Büyük Şirk’te Cehalet
Mazeret midir?
Ebu Yusuf
1
Büyük şirkte cehalet mazeret midir?
Büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığını ifade eden ayetler şunlardır.
1- Birinci delil
ِ ‫وإِ ْن أ‬
ِ‫َجرهُ ح ىَّت يسمع َكالَم ه‬
ِ
ِ
‫ك‬
َ ِ‫اّلل ُثُى أَبْلِ ْغهُ َمأ َْمنَهُ َذل‬
ْ ‫ني‬
َ ‫َح ٌد هم َن ال ُْم ْش ِرك‬
َ َ َ ْ َ َ ْ ‫ار َك فَأ‬
َ َ
َ ‫استَ َج‬
‫بِأَنى ُه ْم قَ ْوٌم الى يَ ْعلَ ُمو َن‬
Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa,
Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde
olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. (Tevbe 6)
Bu ayeti kerimede Rabbimiz azze ve elle henüz Allahın kelamını işitmeyen
birilerine bile içindeki oldukları hali anlatarak, onların müşrik olduklarını
bildirmektedir. Şirk işleyen birisine başka hangi isim verilebilir ki. Allah azze ve celle
Cahil olmalarını, onların müşrik olmalarına engel saymamıştır. Bilakis onları hem
cahil hem de müşrik olarak vasıflandırmıştır. Zaten bütün müşrikler cahil değiller mi?
Rabbini tanıyan biri ona şirk koşabilir mi?
2- İkinci delil
Allah (cc) şöyle buyuruyor.
ِ ِ ِ
ِ
ِ ِ ُ ‫ني قَ ْتل أ َْوالَ ِد ِه ْم ُشرَكآ ُؤ ُه ْم لِيُ ْر ُد‬
ْ‫سوا‬
َ ِ‫َوَك َذل‬
ُ ‫وه ْم َوليَ ْلب‬
َ َ ‫ك َزيى َن ل َكث ٍري هم َن ال ُْم ْش ِرك‬
َ
‫اّللُ َما فَ َعلُوهُ فَ َذ ْرُه ْم َوَما يَ ْفتَ ُرو َن‬
‫َعلَْي ِه ْم ِدينَ ُه ْم َولَ ْو َشاء ه‬
“Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar,
çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini
karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen
onları uydurdukları ile baş başa bırak.” (En’am: 137)
Bu ayettte iki delil vardır.
Birincisi: Allah (c.c) ayette söz konusu olan kişileri, kendilerine risalet hucceti
ulaşmaması ve fetret ehli olmalarına rağmen müşrikler olarak isimlendirmiştir.
İkincisi: Allah (c.c)’ın “süslü gösterdi” ve “dinlerini aleyhlerine olacak şekilde
bozup karmakarışık etmek için” sözleri; söz konusu kavmin işlemiş oldukları
amelleri hak olarak gördüklerini ve şirk olmadığını zannettiklerini, ileri gelenlerinin
ise onları saptırmak için şirki hak olarak gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Buna
rağmen Allah (c.c) onların bu cehaletlerini mazeret olarak değerlendirmedi ve ortaya
koydukları amellere göre onlara hükmetti. Yani; onları müşrik olarak vasıflandırdı.
Bu ayete benzer şöyle bir ayet daha vardır:
2
ِ ‫قَ ْد َخ ِسر الى ِذين قَ تَ لُواْ أ َْوالَ َد ُهم َس َف ًها بِغَ ِْري ِعل ٍْم و َح ىرُمواْ َما رَزقَ ُهم ه‬
‫ِتاء َعلَى‬
َ ْ‫اّللُ اف‬
ْ
َ
َ
ُ َ
َ
ِ‫ه‬
ِ
‫ين‬
َ ‫اّلل قَ ْد‬
َ ‫ضلُّواْ َوَما َكانُواْ ُم ْهتَد‬
“İlimsiz olarak sefihlikle (kız) çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine
(helal olarak) rızık verdiği şeyleri Allah’a iftira ederek haram yapanlar, muhakkak
ki ziyana uğradılar. Onlar gerçekten saptılar ve doğru yolu da bulacak
değillerdir.” (En’am 140)
Onların çocuklarını akılsız ve bilgisizce işlemiş oldukları suçtan ötürü
rabbimiz azze ve celle onları mazeretli saymamıştır.
Bu gösteriyor ki; bir ferdin bizatihi o meseleyi bilmesi ve bütün şüpheleri
ortadan kaldırması söz konusu değildir. Yani kişiye huccet ikame edilebilmesi için
huccetin bizzat ona ulaşması, ilim sahibi olması, öğrenmesi ve kafasındaki bütün
şüphelerin kalkması şart değildir. Bu durumda ayetteki söz konusu kimselerin bunu
sefihlikle ve ilimsiz olarak yaptıkları açıktır.
Allah (c.c)’ın şu sözü de bu delile eklenebilir:
ِ ‫ك َك ىذ ى‬
‫ين ِمن قَ ْبلِ ِه ْم‬
َ ِ‫بَ ْل َك ىذبُواْ ِِبَا ََلْ ُُِييطُواْ بِعِل ِْم ِه َولَ ىما يَأِْتِِ ْم تَأْ ِويلُهُ َك َذل‬
َ
َ ‫ب الذ‬
ِ
ِ
‫ني‬
َ ‫فَانظُْر َك ْي‬
َ ‫ف َكا َن َعاقبَةُ الظىال ِم‬
“Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş
olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin
sonunun nasıl olduğuna bir bak.” (Yunus: 39)
Allah (c.c)’ın şu ayeti de bu şekildedir:
‫ال أَ َك ىذبْ تُم بِآيَ ِاِت َوََلْ ُُِتيطُوا ِِبَا ِعل ًْما أَ ىما َذا ُكنتُ ْم تَ ْع َملُو َن‬
َ َ‫َح ىَّت إِ َذا َجا ُؤوا ق‬
“Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman Allah Teâlâ şöyle der; “Ayetlerimi,
hiçbir bilgiyle kavramadığınız halde yalan mı saydınız? Yoksa ne idi o yaptığınız?”
(Neml: 84)
3- Üçüncü delil
ِ
ِ
ِ ‫ََل ي ُك ِن الى ِذين َك َفروا ِمن أَ ْه ِل ال‬
ِ َ‫ْكت‬
ُ‫ني َح ىَّت تَأْتِيَ ُه ُم الْبَ يِهنَة‬
َ ‫ني ُمن َف هك‬
َ ‫اب َوال ُْم ْش ِرك‬
ْ ُ َ
َْ
“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler kendilerine apaçık bir delil
gelinceye kadar küfürlerinden ayrılacak değillerdi. ”(Beyyine: 1)
3
İşte bu ayeti kerime, Rasulullah (s.a.s)’ın gönderilip Kur’an’ı insanlara
açıklamasından önce, insanların küfür ve şirkle vasıflandırıldığını açık bir şekilde
ispat etmektedir.
Ayette geçen “münfekkiin” kelimesini Kurtubi şöyle açıklamıştır:
“Yani küfürlerini bırakacak değillerdir.” (Kurtubi Tefsiri)
İbn Kesir şöyle dedi:
“Mücahid dedi ki:
“Munfekkiine” yani hak kendilerine açıklanıncaya kadar küfürlerini
bırakacak değillerdir.”
Katade de böyle demiştir. Onlara “beyyine” yani Kur’ an gelinceye kadar
küfürlerini bırakacak değillerdir.” (İbn Kesir Tefsiri)
İbni teymiyye rhm şöyle der:
İmam beğavi tefsirinde şöyle der:
“(Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar) Küfürlerini ve şirklerini
bırakacak değillerdir..” sözü gelecek kalıbındadır, manası ise geçmişi ifade
etmektedir. Yani; ta ki onlara beyyine (apaçık deliller) gelinceye kadar...
“Beyyine” yani “apaçık deliller”, Muhammed (a.s)’ dir. Onlara Kur’an’la
gelmiş ve içinde bulundukları sapıklığı ve cehaleti açıklayıp onları imana davet
etmiştir. Böylece Allah (c.c), rasulü vasıtasıyla onları cehalet ve sapıklıktan
kurtarmıştır.” (Mecmuat’ul Fetava c: 16, s: 483-486)
Şevkani şöyle demiştir:
“Vahidi dedi ki:
“Ayetin manası; Muhammed (a.s) Kur’an’la gelerek, içinde bulundukları
sapıklık ve cehaleti açıklayıp onları imana davet edinceye kadar kâfir ve müşriklerin
küfürlerini ve şirklerini bırakmayacaklarını Allah (c.c)’ın haber vermesidir.
