XVII. ASIR
TÜRK V A K I F L A R I N I N
İKTİSADÎ B O Y U T U
Bahaeddin Y E D İ Y I L D I Z
V I I I . asır Türk vakıflarının muhtelif cep­
helerinin tahlil edildiği araştırnıamızın(l)
bu bölümünde, her şeyden evvel, konunun gerek­
tirdiği ölçüde, vakıfların gelir kaynaklarını teşkîl
eden emlâkin çeşitli hususiyetleri ele alınacak, on­
ların işletme biçimleri incelenecek ve bu mallardan
elde edilen gelirlerin iktisadî gücü hesaplanmaya
çalışılacaktır(2). Ayrıca, makalenin sonuna, bu
araştırmanın —daha önce neşr edilen kısımları da
d a h i l - bütünü ile ilgili kaynakların ve eserlerin
listesi de eklenecektir.
+
^
•
Vakfın konusu kavramıyla - i s t e r bizzat ken­
dileri toplumun hizmetine sunulmuş olan kamu
kuruluşları ve hayır müesseseleri olsun, ister bun­
ların işlemesi için gerekli düzenli gelirleri sağlayan
servet kaynakları o l s u n - vakfedilen her şeyin
(mevkuf) anlaşılması gerekir(3).
İslâm Hukukunun ilk tedvîni sırasında, sözkonusu nesnelerin vakfın konusu(4) olabilmeleri
için, fıkhî esaslara göre, geliri devamlılık vasfı
taşıyan ve vakıf-kurucusunun tam mülkiyeti ve
kullanma salâhiyeti dâhilinde bulunan gayr-ı
menkûller olması gerekiyordu{5). Ancak, zaman­
la, iktisâdı ve içtimâî değişmeler, bu prensipleri
yumuşatarak, vakıf konusunun sâhasını genişlet­
miş ve hukukçuları yeni prensipler vaz'etmek mecbÛriyetinde bırakmıştır. Gerçekten, bir çok şâhada, "islâm'ın ilk devirlerine âit kânûntyasaklardan
bir kısmı, iki asır sonra, tamamiyle ruhsat verilmiş
fiiller hâline dönüşmek üzere yasaklık vasıflarını
kaybetmişlerdir'i^).
Meselâ, Hanefî mezhebinde.
Ebû Hanîfe menkul eşyanın vakfını k a t î o l a r a k ya­
sakladığı hâlde, onun talebesi Ebû Yûsuf, gayr-ı
menkûlün zarûıî tamamlayıcıları veya sadeceonun
için faydalı unsurlar oldukları takdirde menkulle­
rin de vakfına müsâade etmiştir. Böylece, vakfedi­
len gayr-ı menkûle bağlı kölelerin, makinaların,
ziraat âletlerinin vakfı geçerli olmuştur. Aynı mez­
hebin başka bir hukukçusu Züfer, daha uzağa gide­
rek, gayr-ı menkûle bağlı olsun veya olmasın, umû­
mî bir tarzda menkûllerin vakfını ve hattâ kullan­
dıkça tükenebilen şeylerin vakfını da kabul etmiş­
tir. Nihayet, Ebû Hanîfe'nin diğer talebesi Muhammed Şeybânî, mahallî âdetler elverdiği takdirde,
menkûllerin vakfını geçerli saymış ve neticede bu
görüş galebe çalarak, Hanefî ve Mâlikî mezhepleri
bu mevzuda birleşmiştir(7).
Eskklen bu konuda yapılmış nazarî münaka­
şalar üzerinde İsrar etmenin yeri burası değildir.
O halde, her zaman olduğu gibi, bizi ilgilendiren
( 1 ) Paris'te 1 9 7 5 y ı l ı n d a d o k t o r a tezi o l a r a k s a v u n d u ğ u ,
m u z ve o r i j i n a l adı Institution du vaqf au XVIIIc
siScle en Turquie —etude sodo-historique— o l a n b u
a r a ş t ı r m a n ı n neşr e d i l e n k ı s ı m l a r ı i ç i n b k z . " V a k ı f
müessesesinin X V I I I . asırda k ü l t ü r ü z e r i n d e k i e t k i ­
l e r i " , Türkiye'nin sosyal v e ekonomik tarihi (10711920), A n k a r a 1 9 8 0 , s . 1 5 7 - 1 6 I j " V a k ı f müessese­
sinin X V i l l . asır T ü r k t o p l u m u n d a k i r o l ü " . Vakıflar
Dergisi ( A n k a r a 1 9 8 2 ) , c. X i V , s . 1 - 2 7 ;
'Türk
vakıf
kurucularının
sosyal tabakalaşmadaki
yeri
1 7 0 0 - 1 8 0 0 " , Osmanlı Araştırmaları ( İ s t a n b u l 1 9 8 2 ) ,
s. 1 4 3 - 1 6 4 ; " M ü e s s e s e - t o p i u m m ü n â s e b e t l e r i ç e r ­
çevesinde X V I I I . asır T ü r k t o p l u m u ve v a k ı f mües­
s e s e s i " . Vakıflar Dergisi ( A n k a r a 1 9 8 2 ) , c . X V ,
s. 2 3 - 5 3 ; " X V I i i . asırda T ü r k v a k ı f
teşkilâtı".
Tarih Enstitüsü Dergisi ( P r o f . T a y y i b G f i k b l l g l n
H a t ı r a Sayısı) ( İ s t a n b u l 1 9 8 2 ) , c . X i l , s . 1 7 1 - 1 9 0 ;
"Vakıf
ıstılâhları
lügatçesl".
Vakıflar Dergisi,
c. X V I I s. 5 5 - 6 1 .
6
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
asırla ilgili basılmamış vakfiyelere istinad ederek,
muş yapılar yer almaktadır. Bütün bunlar gayr-ı
hemen
menkûl vasfını taşımaktadırlar. Gelir kaynakları
XVIII.
asır
Türkiye'sinde
fiilen
vakfın
konusu olmuş nesnelerin tahlîl ve tasvîrine geçece­
arasında,
ğiz. Sözkonusu vakfiyelerin
yasaklanmış
tahlîli, X V I I I . asır
Türkiye'sinde, yüzlerce eşyanın vakfa dönüştürül­
İslâm'ın
olan
ilk devirlerinde
menkûller
vakfedilmesi
de sözkonusudur:
hayvan derileri, gemiler ve bilhassa Osmanlı T a -
meye elverişli mallar olarak telâkkî edilmiş oldu­
rihi'nde hararetli tartışmalara sebep olan nakit pa­
ğunu göstermektedir. Üstelik, bu eşyalardan aynı
ra.
mâhiyette olanları bile, hukukî açıdan ayırıcı va­
sıflara sâhiptirler.
Vakıf akdinin konusunu teşkîl eden bu nesne­
ler hakkında aydınlatılmaya lâyık bir çok nokta
Vakfii konu olan bu nesneler nelerden ibâret-
vardır. Bilindiği gibi, bu nesnelerin vakfedilmesi
ti? Az önce de belirtildiği gibi, bunlar iki kategori­
için, onların vakıf-kurucusunun mutlak mülkiyeti
ye ayrılıyorlardı. Birinci kategoriyi toplumun doğ­
altında bulunması gerekiyordu. O halde, Osmanlı
rudan doğruya kendilerinden istifâde ettikleri ku­
İmparatorluğu'nda mülk edinme biçimi ne idi?
ruluşlar teşkîl ediyordu. Osmanlılar bunları, mües-
Diğer taraftan, bu vakıf emlâkin işletme tarzları­
sesât-ı hayriye yâni hayır müesseseleri diye adlan-
nın olduğu kadar, onların bu dönemde İmparator­
dırıyorlardı(S). Tablo l'de gösterildiği gibi, bunlar,
luğun diğer üretim kaynaklarına nazaran nisbetinin
mü'minlerin ibâdet ettikleri mescidler ve camiler;
bilinmesi de ilgi çekici olacaktır...
eğitim ve öğretim müesseseleri
Fakat her şeyden evvel, bizzat bu nesneleri
olan mektepler, medreseler, dârü'l-hadîs ve dârü'l-
İmparatorluğun
tanımak kaçınılmaz gözüküyor; zira, bu nesnelerin
Kur'ân yâni hadîs ve Kur'ân kolejleri, aynı şekilde
vakfiyelerde çizilen tasvîri, şimdiye kadar yayım­
tarîkatlere
âit tekkelerdir.
B u listeye binlerce
ciltlik kitap ihtivâ eden kütüphâneleri ve talebele­
re, yolculara ve fakirlere bedâva yemek dağıtılan
imâretleri yâni halk lokantalarını da ilâve etmek
gerekir. Vakfın
konusunu teşkîl eden bu türlü
kuruluşlar arasında, suyolları, sebiller yâni âbidevî
çeşmeler, küçük
mahalle çeşmeleri, sukuyuları
lanmış olan kitaplardaki ve araştırmalardakinden
oldukça farklıdır.
1.
Gelir kaynaklarının tasviri
a.
Tarım
işletmeleri
Osmanlı İmparatorluğu'nda üretim kaynakla­
rının en ehemmiyetlisi olan arâziler, aynı zamanda
gibi şehirlerin ve köylerin su ihtiyâcını karşılayan
müesseseler, sebillerin suyunu soğutmak için ihti­
yaç duyulan buz üretimini sağlamak için inşâ edi­
len buz-hâneler, kışın mü'minlerin abdest alabil­
meleri için sıcak su hazırlanan abdesthâneler, şüp­
hesiz, önemli bir yer işgâl ediyordu. Sayıları az
olmasına rağmen, daha başkaları da vardı: kenîf
denilen umûmî belâlar, iskeleler, köprüler, fenerler
ve kaleler. Yukarıda adı geçen müesseselerdeki
halılar,
lâmbalar,
mutfak takımları, v.s... gibi,
her türlü eşyânın da bu kategoriye dâhil olduğunu
unutmamak gerekir.
Bu binâ ve kuruluşların, devamlı bir surette
işleyebilmeleri
için, düzenli gelirlere
ihtiyaçları
vardı. Bunların umûmî masraflarını karşılamak ve
bilhassa oralarda çalışanların ücretlerini ödemek
için düzenli gelir kaynağı vazîfesi gören menkûl ve
gayr-ı menkûller, vakfa konu olan nesnelerin ikinci
kategorisini,
daha
doğrusu
vakıf
akdinin
asıl
mevzûunu teşkîl ediyordu.
Sözkonusu bu gelir kaynaklarının akça olarak
yıllık kira bedelleri ve bunların toplam gelir için­
deki nisbetleri Tablo II'de gösterilmiştir. Her şey­
den evvel, araziler müşâhade ediliyor: içinde bulu­
nan her şeyiyle birlikte köyler, çiftlikler, tarlalar,
bağlar, bahçeler gibi, her türlü tarım işletmeleri..
( 2 ) B u r a d a t a m a m ı ne$r e d i l e c e k olan b u b ö l ü m ü n
bir ö z e t i , 2 4 - 2 8 H a z i r a n 1 9 7 9 ' d a K u d ü s ' t e t o p l a n a n
International Seminar on Social and Economic
Aspects of the Muslim Waqf'a tebliğ olarak s u n u l ­
muş o l u p , " T h e e c o n o m i c significance o f t h e T u r k ­
ish w a q f In e i g h t e e n t h c e n t u r y " a d i a l t ı n d a , söz
k o n u s u s e m i n e r i n diğer t e b l i ğ l e r i İle birlikte b a s k ı d a
bulunmaktadır.
e d i l e n nesnelere f ı k ı h t e r m i n o l o j i s i n d e mev­
kuf, mahbus, muhabbes v e y â habis denllmei<tedir.
D i ğ e r t a r a f t a n , vakıf k e l i m e s i , aslında ^tahbis,
(3) V a k f
tesbil v e y â tahıîm'ln s i n o n i m i o l a r a k — k e n d i s i y l e
b ö y i e b i r k u r u l u ş u n tesis e d i l d i ğ i h u k u k i a k d i
i f â d e e t m e s i n e r a ğ m e n , d a h a s o n r a mevkuf y â n i
vakıf akdinin mevzûunu teşkil eden m e n k û l veya
gayr-ı m e n k u l m a l l a r ı İ f â d e e t m e k İ ç i n d e k u l l a n ı l a gelmlş, hatta onun yerini almıştırj'Heffenlng, "Waqf,
EIİ,
c . I V , s . 1 1 5 4 i B . Y e d l y ı l d ı z , " V a k ı f " , İA,
c. X I İ / 2 , s. 156.
(4) İslam h u k u k u n d a , vakıf akdinin m e v z u u n d a , y â n i
vakf edilen şeylerde, diğer bir ifâdeyle m e v k û f l a r d a a r a n a n ş a r t l a r İ ç i n , b k z . Y . L l n a n t de B e l l o f o n d s ,
Traitc de Droit musubnan compare, P a r i s - L a H a y e ,
Mouton et C l e , 1 9 6 5 , c . i, s . 1 8 4 - 2 0 9 .
( 5 ) t - M l l l i o t , Introduction a l'etudc du Droit musulman,
Paris, Recuell Sirey, 1 9 5 3 , 5 4 6 - 5 4 7 ; H . P .
IHatemi, önceki ve bugünkü Tüıfc hukukunda vakıf
kurma muamelesi, İ s t a n b u l 1 9 6 9 , s . 9 8 v d . ; Ö m e r
H i l m i , İthâfU'l-ahlâf fi ahkâmi'l-evkâf, İ s t a n b u l
1 3 0 7 / 1 8 8 9 , s . 1 7 v d . B u eser C . G . S t a v r i d e s v e
S.
Dahdah
tarafından
fransızca'ya çevrilmiştir:
Les lois regissant les proptietes dediees (awqâf),
Paris
1 8 9 5 , y u k a r ı d a k i mesele İçin b k z . s . 15 v d .
B u n d a n s o n r a fransızcasının s a y f a n u m a r a l a r ı p a ­
r a n t e z i ç i n d e v e r i l e c e k t i r . A l i H a y d a r , Tertibü'ssunuf fi ahkâmi'I-vukuf, İ s t a n b u l , 1 2 4 0 / 1 8 2 4 ,
s. 1 2 4 v d .
İkinci sırada, insanların oturmasına, hayvanların
( 6 ) L l n a n t de B e l l e f o n d s , ayn. esr., i , 2 0 1 - 2 0 2 .
veya eşyanın korunmasına yarayan binlerce binâ,
( 7 ) L . M l l l i o t , ayn. esr., 5 4 7 - 5 4 8 .
ayrıca iktisadî veya başka bir gaye için inşa olun­
( 8 ) Ö m e r H i l m i , ayn. esr., s . 6 ( 7 ) .
X V m . ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
vakıf müesseselerine düzenli gelir sağlayan nesnele­
rin ilk kategorisini teşkîl ediyorlardı.
Vakfiyelerde şekli ve boyutları belirlenmiş
toprak parçalarından birisi, arsa adını alıyordu. İn­
şaata tahsîs edilen bu arazîler, şüphesiz şehirlerde
veya köylerde bulunuyordu. Vakfiyelerde, "öir ar­
sa " t â b i r i sözkonusu olduğu zaman, b u , üzerine bir
tek binâ inşâ edilebilecek tek bir parsel anlamına
gelmiyordu. Bunlardan bâzıları, "bir arsa " diye ad­
landırılmış olmalarına rağmen, —meselâ 33,600
zirâ' k a r e l i k ( 9 ) - oldukça geniş bir sâhayı ihtivâ
ediyordu k i , bunun üzerine bir mahalle bile kuru­
labilirdi! 10).
Bir diğer arâzî tipi, bağçe adını alıyordu.
Bagçe, kelime anlamı itibâriyle, küçük bahçe anla­
mına geliyordu. İncelediğimiz devirde, bagçe şehir
içinde veya daha ziyâde çevresinde bulunan, mey­
ve ağaçlarının veya süs bitkilerinin yetiştirildiği,
umumiyetle etrafı çevrilmiş bir yerdi. Vakfiyeler­
de sözkonusu edilen bağçe'ler, boyutları itibâ­
riyle, biribirilerinden oldukça farklıydılar. Birisi
ancak bir dönümlük (bir dönüm, takriben 1.000
dir)(13) bir yüzölçümüne sâhip olduğu hâlde,
bir başkasınınki yüz dönüm veya. daha fazlaydı(1'^). Bu bağçe'lerden bâzıları sâdece tek cins
ağaçlar ihtivâ ediyorlar ve özel adlarını bu ağaçlar­
dan alıyorlardı, kestane bağçesi, dut bagçeSi, v.s...
gibi(15)j diğer bahçelerin içinde binbir çeşit şey
bulunuyordu: meyveli ve meyvesiz ağaçlar, tarla­
lar, havuzlar, kuyular, sudolapları, evler, dükkânlar
ve hattâ i'mâlâthâneler(16). İçinde üzüm ve zeytin
ezmeye mahsus mengeneler, değirmen taşları ve
zeytin yağı istihsâli için gerekli diğer âletler ihtivâ
eden su değirmenleri(17) ||e üzüm bağlarının bu­
lunduğu zeytin bağçeleri şehirlerin yakın çevrele­
rinde veya kırlarda yer alıyordu(18). Büyük bah­
çelerden birçoğunun umûmiyetle büyük devlet
adamlarına âit olduğu gözlenmektedir; öyle k i ,
onlar sözkonusu devlet adamlarının unvanlarıyla
tavsîf ediliyordu: "Defterdar bağçesi'İ^^),
"Kapudanpaşa bağçesi
"(20)
gibi. Diğer taraftan, zevk
ve eğlence bahçesi olanlar, şâirâne adlarla tanım­
lanıyordu: meselâ, Hurrem-âbâd yâni ebedî zevk­
ler bahçesi gibi. Bu bahçe, İstanbul'un köylerinden
birinde bulunuyordu ki, bu köy de, şâirâne bir is­
me sâhipti: sa'dâbâd yâni ebedî mutluluk. Sözko­
nusu bahçenin içinden, sa'dâbâd köyüyle aynı adı
taşıyan bir de ırmak akıyordu. Bu ırmak üzerinde,
Hurrem-âbâd bahçesinin iki tane de şatosu vardı(21). Devrin dünyaca meşhur muhtelif lâlelerinin
güzellik ve letâfetiyle örtülü bu ve benzeri bahçe­
ler, Osmanlı padişahlarının, yüksek devlet ricâliyle
birlikte, tabiatın renk ve mûsikîsi, şâirlerin mersi­
yeleri ortasında, eğlenerek dinlendikleri en güzel
yerlerdendi. İşte asrı bize aksettiren bir alâmet:
öyle bir asır k i , bir bölümü, Osmanlı tarihinde,
"Lâle devri" diye adlandırılıyor!(22).
7
Bu bahçelerin yanında, hemen hemen bağçe'lerle aynı genişliğe sâhip, sebze ekimine tahsîs
edilmiş, umûmiyetle taş duvariaria çevrili ve nâdiren ağaçlar, fakat özellikle bağçeuan'm yâni bos­
tancının oturması için küçük bir ev, ahırlar, sun­
durmalar, sukuyuları, havuzlar ve sudolapları ihti­
va eden bostan'lar uzanıyordu(23). Meskûn yer­
lerin çok daha uzağına çekilen açık yerler, mezre'a
adıyla da anılan tarla'hr oluyorlardı(24). Ekime
elverişli bu arâzîlerin yüzölçümü bir veya yüz hek­
tar arasında değişiyordu(25). Vakıf akdine konu
olan nesneler arasında rastladığımız ve arâzî adıyla
anılan değişik genişlikteki bâkir toprakları da tarla
kategorisine dâhil etmek gerekiyor(26).
Çiftlik,
Osmanlı toprak idâresinde kullanılan
asıl zirâî birimi ifade eden son derece mânidâr bir
(9) ItE. S e l i m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 / 1 8 0 1 . V a k ı f l a r G e n e l
Müdürlüğü A r ş i v i ( V G M A ) , Kasa no: 29, s. 1 5 - 1 6 .
(10)
Ragıb M e h m e d Pa$a V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 ,
s. 1 1 , 1 4 - 1 5 .
VGMA,
Kasa no: 12,
(11) M u a y y e n bir b i n â y a yerleştirilmiş bir d ü k k â n veyâ
bir a t ö l y e n i n
sürekli
şekilde demirbaş
eşyasını
o l u ş t u r m a y a t a h s i s e d i l m i ş â l e t ve e d e v a t ile b u n l a r
h a k k ı n d a k i d ü z e n l e m e l e r bütünlüğüne gedik d e n i r .
W.
P a d e l v e L . S t e e g , De la Icgislation fondere
ottomanc,
Paris 1 9 0 4 , s . 2 6 7 .
( 1 2 ) Masura, k e l i m e m â n â s ı İ t i b â r i y l e ince k a m ı ş , ç e ş m e
e m z i ğ i , lüle m â n â l a r ı n a g e l m e k t e d i r . B u r a d a i f â d e
e t t i ğ i ş e y , b i r a k a r su ölçüsü b i r i m i d i r . Y a r ı m m a s u r a
s u , b i r evin datıa d o ğ r u s u bir â l l e n l n i h t i y a c ı n ı k a r ­
ş ı l a m a y a k â f i g e l i y o r d u , M . Z . P a k a l ı n , Osmanlı
tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, İ s t a n b u l 1 9 7 1 ,
c . i l , s. 4 1 4 ,
(13) Ahmet
s. 90.
(14)
b. A b d u l l a h V a k f i y e s i , V G M A ,
Mukata'a I .
III. Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , V G M A ,
187, s . 1 5 7 - 1 6 0 .
(15)
i l i . Selim Vakfiyesi, 1216/1801, s. 16-17.
(16)
i.
Kasa no:
Abdülhamid
Vakfiyesi.
1195/1780.
VGMA,
s . 4 8 - 5 3 ; A y ş e binti I I I . A h m e d
V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , Kasa no: 141, s . 7 - 1 1 .
Kasa no: 159,
(17) Türâbi-zâde
Aiemdâr
İbrahim
Vakfiyesi, 1 1 8 8 /
1 7 7 4 , V G M A , 1276 Başlar, s . 2 3 2 .
(18) M e h m e d S a i d b. Mustafa V a k f i y e s i ,
1195/1781,
V G M A , Mukata'a III, s . 2 1 3 - 2 1 4 ; İ b r a h i m b . K a s ı m
Vakfiyesi,
1138/1726, V G M A ,
Mücedded Ana.
XIX, s . 1 2 4 ; M e h m e d S a d ı k b. S a r â y I H a s a n V a k -
fiyesi,
1156/1743,
VGMA,
Küçük
Evkâf
s. 3 2 6 ; H a l i l b . M e c i d V a k f i y e s i , 1 1 8 9 / 1 7 7 5 ,
Küçük Evkâf Hâmis I, s. 2 0 7 .
Sâni,
VGMA,
(19)
i l i . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 157-160.
(20)
m . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . s . 1 5 3 - 1 5 5 .
(21)
i l i . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 144-146.
(22) K r ş . B . Yedlyıldız,
leri. .
s. 3 9 .
"Müessese-toplum
münâsebet­
(23)
R a g ı b M e h m e d Paşa V a k f i y e s i . 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 9 2 2 ; Çevgânizâde İbrahim
b. M u s t a f a
Vakfiyesi,
(24)
Ebûbekir
1 1 5 4 / 1 7 4 1 , V G M A , Küçük Evkâf râbi', s. 6 3 5 .
b, N a s û h
Vakfiyesi, 1143/1730. V G M A .
s . 2 4 3 ; İ b r a h i m b. E b O b e k i r
V a k f i y e s i , 1 1 9 0 / 1 7 7 6 . V G M A , RumUi II, s . 1 2 2 - 1 2 3 ;
M e r y e m b i n t i Hasan V a k f i y e s i , 1 2 3 4 / 1 8 1 9 , V G M A .
RumiliII, s . 1 2 3 - 1 2 4 .
Sivas Râbi' Muhasebe,
( 2 5 ) D â m â d - z â d e A h m e d b. M u s t a f a V a k f i y e s i . 1 1 4 5 /
1 7 3 3 . V G M A , Harameyn XIV, s . 1 2 9 ; I I I . S e l i m
Vakfiyesi, 1216/1801,
s . 1 3 ; Ç o r l u l u A l i Paşa
V a k f i y e s i . 1 1 2 0 / 1 7 0 9 . V G M A , Kasa no: 188, s . 3 6 3 364.
8
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
tâbir idi.
İnsana ili< anda, bir çift öküzle işlenebi­
len bir sâhayı tasavvur ettiren çiftlik,
timâr teşki­
mülk olan bir gayr-ı menkûlün mutasarrıfı tarafın­
dan vakfa ödenen, aynı zamanda icâre-i
zemin
lâtının uygulandığı dönemlerde, toprağın verimli­
yâni yer-kirası da denilen senelik sabit bir geliri
liğine göre büyüklüğü değişen, 6 0 veya 80-150
ifâde ediyordu(35). Vakıf müessesesine âit gelir
dönümlük bir sâhayı belirtiyordu(27). Mîrî, vakıf,
kaynaklarının işletme biçimlerini tahlil ederken bu
mülk veya mâlikâne
konuya tekrar döneceğiz. Ancak, mukâta'a
gibi toprak tasarruf biçimleri­
tâbi­
resmen aynı genişliğe
riyle, aynı zamanda, biraz önce de işâret edildiği
sâhipti(28). Ancak, halk arasında, çiftlik tâbiriyle,
gibi, bir çok köyden müteşekkil bir toprak bütün­
nin hepsinde de, çiftlik,
üzerine inşâ edilmiş binâları, içindeki hayvanları,
lüğünün ifâde edildiği hususunu, hemen burada
ekim için kullanılacak tohumları, toprağı işlemek
açıklamamız gerekiyor. Gerçekten, bir vakfiyede,
için lüzumlu çift âletlerini ve diğer malzemeleri de
sâdeleştirerek aktaracağımız şu satırlarla karşılaşı­
kapsayan
yoruz: Sultan I. Mahmud, "Malatya sancağmın(36)
bir toprak
parçası
anlaşılıyordu(29)
tâbirinin X V I I I . asır vakfiyelerinde yukarı­
Toros nâhiyesinde, şer'î hükümlere göre, mutlak
da belirtilen ikinci mânâsı içinde kullanılmış oldu­
mülkiyetine sâhip bulunduğu, onsekiz köyden mü­
ğunu müşâhade etmekteyiz. Meselâ, Rumeli'nin
teşekkil "Unnablu mukâta'ast'nı,
Yenişehir-feneri'ndeki
vakf-ı sahîh ile vakf etti"(37).
Çiftlik
bir çiftlik'm
muhteviyâtı
arasında, ikiyüz çiftçi âilesini barındırmaya müsâit
ikiyüz bölümden (aralık)
Bu mukâta'a'iar
AWnh rızası için,
dahî, yukarıda îzâh ettiğimiz
müteşekkil biri diğerine
köyler gibi, bütün müştemilâtiyle, yâni tarlaları,
bitişik elli ev, bu çiftliğin vakfedilişinden önce
dağları, nehirleri, v.s... ile vakf edilmişti(38). Ayrı­
muhtemelen mülk sâhibinin oturduğu bir konak,
ca, Tuna nehrinin bir bölümünde ve Vidin'deki
samanlıklar, hanây denilen ahırlar, bakkal dükkân­
Feth-i
ları, anbarlar, kovanlarla dolu bir kovanlık, birçok
nehirlerde tutulacak balıkların da bir vakfın gelir
İslâm
Mukâta'ası
dâhilinde bulunan diğer
hayvan ve özel bir deftere kaydedilmiş tarım âlet­
kaynaklarını teşkîl eden nesneler arasında sayılmış
leri bulunmaktaydı(30). Anadolu'da Ankara'nın
olmasını müşâhade etmek son derece ilgi çekici-
Karailyaslı köyündeki başka bir çiftlik
dir(39). Zâten, bâzı vakfiyeler sâyesinde, dalyan'-
ise, aşağı
yukarı, az önce zikr edilen çiftliğinkine benzer
bir muhtevâ ile birlikte vakf edilmişti, fakat bura­
da ayrıca çiftliğin tamamlayıcı unsuru olup, ve yi­
ne vakıf statüsünde bulunan beş câriye ile iki de
çocuk vardı{31). Doğrusu bu çiftlikler, muhtelif
tarlaları, çayırları, meyve bahçelerini, bostanları ve
orada tarımı yapılmak istenen her şeyin tohumları­
nı da ihtivâ ediyorlardı(32)_ Çiftliklerin bâzı bö­
lümlerinin konar-göçer halkın iskânına tahsfs edil­
diği de oluyordu. Böylece, konar-göçer halk iste­
( 2 6 ) İ b r a h i m b . A l i Val<fiyesi, 1 1 8 8 / 1 7 7 5 .
VGMA,
Mukâta'a III, s . 1 1 9 ; S a f i y y e binti I I . M u s t a f a
Vakfiyesi,
1 1 6 9 / 1 7 5 5 . V G M A , Kasa N o : 148,
s. 8 3 - 8 5 ; I. A b d ü l h a m i d V a k f i y ç s i ,
1195/1780,
s . 5 3 - 5 6 ; İ b r a h i m b. E b û b e k i r V a k f i y e s i , 1 1 9 0 /
1 7 7 6 , s . 122-123; D â m a d ibrahim Pasa Vakfi­
y e s i . T a r i h s i z , V G M A , Kasa no: 42, s . 1 - 1 8 .
(27) A t ı f
Bey,
Şcrh-i
Kânûnnâmc-i
arâzi,
istanbul
1 3 0 9 / 1 8 9 1 . c . I I , s . 1 6 2 ; B e l i n , Etudes sur la pro-
prietc fonderc cn pays musulman e t specialement
en Turquie, Paris 1 8 6 2 , s . 2 4 5 - 2 4 6 ; daha geniş
bilgi i ç i n b k z . Ö . L . B a r k a n ,
s. 3 9 2 - 3 9 7 .
"Çiftlik", İA, c.İ l i ,
dikleri takdirde yerleşik hayata geçebilme imkânı
(28) H. İnalcık, " Ç i f t l i k " , E l , 1961, c . II, s. 33-34.
bulabiliyordu k i , incelediğimiz dönemde bu türlü
( 2 9 ) A t ı f B e y . ayn. e s r . , s . 1 6 2 v d .
yerlere yurt-yeri
adı veriliyordu{33). Diğer taraf­
tan bu uygulama, mülk sahiplerine, daha doğrusu
vakıf mütevellilerine, sözkonusu tarım sâhalarının
işlettirilebilmesi için kolayca kiracı bulma imkânı
da sağlıyordu.
Vakıf akarlar arasında, bir çok köy, diğer
adiyle karye'ye
tesâdüf edilmesi son derece ilgi
çekicidir. Köyleri vakıf hâline getirenler umijmiyetle pâdişâhlar ve onların gözdeleriydi. Bunlar,
sözkonusu
köyleri, bütün müştemilâtıyla, yâni
"meskenleri, tarlaları, çayırları, ağaçları, kuyuları,
menba'ları, nehirleri, vâdileri, tepeleri, kırları ve
bütün hak ve hukukuyla" vakfettiklerini
açıkla-
maktaydılar{34).
Osmanlı toprak taksîmâtında, bir kaç köyden
müteşekkil bir alan, başka bir tarım birimini oluş­
turuyordu:
Bu birime,
mukâta'a
deniliyordu.
Vakıf terminolojisinde bu kelime, normal olarak,
toprağı yâni yeri vakıf, üzerindeki binâ ve ağaçları
(30) Sebsafâ
Fatma
V G M A , Kasa no:
Kadın
Vakfiyesi,
s. 1 3 8 - 1 3 9 .
188,
1210/1796,
(31) Ay$e Binti
III. A h m e d Vakfiyesi,
1156/1743,
s. 13-16.
(32) III. Mustafa Vakfiyesi, 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 4 6 - 1 4 7 ,
1 7 1 ; S a f i y y e binti I I . M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 4 /
1 7 4 1 , V G M A , Kasa no: 148, s . 1 1 .
(33) İsmail
b. M a h m u d Vakfiyesi, 1 1 6 1 / 1 7 4 8 . V G M A ,
s . 2 5 ; M e h m e d S a d ı k b. S a r â y r H a s a n
Vakfiyesi, 1 1 5 6 / 1 7 4 3 . s. 3 2 6 .
Harameyn V,
( 3 4 ) A y ş e binti I I I . A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s . 1 1 ;
Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 2 0 / 1 7 0 9 , 3 6 5 - 3 6 6 ;
1. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 . s . 4 6 ; D â mâd-zâde
A h m e d b. Mustafa Vakfiyesi, 1 1 5 4 /
1 7 4 1 , V G M A . Harameyn XIV, s . 1 3 1 ; I I I . O s m a n
V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , V G M A , Ka»a no: 49,s. 1 2 .
( 3 5 ) Ö m e r H i l m i , ayn. esr., s . 1 1 .
( 3 6 ) Sancak, v i l â y e t i n i d â r i b ö l ü m l e r i n d e n b i r i d i r , b k z .
I . M . K u n t , Sancaktan Eyâlete, İ s t a n b u l 1 9 7 8 .
( 3 7 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 4 0 , V G M A ,
47, s . 7 .
Kasa no:
( 3 8 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 4 0 , s . 1 1 ; I. M a h m u d
V a k f i y e s i , T a r i h s i z . V G M A , Kasa no: 47, s . 4 3 .
( 3 9 ) I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , V G M A ,
47, s. 7 0 - 7 1 .
Kasa no:
9
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
ların avlanılacak balıklarıyla birlikte vakf edilmiş
olduğunu da bilmekteyiz(40).
gibi, son derece geniş idi. Bu sebeple, bâzı menzil­
lere, çiftlik menzili dendiği de oluyordu(47).
Vakıfların gelir kaynakları arasında yer alan
zirâî işletmelerin tasvîrini tamamlamak için, -vesîkalarımız arasında sadece bir örneğine rastladığı­
m ı z - ma'den ocaklan'ndan da kısaca söz etmemiz
gerekiyor. ReîsUlkiittâb Ebubekir b. Rüstem, R u ­
meli'de bulunan ve çıplak mülkiyeti devlete âit
olan bir demir ma'denini, 1704 yılında, devletten
mukâta'a usûlüyle(41), yıllık altı bin akçe ve üçyüz seksenbeş kg. demir karşılığında kiralıyor. An­
cak o, vakfiyesinde, ma'den ocağında bulunan
binâların, te'sislerin ve ocağı işletme hakkının
mutlak mülkiyetinin kendisine âit bulunduğunu
belirtiyor. Bunları vakıf hâline getirdikten sonra,
bu ma'den işletmesinin icâre4 vâhidei^'2) usulüy­
le kiralanması şartını ileri sürüyor^'^3). Sözkonusu
vesikada, maalesef ikinci kira bedeli belirtilmiyor.
Fakat, bu ma'den ocağını işletmek üzere kiralaya­
cak olan kişinin, hem bizzat ma'den ocağının yeri
için mukâta'a adı altında altı bin akçe nakit ile
üçyüz seksenbeş kg. demirden ibâret sâbit yıllık
bir kira bedelini devlet hazînesine, hem de orada
bulanan te'sisler ile ocağı işletme hakkı karşılığın­
da icâre4 vâhide denilen bir kira bedelini vakıf
mütevellisine ödemek zorunda kalacağı son derece
açık ve kesin bir şekilde anlaşılıyor(44).
