Öğretmen kimdir? Öğretmenden Beklenilen Sorumluluklar Nelerdir?
Nurettin Topçu’dan-2
Sorbon Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olma özelliğini taşıyan, önemli fikir
adamlarımızdan Nurettin Topçu (1909-1975) aynı zamanda bir muallim/öğretmendir. Hayatının
yaklaşık kırk yılını bu meslekte geçirmiş, İstanbul, İzmir ve Denizli’de muhtelif okullarda felsefe,
sosyoloji, mantık ve psikoloji dersleri vermiştir. Hayatı öğrenmek ve öğretmekle geçen Topçu, makale
ve kitaplarında Yarınki Türkiye’yi kuracak, ülkenin ve nesillerin geleceğini en önemli bir mesele olarak
ele alır ve bunu da maarife/eğitime bağlar. Eğitimi sadece öğretim olarak ele almayan Topçu’ya göre
“Eğitim insan yetiştirmektir, insanı inşâ etmektir.” ve öğretmenler bu idealin ustasıdır: “Hayat var
olanı olduğu gibi öğretme kabiliyetidir. Muallim var olması lazım geleni öğretir. Realitenin üstadı
bizzat kendisidir, idealin üstadı ise muallimdir.” Topçu’nun “Maarif dâvamızın yapıcı ve en esaslı
unsuru” diye tanımladığı öğretmen, “kutsal bir görevi yüklenmiş çile insanıdır.” ve “O, nitelikli bir
kişiliğe sahip olmak zorundadır.”
Geleceğin tohumlarını eken
Bir Çin atasözünde “Bir yıllık varlık isteyen buğday, on yıllık varlık isteyen ağaç, yüz yıllık varlık
isteyen insan yetiştirir.” demektedir. Nurettin Topçu da “Gençlik geleceğin tohumudur. Bu tohumun
özüne bakarak yarınımızı keşfetmek müşkül olmayacaktır.” diyerek toplumun geleceğini bugünkü
nesillere bağlar: “Her cemiyet, kendi gençliğinin çehresinde değer kazanır. Milletin hayatı içinde
bütün gençliğinin varlığı barınmaktadır.”
Topçu’ya göre toplumların hatta insanoğlunun adeta kaderini belirleyen “Âdemoğlunu, beşikten
alarak mezara kadar götürüp teslim eden, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan muallimdir.
Kaderimizin hakikatinin işleyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin çevrildiği her yönde kurucusu
odur. Fertler gibi, nesiller de onun eseridir. Farkında olsun olmasın, her ferdin şahsi tarihinde
muallimin izleri bulunur. Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da muallimlerdir. Muallime değer
verildiği, muallimin hörmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir.”
Medeniyetlerin kurucusu
Topçu, medeniyetleri kuruluşu üzerinde dururken “Yarınki Türkiye’yi nasıl ve kimlerin eliyle
hazırlamalıyız?” sorusuna da cevap mahiyetinde şöyle diyor: “Medeniyetler muallimle kuruldu. Çin
dünyasının kurucuları hakîmlerdi. Mezopotamya medeniyetinin ilk sahipleri pateslerdi. Büyük Yunan
medeniyeti; meydanlarda, pazarlarda gençlere muallimlik yapan feylesofların eseri olmuştur. İslam,
medreselerin çatısı altında üç kıtayı istila etti. Rönesans, üstadların yükselttiği devirdir. Alman
birliğinin kuruluşunda muallimin ön plânda rolü olduğunu biliyoruz. İstiklâl harbimizde, cepheye
sırtında gülle taşıyan köylü kadın kadar istilânın acısını damarlara aşılayan muallimin rolü olmuştur.”
Genel çerçevesiyle muallim
Nurettin Topçu’ya göre muallim, yaşantılarla ideali birleştirir. “Muallimler, hayatla benliğimiz
arasında kürsü kurmuş olan bize daha yakından ve kendi dilimizle öğretici unsurlardır. İyi üstad,
dışımızda yaşananı içimizde hayat yapabilen muallimdir.”
Muallim, bir mum gibi eriyerek çevresini aydınlatabilmek, kendini fedâ edebilmektir. “Muallimlik
sanatı, milletin çocuklarına fedâ olmasını bilmektir. Milletimizin çocuklarına, dünyanın çocuklarına
her gün ruhumuzdan bir parçayı daha aşılamak, bunun için yaşamak ve bu yolda ölmek, bugünkü,
insanları ümitsiz dünyamızın ve çocukları sahipsiz milletimizin beklediği kahramanlıktır.”
