BİLİRKİŞİLİK
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
Adalet Bakam
Sayın Genel Başkan, Sayın Başkan, Değerli Hâkim ve Savcılar, Değerli Serbest
Muhasebeci Malî Müşavirler, Yeminli Malî Müşavirler,
Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları
Birliği TÜRMOB. hukukumuzda çok önemli bir konuyla ilgili üç günlük bir seminer
düzenlemiştir. Bu Seminer, yargı bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü konu,
usul hukukunun amacı olan gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Gerek ceza usulünde, gerek hukuk usulünde amaç, gerçeğin ortaya çıkarılması ve uyuşmazlığın
ona göre çözümü, örneğin suç işlenip işlenmediğinin belirlenmesi ya da taraflardan hangisinin
haklı olduğunun karara bağlanmasıdır.
Bu çerçeve içinde bilirkişiler önemli bir yer almaktadır. Ancak bilirkişilikle ilgili
sorunlar yıllardan beri tartışma konusudur. Gerek Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda,
gerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıntılı düzenlemeler bulunmasına karşı
bunların yeterli olmadığı ya da tam olarak uygulanmadığı görülmektedir.
Her şeyden önce bilirkişiye ne zaman başvurulur, bilirkişinin yapması gereken iş nedir,
bilirkişiye hangi görev verilir? Bu soruların cevabı, aslında Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 66. maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 275. maddesinde arka
arkaya iki cümlede yer alan iki karşıt kavram çiftiyle ifade edilmiştir. Bilirkişiye sorulacak olan
konular, “özel veya teknik” bilgiyi gerektiren konulardır. Buna karşılık “genel ve hukukî” bilgi
ile çözülebilen konularda bilirkişiye başvurulmaz. Bunları biraz açmakta yarar görüyorum.
Günümüzün gelişen teknolojik olanaklarıyla mahkemeye gelen uyuşmazlıklarda bazı
konuların çözümü, özel veya teknik bilgiyi gerektirebilir. Bu bilgilerin hâkim tarafından
karşılanması beklenemez. Bunun için bir uzman kişiye başvurmak gerekir. Bilirkişi bir uzman
kişidir. Halen bazı kanunlarımızda, bu arada Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan
“ehlivukuf’ sözcüğü, “bilirkişi” olarak Türkçeleştirilmiştir. Bu. Türk dilinin sadeleştirilmesi
sürecinde bulunan ve benimsenen çok güzel sözcüklerden biridir. Çünkü kavramı tam olarak
ifade etmektedir.
Bilirkişi, özel veya teknik bilgiyi gerektiren konuyu bilen kişidir. Öyleyse bilirkişi
olarak hâkimin görevlendireceği insanın mutlaka bu özel veya teknik bilgiye sahip bir uzman
kişi olması gerekir. Bunun dışında başka bir kişinin görevlendirilmesi, bilirkişilik kurumunun
amacına aykırıdır.
Tabiî, bilirkişiye sadece dava konusu olayda özel veya teknik bilgiyi gerektiren konular
için gidilir. Bunun dışındaki konular için bilirkişiye gidilemez. Nitekim bu, Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 66. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 275. maddesinin ikinci cümlesinde ifade edilmiştir.
Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgiyle çözümü mümkün olan konularda
bilirkişiye gidilemez, bilirkişi dinlenemez.
Öyleyse özel veya teknik bilgi gerektirmeyen konularda bilirkişi görevlendirilmesi,
usul hukukunun amacına aykırıdır. Çünkü hâkim, baktığı davaları mesleğinin gerektirdiği
genel ve hukukî bilgiyle çözebilecek bir eğitim görmüştür. Bunlar hâkimlik mesleğinin
gerektirdiği genel ve hukukî bilgilerdir. Bu bilgilerle çözülebilecek konular için bilirkişiye
başvurulamaz, bilirkişi dinlenemez.