Meskenlerin ikinci tipi, saray adını alıyordu k i ,
aslında bunlar, menzillerden pek farklı değildi.
Ancak, sarayın bahçesi, üretim gayesiyle ekilip
biçilen bitkilerle örtülü bir bahçe değil, aksine,
ikâmet edilecek asıl binânın yâni sarayın dışında,
hepsi de zevk ve eğlenceye tahsîs edilmiş, kasır'lnrın, feöşfe'lerin, fıskiyelerin, cirid meydanlarının da
yer aldığı süs ve letâfet bahçesiydi(48).
b.
Binalar
Bu başlık altında, X V I I I . asır Türkiye'sinde va­
kıf akarlar arasına dâhil edilmiş olan meskenleri,
iktisadî kuruluşları ve kamu hizmederi için kira­
lanmış vakıf binâları tasvîr edeceğiz.
1.
Meskenler
Vakfiyelerde, dört tip mesken ile karşılaşılı­
yor: Memil'ler,
saray'\ar, yo/ı'lar ve oda veya hâne
Deniz kenarında yazlık evler mâhiyetindeki
ya/ı'lar, diğer bir mesken tipini oluşturuyorlardı.
Vakfiyeler, bu yalı'larm - z â t e n aşağı yukarı bir
menzil veya bir sarayınkine b e n z e y e n - taksîmâtı
hakkında bize kıymetli bilgiler veriyor. Yalı keli­
mesi, sözkonusu ikâmetgâh ile birlikte onun bütün
müştemilâtını da ifâde ediyordu. Her şeyden önce,
yalı, zorunlu olarak denizle irtibatlı bulunan kâff
derecede geniş bir sâhayı kapsıyordu. Bir yalının
iç teşkilâtını bilmek ilgi çekici olacaktır, zira bu,
orada yaşanan hayatı da açık bir şekilde gözler
önüne sermektedir. İşte, İstanbul'da Eyüp sâhillerinde bir vakıf yalı: X V I I I . asırda, bu yalının işgâl ettiği sâha, iki kısma ayrılıyordu: Hâriciye ve
dâhiliye. Hâriciye, kubbeli tavanlı ve fıskiyeli bir
(40)
( 4 1 ) A ş a ğ ı d a İzah e d i l e c e k t i r .
( 4 2 ) D a h a s o n r a k i ilgili k ı s m a b k z .
( 4 3 ) E b u b e k i r b. Rüstem V a k f i y e s i , 1 1 1 5 / 1 7 0 4 ,
Küçük Evkâf Ûlâ, s. 2 7 4 .
hemen % 70'ini memil'ler
teşkîl ediyordu. Arapça
( 4 5 ) Menzil ve konak kelimeleri sözlüklerde şu şekilde
izah o l u n u y o r l a r : 1. S e y â h a t esnâsında i n i l e n y e r ,
m o l a y e r i , d u r a k , İ s t a s y o n ; 2. bir günlük m e s â f e ,
m e r h â l e ; 3 . o t u r u l a n y e r , büyük ev, vs. . .
(46) İbrahim
1 1 5 4 / 1 7 4 1 , V G İ V I A , Küçük, Evkâf Sâni, s . 3 0 8 ;
İVIİkdad A h m e d P a s a V a k f i y e s i , 1 2 0 1 / 1 7 8 7 ,
nak kelimesine tercih edildiği anlaşılıyor. Oysa,
Ana.
di (45). Menzil,
vesikaların konteksine göre, imar
görmüş, umumiyetle belli bir lükse sâhip, ikâmete
mahsus yer anlamındaydı. Aşağı yukarı fransızca
residence kavramına tekabül ediyordu. Gerçekten,
zemin kat hâriç, herbiri iyice belirlenmiş fonksi­
yonlara sâhip bir çok odayı muhtevî bir veya iki
kattan meydana gelen menzil,
bitkilerle
örtülü
büyük
daima
muhtelif
bir bahçenin
ortasına
kurulmuştu(46). Çok defa, sözkonusu menzillerin
bahçesi, tıpkı, asıl ikâmetgâhtan başka, küçük
çiftçi evleri, ahırlar, anbarlar, tarlalar, tarım âletle­
ri, hayvanlar, v.s... ihtiva eden bir çiftlik sâhası
1195 Başlar, s . 1 9 6 ; i l l . M u s t a f a
VGMA,
Vakfiyesi,
1178/1764, s. 140-143.
devrin konuşma dilinde çok yaygındı ve
menzil ile tamamen aynı şeyleri ifâde etmektey­
b. A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . VGİVIA,
s . 1 9 9 ; M e h m e d b. Ş a b a n V a k f i y e s i ,
Harameyn Vü,
sinin, vakfiyelerde, sinonimi bulunan Türkçe ko­
konak,
VGMA,
( 4 4 ) O s m a n l ı I m p a r a t o r l u ğ u ' n d a m a d e n i$letme h u k u k u
h a k k ı n d a b k z . N . Ç a ğ a t a y , " O s m a n l ı Imparatori u ğ u ' n d a k i m â d e n İ ş l e t m e h u k u k u " . Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesi Dergisi ( A n k a r a 1 9 4 3 , l l / l ) ,
s. 1 1 7 - 1 2 6 .
denilen küçük evler. Vakfedilmiş binâların hemen
asıllı olup muhtelif mânâlara gelen menzil kelime­
I. A b d ü l h a m i d ' l n ü ç ü n c ü K a d ı n ı N e v r e s V a k f i y e s i ,
1 2 1 0 / 1 7 9 6 , V G M A , Kasa no: 113, s . 1 6 , 1 9 ; I. A b dumamld Vakfiyesi, 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s. 5 5 .
( 4 7 ) C â r u l l a h b. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 1 / 1 7 3 8 , V G M A ,
Harameyn İÜ, s . 8 0 ; I I I . S e i l m V a k f i y e s i , 1 2 1 6 /
1 8 0 1 , s . 1 4 ; A l l c e n â b K a d ı n binti A b d u l l a h V a k f i y e s l , 1 1 5 8 / 1 7 4 5 . V G M A , Kasa no: 163, s . 6 - 8 .
(48)
I. M a h m u d V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 4 1 ; l i i . O s m a n
V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , s. 9 - 1 0 ; i l i . M u s t a f a V a k f i ­
y e s i . 1 1 7 8 / 1 7 6 4 . s . 5 0 - 5 3 . B u d e v i r d e , bilhassa
I I I . A h m e d ' i n saltanatı esnâsında inşâ e d i l e n s a r a y ­
lara farsça adlar v e r i l i y o r d u . B i z z a t i l i . A h m e d
t a r a f ı n d a n Uç s a r a y inşâ e d i l m i ş t i . " B i r i n c i s i Saadâbâd y â n i m u t l u l u k s a r a y ı , i k i n c i s i Husrevâbâd y â ­
ni H u s r e v ' i n S a r a y ı , üçüncüsü de Hümâyunâbâd
y â n i İ m p a r a t o r l u k Sarayı diye adlandırıldı. H ü m â ­
y u n â b â d B e b e k ' t e y d i . Veztr-i â z â m da k e n d i s i i ç i n
d ö r d ü n c ü bir saray inşâ e t t i r d i ve S a i ı p a z a r ı ' n d a
b u l u n a n b u s a r a y a Emnâbâd y â n i E m n i y e t S a r a y ı
a d ı n ı v e r d i " , J . V . H a m m e r , Histoire de l'Empire
Ottoman, F r a n s ı z c a ' y a ç e v . J . J . H e l i e r t , Paris 1 8 3 5 ,
c. X İ V , s. 189.
10
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
köşk, iki küçük ev, müstakil bir iıelâ, bir havuz,
bir bahçe ve denize kadar uzanan bir çimenlikten
müteşekkildi. Dâhiliye diye adlandırılan kısım ise,
biribirleriyie irtibatlı odalar dizisinden meydana
geliyordu. Bu dizi içinde, her şeyden evvel, dördü
camlı, kış odası denilen biri camsız ve son derece
muhafazalı, altıncısı ise üç sofa, bir fıskiye ve bir
de sebil ihtiva eden altı oda, büyük bir salon ve
bir hamamdan meydana gelen tek katlı bir ev var­
dı. Şüphesiz mülk sahibi, veya vakıf hâline getirili­
şinden sonra onu kiralamış olan kiracı, yalının bu
ana bölümünde oturuyordu. Bu kısmın yanında,
birçok odadan müteşekkil altlı üstlü iki kattan ibâret diğer binâlar birbirlerini tâkip ediyorlardı:
odaJardan onaltısı hizmetçilere ve altı tanesi de
bu hizmetçilerin şeflerine âitti. Ayrıca meslekleri
ayrı ayrı zikr edilmiş başağa, seyis, oduncu, kapı­
cı, korucu ve bahçıvan gibi diğer hizmetçilere de
birer oda tahsîs edilmişti. Diğer taraftan, söz konu­
su binaların daha bir çok ekleri de vardı: hizmetçi­
lere mahsus hamam, mutfaklar, kilerier, anbariar,
çamaşıriıklar, helalar, mescid, v.s... Bu yalı hakkın­
daki bilgilerimizi tamamlamak için, bu yalının ta­
mamlayıcı unsuriarı arasında, bir araba beygirleri
ahırının, arabalar için bir barınağın, sekiz kayıklık
bir kayıkhanenin, bahçelerin ve bostanların da
mevcut olduğunu yukandaki bilgilere ilâve etme­
miz gerekiyor(49). işte bir yalının kısa tasvîri. Bu
tasVîr bize, yakınları ve hizmetçileriyle birlikte
yaz mevsimini böyle bir yerde geçirebilen bir â i lenin yaşayış biçimi ve refah seviyesini tahayyül
ettirebilecek niteliktedir.
Vakfiyelerde rastladığımız mesken tiplerinin
sonuncu kategorisi, umûmiyetle küçük boyutlu ve
tek katlı olup, oda veya hâne diye adlandırılan
evlerden ibâretti(50). 1725 tarihli bir hüküm, müslümanlara âit evlerin yüksekliğinin oniki zirâyı yâ­
ni dokuz metreyi, gayr-ı müslim evlerininkinin do­
kuz zirâyı yâni takriben yedi metreyi ve dükkân­
ların yüksekliğinin ise dört zirâyı, yâni takriben üç
metreyi aşmaması gerektiğini belirtiyor(51). Bu
küçük evlerden birçoğu müteehhiltn odası yani
evliler meskeni diye adlandırılıyordu k i , bunlar
umûmiyetle, zemin katında, bir oda, bir sofa ve
bir helâ ile birinci katta, bir oda ve bir sofayı ihtivâ ediyorlardı(52).
Dört tip mesken tipi üzerinde yapmış olduğu­
muz bu tahlîl, bizi, sözkonusu meskenlerin bir
"sosyal" sınıflandırmaya tâbi tutulabileceği netice­
sine götürüyor. Osmanlı Devleti'ndeki meskenlerin
büyük çoğunluğunu teşkil eden oda'larda yâni ev­
lerde, köylüler, işçiler, zanaatkârlar, tüccarlar ile
küçük ve orta derecedeki memuriar oturuyoriardı.
Menziller veya konaklar, birincilere nisbetle daha
yüksek gelire sâhip olan ehemmiyetli şahsiyetlere
âitti. Muhtemelen, şehirierde oturan, ancak müref­
feh bir hayat sürdürebilmek için şehirdeki faaliyet­
leriyle yeteri derecede para kazanamayan bu şahsi­
yetler, aynı zamanda, tarım işleriyle meşgul olmak
mecbûriyetinde kalıyorlardı. Tarlalar ve bostanlar
ile muhtelif bahçelerin, menzil'm tamamlayıcı
unsuriarı arasında bulunması, bunların sâhiplerinin
veya kiracılarının, eğer söylemek câizse, yarı-şehirli kişiler olduklarını bize açıkça göstermektedir;
y â n i , kanaatimize göre, menziller, durumu müsait
olan kişilerin bir nevî tarım hayatından şehir haya­
tına geçiş yerieri oluyoriardı. Bu varsayımı, bizzat
menzil veya konak kelimelerinin edebî mânâsı da
tamamiyle desteklemektedir; zîrâ, sözkonusu keli­
melerin, daha başkaları arasında, "seyâhat esnâsında inilen yer, durak, istasyon" mânâlarına geldiği­
ni bilmekteyiz. Nihayet saraylar, pâdişâhlara ve
Osmanlı Hükümeti'nin bilhassa yaz aylarında za­
manlarının büyük bir kısmını ya/ı'larda geçirmek
âdetinde olan yüksek şahsiyetlerine âit meskenleri
oluşturuyoriardı.
Diğer taraftan, bu meskenlerin adları, bize
Türk hayatının başka bir cephesini daha düşündü­
rüyor. Oda ve konak diye adlandırılan meskenler,
Türk içtimâî hayatının çok uzun bir tekâmülü
neticesinde ortaya çıkıp gelişme imkânı bulmuş­
tur; zîrâ, hem ota hem de konak deyimleri, askerî
menşe'li Türkçe deyimler olduğundan -ota. olağ
kelimesinden geliyor, konak ise, bu mânâda,
"kamp yeri"ni ifâde e d i y o r - , Türklerin aslî vasfını
göstermektedir(53). Saray ise, ya doğrudan doğru­
ya ya da Araplar aracılığıyla, İranlılardan alınmış­
tır, hem de bize hatırlattığı her şeyle, meselâ mo­
narşi rejimi, ws... ile birlikte...
2.
Kamu
hizmetleri
için kiralanmış
binâlar
Kamu hizmetleri için kiralanmış binâlar,
X V I I I . asırda vakf edilmiş gayr-ı menkullerin baş­
ka bir grubunu oluştumyordu. Bunlar arasında,
incelediğimiz vesikalara göre, İstanbul'da bulunan
ve merkezî hükümetin bir dâiresini teşkîl eden
Defter-hâne ile diğer yerlerde bulunan dört güm­
rük binâsı vardı. Sultan I. Mahmud, 1743 yılında,
( 4 9 ) E m i n e binti S u l t a n M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 5 2 / 1 7 3 9 .
V G M A , Kasa no: 96, s . 4 - 8 ; k r ş . i b r a h i m b. A h m e d
V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 9 9 ; I. IVlahmud V a k f i y e s i ,
1 1 6 5 / 1 7 5 2 . V G I V I A , Kasa no: 47, s. 1 1 3 - 1 1 5 : N e v r e s
Vakfiyesi, 1 2 1 0 / 1 7 9 6 . s. 15-16.
(50) III. Mustafa V a k f i y e s i . 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 8 7 .
(51)
R. M a n t r a n , La vie quotidiennc a Constantinople
au temps de SoUman le Magnifiquc et dc scs successeurs, P a r i s , 1 9 6 2 , s . 4 6 .
( 5 2 ) E b u b e k i r b . Hüseyin V a k f i y e s i , 1 1 1 8 / 1 7 0 7 . V G M A ,
Mukata'a III, s . 2 2 3 - 2 2 4 ; I b r a h i m b. M e h m c d V a k ­
f i y e s i , 1 1 1 6 / 1 7 0 4 , V G M A , Istanbul I , s . 3 2 - 3 3 ;
Ibrahim
b. A b d U l k e r I m
Vakfiyesi.
1120/1708,
V G M A , Küçük Evkâf ûlâ, s . 7 3 ; Ö m e r b. O s m a n ,
Vakfiyesi,
1136/1723,
VGMA,
Haramcyn XIU,
s . 2 7 2 ; I. M a h m u d V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 4 1 - 4 2 .
( 5 3 ) K r ş . J . D e n y , La psychologic
P a r i s , T a r i h s i 2 . s. 1 1 6 - 1 1 8 .
du ıicuplc
Turr,
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
İstanbul'un Firuz-ağa Mahallesi'nde, yedi bin sekizyüz altmışaltı zirâ karelik bir arsa üzerine, mâli­
ye bakanı mesabesinde olup Dîvân'ın da üyesi
bulunan Defterdar ve ona bağlı dâirelerin müdürle­
ri için(54), büro ye lojman olarak kullanılacak doksanyedi odadan müteşekkil büyük bir saray, ve ve­
zirlerin atları için yedi bin ikiyüz doksandört zirâ
karelik bir sâha üzerine bir ahır yaptırıyor. Ve bun­
ları vakıf akarlar hâline getiriyor, ayrıca, vakfiyesi­
ne, adı geçen memurların bu binâları kiralamaları
ve her ay vakıf mütevellîsine yüz onyedi bin sekizyüz akçelik kira bedelini ödemeleri şartını koyu­
yor. Defterdarlığın her kalemine tahsis edilmiş
odaların,say ısını - D e f t e r d â r tarafindan işgal edilen
umumî kalem hâricinde, vesikamıza göre Defterdârlık'ta yirmi altı kalem m e v c u t t u - , ve her kalem
tarafından ödenecek kira bedelini de tesbit ve
tâyin ediyor. Meselâ Defterdâr'a aylık yirmi bin
akçe karşılığında onaltı oda; cizye muhasebecisi
kalemi'ne de aylık üçbin akçe karşılığında beş oda
ayrılmıştı(55). Vakıf kurucusu, diğer taraftan,
vezirlerin de, sözkonusu ahırın kira bedeli olarak,
vakla her ay onbin akçe ödemek zorunda ka­
lacaklarını hükme bağlamıştı.
Gümrük binalarına gelince, Osmanlı Imparatorluğu'nda, ithâlattan olduğu kadar ihracat­
tan ve aynı şekilde, deniz veya kara yoluyla İ m ­
paratorluğun bir noktasından diğerine taşınan
mallar üzerinden gümrük vergileri alındığını bili­
yoruz. Bunun için, ticâret yollarının giriş ve çıkı­
şına, gümrük idâresinin yerleştiği binâlar inşâ edil­
mişti. Vakıf hâline getirilmiş bâzı binâlann, vakıf
müesseseleri yararına oldukça yüksek bir fiatla
söz konusu gümrük idârelerine kiralanmış olduğu­
nu vakfiyelerde müşâhade etmektey^iz(56). Zâten,
bâzı hallerde, pâdişâhlar tarafından bizzat gümrük
vergilerinin vakfedilmiş olduğunu da vesikalarımız
sayesinde bilmekteyiz(57).
11
lokanta, v.s... Ayrıca, bu kelimeyle, terzi, ayakka­
bıcı, marangoz, ws... atölyeleri gibi, hem üretim
yapan ve hem de ürettiklerinin perâkende olarak
satışını yapan esnaf atölyeleri de belirleniyordu.
Aynı şekilde, hekim muâyenehâneleri (tabib dük­
kânı) ile bankacı veya sarrafların iş yerleri (sarraf
dükkânı)'n\n adlandırılması için de, dükkân keli­
mesinden istifâde edilmesi âdetti.
Mahzene gelince, Türklerin arapçadan almış
olduğu bu kelime, asıl mânâsı itibâriyle, anbar'm
sinonimi olarak, eşyanın korunmasına mahsus bi­
nâları ifâde ediyordu{59). Ancak, aynı kelime,
Avrupa'ya bir seyâhat yaptıktan sonra, satış gaye­
siyle malların sergilendiği ticâret yerlerinin adı ol­
mak üzere, -arapça mahzen'den alınmış fransızca
magazin kelimesinden(60)_ mağaza şekliyle ikinci
defa Türkiye'ye girmişti. Bu örnek, kültür değiş­
meleri açısından son derece ilgi çekicidir.
Bâzıları vakfedilmiş olan /jan'lar(6î), ticâret
yerleri arasında, ehemmiyetli bir yer işgal ediyor­
lardı. Birçok odadan ve diğer eklerden müteşekkil
ve tüccarlarla yolcuların bütün ihtiyaçlarını karşı­
lamaya elverişli olan han'\ar, yâni büyük binâlar(62)^ Osmanlı İmparatorluğu'nda, eski Selçuklu
Kervansaraylarının yerini almış ve ülkenin iktisâdi
hayatında kervansaraylarla aynı rolü oynamaya
başlamıştı(63).
( 5 4 ) D e f t e r d â r ve D e f t e r d â r l ı k t a k i diğer üst y ö n e t i c i ­
ler h a k k ı n d a bilgi İ ç i n b k z . A . H o l d b o r n , Lcs fi­
nances ottomanes, V i e n n e 1 9 1 2 , c . I I , s . 3 2 v d . ;
A . R o u m a n i , Essai historique et technique sur la
dctte publique ottomane, Paris 1 9 2 7 , s . 7 v d .
(55)
1. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , V G I V I A , Kasa
no: 47, s . 7 6 - 1 0 3 . B u v a k f i y e , O s m a n l ı D e v l e t i ' n i n
m â l i y e t e ş k i l â t ı t a r i h i , ve bilhassa D e f t e r h â n e ' n i n
b ü r o k r a t i k yapısını a y d ı n l a t m a s ı b a k ı m ı n d a n s o n
d e r e c e e h e m m i y e t l i bir vesikadır. B u k o n u h a k k ı n ­
d a , söz k o n u s u v a k f i y e n i n t a h l i l i n d e n
hareketle
y a p ı l a c a k bir i n c e l e m e y i d a h a s o n r a n e ş r e d e c e ğ i z .
(56) A y j e
binti
s. 1 8 4 - 1 8 5 î
111. A h m e d
M e h m e d b.
Vakfiyesi,
1156/1743,
Salih Vakfiyesi, 1 1 9 4 /
1 7 8 0 . V G M A , Küçük Evkaf Sâni, s . 5 8 1 ; 1. A b d U l hamld Vakfiyesi, 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 5 6 .
3.
İktisâdı
kuruluşlar
X V I I I . asır Türk vakıfları, toplam gelirlerinin
takriben % 30'unu iktisâdî kuruluşlara, yâni
dükkân, anbar gibi ticaret mahallerine, ve îmâlâthâne, hamam, v.s... gibi sınâî işletmelere borçluy­
du. Tahlil ettiğimiz üçyüz otuz vakfiyeye istinâd
eden müşâhedelerimize göre, sayı bakımından,
daha ziyâde içinde ticâret yapılan binâlar, bilhassa
ortalama onar onar bir vakfin akarları arasında bu­
lunan küçük dükkânlar, aynı şekilde anbarlar,
mahzenler ile samanhâneler ve ahırlar vakf edilmişti(58). Bu ahırlara, seyyâhlar veya başka bir iş için
kırdan şehre inen kişiler atlarını bağlıyorlardı.
Dükkân'm, sözkonusu devirde, bugün değişik
adlar altında tanıdığımız hemen hemen her cins ti­
câret evini belirlediğini tasrih etmemiz gerekir:
Bakkal dükkânı, fırın, kasap dükkânı, eczâhâne.
(57) Ayşe
binti
s. 1 8 5 - 1 8 7 .
İli.
Ahmed
Vakfiyesi,
1156/1743,
(58) Â l i m e binti Zarall-zâde O s m a n , 1 1 8 3 / 1 7 6 9 ,
Ana.
1267
Başlar, I I , s . 4 0 5 ; İ s m a i l
VGMA,
b. A h m e d
Vakfiyesi, 1193/1779,
Eızunını Sâxd Muhasebe,
s. 2 1 6 .
( 5 9 ) Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 2 - 1 4 .
( 6 0 ) S e y f i - z â d e İ b r a h i m b. M u s t a f a , 1 2 0 8 / 1 7 9 4 ,
VGMA.
( 6 1 ) Hasan b. A b d U l b â k l V a k f i y e s i , 1 1 3 4 / 1 7 2 2 ,
VGMA,
(62) Çorlulu
VGMA,
Küçük Evkâf Sâdis, s. 2 5 3 .
Küçük Evkâf Sânî, s. 2 9 3 .
Ali
Paşa V a k f i y e s i ,
296-297.
Kasa no: 188, s .
1119/1708,
( 6 3 ) B i r v a k ı f - k u r u c u s u , 1 7 5 9 tarihli v a k f i y e s i n d e , a y n ı
zamanda
Han
diye
adlandırılan
kervansarayını
T o k a d ' d a vakf ettiğini y a z ı y o r , S u n k u r z â d e Meh­
m e d V a k f i y e s i , 1 1 7 2 / 1 7 5 9 , V G M A , Harameyn VI,
s . 2 6 9 . K r ş . M. A k d a ğ , Türkiye'nin iktisâdî ve iç­
timaî tarihi, A n k a r a 1 9 7 1 , c . I I , s . 1 8 5 - 1 8 6 . K e r ­
vansarayların rolü i ç i n b k z . J . S a u v a g e t , " L e s c a r a vanserails s y r i e n s du H a d j d ] de C o n s t a n t i n o p l e " ,
Art Islamica, c . I V , 1 9 3 7 . s . 9 8 - 1 2 1 ; B . Y e d i y i l d ı z ,
" V a k ı f mUessesesi'nIn X V i l l . asır T ü r k t o p l u m u n d a k i
rolü", s. 6-7,
.12
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
İktisadî kuruluşlar diye adlandırdığımız binâlarm ikinci kategorisini, vakfedilmiş sınâî işletme­
ler teşkil ediyordu k i , bunlar, hamamlar, değir­
menler ve imalâthanelerden ibâretti. Hamamların
müslüman Türklerin hayatındaki yerini tahayyül et­
mek güç değildir. Gelişmesi, namazın sahih olarak
ifâsı için kaçınılmaz olan vücut temizliği kavramı­
na çok şey borçlu olan ve zâten bir çoğu vakıflar
sâyesinde hayat bulan{64) bu an'anevî kuruluşlar,
sırf yıkanma odalarını değil, fakat tıraş salonlarını,
sohbet ederek ve kahve içerek yorgunluğun gideril­
diği sofalarla dinlenme salonlarını da ihtivâ ediyordu(65). İncelediğimiz dönemin Türk toplumunda,
değirmenlerin ehemmiyeti hamamlarınkinden daha
az olamazdı. Hamamların gitgide yayılmasının
arkasında dînî bir âmil varsa, değirmenlerin bollu­
ğunun da iktisâdî bir ihtiyaçtan kaynaklandığı
son derece açıktır. Zirâ, halkın büyük bir kısmı,
bizzat kendi ürettikleri buğday ve mısırı, ekmek
yapmak gayesiyle, hemen hemen her köyde mev­
cut olan değirmenlerde öğütüyorlardı. Bu değir­
menlerden birçoğu, İmparatorlukta bulunan diğer
binâ ve kuruluşlar gibi, bâzı kamu müesseseleri ya­
rarına vakf edilmişti(66).
Vakf edilmiş imâlâthânelere veya kârhânelere
gelince (bkz. Tablo I I I ) , sayı bakımından tekstil
sanayii ile ilgili olanlar ilk sırayı alıyorlardı: dört
yünhâne, çizgili kumaşlar dokunan ve Halep'te
Sultan I. Mahmud tarafından vakf edilmiş olan
yirmialtı dokuma atölyesi(67), doksan tanesi İs­
tanbul'da Sultan I I I . Ahmed'in eşi Mihrişah E m i ­
ne Kadın tarafından vakf edilmiş olan doksanüç
ipek dokuma fabrikası(68), eski Türk evlerinin
temel mobilyalarından biri olan kerevetler için
ipek kaplı yastıkların îmâl edildiği ve Sultan III.
Mustafa tarafından vakıf akarlar hâline getirilmiş
bulunan kırk yastık atölyesi{69), ve yine büyük
devlet adamları tarafından vakf edilmiş olan yirmibir
boyahâne(70). İk inci sırada, sıkı sıkıya daha
önce bahs ettiğimiz zeytin bahçelerine bağlı olup
ülkenin değişik bölgelerinde bulunan yirmi yağ
atölyesi(71) vardı. Üçüncü sırada ise, onbir tanesi
veziriazam Dâmâd İbrahim Paşa tarafından i z ­
mir'de vakf edilmiş olan oniki sabunhâne bulunuyordu(72). Sandalların ve kayıkların îmâl edildiği
yedi kayıkhâneyi(73)^ bir kükürt fabrikasını(74)^
bir kuyumcu atölyesini(75)^ ve dört enfiye fabrikasını(76) ayrı ayrı zikrettikten sonra, vakfa konu ol­
muş diğer fabrikaları şu şekilde gruplandırabiliriz:
a. önce gıda sanâyii: üç yoğurdhâne(77)^
üç pirinç dibekhânesi(78)^ deri sanâyiinin sıkı sı­
kıya bağlı bulunduğu onyedi salhâne(79) ve bir
bozahâne(80);
b. sonra inşaat sanâyii:bir kiremithâne(81),
bir kaldırım taşı fabrikası, beş çinihâne(82)^ onbir
şişe fabrikası(83) ve iki alçı fabrikası(84);
c. üçüncü olarak, ev eşyaları sanâyii: bir
lâmba fabrikası(85) ve altı mum atölyesi(86);
(64)
III. Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 106-107.
(65)
K r ş . R . M a n t r a n , İstanbul dans Ic seconde moitic du
XVne s i c c l e , Paris 1 9 6 2 , s . 5 0 3 - 5 0 4 . H a m a m t o j k i lâtını göstermek İçin burada İki örnek vermek
y e r i n d e o l a c a k t ı r : 9 7 0 z i r a ' k a r e l i k bir a l a n Özerine
İnşâ e d i l m i ş " i k i h a l v e t i i , üç s o f a ve k a p u arası ve
s o v u k i u k t a b i r s o f a ve k e n l f ve m e r m e r ş a d ı r v a n i i
ve c â m e k â n ve külhan ve d e i i â k odası ve külhan
a v l u s u ve üç m a s u r a m â - î leztz-l cârT, ve e y y â m - ı
s a y f d a m â 4 lezTz-i cârT k l f â y e t e y i e m e d l ğ l t a k d i r c e
h â z i n e i t t l s â l l n d e k â i n k u y u ve m ü $ t e m l l â t - ı sâlrey l hâvi bir h a m m â m " , İ Ü . M u s t a f a
Vakfiyesi,
1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 0 6 - 1 0 7 . istanbul Fener-kapısı'nda
1 2 0 0 z i r a ' k a r e l i k bir a l a n Överine İ n ş â e d i l m i ş
" K u b b e l e r i müdevver, döşemeleri
mermer, dört
h a l v e t , Uç s o f a , b i r o r t a s o f a , İ k i n i m s o f a i ı , s o ğ u k
ve m ü k e m m e l ıssı ve s o ğ u k y e d e k su h a z i n e l e r i
ve beş m a s u r a m â - i leziz, e t r â f ı k â r g l r d i v a r i i , ortası
şadırvanii,
mükemmel
câmekân
ve m ü k e m m e l
k ü l h â n ve h a m m â l â n o d a s ı , b i r s o f a , bir d e i l â k â n
o d a s ı , ve b i r m i k t a r h a v l u y u m ü ş t e m i l h a m m â m " ,
Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 1 7 18.
(66) A y ş e binti i l i . A h m e d V a k f i y e s i . 1 1 5 6 / 1 7 4 3 , s . 1 1 .
(67)
I. M a h m u d V a k f i y e i i , 1 1 6 2 / 1 7 4 9 , V G M A ,
31, s . 1 7 - 1 8 .
(68) Mihrişah
Emine
Kadın . Vakfiyesi,
V G M A , Kasa no: 41, s. 1 1 .
(69)
Kasa no:
1135/1723,
i l i . Mustafa Vakfiyesi, 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 1 2 ?
( 7 0 ) M i k d a d A h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 9 9 / 1 7 8 5 , V G M A ,
Ana. 1195 Başlar, s . 1 9 3 - 1 9 4 ; D â m â d İ b r a h i m Paşa
V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 9 ; ili. M u s t a f a V a k f i y e s i ,
1178/1764, s . 4 6 , 7 7 , 187-188; i l i . Osman Vakfi­
yesi, 1 1 6 9 / 1 7 5 5 , s . 1 0 .
(71) Musa
b.
Yunus Vakfiyesi, 1170/1754,
VGMA,
s . 1 6 1 - 1 6 2 ; A b d u l l a h b. A b d u i f e t t a h
V a k f i y e s i , 1 1 3 5 / 1 7 2 3 , V G M A , Mukata'a I , s . 1 0 6 ;
E b û b e k l r b. O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 9 7 / 1 7 8 2 , V G M A ,
Haıameyn V I ,
Ana.
1195
Başlar, s. 1 1 3 ; TürâbT-zâde
Aiemdâr
İ b r a h i m a k f i y e s l , 1 1 8 8 / 1 7 7 4 , s . 2 3 2 - 2 3 3 ; i l i . Mus­
tafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 5 4 , s. 1 7 6 - 1 8 2 .
(72) A y ş e binti M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 6 7 / 1 7 5 4 , V G M A ,
Harameyn V I , s . 5 2 ; D â m â d İ b r a h i m Paşa V a k f i y e s i ,
Tarihsiz, s. 7.
( 7 3 ) i. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 6 5 / 1 7 5 2 , s . 1 1 2 ; Ragıb
M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 2 3 ; ili.
Mustafa Vakfiyesi, 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 1 3 4 - 1 3 5 .
(74) i l i . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 8 8 .
(75) A y n ı Vakfiye, s. 82-83.
(76) A y n ı Vakfiye, s. 1 3 0 - 1 3 1 , 2 9 3 - 2 9 4 .
( 7 7 ) A y n ı V a k f i y e , s . 8 4 ; S a f i y y e binti I I . M u s t a f a V a k ­
f i y e s i , 1 1 6 3 / 1 7 5 0 , V G M A , Kasa no: 148, s . 5 2 - 5 3 .
( 7 8 ) Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 2 0 / 1 7 0 9 , s . 3 2 7 - 3 2 8 .
(79)
i. A b d ü l h a m l d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 4 4 - 4 6 ;
ibrahim
Efendi
Vakfiyesi,
1189/1775,
VGMA,
Eızunım Sânî Muhasebe, s . 2 1 0 - 2 1 4 ; i. M a h m u d
Vakfiyesi,
1165/1752,
s. 1 1 2 ; DâmSd
ibrahim
Paşa V a k f i y e s i , T a r i h s i z , s . 8 .
(80) Aiagöz.zâde i b r a h i m b. Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 8 1 /
1 7 6 7 , V G M A , Harameyn V m , s . 2 1 2 .
(81) AbdUlhâdi
b. M e h m e d
Vakfiyesi,
V G M / \ , Harameyn I I I , s . 2 2 1 .
1133/1721,
( 8 2 ) I I I . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s. 8 8 .
( 8 3 ) Z e y n e d d i n - z â d e A l i b. A l i V a k f i y e s i ,
VGM/\,
Kasa no: 8, s . 1.
1219/1804,
(84) i l i . Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 7 8 / 1 7 6 4 , s . 7 2 .
( 8 5 ) SeyfT-zâde i b r a h i m
1794, s. 252-254.
b. M u s t a f a
Vakfiyesi, 1 2 0 8 /
( 8 6 ) M e h m e d T a h i r b. O s m a n V a k f i y e s i ,
V G M A , Harameyn V I I , s . 2 8 5 - 2 8 6 ; I.