Bu; Allah (c.c)’ın, rasulü vasıtasıyla kafir ve müşrikleri, içinde bulundukları
cehalet ve sapıklıktan kurtarma nimetinin açıklanmasıdır.” (Fethu’l-Kadir Tefsiri)
Allah (c.c) bu ayette risalet hucceti gelmeden önce şirk işleyen araplara ve küfür
işleyen ehli kitaba kâfir ve müşrik hükmünü vermiştir.Yani bir kişi şirk işlerse müşrik
olduğuna hüküm verilir. Bu hüküm zahire göre verilen bir hükümdür ve insanlar bu
zahiri durumlarına göre dünyadan ayrılırlar. Tabi ki bu hüküm verilirken; kişinin
ilmine, kendisine ilmin ulaşıp ulaşmadığına, inat edip etmediğine, cehaletine,
taklidine, kendisine huccet ikame edilip edilmediğine bakılmaksızın verilen bir
4
hükümdür. Zira ister huccet kendisine ikame edilsin ister edilmesin, ister cahil olsun
ister olmasın, ister inat ederek yapsın, ister inat etmeyerek yapsın, kim şirk işlerse
dünyada zahire göre müşrik hükmünü alır.
4- Dördüncü delil
ِ ‫صيب ُهم ُّم‬
ِ
‫وال فَ نَتىبِ َع‬
ً ‫ْت إِلَْي نَا َر ُس‬
ْ ‫صيبَةٌ ِِبَا قَ ىد َم‬
َ ‫ت أَيْ ِدي ِه ْم فَ يَ ُقولُوا َربىنَا لَ ْوَال أ َْر َسل‬
َ ُ‫َولَ ْوَال أَن ت‬
ِ
ِ
‫ني‬
َ ِ‫آيَات‬
َ ِ‫ك َونَ ُكو َن م َن ال ُْم ْؤمن‬
“Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz!
Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık”
diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.” (Kasas: 47)
İmam Taberi dedi ki:
“Allah (c.c) ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Eğer seni kendilerine rasul olarak gönderdiğim o kimselere, seni
onlara rasul olarak göndermeden önce Rablerini inkâr etmeleri, aşırı günah
kazanmaları ve isyanda ileri gitmeleri yüzünden ceza verseydik ya da azaba
uğratsaydık:
”Rabbimiz! Bize gazab edip azabınla zelil etmeden önce bir rasul gönderseydin;
şüphesiz biz de senin rasulüne indirdiğin delillerine yani kitabına uyar, senin
uluhiyyetine iman edip emrettiğin ve yasakladığın şeylerde rasulünu tasdik
edenlerden olurduk” diyecek olmasalardı, seni onlara rasul olarak göndermeden önce
işledikleri şirkler yüzünden onları azaba uğratırdık. Fakat biz seni onlara rasul olarak
gönderdik ki küfürlerine karşı onları uyarasın ve böylece rasullerden sonra insanların
Allah (c.c)’a karşı öne sürebilecekleri bir delili olmasın.” (Taberi Tefsiri)
İbn Kesir dedi ki:
“Biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki onlara hucceti ikame edesin. Böylece
işledikleri küfürler sebebiyle başlarına bir azab geldiğinde kendilerine bir rasul ve
uyarıcı gelmediğini bahane edemesinler.” (İbn Kesir Tefsiri)
İmam Begavi dedi ki:
“Başlarına bir musibet geldiğinde...” yani; bir ceza veya kötülük
geldiğinde; “Bizzat kendi yaptıklarından dolayı...” yani; işledikleri küfür ve
günahlar yüzünden; “Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de,
ayetlerine uysak ve mü’minlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı.”
Yani; eğer onlar kendilerine rasul gönderilmemesini mazeret olarak öne sürecek
olmasalardı, onlara azab etmede acele ederdik. (Begavi Tefsiri)
5
“Bu ayeti kerime açıkça gösteriyor ki; Muhammed (s.a.s) rasul olarak
gönderilmeden önce de Allah (c.c)’a şirk koşanları müşrik sıfatıyla vasfetmiştir. Fakat
onların işledikleri şirk yüzünden azab görmeleri meselesine gelince; bunun için onlara
rasul gönderilip Kur’an-ı kerim vasıtasıyla huccetin ikame edilmesine ihtiyaç vardır.
Ancak o zaman onların Allah (c.c)’a karşı sunacak mazeretleri kalmaz.
Bununla birlikte selef, kendilerine huccet ikame edilmeden önce de onların
müşrik ve kâfir olduklarında, müslüman olmadıklarında ittifak etmiştir. Fakat
kendilerine huccet ikame edilinceye ve rasul gönderilinceye kadar işlemiş oldukları
küfür ve şirk sebebiyle azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusunda selef âlimleri
ihtilaf etmiştir.
İslam’daki açık ve kapalı meseleler hakkında bazı İslam
âlimlerinin nakillerini şu şekilde sıralayabiliriz.
İmam suyuti bu konuda şöyle söylemektedir:
ٍِ
ِ ِِ ِ
ِ
ِ ‫ب الن‬
‫ َّإَّل أَ ْن‬،‫ ََلْ يُ ْقبَ ْل‬.‫َّاس‬
ُ ‫ُك ُّل َم ْن َجه َل ََْت ِرميَ َش ْيء ِمَّا يَ ْش ََت ُك فيه َغال‬
ِ
ِ
ٍ َ ِ‫ أَو نَشأَ بِب ِادي ٍة بع‬،‫اْلس ََلِم‬
ِ‫ي ُكو َن قَ ِريب َع ْه ٍد ب‬
ِ
‫ َكتَ ْح ِرِمي‬:‫ك‬
ْ
َ ‫يدة ََيْ َفى ف َيها ِمثْ ُل َذل‬
َ
ْ
َ َ َ
ْ
َ
َ
ِ
‫ َوالْ َقْت ِل‬،‫الص ْوِم‬
ْ ‫الس ِرقَِة َو‬
َّ ‫ َو ْاْلَ ْك ِل ِِف‬،ِ‫الص ََلة‬
َّ ‫ َوالْ َك ََلِم ِِف‬،‫اْلَ ْم ِر‬
َّ ‫ َو‬،‫ َوالْ َقْت ِل‬،‫الزنَا‬
ِ
ِ ‫بِالش‬
ِ
،‫صوبَِة‬
ُ ‫ َوَو ْطء الْ َم ْغ‬.‫ َوََلْ نَ ْعلَم أَنَّهُ يُ ْقتَ ُل بِ َش َه َادتنَا‬،‫ َوقَ َاَّل تَ َع َّم ْدنَا‬،‫َّه َادة إ َذا َر َج َعا‬
َ
ِ َّ ‫ فَِإ ْن َكا َن بِِإ ْذنِِه قُبِل مطْلَ ًقا ; ِْل‬،‫الر ِاه ِن‬
ِ ‫والْمرهونَِة بِ ُد‬
‫ك ََيْ َفى َعلَى‬
َّ ‫ون إ ْذ ِن‬
َ ‫َن َذل‬
َُْ َ
َُ
.‫الْ َع َوام‬
İlminde insanların çoğunluğunun müşterek olduğu haramlarda cahil
olan kimsenin mazereti kabul edilmez. Ancak yeni İslam’a giren veya
âlimlerden uzak bölgelerde yetişen kimseler bundan istisna edilirler. Örneğin