Böyle olduğu halde uygulamada çoğu kez bu yola gidildiği görülmektedir. Her iki usul
kanununda açıkça yasaklanmasına rağmen bu uygulamanın devam etmesinin nedeni olarak
mahkemelerin çok yoğun bir iş yüküyle karşı karşıya bulunması gösterilmektedir. Fakat bu
uygulama hiçbir biçimde kanuna uygun görülemez. Bu uygulama açıkça kanuna aykırıdır.
Yargıtay, sürekli olarak kararlarında bu noktaya dikkati çekmektedir.
Bu konuda öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Bir davada özel veya teknik bilgiyi
gerektiren konularda bilirkişi görevlendirilir. Bunun yapılması bir zorunluktur. Hâkimin böyle
bir konuda kendi kişisel merakı ile bilgi sahibi olması, bilirkişi dinlenmesi zorunluğunu
kaldırmaz. Özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda mutlaka bilirkişinin oy ve görüşüne
başvurulmalıdır. Buna karşılık hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgiyle
çözülmesi mümkün olan konularda asla bilirkişiye gidilmemelidir. Eğer bu yapılacak olursa
bilirkişilik kurumu yozlaştırılmış olur. Hâkim, kendisinin yapması gereken işi bilirkişiye
yaptırmış olur. Hâkim, sadece özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda oy ve görüşünden
yararlanmak için bilirkişiye başvurmak zorundadır. Kararı kendisi verecektir. Ama
uygulamada birçok kez bilirkişi görevlendirmeleriyle ilgili ara kararda “dosyanın bilirkişiye
havalesine” ya da “bilirkişinin dosyayı tetkik ederek rapor tanzimine” karar verildiği
görülmektedir. Bunlar, bilirkişilik kurumunun amacıyla bağdaşmayan uygulamalardır.
Bilirkişiye sorulacak konular belirli olmalıdır. Eğer uyuşmazlığın tamamını bilirkişiye
çözdürmeye kalkarsanız, karar verme yetkinizi bilirkişiye devretmiş olursunuz. Mahkemeler
davaları bilirkişiye havale mercileri değildir. Hâkimler, kendilerinin çözmeleri gereken
uyuşmazlıkları bilirkişiye havale eden memurlar durumunda değildir. O nedenle herşeyden
önce ne zaman bilirkişiye gidilmesi gerektiği, ne zaman bilirkişiye gidilemeyeceği mutlaka
usul kanunlarında açıklıkla belirtilen doğrultuda uygulama konusu olmalıdır.
Çünkü Anayasa’mızda da ifade edildiği gibi yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız
mahkemelerce sağlanır. Şüphesiz bilirkişi de, görevini yaparken tarafsız ve bağımsız olmalıdır.
Ama Anayasal güvence altındaki bağımsızlık, mahkemeler bakımından söz konusudur.
Mahkeme, kendi görevini başka bir kişiye devredemez. Bu, Anayasa’ya aykırı olur. Bilirkişiler
de, hiçbir zaman kendi uzmanlık alanları olan teknik konular dışında hukukî sorunlara çözüm
getirmeye
kalkışmamalıdırlar.
Bunu
yaptıklarında
yetkileri
dışına
çıkmış
olurlar.
Anayasa’mıza göre hiçbir kimse, hiçbir merci Anayasa’dan kaynaklanmayan bir yetkiyi
kullanamaz. Usul kanunları bilirkişiye böyle bir yetki vermemektedir. Dolayısıyla hâkimler,
kanunun vermediği bir yetkiyi iki satırlık bir görevlendirme yazısı ile bilirkişiye veremez. Bu
konu son derece önemlidir. O nedenle bu konunun altını çizmek istiyorum.