Vakfiyesi, 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s. 2 9 1 .
1179/1765,
AbdUlhamid
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADİ B O Y U T U
d. ve nihâyet, silâh sanayii: bir kılıç fabrikası(87)^ dört baruthâne(88) ve umumiyetle tüfek
îmâl eden dört silâh atölyesi(89). Yukarıdan beri
zikr edilen bütün bu îmâlâthâne veya fabrikaların
birçoğunun devlet adamları tarafından vakf edil­
miş olduğunu da burada ifâde etmemiz gerekiyor.
Vakf edilmiş iktisadî kuruluşların açıklanma­
sını tamamlamadan evvel, Osmanlı gayr-ı menkul
hukukunun çok karakteristik bir müessesesinden
daha bahs etmemiz icap eder. Bu müessese gedik
adını taşımaktadır. Gedik tâbiri, hem özel bir za­
naatı, işçiliği veya bir ticâret dalını icrâ etme hak­
kını, hem bunların icrâsı için gerekli âlet ve edevât ı , bâzan da bu mesleklerin mecburen icrâ edildiği
yerleri ifâde ediyordu(90). Gerçekten, yukarıda
anlatmaya çalıştığımız ticâret veya zanaat kuru­
luşlarından birinde çalışan tüccarlar, zanaatkarlar
veya işçiler, mesleklerini belli bir nizama bağlamak
ve menfaatlerini korumak gayesiyle loncalar hâlin­
de sınıflara ayrılmışlardıl^l). Önceki asırlarda ol­
duğu gibi, X V I I I . asırda da, "esnaf teşekküllerinin
(corporation) temelinde, ustalar, kalfalar (kalifiye
işçiler) ve çıraklar (vasıfsız işçiler) bulunuyordu.
Çıraklar, işçi sınıfına yükselebilmek için, ilgili
sanatın tekniğinde ve ayrıca loncanın gelenekleri
konusunda, kendilerini yetiştirmekle görevli bulu­
nan ustalara bağlıydılar. İşçilikten ustalığa geçiş,
çok ciddî ve zor olup, meslekî yetenekler dışında
daha bir takım vasıflara sâhip olma şartına tâbî
kılınmıştı. Gerçekten, rastgele herkese, bir dük­
kân, bir atölye veya herhangi bir ticâret işi açma
müsaadesi verilmemişti. Bunların sayısı esas itibâriyle sınırlandırılmış ve nizama bağlanmıştı, ve sa­
dece ustaların, dükkân ve atölye sâhibi olma veiya
ticâret yapma hakkı - v e y a imtiyâzı— vardı:önce­
leri ustalık diye adlandırılan bu imtiyaz, daha
sonra gedik adını almıştı. Dükkânların veya atöl­
yelerin sayısı sınırlanınca, hâliyle ustaların sayısı
da sınırlandırılmış oluyordu: " O halde, ustaların,
imtiyazlarını ve üstünlüklerini koruma ve alt sınıf­
lardan gelen unsurlar tarafından istilâ edilmeme
endişesine sâhip sosyal bir sınıf oluşturdukları dü­
şüncesine varılabilir"(92). Böylece, başlangıçta bir
zanâat veya her hangi bir meslek icrâ etme hakkını
—veya imtiyazını— ifâde eden gedik, daha sonra,
yukarıda da belirtildiği gibi, sözkonusu mesleğin
icrâsı için gerekli teçhîzâtı da belirtmeye başlamıştı(93). B u kelime, X V H I . asır vakfiyelerinde,
daha ziyâde sonuncu mânâsıyla kullanılmıştır.
Meselâ Sultan I I I . Selim, istanbul'daki bir han'm
yermi yedi odasını, "ve oda4 mezkûrların derunlannda mevcûde, beyne'l-hıref gedik tâbir olunur
âlât-ı lâzimeleri" vakf ediyor{94). Yine I I I . Se­
lim, "bir bâb taşçı dükkânı derûnunda mevcûde
. . . beyn'l-hıref taşçı gediği tâbir olunur on
aded külünk, ve iki küskü ve şâir ber mûceb-i
13
defter-i müfredât gedik tâbir olunur âlât-ı lâzime-i ma'lûme-i mevcûdelerini" de vakrf hâline
getiriyor. Aynı şekilde, bu pâdişâhın vakıfları
arasında, bir "francala —kelime İtalyanca frangiola'dan geliyor- fırını" içinde, esnaf arasında
"francala gediği tâbir olunur" iki tekne ve şâir
ber mûceb-i defter-i müfredât gedik tâbir olunur
âlât-ı lâzime-i malûme" de bulunmaktaydı(95).
Diğer bir pâdişâh da, ihtivâ ettiği ikiyüz altmış
beş kasap gedikleriyle birlikte onbir salhâneyi
vakıflaştırmıştı(96). Bu vakıfla ilgili dökümanlarda sözkonusu âletleri ihtivâ eden binânın,
devrin bir sadrâzamı tarafından vakf edilmiş
yedi salhâne gibi, "gedik dükkânı" diye adlandırıldığı da müşâhede edilmektedir(97).
c.
Nakit Para
X V I I I . asır Türk vakıflarının toplam gelirle­
rinin takıtben % 32'si vakf edilmiş nakit paralar­
dan geliyordu. Vakfiyelerini incelediğimiz üçyüz
otuz vakıftan doksan dördünün yâni % 28'inin
gelir kaynakları ya sadece nakit paralardan, veya
nakit parayla birlikte diğer bâzı gayr-ı menkuller­
den ibaretti. Bu nakit paraların 42.120.220
akçelik muazzam bir yekun tuttuğunu müşâ­
hede etmek oldukça ilgi çekicidir. Bu verileri,
çok muhataralı bir iş olmasına rağmen, başka
araştırmaların neticeleriyle mukayese edersek,
X V I . asra nazaran X V I I I . asırda, nakit parayla
ilgili vakfiyelerin sayısındaki azalmaya rağmen,
vakf edilmiş naktin hacminin sayı bakımından
şiştiği görülecektir (bkz. Tablo: I V ) . Fakat, he­
men belirtelim k i , bu dumm her şeyden önce,
X V I . asrın ikinci yarısından itibaren Osmanlı
( 8 7 ) A y s e binti M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 6 7 / 1 7 5 4 , s . 5 2 .
( 8 8 ) Ç ı p l a k HUseyln b. A h m e d V a k f i y e s i , 1 1 8 9 / 1 7 7 S ,
V G M A , HarameynIX, s . 2 7 1 ; I I I . M u s t a f a V a k f i y e s i ,
1178/1764,5. 131.
( 8 9 ) i b r a h i m b . A l i V a k f i y e s i , 1 1 1 6 / 1 7 0 5 , V G M A , Küçük
Evkâf Ûlâ, S . 2 1 6 .
Padel ve L . S t e e g , De la legislation foncicre
ottomane, Paris 1 9 0 4 , s. 2 6 7 .
( 9 0 ) W.
( 9 1 ) B u k o r p < v a s y o n l a r h a k k ı n d a b k z . R . M a n t r a n , İstanbuL.., s . 3 4 8 v d . , v e o r a d a gösterilen k a y n a k l a r .
( 9 2 ) R. M a n t r a n , L a
vie quotidienne...,
s. 1 2 1 .
( 9 3 ) B u r a d a g e d l k ' l e r h a k k ı n d a d e r i n l i ğ i n e bir t a h l i l e gir­
m e İ m k â n ı m ı z y o k t u r . B u k o n u d a b k z . B e l i n , Etudc
sur la propıiete..., s . 1 5 3 - 1 6 0 ; A . İ n a n , Aperçu sur
l'histoire economiquc de TEmpire turc-ottoman, is­
t a n b u l 1 9 4 1 , s . 5 8 - 6 3 ; W. Padel ve L . S t e e g , ayn. esr.,
s. 2 6 7 - 2 7 0 , S ı d k ı , Gedikler, İ s t a n b u l , 1 3 2 5 ; H ü s e y i n
H ü s n a , Ahkâm-ı evkâf,
istanbul
1321. s. 22-23;
M.Z. P a k a l ı n , ayn. esr., c . I, s . 6 5 6 - 6 5 9 ; Ö m e r H i l m i ,
ayn.e8r.,s. 1 1 - 1 2 ( 1 0 - 1 1 ) .
(94) III. Selim vakfiyesi, 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , 5 . 73-74.
(95) A y n ı V a k f i y e , s . 2 2 - 2 5 .
( 9 6 ) I. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 4 4 - 4 6 .
( 9 7 ) Ç o r l u l u A l i Pa$a V a k f i y e s i , 1 1 1 9 / 1 7 0 8 , s . 2 9 2 - 2 9 3 .
B a $ k a b i r v a k f i y e d e Hana Gcdiği'nden söz e d i l m e k ­
tedir, İ b r a h i m b. A g â h Mehmed V a k f i y e s i , 1 1 9 3 /
1 7 7 9 , V G M A , Harameyn I X , s. 1 4 .
14
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
parasının mâruz kalmış olduğu enflâsyona bağ­
lı bulunuyordu. Ayrıca bu hâdise, mâli zenginlik­
lerin, X V I I I . asır Osmanlı toplumunun bâzı gmpları elinde toplanmış olduğunu da göstermek­
tedir. Bu grupların tahlîline tekrar döneceğiz(98).
Şimdi, Osmanlı İmparatorluğu'nda nakit para­
ların vakfı hususundaki tartışmalara bir göz
atmak yerinde olacaktır.
ilk imamlar, menkûl vakfını yasakladıkları
'hâlde, —hepsi de Hanefî mezhebi mensubu o l a n imam Zufer ve Muhammed Şeybâni'nin fikir­
lerine istinâd eden Osmanlı hukukçularına göre,
menkûller ve ". . . istirbâh olunarak ribhi vücûh-i
birre sarfedilmek üzere emvâl-i nakdiye" yâni
elde edilecek geliri kamu yararına ve hayır cihet­
lerine harcanacak olan nakit paralar, bu âdetin
mevcut olduğu şehirlerde, vakfedilebiliyordu{99).
Ve Osmanlı İmparatorluğu'nda, tarım âletleri
ve yukarıda zikr edilen gedikler gibi gayr-ı men­
kûllere bağlı menkuller kadar altın ve gümüş de
geniş bir biçimde ve tartışmasız olarak vakıf ak­
dine konu yapılabiliyordu, zîrâ, bunların Türki­
ye'de vakıf hâline dönüştürülmesi âdet idi(IOO).
Bununla birlikte, sözkonusu uygulama, muh­
temelen, I. Selim'in Mısır'ı fethinden sonra Tür­
kiye'ye girip yerleşecek olan yeni-hanbelîlik
anlayışının(103) tesirinin ve bilhassa, bu tarih­
ten itibâren Hanefniğin(104) pesmi devlet dok­
trini hâline getirilmesinin de payı bulunan canlı
bir tartışmaya sebep olmakta gecikmedi. Sıra­
sıyla, Anadolu kadiaskeri, şeyhülislâm ve Rumeli
kadıaskeri tâyin edilmiş olan Çivizâde Mehmed
Muhyiddin ( ö l . 1547)(105), nakit para vakfını
meşru telâkkî edenlerin zayıf nakillere dayan­
dıklarını iddiâ ederek, bu türlü vakıfların, İmpa­
ratorluğun her yöresinde yasaklanmasını ka­
rarlaştırdı. Ülkenin iktisâdî sisteminde ehemmi­
yetli bir yeri olan bir müesseseyi yıkan bu fikir
öylesine yayılmış olmalı k i , Çivizâde'nin görev­
den alınmasından sonra. Şeyhülislâm olan Ebussuud ( ö l . 1577)(106)^ nakit para vakfının geçer­
liliğini ispat etmeyi denediği bir eser(107) kaleme
almak mecburiyetinde kaldı.
Sofya'da bir halvetî şeyhi olan Bali Baba
(öl. 1552)(108) tarafından Çivizâde'ye gönde­
rilmiş bir mektup, para vakfı konusunda son
derece anlamlı bâzı satırlar ihtivâ etmektedir.
Sâdeleştirerek aktarmaya çalışacağımız bu satır­
larda şöyle denilmektedir: "Geçmiş zamanlarda
insanların davranış düstûrları olup bize naki
edilmiş fikirler arasında bir tane bile zayıfına
rastlamak mümkün değildir. İctihad yapan imam­
ların yasaklamış olduğu bâzı eylemler, zaman
gerektiriyorsa icrâ olunabilir. Müctehid imamlar
bâzı meseleleri zamana ve mekâna ta'lik etmiş­
lerdir. Zamanın dönüşüne tâbi olmak lâzımdır.
Bâzı hükümler de şeriatın ahvâli, zamanın za­
ruretine bağlıdır. İyi gidiyor iken âlemi karış­
tırma, ızdırap verme, fitneye bâis olma! Mümin
kardeş, Rumeli'nin bâzı imâretleririin, bâzı
mescidlerinin ve medreselerinin, camilerinin bir
çoğunun gelir kaynakları, nakit paralardan ibârettir. Bütün bu kuruluşların ahır olmasına karar
verildi. Bundan böyle onları imar etmek çok
güçtür. Şehir ve kasabaların sularına âit vakıf­
lar, nakit paralardır. Bunların kurumasına karar
verildi. Bundan böyle, onlara su getirmek müm­
kün değildir. Ayrıca, öyle yerler mevcut k i , oralar­
da ne iman vardır ne de din. Bu yörelerin halkı
hayvanlar gibi bir hayat sürmektedir. Para vakfı­
nın yasaklanmalının neticesi budur. Bilmiş olasın
ki, onları bunca sevaptan mahrum korsun!"(109).
Nakit para vakfı yasağı resmen kaldırıldı.
Fakat, bu konuda ilim adamları arasında cereyan
eden tartışmaların arkası kesilmedi. Bu defa,
bir fıkıh âlimi olup, devletin en yüksek dînî
otoritelerine kafa tutmaktan çekinmeyen Meh­
med BirgiVÎ (öl. 1573), nakit para vakfının şer'îliğini müdafaa edenlerin fikirlerini
çürütmek
için bir kitap y a z d ı ( n O ) . Mehmed Birgivi'nin
Osmanlı İmparatorluğu tarihinde birçok karı­
şıklıkların sebebi olan fikirleri, bilhassa tale­
beleri ve taraftarları sayesinde geniş bir yayıl­
ma sâhası bulmuş olmasına rağmen, X V I I . as­
rın en büyük Osmanlı âlimi Kâtip Çelebi'nin
ifâdesine göre, " ö r f ve âdete aykırı" oldukları
için(T*T) başarısızlığa uğramak zorunda kaldı( 9 8 ) B . Y e d l y ı l d ı z , ' T ü r k vakıf k u r u c u l a r ı n ı n . . . " , s . 1 5 0
vd.
( 9 9 ) Ö m e r H i l m i , ayn. e s r . , s . 18 ( 1 5 ) ; A l i H a y d a r ,
e s r . , s. 1 3 0 .
ayn.
(100)
H . P . H â t e m î , ayn. esr,, s. 1 0 1 , n o t . 1 1 .
(101)
İstanbul vakıftan
tahrir defteri -953 (1546), tarihli-, i s t a n b u l 1 9 7 0 .
ö.. L u t f I B a r k a n ve E . H . A y v e r d i ,
s. X X X - X X X I .
( 1 0 2 ) M. S e n c e r , Osmanh toplum yapısı, i s t a n b u l 1 9 6 9 ,
s. 2 9 5 .
(103)
Yeni-hanbelflik İçin b k z . H. L a o u s t ,
1 9 6 5 , s. 266 v d .
dans l'lslam, Paris
Les schismes
( 1 0 4 ) H . U a o u s t , a y n . esr., s. 3 1 1 .
( 1 0 5 ) BursalT M e h m e d T a h i r , Osmanh Müellifleri, i s t a n ­
b u l . Meral Y a y ı n l a r ı , T a r i h s i z , c . I, s . 2 9 3 - 2 9 4 .
( 1 0 6 ) . . l , H . U z u n c a r $ ı l ı , Osmanlrdevletinin''iIihiye
tı, A n k a r a 1 9 6 5 , s . 2 3 5 .
teşkilâ­
(107)
Risâle fî vakfî'n-nukûd ve cevâzihî,
(108)
Bursalı M e h m e d T a h i r , ayn. esr., s . 5 9 .
(109)
O . K e s k l o ğ l u , ' B u l g a r i s t a n ' d a T ü r k v a k ı f l a r ı ve B a l i
E f e n d i ' n i n v a k ı f paralar h a k k ı n d a bir m e k t u b u " .
Vakıflar Dergisi, I X , ( A n k a r a 1 9 7 1 ) , s . 9 2 - 9 3 .
Süleymaniye
Kütüphanesinde 1 0 9 7 / 1 6 8 5 tarihli Arapça y a z m a ,
seksiyon: Bağdatlı V e h b i E f e n d i , n o : 4 7 7 / 1 .
( 1 1 0 ) £s-SeyfU's-sarîm fi adem-i cevâz-ı vakü'l-mcnkûl
ve'd-derâhîm, S ü l e y m a n iye K ü t ü p h â n e s i ' n d e vSl^/
1669 tarihli arapça y a z m a , s e k s i y o n : E s ' a d E f e n d i ,
no: 1581,s. 218b-249b.
(111)
Mîzânü'l-Hakk fî ihtiyâr'il ahakk, İ s t a n b u l 1 9 7 2 ,
s. 1 0 6 ; k r ş . B . Y e d l y ı l d ı z , "Müessese-toplum münâ­
sebetleri...", s . 4 1 .
15
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADİ B O Y U T U
lar. BIrgivî ve taraftarlarının, bugünkü bilgimize
göre, bizi ilgilendiren dönemde, pek fazla bir
akis uyandırmayan bu fikirleri, X X . asrın ba­
şında, "zamanı durdurmak" isteyen birinin ar­
zuları olarak telâkkîedileceklerdir(î12).
Zaman durmamıştır, dolayısıyla, diğer vakıf
akarlarınki
gibi, nakit para vakfı da, Osmanlı
İmparatorluğu tarihi boyunca, gitgide yayılmak­
tan geri kalmamıştır! 113).
d. Vakıf akdine konu.olan diğer nesneler
X V I I I . asır Türk vakıflarının gelir kaynakları
arasında, yukarıda izah ettiklerimizden başka,
birkaç gemi, hayvan derileri ve sular da yer alı­
yor.
Karşılıksız bir şekilde kendisinden istifâde
edilmek üzere toplumun hizmetine sunulmuş
bir nesne olarak sudan daha önce bahs etmiştik.
Fakat, diğer taraftan, suyun, kamu müessese­
lerine gelir temin eden bir kaynak rolünü oyna­
ması da mümkündü. Gerçekten, vakıf akdinin
mevzuları hakkında, araştırmamızın bu bölümü­
nün baş kısmında yapmış olduğumuz ayırım
noktai nazarından, vakıf hâline getirilmiş sular,
bünyelerinde vakfın her iki cephesini de mün­
demiç .idiler: İslâm hukukuna göre, suların pren­
sip itibâriyle toplumun ortak malı(114) olması
ve sularla ilgili bütün kuruluşların umûmiyetle
herkesin hizmetine bedava olarak sunulması
gerektiği hâlde, bâzen vakıf-sularmın bir bö­
lümünün, başka vakıf kuruluşlarına gelir temini
gayesiyle, kiralandığı veya satıldığı da oluyordu.
Meselâ, İzmir'e bağlı Urla şehrine bir saat mesâfede Gazi-veresesi diye adlandırılan ve Vâlide-Sultan'ın Manisa'daki vakıflarının mütevelfî
kaymakamı İbrahim b. Mahmud'un özel mül­
kiyeti olan bir tarladaki menba'dan çıkan altmış
masura(^^5) SU, 1741 yılında, sözkonusu mülk
sâhibi tarafından Urla'ya götürülmüş ve vakf
edilmişti. Vakıf kurucusunun, bu su-vakıf!arı
hakkında ileri sürmüş olduğu şartlar şu şekilde
özetlenebilir: Üç masuralık s u , bu şehirde inşâ
etmiş olduğu çeşmeye tahsis edilecek, geriye
kalanlar ise kiralanacaktı. Bir masura suyun
yıllık kira bedeli, vakfiyedeki hükümlere göre
ikiyüz kırk akçe olacaktı. Buradan elde edilen
gelirler, "istiglâl ve istirbâh" yoluyla işletilecek
ve bu suretle kazanılmış olan paralar, çeşme ve
III. Selim'in devlet salhânelerinde kesilmiş
bâzı küçük baş hayvanların derilerini vakf etmiş
olduğu(120) da, yine vakfiyelerden elde ettiği­
miz bilgiler arasında bulunmaktadır.
Netice olarak, X V I I I . asır Osmanlı İmparatorluğu'nda, cemiyetin iktisâdı ve içtimaî haya­
tıyla doğrudan doğruya bir münâsebeti olan
yüzlerce nesnenin, vakıf akdinin konusunu teş­
kil etmiş olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi, vakıfkurucularının bu nesneleri nasıl mülk edinmiş
olduklarını inceleyeceğiz, çünkü vakıf kurucu­
larının, sözkonusu şeyleri vakf
edebilmeleri
için onların mutlak mülkiyetine sahip olmak
mecbûriyetinde bulunduklarını bilmekteyiz.
2. Mülkedinme vasıtaları
Vakfın gelir kaynakları arasında, arâzîlerin
büyük bir yer tuttuğu, yukarıda anlatılanlardan
açıkça ortaya çıkıyor. O halde, arâzînin mülki­
yetini elde edebilmek için kullanılmış olan vası­
taları açıklayabilmek, Osmanlı toprak sisteminin
ana
hatlarını kısaca özetlemeyi gerektiriyor.
Toprak sisteminin tetkiki, doğrudan doğruya bu
araştırmanın içine girmediğinden, burada onun
tarihî tekâmülünü tâkip etmek sözkonusu değil­
dir. Onun için, buradaki hareket noktamız, Os­
manlı İmparatorluğu'nun her sahada zirveye
ulaştığı sırada Bâb-ı Ali'nin en önemli şahsiyet­
lerinden birinin, bu devletin toprakları hakkında
yapmış olduğu tasnîfi hatırlatmak olacaktır.
Sözkonusu kişi. Kanunî Sultan Süleyman ve
II. Selim zamanında, bu iki pâdişâhın Kanun­
nâmelerinin! 121) "hazırlanışında tartışılmaz bir
rol oynamış olan Şeyhülislâm Ebussuud'dur.
(112)
(113)
(114)
L . Milliot,
ayn. esr.,
s. 5 8 0 ; M. R o d i n s o n ,
capitalisme, Paris 1 9 6 6 , s. 3 2 , 3 4 .
islam ct
(115)
Masura'nın anlamı için yukarıda n o t : 14'e b k z .
(116)
ibrahim b. Mahmud Vakfiyesi, 1 1 5 3 / 1 7 4 1 . V G M A .
Harameyn 111, s . 1 9 4 . B e n z e r bir d u r u m i ç i n b k z .
Halid
b. A b d ü l m e n n â n V a k f i y e s i ,
1210/1795,
VGİVAA, Harameyn X, s . 4 3 9 - 4 4 0 . V a k f e d U m i ş
sular h a k k ı n d a d a h a geniş bilgi i ç i n b k / n G ü n e r i ,
" V a k ı f suları ve su v a k ı f l a r ı " ' . Vakıflar l)cr.ıp»i. I X ,
(Ankara 1971). s. 6 7 * 9 .
A l i H a y d a r , ayn. csr., s . 1 3 0 .
su.-yollarının tamiri için kullanılacaktı(116).
Örf ve âdet, fıkıh kaidelerine göre, gemi­
lerin vakfını da hukûkîleştiriyordu(117). Bu
araştırmanın başka bir bölümünde bu konuda
bir örnek verilmişti(118). Bunun dışında. Sul­
tan I. Mahmud'un da, İstanbul ile Boğaziçi'nde
bulunan köyler arasında düzenli bir şekilde ulaşım
hizmeti görecek olan büyük bir sandalı vakf
etmiş olduğunu öğrenmekteyiz(119).
M . A . A y n f , Türk ahlakçıları, i s t a n b u l 1 9 3 9 , c . I,
s. 1 0 7 - 1 0 8 .
B i b l i y o g r a f y a d a k i v a k f i y e l e r arasında, n a k i t para
v a k ı f l a r ı y l a ilgili o l a n l a r ı n b i b l i y o g r a f y a d a k i sıra
numaraları şunlardır; 2, 3 , 6 , 1 2 , 1 3 , 1 4 , 1 5 , 1 6 ,
17. 2 1 . 2 3 , 2 4 . 2 5 . 2 6 . 5 1 , 5 4 . 5 5 . 5 7 . 5 8 . 6 5 , 8 1 , ,
84, 8 6 , 9 1 , 9 3 , 9 5 . 9 8 . 1 0 4 . 1 0 6 , 1 1 2 , 1 1 3 , 1 1 8 ,
123, 124. 1 2 5 , 1 2 6 . 127. 127a, 1 3 1 a , 136, 1 3 7 ,
141, 144, 145. 151, 153, 154, 155, 156. 157. 158,
160. 1 6 2 . 168, 179. 182. 196. 197. 2 1 8 . 2 1 9 , 2 2 0 .
221. 222, 224. 226. 227. 237. 240. 247, 255, 256,
258, 261. 262. 263, 264. 265. 266, 288. 292, 293,
294. 296, 312, 325. 326.
(117)
(118)
B . Y e d i y i l d ı z , "Müessese-toplum münâsebetleri...",
s. 3 7 .
(119)
I. M a h m u d V a k f i y e s i , 1 1 6 5 / 1 7 5 2 , 5 . 1 1 3 .
(120)
III. Selim Vakfiyesi, 1 2 1 6 / 1 8 0 1 , s. 49.61.
(121)
Kanun kelimesi, kaide, nizâm anlamındaki Latince
canon k e l i m e s i n d e n g e l m e k t e d i r . Kanun-nâme, O s ­
m a n l ı i m p a r a t o r l u ğ u ' n d a , devlet t e ş k i l â t ı n ı n t e m e l
nizâmnâmesini ifâde etmektedir.
16
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
Zâten görev! gereği o, siyâsî iktidarın icrâatını
İslâm hukukunun esaslarına göre murâkabeden
geçirmek mes'ûliyetiyle mükellef bir şahsiyet
değil miydi?
Osmanlı Imparatorluğu'nun bâzı bölgeleri­
nin toprak idâresiyle ilgili muhtelif Kanunnâme­
lere, adı geçen Şeyhülislâm tarafından yazılmış
mukaddimelere göre, sözkonusu devirde Türk
evletinin sınırları dâhilinde bulunan topraklar
üç kısma ayrılmaktaydı:
1. Fetih sırasında mülkiyeti müslümanlara
devr edilmiş olan 'öşür arâzîsi. Satış, hibe, vs...
gibi her türlü intikâle elverişli olan bu toprak­
ların mâlikleri, onların 'öşrü'nü yâni gelirinin
onda birini bizzat fakirlere dağıtmak zorunday­
dılar. Arabistan'ın ve Basra'nın toprakları bu
kategoriye glriyordu(122).
2.
Fetih sırasında mülkiyeti yerlilere bıra­
kılmış olan haraç arâzîsi. Bu tür arâzîlerin sâhipleri, onlardan istedikleri gibi istifâde edebilmek­
te, ve sâdece haracım ödemek zorundaydıylar.
Haraç, iki kısımdı: topraktan elde edilen ürün­
lerin ehemmiyetine, daha doğrusu yerin tahammü­
lüne göre, İstihsâlin onda birinden yarısına kadar
yükselebilen harac-ı mukâseme yâni bölüşmeli
haraç; ve kesim usulüyle, üründen değil, fakat
bizzat toprağın kendisinden alınan ve senede
sâdece bir defa ödenen, sâbit ve muayyen bir
vergi olan harac-ı muvazzai^}^^). Suriye ve Irak'ın
arâzîleri, haraç arâzîsi idi(124).
3. Anadolu ve Rumeli'deki bütün Osmanlı
arâzîlerin'i ihtiva eden üçüncü kategoriye arâzî-i
miriye > î n i mîrî arâzî deniliyordu. Yukarıda
anlatılan arâzîn 'öşriye ve arâzî-i haraciye dı­
şında kalan bu topraklara arâzi-i memleket de
denilmekteydi. Aslında, bu kategoriye giren
topraklar da, feth edilmiş haracî topraklardı,
fakat mülkiyeti tamamiyle devlete âit olan kamu
sâhasına bağlıydılar; ancak, hükümet bu top­
rakları, ekip biçmeleri, ve öşür adı altında ürün
üzerinden alınan harac-ı mukâsemesi ile bizzat
topraktan alınan ve harac-ı muvazzaf cinsinden
sâbit bir vergi olan çift akçesini ödemeleri şar­
tıyla, re'âyaya dağıtmıştı(125).
Bu
arâzîlerden
tasarruf
ilk
sâhiplerinin
iki
kategoriye
mülkleri
girenler,
gibi, bu topraklar, kişilerin değil, devletin mülkü
idi. O halde, kişiler, bu toprakların mülkiyetini
elde etmedikleri müddetçe, onları vakıf haline
dönüştürme yetkisine sahip bulunmamaktaydılar.
Diğer taraftan, çok tabiî olarak, bizzat devlet
vakıf yapamazdı. Zira, aslında bizzat devletin
kendisi, kamu hizmetlerini gerçekleştirmek zo­
rundaydı. Devletin varlık sebebi de bu değil miy­
di? Bu sâhada vakıf müessesesi, devletin yardım­
cısından başka bir şey olamazdı! 127). o hal­
de, burada bir mesele kendiliğinden ortaya çık­
maktadır ki, o da, menşei itibâriyle, hiçbir şe­
kilde ferâğ ve intikâle elverişli olmayan bu top­
rakların nasıl olup ta önce ferdî mülkiyet ve son­
ra da vakıf hâline dönüştüğünü bilmekten ibârettir.
Bilindiği gibi sözkonusu topraklar, 1839'a
kadar timar rejimine göre idâre edilmişti(128)
Bu rejime göre, devlet mülkü olarak telâkkî edi­
len ' v e daha fetih sırasında kadastrosu yapılan
feth edilmiş topraklar, Osmanlı Devleti'nin' as­
kerî yapısına uygun olarak, dirlik adı altında,
bir çok mâlî birime ayrılmıştı(129). Ehemmi­
yetlerine göre has, ze'âmet ve timâr diye üç
kategoriye taksim edilen bu dirlikler, idârî hiz­
metleri için ve bilhassa şahsen kendilerinin as­
kerlik hizmetinde bulunmaları ve Sultanın tem­
silcisinin ilk talebi vukuunda belli sayıda silâhlı
asker temin etmeleri karşılığında, vergilerini
toplama hakkıyle birlikte, "askerî sınıf"(130)
(122)
(123)
içine
girmemektedir;
teşkîl
eden vakıfların
çünkü, bizim
kurulmuş
oldukları
böl­
Bizi
burada özellikle ilgilendiren
topraklar,
mîrî arâzîler, yâni Tablo: ll'nin değişik adlarla
bize
takdim ettiği vakıf gelir
topraklardır
kaynakları
olan
ki, bunlar, Anadolu ve Rumeli'de
bulunmaktaydılar.
Daha
önce
de
belirttiğimiz
esr.,
s.
298-299; krş. Atıf Bey,
161.
M.Z. P a k a l ı n , ayn.
(125)
ö . l _ B a r k a n , Kanunlar, s . 2 9 9 ; k r ş . A t ı f B e y , ayn.
esr., s . 2 8 ; B e l i n , E t u d e sur la proprietc..,, s . 1 2 6 -
esr.,
c . I, s. 7 3 .
1 2 7 , 1 3 9 ; M. d ' O h s s o n , Tableau general de l'Empire Ottoman, Paris, 1 7 8 7 - 1 8 2 8 . c . V I I , s . 2 3 4 ;
A . İ n a n , ayn. esr., s. 2 4 ; C . L a m o u c h e , Histoire de
la Turquie, Paris 1 9 5 3 , s . 1 7 8 ; H . C i n . Mîrî arazî vc
bu arazînin mülk haline dönüşümü, A n k a r a 1 9 6 9 ,
s. 4 5 vd..;
M. S e n c e r , ayn.
esr.,
s. 2 4 8 .
(126)
M . Z . P a k a l ı n ' a göre (ayn. esr., c . l, s . 6 9 , 7 2 , 7 9 ) ,
S u l t a n MI. M u r a d , bu i k i k a t e g o r i y e dahil o l a n
toprakları mîrf araziye dönüştürmüştür.
(127)
Ş . B e r k i , " T ü r k i y e ' d e İ m p a r a t o r l u k ve C u m h u r i ­
y e t d e v r i n d e v a k ı f ç e ş i t l e r i " . Vakıflar Dergisi, I X ,
( A n k a r a 1 9 7 1 ) , s. 4 .
<(128)
Bu kelimenin etimolojik menşei için b k z . J . D e n y ,
" t i m a r " . E l ; M . Z . P a k a l ı n . ayn. esr., I l l , s . 4 9 7 - 4 9 8 ;
M. A k d a ğ , ayn. esr., c . M. s . 3 0 9 .
(129)
k r ş . S . A k s o y , 100 Soruda Türkiye'de toprak mese­
lesi, İ s t a n b u l 1 9 6 9 , s . 2 1 .
(130)
O s m a n l ı i m p a r a t o r l u ğ u ' n d a , devletin idarî m e k a ­
n i z m a s ı n d a h e r hangi bir y e r işgal e d e n ve k e n d i l e ­
rine devlet v e y a v a k ı f l a r t a r a f ı n d a n , hangi t a r z d a
olursa o l s u n , bir ücret ö d e n e n k i ş i l e r "askerî s ı n ı f " ı
o l u ş t u r u y o r l a r d ı , bu m e s e l e h a k k ı n d a d a h a t a f s i l â t ­
lı bilgi i ç i n b k z . B . Y e d i y i l d ı z , " T ü r k vakıf k u r u c u ­
larının...", s. 44 vd.
konumuzu
gelerin dışında bulunmaktaydılar.
ö . L . B a r k a n , ayn,
ayn. esr., s . 2 0 ; B e l i n , Etude sur la proprietc. .,
s. 2 7 . 1 2 5 - 1 2 6 .
layısıyla vakıf hâline dönüştürülebilmekteydi(126).
Fakat, bu tür arâzîler, bu araştırmanın çerçevesi
ö.L.
(124)
olduğundan, her
türlü intikâl şekline tabî tutulabilmekte ve do­
" ü s k ü p ve S e l a n i k K a n u n u , H. 9 7 6 t a r j h l i " .
B a r k a n , XV. ve XVI. asırlarda Osmanlı İmparatorluğu'nda zirâî ekonominin hukukî ve mâlî esasları:
Kanunlar, İ s t a n b u l 1 9 4 5 , c . I, s , 2 9 8 .
17
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
üyelerinden bâzılarına verilmişti(131).
