraf bazen zamanın
acımasız hızına karşı o anı ölümsüzleştirmek, bazen o anın ruhunu anlayabilecek kadar dokunabilmek, bazen bir iz
bırakabilmek, çoğu zaman da çektiğiniz
bir karenin makinada ön izlemesine
baktığınızdaki, maddi/manevi başka bir
keyfe değişmeyeceğiniz, dudağınızın
kenarındaki gülümsemedir.
Güzel fotoğraf nedir?
Güzel fotoğraf; bazen izleyiciyi bulunduğu mekandan ve zamandan koparabilecek kadar o karenin içine düşürmektir, bazen çekilme zamanından bir
sonraki anı merak ettirmektir, bazen
de izlediği kare geçmişinde bulunduğu
bir yer ise, “yahu burası, bu şey, böyle
mi görünüyormuş?” dedirtebilmektir.
Güzel fotoğraf anlayışım; bazen herkesin gördüğünden farklı olanı yakalamış,
heyecanlandıran, bazen kıskandıran,
saygı uyandıran, “bazen bir bakış bin söz
eder bakıştan anlayana” yaklaşımı ile bir
anda bana hayat dersi veren, bazen keşke
bu fotoğrafı çeken ustanın bir çırağı
olarak dizinin dibinde otursam, günlerce
malzemelerini taşısam dediğim, bazen
de hayattan çok sıkıldığım an gözümü
kapayıp o fotoğrafın aktörleriyle, o
anda ve mekanda olmayı hayal ettiğim
karelerdir.
Çok güzel fotoğrafların var. Bana
sorarsan dünya çapında, nasıl çekiyorsun? Bir kareyi çekme sürecini anlatır
mısın? Nelere dikkat edersin, nasıl
tercihler yapıyorsun?
Estağfurullah, “bildiğin zaman bildiğini
anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini
anla” gibi basit ve değerli bir sözden yol
alarak, şahsen dünya çapında olmadığını
bilebiliyorum. İtiraf etmek gerekirse,
fotoğraf çekerken teknik detaylar birinci
önceliğim değil. Hatta bazen teknik
kurallar sizi şekle sokmaya çalışıyor,
hazırlamaya çalıştığınız yemeğe şu
baharatları atın diyerek yönlendirebiliyor veya anı kaçırmanıza yol açabiliyor
düşüncesindeyim. Bu noktada bazı
geleneksel üstat söylemlerinden yanayım ortak olarak: gözüm makina olur ve
kadraj tarar. Farklı olarak ise; önümdeki
manzarada benim hoşuma giden bir şey
olduğunu hissedince başlar. Mesele “o
an” da; bulmacalardaki “gizlenen adamı
bulun” gibi, benim içimi gıcıklayanın
ne olduğunu sormak ve onu kavramaya
çalışmak. Bulduğum zaman ise ona yoğunlaşmak ve lezzet almaya çalışmaktır.
Genelde çok büyük veya sıradanın içinde
bir ayrıntı yakaladığım zaman samanlıkta altın iğneyi bulmuş keyfi duyarım. Işık
gölge fotoğraflarında daha çok katlanır
bu hissiyat. Altın kurallara, farkı yaratan
ayrıntılara, renklere ve sıradan olmayanı
yakalamaya çalışmaya dikkat ederim, ne
kadar başarabilirsem...
Yeni başlayacaklara önerilerin nelerdir? İyi bir fotoğrafçı sence nasıl
olunur?
Yeni başlayacaklara şahsi önerim bol bol
fotoğraf izlemeleri, haftada 1 tane de olsa
hiç ara vermeden fotoğraf çekmeleri,
mutlaka bir fotoğraf grubuna katılmaları, ilk başlangıçta tüm lokasyonlarda zahmetsizce kullanabilecekleri uzun aralıklı
bir lens ile başlamaları (ör: 18-200) ve
sabırlı olmaları. Çekilmeyen dert sizin
olmaz neticede, keyifli kareler dilerim.
41
EDEBİYAT KULÜBÜ
Suat Derviş
1901 - 1972
Edebiyat Kulübü, unutulmaya yüz tutmuş, unutturulması
tercih edilmiş yazarlarımızı incelemeye özen gösterir.
Suat Derviş bunlardan biriydi.
Liz Behmoaras’ın yazmış oldu-
DERNEK’TEN
ğu biyografisi ve piyasada bulunmadığı için, hasbelkader edinebildiğimiz kısıtlı sayıdaki kitapları bize yol gösterdi.
Son günlerde Suat Derviş kitaplarının
yeniden basılması grubumuzu çok sevindirdi ve bu “başını eğmeyen kadını”
1
, değerli yazarımızı tanıtmak istedik.
İlk kitabı Kara Kitap 1920’de yayınlanır. Kuvvetli kalemi edebiyat çevrelerinde dikkat çeker. Gazetecilik yaptığı
yıllar boyunca, romanları da çalıştığı
gazetede tefrika edilir ve derin ruh
çözümlemeleri içeren metinler okuyucu tarafından çok beğenilir. 19271932 yıllarında Berlin’de zengin bir
entelektüel ortamda yaşar. Dönemin
Almanya’sında, felsefede, edebiyatta,
müzikte, tiyatroda yeni akımların hakim olduğu ortamda ufkunu genişletir.
Bir yazar olarak kabul ettirir kendini,
hatta romanlarından biri Almanca
olarak tefrika edilir. Türkiye’den hiç
kopmaz, yazılarına devam eder, kadın
mücadelelerinde, Serbest Fırka’nın
seçimlerde yer alır.
Faşizmin iyice güçlendiği dönemde
Türkiye’ye döner. Nizamettin Nazif
Tepedelenli ile evliliği süresinde çeşitli gazetelerde yazılar yazar. 1937’de
gazeteci olarak SSCB’ye gider, seyahat
notlarını yayınlar. 1940 yılında TKP
teşkilat sekreteri olan Mehmet Reşat
Baransel ile evlenir. Evliliklerinin
daha ilk yılında beraber çıkardıkları dergi kapatılıp eşi hapse atılır.
Beraber tutuklanırlar, eşi uzun yıllar
tekrar tekrar yargılanır, hapis cezaları
alır, bunları mali zoruklar eklenir.
