Durmuş Hocaoğlu
Öz Türkler ve Öz Türkçe
Yeniçağ., “Analiz”., 15 Eylûl 2006, Cuma., s.13
“Analiz” Sıra No: 443; 2006-105; Eylûl-07
Öz Türkçe tutkunluğunun ilmî/felsefî bakımdan en zayıf taraflarından birisi, yeterince
sağlam bir şekilde tanımlanmamış bir kavram, daha doğru bir ifâdeyle, bir “yanlış
kavram” oluşudur. Bu yanlış kavram(landırma)dan, karîne ile de olsa, adetâ, “Öz
Türkçe” ile, Tanrı Teâlâ’nın katından sırf Türkler için inzâl kılınmış steril, sâf,
katışıksız bir lisan kastedildiği istihraç edilebilmektedir; tabiatiyle, hedef kitle de yine
steril, sâf, katışıksız bir millet olan Öz Türkler olmalıdır, başka türlüsü düşünülemez.
Hâl böyle olunca, buradan da, ilkin bir anakronizm çıkmaktadır: Millet denilen insan
topluluklarının bugün ne ise tarihin en derin dehlizlerinde de aynıyla o şekilde mevcut
olduğu faraziyesine dayanan, tarihi geriye götürme yanlışlığı. Hâlbuki, dil gibi millet de
bir kerede verilen değişmez, statik bir şey değil, dinamik bir süreçtir, bitimsiz bir süreç.
Ve tabiî ki Türk dili ve Türk milletinin de mütemâdî bir oluşum hâlinde olmaması
düşünülemez. İkincileyin, böyle bir faraziye, sâf ve katışıksız bir soy kökeni problemine
gelir dayanır ki bu da Irkçılık için kapı açar; hâlbuki, hemen-hemen her milletin bir ırkî
orijini olmakla beraber millet ve ırk aynı şey değildir. Irk’ın insan irâdesinden müstakil
tabiî, yâni, biyolojik/fizyolojik/genetik bir veri olmasına mukabil millet tarihî ve
kültüreldir ve irâdenin eseridir.
İmdi: Öz Türkçecilik’in zayıf kavram yapısından çıkarılabildiği kadarıyla, sâf ve
steril bir Türkçe için sıfır noktası probleminin en optimal hâl tarzı, artık bir tez olarak
bütünüyle terkedilmiş bulunan, hemen-hemen bütün lisanların Türkçe’den türemiş, yâni
Türkçe’nin türevleri olduğu tezini müdâfaa eden, Güneş-Dil Teorisi’dir. Bu îtibarla bu
teori bütün insanlığın ilk dili addettiği Türk dilinin sıfır noktasını aynı zamanda insan
dilinin de sıfır noktası yapmaktadır diyebiliriz ki[1] buna göre, Âdem Dili de Türkçe
olmaktadır. Bu aşırı cür’etkâr teoriden daha mütevâzı olanı ise, Öz Türkçe ile, kadîm
Orta-Asya Türkçesini ya açıkça ileri sürmekte veya îmâ etmektedir. Ancak, bu
konudaki en büyük zaaflardan birisi de, Türk dilinin – bugüne kadarki verilere göre yazıya çok geç geçirilmiş olmasının, böyle bir orijin (köken, menşe’) araştırmasını çok
güçleştirmekte olduğu gibi, ancak V. asra kadar inebilen en eski yazılı metinlerin aşırı
derecede zaaflarla mâlûl oluşudur: Kitâbe, mezar taşı gibi belgelerin çoğu çok kısa
metinlerdir, bir kısmı kısmen okunabilmektedir, okunanlarda da fazla bir şeyler yoktur.
Fakat bunlara rağmen, elde sağlam olarak mevcut olan şeylerden birisi, en eski
zamanlarda, Proto-Türkçe çağında bile, Türkçe’nin de her dil gibi başka dillerden
kelimeler aldığı ve başka dillere verdiğidir. Bu konuda, “Türklerin tarih öncesi
çağlarda kimlerle komşu olduklarını kesinlikle bilemiyoruz. Bu eski komşuların
bir bölümü daha tarih öncesi çağlarda dilleriyle birlikte yok olup gitmiş, ya da başka
topluluklar arasında erimiş olabilir. Türkçede en eski metinlerden beri görülen,
ancak ne Türkçeden, ne de Türkçeyle sözcük alış verişi yapmış olan komşu dillerden
açıklaması yapılamayan kimi sözcüklerin bu ölü dillerden arta kaldığı
düşünülebilir” diyen Semih Tezcan[2], şöyle devam etmektedir: “Türkçenin
Çince, Tibetçe, Süryanice ve Asya’da konuşulmuş olan Sogutça, Toharca, Eski ve Orta
Farsça, Sakaca, Sanskrit gibi Hint-Avrupa dilleriyle olan ilişkilerinin başlangıcını da
kesinlikle bilmiyoruz. Elimizde bulunan yazılı metinlerin yazıldığı çağlardan daha
önceki çağlarda da Türkçenin bu dillerle sözcük alış verişi yaptığı sanılmaktadır”[3].
Yâni; yânisi şu: Ne Öz Türk var ne de Öz Türkçe; Türk var ve Türkçe var.
[1] Bkz.. Abdülkadir İnan., Güneş-Dil Teorisi Üzerine Ders Notları., Tarih, Dil ve Coğrafya Fak., 1936,
s.12 v.dv.; [2] Semih Tezcan, “En Eski Türk Dili ve Yazını”., Bilim Kültür ve Öğretim Dili
Olarak Türkçe., TTK Yay., 3. Baskı., Ank. 2001., s.271; [3] a.e, s.273
◄:;:;:;►
◄:;:;:;:;:;:;:;►
◄:;:;:;►
2
Download

Öz Türkler ve Öz Türkçe