Devlet tarafından kayd edilen yıllık gelir­
leri yüz bin akçenin üzerinde olan dirlikler has
adını alıyorlardı. Bunlar pâdişâhlara, pâdişâh
âilesinin üyelerine ve saray görevlilerine tahsîs
ediliyordu. Vezirlere, beylerbeyilere ve Mirliva­
lara tahsîs edilmiş haslar da vardı. Has sahipleri,
topladıkları vergilerin her beş bin akçesi için
bir atlı asker (cebelü) beslemek zorundaydı.
Meselâ, yıllık geliri bir milyon akçelik bir hassa
sâhip olan beyler beyi, savaş sırasında, silâh ve
diğer malzemelerle donatılmış ikiyüz süvari ile
sefere katılmak mecburiyetinde idi(132)_ ikinci
kategoriye giren dirliklere, ze'âmet deniliyordu.
Bunların yıllık geliri, yirmi bin ile yüz bin akçe
arasındaydı. Zeâmet sâhipleri de her beş bin
akçe için bir süvâri beslemek zorundaydılar.
Zeâmetler, defterdarlara, kethüdâlara, alaybeylerine, sancakbeylerine, dârüssaâde ağalarına, hâcegân denen memurlara, diVân-ı hümâyûn ve Defterhâne kâtiplerine tahsîs ediliyordu(133). Dir­
liğin üçüncü kategorisi timar adınt taşımaktaydı.
Bunların senelik geliri üç ile yirmi bin akçe ara­
sında değişmekteydi. Geliri sâdece.üç bin akçe
olanına kılıç timar adı veriliyordu ve buna sâhip
olanlar asker beslemek zorunda değildi. Diğerleri
her üç bin akçe için bir cebelü besleyerek, sefer
sırasında, orduya katılmak zorundaydılar(î34),
Timarlar, sipâhî adıyla bilinen ve Osmanlı ordu­
sunun çekirdeğini teşkil eden liyâkatli askerlere
verilirdi(135). Venedik elçisi Mercantonio Barbaro'ya göre, 1573 yılında, Avrupa Türkiye'sin­
de seksen bin. ve Asya eyâletlerinde de elli bin
sipâhî vardı(136). Fakat bu askerî müessese
zamanla öylesine dejenere olmuştu k i , 1768
Türk-Rus harbine ancak yirmi bin sipâhî katılabilmişti(137).
Görülüyor k i , Anadolu ve Rumeli toprakla­
rının, yâni mîrî arâzîlerin çıplak mülkiyeti pren­
sip olarak devlete âitti. Sultan adına, arâzilerin
vergisini tahsil eden ve asker toplayan dirlik
sâhipleri, ancak Osmanlı Devleti'nin memurları
statüsündeydiler, ve toprakların mülkiyeti üzerinde
hiçbir hakka sâhip değildiler. Hiçbir toprak
kendilerine miras yoluyla geçmemişti. Askerî
dirlikler üzerinde icrâ ettikleri sosyal güç, kanunlaria sıkı bir düzene bağlanmıştı. Köylüler
üzerinde hiç bir ekonomik ve hukûkî bağımsız­
lıkları yoktu. Ekonomik ve hukûkî statüleri
sultanın basit bir fermanına bağlı olduğundan,
her an kendilerinden geri alınabilirdi. Diğer ta­
raftan, toprağı işleyenler, yâni re'âyâ adıyla
bilinen müslüman veya gayr-j müslim köylüler,
işledikleri toprakların mülkiyetine değil, tasarruf
yâni kullanma hakkına sâhiptiler; aynî (öşür)
veya nakit (çift akçesi) olarak vergilerini ver­
mek zorundaydılar. Her köylünün devlet tara­
fından kendisine verilen bir toprak parçasına
tasarruf hakkı vardı. Bununla birlikte, bu ta­
sarruf hakkı mutlak değildi. Miras hakkı ken­
dilerine tanındıysa da, toprağın statüsünü de­
ğiştirme hakkına sâhip değildiler; yâni tasar­
rufları altında bulunan toprağı satamamakta,
hîbe edememekte veya vakıf hâline getirememekteydiler(138).
Kanaatimize göre, menşei islâmın ilk asırla­
rına
kadar çıkan(139)
ve Osmanlılar'ın, siyâsî
olduğu kadar iktisâdı bütün güçleri merkezîleş­
tirmek gayesiyle, kendi toprak rejimlerine
inti­
bak ettirmiş bulundukları(140)^ toprakların mut­
lak
mülkiyetinin
devlete âit olduğu
böyle bir
sisteme rağmen. Vakfın gelir kaynakları arasında
rastladığımız
topraklar
(bkz. Tablo
I I ) , nasıl
olup da, daha sonra mukaddes sâhalar yâni vakıf
mallar statüsüne girmek
hâline
üzere özel mülkiyetler
dönüşebilmişlerdi?
karmaşık
bir biçimde
Başkaları
tahlil
edilmiş
tarafından
olan bu
mülkedinme problemi, temel iki prensip çerçe(131)
L . M i l U o t , ayn. esr., s . 5 3 2 - 5 3 3 ; B e l i n , Etude surla
propriete..., s. 1 2 9 v d .
(132)
M u s t a f a N u r i Paşa, Netâyicü'l-vukû'ât tekmilcleri,
A n k a r a 1 9 6 1 , s . 5 3 ; A t ı f B e y , ayn. esr., s . 4 ;
D ' O t ı s s o n , ayn. esr., c . V I I , s . 2 6 6 .
(133)
M u s t a f a N u r i Paşa. ayn. esr., s . 5 4 ; C . B r o c k e l l e m a n n , Histoire des peuples e t des Etas islamiqucs,
ç e v . M. T a z e r o n t , Paris 1 9 4 9 , s . 2 5 0 ; M. S e n c e r ,
ayn. esr., s. 2 4 9 .
(134)
B e l i n , Etude sur la propri£t6..., s . 1 3 0 - 1 3 1 ; M u s t a f a
N u r i Paşa, ayn. esr., s . 5 4 v d . B u d i r l i k l e r , h u s u s i ­
y e t l e r i n e göre a i t g r u p l a r a a y r ı l ı y o r l a r d ı , b u n l a r ı n
a ç ı k ve ö z l ü bir a n l a t ı m ı İ ç i n b k z . M i t h a t S e r t o ğ l u ,
"Osmanlı i m p a r a t o r l u ğ u devrinde toprak dirlikle­
rinin ç e ş i t l i ş e k i l l e r i " , VL Türk Tarih Kongresi
Ankara 20-26 Ekim 1961, A n k a r a 1 9 6 7 , s. 2 8 1 293.
(135)
A t ı f B e y , ayn. esr., s. 3 0 ; B r o c k e l l e m a n n , ayn. esr.,
s. 2 5 0 ; 5 . B e r k i , Toprak Hukuku, A n k a r a 1 9 6 0 ,
s. 6 7 .
(136)
P. c o l e s . La lutte contre ks Turcs, çev. H . C o u f f i g n a l , Paris 1 9 6 9 , s . 4 7 . B u e s e r V e c d i BürUn t a r a ­
f ı n d a n Avrupa'da Osmanlı tesirleri a d i y l e T U r k ç e y e
de ç e v r i l m i ş v e ö t U k e n Y a y ı n e v i t a r a f ı n d a n y a y ı m ­
lanmıştır, İstanbul 1 9 7 5 .
Etude sur la propriete..., s .
(137)
Belin,
(138)
ö . L . B a r k a n , ' T ü r k toprak h u k u k u tarihinde T a n ­
zimat ve 1 2 7 4 ( 1 8 5 8 ) tarihli arazf k a n u n n a m e s i " ,
Tanzimat, i s t a n b u l 1 9 3 9 , s . 3 2 2 ; J . D u p o n t ,
Geogtaphie de l'Empire Ottoman, P a r i s 1 9 0 7 ,
s. 2 1 5 - 2 1 6 .
150.
(139)
" H a y b e r ' i n fethinden s o n r a , yeni bir sistem k u r u l ­
du: Feth edilmiş toprakların tamamına Peygamber
el k o y d u v e s o n r a o n l a r ı d a ğ ı t t ı ; d a h a s o n r a b u r a ­
dan feth edilmiş t o p r a k l a r ı n halifenin malı olacağı
ve o n l a r ı istediği gibi k u l l a n a b i l e c e ğ i p r e n s i b i ç ı k ­
tı",
R . M a n t r a n , L'expansion musulmane (VlleXIe siedes), P a r i s 1 9 6 9 , s . 9 3 .
(140)
S e l ç u k l u l a r d a feth e d i l m i ş t o p r a k l a r , o n l a r ı feth
eden kumandana â i t olduğu hâlde, Osmanlılar'da,
t o p r a ğ ı f e t h e d e n k u m a n d a n k i m o l u r s a o l s u n , söz
k o n u s u t o p r a k p â d i ş â h a a i t t i r , y â n i b u sahanın
ç ı p l a k m ü l k i y e t i devletin t a s a r r u f u n a d a h i l o l m a k ­
t a d ı r , M. A k d a ğ . ayn. esr., c . I, s . 2 1 5 ; k r ş . X . D e
P l a n h o l , L c s f o n d e m e n t s geograpliiques d e l'histoire d e l'Islam, Paris 1 9 6 8 , s . 5 4 . " S e l ç u k l u l a r
18
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
vesinde
ele alınabilir.
Gerçekten,
burada söz
konusu olan topraklardan bir bölümünün mülki­
yetini elde etmek
için, aslında iki imkân mev­
temiz ve şer'î mülklerden İbâret olduğunu vakfi­
yelerinde vurgulamaktan ayrı bir zevk duymak­
taydılar (144).
cuttu. B u iş, y a ihyâ yâni ölü toprakların işlene­
b.
bilir hâle getirilmesi yoluyla, yahut da pâdişâ­
hın mîrî
toprakların mülkiyetini
"Temliknâme-i
hümâyûn"
ile
mülk-edin-
me
bâzı şahıslara'
Vakfiyelerin tahlili neticesinde, X V I I I . asırda,
devr eden beratıyla gerçekleşebiliyordu.
aslında mîrî arazî statüsünde bulunan tarla, çiftlik,
a.
köy, vs... gibi büyük sâhaların birçoğunun Temlik-
İhyâ
Niyetimizin,
müş
bu konu
hakkında ileri sürül­
hukûl^î-nazarî münakaşaları(l'^l)
tartışmak
nâme-l hümâyûn'lar ile özel mülk hâline dönüştü­
rüldüğünü müşâhade etmekteyiz. Daha çok şehir­
incelediğimiz cfemiyet içinde mev­
lerde oturup tarım işleriyle uğraşmadıkları hâlde,
cut realitelerin incelenmesinden ibâret olduğunu
gelir kaynakları tarım işletmelerinden ibâret olan
hemen
vakıflar
değil,
fakat
belirtmemiz
gerekiyor. O halde, X V I I I .
asra âit Türk vakfiyeleri çerçevesinde, bu konu­
yapan kişiler, bilhassa saraya mensup
şahıslar, sadrazamlar, darüssaâde ağaları ve diğer
top­
büyük devlet memurları, daha sonra vakfa dönüş­
rakların mülk edinilmesi için kullanılan başlıca
türdükleri toprakların mülkiyetini elde etmek için,
daki
ilk müşâhademizi
söyleyelim: İhyâ,
vasıtalardan biri idi. Zâten, Peyfamber, "kim ölü
temliknâme-i
bir toprağı ihyâ ederse, onun mâliki olur" diyor­
yolundan geniş ölçüde yararlanmışlardı. Zâten,
du. Şüphesiz bu prensipten hareket eden Osman­
lılar,
zararlı
bitkilerden
temizleme,
ağaçlandırma yoluyla her hangi bir toprağı ihyâ
edenin yâni onu canlandıranın, söz konusu top­
rağın mülkiyetine sâhip olmasını kabul ediyorMülkiyet
fikri
böylece
değerlendir­
me fikrine bağlanmış oluyordu. Zâten, bu pren­
sipten hareketledir k i , Osmanlı Devleti'nde, köy
ve
kasabalar
dâhilinde
bulunan
topraklar ile
köy ve kasabaların çevresinde bulunan ve iskân
yerlerinin
tamamlayıcısı
olarak
telâkki
edilen
topraklardı42â)^ sakinleri oraları ihyâ etmiş o l duklan için, şahsî mülk olarak teJâkkî ediliyor­
du. Bu anlayış sayesinde, bağcılık ve bahçecilik
çok gelişmişti. Bir toprak parçasının mülkiyetini
elde etmek isteyenler, bu türlü çalışmalarla meş­
luğu'ndaki
büyük
şehirlerin
2.
bs., İstanbul 1 9 6 9 ,
s. 2 7 7 .
çevresi, bostanlar,
meyve bahçeleriyle doluy-
mülk-edinme
s a h i p . O l m u ş t u r " , O . T u r a n , Selçuklular tarihi v e
Türk-İslâm medeniyeti,
gul oluyorlardı. Bunun için Osmanlı İmparator­
bağlar ve her çeşit
usûlüyle
zamanında Anadolu'da vukubulan inkılâplardan
birl de hususi t o p r a k m ü l k i y e t i y e r i n e devlet m ü l ­
kiyeti (miri) sisteminin tatbiki i d i . F i l h a k i k a B i ­
zanslılar İdaresinde A n a d o l u ' d a geniş t o p r a k l a r a
s a h i p b u l u n a n b i r a r a z i aristokrasisi t e ş e k k ü l e t ­
m i ş ; h a l k d a y a t o p r a k s ı z v e y a t o p r a k esiri (serf)
k ö y l ü l e r haline g e l m i ş t i . T ü r k i d a r e s i y l e b u t o p ­
raksız k ö y l ü l e r h ü r r i y e t e ve t o p r a ğ a k a v u ş m u ş ;
e s k i T ü r k g ö ç e b e t e a m ü l ü n e ve İslâm'ın fetih
h u k u k u n a d a y a n a n S e l ç u k s u l t a n l a r ı bütün m e m ­
l e k e t i devlet m ü l k i y e t i h a l i n e s o k t u k t a n s o n r a ç i f t ­
çilere ancak işleyebildikleri miktarda bir toprağa
t a s a r r u f h a k k ı t a n ı m ı ş l a r ve b a b a d a n e v l a d a İ n t i k a l '
e d e n b u idare s a y e s i n d e t o p r a k s ı z k i m s e b ı r a k m a ­
m ı ş l a r ; g ö ç e b e l e r i n ve y e r l i l e r i n İ s k â n ı m sağla­
m ı ş l a r ve b u s u r e t l e d e zirat istihsali a r t t ı r m ı ş l a r ­
d ı r ; i ç t i m a î n i z â m ı k u r m u ş l a r ve A n a d o l u ' n u n
Türkleşmesine hizmet etmişlerdi. Selçuklular t a ­
r a f ı n d a n k u r u l a n ve O s m a n l ı l a r d e v r i n d e d e v a m
e d e n b u milî t o p r a k s i s t e m i s a y e s i n d e d i r k i , A v r u ­
p a ' d a ve A s y a ' d a , X X . asra k a d a r , m e v c u t b u l u ­
nan t o p r a k a r i s t o k r a s i s i ve t o p r a k s ı z h a l k k i t l e l e r i
T ü r k I d â r e s i n d e vücut b u l m a m ı ş v e T ü r k i y e b a ş k a
memleketlerdan farklı bir içtimaî â h e n k ve n i z â m a
kurutma,
sulama, üzerine binâlar yaparak imar etme veya
lardı(142).
hümâyûn
(141)
dul143). Bu şekilde bâzı toprakların mülkiyetine
B u k o n u d a k i f a r k l ı t e o r i k fikirler i ç i n b k z . B e l i n ,
s. 1 0 4 v d , ; H.P. l-iatemi,
Etude sur la propriete...,
ayn. esr., s . 1 1 1 v d .
sâhip olanlar, söz konusu yerleri, bu araştırma­
(142)
nın ilk bölümünde incelemiş olduğumuz muhte­
( 1 4 2 a ) A t ı f B e y , ayn. esr,, e . I, s . 1 4 - 1 7 ; J . D . L o u s s a r a r ,
lif
Vakfın
arasındaki
/
burada
incelenen
arsalar,
ekseriyetinin, aynı
bahçeler
(143)
gelir
ve
kaynakları
bostanlardan
şekilde sayısız bağ ve zey­
tinliklerin, daha sonra bMnları vakf etmiş olanıların mülkiyetine bu tür mülk edinme usûlüyle
yâni ihyâ yoluyla giimiş olduğunu belirtmemiz
icap eder. Binâlar, nakit para^ v s „ gibi vakfın
diğer gelir kaynaklarına gelince, bunların mülk
edinilmesinin
kendi
temeli
faaliyeti
de, Osmahlıiâr'da, kişinin
içinde bulunuyordu. Bu sebeple,
vakıf kurucuları, vakf etmek. istedikleri malları­
nın,
LUistcire et la theorie de la propriete fondere
dans le droit pubUc ottoman, Paris 1 9 1 2 , s. 8 1 - 8 3 .
sebepler yüzünden(143a)^, umûmiyetle vakfa
dönüştüriiyorlardı.
kendi
çalışmaları
neticesinde elde edilen
K r ş . M . A k d a ğ , ayn. esr., c . I, s . 4 2 9 .
K r ş . M. A k d a ğ , ayn. esr., c . I I , s . 1 6 6 - 1 6 7 .
(143a) B . Y e d i y i l d ı z , "Müessese-toplum münâsebetleri...",
s. 3 3 v d .
(144)
Süleyman b. Mustafa Vakfiyesi,
1171/1758,
V G M A , Erzutum Sâni Muhasebe, s . 1 4 2 ; İ b r a h i m
b. M e h m e d V a k f i y e s i , 1 1 5 0 / 1 7 3 7 , V G i y i A , Harameyn XIV, s . 2 6 4 ; L e y l a K a d ı n binti A b d u r r a h m a n
V a k f i y e s i , 1 1 9 8 / 1 7 8 3 , V G M A , -'Harameyn XV,
s. 1 4 , 1 6 ; k r ş . B . Y e d i y i l d ı z , "Müessese-toplum m ü ­
n â s e b e t l e r i . . . " , s . 4 2 ; Kur'an, L I I I / 3 9 ; L . M i l l l o t ,
ayn. esr., s . 4 9 5 ; R . C h a r l e s , Lc droit musulman,
Paris 1 9 6 0 , s . 6 9 - 7 0 . M ü l k i y e t k o r ı u s u n d a , İ n g i l i z
f i l o z o f u J o h n L o c k e ( 1 6 3 2 - 1 7 0 4 ) ' u n görüşünün
y u k a r ı d a bizim anlattığımız I s l â m i anlayışa yaklaş­
t ı ğ ı n ı m ü ş a h â d e e t m e k s o n derece ligi ç e k i c i d i r .
F . C h a l l a y e , L o c k e ' u n f i k i r l e r i n i şu ş e k i l d e ö z e t l i ­
y o r (Histoire de la propriete, Paris 1 9 6 7 , s . 7 3 ) :
" . . . T a n r ı t o p r a ğ ı bütün i n s a n c i n s i n e m ü ş t e r e k e n
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
19
söz konusu kişiler vakfiyelerinde, vakf ettikleri
bu ameliye söz konusu toprakların hukûkî mâ­
toprakları
hiyetini
bir
"temlik-nâme-i
hümâyûn"
(145)
sâyesinde temellük ettiklerini beyan etmekteydi­
ler.
Sultan tarafından
verilen
bir
vesika olan
değiştirmiyordu, çünkü onların
çıplak
mülkiyeti önceden olduğu gibi, devlette kalıyor­
du. Bu durumda, vakıf olan şey, sırf bu kamu sâhalarından alınan vergilerdi. Bu sebeple bu cins va­
temlik-nâmede, şeri'atın hükümlerine uygun ola­
kıflara,
rak, falan veya falan sâhanıri, şahsî mülk olarak,
Daha X I V . ve X V . asırlarda, bu türlü mülkleştirme
falan veya falan adama verilmiş olduğu tasdik
ve vakıflaştırma hâdiselerinin son derece yaygın­
vakf-ı
j>sâdî(152)
adı veriliyordu! 153).
edilmekteydi. Meselâ, III. Ahmed'in dâmâdı sadra­
laşmış
zam İbrahim Paşa, sultan tarafından imzalanmış ve
Türk kültürürünün Anadolu ve Rumeli'ye yerleşme­
şeyhülislâm tarafından tasvip görmüş bir hüccet-i
sine ve buralarda şehir hayatının gelişmesine mües­
olduğunu
biliyoruz.
Bu
uygulamaların,
şer'iyye sâyesinde, Muşkara köyü ve mülhâkâtını
sir bir şekilde katkıda bulunmuş olduğu kesindir,
daha bir çok yer ile birlikte mülk edinmiş, ve bu­
fakat başka gayeler için kullanılmış olmakta gecik­
raları Muşkara'da yâni bugünkü Nevşehir'de kur­
mediği de doğrudur. Zîrâ
muş olduğu içtimâî ve hayrî müesseseler yararına
birçoğu, içtimaî ve hayrî vakıflardan daha çok
vakf etmişti( 146).
âile vakıfları tesis ederek, servetlerinin muhafaza­
Diğer taraftan, sâdece toprakların değil, fakat
mülkiyeti
devlete
âit
vakıf-kurucularından
sını hedef almaya başladılar. Devlet kaynaklarını
olan, han, hamam(147)^
kurutan vakıfların ölçüsüz bir biçimde yaygınlaş-
süt-kârhânesi(148)^ vs... diğer gayr-ı menkûllerin
masındaki tehlikeyi fark eden Fâtih Sultan Meh-
de padişahlar tarafından gözdeleri lehine özel mülk
med, gelir kaynakları daha önce özel mülk hâline
hâline dönüştürülmüş olduğunu müşâhade etmek­
v e r d i . Tabiî halde, y â n i i ç t i m a f h a y a t m e v c u t d e ­
ğ i l k e n , şahST m ü l k i y e t y o k t u . B i r f e r d i n t o p r a ğ ı n
ürünlerini k u l l a n a b i l m e s i i ç i n , t o p r a ğ ı n bir k ı s m ı n ı
m ü l k - e d i n m e s i icap e d e r . B u m U l k - e d i n m e nasıl
gerçekleşir? Ç a l ı ş m a y l a ; h e r k e s k e n d i s i n e a i t t i r ;
ellerinin faaliyeti ona aittir; ellerinin faaliyetinin
ürünü o n a a i t t i r . T o p r a ğ ı n m e y v e l e r i , o n l a r ı t o p l a ­
m a k z a h m e t i n e k a t l a n a n k i ş i n i n d i r ; bir f e r d i n t a s a r ­
rufunda o l d u ğ u halde, o n u n çalışması dışında k a ­
lan ş e y l e r , b a ş k a l a r ı n ı n m ü l k i y e t i o l a b i l m e l i d i r .
T o p r a k o n u i h y â e d e n e ve o n u e k e n e â i t o l m a l ı d ı r .
F a k a t a d a m y e r i n bir k ı s m ı n ı i ş l e n m e m i ş h â l d e
b ı r a k ı r s a , o n u bir ç i t v e y a bir d u v a r l a ç e v i r m i ş o l s a
b i l e , b u gayr-ı m e n k u l , boş bir t o p r a k o l a r a k t e l â k kT e d i l e b i l m e l i ve bir başkasının m a l ı o l a b i l m e l i ­
dir."
teyiz.
Böylece, hatırı sayılır kamu sâhalarının önce
mülk, daha sonra da vakıf hâline dönüştürülmesi,
şüphesiz
Osmanlı
İmparatorluğu'nun
askerî ve
zirâî hayatının temelini teşkil eden timâr sistemi­
nin bozulmasının en ehemmiyetli faktörlerinden
biri olmuştu, öyleyse, bu yıkıcı değişiklikleri ger­
çekleştirmek için hangi prensibe dayanıyorlardı?
• İslâm hukuk otoritelerinin görüşlerine göre ve
Osmanlılar tarafından benimşenmiş sistem gereğin­
ce, Osmanlı devri Türk hükümdarları aynı zamanda
bütün devlet topraklarının en üst seviyedeki idâre-
(145)
Temlik-nâme-i hümâyun'a s a d e c e tcmlik-nâme v e ­
y a mülk-nâme, mülk-nâme-i hümâyûn, sencd-i
hâkâni, hUccet-i şer'iyye de d e n i l m e k t e d i r .
(146)
D a m a d i b r a h i m Paşa V a k f i y e s i , t a r i h s i z , s . 7 ; d i ğ e r
ö r n e k l e r : O s m a n b. M e h m e d V a k f i y e s i , 1 3 3 3 / 1 9 1 5 ,
V G M A , Mücedded Ana. XIV, s . 1 9 5 ; M i h r i ş a h E m i ­
ne K a d ı n V a k f i y e s i , 1 1 3 5 / 1 7 2 3 , s . 1 2 ; D â m â d İ b ­
r a h i m Paşa ve e ş i F a t m a binti I I I . A h m e d V a k f i y e ­
s i , t a r i h s i z . V G İ V I A , Kasa no: 173, s . 3 8 - 3 9 ; S a f i y y e
binti I I . IVlustafa V a k f i y e s i , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 , s . l l ; B e ş i r
A ğ a V a k f i y e s i , 1 1 5 8 / 1 7 4 5 , V G M A , Kasa no: 35,
s. 1 1 ; Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i , 1 1 1 9 / 1 7 0 8 ,
s . 2 8 8 - 2 9 1 , 2 9 8 - 2 9 9 ; Ç o r l u l u A l i Paşa V a k f i y e s i ,
1 1 2 0 / 1 7 0 9 , s. 3 7 0 .
cileri olmalarına rağmen, bu idâre hakkının kendi­
siyle birlikte şahsî mülkiyet hakkına yol açmadığı
bilinmektedir. Bunun içindir ki, onlar, has adı al­
tında sâdece, ihtiyaçlarının karşılanması gayesiyle
kendilerine tahsis edilmiş olan bâzı sâhaların tasar­
ruf hakkına sâhip oluyorlardı(149). Bununla bir­
likte, pâdişâhlar, feth edilmiş topraklardan bir kıs­
mını, şerT hükümlere uygun şartlar altında, mülkleştirmeye yetkili kılınmışlardı(150). i|k Osmanlı
sultanlarının
bu hakka dayanarak, bazı köy ve tar­
(147)
laların mülkiyet hakkını, hizmetleri karşılığında,
ları doğrudur. Ve bu beyler, söz konusu yerleri,
müslüman halka hizmet gayesiyle inşâ ettirmiş
S a f i y y e binti
s. 5 2 - 5 3 .
(149)
O . T u r a n , Türk Cihan hâkimiyeti
İ s t a n b u l 1 9 6 9 , <{. I I , s . 1 9 .
1163/1750,
mcfkûrcsi tarihi,
Etude sur la propricte..., s .
Krş. Belin,
K o ç l B e y , Risâle4 Koçi Bey, İ s t a n b u l 1 2 7 7 , s . 2 0 ;
K r ş . F . K ö p r ü l ü , " V a k ı f müessesesinin h u k u k f m â ­
h i y e t i v e t a r i h i t e k â m ü l ü " . Vakıflar D e r ^ i , A n k a ­
ra 1 9 4 2 , c . I I , s . 1 - 3 5 .
4 2 , not. 2 .
;
Bizzat ilk Osmanlı padişahları da, feth ettikle­
(152)
dönüştürüyorlardı.
Fakat,
A l i H a y d a r , ayn, esr., s . 1 7 9 ; Ö m e r H i l m i , ayn.
csr.,
s . 3 ( 5 ) ; A t ı f B e y . ayn. esr., s. 3 5 - 3 7 ; B e l i n . Etude
sur la propricte..., s. 1 8 4 .
ri topraklardan bir bölümünü -gelirlerini kanûnî
açıdan hazîneyi ilgilendiren bâzı gayelere tahsis
hâline
Vakfiyesi,
(151)
oldukları imâret ve zâviyelerin işletme masrafla­
ederek- vakıf
Mustafa
Çarşamba kasa­
(İSO)
rını karşılamak üzere, hükümdârın izniyle vakf
ediyorlardı(151).
II.
1214/1799.
Başlar, s . 1 2 4 . B u han ve ha­
(148)
yük ülkeler feth eden ve devletin şanına lâyık bü­
yük hizmetler ifâ eden uçbeylerine vermiş olduk­
b. B a t t a l V a k f i y e s i ,
mamlar, C a n i k S a n c a ğ ı ' n a bağlı
basında b u l u n u y o r d u .
X V I I . asır bir Türk âliminin de belirttiği gibi, Allah
yolunda cihad yaparak İmparatorluk yararına bü­
Mahmud Tayyar
V G M A , Ana. 1211
(153)
V a k f - ı Irsâdt h a k k ı n d a d a h a geniş bilgi i ç i n b k z .
B. Y e d i y i l d ı z , " T ü r k vakıf kurucularının...", s . 159
vd.
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
20
dönüştürülmüş mîrî topraklar olan bâzı vakf-ı irsâ-
muz vakfiye tahlillerine göre, farklı biçimlerde or­
dilerl iptal etti{154). Ancak, söz konusu yasaklama
taya çıkmasına rağmen, aslında tek bir işletme
uzun müddet devam etmedi; zîrâ, birçok kişinin
usûlünün mevcut olduğu söylenebilir k i , o da kira
menfaatine
sistemiydi.
dokunmuştu. Bu kişilerin tesiriyle,
II. Bâyezid zamanında, söz konusu topraklar tek­
a.
rar eski hallerine dönüştürüldüler. X V I i . asırdan
itibârendir k i , devlet adamları ve mütefekkirler,
hazîneyi sıkıntıya sokan toprak vakıflarının aşırı
derecede artması üzerinde ciddî olarak düşünmeye
başladılar. Koçi Bey'e göre, ş e r l hükümlere zıt
binlerce vakıf mevcuttu. O , bu hükmünün gerekçe­
sini şöyle açıklıyordu: Din ve devlete lâyık hizmet
görmeksizin, hattâ küçük bir köy bile feth etmek­
sizin, sırf pâdişâha yakın olduğu için, asırlarca
önce feth edilmiş yörelerde bulunan hazine malı
köy ve tarlalardan
nicesini kendilerine ve çocuk­
larına temlik ettirme imkânı bulmuş olan kişiler
vardır. Sonra bunlar, söz konusu yerlerden diledik­
leri kısımlan vakf etmişler, bir kısmını da, vakıf
örtüsü altında, çocuklanna gelir kaynakları hâline
getirmişlerdir. B u türlü vakıf nasıl sahih olur? V e
günaha
girmeksizin
onların
gelirinden
istifâde
etmek nasıl mümkün olabilir?(155).
bâzı vakfiyelerde, vakıf kurucularının, vakıflarına
âit emlâkin icâre-i saftı7iö(160) usulüyle kiralan­
masını hükme bağladıklarını görüyoruz. Bu usûlün,
fıkıh kitaplarında bilinen tek kira biçimi olduğu
açıktır. îcâre-i sahiha usulüyle akdedilen mukâvelenâmede
mezhebine göre, topraklar en fazla üç yıllığına ki­
raya verilebiliyordu; diğer gayrn menkûllerde ise
bu kira müddeti, bir seneyle tahdid e d i l m i ş t i ( l ^ l ) .
V a k f edilmiş gayrn menkullerin kiralama biçimleriyle ilgili
mâhiyeti ve tarihî tekâmülü"(1^6)
adlı
makalesinde tahlil edilmiş olduğundan, bu konu
üzerinde burada daha fazla durulmayacaktır. F a ­
kat, bütün bu tenkitlere rağmen, vakıf müessesesini
paratorlüğu'nda tatbik edilen İslâm Hukuku'nun
ekserî
Mukata'a
(155)
K o ç i B e y , ayn. esr., s . 2 0 - 2 1 ; F . K ö p r ü l ü . " V a k ı f
müessesesinin h u k û K I m â h i y e t i . . . " , s . 2 7 .
(156)
F . K ö p r ü l ü , " V a k ı f müessesesinin h u k u k î m â h i y e ­
t i . . . " , s. 2 6 v d .
(157)
B . Y e d l y d d ı z , "Müessese-toplum münâsebetleri...",
s. 2 3 - 5 3 .
(158)
B . Y e d l y ı l d ı z , ' T ü r k vakıf kurucularının.,.", s . 1 4 6 .
(159)
B . Y e d l y ı l d ı z , " V a k ı f müessesesinin
Türk toplumundaki rolü", s . 1-27.
lememiz gerekmektedir. Bunun delîli şudur: mîrî
arâzîden ayrılmış ve şahıslara sahih mülk olarak
Devleti'nin
askerî sınıfına mensup kişilerdi(''58).
Büyük tarım sâhalarının, başlangıçta ekseri­
yetle devlet mülkü olarak telâkkî edildiği bir ülke­
mânâlarını
önceden karar­
K r ş . F . B a b i n g e r , Mahomet I I le conqucrant et son
( 1 4 3 2 - 1 4 8 1 ) , Paris 1 9 5 4 , s . 5 4 0 ; B . Y e d i y ı l dız, "MUessese-toplum münâsebetleri...", s . 4 3 ;
M. N l c o a r a B e l d l c e a n u , bu m e s e l e h a k k m d a y a p t ı ğ ı
a r a ş t ı r m a l a r a b i r m a k a l e tahsis e t m i ş t i r : " R e c h e r c h e s s u r la r e f o r m e foncJere de M e h m e d I I " , Acta
Historica, c. I V . ( M o n a c h l l 1 9 6 5 ) , s . 2 7 - 3 9 . O n a g ö ­
re ( s . 3 9 ) , b u t o p r a k r e f o r m u n u n s e b e p l e r i ş u n l a r ­
d ı r : " t ı m a r l ı s i p a h i l e r i n sayısmı, y â n i o r d u m e v c u ­
d u n u a r t t ı r m a k a r z u s u , devletin m â r r d u r u m u n u
d ü z e l t m e k , m â l l k â n e s â h i p l e r i n i n gücünü k ı r m a k
İ h t i y a c ı , ve n i h a y e t I s l â m t m e ş r O l y y e t l y e n i d e n
tesis e t m e k a r z u s u " .
asır başırta kadar uygulanmaya devam ettiğini söy­
Osmanlı
ne idi? Diğer teknik
(154)
laştırma*, muâmelelerinin, bizzat pâdişâhlar, saraya
umumiyetle
ve
laştırılmış -lügat mânâsının da ifâde ettiği gibi
mensup kişiler ve onların gözdeleri tarafından X X .
tutuyordu (bkz. Tabk>:ll) ve bunları vakrf hâline
biçimi daha doğurmuştu: Mukata'a
bir yana bırakarak, mukata'a'nm,
âmiller sebebiyle, bu türlü mülk-edinme ve vakıf-
verilmiş tarım işletmeleri, X V I I I . asır vakıflarının
aynıydı. Gerçekten,
icâreteyn.
başka bir bölümünde(157) incelemiş olduğumuz
dönüştürenler,
noktalanhda durum
zaruretler, icâre-i sahîha'dan başka iki tane ki­
X V I I I . asırda hâlâ ayakta tutan ve bu araştırmanın
gelir kaynakları arasında oldukça önemli bir yer
hususlarda örfî hukuk zamanla
şert hukuka galebe çalmıştı. Zâten, Osmanlı İ m ­
kitleri, F.Köprüjü tarafından, "Vakıf müessesesinin
hukukî
kiralama süresi sınırlandırılmıştır. Os­
manlı İmparatorlüğu'nda yürürlükte olan Hanefî
ralama
Koçi Bey'in ve diğer bazı düşünürlerin ten­
üç kiralama biçimi
X V I I I . asırda, örnekleri az olmakla birlikte
temps
XVIII.
asır
de, eğer bunların büyük bir kısmı zaman içinde ön­
( 1 6 0 ) İcâre4 sahîha'ya icâre-i vâhide y â n i t e k kira v e y a
ce şahıs mülkleri ve daha sonra da mukaddes top­
icâre-i ma'rûfe y â n i m a ğ l u m ve m e ş h u r kira d a
d e n i l i y o r d u . G e l i r k a y n a k l a r ı b u usulle k i r a y a v e r i l ­
m i ş v a k ı f l a r d a icâre-i vâhideEi evlıâf a d ı n ı a l ı y o r ­
l a r d ı , Ö m e r H i l m i , ayn. esr., s . 1 1 ; A . H . B e r k i , Vak­
raklar daha doğrusu vakıflar hâline dönüştürülmüşse, bu değişmenin o ülkede büyük içtimâî değiş­
fa dair yazılan eserlerle vakfiye ve benzeri vesika­
larda geçen ıstılah ve tabirler, A n k a r a 1 9 6 6 , s . 2 5 .
melere yol açacağından kat'iyen şüphe edilemez.