zinanın, adam öldürmenin, hırsızlığın, içkinin, namazda konuşmanın, oruçta
yemek yemenin, bir kişinin cinayet suçunu işlediğine dair şahitlik yapan
kimsenin öldürülmesi durumunda, şahit şahitliğinden döner ve diğer şahitle
birlikte: ‘Biz yalan söyledik. Bu adamın bizim şahitliğimizle öldürüleceğini
zannetmiyorduk demenin, gasb edilen mala ve rahinin izni olmadan rehne
dokunmanın haram olduğunu bilmeyenler gibi. Çünkü bütün bunlar avamın
üzerinde kapalı olabilecek meselelerdir. (el-aşbah wen-nezair sayfa 220)
İmam Nevevi (rhm) bu konuda şöyle söylemektedir:
6
‫ِ ِ‬
‫فَِإ ْن قِيل َكيف تَأ ََّولْت أَمر الطَّائَِف ِة الَِِّت منَ ع ِ‬
‫ت َّ‬
‫ت‬
‫َ ْ َ‬
‫الزَكا َة َعلَى الْ َو ْجه الَّذي َذ َهْب َ‬
‫ََ‬
‫َ َْ‬
‫الزَكاةِ‬
‫ِ‬
‫إِلَي ِه وجع ْلتَ هم أَهل ب ْغ ٍي وهل إِ َذا أَنْ َكر ِ ِ‬
‫ِِ‬
‫ض َّ‬
‫َْ‬
‫ت طَائ َفةٌ م َن الْ ُم ْسلم َ‬
‫ني ِِف َزَماننَا فَ ْر َ‬
‫ْ َ ََ ُ ْ ْ َ َ ََ ْ‬
‫ِ ِ‬
‫ض‬
‫َو ْامتَ نَعُوا م ْن أ ََدائ َها يَ ُكو ُن ُح ْك ُم ُه ْم ُح ْك َم أ َْه ِل الْبَ ْغ ِي قُ ْلنَا ََّل فَِإ َّن َم ْن أَنْ َكَر فَ ْر َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫َّ ِ‬
‫ِِ‬
‫ِ‬
‫ك أَنَّ ُه ْم‬
‫ني َه ُؤََّلء َوأُولَئِ َ‬
‫ني َوالْ َفْر ُق بَ ْ َ‬
‫الزَكاة ِِف َهذه ْاْل َْزَمان َكا َن َكافًرا بِِإ ْْجَ ِاع الْ ُم ْسلم َ‬
‫اب وأُموٍر ََّل ََي ُد ُ ِ‬
‫ان ِمْن ها قُرب الْعه ِد بِزم ِ‬
‫الزم ِ‬
‫إََِّّنَا عُ ِذروا ِْل ْ ٍ‬
‫ان‬
‫ْ‬
‫َ ْ ُ َ ْ ََ‬
‫ث مثْ لُ َها ِِف َه َذا ََّ‬
‫َسبَ َ ُ‬
‫ُ‬
‫الش ِر َيع ِة الَّ ِذي َكا َن ي َقع فِ ِيه تَْب ِديل ْاْلَ ْح َك ِام بِ‬
‫َّس ِخ َوِمْن َها أ َّ‬
‫َن الْ َق ْوَم َكانُوا ُج َّه ًاَّل‬
‫ن‬
‫ال‬
‫َّ‬
‫َ ُ‬
‫ْ‬
‫ُ‬
‫بِأُموِر ِ‬
‫الدي ِن وَكا َن َع ْه ُد ُه ْم بِ ِْ‬
‫اْل ْس ََلِم قَ ِريبًا فَ َد َخلَْت ُه ُم الشُّْب َهةُ فَعُ ِذ ُروا فَأ ََّما الْيَ ْوَم َوقَ ْد‬
‫ُ‬
‫َ‬
‫ِِ‬
‫اع ِدين ِْ ِ‬
‫ني عِ ْلم وج ِ‬
‫وب َّ‬
‫اص‬
‫الزَكاةِ َح ََّّت َعَرفَ َها ْ‬
‫اْلَ ُّ‬
‫استَ َف َ‬
‫اْل ْس ََلم َو ْ‬
‫اض ِِف الْ ُم ْسلم َ ُ ُ ُ‬
‫َش َ ُ‬
‫ِِ ِ‬
‫ِ‬
‫اَل و ْ ِ‬
‫ك‬
‫َح ٌد بِتَأْ ِو ٍيل يَتَأ ََّولُهُ ِِف إِنْ َكا ِرَها َوَك َذل َ‬
‫اْلَاه ُل فَ ََل يُ ْع َذ ُر أ َ‬
‫َوالْ َع ُّام َوا ْشتَ َرَك فيه الْ َع ُ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫ْاْلَمر ِِف ُك ِل من أَنْ َكر َشيئًا ِِمَّا أ ْ ِ‬
‫َْجَ َعت ْاْل َُّمةُ َعلَْيه م ْن أ ُُموِر الدي ِن إِذَا َكا َن ع ْل ُمهُ‬
‫َْ َ ْ‬
‫ُْ‬
‫الصلَو ِ‬
‫ِ‬
‫اْلَ ْم ِ‬
‫ص ْوِم َش ْه ِر رمضان واَّلغتسال من اْلنابة وَترمي الزىن‬
‫ات ْ‬
‫س َو َ‬
‫ُمْنتَشًرا َك َّ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫اْلم ِر ونِ َك ِ ِ‬
‫ِ‬
‫يث َع ْه ٍد‬
‫َح َك ِام إََِّّل أَ ْن يَ ُكو َن َر ُج ًَل َحد َ‬
‫اح ذَ َوات الْ َم َحا ِرم َوََْن ِوَها م َن ْاْل ْ‬
‫َو َْ ْ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫بِ ِْ‬
‫اْل ْس ََلِم َوََّل يَ ْع ِر ُ‬
‫ف ُح ُد َ‬
‫ودهُ فَِإنَّهُ إِ َذا أَنْ َكَر َشْيئًا مْن َها َج ْه ًَل بِه ََلْ يَ ْك ُفْر َوَكا َن َسبِيلُهُ‬
‫سبِيل أُولَئِك الْ َقوِم ِِف ب َق ِاء اس ِم ِ‬
‫ِِ‬
‫الدي ِن َعلَْي ِه فَأ ََّما َما َكا َن ِْ‬
‫وما ِم ْن‬
‫َ َ َ ْ َ ْ‬
‫اْل ْْجَاعُ فيه َم ْعلُ ً‬
‫اح الْ َمْرأَةِ َعلَى َع َّمتِ َها َو َخالَتِ َها َوأ َّ‬
‫َن الْ َقاتِ َل َع ْم ًدا ََّل‬
‫اص ِة َكتَ ْح ِرِمي نِ َك ِ‬
‫طَ ِر ِيق ِعلْ ِم ْ‬
‫اْلَ َّ‬
‫ث وأ َّ ِ ِ‬
‫الس ُدس وما أَ ْشبه ذَلِ َ ِ‬
‫َح َك ِام فَِإ َّن َم ْن أَنْ َكَرَها ََّل يَ ْك ُفُر بَ ْل‬
‫َن ل ْل َجدَّة ُّ َ َ َ َ َ‬
‫ك م َن ْاْل ْ‬
‫يَِر ُ َ‬
‫ي ع َذر فِيها لِع َدِم ِ‬
‫اض ِة ِع ْل ِم َها ِِف الْ َع َّام ِة‬
‫است َف َ‬
‫ُْ ُ َ َ ْ‬
‫‪İmam Nevevi (rhm) sahabe asrında zekâtı vermeyenlerle Onun‬‬
‫‪zamanında vermeyenleri birbirinden ayrı tutarak şunları söylemektedir: “Eğer‬‬
‫‪‘bahsettiğin şekilde zekâtı vermeyen grubun durumunu nasıl tevil edipte onları‬‬
‫‪bağilerden saydın? Zamanımızda Müslümanlardan bir grup zekâtın farzlığını‬‬
‫‪inkâr edip onu vermekten imtina ederlerse onların hükümleri de bağilerin‬‬
‫‪hükümleri gibi mi olur?’ denilirse şöyle deriz: Hayır, bu zamanda zekâtın‬‬
‫‪farzlığını inkâr eden bir kimse Müslümanların icması ile kâfir olur. Bu ikisi‬‬
‫‪arasındaki fark; onların, bu zamanda bulunmayan bazı nedenlerle mazur‬‬
‫‪olabilmeleridir.‬‬
‫‪- Nesh ile şer’i hükümlerde değişikliğin olabileceği döneme çok yakın‬‬
‫‪olmaları‬‬
‫‪7‬‬
- O insanlar dini meselelerinin cahilleri idiler. Daha henüz İslam’a yeni
girmişlerdi ve içlerine giren şüpheden dolayı mazur oldular. Bugün ise İslam
yaygınlaşmıştır. Müslümanlar arasında zekâtın vacip oluşu neredeyse herkes
tarafından bilinmektedir. Hatta avam ve özel insanlar, âlimler ve cahiller bile
bunu bilmektedir. Hiç kimse bunu inkâr ederken yaptığı tevilden dolayı mazur
olamaz.”
Dinde üzerinde icma olunan meseleler, örneğin beş vakit namaz,
Ramazan orucu, cünüplükten gusletmek, zinanın, içkinin ve zevatulmeharimden olan akrabalarla evliliğin haramlığı vb. hükümleri inkâr eden kâfir
olur. Ancak İslam’a yeni girmiş, sınırlarını bilmeyen kimse bundan istisna edilir.