1953 tekrar Paris’e gider. Paris’teki
dostları arasında Aragon, Fransız
direniş ordusu aktivisti Madeleine
Braun, Yves Montand, Simone Signoret, Picasso vardır. Europe dergisinde yazar. 1961 affı ile eşi hapisten
çıkar. Suat Derviş Türkiye’ye döner ve
mücadeleye devam ederler. Suat Derviş, eserlerini tefrika olarak yayınlatır,
hatta geçinmek için noter tasdikli
tercümeler, başkası adına tercümeler
yapar, tiyatro eserleri yazar. Hapisten
hasta haliyle çıkan Baraner 1968’de
vefat eder.
Devrimci Kadınlar Birliği’ni kuran
Suat Derviş’in kendi sağlığı da epey
bozuktur. Pek çok kez tutuklanır,
tecrit edilir. Son romanı Fosforlu
Cevriye’ yi senaryolaştırırdan sonra
ve 1972’de yapayalnız bir hastane odasında ölür.Edebiyatımızın seçkin bir
temsilcisi, kadın hakları, demokrasi
ve özgürlük mücadelesinin yılmaz bir
aktivisti olan Suat Derviş’in eserlerindeki karakterlerin derin gerçekçiliğinde yaşayan toplumsallık düzeyinin
sizleri de etkileyeceğini düşünüyoruz.
Çılgın Gibi
Suat Derviş’in 1930 ve 1940 yıllarında
İstanbul’da geçen bu romanı, evli bir
kadının başka bir erkekle yaşadığı yasak
aşkı anlatır. Celile, yavaş yavaş yoksullaşarak her şeyini kaybeden köklü bir
Osmanlı ailesinin son ferdi, konakta
büyümüş bir ‘paşazade’dir.
Kocası Ahmet, bir bankada çalışan,
istikbal vaad eden biri iken, iş hayatına
atılır, her yolu deneyerek zengin olma
hırsına kapılır. Celile bu çevrede tanıştığı, zengin, çekici bir müzmin bekar
olan Muhsin’e aşık olur. Muhsin de daha
ilk görüşte kadına tutulmuştur. Önce
gizli buluşmalarla başlayan bu ilişki,
sonunda Celile’nin kocasını terk ederek
Muhsin’le birlikte yaşamasıyla devam
eder. Ancak iki kahramanın da gözünü karartan bu tutkulu aşk, Celile’nin
Muhsinin metresi haline dönüşmesi,
toplumda yarattığı yankı, Celile’nin
giderek Muhsin’in gözünden düşmesi
ile Celile için bir yıkıma dönüşür.
Çeşitli zamanlarda birçok yazar tarafından işlenmiş bir konuyu ele almasına
rağmen, yazarın çok gerçek, canlı kanlı
karakterler yaratması, akıcı ve zengin
dili, İst anbul’un o devrini okurun gözünde başarıyla canlandırması, modern
kurgusu sayesinde Türk edebiyatının
parlak yıldızları arasında yer alıyor.
1 Çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet’in Suat Derviş için yazdığı Gölgesi adlı şiirindeki tanımlaması
42
EDEBİYAT KULÜBÜ
Hadrianus’un
Anıları
‘’Dünyanın öğle vaktinde, kendine hükmü geçen bir
‘dünya efendisi’, dünyayı düzenleme yetisi olan, zevk
ve güçlerini, acı ve zayıflıklarını bir bir tanımlayıp
sayabilen insan: İşte Hadrianus efsanesi”.
Jean Blot
“İnsanın kırk yaşını
aşmadan yazmaması
gereken kitaplar vardır.”
Böyle diyor Marguerite Yourcenar,
Hadrianus’un Anıları’nın arkasında yer
alan notlarında. Aslında bazı kitaplar
sanki sadece yazarının yaşını almasını
değil, kendi dönemini, kaynağını alacağı
atmosferi de bekler. Yourcenar’ın,
Roma İmparatoru Hadrianus’a kendi
ağzından kendi yaşamını anlattırdığı
“Hadrianus’un Anıları” sadece yazarının
olgunluk çağını değil, bir dünyanın
yıkılmasını da beklemiş gibidir. Yüzyılın
ikinci büyük savaşının ardından gelen
yıkıntı atmosferi Yourcenar’ın yirmi
senedir üzerinde çalıştığı bu kitaba
yatak olur sonunda.
Yourcenar, adeta büyük bir felaketin
ardından dünyada eksik olan ne
varsa; ya da insanları bu yıkıma neler
götürdüyse, onların dökümünü yapar
ve Roma İmparatoru’nun hayatı
içinde Hadrianus’a anlattırır. Böylece,
insanın kendisiyle hesaplaşmasındaki
dürüstlük, açıklık ve erdem ile,
hatalarını ve doğrularını hem kendisine,
hem de dünyaya haksızlık etmemeye
çalışarak değerlendirmesi bu romanın
çatısını oluşturur.
Metin, artık yaşlanmış olan, hasta
ve ölümünün yakınlığının farkında;
ama düşünceleri hala canlı olan
Hadrianus’un, daha sonra imparator
olacak olan Marcus Aurelius’a yazdığı
mektuplardan oluşmaktadır. Büyük bir
bireysel yazgının öyküsü içinde, artık
kapanmış olan bir devrin insanlarının
kamusal hayatta ve özel hayatlarında
hangi özelliklerle var olduklarını
okuruz.
Aslında önümüze konulan incelikli
bir dünya görüşüne eşlik eden adil
bir yönetim anlayışıdır. Hadrianus,
köleliğin koşullarının iyileştirilmesi,
işkencenin engellenmesi, refahın daha
adil paylaşımı, adalet, eğitim, tarım/
toprak reformları, kadın hakları ve
benzeri pek çok konuda düzenlemeler
getirir. Barışın sağlanması için yoğun
çaba harcar. Özetle, günümüz insanının
Yourcenar’ın Hadrianus’undan
öğreneceği, örnek alacağı şeyler hiç de
az değildir.
Son olarak onun bir cümlesini
paylaşalım: “İnsanın asıl doğum
yeri, kendisine ilk kez akıllıca baktığı
yerdir; benim ilk anayurdum kitaplar
olmuştur”.