Bu değişmeler, araştırmamızın başka bir bölümün­
Meselâ b i r s a r a y İcâre-i sahTha y o l u y l a a y l ı k o n b i n
a k ç e y e k i r a l a n m ı ş t ı , 1. M a h m u d V a k f i y e s i , t a r i h s i z ,
s . 4 1 ; b i r b a ş k a s a r a y d a a y l ı k beş y ü z k u r u ş a k i r a ­
y a v e r i l m i ş t i . 111. O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 6 9 / 1 7 5 5 ,
s . 9 - 1 0 ; b i r g ü m r ü k binası ise y ı l l ı k y e t m i ş beş k u ­
r u ş t a n t u t u l m u ş t u , M e h m e d b. S a l i h V a k f i y e s i ,
1194/1780, s. 581.
de incelenmiştir! 159).
3.
İşletme usûlleri
Vakıf müesseseleri için gelir üretimine tahsis
edilmiş nesnelerin işletme usûlü hakkında, vakıf
kuruculan tarafından vakfiyelerinde beyân edilmiş
hükümlere uyulması gerekiyordu. Yapmış olduğu­
(161)
Muhammed
Mevkûfâtî,
Şerhü'l-Mevkûfâtî,
İstan­
bul 1 2 9 1 / 1 8 7 4 , c . I, S. 3 6 9 ; B e l i n , Etude sur la
propriete..., s .
96-97.
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
feesı7miş(162). yıi||k bir ücretle, vakıf bir toprağın
idâresinin, -bu toprak üzerine, şahsî mülk olmak
üzere binâtar inşâ edebilme ve hattâ onu ağaçlandırabilme hakkıyla birlikte- devr edildiği bir kira
sözleşmesi olduğunu söyleyebiliriz! 163) _ Sözleşme
ancak kiranın
ödenmemesi hâlinde fesh edilebili­
yordu. Gerçekten, kiracı, toprağı vârislerine inti­
kal ettirme imkânına sâhip olduğu gibi, kiraladığı
yerde inşâ etmiş olduğu binâları ve yetiştirmiş ol­
duğu ağaçları üzerinde sınırsız bir mülkiyet hakkı­
na sâhipti. Hattâ bu binâ ve ağaçları vakıf bile
yapabiliyordu. Ancak, toprağın mülkiyeti kendisi­
ne âit olmadığından, bu binalar ve ağaçlar, islâm
hukukçularına göre, menkûl mallar kategorisine
giriyorlardı. Netice itibariyle, onların vakıflaştırılması örfî hukuka göre gerçekleştirilebiliyordu(164).
X V I I I . asır vakfiyelerinde, daha önceki dö­
nemlerde vakfedilmiş ve mukâta'a usulüyle kiraya
verilmiş topraklar üzerirde bulunan binâların ve
ağaçların vakf edilişine(165) bol miktarda rastlanı­
yorsa da, bizzat bu dönemde vakf edilmiş toprak­
ların bu usûlle kiralanışı pek yaygın değildi.
Mukâta'a mukâvelesi bilhassa Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk asırlarında çok yaygındı. Bunun sebe­
bi şu idi: Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu tâkip
eden yıllarda, her hangi bir şehir feth edildikten
sonra, Türkler kesin olarak yerleşmek üzere kitle
hâlinde oraya geliyorlardı. Bu olay oralardaki arsa
değerini yükseltiyordu. Bu sebeple, devlet memur­
ları, ordu mensupları ve onlarla birlikte bu yerleş­
me yerine ilk gelenler, şehrin müstakbel gelişmesi­
ne elverişli olan bütün arâzîlerin mülkiyetini üzer­
lerine geçiriyoriardı(166). Sonra bunların büyük
bir kısmını vakfediyorlardı. Vakfedilmiş bu arâzî­
lerin mütevellileri, onlan şehre daha sonra gelenle­
re, mukâto'a usulüyle kiralıyoriar ve böylece onla­
ra kendi hesaplarına binâlar inşâ etme imkânı da
vermiş oluyorlardı. Ekseri hallerde, vakıf olmayan
arsaların mülkiyetine de sahip olanlar, bu arsaları
satmadıkları takdirde, onları aynı usulle kiraya ve­
riyorlardı. Şüphesiz bu hâdise, bir taraftan, şehir­
lerin gelişmesine yardımtı oluyor, fakat, diğer ta­
raftan da, arsa spekülasyonlarına yol açıyordu.
X V I I I . asırda, arsaların eskiden olduğu gibi bedava
olarak mülk edinilmesi imkânlarının daralması ne­
ticesinde, mukâta'a usulüyle kiralama şekline de
çok nâdiren rastlanır olmuştu. Bununla birlikte,
onun izleri hâlâ canlı idi, zîrâ vakıflara âit olup en
eski devirlerde bu usûlle kiralanmış topraklar, sta­
tülerini halâ olduğu gibi muhafaza ediyorlardı. A y ­
rıca, bu kira biçimi, bâzı hallerde, uygulanması va­
kıflarla ilgili işlerin düzene sokulmasını kolaylaştı­
ran bir model oluyordu. Bu modelin izahını yap­
mak üzere, aynı konuya aşağıda tekrar döneceğiz.
"Çift kira" anlamına gelen ve icâreteyn deni­
21
len kira biçimine gelince, şüphesiz o, bilhassa
X V I I I . asırda, vakıf gayr-ı menkûllerin işletilme­
sinde en çok kullanılan kira biçimiydi. Muhteme­
len X V I . asırdan itibaren icâd edilmiş olan bu kira­
lama biçimi aslında ancak işletilemeyecek bir hâle
düşmüş vakıf-emlâkin kiralanmasında uygulanıyor­
du. Gerçekten, bâzı vakıfların gelir kaynağını teş­
kil eden gayr-ı menkûller bâzan öylesine harap
oluyordu ki, gelirler, gerekli bakıman ve vakıf em­
lâkin onarılmasına kâfi gelmiyordu. Bu durumda,
müessesenin maddi güçlüklerini hafifletmek için,
söz konusu vakıf emlâk icâreteyn usulüyle kirala­
nıyordu; öyle ki, kiracı mukavelenin yapılışı sıra­
sında, bir defaya mahsus olmak üzere, vakıf mütevellîsine, icâre-i mu'accele (peşin kira) denilen ve
umûmiyetle vakıf emlâkin gerçek değerinin yarısı­
na eşit olup, bunların tamirine harcanması gereken
sabit bir meblağ ile icâre-i mii'eccele (te'cil edil­
miş, ertelenmiş kira) denilen ve aslında normal'
kira bedelinden çok düşük olup, değiştirilmesi
mümkün olmayan yıllık bir ücret ödüyordu{168).
Başlangıçta vakıf sistemini hayatın dinamiz­
mine uydurmak için "hukukî bir çâre" olarak
telâkki edilen icâreteyn, tedricen müessesenin iç
bünyesini değiştiren çeşitli suistimâllerin kaynağı
hâline gelmişti, ö y l e görülüyor ki, bâzı vakıf mü­
esseselerini yıkımdan kurtarmak gayesiyle icâd edi­
len bu "şerT hîle"nin ortaya çıkışından kısa bir
zaman sonra, vakıf mülklerini eskiden icâre-i sahi(162)
B u a r a p ç a k e l i m e n i n y e r i n e , T ü r k h a l k ı , kesim d e ­
y i m i n i k u l l a n ı y o r d u k i , saf T ü r k ç e o l a n b u k e l i m e
mukâta'a ile a y n ı ş e y i i f â d e e t m e k t e y d i .
(163)
Y u k a r ı d a " T a r ı m işletmeleri" kısmıyla krş.
(164)
İ b r a h i m b. İ b r a h i m
b. F e t h u l l a h V a k f i y e s i ,
1188/
1 7 7 4 , V G M A , Ana. 1255 Başlar II, s. 3 8 9 .
(165)
O s m a n b. İVlahmud V a k f i y e s i , 1 1 4 4 / 1 7 3 2 , V G f V l A ,
s . 8 8 ; A h m e d b. A b d u l l a h V a k f i y e s i ,
1 1 4 5 / 1 7 3 2 . V G İ V I A , Mukatâ'a, I, s . 8 9 ; A h m e d b.
M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 4 7 / 1 7 3 4 , V G İ V I A , Mukatâ'a
I, s . 1 0 0 ; S ü l e y m a n b. M u s t a f a V a k f i y e s i , 1 1 7 1 /
1 7 5 8 , s . 1 4 1 - 1 4 3 ; H a m m â m f z â d e M e h m e d E m i n b.
Halil V a k f i y e s i , 1 1 7 2 / 1 7 5 9 . V G M A .
Hararacyn
VII, s . 2 6 2 ; i. A b d U l h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 ,
s. 36-40.
(166)
M. A k d a ğ , ayn.
(167)
Heffening, " W a q f ou habs". E l . 1 9 3 9 . c . I V , s.
1 1 5 8 ; B. Yediyildız, " V a k ı f " , İ A , c. X I I / 2 , s. 1581 5 9 ; M . Z . P a k a l ı n , ayn. esr., c . M, s . 1 7 .
(168)
İcâreteyn
Mukatâ'a I,
csr.,
c . I, s . 4 0 4 .
usulüyle a k d e d i l m i ş bir ç o k kira m u k a v e i e n â m e s i i n c e l e m i ş b u l u n m a k t a y ı z . M e s e l â , bir
m ü t e v e l i t , alış f i a t ı d ö r t y ü z k u r u ş o l a n bir m e n z i l i
i c â r e t e y n ile k i r a l ı y o r . K i r a c ı , icâre-i mu'accele
o l a r a k iki yüz k u r u ş , icâre-i mii'eccele o l a r a k d a
günlük İ k i a k ç e ö d e m e y e m e c b u r o l u y o r ,
VGMA,
Harameyn I , s . 1 6 7 . D i ğ e r ö r n e k l e r i ç i n b k z .
V G M A , Harameyn VIII, s . 2 5 - 4 2 ; N e v r e s V a k f i y e ­
si, 1 2 1 0 / 1 7 9 6 , s. 1 5 - 1 6 . Diğer ülkelerde, T ü r k i y e ' ­
d e k i icâreteyn ile a y n ı g a y e y i t a ş ı y a n b a ş k a m â ­
h i y e t t e m u k a v e l e türleri o r t a y a ç ı k m ı ş t ı r . B u r a d a
tafsilâtlı mukayeseler y a p m a i m k â n ı m ı z yoktur.
B u k o n u d a b k z . L . M i l i i o t , Ucmcmbremcnts <lu
Habous: menfa'a, gza, guelsâ, zinâ, istijjhraq, Paris
1918,
krş. G . Baer, " T h e Dismemberment
of
A w q â f in E a r l y 1 9 t h C e n t u r y J e r u s a l e m " , Asian
and African Studies, c . 1 3 , n o . 3 ( N o v e m b e r 1 9 7 9 ) ,
s. 2 2 0 - 2 4 1 .
22
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
ha ile kiralamış olanlar, bu kira şeklini icâreteyn'e
çevirmeyi denemişlerdir. B u sebeple, vakıf kurucu­
larının umûmiyetle, vakıflarına âit emlâkin -daha
yepyeni ve işletilebilir bir nitelikte iken- icâreteyn
usulüyle kiralanması şartını ileri sürdüklerini,
XVIII.
asır vakfiyelerinde , müşâhade edebil­
mekteyiz! 169).
Bâzı vesîkalar, icâreteyn'in oldukça ilgi çekici
başka bir cephesini açığa çıkarmamıza yardımcı
oluyor: Zengin vakıfların mütevellileri, tasarrufla­
rını daha doğrusu vakfın gelir fazlasını değerlendir­
mek, vakıflarının emlâkini yeni kazançlarla büyült­
mek istedikleri zaman gayr-ı menkûller satın alı­
yorlar ve onları eski sâhiplerine icâreteyn usulüyle
kiralıyorlardı. B u hâdisede yatan tertibi daha anla­
şılır hâle getirmek için müşahhas bir örnek vere­
lim: 1785 tarihli bir mukâvelenâmede(170)^ bir
vakıf mütevellisin in sekiz yüz kuruş ödeyerek bir
çiftlik(171)
satın aldığını ve onu satıcısına
icâreteyn ile kiraladığını görüyoruz, ö y l e ki, kira­
cı, yâni şimdi vakıf hâline gelmiş olan çiftliğin
eski sahibi, vakfa, icâre-i mu'accele yani peşin
olarak bir defaya mahsus olmak üzere beş yüz
kuruş ve icâre-i mü'eccele yani ertelenmiş kira
olarak da her ay yüz akçe ödemeye mecbur ediliyor{172).
Başka vesikalarda, icâreteynln değişik bir uy­
gulamasına daha rastlanmaktadır. Bu uygulamaya
göre, vakıf mütevellîsi, vakıf arsaları, kiracıların
icâre-i mu'accele yerine vakıf adına binâlar inşâ
etmeleri(173) ye her ay icâre-i mü'eccele'yi ödeme­
leri şartıyla, kiralıyordu(174).
Diğer taraftan, bazan vakıf akarların kira
şeklini, mukâta'a y a tahvil etmek için, icâreteyn'den yararlanılıyordu. B u tahvil muâmelesini
açıklığa kavuşturmak ve mukâta'a ve icâreteyn ara­
sındaki farkı daha iyi göstermek için, burada mü­
şahhas bir örnek vermek ilgi çekici olacaktır: 1759
yılında, sadrazam Dâmâd İbrahim Paşa'nın kızı
Fatma, Galata'ya bağlı Arnavudköy'de kâin bir
menzil ve bir bostandan ibâret iki mülkünü, bir
vâiz ve Edirnekapı'da Şeyh Halil Halveti zâviyesi
yararına vakf ediyor. A d ı geçen emlâkin y â
icâre-i sahiha veya icâreteyn ile kiralanmasını vak­
fiyesinde hükme bağlıyor{l 75).
Şüphesiz kiracı tarafindanicdrefeyn usûlü ter­
cih edilecekti. Nitekim, bu vakıfla ilgili olarak
1784 tarihinde, yâni vakfiyenin tanziminden yir­
mi beş sene sonra kaleme alınmış bir vesikadan,
söz konusu bu iki vakıf gayrn menkûlü Sadrazam
Halil Hamid Paşa'nın icâreteyn usulüyle kiralamış
olduğunu, icâre-i mü'cccefe'sinin aylık dört yüz
yirmi akçeden ibâret bulunduğunu öğreniyoruz.
Diğer t a r a f u n , yine bu vesikada belirtildiğine göre,
sözkonusu gayr-i menkûller dâhilinde boş alanlar
mevcuttu; bu boş alanlara bir çok binâ yapılabilir­
di; zâten oralarda bulunan binâlar da bu sıralarda
harap olmuş vaziyetteydi; kiracı Halil Hamid Paşa,
icâre-i mu'accele olarak vakfa ödemek mecburiye­
tinde olduğu meblağı harcamak sûretiyle bile vakıf
adına yeni binâlar inşâ e.tmekten ve eskileri onar­
maktan kaçınıyordu; ve zâten bu çalışmaları vak­
fın kendi imkânlarıyla gerçekleştirmek de imkân­
sızdı. Bu durum karşısında, burada söz konusu
olan vakıf müessesesinin menfaati göz önünde bu­
lundurularak, şu kararlar alınmıştı:
a.
Harap olmuş binaların bin beşyüz kuruş
değerinde olan kalıntıları, Halil Hamid Paşa'ya iki
bin kuruşa satılacaktır;
b. Eskiden aylık dört yüz yirmi akçe olan
icâre-i mü'eccele altı yüz yirmi akçeye yükseltile­
cektir;
c. Ayrıca, kiracı, bu gayr-ı menkûllerin yeri
için, mukâta'a biçiminde, yıllık altmış iki kuruş­
luk bir kira ödeyecektir;
d. Buna mukabil, söz konusu yerlerde, şahsî
mülkü olmak üzere binâlar inşâ etme imkânına
sâhip oIacaktır(176).
Bizzat bu vesika ve buraya kadar izâh ettiği­
miz diğer hususlar, vakıf müessesesine âit gayr-ı
menkûllerin, zamana bağlı olmaksızın ebediyyen
yâni mukâta'a
usulüyle kiralanmasından neş'et
eden suistimalleri açıkça bize göstermektedir. K i ­
racının başlangıçta icâre-i sahiha yerine icâreteyn'!
tercih ettiği, bununla birlikte, belki de siyâsî iktidârmdan istifâde ederek, icâre-i mu'acceleyi öde­
mediği, vazifesi olmasına rağmen harap olmuş bi­
nâ ları tamir etmediği ve netice itibâriyle, ortaya
çıkacak bütün imkânlardan en iyi şekilde yararlan­
mak için, vakıf mütevellîsini icâreteyn usûlü kira
(169)
•
B a z ı v a k f i y e l e r d e , gayr-ı m e n k u l l e r i n n o r m a l o l a r a k
ö n c e icâre-i salıTha ile k i r a l a n m a s ı , f a k a t d a h a s o n r a
gelir g e t i r e m e y e c e k d u r u m a düşerse, kira ş e k l i n i n
i c â r e t e y n ' e dönOştUrUimesl şart k o ş u l m u ş t u r , Y u ­
s u f b. A b d u l i a l ı V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 1 ,
VGMA,
Küçük Evltâf Hâmis I , s . 2 4 3 - 2 4 4 . B â z ı v a k f l y e l e r dekl hükümlere göre, mutevellfklra şeklini seçmek­
te serbest İ d i , S a f i y y e binti i i . M u s t a f a , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 ,
s. 1 1 .
( 1 7 0 ) V G M A , Küçük Evkâf I I , s. 5 7 4 .
(171)
3 2 0 0 zira'
bu ç i f t l i k ,
a n b a n , bir
danalı İnek
k a r e l i k bir s a h a üzerine k u r u l m u ş o l a n
bir ö k ü z t a m ı , bir İ n e k a h i r i , ii<i z a h i r e
m a h z e n , y ü z k o y u n , aitı ç j f t ö k ü z , beş
ve beş kısrak i h t i v a e d i y o r d u .
(172)
B e n z e r d u r u m l a r İ ç i n b k z . V G M A , Mukatâ'a I I I ,
s . 1 0 1 - 1 1 1 ; E m i n e binti I I . M u s t a f a V a k f i y e s i .
1 1 5 2 / 1 7 3 9 , 5 . 18-29.
(173)
B â z ı v a k f i y e l e r d e , icâre-i mu'accele o l a r a k a l ı n a n
p a r a n ı n v a k f ı n m ü t e v e l l i s i , k â t i b i ve c a b l s l arasında
paylaştırılmasını
âmir
şartlara
rastlanmaktadır,
Ragıb M e h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 6 / 1 7 6 2 , s . 4 3 .
(174)
AbdUihalIm
b. A h m e d
Vakfiyesi,
1114/1702,
V G M A , Mukâta'a I , s. 9 3 - 9 4 ; B e n z e r d u r u m l a r İ ç i n
b k z . R a g ı b M e h m e d Paşa V a k f i y e s i 1 1 7 6 / 1 7 6 2 ,
s . 1 4 - 1 5 i D â m â d - z â d e A h m e d b, M u s t a f a V a k f i y e s i ,
1145/1733, s.129.
(175)
F a t m a b i n t i D â m â d İ b r a h i m Paşa V a k f i y e s i , 1 1 7 2 /
1 7 5 9 , V G M A , Kasa n o : 56, s. 1 - 9 .
(176)
VGMA,
Kasa n o : 56,
s. 1 0 .
23
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
biçimini mukâta'a usulü kira biçimine dönüştür­
ların
mek mecburiyetinde bıraktığı, yukarıdaki son ör­
yükseldiğini söylemiştik. Gerçekten bu büyük bir
toplam
yekûnunun
42.120.220
akçeye
nekte açıkça gözüküyor. Gerçekten kiracılar için
meblâğ oluşturuyordu, o halde bu meblâğın işlet­
en faydalı kira biçimi, mukâta'a usulüydü, çünkü
me biçimini bilmek ilgi çekici olacaktır. Bu vakıf
kiralanan saha üzerinde bulunan her şey kendi
paralarının
şahsi mülkleri olabiliyor, ve bu mülkler ile bizzat
kaynaklarının
toprakla ilgili kiralama hakkı, ölümlerinden sonra,
vakıf kurucuları tarafından tanzim edilmiş hüküm­
vârislerine geçiyordu(l 77).
nemâlandırılması, vakfın diğer
gelir
işletilmesinde olduğu gibi, bizzat
lere bağlıydı. Bu hususta, her vakıf kurucusu vakfi­
Icâreteyn usûlüyle kiralamanın bütün şekille­
rinin de, kiracılara sayısız menfaatlar sağlamış ol­
yesinde aşağı yukarı aynı formülü tekrarlamaktay­
dılar. Formül şöyleydi:
duğu kesindir; bu şekilde kiralanmış gayr-ı men­
"Rehn-i kavî ve kefîİH melî yâhud ikisinden
kûller üzerinde kiracıların mutlak mülkiyet hakları
biri ile onu onbir buçuk hesâbı ile mu'âmele-i
bulunmamasına rağmen, söz konusu emlâkten is­
şer'îyye ve murâbaha-i mer'iyye ile bâ-yed-i müte-
tedikleri gibi yararlanma, onlar üzerindeki hakları­
veltî beher sene 'alâ vechi'l-halâl istirbâh ve istiğlâl
nı çocuklarına, 1867'den itibâren de diğer vâris­
oluna"(180).
lerine intikal ettirmeli 78)^ vakıf mütevellfsinin iz­
'BU cümle basit olarak, vakıf hâline getirilmiş
niyle bu haklan satma imkânını ellerinde bulundu­
nakit paraların % 15'lik(181) bir oranla fâize veri­
ruyorlardı. Kiracılar, kısaca ifâde etmek gerekirse,
lerek vakıf için gelir temin edileceği anlamına gel-
kira yoluyla, her türlü hukukî tâkipten korunmuş
mektedir(182). Fakat, ribâ veya fâiz tâbirleri kul­
bir servet kaynağına sâhip oluyorlardı.
Bu
lanılmak
kira tertipleri içinde, vakıf müessesesi de
istenmediğinden(183)^ dolambaçlı
bir
ifâde tarzı tercih edilmektedir; zirâ, İslâm'ın ribâ-
bir takım menfaatlere kavuşmuyor değildi: Vakıf­
yı yasaklamış olduğu bilinmektedir! 184)
lar,
Diğer
kaynaklarını
taraftan, bu yasağa rağmen, İslâm'ın içinde doğ­
tamamen yok olmaktan kurtarıyor; düşük fiatlarla
duğu Mekke toplumunda iyi bilinen, mâlî sermâ­
aslında daha pahalı sâhalar ve binâlar kazanıyor;
yenin icrâ ve gelişme biçimi olarak fâizin, daha
işletilemez
hâle
gelmiş
gelir
veya daha önceden mevcut arâzîleri üzerine kiracı­
sonraları bütün İslâm ülkelerinde bol miktarda uy­
lar tarafından inşâ edilmiş yeni binâları bedava bir
gulanmış olduğu da bilinmektedir(185)
şekilde elde ediyor, ve nihâyet, kiracıların vârisle­
rinin inkirâzından sonra, onları ilgilendiren bütün
(177)
Osmanlı imparatorluğu'nda, icâreteyn, m u k a t â ' a
ve rtıTrT t o p r a k l a r l a İlgili fetvaları, IVleşreb-zâde
IVlehmed Arif, Câmi'u'l-icârctcyn ( i s t a n b u l 1 2 5 2 /
1 8 3 7 , 4 2 7 s a y f a ) adlı k i t a b ı n d a b i r a r a y a t o p l a m ı ş ­
tır.
(178)
A . H . B e r k i , " V a k ı f l a r ve v a k ı f l a r ı n m a r u z k a l d ı ğ ı
tecâvüz ve i h m â l l e r " . Vakıflar Dergisi, V l i i . ( A n ­
kara 1 9 6 9 ) , s. 3 3 9 .
(179)
M e s e l â , bir k i r a c ı n ı n , o t u z b e ş bin T ü r k Lirası de­
ğ e r i n d e k i bir a r a z i y i . V a k ı f l a r G e n e l M ü d ü r l ü ğ ü ' n e
s a d e c e iki y ü z lira ö d e y e r e k m ü l k i y e t i n e g e ç i r d i ğ i ­
ni b i l m e k t e y i z , A.l-I. B e r k i , " V a k ı f l a r ve V a k ı f ların
m a r u z k a l d ı ğ ı t e c â v ü z ve i l ı m â l i e r " , s . 3 3 9 .
mallar ve haklar vakıf müessesesine geri dönüyor­
du.
Bununla birlikte, ister mukâta'a biçimi kirala­
ma,
ister icâreteyn olsun, her ikisinin de, netice
itibâriyle, gizli birer satış akdi olduklarını söyleye­
Gerçek-
biliriz. Z i r â , buraya kadar izâh ettiğimiz hususlar
dışında, şu noktalar da bu hükmü doğrulayacak ni­
teliktedir: Bu türlü kiralama biçimlerinde, kira
müddeti sınırsızdı; kira bedeli o derece düşüktü ki,
(180)
Yukarıda not: 113'e b k z .
bunu bir kira olarak değil fakat daha ziyâde bir
(181)
F â i z h a d d i ç o k n a d i r e n % 10 v e y a % 1 2 o l a r a k t e s bit e d i l m i ş t i , T ü r â b i - z â d e A l e m d â r i b r â h i m V a k f i ­
y e s i , 1 1 8 8 / 1 7 7 4 , 2 3 2 - 2 3 3 ; İ b r a h i m b. M e h m e d
V a k f i y e s i , 1 1 4 5 / 1 7 3 3 , V G M A , İstanbul I , s . 1 2 1 1 2 2 j I. A b d ü i h a m i d V a k f i y e s i , 1 1 9 5 / 1 7 8 0 , s . 1 3 1 132.
vergi olarak telâkkî etmek mümkündü. Üstelik,
rekâbet neticesinde daha yüksek bir kira haddi
bulunabileceği zaman bile kira miktarı değiştiri­
lemeyeceğinden dolayı, vakıf kira bedelleri ger­
(182*)
U m u m i y e t l e bu n a k i t p a r a l a r ı f â i z e v e r e r e k işlet­
m e k görevi m ü t e v e l l i l e r e â i t t i . 2 . 3 4 0 . 0 0 0 a k ç e t u ­
t a r ı n d a k i n a k i t parasını v a k ı f h â l i n e g e t i r e n s a d r a ­
z a m H a l i l H a m l d P a ş a , bu p a r a l a n i ş l e t m e g ö r e v i n i ,
E v a n o ğ l u A b r a h a m a d ı n d a k i bir sarrafa v e r m i ş t i .
V a k f i y e d e k i bir m a d d e y e g ö r e , A b r a h a m , vazifesi
k a r ş ı l ı ğ ı n d a , her gün on a k ç e a l a c a k t ı ve ö l ü m ü n ­
den s o n r a d a y e r i n e o ğ l u g e ç e c e k t i , H a l i l H a m i d
Paşa V a k f i y e s i , 1 1 9 9 / 1 7 8 5 , V G M A , Küçük K v k â f
Hâmis II, s. 614-615;
diğer bir Ornel< İçin
bkz.
///.
Osman
i/akf/yes/,
Ues/J/SS,
s. Jâ,Osmjn//
Imparatoriuğu'naa
sarrafiarm
rolü İçin bicz.
R.
çekten, daha sonraki devirlerde Osmanlı parasının
mâruz kaldığı sayısız değer indirimleri neticesinde
vuku'bulan her sâhadaki hayat pahalılığı karşısın­
da çok düşük kalmıştı.
Vakıf gayr-ı menkûller zâten yeni Türkiye'nin
ilk yıllarında eski kiracılarının şahsi ve mutlak
mülkleri hâline dönûşüvermı'ştı'.. Hem de yok
hasına!(179),
b.
pa-
Fâiz
Yukarıda
Mantran,
(183)
İstanbul...,.s. 52.
K r ş . J . B e r q u e , Les arabes d'hier â dcmain. Paris
1969,5.72.
vakfın
gelir
kaynakları
arasında
(184)
bulunan nakit paralardan bahs ederken, doksan
dört vakfiye ile vakıf hâline getirilmiş nakit para­
V . B e r g e r - V a c h o n , " L e R i b â " , J . B e r q u e ve d i ğ e r -
lerl, Normes et valeuıs dans l'Islam contemporain.
Paris 1 9 6 6 , s. 8 1 - 1 0 0 .
(185)
M. R o d l n s o n , ayn. esr.,
s. 5 2 .
24
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
ten, içtimaî ve iktisâdtzaruretler karşısmda, islâm
hukukçuları, nazarî yasakları ortadan kaldırma
yolları ihdas etmek için kafa yormuşlardır. Bu metodların arapça bir adı vardır: Hiyâl, yâni hileler,
çâreler. Sünnî dört hukûk ekolü arasında, bu tür
çârelerden en çok yararlanan mezhep Hanefîlik
olmuştur; çünkü o, bu konuda, zaruret haram olan
şeyi helâl kılar prensibini uygulamaktadır(186).
Hemen belirtmemiz gerekir ki, Hanefîlik ekolü,
dînî prensiplerle çatışmamak için çok defa bu tür­
lü hilelere başvurmak mecburiyetinde kalan Os­
manlı İmparatorluğu'nun resmî hukûk doktrinini
oluşturmuştur. Yukarıda, vakıf paraların işletilme
usûlüyle ilgili olarak zikr ettiğimiz formül, kendi­
leriyle nazarî bilgiler ile amelî gerçekliklerin bağ­
daştırılması istenen söz konusu "çâreleri" veya
"hiyâl "i ifâde eden bir takım ıstılahları ihtivâ
etmektedir. Bunlardan birisi, mu'âmele-î şer'îyye
yâni "kanuna uygun işlemler" tâbiridir. İkincisi,
"fâize vermek" yerine "murâbaha-î m e r l y y e " ,
"istirbâh" ve "istiğlâl" yâni meşrû olarak kazanç
elde etmek ifâdeleridir. Başka eserlerde izâh edil­
miş bu mu'âmelelerin kaidelerini burada tekrarla­
mak gereksizdir(187)_ Bununla birlikte, bu konu­
y u ilgilendiren tâbirleri, "hile" veya "desîse" ve
benzeri kavramlar yerine "şerT çâre", "şer*î çö­
züm" veya "şer! tedbir" kavramlarıyla ifâde ede­
rek, bu mu'âmelelerin, İslâm toplumlarının daha
sonraki dönemlerinde ortaya çıkmış yeni mesele­
leri halletmek için iyi çâreler olduklarını müdafaa
eden bâzı ilim adamlarının gayretlerine rağm e n ( l ^ ) , bunların, ortaya çıkan içtimâî-iktisâdî
güçlükleri yok etmeye muktedir hakiki çâreler
olduklarının iddiâ edilemiyeceğini bilmek gerekir.
Meselenin bu amelî cephesini bir yana bıraksak
bile, bu sefer de, söz konusu çözüm yollarının
şerfliğine bir çok kimseyi inandırmak çok güç­
tür. Nitekim tarihte de böyle olmuştur. Osmanlı
imparatorluğu'nda, bu "desîseler"in kanunlaştırıl­
ması fikrini savunanlar karşısında, çok zayıf ol­
makla biriikte, zıt bir fikir akımının mevcut oldu­
ğunu, hukuk tarihiyle ilgili bâzı vesikalar, bize gös­
teriyor. Şeyhülislâm İbni Kemâl, bir hukûkî kara­
rında, bâzı hile4 şerTyyelere, bu bir "hile"dir.
Tanrı'yı aldatmaktır diyenlerin, ta'zîr-î beliğ yini
gınama cezasıyla cezâlandırılmaları ve bu kişilerin
imanlarını yenilemeleri (tecdîd-i iman) gerektiğini
beyan etmektedir. Diğer bir Şeyhülislâm Ebussuud'un bu konudaki hukûkî kararında (fetvâ)
son derece şüphe içinde bulunduğu anlaşılıyor.
Mu'âmele-î şerTyye suretiyle uygulanan ribh (kâr,
kazanç, fâide)'in haram olduğunu iddiâ eden biri­
nin cezalandırılması gerekip gerekmediği soruldu­
ğu zaman, şöyle cevap veriyor: "Mu'âmele^ sahîha
olıcak haram dimemek gerek"(189). Görülüyor ki,
soruya dolaylı biçimde kaçamak bîr cevap veril­
mektedir.
Her ne olursa olsun, bu ş e r l hileler sâyesinde,
Osmanlı devleti, % 15'i geçmeyen bir fâiz haddini
kanunî telâkkî etmişti ve mahkemelerin bu türlü
mu'âmelelerie meşgul olmasını kabul ediyor­
du! 190). Netice itibâriyle, vesikalarımızın da isbat
ettiği gibi, yüzlerce kişi oldukça kabarık meblâğla­
rı vakrf hâline getirmişlerdi. Böylece binlerce kişi
de düşük fâizle bu vakıf nakitlerinden istifâde
etme imkânına kavuşmuşlardı(191). Nakit para
olarak daha başlangıçta vakıf edilmiş bu sermâye­
lere, diğer vakıf gayr-ı menkûllerin kiralanmasın­
dan hâsıl olan meblâğlardan bir bölümünü de ilâve
etmek gerekmektedir k i , vakıf kurucuları bu meb­
lâğların mu'âmele-î şerTyye yoluyla gelir getirecek
şekilde
kullanılmalarını
hükme
bağlamışlardır(192)_ Meselâ iki dükkânını vakfeden bir vakıf
kurucusu, bu dükkânların kiraya verileceğini ve
öradan gelen gelirlerin, vakfın gayesine harcanma­
dan önce, mu'âmele4" şerîyye ile işletileceğini,
böylece bu ikinci turda elde edilecek gelirlerle
gayenin gerçekleştirileceğini vakfiyesinde açıklamaktadırn93).