Zira bu kimse bunlardan bir şeyi inkâr edecek olursa tekfir edilmez ve onun
yolu, din isminin üzerinde devam ettiği kimselerin yolundadır. Eğer var olan
icma, yalnızca özel bir kesim tarafından biliniyorsa, örneğin kadının halası veya
teyzesi üzerine evlenmesi, kasıtlı olarak öldüren kimsenin mirasçı olamayacağı,
nenenin mirastan altıda bir pay alacağı vb. meseleleri inkâr eden bir kimse
tekfir edilmez. Bilakis insanlar arasında ilmi yaygın olmadığından dolayı mazur
sayılırlar.(Şerhi Müslim, Nevevi: 1/205)
İmam Şafii rhm bu konuda şöyle diyor:
ِ
ِ
‫ب على الناس ِف العلم؟‬
ُ ‫ ما الع ْل ُم؟ وما ََي‬:‫ فقال يل قائل‬:"‫قال "الشافعي‬
ِ
ٍ َّ ‫ علم‬:‫ العلم ِع ْلمان‬:‫فقلت له‬
.ُ‫غري مغلوب على ع ْقلِه َج ْهلُه‬
َ ً‫ َّل يَ َس ُع بالغا‬،‫عامة‬
ُ
ِ :‫قال‬
‫ومثْل ماذا؟‬
ِ َّ ‫ مثل‬:‫قلت‬
‫وحج البيت‬
َّ ،‫شهر رمضا َن‬
ْ ‫صوم‬
َ ‫ وأن هلل على الناس‬،‫الصلَ َوات اْلمس‬
ُ
ِ ‫حرَم عليهم‬
‫ وما‬،‫اْلمر‬
َّ ‫ وأنه‬،‫ وزكا ًة ِف أمواهلم‬،‫إذا استطاعوه‬
َّ ‫الزنا والقْتل و‬
ْ ‫الس ِرقة و‬
ِ
ِ ِ
ِ
‫ويعملوه ويُ ْعطُوه ِمن أنفسهم‬
ُ ‫ف الع‬
َ ‫ ِمَّا ُكل‬،‫كان ِف معىن هذا‬
ْ ‫باد أ ْن يَ ْعقلوه‬
.‫حرَم عليهم منه‬
َّ ‫ وأن يَ ُك ُّفوا عنه ما‬،‫وأمواهلم‬
ِ ‫وهذا‬
ِ ‫عاما عْند‬
‫أهل‬
ًّ َ‫الصْنف كلُّه ِمن العلم موجود ن‬
ًّ ً‫وموجودا‬
ْ ،‫صا ِف كتاب هللا‬
‫ وَّل‬،‫ ََْيكونه عن رسول هللا‬،‫ ينقله َع َو ُّامهم عن َمن مضى من عو ِامهم‬،‫اْلسَلم‬
.‫يتنازعون ِف حكايته وَّل وجوبه عليهم‬
ِ ‫وهذا العلم العام الذي َّل ميكن فيه الغلط‬
‫ وَّل َيوز‬،‫التأويل‬
‫َّل‬
‫و‬
،‫اْلرب‬
‫ن‬
‫م‬
ُ
.ُ‫فيه التنازع‬
‫ فما الوجه الثاين؟‬:‫قال‬
8
‫ ِما‬،‫ص به ِمن اْلحكام وغريها‬
ُّ َ‫ وما َُي‬،‫وب العِباد ِمن فُروع الفرائض‬
ُ ُ‫ ما يَن‬:‫قلت له‬
‫ وإن كانت ِف شيء منه سنةٌ فإَّنا هي‬،‫نص سنَّة‬
ُّ ‫ وَّل ِف أكثره‬،‫نص كتاب‬
ُّ ‫ليس فيه‬
ِ
ِ
.‫ياسا‬
َّ ‫أخبار‬
َّ ‫ َّل أخبا ِر‬،‫اْلاصة‬
ْ ‫من‬
ً ‫ وما كان منه َيتمل التأويل ويُ ْستَ ْد َرُك ق‬،‫العامة‬
İmam Şafii şöyle diyor:
İmam şafi rhm birisi bana
-ilim nedir ve insanlara vacip olan ilimler nelerdir. Diye sordu.
Bende ona dedim ki;
-İlim iki türlüdür:
1-Aklı yerinde olan hiç kimsenin cahili olamayacağı genel ilimler.
-Ne gibi. Dedi
-Örneğin, beş vakit namaz, ramazan orucunun farz oluşu, gücü
yetenlerin haccetmeleri, mallarının zekâtlarını vermeleri, zinanın, adam
öldürmenin, hırsızlığın ve içkinin haram oluşu ve bu bağlamda, kulların anlayıp
amel ederek nefislerini ve mallarını vermeleri ve haramlardan da el çekmekle
mükellef tutuldukları diğer şeyler. Bu türden ilimler, Allah’ın kitabının
nasslarında ve İslam ehlinin yanında genel olarak bulunmaktadır. Bu tür
ilimleri, avam kendilerinden öncekilerden nakleder ve Resulullah (sallallahu
aleyhi ve sellem)’tan aktarırlar Bunların aktarılmasında ve üzerlerine
gerekliliğinde tartışmaya bile girmezler. Bu türden olan ilimlerde yanılma, tevil
veya çekişmeye girmek caiz değildir.
-İkincisi tür ilim hangisidir. Dedi
2- Kulların sorumlu tutuldukları farzların füruları, özel hükümler ve
hakkında kitapta veya sünnette bir nass bulunmayan ya da bulunsa da göze
çarpmayan avamı ilgilendirmeyip özel insanların ilgilendiği, te’vil ve kıyası
barındıran ilimlerdir. (Er-Risale; İmam Şafii: (s.357-360)
Şeyhu’l-islam İbn Teymiyye: “Bazı sözler küfür olabilir. Örneğin
Allah’ın konuşmayacağını söyleyen ve ahirette görmeyeceğini iddia eden
Cehmiyyeler gibi. Ancak bazı insanlara bunun küfür olması kapalı olabilir.
Genel anlamda bu sözü söyleyenin küfrü açıklanılır. Selefin: “Kuran mahlûktur
diyen kâfir olmuştur, Allah ahirette görülmeyecektir diyen kâfir olmuştur”
sözlerinde olduğu gibi. Muayyen şahıs hüccet ikame edilene kadar tekfir
edilmez.(El-İmanu’l-Avsat: s.161)
Şeyhu’l-islam İbn Teymiyye:
9
: ‫يقول شيخ اإلسالم ابن تيمية‬
ِ
ِ ‫وه َذا إذَا َكا َن ِِف الْم َق َاَّل‬
ِ
ٌّ ‫ض‬
‫ال ََلْ تَ ُق ْم َعلَْي ِه‬
ْ ‫ت‬
ُ ‫اْلَِفيَّ ِة فَ َق ْد يُ َق‬
َ ‫ إنَّهُ ف َيها ُمُْط ٌئ‬:‫ال‬
ََ
َ
ِ َّ‫احب ها؛ لَ ِك َّن َذلِك ي َقع ِِف طَوائِف ِمْن هم ِِف ْاْلُموِر الظ‬
ِ ‫ا ْْل َّجةُ الَِِّت ي ْك ُفر‬
‫اهَرةِ الَِِّت‬
َُ ‫ص‬
َ ُ َ
ُ
ُ
ُ َ َ
ُْ َ َ
ِ ِ
ِ َّ ‫اْل‬
ِِ
ِِ
‫َّص َارى‬
َْ ‫تَ ْعلَ ُم الْ َع َّامةُ َو‬
ُ ‫ني؛ بَ ْل الْيَ ُه‬
َ ‫ني أَنَّ َها م ْن دي ِن الْ ُم ْسلم‬
َ ‫اصةُ م ْن الْ ُم ْسلم‬
َ ‫ود َوالن‬
ِ‫اَّلل‬
َّ ‫ أ‬:‫يَ ْعلَ ُمو َن‬
َّ ِ‫ث ِِبَا َوَك َّفَر ُُمَالَِف َها؛ ِمثْ ُل أ َْم ِرهِ بِعِبَ َادة‬
َّ ‫صلَّى‬
َ ِ‫اَّللُ َعلَْي ِه َو َسلَّ َم بُع‬
َ ‫َن ُُمَ َّم ًدا‬
ِ ِ
ِ َِّ ‫يك لَه ونَهيه عن ِعبادةِ أَح ٍد ِسوى‬
ِ
ِ ‫َّم‬
‫س‬
َ ِ‫اَّلل م ْن الْ َم ََلئ َكة َوالنَّبِي‬
ْ ‫ني َوالش‬
َ َ َ َ ْ َ ُ ُ ْ َ ُ َ ‫َو ْح َدهُ ََّل َشر‬
ِ
ِ‫اْل ْس ََلِم وِمثْل أ َْم ِره‬
ِ ِ‫والْ َقم ِر والْ َكواك‬
ِْ ‫ك؛ فَِإ َّن َه َذا أَظْ َهر َش َعائِِر‬
َ ‫َصنَ ِام َو َغ ِْري َذل‬
ْ ‫ب َو ْاْل‬
َ َ َ َ
ُ
ُ َ
ِ ِ ِِ
ِ ‫الصلَو‬
ِ ِ
ِ
ِ
ِ
ِ ‫اْلَ ْم‬
‫َّص َارى‬
ْ ‫ات‬
َ ‫س َوإَِيَابِه َهلَا َوتَ ْعظي ِم َشأِْنَا َومثْ ُل ُم َع َاداته ل ْليَ ُهود َوالن‬
َ َّ ‫ب‬
ِ ‫وس وِمثْل ََْت ِرِمي الْ َفو‬
ِ َّ ‫والْم ْش ِركِني و‬
ِ ‫ش َو‬
ِ ‫اح‬
ِ
‫اْلَ ْم ِر َوالْ َمْي ِس ِر َوََْن ِو‬
ْ ‫الربَا َو‬
َ ‫الصابِئ‬
ََ ُ َ
َ
ُ َ ‫ني َوالْ َم ُج‬
ِ
ِ
ِ ِ ِ
ِِ
ِ ِِ ِ
‫ين‬
َ ‫ َذل‬54/4
َ ‫ ُُثَّ ََت ُد َكث ًريا م ْن ُرَؤ َسائه ْم َوقَعُوا ِف َهذه ْاْل ُُمور فَ َكانُوا ُمْرتَد‬.‫ك‬
‫مجموع الفتاوى‬
Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’nin, cehaletin mazeret olmayacağı açık
meseleler ile kapalı olan meseleleri birbirinden ayırt ettiğine dair açık sözleri
bulunmaktadır. Kelamcıları zemmederken şunları söylüyor:
“Bu, eğer kapalı olan meselelerde olursa şöyle denilebilir: Sahibini küfre
sokacak olan hüccet ikame edilmediğinden dolayı hata etmiştir ve sapmıştır.
