KAPAK
Kaza kaza
bitiremedik!
14 l İSMMMO YAŞAM
Anadolu’da 30 bin yerleşim
yeri toprak altında
bulunuyor. Yüzey
araştırmaları ve kurtarma
kazıları dahil Türkiye’de 330
arkeolojik kazı çalışması
devam ediyor. Türkiye’de
son 10 yılda göreceli olarak
kazı sayısı ve ayrılan ödenek
artsa bile arkeologlar
durumdan memnun değil.
Özellikle de son yıllarda
artan bürokrasiden yakınan
kazı başkanları, adeta bir
bilim adamı değil de iş
adamı gibi görüldüklerinden
şikayet ediyorlar.
GÜLŞEN KANDEMİR
AYŞEGÜL EMİR
“Sabah’ın 5.30’unda kalkmak ne zor! Off güneş adeta kafamızı pişiriyor. Ne zaman bitecek
bu işkence… Adeta iğneyle kuyu
kazıyoruz. Zaten bir aydır kazıp
duruyoruz; altın dolu bir küp
bile bulamadık…” Bu iç ses, klasik arkeoloji okuyan Seher’e ait…
Seher üçüncü sınıfta okuyor. Bu yıl ilk kez bir kazı çalışmasına katılıyor. Onun gibi her yıl
binlerce arkeoloji öğrencisi kazılara, ‘kazı başkanı’nın izniyle
ile katılıyor. Siz Seher’in içinden
böylesine dertlendiğine bakmayın.
Hocasına ne kadar istekli olduğunu göstermek için gerekirse birkaç gün uyumayabileceğini bile
söy
lemişti. Üç yıl önce bu dünyadan ayrılan ve bir tarih aşığı babasına arkeolog olacağına söz vermemiş olsaydı onu kimsecikler buralarda göremezdi… Ama biricik
babasına verdiği sözü tutmalı ve
dayanmalıydı. Her yıl kazı çalışmalarına katılan binlerce öğrenci içinde Seher gibisi azdır. Katılanların öğrenci ve öğretim üye-
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
lerinin hepsinin amacı iyi bir arkeolog olmak; önemli bir kazı alanında başkanlık yapmak…
MEDENİYETLER BEŞİĞİ
Aslında bu topraklarda iyi bir arkeologun yetişmesi için her kaynak mevcut. Zaten birçok medeniyetin beşiği olan Anadolu, toprak altında neler saklamıyor ki… M.Ö. 1400 yıllarında imparatorluk haline gelen ve Orta Anadolu’da Kızılırmak
boylarına yerleşen Hititler’den, parayı ilk kullanan
Lidyalılara, M.Ö. 7. ve 8. yüzyılda en güçlü dönemini yaşayan Urartular’dan 10. Yüzyıldan itibaren
Anadolu’ya yerleşen Türkler’e kadar olanlarca
uygarlık bu toprakların sahibi olmuş. Bu zengin tarih ve kültür mirasına sahip çıkmak bizlere, bu mirasın görünür hale gelmesi için de arkeologlara büyük görev düşüyor.
30 YILLIK YÖNETMELİK
Türkiye’deki arkeolojik kazıların nasıl yapılacağı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 35-49. maddelerinde düzenlenmiş. Kanun’a bağlı olarak 10 Ağustos 1984 tarihinde 18495 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
“Kültür ve Tabiat Varlıklarıyla İlgili Olarak Yapılacak Araştırma, Sondaj ve Kazılar Hakkında Yönetmelik” de kazılarla ilgili detay çalışmaları düzenliyor. Bu yönetmelik uyarınca, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, yerli ve yabancı bilim adamlarınca yapılmak
üzere kazılara izin veriyor. Bunların bir kısmı sualtında olabildiği gibi ağırlıklı bölümü, antik kentlerde gerçekleştiriliyor. Ören yerlerinden höyüklere
eski mezarlıklardan kalelere birçok yerde arkeolojik kazı yapılıyor.