Marguerite Yourcenar (d. 8 Haziran 1903,
Brüksel - ö.17 Aralık 1987, Northeast Harbor,
Maine) üye sayısı 40’la sınırlı olan Fransız
Akademisi’ne seçilen ilk kadın üyedir (6
Mart 1980). Ayrıca 1968’de aldığı Femine
Vasacesro Ödülü’ne ve Fransa’nın Légion
d’honneur, Ordre de Mérite; Belçika’nın
Ordre de Léopold nişanlarına sahiptir. 1951’de
yayınlanan Hadrianus’un Anıları (Türkçesi 1984) dışındaki başlıca
yapıtları Feux (1936- Ateşler); Nouvelles Orientales (1938- Doğu
Öyküleri, 1985); Le Coup de Grace (1939- Bir Ölüm Bağışlamak,
1988); L’oeuvre au Noir (1968 -Zenon, 1985) olarak sayılabilir.
Ayrıca denemeler, şiir, anı kitapları ve aralarında Virginia WoolfDalgalar’ın da yer aldığı önemli çevirileri yayımlanmıştır.
43
BURS HAVUZU ÇALIŞMA GRUBU
Özel günlere çok özel bir
hediye
Burs Havuzu Çalışma Grubu olarak başlattığımız burs kartı uygulamamızı sizlere
yeniden hatırlatmak istiyoruz.
burs_afis_icin
22/9/06
18:10
Page 1
Hepimizin diğer günlerden daha fazla
önem verilen günleri oluyor. Bu; kimi zaman bir
doğumgünü, evlilik, yıldönümü; kimi zaman da
doğum veya iş değiştirme... Ya da istemesek de
hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olan ölüm de olabiliyor
karşımıza çıkan.
Burs kartı uygulaması, işte tam da bu noktada, bu
duygular eşliğinde kendini anlatıyor. Bir çiçek, bir
hediye yerine neden burs verilmesin ki? Burs kartı;
ofisinizi, evinizi ve her şeyden önce anılarınızı neden
süslemesin ki?
Bir sevdiğinizin özel günlerinden birini kutlamak ya
da hatırlamak istediğinizde Dernek ofisimizi arayarak
ne kadar bağışta bulunacağınızı ve kartınızın hangi
tarihte gönderilmesini istediğinizi belirtin. Burs
kartınız kargoyla sevdiğinizin adresine, makbuzunuz
da size gönderilsin.
Detaylı bilgi için Derenek Müdürlüğümüzü
arayabilirsiniz.
Katılımınız için candan teşekkürler...
Sevinçlerimizi, hüzünlerimizi,
kutlamalar›m›z› bir kartla
kal›c› k›lmak elimizde.
Daha ayd›nl›k bir Türkiye için
hem burs hem kart bir arada...
Ürün adet ve fiyatları aşağıdaki gibidir:
DERNEK’TEN
100 Adet – 200 TL eğitim desteği
200 Adet – 350 TL eğitim desteği
300 Adet – 500 TL eğitim desteği
400 Adet – 600 TL eğitim desteği
500 Adet – 700 TL eğitim desteği
Sipariş vermek ve detaylı bilgi almak için
lütfen Dernek Merkezimizi arayınız.
İlgi ve desteğiniz için teşekkürler...
44
BURS HAVUZU ÇALIŞMA GRUBU
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014 - 100 TL VE ÜSTÜ BURS VERENLER
AŞAĞIDAKİ TABLOLARDA GÖSTERİLMİŞTİR
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014 TEK SEFERLİK BURSLAR
NEVRA HATİPOĞLU (ECON’93)
2,000.00
AHMET NEZİR IŞIKLAR
300.00
HASAN REYHANOĞLU (EE’99)
200.00
MEHMET BEŞLİ
2,000.00
BANU YALÇIN BOYLE
300.00
HAVVA ASLI KASABALIGİL
200.00
BEKTAŞ OKÇU
300.00
İLKAY CORGUNDAĞ
200.00
BELMA EVİN FIRAT ERSU (ECON’96)
300.00
MENDERES-FATİH ALEMDAR
200.00
FÇG (FOTOĞRAF ÇALIŞMA GRUBU)
TAKVİM GELİRİ
1,710.00
MURAT AYDIN (ECON’91)
1,620.00
BURCU KÜÇÜKBABACIK (CHE’00)
300.00
MUSTAFA KARAGÖZ
200.00
ÖZDEN ODABAŞI
1,620.00
MURAT ÇEKİCİ İLYAS TOPRAK
300.00
NAZAN TİTREK
200.00
AHMET UĞUR ERGÜN (CENG’84)
1,000.00
ÖZGÜR ÜSGÜLEN
300.00
OMUR OKAN CINEMRE
200.00
ALİ ARİF ERİÇ (ME’82)
1,000.00
ÖZLEM BERKOL GÜRBAKIR
300.00
OSMAN KARSLIOĞLU
200.00
HİLMİ OKTAR (CHE’69)
1,000.00
SELMİN ÇAĞATAY
300.00
SANEM SÜNBÜL
200.00
MELİKE MİHRAN CAVCAR
1,000.00
SEMA KÖKER (CHE’90)