Fakat bu durum, onların bazı gruplarından, Müslümanların avam-havas
herkesin bunun İslam dininden olduğunu bildiği meselelerde olmaktadır. Hatta
Yahudi ve Hıristiyanlar bile Muhammed’in bununla gönderildiğini ve
muhaliflerini tekfir ettiğini bilmektedirler. Örneğin, ortağı olmayan ve tek olan
Allah’a ibadeti emretmesi, Allah’ın dışında; meleklere, peygamberlere, güneşe,
aya, yıldızlara, putlara vb. ibadet edilmesini yasaklaması gibi. Zira bunlar
İslam’ın en belirgin şiarlarıdır. Yine beş vakit namazı emretmesi, Yahudilere,
Hıristiyanlara, müşriklere, Sabiinlere ve Mecusilere düşmanlığı emretmesi, aynı
şekilde fuhşu, faizi, içkiyi, kumarı vb. haram kılması gibi. Sonra onların
liderlerinden birçoğunun bu durumlara düştüklerini ve böylece mürted
olduklarını görmekteyiz.” (Mecmuu’l-Fetava: (4/54)
Şeyh Muhammed b. Abdulvahab başka şunları söylüyor: “Muayyen bir
şahıs, küfrü gerektiren bir söz söylediğinde; terk edenin küfre gireceği hüccet
ikame edilene dek küfrüne hükmolunmaz. Bu, delilleri bazı insanlara kapalı
olabilecek hafi olan meselelerde geçerlidir. Onlardan vuku bulan, açık ve zahir
meseleler veya dinde bilinmesi zorunlu meseleler olursa, bunu söyleyen
kimsenin küfründe duraksama yapılmaz. (Ed-Durerus-seniyye: (8/244)
10
Kendisine davet ulaşmamış olan kişilerin Allah hakkındaki cehaletinin küfür
sayılacağı konusunda Mervezi (v.492 ), “Ta’zimu Kadr’is Salât” adlı eserinde
hadis ehlinden bir cemaatin şöyle dediğini nakletmektedir:
ِ ِ‫ َوَكا َن الْ َع َمل بِالْ َفَرائ‬،‫ َوا ْْلَ ْهل بِِه ُك ْفًرا‬،‫اَّللِ إِميَانًا‬
،‫ض إِميَانًا‬
َّ ِ‫ َولَ َّما َكا َن الْعِْل ُم ب‬:‫قَالُوا‬
ُ
ُ
ِ ‫وهلا لَيس بِ ُك ْف ٍر وب عد نُز‬
ِ ‫اْلهل ِِبا قَبل نُز‬
َّ ‫س بِ ُك ْف ٍر ِْل‬
‫َن‬
‫ي‬
‫ل‬
‫ا‬
‫ه‬
‫ل‬
‫م‬
‫ع‬
‫ي‬
‫َل‬
‫ن‬
‫م‬
‫ا‬
‫وهل‬
ْ
َ
َ
َ
ْ
َ
ْ
َ
ْ
ْ
ُ
ُ َ ْ َ ُ ْ َْ ‫َو‬
َ
ْ
َ
َ
َ
ْ
َ
َ
َ
َ
َِّ ِ‫اَّللِ صلَّى هللا علَي ِه وسلَّم قَ ْد أَقَ ُّروا ب‬
ِ
َّ ‫ث‬
َ ‫اَّلل ِِف أ ََّوِل َما بَ َع‬
ْ‫أ‬
ُ‫اَّللُ َر ُسولَه‬
َ ‫َص َح‬
َ َ َ ْ َ ُ َ َّ ‫اب َر ُسول‬
ِ
ِ
ِ
‫ك فَلَ ْم‬
َ ‫ت َعلَْي ِه ْم بَ ْع َد ذَل‬
َ ‫ض الَِِّت افْ َُِت‬
ْ‫ض‬
َ ‫ َوََلْ يَ ْع َملُوا الْ َفَرائ‬،‫صلَّى هللاُ َعلَْيه َو َسلَّ َم إِلَْي ِه ْم‬
َ
ِ
ِ ِِ
‫ض فَ َكا َن إقْ َر ُارُه ْم ِِبَا َوالْ ِقيَ ُام‬
َّ ‫ ُُثَّ أَنْ َزَل‬،‫ك ُك ْفًرا‬
َ ‫يَ ُك ْن َج ْهلُ ُه ْم َذل‬
َ ‫اَّللُ َعلَْي ِه ْم َهذه الْ َفَرائ‬
ِ ْ‫ ولَو ََل يأ‬،ِ‫اَّلل‬
ِ ِ ِ
ِ
ِ ِ
‫اَّللِ َما‬
َّ ‫ت َخبَ ٌر ِم َن‬
َ ْ ْ َ َّ ‫ َوإََّّنَا يَ ْك ُفُر َم ْن َج َح َد َها لتَ ْكذيبِه َخبَ َر‬،‫ِبَا إميَانًا‬
ِ ِ ِ
ِ ْ ِ‫اْل ِرب من ََل يسمع ب‬
ِ
ِِ
‫ ََلْ يَ ُك ْن‬،‫ني‬
َ ‫اْلََِرب م َن الْ ُم ْسلم‬
ْ َ ْ َ ْ ْ َ ََْ ‫ َوبَ ْع َد ََم ِئ‬،‫َكا َن ِبَ ْهل َها َكافًرا‬
‫اْلََِرب‬
ْ ‫اْلََِرب َوبَ ْع َد‬
ْ ‫اَّللِ ِِف ُك ِل َح ٍال ُك ْفٌر قَ ْب َل‬
َّ ِ‫ َوا ْْلَ ْه ُل ب‬،‫ِِبَ ْهلِ َها َكافًِرا‬
"Allah’a dair ilim, iman; O’nun hakkındaki cehalet ise küfür demektir.
Bunun gibi farzlara dair bilgi, imandır; ancak bunlar hakkında farz
kılınışlarından önceki cehalet ve bunları nazil olduklarından sonra yerine
getirememek ise küfür demek değildir.