KAZI SAYISI ARTTI
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
KAPAK
Türkiye’de son 10 yılda Bakanlar Kurulu kararıyla Türk bilim adamlarının başkanlığında yapılan kazı çalışmaları ciddi artış gösterirken, yabancı
bilim adamlarının başkanlığındaki kazıların sayısı aşağı yukarı aynı kalmış durumda. Örneğin 2002
yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı izinli, Bakanlar
Kurulu Kararlı Türk kazı çalışmalarının sayısı 57 iken,
İSMMMO YAŞAM l 15
KAPAK
2015’TE KAZI İZİNLERİNDE
DEĞERLENDİRMEYE
ALINAcAK YENİ 25 ALAN
l Adıyaman Merkez Örenli Mahallesi, Perre Antik Kenti
l Ağrı Patnos, Kottepe Anzavurtepe
l Ağrı Patnos Giriktepe Höyüğü
l Bartın Amasra, Akropol
l Bartın Amasra Merkez, Amasra Kalesi
l Bayburt Merkez, Bayburt Kalesi
l Bitlis Ahlat, Saka Köyü Ören Yeri
l Bitlis Adilcevaz Kaleboynu Mahallesi, Kef Kalesi
l Gümüşhane Kelkit Sadak Köyü, Satala Antik Kenti
l Kocaeli Körfez Hereke Beldesi, Kamahane Hereke Kalesi
l Konya Seydişehir Bostandere Kasabası, Vasada Antik Kenti
l Mardin Merkez Oğuz (Dara) Köyü, Dara Antik Kenti
l Muş Malazgirt Dolabaş Köyü, Dolabaş Höyüğü
l Muş Malazgirt Bostankaya Köyü, Bostankale Höyüğü
l Muş Malazgirt Konakkuran Beldesi, Konakkuran Höyüğü
l Muş Malazgirt Alyar Köyü, Alyar Köyü Mezarlığı
l Nevşehir Ürgüp Şahinefendi Köyü, Sobesos Antik Kenti
l Sivas Altınyayla Kuşaklı, Sarissa
l Şanlıurfa Bozova Büyükhan, Çarmelik Kervansarayı, cami, Hamam,
Su Sarnıcı
l Şanlıurfa Viranşehir Çimdin Kalesi Şanlıurfa 2015
l Tokat Sulusaray, Sebastopolis Antik Kenti
l Trabzon Akçaabat Akçakale Beldesi, Akçakale
l Van Merkez Dereüstü Köyü, Aşağı ve Yukarı Anzaf Urartu Kaleleri
l Yozgat Merkez Yukarınohutlu Mahallesi, Mercimektepe Höyüğü
l Yozgat Sorgun Bahadın Beldesi, Zeynel Höyüğü Tümülüsü
16 l İSMMMO YAŞAM
2012’de 116’ya çıkmış durumda. Yabancıların yaptığı kazılar ise son
10 yılda 40 civarında seyrediyor. Bu da yabancı bilim adamlarına artık eskisi gibi kazı izni verilmediğini gösteriyor. 2013 yılında Türk kazı
çalışmalarının sayısı 109’da kalırken, 29 Ağustos 2014 tarihi itibarıyla; 117 adet Bakanlar Kurulu Kararlı Türk kazısı, 36 adet Bakanlar Kurulu Kararlı yabancı kazı, 94 adet Türk yüzey araştırması, 14
adet yabancı yüzey araştırması, 34 adet Müze başkanlığında kazı,
133 adet kurtarma kazısı yapıldı. Türkiye’de kazılar daha çok Ege ve
Akdeniz, Güneydoğu Anadolu, Marmara ve Orta Anadolu Bölgelerinde
yoğunlaşmıştır. Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesinde çok daha az
kazı bulunuyor.
Peki bu kazı ve yüzey araştırmalarına ne kadar ödenek ayrıldı
dersiniz? Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in açıklamasına göre
Anadolu'da geçmişin izlerinin ortaya çıkarılması için yapılan kazı ve
araştırmalara 2013'te yaklaşık 43 milyon lira ödenek aktarıldı. Bakan Çelik, kazıların sayısı artarken kazılara ayrılan kaynağın da aynı
oranda artmasını planladıklarını söyleyerek kazı sezonu öncesinde
arkeologları rahatlatmaya çalışsa da bu yılki net kaynağın ne olduğu bilinmiyor.