(186)
M. R o d l n s o n , ayn.
(187)
Hüseyin H ü s n ü , ayn. e s r . , s. 4 1 - 4 2 ; M.Z. P a k a l ı n ,
ayn, esr., c . I, s . 8 3 5 v d . M ü t e r c i m A s ı m , Murâbaha'yı S ö y l e t â r i f e t m e k t e d i r : " . . . B J r m e t â ' a a l ı n d ı ğ ı
bahâdan y â n i sermâyeden fazla fâlde virmek ma'n â s ı n a d ı r .Devr-i s e r ' i d e y u f u k a r â n ı h t a ' l i m e y l e ­
d i k l e r i üzere istif i d a v e l s t i k r â z İden k i m s e aldığı n a k ­
di z a m i m a ile • « < • y i e m e k t e d l r o i z l y â d e y i r i b â d a n
e s r . , s. 5 2 - 5 3 .
tahils i ç ü n Ol k a d a r k ı y m e t l ü bir m e t â ' ı sâhib-i
n a k i d d e n i ş t i r â ve tıehâsı o l m a k üzere n a k d e z a m
ve cümlesi d e y n - i m e ş r u ' o l u b s o n r a ol m e t â ' ı m e d ­
y u n d a h i bir k i m s e y e M b e i d ü b o l daht sâhlb-1
e v v e l i n e l'tâ ider. V e bu sûret t a k a r r ü r idüb t e ' â mOl-l n â s bin s e n e y e k a r t b d ü r ki böyle o l a g e l m i ş t i r .
Nâs I c m â ' menzllesindedlr. Te'âmülde kıdem bulu­
n a n e m r i i n k â r d a hatar m u k a r r e r d i r " , Kâmus Ter­
cümeli, c . I, s, 8 7 8 .
(188)
H . T o p ç u o ğ i u , Kanuna karşı hile, kanundan kaçuıma yollan, M . Z . P a k a l ı n t a r a f ı n d a n z i k r e d i l m i ş t i r ,
ayn. esr,, c . I, s . 8 3 5 - 8 4 2 .
(189)
B a r k a n / A y v e r d I , ayn.
esr.,
s. X X X I V , not: 4 7 .
N . Ç a ğ a t a y , p a r a v a k f ı ve f â i z l e İlgili bir h a y l i fet­
v a ve d i ğ e r t a r i h i v e s i k a l a r neşr e t m i ş t i r , " O s m a n l ı
İ m p a r a t o r l u ğ u ' n d a rlbâ-fâiz k o n u s u para vakıfları
ve b a n k a c ı l ı k " . Vakıflar Dergisi, I X , ( A n k a r a
1 9 7 1 T ü r k ç e k ı s ı m , s . 3 1 - 5 6 , İngilizce k ı s ı m , s . 5 7 66.
( 1 9 0 ) O h a l d e , O s m a n l ı İ m p a r a t o r l u ğ u n u n IktlsâdT geliş­
mesini fâiz yasağının engellediğini iddâ edenlerin
a r a ş t ı r m a l a r ı n ı n ve h ü k ü m l e r i n i n c e h â l e t ü z e r i n e
istinad e t t i ğ i n i söyleyen Şeyhülislâm Mustafa S a b r i ' y e h a k v e r m e m e k e l d e d e ğ i l d i r , Oînt mücedditler,
İ s t a n b u l 1 9 6 9 , s . 7 2 ; k r ş . M. R o d l n s o n , aya
esr.,
s. 1 5 0 .
(191)
R. M a n t r a n , X V M . asırda bu t i p v a k ı f l a r ı n v a r l ı ğ ı n ­
d a n b a h s e d i y o r , İstanbul dans la se'conde.,., s. 1 1 2 ,
1 7 3 . O s m a n l ı t a r i h i b o y u n c a vakf e d i l m i ş o l a n
bu n a k i t p a r a l a r , 1 9 5 4 ' t e k u r u l a n V a k ı f l a r B a n k a sı'nın İ l k a n a s e r m a y e s i n i o l u ş t u r m u ş t u r . Vakıflar
Dergisi, 1X, ( A n k a r a 1 9 7 1 ) ( G i r i ş ' t e ) .
(192)
Y u k a r ı d a ' v a k ı f akdine k o n u olan diğer nesneler"
kısmına b k z .
(193)
Halil
b. H ü s e y i n
Vakfiyesi,
Mücedded Ana. XIV, s. 1 9 4 .
1161/1748,
VGMA,
25
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
Şurası bir gerçektir ki, vakıfların bu şekilde
düşük fâizle para işletmesi olgusu, oranı bâzan
% 100'e ulaşan fâiz gelirleriyle zenginleşen sayısız
âilenin mevcut olduğu Osmanlı cemiyetinde(194)^
bu haris tefecilerin gaddarlığının zararlı etkilerini
geniş ölçüde azaltıyordu. Hatfâ, X V I I I . asırda vakf
edilen nakit para miktarının artışının, fâiz haddi
yüksek olan uygulamaları engellemek gayesini taşı­
dığını bile söyleyebiliriz. Paralarla ilgili vakıf kuru­
cularının, daha çok "askerî sınıf"aO9^) mensup
olmaları, bize, bu işin şuurlu bir şekilde yapıldığı­
nı da düşündürebilmektedir. Gerçekten, biriktirmiş
oldukları nakit paraları, hayrt ve içtimaî müessese­
ler yararına gelir temini için vakf edenler daha çok
devlet ricâli ve ulemâ idi. Tablo V'de de görüldüğü
gibi, nakit para vakfı yapanların % 42,70'ini devlet
ricâli, % 16'sını ulemâ, % 9,75'ini de tarikat şeyh­
leri teşkil ediyorlardı. Esnâf ve zanaatkârlar ancak
% 2,45 nisbetindeydiler. Nakit para vakfı kurucu­
larından % 29'unun mesleğini bilemiyoruz. Bunla­
rın % 18'ini kadınlar oluşturuyordu ki, şüphesiz
bunlar, devlet' ricâli veya ulemânın eşleri veya
kızları idi. O hâlde, kuvvetle muhtemeldir ki, bu
vakıf kurucularından hiç olmazsa bir kısmı, nakit
paralarının bir bölümünü vakf ederek, sâdece bu
fonlardan gelen gelirle gerçekleştirilecek gayeleri
düşünmüyor, fakat, düşük bir fâiz haddiyle paraya
ihtiyacı olanlara bizzat vakıflarının ana sermâyesi
ile de yardımda bulunmayı arzu ediyorlardı. Ger­
çekten, bu kumculardan bâzılarının, mütevellilerin
bu fonları kimlere fâize vereceklerini vakfiyelerin­
de hükme bağladıkları müşâhade edilmektedir.
Meselâ, dokuz yüz bin akçesini vakfeden Dâmâdzâde Mehmet Murâd, bu meblâğın, % 10'luk^bir
nisbetle, kendisi tarafından belirlenmiş bâzı mahal­
lelerde oturanlara fâize verileceğini hükme bağlamıştır{196)_ BU konuda, yetmiş sekiz bin akçe
vakf eden Mikdâd Ahmed Paşa'nın şartı da şudur:
Vakfın mütevelITsi, bu meblâğı sırf mesleklerini
Amasya'da icrâ eden tüccarlara fâize vererek nemâlandırmaya gayret edecektir{197),
4.
Vakıfların iktisâdi gücünün tahmini
X V I I I . asır Türk vakıflarına âit servet kaynak­
larının ve onlardan elde edilen gelirlerin ekonomik
hareketle bâzı tahminlerde bulunabiliriz.
X V I I I . asırda Türkiye'de yaşamış olan batılı
müşâhid Muradja d'Ohsson, bu ülkede gayrn men­
kûllerin büyük bir kısmının câmilere tahsis edilmiş
olduğunu yazıyor! 198). Y i n e bu gözlemciye göre,
vakıf emlâk, "İmparatorluğun muhtelif eyâletle­
rinde, bir yığın şehir, kasaba, köy, nâhiye ve tar­
layı ihtivâ ediyordu"! 199).
X I X . ve X X . asırlarda, vakıf emlâkin nisbetini
gösteren bâzı cümleleri daha zikr edelim: "Vakıf
sâhalar, bugün ekilebilir toprakların üçte birini
teşkil eder"{200) "... Toprakların en büyük kısmı
devlete veya câmilere â i t t i r " ( 2 0 1 ) . "... Vakıf em­
lâk hiç bir zaman artmaktan geri kalmamıştır, öyle
ki, o, bugün, İmparatorluğun binâ ile kaplı ve ekil­
miş arâzisinin dörtte üçe yakın kısmını ihtivâ etmektedir"{202). Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efen­
di de, vakıf gelirlerinin devlet gelirlerinin yarısına
eşit olduğunu bildiriyor!203).
Şüphesiz bunlar, tamâmen farazT nitelikli
müşâhedelerden ibârettir. Şimdi biz de kendi araş­
tırmamızdan hareketle bâzı tahminlerde bulunma­
yı deneyelim: Vakfiyelerde dâimâ vakfedilmiş ge­
lir kaynaklarının tasVîri yapılmakta ve umumiyetle
onların kira bedelleri tesbit edilmektedir. Kira
bedelinin belirtilmediği hâllerde, söz konusu vak­
fın gelir kaynaklarının, "ecr-i misl"iyle kiraya veril-,
meleri hükme bağlanmaktadır;yâni, kira bedeli ta­
yin olunmamış bir yerin kiralanması hâlinde,
mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan
yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de
ecr-i misl'i olmaktadır. Bu verilere dayanarak, araş­
tırmamızın ana kaynağını teşkil eden üç yüz otuz
vakfiye ile vakf edilmiş bütün gelir kaynaklarını
saydıktan sonra onları tasnif ettik; ve her kategori
için ortalama bir kira bedeli tâyin ettik. Böylece,
üç yüz otuz vakfın gelirlerini hesap ederek, bu
vakıfların yıllık geliri olarak 19.889.133 akçelik
bir meblâğ(204) elde etmiş bulunmaktayız (bkz.
Tablo II).
(194)
M. A k d a ğ , ayn. e s r . , c . I I , s . 2 1 3 - 2 1 4 . B u eserde
O s m a n l ı i m p a r a t o r l u ğ u ' n d a f â i z i n rolü a ç ı k b i r şe­
k i l d e g ö s t e r i l m i ş t i r , b k z . ö z e l l i k l e , c . I I , s. 2 0 6 - 2 1 7 .
(195)
B u terim için b k z . B . Y e d i y i l d ı z , " T ü r k vakıf k u r u ­
cularının sosyal...", 1 4 4 v d .
(196)
D a m a d - z â d e M e h m e d M u r a d b. Ş e y h ü l i s l â m F e y z u l l a h V a k f i y e s i , 1 1 8 1 / 1 7 6 8 , V G M A , Harameyn
V n i . s. 2 0 2 .
gücünü ve değerini doğru olarak hesaplamak ve bu­
nu, Osmanlı
İnlparatorluğu'ndaki
diğer
üretim
kaynaklarının ve onların vâridâtının ekonomik gü­
cü ve değeriyle karşılaştırmak -(arşivlerde bol
miktarda bulunan) vesika eksikliği yüzünden değil,
fakat söz konusu hususları gün ışığına çıkarmayı
hedef alan yeterli araştırmaların mevcut olmayışın­
dan dolayı— şimdilik zordur. Bununla birlikte, çok
müphem olmasına rağmen, bir fikir sâhibi olmak
(197)
M i k d a d A h m e d Paşa V a k f i y e s i , 1 2 0 1 / 1 7 8 7 , s . 1 9 6 .
(198)
D ' O h s s o n , ayn.
esr.,
c . II, s . 5 6 1 .
(199)
D ' O h s s o n , ayn.
esr.,
c. II. s. 5 3 1 .
( 2 0 0 ) Reoıganisation generale, de la Turquie, projet
d'une compagnie orientale, P a r i s , A u g u s t e G h i o
(edlteur).
1876.
(201)
J. D u p o n t , ayn.
esr.,
(202)
C h . Morawitz,
1 9 0 2 , s. 1 1 2 .
Les finances de la Turquie,
için, bu konuda, bâzı yazarların bir takım müşâ-
(203)
IVlustafa S a b r i , ayn.
hadelerini zikr edebilir ve kendi araştırmamızdan
(204)
Akçe,
ilk
defa
s. 2 1 5 .
esr.,
Paris,
s. 74.
727/1327'de
Orhan
zamanında
26
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
Ankara'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivl'ndc X V I I I . asra âit altı bin vakfiyenin mevcut oldu­
ğunu biliyoruz. X V I I I . asırdan önce kurulmuş, fa­
kat bu devirde hâlâ varlığını sürdüren vakıfları da
yukarıdakilere eklediğimiz takdirde, X V I I I . asır
Türkiye'sinde mevcut vakıfların sayısı yirmi bine
ulaşmaktadır. O halde, zikr edilen bütün bu verile­
rin değerlendirilmesinden hareketle, bu yirmi bin
vakfın takriben 1.205.402.000 akçe tutarında yıl­
lık gelire sâiıip olduğunu tahmin edebiliriz (bkz.
Tablo V I ) .
Vakıf müessesesinin giderlerine gelince, bu hu­
sustaki •jerekli bütün bilgileri ilgili vakfiyelerde bulmakDyız. Gerçekten vakfiyelerde personel ücretle­
ri ve diğer masraflar teker teker belirlenmektedir.
İncelediğimiz üç yüz otuz vakfiyedeki, masraflarla
ilgili veriler, bir bir sayılarak, cami, tekke, medrese,
v.s... gibi değişik hizmet sektörlerine göre tablolaştırılmıştır(206) Tablolarda gözüken masraf kalem­
leri toplandığı zaman, X V I I I . asır vakıflarının top­
lam giderinin 1.168.167.272 akçelik bir meblâğ
olduğu anlaşılıyor (bkz. Tablo V I ) .
Vakfın iktisadî gücünün, Osmanlı ekonomisi­
nin diğer üretim kaynaklarına nazaran nisbetini
göstermek için, nihâî neticelere ulaşmaya kalkışmaksızın, örnek olmak üzere, bâzı mukayeseler
yapmaya çalışalım.
X V I I I . asrın sonuna doğru (1795'lerde),
III. Selim'in hükümdarlığı sırasında, İngiltere
Konsolosu Williams Eton'un çok tafsîlâtlı bir ça­
lışmasında, devletin gelirleri 4.492.250.000 akçe
olarak gösterilmiştir; bunun 1.953.850.000 akçesi
haraçtan gelmektedir. Hemen hemen sırf Ordunun,
Sarayın ve Haremin masrafları 3.811.800.000
akçeye yükselmektedir.
O hâlde, X V I I I . asırda vakıf gelirlerinin hacmi,
hemen hemen devlet gelirlerinin üçte birine eşittir;
yaklaşık olarak, haraçtan elde edilen gelirler nisbetindedir.
X V I I I . asırda beş yıl (1781-1786) İstanbul'da
yaşayan Toderini, şöyle yazıyor: "... Yapmış oldu­
ğumuz hesaplara göre, Defterdar'ın idâresinde bu­
lunan mîrî hazîneye yâni hazîne-i hümâyûna giren
senelik vâridât, takriben, yirmi milyon kuruşa
yükselmektedir. Bu muazzam meblâğ, büyük bir
titizlikle hesaplanmış ve sicillere akçe olarak kayd
edilmiştir. Akçe, çok küçük bir gümüş para olup,
yüz yirmi akçe bir kuruş etmektedir"(208).
Bu bilgilere göre, vakıf gelirleri, hemen hemen
devlet gelirlerinin yarısına eşittir.
Bir Türk tarihçisinin araştırması sâyesinde,
X V I I I . asrın son senelerinde, büyük şehirlerin
gıda ihtiyacını karşılamak gayesiyle kurulmuş
hububât nezâretinin bütçesinin iki yüz elli milyon
olduğunu öğreniyoruz(209)
o
hâlde, vakıf
gelirleri, bu bakanlığın bütçesinden dört buçuk
defa daha büyük idi.
Diğer taraftan, miri toprakların dirlik adı
altında bir çok mâli birime ayrılmış olduklarını
daha önce toprak sisteminden bahs ederken
söylemiştik Yıllık geliri yirmi bin ile yüz bin
akçe olan dirlikler ze'âmet adını alıyordu. Ve
yıllık geliri üç ile yirmi bin akçe olan dirliklere
ise timâr deniyordu(210) 1790 yılında yapılan
bir sayıma göre, Anadolu ve Rumeli'de 1820
ze'âmet ve 16.712 timâr mevcuttu(211). Her
ze'âmetin yılda yüz bin akçelik, her timârın da
yılda yirmi bin akçelik gelir getirdiğini farz ede­
lim. Bu durumda söz konusu dirliklerin toplam
geliri, 516 240.000 akçelik bir meblâğa ulaşa­
caktır. Ve bu durum, timâr ve ze.âmetlerden
müteşekkil devlete âit sahaların yıllık toplam
gelirinin, vakıf gelirlerinin yarısından çok daha
aşağı seviyelerde bulunduğu neticesine varma­
mızı sağlayacaktır.
Bütün bu anlatılanlardan, vakıflara ait gelir
kaynaklarının ve onlardan elde edilen vâridatın,
X V I I I . asırda, bu devir Osmanlı ekonomisinin
diğer sektörleri arasında büyük bir yer işgâl
ettiği açıkça ortaya çıkıyor.
Bu gelirler nereye gidiyordu? Toplumda
ne gibi roller oynamışlardı? Bu ve benzeri soruların
tahlili, araştırmamızın başka bir bölümünde ele
alınmıştır(212).
basıldı. B u ilk O s m a n l ı a k ç e s i , 6 kırat y a n i m i s k a l ' in d ö r t t e bir a ğ ı r l ı ğ ı n d a i d i , % 9 0 gümüş ihtiva e d i ­
y o r d u , çapı d a 18 m m i d i . I I . M u r a d ' ı n hükümdar­
lığına k a d a r , a k ç e n i n b o y u h a f i f ç e küçültülmüş o l ­
masına r a ğ m e n , a y a r ı ve h a t t â a ğ ı r l ı ğ ı d i k k a t i ç e ­
k e c e k derecede sağlam ve istikrarlı k a l d ı . B u n u n l a
b i r l i k t e , I I . B â y e z i d ve I. S e l i m z a m a n l a r ı n d a , a y a r ı
% 5 , ağırlığı ise 3 krat 3 / 4 ölçüsünde düşürüldü.
F a t i h ' i n 8 8 5 H . y ı l ı n d a bastırdığı s o n a k ç e 3 kırat
, 3 / 4 v e z n i n d e o l u p % 90'ı gümüştü. I. S e l i m devrin­
de vezni 3 , 5 kırat olmasına r a g m e n gümüş o r a n ı
% 8 5 ' e i n d i r i l m i ş t i . I. S ü l e y m a n v e I I . S e l i m devir­
lerinde düşüş f r e n l e n m i ş o l m a s ı n a r a g m e n , y i n e d e
devam e t t i . I I I . M u r a d v e II. O s m a n ' a k a d a r k i h a ­
lefleri z a m a n ı n d a a y n ı a y a r ı ve aşağı y u k a r ı a y n ı
ç a p ı m u h a f a z a e d e n a k ç e , git gide d a h a d a i n c e l e rek 1 kırat 1/2 a ğ ı r l ı ğ ı n a düşürüldü. I V . M u r a d ,
İ b r a h i m ve I V . M e h m e d z a m a n l a r ı n d a , a k ç e n i n gü­
müş a y a r ı , h e m e n h e m e n a ğ ı r l ı ğ ı n ı ve b o y u n u m u ­
hafaza e d e r e k , gümüş o r a n ı öne % 7 0 ' e sonra d a
% 5 0 ' y e i n d i r i l d i . A k ç e ü z e r i n d e k i bu o y n a m a l a r ı n
neticesi şu o l d u : başlangıçta 4 0 a k ç e I I . M e h m e d ' in bir O s m a n l ı a l t ı n ı d e ğ e r i n d e o l d u ğ u h a l d e ,
II. M u s t a f a ' n ı n saltanatı sırasında, ilk O s m a n l ı k u ­
r u ş u n u n basımıyla para r e f o r m u y a p ı l d ı ğ ı z a m a n ,
a l t ı n paranın (ağırlığı ve ayarı s o n derece sağlam
ve istikrarlı k a l m ı ş t ı ) r â y i ç f i a t ı 3 0 0 a k ç e y e k a d a r
yükseldi. N e t i c e d e I I . M a h m u d d ö n e m i n e k a d a r a k ­
ç e n i n basımına devam e d i l d i . F a k a t , X V I I , asrın
s o n u n d a n i t i b a r e n , sürekli o l a r a k düşen d e ğ e r i , o
kadar küçüldü k i , bilhassa m u h a s e b e d e k u l l a n ı l a n
itibari bir b i r i m d e n b a ş k a bir ş e y d e ğ i l d i . V e T a n z i ­
mat d ö n e m i n d e , v a k ı f l a r h a r i ç , a r t ı k b u hesaplar
i ç i n bile k u l l a n ı l m a z o l d u . ( H . B o w e n , " A k ç e " , E l ,
1 9 6 0 , c . I, s . 3 2 7 - 3 2 8 ; E k r e m K o l e r k ı l ı ç . O s m a n l ı
ImparaturluKu'ııdu para, A n k a r a 1 9 5 8 ) .
X V I I I . asırla ilgili v a k f i y e l e r i n e k s e r i y e t i n d e , bir
kuruşun 120 akçe değerinde olduğu belirtilmiştir.
Hüseyin b. Y u s u t v a k f i y e s i , 1 1 3 1 / 1 7 1 9 , V G M A ,
l l a r u n ı c y ı ı I , s. 118-1 2 0 ; O s m a n b. A h ı ı ı u d V a k l i y e -
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
si, 1 1 3 3 / 1 7 2 1 , V G M A , Haramcyn I , s . 1 2 3 - 1 2 4 ;
A b d ü l h â d f b. M e h m e d
Vakfiyesi,
1133/1721,
s. 2 2 0 - 2 2 4 ; Ö m e r b. O s m a n V a k f i y e s i , 1 1 3 6 / 1 7 2 3 ,
s. 2 7 0 - 2 7 4 ; Y u s u f b . A b d ü i m e n n â n V a k f i y e s i ,
1 2 0 1 / 1 7 8 7 , V G İ V I A , Küçük Evkâf Hâmis I, s. 3 6 6 3 7 4 ; Y u s u f b. A b d ü i m e n n â n V a k f i y e s i , 1 2 0 2 /
1 7 8 7 , Küçük Evkâf HâmU I, s. 2 4 5 - 2 5 2 .
İ Ü . A h m e d devrinde ( 1 7 0 3 - 1 7 3 0 ) câri oian kuruş
—ki gümüş s i k k e d i r — , 8 d i r h e m 1 3 krat v e z n i n d e
İdi ve ayarı % 6 0 idi ( I s m â i i G a i i b E d h e m , Takvîm-i meskûkât-ı Osmaniye, C o n s t a n t i n o p l e , 1 3 0 7 /
1 8 9 0 , s. 2 8 0 ) .
D o ğ u t i c â r e t i n d e s t a n d a r t bir para oian V e n e d i k
aitını ( s e q u i n v e y a z e c c h l n o ) saf a l t ı n d a n 2 4 krat
a y a r ı n d a ve 3 , 4 9 4 gr a ğ ı r l ı ğ ı n d a i d i . X V I . asırdan
V e n e d i k C u m h u r i y e t I ' n i n düşüşüne k a d a r ( 1 7 9 7 )
istikrarlı k a l m ı ş t ı . B u V e n e d i k a l t ı n ı İle k u r u ş
arasındaki münâsebet de ş ö y l e i d i : B i r V e n e d i k
altını, 1717-1752'de 3 kuruş, 1770-1780'de 4
kuruş, 1783-1789'da 5 kuruş, 1793'te 6 kuruş,
1794-1799'da 7 kuruş değerindeydi ( N . G . S v o r o n o s , Lc conimerce de Salonique au XVIIIc
siede, Paris 1 9 5 6 , s. 8 2 ) .
1 6 9 9 ' d a , bir kiie b u ğ d a y ( i s t a n b u l k i l e s i , 1 8 - 2 0
o k k a , y â n i 2 3 - 2 5 kg d e ğ e r i n d e İ d i ) , 6 0 a k ç e ,
bir kile arpa 2 0 a k ç e , b i r o k k a ( v u k l y y e , 1 , 2 8 0
kg) k o y u n e t i 1 2 a k ç e İ d i ( R . M a n t r a n , İstanbul
dans lc secondc moitie . . ., s. 2 7 3 ) .
1 7 7 5 y ı l ı n d a , bir kiie b u ğ d a y
Mustafa V a k f i y e s i , 1 1 8 7 / 1 7 7 5 ,
187,5.366).
72 akçe İdi ( I I I .
V G M A , Kasa no:
(205)
A k ç e n i n değeri i ç i n n o t : 2 0 4 ' e b k z .
(206)
b k z . B . Y e d i y i l d ı z , " V a k ı f müessesesinin
asır T ü r k t o p l u m u n d a k i r o l ü " , s. 1 4 r 2 7 .
XVIII.
( 2 0 7 ) W . E t o n , A survey of the Turkish Empire, L o n d o n
1 7 9 8 , Moravtiltz
s. 1 4 .
esr.,
tarafından
zikr
edilmiştir,
ayn.
/.
VAKFIYELER
a.
çev. De
Coumand,
Paris 1 7 8 9 ,
( 2 0 9 ) E . Z . Karal, Selim IlI'ün Han-ı hümâyunlan,
Nizam-ı cedit, 1789-1807, A n k a r a 1 9 4 6 , s. 1 3 9 .
(210)
Yukarıda
"mülk
eden kısımla k r ş .
edinme
vasıtaları"ndah
(211)
M o r a w i t z , ayn. esr., s . 1 4 , n o t : 4 .
(212)
Yukarıda n o t : l'deki çalışmalara b k z .
bahs
BİBLİYOGRAFYA
Bu çalışmanın ana kaynağı, Türkiye'de
X V I I I . asırda tanzîm edilmiş olup, bugün A n ­
kara'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde
bulunan vakfiyeler arasından nümûne olarak
ihtimâlî sondaj metoduyla seçilmiş 330 vakfiye­
den ibârettir. Burada, sırasıyla vakıf kumcusunun
adını, vakfın kuruluş tarihini, vakfiyenin bulun­
duğu sicil defterinin adını —Harameyn I, Mukata'a ıı, İstanbul ı gibi— ve nihayet sayfa numa­
ralarını belirterek, söz' konusu vakfiyelerin bir
listesini veriyoruz. Bu vakfiyeler içindeki bü­
tün bilgiler araştırmada .değerlendirilmiş bu­
lunulmaktadır. Diğer taraftan hemen belirtelim
ki, nümûnelerimiz arasında bulunmasına rağ­
men, bize pek ehemmiyetli gözükmeyen yirmi
vakfiye bu listeden çıkartılmış; mukayese yap­
mak için kullanılan diğer asırlara ait bir kaç vak­
fiye de dahil edilmiştir. Diğer eserlerin listesi de,
araştırmamızın metninde zikr edilenlerin tamamını
ihtiva etmemektedir.
Hayri vakıflara âit vakfiyeler:
1) III. Ahmed, pâdişâh, 1119/1707, Hara­
meyn ı, 45-46,
2) Ahmed b. Abdullah, Dâriissaâde Ağası, 1155/
1742, Küçük Evkâf Sânî, 320-323.
3) Ahmed b. Mustafa, Mühürdârn Vezîrn a'zâm,
1120/1709, ifarameyn V. 2 1 3 .
4) A l i b. Abdüimu7n, Hazînedâr-ı Hazret-i Şehriyârî, U47/M3S,Mukata'a
ı, 97-98.
5) Ayşe binti Abdullah, 1184/1770,//arameyn
Vııı.
34.
6) Ayşe binti Dâmâd İbrahim Paşa, 1179/1765,
Kasa no: 93, 43-60,
7) Beşir Ağa, Dâriissaâde Ağası, 1158/1745,
Kasa no: 35, 1-32.
8) Dâmâd İbrahim Paşa, Sadrâzam, 1 1 3 7 /
1725, A^asa no.-73, 1-105.
9) Ebubekir b. Rüstem, Reîsülküttâb, 1115/
1704, Küçük Evkâf Ûlâ. 274.
10) Emine binti Mahmud, 1138/1725, Af«feofo'a/,
,
57-58.
11) Emine binti Mustafa sultan, 1152/1739,
Kasa no: 96, 1-29.
12) Emîrzâde A l i , A ğ a , 1164/1751, Harameyn
( 2 0 8 ) M. L ' A b b e T o d e r l n l , De la litteraturc des Turcs,
italyanca'dan
c. i , s . 9 0 .
27
Vııı,
23.
13) Fatma binti
Beğ, 1088/1677, Ana. 1228
Başlar, 384.
14) Hasbiye Kadın binti Abdüimennân, Sarâyî,
1192/1778, iCasa no: 188, 178-186.
15) Hasbiye Kadın, Sarâyî, 1192/1778, Kasa no:
188. 186-189.
15a) Hasbiye Kadın vakfiyesinin ikind nüshası,
Xasa no.-7 79, 210-222.
16) Hüseyin b. Hasan, Kethüdâ-yı Sadrâzam,
1158/1745,//arameyn/V, 172.
17) Hüseyin b. Mustafa, Halvetiye'den seccâdenîşîn, 1191/1777, Mufeafo'o///, 136.
18) İbrahim b. Hüseyin, Dergâh-ı âlî müteferri­
kası, U76/M62, Harameyn Vı, 249-250.
19) - - , 1176/1762,Harameyn Vı, 2 5 3 .
20) - - , 1176/1762,//oromeyn Vı, 253-254.
21) İbrahim b. Mahmud, kadı ve kâtib-i esrârn
pâdişâhî, 1215/1800, Harameyn Xııı, 380.
22) - - , 1212/1797,/7aranıeyn XU, 375-376.
23) ibrahim b. Mustafa, 1113/1702, Küçük
Evkâf Ûlâ, 74-77.
24) İbrahim Paşa, Sadrâzam, 1101/1690, //arameynl, 122.
25) İsmail b. A l i , Reîsülküttâb,
1148/1736,
Harameyn ıı, 199-202.
26) I. Mahmud, Sultan, 1152/1740, Xasa no. 47,
23-32.
27)
, Tarihsiz,üfosa no: 47, 35-58.
28) - - , 1156/1743, Kasa no: 47, 62-74.
28
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
29) - - , 1156/1743,Xosfl no: 47, 76-103.
30) - - , 1161/1748, ifasa no. İ İ 4 . 1-25.
b.
31) - - , 1 1 5 2 / 1 7 4 0 , K o s o n o . 4 7 , 1-22.
32) - - , 1162/1749,üTosa no:3i, 1-34.
33) - - , 1165/1752, XasQ no. 4 7. 106-140.
34) - - , 1167/1753,/fasa no; 47, 142-162.
34a) I. Mahmud'a âit vakfiyelerin diğer nüshaları,
üTasa no; 733, 1-162.
35) Mahmud Tayyar b. Battal, Muhassıl, muta­
sarrıf, Mîrahor, 1214/1799, ylno. 1211 Başlar,
124-125.
36) Mehmed b. Abdülmennân, Dâriissaâde Ağası,
1061/1651,//aTOmeyn VI, 151-152.
37) Mehmed b. Osman Paşa, Sivas Vâlisi, 1 1 6 7 /
1754, Mufeafa'a//, 118.
38) Mehmed b. Salih, A ğ a , 1186/1772, Küçük
Evkaf Hâmis II, 579-580.
59) Ahmed b, Hüseyin, 1213/1798, Harameyn
XV, 6 .
60) Ali b. Abdullah, Hassa Ocağı Başkâtibi,
1162/1749,//aramcyn V, 210-212.
39) Mehmed b. Veliyüddin, Valide Sultan Kethüdâsı, n 18/1706, Harameyn/, 4 4 .
40) Mehmed Efendi, Erzurum Müftüsü, 1 1 8 1 /
M66, Mücedded Ana. XIV, 252-255.
41) Mehmed Raif b
, Tevkî*î-i Dîvân ı
Hümâyûn, 1296/1879,//arameyn XV, 7.
42) - - , 1296/1879,//arameyn XV, 8 .
43) Mehmed Sadık b. Hüseyin, Müderris, 1 3 3 2 /
1914, Mücedded Ana. X X / , 2 8 7 .
44) Mehmed Tahir b. Osman, Serbevvâbîn-i
Hazret-i Şehriyârî, 1179/1765, Harameyn
VII. 285-286.,
45) - - , 1 1 9 3 / 1 7 7 9 , / / a r a m e y n VU, 287-289.
46) Mustafa b. Nasuh, Ana. 1195 Başlar. 17.
47) Mustafa Paşa, Vezir ve Mutasarrıf, 1148/
1735,Mufeata'a//, 4 7 4 8 .
48) Nevres Hatun, I. Abdülhamid'in Üçüncü
Kadını, 1202/1788,Xasa no: 178, 29-32.
49) - - , 1210/1796,Xaiano. / / 3 , 1-32.
49a) 49 no'lu vakfiyenin diğer nüshası, Kasa no:
188, 164-177.
50) III. Osman, Sultan, 1169/1755, Kasa no: 49,
1-62.
51) Osman b. Halil, 1148/1735, Mukata'a I,
105.
52) Osman b. Mehmed, 1333/1915, Mücedded
Ana. XIV, 195.
53) Kadı-zâde Mehmed, 1161/1748, Muftafa'a//.
49-54.
54) Rukıyye binti Abdullah, Damad İbrahim
Paşa'nıneşi, 1179/1765, Xasa no: 93, 1-9.
55) - - , 1 1 7 9 / 1 7 6 5 , İCasa no: 93, 10-13.
55a) - - , 1199/1785,/fasa no: 93, 14-35.
56) Süleyman b. Şakir Hasan, 1118/1706, Xuçufe
Evkaf Ûlâ, 72.
Aile vakıflarına âit vakfiyeler
61) Ali Çelebi b. Üveys, 1130/1718,//arameyn/.
166.
62) Asiye binti Mehmed, 1301/1884, Defter no:
1760, 69-70.
63) Fatma binti Hüseyin, 1126/1711,//arameyn/,
120.
64) Fatma binti Hüseyin ve Fatma binti İsmail,
1243/1827, Ana. 7/95 Başlar. 172.
65) İbrahim b. Abdullah, Hassa Kuyumcu Başısı,
1178/1764,//arameyn VII, 2 4 7 .
66) İbrahim b. Hüseyin, 1121/1709, Mufca<a a / / ,
55.
67) İbrahim b. Mehmed, Ağa, 1118/1707, Hara­
meyn VI, 163-164.
68) İbrahim b. Mehmed Emin, Kadı, 1196/
M82, Küçük Evkaf Sânı, 455.
