MTS 502
Mimari Tasarım ve Kuram
2013-2014 Bahar Dönemi Almanağı
Birey Kent İlişkisinde Yüzer-Gezerlik
Beril Gür
502131003
Birey Kent İlişkisinde Yüzer-Gezerlik
Bu çalışmada modernizmin ortaya çıkışından günümüze kadar olan dönemde bireyin kentte gözlemci
olma durumunun evrimi Foucault ve Lefevbre üzerinden bir okumayla incelenecektir.
Flanör düşüncenin doğuşu
Modernizmin yarattığı kavramlardan biri olan “flaneur” 19. yüzyıl Paris’inde ortaya çıkan bir kentli
tipolojisidir. Flanör kalabalıklar içinde görünmeden var olan, gözlemleyen, kaydeden bireydir. Flanör
tipolojisinin oluştuğu ve beslendiği koşulları anlamak için kentleşmenin ilk zamanlarına bakmak
gerekir. Görsel imgelemin bol olduğu yerlerde gezen flanör, özellikle modernite ile birlikte gelişen
kent kültürünün temsillerinden, caddelerden ve pasajlardan beslenir. Simmel, büyük şehirlerde
insanların birileriyle konuşmadan sadece bakarak, gözlemleyerek ilerlediklerini söyler. Onun flanörü
jestsel ve sözel iletişimden uzaktır. Bu bakış açısıyla, Foucalult’nun “panoptic bakışı”na gönderme
yaparcasına, denetlenen toplumun ürettiği ticareti ve reklamı gözlemler.1
Mekan, zaman ve toplum üçlü bir diyalekt içindedir. Foucault, sosyal olarak üretilen ve gerçekten
yaşanan “dışsal mekan”a dikkat çeker. Ona göre içinde yaşadığımız mekan, bizim benliğimizi ortaya
koyar, günümüzde yaşadığımız mekanlar bu nedenle hetorojendir.Burada anlamamız gereken kentin
mekanları ve onlar arasındaki ilişkidir. Foucault’nun “heterotopya” tanımı, tiyatrodan kiliseye,
bahçeden müzeye, kütüphaneden tatil köylerine ve hamamdan hapishaneye kadar bütün gerçek
mekanlar ile özünde gerçek olmayan mekanların ütopyalarını günümüz toplumundaki mükemmel
form kavramını altüst ederek karşılaştırmaktadır.
Özellikle feminist ve post-feminist teorilerin gündeme getirdiği flanör kavramına yönelik eleştrilere
bakıldığında, 19. Yüzyılda önceleri pasajlarda, kafelerde, sonraları ise oteller ve mağazalar gibi
metalaşmış kamusal alanlarda üstsınıfın içeride olduğu, orta sınıf, küçük burjuva ve bohemyanın ise
sokakta olduğu bulvarlarda “takılıp” gezen ve izlenimlerini yazı, resim, şiir gibi sanatsal ve düşünsel
faaliyetlere yansıtan flanör, meta endüstrisine ve onun üretimi olan edebiyat, şiir, makale gibi yazın
eserleri, cinsellik ve yazın temalarının metalaştığı alanlara dönüşür. (Wilson, 1992) Gözlemci, alaycı,
melankolik ve giderek magazinleşerek kalabalıkların istediğini veren gazete yazıları ile hem burjuva
toplumunun eleştrisini yapmakta hem de ondan beslenmektedir. Bu, flanörün içinde taşıdığı en
büyük paradokstur.2
Flanör-Seyyah-Turist ve Gündelik Hayat
Flanör ile ilişki kurulabilecek diğer kavramlar turistlik ve seyyahlıktır. Flanör gündelik olanı incelerken,
turist ve seyyahta ise olağanüstülük arayışı vardır. Flanör ancak büyük kentte var olur, seyyah ise
metropole ihtiyaç duymaz, yer değiştirme arzusunu körükleyen “yeni” ile karşılaşma isteğidir. Bu
noktada seyyah ve flanör birbirlerinin tam karşıtları gibi düşünülürse, turist ise bambaşka bir yerde
durmaktadır.