‘BİZ TİcARETHANE DEĞİLİZ’
Kazı sezonu üniversitelerin tatile girmesiyle başlıyor ve genelde
eylül ayı ortalarına kadar sürüyor. Bakan Çelik’in kazı sezonu öncesinde
yaptığı bu açıklamanın Türkiye’deki kazı ekiplerini büyük bir sevince boğmadığı belirtiliyor. Türkiye’de Bakanlar Kurulu oluru ile yapılan kazıların sayısı son 10 yılda ikiye katlandı ama kazılara ayrılan
ödenek neredeyse 20 kat arttı. Böyle olmasına rağmen konuştuğumuz arkeologların tümü ödeneklerin yetersizliğinden yakınıyor. Ama
asıl sorun ise gelen paranın harcanırken belgelendirilip muhasebeleştirilmesi. 54 yıldır öğrenciliğinden beri kazıların içinde olduğunu
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
belirten İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, “Bize
ticarethane muamelesi yapıyorlar. Kazı başkanları kazılardan çok SGK primleri, vergiler
ve faturalarla uğraşmak zorunda. Her harcamayı faturalandırmak zorundasınız. Bürokrasinin bu konuda caydırıcılığı var. Kazılar bilim çalışması değil de işyeri muamelesi görüyor” diyor. Maddi zorluklar ve bürokrasinin kazı
çalışmalarını boğucu hale getirdiğini belirten
Özdoğan, şu değerlendirmeleri yapıyor: “Özal
döneminde kazı yapanların özel statüsü vardı. Biz iki ay kazı yaparız ve işi bitirmemiz lazım. Bu dönemde para akışının hızlı olması lazım. Biz de herhangi bir müteahhit gibi mali
mevzuata tabiyiz. Kazma, kürek almak için bile
üç teklif almanız lazım. Kazmayı kaybettiğiniz
zaman demirbaşa yeniden kazma almanız lazım. Kazıdan çok bürokrasi ile uğraşıyoruz.”
‘BÜROKRATİK ZORLUKLAR’
‘ÖDENEKLER AZALDI’
Türkiye’deki kazılara ayrılan ödenekler
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
Dr. Soner ATEŞOĞULLARI / Arkeologlar Derneği Başkanı
Arkeoloji ülkemize Avrupa’dan çok sonraları 19. yy’ın sonlarında girmiştir. Osmanlı döneminde ilk bilimsel kazıyı, 1883 yılında Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey Nemrut Dağı’nda yapmıştır. cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk tarafından
1924’den itibaren arkeolojik kazılar desteklenmiş, yönlendirilmiş, yurt
dışına çok sayıda öğrenci arkeoloji alanında yetiştirilmek üzere gönderilmiştir. Atatürk arkeoloji ve müzecilikle yakından ilgilenmiş, cumhuriyetin
ilk kazılarından biri olan Alacahöyük kazılarını bizzat kendisi başlatmıştır.
Atatürk cumhuriyetinin sağlamış olduğu heyecanın azalmaya başladığı,
düşünsel zenginliğin, çağdaş birey olmanın gereklerinin yerine getirilemediği görülmektedir. Bugün arkeolojinin, sadece akademik dünyayla
sınırlı kaldığını ve toplumla yeterince kucaklaşamadığını görmekteyiz.
Arkeologlar olarak biz ülkemizde bulunan her döneme ait kültür varlığını sadece Anadolu’nun değil, tüm dünya insanlarının ortak değeri gibi
kabul ediyoruz. Ancak ülkemizde tüm kesimlerin konuya böyle bakmadığını biliyoruz. Türkiye’de kazılar daha çok Ege ve Akdeniz, Güneydoğu Anadolu, Marmara ve Orta Anadolu Bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesinde çok daha az kazı bulunuyor. 29 Ağustos 2014 tarihi itibarıyla; 117 adet Bakanlar Kurulu Kararlı Türk kazısı, 36 adet Bakanlar Kurulu Kararlı yabancı kazı, 94 adet Türk yüzey araştırması, 14 adet yabancı yüzey araştırması, 34 adet Müze başkanlığında kazı, 133 adet kurtarma kazısı yapılmıştır. Türkiye’de her yıl
yerli ve yabancı ekipler tarafından 330’e yakın kazı ve araştırma yapılmaktadır. Yabancılar
tarafından yapılan kazılar öyle hiç de abartıldığı kadar fazla değil. Türkiye’de yabancılar tarafından her yıl 36-40 adet kadar kazı yapılmaktadır. Türkiye’de kazılardan yılda ortalama
11 bin adet eser müzelerimize kazandırılmaktadır. Bunların çoğu neredeyse bütün yıl süren
Kütahya-Seyitömer gibi büyük kurtarma kazılarından gelmektedir. Anadolu’da 30 bin kadar
yerleşim yeri olduğu söylenmektedir. Güneydoğu Anadolu’da yapılan Atatürk, Ilısı ve Hasankeyf
gibi büyük baraj inşaatları sayesinde, birçok yeni yerleşim yeri tespit edildi. Bunların başında Zeugma, Göbeklitepe, Halan Çemi, Körtik Tepe, Çattepe, Hakemi Use gelmektedir. Göbeklitepe’de
yapılan kazılar, insanlık tarihinin bilinen birçok gerçeğini derinden sarsmıştır.
KAPAK
Arkeologlar Derneği Başkanı Dr. Soner
Ateşoğulları da Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ile
aynı görüşte. “Kazı yapmak her anlamda zor
bir iştir” diyen Ateşoğulları, yaşanan sıkıntıları
şöyle özetliyor: “Arkeologlar kazı ve araştırmalar
yoluyla Anadolu’nun binlerce yıllık tarihine ışık
tutacak bilgi ve belgeleri insanlığın kullanımına
sunmaya çalışıyor. Kazılarda karşılaşılan sorunların başında bürokratik zorluklar gelmekte. Çünkü kazı yapıyorsanız muhasebe, SGK
kanunu gibi daha birçok kanun ve yönetmeliği bilmek zorundasınız. Çünkü devlet sizi bir
işyeri olarak görür ve tüm harcamalarınızı kanun ve yönetmeliklere uygun olarak yapmanızı bekler. Kazının tozu toprağı içinde bunlarla
uğraşmak hiçte kolay bir iş değil. Kazıdan çok
bu işlerle ilgilenmek zorunda kalırsınız. Yeterli
ödenek bulamamak, iyi bir kazı evinizin olmaması gibi sorunlarınızda olabilir tabii…”
YILDA 11 BİN ESER ÇIKARILIYOR
İSMMMO YAŞAM l 17
‘ARKEOLOjİDEN
ANLAYAN
VEKİL OLSUN’
Erdem YÜCEL/ Arkeolog, müzeci,
yazar
cumhuriyet döneminde Atatürk’ün girişimleriyle arkeoloji kazılarına önem verilmiş,
o günden bu yana kazılar önem kazanmıştır.
Başlangıçta Türk arkeologlarının olmayışından
ötürü kazıları daha çok yabancı üniversiteler ve
arkeologlar yapmıştır. Günümüzde ise yine yabancı üniversitelerin arkeologlarının yanı sıra
Türk üniversiteleri kazılarını yürütmekte olup
pek çok antik kenti ve eseri ortaya çıkarmıştır.
Kazı yapabilmek hem maddi hem de bilimsel
yönden bilgi ister. Günümüzde bunu yapan veya
yapmak isteye birçok öğretim üyesi ve müzeci bulunmaktadır. Bunların karşısına çıkan en
büyük engel ise yine maddiyata dayanmaktadır.
Buradaki en büyük sorun Kültür ve Turizm Bakanlığına gelen kişilere bağlıdır. Ne yazık ki, günümüzde arkeoloji veya sanat tarihini bilim olarak kabul eden, bunun eğitimini almamış kişiler yönetime gelmeyince bu
tür çalışmalara yeterince gelişememiştir. Ayrıca
TBMM'de bu eğitimi almamış milletvekilleri olunca da
mecliste bütçe konuşmalarında konunun üzerine yeterince gidilmemektedir.
Arkeoloji kazılarda özel kurumların maddi desteği veya sponsorluk son derece önemlidir. Geçtiğimiz
yıllarda rahmetli Sakıp Sabancı birçok kazıları maddi
yönden desteklemiştir. Türkiye'de arkeoloji kazılarının
gelişmesini istiyorsak, öncelikle bu konuda duyarlı ve
bilimsel yönden ağırlığı olan kişilerin bakan dahil üst
görevlere gelmesi en büyük eksikliğimizdir. Türkiye’nin
bütçesine baktığımızda en az bütçeden payı Kültür ve
Turizm Bakanlığı almaktadır. Yıllar yılı bu hep böyle
olmuştur. mecliste bir tek milletvekili bile kürsüye çıkıp "Türkiye arkeoloji yönünden bir kültür hazinesidir.
Bu konuya bütçeden onlara daha fazla pay ayıralım"
dememiştir.
18 l İSMMMO YAŞAM
Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ağırlıklı geliyor. Kazı çalışmaları iki ayda tamamlansa da ödenek
yıl içinde peyder pey yatırılıyor. Ağustosta
tam kazılar biterken para gelebiliyor. Böyle olunca da kazı sezonu öncesinde kazı
başkanları ne kadar para geleceğini net
olarak bilemediklerinden bütçe yapamıyorlar. Bakanlık’tan kazılara ayrılan
ödenek 40 bin ila 60 bin lira arasında değişiyor. Üniversiteler de kazılara araştırma
fonlarından kaynak ayırıyor. Prof. Dr.
Mehmet Özdoğan, İstanbul Üniversitesi’nden 3 yıl önce başkanlığını yaptığı kazı
çalışması için 160 bin lira civarında katkı alırken, bunun şimdilerde 20 bin liraya
indiğini söylüyor. İl özel idareleri ve sponsorlar da kazılara maddi destek oluyor.
Lakin son yasal düzenlemeyle büyükşehirlerde özel idarelerin kaldırılmasından
sonra birçok kazı bu yıl destek alamadı.
Türkiye’de kazılara sponsor olan firma sayısı da yetersiz görülüyor. Sponsorların
daha çok Helenistik gibi heykellerin
ağırlıkta çıktığı görselliği olan dönemlere
destek vermeyi tercih ettiği belirtiliyor. Bu
arada yabancı kazıların kendi ödeneklerini kendilerinin karşılamak zorunda olduklarını da belirtelim.
KAZI SAYISI AZ
Konunun uzmanlarına göre, Türkiye’de kazı sayısı coğrafi ve kültürel çeşitliliği düşünüldüğünde oldukça az.
Türkiye’de her yıl yerli ve yabancı ekipler tarafından 330’e yakın kazı ve araştırma yapılıyor. Anadolu’da 30 bin kadar
yerleşim yeri olduğu söyleniyor. Böyle olduğu düşünüldüğünde kazıların ne kadar
az olduğu görülüyor. Avrupa’da kurtarma kazılarına da büyük önem veriliyor.
Özellikle altyapı projelerinde kurtarma
kazıları yapılmadan finasmana ulaşmak zor. Dünya Bankası kurtarma kazısı
yapılmayacak projelere kredi bile vermiyor. Halen Bulgaristan’da bir otoyol inşaatında 12 adet kurtarma kazısının
devam ettiği biliniyor.
İŞ BULAMIYORLAR
Türkiye’de üniversitelerin 100’e yakın arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinden
her yıl 4 bini aşkın öğrenci mezun oluyor. Ancak, kültür varlıklarımızın ortaya
çıkarılması, korunması ve gelecek nesillere
aktarılmasında aktif görev alacak olan
arkeologlar, antropologlar, sanat tarihçiler ve restoratörlerin istihdamı konusunda ülkemizde ciddi sorunlar yaşanıyor. İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedef Çokay Kepçe, “Arkeologlar iş bulmakta
zorlanıyor. Çeşitli kurtarma kazılarında
görev alan sayısız arkeolog olmakla
birlikte, istihdam olanakları yetersiz.
Üniversitelerden mezun olmuş, ancak bu
kazılarda görev alamayan çok sayıda arkeolog var” diyor. Dr. Soner Ateşoğulları, mezun olup hayata atılan birçok arkeologun hayal kırıklığına uğradığını vurguluyor. Ateşoğulları, bu konudaki önerilerini şöyle dile getiriyor:
“Maalesef meslektaşlarımızın çok
büyük bir çoğunluğu, büyük bir ümitle
başladığı mesleğinde, mezuniyet sonrasında umutsuz ve mutsuz bir yaşamla baş
başa kalıyor. Arkeologlara mesleklerini
yapabilecekleri yeni çalışma alanları
açılması gerekiyor. Arkeologlar Kültür ve
Turizm Bakanlığı ve üniversiteler dışında
da iş bulabilmeli. Devlet en kısa sürede
buna bir çözüm bulmalı. Ya bu kadar üniversite açıp öğrenci mezun etmemeli, ya
da mezun olan bu öğrencilere yeterli iş
olanağı yaratmanın yolunu bulmalı.
Aksi takdirde binlerce diplomalı işsizler
ordusu ile mücadele etmek durumunda
kalacak.”
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
TEK YÖNLÜ BİR BAKIŞ AÇISI VAR
Prof. Dr. Mehmet ÖZDOĞAN / İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü
Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim
Üyesi
Her yıl başka bir Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen Avrupa Arkeologlar Birliği Yıllık Kongresi’nin
20’incisi ilk kez, 10-14 Eylül 2014 tarihleri arasında
İstanbul’da yapıldı. Ana teması “Birleştiren Denizler,
Sınırlar Aşan Kültür İlişkileri” olan kongre, Kültür ve
Turizm Bakanı Ömer Çelik’in katıldığı açılış programıyla başladı. Ben Avrupa Arkeologlar Birliği’nin Türkiye’den tek kurucu üyesiyim. Bu nedenle bizzat organizasyonu ben yaptım. 76 ülkeden 3 bin kişi kongreye katıldı. Birlik’in 11 bin üyesi var. Türkiye’deki
üye sayısı 20’yi geçmiyordu. Kongreye katılan Türk arkeologları üye yaptık. Böylece bu birlikteki Türk üyelerimizin sayısı 280’e ulaştı. Dünyada
kongrenin yansıması çok iyi oldu ama Türkiye’deki çarpanı sıfırdı. Arkeolojiyle ilgili dernekleri kongreye getiremedik. Türkiye’de kazıların olduğu zamana denk gelmesi de katılımı biraz azalttı sanırım. Ulusal ba-
sında haberlerimiz çıkmadı. Aslında Türkiye’de arkeolojide 4 bin yeni mezun veriliyor. Ben 54 yıldır öğrenciliğimden beri kazı yapıyorum. Bunun 30 yılı Doğu
ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kazılarda geçti.
Son 20 yıldır da Marmara ve Trakya bölgesinde kazı
yapmayı tercih ettim. Halen Kırklareli Aşağı Pınar’da
kazılar yapıyoruz. Anadolu’dan gelen çiftçiliğe dayalı
yaşam biçiminin Avrupa’ya aktarımı üzerinde çalıştığım için burayı tercih ettim. Türkiye’de arkeolojiyle ilgili sıkıntılardan biri de şu. Geleneksel olarak Yakın Doğu ve Mezopotamya bakış açısıyla arkeologlar
yetiştiriliyor. Balkanlar ve Avrupa’nın kültür tarihinin
farklı boyutları var. Tek bir yöne bakmamak lazım.
Neyi bilirseniz onu merak edersiniz. Dünyada halen
40 bin arkeolojik kazı devam ediyor. Sibirya’da bile birçok kazı var. Balkanlar ve Karadeniz bölgesindeki kazılar arkeologlarımızın ilgisini çekmiyor. Son yıllarda kazı başkanlığını akademik unvana bağladılar. Bunu
yanlış buluyorum; deneyim ve bakış açısı önemli. Dünyadaki önemli arkeologlar akademik unvana sahip değil.
Doç. Dr. Sedef Çokay KEPÇE / İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Türkiye’de arkeoloji oldukça önemli bir konumda. Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik konumu, onu çevresindeki ülkelerden farklı bir konuma
sokar. Bunun temel nedeni, ülkemizde çok eski zamanlardan beri yerleşmiş kültürlerin varlığıdır; bu
çeşitlilik Türkiye’yi son derece önemli bir noktaya taşımıştır. Bence, ülkemizde arkeolojiyle ilgili temel
sorunlardan biri aidiyet duygusunun tam olarak yerleşmemiş olması. Bugün ülkemizde sayısız müze, sayısız ören yeri var ve ne yazık ki, buraları ziyaret eden
yerli turist sayısı, yabancılara nazaran oldukça az.
Bu durum aynı zamanda, ülkemizde kaçak kazıların artmasına da neden oluyor ki, bu arkeolojik açıdan oldukça zararlı. Zira arkeoloji, sanılanın aksine, salt heyecanlı bir uğraş, bir macera
değildir. Arkeoloji, ele geçen tüm buluntuların, tüm
verilerin belgelendiği, incelendiği ve bilimsel açıdan
değerlendirildiği bir bilim dalıdır. Türkiye’nin dört bir
tarafında kazılar devam ediyor. Kazılardaki temel sorun, sorun ödenek yetersizliğidir. Bu sorun, sponsor
arayışıyla çözümlenmeye çalışılıyor. Yabancı bilim
adamlarının kazı yapması eleştirilmese de ben yabancı
ekiplerin, gerek ekipman, gerek finansal, gerekse bilimsel anlamda fayda sağladığına inanmaktayım. Ülkemizde en çok Almanların çalışma yapmasının nedenlerinden biri, klasik arkeoloji olarak tanımlanan
ve Yunan ve Roma kültürlerini ve bunların Anadolu’daki
yansımalarını inceleyen bilim dalının ilkelerini kuranlar
Almanlar olmuştur. Onların Osmanlılar döneminden
itibaren kazı çalışmaları sürmektedir. Tabii sadece Almanlar değil, Avusturyalılar, İngilizler, Amerikalılar, Belçikalılar, japonlar
da kazılar yapmaktadır.
‘ARKEOLOjİ BİR MAcERA DEĞİL’
KAPAK
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
İSMMMO YAŞAM l 19
Download

Layout 4