69) - - , 1207/1793,/Cüçüfe EvkâfSâni. 454.
70) İbrahim b. Osman Ağa, 1102/1691, MufeaJo'o
/. 58-59.
71)
,^^34^^22,Mukata'a
I. 58-59'un derke­
narında.
72) İsa Bey Çelebi, Emir, 846/1453,
XIV, 268.
Harameyn
73) İsmet Mustafa b. İbrahim, Hâcegân-ı Dîvân-ı
Hümâyûn'dan, 1204/1790, Harameyn XIV,
267-268.
74) Lalakzâde İbrahim b. Mehmed, Ağa, 1197/
MS3, Küçük EvkâfSâmin, 884.
75) Mehmed b. Süleyman, Ağa, 1156/1743,
Harameyn II, 180 derkenarda.
76) Meryem binti Hüseyin,
1195 Başlar. 18.
77) Mustafa
1047/1637, Ana.
b. Veliyüddin, Âlim,
1148/1735,
Mücedded Ana. XVUI. 1 1 6 .
78) Ruhşah Kadın binti Abdullah, Başkadın,
1204/1790, Kasa no: 188, 190-197.
78a) No: 78'in ikinci nüshası, Kasa no: 179. 223231.
79) Seyfî-zâde İbrahim b. Mustafa, 1208/1794,
Küçük EvkâfSâdis. 252-254.
80) Tuzemîni-zâde Mehmed b. Ömer, Ağa,
1189/1775,//arameyn VIII. 2 1 6 .
c.
Yarı-âilevî vakıfların
vakfiyeleri
57) Ümmühânî Hanım, Cihanzâde Abdülaziz'in
eşi, 1215/1800,1255 Başlar, 469.
81) Abdülbâkî b. Y a k u b , Dergâh-ı âlî Gedikli
Çavuşân Kâtibi, 1120/1709, Küçük Evkâf
Ûlâ, 7 3 .
58) Yahyazâde Mehmed, Kadiasker, 1176/1762,
Anadolu Şeyhilislâm, 268-271.
82) Abdülhâdî b. Mehmed (Kocabeyzâde), Müder­
ris, 1133/1721, Harameyn / / / , 220-224.
29
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
83) Abdüihaiim b. Ahmed, Kadı, 1114/1702,
Mukata'al, 93-94,
84) I. Abdülhamid, Sultan, 1195/1780, Kasa no:
159, 1-178.
84a) 84'iin ikinci nüshası. Kasa no: i 5 5 , 1 -111.
84b) 84'ün üçüncü nüshası. Kasa no: 179. 1 -106.
85) Abdullah b. Abdülfettah, 1135/1723, Mufeata'al, 106.
86) Abdurrahman b. Hasan, 1138/1725, Muka­
ta'al. 59-60.
87) - - , 1143/1731,Mufeafa'a/, 5 9 .
88) Abdurrahman b. Şeydi. 1137/1725, Muka­
ta'al, 95-96.
89) - - , 1140/1727,Mufeafo'a/, % - 9 7 .
90) Ahmed b. Abdullah, Çadırcı, 1145/1732,
Mukata'al, 89-92.
91) Ahmed b. Abdullah, Ağa, ve eşi Ayşe binti
Abdullah, 1179/1765, Harameyn VIII, 1179/
1765, Harameyn VUI. 31-33.
92) Ahmed b. Hüseyin, 1170/1754, Harameyn
VI. 130-131.
93) Ahmed b. İsmail, Mütevellî-i Vakfn Sultan
Bâyezîd, 1136/1723, Harameyn/. 147-148.
94) Ahmed b. Mustafa, Gazi Davud. Paşa Evkâfı
Mu'temedi, 1147/1734, Mufeafa'a /. 100-103.
95) - - , 1148/1735,Mufeata'a/. 103.
96) Ahmed b. Muslu, 1157/1744, Mukata'a II,
21-22,
97) Ahmed b. Ömer el-Cündî, Gümrükte Damgacı,
1174/1761, Defter no: 490. 353-354 (Bu
vakfiye arapçadır).
98) Ahmed Çelebi b. Abdurrahman, Seyyid,
1132/1720, i/arameyn/, 4 4 .
99) Ahmed Said Efendi,
Harameyn VI, 116.
Müftü,
1170/1757,
100) Alagöz-zâde ibrahim b. Mustafa, 1181/
1767,Harameyn VIII. 2 1 2 .
101) Ali b. Abdülkadir, Bektaşî Şeyhi, 1 1 3 0 /
1718, Küçük Evkâf Ûlâ, 274-275.
102) Alicenab Kadın binti Abdullah, I. Mahmud'un Başkadını, 1158/1745, Kasa no:
163. 1-19.
102a) 102'nin ikinci nüshası. Kasa no: 162, 1-21.
103) Âlime binti Zaralı-zâde Osman Paşa, 1183/
1769, Ana 1267Başlar U. 4 0 5 .
104) Ayşe binti Abdullah, 1195/1781, Mufeafa'a
/ / / , 169-171.
105) Ayşe binti III. Ahmed, 1156/1743,Xoso no:
141. 1-23.
106) Ahmed binti Lengerî Cafer, 1113/1701,
Küçük Evkaf Sânî. 325.
107) Ayşe binti Mehmed, 1167/1754, Harameyn
VI 51-53.
108) Ayşe binti Numan, 1123/1711, Ana. 1267
Başalarl. 150,
109) Cârullah b, Mustafa, Kadı, 1151/1738,
Harameyn III, 80-81.
110) Cevgâriî-zâde İbrahim b. Mustafa,
1154/1741,iiCüçü7e Evkâf Râbi', 6 3 5 .
Kadı,
111) Cevgâni-zâde İbrahim b. Mustafa, Müftü,
1154/1741, üTüçüfe Evkâf Râbi', 336.
112) - - , n54IM41, Küçük Evkâf Râbi', 6 3 7 .
113) - - , 1173/1760, ifüçüfe Evkâf Râbi'. 6 3 8 .
114) Çıplak Hüseyin b. Ahmed, Ağa, 1189/1775,
Harameyn IX, 269-274.
115) Çorlulu Ali Paşa, Sadrazam, 1119/1708,
Kasa no: 188, 278-323.
116)
117)
118)
119)
- - , 1120/1709,Xasa no. 788. 3 3 6 4 1 7 .
- - , 1121/1709, üTasa no./88. 4 1 8 4 2 3 .
- - , 1122/1710,/faso no. / 88. 424-431.
Damad ibrahim Paşa, Sadrazam, Tarihsiz,
Kasa no: 42, 1-18.
120) Damad ibrahim Paşa ve eşi Fatma binti
Ahmed III, Tarihsiz, Kasa no: 173, 1 -78.
121) Damad-zâde Ahmed b. Mustafa, Şeyhülis­
lâm, 1145/1733, Horameyn X/V. 129-130.
122) - - , 1 1 5 4 / 1 7 4 1 , ; / a r a m c y n X / V ; 131,
123) Damad-zâde Mehmed Murad b. Şeyhülis­
lâm Feyzullah, Kadiasker, 1181/1768,Harameyn VIII, 2 0 2 .
124)
125)
126)
127)
- - , 1184/1770, Harameyn VIII, 2 0 3 .
- - , 1185/1771,Horameyn VIII, 204-206.
- - , 1186/1772, Haremeyn VIII, 207-208.
Derûnî Mehmed b. Hüseyin, Nakşî Şeyhi,
1195/1781,/füçüfe Evkâf Hâmis II, 5 1 9 .
127a)
, 1196/1782, Küçük Evkâf Hâmis
//,
520.
127b)
, 1196/1782, Küçük Evkâf Hâmis II,
52Î-522.
127c)
, 1210/1795, Küçük Evkâf Hâmis II,
522.
128) Dürrü-yektâ Hadice binti Abdullah, Sarâyî,
U96/n82,Mukata'a
III, 175-176.
129) Ebubekir b, Nasuh, 1143/1730, S.uas i î â ö ı '
Muhasebe, 243-244,
130) Ebubekir b. Hasan, Ayan, 1144/1731,
Mukata'a III, 224-226.
131) Ebubekir b. Hüseyin, Rical-i devlet'ten,
1118/1101, Muhata 'a III, 223-224.
132) Ebubekir b. İbrahim, Ser-çâvuşân-ı Dergâh-ı Âlî, 1132/1719, Harameyn /. 113-115.
133) - - , 1 1 3 6 / 1 7 2 4 , Harameyn I, 156-158.
134) Ebubekir b. Osman, Ağa, A y a n , Mütesellim,
1197/1782, Ana. 1195 Başlar, 113-114.
135) Emin Çelebi, Yâsin Çelebi ve Ataullah Çe­
lebi (Derviş Ali Çelebi'nin oğulları), 1164/
1750, Mufeafa'a//, 117.
136) Fatma binti Abdullah, Sarâyî,
Mukata'a III, 111-112.
1187/1774,
137) - - , 1 1 9 5 / 1 7 8 1 , M u f e a f a ' a / / / . 172-173,
138) Fatma binti Dâmâd İbrahim Paşa, 1 1 7 2 /
1759, üTaso no: 56, 1-10.
30
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y İ L D I Z
139) Fatma binti Hibetullah, 1 2 1 1 / 1 7 % , Kasa
no: 188. 256-275.
140) Fatma binti İbrahim, 1154/1741,/sfanbu//,
4.
141) Feddânî Mustafa b. Ahmed, Kadı, 1136/
M24, Mukata'a m, 165-166.
142)
,1U3IM31,Mukata'aIII,
167.
143) Gökçeoğlu Hüseyin b. Abdullah, 1327/
1909, Mücedded Ana. XXI, 228.
144) Hadice binti Abdullah, 1248/1832, Küçük
Evkâf Hâmis II. 522-523.
145)
, 1250/1834, Küçük Evkâf Hâmis II,
523.
146) Hadice binti İsmail, 1186/1773, Ana. 1267
Başlar, 393.
147) Hadice binti Salih, 1141/1728, Küçük Ev­
kâf Sânî, 325.
148) Halid b, Abdülmennân, Dârüssaâde Ağası,
UW/M95,HarameynX.
437443.
meynl, 118-120.
168) İbrahim b. Abdullah, Veznedârn Hassa,
1206/1792, i i 9 5 Baş/ar, 242.
169) İbrahim b. Abdülkerim, Aşçıbaşı, 1 1 2 4 /
1712, Küçük Evkâf Olâ, 73.
170) - - , 1 1 2 0 / 1 7 0 8 , Küçük Evkâf Ûlâ, 72-73.
171) — , ^ ^ 2 5 | ^ ^ ^ 3 , K ü ç ü k Evkâf Ûlâ, 73.
172) ibrahim b. Abdülkerim, Yeniçeri, Ağası,
1133/1721,Haro/ney«/, 123.
173) İbrahim b. Âgâh Mehmed, Kadı ve Nakşî
Şeyhi, 1192/1778, Harameyn IX, 11-12.
174) - - , 1206/1791,//aniOTey«/X. 12.
•175)
176)
177)
178)
- - , 1193/1779,//aramcyn/X, 13-15.
- - , 1 1 % / 1 7 8 2 , Harameyn IX, M.
- - , 1213/1789,ifarameyn/X, 24.
İbrahim b. Ahmed, Arpa Emîni, 1178/
1764, Harameyn ra, 199-201.
179) İbrahim b. Ahmed,
Harameyn VIII, 6 7 .
Molla,
1181/1767,
149) Halil b. Hüseyin, 1134/1721, Muhata'a I.
60-62.
150)
, 1161/1748, Mücedded Ana.
XIV,
180) İbrahim b. A l i , 1116/1705, Küçük Evkâf
Ûlâ, 216.
181)
, 1131/1719, Küçük Evkâf Ûlâ. 215-
194-195.
151) Halil b. Mecid, Hâcegân-ı Hümâyûn'dan,
1189/l775,Xüçüfe Evkâf Hâmisi, 204-210.
216.
182) İbrahim b. A l i , Maden Emîni, 1176/1763,
1276 Başlar, 133.
183) İbrahim b. A l i , Serbevvâbîn-i Dergâh-ı âlî
Ahmed Ağa'nm Tüfenkçibaşısı, 1189/1775,
Mukatâ'alII,
119-120.
184) İbrahim b. Ebubekir, 1190/1776, iîumcH//, '
122-123.
185) ibrahim b. Mahmud, Manisa'da Valide Sul­
tan Vakıfları Mütevellî Kâimmakâmı, 1153/
1741, Harameyn III. 194-195.
186) ibrahim b. Hasan, 1158/1745, Makata a / / / ,
207-212.
187) ibrahim b. Hasan, 1208/1793, 1195 Baı^lar,
290.
188) ibrahim b. Hüseyin, Dergâh-ı Âlî Müteferri­
kası, 1173/1759, Hora/ncyn VI, 240-241
189) - - , 1173/1760,//arameyn VI, 244.
1 8 9 a ) - - , 1176/1762,Harameyn VI, 253.
152) Halil b. Osman, Mermer Tüccarı, 1138/1726,
Küçük Evkâf Ûlâ, 275.
153) Halil Hamid Paşa, Sadrâzam, 1197/1783,
Küçük Evkâf Hâmis II, 547-554.
154)
, 1198/1784, Küçük Evkâf Hâmis II.
595-599.
155) - - , 1198/1784, Küçük Evkâf Hâmis. 568.
156)
, 1198/1794, Küçük Evkâf Hâmis II.
609-612.
157)
, 1199/1784, Küçük Evkâf Hâmis II,
578.
158)
, 1199/1785, Küçük Evkâf Hâmis II,
614-615.
159) Hammâmî-zâde Mehmed Emin b. Halil,
Kadı, 1172/1759,//aromcyn VII, 262-263.
160) Hasan b. AbdülbâkT, Duhan gümrüğü mukatâ'sı emîhi, 1134/1722, Küçük Evkâf Sânî,
292-294.
161) Hasan b, Hızır, Ağa, 1159/1746, iforamey/ı
IV, 230-231.
162) Hasan b. Mehmed, Arpa Emîni, 1190/1776,
Mukata'a III. 136-137.
163)
, 1191/1777, Mukata'a III. 137 derke­
narda.
164) Hasan b. Yunus, Mîrâhor-i Evvel, 1133/
M20, Harameynl,
121-122.
165) Hasan Paşa, Yeniçeri Ağası, 1154/1741, Küçük Evkâf Sânî. 307.
166) Hatice binti Mehmed, 1153/1740, Ana.
1247II, 327-328.
167) Hüseyin b. Yusuf, Ağa, 1131/1719, Hara-
190) İbrahim b. ibrahim b. Fethullah, Ağa ve
Pehlivan, 1188/1774, Ana. 1255 Başlar II.
389.
191) ibrahim b. Mahmud, Kâtib-i Esrârn Pâdişâhî, 1210/1796,Harameyn XII. 373-374.
192) ibrahim b. Mahmud, Kadı,^ 1215/1800,
Harameyn XIII. 380.
193) İbrahim b. Mehmed, 1116/1704, İstanbul I.
32-33.
194)
, 1122/1710,/stanöuî/. 3.
195) ibrahim b. Mehmed, Sühreverdf Dervişi,
1143/1731, Sivas Râbi'Muhasebe. 301-302.
1%) ibrahim b. Mehmed, Ağa, 1145/1733,/s«anbull, 121-122.
197) İbrahim b. Mehmed, Harameyn-i Şerifeyn
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
Baş-halifesi, 1150/1737, Harameyn III,
49.
198) - - , 1150/1737, Haramey/ı///, 52.
199) _ _ 1151/1738, Harameyn III, 49-50.
200)
201)
202)
203)
204)
205)
206)
207)
45-
- - , 1150/1737,Harameyn XIV, 263-265.
- - , 1151/1738,//aromcyn XIV, 266.
- - , 1151/1738,Harameyn XIV, 267.
İbrahim b. Mehmed Emin, Kadı, 1208/1793,
Küçük Evkâf Sânî, 455.
- - , 1211/1796, Küçük Evkâf Sânî, 455.
- - , U35/1819, Küçük Evkâf Sânî, 459.
İbrahim b. Melek, Sipâhiyân Çavuşu, 1119/
1707,Harameyn/, 95-96.
İbrahim b. Mustafa, Celvetiye tarikat! Seccâdenişîni, 1126/1715, ifüçüfe Evkâf Olâ, 184185.
208) İbrahim b. Mustafe, Şeyh, 1128/1716, Ana.
1267 Başlar II, 494-495.
209) İbrahim b. Mustafa, Âyân, 1160/1747, Mukata 'a II, 4 8 4 9 .
210) İbrahim b. Mustafa, Müftü, 1205/1790, Ifüçük Evkâf Sâdis, 20.
211) İbrahim b. Osman, 1165/1752,«üçufe £t;feâ/^
Râbi; 269.
212) İbrahim b. Kasım, Âyân-Şeyh, 1138/1726,
MüceddedAna. XIX, 201-204.
213) İbrahim Efendi, Defterdar, 1189/1775, £rzurum Sâni Muhasebe, 210-214.
214) İdris Çavuş b. Ömer, Ağa, 1160/1747, Siuas
Râbi'Muhasebe, 324-326.
215) İsmail b. Abdullah, Yeniçerinin 6 1 , Cemaatı­
nın odabaşısı, 1157/1754, Harameyn VIII,
63-66.
216) İsmail b. Ahmed, Ağa, 1178/1764, Hara­
meyn XU, 231-232.
217) İsmail b. Ahmed, Gümrük Emini ve Serbevvâbîn-i Dergâh-ı Âlî, 1193/1779, Erzurum
S6ni Muhasebe, 215-217.
218) İsmail b. Mahmud, Paşa, 1161/1748, Hara­
meyn V, 25-28.
219) İsmail b. Mustafa, Ağa, 1151/1738, Hara­
meyn///. 82.
220) Kadıoğlu Bektaş b. Ahmed, 1328/1910, Mü­
ceddedAna. X V / / . 116.
221) Kaftanî İbrahim b. Hüsamüddin, Hazîne-i
Ma'mûre odasından, 1188/1775, Küçük Ev­
kâf Hâmis I. 202-203.
222) Kamil b. Mehmed, (Hacıbeyzâde), 1333/
1914,MüceddedAna. XIX, 201.
223) Karahacı İbrahim b. Hasan, 1126/1714,
Defter no: 1759, 277.
224) Kasım b. Ebubekir, Kâdirî Şeyhi, 1138/
"{726,Harameyn I, 173.
225) Küçük Mehmed b. A l i , Musâhib-i Şehriyârî,
1179/1766, Mukatâ 'a III, 24-25.
226) Leyla Kadın binti Abdurrahman, 1198/
1783,Haramcyn XV. 14-20,
31
227) Mehmedb
1128/1716, Harameyn/, 117.
228) Mehmed b. Abdullah, Müezzin, 1179/1765,
Harameyn VIH, 379-380.
229) Mehmed b. Ferhad, 1053/1644, İstanbul /,
33.
230) Mehmed b. İbrahim, Çorbacıbaşı, 1129/
1717, Mufeata'a/, 86-87,
230a)Mehmed b. Mehmed, 1100/1689, Mufea<â'a
/, 104-105.
231) Mehmed b. Mustafa, 1139/1726, Küçük Ev­
kâf Sânî, 324.
232) Mehmed b. Mustafa, AyasofyaCami'i Evkâfı
Kâtib-I Evveli, 1147/1734, Harameyn
//.
195-198.
233) Mehmed b. Osman, Ağa, 1165/1752, Hara­
meyn/V. 169-170.
234) Mehmed b, Sâlih, Ağa, 1194/1780, Küçük
Evkâf Hâmis 11, 580-583.
235) Mehmed b. Şaban, 1154/1741, Ifüçüfe Evkâf
Sânî, 308,
236) Mehmed Çelebi Hamza Bey b. Hıfzullah,
8321U29,Mukata'al.
85.
237) Mehmed Emin b. Salih, Şeyhülislâm, 1191/
Mil, Harameyn VIH, 217-218.
238) - - , 1 1 9 1 / 1 7 7 7 , Harameyn VIII, 219.
239) Mehmed Sadık b, Sarayî Hasan, Gülşenî Şey­
hi, 1156/1743, ifüçüft Evkâf Sânî, 326.
240) Mehmed Said b. Mustafa, Kadı, 1195/1781,
Mukata'alII,
213-214,
241) Mehmed Tayfur b, Abdullah, Darüssaâde
Ağası, 1265/1849, Harameyn XIV, 132.
242) Melek Hatun, 1195/1781,Mufeatâ'a///, 168.
242a) Meryem binti Hasan, 1234/1819, Rumeli H,
123-124.
243) Mihrişah Emine Kadın, MI. Ahmed'in eşi,
1135/1723,K:asano;4i, 1-20.
244) Mikdat Ahmed Paşa, Amasya Sancağı Mâlikânesi Mutasarrıfı, 1199/1785, Ana. 1195
Başlar, 193-196.
245)
, 1201/1787, Ana. 1195 Başlar. 1%197.
246) Musa b. Yunus, Ağa, 1170/1754, Harameyn
VI, 161-163,
247) III. Mustafa, Sultan, 1178/1764, Kasa no:
187, 1-319.
248) - - , 1 1 7 8 / 1 7 6 5 , i f a s a n o ; i 8 7 . 320-348.
249) - - , 1187/1775, ifosa no; İ87, 349-379.
250) Mustafa b. Abdullah, 1153/1740, Küçüfe Ev­
kâf Sânî, 323-324.
•251) Mustafa b, Ahmed, İmam, 1155/1742, Hara­
meyn / / / , 79,
252) Mustafa b. A l i , Mubâyâ'acı, 1195/1781,
Defter no: 506, 237-238,
253) Mustafa b. Hasan, Kettâriî, 1188/1774,
Harameyn VIII, 222-225..
.254) Mustafab, Hüseyin, 1120/1708,Harameyn/;
174-175,
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
32
255) Mustafa b. Mehmed, Darüssaâde Ağası,
1197/1783, Mufeafa'a///, 198.
256) Nefîse binti Feddânî Mustafa, Melek Hatun
Vakfı Mütevellisi, U95/1781, Mukatâ'a III.
168.
257) Nevres Hatun, I. Abdülhamid'in 3. Kadını^
1197/1783, Kosa no; 2 78, 1-38.
257a)257'nin ikinci nüshası, Kasa no: 188, 148- 163.
258) Osman b. Ahmed, Ağa, 1133/1721, Harameynl, 123-124.
259) Osman b. A l i , Ruznâmçe-i Evvel, 1135/
M2i,HarameynI.
137-140.
260) Osman b. Ömer, Seyyid ve Saray gözdelerin­
den, 1184/1771,//aramcyn VIII, 75-78.
261) Osman b. Mahmud, Halvetiye tarikatinden
seccâdenişîn, 1144/1732,Afufeafa'a/, 88-89.
262) Ömer b. Abdürrahim, Darphânen Âmire Kâ­
tibi, 1136/1724, Harameyn/. 159-162.
263) Ömer b. HM,U96IM82,Küçük
miş II.
Evkaf Ha­
S2\.5İ2.
264) Ömer b. Hüseyin, 1143/1731, Ana. 1228
Başlar. 383.
265) Ömer b. Osman, Kadiasker, 1136/1723, Harameyn XIII, 270-274.
266) Ömer Çelebi b. Mustafa, Kahveci, 1 1 5 3 /
M40, Küçük EvkâfRâbi'.
269-270.
267) Ömer-zâde Mehmed b. Ömer, 1332/1914,
Mücedded Ana. XIX, 201.
268) Penah Süleyman b. İsmail, Kâtib, 1200/
1785, Ana. 1195 Başlar. 171.
269) Rabi'a binti Halil, Ahmed b. Halil ve Hasan
b. Halil, 1 1 5 7 / 1 7 4 4 , R u m e l i l i . 94.
270) Rabi'a binti Mustafa, Sultan, 1124/1712,
HarameynI,
170-172.
271) Rabi'a binti Mustafa' ^20^|^^86, Küçük EvkâfHâmisII,
615-616.
272) Ragıb Mehmed Paşa b. Şevkî Mehmed, Sad­
râzam, 1176/1762, Xasa no; İ 2 . 1-55.
273) Rahmetullah b. Osman, Kadı, 1137/1725,
Harameyn I, 164.
274) Rukıyye, Sultan, I. Abdülhamid'in kızkardeşi ve Ayşe Sultanın kızı, 1189/1775, Kasa
no: 141, 24-35.
275) Safiyye Wnti II. Mustafa, Sulton, 1138/
M25,HarameynI,
167,
276)
277)
278)
279)
280)
281)
-
-,
-,
-,
- ,
- ,
- ,
1154/1741, Kasa no: 148.
1155/1742, ifasa no; 148,
1161/1748, Kasa no: 148,
1163/1750, if asa no: 148,
1164/175l.ifasa no; i48,
1166/1753,Xasa n o ; İ 4 8 .
1-27.
28-37.
3749.
50-56.
57-60.
61-74.
282) - - , 1166/1753, Kosa no; 148, 75-78.
283) - - , 1167/1754,Kasa no; 148, 79-82.
284) - - , 1169/1755, Kasa no; 148. 83-87.
284a)275-284'ün ikinci nüshaları. Kasa no: 188,
198-248.
284b) 275-284'ün üçüncü nüshaları, Kasa no: 179,
236-289.
285) III. Selim, Sultan, 1216/1801, Kosa no; 29,
1-99.
286) Semerkandî Hasan b. Mustafa, Reîsülkurra,
1158/1745, Trabzon Defteri, 70-71.
287) Sunkur-zâde Mehmed, 1172/1759, Hara­
meyn VI, 269-270.
288) Süleyman b. Abdullah, 1123/1711, Küçük
Evkaf Sâni, 291-292.
289) Süleyman b. Mustafa, Ağa, 1171/1758, Er­
zurum Sânî Muhasebe, 141-143.
290) Süleyman b. Zülfikâr, Sersilâhşorân, 1148/
1735, Harameyn//, 179-180.
291) Süleyman Çelebi b. Mehmed, 1133/1721,
HarameynI,
165-166.
292) Süleyman Sadi b. İbrahim, Kâdirî Şeyhi,
1193/1779, Harameyn X/V, 5 0 2 .
293) - - , 1196/1782, Harameyn XIV. 503-504.
294) - - , 1198/1784, Harameyn XV. 9-12.
295) - - , 1203/1788,HarameynXV; 13-14.
296) Şamdancıoğlu Govadis (Evadis), Körükçü,
1266/1850, İ 2 5 5 Baş/ar, 470.
297) Şebsafa Fatma Kadın, I. Abdülhamid'in
6. Kadını, 1202/1788, Kasa no: 188. 112134.
297a)297'nin ikinci nüshası. Kasa no: 179, 130154.
298) Şebsafa Fatma Kadın, 1 2 1 0 / 1 7 % , Kasa no:
188. 135-147.
298a)298'in ikinci nüshası. Kasa no: 179. 156170.
299) Şerife binti Hasan, 1116/1704, Küçüfe Ev­
kaf Sâmin. 4 3 6 4 3 7 .
300) Şeyh Hasan, Seyyid, 1001/1592, Harameyn
VI, 153.
301) Şeyhzâde Ali, Müftü, 1164/1750, Harameyn
VI, 2 5 2 .
302) Tayfur b. Abdurrahman, Hastalar Ağası,
1197/1783, Küçük EvkâfHâmis II, 573.
303) Tayyibî Musfafa b. Mehmed, Mâlikâne Ha­
lifesi, 1172/1758, Harameyn VI. 160.
304) - - , 1173/1759, Harameyn/.V/, 155.
305) - - , 1171/1758, Harameyn VI. 156-158.
306) - - , 1171/1758, Harameyn V/, 158-159.
307) - - , 1172/1758, Harameyn V/, 159-160.
308) - - , 1172/1759, Harameyn VI. 133.
309) - - , 1 1 7 2 / 1 7 5 9 , Harameyn VI. 133.
310) Tokadî İbrahim b, Mustafa, Yeniçeri ocağı
orta yazıcılarından, 1158/1745, Mukatâ 'a II,
23-24.
311) Tokadî İbrahim b. Mustafa, Sekbanbaşı,
1179/1765, Mukata 'a / / , 2 1 5 .
312) Türâbî-râde Alemdar İbrahim, A ğ a , 1188/
1774,1276 Başlar, 232-233.
313) Ümmükülsum binti
Mukata'all. 56.
Abdullah,
1161/1748,
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
314) Velî b. Yusuf, 1153/1740, Harameyn
263-265.
VII,
315) - - , 1163/1750, Harameyn VII. 265-266.
316) Veliyüddin b. Mustafa, Kadı, Şeyhülislâm,
1145/1732, Harameyn XII, 85-88.
3 1 6 a ) - - , 1145/1732, Harameyn III, 59-61.
317) - - 1151/1738, Harameyn m . 61-62.
318) - - , 1155/1742, Haremeyn XII, 89-91.
319) - - , 1173/1760, Harameyn X//, 91-102.
320) - - , 1175/1761, Harameyn X//, 102-107.
321) - - , 1176/1763,Harameyn X / / . 110-113.
322) - - , 1182/1768, Harameyn XII, 61 ^ 3 .
323) Yeğen ibrahim, Dergâh-ı A l î Gedükiüsü,
1197/1783,Harameyn/X, 208-209.
324) Yusuf b. Abdullah, Kapudan-ı Derya Kethü­
dası, 1195/1781, Küçük Evkaf Hâmis I,
243-244.
325)
, 1193/1779, Küçük Evkaf Hâmis I,
363-364.
326) Yusuf b. Abdülmennân, Sadrazam, 1 2 0 1 /
1787, Küçük Evkâf Hâmis I, 366-374.
327)
, 1202/1787, Küçük Evkâf Hâmis I.
245-252.
328) Zehrî Ahmed b. Şaban, Ümmi Sinan Tarikatinden Seccâdenişîn, 1154/1741, Harameyn
X. 292-293.
337) Timarlılar ve vakıf görevlileri arasında an­
laşmazlık, 1145/1737, Mücedded Ana. XXI,
287-288.
338) Satın alma akidleri ve kira mukaveleleri.
Küçük Evkâf Sânî, 4 5 6 .
339) Bir vakfın şartlarının değiştirilmesi hakkın­
da, 1179/1766, Kasa no. 93, 12-13.
340) Akkirman'ın iki köyü arasında sınır uyuş­
mazlığı, 1168/1754, Kaso no; 148, 88-93.
341) Bir çiftliğin icâreteyn ile kiralanmasına
dair mukavele, 1199/1785, Küçük Evkâf
Hâmis II. 574.
342) Bir arsanın satış mukavelesi, 1175/1761,
Mukâta'alII,
101.
343) Satın alma ve icâreteyn'le kiralama mukâveleleri, Mufedia'a/H, 101-111.
m.
YAYIMLANMIŞ
—
Aktepe (Münir), " X V I I I . yüzyıl vezirlerinden
kaptân-ı derya Kaymak Mustafa Paşa'ya
âit vakfiyeler". Vakıflar Dergisi (VD),
V I I I , 15-35.
Cevdet (M.), "Sivas dârüşşifâsı vakfiyesi ve
tercümesi", VD, I, 35-38.
Darragh ( A . ) , Acte de waqf de Barsbay,
Kahire 1963.
Barkan ( ö . L . ) , ve E . H . Ayverdi, İstanbul
—
—
329) Zeynüddîn-zâde Ali b. A l i , 1219/1804, Xasa
—
no: 8, 1.
//.
VAKIFLARLA
tLGtLt DİĞER
ARŞİV
VESİKALARI
331) Bir vakfın başkası tarafından gasp edilmiş
mütevellilik ve imamlık vazifesini hak sahibi­
ne iâde eden mahkeme kararı, (1144/1732
tarihli), Harameyn/. 186.
332) Timariilar ve vakıf görevlileri arasında Konya'daki bir köy üzerinde anlaşmazlık, 1139/
M27, HarameynI, 185.
—
—
—
—
—
—
333) Boğaziçi'ndeki bir fener hakkında padişaha
sunulmuş bir arzuhal, 1126/1714, Hara­
meyn I, 176.
334) Köylülerin topraklarından suyolları geçiril­
mesine izin vermeleriyle ilgili v e ^ a , (1132/
1720 tarihli). Defter no: 27,S.^.
335) Bir aile vakfı konusunda kurucunun çocuk­
ları arasında anlaşmazlık,
(1147/1734),
Mukâta'al, 9 9 .
336) Vakıf paranın gayr-ı menkûle dönüştürülmesi
için Kadı'dan izin talebi, (1143/1731 tarih­
li), Mufeâfa'a/. 87-88.
VAKFİYELER
vakıfları
tahrir defteri
tarihli-, İstanbul 1970.
BAZI
330) Vakıf edilmiş nakit paraları çiftlik, bahçe,
ev, V.S.... gibi gayrn menkûllerle değiştirmek
için, kadı'nın mütevelliye izin vermesiyle ilgi­
li vesîkalar, (1178/1764 tarihli), Harameyn
VIII, 184-193.
33
—
—953
(1546)
Gökbilgin (Tayyib), XV-XVI. asırlarda Edirne
ve Paşa livası, vakıflar —mülkler— mukâta'alar, İstanbul 1952.
Kunter ( H . B.), "Tarsustaki Türkistan zâviyelerinin vakfiyeleri", VD. V I , 31-50.
Kunter ( H . B . ) , "Emir sultan vakıfları ve
Fâtih'in Emir Sultan vakfiyesi", VD.
I V , 39-63.
Kürkçüoğlu ( K . E . ) , Süleymaniye
Vakfiyesi,
Ankara 1962.
Massignon ( L . ) , Documents
sur certains
waqfs des lieux Saints de l'İslam, Paris
1952.
Togan ( Z . V . ) , "İran'da Kütüphane-i Melik­
teki yazmalardan: n. 1233 vaqıfnâme-i
Xoca Raşid al-dîn Vazir", İslam Tetkik­
leri Enstitüsü Dergisi, III (İstanbul 19591960), s. 158-160. Reşîdüddîn'in kendisi
tarafından yazılan vakfiyesinin faksimilesi
için bkz. Raşîd al-dîn Fazi Allah, A/ Vaftfiyat al-Raşîdîya bi-hatt al-vâkıf fi beyân
şarâ'it umur al-Vakf vc'I-masârif, Tahran
1350(1972).
Turan (O.), "Şemseddin Altun-aba, vakfiyesi
ve hayatı", Belleten, X I , 1947, s. 197235.
34
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
-
Uzluk (F.N.), "Karaman eyaletine ait vakıf­
-
ların fihristi", VD, I V , 263-264.
Uzunçarşılı ( İ . H . ) , "Gazi Orhan Bey vakfiye­
-
Yaltkaya ( Ş . ) , "Kara Ahmed Paşa Vakfiyesi",
s i " , VD, V , 277-318.
—
Belin, Extrait
—
et la constitution des biens de mainmorte
en pays musulmans, Paris 1854.
Berki (A.H.), "Vakıflar ve vakıfların maruz
HUKUKİ
-
Ali Haydar, Tertîbü's-sunûf fî
-
İstanbul, 1240/1824.