Topçu’ya göre tahsil, sıradan ve yapılması kanunen zorunlu bir iş olmanın ötesinde idrak
edilmelidir. İşte muallim, bize eğitimin sadece bir iş değil, bir mefkûre olduğunu öğreten kimsedir.
Muallim, gençlere sadece bilmediklerini öğreten, sadece formüller ezberleten biri değildir. “Muallimi,
her devirde, o devrin ruh ve idealinin hüviyetine bürünmüş görüyoruz. Devirlerin idealizmini
yaşatan muallimlerdir.” Mesleğini sadece maaş endişesiyle ele almaz muallim. Çünkü öğretmenlik,
bir para işi değil, bir ruh işidir. Topçu’ya göre öğretmen başka işlerle uğraşarak himmetini
dağıtmamalıdır. Çünkü “Hepsinin mesleği yalnız muallimlik olan ve bu ulvî vazifeden başka iş
görmeyen idealistler ordusuna sahip olduğumuz gün, ilk zafer borusu” çalınacaktır.
Muallimin ruh yapısı
Nurettin Topçu, “Ruhî varlık halinde bizi yapıp yoğuran ve pek çok mesuliyete sahip olan
öğretmen, nasıl bir insandır, nasıl bir varlık olmalıdır?” sorusuna cevap olarak “Öğretmenin ruh
yapısını meydana getiren karakterleri” şöyle sıralar:
1) Her şeyden evvel muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil,
yapıcısıdır. Seyircisi değil, aktörüdür. O, en doğru, en güzel hayat örneğini yapar, hazırlar, bize sunar;
biz yaşarız. Bizim vazifemiz, bu hayata anlayış katmaktır; anlayışla ona iştirak etmektir. Balını yemeyip
yaptıktan sonra bize bırakan arının bu hareketini şuurlandırıp bir ideal hâline getirirseniz, onda
muallimi bulursunuz. O, ruhumuzdaki kat kat fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu halde, bu
hayatı yaşamayı değil, ona hizmeti tercih ile seçmiş fedakâr varlıktır.
2) Muallim, geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde, buna tahammül etmesini bilen,
tahammül etmesini seven idealcidir, idealinin düşmanları karsısında bile bunlara «Beddua et!»
diyenleri, «Hayır, ben beddua için gönderilmedim!» diye susturarak «Bir gün gelecek, bunlar
dâvamıza en büyük hizmeti yapacaklardır.» diye tebşir eden rahmetler müjdecisidir. Gücümüzün
yetmediği yerde kalbimizin beddualarına, yüzümüzün güldüğü yerde gönlümüzün kin ve nefretlerine
karşı gelerek, bu beddualarla kinleri, içimizdeki gizli kirli bir şeyi yolarak atar gibi, ruhumuzdan sıyırıp
atabilecek el, öğretmenin elidir. «Kime karşı olursa olsun, her düşmanlık, mutlaka kendimize
düşmanlıktır.» itikadını kalbimize muallim sokabilir. Zira böyle bir inanış ve bu inanışla yaşayış, bir
telkinin, bir mücerred düsturun telkininin eseri olamaz. Bu yolda adanmış bütün bir hayat ister. Ve bu
yol, yolcularını saadet kıblesine götürür. Gandi, İngilizlere karşı kinini unutmak için, oruç ibadetine
senelerce nefsini adadı.
Tahammülsüzlüğün, şikâyetin başladığı yerde muallimlik dâvası biter. Muallim, daima
muvaffakiyetsizliğinin, zaaflarının sebebini arayarak kendini düzeltmeye çalışmalıdır. Yine Gandi,
talebesinde hata görürse, bunun sebebi nefsindeki kifayetsizlik olduğunu kabul ederek oruç
tutuyordu. Muallim, kaderin karşısına çıkardığı engellerle mücadele ederken sonuna kadar nefsinden
fedakârlık yapmayı göze alabilen cesur insan olmalıdır.