300.00
SELDA MANSUR
200.00
MURAT DURAK
1,000.00
YEŞİM EMRE ERKUT
300.00
SELEN NAMUR
200.00
ÖZCAN DEMİRCİ AHMET ORHUN (ME’72)
1,000.00
ZEYNEP AĞCA (CHE’78)
300.00
SEMA SUNGAR (MAN’82)
200.00
YUSUF KÖSE (ECON’79)
1,000.00
SÜLEYMAN ALP ERGÜÇ
270.00
SERPİL DİNÇER
200.00
CEM SARVAN (PANAMA BAĞIŞI)
885.00
ALPER HAKAN YÜKSEL (IE’91)
250.00
GÜNKUT KURTARAN
750.00
CANER ŞAHİN
250.00
TOKTAĞAN-TUNCA KARACAOĞLU (PHYS’91ADM’93)
200.00
ZEKERİYAKÖY FORUM
630.00
ERNUR MUTLU (ME’78)
250.00
ÜMMÜŞEN GÜRSOY (MAN’79)
200.00
İNCİ KAYSER (STAT’83)
600.00
KADRİ SİNA DÜLGEROĞLU (CE’64)
250.00
YELİZ KORAŞLI (MATH’99)
200.00
SİBEL ERELÇIN
600.00
LEVENT KOCATÜRK
250.00
DİLEK GÜREL (MAN’99)
170.00
FATMA ÖZDEMİR (EE’96)
550.00
MURAT KARLUK ÇETİNKAYA (CE’94)
250.00
YASEMİN CİVELEKOĞLU (CHE’78)
165.00
GAMZE LALE KILIÇ
550.00
MUSTAFA CANER DEMİRCAN (ME’04)
250.00
SEDA AKALIN
160.00
YETKİN TÜRKEN (METE’00)
545.00
NERGIZ OVACIK (IE’72)
250.00
AYDAN AYKUT ORİANİ
150.00
ABDULKADİR YARMAN (IE’84)
500.00
NERGİZ GÖKKAYA
250.00
AYŞEN ERTEN
150.00
AHMET BURAK
500.00
ÖZGÜN TANGLAY (ARCH’01)
250.00
BETÜL YENER AYDIN
150.00
ARINÇ AKTAN
500.00
SEMİH ALEVİ
250.00
BURAK BOYSAN
150.00
ASUMAN-HALUK MESCİ (MAN’72)
500.00
SONGÜL BAYRAKTAR
250.00
CENAP CENK ALKAN
150.00
BEYAZIT-KORKUT ÖZTÜRK
500.00
SU MUSTAFA ALİ/İFFET (MAN’74)
250.00
DİNEMİS KOZOK
150.00
BORA KORMAN (IE’74)
500.00
YOSUN KAYA (BIOL’92)
250.00
ERKAN ONUR
150.00
CEM SARVAN (MINE’89)
500.00
ZEYNEP ÖZCAN
250.00
EROL GÜREL (MAN’79)
150.00
CEM SARVAN (ŞİLİ DESTEĞİ)
500.00
500.00
230.00
150.00
CEMAL SEVENTÜRK
İNCİ KAYSER (STAT’83) - NURHAN UTKAN
(TAKVİM SATIŞI)
ERTEM(GÖÇMEN)ELVAN/MEHMET
GÜNEŞ KARA
150.00
DENİZ HIFZI UZEL
500.00
SAVAŞ DERİNGÖL
220.00
HAKAN KOYUNCU
150.00
GÖKHAN GÜNVER (FDE’95)
500.00
LMV KORO ÜYELERİ
210.00
HASAN FEHMİ NEMLİ
150.00
GÜVEN ÖZ (MAN’03)
500.00
ABDURRAHMAN ŞAHİN
200.00
HAYRİ ÇELİK
150.00
HÜLYA VARDAR (CHEM’78)
500.00
AYHAN ÖZEL
200.00
MEHMET YENER (MAN’67)
150.00
HÜSEYİN GÖNÜLTAŞ
500.00
AYŞE AKDAŞ (MAN’93)
200.00
NEZİH ALP ULUGAY
150.00
İSMAİL IŞIK (CE’76)
500.00
BAHAR OĞUŞ (STAT’96)
200.00
NİHAN ÖZDALYAN
150.00
İSVİÇ NET İLETİŞİM LTD
500.00
BEHİÇ BALOĞLU
200.00
SÜLEYMAN ÖZKUL
150.00
KADİR KEÇELİOĞLU
500.00
BUĞRA ÇETİN
200.00
UYSAL BAŞDAĞ (CE’93)
150.00
KAMİL SARUHAN
500.00
CANAN SARVAN (CHE’95)
200.00
VİCDAN ERKIR
150.00
KAYHAN ALTUN
500.00
ÇAĞDAŞ ÖZEY
200.00
YENER SÖNMEZ (CE’01)
150.00
LEON HANANEL
500.00
ÇETİN KARA
200.00
ADA KLOD SELMA
135.00
NAİM HİLMİ ALEMDAROĞLU (CHE’69)
500.00
ÇİĞDEM ÜNSAL
200.00
BAHRİ ÖZGÜR KAYALI
135.00
ONUR GÜNGÖR (IE’03)
500.00
DERYA ERTURUN
200.00
GÖKBEN UTKUN (CENG’96)
135.00
ROBERT SONMAN
500.00
DUYGU GÖRGÜN
200.00
GÖKHAN ENGİN
135.00
TÜRKAY TATAR
500.00
FATMA DEMİRDAĞ
200.00
RABİA GÜROL
135.00
ÜMİT GÜRBÜZ
500.00
FERAY AKALIN
200.00
ŞULE AYTAÇ (SOC’74)
135.00
CEM SARVAN (ARJANTİN DESTEĞİ)
460.00
FÜSUN COŞKUNER
200.00
UĞUR TALU
135.00
MURAT ETİLİ
440.00
GÖNÜL ARAL
200.00
BERKER TAŞOLUK (EE’02)
130.00
M.ALİ ACARTÜRK (MAN’78)
435.00
GÖZDE TÖRÜN
200.00
AYŞEGÜL MOLU
400.00
HAKAN ÇETİNKAYA
200.00
EBRU KAYIŞ-GÜLÜMSEN GÜNDOĞAN
(CHE’86)
110.00
EZGİ PETEK TURNA (PETE’95)
400.00
HALİL YILDIZ (METE’06)
200.00
ABDURRAHMAN HAKAN TOKER
100.00
FERİDE E. PITANO
400.00
HALİM GÜRGENCİ
200.00
AHMET ERGUN GÜMÜŞ
100.00
45
BURS HAVUZU ÇALIŞMA GRUBU
AHMET MUSLU (CE’82)
100.00
EVREN ASLI AVCI ACUN
100.00