Bilirkişilikle ilgili en önemli sorun budur. Suç işleyene ceza verecek, kişiler arasındaki
hukukî uyuşmazlıkları çözecek ve karara bağlayacak olan hâkimdir, bilirkişi değildir. Bilirkişi
görüşü bir delil değildir. Bilirkişi görüşü, delillerin takdiri bakımından sadece bir araçtır. O
nedenle
Hukuk
Usulü
Muhakemeleri
Kanunu’nda
bilirkişinin
görüşünün
hâkimi
bağlamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Hâkim, olayın değerlendirilmesinde, delillerin
takdirinde bilirkişinin görüşünden yararlanacaktır. Bu, özel veya teknik bilgiyi gerektiren
konularda bilirkişinin görüşünden yararlanmadır. Eğer bilirkişinin görüşü kendisinden sorulan
konuya tam açıklık getirmiyorsa ya da bilirkişinin görüşünde çelişki varsa hâkim ek rapor
isteyebilir, çelişkinin giderilmesini isteyebilir. Gerektiğinde yeni bilirkişi görevlendirebilir.
Ama sonunda bundan yararlanarak karar verecek olan hâkimin kendisidir. Hâkim, vereceği
karar için başka hiçbir kimseyi görevlendiremez, kendisi yerine başkasını koyamaz. Aksi
takdirde hâkim, önündeki dosyayı bilirkişiye gönderen bir havale memuru durumuna düşer.
Buna asla müsaade edilemez. Usul kanunlarımız buna müsaade etmemektedir. Zaman zaman
öne sürülen iş yoğunluğu, böyle bir uygulamayı haklı gösteremez. Bu uygulama kesinlikle
yanlıştır.
Öte yandan bilirkişilik, adaletin tam olarak tecellisi için gerekli olan bir kurumdur.
Çünkü hâkim, özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye gitmek zorundadır.
Dolayısıyla bilirkişinin görüşü, adaletin tecellisi, hâkimin hakkaniyete uygun karar verebilmesi
bakımından gereklidir. Ancak bilirkişiliğin yargının gecikmesine, adaletin tecellisinin
gecikmesine yol açmadan yapılması şarttır. Anayasa’mızın 143. maddesine göre davaların
olabildiğince kısa süre içinde ve en az giderle sonuçlandırılması gerekir. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre davaların makul bir süre içinde sonuçlandırılması, adil
yargılanma hakkının önemli bir unsurudur. Çok söylendiği gibi geciken adalet, adalet değildir.
Öyleyse bilirkişi incelemesi, adaletin gecikmesine yol açmamalıdır. O nedenledir ki Hukuk
Muhakemeleri Usulü Kanunu, bilirkişiye verilecek süreyi en çok üç ay; Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu ise, en çok iki ay olarak belirlemiştir. Ama uygulamada bu sürelere uyulmuyor.
Oysa bu sürelerin aşılmaması şarttır. Fakat bilirkişi görevlendirmelerinde çoğu zaman süre
konusunda bir karar verilmediği görülmektedir. Uygulamada bazen dosyalar, aylarca bilirkişi
elinde kalmakta ve mahkemeler bilirkişi raporunun gelmesi için sürekli olarak duruşmayı
erteleme yoluna gitmektedir. Adaletin gecikmesine yol açan bu uygulama hiçbir biçimde
onaylanamaz. O nedenle hâkimlerimizin bilirkişi görevlendirirken mutlaka dosyanın hacmine,
içeriğine göre bir süre belirlemesi ve usul kanunlarımızın aradığı sürelere uyulması zorunludur.
Aksi takdirde davalar uzar ve daha pahalıya mal olur.
Bilirkişiler, uzman kişilerdir. İşte bu uzmanların seçimi de önemli bir konudur. Çoğu
zaman aynı kişilerin birçok konuda, hatta bazen uzmanlıkları dışında bilirkişi olarak
görevlendirildiğini ve bu kişilerin âdeta bir ikinci meslek olarak bilirkişilik yaptıklarını, hatta
bazen bunu asıl meslekleri haline getirdiklerini görüyoruz. Bu da kanunun amacına ters düşen
bir durumdur. Bu bakımdan bilirkişilerin mutlaka belirli niteliklere sahip uzman kişiler
arasından seçilmesini sağlamak zorundayız. Bu amaçla bilirkişi listeleri düzenlenmesi
düşünülebilir. Nitekim yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı’nda bilirkişilikle ilgili
yeni ayrıntılı hükümler arasında bilirkişilerin adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl
hazırlanacak listelerden seçilmesi hükme bağlanmıştır.