Çünkü Resulullah’ın (s.a.v) ashabı, Allah, elçisini onlara ilk gönderdiği
sırada Allah’a imanlarını ikrar ettiler ve lakin bunun akabinde kendilerine farz
kılınan hususları bilemediler. Buna rağmen gelecek olan farzlara dair bu
cehaletleri, küfür olmadı. Akabinde Allah (c.c) onlara farzları indirdi. İşte bu
farzları ikrar etmeleri ve onları yerine getirmeleri iman oldu. Onu inkâr eden
ise Allah’ın haberini yalanladığı için, kâfir olur. Şayet Allah’tan bir haber
gelmemiş olsaydı sırf buna dair cehaleti sebebiyle hiç kimse kâfir olmazdı. Bu
bağlamda haberin gelişinden sonra Müslümanlardan bunu duymayan olursa bu
cehaleti sebebiyle gene kâfir olmamaktadır. Ne var ki Allah’a dair bilgisizlik
(cehalet) her halükarda küfürdür. Bu, ister haberin gelişinden önce
olsun ister sonra.” (Mervezi, Tazim’u Kadr’is Salat, 2/520)
İbn Kayyım rhm bu konuda şöyle söylemektedir;
‫ طبقة املقلدين وجهال الكفرة وأتباعهم ومحريهم الذين هم‬:‫الطبقة السابعة عشرة‬
‫ ومع هذا فهم‬.‫ ولنا أُسوة ِبم‬،‫ إنا وجدنا آباءَنا على أُمة‬:‫معهم تبعاً هلم يقولون‬
ِ
‫كنساء احملاربني وخدمهم وأتباعهم الذين َل‬
،‫متاركون ْلهل اْلسَلم غري ُماربني هلم‬
11
‫ينصبوا أنفسهم لنا نصب له أُولئك أنفسهم من السعى ىف ِ‬
‫إطفاء نور هللا وهدم دينه‬
‫وإمخاد كلماته‪ ،‬بل هم مبنزلة الدواب‪.‬‬
‫وقد اتفقت اْلُمة على أن هذه الطبقة كفار وإن كانوا جهاَّلً مقلدين لرؤسائهم‬
‫وأئمتهم إَّل ما َيكى عن بعض أهل البدع أنه َل َيكم هلؤ ِ‬
‫َّلء بالنار وجعلهم مبنزلة‬
‫من َل تبلغه الدعوة‪ ،‬وهذا مذهب َل يقل به أحد من أئمة املسلمني َّل الصحابة‬
‫وَّل التابعني وَّل من بعدهم‪ ،‬وإَّنا يعرف عن بعض أهل الكَلم احملدث ىف اْلسَلم‪.‬‬
‫واْلسَلم هو توحيد هللا وعبادته وحده َّل شريك له‪ ،‬واْلميان باهلل وبرسوله واتباعه‬
‫فيما جاءَ به‪ ،‬فما َل يأْت العبد ِبذا فليس مبسلم وإن َل يكن كافراً معانداً فهو‬
‫كافر جاهل‪ .‬فغاية هذه الطبقة أِنم كفار جهال غري معاندين‪ ،‬وعدم عنادهم َّل‬
‫َيرجهم عن كوِنم كفاراً فإن الكافر من جحد توحيد هللا وكذب رسوله إما عناداً‬
‫وإما جهَلً وتقليداً ْلهل العناد‪.‬‬
‫فهذا وإن كان غايته أنه غري معاند فهو متبع ْلهل العناد‪ ،‬وقد أخرب هللا ىف القرآن‬
‫ىف غري موضع بعذاب املقلدين ْلسَلفهم من الكفار‪ ،‬وأن اْلتباع مع متبوعيهم‬
‫ِ‬
‫َضلُّونَا فآِتِِ ْم َع َذاباً ِض ْعفاً‬
‫وأِنم يتحاجون ىف النار وأن اْلتباع يقولون‪َ { :‬ربَّنَا َه ُؤَّلء أ َ‬
‫ِمن النَّا ِر‪ ،‬قَ َ ِ‬
‫ف َولِ ِك ْن َّل تَ ْعلَ ُمو َن} [اْلعراف‪، ]83 :‬‬
‫ال ل ُك ِل ِض ْع ٌ‬
‫َ‬
‫ول الض ِ ِ‬
‫استَ ْكبَ ُروا إِنَّا ُكنَّا لَ ُك ْم‬
‫وقال تعاىل‪َ { :‬وإِ ْذ يَتَ َح ُّ‬
‫ين ْ‬
‫اجو َن ِىف النَّا ِر فَيَ ُق ُ َ‬
‫ُّع َفاءُ للَّذ َ‬
‫صيباً ِمن النَّار قَ َ َّ ِ‬
‫تَبعاً فَهل أَنْتُم م ْغنُو َن عنَّا نَ ِ‬
‫استَ ْكبَ ُروا إِنَّا ُكل فِ َيها إِن هللاَ قَ ْد‬
‫َ‬
‫ين ْ‬
‫َ َْ ُْ‬
‫ال الذ َ‬
‫َ‬
‫ني الْعِبَ ِاد} [غافر‪، ]73-74 :‬‬
‫َح َك َم بَ ْ َ‬
‫وقال تعاىل‪{ :‬ولَو تَرى إِذ الظَّالِمو َن موقُوفُو َن عِ َ ِِ‬
‫ض ُه ْم إِ َىل بَ ْع ٍ‬
‫ض‬
‫ند َرِب ْم يَْر َج ُع بَ ْع ُ‬
‫ُ َْ‬
‫َْ َ‬
‫ضعِ ُفوا لِلِ ِذين است ْكب روا لوَّل أَنتم لَ ُكنَّا مؤِمنِني قَ َ َّ ِ‬
‫ين‬
‫ال َق ْوَل يَ ُق ُ‬
‫استُ ْ‬
‫ُْ َ‬
‫ول الذين ْ‬
‫َ ْ َ َُ ْ ُ ْ‬
‫ال الذ َ‬
‫َّ ِ‬
‫صد ْدنَا ُك ْم َع ِن ا ْهلَُدى بَ ْع َد إِ ْذ َجاءَ ُك ْم بَ ْل ُكنتُ ْم‬
‫ََن ُن َ‬
‫استُ ْ‬
‫ضعِ ُفوا أ َْ‬
‫ين استكربوا للذين ْ‬
‫ال ذ َ‬
‫‪12‬‬
ِ ِ ِ ْ ‫ال الَّ ِذين است‬
ِ
‫َّها ِر إِ ْذ تَ ُأمُرونَنَا أن‬
ُ ْ َ َ َ‫ني َوق‬
َ ‫َُْم ِرم‬
ْ ‫ين‬
َ ‫استَ ْكبَ ُروا بَ ْل َم ْكُر اللَّْي ِل َوالن‬
َ ‫ضع ُفوا للَّذ‬
. ]88 -83 :‫نَ ْك ُف ِر بِاهللِ َوََْن َع َل لَهُ أَنْ َداداً} [سبأ‬
Allame İbn Kayyım, Tarik’ul Hicreteyn adlı eserinde mükelleflerin ahiretteki
tabakalarını anlattığı yerde 17. Tabakayı şu şekilde izah etmektedir:
On yedinci tabaya gelince : “Bu tabakayı, kâfirlerin cahil ve mukallitleri, tabileri
ve onlarla beraber hareket eden eşekleri oluşturur. Bunlar önderlerine tabi
olarak şöyle derler:”biz babalarımızı bir din üzere bulduk ve bizde onların
izinden gidenleriz”. Fakat bununla beraber bunlar Müslümanları kendi
hallerine bırakmış ve onlara savaş açmamışlardır. Örneğin Müslümanlara karşı
savaşanların kadınları, hizmetçileri ve onların yaptığı gibi Allah’ın nurunu
söndürmeye, dini yıkmaya ve kelimesini kökünden söküp atmaya çalışmayan
tabileri gibi. İşte bunlar hayvanlar gibidirler.
Muhakkak ki İslam ümmeti, bunların, 0,,,kendi lider ve önderlerini taklid eden
cahiller olsalar dahi kafir oldukları hususunda ittifak etmiştir.Ancak bidat ehli
olan birbirinden şöyle bir görüş hikaye edilmiştir:”Bunların ateşe gireceklerine
hükmedilemez.zira bunlar,davetin ulaşmadığı kimseler konumundadırlar.”
(Burada bahsedilen bidatçı Mutezile’nin imamlarından Cahız’dır.)
Şüphesiz ki, bu görüş, sahabe, tabiin ve onlardan sonra gelmiş olan
Müslümanların imamlarından hiç kimsenin iddia etmediği bir görüştür. Ancak
bu, İslam’da sonradan çıkartılmış olan kelam ehlinden bazılarının görüşüdür.
İslam: Allah ’ı birlemek, sadece O’na ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak
koşmamak, Allah ’a ve Rasulü’ne iman etmek, Rasulun getirdiklerinde ona tabi
olmaktır. Kul bunu yapmadığı sürece Müslüman olamaz. Eğer inatçı ve zorba
kâfir değilse de, en azından cahil kâfirdir.
Netice olarak bu tabaka ehli, inatçı olmayan cahil kâfirdirler. Şüphesiz ki
bunların inatçı olmamaları, kâfir olmaktan onları kurtarmaz. Çünkü kâfir,
Allah’ın birliğini inkâr eden ve Rasulü yalanlayan kimselerdir. Bu bazen inatçı
olmaktan kaynaklanır, bazen de cehaletten ve inat ehlini taklid etmekten
kaynaklanır. İşte ikinci kısımdakiler, her ne kadar inatçı olmasalar da inatçı
olanlara tabi olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde Allah ’ı Teâlâ, kendi
geçmiş ataları olan kâfirleri taklid edenlerin azab edileceklerini, tabi olanların
tabi oldukları kimseler ile beraber cehennemde olacaklarını ve orada
tartışacaklarını haber vermektedir. Tabi olanlar şöyle diyecekler:
”…Ey Rabb’imiz, işte bunlar bizi saptırdı, onlara ateşten bir kat daha azab
ver.(Allah ) buyurur ki:”Her biri için bir kat (azab) vardır. Fakat siz (onu)
bilmezsiniz.”(Araf,38)
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük
taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını
üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler. Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler:
13
“Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında (böyle) hüküm
vermiştir.” (mü’min 47-48)
İnkâr edenler dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan
önceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış olarak
görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip çevirir (birbirlerine
yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki:
"Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk.
Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet
geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu,
günahkârlardınız. Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece
ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eşler
koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını
saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar,
yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?(Sebe 31-32-33) (Tarikul
hicreteyn (iki hicret yolu) 17. tabaka sf 411.)