NİLHAN COŞKUN (CHE’93)
100.00
AHMET SELAMİ SOYLU
100.00
EVRİM YAĞBASAN
100.00
NİLÜFER YALÇIN
100.00
ALEV UYSAL ALPASLAN
100.00
EZGİ KAYAOĞULLARI
100.00
NURDAN YAVUZALP
100.00
ALTAN TACENUR
100.00
FATİH BAKAN (CHE’83)
100.00
NURGÜN ÖZDEŞ (IE’79)
100.00
ARZU AYGÜNEŞ ILGAZ
100.00
FATMA ACAR
100.00
OKAN BAL (CRP’90)
100.00
ATİLA KARA (MATH’80)
100.00
FERYAL RÜZGARLI TEKİN (MAN’90)
100.00
ÖZGÜR ÖZKAN (SOC’98)
100.00
AYÇA KORKMAZ
100.00
GÜL ERGÜL-FETHİYE GÜRAY (CP’74)
100.00
ÖZLEM HOŞCAN
100.00
AYNUR DEMİRAYAK
100.00
HALİDE SANİYE BAŞARAN (CE’71)
100.00
ÖZLEM YILMAZ SAVAŞER
100.00
AYŞE ARARAT
100.00
HANDAN KARAKAŞ (MAN’94)
100.00
ÖZNUR ÖZLEM
100.00
AYŞE PEKKİRİŞÇİ
100.00
HARİKA YALAZA
100.00
PINAR DÜNDAR
100.00
AYŞE SEZER AKSOY (MAN’86)
100.00
HASAN BATTAL
100.00
SABİRE MÜGE SÖKMEN
100.00
AYŞE TUBA ABAY
100.00
HASAN CEM TÜRKEŞ
100.00
SAFİGÜL GEZİK (SOC’83)
100.00
AYŞEN TOPAY
100.00
HERMAN BERBEROĞLU
100.00
SEDA ERDOĞAN
100.00
BAHAR MUNIPOGLU SERKAN SUTCU
100.00
HURİYE İŞÇİ
100.00
SEDAT TAŞKESER (IE’87)
100.00
BATUR TAŞMAN
100.00
HÜLYA KOYUNCU
100.00
SEHER BADAL (MATH’79)
100.00
BENAN BAŞAK
100.00
İFAKAT BETÜL TUNÇER
100.00
SELDA SEÇKİNLER (ADM’93)
100.00
BURAK GÖKÇEER BALTAŞ
100.00
İLHAN SEİS
100.00
SEYHUN ALTUNBAY (PHYS’69)
100.00
BÜLENT AKTUĞ
100.00
JALE BEŞKONAKLI (ARCH’87)
100.00
SEZGİN ÇİLER
100.00
BÜLENT ONUR
100.00
KEMAL TÜMERKAN
100.00
SİNEM KÜÇÜK (STAT’07)
100.00
CEM DANYAL ARSLAN
100.00
KINA DEMİREL BESKİNAZİ
100.00
ŞENER BAŞAL
100.00
CENGİZ KOÇUM
100.00
LEYLA-ALİ CİNGÖZ (MAN’78)
100.00
ŞULE ÖZMEN
100.00
CEYHUN DUMRAL
100.00
MAHMUT FAZIL HORÇATSU
100.00
TAHSİN KORKUT ÖZOK
100.00
ÇETİN HAKAN KURAL
100.00
MAHMUT HALUK SİCİMOĞLU
100.00
TİMUÇİN GÜRER
100.00
ÇİĞDEM KENDİR (IE’85)
100.00
MEHMET ERKAN BABAOĞLU
100.00
TÜLAY HAKKI KURAN
100.00
DEFNE EMERK
100.00
MEHMET SELCUK GEZDUR
100.00
TÜLAY SUNGUN
100.00
DEMET AKAY (MAN’79)
100.00
MELTEM ALTINAY (ENVE’94)
100.00
DEMET DEMİR TRUFLANDIER
100.00
MİNE KÜRKÇÜOĞLU
100.00
TÜLAY TÜZÜN-KEREM ERGİNOĞLU-HASAN
ÇALIŞLAR
100.00
DENİZ KAHRAMAN KOC
100.00
MİŞEL ORDULUOĞLU
100.00
TÜLİN GÖRKEM (STAT’79)
100.00
DENİZ HİŞİL (ECON’93)
100.00
MUSTAFA KESKİN
100.00
TÜRKÜ KARAN (MAN’91)
100.00
DERYA CİVELEKOĞLU
100.00
MÜJDE SARAÇOĞLU
100.00
UĞUR ERDUĞRUL
100.00
DİLEK BOLCAN (ENVE’88)
100.00
NECDET TAPKI
100.00
ÜNAL AYDAL
100.00
DUYGU ÖZTEK
100.00
NERMİN FENMEN
100.00
VELİ KARAGÖZ
100.00
ELİF ÖZDEN (ADM’89)
100.00
NEŞE HANDAN BEDRİŞAN
100.00
YASEMİN AĞIRDIR
100.00
EMİNE DİLEK AKTÜRK
100.00
NİGAR SAKAR
100.00
YEŞİM OTURGAN
100.00
EMİNE YASEMİN CONKER
100.00
NİHAT SOYER
100.00
YEŞİM ŞENGİL
100.00
ESRA ESMA KARAOSMANOĞLU
100.00
NİL ERGÜÇ EREL
100.00
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014
SEVDİKLERİNİZİN ANISINA
46
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014 KURUMSAL BURSLAR
2,000.00
FOTOĞRAF KULÜBÜ BURSU
430.00
SEMİH ERBEK ANISINA BURSU
5,560.00
GENEL ENERGY
1,600.00
“RSY” ANISINA BURSU
2,000.00
ENSER ENDÜSTRİYEL SERVİSLER
1,250.00
DATA MARKET BİLGİ HİZMETLERİ LTD.ŞTİ.
(MURAT BOYLA)
300.00
F.NECLA KOLOĞLU ANISINA BURSU
1,500.00
TREK TURİZM (FİKRET GÜRBÜZ (ME’78)
1,000.00
CANAN GÜRMAN MURTHY ANISINA BURSU
500.00
KONE ASANSÖR SANAYİİ VE TİCARET A.Ş.
920.00
SERTAÇ KENDİRCİ ANISINA BURSU
475.00
KÖPRÜ(M) BURSU*
875.00
ALİ-FERİHA GÜLEN ANISINA BURSU
380.00
BÜLENT FİDAN ANISINA BURSU
345.00
EVRE GIDA LTD.ŞTİ.