Bu günkü Semineri düzenleyen Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve
Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliği TÜRMOB ve bu Seminere katkıda bulunan veya
katılan diğer kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları, birçok uyuşmazlıkta, birçok davada
bilirkişi olarak görev yapabilecek elemanlara sahiptirler. Üyeleri, kendi alanlarında çeşitli
uyuşmazlıkların çözümünde, çeşitli davaların karara bağlanmasında bilirkişi olarak görev
yapabilirler. İşte bunların önceden hazırlanmış listelerden seçilmesi yararlı olabilir. Bu
yapılmadığı takdirde belirli kişilerin mahkemelerle bağlantı kurarak birçok konuda bilirkişi
olarak görev aldıkları görülmektedir. Bu uygulama yanlıştır. Böyle seçilen kişiler, hem
üzerlerindeki aşırı yük dolayısıyla her dosyayı veya dosyada kendilerine sorulan konuyu
gerektiği gibi inceleyememekte, hem zaman zaman uzmanlıkları dışına çıkmak durumunda
kalmaktadırlar. Bu uygulamalara kesinlikle son verilmelidir.
Bu günkü Seminer, uygulamadaki yanlışların düzeltilmesi yolunda önemli bir katkı
sağlayacaktır. Bilirkişilikle ilgili çeşitli sorunlar, burada bilim adamları ve uzmanlarca ortaya
konulacaktır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı ile ilgili Uzmanlar Komisyonu çalışması
tamamlanmıştır. Tasarı, ilgili bakanlıklara ve kuruluşlara görüşlerini bildirmeleri için
gönderilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Usulü Kanunu üzerindeki Uzmanlar Komisyonu
çalışmalara devam etmektedir. Bu toplantıda ortaya konulacak olan görüşler, bu tasarılara son
şekillerinin verilmesinde de önemli katkı sağlayacaktır.
Bilirkişinin hâkim olmadığını, kararı hâkimin vereceğini herkesin bilmesi gerekir.
Bilirkişiler de, kendi özel veya teknik bilgileri dışında görüş beyan etmemek durumundadırlar;
uyuşmazlığın çözümünün hâkime ait olduğunu göz önünde bulundurmak zorundadırlar. O
nedenledir ki bilirkişi görüşü, genel olarak hâkimi bağlamayacağı gibi; bilirkişilerin özel veya
teknik bilgiyi gerektiren konular dışında hukukî konularla ilgili oy ve görüş açıklamaları da,
tamamıyla yetkilerinin dışındadır.
Türkiye’de davaların gerektiğinde bilirkişilerin yardımıyla, ama mutlaka hâkimler
tarafından karara bağlanmasını sağlamak durumundayız. Tersine uygulamalar, hem kanunlara,
hem Anayasa’ya aykırıdır.
Bu Semineri düzenleyen ve böylesine önemli bir konuyu üç gün boyunca tartışmamızı
sağlayan Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları
Birliği’ne, Seminerin düzenlenmesine katkıda bulunan Ankara Barosu’na, Seminere katılan
diğer kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bu Seminerde bildiri sunacak olan değerli bilim adamlarımıza ve uygulamadan gelen
uzmanlarımıza da teşekkür ederim. Seminer’in başarılı ve hukukumuzun gelişmesi yolunda
önemli bir adım olacağı inancıyla hepinizi saygıyla selâmlıyorum.
Download

BİLİRKİŞİLİK Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK Adalet Bakam Sayın