3 ) Muallimlik sevgi işidir, ruh sevgisidir. Ruhun ulvî olan isteklerine, nefsinden her şeyi feda eden
sevginin ferdi ulaştırdığı örnek insan mertebesidir. İdeale istediğimiz kadar, hatta bizden istenildiği
kadar örnek olmak mecburiyetindeyiz. Muallim halk gibi, her yaşayan gibi yaşayamaz. Herkesin
sevinip güldükleri gibi sevinip gülmemize «bizim bildiklerimiz» mânidir. Peygamberimizin bunu pek
güzel anlatan bir sözü var: «Eğer bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız ve zevklerinizi
yapamazdınız.» Ve bu hale ancak sevgi yolu ile ulaşılıyor. Nefsin aezularından geçme hâli, aşkın
meyvesidir. Ebu Hanife, bir gün Bağdat'ta bir dostuyla beraber dolaşırken, yanlarından geçen gençler
birbirlerine, «Bu adamı görüyor musun? Yatağını toplamış, geceleri uyumuyormuş. Hep ibadet
ediyormuş.» diye söyleşirler. Bunu dinleyen Ebû Hanife yanındaki dostuna, «İşitiyorsun ya, halk
benim hakkımda nasıl düşünüyor. Söyledikleri vârid değil. Ama mademki beni öyle biliyorlar. Bundan
sonra uyumayıp bütün gece ibadet bana vacib oldu.» der ve o günden itibaren yatağını toplar.
Sabahlanan namaz ve ibadetler arasındaki fasılalarda oturduğu yerde uyumakla yetinir.
4) Muallim, hepimizin her an muhtaç olduğu doktordur. İman ve anlayış vasıtaları ile bizi tedavi
eder. Ruhlarımıza sunar ve hakikat âleminden haberler verir. Tehdid ve dayakla öğretmek, muallimin
işi olmadığı gibi içgüdülerimize serbestçe alacağı istikametleri göstermek de muallimin vazifesi
değildir. Birincisi düşmanın, ikincisi dalkavukla hokkabazın işidir.
5) Muallim, insan olan varlığımızı alır, ona sonsuzluk dünyası olan ruhî hayat istasyonlarında yol
alacak kudretin ve değerlerin aşısını yapar. Hayat, var olanı olduğu gibi tanıtmaya kabiliyetlidir.
Muallim var, olması lâzım geleni öğretir. Realitenin üstadı bizzat kendisidir, idealin üstadı ise
muallimdir. Sanatkârın ve bâhusus edebî sanat sahiplerinin bu muallim rolünü yaptıklarını
unutmamak lâzımdır.
Sonuç yerine
“Bilgisizliğin üç çeşidi vardır; gerekeni bilmemek, kötü bilmek, gereksiz şeyi bilmek.” diyen
Topçu’ya göre, “Biliyoruz ki mektep, öğrenme yeridir. Hayatta her gün yeni şeyler öğrenmedeyiz.
Hakka götüren yol diye kendini hakikate adamak, gerçek mektebin yoludur.”
Topçu’ya göre, fena bilgisi zararlıdır: “İnsan bir dereceye kadar öğrendiklerinin de esiridir. İyiyi
bilen iyi olmak ister, fenayı bilen fena olmaya, farkında olsun olmasın, heveslenir. Zira her bilgide bir
cazibe vardır. Bilmek harekete hazırlanmaktır. Fenalığın bilgisinden sonra, fenalıktan kaçınmak için
ayrıca bir mukavemet kuvvetine ihtiyaç vardır. Bu ise insanı yıpratıcıdır.”
İyi bilgiye ulaşmanın önemini vurgulayan Topçu, öğretmenin, irade kabiliyetimizi işleme rolünün
diğerlerinden daha mühim olduğunu belirtir. “Zira, bunda mukadderatımız bahis konusudur. «Nereye
doğru gidelim? Neyi isteyelim?» sorusu, bunu doğuran hareket ihtiyacı, alışkanlıklarımızın terbiyesiyle
gayesine ulaşmaktadır.”
Öğretmeni ruh yapımızın sanatkârı olarak tanımlayan Topçu, “Böyle olunca da ondaki
sakatlıkların hepsinden mesuldür.” diyerek öğretmene sorumluluğunu hatırlatır. “Muallim, hakikatte
doktorumuzdur, disiplin kurucumuzdur, toplum düzenimizin bekçisidir, ekonomik
münasebetlerimizin düzenleyicisidir ve siyasî yaşayışımızın üstadıdır. Zira, bunların hepsinden O,
haberi olsa da, olmasa da mesuldür.”
Kaynak:
Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Hareket Yayınları, İstanbul, Kasım 1970, 2. Baskı
Download

Öğretmen kimdir? Öğretmenden Beklenilen Sorumluluklar Nelerdir?