(BÜNYAMİN ÖZDALYAN FDE ’87)
750.00
ÖNER ESKİL ANISINA BURSU
250.00
BEREKET ENERJİ ÜRETİM A.Ş.
RABİA YENİDÜNYA ANISINA BURSU
220.00
SERDAR ÖZGERÇİN ANISINA BURSU
MET MÜHENDİSLİK
TESTO ELEKTR. VE TEST ÖLÇ. CİH. DIŞ TİC.
LTD.ŞTİ. (SELMAN ÖLMEZ EE’82)
300.00
BALTAŞ EĞİT.VE DAN IŞMANLIK
200.00
MAN 79-80 BAĞIŞI
200.00
ÖZLER TURİZM ORG.TASARIM İLETİŞİM A.Ş
200.00
740.00
FAS’76 SINIFI BURSU
185.00
TEKNOTHERM LTD. ŞTİ.
540.00
MM’76 SINIFI BURSU
150.00
160.00
ELSİS MÜH. LTD. ŞTİ (VECİHİ ENSELİ)
500.00
REMEKS LTD.ŞTİ.(REMZİ SOLAK CHE’85)
150.00
AYSEN ALTANLAR ANISINA BURSU
150.00
GÜLEN DANIŞMANLIK
500.00
İLKER VE GÖKÇEN UTKUN ANISINA BURSU
150.00
ÖZEL DENİZATI İLKÖĞRETİM OKULU
500.00
UFUK YAPI SAN VE TİC LTD. ŞTİ.
(ÖMER DEMİRBİLEK ME’78)
150.00
YURTKAN KÖKÜÖZ ANISINA BURSU
135.00
ÖZGÜN ŞİRKETLER GRUBU
500.00
FİNANSBANK TEFTİŞ KURULU ÇALIŞANLARI
120.00
ERTUĞRUL KARAKAYA ANISINA BURSU
130.00
ÖZKAYA HARİTA
500.00
ADM’79 SINIFI BURSU
100.00
VECDİ ÇELİK ANISINA BURSU
125.00
120.00
500.00
100.00
EMİNE-FEVZİ ORAY ANISINA BURSU
PROTEM ELEKTRONİK MAKİNA
SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
LOGO TRAVEL
H.ALİ YENİDÜNYA ANISINA BURSU
110.00
SİMGE MÜHENDİSLİK LTD.ŞTİ
500.00
SGS TASARIM TAAHHÜT İNŞAAT SAN. TİC.LTD. ŞTİ. 100.00
BURS HAVUZU ÇALIŞMA GRUBU
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014 BİREYSEL BURSLAR
AKIN ÖNGÖR (MAN ’67)
1,000.00
ERTAN MESTCİ (ARCH ’63)
150.00
ESRA BASKIN
100.00
FİGEN KORUN (ECON’68)
1,000.00
HALUK ERBEN (CHE’76)
150.00
ETEM CEM UÇAR (EE’97)
100.00
SALİM ALTINÖZ (CE ’81)
1,000.00
HALUK NACİ TUĞCU (METE ’90)
150.00
FADEN MÜGE MERSİN (CE’06)
100.00
SELMA YURTSEVER (IE’81)
1,000.00
HÜLYA SİREL
150.00
FATMA ŞEBNEM ABAYOĞLU (EE ’79)
100.00
OSMAN CENGİZ BİRGİLİ (CE’78)
750.00
MEHMET MURAT ÖZKARAKAŞ (METE ’79)
150.00
FERYAL BEKDİK (CE ’79)
100.00
TUNCAY ÖZYÜREK (ADM’68)
750.00
MEHMET UMUR COŞKUN (IE’74)
150.00
FEYZULLAH ARDA (CHE ’72)
100.00
MEHMET-MUTENA SEZGİN (MAN ’84)
700.00
MEHMET YENER (MAN ’67)
150.00
FÜSUN ERİŞ (MATH ’94)
100.00
TURGUT ONUR (ECON-STAT ’79)
700.00
MERAL ÇİMENBİÇER
150.00
GÜLTEKİN GÜNAL (MATH ’79)
100.00
ABDULLAH AYDIN (ME ’69)
500.00
METE HAKAN GÜNER (MAN ’95)
150.00
GÜLYÜZ YOLGA (ADM ’76)
100.00
F.MİNE-DENİZ ÖZGENTAŞ (MAN’82)
500.00
NESRİN-EROL TUNÇMAN (CHE ’79)
150.00
H. SİNAN TEREK (IE ’80)
100.00
İSMAİL IŞIK (CE’76)
500.00
NURDAN TARTANOĞLU (ARCH ’79)
150.00
HAKAN ÖZİŞ (ECON’91)
100.00
ALİ ARİF ERİÇ (ME ’82)
400.00
OSMAN ERK (MAN ’74)
150.00
HALİM BULUTOĞLU (MATH’79)
100.00
ARSLAN SALMAN (EE ’68)
330.00
ÖMER VARGI (PHYS ’76)
150.00
HAMİT AYDOĞAN (ADM ’80)
100.00
BÜLENT OLTU (CE ’73)
300.00
ÖZEN ALTIPARMAK (MAN ’76)
150.00
HASAN KILIÇ (MAN ’88)
100.00
NURAN-İSA ÜLKER (CHED ’91-ECON ’83)
300.00
PINAR İLKİ (ARCH ’93)
150.00
HİLKAT ERKALFA (CHE ’70)
100.00
NUR-SERHAT KURAK (CENG’87-ME’87)
300.00
SERPİL-ARIL SEREN (ECON-STAT ’64)
150.00
FERİDE DEMİRTAŞ (ECON-STAT’79)
280.00
TÜRKÜ KARAN (MAN ’91)
150.00
HÜLYA ARAS-FUAT OBUROĞLU
(ENVE’90-ARCH’78)
100.00
OSMAN ARI (ME’85)
270.00
YUSUF BORA IŞIK (ME ’74)
150.00
İ.ENGİN ÖZGÜL (MAN’83)
100.00
SEÇKİN NUZUMLALI (ME’78)
270.00
AHMET GÖKHAN KORALTAN
135.00
İBRAHİM ŞENYAY (CHE ’70)
100.00
TAYFUR CİNEMRE (ME’78)