İmam Ebu Hanife Şöyle demektedir:
ِ
ِ
ِ‫واِذا أشكل على إ‬
‫يعتَقد‬
‫اإل إن َسان َش إيء من دقائق علم التَّ إوحيد فَِإَّنهُ َي إنَبغي لَهُ ان إ‬
َ
‫الص َواب ِع إند هللا تَ َعالَى الى ان يجد َعالما فيسأله َوََل َيسعهُ تاخير‬
َّ ‫ِفي ا إل َحال َما ُه َو‬
ِ ‫وف ِف‬
ِ ُ‫الطّلب وََل يعذر بِا إلوق‬
‫يه َويكفر‬
‫َ إ‬
ُ
Tevhit ilminin inceliklerinden bir mesele kişi için içinden çıkılmaz bir
hal alırsa, ona düşen bir âlim bulup da ona soruncaya dek Allah katında doğru
olan neyse ona inanmasıdır. (Yani ya Rabbi, senin katında doğru neyse ben ona
inanıyorum demesidir.) Bu konunun araştırmasında geciktirme yapması caiz
değildir. Eğer bu hususta duraksarsa yani sonra araştırırım derse mazur olmaz
ve kâfir olur. ” (Fıkhul ekber s.70)
İmam Karrafi şöyle diyor: (maliki mezhebinin imamlarından)
“Bilmelisin ki cehalet iki kısımdır.
ٍ ‫احب الشَّرِع قَ ْد تَسامح ِِف جه َاَّل‬
ِ ‫َن ص‬
‫الش ِر َيع ِة فَ َع َفا َع ْن‬
َّ ‫ت ِِف‬
ََ َ َ َ
ْ َ َ َّ ‫ْاعلَ ْم أ‬
ٍ
ِ ‫ وأ‬،‫مرتَ ِكبِها‬
‫ف َع ْن ُمْرتَ ِكبِ َها‬
ُ ‫َخ َذ ِبَ َه َاَّلت فَلَ ْم يَ ْع‬
َ َ َ ُْ
ِ ‫اْله َاَّل‬
ِ
،‫ت ا ْْلَ ْه ُل الَّ ِذي يُتَ َع َّذ ُر ِاَّل ْحِ ََت ُاز َعْنهُ َع َاد ًة‬
ُ ِ‫ضاب‬
َ ‫َو‬
َ َْ ‫ط َما يُ ْع َفى َعْنهُ م ْن‬
ِ
ُ ‫ َوََّل يَ ُش ُّق ََلْ يَ ْع‬،ُ‫… َوَما ََّل يُتَ َع َّذ ُر اَّل ْحِ ََت ُاز َعْنه‬.
ُ‫ف َعْنه‬
14
ِ ‫ول‬
ِ ً ‫الدي ِن تَ ْش ِد‬
ِ ‫فَِإ َّن‬
ِ ‫َّد ِِف َع َقائِ ِد أُص‬
‫ث‬
ُ ‫يما ِِبَْي‬
َ ‫ب الشَّْرِع قَ ْد َشد‬
ُ
َ
ً ‫يدا َعظ‬
َ ‫صاح‬
ِ ‫اْله ِل عْنه ِِف ِص َف ٍة ِمن ِص َف‬
ِْ ‫إن‬
َّ
‫ات‬
َ ‫استَ ْفَر‬
ُ َ ْ َْ ‫غ ُو ْس َعهُ ِِف َرفْ ِع‬
ْ ‫اْلنْ َسا َن لَ ْو بَ َذ َل َج ْه َدهُ َو‬
ْ
ِ ِ
ِ ِ ‫اىل أَو ِِف شي ٍء ََِيب اعتِ َقاده ِمن أ‬
َِّ
ِ َ‫الديان‬
َ ‫ َوََلْ يَْرتَف ْع َذل‬،‫ات‬
ُ‫ك ا ْْلَ ْه ُل فَِإنَّه‬
ُ ْ ُ ُ ْ ُ ْ َ ْ َ ‫اَّلل تَ َع‬
َ ‫ُصول‬
ِ‫ِآُث َكافِر بِت رِك َذل‬
ِ َ‫اْلمي‬
ِْ ‫ك ِاَّل ْعتِ َق ِاد الَّ ِذي ُهو ِم ْن ُْجْلَ ِة‬
‫ان َوََيْلُ ُد ِِف النِ َري ِان َعلَى‬
َ
َْ ٌ ٌ
َ
‫الْ َم ْش ُهوِر‬
Bil ki Şeriat sahibi bir kısım cehaletlerde müsamahakâr davranıp işleyeni
affetmişken bir kısım cehaletlerde ise işleyeni affetmemiştir.
Affedilen
cehaletlerdir.
cehaletin
kuralı,
genellikle
sakınılması
çok
zor
olan
Sakınılması zor ve meşakkatli olamayan cehaletler affedilmemiştir.
Şeriat sahibi dinin asıllarının itikatla ilgili meselelerinde çok şiddetli
davranmıştır. Şöyle ki, Eğer bir insan çaba harcayıp tüm gücünü ortaya
koyduğunda, Allah’ın sıfatlarından bir sıfatında veya dinin asıllarından
olup itikat edilmesi vacip olan bir meselede, cehaletini kaldırma
imkânına sahipse ama bu cehaletini kaldırmazsa, bu itikadı terk
etmesiyle, -mezhepler arasındaki meşhur olan görüşe göre- ateşte ebedi
kalacak olan günahkâr bir kâfir olur. (El-Furuk”: (2/149-150)
İmam Şevkani: “Halk arasından namazı terk eden bir kimse kâfirdir.
Aynı şekilde namazın ancak kendisiyle tamamlanabildiği rükün ve zikirlerini
yerine getirmeyen kimsede onun hükmündedir. Zira bu kimse üzerine gerekli
olan en önemli farzları ve en önemli vacipleri ihlal etmiştir. Hâlbuki bu kimse, ona namazı öğretecek kimselerin ve imkânın bulunmasına rağmen- namazın
ancak onunla sahih olabileceği şeyleri bilmemektedir.” (erresailu-sselefiyye fi
ihyai sünneti hayril beriye s29)
İmam Şafi (rahimehullah) ne de güzel söylemiştir ; “Eğer cahil
cehaletinden dolayı mazur olsaydı, cehalet ilimden hayırlı olurdu.” (El Mensur fi
Kavaidi Fıkhıyye Zerkeşi, 2/15)
Kadı İyad ise şöyle demiştir ; “Küfürde hiç kimse cehaletle mazeretli
değildir.” (Şerhuş Şifa 2/438 ; İlam bi Kavaitul, 65)
İmam Kurtubi (rahimehullah) söyle demiştir ; “Bununla beraber tevhid
hususunda mukallidin ileri sürebileceği hiçbir mazereti yoktur.” (El-Câmiu li
Ahkâm, 7/315)
İslam âlimleri sarih ve açık bir şekilde kişinin ilim elde etmesinin
mümkün olduğu bir zaman ve zeminde cehaletinin asla ama asla kişi için
15
mazeret teşkil etmeyeceği hususunda ittifak etmişlerdir. Özür olabilecek
cehalet ancak kişinin üzerinden defetmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı
cehalettir. Eğer kişinin herhangi bir nebevi bilgiye ulaşma durumu mevcut ise
kendisi için artık cehaletin bir mazeret olması asla söz konusu değildir.
Yine bir başka yerde şöyle demiştir ; “İnsan hakkı bilme imkânına sahip
olur da bu hususta gerekeni yapmaz ise mazur sayılmaz.” (Mecmûu’l Fetâvâ, 20/280)
İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir ; “Özürlülük ancak
giderilmesi mümkün olmayan durumlarda muteberdir. İnsan ne zaman doğru
bilgiye ulaşma imkânı bulursa o zaman özürlü değildir.” (Rafu’l Melam, s.14)
İbn Kayyım el-Cevziyye (rahimehullah) şöyle demiştir ; “Allah’ın emir ve
nehiylerini bilme imkânına sahip olup da bu bilgileri edinmede gerekeni
yapmayarak cahil kalan kimse kendisine hüccet ikame edilmiş kimse
hükmündedir.” (Medaricu-s Salikın, 1/239)
İbn Hazım (rahimehullah) ise şöyle demiştir ; “Kişi cehaleti ile ve bilgiden
yoksun olması ile mazur olabilir. Kendisine Nebi’nin varlığı ulaşan kimse ise
yeryüzünün neresinde olursa olsun onu araştırması kendisine farzdır. Eğer
kendisine Nebi’nin uyarısı ulaşırsa, O’nu tasdik ve O’na ittiba, kendisine gerekli
olan dini bilgileri talep etmek ve bunun için gerekirse vatanından çıkmak üzerine
farzdır. Eğer bunu yapmaz ise kâfirliği, ateşte ebedi kalmayı ve Kur-an naslarında
bildirilen azabı hak etmiş olur.” (el-Faslu Fil Milel, 4/106)
Nakillerden de anlaşılacağı üzere sahih bilgiye ulaşmanın mümkün
olduğu her durumda cehalet, sahibi için hiçbir zaman bir özür olarak kabul
edilemez.
Not: Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus şudur:
İlme ulaşma imkânı olup ta bundan yüz çeviren ile ilme ulaşma imkânı olmayanları
bir tutmamak gerekir.
İlme ulaşma imkânı olduğu halde herhangi bir sebepten ötürü bundan yüz çevirip bu
konuda cahil kalanın hiçbir mazereti yoktur. Böyle birisi hem dünyada müşrik ismini
alır hem de ahirette işlemiş olduğu suçun cezasını çekecektir.
İlme ulaşamayanlar ise iki kısımdır:
1- İslam’ı, imanı veya doğru yolu bulmayı istediği ve bu konuda gerekli
araştırmayı yaptığı halde doğru bilgiye ulaşamayanlardır. Bunlar Allah
katındaki en doğru dine ulaşmayı hedeflemektedirler. Bu tip insanlar şöyle
demektedirler: “ Ya rabbi benim şu an üzerinde bulunduğum halden daha
güzel bir hali bilmiş olsam hemen ona yapışırım, fakat ben şu an üzerinde
bulunduğum halden daha güzel bir hal bilmiyorum ve daha güzel bir hali
öğrenmeye de gücümde yetmiyor. Senin yanında makbul din neyse beni ona
ulaştır ve bunun üzerine iken canımı al” diye dua etmektedir. Bu tür insanlar
16
fetret ehlinde doğruya ulaşmaya çalışan -zeyd bin amr - fakat doğruyu
bulmaya güç yetiremeyen gibidirler.
2- Diğer grup insan ise üzerinde bulunduğu halden memnun, hiçbir araştırma
ihtiyacı hissetmeyen, daha doğrusu ona gelse bile üzerinde bulunduğu hali
değiştirmeyen ve mevcut inancıyla yetinenlerdir.
Bu her iki sınıf insanların işlemiş oldukları bir şirki varsa dünya ahkâmıyla
her iki sınıfta müşrik ismini alırlar. Fakat onlara dünya veya ahrette azap verilme
konusunda ise birinci grup cehaletlerinden ötürü mazeretli sayılırken, diğer grup
mazeretli sayılmamaktadırlar.
Çünkü rabbimiz azze ve celle kendisine hüccet ulaşmamış kimseleri azap
etmeyeceğini şöyle açıklamaktadır.
] 51 :‫[اإلسراء‬. ً‫سوال‬
ُ ‫َر‬
‫ني َح ىَّت نبعث‬
َ ِ‫َوَما ُكنىا ُم َع ىذب‬
Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz. (isra 15)
]561 :‫[النساء‬
ِ ‫ىاس َعلَى‬
ِ
ِ ‫ين لِئَال يَ ُكو َن لِلن‬
‫الر ُس ِل‬
ُّ ‫هللا ُح ىجةٌ بَ ْع َد‬
‫ُر ُسالً ُمبَ ِه‬
َ ‫ين َوُمنذ ِر‬
َ ‫ش ِر‬
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki,
peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak
güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa 165)
ِ ِ
ِ ِ
‫اءنَا نَ ِذ ٌير ف َك ىذبْ نَا‬
ٌ ‫{ ُكلى َما أَلْقى ف َيها فَ ْو‬
َ ‫ج َسأَ ََلُ ْم َخ ْزنَتُ َها أَََلْ يَأْت ُك ْم نَذ ٌير قَالُوا بَلَى قَ ْد َج‬
ِ
]9 -8 :‫شي ٍء} [امللك‬
ْ َ ‫َوقُلنَا َما نَ ىز َل هللاُ م ْن‬
…”Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı
gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı
gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak
büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.” (Mülk 8-9)
ِ
ِ
ِ ْ‫ش َر ا ْْلِ هن َوا ِإلن‬
‫آء‬
َ ‫{يَ َام ْع‬
‫س أَََلْ يَأْتِ ُك ْم ُر ُس ٌل هم ْن ُك ْم يَ ُق ه‬
َ ‫صو َن َعلَْي ُك ْم آيَ ِاِت َويُنذ ُرونَ ُك ْم ل َق‬
‫يَ ْوِم ُك ْم َه َذا قَالُواْ َش ِه ْدنَا َعلَ َى أَنْ ُف ِسنَا َوغَ هرتْ ُه ُم ا ْْلَيَاةُ ال هدنْ يَا َو َش ِه ُدواْ َعلَ َى أَنْ ُف ِس ِه ْم أَنه ُه ْم‬
ِ
]531 :‫ين} [األنعام‬
َ ‫َكانُواْ َكاف ِر‬
(O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size
ayetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler
gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya
17
hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. (Enam
130)
‫ "وأما كفر اْلهل مع عدم قيام اْلجة وعدم‬:)655 ‫قال ابن القيم يف طريق اَلجرتني (ص‬
".‫التمكن من معرفتها فهذا الذي نفى هللا التعذيب عنه حَّت تقوم حجة الرسل‬
İbni kayyım rh. Tarikul hicreteyn adlı kitabında şöyle söylemektedir:
cehaletinden ötürü küfre girip hüccet ikamesi yapılmayan ve bunu öğrenmeye de güç
yetiremeyenler işte bunlar, Allah Teala resullerin hücceti ulaşmayana kadar azabı
nefyettiği kimselerdir. (Tarikul hicreteyn sh.611)
İnad küfrüyle veya i’rad (yüz çevirme) küfrüyle küfre bulaşanlar için hiçbir
mazeret yok iken, cehaletten ötürü küfre veya şirke bulaşanların ahrette azap görmesi
için bir elçinin ona daveti ulaştırmış olması gerekir. Bu tür insanlar fetret ehlidirler.
Fetret ehli hakkında İslam âlimleri değişik açıklamalar yapmıştır.
Bir konunun kapalı veya açık olmasında temel prensipler şunlardır.
 İslam beldesinde yaşayan birisi için, konunun Müslümanlar arasında yaygınlık
kazanmış olması o konuyu zahir yani açık meselelerden kılmaktadır.
 Bir konunun kuranı kerimde veya peygamber efendimizin hadislerinde çok
açık bir şekilde ifade edilmiş olması, te’vile ve şüpheye yer vermeyecek
derecede muhkem olması konuyu zahir yani açık meselelerden kılmaktadır.
 Küfür beldesinde yaşayan fakat oradaki Müslümanların genelinin bilmiş
olduğu meseleler açık meselelerdir.
 Bilgisizliği istediği zaman kolayca giderebilecek bir mesele açık meselelerdir.
 İslama yeni girmiş, Müslümanların yaşadığı beldelerden uzak beldelerde
yaşayan, naslarda açıkça ifade edilmemiş olan veya cehaletini gideremediği
bir konu, o şahıs için kapalı bir meseledir.
Bütün bu nakillerden anlamaktayız ki dinin asıllarından olan ve
dinde bilinmesi gereken zorunlu konular ile halk arasında yaygınlık
kazanmış veya dinin kaynaklarında çok açık ve defalarca tekrar edilen
veya cehaletini giderebilecek bir ortamda yaşayanlar için bilgisizlik
mazeret olmamaktadır.
Özet olarak cehalet konusunda İslam âlimlerin söylemiş oldukları
şudur;
1- Büyük küfür ve şirkte:
Büyük küfür veya büyük şirk işleyen hiçbir şekilde hiçbir kimse
bilgisizliğinden ötürü mazeretli değildir. İşlemiş olduğu suça göre ismini alır.
Allahın dışında birilerine kurban kesen, kabir veya evliyalardan yardım
dileyenler, kanun koyup teşride bulunanlar gibi. Bunar cahil, te’vilci veya hatalı
olsalar bile Şirk işlemiş ise müşrik, küfür işlemiş ise kâfir ismini alırlar. Fakat bu
18
tür insanlar kendisine hüccet ulaşmamış kimseler ise dünya ahkâmıyla müşrik
veya kâfir ismini alsalar bile ahrette azap görmeyeceklerdir.
2- Zahir (açık meselelerde):
İslam’a yeni girmiş ve henüz o meseleyi öğrenecek fırsatı bulamamış,
Müslümanlardan uzak bir beldede yaşayanlar İslam’ın açık meselelerinde
cehaletlerinden veya yanlış te’villerinden ötürü mazeretlidir. Fakat uzun zaman
ömrünü
İslam’da
geçirenler,
Müslümanların
arasında
yaşayanlar
cehaletlerinden ötürü mazeretli değillerdir. Küfür beldelerinde yaşadığı için
İslami bilgiye ulaşamayanların cehaleti onlara mazeretli olurken İslam
beldelerinde yaşayan veya küfür beldesinde yaşasa bile İslami bilgiye ulaşma
fırsatı bulanlar bu konuda mazeretli değillerdir. Bu konudaki konuların fıkhi
veya i’tikadi olmasının arasında bir fark yoktur.
3- Hafi (Kapalı) meselelerde:
Herkese açık olmayan ancak içtihat ve derin araştırma ihtiyacı hissedilen
ve sadece âlimlerin bilebileceği konuları öğrenemeyenler İslam beldesinde
yaşasa, uzun zaman ömrünü islamda geçirmiş olsa bile bu konuda
cehaletlerinden ötürü mazeretli sayılırlar. Gizli veya kapalı olan konularda
konunun fıkhi veya i’tikadi olmasında bir fark yoktur.
19
Download

Yazıyı Pdf Olarak Okumak Veya İndirmek İçin Tıklayınız.