Berki (A.H.), Vakıflar, İstanbul, 1946.
BerKİ (A.H.). "İslamda vakıf", VD. IV, 19-37.
Berki ( Ş . ) , "Türkiye'de İmparatorluk ve
Cumhuriyet devrinde vakıf çeşitleri",
-
-
-
AÇIDAN
VAKIF
MÜESSESESt
ahkâmi'l-vukûf,
VD. I X , 1-12.
Clavel, Le waqf ou habous. Le Caire, 1896,
c. I.
De Jansens (G.B.), Les waqfs dans l'Islam
contenıporain. Paris 1952.
Ebussuûd, Risâle fî vakfi'n-nukûd
ve cevâzihî. 1097/1685 tarihli arapça yazma,
Süleymaniye Kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi
Efendi seksiyonu, no: 477/}.
Gatteschi, Elude sur la propriete fonciere. les
hypotheques
et les waqfs. Alexandrie,
1896.
Hatemî
(H.P.).
önceki
ve bugünkü
Türk
-
-
V.
Hüseyin
Hüsnü, Ahkâmı
Evkâf,
Berki (A.H.), "Vakıfların faideleri ve gördüğü
—
Berki ( Ş . ) , "Vakıfların gördüğü çeşitli hizmet­
—
ler", VD. V I , 85-91.
Cahen ( C ) , "Reflexions sur le waqf ancien",
hizmetler", V A V I , 9-13.
—
—
—
—
—
—
—
İstanbul
1311/1893.
İleri (C.N.), "Kavânîn-i vakfiye", İçtihad,
18 Nisan 1911, no: 62.
Luccioni (J.), Le Habous ou waqf (rite malekite et hanefite). Casablanca, 1942,
Mercier ( E . ) , Le code du habous ou ouakf
selon la legislation musulmane. Constantine, 1899.
Ömer Hilmi EimA\, İthâfü'l-ahlâf fî ahkâmi'levkâf
İstanbul, 1307/1889. Bu eseri
C . G . Stavridgs ve S . Dahdah fransızcaya
çevirmiştir: Les lois regissant les pro^ prietes dediees (awqafs). Paris 1895.
VAKIF
MÜESSESESİNİN
MUHTELİF
—
Akozan ( F . ) , ' T ü r k . külliyeleri", VD,
VIII,
-
303-308.
Ayverdi ( E . H . ) . "Yugoslavya'da Türk âbideleri
ve vakıfları". VD. MI, 151-223.
-
Barkan ( Ö . L . ) , "Osmanlı İmparatorluğu'nda
bir iskan ve kolonizasyon metodu olarak
vakıflar ve temlikler", VD. 11,279-386.
Studia Islamica, X I V , 1 % 1 , S. 37-56.
Çağatay (N.), "Osmanlı İmparatorluğu'nda
ribâ-faiz konusu,, para vakıfları ve ban­
kacılık", VD.
I X , 31-56, İngilizcesi:
57-66.
Delaver (Y.M.), Le waqfs et l'utilite economique de son maintien en Egypte. Paris
1926.
Erdoğan (M.), "Osmanlı devrinde İstanbul
bahçeleri", VD, III, 149-182.
Gökay ( F . K . ) , "Ruh hekimliği sahasında
Türklerin ve vakıf müessesesinin hizmet­
leri", VD, 11,263-265.
Güneri (H.), "Vakıf suları ve su vakıfları",
VD. IX, 67-79.
Heffening, "Waqf ou habs", El. 1939, c. I V .
Hüseyin Hüsameddin Efendi ve İbnülemin
Mahmud Kemal Bey, Evkâf-ı hümâyûn
nezâretinin
tarihçe-i teşkilâtı ve nuzzârın terâcüm-i ahvâli, İstanbul 1335/
1917. Bu eserin Nazif Öztürk tarafından
sadeleştirilmiş şekli. Vakıflar Dergîsi'nın
X V I . sayısından itibâren tefrika halinde
neşredilmektedir.
Keskioğlu (O.), "Bulgaristan'da Türk vakıfları
ve Bâli Efendinin vakıf paralar hakkında
bir mektubu". VD. I X . 81-94.
—
—
Köprülü (M.F.), "Vakfa âit ıstılahlar mesele­
s i " , VD. 1,131-138.
Köprülü (M.F.), "Vakıf müessesesi ve vakıf
vesikalarının tarihi ehemmiyeti", VD,
1-6,fransızcası: 3-9.
I,
—
Köprülü (M.F.), "Vakıf müessesesinin hukukî
mâhiyeti ve tarihî tekâmülü", VD, II,
1 -35, fransızcası: 3 4 4 .
—
Kunter (H.B.), ' T ü r k vakıflarının milliyetçi­
lik cephesi", VD, III, 1-11, fransızcası:
293-297,
Kunter (H.B.), "Türk vakıfları ve vakfiyeleri
üzerine mücmel bir etüd", VD, l, 104129.
Mandaville ( J . E . ) , "Usurious Piety: the cash
CEPHELERİ
-
l'origine
—
hukukunda vakıf kurma muamelesi, İstanbui1969.
-
mĞmoire sur
kaldığı tecâvüz ve ihmâller", VD, V İ N ,
335-340.
VD. 11,94-95.
IV.
d'un
—
—
waqf controversy in the Ottoman E m ­
pire", International
Journal of Middle
East Studies, X , 1979, s. 289-308.
35
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
-
Milliot
( L . ) , Demembrements
menfa'a,
gzâ,
Paris 1918.
-
gulsâ,
önfB ( Y . ) , "Çankırı
251-255.
du
zinâ,
habous:
darüşşifası",
VD,
V,
-
Saarisalo (A.), ' T h e turkish waqf', Studia
Orientalia, X I X , (10, Helsinki, 1953),
s. 3-6.
-
Selçuk
( F . ) , "Vakıflar,
başlangıcından
personnel
—
Schacht (J.), " M î r â f h " , El. 1939,
—
Taşdemir
(C),
Comparison
fondamentaux
et des
et
des
principes
de la succession
en Droit
en
Droit
romain,
Paris
1939.
—
Tuğ
(S.), İslâm
vergi
hukukunun
ortaya
çıkışı, Ankara 1963.
Vn. İSLAM IN VE
18.
yüzyılına kadar", VD, V I , 21-29. Bu
makale, Gibb ve Bowen'in Islamic society
and the west (London, New Y o r k , c . I,
1957) adlı eserinin bir bölümünün tercü­
mesidir.
MÜSLÜMAN
CEMİYETLERİNİN
MUHTELİF
CEPHELERİ
—
Abel ( A . ) , "Esquisse d'une rcerche de dyna^
mique sociale appliquee â l'Islam", Colloque sur la sociologie de l'Islam, Bruxelles1961.
ve Ayasofya şadırvanı", VD, V I , 93-101,
İngilizcesi: 102-110.
—
Bammat (H.),
Ülken (H.Z.), " V a k ı f sistemi ve Türk şehir­
—
1958.
Barthold/Köpriilü, İslâm
Tansuğ ( S . ) , "18. yüzyılda İstanbul çeşmeleri
ciliği", VD. I X , 13-37.
-
E . Cherbonneau, Droit
du statut
musulman
Sekaly ( A . ) , " L e probleme des waqfs en
Egypte", REI, III, 1929, s. 75-659.
-
ve
musulman,
hakkında",
-
-
(E.)
successions, Paris 1873-1874.
Ruben (W.), "Budist vakıfları
VD, II, 173-181.
-
Sautayra
istighrâg,
-
-
—
medeniyeti
tarihi,
Ankara 1963.
Ünver (A.S.), "Büyük Selçuklu İmparatorluğu
zamanında vakıf hastahanelerin bir kıs­
mına dair", VD, 1,17-24.
Ünver ( A . S . ) , "İkinci Sultan Bayazid'in Edir­
ne'deki vakıf kitaplarına dâir", VD, IV,
105-106.
Yücel ( E . ) , "Amcazade Hüseyin Paşa külliye­
s i " , VD, Vni, 250-266.
VI. İSLAM
Visages de l'Islam, Lausanne
HUKUKU
-
Bousquet (G.H.), Le Droit
1963.
-
Bousquet (G.H.) ve J . Berque, Recueil de la
—
Bennabi
—
1954.
Berque ( J . ) , Les Arabes
—
Paris 1969.
Berque ( J . ) , L 'Orient second. Paris 1970.
—
Berque ( J . ) , "Droit des terres et integration
sociale
tionaux
38-74.
-
Clavel ( E . ) , Droit musulman. Paris 1895.
-
Linant de Bellefonds ( Y . ) , Traite dc. Droit
Vocation
de
l'Islam,
d'hier
â
Paris
demain.
au Magreb", Cahiers
internade sociologie, X X V ,
1958,
—
Brockelmann ( C ) , Histoire de peuples et des
Etats
Islamiques,
çev. M. Tazeront,
Paris 1949.
—
Colloque sur la sociologie de l'Islam, Bruxelles, 1961.
—
Dağ
musulman. Paris
loi musulmane de Zaîd ben 'Ali, Alger
1941.
Charles ( R . ) , Le Droit musulman. Paris 1C ' ;
(M.),
-
ou
—
regies de droit public et administratif,
Notlayarak tercüme eden E . Fagnan,
Alger, 1915.
—
Draz (M.A.), La morale du Koran, Paris İ 9 5 1 .
Gardet ( L . ) , La cite musulmane. vie sociale
et politique, Paris 1961.
Gardet ( L . ) , L'Islam, religion et communaute,
Paris 1970.
Gaudefroy-Demombynes (M.), Mahomet, Pa­
Mevkûfâtî (Muhammed),
Şerhü'l-Mevkûfâtî.
İstanbul 1291/1874, c . I. Bu eser, HalebF
İbrahim Efendi'nin (öl. 956/1549) Multakâ 1-Ebhur adli eserinin şerhidir.
—
ris 1969.
Gaudefroy-Demombynes
—
Gaudefroy-Demombynes
-
Milliot ( L . ) , Introduction â l'etude du Droit
musulman, Paris 1953.
—
I'epoque des Mamelouks. Paris 1923.
Grunebaum ( G . E . Von), L'Identile
çulturelle
de/'/sfam, Paris 1973.
-
Morand
—
Hamidullah (M.), Le ProphSte de l'Islam, Pa­
musulman comparâ, Paris-La Haye, 1965
c.l veli.
-
-
Mâverdî,
Les
(M.),
statuts gouvernementaux
Etude
de
algerien, Alger 1910.
Droit
musulman
—
—
(M.) ve H.R. ö y m e n , İslam
eğitim
tarihi, Ankara 1974.
De Planhol ( X . ) , Les fondements geographiquesde l'histoire de l'Islam, Paris 1968.
(M.),
Les
institu­
tions musulmanes, Paris 1921. ,
ris 1 9 5 9 , 2 cilt.
(M.),
La
syrie
â
36
—
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
Houdas
(O.),
Traditions
islamiques,
Paris
—
Kara! ( E . Z . ) , Selim IlI'ün
1914.
—Nizam-ı
—
Huart ( C ) , Litterature
—
Jomier (J.), Le
arabe. Paris, 1923.
commentaire
coranique
du
—
Lamartine (A. De), Histoire
Laoust (H.), Le Califat dans la doctrine de
—
Lamouche
Laoust (H.), Les schismes dans l'Islam, Paris
—
Le S o n ( G . ) , La civilisation des arabes, Syra­
Mantran ( R . ) , L'expansion
de
la
Turquie,
de la Turquie,
Paris
—
Turan (O.), Türk cihan hâkimiyeti
mefkuresi
1971,
III,
—
Uzunçarşılı
(İ.H.),
Osmanlı
tarihi,
Ankara
musulmane
devri,
İstanbul
(Vlle-
Paris 1969.
Masse {H.),L'/sfam, Paris 1966.
—
Miquel ( A . ) , Llslam
—
Rodinson (M.),
—
Smith
et sa civilisation, Paris
c.
İdâre, sosyal hayat
-
Ahmed
1968.
islam
et capitalisme,
Paris
Refik, Lâle
1331/
1912, Latin harfleriyle baskısı: Ankara,
1966.
1972.
(W.C.),
Llslam
dans le monde
-
Akdağ (M.), Türkiye'nin
modeme, Paris 1962.
Turan (O,), Selçuklular
medeniyeti,
Wiet
Histoire
1956, c . I V / 1 .
^
—
Turquie,
tarihi, İstanbul 1 9 6 9 , 2 cilt.
Lewis (B.), "al-Haramayn", El.
XlesiScles),
—
de la
1965.
179.
—
(C),
Mantran ( R . ) , Histoire
cuse (İtalya), Tarihsiz.
—
Ankara
Paris 1953.
1965.
—
hümayunları
Paris 1855, c . V I I .
Raşid rıda, Beyrouth, 1938.
—
hatt-ı
1789-1807,
1946.
manâr, Paris 1954.
—
cedid—
(G.),
Tarihi ve
Türk-lslâm
-
üniverselle,
içtimâî
hiyet ve vazifeleri hakkında", V/. Türk
Tarih
Pleiade Ansiklope­
disi, Paris 1958.
Wiet ( G , ) , L •Egypte arabe. Paris 1937.
—
Wolf (j.) ve P. Heim, Les tres riches heures
Kongresi
(20-26
Babinger ( F . ) , Mahomet
1961),
II le conquerant et
son temps (1432-1481),
-
Paris 1954.
Barkan ( Ö . L . ) , "Osmanlı
de la civilisation arabe, Paris 1969.
Imparatorluğu'nda
bir iskân ve kolonisasyon metodu olarak
sürgünler", /. ü. İktisat
İMPARATORLUĞU
Ekim
Ankara 1967, s. 346 vd.
-
—
VIIL OSMANLI
ve
Aitund^ğ ( Ş . ) , "Osmanlılarda kadıların selâ-
istanbul 1969.
" L e s puissances musulmanes",
Histoire
iktisâdı
tarihi, Ankara 1971, 2 cilt.
TARiHt
Fakültesi Mecmu­
ası, I X , 1949-1950, s. 524-569, c. X V ,
1953-1954,5.209-237.
a.
Osmanlı
Vak'ayînâmeleri
-
—
Ahmed Cevdet, Tarih,
İstanbul
—
Çelebizâde
—
Nişancı
—
Raşid Mehmed Efendi, Târth, İstanbul 1865,
—
Selântid, Târth. İstanbul 1281/1864.
b.
Olaylar tarihi
—
Akçura
Dergisi. 1,1964, s, 221 vd.
-
Âsim,
Târih-î
vakâyî,
istanbul
1741.
Paşa,
Târih,
İstanbul
(Y.),
Osmanlı
ve XIX.
asırlarda),
Coles (P.), La lutte contre les Turcs, çev. H.
Türkçeye
tesirleri,
çevirmiştir:
Otüken
Y.
Avrupada
İstanbul
1975.
—
man,
cilt.
Dupont ( J . ) , Gâographie
de l'Empire
Otto­
Ergin (O.N.), Türk şehirlerinde imaret sistemi,
-
Ergin (O.N.), Türkiye'de şehirciliğin
de l'Empire
Otto­
çev. J . j . Hellert, Paris 1835,
18
tarihî in­
kişâfı, İstanbul 1936.
-
Gautier (T.), Constantinople,
-
Huart ( C ) , " K ı z " , £ / , 1921,11,1113.
-
Kâtib
Çelebi,
Mizânü'l-Hakk
Paris, Tarihsiz.
ft
ihtiyâri'l-
ahakk, İstanbul 1972.
-
Koçi
Bey, Risale,
fransızcaya
Croix,
Hammer ( J . V . ) , Histoire
l'Empire
-
Couffignal, Paris 1969, Bu kitabı Vecdi
Bürün
D'Ohsson (M.), Tableau gântral de
İstanbul 1939.
İstanbul 1940.
Osmanlı
turc.
man. Paris 1907.
tmparatorluğu'nun
dağılma devri (XVIII
du peuple
Ottoman, Paris 1877-1828, 7 cilt.
-
5 cilt.
Deny ( j . ) . La psychologic
Paris, Tarihsiz.
-
Mehmed
1279/1862.
—
hakkında bölgeler", Türk Tarih Belgeleri
1279/1862,
cilt V .
Baykal (B.S.), "Âyanlık müessesesinin düzeni
İstanbul 1277. Bu eser
çevrilmiştir:
Canon
de
Sultan
Petis
de
la
Suleiman
II
reprisente
a sultan Murad
instruction
ou ûtat politique et militaire,
Paris 1725.
IV
pour son
37
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
-
Kuban (D.), "Anadolu Türk şehri, tarihî ge­
—
de bazı gelişmeler", VD, V I I , İstanbul
—
Lewis
( B . ) , Modern
Türkiye'nin
doğuşu,
—
Mantran ( R . ) , La vie quotidienne â Constanti­
et ses successeurs (XVI. et XVIIe
siecles),
Mantran ( R . ) , istanbul dans le seconde moitie
-
Mardin ( Ş . ) , Din ve ideoloji, Ankara 1969.
—
Mustafa Nuri Paşz, Netâyicü'l-vukû'ât
—
Porter, La religion, les lois, le gouvernement
—
Refik Ahmed (Sevengil), istanbul nasıl eğle­
-
Roux (J.-P.), La Turquie, Paris, 1953.
-
Sencer (M.), Osmanlı toplum yapısı, İstanbul
"Osmanlı
İmparatorluğu'nun
111,1959-1960,5.161-178.
—
tekmi-
Şabanov ( F . ) , 'X!)smanlı
—
Roumanie ( A . ) , Essai historique et technique
la dette
publique
ottomane,
Paris
1927.
20-26
Ekim
1961, Ankara 1967, s. 4 2 8 4 3 0 .
—
Sıdkı.Gedffefer. İstanbul 1 3 2 5 .
—
Svoronos (N.G.), Le commerce de Salonique
au XVIIIe
İstanbul
siecle, Paris 1956.
f.
Toprak sistemi
—
Aksoy ( S . ) , 100 Soruda Türkiye'de toprak me­
—
 t ı f Bey, ŞerhH kânûnnâme-i
Saruhan'da
hareketleri,
proget
d'une compagnie orientate, Paris, Auguste
İmparatorluğu'nda
Uluçay ( Ç . ) , 18. ve 19. yüzyıllarda
ve halk
Reorganisation generale de la Turquie,
sur
Ankara,
Turquie,
Ghio, 1876.
hükümdarlığın hukûkî esasları", V7. Türk
Kongresi,
Morawitz ( C ) , Lis finances de la
Paris 1902.
—
1969.
selesi, İstanbul 1969.
1955.
—
(B.),
İmparatorluğu'nda
S . Tuğ, İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi,
İstanbul 1927.
eşkiyâbk
İstanbul 1941.
İsmail Galib Edhem, Takvîm-i meskûkât-ı os-
Lewis
et les moeurs des Turcs, Paris 1770.
—
economique
—
siecle, Paris 1 % 2 .
leleri, Ankara 1961.
Tarih
sur l'histoire
çöküşü hakkında bazı düşünceler", çev.
—
-
İnan ( A . ) , Aperçu
Kolerkılıç ( E . ) , Osmanlı
Para, Ankara, 1958.
Paris 1965.
niyordu?,
ottomanes,
—
nople au temps de Soliman le Magnifique
du XVIIe
finances
mâniye, İstanbul 1307/1890.
çev. M. Kıratlı, Ankara 1970.
—
( A . ) , Les
de l'Empire turc-ottoman,
1968,53-73.
—
Heidborn
Vienne1912.
lişmesi, sosyal ve fizild özellikleri üzerin­
arazî, İstanbul
1309/1891.
Uzunçarşılı ( İ . H . ) , Osmanh Devleti'nin
ilmiye
—
teşkilâtı, Ankara, 1965.
Barkan ( Ö . L . ) , XV. ve XVL asvrlaıda Osmanh
İmparatorluğu'nda
—
Ülgener ( S . ) , iktisâdı inhitat tarihimizin ahlâk
—
Ünver (A.S.), "İstanbul'un zaptından sonra
zirâi ekonominin
kûkî ve mâlt esasları: Kanunlar,
ve zihniyet meseleleri, istanbul 1951.
hu­
İstanbul
1945.
—
Türklerde tıbbî tekâmüle bir bakış", VD,
Barkan ( O . L . ) , "Türk toprak hukuku tarihinde
Tanzimat ve 1274/1858 tarihli arazî ka­
I, 71-78.
nunnâmesi", Tanzimat,
İstanbul, 1939,
s. 321-421.
d.
Sanat, edebiyat, ahlâk
-
Aynî (M.A.), Türk ahlâkçıları,
-
Kınalı-zâde, Ah/âfc-ı 'alâî. Bulak 1248/1832.
-
Tod6rini (Mr. l'Abbe), De la litterature des
Turcs,
İtalyancadan
—
Barkan ( Ö . L . ) , " Ç i f t l i k " , lA, I I I , s. 392-397.
—
Beldiceanu (N.), "Recherches sur la rtforme
İstanbul 1939.
çev.
l'Abbe
fonciere de Mehmed 11", Acta
—
de
Yetkin
(S.K.),
L'architecture
Belin, Etude sur la propriete fonciere en pays
musulman,
Cournand, Paris 1 7 8 9 , 3 cilt.
-
Historica,
c. I V , Monachii 1965, s. 27-39.
et specialement en Turquie,
Paris 1862.
turque
en
Turquie, Paris 1962.
—
Berki ( Ş . ) , Toprak Hukuku,
—
Cin (H.), Mîrt arâzt ve arâzüıin
Ankara 1960.
mülk haline
dönüşümü, Ankara 1969.
e,
tktisâdt hayat
-
Berkes (N.), Türkiye
-
Bowen (H.), " A k ç e " , El, 1 9 6 0 , 1 , s. 327-328.
—
Çağatay (N.), "Osmanlı İmparatorluğu'ndaki
—
Divitçioğlu ( S . ) , "Modele ^onomique de la
societe
iktisat
tarihi, İstanbul
1 9 7 0 , 2 cilt.
(les X I V e
et X V e
(Paris, Avril 1969,
no: 149), s . 41-60.
maden işletme hukûku",
rih Coğrafya
ottomane
siecles)". La pensee
A.ü. Dil Ta­
Fakültesi Dergisi,
1943,11/1), s. 117-126.
(Ankara
—
İnalcık (H.), "Çiftlik", El, 1 % 1 , c . I I , s . 3 3 -
—
Loussarar (J.D.), l'histoire et la thiorie
34.
propriete
fonciere
dans le Droit
ottoman, Paris 1912.
de la
public
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
38
—
—
—
—
Meşreb-zâde Mehmed Ârif,
teyn, Istanbul 1252/1837.
Câmi'u'l-icöre-
—
Aron ( R . ) , La Lutte de classe, Paris 1964.
Baud ( F . ) , Les relations humaines, Paris 1967.
Bouthoul ( G . ) , Variations
et
mutations
rak hukuku, mîrf .topraklar ve hususî mül­
kiyet", Be/tete«. X I I , 1948,649-574.
—
sociales, Paris 1968.
Bouthoul ( G . ) , Les me/ıfa/ı7es. Paris 1952.
Uzunçarşıh (I.H.), " X I V ve X V inci asırlarda
Anadolu Beyliklerinde toprak ve halk
idaresi", Bc/tefen. II, 1938,99-106.
VE
—
—
Braudel ( F . ) , Ecrits sur l'histoire. Paris 1969.
Cazeneuve ( J . ) , " L e s stratifications sociales",
La sociologie ( J . Caseneuve ve D. V i c toroff tarafından hazırlanmıştır), Paris
1970, s. 4 5 4 4 8 9 .
—
—
Challay ( F . ) , Histoire de la propriete, Paris
1967.
Desroche (H.), Sociologies religieuses. Paris
—
1968.
Eliade (M.), Le sacre et le profane, Paris 1965.
LÜGATLER
Ahmed
—
1 3 0 5 / 1 8 8 7 , 4 cilt.
Ahmed Âsim, Burhân-ı
Âsim, Kâmus
tercümesi,
Katı'
İstanbul
tercümesi, İs­
tanbul 1214/1799.
—
Arseven ( C . E . ) , Sanat Ansiklopedisi,
—
1 9 5 0 , 3 cilt.
Altunsu ( A . ) , Osmanlı şeyhülislâmları, Ankara
—
Barfoier de Meynard ( A . G . ) , Dictionnaire
İstanbul
—
1972.
Histoire
sociale —sources
et methods—.
Colloque de L'Ecole Normale SupĞrieure
de Saint-Cloud (15-16 mais 1965), Paris,
1967.
turc-
—
Laroque (P.), Les classes sociales, Paris 1968.
français, Paris 1886.
Berki (A.H.), Vakfa dair yazılan eserlerle vak­
fiye ve benzeri vesikalarda geçen ıstılah
ve tabirler, Ankara 1966.
—
Malinowski
( B . ) , Une th6orie
scienlifique
—
de la culture, Paris 1968.
Marx/Engels,Manj/csfe du partie
communisle.
—
Paris 1962.
Mousnier ( R . ) , Les hierarchies
sociales de
—
Bilmen ( O X . ) , Hukuk-ı islâmiye ve ıstılâhat-ı
—
fıkhiye kâmusu, İstanbul 1951, c . I V .
Bursalı Mehmed Tahir, Osmanh müellifleri,
1450 a nosjours,
—
Çavuş-zâde Mehmed A z i z , Dürrü's-sukûk, İs­
—
tanbul 1 2 7 7 / 1 8 6 0 , 2 cilt.
Devellioğlu ( F . ) , Osmanlıca-Türkçe
Paysant ( A . ) , "Sociologie du Droit", La socio­
logie de J . cazeneuve et D. Victoroff,
Paris 1970.
—
—
Reissman ( L . ) , Les classes sociales aux Eialsunies. çev. H. Lesage ve M. Lesage, Paris
1963.
Rocher ( G . ) , Introduction
â la sociologie
—
Schelsky
lügat,
Ankara 1970.
Encyclopidie
de l'Islam, 1. baskı, 4 cilt
+ suppl., Leyde, 1913-1938; 2 . baskı,
Leyde-Paris, 1954_
—
—
İslâm Ansiklopedisi, istanbul, 1940_
Kelekian (D.), Dictionnaire turc-français, is­
—
Pakalın (M.Z.), Osmanlı
—
Şemseddin
—
1317/1901.
Türk Hukuk Lügâtı. Hz. Türk Hukuk K u m m u ,
Ankara 1946.
generale, Paris 1968, 3 cilt.
—
tanbul 1928.
tarih deyimleri
ve
terimleri sözlüğü, İstanbul 1 9 7 1 , 3 cilt.
Sami, Kâmûs-i
Türkî.
İstanbul
Ziyâeddin Efendi, Câmi-i envârü's-sukûk ve
lâmi'ü'z-ziyâ
1248/1832.
li-zevi's-sukkûk,
istanbul
Paris 1969,
—
İstanbul^ Meral yayınları. Tarihsiz.
—
socio-
—
—
—
—
—
de la pensle
logique, Paris 1967.
Padel (W.) ve L . Steeg, De la legislation
föndere ottomane, Paris 1904.
Turan (Osman), 'Türkiye Selçuklularmda top­
IX. ANSIKLOPEDI
—
Aron ( R . ) , Les itapes
—
—
—
(H.), Sociologie
de la sexualite.
Paris 1972.
Spiro (M.), " L a religion: problemes de defini­
tion et d'explication", Essais d'anthropologie religieuse de R . E . Bradbury,
C . Geertz, M.E. Spiro, V.W. Turner,
E . H . Winter, çev. C . de Rouville, Paris
1972.
Tarde ( G . de), Les lois de l'imitation, Paris
1890.
Toynbee (A.J.), L'histoire, un essai d'interpretation, çev. E . Julia, Paris 1951.
Widgery ( A . G . ) , Les grandes doctrines de
l'histoire, çev. S . Bricianer, Paris 1965.
X.
BEŞERÎ İLİMLERE
AİT
UMÛMÎ
MAHİYETTE
KİTAPLAR
—
Abel ( A . ) , Psychologic
Bmxelles 1962.
et
comportements,
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
39
Tablo I
T a b l o III
E $ a n t l y o n l a r a g ö r e , X V I I I . asır T ü r k i y e ' s i n d e k u r u l a n
3 3 0 V a k f i y e y e g ö r e . X V I I I . asır T ü r k i y e ' s i n d e
İ ç t i m â i ve h a y r ı k u r u l u ş l a r
v a k f e d i l m i ş imâ lâthâne veya kârhâneler
Kuruluşun Adı
Sayısı
Mescld
Yüzdesi
Yeri
Adedi
Adı
Tokat.
YUnhâne
7
2,040
Cami
60
17,525
Mekteb
49
14,285
• o k u m a atölyeleri (Destgâhhâne)
Medrese
36
10,495
İ p e k f a b r i k a l a r ı ( D i b a c ı ve
OârU'l-hâdls
3
0,874
•ârü'l-kurrS .
3
0,874
Tekye, hânlkâh, zâvlye^'
26
7,583
KUtUbhâne
13
3,784
İstanbul
26
Halep
93
İstanbul.
kemhacı odaları, mengenec l y â n - ı d i b â odası)
İzmir
Yastık atölyeleri ( Ç a t m a yastıkçı
•i m â ret
8
2.322
Kulle-lfenâr
1
0.291
Kale
1
0,291
iskele
1
0,291
Köprü
6
1,749
Köy-odası
4
1,137
Lonca-odası
1
0,291
Sabunhâne
Kayıkhâne
40 İstanbul
kârhâneler!)
Boyahâne
21
Yağhâne
20
Amasya.
istanbul
istanbul,
Antalya,
Hanya
12 i z m i r
S e b i l v e y a sebll-hâne
16
4.664
Çeşme
94
26,239
Sukuyusu
8
2,322
Buz-hâne
1
0,291
Abdest-hâne
1
0,291
Tüfenkçl dükkânı
4
Kenif (helâ)
4
1,137
Mlremldhâne
1 Ankara
K a l d ı r ı m c ı kârhâne.'.i
1 İstanbul
TOPLAM
343
100,000
7 istanbul
Kılınçcı kârhânesi
1 izmir
Baruthâne
4
Y e n i c e karasu
İstanbul
İstanbul
Lâmbahâne
1 Turgutlu
M u m h â n e . kandilci kârhânesi
6
KükUrdhâne
1 istanbul
İstanbul,
izmir
Şişehâne
11
Akhisar,
istanbul
Tablo: V
X V I I I . asır T ü r k i y e ' s i n d e n a k i t p a r a v â k ı f l a r ı n ı n
m e s l e k grupları
% 100
Meslekler
Alçıcı fırını
2
Çinihâne
5 İstanbul
istanbul
Kübhâne
4
K u y u m c u l a r kârhânesi
1 istanbul
Enfiye kârhânesi
4
Bozahâne
1 Selânlk
istanbul
stanbul
Yoğurdhâne
3 istanbul
Devlet adamları
42,70
Pirinç dibekhânesl
3
Ulemâ
16,00
Salhâne, debbağhâne
T a r i k a t şeyhleri
9.75
E s n a f ve z a n a a t k â r l a r
2.45
Mesleksizler
Erkek
11,00
Kadın
18.00
17
Niksar
Erzurum,
istanbul,
izmir
Kârhâne (?)
stanbul
TOPLAM
300
Doç. Dr. B A H A E D D İ N Y E D İ Y I L D I Z
40
T a b l o Jl
X V I I I . asır T U r k v a k ı f l a r ı n ı n gelir k a y n a k l a n
( İ n c e l e n e n 3 3 0 V a k f i y e y e göre)
Her ünitenin
Mülk Tipleri
Tarın» İ s l e t m e l e r i
(akçe olarak)
Gelir T o p l a m ı
0,34
360
67.680
Bağçe
110
2.000
220.000
1,11
Bostan
72
1.000
72.000
0.36
Z e y t i n bağçesi
40
4.320
172.000
0,87
Bağ
42
400
16.800
0,08
201
750
150,750
0.76
93
20.000
1.860.000
9.35
46
30.000
1.380.000
6.94
14
150.000
2.100.000
10,56
1.080
3.240
0,02
2064
900
957.600
4,81
8
5.000
40.000
0,20
19
5.400
102.600
0.52
416
360
149.760
0,75
117.800
117.800
0,59
10.000
40.000
0,20
53
2.160
114.480
0,58
6
1.000
6.000
0,03
1453
2.300
3.341.000
16,80
Mezra'a, Tarla
Köy, karye
Maden ocağı
Dalyan
Menzil
Saray
Yalı
Oda, Hâne
K a m u hizmetleri İçin
Defter-hâne
kiralanmış binalar
G ü m r e k binası
Han
Yerleri
Adedi
188
M u k â t a ' a ( K ö y l e r bütünlüğü:
Ticaret
y ı l l ı k k i r a bedeli
Arsa
Çiftlik
Meskenler
Onlte
Samanhâne
Dükkân
1
3
135
800
108.000
Ahur
11
720
7.920
0,04
Hamam
25
720
18.000
0,09
Değirmen
95
4.000
380.000
l',91
5.000
1.500.000
7,54
1.800
577.800
2.91
52.320
0,26
lAAOO
0,07
A m b â r , Mahzen
IktlsâdT
Kuruluşlar
Sanayi
İsletme­
Imâlâthâne, kârhâne
300
leri
Gedik
321
Gemi
H a y v a n derisi
D i ğ e r şeyler
Su
13.080
Masura
(12)
60
N a k i t para
Akçe
T O P L A M
240
Miktar
Faiz
(Akçe)
Haddi
»2.120.222
% 15
6.318.183
19.889.133
31,77
100
XVIII. ASIR TÜRK V A K I F L A R I N I N İKTİSADÎ B O Y U T U
41
Tablo: IV
O s m a n l ı I m p a r a t o r l u ğ u ' n d a X V I . ve X V I I I . asırlarda v a k f e d i l m i ş n a k i t paralar k o n u s u n d a k i
bazı r a k a m l a r ı n m u k a y e s e s i
I n c e l e n m l ; vakfiyelerin
V a k f edllml$ nakit paraların
Zaman
1456
-1548
1561
1700-1800
Yer
Adedi
istanbul (101)
1517
Bursa (102)
N a k i t p a r a l a r l a IlglH o l a n l a r ı
akçe olarak t o p l a m ı
1 1 6 1 (% 4 6 )
.22.770J41
159
T U r k I y e geneli
330
3J49.046
9 7 (% 2 8 )
42.120.220
Tablo : VI
T ü r k i y e ' d e X V I I I . asır v a k ı f l a r ı n ı n gelir ve giderleri h a k k ı n d a t a h m i n l e r
A k ç e ( 2 0 5 ) Olarak gelir ve giderler t a h m i n i
X V I I I . asırda İ ş l e m e k t e o l a n
B u araştırmada İncelenen
X V I I I . asırda k u r u l m u ş
330 vakfınki
6000 vakfınki
20.000 vakfınki
Gelir
19.889.133
361.620.600
1.205.402.000
Gider
19.274.760
350.450.181
1.168.167.272
G e l i r Fazlası
614.373
11.170.419
37.243.728
Download

xvıı. asır türk vakıflarının iktisadî boyutu