270.00
EMİNE BURÇİN ALTINSAY ÖZGÜNER
135.00
İPEK ARCAN (MAN ’94)
100.00
MEHMET ALİ ACARTÜRK (MAN ’78)
250.00
FATMA MEHTAP MERTDOĞAN (MATH’89)
135.00
İSMAİL ERSİN PEYA (ADM ’83)
100.00
NECMETTİN ATEŞ (EE’87)
250.00
NEZİH GEÇERGİL
135.00
İSMİNİ AÇIKLAMAK İSTEMEYEN (MAN ’80)
100.00
NURAY AYAROĞLU (ECON ’84)
250.00
NİLÜFER AĞIRDIR (MAN’79)
135.00
KURTULUŞ BERKAY GEZEN (EE ’95)
100.00
TOLGA EGEMEN (ME ’92)
250.00
SEMRA CENGİZ (PHYS’95)
135.00
LAMİ YAĞCILARLIOĞLU (MAN’74)
100.00
ÜSTÜN SANVER (MAN ’72)
250.00
ALEV KAHRAMAN (MAN ’94)
130.00
MEHMET KOCASAKAL (CHEM ’78)
100.00
YUSUF KÖSE (ECON-STAT ’79)
250.00
UĞUR AYKEN (ME ’76)
130.00
MEHMET ÖZDEŞLİK (EE ’78)
100.00
ZEYNEP-BÜLENT FIRAT (MAN ’97-MAN ’97)
250.00
SERKAN TAPO (BA’04)
125.00
MEHMET RASGELENER (ECON-STAT’78)
100.00
SAVAŞ DERİNGÖL (MAN ’76)
240.00
GÜNHAN ÖZOĞUZ (CHE ’75)
120.00
MELİH KIRLIDOĞ (CE ’83)
100.00
M.ALİ ACAR (MAN’78)
225.00
H. SEÇİL SIRGÜVEN
120.00
MELİS TOSUN ARSLAN (EE’00)
100.00
ALPARSLAN TANSUĞ (MAN ’75)
200.00
NURAY-HAKAN AKMERİÇ (CENG ’82)
120.00
MURAT DARYAL (CHEM’78)
100.00
BETÜL YÜCEL (PSY ’06)
200.00
SELÇUK ÖZDİL (ME ’78)
120.00
MUSTAFA GÜÇLÜ GÖZAYDIN (ECON ’96)
100.00
CEM SARVAN (MINE’89)
200.00
AHMET LÜTFÜ BİLGEN (IE ’80)
100.00
MUZAFFER HACIBEKİROĞLU
100.00
DENİZ FEVZİYE KUTLUSOY (ECON ’84)
200.00
AKIN TELATAR (MAN ’90)
100.00
NURSEN TÜZÜN (MAN ’86)
100.00
FEVZİ TURKAY OKTAY (EE ’88)
200.00
ALPER BAYSAL (ENVE’93)
100.00
OĞUZ ÖZDEMİR (MAN ’74)
100.00
GÖKHAN GÜNVER (FDE ’95)
200.00
AYSUN ARIBAŞ ŞİŞMAN (IE’80)
100.00
PELİN GÖKÇEK (IR ’99)
100.00
KAYA ÖZGÜL (MAN ’80)
200.00
AYSUN MERCAN (MAN ’82)
100.00
SAİME ÖZBAY (ECON ’73)
100.00
MEHMET MÜRŞİT ÇELİKKOL (ME ’79)
200.00
AYŞE AKDAŞ (MAN ’93)
100.00
SEDEF DURU ÖZKAZANÇ (MAN ’91)
100.00
MELİH KARAKAŞ (CHE ’72)
200.00
AYŞE GÜLİN GÜNAL (PHIL ’99)
100.00
SELDA ARKAN (CHEM ’80)
100.00
NAFİS YURDAL YALMAN (MAN ’87)
200.00
BAHAR AKAY (CHE ’69)
100.00
SEMA TURGUT (MAN ’89)
100.00
OSMAN SARI (CE ’70)
200.00
BANU BÖREKÇİ (MAN ’74)
100.00
SERAP TELCİ (FDE ’86)
100.00
ÖZKUL KORAY (MAN ’69)
200.00
BEHZAT YILDIRIMER (MAN ’79)
100.00
SEVGİ GÜRBÜZ (IE ’83)
100.00
RUŞEN ÇETİN (EE ’81)
200.00
CAFER FINDIKOĞLU (MAN ’74)
100.00
SEYHUN ŞİRİN (GEOE ’79)
100.00
SEÇİL ÇELİK
200.00
CANAN-ÇAĞATAY PİŞKİN (ECON ’94)
100.00
TAMER DURMUŞ (MAN ’97)
100.00
ZEYNEP-ERCÜMENT GÜMRÜK (CP’81-ARCH ’72)
200.00
CEMAL ERDOĞAN GÜNAY
100.00
TAMER SOYULMAZ (ME ’89)
100.00
FERİDE LEYLA SERDAROĞLU
160.00
CENGİZ ERDOĞAN (ECON-STAT ’79)
100.00
TEVFİK CEM BAYKARA (EE ’90)
100.00
BERK VURAL (ME ’65)
150.00
CÜNEYTHAN MERTDOĞAN (ECON ’86)
100.00
TUFAN TUNÇYÜZ (ME ’74)
100.00
BİRİM-CEM KARAKAŞ (MAN ’97)
150.00
ÇAĞLAR SÜRÜCÜ (CE ’95)
100.00
VELDA SAVAŞ GÜNDOĞAR (ADM ’92)
100.00
CEMAL OĞUZ BEKAR (MAN ’82)
150.00
ÇETİN DOĞAN (ME’92)
100.00
VEYSEL BATMAZ (ADM ’79)
100.00
CENK ALTUN-ÖZGÜR TOKGÖZ ALTUN
(MAN’94-MAN ’97)
150.00
DEMET ÖZDEMİR ÖZ (MAN ’91)
100.00
YAVUZ BAYRAKTAROĞLU (METE ’76)
100.00
DEVRİM ÇANKAYA (ME’93)
100.00
YEŞİM KANGAL (ENVE ’86)
100.00
ÇAĞLA KURTULUŞ (MAN ’69)
150.00
DİLNİŞİN BAYEL (MAN ’96)
100.00
ZELİHA İLKE SELVİ (CENG ’85)
100.00
DEVRİM OKÇU (MATH ’90)
150.00
EGEMEN LERZAN ÖRMECİ (IE ’90)
100.00