Lefevbre çağdaşı entelektüellerin gündelik hayatın acı gerçekliğini kendilerinden saklamak için bir
yandan yarı-nevroz halinde oyunculuk ve çocuksuluk yollarına saparken diğer yandan da sürekli
olağanüstü bir şeylerin gerçekleşeceği beklentisini ayakta tuttuklarına işaret eder. Günlük varoluşun
en ufak detaylarına sızan bir tatminsizliğin yanı sıra hep kırılan ama yeniden ortaya çıkan bir umut
sözkonusudur. İnsanları “ayartabilmesi”, ilgilerini çekebilmesi için gerçek dünya kılık değiştirmeli; her
nesne, yaşayan her varlık abartılmalı, şaşırtıcı olarak sunulmalıdır.3
Gündelik Hayat, Sürrealistler ve Durumcular
Muğlaklık sürrealistlere hep çekici gelmiştir. Çekimine kapıldıkları kamusal mekânların çoğu
huzursuzluk ve gizem yüklüdür. Paris’in sebze-meyva hali Les Halles’deki pazar yeri Breton’un en
sevdiği uğrak yerlerinden biriydi. Özellikle geceleri. Çünkü meyva ve çiçek sepetleri geç vakitte
sokaklara yığıldıkça, sanki doğa kentin kalbini ele geçiriyormuş gibi, ortalığa enfes bir egzotik hava
yayılırdı. Aragon’un Paysan’ındaki bir gece gezintisinin de sahnesi olan Buttes-Chaumont parkı, ne
olduğu belirsiz mekânın çekiciliğine başka bir örnek.Kitsch gölü ve Disneyland’ı akla getiren kayaya
oyulmuş küçük kuleleriyle burası Douanier Rousseau’nun resmettiği manzaralara benzer biçimde,
saçma olacak kadar yapaydır. Kuşkusuz Aragon’un buraya düzdüğü methiyelerde bir ölçüde mizah
dolu bir kışkırtma var. Fakat görünen o ki, burjuva kitsch’in hakikaten rahatsız edici ve tedirginlik
verici bir şeye dönüştüğü bir nokta vardır.4
Breton ilk sürrealist manifestoda “olağanüstü olan her zaman güzeldir, olağanüstü olan herhangi bir
şey güzeldir, aslında sadece olağanüstü güzeldir.” Diyerek “gündelik olan” ve “hayatı anlamlandıracak
olan olağanüstü” arasındaki ikiciliği devam ettirir.
Debord ve arkadaşları esasında savruk hayatlarının eğlenceli bir parçası olan bu bedensel uğraşı
tanımlı bir yöntem, geleceğe yönelik kurtarıcı bir araştırma etkinliği haline getirmek, ya da en azından
öyle sunmak yönünde giderek artan bir kaygı içinde görünürler. Bu çaba içinde “ruhsal coğrafya
(psychogeography)” kavramı ortaya atılır. Ruhsal coğrafya, coğrafi çevrenin bireylerin duyguları ve
davranışları üzerindeki spesifik etkilerinin incelenmesi, kentteki öğelerin düzenlenişinin uyandırdıkları
duygulanımlarla ilişki içinde araştırılması olarak tanımlanır. (Sönmez, 2004)
Günümüz Flanörü: Sanal Gezerlik
Sanal-gezerlik, ekran-gezerlik ya da yeni aylaklık biçimlerinin, “gitmeden gitme”, “görülmedengörme” bir tek somut adım atmadan dünyanın sınırlarına dayanma girişiminin, devinimin olası
hoşnutsuzluklarından bağışık kılınmış huzurlu rehaveti içinde alınan “yol”, modern çağların
aylağınkiyle kıyaslandığında, “güvenli” olduğu ölçüde “kusurlu” bir “yol”dur. İnternetin sınırsız ve
sürtünmesiz zemininde, binlerce bilgi otoyoluna aynı anda girmeye izin veren etkileşimselliği, sanal
çağın yeni ikamet etme biçimidir. Birey, bedensel olarak terketmediği mekansal konforun
“hareketlilik” cenneti içinde, bir zamanlar modern insanın temel özelliği olan “devingen kişilik”inin
farklı düzeylerde yeniden deneyimleyebilmektedir. Temelde “görünmez olmak” suretiyle her şeyi
“görebilme ayrıcalığı”nın beden-ötesi bir algılama kategorisinde çoğul bir kodlamasını yapmaktadır.5
Referanslar
1-2.Tandaçgüneş, N., (2012) Kent Kültüründe Modernizm ve Sonrası: “Gözlemleyen Özne” Olarak
Flanörü Yeniden Okumak
3. Sönmez, O., (2004) Durumcular, Muhalefet için Bir Mimarlık
4. Cardinal, R., (2014) Çözünür Kent: Sürrealist Paris Algısı
5.Köse, H., (2012) Sanal Gezginin “Ego Sörfü”: Ekren-gezerlik, İnternette Gezinmek ya da Yolculuk Üzerine
Düşünceler
Benjamin, W., (1992) Pasajlar, Yky, İstanbul
Foucault, M., (2007) İktidarın Gözü, Ayrıntı yayınları, İstanbul
Foucault, M., (2000) Büyük Kapatılma Seçme Yazılar, Ayrıntı yayınları, İstanbul
Lafargue, P., (1996) Tembellik Hakkı, Telus yayınevi ,İstanbul
Lefevbre, H., (1947) Gündelik Hayatın Eleştrisi, Sel yayınevi, İstanbul
Lefevbre, H., (1970) Kentsel Devrim, Sel yayınevi, İstanbul
Virilio, P., (2003) Enformasyon Bombası, Metis yayıncılık, İstanbul
Ballantyne A., (2012) Mimarlar için Deleuze ve Guattari, YEM yayın, İstanbul
Simmel, G., (2009) Modern Kültürde Çatışma, İletişim yayınları, İstanbul
Download

almanak_beril gür