ZEYNEP ASALI (MAN’04)
100.00
ELİF İZGİ TOPBAŞ (ARCH ’93)
150.00
ELİF GÜRSEL USLUER (MAN ’00)
100.00
ZİYA DOMANİÇ (MAN ’78)
100.00
ERCÜMENT YILDIZ (PHYS ’83)
150.00
ERDOĞAN LEBLEBİCİ
100.00
ZUHAL-ÖNDER FOCAN (ME ’78)
100.00
ERSİN ÖZİNCE (MAN ’75)
150.00
ERSOY KAYA (IE’97)
100.00
47
BURS HAVUZU ÇALIŞMA GRUBU
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014
YENİ KATILIM
AHMET GÖKHAN KORALTAN
ABDULLAH ÜNSAL (ESE’08)
ALPER BAYSAL (ENVE’93)
CEM SARVAN (MINE’89)
AYLA N. KARAOSMANOĞLU
MEHMET UMUR COŞKUN (IE’74)
AYSUN ARIBAŞ ŞİŞMAN (IE ’80)
NİLHAN COŞKUN (CHE’93)
AYŞEN ERTEN
OSMAN CENGİZ BİRGİLİ (CE’78)
BERÇİN ÖZTEKE (BA ’11)
SEÇKİN NUZUMLALI (ME’78)
BURCU DOLUNAY TAHTABACAK
ŞULE NİLGÜN AYTAÇ (SOC’74)
BURCU KAYHAN (CHE’00)
TAYFUR CİNEMRE (ME’78)
CEMAL ERDOĞAN GÜNAY (MAN’78)
ZEYNEP ASALI (MAN’04)
ÇETİN DOĞAN (ME’92)
DEMET ÖZLEN (BA’12)
DENİZ ÇAKIR
EMİNE BAŞDAĞ (PSY’95)
EMİNE BURÇİN ALTINSAY ÖZGÜNER (ARCH ’83)
EROL GÜREL (MAN ’79)
ETEM CEM UÇAR (EE ’97)
EVRİM BABAYİĞİT (CHE ’05)
FADEN MÜGE MERSİN (CE’06)
FATİH ÇAKIR (MINE’94)
FATMA KARAKAŞ (BA’11)
FATMA MEHTAP MERTDOĞAN (MATH’89)
FATMA NEŞE KÖK (CHE’94)
GÖZDE ŞENER ERÇEVİK
H. SEÇİL SIRGÜVEN (PSY’01)
HALİM BULUTOĞLU (MATH’79)
HALİME ÇAKMAK
HASAN SELİM CAŞKA (CE’94)
HATİCE ASLI SÖZBİLİR (ADM’00)
HÜLYA ARAS-FUAT OBUROĞLU (ENVE’90-ARCH’78)
LAMİ YAĞCILARLIOĞLU (MAN’74)
M. BİROL ÖZKAY
MELİS TOSUN ARSLAN (EE’00)
MUHARREM FATİH BAKAN (CHE’83)
NAZLI FİDAN (FLE’11)
NECMETTİN ATEŞ (EE’87)
NERGİZ SAVRAN OVACIK (IE’72)
NEZİH GEÇERGİL
NİLGÜN YÜCEL
NİLÜFER AĞIRDIR (MAN’79)
OSMAN ARI (ME’85)
ÖZLEM SOYDAŞ (CHEM’10)
SEÇİL ÇELİK
SEMRA CENGİZ (PHYS’95)
SERPİL KAYA (IR’08)
ŞEBNEM ÇOLPAN (ARCH’94)
ŞÜKRÜ KARA
UĞUR TÜRKÖZ (ME’00)
UYSAL BAŞDAĞ (CE’93)
YUSUF ATİLLA YENER (CHE’71)
*KÖPRÜ: Bursiyerlerimizin oluşturduğu grubun adı,
KÖPRÜ(M): Mezun bursiyerlerimizin oluşturduğu grubun adı.
48
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014
ARTIRIM
EKİM-KASIM-ARALIK 2013 - OCAK-ŞUBAT 2014
ADINA BURSLAR
GÜLTEKİN KARAŞİN SCIENCE
ACHIEVEMENT AWARD
300.00
Alarko_wolf_21,5x28cm.pdf
C
M
Y
CM
MY
CY
CMY
K
1
2/20/14
1:44 PM
AHE ENLER 215x280.pdf
1
2/18/14
11:24 AM
444 55 00 / anadoluhayat.com.tr
Capital Dergisi, 2013 Yılı Türkiye'nin
En Beğenilen Şirketleri Araştırması'nda
Bireysel Emeklilik Sektörünün
En Beğenilen Şirketi
EGM 07.02.2014 verilerine göre
5.098.792.102 TL fon büyüklüğü ile
sektör lideri
C
M
EGM 07.02.2014 verilerine göre
262.880.691 TL devlet katkısı fon tutarı ile
sektör lideri
En Beğenilen
Emeklilik
Şirketi
Fon
Büyüklüğünde
Lider
Devlet Katkısı
Fon Tutarında
Lider
Y
CM
MY
CY
HAYMER 31.12.2013 verilerine göre
1.881.185.905 TL hayat matematik
karşılıkları ile sektör lideri
Hayat Sigortalı
Fonlarında
Lider
31.12.2013 tarihi itibariyle
7.902.404.653 TL aktif büyüklüğü
Aktif
Büyüklüğünde
Lider
31.01.2014 tarihi itibariyle 24 fon
En Fazla
Fon Alternatifi
EGM 07.02.2014 verilerine göre
3.431 adet emekli ile sektör lideri
Emekli
Sayısında
Lider
BİREYSEL
EMEKLİLİĞİN
LİDERİ
HERKESE
İYİ GELECEK
Bizi sektör lideri yapan
katılımcılarımıza
sonsuz teşekkürlerimizle.
CMY
K
2
1
3
Download

Baraka Ocak-Subat-Mart.indd - İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği