Bize Yalan Söylediler
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
kum fe enzir
kaLk ve uyaR
KalemzádeKãmil
www.kalemzade.net
Haziran 2014 – İstanbul
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kalemzade.nete-kitap
Okumadığı kitaba inandığını söyleyen, yalan söylüyordur
KalemzádeKãmil
2
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Önsöz
Bu e-kitap, Yüce Yaratanımızın “kalk ve uyar” emrinin gereği
bir inanan olarak hazırladığım bir bireysel gayrettir. Asla ve
asla bir din öğretim kitabı değildir. Tebliğ formu olarak
nitelendirdiğim, tevhid mesajına yönelik yazılarımın
paylaşımıdır. Hiç kimseyi ne bu kitaba, ne başka kitaplara, ne
başka birilerine, ne bir oluşuma, ne de kendime çağırıyorum.
Sadece ve sadece Allah’a ve O’nun kitabına kendi üslubumca
davet ediyorum. Lütfen düşünmekten korkmayın ve lütfen
inandığınız kitabı ana dilinizde okuyun.
KalemzádeKãmil
KalemzádeKãmil
3
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Soma’nın Anısına
“Kitabın tamamı veya bir kısmı hiçbir suretle parayla alınıp satılamaz”
KalemzádeKãmil
4
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bize Yalan Söylediler
Sen Anlamazsın Dediler
Bize yalan söylediler. Doğru budur deyip içine binlerce yalan
soktular. Okursan anlamadığın dilde okumalısın, o cennet
dilidir dediler. Türkçe okursan anlamı bozulur dediler.
Kendileri ise hiç okumadılar, hiç anlamadılar, hiç bilmediler.
Allah yeminler edip kitabın anlaşılmasını kolaylaştırdığını ayet
ayet haykırırken, din namına eksiksiz derken, kendini açıklar
derken, bundan sorulacaksınız derken, ayetlerden yüz çevirenler
yanlış yoldadır derken hiç dönüp bakmadılar. Ya anlamadıkları
dilde ezberlediler, ya duvara astılar, ya da ölülere okudular.
Bize yalan söylediler. Peygamberi seviyorsan şu sözlere de
uyacaksın dediler. Kitabın yanına başka başka sözler eklediler.
Bir katile dönüştürdüler. Müşrikler gibi büyülendiğini iddia
ettiler. Ressamlara düşman ettiler. Müşrik Yahudiler gibi
kadınları taşlattılar. Her fırsatta cinsellik anlatan bir adam
haline getirdiler. Kadın düşmanı yaptılar. Peygamberin hadisi
deyip Ebu Hüreyre’nin yalanlarını elçinin sözü yaptılar. Dokuz
eşle bir gecede halvete soktular. Dokuz yaşında kızla
evlendirdiler. Asıl kendileri peygamberi hiç bilmediler,
sevmediler. Hep iftira ettiler de sonra biz ona uyarız dediler.
KalemzádeKãmil
5
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bize yalan söylediler. Allah “elçiyi destekleyin” derken onlar
günde yüz defa selavat çekeceksin dediler. Ne destekleyenlerle
peygamberin davasını desteklediler, ne peygambere uyup
Allah’tan gelene sarıldılar, ne arzuhalini Allah’a sunanlarla
kıyam ettiler, ne sadece Allah’a rükû edenlerle rükû ettiler, ne
sadece O’na secde edip boyun eğenlerle secde ettiler.
Peygamberi ve davasını değil, kendilerini düşünüp, selavatla
kendi seslerini Allah’a değil peygambere ulaştırmayı umdular,
sandılar, zannettiler. Kendileri peygamberi ve dinini hiç
desteklemediler. Konuşmak bile istemediler. Oturup boncuktan
tesbihlere sarıldılar.
Bize yalan söylediler. Onu yeme bunu yeme dediler. Haramdır
dediler. Günahtır dediler. Kendileri haram günah demeden
kimin neyini bulduysa bir rivayet bulup ona uydurarak yediler.
Bize yalan söylediler. Sol elinle olmaz dediler. Sağ ayakla
gireceksin dediler. Sağ tarafa yatacaksın dediler. Oysa Allah’ın
kuluna zulmetmeyeceğini hiç bilemediler. Yaratılışını hiçe
sayıp üç yaşındaki solak bebelere sağ elini kullan diye, yedi
yaşındaki çocuklara sağ elinle yazacaksın diye zulmedenler
Allah’tan ne zaman af dileyecekler?
Bize yalan söylediler. Zorlaştırdıkça zorlaştırdılar. Önce sünnet
sonra farz sonra bi daha sünnet kılacaksın, kılmadığın seneleri
kaza edeceksin dediler. Abdest almadan önce teyemmüm
edeceksin bile dediler. Şu duayı ezbere bileceksin, üstünden
değil altından okuyacaksın dediler. Kendileriyse namazlarında
ne yaptıklarını, ne dedikleri hiç bilmediler.
KalemzádeKãmil
6
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bize yalan söylediler. Peygamberden şefaat dediler. Yetmedi
sahabeden şefaat, ehli beytten şefaat dediler. Yetmedi
dedelerden, âlimlerden, hatta tağut zalimlerden şefaat dediler.
Yetmedi hocaefendilerinden, cemaatlerinden şefaat dediler.
Yetmedi yatırlardan, mezarlardan beklediler. Şefaatin tümünün
sahibinin Allah olduğunu hiç görmediler. Şefaati O’ndan hiç
beklemediler!!!
Bize yalan söylediler. Mehdi gelecek, İsa inecek dediler. Kendi
sapkın âlimlerini İsa, kendi hocaefendilerini, kendi şeyhlerini
mehdi ilan ettiler. Yetmedi peygamberi Allah’a eşit saydılar.
Yetmedi kendi imamları için Allah vücut buldu dediler.
Kendilerini nasıl affettirecekler!!!
Bize yalan söylediler. Kendi mallarını kaybetmemek için “en
büyük günah kul hakkıdır” derken ne yetimi doyurdular, ne
yemedikleri kul hakkı bıraktılar. Affedilmeyecek tek günahın
“tevbe edilmemiş şirk” olduğunu hiç bilmediler.
Bize yalan söylediler. Dayanamayıp su içen on iki yaşında
çocuğa 61 gün oruç dayattılar. Bütün gün ahlarla vahlarla sözde
oruç tutup, iftar sofrasında yetimi unutup birbirlerine ziyafetler
çekip, tıka basa doydular.
Bize yalan söylediler. Vergi memurlarıymış gibi kırkta birdir
dediler. Mallarını mülklerini ayırıp, hülle üstüne hülleler kurup,
bunlar dâhil değil dediler. İhtiyaçlarının fazlasını vereceklerine,
sandıklara yığıp biriktirdiler. Kuzu kapamalar midelerine
hazımsızlık yaparken iki torba bulgurla fakiri sözde sevindirip,
üstüne bir de böbürlendiler.
KalemzádeKãmil
7
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bize yalan söylediler. O kadar çok yalan söylediler, o kadar çok
yalan söylediler ki Kuran’a şerik kitaplar, külliyatlar yazdılar.
O’nun ayetlerinin her birinin karşısında onlarca yalan rivayet
ettiler. Ne bize hakkıyla bir ayet gösterdiler, ne de kendileri
kendi yalanlarına doğru dürüst uydular.
Bize yalan söylediler. O kadar çok yalan söylediler ki, şu yazıya
sığdırmak ne kelime, bin ciltlik kitap yazsak, biz yazarken
uydurulan yenilerini eklemeye mecalimiz de zamanımız da
kalmaz.
Bize yalan söylediler. Ama şimdi biz onlara doğruyu
söylediğimiz için bize yalancı sapkınlar diyorlar. Biz doğruları
haykırdıkça, takıntılarıyla saldırıp, tanımadıkları, yüzlerini bile
görmedikleri, yalancı rivayetçilere ve takkeli müşriklere bizden
çok güveniyorlar. Derin uykularını böldüğümüz için
sinirleniyorlar. Ama olsun… Onlar bize bilerek ya da
bilmeyerek yalan söylemeye devam etseler de biz yine hem
kendimiz hem de onların iyiliği için doğruları söyleyeceğiz. Biz
onların değil Allah’ın emrini ve rızasını gözetiyoruz. Bize Allah
yeter.
Ve bu iş akılla olmaz dediler. Bu kadar gelmiş geçmişler yanıldı
da sen mi küçücük beyninle doğruyu bulacaksın diye
aşağıladılar. Bakalım öyle mi? Bakalım Allah bizim aklımızı
kullanmamızı istiyor muymuş istemiyor muymuş? Bakalım
akılla oluyor muymuş olmuyor muymuş!!!.
KalemzádeKãmil
8
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
2 Bakara 13 … ‘Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman
edelim?’ derler. Bilin ki, gerçekten asıl kendileri düşükakıllılardırlar; ama bilmezler.
2 Bakara 44 … Yine de akıllanmayacak mısınız?
2 Bakara 73 Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini
gösterir; ki akıllanasınız.
2 Bakara 76 … Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
2 Bakara 170 … Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu
da bulamamış idiyseler?
2 Bakara 171 … Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler;
bundan dolayı akıl erdiremezler.
2 Bakara 179 Ey temiz akıl sahipleri, …
2 Bakara 197 … Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkupsakının.
2 Bakara 242 … İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl
erdiresiniz.
2 Bakara 269 … Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıpdüşünmez.
3 Al-i İmran 7 … Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıpdüşünmez.
3 Al-i İmran 65 … Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
3 Al-i İmran 118 … Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl
erdirirsiniz.
3 Al-i İmran 190 … temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler
vardır.
5 Maide 58 … Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir
topluluk olmalarındandır.
5 Maide 100 … Ey temiz akıl sahipleri, Allah’tan korkupsakının. …
KalemzádeKãmil
9
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
5 Maide 103 … Allah’a karşı yalan düzüp-uyduruyorlar.
Onların çoğu akıl erdirmez.
6 Enam 32 … Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
6 Enam 151 … İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki
akıl erdirirsiniz.’
7 Araf 169 … Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?
8 Enfal 22 Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en
kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.
10 Yunus 16 … Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?’
10 Yunus 42 … Peki, sağırlara sen mi işittireceksin? Hele bir
de akıllarını kullanmıyorlarsa!
10 Yunus 100 … Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine
bırakır.
11 Hud 51 … Akıl erdirmeyecek misiniz?
11 Hud 78 … İçinizde hiç aklı başında olan bir adam yok mu?’
12 Yusuf 2 Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir
Kur’an olarak indirdik.
12 Yusuf 109 … Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
12 Yusuf 111 … Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl
sahipleri için ibretler vardır. …
13 Rad 4 Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için
gerçekten ayetler vardır.
13 Rad 19 … Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler.
14 İbrahim 52 … ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp
düşünsünler diye …
16 Nahl 12 … Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk
için ayetler vardır.
16 Nahl 67 … Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için,
gerçekten bunda bir ayet vardır.
21 Enbiya 10 … Yine de akıllanmayacak mısınız?
KalemzádeKãmil
10
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
21 Enbiya 67 ‘Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz
yine de akıllanmayacak mısınız?’
23 Müminun 80 … Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
24 Nur 61 … İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki
aklınızı kullanırsınız.
25 Furkan 44 Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını
kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler;
hayır yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.
26 Şuara 28 ‘Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, …
28 Kasas 60 … Yine de akıllanmayacak mısınız?
30 Rum 24 … Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir kavim
için gerçekten ayetler vardır.
30 Rum 28 … İşte biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri
böyle birer birer açıklarız.
36 YaSin 62 … Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?
36 Yasin 68 … Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?
37 Saffat 138 … Yine de akıllanmayacak mısınız?
38 Sad 29 (Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve
temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz
mübarek bir kitaptır.
38 Sad 43 Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine
bir öğüt olmak üzere …
39 Zümer 9 … Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıpdüşünürler.’
39 Zümer 18 … İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete
erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.
39 Zümer 21 … Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için
gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.
39 Zümer 43 … De ki: ‘Ya onlar, hiç bir şeye malik değillerse
ve akıl da erdiremiyorlarsa?’
KalemzádeKãmil
11
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
40 Mümin 54 (Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet
rehberi ve bir zikirdir.
40 Mümin 67 … ve belki aklınızı kullanmanız için …
43 Zühruf 3 … Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye …
45 Casiye 5 … aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.
49 Hucurat 4 … onların çoğu aklını kullanmıyor.
57 Hadid 17 … Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız
diye size ayetleri açıkladık.
65 Talak 10 … ey iman eden temiz akıl sahipleri …
67 Mülk 10 … ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan
ateşin halkı arasında olmayacaktık’ derler.
89 Fecr 5 Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin var, değil
mi?
Sadece Allah, sadece O’nun ayetleri dedik diye bize dinden
çıktın diyenler bilmediler ki, kendileri dine hiç girmediler.
Gelin Kuran’ı anlamak için konuştuğunuz, bildiğiniz dilde
okuyun siz de. Hadi aklınızı O’nun kitabını anlamak, üzerinde
derin derin düşünmek için kullanın. Hadi kalkın ve uyarmaya
siz de katılın. Peygamberin davasını destekleyin. Onun gibi en
yakınınızdan başlayın. Sevdiklerinizin dilleri Allah derken
gözleri ve dimağları çok tanrılı bir din yaşamasın artık.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
12
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Çocuk Aklı ile Düşünebilsek
Hangi Evliya?
“Tövbe de!” diyerek ve yerinde titreyerek uyardı çocuğu “O o
kadar ilim sahibi kıymetli bir zat, şeyh efendinin bir daha sakın
elini öpmemezlik yapma!”
Küçük delikanlı başını öne eğdi, biraz düşündükten sonra
saçıyla kaşının arasını iki parmağıyla hafifçe sıvazlayıp “ama
neden” dedi “Sen benim büyüğümsün. Senin elini öpünce mutlu
oluyorum. Çünkü sen beni seviyorsun. Ama o adam neden elini
öptürüyor ki bana? Beni sevdiğini bile bilmiyorum.”
“Oğlum o bizim şeyhimiz. Çok şey biliyor. Allah ona ilim
vermiş.”
Çocuk kaşını kaldırıp sorusuna devam etti “Biz de insan değil
miyiz, biz de çok şey okuyup ondan daha da çok bilgi edinemez
miyiz dede?”
Yaşlı adam gözlerini devirirken başındaki örme takkeyi düzeltip
“Bak” dedi “Okumak iyidir oğlum, her şeyi oku öğren tabi.
Büyük adam ol. Çalış, zengin ol. Ama biz ne kadar uğraşırsak
uğraşalım, Kuran’ı onun gibi anlamamız, onun seviyesine
çıkmamız mümkün değil. Kuran Allah’ın kelamı. Herkes
KalemzádeKãmil
13
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
anlayamaz. Onlarsa Allah’ın dostlarıdır. Onlara Allah kendi
katından türlü mucizeler, türlü kerametler hediye etmiştir.”
“Ama!” dedi çocuk “Allah neden ayrım yapıyor? Ben Allah’ın
dostu değil miyim? Benim suçum ne? Allah beni benim onu
sevdiğim kadar sevmiyor mu?”
Adam bir silkindi ve ağzındaki nefesi sinirli biçimde üflerken
bir an durup cevap verdi. “Yavrum bak” dedi “Günaha sokma
beni! Allah’tan hesap mı soruyorsun? Evliyalar senin gibi sorup
dursalardı evliya olabilirler miydi? Düşün.”
“Düşünüyorum” dedi çocuk “O yüzden soruyorum. Evliyalar
eğer soru sormadıysalar cevapları nasıl buldular da o kadar ilim
sahibi oldular?”
“Allah onlara doğuştan ilim verdi, hikmet verdi yavrum.
Peygamber soyundan olanı var, şeyhinden hilafeti olanı var,
nice kutup’ların talebeleri var! Bu kadar türbede tekkede ne
değerler var biliyor musun sen?”
“Peki!” dedi çocuk “Benim suçum peygamber soyundan
gelmemek mi? Sen evliya değilsen, benim suçum ne? Ben de
Allah dostu olmak istiyorum. Ama Allah senin söylediğin gibi
doğuştan ayrım yapıyorsa o zaman bu haksızlık olmaz mı?”
Adam iyice sinirlenmeye başladı ve “Ya sabır!” deyip tesbihine
sarıldı. “Ama biz de kendi haddimizi bilerek ilim sahibi olmak
için Kuran okuyoruz bak” dedi torununa.
KalemzádeKãmil
14
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Okuyoruz da dede!” dedi çocuk “Ben hiçbirşey anlamıyorum
ki okuduğumuzdan! Allah neden yabancı bir dilde gönderdi ki
Kuran’ı? Türkçesi yok mu bunun?”
“Arapça Cennet dili oğlum. Türkçesinden anlayamayız zaten.
Türkçesinden okursan kelimelerin anlamı değişir. Yoldan
çıkarız. İşte o yüzden bu âlimleri dinliyoruz ya! Onlar bize
anlatıyorlar ne güzel.”
Çocuk ikna olacak gibi değildi, kafasını hala karıştıran
şeylerden biri daha döküldü dudaklarından.
“Demek ki Allah dostu olmak için Arapça bilmek lazım!”
Adamın gözü parladı. “Keşke öğrenebilsek!” dedi “ama
öğretmediler, dilimizi bozdular. Neyse ki Kuran’ı
okuyabiliyoruz yüzünden. Hiç merak etme Allah bize onun
nurunu indirir. Ben nasıl anlıyorsam sen de anlarsın.
Ezberlemeye devam et.”
“Tamam dede” dedi çocuk “ezberleyeceğim ama bir sorum var!
Sen anlıyorsun ya…”
“Söyle yavrum” dedi adam sevinçle. Nihayet torunu yola
geliyordu!
“Ben daha küçüğüm öğreneceğim. Sen bu güne kadar o kadar
tecvidli Kuran okudun, vaaz dinledin. Her gün beş vakit namaz
kıldın. Biliyorsundur. Defalarca söylemişsinidir..”
KalemzádeKãmil
15
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Evet!” diye devam etmesini istedi dedesi merakla.
“Günde kırk rekât namaz kıldığına ve her rekâtta altı defa
söylediğine göre bilirsin. “Subhane Rabbiyel ala! ne demek
dede?”
Dedesi irkildi “şeyy!” dedi sustu. Beklemiyordu böyle bir soru.
Çocuksa devam etti.
“Onu hatırlayamadın galiba dedeciğim. Peki Subhane Rabbiyel
aziym, ne demek?”
“Şimdi hatırlayamadım oğlum ama…” derken sözünü kesti
torunu.
“İyya kenağbudu ve iyyakenestain, ne demek dede? Onu da her
rekâtta okuyoruz ya!”
Cevap gelmeyince çocuk devam etti.
“Ya subhaneke duasında, ettehiyyatü’de, salli ve bariklerde,
kulhüvallahu’da, innaeğteyna’da ne diyoruz dede?”
Dedesi neye uğradığını şaşırmıştı. Ağzında
gevelemeye çalışırken çocuk devam etti.
bir
şeyler
“Peki dede bizim vaazını dinleyip her gün büyük alim diye
övdüğümüz şu sevdiğin adam bu güne kadar bunların bir
tanesinin anlamını öğretmedi de, ne anlattı size!!!”
KalemzádeKãmil
16
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Oğlum iyi bir Müslüman olmayı öğretti o bize.” dedi adam
ama kündeye gelmiş gibiydi.
“Son olarak dede şeyi sorayım, hani ilk namaza başlarken
söylüyoruz ya Allahu Ekber diye, o ne demek, onu biliyor
musun?”
Adam altın bulmuşcasına sevindi “Tabi oğlum” dedi “Allah
uludur, büyüktür, eşi benzeri yok demektir.”
“Bunu nereden öğrendin dede, bizim şeyhimizden mi?”
Yaşlı adam, gözleri uzaklarda bir yere takılmış gibi dondu kaldı
bir an.
“Yok oğlum” dedi “ondan değil!” Bir an sustu ve mırıldanır
gibi devam etti “Başka birinden!”
“O kim dede? Merak ettim, onun da tekkesi türbesi var mı?”
Adam bir an düşündü ve elindeki tesbihi koparıp atarken
torununa dönüp “Onun da var” dedi “Onun bile var! Tekkeleri
de var, türbesi de! Müritleri de! Onu bile şeyh edinenler var!”
Torununa sarılıp öptü adam ve yaşarmaya başlayan gözlerini
kapatıp yalvardı.
“Tövbe YaRabbi! Tövbemi kabul et YaRabbi! Sen bu çocuğa
iki dünyasında da saadet ver Allah’ım! Taştan su çıkarırsın.
KalemzádeKãmil
17
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hangi evliya, bir çocuk kadar tesir eder bir insana! Hangi
velinin sözü, bir çocuğun sözü kadar saftır! Ne büyüksün sen!”
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
Amerika’nızı Keşfettiniz mi?
Herkes Kendi Dünyasının Kâşifidir
Bu hayat sizin hayatınız. Okumaktan, aramaktan,
sorgulamaktan ve ümit etmekten asla vazgeçmeyin. Eğer siz
Amerika’ya ilk defa ayak basmışsanız, orada başka insanların
yaşıyor olması sizin keşfinizin değerini düşürmez. Amerika’yı
yeniden keşfetmekten korkup da vazgeçmeyin. Kızılderilileri
veya Ümit Burnundaki yerlileri kimse yok saymamıştır ama
Amerigo Vespucci de Kristof Kolomb da Vasco da Gama da
hala kâşif sayılırlar. Her bir Müslüman da kendi dininin, kendi
dünyasının kâşifidir. Kuran denizine açılın. Yelkenlerinizi açın.
Hevesle sarılın dümeninize. Pusulanız elinizde. Ufuktaki kara
parçasını eninde sonunda görecek ve kendi Amerika’nızı
bulacaksınız. Kendinize ve kitabınıza samimiyetle güvenin. Bu
dünya sizin dünyanız. Sizin dünyanızı birilerinin gelip
keşfetmesini beklemeyin. Emin olun. Siz bulacaksınız. Ve
Allah’a şükredeceksiniz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
18
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sen Biliyorsun Aslında
Oku Hatırla ve Özgürlüğüne Kavuş
Biliyordun aslında… Daha baştan kodlanmıştın. Kalemle
yazmayı, isimleri adları, bilgileri belgeleri öğrenmiştin. Ama
denenecektin… Bilgin değil farkındalığın alındı… Sen bulasın
istendi bildiğini. Kendini ispat edesin istendi. Bilerek bil
istendi. İsteyerek bil istendi. İdrak etmen istendi. “Ve ma
edrake”lere cevap vermen istendi. Unutturuldun sana
hatırlatılana kadar. Asılıp tutunman istendi… Topraktan sudan
çıkman… Karanlıktan aydınlığa çıkman istendi… Çıkabildiğine
tanık olman. Baştan yukarıda alıkonabilecekken… Kendin
gelmen, kendin dönmen istendi. Bilerek, isteyerek, idrak
ederek, aynel yakîn.
Biliyordun nefes almayı… Kıçına şaplak atılınca hatırladın.
Biliyordun ağlamayı… Hemencecik ağladın. Biliyordun
yemeyi… İlk işin annenin göğsünü yakalamak oldu. Biliyordun
gülmeyi… Baban çeneni gıdılayınca ağzın vardı kulaklarına.
Biliyordun yürümeyi… İlla ki ayağa kalkmaya çalıştın.
Biliyordun konuşmayı… Etrafındakileri duyunca hemen kaptın.
Biliyordun yüzmeyi… O’nun düzenine karşı inat etmeyince
yüzdün. Biliyordun sevmeyi… Sevilince anladın.
KalemzádeKãmil
19
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Biliyordun aslında… Yutkunurken anladın… Okulda parmağını
kaldırınca… Tırnağın uzayınca fark ettin. Gözlerini devirince
gördün… İlk defa heceleyince… Karıncayı ezince… Köpek
havlayınca.. Kuyruğunu sallayınca. Kedi tırmalayınca…
Sivriler ısırınca. İlk defa gençlik heyecanında… İlk defa elini
tuttuğunda… İlk defa öpüşünce… İlk çocuğun doğunca… İlk
defa hasta olunca. Burnunun kemiği sızlayınca. Babanı ya da
anneni kaybedince… İlk defa saçın ağarınca… İlk defa dişine
dolgu yaptırınca… İlk defa beladan kurtulunca… İlk defa “bu
son galiba” dediğinde.
Biliyordun aslında… Ama bildiğinin farkında değildin. Vardı
haberin yerçekiminden… Kafana elma düşürülünce anladın.
Vardı haberin suyun kaldırma kuvvetinden… Hamamda tasının
yüzmesini bekledin. Vardı haberin mekanikten… Kaldıraç gibi
bir dala basınca anladın. Vardı haberin elektrikten… Kazağın
kıvılcım çıkardığında irkildin. Vardı haberin tıptan… Bal yiyip
iyileşince fark ettin. Vardı haberin arkeolojiden… Örümceği
kehribarın
içinde
görmen
gerekti.
Vardı
haberin
matematikten… Parmaklarına bakınca fark ettin.
Biliyordun aslında… Tesadüfle bir düzen kurulmayacağını hep
gördün. Ne bir ağaç kütüğü sana mobilya olabiliyor ne de
toprağın altındaki demir, kazma kürek. Ne yağmur çağlayan
gibi yağıyor, ne kar kütle halindeydi. Ne güneş seni kavuruyor,
ne yanardağlar şehrinin göbeğinden fışkırıyordu. Ne bir ağaç
kökü odanı lila renge boyuyor, ne koyunun yünleri kendi başına
yorgandı sana. Ne zaman ki düşündün… Anlamaya başladın.
İlmel yakîn.
KalemzádeKãmil
20
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Vardı haberin her şeyden… Ama sen farkında değildin. İşte
sana bir hatırlatıcı geldi… Farkına varasın diye. Hatırlayasın
diye. Daha ciddi bir uyarı, daha ciddi bir hatırlatıcı mı var…
Satır satır yazılıp gönderilmişken önüne! Şimdi sen onu
okumaktan mı imtina ediyorsun! Yoksa onu ölülere mi
okuyorsun! Şimdi sen onu anlayamam mı diyorsun! Şimdi sen,
başkası bilir ben bilemem mi diyorsun! Şimdi sen onu hala
bilmediğin bir dilde ezbere mi okuyorsun! Şimdi sen ondan mı
yüz çeviriyorsun! Şimdi sen hala oku’muyor musun? Oku’yup
da anlamak, hatırlamak mı istemiyorsun! Kendine
yapabileceğin daha büyük bir zulüm var mı şu hayatta!!!
Oku’yup da özgürlüğüne kavuşmak varken.
Din Allah’ındır, Allah’ın ayetlerinden öğrenilir. Okuman için
kampanyalar düzenlenen, sözde din anlatan başka kitapları
değil, o kitabı, o zikri, o Kuran’ı oku’man gerekir. Tek
yapacağın oku’mak. Tek yapacağın anlamak için oku’mak. Tek
yapacağın hatırlamak için oku’mak. Tek yapacağın tanık olmak
için oku’mak. Tek yapacağın doğruyla yanlışı ayırt etmek için
oku’mak. Tek yapacağın ayetleri, mucizeleri görmek için
oku’mak. Gerisini söylemeye bile gerek yok. Oku’yunca ne
yapman gerektiğini zaten bileceksin… Tek yapacağın oku’mak.
O bir zikir. O bir hatırlatıcı. Lazım olan her şeyi zaten
biliyorsun. Oku’man gerek ki hatırlayasın. Tek yapacağın
oku’mak.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
21
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İnsana Boyun Eğenler
Bir Kedi Bir Martı ve Bir Balıkçının Düşündürdükleri
Sahildeki taşların üzerinde otururken bir yanıma bir martı diğer
yanıma bir kedi yaklaşıp beklemeye başladı. Bir ara her ikisi ile
de ayrı ayrı göz göze gelsek de ben pek umurlarında değildim.
Muhtemeldir ki her ikisi de az ilerde olta atan balıkçının
arkasındaki küçük plastik bidonun içinde hala yüzmekte olan
kıraçalara göz dikmişlerdi. Ya da oltanın ucunda gelmesi ve
kurtulmak için çırpınırken taşların üzerine düşmesi olası bir
balığa… Oysa onlar için hiç de zor değildi yakaladığı balıkları
balıkçının elinden kapıvermek! Neden rızkını beklemek vardı ki
onun için, insanla savaşmak yerine!
Bir kedinin, eli kolu olta ve misinalara bulanmış bir balıkçıya
diklenip diş göstermesi ve onun şaşkınlığından istifade ile
devireceği, kapağı yarıya açık bidonun içindeki balıklardan
birini kapıp kaçıvermesi zor muydu? Ya da o martının basit bir
pike ile balıkçıya doğru uçuvermesi sırasında başını eğmek
zorunda kalacak adamın balıklarını çalıvermesi! Hele hele
kedinin diğer arkadaşlarını, martının da sürünün geri kalanından
bir kısmını yanına alıp geldiğini düşünürsek, eminim ki balıkçı
arkasına bile bakmadan kaçmak zorunda kalırdı. Değil balıkları,
ciddi ve sürekli bir saldırı ile martı ya da sokak hayvanları
balıkçıya sahili bile terk ettirebilirdi.
KalemzádeKãmil
22
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Peki denizdeki balıklar birlikte hareket etseler, kesecekleri
misinalar nedeniyle denize bir daha olta bile atılmasına engel
olamazlar mıydı? Dalgalar boyun eğmeyip sürekli coşsa, atılan
misinalar birbirine karışmaz mıydı? Güneş her daim kavursa
hangi gölgelik o balıkçıyı sahilde tutabilirdi? Taşlar pürüzlü
yüzeylerini daha da yosunlandırsa nasıl ayakta durulabilirdi?
Balıkçının eklemlerindeki sıvı kurutsa kendini, o olta nasıl
savrulabilirdi? Oksijen vazgeçip sıvılaşsa kaç adım atabilirdi
nefes alamadan?
Neden hücum etmeden bekliyor kedi, neden gözetliyor
martılar? Toprak altındaki trilyonlarca karınca istila edemezler
mi tüm yeryüzünü ve yaşanmaz etmezler mi aciz insana
şehirlerini? Kurbağalar bir olsa, su mu bırakırlar içecek?
Sinekler koloniler halinde girse sokağımıza, ne kadar hayatta
kalabiliriz? Kaplanlar ormandan, yılanlar toprak altından,
çakallar dağlardan akın etse nereye kaçabiliriz? Ağaçlar sarsa,
rüzgârlar coşsa, sular kabarsa, güneş kavursa ve tüm tabiat
hayvanlarla birlikte başkaldırsa, kovamazlar mı bizi bu
gezegenden? Hepsi bir yana gözümüze bile çarpmayan bir
mikrop, bölünüp çoğalıp yere seremez mi mağrur insan
evladını?
Elbette yapabilirler. Ama yapmıyorlar. Ya insan!!! Yeryüzünde
kibirlene kibirlene yürüyen ve kendisine boyun eğmiş her türlü
yaratılmışı kendi becerisiyle elinde tuttuğunu zanneden
insanevladı!!! O yapıyor. Kendi türü dâhil bütün yaratılmışları
ele geçirme ve yok etme peşinde… Her varlığı aklı sıra
sahiplenip, tüketme peşinde koşan üstün varlık!!! Her temiz
bulduğunu kirletmek için olmadık pis işler yapan akıllı insan!!!
KalemzádeKãmil
23
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kendini ne kadar da müstağni görüyor! Hiçbir şeye ihtiyacı
yokmuş da herkesin ona ihtiyacı varmış zannediyor! Bırakın bir
kediyle martıyı, bir sinekle bile gerçekte baş edemeyecek kadar
zayıf olduğunu bir türlü kabul edemiyor…
Eğer boyun eğmiş olmasalardı hangi biriyle mücadele
edebilirdik? Kuşla mı, kurtla mı, bakterilerle mi, kaplanla mı,
fille mi, köpekle mi hatta keçiyle mi? Sarmaşıkla mı, rüzgârla
mı, güneşle mi, denizle mi ve hatta toz zerreleriyle mi? Her şey
boyun eğmiş, biz eğdirdik zannediyoruz. Her şey emrimize
verilmiş, biz ele aldık zannediyoruz. Her şey hizmetimizde diye
efendi olan biziz zannediyoruz. Bilgi yağmuru altındayız da biz
öğreniyoruz zannediyoruz! Atomları, fotonları gördük diye biz
övünüp, onu buldurana değil kendimize secde ediyoruz!
Davut boşuna mı ezgilerle coşup, nağmeler söylüyordu?
Davut’un emrinde dağlar, etrafında ona uyan kuşlar vardı da
senin için yok mu zannediyorsun?
38-Sad 17,18,19 Onların dediklerine sabret! O kuvvet sahibi
kulumuz Davûd’u an! O, tespih nağmeleri döktüren bir kul idi.
Dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık: Akşam-sabah
birlikte tespih ederlerdi. Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi
onunla yönelip-dönmekte olanlar idi.
Davut’a ve Süleyman’a dağlar boyun eğdirildi, demir emirlerine
verildi, rüzgârlar hizmetkâr edildi de sana edilmedi mi
zannediyorsun? Şerler bile hayra vesile edilip, şeytana bile
şerriyle sana yol göstermesi sağlandı da görmüyorsun.
KalemzádeKãmil
24
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Süleyman’ın emrine
zannediyorsun?
verildi
de
sana
verilmedi
mi
21-Enbiya 78,79,80,81,82 Ve Dâvud ile Süleyman… Hani,
halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı
da biz hükümlerine tanıklar olmuştuk. Onu Süleyman’a derhal
kavrattık. Her birine hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvud’a
dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı.
Yapmak isteyince yapanlarız biz! Ona, sizi sizin şiddetinizden
koruyacak olan zırh yapma sanatını öğrettik. Peki, siz
şükrediyor musunuz? Ve Süleyman’a kasırgayı boyun eğdirdik.
İçini bereketlerle doldurduğumuz toprağa doğru onun emriyle
akıp giderdi. Her şeyi bilenleriz biz! Kendisi için dalgıçlık eden,
daha başka iş de yapan bazı şeytanları da onun emrine verdik.
Biz onları koruyup gözetiyorduk.
Bir göktaşı neden rastgele gelip tepesine düşüp de yok etmiyor
bu mağrur canlı türünü? Ya da derin bir depremle neden altı
üstüne gelmiyor şu sahte cennetlerin? Şimşeklerle sıcak su
artezyenleri neden bir olmuyorlar bize karşı? Onları yaratan,
isteseydi yerin dibine geçiremez miydi bizi?
34-Sebe 9 Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında
olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin-dibine
geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç
şüphesiz, bunda ‘gönülden yönelen’ her kul için bir ayet vardır.
Davut’a verildi de sana verilmedi mi? Bir düşün.
KalemzádeKãmil
25
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
34-Sebe 10,11 Andolsun, biz Davud’a tarafımızdan bir fazl
(üstünlük) verdik. ‘Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip)
yankıyla ses verin’ (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve
ona demiri yumuşattık. ‘Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir
biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben,
yaptıklarınızı görenim’ (diye vahyettik).
Emrine bunca servet verilen Süleyman, bir ağaç kurduyla
mücadele edebildi mi?
34-Sebe 14 Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar
verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir
ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıpdüşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş
olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıpyaşamazlardı.
Her zenginliğin sonu, ani ve korkunç bir sel gibi hızlıca
gelemez mi zannediyoruz? Sebe için oldu da bugünkü bizler ve
süper güçler için olamaz mı zannediyoruz?
34-Sebe 16,17 Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara
Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli,
acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye
dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları
cezalandırdık. Biz nankörlük edenden başkasını cezalandırır
mıyız?
KalemzádeKãmil
26
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Koca koca hayvanları sirkte koşturuyor, devasa ağaçları
deviriyor ve dağları delip geçiyoruz diye kendimizden mi
biliyoruz?
22-Hacc 36 İri cüsseli develeri size Allah’ın işaretlerinden
kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir
dizi halinde boğazlanırken Allah’ın adını anın; yanları üzerine
yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene
yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki
şükredersiniz.
Suyun kaldırma kuvvetini bulduk diye, suyun kaldırma
kuvvetini biz yarattık zannediyoruz…
45-Casiye 12 Allah; kendi emriyle gemiler akıp gitsin ve O’nun
fazlından ararsınız diye, sizin için denize boyun eğdirdi.
Umulur ki şükredersiniz.
Her şey bize boyun eğdi diye, her şeyin sahibi olduğumuzu
zannediyoruz…
45-Casiye 13 Göklerde ne var, yerde ne varsa tümünü, O’ndan
bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda, derin derin
düşünen bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Oysa hiç unutmamamız gerekeni hep unutuyoruz… Biz
gerçekten de çok aciziz. Tüm bu acizliğimize rağmen, tutup
hala O’ndan başkalarına yönelecek kadar da akılsız… Allah’ın
KalemzádeKãmil
27
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
lütfu olmasaydı şu satırları bile yazıp okuyamayacak kadar
yetersiz…
22-Hacc 73 Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu
dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi
bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile
yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu
da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Hepsi yaratanına ve bize boyun eğdirilmiş. Bir biz boyun
eğmemek için kıvranıp duruyoruz. Kolay olandan kaçıyoruz.
Hepsi emrimize verilmiş. Hepsi susturulmuş, secde ettirilmiş.
Bir tanesi hariç. Şeytan!!! Ne kadar da beceriksiziz! Sadece bir
tane ve onunla bile mücadele edemiyoruz…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
28
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İnandık Demekle İş Bitti mi?
Madem İnanıyorsunuz Neden Tam Aksini Yapıyorsunuz?
Son tevhid dini olan İslamiyetin tek ve değiştirilemez kaynağı
Kuran’dır. Bunu ilk söylediğinizde herkes kabul eder. Oysa
bunu diliyle kabul edip icraatte kabul etmeyenler çoğunluktadır.
Çoğu inanan Kuran’ı övmek için över, içinde ne olduğunu
bildiği için değil! Ama birimiz çıkıp, işte biz dinimizin tek
kaynağının Kuran olduğunu bildiğimizden onun dışındaki
kaynakları din hükmü verecek manada göremeyiz dediğinde
işler değişir! En başta Müslümanlar tabi ki Kuran derler, ama
bunun yanında hadisler, rivayetler, mesneviler, risaleler,
külliyatlar, lar lar lar, ler ler ler… de var!!! Hani tek ve
değişmez kaynak Kuran’dı!!! Ne oldu! Bakıyorum da dilinizin
söylediğini, ama’larla inkar ediyorsunuz!!!
Kuran’a göre yaşadığını iddia edenlerin, gerçekten Kuran’a
göre yaşayıp yaşamadığını ise sadece Allah bilir. Ama
dinimizin tek kaynağı olan Kuran’da ne yazdığından haberdar
değilsek, Kuran’ı bir dinsiz olarak okuyan kadar bile, Kuran’a
göre yaşayıp yaşamadığımızı bilemeyiz. Buna rağmen
Müslüman’ım diyenlerin çoğu Kuran’ı okumuyorlar. Saçmalığa
bakın ki kimileri okumadıkları kitaba inanıyorlar ve hak ettiği
biçimde okumadıkları için orada söylenenlerin neredeyse tam
aksini yapıyorlar. Ne acı!
KalemzádeKãmil
29
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bir an için hadi biz de dinin tek kaynağının Kuran olmadığını,
onun yanında bütün ler ler ler ve lar lar lar’ın da dinin kaynağı
olduğunu kabul edelim! Yüzbinlerce hadisi Kuran’ın yanına
ikinci bir kitap olarak koyalım ve onlara göre de yaşayalım!
Çelişkileri nedeniyle bu mümkün değil ama hadi tamam, oldu
diyelim!!!
Örneğin; sahih kabul edilen ve meşhur ulema tarafından
hemfikir olunan hadislere göre bir kadın vücudunun tamamı
avret olarak görülür ve kadının mümkünse tüm vücudunu
örtmesi, en azından el, ayak ve yüzü hariç örtünmüş olması farz
kabul edilir. Bakın sünnet değil farz!!! O halde şimdi gözlerinizi
sulugözlü hoca efendilerin televizyon kanallarına ya da bilmem
ne cemaatinin ticarethanelerine çevirin… Gördünüz mü?
Hadi Kuran’ı biz yanlış anlamış olabiliriz de hani sizin
hadisleriniz Kuran’la uyum içinde ve doğruydu!!! Nedir
televizyon kanalınızdaki bu kadınların hali o zaman? Ne
yapıyorsunuz siz? Gerdanları açık kadınların oynadığı diziler ne
arıyor sizin kameralarınızın karşısında!!! Plaj görüntüleri veren
bikinili kızların oynadığı reklamların ne işi var televizyon
kanallarınızda!!! Haşemalı kızlar ve göbek altını göstermeyen
donlar giymiş delikanlılar yok mu deodorant ya da dondurma
reklamı yapacak!!! Neden haberlerinizi, saçlarını güzelce
yaptırıp süslenmiş ve en kaliteli makyajları yapmış kadınlar
sunuyor bütün ekranlarda!!! Hadi diğer kanallar yoldan çıkmış
diyelim, siz neden dinin bir diğer kaynağı olarak kabul ettiğiniz
hadis külliyatlarınızın hükmettiği emir ve yasakları
uygulamıyorsunuz!!! Acaba derdiniz din değil mi sizin? Acaba
dininiz imanınız anlattığınız şey değil mi sizin!!! Uydurulana
KalemzádeKãmil
30
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
inandığınızı söylüyor, bir şekilde dayatıyor, ama kendiniz bile
ona uymuyorsunuz! Dininiz imanınız nedir sizin!!!
Peki hastaneler!!! Sizin kendi özel hastanelerinizde neden diş
hekimleri dolgu yapıyorlar? Hani diş dolgusu yapanın gusül
abdesti geçersizdi!!! Cünüp mü geziyorsunuz yoksa siz!!!
Madem doğum kontrol haramdı, marketlerinizdeki kondomlar
ne iş hacı!!! Balon niyetine şişirip çocuklara mı veriyorsunuz!!!
Madem inanıyorsunuz ulemanız söylemiş, neden dininizin
emrinin hilafında hareket ediyorsunuz!!!
57-Hadid 27 Sonra onların izleri üzerinde peygamberlerimizi
birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından
gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir
şefkat ve merhamet kıldık. Türettikleri ruhbanlığı ise, biz onlara
yazmadık. Ancak Allah’ın rızasını aramak için türettiler ama
buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan
iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık
olanlardır.
Niye kendi inandığınızı bile uygulamıyorsunuz?… Niye biliyor
musunuz? Ben söyleyeyim… Çünkü ikiyüzlüsünüz siz…
Riyakârsınız. Kendinize bile samimi değilsiniz. Eğer bir
hedefiniz varsa o hedefe ulaşmak için her şeyi mübah kabul
edebiliyorsunuz. İnandık deyip aslında inanmıyorsunuz.
Dilinizin söylediğini kalbiniz yalanlıyor. Siz -mış gibi
yapıyorsunuz, öyle bir yapıyorsunuz ki kendi yalanınıza
kendiniz bile şıp diye ikna oluyor ama iş nefsinize geldiğinde
ilk önce kendiniz uymuyorsunuz. Nefsiniz kabardığında eve
kapattığınız çarşaflıya değil, milletin namusuna dilinizi üst
KalemzádeKãmil
31
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
damağınıza yapıştırıp “cık cık cık” sesleriyle ilk önce siz
bakıyorsunuz! Desinler’e alışmışsınız. Dininizin hükmünü bile
bırakın hadisi, neredeyse üçüncü kitap olarak kendiniz
veriyorsunuz. Cahile cehalet satıyorsunuz. Sizin dil bilmez,
kulak duymaz namazınız dua ve şükür etmeyi bile unutturmuş,
rekât ve kelime saydırmakta size. Tefekkür edeceğiniz yerde
boncuk sayıyorsunuz. İnandık dedik diye iş bitti de, kazandık
zannediyorsunuz. İmanı da ilmi de verenin kim olduğunu
unutmuş, kendinizi bir şeyleri sonuna kadar hak etmiş
zannediyorsunuz. Irmakları hayal edip koşarken, ateşten
denizlere kulaç atma ihtimalinizi hiçe sayıyor, göz ardı
ediyorsunuz.
Kalemin ucu kırılmadan bu yazıyı bitirsem iyi olacak…
29-Ankebut 2,3,4 İnsanlar yalnız “inandık” demekle, hiç
sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Gerçek şu ki, Biz
onlardan öncekileri de imtihan ettik. Sözünde doğru olanları ve
yalancıları Allah böylece birbirinden ayırt edecektir. Yoksa,
kötülükler yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar. Ne
kadar kötü, ne kadar yanlış hüküm veriyorlar!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
32
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Amme Cüzüne Kadar Geldim
Ama Kuran’a Geçemedim Abi!!!
Size “Jules Verne’in Balonla Beş Hafta’sını okudunuz mu” diye
sorsam bana ne cevap verirsiniz? “Evet okudum” ya da “hayır
okumadım” dersiniz bu klasiği doğal olarak. Peki “Tevrat’ı
okudunuz mu?” diye sorsam! Ona da “evet okudum” ya da
“hayır okumadım” dersiniz. Peki İncil’i? Aynı cevap; okudum
ya da okumadım. Peki ben size “Kuran’ı okudunuz mu?” diye
sorsam!!! Ki doğrusu ayırtedici olarak “ı” takısı atılarak ve
şimdiki zamandan geniş zamana atfedilerek “Kuran okuyor
musun?”dur. Çünkü bir Müslüman için devamlı okunması
gereken bir kitaptır. Ama öyle sorunca algılar direkt “orijinal
diliyle okuyor musun”a yönleniyor maalesef.
Neyse buyurun cevaplara…
“Okudum! Bi kere!” Böyle cevap verenlerin içlerinde okumuş
olanlar varsa da çok samimi bir cevap gibi görülmez. Bir defa
okuduğunu söyleyerek sorumluluğunu yerine getirmiş olduğu
imajı vermeye çalıştığı düşünülebilir. Çünkü birçokları birkaç
sayfadan öteye geçememiştir.
“Okumadım! Ama okuyacağım!” Samimidir. Okumadığını
bilir ama hep erteler.
KalemzádeKãmil
33
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Okudum ama abi bişey de anlamadım ben!” Daha
samimidir. Ama roman gibi okumaya çalıştığı için anlayarak
okuma eksikliği vardır ya da dine mesafelidir.
“Okuyordum ama korktum/sıkıldım bıraktım!” Daha da
samimidir. Muhtemeldir ki kendini sorgulama ve günaha girme
korkusundan okuduğuna odaklanamamıştır.
“Ben Kuran okumasını bilmiyorum!!!” Dan!!! İşte aranan
adam! İşte aradığım en samimi ikinci cevap. Bunun yanında en
saf, ama en mantıksız cevap!!!
Size “Dostoyeevski romanı okudunuz mu” diye sorsam bana
“Ben roman okumasını bilmiyorum” der misiniz? Demezsiniz.
Dostoyevski’yi Rusça okumuyorsunuz çünkü. Peki Tolstoy?
Onun hikâyeleri bile bazı risalelere Türkçe olarak çevrilmiş
değil mi! (ironi mi yaptım ne) Peki “Tevrat’ı okudunuz mu?”
diye sorsam “Ben Tevrat okumasını bilmem” der misiniz? Peki
İncil’i okumasını bilmem der misiniz? Ne aklınıza İbranicesi ne
Latincesi ne İngilizcesi ne Çincesi gelir! Öyle bir şey
düşünmezsiniz bile. Eğer Tevrat, Zebur, İncil okunacaksa (ki
ona da pek kimse yanaşmaz ya) Türkçesinden bahsedildiği
refleksen anlaşılır. (Sözüm meclisten dışarı) Peki ben sana
“Kuran’ı okudun mu?” diye sorduğumda neden “Ben Kuran
okumasını bilmiyorum” diyorsun a be kardeş!!!
Cevabını ben söyleyeyim. Çünkü sana hep “Kuran okumasını
BİLİYOR MUSUN?” diye soruldu da ondan!!! Beynimiz bu
soruyla yoğrulup durdu. Kuran okumasını bilmek! Ayrı bir
okuma eğitimi gerektiren bir şey! Bize hiç “Filanca romanı
KalemzádeKãmil
34
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
okumayı biliyor musun?” şeklinde sorulmazken, hadi o kutsal
kitap değil… Bize “okudun mu” demek yerine hiç “Tevratı,
İncili okumayı biliyor musunuz?” şeklinde sorulmazken sıra
Kuran’a gelince neden “Sen Kuran’ı okumayı BİLİYOR
MUSUN” diye soruluyor? Yani Kuran okumayı bilenler ve
bilmeyenler var! Öyle mi?
Öyle insanlarımız var ki Kuran’ın çevirilerini okumaktan
şeytandan, küfürden kaçar gibi kaçıyorlar. Ama anlamını
bilmedikleri nice Arapça dualara hiç şeytan ve küfür akıllarına
gelmeden ellerini açıp “amin” diyorlar. İnsan bilmediği duaya
“amin” der mi a be düşüncesiz kardeşim!!!
Kuran okumasını biliyor musun? Hayır bilmiyorum! İyi o
zaman senin okumana gerek yok!!! Bilenler okusun!… Sana
anlatırlar! Aklını peynir ekmekle mi yedin sen!!! Birisi sana
“film seyretmeyi biliyor musun” diye sordu mu hiç? Ya da
birisi sana “filanca filmi seyrettin mi” diye sorduğunda “ben
film seyretmeyi bilmem” diye cevap verdin mi hiç? Ve yahut da
“filmi başkaları seyretsin de bana anlatır” mı dedin? Birisi sana
“müzik dinleyebiliyor musun” diye sordu mu hiç? Ya da birisi
“5. Senfoniyi dinledin mi” diye sorduğunda “ben senfoni
dinlemeyi bilmiyorum, başkası dinlesin bana o tıngırdatır” mı
diyeceksin? Her neyse, örnekleri ağırlaştırmayayım! Malum
soruya yukarıdakilerin dışında verilen çok yaygın bir cevaba
geliyorum şimdi :) Sıkı durun!
“Amme cüzüne kadar geldim ama Kuran’a geçemedim
abi!!! Hoca geçirmedi!!!”
KalemzádeKãmil
35
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
En samimisi de işte budur. Merak etme kardeş, yalnız değilsin.
Çoğumuz yazları camide aynı yollardan geçtik. Ya senin gibi
amme cüzüne kadar geldik ya da Kuran’a geçip Fatiha’yı
ezbere okuduk. Ama Bakara 1’de “Elif, Lam, Mim” deyince
tatil bitti!!! Bakara 2’ye geçemedik bir türlü.
2-Bakara 2 “İşte bu içinde kuşku olmayan kitap’tır, takva
sahipleri için bir yol göstericidir.”
“Amme cüzüne kadar geldim ama Kuran’a geçemedim abi!!!”
Geçemezsin tabi! Daha Kuran’dan haberin bile yok ki
senin. “Zalikel kitabu lareybe fihi. Hüdenlil müttekin.” demekle
iş bitmiyormuş. Yol göstericiymiş meğer Kuran, bak! Haberin
var mıydı? Rehbermiş, kılavuzmuş. “Sağı kır, solu kır, ortala,
topla gel” diyormuş ama sen söyleneni anlamadığın için
tamponu duvara vuruyormuşsun ha bire! Nasıl geçeceksin!
Ama meraklanma yalnız değilsin. Bırak herhangi bir ayetini
Kur’an ne demek onu bile bilmiyoruz biz! Kur’an kelimesinin
“kıraat”ten gelen ve “anlayarak okumak” demek olan
kökünden, kelime olarak, “toplamak, okumak, bir araya
getirmek” manalarına gelen Kuran’dan haberi olanımız yok.
Neticede “okunan” demek olan Kuran’ı okuyanımız yok!
Merak etme yalnız değilsin. Hatta çoğunluklasın!!! Kuran’a
inandığını söylediği halde kuşkularıyla yüzleşemeyen, kendini
vahiy kâtibi zanneden ya da onu okurken yanlış yaparım veya
yoldan saparım diye korkan çoğunlukla berabersin.
KalemzádeKãmil
36
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Oysa Kuran’ı rehber alan kişi aklına gelen kuşkulardan kaçar
mı? Onların cevabının Kuran’da olduğunu bilip bulmaya
çalışmaz mı? Çözmek, anlamak için Kuran’ı okumaz mı? Oysa
Kuran ayetleri okunup üzerinde derin derin düşünmek
gerektirmez mi? Ezbere okunup hatmedilmek değil. İnsan (eğer
varsa) o şüphelerle (nefsiyle) cihat eder. Kalbi mutmain olur.
İnsan devekuşu değildir ki korkularından kaçmak için kafasını
kuma gömsün! Aman kâfir olmayayım diye Kuran’ı okumaktan
korksun! Devekuşu musun sen?
“Amme cüzüne kadar geldim ama Kuran’a geçemedim abi!!!”
Hmm… Kuran’a geçemedin ha! Merak etme kardeş, asla yalnız
yürümüyorsun! Uyduruk hadisler anladığın dile çevrilip herkes
tarafından rahat rahat okunurken, Kuran anlamaksızın Arapça
okunmaya devam ediliyor. Birçokları Kuran’ı defalarca
hatmettiği halde hala Kuran’a geçemiyor!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
37
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Nurcu ve Tahkik-i İman
Said-i Nursi, Risaleler ve Kuran Hakkında Bir Diyalog
Karşı tarafın kim olduğu beni ilgilendirir, bu tarafta ben vardım.
Daha iki cümle söylemiştim ki; sen peygambere inanmıyor
musun, diye soruldu bugün. Dayan Kamil sabrıyla, dedim ki
inanıyorum. Madem inanıyorsun sözlerini neden reddediyorsun
dendi. Dedim ki onun sözlerini reddetmiyorum. E hadisleri
inkâr ediyorsun ya işte! Dedim ki inkâr etmiyorum, hadisler
ortada, varlar ama peygamberime ait olup olmadığını
bilemiyorum. Bu yüzden de dini hüküm giydirmiyorum onlara.
Araştırılabilir tarihtirler. Eğer gerçekten ona ait olduklarına
emin olsam sizden önce ben inanırım peygamberin söylediğine.
Ama dendi, peygambere inanmak onun vücuduna inanmak
değildir, onun sözlerine güvenmektir, mütevatir olsun olmasın
onun sözlerinden ilham alınabilir! Sözlerimden bunu mu
anladınız diye kınadım. Dedim ki onun vücuduna iman edenler
kutsal emanetlerin önünde ağlıyorlar, ben onlardan değilim, ben
ondan alacağım ilhamı Kuran’dan zaten alıyorum, Kuran’ı
okuduğumda peygamberim gibi düşünüyor, peygamberim gibi
hissediyorum, ona hitap eden ayetler bana da sana da hitap
ediyor. Kuran’ı anlamaya çalışıyorum ve Kuran vasıtasıyla onu
da çok iyi anladığımı hissediyorum.
KalemzádeKãmil
38
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sen kimsin ki dendi, sen aciz bir kulsun, sen nasıl
anlayabilirsin, zahiri mananın yanında her ayetin on tane
manası var. Dedim ki ya on birse!!! Hatta bana sorarsanız her
ayetin sayamayacağımız kadar çok manası vardır, ama hiçbiri
bir diğeri ile çelişmez. Sen bilemezsin dendi, her asrın
müçtehidi, görevlendirilmiş zatları vardır! Onlar anlar, bize
anlatır! Mesela diye sordum. Dendi ki İmam Rabbani,
Abdülkadir Geylani, Mevlana Celalettin Rumi ve Bediüzzaman
Said-i Nursi Hazretleri gibi! Yetki nereden dedim! Dendi ki
Allah’tan; risalelerde, işaretül icazda şunda bunda yazılı.
Sordum ki risaleler ya da Said hakkında Allah bir delil indirmiş
midir. Sen ona Said diyemezsin, bu hakarettir! Ne diyeceğim?
Saygılı olacaksın! Unvanını koyacaksın başına! Sayın Said
demek geçti içimden. Demedim. Cevap vermedim. Said-i Nursi
diyerek devam ettim. Hakkında Allah bir delil indirmiş midir
diye sordum. İndirmiştir dendi. Nedir o delil? Risalelerde
yazıyor, namaz kılarken secdede apaçık peygamberi görmüş,
sırat köprüsü üzerinde onunla konuşmuştur! Sırat köprüsünü
Boğaziçi köprüsü mü zannediyorsunuz, Said’in gördüğü bu
rüyaya ya da halüsinasyona ben nasıl inanabilirim, bu delil
olabilir mi, diye direndim. Risaleden getirilen hayali delili kabul
etmedim.
Sen her şeyi yargılıyorsun, öyle her şeyi yargılarsan Allah
muhafaza imanını kaybedersin! (Aslında kaybetmişsin
dendiğini anlıyordum) Yargılamıyorum, önce sorgulamalıyım
ki bir yargıya varayım değil mi dedim. Ama siz zaten
sorgulamadan yargılamış, doğru olduğuna ikna olmuşsunuz! Siz
birisinin rüyasında gördüğünü delil kabul ediyorsunuz. Bu ZAN
KalemzádeKãmil
39
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
değil de nedir? Fakat ben ikna olmuyorum sizin gibi dedim.
Hani siz tahkik-i iman diyordunuz!
Tahkik ediyoruz, aslında yetmiş kanıt var dendi, Hazretleri ile
ilgili! Yetmişi de böyle hayali mi diye sordum. Bu zan değil,
biz risale-i nurlarda ne yazılıysa inandık, dinden çıkmaya
niyetimiz yok ve bizim kalbimiz mutmain! Bence sen kendini
bir gözden geçir, sonunu iyi görmüyorum diye uyarıldım!!!
Aynı şeyi ben de sana söyleyebilirim, ne düşünürdün, diye
sordum ben de. Duyulmazdan gelindi, bilmem kibirden miydi
sonrasındaki tevazu!
Dendi ki; biz aciziz, anlayamayız, taharetimizi bile nasıl
alacağımızı bilerek almaktan aciziz!
Nasıl ola ki
müçtehitlerden daha iyi Kuran’ı anlayabilelim! Gülümsedim.
Yani ben Kuran’ı anlayamayacağım için, Allah’ın Geylani
hakkında delil indirmiş olduğuna dair delili Geylani’nin
sözlerinden, Allah’ın Celalettin hakkında delil indirdiğini kendi
Mesnevi’sinden, Allah’ın Said hakkında delil indirdiğini kendi
yazdığı risalelerinden anlayıp kabul edeceğim!!! Hadi ikna
olmasam da kabul ettim diyelim, Allah ve kitabı Kuran bunun
neresinde!!!! Ben Kuran’ı anlayamayacağıma göre bu Allah
yerine o zatlara iman etmek değil mi? Ben Kuran’ı okudum
anladım, Kuran benim asrın görevlisi olduğuma işaret ediyor,
ama sen akılsızsın, göremezsin Kuran’da, öyle mi!!! Oldu!!!
Okuyun, üzerinde düşünün, acele etmeyin dedim. Okuyoruz
zaten dendi. Sen sorguluyorsun, bak sahabeler bile
sorgulamamış, peygamber ne dediyse inanmış, sen neden
inanmıyorsun, bizim gibi inansan ne kaybedersin diye soruldu
KalemzádeKãmil
40
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
bana. Peygamberim zamanında yaşasaydım kalbimi mutmain
edecek cevapları alırdım ondan ama risaleler ve hadis külliyatı
bunu bana veremiyor, sadece Kuran veriyor. Dosdoğru yol bana
belli olduktan sonra geriye dönüp, saydığın zatlara ve
saymadığın onlarca raviye de itimat edip size uymuş,
Kuran’daki ayetlerin en önemli bir kısmını da bu şekilde
reddetmiş olurum dedim ve ayetlerden örnekler getirdim.
Bunun üzerine yine Kuran’ın zahiri manasının yanında çokça
farklı manaları vardır, risaleler de Kuran’ın bir tefsiri olarak
bunları bize anlatır dendi. Ne güzel işte faydalanın risalelerden
dedim. Ben de okudum. İman hakikatlerinden bir kısmını etkili
bir dille anlatmış, faydalanın, ama siz yazarı da yazılanları da
abartıyorsunuz dedim. Said kendi tefekkürüne göre Kuran’ı
anlatmış ve insanları öyle ya da böyle düşünmeye sevk etmiş,
dedim. Ama bu hiç yanılmadığı anlamına gelmez.
Faydalanırsınız elbette ama aslolan her müminin kendisinin
Kuran’ı okuyup anlamasıdır. Biraz da kendiniz Kuran’dan
anlamaya çalışsanız olmaz mı, diye sordum. Olur mu öyle şey,
her yüzyılda bir gelen, Allah tarafından görevlendirilmiş zatlar
var, bunlar bize anlatırlar dendi. Peki sen de kalkıp bir hakikati
birkaç cümle yazarak anlatamaz mısın insanlara diye sordum.
İçtihat kapısı da en son müçtehid olan Bediüzzaman Said-i
Nursi Hazretllerinin risaleleri yazmasıyla kapanmıştır dendi.
Ben içtihattan bahsetmiyorum ama neyse, dedim daha önce de o
kapıyı kapatmıştılar, Said neden açmış tekrar. Onlar yanılmış
dendi. Nereden biliyorsun, kanıtın nedir? Risaleler dendi!!!
Eskiden zannederdim ki Said-i Nursi risalelerini takip edenler
en azından sorguluyorlar. En azından Said onlara “tahkik-i
KalemzádeKãmil
41
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
iman” diye bir prensip bırakmış da sorgulayıp ikna olup öylece
inanıyorlar! Yanılmışım. Çok yanılmışım. Meğerse dar bir
çerçeve içinde kalmışlar. Risalelerde anlatılanları bırakın, diğer
rivayetleri bile asla sorgulamıyorlar. Sorgulamak bir yana bazı
soruların akıllarına gelmesinden bile korkuyorlar. Said nasıl
sorgulamışsa ancak o sınırlar içerisinde takliden sorgulayıp,
takliden inanıyorlar. İmani konularda verdikleri örnekler bile
hep Said’in verdikleri örneklerle sınırlı. Neredeyse tüm
rivayetlere paye veriyorlar. Peygamberimizin sadece suretinin
insan olduğunu, aslının nur olduğunu ve tüm kâinatı
aydınlattığını, bize insan olarak göründüğünü iddia edecek
kadar! Hepimiz nuruz deseniz de boşa! Aslında boyu arşa
uzanmış da Ali ve Ayşe onun zahiri görünüşünün dışındaki
hallerini de görmüşmüş!!! Bazen maalesef ayetlerde zahiri
manayı hiçe sayarak arka plan da arıyorlar. Bu esnada muhkem
ayetler bile güme gidiyor. Bu arada Said-i Nursi’nin mehdi
olduğunu da bir kez daha öğrendim!!! Mezheplerle ilgili
tartışmamıza yazıyı uzatmamak için hiç girmeyeceğim. Tahmin
eden, eder hiddetli taassubu…
Hiç mi doğru bir şey söylemiyor Nurcular? Öyle bir şey dedim
zannedilmesin. Elbette var. Kuran süzgecine tuttuğumuzda
apaçık görünen temel yanlışların yanında biliyorum ki
risalelerde çok faydalı olabilecek tefekkürler de var. Ancak hem
risalelerin Allah’tan ilhamla ve görevlendirilmeyle yazıldığında,
hem de kutsi, sahih, mevzu demeden her hadisin anlaşılabilir
doğru yönleri olduğunda ve ortada dolaşanların hemen
tamamının sahih olduğunda iddialılar. Bugün tebliğen
sorguladığım
için
ayıplandım.
Sorguladığım
için
peygamberimizi sevmiyor, ona gereken değeri vermiyor
KalemzádeKãmil
42
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
addedildim. Alelade bir nur talebesinden değil, ciddi seviyede
birinden ciddi seviyede bir cehalet gördüğüm için üzüldüm. Ben
Kuran’dan hakiki deliller getirdikçe bana risalelerden hayali,
rüyavi, rivayi deliller getirildi. İşin hülasası; böyle dönmedolap
gibi muhabbet döndü durdu.
Saygı da saygı diyoruz. Kendimizi eleştiriyoruz. Herkesin
atalarına büyüklerine saygı gösterelim diyoruz. Ya bizim
gibilere imansızlığı yakıştıranlara, Kuran dışı kaynakları dini
hükümsel saymayışımızı sapmak diye niteleyenlere,
sorguladığımız için acımasızca nitelemelerle yaftalanmamıza,
inandığımız Allah’a hak ettiği biçimde, inandığımız
peygambere her şeyi yakıştırırcasına ve inandığımız Kuran’ın
apaçık ayetlerine yeterince saygı göstermeyenlere ne demeli!
Ben ve benim gibiler saygı gösterir. Gösteriyorlar da. Ama bana
saygı göstermeyene fazlasıyla değil, yeri geldiğinde aynısıyla
mukabele edebilirim. Benim Allah’ıma ve peygamberime türlü
yakıştırmalarla hakaret ederlerken ben onların atalarına
büyüklerine Hazret dememişim, adıyla hitap etmişim, cübbeli
değil de pardösülü demişim, deniz aşırı birine sözde hocaefendi
demişim, Abdülkadir isimli bir zata uçan kaçan demişim çok
mu? Uçup kaçtıklarını, arşa çıktıklarını, zamandan münezzeh
kabiliyetleri olduğunu ben değil kendileri iddia ediyor.
Neler anlatmadım, apaçık ne ayetleri hatırlatmadım! O öyle
senin anladığın kadar değil denerek, her seferinde risalelerden
ilave kanıtlar (!) geldi! Sonunda pes ettim. Getirilen sözde
delillere değil, ben bu akla (!) pes ettim. İki buçuk saatte
soğumuş çayımı zehir gibi tek yudumda içtim. Benim dinim
bana tavrıyla (lisan-ı haliyle!) bitirdim. Yan tarafta durmuş, bizi
KalemzádeKãmil
43
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
dinliyormuş gibi öylece bana masumca bakmakta olan kedinin
gözleriyle buluştum. Belki yiyecek bir şey ummuştu ama
elimde de bir şey yoktu verecek. Bir süre bakıştık. Nedendir
gözlerim doldu. Belli etmeden ayağa kalkıp, nurcu yakınımla
helalleşip ayrıldım. Eve dönüş yolunda konuştuklarımızı
aklımdan geçiriyordum. Bir konuda çok haklıydı. Öyle aciziz
ki! Bir kediyi bile doyurmaktan ve bir doğruyu bile apaçık
anlatabilmekten öyle aciziz ki!
Ve bu hayat öyle bir sınav ki dört yanlış bir doğruyu değil bir
doğru bütün yanlışları götürüyor. İşte o doğru şirk
koşmamaktır. Ama yanlış işaretleyip bütün cevap şıklarını
kaydırmak da mümkün… Allah’a güvenmeyi birilerine
güvenmekle eş tutuyor insanevladı. Sevdiklerinden sana
inanmayanlar, bin sene önce ölmüş ve Allah’ın hakkında hiçbir
delil indirmediği zatlara sil sülale inanabiliyorlar. Kuran’da
delilini lütfedip aramayanlar risalelerde buluyor, orada
bulamayanlar ilmihallerde, orada bulamayanlar hocaefendi
sohbetlerinde! Cevap şıklarını kaydırıp kaydırıp duruyorlar.
Orada da bulamazlarsa rüyalarında Peygamberi görüyorlar. Onu
göremezlerse bu kez Allah’ı ve peygamberi rüyada gördüklerini
iddia edenleri rüyalarında görüyorlar! Sonunda inandıkları tüm
rivayetleri bir şekilde Kuran’a dayandırdıklarını iddia ediyorlar.
İlk şıktaki “tek” doğru yerine son şıktaki “hepsi” cevabını
işaretliyorlar. Söyleyecek sözüm kalmadı, dermanım kesildi.
Allah’a havale ettim. Allah aklımızı kullanma becerimizi,
ilmimizi ve ilmimizle beraber tertemiz imanımızı artırsın
İnşallah.
KalemzádeKãmil
44
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Benim Başörtülü Kardeşim
Başörtüsü Meselesi
Yıllardır özellikle ülkemizde ve bir kısım İslam coğrafyası
ülkelerinde, dini, örtünme bahsi ile açıklamaya veya
yaralamaya çalışan Müslim ve gayri Müslim anlayışların
acımasız tavırlarını hep gördük, halen de görüyoruz. İran’daki
veya Afganistan’daki kadınların sokakta dolaşmalarının bile
belli kıyafet şartlarına bağlanması gibi olmasa da, ülkemizde de
başörtüsü toplumsal ve siyasi bir sorun olarak uzun süredir
kaşındı durdu.
Genelde konuşmaktan uzak durduğum ve başını “başörtüsü
meselesi”nin çektiği bu kıyafet konusunda (katılırsınız
katılmazsınız) fikirlerimi açıklamak, birkaç kelam etmek
istiyorum. Hadi din karşıtı anlayışı bir kenara bırakalım, kendini
Müslüman olarak tanımlayanlar bile her konuda olduğu gibi
başörtüsü ve kıyafet konusunda da maalesef fırka fırka, bölük
pörçük olmuş durumdalar. Ve ne yazık ki başörtüsü konusu her
kesim tarafından kendi lehine görüşlerini destekleyen bir silah
gibi kullanılıyor. Oysa Müslümana düşen bu kadar basit
konularda bile taraf olmak değil, kendisini hizipçilere
kullandırmayarak bütünleştirmek olmalıdır.
KalemzádeKãmil
45
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Allah’ın Kuran’da insanlara, her konuda mutedil ve ölçülü
olmalarını öğütlediği gibi kılık kıyafet konusunda da aynı
şekilde ölçülü olmayı tavsiye ettiğini hepimiz biliyoruz. Evet,
Kuran’da kadınlar başörtüsü kullanacak diye bir kayıt yoktur.
Birileri aksini iddia etse de benim gördüğüm kadarıyla dinen
başörtüsü kullanmak bir gereklilik değildir. Ama başörtüsü
kullanmak dinen yasak da değildir. Ama “Ben Nur suresinin şu
ayetinden bunun varlığını hissediyorum” diyene ise illa ki karşı
çıkılması da gerekmiyor. Başörtüsü kullanmak Kuran’a aykırı
da değildir. Başörtüsü kullanmak günah da değildir. Başörtüsü
kullanmak sapmak da değildir. Başörtüsü kullanmak şirk de
değildir… Katılaşmış hurafeleri ve şirk kusan büyük meseleleri
bir tarafa bırakıp dinini hurafelerden temizlemeye çalışan bir
mümin tutup başörtüsü ile mücadeleye kalkarsa bu durumda
dini olmayan bir konuyu dini bir boyuta taşımış ve dinde
bölünmeye destek vermiş olur. Hatta başörtüsünü kullanarak
rant ve/veya makam peşinde koşanların eline de fırsat ve koz
vermiş olur.
Bu konuyu Kuran’da geçen başka bir konuyla açıklamaya
çalışayım. Çok eşlilik meselesi. Allah’ın bize öğrettiği gibi
yaşayalım, O’nun ahlakıyla ahlaklanalım diyoruz ya! İşte
oradan yola çıkıyorum. Kuran’ı okuyanlar iyi bilirler ki
Kuran’da bize çok eşlilik tavsiye edilmez. Tek eşliliğe bir
yöneltme vardır ve Kuran’ın indiği dönemdeki erkek egemen
toplum yapısının kültürünü göz önüne alan Allah çok eşliliği
yasaklamamıştır da. Şayet yasaklasaydı o dönemde, yani daha
Kuran’ın henüz indiği dönemde birçok erkek eşlerini boşamak,
birçok kadın da Müslüman olmak için dul kalmak, çocuklar ise
yetim veya öksüz kalmak zorunda kalırdı. Bu durumda insanlar
KalemzádeKãmil
46
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Müslüman olmak ve Kuran’a uymakta tereddüt edecek,
peygamberimiz ve dolayısıyla Kuran için açık bir yenilgiye yol
açılacaktı. Böyle bir zulmü reva görmeyen Allah, çokeşliliği
yasaklamak yerine sınırlamaya ve tek eşliliğe yöneltmeye
gitmiştir.
Kölelik bahsinde de, savaşın farz oluşu bahsinde de benzer bir
durum söz konusudur. Allah elbette köleliğe de, savaşa da
karşıdır. Kuran’da köleleri özgürlüğe yöneltme ve peyderpey
köleliğin kaldırılmasına ciddi bir sevk görülürken, savaşların da
şartlara bağlanarak farz kılınması söz konusudur. Ne bugünden
itibaren kölelik kaldırılmıştır denerek daha önceki köleler
sahipsiz, aç ve açıkta bırakılmıştır, ne de sizi savaştan men
ettim denilerek Müslümanların boynu kâfirlerin kılıcına
eğdirilmiştir.
Gelelim bugüne ve başörtüsü meselesine. Ben konuya benzer
bir perspektiften bakıyorum. Kıyafet konusundaki asıl problem
aşırılıklar ve bu aşırılıkların diğer insanlara da dayatılmasıdır.
Kuran’ın kılık kıyafet mesajının iletilmesi gerektiği kesimler
her iki uçta aşırıya kaçarak giyinen ve/veya soyunanlardır. Ve o
da sadece mesaj olarak kalmalıdır. Başörtüsü ise bir aşırılık
değildir. Bu konuya, kendisine Kuran’ı rehber edinmişlerden
bile hatalı yaklaşanlar olabildiğini görüyorum. Bugün kadınlar
başörtüsü kullanıyor diye onları cemaatçilikle, bölücülükle,
cahillikle, gericilikle veya kıyafetleriyle yargılamaya kalkanlar
büyük hata ediyorlar ve çeşitli mihraklarca daha çok
kullanılmalarına yol açıyorlar.
KalemzádeKãmil
47
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bugüne kadar başörtüsünü sadece kültürel değil aynı zamanda
Allah’ın da emri olarak bilen ve samimiyetle onunla örtünenler
var. Eğer bu samimi kadınlar, Kuran’a hak ettiği biçimde
yönelecekse de, karşılarına çıkan bu açıkça yanlış ve dayatıcı
tavrın, Kuran’ı kendisine rehber edindiğini iddia edenlerden bile
geliyor olması, onların manasal Kuran’dan uzaklaşmalarına
veya ona geleneksel ve mağdur olunmuşluk psikolojisiyle
bakmalarına sebep olabilir. Herkes kendisine “ya yanılıyorsam”
sorusunu daima sormalı ve her seferinde biraz daha arınarak
kendini güncellemelidir. Başörtüsünü öcü gibi gösterenler hiç
boşuna kaş yapmaya uğraşmasınlar, boşu boşuna göz çıkartmış
olurlar. Sadece bir yönde değil konuya her iki yönde bakanlar
için de bu durum geçerlidir.
Başörtüsü Kuran’da zahiri bir dini mesele değildir. Din
meselesi olan tek Yaratıcıya yöneliştir. Tevhiddir. Ayıplanacak
olan şey, aklını kullanmayarak hurafelere uyup Kuran’dan ve
Allah’ın birliğinden kopuş olmalıdır. Bu da örtülü saçla değil
örtülü kalplerle ilgili bir konudur. Kıyafet kültür meselesidir.
İsteyen başörtüsü kullanır, isteyen kullanmaz. İkisi de Kuran’a
yaklaşmaya veya uzaklaşmaya sebep değildir. İsteyen oje sürer,
isteyen kına. Allah bile yasaklamamışken kime ne!
Allah’ın bize ilettiği giyinme öğütleri bilinip tanınmayla
ilgilidir ve kötü kadın/kötü erkek olarak görünmeme ve
kalplerinde hastalık olanlara karşı korunma meselesidir. Allah
ölçülü giyinmeyi insanevladına emretmişken, yanlış olan bu
ölçüyü kaçırıyor olmaktır. Ve bu tek yönlü de değildir. Nasıl ki
çarşafa peçeye bürünmek gereksiz bir abartıysa (ki bu yönde
bile lehte ya da aleyhte bir dayatma yapılamaz) tam tersi şekilde
KalemzádeKãmil
48
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
normal olarak görünen yerleri müstesna, vücudun cinsel
anlamda dikkat çekecek bölgelerini daha fazla gösterme
hevesiyle açıp saçmak da abartıdır. Erkeklerde de böyledir.
Sokakta cübbeyle sarıkla dolaşmak bir abartıdır. Kemere kadar
göğüs sergileyip kasık göstererek gezmek de ters yönde bir
abartıdır.
Ne kadar tedbirli kıyafet giyip giymeyeceğini, vücudunun
neresini kapatması gerektiğini kimse söylemese de herkes
kendisi çok da iyi, gayet de iyi bilir. Bunun için ayrıca şuranı
buranı kapatacaksın ya da açacaksın denemez. Allah’ın
Kuran’da değindiği sınırlar, onu hak ettiği biçimde okuyan için
algılanabilirdir. Bunun ötesi her insanın kendi Kuran algısı,
kendi vücut yapısı, kendi hayat tarzı ve yaşadığı toplumla
ilintilidir. Örneğin kutuplarda yaşayan insan sıkı giyinmeli,
tarlada harman savuran insan sıcaktan etkilenmemek için rahat
ve hafif giyinmelidir. Tarlada tütün kıran kadınla, okulda
yabancı dil öğreten kadın, konfeksiyon mağazasında
tezgahtarlık yapan genç kızla, sahilde dondurma satan genç kız,
sıcak topraklarda arkeolojiyle uğraşan bir kadınla, şehirde
kütüphane müdürlüğü yapan kadın doğal olarak farklı giyinir.
Pek de kalmadı ama herkesin başörtülü olduğu bir Anadolu
köyünü düşünün. Böyle bir yerde normal şartlarda başörtüsünü
kullanmayan bir kadının, başının üzerine bir örtü atarak
insanlardan farklı görünmeyip dikkat çekmemesi de güzeldir,
gençlerin elele dolaştığı bir eğlence merkezinde üzerindeki
uzun pardösüyü çıkarıp eline almak ve o gençlere somurtmak
yerine anlayışlı bir tebessüm göstererek gezinmek de dikkat
çekmemek ve sempati sağlamak üzere güzeldir. Bu aklı
KalemzádeKãmil
49
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kullanmayla ilgilidir. Ve her iki üç beş kesmin birbirine saygılı
ve barışsever olduğunun işaretidir. Bu anlayışla farklı kesimler
birbirine ısınır, hizipleşmez, uzaklaşmaz.
Dolayısıyla ben başörtüsünü ve başörtüsüzlüğü bu abartılar gibi
değil, mutedillik sınırları içerisinde ve bu topraklardaki kültürün
bir parçası olarak görüyorum. Bir kadının başörtüsü
kullanmıyor diye “ben açığım” demesine de, başörtüsü kullanan
bir kadının “ben kapalıyım” demesine de karşıyım. İkisi de
mutedil ve Kuran sınırları içerisindedir. Hiçbirini hiç kimse ne
kötü kadına benzemeyle ne de mürteci olmayla kınayamaz. Ne
biri öbürüne günahkâr ne de öbürü diğerine gerici diyebilir.
Erkek de kadın da kendi gözünü haramdan sakınmakla
emredilmiştir. Git karşındakini giyindir ya da soyundur diye bir
emir yoktur. Örtü konusunda kimsenin kimseye bir yaptırımı da
söz konusu değildir. Herkes kendisinden sorumludur. Bir arada
yaşamak zorunda olan insanlar olarak kılık kıyafeti bir sorun
olmaktan çıkartmamız gerekir. Üstelik etrafımızda sadece
Müslümanlar veya bu kültürden veya bu milliyetten olanlar da
yaşamıyor. Her kesimden her türlü giyinen insan var. Toplum
olarak bunu, bir arada kavgasızca yaşayabilmeyi başarmak
durumundayız. Dinin asıl emri budur. Basit meselelerden bile
bölünüp kavga etmek değil, barış içinde yaşamaktır. Dinimiz
selam dini, barış dinidir.
Eğer örtüsünden dolayı birisine zulmediliyorsa onun da yanında
durmalı, birinin kimseyi ilgilendirmeyen hayat tarzına
müdahale ediliyorsa onun da yanında olmalıyız. Uzun yıllar
başörtüsü kullanmış bir kadının istemediği halde başörtüsünü
KalemzádeKãmil
50
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
çıkarmak zorunda bırakılmasının getirdiği depresyonu hiç
başörtüsü kullanmamış bir başka kadının veya bunu mesele
etmemiş bir toplumda yaşamış bir erkeğin anlaması mümkün
değildir. Büyük bir suç işlemiş gibi herkesin bulunabildiği bir
ortamdan ikaz edilerek çıkartılan başörtülü bir kadının veya
işini kaybetmemek için eşinin başörtüsünü çıkartmak zorunda
kalan bir erkeğin içine düştüğü hissiyatı anlayabilmek için ne
kadar empati yapsanız yetmez. Yaşamadıktan sonra aynısıyla
anlayamazsınız. İnananlar birçok günah işlerler. Gerektiğinde
de Allah’tan af dilerler. Başörtüsü engellenmiş olmanın esasen
günahla veya günaha itilmekle değil, zulme karşı çaresizlikten
dolayı, derin bir acı çekmekle çok daha fazla bir ilgisi vardır.
Ve bu zülme maruz kalanların bulundukları hal ile Allah’a
yönelmeleri ve bunu dini bir eziyet olarak görmeleri kadar
doğru olan bir tavır yoktur. Bir insanın çorabını zorla
çıkarttırmaya kalktığınızda o çorap bile sahibi için dini bir
anlam kazanır ve haklı bir anlamlandırmadır da. O dakikadan
sonra Kuran’da olmasa bile o örtü sahibi için Allah’a yönelten
imani bir mesele haline gelmiştir. Çünkü konu zulümdür ve
zulme karşı Allah’a yönelmekten daha doğru ne olabilir!
Aynı şekilde başı açık bir kadının, dini bütün görülen bir
ortamda ya da toplumda Allah’ın emirlerine aykırı hareket
ediyormuşçasına bir tavra maruz kalması da acımasızcadır. Bir
kadına mahalle, çevre veya sosyal ortam baskısıyla başını
örtmesi gerektiği dayatıldığında emin olun ki o kadın Allah’a
çevresindekilerden çok daha yakındır. Din adına bir kumaşın
eksikliği yüzünden dinsizmiş gibi kaş göz edilen ve burun
kıvrılan ve böylece yalnızlaştırılan kadının içine gönderilen
utanç duygusu, hapsolunmuşluğa direnesi özgürlük duygusu ve
KalemzádeKãmil
51
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sessizlik, çevresindekilerin sözde takvasından çok daha büyük
bir erdemliliktir. Din, sadece bir kumaş örtünün etrafına
hapsedilecek kadar basit değildir. Bu yanlıştan her kesimin bir
an önce dönmesi ve bu konudaki birikmiş ve hangi tarafta
olursa olsun politik görüşleriyle bulanıklaşmış fikirlerini
gözden geçirmesi gerekir. Başörtüsü takanda ya da başörtüsü
takmayanda değil, başörtüsüne takanda sorun vardır.
Bunun yanında insanlar nereye hangi kıyafetle gideceğini de
aklını kullanıp düşünmeli, sosyal ortamlara ait teamülleri de
zorlamamalıdır. Sokakta bikini ile dolaşan da aykırı görülür,
sosyete plajında çarşaf ile gezen de. Zararı zaten kendinedir.
Mesele dikkat çekip rahatsız edilmemekse, farklı olan kişi ister
ölçülü olmanın üzerinde kapalı kıyafetli, ister ölçülü olmanın
altında açık kıyafetli olsun kalbi hastalıklılar tarafından rahatsız
edilir. Bu da nefsine, heva ve hevesine düşkün, nankör
insanevladının açık bir gerçeğidir. Ne tarafta olursa olsun!
Zalim her yerde, her kesimde, her inançta ya da inançsızlıkta
yine zalimdir, yine zalimdir.
Başörtülü ya da başörtüsüz… Biri benim kardeşimken diğeri
düşmanım değildir. Hepsi kardeşimizdir. Etek giyen de,
pantolon giyen de öyle. Sahilde denize giren de, kaplıcada
haremlik havuza giren de öyle. Bu bir şirk meselesi değildir. Bu
bir çatışma, bölünme meselesi değildir. Tam aksine barış
meselesidir. Sınanmamız meselesidir ki belki de bu yüzden
Kuran’da teferruatı bile izafi görünür. Ne başörtüsü
sevmeyenler başörtülü kardeşlerini sevmemek ve bunu siyasi
mesele yapmak zorundadır, ne de başörtüsü olanlar
başörtülerini siyasete flama olarak hediye etmelidir!
KalemzádeKãmil
52
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Başörtülü ve başörtüsüz kardeşlerimiz fırkalaşmak isteyenlerin
inadına kıyam etmeli, topluma içten beraberliklerinin
görüntülerini vermeye devam etmeli ve kıyafetlerine yönelik
her türlü sorun üretildiğinde birbirlerine destek vermelidirler.
Bu sorun artık, sorun olmaktan çıkartılmalıdır.
3-Al-i İmran 103 Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılın; ayrılığa
düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini anımsayın. Siz birbirinize
düşmanlar idiniz de kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti
sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında
idiniz, sizi ondan kurtardı. Yola gelesiniz diye Allah ayetlerini
böyle açıklıyor.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
53
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Cehennemi Kaplamak
Allah’tan Daha Merhametli Olduğunu Zanneden Anlayışa Atfen
Cehennem… Allah’ın Kuran’da defalarca sakınmamızı istediği,
hayalimizin ulaşamayacağı ceza mekânı… Allah onu bize
açıklamak için birçok ayette müteşabih bir manzara gösteriyor.
Ateş, zakkum, irin, serinletmeyen gölge, kaynar su… Kuran’ı
hayatının odağına koyan bir müslüman dualarında hem
kendisinin hem de elbette sevdiklerinin bu azaptan korunmasını
ister. Allah’ın bize öğrettiği dualarda hep “Allah’ım bizi
cehennem azabından koru” manası var. Buraya kadar hiçbir
sorun yok…
Peki bir insan… Küçük yaşta çocuklara tecavüz edip
öldürenlerin, gözünün önünde sevdiği insanların ırzına
geçenlerin, anne karnındaki bebekleri süngülerle mızraklarla
öldürenlerin, rastladıkları kız çocuğunu çırılçıplak soyup onunla
fotoğraf çektiren işgal askerlerinin, kendi menfaati gereği
adaleti yanıltarak suçsuz ve günahsızları her türlü zulme maruz
bırakanların, taşlayarak öldürenlerin, canlı canlı deri yüzenlerin,
kelle kesenlerin, yetim malını zevkhanelerde yiyenlerin, çoluk
çocuk kadın erkek genç ihtiyar demeden insanları yakanların,
kimsesiz insanlar üzerinde nükleer ve kimyasal deneyler
yapanların, diğer insanları köleleştirerek demokratikleşenlerin,
mal için annesini kızını eşini kızkardeşini satanların, şahsi
KalemzádeKãmil
54
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
menfaatleri için kutsal kitapları bilerek tahrif ederek Allah ve
peygamberlere türlü iftiralar düzenlerin… cehennemden
korunmasını ister mi? İstemez elbette… Ama şu söze bakarsak
isteyebilir de!!!
“Allah’ım vücudumu Cehennemde o kadar büyüt ki başka
kimseye yer kalmasın”
Peki kim söylemiş bu sözü?… Kuran’a baktığımızda cehennem
konulu duaların ona girmeye değil hep ondan korunmaya
yönelik olduğunu görürüz. Kim söylemiş? Peygamberimiz mi?
Hayır. Hadislerde bile yok. Daha eski peygamberler mi? Onlar
da değil elbette. Kim söylemiş peki?… Çeşitli kaynaklarda
genel olarak üç ayrı kişiye atfedildiğini görüyoruz. Birincisi ilk
halife Ebubekir. İkincisi Bayezid-ı Bistami ki sufiliğin
öncülerinden ve Nakşibendi silsilelerinden biri sayılmaktadır.
Üçüncüsü ise Risale-i Nur külliyatında, yine atfen Ebubekir’den
kendine özgüleyen Said-i Nursi!
Amaan sen de! Ne var bu sözde! Demek ki adam o kadar
şefkatli birisi ki kendisini tüm insanlık için feda etmeye hazır!!!
Evet, öyle görünüyor! İlk bakışta “ne kadar da kıymettar bir
söz, ne kadar da Allah adına, din adına kendini feda etmeye
harika bir örnek! İyi ama bunun bir benzerini biz Hıristiyan
mezheplerindeki beğenmediğimiz o anlayışta da görüyoruz!
Nasıldı? İsa yeryüzüne inen Allah’ın oğlu olarak türlü cefalar
ve eziyetler çekerek kendisini feda edip doğuştan günahkar olan
insanlarının günahlarının kefaretini ödeyecek ve insanlığı
kurtaracaktı!!! Ne kadar da benzeşiyor değil mi!
KalemzádeKãmil
55
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Ebubekir, Bestami ya da Said de o kadar ulvi bir amaç için
kendilerini feda ediyorlar ki!!! İnsanların cezalandırılmaması,
cehenneme girmemesi adına cehennemi bedenleriyle
doldurmayı istiyorlar!!! Kimin azabına karşı bu duruş peki!!!
Şu da söylenebilir… Bu alıntıladığımız söz bazı kaynaklarda bu
şekliyle geçse de aslında tahrif edilmiştir. Çünkü bazı
kaynaklarda da şöyle geçiyor…
“Allah’ım; benim vücudumu Cehennem’de öyle büyüt ki, hiçbir
ehl-i îman için girecek yer kalmasın!”
Hmmm… Yanılmışız!!! Kaynaklar bizi yanıltmış!!! Demek ki
ehli imana yönelikmiş… Bu nadide fedakâr insanlar Allah’ın
azabından suçlu günahkarları değil, sadece ehli imanı kurtarma
peşindeymişler!!! Ne’den kurtarmak! Allah’ın azabından!!!
Cehennemden!!! Hmmm… Yani bu insanlar o kadar şefkatliler
ki Allah’tan bile insanları kurtarma peşindeler!!! Allah bile
onlar kadar şefkatli değil!!! Allah ehli imanı cehenneme tıkma
peşindeyken bu şahs-ı maneviler onları kurtarmak için
kendilerini feda ediyorlar!!! Ne kadar da ulvi bir amaç!!!
Çileden çıkmak istemiyorum ama dayanamıyorum… Arkadaş,
hiç mi aklımız yok bizim!!! Hiç mi düşünmeyeceğiz!!! Bu
kadar mı cahiliz de şu sözlerdeki gelsinleri, sevsinleri, desinleri,
enaniyeti bir tarafa bırakalım da şirki bile fark edemiyoruz!!!
Ne kadar körüz ki apaçık sırıtarak orada duran şeytanı
göremiyoruz!!! İşte bu sözün bir başka versiyonu daha…
KalemzádeKãmil
56
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Eğer “Bir kişiden başka herkes cehenneme gidecektir” dense,
o kişi olmaktan korkarım. Bir kişiden başka herkes cennete
girecek” dense, o kişi olmayı ümit ederim.”
Bunu da ikinci halife Ömer söylemişmiş!!! Aklını azıcık olsun
kullanamayan insanlar birilerini putlaştırırken bile o kadar
akılsızca putlaştırıyorlar ki… “Şeytanın hilesi zayıftır” ayeti
kendini ispat üzerine ispat ediyor.
Sonra birileri çıkıyor bu sözleri söyleyenleri desteklemek ve
daha da yüceltmek için başka başka sözler uyduruyorlar. “Ben
ahiret hayatımı feda ettim” diyecek olanlar da kendilerini
desteklediği için bu sözü kendi kitaplarına ön kabul olarak
alıyorlar… Ne kadar da ilkel bir tuzak! Ama Allah’ın da onlara
tuzak kurduğunu unutuyorlar elbette… İsimler değil sorun… Şu
söze bakalım…
“İslam bugün öyle mücahitler ister ki dünyasını değil ahiretini
dahi feda etmeye hazır olacak”
Bir mücahit öyle yanlış işler yapacak ki, bu işlerden dolayı
ahiretini kaybedecek ve bu yolla ehli imanı kurtaracak!!! Yani
Allah’ın tasvip etmediği işler yaparak, adeta Allah’ın
amaçladığı yolun yetersiz olduğu iddiasıyla, bu üstün akla sahip
insan kurtuluş için yol buluyor!!! Şuradaki açık çelişkiyi nasıl
göremez şu yüzyılın görevlendirilmiş mücahitleri!!! Allah
tarafından ilham edilerek görevlendirilmişler ama cehennemi
hak ediyorlar!!! Bu, aklını peynir ekmekle yemek değil de
nedir!
KalemzádeKãmil
57
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Hizmet adına gerektiğinde ucunda ateş ve azap olan
haramları göze almak veya ifası pek makbul ve matlup olan
sünnetleri dahi gözden çıkarmak”
Allah’ın tasvip etmediği şeyler yaparak Allah adına hizmet
etmek nasıl olur? Ateş ve azap getiren haramları göze alarak iyi
bir amaç uğruna didinmek!!! Peki bugün de biri çıkıp ucunda
ateş ve azap olduğu kesin cinayetler, katliamlar, savaşlar, ırza
tecavüzler, hırsızlıklar ve faizler yoluyla insanları kurtaracak bir
yol buldum derse ne olacak!!! Yok buradaki mana o değil
denilebilir… Çünkü bak sözün devamında deniyor ki sünnetleri
dahi gözden çıkarmak!!! Sünnetleri dahi!!! Daha üstünü yok
yani!!! Sünnetleri bile!!! Onu bile!!! Sakalını tıraş etsen bile!!!
Dişini misvak dalıyla temizlemesen bile!!! Hadislerden işine
geleni alıp işine gelmeyeni alamasan bile!!! Peki farz nerede!!!
Haramları göze aldık ya, farzın esamesi okunur mu artık!!! Ama
kelle gitse de sarık çıkmaz!!! Sarık, tüm bu farz ve sünnetlerden
ve azap getirecek haramlardan daha bir elzem!!! Sarığa karşı
olduğumdan değil, işin içindeki çelişkiyi göstermek için
veriyorum bu örneği. Kimsenin kimsenin başındaki sarığı
çıkarmasının, üstündeki örtüyü çekip almasının iyi bir iş
olduğunu söylemiyorum. Ama kimileri buraya çekebilir
sözümü, onu da tahmin edebiliyorum.
“Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda
ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu.
Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir
S… değil, bin S… feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde
cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan
KalemzádeKãmil
58
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin
alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken,
gönlüm gül-gülistan olur.”
Burada gizli bir tanrılık iddiası ya da hadi abartmayayım,
tanrılık benzeşmesi yok mu? Elbette cennet hesabı, cehennem
korkusu değil Allah rızası her şeyden önce gelir. Bu övülesi bir
düşüncedir. Sözüm yok. İnsan sevdikleri için kendisini feda da
edebilir. Ama cennet hesabını yapmamak, cenneti ummamak ve
cehennemi istemek değildir. Allah’ın cennetini zindan,
cehennemini gülistan yapan (sahte) anlayışın bir ruhsal
yıkıntıya uğramışlık olduğunu nasıl göremeyiz! Tamam, her
insan arada bir “ben” deme ihtiyacı hisseder. Ancak bu
sözlerde “sadece ben” var. Bu sözlerde “desinler ki hayır, sen
cehennemlik değilsin, sen yüksek ve eşsiz bir ahlak
üzerinesin” var. Ulvi olmak değil “ulvi desinler” var. Kendi
adaletimizi nasıl olur da Allah’ın adaletinden bile bile üstün
tutarız! Kuran’ı okuyan bir kişi asla Kuran’ın bu tip bir duaya
yöneltmediğini, aksine o azaptan korunulması gerektiğini
uyardığını nasıl bilmez!
Sözüm yazıda adı geçenlere değil… İsmi geçenlere, Ebubekir
veya Bestami’ye değil elbette. Mesela Ebubekir’in böyle bir şey
söylemiş olduğuna ihtimal bile vermiyorum. Nasıl ki
peygamberimizin söylemediği şeyler onun ağzından çıkmış gibi
uyduruluyorsa birileri bu şahıslar adına da uydurmuş olabilirler.
Burada kast ettiğim şey onlara verilen eşsiz örneklilik (ilahlık)
vasfı.
Putlaştırılmaları…
Aynen
peygamberimizi
putlaştıranların yaptıkları gibi… Beyazid-i Bestami için
anlatılan hikâyenin başına bakalım mesela…
KalemzádeKãmil
59
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Beyazid-i Bistami Hazretleri kırk beş kez haccetmiş ve her gün
bir hatme okumuş mübarek kişilerin safında yer alan kadri yüce
bir zattır. Bir gün Arafat tepesinde oturuyordu. Nefsi ona şöyle
fısıldadı: “Beyazid! Senin benzerin var mıdır? Kırk beş defa
haccettin ve binlerce defa hatmetme bahtiyarlığına eriştin” Bu
ses onu üzdü, nefsin hala onu kendine doğru sürüklemek
istediğini ve enaniyete doğru ittiğini anladı.”
Gördüğünüz gibi Bestami bir taraftan ilahlaştırılırken bir
yandan tevazulu gösteriliyor. Bu şeytanın açık hilesidir.
Zehirler ekmek arasına sıkıştırılıp veriliyor. Bestami deniyor, o
kadar alçak gönüllüydü ki bu eşsiz ve benzersizliği ile
neredeyse bir ilah gibiydi!!! Ama buna rağmen tevazu
sahibiydi!!! Peki bu hikayeyi anlatan bunu nasıl öğrenmiş
olabilir? Bestami’nin kendisinden!!! Yani Bestami kendi
nefsinin fısıltısını ve tevazusunu anlatıyor!!! Ben var ya ben o
kadar alçak gönüllüyümdür ki!!!
Kırkbeş kez hac yapmış!!! Bir kez yapıp, kırk dördünde
İran’daki akrabalarını gönderseydi hacca keşke! Her gün bir
hatme okumuş!!! Her gün bir hatme!!! Okuyamaz, bu açık bir
yalandır, deseniz cümlenin devamı sizi yalancı çıkarır!!!
Neden? Çünkü o mübarek kişilerin safında yer alan KADRİ
YÜCE bir zattır. Kabul et diyor rivayet, o senin gibi bir insan
değil, yüce bir varlık, bir günde hatmeder!!! Hızlı okuma
tekniği var onun!!! Üstelik düşüne düşüne tefekkür ede ede
okur, yine de bir günde bitirir!!! Yemez, içmez, tuvalete gitmez,
uyumaz, konuşmaz, yıkanmaz, tırnak kesmez her gün bir hatim
indirir!!!
KalemzádeKãmil
60
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Yok bahsedilen hatim değil de oluşturulan halakanın hatme
zikiridir!!! Öyle mi!!! Halakalar, zikircibaşı, dağıtılan taşlar….
O halde taşlarla selavat çekip, yedi yedi Fatihalar, onar biner
İhlaslar, İnşirahlar ve tekrar tekrar taş sayısınca selavatlar!!!
Yani adam gibi oturup da Kuran’ı okumak değil bu işler!!!
Kusura bakılmasın ama ben bunu yağ satarım bal satarım usulü
bir çocuk oyunundan öte göremiyorum… Hergün toplanan koca
koca adamlar oyun oynar gibi halkalar kurup, kimin önüne kaç
taş düşmüşse o kadar selavat getirecek, toplamda şu kadar
Fatiha şu kadar ihlas okunacak da toplam rakamdan sevap
umulacak!!! Alay ettiğim sanılmasın, bunu gerçekten dinini
oyun ve eğlence aracı yapmaktan öte bir şey göremiyorum.
Bestami Kuran’ı adamakıllı okumak yerine hergün böyle bir
hatme (!) yapacak!!! Sonra bu Bestami çıkıp cehennemi
kaplayarak bizi kurtaracak!!! Ne diyeyim!!!
Rivayete dönünce; nefsi Bestami’ye değil aslında bu safsataları
okuyan, dinleyen bize fısıldıyor… Bestami’nin bir BENZERİ
YOKTUR diye! Sözün devamı Bestami’yi enaniyete değil bizi
KÖLELİĞE ve KULLUĞA itiyor. Bir insanın dinsel anlamda
eşsiz benzersiz olduğunu söyledikten sonra, Allah’ın eşsiz
benzersiz olduğunu da ilave etseniz neye yarar! Sadece
kıyısından köşesinden benzeştirmiş olursunuz. Maksat o olmasa
da şeytanın hilesidir bu.
Hikayenin devamında Bestami rahip kılığında bir kiliseye
giriyor ve başrahiple yaptığı diyalog ve ona sorulan sorular
sonucunda ulaştığı açık galibiyet ile oradaki bütün papazlar
İslam’a geçiyor!!! Verdiği cevaplarda abdestle, namazla ilgili
KalemzádeKãmil
61
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olanlar olduğu halde nedense hep Başrahip tarafından “doğru”
diye onaylanıyor!!!
Sorun Ebubekir, Bestami veya Said değil… İster onlar olsun,
ister olmasın… Mesele Şeytan… Türlü iftiralara vesile
rivayetlerle peygamberimizin adını bile kullanmıyor mu? Bizler
şeytanın foyalarını açık açık görebilecekken gözlerimizi
kapatırsak her söylenene din diye inanır, ve böylece Allah’la
beraber her yüceltileni de bilmeden Allah yerine koymuş
oluruz. Bu şirktir. Taşlara tapınmamıza gerek yok şirke girmek
için…
Hadi biz rivayetlere ve ruhsal karışıklıklara değil gerçeklere
dönelim… İşte gerçekler… İşte Allah’ın ayetleri… Apaçık…
Billur bir bardaktaki tertemiz su misali… Var mı Kuran
gibisi… Bedenini büyüterek cehennemi doldurmayı dileyenleri
çağın imamı zannedenlerin şu ayetten haberi yok mu?
50-Kaf 30 O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O ise:
“Daha yok mu?” der.
Allah’tan (sözde) cehennem dileyenleri önder kabul edenlerin
Allah’a cehennem ve azab konusunda nasıl dua edileceğini
örnekleyen şu ayetlerden haberi yok mu?
3-Al-i İmran 16 Onlar ki: “Rabbimiz, biz inandık,
günahlarımızı bağışla ve BİZİ CEHENNEM AZABINDAN
KORU” derler.
KalemzádeKãmil
62
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
2-Bakara 201 Kimi de, “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver,
ahirette de iyilik ver. BİZİ ATEŞİN AZABINDAN KORU” der.
3-Al-i İmran 191 Onlar ki, gerek ayakta, gerek otururken ve
gerekse yanları üzerinde yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve
yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünenler “Ey
Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, seni bütün eksiklerden
tenzih ederiz; o halde BİZİ O ATEŞ AZABINDAN KORU.
25-Furkan 65 Ve onlar ki: “Ey Rabbimiz, CEHENNEM
AZABINI BİZDEN SAVUŞTUR Gerçekten onun azabı
defedilemez bir beladır.”
Herkesi cennete doldurmayı dileyenleri şeyh edinenlerin şu
ayetlerden haberi yok mu?
7-Araf 179 Andolsun ki, cin ve insanlardan bir çoğunu
cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği
anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır
ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta
daha şaşkındırlar. İşte o gafiller ancak bunlardır.
3-Al-i İmran 162 Allah’ın hoşnutluğunu izleyen kişi Allah’ın
gazabına uğrayan ve barınağı cehennem olan kişiyle aynı
mıdır? Ne kötü varış yeridir o!
Kendini Allah’tan bile şefkatli ve merhametli zannedenleri
Allah’ın dininin dindarı zannedenlerin şu ayetlerden ve Allah’ın
adaletinden haberi yok mu?
KalemzádeKãmil
63
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
68- Kalem 35,36,37,38 Biz müslümanları suçlular gibi yapar
mıyız hiç? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz? Ve
içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?
9-Tevbe 109 Peki, binasını Allah’tan gelen bir sakınma duygusu
ve hoşnutluk üzerine kuran mı hayırlıdır yoksa binasını sel
artıklarının ucundaki yarın kenarına kurup da onunla
birlikte cehenneme yuvarlanan mı? Allah, zalimler topluluğuna
kılavuzluk etmez.
32-Secde 13 Biz dileseydik, her benliğe hidayetini elbette
verirdik. Fakat benden şu yolda söz hak olmuştur: “Yemin
olsun, cehennemi tamamıyla cinlerden ve insanlardan
dolduracağım.”
İnsanları Allah yolunda putlaştırarak Allah’ın dosdoğru yoluna
varacaklarını zannedenlerin şu ayetlerden hiç mi haberleri yok?
29-Ankebut 25 İbrahim dedi: “Şu bir gerçek ki, siz dünya
hayatında aranızda sevgi oluşturmak için Allah’ın berisinden
putlar edindiniz. Sonra, kıyamet gününde birbirinizi tanımaz
olacaksınız, bazınız bazınıza lanet edecek. Hepinizin varacağı
yer cehennemdir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır.”
17-İsra 39 Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiş
olduklarıdır. Allah’ın yanına başka tanrı koyma ki, kınanmış ve
kovulmuş bir halde cehenneme atılmayasın.
KalemzádeKãmil
64
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
18-Kehf 102 Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler
edineceklerini mi sandılar. Biz cehennemi bir konuk evi olarak
inkârcılar için hazırladık.
Allah’ım bizi cehennemden ve her türlü azabından muhafaza et.
Bizi dosdoğru yoluna erişen ve o yoldan ayrılmayan kullarından
eyle. Bizi Kuran’ı ve yarattığın herşeyi hak ettiği biçimde
okuyan ve anlayan kullarından eyle. Bizi şeytanın ve nefsimizin
fısıltılarına uymaktan koru. Bizi taklitten uzak tut. Sorgulayan,
araştıran, bilme peşinde koşan ve bilerek teslim olan
kullarından eyle. Duman halindeki gökyüzüne ve yeryüzüne
isteyerek ya da istemeyerek gelin dediğinde, her ikisinin birden
isteyerek geldik dedikleri gibi, biz de sana isteyerek geliyoruz,
ne olur bizi geri çevirme. İlmimizi, ilmimizle beraber
imanımızı, idrakımızı, takvamızı, güzel ahlakımızı, makbul ve
güzel işlerimizi, kalp huzurumuzu, gönül huzurumuzu,
kalbimizin mutmain oluşunu, sabrımızı, bereketimizi,
selametimizi, ruh ve beden sağlığımızı, iç ve dış güzelliğimizi,
maddi manevi zenginliğimizi, her iki dünya saadetimizi ve
bizim bilmeyip de senin bildiğin tüm iyilik ve güzelliklerimizi
artır. Senin her şeye gücün yeter.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
65
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Gören Gözlerin Maskarası
Direkt Allah’a Bağlanan Şeytana Bağlanır!!!
Modern televizyon kanallarının bile değişmez bilir kişisi, büyük
din alimimiz(!) olan bir büyük zat(!) diyor ki: Evliyayı,
müçtehidleri devreden çıkarıp direkt Allah’a bağlandım
diyenler, şeytana bağlanırlarmış!!! Direkt Allah’a irtibat kuran
bir din olur muymuş!!!
Şeytanın peygamberimizin kılığına asla giremeyeceği(!)
kabulüyle kendilerine rivayete dayalı bir dayanak tutup,
Resulullahı rüyasında gördüğünü ve yüzünün kendi efendi
hazretlerinin(!) yüzünün aynısı olduğunu iddia edenler şeytana
bağlanmıyor!!!
Allah’ın ete kemiğe bürünüp (Yunus misali) Ma……t olarak
göründüğünü iddia edenler de şeytana bağlanmıyor!!!
Cebrail’in Allah’ın perdesinin arkasına çaktırmadan bakıp
Resulullahın zaten orada olduğunu gördüğünü ve vahyin aslında
Muhammed’den alınıp Muhammed’e götürüldüğünü iddia
edenler şeytana bağlanmıyor!!!
Ma……t Efendisinin Azrail’e “ben şimdi gelmek istemiyorum”
diyerek ecelini elinin tersiyle reddettiğini ve bunun her
KalemzádeKãmil
66
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
peygambere ve evliyaya verilen(!) “ister gel ister gelme”
özgürlüğü olduğunu iddia edenler şeytana bağlanmıyor!!!
Allah’ı zuhurda gördüğünü iddia edip, kuluna şifa ayetlerini
tabağa veya kağıda yaz, suyunu çıkar, çocuğuna içir, dediğini
iddia edenler şeytana bağlanmıyor!!!
Şirki hiçe sayıp, namazsızlık dışındaki hiçbir günah kâfirlikle
eşit değildir, yedi günahın içinde boşuna arama diyenler şeytana
bağlanmıyor!!!
Yetiş ya Resulullah, yetiş ya evliya, yetiş ey Allah’ın dostları,
yetişin gavsler kutuplar diyerek, cemaatine sözde dualar
haykıranlar şeytana bağlanmıyor!!!
Allah’tan başka yaratıcı olmadığına inanıyorsan maddi manevi
her yardımı ölüden de diriden de istersin diyenler, insandan
efendilerinin önünde diz çöküp, türlü icazetler arayanlar şeytana
bağlanmıyor!!!
Deve sidiğini sünnet, peygamber kanını ve necasetini içmeyi
cehennem ateşinden dokunulmazlık kazanmak sayanlar,
cezbeye tutulduğunda Allah olduğunu nida etmeyi makul bir
davranış görenler şeytana bağlanmıyor!!!
Evliyaların yüzlerce fersah civarına şefaat hakkı veren, Nakşi
tarikatine mensup normal bir müridin bile bir fersah etrafına
şefaat edebileceğini iddia edenler şeytana bağlanmıyor!!!
KalemzádeKãmil
67
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kabirdeki azaptan çok korktuğunu ama mahşerdeki kalabalıkta
Ma…..t Efendisinden şefaat alabileceğini, hesap günü birinden
mutlaka bir şekilde fayda sağlayabileceğini iddia edenler
şeytana bağlanmıyor!!!
Berzah âleminde “peygamberimiz halen hanımlarıyla
zevkleniyor ve hayattaki zevkten ve tasarruftan bile daha
kuvvetli bir halde bunu yapıyor” diyenler şeytana
bağlanmıyor!!! Saçmalamıyor!!! Sapmıyor!!! Sapıtmıyor!!!
Biz hiç kafamızı yormayalım! Bize ne, hadis sahihmiş,
uydurmaymış, biz sadece cübbeli hocaların bize anlattığını din
olarak dinleyelim!!! Bırakalım ayetleri hatta!!! Bu kadar alimler
hocalar evliyalar yanılıyor olamaz!!! Biz değil ancak alim
hocalarımız Allah’la direkt irtibat kurabilirler!!!
Hatta o kadar direkt ki Kuran’ı bile devre dışı bırakabilirler!
Ama bizler Kuran’ı rehber edinmiş olarak dinimizi direkt
Allah’ın sözlerinden öğrenmeye çalışırsak şeytana bağlanırız!!!
Haberiniz olsun!!! Aman yanlış yapmayın!!!
Direkt Allah’a irtibat kuran bir din olur mu!!! Hoca aslında çok
haklı!!! Direkt olmaz. Arada vahiy (Kuran) olmalı. Onu
devreden çıkartırsanız Allah öyle bir şeytan sardırır ki,
üzerinize cübbe diye aldığınız, kafanıza takke diye taktığınız,
şeytanın maskesi olur ama gören gözlerin de maskarası
olursunuz.
KalemzádeKãmil
68
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
43-Zühruf 36,37 Her kim Rahman’ın zikrinden (Kur’an’dan)
körlük edip görmemezlikten gelirse Biz ona bir şeytan
sardırırız, artık o ona arkadaş olur. Bu şeytanlar onları yoldan
saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını
sanırlar.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
Merhamet
Siz Olsaydınız Kime Merhamet Ederdiniz?
Siz olsaydınız kimi kurtarırdınız? Yangında olanı mı, yangını
çıkaranı mı? Siz olsaydınız kimin elinden tutardınız? Düşenin
mi, düşürenin mi? Siz olsaydınız kime kucak açardınız? Size
doğru koşana mı, arkasını dönüp gidene mi? Siz olsaydınız
kime su verirdiniz? Susayana mı, herkese verdiğiniz suyun
başını tutana mı?
Siz olsaydınız kimi uyandırırdınız? Aldatılanları mı, aldatanları
mı? Siz olsaydınız kime öğretirdiniz? Size güvenip size gelene
mi, sizden korkup kaçıp gidene mi? Siz olsaydınız kimi
severdiniz? Sizi seveni mi, başkalarını daha çok severken, en
çok sizi sevdiğini iddia edeni mi?
Düşün bak, göreceksin… O hepimizden daha merhametli.
KalemzádeKãmil
69
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şeytanın Uydurduğu Peygamber
Rivayetçilerin ve Deistlerin Peygambere Bakışı
Yaşadığımız ortamlarda sayıları gittikçe artan ve kendileri deist
olarak niteleyenlerle ilgili tecrübelerimden küçük bir kısmını ve
bu kapsamda rivayet kültüründen gelenekçiliğe takılmış
Müslümanların ve deistlerin nasıl etkilendiklerine dair
gözlemlerimi ve karşılaştırmalarımı ortaya koymak istiyorum.
Bunu yaparken özellikle deistlerin peygamberimize atılan
iftiralardan etkilenmelerinin başrolde olduğunu ifade etmeliyim.
Duydukları ve okudukları peygamberi sevmiyorlar. Onlara göre
peygamber oldukça kötü birisi! Şeytanın sahnesinde yaşayan
uydurma peygamberi gerçek zannediyorlar. Duydukları ve
okudukları dini hükümleri beğenmiyor ve kabul etmiyorlar.
Duydukları ve okuduklarının yanında yaşantılarında
karşılaştıkları Müslümanların hal, tavır ve inançlarını da
dolayısıyla ve dolaysız olarak beğenmiyorlar.
İçlerinde Kuran’a göz gezdirenler ve hatta inceleyenler varsa da
Kuran’a bakışları rivayetler çerçevesinde olduğu için kitaptaki
gerçek manayı hak ettiği biçimde okuyamıyorlar. Ve dolayısıyla
tek bir yaratıcıya inandıklarını söyleseler de ne peygamberlere,
ne kitaba, ne gaybi bilgilere, ne de çoğunlukla ölümden sonraki
hayata inanmıyorlar. Allah’a atfedilen büyüklük ve vasıflarla
Allah’ın yaptığına inanılan işleri de bağdaştıramıyor, yani
KalemzádeKãmil
70
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kuran’da da geçse bir anlamda Allah’ın öğütlerini ve
hükümlerini beğenmiyorlar. Bu sevgisizlik ve beğenmezlik
onları dini reddetmeye ve genellikle hayatı dünyadan ibaret
görmeye itiyor. Her ne kadar delil sunsanız da bakışlar
rivayetler ve hâlihazır çoğunluğun yaşantısı çerçevesinde
olduğu için, ayetlerdeki derinliği görecek kadar derin tahlil
yapamıyor, daha doğrusu peşinen reddedici tavırları esaretinde
yapmak bile istemiyorlar. Aslında farkına bile varmadan bir
Müslümanın bile kabul etmemesi gereken uydurma rivayetlere
ve uydurma hadislere Müslümanım diyenlerden daha çok
gerçekmiş gibi inanıyorlar. Deistlere yazının sonuna doğru bu
hatırlatmalarla tekrar dönmek üzere, şimdi hadislere koşulsuz
inandığını iddia edenlerle devam edeyim.
Şirk hepimizin bildiği üzere Allah’a inanmayı ve ondan yardım
istemeyi reddetmek değildir. Başka nesne ya da kişileri de
O’na, O’nun vasıflarına, O’nun işlerine ortak etmektir. Bilerek
ya da bilmeyerek şirk koşanlar Allah’a inanmıyor değildir.
“Herşeyi yaratan ve sahibi olan kimdir” diye sorsanız “Elbette
Allah” derler.
Toplum içinde şaşkınlık, isteme, dayanma, dua ünlemleri olarak
sıkça kullanılan bir tabir var. “Yardım et Ya Rabbi ya
Resulallah!!!” Bu nidada açıkça göründüğü gibi Allah hariç
tutulmadan O’nun elçisinden de yardım isteniyor. İstendiği
kadar “burada kasıt o değil, bu sadece bir hatırlamadır” dense
de, bu ifade dil ile şirk koşma olduğu gerçeğinin önünde
değildir. Ne dendiğinin bilinmemesidir ki bu da duanın vasfına
aykırıdır. İnsan dua ederken ne dediğini, ne istediğini ve
kimden istediğini bilmiyorsa sözlerini açıkça Kuran’daki “ne
KalemzádeKãmil
71
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
dediğini bilme” prensibine aykırı ve surata fırlatılası bir dua
haline getirir. Bu konuya dikkat edilmesi gerektiği kanaatimi
belirttikten sonra, bu ikazımızı sığ bir bakış açısıyla “sen
peygamberimizi sevmiyor musun, ne var adını anmışsak”a
getiren anlayışa atfen cevap vermek istiyorum.
İnsanları “Allah’a peygamberi ortak etme şirki”ne karşı
uyarmak peygamberi sevmemek değildir. Biz de her mümin
gibi peygamberimizi çok seviyoruz. Şu an itibarıyla faraza
karşımıza çıksa; coşkuyla kucaklaşıp ortak duygulardan doğan
hasreti giderdikten sonra, ona anlatacak o kadar çok şeyimiz,
onunla günlerce gecelerce sabahlara kadar konuşacak, ondan
soracak o kadar çok bahsimiz olurdu ki… Ama eğer
sevmediğimiz iddia edilen peygamberden kasıt uydurma
rivayetlerdeki peygamberse haklılar. Peygamberimizi bedduacı,
katil, ne dediğinden habersiz bir mecnun, şehvet düşkünü bir
Arap olarak gösteren sahih(!) rivayetlerdeki kişilik olarak
görüyorsalar, evet ben de aynen deistler gibi o uyduruk
peygamberi sevmiyorum. Çünkü Kuran’da Allah’ın anlattığı
peygamberimle, uydurma hadislerde anlatılan peygamber
arasında o kadar derin farklar var ki! İkisini birden aynı kişi
olarak kabul etmek peygamberimize atılacak en büyük iftiraları
da kabul etmek demektir. Dolayısıyla Allah’ın anlattığı ve
vahyettiği peygambere karşı, şeytanın uydurduğu ve fısıldadığı
peygamber, insanlara, sadece Allah’a değil peygamberimize de
hayali bir peygamberin şirk koşulduğu gerçeğini ortaya
koyuyor. Bununla ilgili sayısız örnek verebilecek olmakla
beraber yazımda hemen herkesçe bilinen can alıcı birkaç örneği
ortaya koyacağım.
KalemzádeKãmil
72
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şeytanın uydurduğu peygamber sol elimle yiyemiyorum diyen
adama yiyemez ol diye beddua ediyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber bir grup insanın toptan ellerini
ve ayaklarını kesiyor. Gözlerini oyuyor. Çölde susuz ölüme terk
ediyor. Onlara su vermek isteyenleri engelliyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber dokuz yaşında bir kızla
evleniyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber dinini değiştireni öldürüyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber bir Yahudi tarafından
büyülenip günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta
dolaşıyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber ressamların en büyük
günahkârlar olarak cehenneme atılacağını iddia ediyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber zina eden kadınları taşlayarak
öldürtüyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber Cebrail’den cinsel kudret ilacı
istiyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber ihramdan çıkar çıkmaz
ashabına eşleriyle bir an önce yatmalarını emrediyor…
KalemzádeKãmil
73
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şeytanın uydurduğu peygamber Kâbe’yi onarırken beline
sardığı peştemali sıcaktan bunalınca çıkartıp omzuna atıyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber otuz erkek gücüne sahip ve her
aklına geldiğinde nefsinin arzusunu öldürmek için bir hanımıyla
yatıyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber kaç rekât namaz kıldığını, hatta
Kuran ayetlerinden bazılarını unutuyor ve eşi ona hatırlatıyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber kendisine zorla ilaç
içirdiğinden dolayı eşine kızdığı için evde bulunan herkesin
ağzına çocukça bir inatla ilaç döktürüyor…
Şeytanın uydurduğu peygambere Kuran’la beraber bir benzeri
de veriliyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber, kadınların, kocasının tamamen
irin kaplı bir vücudu olsa ve onu yalayıp bitirse de erkeğinin
hakkını ödeyemeyeceğini söylüyor…
Şeytanın uydurduğu peygamber kadınların dinen ve aklen eksik
olduğunu iddia ediyor…
Şeytanın uydurduğu peygamberin özellikle cinsel içerikli
yaptığı öyle tuhaf işler ve daha niceleri var ki… Bunlar en sahih
hadis kitaplarında kayıtlı olsa da ben ifade edip, maksadı aşmak
ve yanlış anlaşılmak istemiyorum…
KalemzádeKãmil
74
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bizim peygamberimizi Allah bize Kuran’da anlatıyor;
Rabbimiz ona öyle temiz, öyle aklı başında, öyle çelişkisiz, öyle
edepli, öyle güzel şeyler söyletiyor ve yaptırıyor ki
rivayetlerdeki hayali peygamberle karşılaştırılamaz bile.
Allah’ın Kuran’da anlattığı peygamberle, rivayetlerin anlattığı
peygamber arasında dağlar kadar fark var. Bunları dile getirince
peygamberi dinden kesip atmakla itham ediliyoruz. Kuran’ı
rehber edinen mümin peygamberimizi hiç de gereksiz bulmaz
ve onu Kuran’a itibar etmeyenlerden daha iyi tanır ve anlar. Her
türlü rivayete itibar edenler ki bunlara deistler de dâhildir,
peygamberi ravilerin anlattığı gibi tanır. Gerçek müminse
peygamberlerini Allah’ın anlattığı gibi tanır.
Sahih olduğu belirtilen ama açık şirk veya çirkinlik içeren bir
hadise rastladıklarında deistler onları daha da hevesle doğru
kabul ediyorlar. İşte bu yüzden din yoktur, böyle birisi
peygamber olabilir mi diye alıp vuruyorlar. Gelenekçilerin ise
ılımlıları bazen genellikle o hadis uydurmadır diye kabul
edebiliyorlar. Ama bu durumun kendi akıllarının seçimi
olduğunu fark edemeyip, sıra Kuran’a gelince akıllarına
güvenemiyorlar. Kuran’ı akılla anlayamayız ama hadisi akılla
anlayabiliyoruz öyle mi? Hiç çelişki yok mu burada? İkisi de
arapçadan çeviri olduğu halde! Kendi aklına Kuran’ı okurken
güvenmemek, hadisi okurken veya dinlerken güvenmek!!! Bu
ne yaman çelişki! Sonra klasik savunma biçimi devreye giriyor
ve diyorlar ki bu kadar gelmiş geçmiş atalar, âlimler yanılmış
olamaz! Yani âlimlerin aklına koşulsuz bir güven var. E biz de
Allah’ın sözlerine güveniyoruz. Hangimizin güvendiği daha
güvenilir? Hangimizin dayanağı daha sağlam? Yüzlerce gelmiş
geçmiş âlim mi? Bir olan Allah mı?
KalemzádeKãmil
75
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hadi biz ayetleri yanlış okuyor yanlış anlıyoruz!!! Olabilir de…
Aklımızı putlaştıralım demiyorum. Ama aklıma güvenmiyorum
diyorsan, hadiste anlatılana hangi akılla güveniyorsun? Allah
Kuran’da oku, düşün, kolaylaştırdım, anlamaya çalış, ibret al
diyor. Onun emrini yapıyoruz işte. Yanlış da yapsak Allah’ın
emrini yerine getirmeye çaılışırken işlediğimiz kendi
kabahatimizdir. Ya rivayetleri koşulsuz kabul edenler kimin
emrini yapıyorlar? Bunlara uyacağımıza dair bir işaret var mı
Kuran’da?
Sonra tekrar bir fısıltıyı savuruyorlar. Madem rivayetlere itibar
etmiyorsun, Kuran’ın nasıl toplandığından haberin var mı senin,
ona neden inanıyorsun!!! Bilmiyorlar ki Kuran’ın toplanmasına
ve tasnifine dair sorusunu Kuran’ı rehber edinenler kendilerine
çoktaaan sormuşlardır. Kuran’a ikna olarak inanmanın ne
demek olduğunu bilmeyenler, kendilerinin ikna olmadan
inandıklarını, gerçekte inanmamış olduklarını bu şekilde ortaya
koyuyorlar da farkına bile varmıyorlar.
Bu sözleri (Kuran’ı) Allah’tan başkasının yazamayacağına, bu
kadar makul ve mantıklı şeyleri bir insanın, hele ki 1400 küsur
sene önce bilemeyeceğine dair ikna olunmak gerçeğini
görebilme sorgusunu ve analizini “imanda şüphe”
zannediyorlar. Üstelik “sadece akıl” demiyor, “sadece Kuran”
diyoruz. Biz ne ravilerin aklına, ne kendi aklımıza fütursuzca
(tehlikeyi önemsemeden) güvendik. Biz Allah’ın aklına
güvendik, sadece onun ilmine teslim olduk. Bize okurken aklet
dedi, aklını kullan dedi yüzlerce defa. O’nun dediğini yaptık.
Akletmeye gayret ettik. Gördük ki bu Kuran boş ve uydurulacak
bir söz değildir, âlemlerin Rabbinden indirmedir.
KalemzádeKãmil
76
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Anlayamadığımız bir ayete, anlayamadığımız bir kitaba sırf
birileri inanmış diye inanmadık. Sorguladık, düşündük, aklettik,
Allah’ın lütfuyla anlamaya başladık, ikna olduk ve öyle inandık.
İkna olmasak reddederdik, bilmeden inandım diyerek riyaya
düşmedik. Biz o köprüyü geçtik Allah’ın izniyle. Halen
kendimizce
çözemediğimiz
ayetler
bile
olsa
reddedemeyeceğimiz kadar Kuran’ı anlamış olma mutmainliği
ile anlayamadıklarımız için ortak akıldan ve bilimden
faydalanabilecek seviyeye ulaştık. Ve öğrendiklerimizi okur
yazar olmayana, amaya, sağıra, her türlü engelliye ve hatta
kalpleri örtülü olanlara ulaştırma çabasındayız. Oturup yüzbin
selavat tesbih çekip vakit kaybetmiyor, Kuran’ı hayatımızın
merkezine alıp yaşıyor, ezberlemiyor öğreniyor, onu daha iyi
anlamak ve anlatmak için çalışıp didiniyoruz.
Üstelik kendi aklına bile hak ettiği kadar güvenmeyen kişi, bir
başka beşerin aklına nasıl güvenir!!! Ne kadar çok olurlarsa
olsunlar başka beşerin aklına değil, aklı yaratan Allah’ın aklına
esir olduk. Boş hikâyelere teslim olmadık. Allah’a teslim olduk,
Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği Ebu Hüreyre’lere
değil. Ama onları da okuduk, hatta birçoklarının okumadığı
kadar. Ve gördük ki rivayetlerin birçoğundaki peygamber tarifi
Kuran’daki peygamber tarifine uymuyor. Müşrikler İsra
suresinde peygambere nasıl inanma şartı koyuyorlarsa bugün
Kuran’dan çok rivayetlere tabi olanlar o şartları gerçekleşmiş
kabul ederek peygambere inanıyorlar. Müşrikler peygambere
yedi kat göğe çıkmazsan sana iman etmeyiz derken, bugün “ben
Müslümanım” diyenlerin çoğu onun yedi kat göğe çıktığına
inanarak iman ediyorlar. Peygambere inanmak bu mu?
KalemzádeKãmil
77
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bana hiç kızmayın. Anlayamadığınızı söylediğiniz kitaba nasıl
olur da inanırsınız!!! Kendi ağzınızla anlamadığınızı
söylediğiniz anda itiraf ediyorsunuz ki gerçekten inanmış
değilsiniz… Azıcık düşünün… Anlamadım ama inandım öyle
mi!!! İmanın şartı olarak saydığınız bir kitabı anlamadığınızı
söylediğinizde bu iman şartını nasıl yerine getirmiş
oluyorsunuz? Ebu Hüreyre anlamış ve iman etmişse siz de onun
rivayetlerine bakarak anlamış ve iman etmiş olduğunuzu nasıl
iddia edebilirsiniz!
Cevap: İkna olarak. İkna oldunuz mu Ebu Hüreyre’den? Eğer
olduysanız sizin iman ettiğiniz elçi kim!!! Ebu Hüreyre, İbni
Abbas, Seleme… Buhari, Ebu Müslim, Tırmızi… Celalettin,
Said, Mahmut ve daha yüzlercesi!!! Bizse Kuran’ın indirildiği
tek elçiye inanıyor ve itaat ediyoruz. Dolayısıyla ona indirilene
itaat ediyoruz. Ya rivayete tabi olanlar? Kuran’la beraber
mesneviye, saadeti ebediyyeye, risaleinurlara, küttübi siteye,
içtihatlara, ilmihallere, tarihi siyerlere ve yüzlercesine tabi
olanlar… Siz bütün bunları okuyup ikna oldunuz mu? Biz
üşenmedik okuduk, kiminizden de çok onları da okuyoruz ve
ikna olamıyoruz. Onlara ikna olmamızı sadece aklımız değil,
esasen Kuran engelliyor. Hala da uyanmak ve uyarmak için
okuyoruz ve artık şirkleri apaçık görüyoruz oralarda. Biz sadece
Kuran’dan ikna olduk. Okumadıklarımıza, anlamadıklarımıza,
okuyup da ikna olmadıklarımıza iman etmedik biz.
Müslümanlar birbirini elbette dinler ve ufkunu açmaya çalışır.
Ama Kuran ayetlerini hiçbir şeytana sormaz. Anlamak için
Allah’a arz eder. İlim dileriz, okuruz ve anlamaya gayret ederiz.
Biliriz ki Allah Kamer suresinde dört defa yemin etmiştir, ben
KalemzádeKãmil
78
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
bu Kuran’ı anlaşılması için kolaylaştırdım diye ve meydan
okumuştur, haydi var mı düşünüp ibret alan diye. Biz okur,
anlamaya çalışırız. Allah ilmi verir vermez, örtümüzü kaldırır
kaldırmaz, birilerini vesile eder etmez, tevafukları, kazaları,
yağmuru, nefesimizi vesile eder etmez, kâinatı ve hayatımızı
vesile eder etmez, seni vesile eder etmez, Allah’ın dileyeceği
iştir. Biz de hak etmemişsek Kuran’ı anlayamayız böylece. Hak
etmemişsek uzaktan bir şeyler söyleniyor da anlamıyoruz gibi
gelir bize de.
Hak etmemişsek ve anlamadığımızı öne sürüp Kuran’dan yüz
çeviriyorsak Allah bizi saptırır ve bize bir şeytan musallat eder,
biz de kendimizi hala doğru yolda sanırız. Biz saparız ama bizi
saptıran kendi aptallığımız olur. Ama eğer bulursak doğruyu, şu
durumda bu sadece Allah’ın dilemesiyle ve Kuran’ladır. Ne
cübbelisi ne de cüppesizi, ne Ebu Hüreyre’si ne de Seleme’si ile
değil. Onlar bizim velimiz olamazlar. Allah’ın izniyle hiçbir
fikrimizi de yerle bir edemezler. Tam aksine şu kadarcık, şu
aciz ilmimizle bile onlar yerle bir olurlar. Elimizdeki Kuran
onların bütün oyunları apaçık yutar. Onlar sadece onlara
uyanları sahte vaatleriyle kandırabilirler.
Bu yolda yürüyorsak enaniyet de, kibir de bizden uzak olsun.
Ama Allah’ın yolunda yürürken tağutun, yalanın ve iftiranın
karşısında yere de başımızı eğip yürümeyiz. Dik durur,
karşısında kıyam ederiz. Mutedillik imandandır, kitaptandır. Ne
çok… ne az… Hiçbir aşırılık benimsenmez. Bütün övgüleri
Allah’a yöneltiriz, halimizi ise Allah’ın önündeki kıyamımızla
O’nun sözleriyle O’na anlatır, sadece Allah’ın büyüklüğünü
KalemzádeKãmil
79
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
görüp şükrederek rükû eder, sadece Allah’a secde eder, sadece
O’na yalvarırız.
İşte bu uydurma rivayetlere sadece dindar olduğunu söyleyenler
değil bugün kendilerini deist olarak niteleyenler bile
inanıyorlar.
Oradaki,
o uydurmalardaki
peygamberi
sevemedikleri için dini reddediyorlar. Şaşılacak bir şeydir ki
görüştüğüm deistler bana Yaratıcıyı kabul ettiklerini ama dini
kabul etmediklerini söyledikten sonra getirmeye çalıştıkları
delilleri çoğunlukla uydurma hadis ve rivayetlerden
gösteriyorlar. Gördüm ki kendilerine deist diyen bu kişiler
yukarıda şeytanın uydurduğunu tanımladığımız peygamber
rivayetlerini ve birçoklarını baştan doğru kabul ediyorlar. Ne
büyük bir akıl tutulması! Hem dini reddedip hem din adına
uydurulmuş hikayelere ona inananlardan daha çok
inanacaksınız!!! Bir şeye kızıp bir başka şeyi reddedeceksiniz!!!
İnsanların uydurduğu dinin yanlışlığını görüp Allah’ın
dosdoğru dinini rededeceksiniz!!! Bunlar uydurmadır deseniz
de onlar için genellikle fark etmiyor… Kuran’da var diyerek
aynen diğerleri gibi rivayet kültürüyle ayete baktıklarını ve bu
örtüleri ile anlayamadıklarını görüyorsunuz… Yine de
sevdiğimiz insanlar için, olur olmaz cümleler kullanmadıkları
sürece umutla didinmeye devam etmemiz gerekir diye
düşünüyorum.
Dolayısıyla rivayetlere koşulsuz inanan Müslüman, ne deistlerin
ne de ateistlerin sorgularına onları değil kendilerini bile
mutmain edecek cevapları kolay kolay veremez. Çünkü baştan
kabul ettikleri rivayetlere onlar da inanmaktadır. İnanma
metalarının, reddetme metaları ile aynı olduğu bir ortamda
KalemzádeKãmil
80
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kimse kimseye pek bir şey veremez. Ancak biliyorsanız,
yanlışları ve gerçekleri dosdoğru ortaya koyabilirsiniz. İster
inansınlar ister inanmasınlar! Bu önce size lazım, sizin
kalbinize lazım, deiste değil… İlmi de imanı da Allah verir, siz
veremezsiniz. Eğer ayetleri anlamadığınızı ve aklınızla
anlayamayacağınızı iddia ediyorsanız, deistin yanlış yolda
olduğunu nereden bileceksiniz, kendinizin doğru yolda
olduğunuzu nasıl iddia edeceksiniz!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
81
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Ol’mak ya da Ol’mak, İşte
Bütün Mesele
“Ona Ol Deriz, O da Oluverir”
Kimileri şöyle diyor: “Allah bizi neden imtihan etsin ki?
Madem yarattı, iş bitti işte! Ne yaparsam yapayım, bütün
kabahat O’nun!!! Daha ben ne yapayım? Beni nasıl yaratmışsa
işte oyum! İyi ya da kötü, beni yarattığı gibi yaşıyorum! Her
şeyi yaratan O ki madem, bütün suç O’nun!!! Ben mi yaptım
kendimi? Bu neyin imtihanı?”
İmtihan mı acaba? Ya da imtihansa nasıl bir imtihan?
Sınanmaysa nasıl bir sınanma? Denenmeyse nasıl bir denenme?
Sorulardan korkmamak gerek. Hatta üzerine üzerine gitmek
gerek. Sizce sağdan soldan salvolar atan bu reddedici haykırışta
hiç mi haklı taraf yok? Bence var. Ama haklı tarafının olması
değil, düşünme eksikliğinin çok olması, hak ettiği biçimde
kâinatın okunmaması, Kuran’ın da aynı biçimde anlanmak
istenmemesidir burada mesele olan. Sorgulamak haram mıdır?
Soru sormak günah olsaydı melekler sorar mıydı? İlmi Allah
verir elbet ama en başta da isteme eksiği var burada.
Hadi bunun üzerine düşünelim. Böyle sorulardan hiç
korkmadan ama Allah’tan ilim dileyerek düşünelim.
KalemzádeKãmil
82
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Reddetmeye odaklanan kalpler böyle sorularda sarsılır. Biz
sarsılmayalım, karşısına dikilip kıyam edelim şu sorgulara.
Bakalım ne cevap bulacağız?
Allah’ın, yani tek bir Yaratıcının varlığını inkâr edebileceğini
zanneden inanmayanlar ve Allah’ın varlığına inandığını
söyleyip de kendi kalplerine delil getirmekten bile korkan
gerçek manada iman etmemiş olan inananların ortak birçok
kabulü vardır. Örneğin her ikisi de Allah’ın yaratmış olduğu
bazı şeylerden hoşnut olmadıkları halde kendi inançları
çerçevesinde, kendilerini teskin edici kabullere giderler. Allah’ı
inkâr edenler “işte sizin inandığınız tanrı böyle kötü işler
yapıyor” diyerek inkârına mazeret getirirken, şüphe ve korkuyla
yaşayan taklidi inanç sahipleri de “Allah aslında böyle kötü
işler yapmıyor, vardır bir sebebi” derler ama o sebeplerin neler
olabileceğine dair delil getirmeyi, düşünce üretmeyi hiç
düşünemezler. Farkları şudur ki; biri soru sorup reddetmek ister,
biri sormaktan bile korkup inanmak ister. Oysa her iki görüş
sahibi de varoluşun veya yaratılışın ne olduğu ya da ne
olabileceği üzerinde düşünmek istemezler. Düşünenler ise, her
iki cins tarafından gerici ya da şüpheci kâfirler diye yaftalanır
ve imanı sakat görülürler.
Acaba yaratılış oldu ve bitti mi? Varolduk mu gerçekten?
Yoksa hala üretim tezgâhının üzerinde yontulan odunlar mıyız?
“Ol’mak” oldu ve bitti mi!!! Yoksa “ol’mak” zamandan
münezzeh olan Yaratıcı için basit ve bir an’ken, bizim için
karmaşık ve uzun bir sürecin söz konusu olması anlamına
gelebilir mi? Şu kainat kocaman bir “ol’mak fabrikası”
olmasın!!!
KalemzádeKãmil
83
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
16-Nahl 40 İstediğimiz zaman herhangi bir şey için sözümüz,
ona yalnızca ‘Ol’ demekten ibarettir; o da hemen oluverir.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Zaman “ol” emrinin
uygulanmasındaki “hemen oluvermek” oluşunun karşısında bir
kavram değil de tam da içindeki bir gerçek değil midir? Eşyanın
oluvermesi Allah katında kısacık bir an içeren çok kolay bir
işken, ol’maya muhatap olan eşya için bu iş bu kadar basit
olabilir mi?
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Bu oluverme süreci
içerisindeki aşamalar bizim için geçerlidir, Allah için değil.
Allah için kolaydır, bizim için çok zor ve süreç gerektiren bir
iştir. İnşa aşamasıdır. İnşaat aşamamızdır. Dünya hayatımız ve
bugün gördüğümüz yeryüzü ve bugün görebildiğimiz gökyüzü
kocaman bir inşaat arazisidir. Bu şantiye “ol”mak şantiyesidir.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. “O da hemen
oluverir” olan o, biziz. Yaratan elbet Allah ama, emre itaat edip
oluveren bizatihi biziz.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Tamamlanıyoruz.
Tamamlandırılıyoruz. Bir kardan adam yaptığınızı düşünün.
Yoldan gelip geçenler size akıl verip dururlar. Bunun süpürgesi
yok mu? Burnuna takacak havuç, gözlerinin yerine koyacak
zeytinler, kaşlarını çizecek kömür nerede? Buna bir de şapka
lazım değil mi? Ağzına bir de sigara kondursak! Güneş çıkarsa
bu erimez mi? Hâlbuki bunların hepsini siz düşünmüşsünüzdür.
Halen karları yuvarlamakta, üst üste yığmaktasınızdır. Ve havuç
KalemzádeKãmil
84
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
cebinizdedir. Ama kimse bunu bilmeden size akıl verir, kardan
adam daha bitmemişken sizi eksik yarattınız diye suçlarlar.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Allah biliyor ki en
sonunda güzel bir iş çıkartacaktır. O’nun sözü doğrulanacaktır.
Ama süreç esnasında yaratılış devam ettiği için eksikler
bilmeyenlere kusurmuş gibi görünür.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ol’uyoruz, daha
bitmedik. Hala bilmiyoruz tüm gerçeği. Topraktan yaratılıyoruz
hala. Üstümüz başımız toza çamura bulanmış, henüz
duvarlarımıza sıva, üzerimize boya ve cila vurulmamışız.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ol’uyoruz halen.
Ol’an biziz. Yaratılma maksadımıza uygun hareket ettiğimiz
sürece ol’acağız daha da. Bu maksadın dışına çıkarsak fırsat
verilen kadar iyi ol’amayacağımız ve eksik kalacağımız aşikâr
değil mi? Oysa Allah bize eksik kalmamamız için kitap üstüne
kitap, kullanma kılavuzu üstüne kullanma kılavuzu, yapım
kitabı ve montaj çizelgeleri gönderiyor. Ama ilgilenen kim!
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Allah için kısa bir an.
Bizim için bir ömür. Bize “ol” dendi ve biz Allah katında
oluveriyoruz. Allah katında değil, bizim katımızda zamana
ihtiyaç var. Hem biz kendimizi deniyoruz, hem de deneniyoruz
ve doğru biçimi bulmaya çabalıyoruz ve de çabalandırılıyoruz.
O yüzden küçük hatalarımızın düzeltileceğine, kusurlarımızın
örtüleceğine dair söz alıyoruz “ol” diyenimizden. Çıkıntı yapan
buz parçaları meşin eldivenle boynumuzdan kazınacak ve şekil
verilecek bize. Böyle yarım yamalak bırakılmayacağız.
KalemzádeKãmil
85
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Bugüne kadar kendi
yaptığımız hatalı imarlarımızı, daha fazla ömür verilerek
(zaman tanınarak) düzeltme şansı tanınıyoruz. Ama gerçek
mimar olan Allah’ın “ol” diyerek yaratmakta olduğu başka
yaratılanlara da “mimar” gözüyle bakarsak, o sahte
müteahhitlerin yaptığı deniz kumundan binalar kadar sağlam
oluruz ancak. Daha fazlası değil.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Hadi bir bilgisayar
yapın kendiniz. Daha ikinci gün birileri gelip “monitör nerede,
klavye nerede, işletim sistemi yok mu bunun, ne biçim
bilgisayar bu” derse ne kadar akılsızca suçlanmış olursunuz
değil mi? Hadi bir duvar örün. Daha iki sıra tuğla koymadan
biri gelip size “iki sıra tuğladan duvar mı olur” diye alay etse bu
bir akılsızlık örneği olmaz mı?
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Biz ol’uyoruz. Ol
emrinin gereğini yerine getiriyoruz. Diğerleri de (taş, ağaç,
hayvan, güneş, gezegen vs) oluverdiler ama “ol” emrine
muhalefet etme yetkileri yok. Bizim ise var. İşte farkımız bu.
Biz gerçekten onlardan bu manada üstünüz. Mesela taşlar…
Onların yaratılış gayelerinin dışında karar verme şansı yok. Su
aktığında aşınıyor, kuş için su çanağı oluyorlar. Rüzgâr
estiğinde tozunu veriyor ya da içinden ağaç bitmesine müsaade
ediyorlar. Bizse kendi kendimiz nasıl “ol”mamız gerektiğine
karar veriyor ve seçenekleri seçerek ol’uyoruz. Eğer başarırsak
iyi bir şey, başaramazsak gördüğümüz diğerlerinden de kötü bir
şey ol’acağız. Ama bir şey olacağız, bu kesin. Yaratıcımız bize
diyor ki “iyi bir şey olun”.
KalemzádeKãmil
86
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Öyle ya da böyle “ol”
emrine aykırı davranmıyoruz. İstediğiniz kadar günah işleyin,
istediğiniz kadar Yaratıcıyı inkâr edin, istediğiniz kadar insan
öldürün, zina edin, ihtiyacınız olmayacak kadar harç karın (mal
biriktirin), kimseye yardım etmeyin, köstek olun, yetim malı
yiyin, düşmüşe tekme atın, diğer olmakta olanlara kulluk edin
gerçekte Allah’a kulluk etmezlik yapıyor değilsiniz. Sadece
ol’urken hedeflenen “iyi bir şey” olmak yerine daha aşağılık bir
şey olursunuz. Öyle ya da böyle olursunuz. Olmazlık
edemezsiniz. Ne olursanız olun bir işe yarayacaksınız.
Teşbihen; bakarsınız cehennemden bir dünyaya yakıt olursunuz,
bakarsınız cennetten bir âleme mirasçı. Ama öyle ya da böyle
ol’mamak gibi bir şansınız yok. Allah “ol” dedikten sonra kimin
haddine “ol”mamak.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Olmak bizim karşı
gelemeyeceğimiz bir emirdir. İyi olmak da bizim elimizde, kötü
olmak da. Diğer yaratılanların böyle bir şansı yok, böyle bir söz
verilmişliği yok. Ama bizim var. O yüzden kötülerin secde
edeceği de olabiliriz, iyiler için bir meta olarak da kalabiliriz.
Ol’mama şansımız yok. Ol’acağız. Öyle ya da böyle.
Yaratılış esnasında kusurlu değil eksiğiz. Ve bu eksiklik
tamamlanacak, Allah’ın vaadi yerine gelecektir. Neyle
tamamlanacağını ise biz seçiyoruz. Teşbihen; ister zümrütten,
ister altından, ister kerpiçten, ister tezekten bir beden. Ne
olacağımıza biz karar veriyoruz. Allah sadece “ol”un diyor. Ve
bu seçenekleri yaratılan başka hiçbir varlığa vermedi.
Kıymetimizi bilmemiz ve bize bu değeri verene teşekkür
etmemiz gerekmez mi?
KalemzádeKãmil
87
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Allah’ın, yani tek bir Yaratıcının varlığını inkâr edebileceğini
zannederek inanmayanlar ve Allah’ın varlığına inandığını
söyleyip de kendi kalplerine delil getirmekten bile korkan
gerçek manada iman etmemiş olan inananların ortak hataları
işte burada: Allah neden bu sahte ve sanal dünyayı yarattı,
Allah neden şöyle, Allah neden böyle… Allah neden bu kadar
zulme göz yumuyor, Allah neden bu kadar kötülüğe engel
olmuyor… Allah neden herkese hidayet vermiyor?
İşte bu yüzden; Allah “ol” diyor, ama “ol”an, “ol”ması gereken
biziz. Ama çoğumuz O’nun “ol” dediği gibi değil kendi
istediğimiz gibi ol’mak peşindeyiz. Çünkü hiçbir halde kendi
kendimize yeterli olmadığımızı, Allah’tan başka hiçbir şeyin (ki
buna insanın kendisi de dâhildir) tanrı olamayacağını, tek
Yaratıcının var olduğunu ve O’ndan başka tanrılar
edinmememiz
gerektiğini
anlayacak
kadar
aklımızı
çalıştırmıyoruz. En doğru yolu bilen tek Yaratıcıdan yardım
dilemedikçe onun bizim için istediği gibi “ol”amayacağımızı
bilemiyor, başkalarının nasıl ol’mamız gerektiğine karar
verişine güveniyoruz.
Üstüne bir de, tüm inancımıza rağmen tek başımıza yeterli
olduğumuzu ve seçenekler verildi diye başıboş bırakıldığımızı
zannediyoruz. Oysa “ol”maktan başka çaremiz yok. Ama eğer
tek olan ve “en iyi nasıl olabileceğimizi bilen” Yaratıcımızdan
istemez, O’nun yolunu gösterdiği gibi ol’maya çalışmazsak,
kendi istediğimiz gibi de olabiliriz. Bu durumda, hava açılıp
yakıcı güneş çıktığında eriyecek kardan adamdan öte bir şey de
olamayız.
KalemzádeKãmil
88
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Allah “ol” dedi. Biz de oluveriyoruz. Bizim de karşı gelme gibi
bir şansımız ve hakkımız yok. İşte insanoğluna verilen tek
kısıtlama bu. Ol’mak. Nasıl olacağımıza, bu olma işinin
nihayetinde ne surette olacağımıza biz karar veriyoruz. Sadece
“ol” dendi bize. Diğerlerinin hepsi, bizim seçimimiz.
Mimar tek. Ama her birimiz kendimizin müteahhidiyiz. Daha
ol’madık. İstediğimiz gibi bir bina yapıyoruz. Yanlışlarımızla,
doğrularımızla oluveriyoruz… Ol’mak ya da ol’mak, bir ihtimal
daha yok; işte bütün mesele… Tefekkürümüzdür. Hatalarımız
varsa her şeyin en doğrusunu bilen Allah’a sığınır ve düzeltmesi
için O’ndan yardım dileriz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
89
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İlmihalinde Namazı Göster!
Bana Kuran’da Namazı Göster!
“Kuran’da din adına ne varsa vardır, o eksiksiz bir kitaptır”
dedikçe, sanki siz Kuran’a iftira ediyormuşsunuz gibi
klasikleşmiş bir tepkiyle ve defalarca kopyalanıp yapıştırılmış
şu soruyla karşılaşırsınız: Hadi o zaman bana Kuran’da namazın
nasıl kılınacağını göster!!! Adeta namazını öne sürerek, onu
doğru kıldığını ispatlarsa her şeyi doğru yaptığını da
ispatlayacak ve Kuran’ı göz ardı ederek, bilmediği dinini kabul
ettirecekmiş gibi. Allah da “Aferin kulum, sen subhanekeyi
tecvidli okudun, dirseklerini de yere değdirmedin de cenneti
hak ettin” diyecekmiş gibi.
Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını
göster!!! Siz istediğiniz kadar özgün anlatımınızla bu soru’nun
mantıksız olduğunu, bildiğiniz herhangi bir ibadetin şeklinin
bile Kuran’da olmaması veya Kuran’a uymaması durumunda
bir hükmünün olamayacağını, aslında hadislerde bile baştan
sona namazı anlatan bir rivayet bulunmadığını, olan rivayetlerin
gözleme dayalı ve defalarca kulaktan kulağa yarım yamalak
aktarıldığını, bu rivayetlerin de birbiriyle çeliştiğini…
Kuran’daki namazla ilgili ayetler bir araya getirilip
incelendiğinde Allah’ın bizden istediği namazın nasıl olacağına
ilişkin bir sorunumuz kalmayacağını… kitapta belirtilmemiş,
KalemzádeKãmil
90
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sınırlandırılmamış hususların mübah sahaya bırakıldığını anlatır
ve aklınıza gelen tüm ayetleri arka arkaya sıralayıp, çoğunluğun
kıldığı namazların bu ayetlere uymadığını… ve birçok Kurani
göstergenizi ilkokul birinci sınıf öğrencisine anlatır gibi tane
tane anlatsanız da çoğunlukla onlar için fark etmez. Kendi
kemikleşmiş doğrularını Kuran’a uymasa bile doğru kabul eden
anlayışa daha ne söyleyebilirsiniz ki!
Madem öyle, çıkışıyla kendi kendime, neden biz aynı soruyu
karşı tarafa sormayalım dedim bugün! “Sen de bana hadislerde
namazı göster” dediğimde, dört başı mamur bir hadis
gösteremeyeceklerini bildiğim için “Bana namaz hocanda,
ilmihalinde namazını göster o zaman!!!” şeklinde, cevap
vermesi daha da kolay biçimde sormalıyım diye düşündüm. Ve
cevabını kendim vermek üzere samimiyetle çabalamak istedim.
Bunun üzerine, ülkemizde epeyce yaygınlaşmış, en az onar
milyon satmış, hemen her evde bulunan ve kapağını görünce şıp
diye tanıyacağınız o meşhur namaz hocasını ve en çok
tüketilen(!) o ilmihalin sanal formatındaki nüshasını indireyim
de oradan konuşayım dedim. Siteden siteye forumdan foruma
dolaştım ama müslüman Türk milletine bu iyiliği yapmış,
namazı detaylıca öğretmiş (!) bu kadar meşhur bir ilmihal ve bu
kadar meşhur bir namaz hocasının pdf formatlarını bir türlü
bulamadım.
Onların adının
reklamı pdf’si
sayfasındaki
yönlendirildim
KalemzádeKãmil
yazılı olduğu indirme linklerinde ya bir kitap
ile karşılaştım, ya linkler tarafından Diyanet
gömülü sayfalara veya satış linklerine
ya da karşımda “Ulaşmaya çalıştığınız internet
91
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sitesi T.C. İstanbul 5.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 13.06.2011
tarih ve 2011/625 D İş sayılı kararı gereği erişime
engellenmiştir” şeklinde bir sayfayla karşılaştım. Belki henüz
mahkemenin kararının uygulanmadığı siteler vardır ama ben bir
saat uğraştığım halde herhangi bir içi dolu indirme linki
bulamadım.
Yani Y.T. Namaz Hocası’ndan veya Ö.N.B. İslam İlmihalinden
faydalanmak isteyen bir müslümansanız cebinizde en azından
bunlardan birine sahip olmak için paranız ve yakınlarınızda
bunları satan bir kitapçı olması lazım. Maalesef müslümanlara
bu kadar faydalı(!) eserleri okuyabilmeniz için bir müslümanlık
yapılıp internete pdf’sini koymamışlar, koyanı da engellemişler.
İlginç değil mi? En az onar milyon satan bu kitapların (ki bunu
ben değil nete düşmüş rakamlar söylüyor) müellifleri ya da
mirasçıları kitabı korumaya almayı, insanlara kolayca
ulaştırmaya yeğlemişler. İlginç! Satış rekorları kıran bu
kitapların geliri müelliflerini veya onların mirasçılarını zengin
etmeye yetmemiş de telif peşinde koşarlarmış meğer hala! Ha,
yazdıkları hikâyeyse, masalsa elbette eserlerinin telif haklarına
sahip çıkmalılar, o ayrı…
Bu kadar değerli olduklarını (!) bilseydim bir zamanlar benim
kitaplığın raflarında duran nüshalarını da imha etmezdim!!!
Ama her neyse, oralarda yazılanların çoğu hala ezberimde ve
olmayanları da din diyanet sayfalarındaki satırlarda kısmen var!
Bunun yanında bu boşluğu iyi değerlendiren başkaları da başka
namaz hocalarını onlarla ihtilafları olsa da kullanıma sunmuşlar.
Gerçi çoğunluk için fark etmiyor. Üzerinde “namaz hocası”
yazıyorsa içinde yazanı ne olursa olsun makbul görüyorlar.
KalemzádeKãmil
92
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Uygulasalar da uygulamasalar da doğrudur onlar! Çünkü
benimsedikleri, gelenek edindikleri dini anlatan ve içinde
Türkçe harflerle dans eden arap harfleri olan bir kitapta dine
aykırı şeyler olmaz!!! O kitapları dindar ve alim insanlar
yazmıştır!!! Ve böyle Allah adına din anlatan insanlar millete
doğru olmayan bilgiler vermez, yalan yanlış işler yapmazlar!!!
Kuran’ı herkes anlayamaz ama, adı din adamıysa onlar en
doğrusunu anlar ve bize en güzel şekilde anlatırlar!!! Onların
yanılma ihtimali olmaz!!! Onların aklı yanılmaz ama diğer
insanların düşünmek için verilmemiş olan aklı yanılır!!! Demek
ki Kuran’ı en iyi şekilde anlayan (!) bu alimler insan değil!!!
Yoksa onlar da biz aşağılık insanlar gibi anlayamazlardı! Bu
ayrıcalıkları Allah’tan onların kalbine inen telif haklarından
ileri geliyor demek ki!!! Namazı niyazı anlattıkları kitaplarının
telif hakkının peşinde koşmayı da Kuran’dan öğrenmiş olsalar
gerek!!!
Öyle ya da böyle, pdf formatında olsun olmasın söylediklerimle
beraber yine de yedi tane namaz hocası buldum internette. Bir
kısmı Hanefi mezhebine göre, bir kısmı Şafii mezhebine göre,
bir kısmı alt mezhep belirtmeksizin ama ehlisünnet diyerek, bir
tanesi de aynı esaslarla çocuklara hitap eder biçimde namazı
anlatmışlar.
Aralarında ise birkaç dakika içerisinde inanılmayacak kadar çok
farklılık buldum. Madem öyle dedim içimden benim Kuran’a
göre namaz kılışımı neden kötülersiniz! Hiç değilse Allah’ın
lafzından ne anlamışsam onu kılıyorum. Ama beni eleştirenlerin
çoğu eminim o namaz hocalarını bile namazı öğrenmek için
değil, bir ihtiyaç hissettiklerinde başvuru kitabı olarak
KalemzádeKãmil
93
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kullanırlar. Kıldıkları namaz esasen ya büyüklerinden
gördükleri ya da öğrencilik döneminde yazları gittikleri camide
ezberledikleri kadardır. Kuran’da namazı bulamayanların bir
kısmının namazda Fatiha, Kevser ve İhlas üçlüsünden başka
sure ve anlamını bile bilmedikleri subhaneke, ettehiyyatü ve
salli bariklerden başka dua okumadıklarını da bilmiyorum
zannediyorlar ya neyse o konulara şimdilik hiç girmeyeyim. Ve
ki tahiyatta otururken sağ ayaklarını dik tutup parmak uçlarının
kıbleye yönelmesi gerektiği gibi gereksiz ince ayrıntılara ne
diye gireyim!
Beni kınamayın hep aynı zümreyi eleştiriyorum diye. İçinden
çıkıp geldiğim zihniyeti eleştirmem kadar normal bir durum yok
ve taşladığım adam her zaman uzaklarda olan birisi değil!
Benim… Biziz… Bunun yanında samimiyetle bilmediğini bilip
itiraf edenler var. Ama bir şey bilmediğini de bilmeyenler var.
Asıl şaşkınlığım benim onlara…
Sonra ilmihalleri inceledim bir kez daha. Ne niyetler, ne
tekbirler birbirini tutuyor, ne elinizi nereye koyacağınız.
Fatiha’nın besmeleleri olup olmamasından tutun ayaklarınızın
duruş şekline, ellerinizi yere koymanızdan, rükûda ne kadar
eğileceğinize,
hangi
duayı
neden
okuyacağınızdan,
peygamberimizin bunları okumuş olup olmadığına hadislere
dayalı olarak anlatılan namazda o kadar farklılıklar var ki!
Şafi mezhebi Hanefi mezhebini zayıf rivayete uyduğu için
suçluyor, Hanefiler en doğrusunun kendilerininki olduğunu
söylüyor. Birbiriyle o kadar çok yerde çelişen mezhepler sonra
tutup birbirini hak mezhep kabul ediyor. Namaz sadece
KalemzádeKãmil
94
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
peygamberimizin olduğu iddia edilen hareketleri taklide değil,
ondan sonra gelenlerin bile namazı nasıl kıldığına yönelik
rivayetlerine dayanıyor. O kadar çok şey var ki bunun için
apayrı bir makale yazmak lazım.
Bazı ilmihallere göreyse namaz kılacak olursanız yine aynı
ilmihale göre o namaz esnasında bir yığın mekruh, hatta haram
işlemiş oluyorsunuz. Tam bir rivayet karmaşasına bulanmış
birçok çeşit namaz tarifi. Tek ortak durum, hepsinde bir şekilde
kıyam, kıraat, rükû ve secde olması. Abdeste, namaz dışı
şartlara hiç girmeyeyim bile, içinden çıkılamaz bir haldeler.
Namazın asıl önemli tarafına, ne dediğini bilmeye, anlamına,
manasına, istemeye tam anlamıyla atıf yapan ise yok.
Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını göster,
diyen kişilere bundan sonra “hadi sen göster” diyerek kendi
namazlarının kaynağını öğrenmek gerek. Görün bakın sahih
diyebilecekleri bile bir tane sağlam kaynak çıkmayacak. Bir
kitaba işaret edemeden “Peygamberimiz öyle kılmış biz de öyle
kılıyoruz” demek bir kaynak göstermek değil zanna tabi
olmaktır.
Hadis külliyatında da namazı baştan sona dosdoğru anlatan bir
hadis bulamayacakları için şu ülkede gösterecekleri yegâne
kaynaklar, Y.T. Namaz Hocası ve Ö.N.B. İslam İlmihali
olacaktır. O kitapların kaynakları da işte bu birbiri ile çelişen
onlarca farklı hadis ve hatta peygambere bile dayalı olmayan
onlarca rivayet. Şıracının şahidi bozacı! Bozacınınki şıracı!
KalemzádeKãmil
95
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Ben falancayı şöyle eğilirken gördüm, peygamberin sakalını
böyle kıpırdarken gördüm de oradan biliyorum!!! İşte namaz
hocalarının namaz biçimi! Sakalı oynamış da o yüzden namazın
şurasında şunu okuyormuş!!! Ne diyelim! Allah kabul etsin…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
96
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Müjde! Kurtuldunuz!
Cennete Hoş geldiniz ama Boş Geldiniz!
Ömür boyu korkutuldunuz ve türlü âlimler ve onların takipçileri
tarafından hep yönlendirildiniz. Kendiniz düşünmek yerine
düşünmeyi hep başkalarına havale edip, siz düşünenlerin
söylediklerini yaptınız. Okuyup anladığını düşünenlerin
hitabetlerini ve peygamberin adını ağızlarına alışlarında
kürsüleri gözyaşları içerisinde yumrukladıklarını ve de o esnada
cemaatten “Allah!” diye nida edenlerin sesleriyle yüreğiniz
yerinden hopladı. Ah ben, dediniz, ne olurdu ben de o haykırışı
yapabilen kadar imanlı olsaydım! Dininizi öğrenmek için
hatipleri dinlemeye, ilmihallerdeki abartılı sünnetleri yapmaya
odaklandınız. Şöyle yaparsan böyle yaparsan cayır cayır
cehennem de yanacaksınız! Saçının her teli korkunç bir yılan
olup boğazınıza sarılacak! Mezhebinle ilgili sorular
sorduklarında cevap veremeyeceğiniz için iki korkunç melek
gelip kafanıza tokmaklarla vuracak, börtü böcek, mikrop ve
kurtlar vücudunuzu yerken türlü acılara gark olacaksınız!
Korktunuz ve korktuğunuz için namazınızı beş vakit kıldınız.
Korktunuz ikinci rekâtta mı üçüncü rekâtta mıyım diye
şaşırdığınız için. Korktunuz ettehiyyatüyü okurken ilk oturuşta
mı ikinci oturuşta mıyım diye aklınızdan uçtuğu için. Utandınız
ve korktunuz şeytan mı geçti içimden ki namazda okurken
KalemzádeKãmil
97
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
esnedim diye! Korktunuz ve utandınız Fatiha’yı ve peşinden
Asr suresini okurken istemsiz olarak ocaktaki yemeği ya da
dükkâna gelecek müşterileri düşündüğünüz için. Korktunuz ve
kendinizi yediniz üşenerek kalktığınız namaz için acaba
münafık mı oluyorum böyle bir hale girdim diye! Korktunuz on
beş yaşında tuttuğunuz orucu kimse görmeden bozduğunuzu
hatırladığınız için. Ömür boyu o altmış bir günü tutmam lazım
diye içiniz içinizi yedi.
Tövbe ettiniz de gene de sakatladınız geçen yazki orucunuzu
diye korktunuz. Korktunuz abdest alırken kulağımı ıslatabildim
mi, guslederken toplu iğne ucu kadar yerim kaldı mı acep diye!
Peygamberimi takip ediyorum diye ardı sıra takip ettiğiniz
cübbeli cübbesiz, sakallı sakalsız, çarşaflı çarşafsız, kitaplı
kitapsız hocaları takip ettiniz. On, yirmi, otuz, elli senelik borç
namazlarınızı kaza ettiniz her namazın ardından ve kandil
gecelerinde sabahlara kadar! Kurbanlar kesip eşe dosta ve fakir
akrabanıza dağıttınız. Yetmiş bin tevhid okudunuz üstüne yirmi
bin Amen-e Resulü bu dünyadaki türlü dertlerinizden kurtulup
öbür âlemde cennetle hediyelenmek için. Evinizin her köşesine
bereket duaları, karınca duaları ve boncuklar astınız. Her
duyduğunuzu din adına, her gösterileni Allah adına yapıp, her
görüşünüzü dininiz adına konuştuğunu söyleyenlerin dediği gibi
yaptınız. Oyunuzu ona göre verdiniz, oyununuzu ona göre
oynadınız. Mehdi sandınız önünüze geleni, beklediniz Mesih
gelir diye bir gün! Ama size gelen olmadı bir türlü! Ve gün
geldi bitti! O gün geldi çattı! Öldünüz! Öldünüz işte!
Gözlerinizi kapadınız ve açtınız! A… a! Kıyam etmişsiniz!
Kıyamet günü olmuş bile, öldüğünüz yerden diriltilip ayağa
KalemzádeKãmil
98
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kalktınız, kıyam ettiniz. Kaç saniye geçti ki gözümü kapayalı,
kaç saat oldu ki dünyaya ben geldim diyeli! Ne kabir azabı
çekmişsiniz, ne ruhunuz başıboş dolaşmış yeryüzünde! Sizi
korkutan insanlar ve peygamberin yolunda gidiyor diye takip
ettikleriniz görünürlerde yok! Kürsüleri yumruklarken
gözyaşlarına boğulanlar sizden çok çok uzaklarda! Ne kızınız,
oğlunuz, kardeşiniz, ne eşiniz ne de anne babanız ortalıklarda
değil! Atalarınız da yok, hazretleriniz de! Herkes kendi
bacağının derdinde olsa gerek! İçinizde tuhaf bir huzur var! Ne
de olsa sınav bitmiş! Ama bir de huzursuzluk! Ki hesap var,
belki de çok zor olacak!
Bir baktınız ki yürümüş dağların eteklerinden zincirlere
vurulmuş bir yığın beşer sürüklene sürüklene götürülüyor.
Sonra bir de baktınız; başka bir yönden bir sürü insan neşe ve
sevinç içerisinde uçarak başka bir yöne! Başlarında peygamber!
Acep ben, diye düşündünüz! Ne olacak benim halim!
Ama umduğunuz gibi olmadı, korktuklarınız gibi kötü şeyler
olmadı! De ki kurtuldunuz! Ufuktan bir melek geldi ve
mimiksiz bir ifadeyle “müjde, kurtuldun” dedi size! Tüm yanlış
bildiğiniz yanlışlarınıza ve doğru bildiğiniz yanlışlara rağmen,
dedi ki kurtuldunuz! Ne cehenneme atılacaksınız ne türlü
azaplar çekeceksiniz! Hatta cennete de gideceğinizi öğrendiniz!
Ne güzel değil mi? Bu sırada melek arkasını döndü gidiyor,
üzerine düşeni yapmış ve size kurtulduğunuzu tebliğ etmiş!
Sordunuz hesap yok mu diye! Bir an durdu melek ve geriye
dönüp aynı mimiksiz ifadeyle size bakıp “Var! Ama ister
misin? Kurtuldun işte!” dedi.
KalemzádeKãmil
99
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Allah nerede? Onu görebilecek miyim?” diye sordunuz.
“Hayır” dedi melek, “Allah sana görünmek de seni görmek de
istemiyor!” Başınızdan aşağı kaynar sular döküldü. “Nasıl
yani?” diye sordunuz “Hani kurtulmuştum!”
“Evet, kurtuldun ve sana cennet verilecek ama ebediyen Allah
sana görünmeyecek, yüzüne de bakmayacak! İşte bak! Cennet
orada! Yürü git, sorgusuz sualsiz içeri girebilirsin. Kimse seni
durdurmaz. Köşklerin de, bahçelerin de, türlü şaraplardan
nehirlerin de, hizmetçilerin de hazır. Mülkün orada seni
bekliyor. Ama Allah’ın sana bunlardan başka bir tecellisini ve
gülümsemesini bekleme. O diğer cennetlik kullarıyla özel
olarak ilgilenecek, seninle değil!”
“Neden? Ne yaptım ki ben?” diye sordunuz. “Bir şey yapmadın.
Allah senin günahlarını affetti ve seni hesaptan muaf tuttu, daha
ne istiyorsun!” dedi melek “Beklediğin şefaat bu değil miydi?”
Dayanamadınız ve “O halde ben de hesaba çekilmek istiyorum”
dediniz “Ben de Allah’ın tebessümüne nail olmak istiyorum.
Cennet bana yetmez! Hatta Onun bir memnun ifadesini cennete
yeğleyebilirim.”
“Peki” dedi melek “Madem istiyorsun, ilk sorunu soruyorum,
hazır mısın?” “Hazırım” dediniz hevesle. Ve sorunuz geldi.
“Sen dünya hayatını yaşarken Allah sana ‘Kuran’ adında bir
mesaj gönderdi. Aldığını biliyoruz. O mesajda ne yazdığını
okudun mu? Hani ilk cümlesi ‘OKU’ diye başlayan!”
KalemzádeKãmil
100
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Hayır! Ama içinde ne yazdığını başkaları bana..” derken melek
sözünüzü kesti. “Böyle bir cevap kural gereği hesabı burada
bitirir! Başka sual yok! Cennet senin emrinde, git oraya ama
Allah’tan da, nebi elçilerinden de, biz meleklerinden de
tebessüm bekleme!”
“Ama böyle cennet mi olur, Allah’sız bir cennet olur mu? Bu
düpedüz cehennem! Ateşi de Allah’ın yüzüme bakmaması!”
diye haykırdınız. Melek size üzgün bir ifadeyle acır bir
gülümseme gönderdi ve “Emir böyle. Senin cennetin
okunmamış
bir
kitaptır.
Okusaydın istediğin gibi
biçimlendirebilirdin! Ve biz de sana diğer soruları sorardık! Ne
biliyorsun ki ne soralım artık? Sen Onun kitabının yüzüne
merak edip bakmamışken, O senin yüzüne neden baksın?” dedi.
Sizi orada bıraktı ve kitaplarını okumuşlara doğru sevinç içinde
yönlendi. Cennetine hoş geldin! Ama ne yazık ki boş geldin!
İşte böyle arkadaşlar. İster misiniz böyle bir cennet? Elbette
böyle bir gayb hikâyesi sadece benim zihnimde uydurduğum bir
şey. Bir hayalden öteye geçmeyen bir masal, sözde bir ibret
vesikası. Bunlardan binlercesini farklı anlamlarda rivayet
kitaplarında uydurulmuş olarak bulabilirsiniz. Belki yakın bir
gelecekte olur a, bu benim hikâyem de peygamber ağzındanmış
gibi lanse edilip ehlisünnet, şia ya da diğerlerinin kitaplarına
hadis ya da keramet diye girer de insanlar beni de evliya
ederler!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
101
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Atalar Dini
Atalara Dair Ayetlerin İzdüşümü
Hiç merak ettiniz mi? Acaba bize dini anlatan ilmihaller ve
değer verip dikkatlice dinlediğiniz ve de gelmiş geçmiş
vaizlerden bir kısmı bizim Kuran’ı okumamış ve ayetlerin
anlamını bilmiyor olmamızdan faydalanarak bizi kandırmış
veya kandırıyor olabilirler mi? Acaba hâlihazırda iyi niyetle
yaptığımız dini uygulamalarımız geçmişten beri tahkiksiz gelen
ve sadece şekilde kalıp içi gerçekle doldurulmamış olan ilkel
ritüellere benzetilmiş olabilir mi? Yoksa çeşitli sorgulanamaz
kalıplarla baskıcı bir atalar dini yaşıyoruz da özgür
düşünemiyor olabilir miyiz?
5-Maide 77 De ki: “Ey Ehl-i kitap! Dininize ait konularda
haksız yere haddi aşmayın. Daha önce gelip geçenlerden hem
kendisi sapmış, hem birçok insanları da saptırmış olan
atalarınızın ve şimdiki durumda da doğru yoldan sapan
birtakım kimselerin heva ve hevesine uymayın.”
Hiç merak ettiniz mi? Geleneksel bir mezhebi taassupla dini
Kuran dışı kaynaklardan öğrenirken, öğrendiklerimizi Kuran’la
teyit ettik mi? Yoksa sadece annemiz, babamız ve atalarımızdan
gelen bir inanç sistemini İslam mı zannediyoruz? Eğer
sorgulamadan inanıyorsak bizim Hintli bir Budist’ten farkımız
KalemzádeKãmil
102
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
nedir? Hiç kendimize sorduk mu ki, oralarda doğmuş olsaydık
ve atalarımız ineğe tapıyor olsalardı bu idrake kapalı ve bilgisiz
seviyemize rağmen biz yine Müslüman olur muyduk?
5-Maide 104 Kendilerine: “Allah’ın indirdiğine ve Resule
(onların hakemliğine) gelin denildiğinde “Atalarımızı ne halde
bulmuşsak o bize yeter!” derler. “Ataları hiçbir şey bilmeyen,
doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı onlara tabi
olacaklar?”
Hiç merak ettiniz mi? Allah neden sadece Asr suresiyle
yetinmeyip Kuran’ın hemen her yerinde sık sık insanların
çoğunun yanlış yolda olduğunu söylüyor? Bugün etrafımıza
baktığımızda insanların çoğunun temsil ettiği dini inanışın
İslam olduğunu düşünüyorsak sorun nerede?
6-Enam 116 Eğer dünyada bulunan insanların çoğuna uyarsan,
seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sırf zanna uyarlar ve
kafadan atarlar.
Hiç merak ettiniz mi? Acaba biz de hiç tahkik etmeden
atalarımızdan beri gelen dinin Allah’ın dini olduğu zannıyla
yanlış denizlerde kulaçlar atıyor olabilir miyiz? Acaba bizim
müşriklerden farkımız ne? Peygamberleri yalancı saymanın
izdüşümü bugün neye tekabül ediyor? Onun adını altına
yazdıklarında bir sözün peygambere ait olduğuna hemen
inanacak kadar saf olabilir miyiz? Elimizde hiçbir delil olmadan
her söyleneni din zannediyor olabilir miyiz? Bu durumda
bilmeden bile olsa peygambere söylemediği sözleri, yalanları,
yapmadığı işleri yakıştırarak onu böylece yalancı sayıyor
KalemzádeKãmil
103
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olabilir miyiz? Allah’ın kitabını okumayı başkalarına
bırakmışken hesap günü geldiğinde geçerli özrümüzün kader
olacağını mı zannediyoruz?
6-Enam 148 Müşrikler diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, ne
biz, ne de atalarımız şirk koşmaz, hiçbir şeyi de haram
kılmazdık.”Onlardan öncekiler de peygamberlerini yalancı
saymışlardı da nihayet Bizim azabımızı tatmışlardı. De ki:
“Sizin elinizde ortaya koyacağınız bir bilgi, bir belge varsa
hemen çıkarıp gösterin. Ama gerçek şu ki: Siz sadece kuru bir
zannın ardından gidiyorsunuz düpedüz yalan atıyorsunuz.”
Hiç merak ettiniz mi? Yarın bize niçin bu işi böyle yanlış
yaptınız diye sorulduğunda “Bize böyle öğrettiler, anamızdan
babamızdan böyle gördük” mazereti bizi kurtarabilecek mi?
Bugün aslını bilmeyerek ya da emin olmayarak yaptığımız
dinsel işleri Allah böyle emrettiği için mi böyle yapıyoruz
yoksa geleneksel olarak öyle yapılan bir ortamda kendimizi
bulduğumuz için mi?
7-Araf 28 Onlar kötü bir iş yaptıkları zaman: Atalarımızı böyle
yaparken bulduk, Allah da bunu bize emretti, derler. De ki:
Allah, kötülüğü emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah’a mı
atıyorsunuz?
Hiç merak ettiniz mi? Allah Kuran’da geçmiş kavimlerden
bahsederken niçin sürekli atalarına ve geleneklerine uyan bir
dini inanış sergileyen insanları yermekte? Bunun bugüne
izdüşümü nedir? Sadece Hıristiyanlar ve Yahudiler mi? Hiç
tanımadığımız ve Allah’ın bize bildirmiş olmadığı kimi
KalemzádeKãmil
104
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
insanları sırf ilimleri görülmüş diye evliya, veli, Allah dostu,
keramet sahibi gibi sıfatlarla yüceltmekle doğru mu yapıyoruz?
Eğer öyle olsalar bile içlerindeki gerçekten değerli olan
insanları bile olduğundan fazla ululaştırarak şirke giriyor
olmuyor muyuz? Atalara haksızlık yapmayalım derken Allah’a
haksızlık yapıyor olmuyor muyuz?
7-Araf 71 “İşte!” dedi, “üzerinize Rabbinizden bir azap
fırtınası ve bir hışım indi. Siz, sizin ve atalarınızın uydurduğu ve
zaten tanrılaştırılmalarına dair Allah’ın da hiçbir delil
göndermediği birtakım boş isimler hakkında mı benimle
tartışıyorsunuz? Gözleyin öyleyse azabın gelişini! Ben de sizinle
beraber gözlüyorum.”
Hiç merak ettiniz mi? Tahkiksiz bir geleneksel inanca teslim
olarak yanlış bir iş yapıyorsak bahanelerimiz bizi kurtarır mı?
Bizi yanlış yola düşürenler varsa bu bizi suçsuz yapar mı?
7-Araf (172-173) Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını
da düşünün! Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve
onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek “Ben sizin
Rabbiniz değil miyim?” buyurunca onlar da “Elbette!” diye
ikrar etmişlerdi. Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz
yoktu!” yahut: “Ne yapalım, daha önce babalarımız Allah’a
şirk koştular, biz de onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o
bâtılı başlatanların yaptıkları sebebiyle bizi imha mı
edeceksin?” gibi bahaneler ileri sürmeyesiniz diye Allah bu
ikrarı aldı.
KalemzádeKãmil
105
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hiç merak ettiniz mi? Eski peygamberlerin kavimlerinde de bu
gelenekçilik ve ataların dinine, örflerine adetlerine din diye
sarılma durumu var mıydı? Hud ve Salih peygamberin kavmi de
öyle miydi?
11-Hud 62 “Ey Salih!” dediler, “Sen şimdiye kadar ümit
bağladığımız bir kişi idin. Şimdi ne oldu sana. Ne diye bizi
atalarımızın taptığı tanrılara tapmaktan vazgeçirmek
istiyorsun? Doğrusu, senin çağırdığın bu fikrin doğruluğundan
şüphe içindeyiz, kuşkulanıyoruz.”
Hiç merak ettiniz mi? Esas manada mesele azınlık bir takım
ateistlerin Allah’ın varlığını kabul etmemesi değil de
çoğunluğun Ona atalar dini vasıtasıyla şirk koşması mıydı?
Şuayb peygamberin kavmi de öyle miydi?
11-Hud 87 “Şuayb!” dediler, “atalarımızın taptıkları
tanrılarımızı terk etmeyi yahut mallarımızı dilediğimiz gibi
kullanmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor?
Aferin, amma da akıllı, uslu bir adamsın ha!”
Hiç merak ettiniz mi? Arap müşrikleri de öyle taklitçiler
değiller miydi?
11-Hud 109 Artık o müşriklerin taptıkları şeylerin kendilerini
ne feci âkıbete sürükleyeceğinden hiç şüphen olmasın. Daha
önce ataları nasıl tapınıyor idiyse bunlar da onları taklid
ederek öylece tapınıyorlar. Biz de elbet müstehakları ne ise,
eksiksiz tam tamına vereceğiz.
KalemzádeKãmil
106
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hiç merak ettiniz mi? Yusuf suresinde aynı konunun ne işi var?
12-Yusuf 40 Sizin Allah’tan başka ibadet ettiğiniz tanrılar, sizin
ve atalarınızın uydurduğu birtakım boş isimlerden ibarettir.
Allah onların tanrı olduklarına dair hiçbir delil indirmemiştir.
Hüküm yetkisi yalnız Allah’ındır. O ise, başkasına değil, yalnız
Kendisine ibadet etmemizi emir buyurmuştur. İşte dosdoğru
din! Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Hiç merak ettiniz mi? Allah’ın gerçek yolu bize atalarımızca
anlatıla gelen şekilde ibadet etmemiz mi, ayetlerde yazılı
olanlar mıdır? Yoksa yaptıklarımızın hepsinin ayetlerdeki gibi
şeyler mi olduğunu zannediyoruz? Yoksa Allah muhafaza, zan
içerisinde mi yaşıyoruz?
12-Yusuf 108 De ki: İşte benim yolum budur! Ben insanları
Allah’ın yoluna, düşünmeksizin, taklit yolu ile değil, delile
dayanarak, idrâklerine hitab ederek dâvet ediyorum. Ben de,
bana tâbi olanlar da böyleyiz. Allah’ı bütün eksikliklerden
tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.
Hiç merak ettiniz mi? Allah’ın yeni bir peygamber gönderdiği
kavimlerin durumu hep böyle miydi? Hep geleneğe ve atalara
mı inanıyorlardı? Mazeret yine kadercilik mi oluyordu?
16-Nahl 35 Bir de müşrikler dediler ki: “Eğer Allah dileseydi
ne biz, ne de atalarımız, Kendisinden başkasına ibadet etmez.
Onun emri olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Bunlardan
KalemzádeKãmil
107
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
öncekiler de böyle söylemiş, böyle yapmışlardı. O halde,
peygamberlere açık bir tebliğden başka bir vazife düşer mi?
Hiç merak ettiniz mi? Sürekli din büyüklerini kutsayarak ve
onların dediklerini harfiyen yerine getirerek güzel bir iş
yaptığımızdan neden bu kadar eminiz? Oysa iyi bir Müslüman
daima imanını kaybedeceği endişesi ile hareket etmeli ve
şüphelerini gidermeli değil midir?
18-Kehf (103-104) De ki: İşleri yönünden âhirette en büyük
kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o
kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları
hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler
yaptıklarını sanırlar.
Hiç merak ettiniz mi? Atalara ve onların taptıklarına tapmak
demek ne demektir? Allah’ı reddetmek olmadığına göre!
21-Enbiya 53 Biz, dediler, atalarımızı bunlara tapar bulduk, biz
de onların yaptıklarını yapıyoruz.
Hiç merak ettiniz mi? İbrahim peygamberde de durum farklı
mıydı? Biraz olsun düşünmeyecek miyiz?
26-Şuara (74,75,76) “Yook!” dediler, “ama atalarımızı böyle
bir uygulama içinde bulduk, biz de onu benimsedik.” İbrahim
dedi ki: “Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş
babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz
mi?”
KalemzádeKãmil
108
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hiç merak ettiniz mi? Hep mi böyleydi ademoğlu? Hiç mi ibret
almamışız?
26-Şuara (136-139) “Sen” dediler, “Ha böyle nasihat etmiş, ha
etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki
atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir.
Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!” Neticede onu
yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik. Elbette bunda,
alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman
etmezler.
Hiç merak ettiniz mi? Neredeyse her surede neden atalar da
atalar geçer durur?
31-Lokman 21 Kendilerine: “Gelin, Allah’ın indirdiği
buyruklara uyun!” denilince:”Hayır, biz babalarımızdan ne
görmüşsek onu uygularız, sadece onlara uyarız” derler. Peki
şeytan atalarını o alevli ateş azabına çağırmış olsa da mı
onların peşinden gidecekler?
Hiç merak ettiniz mi? Önderler, büyükler, atalar, liderler!
Neden hep böyle?
33-Ahzab 67 “Ey ulu Rabbimiz!” derler, “sözün doğrusu, biz
önderlerimizin ve büyüklerimizin dediklerine uyduk, ama onlar
bizi yoldan saptırdılar.”
Hiç merak ettiniz mi? Sonunda ne olacak?
KalemzádeKãmil
109
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
34-Sebe 31 Kâfirler: “Biz ne bu Kur’ân’a, ne de bundan
öncekilere inanırız.” derler. O zalimleri; sen, Rab’lerinin
huzuruna duruşma için getirildiklerinde, birbirlerine laf
atarken bir görseydin! Zebûn edilen, dünyada güçsüz
bırakılanlar o kibirli olan önderlerine: “Ah! Sizin yüzünüzden
bu hallere düştük, siz olmasaydınız biz de iman edecektik!”
diyecekler.
34-Sebe 32 Öte yandan dünyada iken kibirlenenler o zebûn
edilenlere, ezilenlere: “Size hidâyet geldikten sonra, biz mi sizi
ondan uzaklaştırdık. Bilakis, siz zaten suçlu kimselerdiniz!”
34-Sebe 33 Ezilenler de kibirlilere: “Hayır! İşiniz gücünüz,
gece gündüz dolap! Siz daima Allah’a nankörlük etmemizi, Ona
birtakım şerikler uydurmamızı bizden isterdiniz” derler. Ve
böyle atışırlarken hepsi, azabı gördükleri o esnada,
pişmanlıklarını içlerine atarlar… O inkârcıların boyunlarına
ateşten demir halkalar takarız. Bu, yaptıklarının adil bir
karşılığı değil midir?
Hiç merak ettiniz mi? Buradaki aşağılamayı!
36-Yasin 74 Tuttular, Allah’tan başka tanrılar peşine düştüler,
güyâ ki yardıma nâil olacaklar!
Hiç merak ettiniz mi? Buradaki acımayı!
37-Saffat 69-73 Onlar atalarını haktan sapmış durumda
buldular. Bunlar da onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.
KalemzádeKãmil
110
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı.
Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler
göndermiştik. İşte bak ve düşün: O uyarılanların âkıbeti nice
oldu?
Hiç merak ettiniz mi? Buradaki temsille Allah ne demek
istiyor?
39-Zümer 29 İşte şimdi Allah bir temsil daha getiriyor: İki
adam var, bunlardan birincisi, birbirine rakip, birbiriyle hep
çekişen ortakların emrinde, diğeri ise sadece bir kişinin
emrinde çalışıyor. Bu ikisinin durumu hiç bir olur mu? Olmaz
elhamdülillah! Fakat çokları bu gerçeği bilmezler.
Hiç merak ettiniz mi? Allah’ın “hayır!” diyerek şiddetle
reddettiğinin peşinde olabilir miyiz?
43-Zuhruf 22 Hayır! Ne bilgileri var, ne kitapları! Sadece şöyle
derler: ”Biz babalarımızı bir dine bağlanmış gördük. Biz de
onların izlerinden gidiyoruz.”
Hiç merak ettiniz mi? Bakın her peygamber aynı sorunla
boğuşmuş!
43-Zuhruf 23 İşte böylece senden önce, uyarıcı bir resul
gönderdiğimiz hiçbir şehir yoktur ki oraların varlıklı kişileri:
“Biz babalarımızı bir dine bağlanmış gördük. Biz de onların
izlerine uyduk!” demiş olmasınlar.
KalemzádeKãmil
111
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hiç merak ettiniz mi? Çözüm nedir peki?
43-Zuhruf 36-38 Kim Rahman’ın hikmetlerle dolu ders olarak
gönderdiği Kur’ân’ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan
sardırırız; artık o, ona arkadaş olur. Bu şeytanlar onları yoldan
çıkarırlar, ama onlar kendilerinin hâlâ doğru yolda olduklarını
sanırlar. Ta ki huzurumuza gelinceye kadar böyle devam eder.
Huzurumuza çıktığında arkadaşına: “Keşke seninle aramız
doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı! Meğer sen ne kötü
arkadaşmışsın!” der.
Hiç merak ettiniz mi? Sarık, cübbe, başörtüsü, mes, çarşaf, fes
ve peçe mi mesele? Yoksa bu dindar adamdır diye peşine
takıldığımız bazı sakallı ve sakalsızlar, atalar dininin rahipleri
veya takipçi rantçıları olmasın! Bazı münafıklar yeminlerini
kalkan ederek yüzümüze başka arkamızdan başka konuşuyor
olmasın! Hiç merak ettiniz mi? Biz de bu aldatılmış güruhun
içinde olabilir miyiz?
63-Münafikun 4 Onları gördüğünde kalıpları kıyafetleri senin
hoşuna gider, onları beğenirsin. Konuştuklarında sözlerine
kulak verirsin. Gerçekte ise onlar, âdeta duvara dayatılan,
ruhsuz kütüklere benzerler. İçleri boş, ödlek olduklarından
çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde
sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah belalarını
versin onların! Nasıl da hakikatten vazgeçiriliyorlar.
Hiç mi merak etmiyoruz Allah’ın bu hiddetine sebep nedir?
Münafıklara söylenmiş deyip geçebilir miyiz? Hiddeti bizim
için yaratan Allah’ın bu hiddeti bizim hiddetimiz olmalı değil
KalemzádeKãmil
112
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
midir ki tanımadığımız insanları savunmak adına Onun
ayetlerini göz ardı ediyoruz? Kendimize samimi olalım.
Yukarıdaki ayetleri kaç kere okuduk daha önce, kaç kere
üzerinde düşündük? Allah’ın biliciliğini bir tarafa bırakıp
başımıza gelenleri kadere bağlayanlardan mı olacağız?
Tüm bu hiddete sebep kötülükleri yaratanı Allah zannedip onun
bize üflediği cüzi sıfatlarımızla bile nasıl canavarlaştığımızı ve
kötülükleri kendimizin var ettiğini anlayamıyor muyuz? Eğer
Onun bize verdiği söz olmasaydı tüm bu kötülüklere müsaade
edeceğini mi zannediyoruz? Kaderim buymuş mu diyeceğiz
hala? İşte bu durum münafıklığın ta kendisi değil midir ki hem
cennete talip olup hem de talihe suçu atıp sıyrılmaya çalışmak?
Oh ne güzel, yaptığımızı araştırmamaktan, onun ayetlerini
okumamaktan ve düşünmemekten hiç korkmuyoruz da
düşünmekten, akıl yürütmekten korkuyoruz, korkutuluyoruz;
sonra da “Allah’ın yeryüzüne atadığı halifeyiz” diyoruz! Nasıl
bir haleflik bu? Yukarıdaki ayette beliren hiddetin hedefinde
olmak ister miyiz?
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
113
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şeytan Ayetleri
Peygamberin Yolunu kim Takip Ediyor?
“Kuran’a ne kadar sarılırsak o kadar yolumuzu şaşırmayız”
prensibine rağmen kimilerimiz “acaba yanlış yola mı saparım”
endişesi ve “acaba böyle söyleyenler peygamberimizin yolunu
terk etmiş olmuyor mu” tereddüttü ile dinimizi Kuran’dan
öğrenmeye soğuk bakıyor. Ne kadar “Kuran yeter” denilse de
“Evet öyle ama…” diye başlayan cümlelerimizi genellikle
“peygamberimizin yolu…” diye başlayan başka ifadelerimiz
takip ediyor. Çünkü bu hususta geleneksel anlayış o kadar ciddi
bir baskı kurmuş durumda ki Müslümanlar herhangi bir dini
davranışını onayabilecekleri bir başka kitap ya da mercii
bulmuşlarsa derhal iç huzuruna ererken alışıldık hareketlerini
Kuran’ın onayıp onamadığıyla birisi ikaz etmedikçe
ilgilenmiyorlar bile. Samimi olarak Kuran’a sarılmayı
istemelerine rağmen bunu bir din adamının iki dudağı arasından
çıkacak kelimelere derhal inanmakla ya da başka bir dini kitaba
koşulsuz güvenmekle aynı şey zannediyorlar.
Ayrıca tuhaf bir durum da var bu noktada. Çünkü doğru
bildiklerini Kuran onaylamışsa hiçbir sorun çıkmazken, yanlış
bildikleri Kuran’la ortaya çıkınca yine gidip bir başka kitap ya
da zattan, hatta takvim ya da facebook sayfalarından bu
yanlışlarının doğru olduğunu onaylamalarını bekliyorlar yine.
KalemzádeKãmil
114
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sosyal paylaşım sitelerini geziyorum arada bir. Acı ama gerçek
olan şu ki; Kuran’ın rehberliğine, Facebook kadar bile
güvenilmiyor. Oysa diller asla bunu söylemiyor. “Kuran’da
elbette en doğrusu yazıyordur” diyor insanımız. Ama akıl devre
dışı kalıp davranışlar “Kuran’ı akıl yanlış anlayabilir, o yüzden
ben bunu gidip güvendiğim (!) insanların vaazlarından,
kitaplarından ya da elime geçen herhangi bir ilmihalden
öğrenirim” diyor. Eğer o kaynak da alışageldiği davranışı
onaylıyorsa yine iç huzuruna eriyor. Kuran’ın onaylamamış
olduğunu unutuyor. Kısacası insanoğlu hep iç huzuru arıyor
ama, iç huzurunu sağlamayı, iç huzurunun asıl kaynağından
kaçarak bulacağını zannediyor. Bomboş hikâyelerle geçici
teselliler buluyor. Bir süre oyalanıp sonra aynı döngüye yeniden
başlıyor.
Bütün bu çoğunluğa rağmen gerçek bir müminin, yine de
bıkmadan usanmadan gerçeği o gerçek kaynaktan yani
Kuran’dan çıkartmaya devam etmesi gerek. Kuran’ı rehber
edinenler kimilerince Peygamberin yolundan ayrılmış
zannedilse de, biz yine Kuran’a bakalım, bu konuda kim haklı
çıkacak diye… Kitabımızdaki peygamberimize ve onun
davranışlarını anlatan ayetlere bakalım… Aşağıya hızlı bir
Kuran taramasında ilk rastladığım birkaç tanesini aldım.
Bakalım da kim Allah’ın elçisinin yolundan gidiyor, kim
gitmiyor görelim. Ve hadi o ne yapmışsa biz de doğruluğu
mutlak olan kaynağımızdan öğrendiğimiz o doğruları
uygulayalım. Herhalde bu sünnetlere kimse karşı çıkmaz!
Çünkü kaynak Kuran. Hepimizin inandığı kitap. Önce Kuran
ayetlerini okuyalım, sonra sıra şeytan ayetlerine de gelecek! Ve
KalemzádeKãmil
115
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
karar vereceğiz peygamberimizin mi yolundan gidiyoruz,
şeytanın mı!!!
Yazının bundan sonrasını, yanlış anlamaya mahal vermemek
için lütfen çok dikkatli okuyalım. Çünkü biraz da düşmanımıza
(şeytana) empati yapacağız. Diyelim ki peygambere uyan değil
de doğru yoldan sapmış ve şeytana uymuş olan biziz diye
düşüneceğiz! Şeytan apaçık olarak alıntıladığımız ayetlerde
yazan hususların tam tersini bize dayatmayacak mıydı? Evet! O
halde ne yapar bakalım…
9-Tevbe 3 Ve büyük Hacc günü, Allah’tan ve Resulünden
insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır,
O’nun Resulü de… Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha
hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah’ı elbette aciz
bırakacak değilsiniz. Küfre sapanları acıklı bir azabla müjdele.
Tevbe Suresine ait olan bu ayette “Allah’ın elçisinin
müşriklerden uzak olduğu, şirkten uzak durmak için tevbe
etmek gerektiği, bunu yapmayıp küfre sapanları azap
beklediği,” açıklanmış olduğuna göre tam tersi şöyle olur
“müşriklere yaklaşıp onlardan olmak, şirkte olup tevbe
etmemek ve böylece küfre sapıp azabı hak etmek” O halde
şeytan olsak bunları açıktan söyleyemeyeceğimize göre, buraya
nasıl bir hile koymalıyız ki insanları kandıralım?
Önce şirke soktuğumuz kişinin şirkte olduğunu anlamamasını
sağlamalı değil miyiz? Bunun en kolay yolu başkasını ona
hedef göstermek, başkasının şirkte olduğuna, kendisinin doğru
yolda olduğuna inandırmak ve onun aklına başka güzel afyonlar
KalemzádeKãmil
116
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
verip uyutmaktır. O afyon da peygamberi seviyor olmamız
olabilir mi? Ne dersiniz? Madem peygamberi herkes seviyor,
şeytan da bu sevgiyi şirke dönüştürmeye çalışabilir mi? Yoksa
bu kadar da şeytan olamaz mı diyeceksiniz! Unutmayalım o
bizim düşmanımız, yeryüzüne onunla düşman olarak indik…
Bu ayetin tam karşılığı olacak şeytan ayeti böyle bir şey olabilir
mi?
“O müşrikler öyle kimselerdir ki iki cihan sultanı,
yaratılmışların şahı kutlu nebi Ahmet Muhammed Mustafa
(s.a.v.) efendimizin sünnet-i seniyyesinden ve temsil
derinliğinden insanları uzaklaştırmak için onun sözlerini
akılları sıra yalanlayarak İnsanlığın İftihar Tablosunu sadece
Allah’la kul arasındaki bir postacı gibi aciz bir insan durumuna
düşürürler. Nezaketi lisaniyemizi bozmamak için bu tip inanç
biçimleri için sapıklık kelimesini de kullanmayabiliriz (!) Tövbe
etmedikleri sürece bunlar, Müslümanların içine nifak tohumu
ekenlerin ta kendileri ve İslam âlemi için en tehlikeli bidatlere
sahip olanlarıdır. Onları azabın en şiddetlisi beklemektedir.
HafizenAllah!”
Allah’ı aciz bırakma gayretine giren kim sizce? Şeytanın bu
foyasını ortaya çıkaran biz Kuran ehli mi miyiz yoksa
peygamberin yolundan gittiğini iddia edip peşlerindeki
masumları zehirleyenler mi? Bizim gibi insanlar, kendini din
âlimi diye tanıtan ama bilerek bilmeyerek şirk yolunda
gidenlere karşı hem kendi nefsimizi hem de masum inananları
uyarmaya gayret edip Kuran safına çekmeye çalışırken,
şeytanın hemen her sözü bu masum insanları Kuran’dan
KalemzádeKãmil
117
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
uzaklaştırma gayretindedir. Kim doğru söylüyor? Yalancı olan
biz miyiz? Peygamberimizin vasfı şirkten uzak olmaksa bunu
yapan filanca hocaefendilerin peşinden gidenler mi yoksa
Kuran’ı rehber edinenler midir? Alın size peygamber sünneti
işte. “Şirkten uzak durmak” Nefsinize sorun; kim peygamberi
takip ediyor?
41-Fussilet 6 De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Yalnız, bana
şu vahyolunuyor: “Sizin İlahınız, sadece bir tek İlahtır. O halde
O’na yönelerek doğru yolda yürüyün, O’ndan af dileyin! O’na
eş, ortak uyduranların vay haline!
Fussilet Suresindeki bu ayette “Peygamberin de bizim gibi bir
insan olduğu, Allah’ın tek bir İlah olduğu, ona yönelmek
gerektiği, ondan af dilenmesi gerektiği ve ona eş ortak
uyduranları azap beklediği” açıklanmış olduğuna göre tam tersi
şöyle olur “Peygamberin bizim gibi bir insan olmadığı, Allah’ın
tek ilah olmadığı, Allah yerine başkasından af beklenmesi ve eş
ortak icat edilip Allah yerine ona yönelinmesi”
O halde hile kuran şeytanın ayeti şöyle olabilir mi?
“Allah’ın habibi, iki cihan serveri, şanı yüce peygamber
efendimiz (s.a.v.)in ümmetinden en çok övündüğü kimseler
şunlardır ki; onun yolundan gidip, onun derdiyle dertlenip,
onun ilmiyle ilimlenen Allah dostlarıdır bunlar. Ben-i İsrail
peygamberlerinden bile üstündürler. Hele bir tanesi vardır ki
zamandan da mekândan da münezzeh olarak halen dipdiri olup
aynı anda birçok yerde bulunabilir ve her mümin kulun
yardımına yetişir. Cinniler onun adını duyunca korkudan
KalemzádeKãmil
118
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
dağılıp kaçacak yer ararlar. Kutuplar ve geçmiş nebiler bile
ondan medet umar. Sizden birisi o gavs-ı azamın adını aklına
getirdiği an bile korkudan emin olur, bütün belalar ise def olur
gider.”
Ayetteki peygamber sünneti Allah’a yönelip ondan af
dilemektir. Fatiha suresinden beri aynı konu; yalnız ondan
yardım istemektir… Peki filanca gavs-ı azamdan yardım
dileyenler doğru yapıyor olabilirler mi? İşte sünnet. Sadece
Allah’tan yardım dileyenler mi peygamber yolundan gidiyor
yoksa gavsı azamlardan da dileyenler mi? Nefsinize sorun; kim
peygamberi takip ediyor? Kim sünneti uyguluyor?
46-Ahkaf 9 De ki: “Peygamber olarak gelen ilk insan ben
değilim ki! Dünya hayatında benim ve sizin başınıza neler
geleceğini bilemem. Ben sadece bana ne vahyediliyorsa ona
uyarım. Çünkü ben açıkça uyaran bir elçiden başka bir şey
değilim.”
Ahkaf suresine ait bu ayette “Peygamber olarak gelen ilk
insanın bizim peygamberimiz olmadığı, geleceği bilemeyeceği,
ne vahyedilmişse ona uyduğu ve açıkça uyaran bir elçi olduğu”
açıklanmış olduğuna göre çok uzatmayayım, tam tersi şeytan
ayeti şu değil midir?
“Bizim
peygamberimiz
ilk
peygamberdir,
bütün
peygamberlerden önce yaratılmıştır ve hepsinden üstündür.
Kıyamet günü bütün peygamberler nefsi, nefsi diye inlerken
peygamber efendimiz ümmetini soracaktır. O gaybı en iyi
şekilde bilir. Çünkü Allah isterse gaybı dilediğine bildirir.
KalemzádeKãmil
119
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Seven habibiyle sırrını paylaşmaz mı? Sadece Kuran’daki
vahiylere değil ona sır olarak indirilen esasen ikinci bir vahiy
kitabına sahiptir. Bunlar da hadisler vasıtasıyla bize kadar
gelmiştir. O sadece bir elçi değil aynı zamanda ilk yaratılan ruh
ve bütün âlemlere nurdur. İki kâinatın efendisidir o. Onun
sözleri direkt olarak sahabe-i kiram vasıtasıyla ve emin raviler
yoluyla bugüne kesintisiz gelir. Allah elbette o hadisleri de
Kuran gibi koruyacak kadar merhametlidir. Yoksa bugün
namaz bile kılamazdık!”
Ahkaf 9’daki peygamber sünneti nedir? Ne vahyedilmişse ona
uymaktır. O halde sadece Kuran’a uymak mıdır bu, yoksa
Kuran’la beraber hadislerin tamamına, ayrıca filanca imamların
kitaplarına, artı ciltler dolusu kasidelere, artı nurlarla bezenmiş
(!) külliyatlara… mı? Nefsinize sorun; kim peygamberi takip
ediyor? Kim ehl-i sünnet!!!
28-Kasas 49 De ki: “Eğer doğruysanız, bu durumda Allah
katından bu ikisinden (Musa’ya indirilen Tevrat ve bana
indirilen Kur’an’dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ben
de ona uymuş olayım.”
Kasas suresine ait bu ayette Allah peygamberimize “Allah’ın
indirdiği kitaplardan daha hayırlısı varsa onları getirebilirseniz
getirin de, ben de ona uyayım” şeklinde müşriklere meydan
okumasını emrediyor. Peki bunun tam tersi olan hileli şeytan
ayeti şu değil midir?
“Allah’ın ipi vasfında çok faydalı eserler vardır. Herkes kendi
aklı ile Kuran’a anlam veremeyeceğinden bu kitaplara
KalemzádeKãmil
120
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
yönelinmelidir. Onlar da Kuran’da söylenilenden farklı şeyler
söylemezler. Onu en iyi biçimde açıklarlar. Hele bazı kitaplar
vardır ki zamanın müçtehidleri tarafından Kuran’ın çağdaş
tefsiri olarak yazılmış, daha doğrusu ilhamen yazdırılmış ve
rüyalar vasıtasıyla Resulullah tarafından onaylanmıştır. Bütün
mevcudat, lisan-ı haliyle buna şahiddir!”
Allah’ın ayetindeki peygamber sünneti nedir? Elbette en doğru
kitabın ardından gitmektir. O halde peygamberi takip edenler
Kuran’ı rehber edinenler mi, filanca kitapları takip edenler
midir? Maksadım herhangi bir adres göstermek değil, içinde
bulunduğumuz hali gözler önüne sermek sadece. Dönüp
ayetlere tekrar bakalım, sonra soralım kendimize: Hangimiz
şeytanın yolundan, hangimiz peygamberimizin yolundan
gidiyoruz!!! Nefsinize sorun, nefsinizi ikna edin bakalım; kim
peygamberi takip ediyor? Kim etmiyor? Sünnete uyan kim?
İstediğiniz ayeti siz de alın ve tam tersini uydurun, göreceksiniz
ki bir şekilde şeytan da karşılığını aynı şekilde uydurmuştur…
O halde Kuran’ın manasını bilmeyen, şeytanın oyuncağı olmaz
mı? O halde dininin kitabını okumayan neyin farkına varabilir!
Belki kimilerimiz diyecek ki “iyi de bazı kitaplardan
faydalanmıyor muyuz?” Evet araştırmacı bir insan sadece
bazılarından değil açıkça şirk olan kitaplardan da faydalanır.
İçlerinde elbette ki çok faydalı ve dosdoğru kitaplar da vardır.
Doğruyu bulma ve yanlışı gösterme yolunda her şey okunur.
Ama Kuran’ı okutmaya teşvik etmedikten sonra en iyi tefsir
kitabı bile eksik kalacak ve insan sözleri olduğu için
okuyucusunun aklındaki “Allah’ın sözleri”ni okumamış
olmanın eksikliğini gideremeyecek, yani bilinç dışı bile olsa bir
KalemzádeKãmil
121
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
şüphe, bir müphemlik bırakacaktır. Ama Kuran’ı okuyan
şüphelerinden kaçmaz, onlardan birer birer, üçer beşer, onar
biner sıyrılır.
Kuran’ı okumamış insan ise dinini Kuran dışı kaynaklardan
öğrenmeye kalkıştığından çok büyük ihtimalle birçok şirk
kokusu saçan kitapların ve onları takip eden sözde âlimlerin
tesiri altında kalacaktır. Bir kitabın içinde birçok doğru
bulunabilir. Hatta yüzde doksan dokuzu iman ve itikat
konularını gayet güzel örneklerle açıklayabilir. Fakat
unutmamalı; koca bir bardak suya damlatılan bir gram zehir o
suyu içeni zehirlemeye yetecektir. İşte şeytanın hilesi de böyle
değil midir? Şeytan doğru yola oturacağını söylememiş midir?
Koca bir külliyata bir şekilde giren ya da sokulan üç beş şirk de
benim gözümde o zehirli su gibidir. İsteyen gider o
bardaklardan içer, ama Allah’a güvenene billur pınar başı gibi
Kuran yeter…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
122
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Öldün mü? Gel Bakalım!!!
Sorgula Kardeşim Hayallerini
Hey ámá kardeş!!! Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani ölüm sana
gelmez gibiydin… Her şey dört köşe bir ev için miydi? Bunca
sene didinip çalışmak başını bir betona sokmak için miydi? Bu
kadar yalvarışların, topuzunu çevirip çıkacağın bir dış kapın
olsun diye miydi? Üç beş pencere, bir klozet… Bir mutfak
evyesi, üç oda bir salon… Bu muydu bunca küçülüşün bedeli?
İki buçuk metre bir balkon için miydi el pençe ayak durmaların?
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani ömrün bitmez gibiydin…
Biriktirdiğin emekli ikramiyen, on sene daha taksit ödeyeceğin
kredinin peşinatı için miydi? Bu kadar sabrın sonu üç gün, üç
bin gün daha duvarına dilediğin gibi çivi çakabilmek için
miydi? Yanına aldığın tenekeden araba, ömrünün son deminde
hastaneye gidip gelmek için miydi?
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani Rabbim tek deyip de, bir türlü
tek anmaz gibiydin… Kimseye köle olmamanın ücreti
ebediyken, bir ömür kölelik için parası bile ödenememiş bir ev,
yuvarlak bir direksiyon ha! Bu ne yuvarlak bir dünya! Bu ne az
bir ücret! Bu muydu razı olduğun?
KalemzádeKãmil
123
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani bir kaymaklı dondurma için o
yetimi görmez gibiydin… Hadi üç beş evin olsaydı… Üç beş,
on beş yıl için değer miydi? Hadi alsaydın tarlalar, yatlar,
katlar, apartmanlar, yazlıklar, villalar… Öleceğin kesinken,
saraylarda şarap içsen değer miydi? Hadi senin olsaydı plazalar,
hanlar, hamamlar, dağlar, deryalar… Hadi olsaydı senin bütün
dünyalar… Bir kuruşluk iman eder miydi? Şu fani dünyada
verdiklerini göremeyip vermedikleri için O’na küsmeye değer
miydi!
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani Hureyre’nin sattığını Rabbimin
sözüne tercih eder gibiydin… Hani kitabını hiçe sayıp da,
şeyhinin eteğini öper gibiydin… Hani kitabı eksik görüp de,
ordan buradan ekler gibiydin… Hani ben anlamam deyip de,
ölmüşler anlar der gibiydin…
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani annem huzurevinde deyip de,
yanına bile gitmez gibiydin…Hani babam deyip de, ölmesini
bekler gibiydin… Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani aç’tı
mahalledeki komşun… Sen götürürken kebapları… Hani
isteyemezdi borçlu arkadaşın… Bilirdin de bilmezdin!!! Hani
paraları yığıp da, sırtın yere gelmez gibiydin… Hani eşinden
esirgediğin sevda sözcüğünü, futbolculara söyler gibiydin…
Hani aklına yüz vermeyip, zannına tapar gibiydin… Hani üç
gram altın için, bin takla atar gibiydin…
Öldün mü? Gel bakalım!!! Hani bütün övgülerin Rabbine
olacaktı… Hani hatırladın mı, din gününün sahibiydi… Hani
sadece O’na kulluk edecek, O’ndan yardım dileyecektin…Hani
sen başka yollar ararken, dosdoğru yol O’nun olan…
KalemzádeKãmil
124
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Öldün mü? Gel bakalım!!! Verdiği vereceği her şey için
övülecek ve sana merhamet edecek sadece ve sadece
Rabbindi… Sen kimleri övmüştün ki O seni istemiyor şimdi!!!
İşte istediğin cennet… Sana bıraktı kararı, girebilecek misin?
Daha dünyadayken kesin girer gibiydin…
Kalk oku, sorgula düzelt kendini.. Ve uyar… Uyan uykundan
kardeşim, rüyandan uyan…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
125
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İlkel Adamın Dini
30 Rum 30
Yüce Yaratanımız acaba neden bize tek bir kitap ve tek bir elçi
göndermedi? Kayıtlı tarih öncesi dönemlerde bize göre ilkel ve
cahil toplumlar birbirinden kopuk ve birbirinden tamamen
ayrışmış kültürler oluşturmuşken farklı elçilerin ve talimatların
gönderilmesini gayet iyi anlayabiliyoruz. Hatta üç beş yüzyıl
öncesine kadar olan dönemde de halen keşfedilmemiş topraklar
keşfedilmemiş denizler vardı ve halen farklı coğrafyadakiler
birbirinden habersizdi. Oysa bugüne baktığımızda işte
görüyoruz ki bütün dünya yaygın tabirle “küresel köy” olmuş
durumda.
Kuran’da nebilerin hateminin gelmiş olduğunun belirtilmesinin
altında yatan ana neden bu olabilir mi? Artık kalemzadenin biri
bile bir satır yazdığında Ümit Burnu’ndan veya Bering
Boğazının ortasından internete giren birisi o satırı anında
okuyabiliyorsa, Kuran’ın da Allah’ın dininin son gönderilen
kitabı, hatta halen yaşayan bir elçi olduğu açık değil mi?
İnsanın varoluşundan bu yana dinlerin de çokluktan tekliğe
doğru bir gidişi söz konusu değil mi?
Bu aleniyet, yani Kuran’ın en son ve en geçerli kitap olarak
kabul edilişi, Tevrat’ı ve İncil’i ve Zebur’u veya varsa bizim
KalemzádeKãmil
126
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
bilmediğimiz başka hak sözlerin reddi anlamına gelmez. Nasıl
ki İsa, Süleyman ve Davut gibi elçiler kendisinden önce
gelenleri reddetmemiş, onları tamamlamak ve ihtilafa düşülen
hususları açıklamak için görevlendirildiklerini söylemişlerse
Kuran’da da aynı şey söylenmiyor mu? Madem öyle,
müslümanların eski hak kitaplardan şeytan görmüş gibi kaçışı
ve dışarıdaki dünyanın son nebiyi ve son hak kitap olan Kuran’ı
bu reddedişi neden? Belki de aklını kullanamamaktan…
Peki bugün yeryüzünde hala farklı dinlere mensup kişiler
olması tamamen aklını kullanmayan insanların kabahati mi? Bir
noktaya kadar belki öyle ama kendinizi çok defa düşündüğünüz
gibi bir kez daha başka bir dini yaşayan coğrafyada doğup
büyümüş olarak düşünün. Ben bu sorgulamayı, her zaman
çözüme ulaştıran çok önemli birkaç kritik sorgudan biri olarak
görüyorum. Ya biz de oralarda yaşasaydık böyle olur muyduk?
Allah’ın kimi imana layık göreceğini en iyi yine Allah bilir.
Yine de Sadece Kuran diyerek şu anki durumumuzla toplumun
büyük bir kısmına dini anlayışımızda muhalif düştüğümüz
ortada. Demek ki olabiliyormuş! Demek ki bizler bile bir başka
coğrafyada, örneğin Tel Aviv’de veya Polonya’da veya
Londra’da veya Tokyo’da veya Hindistan’da veya
Minnesota’da veya Melbourne’de veya dünyanın bir başka
ucunda, kayıp bir tropik kara parçasında halen ilkel olarak
yaşamaya zorunlu kalmış bir insan olarak yaşıyor olsaydık ve
Allah bize aynı düşünce yapısına ulaşmayı nasip etseydi, içinde
bulunduğumuz
toplumdaki
kendi
inancımızı
yine
sorgulayacaktık. Ölmüş kabile reisimizin mumyalanmış
bedenini törenler için sağa sola taşımayı mantıksız bulduğumuz
ve onu gömmeye kalktığımız için kabilemizden kovulacaktık.
KalemzádeKãmil
127
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Belki bir başka toplumda Kuran’ı bile okumadan İncil’i didik
didik edecek, Tevrat’ı eklenmiş hurafelerden arındırmaya
çalışacaktık… Belki de halen dünyaca ilkel kabul edilen bir
felsefe dininden yola çıkarak tek tanrı ve ölümden sonraki hayat
gerçeğine aklımız ve mantığımızla yaratılışımıza uygun
hareketle yaşayıp tefekkür ederek ulaşacak ve yine
bulunduğumuz toplumla ters düşecektik.
30-Rum 30 O halde yüzünü bir hanif olarak dine tut, Allah’ ın
insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına. Allah’ın yaratışında
değişme yoktur, dosdoğru sabit din odur. Fakat insanların çoğu
bilmezler.
Bu duruma geldikten sonra bir anda Kuran’la tanıştığını
düşünün o ilkel adamın. Eminim ki senden benden daha bir
samimiyet ve gönül huzuruyla “bu nasıl bir kitap, bu ne
muhteşem bir şey” diyecektir. Peki o ilkel adam Kuran’la hiç
tanışmamış olsa yolu yanlış mı olacaktı? Tanışanların, ama onu
kendi kendimize anlayamayız diyenlerin ne halde olduğuna
bakarsak, o ilkel adamın nasıl bir mümin olduğunu ancak
anlayabiliriz. Peki bizim o ilkel adamdan olumlu yönde
farkımız var mıdır ki? Elimizde Kuran var diyeceksiniz. İşte
odaklandığım nokta bu. Biz elimizde Kuran varken okuyup
anlamaya çalışmazken, o ilkel adam elinde hiçbir yazılı ayet
olmadığı halde yaratılışını ve toplumunun inançlarını
sorguluyor. Düşünelim… İlkel olan kim!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
128
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Dişi Sivrisinek Mucizesi
Sivrisinek Mucizesi Makalesinin Özeti
Makalenin tamamı kalemzade.net’te yayınlanmıştır
َ ‫بََ هم هث الََ هلََي ه ْسته ْحيي إ‬
ْ ‫هأنَيه‬
ََ ‫َن‬
‫ضر ه‬
‫ََاّلل ه‬
‫هف هأمَاَا َلذينهََآ هم ُنو ْاََ هفيه ْع هل ُمونهََ هأ َن ُهََا ْل هحقََ هفوْ هق هها هف هما بهعُوض اَهة مَا‬
‫منَرَ به َْم‬
َ ‫هو هأمَاَا َلذينهََ هك هف ُرو ْاََ هفيه ُقو ُلونهََ هما هذاَ هأ هراد‬
ََ‫هَاّللََُب هه هذاَ هم هث الََيُضل‬
َ‫ََو هماَيُضلََبهََإ َلََا ْل هفاسقينه‬
‫ََويه ْهديَبهََكهثيراا ه‬
‫بهََكهثيراا ه‬
2-Bakara 26 İnnallâhe LÂ YESTAHYÎ en yadribe meselen
mâ BEÛDATEN fe mâ FEVKAHÂ fe emmellezîne âmenû fe
ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû
fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselen, yudıllu bihî
kesîran ve yehdî bihî kesîran ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn.
2-Bakara
26 Şüphesiz
Allah
bir dişi
sivrisineği ve
onun fevkindekini misal getirmekten utanmaz. İman edenler
bilirler ki, o şüphesiz Rablerinden bir gerçektir. İnkâr edenler
“Allah, bu misalle ne irade etmiş!” derler. Allah onunla bir
kısmı delalette bırakırken, bir kısmını da hidayete erdirir.
Onunla fasıklardan başkasını delalette bırakmaz.
KalemzádeKãmil
129
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
al-Baqarah 2:26 God does not shy away from citing the
example of a mosquito or anything above it. As for those who
believe, they know that it is the truth from their Lord. As for the
rejecters, they Say: “What does God want with this example”
He lets many stray by it, and He guides many, but He only lets
stray the evildoers.
Yukarıdaki Kuran ayetinin çevirilerinde altı çizili, Arapçasında
kalınlaştırılmış ve okunuşunda büyük harflerle yazılmış “dişi
sivrisinek, fevk, utanmak” kelimelerine (çok azı hariç)
meallerin
birçoğunda
farklı
anlamlar
verilmiştir.
BEÛDATEN kelimesi çevrilirken Türkçedeki dişil kelime
kullanma zorunsuzluğu nedeniyle sadece “sivrisinek” olarak
meallendirilmiştir. Oysa doğrusu “dişi sivrisinek”tir.
FEVK kelimesi Türkçede ağırlıklı olarak mecazi anlamında
(fevkalade, üstün vb) kullanılmaktadır. Oysa kelimenin birincil
anlamı bu değildir. Üstelik Türkçede tam karşılığı
“yukarısında” anlamında olan “üzerinde”dir. Böyle olmasına
rağmen yine de bir anlam karışıklığı söz konusudur. Çünkü
üstünde, üzerinde ya da yukarısında gibi kelimeler Türkçe’de
vücudun herhangi bir yeri ya da vücudun bir parçası olma
durumu gibi de anlaşılabiliyor. Oysa “fevk” üzerinde ama
vücuttan ayrı bir şey ve/veya vücudun parçası olmasına rağmen
üst tarafta ayrık görünümde olabilir. Ayetin İngilizce
çevirilerine bakacak olursak kelimenin tama yakın bir
karşılığını buluyoruz. O kelime “above” dur.
Fevk kelimesinin Kuran’da farklı birçok yerde nasıl
kullanıldığını görürsek, Türkçemizin bize kafa karışıklığı
KalemzádeKãmil
130
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
getirdiği müşkülattan kurtuluyoruz. Örneğin fevk kelimesi;
“İsrailoğullarının üzerine Tur dağının kaldırılması” anlatılırken
(2:63, 7:171), “cehennem döşeğinin üzerindeki örtüden”
bahsedilirken (7:41), “üstten gelen azaptan” bahsedilirken
(6:65, 33:10), “gövdesi yerden koparılmış ağacın yer üstündeki
duruşundan” bahsedilirken (14:26), “inkarcıların üzerindeki ateş
tabakaları” anlatılırken (39:16), “yukarıdaki tavandan”
bahsedilirken (16:26), “derin denizdeki üst üste tabakalar”
anlatılırken (24:40), “yukarıdaki gök” tasvirinde (42:5, 50:6),
“sesinizi elçinin sesinin üstüne çıkartmayın” ikazında (49:2),
“üstteki melekler ve onların da üstündeki melekler” tasvir
edilirken (69:17), “üstünüzdeki yedi gök” denirken (78:12) ve
“üstünüzdeki kuşlar ve kanatları” tasvirinde (67:19)
kullanılmıştır.
Görülüyor ki Kuran’daki kullanışlarını göz önüne aldığımızda
fevk kelimesi birçok mealdeki gibi “ondan da ufak, ondan da
büyük, daha ötesi, küçüğü, büyüğü, zayıfı, daha üstünü”
anlamında değil. Mecazi değil gerçek fevk. Bulutların üzerinde
gibi, başının üstünde dolaşan sinekler gibi, dağın tepesini
duman tutması gibi, helikopterin dönmekte olan palleri gibi…
Demek ki biz aynı kelimeyi yani “fevk”i kullanmalıyız. Ama
mecaz değil gerçek anlamında.
LÂ YESTAHYÎ kelimesine gelirsek, burada da farklı algılar
nedeniyle meallerde bir anlam kargaşası olduğunu görüyoruz.
Kelime gerçekte “utanmamak”tan bahsediyor. Verdiği örnekten
Allah’ın utanmasına gerek olmadığından… Ancak Türkçeye
çevirenler farklı hissiyatlarıyla Allah’ın kendisine rol edindiği
bu tavrı belki de O’na yakıştırmayarak “utanmaz” yerine
KalemzádeKãmil
131
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“kaçınmaz, terk etmez, çekinmez, sıkılmaz vb” şeklinde
çeviriyorlar. Oysa Allah bildiğimiz “utanmaz” kelimesini
kullanmış görünüyor.
Şimdi ayetteki gerçeği görmeye çalışalım. Demek ki “fevk” ile
sivrisineğin vücudunun ana bölümündeki (gövdesindeki) bir
şeyden bahsetmiyoruz. Demek ki bizim dişi sivrisineğin
üzerinde/fevkinde/above/over bir şey var ve Allah hem bizim
dişi sivrisineğimizi hem de onun üzerinde fevk halinde olan
şeyi örnek göstermekten utanmayacağını söylüyor. Peki nedir
dişi sivrisineğin fevkindeki o şey? Allah’ın misal getirmekten
utanmayacağı! Ama birilerinin utanacağı!!! Yani yarattığı biz
insanların… Peki en çok neden utanırız biz?
Cinselliği konuşmaktan utanırız tabi ki… Allah’ın bize verdiği
bir davranış biçimi olan utangaçlıkla çoğumuz böyle şeyleri
konuşurken ve böyle şeylerden misal getirirken utanırız. Ama
Allah yarattığı her şeyden haberdardır ve bizim gibi olmaktan
münezzehtir. O böyle bir misal getirirken bizim anladığımız
biçimde bir utanma duygusuna girmez. O’nun sakınabileceği,
bizim gibi bir cinsellik ve şehvet esması yoktur. Hak olan
gerçek ne ise O bize onu işaret eder. Peki o halde, ayetteki
cinsel içerik nedir?
Sivrisinek biyolojisi ile ilgili bilimsel verilerin ayetle ilgili
olanlarından kısaca bahsedelim ki alaka ortaya çıksın. Bu
bilgilere siz de birkaç kitap karıştırarak ya da internette
gezinerek kolayca ulaşabilirsiniz.
KalemzádeKãmil
132
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sivrisineklerin ne erkeği ne de dişisi kanla beslenmez. Çiçek
özleriyle beslenirler. Ancak buna rağmen kan emenler dişi
sivrisineklerdir. Kan emmelerinin nedeni de, döllenmiş
yumurtalarının ihtiyacı olan proteinlerin, aminoasitlerin ve
amonyağın karışımının kanda olmasıdır. Kızılötesini gören bir
algı sistemi ile kana en kolay ulaşabileceği yeri bulan dişi
sivrisinek o bölgeye lokal anestezi ile birlikte (her kanı tercih
etmediği için) önce kan analizi yapar, uygunsa emer. Ve emdiği
kanı pıhtılaştırmadan yumurtalarını beslemek için taşır. Demek
ki dişi sivrisinek yumurtaları döllendikten sonra kan aramaya
başlar. Peki yumurtalarını nasıl döllerler? Nerede bu erkek
sivrisinek!!! Gelsin bakalım!!! Nasıl gelecek!!!
Dişi sivrisinek erkek sivrisineğe göre çok daha hızlı kanat
çırpar. Saniyede en az 500 defa!!! Bu olağanüstü bir rakamdır.
Dişinin bu hızlı kanat çırpışının oluşturduğu ses titreşimleri
erkeğin ince tüycükler halindeki hassas duyaçlarına ulaşır. Bu
yolla şehvete kapılan erkek sivrisinek böylece dişisini bulur ve
cinsel birleşim gerçekleşir. Ve işte sonra dişi sivrisinek döllenen
yumurtaları için kan aramaya başlar ve ardından bildiğimiz
süreç gerçekleşir. İşte Allah, bu dişi sivrisineği ve yukarısında
(fevkinde) olan biteni misal getirmekten utanmaz.
Gördüğünüz gibi sivrisineğin fevkinde aradığımız şey, kanatları
ve o kanatların çırpılmasıyla oluşan ve cinsel çağrışım yapan
ses titreşimleriymiş meğer. Dişi sivrisineğin tam üzerinde,
tepesinde, yukarısında, fevkinde bir faaliyet. Dağların
üzerindeki duman gibi, helikopterin üstündeki paller gibi,
bulutların üzerinde gezer gibi…
KalemzádeKãmil
133
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Elbette bu kelimelerin ayette bu biçimde kullanılması tesadüf
olamaz. Aynı ayet ve hatta aynı cümle içerisinde bir şeyler
söyleniyor ve bu söylenenler koskoca kitabın hiçbir noktası ile
çelişmediği gibi her yönüyle güncel bilimsel tespitlere de
birebir uyuyor!!! Sadece dişi sivrisinek ve onun kan emiyor
oluşu.. Erkek sivrisineklerde kesme bıçakları ve emme hortumu
bulunmaması… Dişi sivrisinek ve üst kısımdaki kanatlarının
oluşturduğu bir ses sirkülasyonunun erkek sivrisineğe
ulaşması… Bu misalin cinsellik çağrıştırması ve gerçekten de
bilimsel olarak cinsel birleşmeye işaret ediyor oluşu… Cinsellik
çağrıştıran bu misalin Allah tarafından verilmesi esnasında
Allah’ın bu örneği vermekten utanmadığını özellikle
belirtmesi…
Alın size ayetin Allah’tan olduğunu gösteren deliller. İşte bu
gerçekler Bakara 26’da niçin sivrisinekten bahsedildiğini, ayette
geçen kelimelerle dişi sivrisineğin alakasını ve Kuran’daki
gerçek mucizelerden, anlaşılır kanıtlardan birini daha ortaya
koyuyor. Yirminci yüzyılda öğrenilmiş bir gerçek (hak) olan bir
bilgiyi 1400 küsür sene önceden haber veren bir ayet. Uydurma
bir söz değil. Peygamberin mikroskobu, hassas ultrason
cihazları ya da ne bileyim yüksek çözünürlüklü slow motion
kameraları mı vardı da bu kadar karmaşık şeyleri tespit edip,
ayeti ona uygun şekilde yazdı!!! İşi gücü bırakıp, elinde bir
büyüteçle sivrisineklerin cinsel hayatını mı inceledi yoksa!!!
Alın size ilim sahiplerine sorulacak bir ayet, rivayetçilere veya
din adamlarına değil. Kuran’da bahsedilen ilim sahipleri demek
ki bahsedilen konu her ne ise o konuyu en iyi bilen ilim
sahipleri… Yani bilim insanları. Yani araştırmacılar. Yani
kendi ilgilendiği bilimi okumuş, öğrenmiş, bulmuş, anlamış
KalemzádeKãmil
134
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olanlar. Şu şunu demiş de, çorbaya sinek düşmüş de ayet o
yüzden inmiş diyenler değil.
Elbette inananlar bu ayette bir hakkın (delilin, gerçeğin,
bilmiyor olsa da kesin bir işaretin) olduğunu bilirler. Eğer bir
ayette anlamadıkları bir şey bile olsa onu reddetmez bir gün
mutlaka ortaya çıkacağına emin bir şekilde ayeti okurlar.
İnkârcılar ise inkâra şartlandıkları için o gerçeği göremez, görse
de bağlantısını kuramaz, kurmak istemez ve Allah, bunu örnek
vermekle ne demiş olabilir ki diye alaya ya da inkâra devam
ederler. Ve böylece Allah o ayetlerle birçoğunu saptırır,
birçoğunu da doğruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla fısk
halinde olanlardan (ayetlerini hafife alanlardan) başkasını
saptırmaz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
135
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Karaca Ormanında Tefekkür
Akılsız Hayvanlar ve Akıllı İnsanlar
Güneş ağaçların tepesindeki geniş yaprakların arasından arada
bir yüzünü gösterse de her taraf gölgelikti. Eylül ve Burak bu
serin ve loş dünyada oldukça yorgun düşmüşlerdi. Her ne tarafa
koşuştursalar da, ormandan çıkış yolunu bir türlü bulamamış,
nihayet geniş gövdeli bir ağacın dibine dinlenmek için bağdaş
kurup oturmuşlardı. Bir arı sürüsü vızıldayarak çıktı ağacın üst
dallarından ve bir bulut gibi uçup gittiler. Ardından biraz ötede
bir tavuk ve ardından küçük civcivler sıra olmuş yürüyorlardı.
Geçip gittiler. Ne garip bir ormandı burası ki çiftlik hayvanları
bile oradaydı!
Bir anda sıçraya sıçraya ağaçların arasında koşmakta olan
karacayı gördüler. Karaca da onları. Ama o gitmedi. Kaçmadı
daha fazla. Durdu! Güzel hayvan öylece duruverdi ve başını
çevirip onlara doğru baktı. Sanki bir şey sormak ister gibiydi.
Eylül hem hayvanın güzelliğinden etkilenmiş hem de o
güzelliği seyre devam edebilmek için karacayı ürkütmek
istemediğinden ses çıkarmıyordu. Burak da aynı hislerle Eylül’e
“sessiz ol” der gibi parmağıyla ağzını işaret edip tekrar
karacaya bakışlarını çevirdi.
Kısa bir süre karaca ve bizimkiler birbirlerine bakıştılar.
KalemzádeKãmil
136
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Az sonra ise karaca, önce uzun kirpiklerinin sahibi göz
kapaklarını kapatıp açtı ve ardından “Yolunuzu mu
kaybettiniz?” diye sordu!
Eylül ve Burak şaşkınlıktan ne yapacaklarını, ne diyeceklerini
şaşırmışlardı. Karşılarında bulunan hayvan, apaçık bir lisanla
onlarla konuşmuştu. Bu nasıl olabilirdi ki!
Burak şaşkınlığı geçmediği halde titrek dudaklarını biraz daha
kımıldattı ve “Bizle!” dedi “Bizimle konuşabiliyorsun!”
Karaca bu sözün üzerine yönünü tamamen onlara çevirip
güvenli ve bu kez ağır adımlarla yaklaşıp “Elbette sizinle
konuşuyorum. Sizden başka kim var ki burada?” dedi.
Eylül korkmuştu. Ayağa kalkmaya ve kaçmaya karar verdiği
sırada Burak’ın elinden “Sen de gel!” der gibi çekiştirdi.
Karaca “Korkmayın!” dedi “Ben size yolunuzu göstereceğim.
Şaşkınlığınızı atın. Kaçmayın. Konuşalım.”
Bir anlık sessizlikten sonra Eylül tekrar sindiğinde Karaca
“Buraya neden, nereden geldiniz?” diye sordu.
Burak cevap vermek için ağzını açtı ama ne diyeceğini
bilemedi. Hakikaten buraya nereden, niçin ve nasıl gelmişlerdi
ki! Bunu hiç düşünmemişti. En ufak bir fikri bile yoktu. Eylül’e
doğru baktı. Ama Eylül de aynı şaşkınlıktaydı. Neden bu uçsuz
bucaksız ormanda bulunduklarını hatırlayamıyordu.
KalemzádeKãmil
137
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Karaca ise cevap veremeyişlerine hiç şaşırmamış bir edayla
“Hemen hepiniz böylesiniz!” dedi, “Neden diye hiç sormuyor,
nereden gelip nereye gittiğinizi hiç düşünmüyorsunuz. Sadece
kaçıyorsunuz.”
Burak “Sen de kaçıyordun.” diye cevapladı ve “Sen kimden
kaçıyordun?” diye de ekledi. Karaca gülümsedi.
“Ben bir kaplandan kaçıyorum… Beni yemek isteyen bir
kaplandan.”
Eylül söze girip “Senin gibi güzel bir hayvanı yiyecek bir
kaplan ne kadar vahşi, ne kadar kötü!” dedi.
Karaca ise bu fikri beğenmediğini belirtir biçimde “Hiç de
değil!” diyerek dudaklarını büktü. Eylül şaşırmıştı.
“Nasıl olur? Seni parçalayıp yemek isteyen bir canavardan hem
kaçıyor, hem de ona toz kondurmuyorsun!” dedi.
Karaca güzel gözlerini Eylül’ün gözlerine odakladığı an Eylül
ürperdi. Karaca ise umursamadan devam etti.
“Onun görevi kovalamak, benimki kaçmak!” dedi ve devam
etti.
“Ben onun yiyeceği isem beni yer. Değilsem, başkasının nasibi
isem başka bir kaplan yer. Öyle ya da böyle bundan kaçışım
yok. Kaplan yemezse, sırtlan yemezse, eninde sonunda börtü
KalemzádeKãmil
138
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
böcek yer. Ben, beni parçalayacağı için değil, görevim bu
olduğu için kaçıyorum. O da gerçekte beni yemek için değil,
görevi bu olduğu için beni kovalıyor. Zaten benim bedenimi
parçalamak için var edilmiş bir kaplandan neden nefret edeyim
ki! O vahşi değil. Vahşi olanı sen kendine sor.”
Bir an başını eğen Eylül aklına geleni söylemek için göz
kapaklarını kaldırdı ve merhametle sordu.
“Ya acı?”
Karaca anlamamış gibi bakarken devam etti Eylül.
“Ya seni parçalarken duyacağın acı! O anda gözünden akacak
tuzlu gözyaşın ne olacak?”
Buna karşılık “Acı nedir?” diye sordu Karaca “Acı, ne
demek!!!”
Eylül “Seni parçalarken duyacağın
umursamıyorsun?” diye sordu.
acıyı
hiç
mi
Karaca yine “Acı dediğin şey nedir?” diye soruyla cevapladı.
Burak devreye girip “Senin vücudunun hissettiği dehşet, etin
parçalanırken, sinirlerin koparılırken duyacağın zorlanma
hissini, azabı soruyoruz sana.” dedi.
KalemzádeKãmil
139
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Karaca “Şimdi anladım.” dedi “Siz, şu bedenin fıtratından
bahsediyorsunuz… O da yapması gerekeni yapıyor ve bundan
hiç de şikâyetçi değil ki! Bunu neden mesele yapıyorsunuz?
Aksine o, onu yaratanın emrine nail olduğu için çok da memnun
olacaktır. Ona bir diken battığı ya da bir sinek ısırdığı zaman
nasıl bunun gereğini yaparak kanını sızdırıyorsa, daha da
güzelini yapacak parçalanırken. Hiç de şikâyet etmeyecek,
bilakis memnun olacaktır. Emri geldiği zaman Yaratanına
boyun eğmek gibisi var mı?”
“Sen neden kaplandan kaçıyorsun o zaman?” diye atıldı Eylül.
“Dedim ya!” dedi Karaca “Benim görevim, yaratılışım bunu
gerektiriyor. Ben kaçacağım, o kovalayacak.”
“Peki ama!” dedi Eylül “Senin bir ailen yok mu? Sen ölünce
onlar üzülmeyecekler mi?”
“Yaratıcımız bizi üzecek bir şey yaratmaz” dedi Karaca.
Burak “Nasıl olur? Ailenden ayrılacağın, öleceğin için hiç
üzülmezler mi?”
Karaca şöyle yanıtladı.
“İçlerinde üzülmekle sorumlu olanlar varsa elbette üzülürler.
Ama bu üzüntüden de memnundur onlar. Hiç düşünmeyecek
misiniz? Biz neden hayatımızdan memnunuz, işte böyle sorun
ve anlayın. Sormaktan korkmayın ama isyan etmek için değil
KalemzádeKãmil
140
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
öğrenmek için sorun. Sizler nasıl varlıklarsınız ki başınıza
gelenlerden dolayı O’nu suçlar gibi konuşuyorsunuz! Siz de
kendi kaplanlarınızdan kaçmakla görevli iseniz kaçacağınızı,
yakalandığınız zaman, kurtulamayacağınız zaman teslim
olacağınızı ve bunun hak olduğunu bilmiyor musunuz? Bizim,
sizin gibi aklımız yokken teslim oluyorken, sizin bu kadar
aklınız varken, bu gerçekleri göremeyip de nasıl isyan
ediyorsunuz! Üstelik bitişten sonrası için söz verilmişken, bizim
gibi ölümle bitmeyip sonsuzlukla müjdelenmişken, anlamaya
çalışıp hak edeceğinize, bizim akılsızken anladıklarımızın
hiçbirini anlayamıyor musunuz? Daha da önemlisi siz neye,
kime karşı çıktığınızın farkında mısınız? Uyanın artık uyanın!
Düşünün anlayın ve uyanın. Rüyalara, hikâyelere, kuruntulara
değil gerçeğe, size indirilene, yaratılış gerçeğinize uyanın.
Rehberiniz bile elinizde sayfa sayfayken neyin peşindesiniz?”
Bu sözlerden sonra Karaca dönüp hızla uzaklaştı. Bir anda
öteden kaplanın koşar adım geldiğini gördü Burak. Kaplan da
onu. Karacadan vaz geçen kaplan ona doğru yöneldi. Burak
korkudan sarsıldı. Ne yapacaktı şimdi! Hatırına Eylül geldi.
Eylül’e doğru döndü. Nasıl olur!!! Başında arılar uçuşuyor,
etrafında küçük civcivler dolaşıyordu. Eylül ise gülümsüyordu.
Uyanmıştı çoktan.
“Kahvaltın hazır Burak.” dedi “Hadi sen de uyan, köy
yumurtası haşladım sana. Yanında da bal var.”
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
141
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İkna Olan Kalplere Müjde
Fecr Suresinin Kalbe Dokunuşu
Fecr suresinin sonlarında çok ilgi çekici ve üzerinde
düşündükçe anlamı genişleyen ve insanın kalbine anlattıkça
anlatan, dokundukça dokunan, yazmaya kalksanız kelimelerin,
cümlelerin ve sayfaların yetmeyeceği müthiş ayetler var.
89-Fecr 27,28,29,30 Ey mutmain olan nefis. Razı olmuş ve razı
olunmuş olarak Rabbine dön. Gir kullarımın arasına. Ve gir
cennetime.
Allah’ın cennetine davet etmek üzere hitap ettiği kişiye bir
bakın. Ne “ey inananlar” deniyor ne “ey ilim sahipleri” ne de
“ey makbul ve güzel işler yapanlar”. “Ey mutmain olan nefis”
diye hitap ediliyor. Mutmain olan nefis. Düşünürsek o kadar
anlamlı o kadar manidar ki…
Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh | Ey mutmain olan nefis.
Mutmain… Yani gönlü rahat… Yani emin olmuş… Yani
müsterih… Yani şüphesi kalmamış… Yani ikna olmuş… Yani
ben inandım demekle, kuru kuruya inanmakla kalmamış… Yani
bilerek inanmış… Yani araştırıp, kurcalayıp, korkmadan
KalemzádeKãmil
142
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sorgulayıp öğrenmiş… Yani iç huzuruyla O’nu kabullenmiş…
Mutmain olmuş…
İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh | Razı olmuş ve razı
olunmuş olarak Rabbine dön.
Razı olmuş ve razı olunmuş… Daha ne ister bir insan… Daha
neyi hedefler. Sen mutmain olmuş bir kalple O’ndan razısın…
O da senden… Daha ne ister bir gönül… Razı olmuş ve razı
olunmuş olarak Rabbine dönmekten başka ne ister…
Fedhulî fî ibâdî | Gir kullarımın arasına.
“Gir” diyor kullarımın arasına. Sana hitap ediyor seni Yaratan.
Gel gir kullarımın arasına, diyor… Bir insanı bundan daha fazla
sevindirecek ne vardır? Ne olabilir ki!!!
Vedhulî cennetî | Ve gir cennetime.
“Gir cennetime” diyor. Zaten senden razı olmuş, daha büyük
hangi cennet sevindirir insanı… O’nun rızasından başka… Gir
cennetime, diye bir davet işitseniz bugün O’ndan, O’na nasıl
karşılık vereceksek, o sözü işitmeden de aynen öyle karşılık
vermemiz gerekmez mi!!!
Mal sahibi, mülk sahibi olup da hatta ilim sahibi olup da nasıl
kalbi katılaşır bir insanın!!! Kuran’ı anlar da nasıl duygularını
hiçe sayar, nasıl olur da duygusallığa gerek yok der! Nasıl olur
da aklın kalple ilişkisini yok sayar! Allah ayetlerinde bu kadar
KalemzádeKãmil
143
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kalbe değen kelimeler kullanırken, nasıl olur da, küfre karşı dik
durmakla kibri, ezik olmakla duygusal olmayı, romantizmle
Allah sevgisini ve bağlılığını birbirine karıştırır insan!!!
Şu ayetlerin muhatabı olmaktan başka ne isteyebilir bir nefis!!!
Para mı, mal mı, ev mi, arazi mi, taraftar mı, destekçi mi!!!
Aklınıza gelecek var mı herhangi bir mülk, var mı başka bir
debelenen, debelenmeyen şu yeryüzünde, şu gökyüzünde!!!
Nasıl aksine dalar da, vazgeçer bir insan şu ayetlere muhatap
olmaktan? Kim vazgeçer O’ndan…
Nasıl olur da bir nefis “ben bu Kuran’ı anlayamam” der ve şu
ayetlerin muhatabı olmaktan yüz çevirir!!! Ah bir bilebilsek!
Mutmain bir kalple bilebilsek keşke… Bugün “keşke” desek bir
an önce… O gün “keşke” demeden önce…
89-Fecr 27,28,29,30 Ey mutmain olan nefis. Razı olmuş ve razı
olunmuş olarak Rabbine dön. Gir kullarımın arasına. Ve gir
cennetime.
Ya Rabbena! Biz Senden razı olduk. Sen de bizden razı ol. Al
bizi kullarının arasına. Al cennetine.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
144
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Tesadüf Çiçeği
Ateistler ve Deistler İçin
Çalan dünyası… Talan dünyası… Riya ve arkadan çekiştirme
almış başını gitmiş. Hizipleşme diz boyu… Her görüş sahibi, o
görüşü yüzünden bir başkaları tarafından nefretle
dışlanmakta. Bugüne kadar birçok din âlimi ve dindar sizi kendi
gibi düşünmeye davet etti. Sosyal ortam size din dayattı.
Mahalle baskılarının ve çeşitli cahilane görüşlerin tesiri altında
kaldınız. Oysa şimdi biz sizi dini kabul etmeye değil, Kuran’ı
hak ettiği biçimde ve iyi niyetle, anlamak için okumaya davet
ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki bizim anladığımız kadarı onun
Yaratanımızın sözü olduğuna ikna olmaya fazlasıyla yeterli.
KalemzádeKãmil
145
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Cümlelerimizi dayatmacı, cahilane, propagandacı, kızgın veya
irite edici buluyorsanız bu bizim gibi düşünmediğiniz içindir.
Ve de insan olmamızın karakterindendir. Biz sizi bizim gibi
olmaya, Kuran’ı bizim gibi anlamaya değil, sadece iyi niyetle
onu okuyup size nasip olacak kadarıyla anlayacağınız gibi
anlamaya davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki eğer Allah
istemezse ne siz ne de biz onu anlayamayız. Ama Allah ne
zaman bunu ister, kim için istemez, az çok fikir yürütebiliyoruz.
Allah beni neden seçmedi diyebilirsiniz… Bakın ayet ne
diyor…
5-Maide 49 Aralarında Allah’ın indirdiği ile hüküm vermelisin.
Onların keyfine uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir
kısmından sakın seni şaşırtmasınlar. Yüz çevirirlerse, demek ki
Allah bazı günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor.
Gerçekten insanların çoğu yoldan çıkmıştır.
İlmi sadece Allah’ın veriyor oluşu ve kullarını Allah’ın seçiyor
oluşu da sizi rahatsız ediyor, biliyoruz. Ama bu kavram şu anda
düşündüğünüz kadar basit değil. Eğer bu kavramın ne demek
olduğunu samimi olarak anlamak istiyorsanız iyi niyetle
Kuran’ı okumanız gerekir. Ardından yine reddedecekseniz
reddedin. Bu tamamen sizin özgürlüğünüzdür. Bundan dolayı
biz inananlar sizi kınayacak değiliz. İnanmak zorunda
olmadığınızı da biliyoruz.
Kuran’ı ben de okudum ama senin gibi anlamadım, onun
uydurulduğunu düşünüyorum diyebilirsiniz… Bakın ayet ne
diyor…
KalemzádeKãmil
146
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
6-Enam 110 İlk başta inanmamaya karar verdikleri için
anlaklarını ve gözlerini çevirip azgınlıkları içinde bocalar
durumda bırakırız.
Kuran’ın bazı emirlerini beğenmiyor olabilirsiniz. Ya sizin
doğrunuz Allah’ın doğrusu değilse! Bakın ayet ne diyor…
10-Yusuf 15 Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde
okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler:
“Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir.” De ki
“Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu
olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime
isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim.”
Tesadüfe yer bırakmayacak kadar düzenli bir kâinat içinde her
şeyi tesadüfe bağlamanın mantıksızlığını kavramak bu kadar
zor mu? Bu kadar tesadüf, neden hep yaşamı idame eder
biçimde tesadüfüne devam ediyor!!! Sırf bu tesadüflere inanıyor
bile olsak, bu tesadüflerin eninde sonunda yaşamı yok edecek
bir tesadüfe de tesadüf edeceğini ve bunun da ahir olacağını
anlamak bu kadar zor mu? Bu düzensizlik gördüğünüz düzen
içindeki düzensizliği düzene çevirip anlatan ve asla ispatlanmış
verilerle
çelişmeyen
bir
kitabı
nasıl
oluyor
da
reddedebiliyorsunuz? Elbette düşünmek ve düşündüğünüz gibi
yaşamakta özgür olmalısınız. İstiyorsanız “tesadüf tanrısı”na
secde etmeye de devam edebilirsiniz.
Bunlar yalan, bunlar uydurma diyebilirsiniz. Bu anlayışınız
sizin reddedici yaklaşımınızdan ve bazı şeyleri bilmiyor
oluşunuzdan olabilir mi? Bakın ayet ne diyor…
KalemzádeKãmil
147
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
7-Araf 146 Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri âyetlerimden
uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman
etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat
azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum,
onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil
olmalarından ileri gelmektedir.
Biz biliyoruz ki gerçekte Allah’a inanmıyor değilsiniz. İnkâr
etseniz de bir yaratıcıya inandığınızın farkında değilsiniz. Kabul
etmesiniz de bu bizim iddiamız. Şöyle ki; dünya üzerinde bir
sürü tecavüz, katliam ve nefret suçları işleniyor. Onursuz suçlar
işleniyor. Dindar olduğunu iddia edenlerin yanlışları yanında
aslında bütün şikâyetiniz yeryüzündeki kötülükler. Aynen bizim
de bu kötülüklerden şikâyet ettiğimiz gibi. Siz tüm bu
kötülükleri
bizim
inandığımız
Yaratıcı
kavramıyla
bağdaştıramıyorsunuz. En kötü şey bugün şudur budur deyip,
aslında Allah’ı suçluyorsunuz. İyi düşünün… Siz Yaratıcıyı red
mi ediyor yoksa O’nun sorumluluğunu kabul mü ediyorsunuz?
Var olma ihtimalini asla aklınızdan çıkaramıyorsunuz. Şüphe
içindesiniz. Reddetmek kolayınıza geliyor. Oysa O’nu her şeyin
sorumlusu kabul ediyorsanız, zaten O’nu da kabul ediyorsunuz
demektir. Ölüm anının birkaç saniye öncesinde olduğunuzu
bilseydiniz eminim ki “bir ihtimal ya varsa” deyip yine O’na
sığınacaktınız. Şu an, o an olsa emin olun sığınacaksınız.
Ben yaratıcıya inanıyor ama dinin gerekli olduğunu
düşünmüyorum diyen deistlere de aynı şeyi söyleyebiliriz. Sizin
dini reddetmeniz altında yatan en ciddi neden, yine bu kötülük
anlayışınız. Tüm bu kötülükleri Allah’a yakıştırmıyor ama
KalemzádeKãmil
148
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sadece dindarlardan biliyor ve dini reddederek böylece
rahatladığınızı zannediyorsunuz.
Varsayalım öyle bir düzen olsaydı da… Bugünkü o en kötü
şeyler olmasaydı… Mesela en kötü şey yere tükürmek olsaydı
veya ne bileyim birisinin kalbini kırmak veya daha da ucuz bir
şey olsaydı, O’nu, yani Allah’ı yine o günün en kötü şeyi için,
en kötü kendi suçunuz için suçlayacaktınız. Çünkü daha
kötüsünü bilmiyor olacaktınız. Bugünkü kötülükler var
edilmemiş olacağından yere tüküren o adamın bu iğrenç
davranışını yeryüzünün en kötü işi kabul edecektiniz. İşte bu
sizin denenmenizdir arkadaşım. Bugün en kötü bildiklerimizden
daha kötülerini Allah’ın yaratmamış olduğunun farkına
varamıyorsunuz. Her şeye gücü yeten bir ilahın daha da
kötülerini yaratabileceğine ihtimal veremiyorsunuz. Buna
şükredemiyorsunuz. Mevcut hayat bilginiz, bugünkü en kötü
şeyleri O’nun yarattığını ve dolayısıyla böyle kötülükleri
yaratan bir ilahın var olamayacağını size dayatıyor. Çünkü
dünyevi bilginiz değil, olmayanı idrak edebilecek ilminiz eksik.
Aslında en az bizim kadar Allah’ı övme peşindesiniz. Ama
şeytanınız O’nun kötü olduğunu ve dolayısıyla böyle kötü bir
ilahın var olamayacağını kulağınıza fısıldıyor. Siz de ona
kanıyorsunuz.
Siz tek olarak bir tanrıya inanamıyorsunuz, inanmadığınızı
söylüyorsunuz ama sayfalarınızın kapak resimlerinde insandan
tanrıLARınızın resimlerini paylaşıp duruyor, bir sürü ateist
felsefecinin sözlerini ayet gibi kabul ediyorsunuz. Dolayısıyla o
insanların doğrularının yanında yanlış düşüncelerini de endirekt
kabul etmiş oluyor, düşünmeden o insanlara ne derse
KalemzádeKãmil
149
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
güveniyorsunuz. Çünkü temelde sizinle aynı fikirleri
paylaştıklarını biliyorsunuz. Oysa o insanlar da sizi kendileri
gibi düşünmeye davet ediyorlar. Onlardan yardım, destek,
şefaat bulduğunuzu zannediyorsunuz. Onların sözleri size sahte
bir huzur ve vaat veriyor. Siz birebir o insan olamazsınız.
Hepinizin parmak izi de yürek izi de farklı. Bunu bilen Allah
size bir kitap yolluyor ve diyor ki bu kitaba insan eli
değmemiştir. İşte biz de sizi, bizim gibi düşünmeye değil,
Yaratıcınız gibi düşünmeye davet ediyoruz. Kendimize değil,
O’na davet ediyoruz.
Seni dinliyorum, ama Kuran’ın bir mucize oluşunu nedense ben
göremiyorum, hep korku var, tehdit var, eski hikâyeler var
diyebilirsiniz… Bakın ayet ne diyor…
6-Enam 25,26 Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, kalpleri
üzerine anlamalarına engel olacak örtüler, kulaklarına da
ağırlık koyarız. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar.
Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkârcılar,
“Bu ancak bir efsanedir,” der. Onlar, hem ondan alıkoyarlar,
hem kendileri kaçarlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden
başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.
Gördük, okuduk, yok Musa şöyle yapmış, yok İsa körü
iyileştirmiş, yok Nuh gemiyle tufandan kurtulmuş, masal bunlar
diyebilirsiniz. Birçok tarihi olayın hem açık hem de
benzetmelerle anlatıldığından haberiniz var mı? Bakın ayet ne
diyor…
KalemzádeKãmil
150
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
8-Enfal 31 Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler:
“Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz;
öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!”
Seni
anlayamıyorum
diyebilirsiniz.
istemediğinizdense! Bakın ayet ne diyor…
Ya
17-İsra 45 Kur’an okuduğun zaman seninle
inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.
anlamak
ahirete
Siz Allah’ın varlığını reddediyor değilsiniz. Sizi tek Allah’ı
bilemeyen
dindarların
yanılgısının
aldatmasına
izin
vermemelisiniz. Allah’ın savunulmaya ihtiyacı yok ama sizin
uyanmaya ihtiyacınız var. Ve her an uyanabilmeye hakkınız ve
fırsatınız da. En azından düşünmeden, kitabını okumadan “Ben
Müslümanım” diyenlerden belki de daha makul düşünmekte,
aklınızı kullanma peşindesiniz. Ama onların yanılgısı sizin
yanılgınız olmasın. Onlara değil yaratıcınıza uyun. Dindar
geçinenlerin yaşadığı dini haklı olarak beğenmemeniz, sizi
Yaratanı beğenmez hale getirmesin. Allah’ın ayetlerini
okuduğunuzda ancak, çevrenizde yaşanan dinin Kuran’daki,
İncil’deki din olmadığını görebilirsiniz. Reddetmek için
okursanız Kuran size bu fırsatı ve malzemeyi de verir. İncil ve
Tevrat hayli hayli verir. Kuran ise kolaylaştırılmıştır. Ama ona
arınmamışlar dokunamaz, onu yine de anlayamaz.
Onu anlamak için reset atmak lazım. Tüm kirli bilgileri atmak
lazım. Beynimizi “Tabula Rasa” haline getirip de ona gitmek
lazım. Boş levhaya yazı yazarsanız anlarsınız. Altında
silinmemiş kelimeler varsa gözleriniz iki de bir alttaki izlere
KalemzádeKãmil
151
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kayar. Beyninize format atıp bütün ön kabullerinizden arınmış
olarak okursanız o sizi yine de kucaklayacaktır. O kitabı
anladığınızda dünyayı dolduran çoğunluğun gerçekten yanılgıda
olduğunu şu anda fark ettiğinizden çok daha iyi anlayacaksınız.
Onu anlamak için önce sizin gibi reddetmek lazım. Ama sizin
de önce bilincinizdeki truva atlarını pasif hale getirmeniz,
sadece işletim sisteminize odaklanmanız lazım. Önce sizin gibi
“La İlahe” (tanrı yoktur) deyip, Kuran’ı hak ettiği biçimde
okursanız, sonra bizim gibi “İlle Allah” (sadece Allah)
diyeceğinizden şüpheniz olmasın.
İstediğim gibi yaşamak istiyorum, kimse bana karışamaz
diyebilirsiniz. Elbette karışamaz. Allah bile süre (ömür) verip
kararınıza karışmaz. Peki bütün tanrılarınızı gerçekten
reddettiniz mi? Bakın ayet ne diyor…
25-Furkan 43 Kendi istek ve tutkularını tanrı edinen kişiyi
gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın?
Sizlerin de sadece Kuran’ı rehber edinmiş ve din adına diğer
tüm hikâyeleri reddetmiş bizler gibi, sizin de iyinin peşinde
insanlar olduğunuza inanmak istiyoruz. En az bizim kadar
ahlaklı olabileceğinize de. Bizim ilahımız bu değersiz ve
onursuz dünyanın adaletini er geç sağlayacak. Gördüğünüz
duyduğunuz tüm bu tecavüzler, katliamlar, kadını ikinci sınıf
bile yapmayan aptalların dini ya da dinsiz anlayışları, insan
onurunu yere seren şe…siz insanların şe…sizlikleri karşılığını
bulacak. Sizin “olmayan” tanrılarınızın ise elinden hiçbir şey
gelmiyor ve o “olamayan” tanrılarınız bu dünyanın düzenine
mahkûm. Size herhangi bir vaat veya sahte bile saysanız basit
KalemzádeKãmil
152
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
bir ümit bile veremiyorlar. Sizi bizim gibi düşünmeye değil,
bize değil, bu söylediklerimize bile değil, tek olan ilaha ve
Kuran’ı bu gözle okumaya davet ediyoruz. Hayatınızdaki
modern çizgiden ve elinizde bulunanları kaybedeceğinizden
korkmayın. Bir şey kaybetmeyecek, çok şey kazanacaksınız.
Siz nasıl oluyor da bu ayet dediğiniz cümlelerden bu kadar
etkileniyorsunuz, diyerek dalga da geçebilirsiniz. Ya bizim
gördüklerimizi siz görememişseniz! Bakın ayet ne diyor…
37-Saffat 12 Sen hayranlık duyarken onlar alay ediyorlar.
İstediğiniz kadar alay da edebilirsiniz. Biz de sizinle ederiz.
Bizimle mücadele edebilirsiniz. Siz vazgeçene kadar biz de
sizin her fikrinizle mücadele ederiz. Her şeye rağmen bize saygı
duyduğunuz sürece biz de size saygı duyarız. Şu an için
fikirlerimiz farklı, insan oluşumuz değil. O inanmadığınız
Allah’la mücadeleye girişmediğiniz sürece sizlere “selam”
vermekten ve “barış” demekten çekinmeyiz. Ama az biraz
düşünün… Emin misiniz olmadığına? Madem varlığına
inanmıyorsunuz, o “yok” dediğiniz tanrıyla neden mücadele
ediyorsunuz!!!
Bizden beklenen ve istenen sevgi ile ve gönülden “selam” ile…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
153
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Allah Seni Seçti
İlahi Bir Ses Çınlıyor… Oku diye… Duy artık!!!
Allah’ın Kuran’daki emirleri farz değil mi? Aleyhinde bir tavra
girilmesi, yok şöyleydi böyleydi diye kıvırılması mümkün
olmayan net bir emir var Kuran’da… “Oku!”
Demek ki onu yapmak tercihe bırakılmış bir şey değil. Açıkça
farz… “Oku!” diyor.
Hatta farzın katmerlisi, en önde geleni. Eğer bir Allah’ın
varlığına inanıyorsa bir insan o emre karşı çıkmasının
mümkünatı olur mu? Okuyacaksın, kaçar tarafı yok…
“Oku!”yacaksın.
Nedense namazın kıyamına hapsedilip, geleneksel olarak
ve belki de şeytani bir yanıltmayla İslam’ın şartı bile
sayılmayan ama Allah’ın net olarak verdiği bir emir… “Oku!”
Çok değil azıcık, minnacık, küçücük, bir ancık, hiç de kafamızı
yormadan düşünelim. Allah net, kısa, açık ve anlaşılır bir emir
veriyor… “Oku!” diyor. Arka planı, duburu muburu, ayrıca çok
da derin düşünülecek tarafı yok, kapalı mapalı değil. Muhkem.
KalemzádeKãmil
154
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bilinen nüzul sırasına göre ilk inen ayet. Allah’ın peygamberine
ilk bildirdiği emir, ilk işittirdiği ilahi ses belki de… “Oku!”
Şunun bunun aracılığı ile değil, âlimlerin adına değil, putlarla
birlikte değil, ölmüşlerle değil, O’ndan başkalarının adını
anarak değil sadece “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!”
96-Alak 1 “İkra’ Bi İsmi Rabbi-ke Ellezi Halak’a | Oku!
Yaratan Rabbinin İsmiyle”
Bu net emirden sonra hangi mazeret geçerli olabilir ki!
“Okumam yazmam yok, ben okuma bilmiyorum” demek geçerli
olabilir mi? Hiç vakit bile geçirme ve öğren o zaman. Bundan
daha önemli ne işin olabilir?
Düşünsene… Allah sana bir emir veriyor ve sen onu yerine
getirmekten imtina ediyor, savsaklıyor, ya da sanki dalga geçer
gibi neyi söylediğini anlamadan ezbere ve anlamadığın bir dilde
ezbere ağzını kımıldatıp duruyorsun!!! Olur mu?
Okursan anlayamayacağını zannediyorsun. Sana öyle
zannettirdikleri için anlamamışsın da! Halbuki Allah’ın ne
kadar ikram sahibi olduğunu unutmuşsun. O’nun sana
kolaylaştıracağını bile bilmiyorsun.
96-Alak 3 Ikra’ ve Rabbukel Ekrem | Oku! Rabbin en büyük
kerem sahibidir.
KalemzádeKãmil
155
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Oku’sana kardeşim. Nasıl bir Allah algısı ki bu seninki, Allah
sana “oku” diyor ve sen okurum bir gün nasıl olsa diyorsun.
Emri verenin kim olduğunun farkında mısın?
Anlamadın galiba… Allah diyor “oku” diye sana, ben
demiyorum.
Düşünsene… Verilen emrin anlaşılmayacak hiçbir tarafı yok.
“Oku!” Nasıl anlayıp da okumadın bugüne kadar.
Allah diyor kardeşim, Allah!!! Emrediyor, “okusan iyi olur”
demiyor. “Okur musun?” diye sormuyor. “Eğer okursan iyi
olur” demiyor. Net açık “oku” diyor. Hangi haddinle hala
okumuyorsun?
Uç dese uçmak zorundasın. Çıkar yolu yok, öl dese öleceksin
ya!!! Ölmeyecek misin? Şükret. Basit bir emir veriyor.. “Oku”
diyor ve sen okumuyor, ne dediğini bile bilmediğin namazınla,
sabahtan akşama üç beş gün sızlanarak aç kalmakla veya
“kalbim temiz benim” diyerek kurtulacağını zannediyorsun.
Oku’sana be düşünmez adam, oku’sana be aklı havada kadın!
Eğer hala okumuyorsan O’na inandığını da bir daha iddia etme.
Eğer hala okumaya karar vermemişsen Allah’ın varlığına iman
ettiğini de bir daha ağzına alma. Sen inanmıyorsun… İnandığını
zannediyorsun. Sen inanmıyorsun. Var zannediyorsun. Eğer
gerçekten var olduğuna ikna olmuş olsaydın, için titrer, korkar,
işi gücü bırakır, hiç vakit kaybetmeden, koşa koşa gider açar,
KalemzádeKãmil
156
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
tüylerin kabara kabara okurdun. Ama sen hala mazeret üretip
duruyorsun!!!
Üstelik daha okumadan, insanlardan da sana “oku bak
göreceksin, sana anlatıldığı gibi yazmıyor kitapta” dediği zaman
bilmeden okumadan karşı çıkıyor, bilmiş bilmiş hala
okumadığın kitabın dinini çok bilirmiş gibi oku diyene karşı
çıkıyor, duyduğunaysa hiç düşünmeden inanıyorsun!
Oku şu kitabı. Oku şu kitabı artık. Anlamamaktan değil,
okumamaktan kork. Farz kardeşim farz. Farzın önde geleni.
Sadece imama, müftüye değil sana da farz.
Düşün… Düşün bir an için… Düşün şunu be… Allah bütün
varlığıyla sana tam da şu anda apaçık tecelli etse ve “Ey
kulum… Oku!!!” dese ne yaparsın!!!
Vaktim yok der misin? İşten güçten fırsat kalmıyor diye cevap
verir misin? Dizi filimden sonra mı dersin? Hala okumaz mısın?
Zaten Allah şu anda ve her zaman bunu söylüyor. Her yerde
sözleri çınlıyor. “Okuuuuuu!!!” diyor. Ve akılsız insan!!! Hala
okumuyor!!! Çoğunun okuyacağı da yok!!! Tek yaptığı itiraz
etmek!!! Allah’ın ayetlerine karşı apaçık düşman kesilmek!
Akılsız insan!!! Farz oğlum farz!!! Oku kızım farz!!! Farzın
önde gideni!!!
Oku!!! Anlamak için oku şu Kuran’ı artık. Zaman tükeniyor.
“Herkes onu okuyor” diye kampanyalar düzenlenip, başka
KalemzádeKãmil
157
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kitapları basit bir fiyat uğruna satmak için başka şeyler
okutuluyor. Bırak onları, Kuran’ı oku. “Oku!” Kimse onu
okumuyor. Okuman için kampanyalar düzenlenen başka
kitapları değil, Kuran’ı oku.
Anladığın dilde oku. Allah sana yardım edecek. Anlamanı
kolaylaştıracak. Oku!!! Allah bu kadar insanın arasından seni
seçti. Uyan artık. Sadece O’na yönel. Aç gözlerini! Hiç
kullanmadığın gözlerin başlarda belki biraz acıyacak ama
merak etme, okudukça geçecek. Allah seni seçti. Mesajını
okuyasın da anlayasın istiyor. Şükret.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
158
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Süslü İşler ve Dûn’ya
Şeytanın Yaptıklarımızı Süslü ve Güzel Göstermesi
Öyle bir dünyada yaşıyor olsaydık da neye ihtiyacımız olsa
elimizde hazır olsa, neyi arzulasak bitmez bir hazla
avucumuzda bulsaydık. Malsa mal, paraysa para, sıcaksa en
rahatı, serinlikse en hoşu, lezzetse donakalmaz da sürekli
artıvereni, alakaysa en bitmezinden olsaydı! Hep sağlıklı, hep
daha mutlu, hep daha neşeli, her seferinde daha güzeli çıksaydı
karşımıza! Hiç yaşlanmasaydık ve sonu olmasaydı ömrümüzün
de!… Ama yok öyle bir dünya hali hazırda. Neden acaba?
Elimizdeki para bitiyor, eşyalarımız eskiyor, masum bebekler
büyüyüp çatık kaşlı adamlara, genç delikanlılar ve güzel kızlar
kulağı duymaz ve teni buruşmuş ihtiyarlara, çok şey bilen ve
övülen âlimler bir de bakıyorsunuz adını bile hatırlayamayan ve
ihtiyacını bile yalnız başına karşılayamayan yatalaklara
dönüşüyor. Güneş bir doğuyor bir batıyor, ay çıkıyor ve çok
geçmeden karanlıklara gömülüp gidiyor.
Bembeyaz kar yağdığında güzelken, erimeye başladığında toza
çamura bulanmış bir pisliğe dönüşüyor. En göz alıcı çiçekler
kısa sürede kupkuru ve darmadağın oluyor. En güzel biçimli
pastalar ilk bıçak vurulduğu ve çatalla bir dilim alındığı anda o
güzel görünümünü kaybediyor. En lezzetli ve cezbedici
yiyecekler bizim sindirim sistemimizden geçtikten sonra en pis
KalemzádeKãmil
159
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kokulu kanalizasyon sitemlerinde en pis kokulu hayvanların
ağızlarına ve ayaklarına bulaşıyor.
İşte “ben” zannettiğimiz bedenlerimiz de nefesi biter bitmez
kokmaya ve toprağın altında türlü mikroorganizmalara yem
olmaya başlıyor. Şu dünyada sevdiğimiz ve güzelliklerine
hayran olduğumuz en nadide şeyler yok olup gidiyor. Hiçbiri
devamlı değil. Hatta en sevdiklerimize olan ilgimiz bile aynı
derecede sürekli değil. Bizim menfaatimize aykırı davranır
davranmaz veya bize karşı bir karşıt görüş bildirir bildirmez
onlara olan bağlılığımız yaralanıyor.
Yıllarca özlemini duyduğumuz arabaya sahip olur olmaz
farkında olmadan ona olan hayranlığımızı kaybetmeye
başlıyoruz. Onunla ilk defa bir tümsekten geçerken ön
takımlarından gelen seste, ilk defa kaportası çizildiğinde,
üzerine ilk defa bir martı pislediğinde hem onu koruyamamış
olmanın, hem de zedelenmiş olmasının üzüntüsü ona olan
bağlılığımızı da köreltiyor. Hatta onunla ilk defa trafiğe
çıktığınızda sizi sollayan daha pahalı ve lüks arabayı
gördüğünüzde kendi arabanızla olan bağınız çoktan tükenmeye
başlamış oluyor. Ve bir gün anahtarını çevirdiğinizde ilk defa
çalışmayı reddettiğinde artık yeni bir araba planı yapmaya
başlıyorsunuz gizliden gizliden.
Yepyeni bilgisayarınızın ilk defa açılışta geciktiğini, cep
telefonunuzun
ilk
defa
kilitlendiğini,
gıcır
gıcır
televizyonunuzun kumandasının ilk defa işlemediğini, porselen
yemek takımınızın bir çorba tasının bulaşık makinesinden
çizilmiş olarak çıktığını, değerli küpelerinizin birinin telinin ilk
KalemzádeKãmil
160
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
defa yamulduğunu veya sizin üzerinizdeki bluzun aynısının ilk
defa sokakta bir başkasının da sırtında olduğunu fark ettiğiniz
anda onlarla olan bağınız kopmaya başlamıştır.
Hatta alışveriş yaparken parasını ödediğiniz anda o malla olan
ilginiz kesilmeye çoktan başlamıştır. Mağazadan aldığınız en
yeni giysinizin etiketini koparttığınız anda, bembeyaz bir
deftere ilk kelimenizi yazdığınız anda, pırıl pırıl bir tablet
bilgisayara ilk defa parmağınızı sürdüğünüz ve ömrünüzce
çalışıp da aldığınız evin kapısını anahtarınızla ilk defa açtığınız
anda onunla olan özlem dolu bağınız kopmaya çoktan başlamış
demektir.
Vaat ve umut bunları size hiç söylememişti. Elde ettiğiniz anda
değeri kalmayan metalar. Hepsi gelip geçici. En güzel şeyler
bile demek ki en güzel şeyler değil. Hepsi bu dünyada sahip
olabileceğimiz eğreti şeyler ve biz bunların uğrunda çalışıp
didinip duruyor ve hatta onları çoklayarak bizden sonrakilere de
bırakmaya çalışıyoruz.
Çocuğumuzu okula bir şeyler öğrenmesini ikinci plana atarak,
aslında daha çok para kazanabileceği bir iş sahibi olması için
gönderiyoruz. Bir arsa alırken komşularımızın değer katmasını
değil, o arsanın yakınından geçecek üçüncü köprü yolunun ona
değer katmasını hesaplıyoruz. Açtığımız dükkânda nasibe razı
olup geçinmeyi ve ondan infak etmeyi değil, çok kazanmayı,
daha çok kazanmayı ve o seviyeye ulaşırsak daha da daha da
daha da çok kazanmayı istiyoruz. Çocuğumuza onun
geleceğinden endişe edip çok çalışmasını “çalışmak ibadettir”
diyerek öğüt veriyor, “Allah’a şirk koşma”nın ne olduğunu ona
KalemzádeKãmil
161
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
anlatmayı ise gereksiz ve komik görüyoruz. Hep geçiciye
kıymet
biçiyor,
kalıcı
şeyleri
çocuklarımıza
bile
özendirmiyoruz. Sonra da çıkıp onlardan ahlaklı bir müslüman
olmasını bekliyoruz. Hayata Kuran değil, para ve mal
gözlüğüyle bakıyoruz. Çünkü şeytan bize yaptıklarımızı süslü,
güzel ve hoş gösteriyor.
28-Kasas 60 Size verilen her şey, bu dünya hayatının malı ve
süsüdür. Allah’ın yanında olanlar ise daha iyi ve süreklidir.
Anlamaz mısınız?
Biz geçiciye değer verdiğimiz sürece bizim heva ve
isteklerimize yönelik işler yapanları veya bize öyle yapıyormuş
gibi gösterileni de, göstereni de baş üstünde taşırız. Ne zaman ki
fark ederiz ki onlar da geçici, “Aman Allah’ım!” deriz “meğerse
kandırılmışım!” Çünkü şeytan bize yaptıklarımızı süslü, güzel
ve hoş göstermiş.
Biz eğer aklımızı çalıştırıp en doğruyu bulma değil de, çok para
kazanma, çok mal elde etme peşindeysek bizden değil de
zenginden alınan yüzde kırk vergiden dolayı hemencecik mutlu
oluruz. Bizim yüzde yirmi vergi vermemiz normaldir. Çünkü
biz o zenginden hem inançlı, hem onurlu hem de fakirizdir ve o
ise diğer insanlara daha çok infak etme durumundadır. Sanki
bütün zenginler münafık da bütün fakirler müminmiş gibi.
Ondan alınacak vergi dolaylı olarak fakirlere dağıtılmış
olacaktır.
Oysaki zengin bu vergi oranını fakire satacağı malın fiyatına
vuracak ve kendisi mevcut düzende aslında yüzde sıfır vergi
KalemzádeKãmil
162
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
vermeye devam edecektir. Olası kaybı sadece fiyatın
yükselmesinden dolayı o malı satın alamayacak fakirin
ödeyemeyeceği paradır ve bunu da sözgelimi “beş” olarak
hesaplayıp fiyata ilave etmeyi de düşünebilir! Bir de bakarsın ki
fakir yüzde yirmi vergi verirken aslında yüzde altmış vergi
vermeye ve o malı alamayan fakirin de bedelini ödeyip yüzde
altmış beş ödemeye başlamıştır. Öyledir ama bundan haberi
yoktur. Zenginden çok vergi aldığını söyleyen yönetici ise
fakirin onurunu, güzel ahlakını, inancını her daim yücelten
güzel sözlerinden dolayı, fakir tarafından desteklenmeye devam
edilir.
Oysaki (sözüm sadece kapsadıklarını örnekleme gereğidir) o
fakir aslında dünyaya meyletme, çok kazanma, çoka ulaşma,
taraftar toplama, başkasının eline bakma peşindedir. Aza
rağmen şükretme peşinde bir huzur içinde değil, zenginin
malından nemalanma peşinde bir rahatsızlıktadır. Hemen bütün
ahlakı buna odaklı olup, hemen bütün gururu, onuru, para,
makam ve mal ile olan onurdur. İnancı ise kahve köşelerinde
zenginden yüzde kırk vergi aldığını söyleyen adamları
övmekten ve/veya tam tersi böyle dolaylı değil de fakirin malını
açıkça çalıp çırptığı ortaya çıkanları kendi taraftarlığı nedeniyle
kötülemekten ibarettir.
Oysaki bu eleştirileri yapanların birçoğu o makamlara
geldiklerinde aynısını yapacaklardır. Çünkü hâlihazır
durumlarında bile elli kuruşluk çayın iki tane şekerinden, beş
demliğin birinden çalmak peşindedirler. Çokları günlük amele
yevmiyesinden üç saat çalıp, yevmiyeyi tam almakta beis
görmezler. Kul hakkı dedikleri sadece kendi hakkıdır onların.
KalemzádeKãmil
163
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Oysaki kötü zengin çok çalar, kötü fakir az çalar. Mesele
çalmaksa ikisi de çalar. Herkes kendi imkânları ölçüsünde
çaldıktan sonra fakirin de zenginin de işlediği neredeyse aynı
zulümdür. İster fakir olsun ister zengin gerçekte iman etmemiş
olanlara, yaptıkları işi şeytan güzel göstermektedir.
Eteği kısa diye sokaktan geçen genç kıza dudaklarından “cık
cık” ses çıkaranların imanı ve ahlakı o genç kızı köşeden dönüp
gözden kaybolana kadar elinde tesbih çekerken gözleriyle takip
etmekten ibarettir. Ahlak bekçiliğine soyunmak onlar için dinin
gereğidir. Onu kınaması dindar olması (görünmesi) için
yeterlidir sanki! Çünkü onlara yaptıkları işi şeytan güzel
göstermektedir.
Hele bir de kendilerini övüp bir takım makamlara gelme ve
çoklanma peşinde olanlarsa sadece baştaki şahısları eleştirirken
o kişilerin aynısı olma peşinde olduklarını farkına varmadan
açığa çıkarırlar. Bunlar sadece hedef edindiği kişilere takılıp,
toplumun bozuk düzenini düzeltme değil de o bozuk düzenden
“biraz da biz nemalanalım” sözünü açıktan ya da gizliden
diyenlerdir. Sadece kişileri eleştirip, düzeni onarma peşinde
olmayanlar, düzenin başına geldiklerinde en iyisinin kendileri
olduğunu yine aşağı(!) tabakanın beyinlerine dokumaya devam
ederler. Oysaki onlar da geçici olup kalıcı olandan yana olmayı
akıllarına getirmezler. Hep doğru yaptıklarını zanneder ve
eskiye de rahmet okuturlar. Çünkü onlara yaptıkları işi şeytan
güzel göstermektedir.
“Saklambaç oynayan kaleye mum diksin” diye bağırıp avucunu
açanlar her seferinde kazanan tarafta saklambaç oynamaya
KalemzádeKãmil
164
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
devam ederler. Aynı şekilde “Allah’ını sevenler kaleye mum
diksin” diye aslında kendi kalelerine çağıranlar gelip geçici
oyunu hep başlatanlardır. Asla kendileri “ebe” olmazlar.
Başkalarını avucunda oynatırlar. Yakaladıkları parmağı
ebelerler. Ama kendileri hep saklanır, hep gizlenirler. Kimse de
kalkıp “iyi de bu durumda sen asla ilk ebe olmayacaksın” diye
sorgulamaz. Arkadaşlarını gerçekten sevenler ise “önce ben
ebeyim, önce kendim ebe olup sizi saklandığınız karanlıklardan
çıkaracağım” der, kalelere mumu önce kendileri dikip sahayı ilk
aydınlatanlar onlar olurlar. Allah’ını sevenler O’nun kalesine
sığınırlar, gelip geçici padişahların değil.
Fakir, tükenmiş, ihtiyaç sahibi insanlara faydalı olmak için
onların ihtiyacına yönelik doğru işler yapmak varken her
seferinde geçmişiyle onları yüceltmek, geleceğe yönelik
vaatlerle onları oyalamak değil onları doğruya yöneltmek,
beraberinde onların ihtiyaçlarını karşılayacak işler yapmak
gerekir. Hele kendini övüp durmak hiç değil. Samimi olmak
gerekir, yalanla yalan örtmek değil. Övülecekse gelip geçici
olmayan Allah övülmeli, âlimler, padişahlar, dervişler,
evliyalar, hatta peygamberler değil. İnsanlara o peygamberlerin
uzattığı gibi bir ip ve bir el uzatılmalı, firavunlar gibi boş
vaatlerle halk oyalanmamalı.
Eğer Allah bugün yeni bir kitap gönderseydi kimlerin “Ebu
Leheb” kimlerin “Firavun” kimlerin “Samiri”, kimlerin “Musa”
kimlerin “Ahmed” kimlerin “Yusuf” olduğu bir kez daha ortaya
çıkardı. Çıkardı ama gören gözler ve okuyanlar için
hâlihazırdaki kitap (Kur’an) fazlasıyla yeterli zaten. Yüzlerce
yıldır en büyük günahı “şirk” ten çıkarıp da “kul hakkı” yapan
KalemzádeKãmil
165
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
zihniyet hangi hakkın peşindedir, farkında olsa veya olmasa bile
neyin peşindedir, anlamak için âlim olmaya gerek yok.
Her şeye rağmen her toplumun düzelme ihtimali vardır. Tabii ki
bunun için de önce insanların gerçeklere kulak vermesi gerekir.
Her toplumun önce kendisini düzeltmesi gerekir. Ama
bilmeliyiz ki tüm bu kötü gördüklerimiz de imtihanın
sırlarındandır. Denenmemizdir. Gerçeği onaylamak gerek,
gerçek hoşumuza gitmese bile. Bu aşağı yaşam alanında
(dûn’yada) yaratılmışlardan gelip geçici olmayan hiçbir şey
yok.
Öyle bir dünyada yaşıyor olsaydık da neye ihtiyacımız olsa
elimizde hazır olsa, neyi arzulasak bitmez bir hazla
avucumuzda bulsaydık. Ama yok öyle bir dünya hali hazırda.
Çünkü bu dünya, bu hayat, bu beden, bu nefes geçici.
Anlayabilenle anlayamayanın ayırt edilip, kimlerin ileriye gidip
kimlerin geride kalacağını, kimlerin makbul ve güzel işler
yapıp yapmayacağının ortaya çıkması için böyle gerek.
Deneniyoruz ama farkında bile değiliz. Kalıcıya dudak büküp
de geçiciye bu değer veriş nereye kadar!!!
Herkes yaptığı işin doğru olduğunu düşünerek o işi yapar.
Kimse bile bile “dur şu yanlış işi yapayım” diye yola koyulmaz.
Melikenin kavmi güneşe taptıysa bunu şeytanın onlara güzel
göstermesinden dolayı yapmıştır ve o günün şartlarında
uyanana kadar bu işin doğru olduğunu düşünmüşlerdir. Firavun
kibrini ona güzel gösteren şeytanından dolayı halkına gerçekten
en doğru şekilde davrandığını düşünmüştür. Ad, Semud veya
diğer halklar müreffeh hayatlarının cazibesini onlara güzel
KalemzádeKãmil
166
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
gösteren şeytanlarından dolayı elçileri reddederek haklı
oldukları teziyle bu refahlarını kaybetmemek için
çabalamışlardır. Bahçe sahipleri ellerindekinin cazibesine
kapılıp, şeytanlarının güzel gösterdiği malı sahiplenme
duygusuyla doğru işi yaptıklarını düşünmüşlerdir.
Mekke müşrikleri şeytan tarafından süslenmiş örflerine,
geleneklerine bağlanarak, doğru bildikleri ama aslında şirke
dönüştürülmüş olan İbrahim’in dininden ayrılmamak için Kuran
peygamberi ile savaşmışlardır. Tarih boyu çoklarınca, gelip
geçici putlar, gelip geçici liderler, din ve ilim adamları, doğup
batan güneşler, sunaklarda kurbanlar sunulan semboller ve gelip
geçici mal varlıkları kalıcıymış gibi muamele görmüştür.
Bugün de birçok müslüman, peygamberimizin yolundan
gittiğini zannederken Allah’ın ayetlerinden yüz çevirmektedir.
Birisi ile tartıştığınızda görürsünüz ki kulaktan duyduğu bir dini
meselenin, insanların çoğu kabul ediyor diye bir hurafenin,
çoklarınca benimseniyor diye bir liderin yaptığı kötü işlerin,
onlarca kişiden gelen bir rivayetin yalan veya yanlış olduğuna
asla ihtimal vermeyip onları bir Kuran ayetinden bile daha çok
savunmaktalar. Çünkü doğrunun onlar olduğuna aklını,
mantığını devre dışı bırakarak, çoğunluğa uyarak ve bilgi sahibi
olmayarak inanmakta, şeytan ona yaptığı işi güzel
göstermektedir.
Ama bu durum hepimiz için geçerli. Bilmeden taptığımız gelip
geçici nesneler veya insanlar var mı acaba? Bugün için özellikle
parayla, malla, ekonomiyle ve siyasetle olan ilişkimizi derince
bir gözden geçirmeliyiz. Önceliğimiz nedir, bir düşünmeliyiz.
KalemzádeKãmil
167
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Gerçekten yaptıklarımız veya yapmadıklarımız iyi işler mi? Her
daim bu soruyu kendimize sormalı, kendimizi tartmalı, sürekli
sorgulamaya devam etmeli ve ayetlerden asla yüz
çevirmemeliyiz. Yoksa (Allah korusun) bir şeytana sarılırız da,
o bize işlerimizi süsler ve biz de kendimizi hala doğru yolda
zannederiz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
168
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Dinime Küfreden Müslüman
Olsa!
Sen Müslümansın Değil mi!!! Madem Öyle Gel Böyle…
Aklına uymazsa insanlar tarafından söylenenden yüz çevirebilir
insan. Ama müslümanım diyen kişi Kuran’daki gerçekleri yırtıp
atamaz. Eğer bilmeden de olsa bir takım gerçekleri örtüyorsak,
kâfir durumuna düşmüş olabilir miyiz!!! Madem Allah’ın
gerçeklerinin Kuran’da olduğunu kabul ediyoruz, öncelikle
Kuran’ı örtmememiz gerekir. Kuran’ı hatırlatanlara ve onun
okunup anlaşılması gerektiğini söyleyenlere, kalkıp ayetlerle
uyaranlara “kâfir” yaftası yapıştıranlara gelecek tabi ki bu yazı.
İnceleyelim, irdeleyelim bakalım kimler kâfirin küfrünü sırtında
taşıyor? Kimler kafirlik ve sapmışlık vasıflarına haiz!!! Bilse de
bilmese de!!! Farkında olsa da olmasa da!!!
Kâfir denince, toplumda ilk akla gelen, bildiği dinin dışında
olan her kim varsa odur. Sığ bir anlayış ve kabuldür. Alelade ve
geleneğe saplanmış bir müslüman için her Hıristiyan, her
Yahudi, her Alman, her İngiliz, hatta kendisine hak olarak
zannettirilenlerin dışında her diğer bir mezhep, kısacası kendi
gibi olmayan herkes kâfirdir. Kimilerince ise Allah’a ve ahiret
gününe inanmayıp, kafasına göre yaşamayı tercih edip, dini
umursamayan kişiler kâfir oluyor. Bu ikincisi hem ilkine
KalemzádeKãmil
169
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
nispeten doğru hem de buna rağmen eksik bir algı. Çünkü kâfir,
gerçeği örten, tüm açıklığına rağmen hak (gerçek) olanı kabul
etmeyip, kendi kabul ettiği doğruları peşinen kabul edip üstüne
gerçeğe savaş açandır. Peki gerçek nasıl örtülür? Elbette başka
(sözde) gerçeklerle… Müslümansın değil mi? Madem öyle gel
böyle… Gel beraber ortak kitabımızdan “flashback”ler görelim
seninle…
Madem öyle, kitabını neden anlamak için okumuyorsun? Neden
zekât vermek için, infak etmek için kâğıt kalem alıp hesap
yapıyorsun? Allah “ihtiyacınızdan bağışladığınızı verin” derken
biz “hayır, kırkta bir olacak” dersek ve bunu bile şartlara
bağlarsak gerçeği örtmüş olmuyor muyuz!!! Allah “infak edin”
derken paramızı, malımızı, mülkümüzü, ilmimizi paylaşmayıp
hatta onlardan geçici menfaatler elde etme peşine düşersek
gerçeği örtmüş olmaz mıyız!!! Neden Allah “bu hayat geçici”
derken para ve mal biriktiriyorsun? Neden çoklukla
övünüyorsun? Allah “çoklukla övünmek sizi oyalıyor” derken
parayla, malla, ilimle ve evlatla övünürsek gerçeği geçiciyle ve
batılla örtmüş olmuyor muyuz!!! Neden hep gülüyor, hiç
ağlamıyorsun? Neden on defa umreye gidip bir defa
haccetmemiş olanı göndermiyorsun da dönüp dönüp ballandıra
ballandıra anlatıyor, bununla nasıl olur da böbürlenebiliyorsun?
Neden hala zemzemden, boncuktan sevap umuyorsun?
Neden Allah’ın kitapta öğrettiği ibadet biçimlerini
değiştiriyorsun? Allah “bu kitap eksiksizdir” derken, nasıl
oluyor da tutup “bu ibadet kitapta bu şekliyle yok, demek ki
herşey Kuran’da yok” diyorsun!!! Neden ne dediğini bilmeden
KalemzádeKãmil
170
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
namaz kılıyorsun? Neden dedikodu ve gıybet yapıyor, onun
bunun arkasından bilip bilmeden çekiştiriyorsun?
Neden Allah’la beraber başka insanları da veli ve vekil
ediniyorsun? Allah “Ben size yeterim, kitabım da rehberiniz”
derken sen eğer başkalarını da şeyh edinir, başkalarından da
medet umar, başkalarının yazdıklarını da rehber sayıp “şeyhi
olmayanın mürşidi şeytandır” sözüne uyar da kitabı hiç dikkate
almazsan, bilakis şeytana uymuş ve gerçeği örtmüş olmaz
mısın!!! Allah elçisine bile “Sen onlara vekil değilsin” derken
peygamberi vekil edinip kıyamet günü o bizi kurtaracak, bize
şefaat edecek dersek gerçeği yalanla örtmüş olmuyor muyuz!!!
Neden Kuran’da yazmayan şeylere yazılı olanlardan daha çok
önem verip savunuyorsun da Kuran’ı savunanlara okumadan
anlamadan karşı çıkıyorsun? Neden oruç tuttuğunda akşama
kadar sızlanıyor, neden ibadetinle başkasına övünüyor, neden
besmele
çekerken
başkalarının
kulağına
işittirmeye
çalışıyorsun?
Neden peygambere gönderilen vahyi desteklemektense ona
selavat çekmeyi daha çok önemsiyorsun? Allah “Ben elçimi
destekliyorum, melekler de destekliyor. Ey inananlar siz de onu
destekleyin” derken senin elçiyi desteklemek için “seni
destekliyorum, sana selam ediyorum, selavat getiriyorum” mu
demen gerekir, yoksa taşın altına senin de elini sokman mı
gerekir!!! Biz arkadaşımıza kavgasında destek olmak için
bileklerimizi sıyırıp ona yardım etmek üzere mücadelesine mi
katılırız yoksa kenarda bekleyip 99 defa “seni destekliyorum,
sana selam ediyorum” mu deriz!!!
KalemzádeKãmil
171
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Neden kitabına sarılanı fasık ilan ediyorsun? Neden kendini
dinin sahibi zannediyorsun? Okumadığın kitaba nasıl teslim
oluyorsun? Neden başkalarının günahını sen sayıyorsun? Hangi
sevabın, neyin hesabını yapıyorsun? Sözüm sakalına değil ama
nasıl olur da sakalla, çarşafla ve ne dediğini bilmeden ettiğin
dualarla kazanacağını zannediyorsun? Neden kralları krallardan
daha çok savunuyorsun? Diriler için indirilmiş kitabı neden
ölülere okuyorsun? Neden gözlerini, kulaklarını ve kalbini açıp
da Kuran’ı öylece okumuyorsun? Neden diri diri gömülen
çocuk için sesini çıkartmıyorsun?
Neden ihtilaflarla fırkalaşıyorsun? Allah “dinde fırkalaşmayın,
bölünmeyin, hizipleşmeyin” diye defalarca açık açık yazmışken
mezhepçiliği, tarikatlaşmayı, cem cem olmayı, cemaatçiliği
Allah’ın şartı sayarsak gerçeği örtmüş olmaz mıyız?
Neden Allah “bu kitabı koruyacak olan Ben’im” derken sen
tutup şu ayet de vardı “zina eden hatta zina şüphesi olan recmle
(taşlanarak) öldürülecek” ya da “şu şu ayetlerin hükmü
kalmamıştır” diyenlere inanıyorsun? Böylece gerçeği örtmüş
olmuyor musun?
Neden hala putperestler gibi Kâbe’de taşları, mescidde ayak
izlerini, kavanozda kılları öpüyorsun? Neden hala cahiliye
adetlerini İslam zannediyorsun? Neden hala peygamberi gafilce
ilah ediniyorsun? Neden hala “yedi kat göğe çıkmazsan sana
inanmayız” diyen müşriklerin inanma şartına göre peygambere
inanıyorsun? Neden hala eski ehli kitabın hahamları, kâhinleri
ve rahipleri veli edindiği gibi hocaları, âlimleri, evliyayı veliler
ediniyorsun? Neden sadece Allah’a teslim olmuyorsun?
KalemzádeKãmil
172
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Neden Allah tek başına anıldığında kızıp köpürüp, yüzünü
asıyor, yanına başkaları da eklendiği zaman mutlu oluyorsun?
“İyya kenağbudu ve iyyakenestain” diyerek “sadece O’na kul
olup, sadece O’ndan yardım dilemek”le mükellefken tutup
peygambere, hatta Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği
şeylere ve kişilere, sözde gavs-ı azama, kutuba, evliyaya, şehide
yardım çağrısında bulunuyorsun!!! Gerçeği örten kim!!!
Neden hala atalarının dinini İslam zannederek kitabı değil onları
takip ediyorsun? Neden hala kadınlara, kızlara hem aklı eksik
diyor, hem de şeytan yerine koyuyorsun? Neden birer kadın
olarak, ikinci sınıf olmayı kabul ediyorsun? Neden hala
başörtülü, örtüsüz diye ayrım yapıyorsun? Neden peygambere
atılan iftiralara din diye inanıyorsun? Nasıl olur da
peygamberinin dokuz yaşında bir kızla evlendiği yalanına, sol
eliyle yiyen adama yiyemez ol dediği yalanına, bir kabilenin
tümden ellerini ve ayaklarını kesip çöle terk etmiş olabileceği
yalanına ve yüzlercesine inanabiliyorsun? Senin uyduğunu
söylediğin peygamber böyle çirkin işler yapar mı!!! Neden hala
peygamberinin doğru yolu bulduğu gibi Kuran’a uyarak doğru
yolu bulacağına inanmıyorsun?
Neden Allah yeminler edip “anlaşılması kolay” derken “bu
kitabı biz anlayamayız” diyerek küfre yelken açıyorsun? Neden
Allah “bu kitap size yetmiyor mu” diye sorarken “şu risaleler,
şu beyitler, şu ilmihaller de lazım” diye cevap veriyorsun? Nasıl
olur da okumadığın Kuran yerine sözde risaleler, mesneviler,
ilmihaller öne sürerek Allah’ı yalancı sayarsın!!! Neden Allah
“bu kitaptan sorulacaksınız” derken “şundan da şundan da
sorumluyuz” diyerek Allah’ın sözünün üstüne söz koyuyorsun?
KalemzádeKãmil
173
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Başka başka haramlar ve helaller ve dini emirler getiren başka
sözler, başka rivayetler, başka kitaplardan da sorumluyuz
diyorsun. Hatta sana Kuran’dan hatırlatılan ayeti değil de tam
zıt anlama sahip söylentiyi herkes kabul ediyor diye kabul
ediyor ve hırsla savunuyorsun. Böylece gerçeği hunharca
örtmüş olmuyor musun!!!
Neden Allah “düşünmez misiniz” derken düşünmemekte ısrar
ediyorsun. Neden Allah “aklınızı kullanın” derken “bu işler
akılla olmaz” diyerek Allah’ın emrini inkâr ediyorsun?
Neden Allah “elçiler arasında ayrım yapmayın” derken kendi
peygamberini “en üstünüdür” diyerek ayırıyorsun? Neden kendi
peygamberinle diğer peygamberleri rivayetlerle yarıştırıyorsun?
Neden Allah “şefaatin tümü benimdir” derken peygamberden
ve daha nicelerinden şefaat bekliyorsun? “Maliki yevmiddin”
yani “din gününün sahibi” belli iken din gününde O’ndan
başkalarından bir yardım bekliyorsak acaba kâfir durumuna
düşmüş olmuyor muyuz? Peygamberi de “O’ndan başkası”
arasına kattım diye takılıyorsun biliyorum. Düşün bakalım.
Birkaç saniye öfkene hâkim ol. “O’ndan başka” değil mi?
Yoksa sen!!! Peygamberi Allah’a ortak koşuyor olmayasın!
Yoksa peygamberi de ilah mı zannediyorsun!!! Kızıyorsun
belki de. Biliyorum. Ama peygamberi bir tek sen sevmiyorsun.
Hatta bana kalsa sen onu gerçekten seviyor da değilsin. Sevsen
ona atılan iftiraları reddederdin. Allah “O günün sahibi benim”
derken “şefaatin tümü bana aittir” derken sen “şefaat ya
Resulallah” diyorsan!!! Şefaat ya evliya diyorsan!!! Şehitlerden
ve hatta cemaatten arkadaşlarından bile şefaat bekliyorsan!!!
Acaba!!! Acaba kim peygambere uyuyor!!!
KalemzádeKãmil
174
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Neden Allah “şirk koşmayın” diye uyarırken Rumi Celaleddin’e
Mevlana, Nursi Said’e Bediüzzaman diyorsun? Allah “yerin,
göğün, altındakilerin, üstündekilerin, yerle gök arasındaki ne
varsa sahibi, mevlası, rabbi benim” derken… Size verdiğim
mühletin (zamanın) sahibi benim derken… Sen nasıl olur da
Allah’tan başka kişilere “sahibim” (Mevlana), Allah’tan başka
kişilere “zamanın sahibi” (Bediüzzaman) diyerek şeytanın
oyununa gelip gerçeği bir başka uyduruk gerekçeyle
örtüyorsun!!! Neden namazınla, duanla, tefekkürünle Allah’a
bağlanmak yerine şeyhine rabıta yapıyorsun?
Neden peygamberin gibi vahye sarılıp, peygamberin gibi
cesaretle dinde olanla olmayanı ayırana, ona gelen vahiyden
aldığı güvenle cihad edeni peygamberi sevmemekle,
peygamberin yolundan gitmemekle itham ediyor ve
peygambere asıl uymayanın kendin olduğunu göremiyorsun?
Müslümansın değil mi? Peki inandığın ve övündüğün dini
neden böyle kötü temsil ediyorsun? Neden kendi üzerindeki
örtülerinden kurtulup, kalkıp uyarmaya başlayana, seni sevdiği
için seni uykundan uyandırmak için çırpınana kâfir muamelesi
yapıyorsun? “Kuran da Kuran” diyene Kuran’ı bile
okumamışken kâfir diyorsun da… Hidayetinin, doğru yolda
olduğunun bilincinle farkında değilsen, kâfir olan sen
olmayasın!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
175
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Asık Suratlı Melek
Zanlarından Guslettin mi?
Deden çok iyi bir müslümandı. Beş vakit namazını camide
cemaatle kılar, sabah namazlarından sonra eve döner Kuran
okurdu. Arapça bilmezdi ama olsun! Çok kere hatmetmişti
kitabı! Büyükannen de çok iyi bir müslümandı. Okuma yazması
yoktu ama namazını hiç aksatmaz, orucunu layıkıyla tutar, altı
günleri, üç ayları hep oruçlarıyla süslerdi. Her yatsıdan sonra
doksan dokuzluk tesbihiyle on tekrar yapar, dedenin sözünden
de hiç çıkmazdı. Annen baban da onlar da dini bütün insanlardı!
Ne kadar şanslısın ki böyle müslüman bir ailede müslüman
olarak doğup müslüman olarak yaşadın!
Hep iyi bir insan olma peşinde koştun! Makbul ve güzel işler
yaptın! Diline ve örtüne hep dikkat ettin! Harama uçkur
çözmedin, kimsenin malına da yan gözle bakmadın! Kalbin hep
temizdi! Çalıştın, çabaladın, geceni gündüzüne katıp üç beş
kuruş biriktirdin. Çocuklarına hâlihazırda rızık sebebi olan bir
dükkân ve iki ev diktin. Sen iyi bir müslüman olduğun için
Allah sana bunları nasip etti!!! Sen de çocuklarına nasıl para
kazanıp da geleceklerini garanti altına alacaklarını gösterdin!
Her kurban bayramında kurban kesip, her Ramazanda Diyanetin
belirlediği oranda fitreni verdin. Kurban derilerini filanca
KalemzádeKãmil
176
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kuruma, eski halılarını falanca camiye verdin. Hocaları can
kulağıyla dinledin. Vaazlarında çok defalar hislendin de
hislendin. Allah derken, peygamber derken, Ebubekir derken,
Ali derken, Ayşe derken, Mevlana derken, Said derken hep
hüzünlendin. Cami çıkışlarında cebindeki bozuklukları kutuya
attın. Günahların olsa da cehennemde onlara dair cezanı
çektikten sonra cennete gideceğini umut edin. Hep güvendin
Allah adına sana edilmiş vaazlardan anladıklarına. Hep iyi
niyetliydin. Doğrularınla beraber eğer yanlışların da varsa Allah
affederdi. Zaten peygamberin de şefaat edecek, belki de
cehenneme bile girmeden cennete gidebilme ihtimalin olacaktı.
Hatta bir rivayete göre cehennemde kimse ebediyen de
kalmayacaktı. Asla zalimlerden, kötülerden olmadın! Allah
adaletli olduğuna göre senin gibi namazında niyazında birisini
cennetine koymayacak da kimi koyacaktı! Üstelik hiç içki de
içmemiş, kul hakkı da yememiştin. Bu kadar sarhoş varken sen
mi gireceksin ki cehenneme! Sen emindin kendinden. Keşke
herkes senin gibi olsaydı!
Din adına ne öğrendiysen uygulamaya elinden geldiğince gayret
ettin. Tırnaklarını sırayla kestin, sol ayağınla helaya, sağ
ayağınla mescide girdin. Ettehiyyatüyü okurken sağ işaret
parmağını kaldırdın. Sağ ayağını da dik tutup kıbleden hiç
ayırmadın. Safları hep sıklaştırdın, eciş bücüş olsan da öyle
kıldın namazını ki sevabı bol olsun! Yatırlarda dualar ettin,
mezarlıklarda Yasin okudun. Ölmüşlerinin mevlitlerini okuttun
da okuttun yedisinde kırkında ellibirinde. Helvalar, aşureler,
mevlit şekerleri dağıttın. Tavuklu pilavlar ikram edip, dernekten
abilere vaazlar ve ilahiler okuttun kızının en mutlu gününde, içi
kıpır kıpırken düğününde. Abdestsiz dokunmadığın Kuran’ı
KalemzádeKãmil
177
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
tertemiz tuttun. Kimse alıp kirletmesin diye bohçalara sarıp en
temiz yerlerde ve hep üstte muhafaza ettin. Öptün, alnına
koydun da öylece bıraktın. Elbette ki niyetin hep
iyiydi. Bismillah dedin yemeğe otururken, elhamdülillahla
kalktın.
Allah nasip etti, haccını da yaptın. Hacerül esved taşını öperken
gözyaşı döktün, şeytanı taşlarken içinde birikmiş kini boşalttın.
Şallar getirdin, tesbih dağıttın akrabalarına. Onur duydun
kıbleye döndürüp euzu besmeleyle içirirken, çay bardağına
döktüğün okunmuş zemzem suyunu. Paylaşmak istedin
sevincini. Kâbe fotoğraflarını gösteren o oyuncak dürbünlerde
gösterdin ışıl ışıl kutsal mekânı. Anlattın o mukaddes toprakları,
o topraklardaki hissiyatını. Adeta bir sahabeydin oralarda,
yıldızlardan bir yıldız gibiydin! Bir kere daha bir kere daha
gitmek, o ilahi neşeyi bir kere daha hissetmek istedin. Para
biriktirip birkaç da umre yaptın.
Sana din adına, Allah adına, peygamber adına anlatılanları asla
sorgulayıp da günahkar durumuna düşmedin!!! Sorgulamak,
şüphe etmek demekti!!! Hiç şüphe etmedin namazından, hiç
şüphe etmedin kitabından, hiç şüphe etmedin hocalarından. Hiç
mi hiç şüphe etmedin imanından! Ne dendiyse harfiyen
kabulündü. Ne de olsa Allah adına konuşan, Allah adına
anlatan, Allah adına fetva verenler yanlış bir şey söylemezlerdi!
Din kitap hep iyi ahlaklı olmayı gösteriyor madem, din adamları
en ahlaklı olanlardı şüphesiz!!! Eğer onlara uyarsan doğru yola
da uymuş olurdun! Hiç kazaya bırakmadın namazını, vakti
mecbur kalmadan geciktirmedin. Oy’unu müslümana verirken,
işini müslümanla yaptın, alışverişini de müslümandan.
KalemzádeKãmil
178
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Yaşlanmaya başlayınca saçını da kısalttın, sakalını da uzattın
sünnete göre. Artık camiden eve, evden camiye… Başında
takkeyle, sırtında cübbeyle de gezebilirdin artık. Hep kınadın
gençleri, hep kötü gördün gençliği. İslam bir gün ülkene hakim
olursa herkesin, her şeyin düzeleceğini, gençliğin de doğru yolu
bulacağını, bu topraklarda bir asrı saadet olabileceğini
biliyordun!!! Bu yönde destekledin her Allah diyeni, övdün
senin gibi düşünen siyasetçileri. Senin dinini bozmak isteyen
yeni yetme sapık Kuran’cılardan korudun dinini, diyanetini,
aileni. Selavatlar çektin binlerce. Böylece peygamber seni hep
duyuyor olacaktı. Ve bu yüzden zamanı geldiğinde şefaat de
edecekti!!! Hep inandın… Ne söylendiyse inandın, hep inandın!
Ömrün boyunca inandığını söyledin. Ne dendiyse yaptın!
“İnandım” dedin “ben müslümanım!!!”
Ve gün geldi hak vaki oldu. Bir müslüman olarak doğup
büyüdüğün gibi, bir müslüman olarak da öldün! Kabir
azabından çok korkardın ama bir de baktın ki gözünü açtın
hemen. Öte taraftasın. Demek ki azap yoktu sana! Heveslisin.
Üzülmek olmayacak artık sana! Melekler karşılayacak “hoş
geldin güzel kul” diye seni. Bak! İşte geliyor ilki, beyazlar
içinde elinde bir kalem, bir kâğıt…
Yüzü asık ama işi çoktur ondan! Sana sorular soracağını
söyledi. Sor dedin sevinçle ve aceleyle…
“Sana uyarıcı bir kitap geldi mi?” diye sordu. Sevindin, bu ne
kolay bir soru diye… “Evet, evet” dedin heyecan içinde.
KalemzádeKãmil
179
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Ona inandın mı?” diye sordu peşinden. Sevindin ve haykırdın
onurla… “Evet, evet inandım. Kuran’a inandım. Peygambere
de, hepsine inandım ben!” Yüzün gülüyor, ağzın kulaklarına
varıyordu bir an önce cennetle müjdelenmek için. Ama neden
melek hala böyle asık suratlıydı ki!!!
Durdu, durdu. Şöyle bir baktı. Elindeki kalemi üzerindeki
elbiseye taktı. Gözlerine dikilip “inandın öyle mi?” diye sordu
tekrar. Neden böyle soğuk bakıyordu ki!!!
“Ev, eve, evet! İnandım!” dedin bir şaşkınlık ve kekelemeyle,
yarıya güler gibi endişe gelişiyle…
Melek şöyle bir tepeden tırnağa süzüp seni, bir kasırga gibi
açarken ağzını, çevrendeki her şey meleğin nefesinden
havalarda uçuştu. Haykırdı gözlerinin içine bakarak!!!
“Yalancı!!! Yalancısın sen!!!”
Neye uğradığını şaşırdın. Bu kadar makbul ve güzel işler yapıp,
din adına ne söylendiyse yapan senin gibi birisine bu muamele
de neydi!!!
“Ben yalancı değilim. İnandım o kitaba ben!” dedin korkuyla ve
hayretle.
Melek bir kez daha haykırdı. Yanardağlar patladı etrafında…
Yerden sıcak sular fışkırdı. Yeşil ağaçlar kurudu saniyeler
içinde. Ortalık toz duman!
KalemzádeKãmil
180
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Yalancısın sen!!! Anlamadığın, okumadığın bir kitaba
inandığını söylüyorsun! Okumadığı kitaba nasıl inanır bir
insan!”
Çevren, içinden alevler ve kaynar sular fışkıran çatlak
topraklara dönüşürken “Gözlerine sor okumuş mu? Kulaklarına
sor duymuş mu? Kalbine sor anlamış mı?” diye bağırdı.
Bir pişmanlık sararken eriyen bedenini melek büyüdü büyüdü
ve son bir kez haykırdı..
“Bütün ömrün boyunca inandığını söyledin. Demek ki bütün
ömrün boyunca yalan söyledin. Bir kez olsun “gerçekten
inandım mı ben” diye sorup nefsine sorgulamadın. Açıp o kitabı
okumadın… İnandın, öyle mi? Yalancısın sen!!! Okumadığın
kitaba inanmış olur musun hiç!”
Öfkeli melek arkasını dönüp, seni oracıkta bırakıp uçup gitti.
Ve sen kendi kendine o kadar uzun ömrüne rağmen ilk defa
düşündün… İlk defa aklını kullanıp, ilk defa kendine itiraf ettin.
Sonra mırıldandın.
“Evet yalancıyım ben! Okumadığım bir kitaba inandığımı,
anlamadığım dilde okuduğum dualarla cenneti kazanacağımı
zannettim. Meğer benim talebim neyse Allah bana onu vermiş.
Bunu ben istedim. Kalbime girmeyen bir imanmış meğer
benimki. Ben hiçbir zaman gerçeği desteklemedim. Ben
okumadım. Ben gerçekten inanmadım. Beni kandırdı o
kandırıcı. Yaptığım güzel işler de bir bir boşa gitti. Hep
KalemzádeKãmil
181
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“inandım” dedim ömrümce. Meğer hiç inanmamışım. Keşke
beni sadece Allah’a çağıran ve sadece Kuran’ı “oku da oku”
diye ağzında tüy bitenlere azıcık kulak kabartsaydım. Bunu ben
hak ettim. Tek sorumlu da benim!”
Umarım bu uyduruk hikâyeyi ya da bir benzerini yaşamak
zorunda kalırsan, bu bir rüya olur da az sonra uyanırsın ondan.
Bir ibret olur da hiç zaman kaybetmeden, anladığın dilde
okursun Kuran’ı. Okursun da öyle inanırsın. Gözün açılır.
Kalbinin kilitleri sökülür ve kulakların duyar tüm gerçeği
apaçık olarak. Ve “inandık” dediğimizde bize hiçbir melek
“yalancısın sen” demez bir gün.
Sevincin nerede ey kendinden emin insan? İmanın nerede?
Müjde bekliyorsan bu kirlerin ne olacak? Zanlarından
gusletmenin zamanı gelmedi mi? Kurtulamayacak mısın kirli
bilgilerinden? Kitabını okuyarak arınmanın zamanı gelmedi mi?
İlk defa, sadece Allah’a ve O’nun affına güvenerek, sadece
O’na dua etsen şurada, şu anda her neredeysen! İstesen O’ndan
“beni en doğru yoluna ilet, tek çarem Sen’sin” diye. Her şeyin
en doğrusunu, kalplerin de en derinindekini en iyi bilene.
Olmaz mı!!! Nefes alıyorsan, O senden ümidini kesmedi. Ya
sen!!! Halen Allah’a güvenmenin zamanı gelmedi mi? Sen
Müslümansın. Artık inanmanın da zamanı gelmedi mi?
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
182
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kitapsız Kitap Ehli
“Kitap Ehli”nin İzdüşümü
Allah Kuran’da birçok yerde Tevrat, Zebur ve İncil bağlıları
için “kitap ehli” tabirini kullanıyor. Bu kapsamda bugün bizim
de elimizde Allah’ın uyarıcı, hatırlatıcı ve öğütleyici kitabı olan
Kuran olduğuna göre biz de kitap ehliyiz. Böyle söylediğimde
beyninin lobları sarsılarak tansiyonu yükselenler oluyor. Sanki
kitap ehline atıf yapan ayetlerde sadece Yahudi ve Hıristiyan
inkârcılarından bahsediliyor da bizimle hiçbir ilgisi olmayan
sözler söyleniyormuş gibi… Sanki Kuran kitap değilmiş gibi!!!
Elinde okunup duran bir kitap olan toplumlar kitap ehli demek
değil midir? Tevrat, Zebur, İncil kitap da Kuran değil mi?
Elbette Kuran’da “kitap ehli” tabiri İncil ve Tevrat ehli işaret
edilerek kullanılıyor. Ama düşün diye kullanılıyor. Sen öyle
olma diye kullanılıyor. Aynı hatalara düşme diye kullanılıyor.
İnsanlara “bak ayetlerde Hıristiyanlar nasıl eleştirilmiş, biz de
öyle olmayalım” dediğimizde keskin bir akıl tutulmasıyla “o
ayetler Hıristiyanlar için indi, kâfirler için indi, bizi
bağlamıyor” diyerek ve bütün İncil ve Tevrat ehlini kafir
görerek kesip atanlar ne kadar cahilce konuştuklarını umarım
ölüm kendilerine gelip çatmadan önce anlarlar.
KalemzádeKãmil
183
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bugün biz de kitap ehliyiz ve kitabımızda kitap ehline atfedilen
ayetlerden de elbette izdüşümümüz vardır. “İncil bağlıları
İncil’e göre hükmetsinler” diyen Allah “Kuran bağlıları da
Kuran’a göre hükmetsinler” demiş olmuyor mu? Elçisine
“ellerinde Tevrat’ı okuyup dururken gelip senden neden hüküm
arıyorlar” diye soran Allah, bize de “elinizde Kuran varken
neden risalelere, mesnevilere, hadislere, rivayetlere, ilmihallere
göre hüküm arıyor da Kuran’a göre hükmetmiyorsunuz” diye
sormuş olmuyor mu?
Allah gayet anlaşılır şekilde açıklıyor ama okuyan nerede!!!
Hadi anlamadın, hadi okuyanın dediğini de reddettin… okuyup
da senin kitabını senden daha iyi bilene hiç mi özenmiyorsun,
hiç mi kıskanmıyorsun, hiç mi utanmıyorsun!!! Gerçi, havada
gördüğü posta güvercinine bile katlanamayıp sapanla vuran…
her yazılan satırdan pirelenen zalim cahiliyenin… ve de
düşününce bile günaha gireceğinden korkan… “kitap”
kelimesine bile bu kadar alerjisi olan bir toplumun, kendi
kitabını da okumamasına şaşmamak gerek. Beyin loblarımızı
şöyle mutedilce bir titreştirip tansiyonumuzu yükseltmeden
“kitap ehli miyiz, kitapsız mıyız!!!” önce ona karar vermemiz
lazım bizim!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
184
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bir İyi Bir de Kötü Haber
Uyan Gaflet Uykundan
Ablacığım sana bir iyi bir de kötü haberim var. İki gerçek
söyleyeceğim sana. Hangisini önce söyleyeyim?… İyi olanı mı?
Tamam… Kulaklarını dört aç dinle beni. Çok sevineceksin.
Söylüyorum… Sana bir kitap gönderilmiş. Senin için özel
şeyler varmış içinde. Hem de kim göndermiş biliyor musun?
Tahmin et!!! Edemedin dimi? İyi dinle. Kulaklarına
inanamayacaksın. Allah!!!
Allah sana bir kitap göndermiş! İnanabiliyor musun? Seni
unutmamış, senden vazgeçmemiş, seni sevmiş, seni seçmiş.
Senin hatalarını affetmek istiyormuş. Sevin. Çok sevin. Kötü
habere gelince… Her an ölebilirmişsin! Hatta her an kıyamet
saati de gelebilir, yerin altı üstüne gelebilirmiş. O halde ne
yapman gerek, sen biliyorsun. Sen aslında biliyorsun…
Biliyorsun ama bilmezden geliyorsun. Üzülme gücenme ama
sen onu hala okumadın!!! Uyan ablacağım, uyan!!! Hemen oku
onu.
Sana bir soru sorabilir miyim abi? Kuran’ı anladığın dilde
okudun mu hiç? Hayır mı!!! Peki abiciğim, bugüne kadar
olmasaydı da bugün Allah’ın bir kitap gönderdiğini
öğrenseydin, ne yapardın? İçinde ne yazdığını hiç merak etmez
KalemzádeKãmil
185
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
miydin!!! Ederdin değil mi? O halde sen ne yapıyorsun abi?
Koş çabuk, aç kitabını okumaya başla. Bırak şimdi ekonomi
haberlerini. Ya yarın sabah kıyamet koparsa ne yapacaksın?
Nereden biliyorsun kopmayacağını? Uyan abim, uyan!!! Oku
onu.
Amca!!! Bugüne kadar olmasaydı da bugün Allah’ın Arapça bir
kitap indirdiğini öğrenseydin, onu Türkçeye çevirmeden mi
okurdun?… Anladım da amca, öyle okuyunca anlamıyorsun ki
zaten!!! Önce Türkçe bir oku, Arapçasını okuma işini sonra da
yaparsın. Önce oku anla içinde ne yazdığını, olmaz mı? Zaman
sınırlı. Allah korusun, belki de birazdan kalp krizi geçirip
öleceksin. Çabuk ol. Bırak şimdi maç kritiklerini dinlemeyi.
Allah’ın senin hayat maçını kritik edeceği günü düşün. Çabuk
aç kitabını oku. Allah göndermiş diyorum sana. Uyan derin
uykundan!! Oku onu.
Teyzeciğim!!! Bugüne kadar olmasaydı da bugün Allah’ın bir
kitap gönderdiğini öğrenseydin, onu bir an önce okumak
istemez miydin? İşi gücü bırakıp hemen okumaya bakmaz
mıydın!!! Ne zaman son nefesini vereceğini bilmediğin şu
dünyadan Allah’ın sana gönderdiği mesajını okumadan mı
gideceksin? Bırak şimdi hocalar bana anlatır demeyi. Belki de
sadece sana özel şeyler var içinde ve kimse onları fark
etmemiştir. Sadece senin hayatını ilgilendiren, sadece sana
gönderilmiş olan bir mesaj vardır ve sen o ayeti okumadan
ölmüş olacaksın!!! Düşün ki böyle bir durumda Allah’a nasıl bir
cevap verebilirsin? Allah onu sana göndermişken sen onu
okumayı başkalarına bırakmışsın ve başkaları da sana ait o
KalemzádeKãmil
186
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
mesajı değil kendilerine ait olanları okumuş ve anlatmışlarsa!!!
Teyze yapma! Uyan artık!!! Oku onu.
Dayı!!! Bugüne kadar olmasaydı da bugün Allah’ın bir kitap
gönderdiğini öğrenseydin, hayatında onu okumaktan daha acil
bir işin olur muydu? Bırak şimdi başbakan ne demiş, muhalefet
ne yapmışı!!! Önce şu acil işini hallet, sonra dönersin yine
siyasete… belki de daha aklı başında olarak. Haberler kaçmaz,
haberler sana gelir merak etme. Sen Allah’ın sana gönderdiği
haberi dinle önce. Neyin peşindesin dayıcığım. Her şeye acele
ediyorsun. Bir de şuna acele et. Oku bir an önce şu kitabı. Belki
de sana siyasetin ne halde olduğunu, çözümün neler olduğunu,
kimin ne yanlışlar içinde olduğunu o kitap anlatıyordur. Dayım
uyan, ne olur uyan!!! Oku onu.
Anne!!! Tecvidli mecvidli ne güzel okuyorsun ama sana bir şey
söylemek istiyorum. Allah bugün Çince bir kitap gönderseydi,
onu okumak için önce Çince alfabe öğrenip, anlamını bilmeden
Çince mi okuyacaktın? Önce öyle ya da böyle çevrilmiş şu
Türkçesini okuyup bir şeyler anlasak belki de okudukça
Arapçasını da anlamaya başlarız ha, ne dersin!!! Gel seninle
önce Türkçesini okuyup bitirelim, sonra Arapça okumaya
devam ederiz. Allah korusun, ya biraz sonra başımıza bir kaza
gelecek olsa ve yatalak bir hayata düşsek, ne elimiz ne ayağımız
tutmaz bir felçe uğrasak, ya da gözlerimiz şekerden görmez
veya kulaklarımız duymaz olsa, ya da yüksek tansiyondan
aklımız gitse başımızdan Allah’ın ne demiş olduğunu
anlamamışken bir daha nasıl anlarız!!! Uyan güzel annem!!!
Artık uyan!! Gel okuyalım onu.
KalemzádeKãmil
187
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Babacığım!!! Allah bir kitap gönderdi, sen ne zaman
okuyacaksın? Ah babacığım ah! Bugün Allah bir kitap
göndermiş olsa hemen “ne demiş” diye öğrenmek istemez
miydin!!! Allah 1400 sene önce göndermiş o kitabı zaten. Sen
de bu kadar ömür sürmüş ihtiyarlamışsın. Ve hala
okumamışsın. Hiç mi merak etmiyorsun baba! Allah ne demiş
diye hiç mi ilgilenmiyorsun!!! Ya yarın senin O’nun kitabına
yaptığın bu muameleyi O da sana yaparsa!!! Uyan babacığım,
affet haddimi aşmışlığımı. Uyan babacığım, ne olur uyan!!!
Oku onu.
Oğlum!!! Bugüne kadar olmasaydı da bugün Allah’ın bir kitap
gönderdiğini öğrenseydin, daha çok merak edeceğin bir mesaj
gelir miydi cep telefonuna? Gel oku şu kitabı. Sonra yine
bakarsın telefonuna. Bırak bilgisayarında oyun oynamayı. Yine
oynarsın sonra. Uyan oğlum uyan!!! Oku onu.
Kızım!!! Bugüne kadar olmasaydı da bugün Allah’ın bir kitap
yüklediğini öğrenseydin internete, onu indirip okumaktan daha
acil bir download yapar mıydın!!! Bırak şimdi burç fallarından
gelecekler okumayı. Geleceği Kuran’dan öğren. Bırak şimdi
süslenmeyi. Takvayla sarıl kitabına. Sonra daha da güzel
süslenirsin. Uyan kızım uyan!!! Oku onu.
Hanım, bey, yenge, enişte, kayınço, bacanak, dede, nine,
amcaoğlu, dayıoğlu, kuzenler, yeğenler, arkadaşlar, komşular,
ey ahali!!! Az önce Allah’ın yeni bir kitap indirdiğini
duysaydınız ne yapardınız!!! İşte onu yapın bir an önce!!! 1400
küsur sene önce indirmiş zaten. Siz de az çok bir ömür
KalemzádeKãmil
188
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
geçirmişsiniz ama hala o kitabı okumuyorsunuz. Uyanın artık!!!
Okuyun onu.
Ey müslüman!!! Şu cahiliye devrini bitir artık. Şu coğrafyayı
cahilistana çevirmişler. Uyan artık. Kitabını anladığın dilde oku
da anla artık. Allah bir kitap indirdi. Oku artık. Hiç mi merak
etmiyorsun? Ne kadar vurdum duymazsın!!! Yahu, hiç mi
merak etmiyorsun? Hiç mi telaşlanmıyorsun!!! Hem inanıyor
hem de okumuyorsun. Okusan da anlamadığın bir dilde ne
dediğini bilmeden okuyorsun!!! Bu nasıl bir akıl tutulması!!!
Ey müslüman!!! Az önce inmiş olsaydı o kitap ne yapardın? Hiç
mi düşünmeyeceksin!!! Ya yarın kıyamet kopacaksa, ya
birazdan öleceksen!!! Bu ne rahatlık!!! Allah sana bir kitap
gönderdi ve sen onu okumaktan imtina ediyorsun!!! Bu ne
gafillik!!! Hiç mi aklın yok!!! Az önce indirmiş olsaydı, ne
yapar eder Allah’ın ne dediğini öğrenmek istemez miydin!!!
İlgilendiğin yazarların yazıları, vergi kanunları, imar
değişiklikleri, tapeler, mapeler internete düşer düşmez
okuyorsun. Sen neyi ertelediğinin farkında mısın!!! Allah’ın
mesajını… Uyan uyan uyan uyan uyan artık!!! Uyan şu
cahilliğinden!!! Uyan artık!
Bu cahillik mektep cahilliği değil!! Bu cahillik gaflet cahilliği!
Cenneti umuyorsun ama Allah senin gibi bir cahili ne yapsın!!!
Aklını kullanamamış olanla aklını kullananı nasıl bir tutsun!!!
Uyan artık! Allah sana bir kitap gönderdi. Zaman kalmadı belki
de. Bildiklerinin çoğu yanlış belki de!!! Sana öğretilenlerin
çoğu yanlış belki de!!! Sorgulamak kötü olan değil de Allah’ın
bizden istediği şeydir belki de!!! Merak et artık, ne demiş sana!!
KalemzádeKãmil
189
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Oku şunu artık! Oku anladığın dilde şu Kuran’ı artık. Ayıptır!!!
Günahtır!!! Zulümdür kendine, utanmazlıktır, aymazlıktır
Allah’a karşı, gönderdiği kitabı okumamak. Hainliktir belki de
okumayıp da başkasının okuyup sana anlatmasını beklemen!
Bitir artık şu cahiliye devrini! Uyan artık insan evladı, uyan!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
190
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kuran’dan Haberdar
Olmayanlar Ne Olacak?
Sorular… Sorgular… Düşünceler…
Çok kere şu soruları soranları duymuşuzdur… Yeryüzünde
Kuran’a ulaşamayanlar var. Hıristiyanlar ve Yahudiler ne
olacak? Kuran’dan kitaptan haberi olmayan toplumlar ne
olacak? Çinliler ne olacak? Japonlar, Hindular ne olacak?
Afrika’nın ücra bir köşesinde yaban hayatı yaşayanlar ne
olacak? Okyanusun ortasındaki bir adada yaşayanlar ne olacak?
Kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olanlar (!) ne olacak?
Kendimizi unutmuş ve tasası bize düşmüş gibi açıktan ya da
içten içe sorguluyoruz? Allah’ın “onlar hakkındaki kararı ben
vereceğim” diye söylediğini bildiğimiz halde neden soruyoruz
dersiniz? Demem “sormamalıyız” demek değil hatta “soruyor
olmaktan” korku değil mutluluk duymalıyız. Demek ki hala
düşünebiliyoruz. Eleştiri noktam Allah’ın ayetlerde açıkladığı
gerekçelere ve daha ciddi önceliklerimize rağmen bazı konulara
takılıyor oluşumuz.
Allah kalbimizin derinliklerinde neler olduğunu, kafamızın
içinde hangi tilkilerin dolaştığını elbette biliyor. İnsanlar bu
soruları bence birkaç sebepten dolayı soruyor. Bir kısım
Kuran’ı reddettiği ve bu reddine bir kulp bulmak için
KalemzádeKãmil
191
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
sorgularken… bir kısım dine soğuk kalıp Kuran’ı hayatının
merkezine almak istemediği için… bir kısım halen Kuran’a
yeterince idrakle iman etmediği için soruyor. Ancak soranların
ve bu sorgulamaların hepsi kötü niyetli değil. Bir kısmımız
Kuran’ın hak söz olduğuna delil getirmek için… bir kısmımız
Kuran’a dair içinde hiçbir şüphe bırakmamak ve kalbini
mutmain etmek için… bir kısmımız Kuran’ın hak olduğunu
kendine delillendirdiği halde başkalarını da ikna etmek için…
bir kısmımız ilmini artırmak için… ve bir kısmımız ise
Kuran’ın da, yaratılan her şeyin de her oluşun da (kendisi
bilmiyor olsa bile) hak bir maksatla yaratıldığına emin bir
biçimde “kalk ve uyar” emri gereği, tebliğ görevinde
karşılaştığı dirençlerle cihat etmek, insanlara faydalı olmak,
makbul ve güzel bir iş yapmak ve Allah rızasını elde etmek için
soruyor, sorguluyor. Allah doğru soruları ve doğru cevapları
nasip etsin.
Hıristiyanlar ve Yahudilerin Durumu Ne Olacak? Kuran’da
“İncil bağlıları İncil’le hükmetmeye devam etsinler” denirken
bütün
Hıristiyanları…
ellerinde
Tevrat
dururken
peygamberimize hüküm soranlar eleştirilirken bütün Yahudileri
cehenneme layık görecek bir fikir ileri süremeyiz. Onların
içinde de gece gündüz Allah’ı anan, ahirete inanan, şirke
düşmeyen ve makbul ve güzel işler yapma peşinde olanlar
olduğunu Allah söylerken biz “yok” diyemeyiz. Onlar için
“kitap ehli” deniyor ve onların bir kısmının asla
üzülmeyecekleri belirtiliyor. İnsanların çoğu ise bizde olduğu
gibi elbette onlarda da en az bizdekiler kadar hüsranda. Allah
Kuran’la tanışmalarını nasip etsin.
KalemzádeKãmil
192
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Eğer (bugün Kuran ehlinin de dâhil olduğu) ehli kitap,
kitabından yüz çeviriyorsa bu bir akıl tutulmasıdır. Çünkü emin
değilsen ve böyle ciddi bir uyarı geldiğine inananlar varken, o
kitabı okuyup, reddeceksen de öyle reddetmelisin. Ki eğer
hüsnü zanla okursan zaten reddedemezsin. Zira o kitap, sana bir
insan sözü olmadığını ispatlayacaktır. Eğer anlamıyorsan, bu
anlaşılmazlık senin idrak pencerenin önünde duvarların
olmasındandır. Allah Kuran’dan yüz çevirtmesin.
Kitaba Ulaşamayanların Durumu Ne Olacak? Geçmişte
Kuran’a da İncil’e de, Tevrat’a da Zebur’a da ulaşamayanlar var
olmuştur. Yeryüzünde Kuran’dan haberi olmayan, hatta böyle
bir kitabın varlığından bile haberi olmayanlar bırakın geçmiş
zamanı, eminim bu devirde bile vardır. İncil ve diğerlerinden
de. Kendisi ayrı bir kitapla uyarılmamış kavimlerin durumu ne
olacak diye sorup durmaya aslında gerek yok. Yazıyor zaten.
Onların hepsi cennetlik ya da cehennemliktir denmiyor “onların
işi Allah’a kalmıştır” deniyor. Eğer hepsi cehennemlikse neyin
kararı verilebilir ki? Demek ki onların içinden de, yani (bizim
bakış açımıza göre) uyarılmamışların içinden de kıyam günü,
karar günü hiç üzülmeyecek olanlar vardır. Üstelik Allah,
uyarıcı gönderilmemiş bir topluluğun olmadığını söylüyor.
Dikkat edin! “Kitap ehli” diye bir kavramdan bahsettiğine göre
Allah… Yani eğer “kitap ehli” varsa kitap ehli olmayan da
olmalı. Çok basit ve anlaşılır değil mi!!! Sadece o dönemdeki
Mekkeli Arap kabilelerinden bahsediliyor olamaz. Her insan
Allah’tan (tek bir yaratıcı ilahın var olduğundan) haberdardır.
Allah kitaplarından bazı kullarını haberdar etmemiş olabilir ama
kendi varlığını ve yeniden yaratacağını her kuluna sürekli
KalemzádeKãmil
193
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olarak hatırlatmaktadır. Bunun için sayısız delileri okyanustaki
adaya da, balta girmemiş ormanlara da, Satürn’ün halkalarına
da yerleştirmiştir. Allah’ın zikrinin (hatırlatmasının)
yeryüzünde ve gökyüzünde ulaşmadığı tek bir milimetrekare
yoktur. Ve insan eğer aklını kullanırsa bunu apaçık görecektir,
görmektedir.
Bu kapsamda demek istediğim, ne ile uyarılacağımıza biz karar
veremeyiz. Bizi yaratan, her birimizi farklı fıtratta yaratıp bize
uygun uyarıcıyı göndermiştir. Bu seçim çok muhtemeldir ki
bize ait değildir. Çünkü en etkili olarak ne ile uyaracağını
uyarıcı bilir, uyarılan değil. Yaratılmış bir varlık hem ikaz edici
hem de ikaz edilen olamaz.
Kullarına kitaplarla hidayet veren ve her şeye muktedir olan
Allah’ın bir kısım kullarını da kitap dışında başka yöntemlerle
deneyebileceğini düşünmek bu kadar zor olmasa gerek. Kitaba
ya da bir başka vesileye ihtiyacı olan, Allah değil biziz. Her
şeyi başarabilen Allah’ın, sadece kitapla bu işi başarabileceğini
iddia etmek, Allah’ı bir oluş için kitaba muhtaç görmek gibi
geliyor bana. Sadece Allah’tır tek olan. Kullarına verdiği hayat
bile çiftken, bir kitapla da, tek bir hidayet yöntemi ile de
sınırlandırılamaz. Yazı yazmayı bilmediği, kalemi bilmediği
çağlar da yaşadı insanoğlu. Demek ki kitap sadece sayfaları ve
içinde yazıları olan bir şey değil Allah katında. Yine de Allah
haberdar olmayanları, içinde ihtiyacımız olan her şeyi
barındıran Kuran’la tanıştırsın.
Din Değiştirenler Ne Olacak? Diğerleri de fıtratına, yaşadığı
topluma ve imkânlarına göre deneniyor diye “Madem öyle,
KalemzádeKãmil
194
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
istediğim dine, istediğim kitaba geçerim” demek bana göre akıl
tutulmasıdır. Çünkü zaten elinde bir uyarıcı kitap varken onu
beğenmeyip başka uyarıcılar peşine düşmek de yine Allah’ın
ayetlerinden yüz çevirmektir. Bir de o kitabın son ilahi kitap
olduğuna inanıyorsa! Ama gerçekte zaten bir ilahi dine mensup
olduğunu hissetmeyenler bu kapsamın dışında din seçme
şansına belki sahip olabilirler. Din değiştirmek mümkün mü?
Hiçbir ilahi dine idrakle mensup hissetmiyorsan elbette din
seçmek mümkün olabilir ama net bir şey de söyleyemeyiz.
Kesin olan, Allah’ın onlar hakkında da adaletli bir hüküm
vereceğidir. Allah onu bulanları Kuran’dan ayırmasın.
Dinde Fırkalaşanlara Uyanların Durumu Ne Olacak? Kuran
apaçıkken, dinde fırkalaşmak da bir nevi din değiştirmek gibi
görünebilir. Ancak her şeye rağmen onların içinden de Allah’a
şirk koşmamaya gayret eden, hurafelere dalmayan, aklını
kullanmaya ömrü boyunca didinip duranlar ve her türlü
bozulmaya rağmen o bozulmanın içinde gerçeği imkânı
nispetinde bulanlar olacaktır. Kimseye müslüman değilsin
diyemeyiz. Ancak gerçekten inanıp inanmadığını herkes kendisi
gözden geçirmelidir. İman, idrakiyle kalplere girmemişse, bir
nevi korkuyla ya da hevese dayanarak “müslümanım” diyebilir
bir insan, ama mümin midir (açık şirkler işlemiyorsa biz
bilemeyiz) Allah bilir. Neticede (aslen İslam ve tevhid dini
kaynaklı oldukları halde) Hıristiyanlık da bir mezhep ve
Yahudilik de bir ırk dinidir. Onların içinden kurtulanlar
olacakken İslami mezhep sahiplerinin tamamen şirkte olduğunu
söylemek mümkün değildir. Belki de bazı kişilerde (küçük
çaplı) gizli şirk olarak görülen unsurların bir kısmı ilgili kişinin
“sınırlı imkânlı” hayat şartlarında, sahip olduğu akıl seviyesinde
KalemzádeKãmil
195
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
ve Allah katındaki değerlendirmede şirk özelliği taşımıyor da
olabilir. Allah, fırkalaşmış olanların da Kuran’ı en iyi biçimde
anlamalarını ve bu yanılgılarından dönmelerini nasip etsin. En
iddialı biçimde “Sadece Kuran” diyenlerimiz bile farkına
varmadan şirk unsuru taşıyan sözler edebilirler, ediyorlar da…
Hatta bazen bir mezhepmiş gibi hareket edenlere bile
rastlayabiliyoruz. İnananların küçük hatalarını Allah affetsin
İnşaallah.
Düşünsel Dinlere Mensuplar Ne Olacak? Kuran’da, Allah’ın
uzattığı ipe ve insanların uzattığı ipe tutunun diye bir emir
vardır. İnsanların uzattığı ip kitaptaki bazı gerçekleri zamanı
gelince (bilerek ya da bilmeyerek) ortaya döken bilim
adamlarının zikre destek ipi olmakla beraber kitap ehli olmayan
toplumların içinden çıkan uyarıcıların ipi de olabilir aynı
zamanda. Nebi olmaları şart da değildir. Aklını kullanabilen bir
kul olmaları da kanımca gayet yeterli olabilir. Ve bu kişiler o
problemli dinlerin içinde bir kısım insanların tevhid yolunda bir
imanına vesile oluyor olabilirler. Yeter ki şirke bulaşılmasın. En
doğrusunu Allah bilir. Allah onları da Kuran’la tanıştırsın.
Ateistler Ne Olacak? Ateizm çağın en ciddi akıl
tutulmalarından birisidir. Aklını kullanamamak ve böylece eğer
inananların kitabını yalanlamak peşinde olunuyorsa Yaratan’a
savaş açmaktır. Sonu bellidir. Allah’ın ayetlerine savaş
açmayanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayanların
durumu hakkında ise Allah elbette adaletle karar verecektir.
Belki cennetine almasa da, bilemiyorum ama belki kendisiyle
mücadeleye kalkışmayanlara azap da etmeyecek olma ihtimali
olabilir. Sadece iyi niyetli bir sanı benimki. Bilemeyiz elbette.
KalemzádeKãmil
196
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bilmediğimiz şeyin ardına da düşemeyiz. Ancak görünen şu ki
yaratıcıyı reddedenlerin büyük çoğunluğu her nedense O’nunla
ve ayetleriyle mücadeleye kalkışmak gibi bir tutarsızlık
içindeler. Allah ıslah etsin.
Agnostikler Ne Olacak? Agnostiklik de bence bir akıl
tutulmasıdır. Birçok şeyin bilinebilir olduğu bir devirde
“bilinemez” demek Allah’ın kâinattaki ayetlerinden yüz
çevirmek ve deliller ısrarla yalanlanıyorsa gerçekleri örtmek
demektir. Ayetlere saldırgan davranan ateistlerden bir derece
daha ılımlı gibi duruyorlar ama bir hüküm vermek bize düşmez.
Allah ıslah etsin.
Deistler Ne Olacak? Söyleyeceğim onun da bir akıl tutulması
olduğudur. Çünkü bile bile kitaptaki ayetlerden yüz
çevirmekteler. Şirk koşmaz, ahirete idrakle inanır ve ayetlere
saldırmazlarsa umarım bir gün kitabı okuyup anlamaya
başlarlar ve Allah’ın affına nail olurlar. Belki de tabiattan,
kâinat kitabından delilleri görüp doğruya dönerler. Allah en
doğrusunu bilir. Allah ıslah etsin.
Her şeye rağmen, modern çağda yaşayan ve aklını kullanıp
sorgulayan insan Kuran’ı bulacaktır. Kuran’ı bulamazsa içinde
öyle ya da böyle hak zikri barındıran İncil’i bulacaktır. Onu
bulamazsa haham rivayetlerine bulanmış olduğu halde Tevrat’ın
içindeki (bütün ilahi kitaplara iman eden ve anlamak isteyene)
fosforlu satırlarda korunmuş olan zikri görecektir. Kitap
bulamazsa kendisini gerçeğe davet eden insanların ipini
bulacaktır. Hiçbirini bulamazsa bile ne tarafa bakarsa baksın
ona Yaratıcısını hatırlatan ve ispatlayan düzeni, maddeyi,
KalemzádeKãmil
197
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
enerjiyi, evreni, nefsine ve evrene döşenerek haykıran zikri,
kâinata döşenmiş ayetleri bulacaktır.
Şundan şüphesi olan var mı?… Allah kimseye adaletsizlik
etmeyecektir. “Allah yok” diyenler bile “eğer varsa şöyle iyi,
böyle adaletli olmalı” demiyorlar mı? Demek ki akıl, azıcık bile
iyi niyetle kullanıldığında herkesi gerçeğe götürüyor. Hiç şüphe
yok…
İnsan başıboş bırakılmamıştır. Allah her an onunla beraberdir
ve kimseye zeytin çekirdeğinin üzerindeki küçük bir çıkıntı
kadar bile haksızlık yapmayacaktır. Allah “tevbe edilmemiş
şirk” hariç her günahı gerekli görürse affedebileceğini
söylemektedir. Allah’a ve ölümden sonra dirileceğine iman
eden her insan, din günü kurtuluşuna namzettir. Allah kendisine
teslim olanlarla, O’na ve düzenine karşı savaş açanları
ayıracaktır. Allah, şirke düşmeden makbul ve güzel işler
yapanları bunu yapmayanlarla bir tutmayacaktır. Çünkü Allah
çok adaletlidir.
Sadece soruyor, sorguluyor, düşünüyoruz. Olasıdır ki
doğruların yanında yanlış sonuçlara da varabiliriz. Beşeriz
şaşarız. İnsanız. Yine de, başkaları hakkında sürekli bir merak
içinde olmak yerine çoğunlukla kendimize dönmeliyiz. Eğer
hatalı bir tefekküre girmişsek O’nun affını dileyelim. Ve biz,
son ve korunmuş kitap olan Kuran’a göre, öncelikle kendimizi
düzeltmeye bakalım. Allah bizi dosdoğru yoluna soksun ve
oradan ayırmasın İnşaallah.
KalemzádeKãmil
198
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Ve şu önemli hususu ekleyerek yazımı bitirmek istiyorum. Her
birimiz dinle ilgili birçok şey söylüyoruz diye, her şeyin en
doğrusunu biliyor ve onu söylüyoruz demek değildir. Herşeyin
en doğrusunu Allah bilir. Ve herşeyin en doğrusunu O’nun
bildiğini insanlara hatırlatmak düşüncelerimizi değersiz
kılmaz. İçimizdeki en bilge kişi bile konuşuyor olsa bu
böyledir. Biz ikna olduğumuz ve inandığımız doğruları
söylüyor olsak bile insanları Allah’ın kitabına davet edip,
doğruları oradan kendilerinin öğrenmelerini salık vermeliyiz.
Galatasaray’ın maçı hakkında değil, din hakkında konuşuyoruz.
Düşünmekten değil, Allah’ı unutmaktan korkmalıyız. Geçmişte
mezhep mezhep, fırka fırka olup, dinlerini bölük pörçük
edenler “en doğrusu benim, bizim söylediğimizdir” diyenler
değil miydi!!!
Herşeyin en doğrusunu Allah biliyor. Biz sadece düşünüyoruz.
Aklımızı kullanıp doğruyu bulma peşindeyiz. Allah bize
düşünün diyor. Yaptığımız bu. Hatalarımız olduğunda ondan
dönmeyi erdem sayarız, saymalıyız. O bize düşünün dediğine
göre korkmamalı, yanlış bir şeye varırız korkusuyla
düşünmekten vazgeçmemeliyiz. Ne düşünüp ifade etmek
kötüdür, ne de en doğrusunu Allah’ın bildiğini hatırlatmak.
Ama ikisi bir aradayken hem bizi nefsimizin kuşatmasından
kurtarır, hem de dinleyenimizi bize değil Kuran’a yöneltir.
Böylesi daha değerlidir.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
199
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şehrin Öbür Ucundan
Seslenen Adam
İslamiyet Arabın Dini mi!!!
Önceleri başka dinler vardı. Ama hepsi de O’na götürüyordu.
Allah kaynaklı tüm dinler o zamanlarda da selam, barış ve
“akıllı ve delilli teslimiyet” dinleriydi. Elçiler görevlerinin
başındaydı. Allah katında tüm o dinlerin hepsi İslam’dı. Sonra
insanlar gelişti, daha bir toplumsallaştı. Ama Allah’ın sünneti
değişmedi. Yine İslam gelmeye devam etti. Yeryüzünde farklı
coğrafyalarda farklı ırklarda farklı kültürlerde insanlara Allah
elçiler göndermeye ve onları uyarmaya, onlara gerçekleri
hatırlatmaya devam etti. Aynı zaman diliminde ve hatta aynı
anda farklı topraklarda birçok elçi görev yaptı.
Toplumlar geliştikçe ve birbirleriyle daha çok iletişime
geçtikçe, birbirlerinden daha çok haber almaya başladılar.
Falanca köydeki bir adam filanca kasaba halkına, öğrendiği
ilahi haberleri götürdü. Hemen her topluma sayısız elçiler
gelmeye devam ederken insanlar bu arada kalemi, yazıyı
öğrendi, ticaretleri ve kelamları gelişti. Ama Allah’ın sünneti
değişmedi. Yine İslam versiyonu dinler indirildi kavimlere…
ama bu kez levhalara, ceylan derilerine yazılı olarak. Nebi
elçiler toplumlarını uyarmaya başladı.
KalemzádeKãmil
200
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şehirler ve çevreleri akrabalaştıkça, alış veriş yaptıkça ve
insanlar var olanı keşiflerine devam ettikçe daha bir haberdar
oldular birbirlerinden. Nebiler tarafından uyarılmaya devam
edildikçe haberler yayıldı da yayıldı. Haberin etkisi oranında
elçilerin sayısı azalmaya başladı. Mesele zikrin ulaştırılması
olduğuna göre, mesele mesajın yerine ulaşması olduğuna göre,
ve mesaj tek bir merkezden ve esasen tek olduğuna göre
elçilerin azalması gayet doğaldı. Elçilerin sayısı yeryüzünde
mesajın ulaştırılamayan bölgelerine ulaştırılmasıyla ilgili ve
ulaştırılma alanının büyümesiyle ters orantılıydı. Nitekim
dünyada hemen her toplumun birbiriyle irtibata geçebildiği bir
dönemin başlamasıyla son nebi de gönderildi. Artık herkes,
birbirine Allah’ın zikrini hatırlatabilecek duruma gelmiş
ve Allah’ın kelamına elçilik edebileceği kocaman bir köyde
yaşamaya başlamıştı. Halen de öyle. İvmelenerek devam ediyor.
Hal bu iken Allah’ın yazılı vahyini okuyup, ona ikna ile iman
etmiş her mümin artık kendi kavmini, kendi toplumunu ve hatta
tüm insanlığı uyarabilirdi. Artık gerçeğin farkına varan her
mümin önce “oku”yup, ardından “kalkıp uyar”makla
görevlendirilebilirdi. Elçilerin ağır yükleri artık inananlara
paylaştırılarak hafifletilmiş, andolsun kolaylaştırılmıştı.
Artık dünya bir kavimdi. Artık dünya bir şehirdi. Artık dünya
bir köydü. Artık şu satırlardaki harfler bile İstanbul’da yazıldığı
andan itibaren ışık hızıyla Yeni Zelanda’daki bir evin
mutfağındaki monitörden okunabiliyordu. Artık “oku”ma
zamanıydı. Mesele hak mesaj olduğuna göre ve bu hak mesaj
yeryüzünün her noktasına ulaşılabilir durumda olduğuna göre,
ayrıca bir nebiye ve yeni bir ilahi kitaba da ihtiyaç yoktu. Son
KalemzádeKãmil
201
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
ilahi kelam bir kavme inmiş olsa da, artık tüm insanlığa bir
mesajdı, bir haberdi. Geçmişte yeryüzünü fesada uğratan
kavimler helak oldu gitti. Artık dünya bir kavim. Ve insanlar
dünyayı geri dönülmez bir fesada daha uğrattığında, bu kavmin
helakı da gerçekleşecek. O gün yalanlayanların vay haline!!!
Bu kitap hüsnü zanla okunursa anlaşılır. İyi niyet gözlüğü ile
okunmazsa harfleri birbirine karışır. Beğenmeme niyetiyle
okunursa ya yanlış anlaşılır, ya da anlaşılmaz hale gelir. Kendi
isteklerimiz dayatılmaya çalışılırsa, niyet bozuk olduğu için
yanıltır. Allah’ın gerçekleri görülmeye çalışılmaz da kendi
sözde gerçeklerimiz aranırsa sahte gözlükler takılması gerekir.
Mesajlar elbette elçiler vasıtasıyla kendi kavimlerine
gönderilmiştir. Ama kavme özel din değillerdir. Allah katında
dinlerin hepsi İslam, hepsi aynı dindir. Mesaj aynı kaynaktan
geldiğine göre kimse kendisine özel vahiyler, kendisine özel
sahifeler beklememelidir. Allah yeryüzüne sadece bir noktaya
su indirmiş olsa, bana indirmedi, içmem o suyu mu
diyeceksin!!!
Şehrin öbür ucundan, ta en uzak yerinden bir adam koşup gelse
ve delille haber getirdiğini söylese… elçilere uyun dese…
elinde Yaratıcısından olduğunu iddia ettiği bir mesaj olsa… o
mesajı okumayacak, ondan yüz mü çevireceksin? Kanıt
göstererek Allah’ı birlese ona katılmayacak mısın!!! Sen
Arapsın, sen başka kavimdensin, başka ailedensin diye gerçeği
red mi edeceksin!!! Yaratıcım, bana özel bir mesaj
göndermezse, seni dinlemem mi diyeceksin!!!
KalemzádeKãmil
202
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
36 YaSin 20,21,22,23,24,25 Şehrin en uzak yerinden bir adam
koşarak geldi: ‘Ey kavmim, elçilere uyun’ dedi. ‘Sizden ücret
istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir. ”Bana
ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O’na
döndürüleceksiniz. ”Ben, O’ndan başka ilahlar edinir miyim ki,
Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların
şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni
kurtarabilirler.”O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir
sapıklık içinde olmuş olurum. ”Şüphesiz ben Rabbinize iman
ettim; işte beni işitin.’
Kuran’daki kavim kavramı sadece bir ırk, sadece bir soy,
sadece tek bir toplum kavramı değildir. Kuran’ın iniş dönemi
dâhil bütün kıssaların bugüne izdüşümü vardır. Kuran
küreselleşen dünyada sadece Arapların kitabı değildir. Şehrin
ötesinden gelen adamlar onu senin diline çevirmişlerdir.
Çevirmenlerin hataları olsa da kitabın içindeki Allah’ın zikri
yaşamaktadır.
Artık değil şehrin bir ucundan gelip seslenen adam, dünyanın
bir ucundan öbür ucuna seslenen adamlar ve kadınlar var.
Bolu’nun köyündeki bir insan Sydney’de yaşayan kendi
kavmindeki insanına kendi dilinde “Dostum bildiğin gibi değil,
Allah Kuran diye bir kitap gönderdi ve içinde şu şu gerçekler
yazıyor. Ben farkına vardım, sen de var.” diye sesleniyor,
yırtınıyor. Dünyanın öbür ucundaki kavimdaşları da onun
seslenişini cebindeki akıllı telefondan duyuyor, okuyor. Artık
tevhidin farkına varan tüm müminler, kavimleri için şehrin
ötesinden, elindeki Kuran’la haber getiren adamlar ve
kadınlardır.
KalemzádeKãmil
203
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kuran, peygamberimizin son peygamber oluşu manidarlığıyla,
küreselleşen dünyada ona katılmak isteyen tüm insanlara atfen
çok anlamlı, çok güzel ve müjdeli bir haberdir. Hem bir ders,
hem bir öğüt, hem bir uyarıcı, hem de şu dünyadaki
seyahatimizin de rehberidir. Sana hedef koyar ve öylesine bir
hayat yaşayan amaçsız bir beşer olmaktan seni kurtarır. Bu
kitap (Kuran) sana gönderilmiştir kardeşim ve direkt sana hitap
eden ayetlerle doludur. Anladığın dilde ve iyi niyetle oku bak
göreceksin. Sadece arabın dini olmadığını, sadece Arapça
olmadığını anlayacaksın. Evet, kitabın dışında uydurulmuş bir
Arap dini var. Ama dediğim gibi “kitabın dışında” o din. Sen
kitabın içine bak kardeşim. Arabın değil Allah’ın dinini
göreceksin.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
204
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Haman Zihniyeti
Firavunlardan Hamanlara ve Kölelere Heva Akışı
Bu yazıdaki firavun, haman ve köle tanımlamaları, belirli
kişileri işaret etmek için kullanılmamış olup, hem tarihi ve
geleneksel, hem de güncel olan toplumsal alışkanlıklara atfen
birer metafor olarak işlenmiştir. Okuyanlar mümkündür ki
anlayacaklardır; kötüye çağıran nefislerimizi istisna etmeden
söylediğimizi… Ve gerçekten tevhide girmeyenin ahlakının da
temelsiz ve kötüye meyilli olduğunu anlatmak istediğimi.
Sadece kendini dindar görenler şirk koşmaz, dinidar olup da
umursamadan yaşayanlar da hevalarını ilahlarına ortak koşarlar.
Birçokları, ne kadar “müslümanım” dese de veya dini hiç
önemsemese ve demese de, tevhide uzak yaşadığı hayatındaki
günahlarının kendisini kuşatmasıyla birlikte, yaptığı, yapmakta
olduğu ve yapacağı birçok makbul olmayan işin, doğru
olduğuyla avutuyor kendisini. Nasıl olsa “Allah’a inandım”
dediği için!!! Nasıl olsa müslüman bir ülkede müslüman olarak
doğup yaşadığı için!!! Okumadığı halde kitaba inandığı için!!!
Dimi ya!!! Allah nasıl olsa affeder!!! Bilmeden yaptıklarıyla
sorumlu tutulmayacak, nasıl olsa müslüman olduğu için!!! Nasıl
olsa artık “ben de bu takımın taraftarıyım” dediği için!!! Gelin
bunu Haman örneğiyle görmeye çalışalım. Çünkü birçoklarının
hedefi, birer Haman olmak gibi geliyor bana.
KalemzádeKãmil
205
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hamanlar, en az Firavunlar kadar suçludur. Hatta gören gözler
için, zaman zaman Firavunlar Hamanlardan daha bile
dürüsttürler. Firavunlar hiç değilse kibirlerini ve kendini
yüceltmelerini daha açıkça ortaya koyarlar. Hamanlar ise ondan
medet umup, ezilenlere daha yakın olduğu halde, gücü ele
geçirdiklerinde kendi çaplarında Firavunlardan bile daha zalim
olabilirler. Hatta Firavunları gerçekten sevmeyip, asıl
sevgilerinin kendi heva ve heveslerine olup, asıl taptıklarının
kendi menfaatleri olup, kendi nefislerini Firavunlarına bile ortak
koşar, hatta üstüne çıkarırlar.
Haman zihniyeti aşağılık bir zihniyettir. Firavundan çok
Firavuncu da olurlar ama Hamanların çoğu ezilenlerle bir araya
geldiklerinde “ben de sizinle beraberim” der, Firavunu oracıkta
satarlar. Firavunlarla yalnız kaldıklarında ise makam ve menfaat
temin etmek ve Firavunlarına hoş görünmek adına sizi çok daha
ucuz bir fiyata satarlar. Firavun’un düzeninden beklentileri
gözlerini o kadar kör etmiştir ki Firavunların art niyetle de olsa
akıllarına Allah gelir de, Hamanlar Mevla’larını tamamen
unutmuşlardır.
Hamanlar, olmadığı yerlerde Firavun’u zevkle temsil ederler.
Aslında bu esnada Allah’ı zaten önemsemedikleri bir tarafa,
Firavunlarına bile kendi hevalarını ortak koşmaktadırlar. Çünkü
Firavuni yetkileriyle Firavun’a bile değil, kendilerine çağırırlar.
İsterler ki, insanlar Firavun’a ettikleri gibi onlara da biat
etsinler, onlara da aynı hürmeti göstersinler. Firavun açıkça tek
ilaha ibadetten ve güzel işlerden kölelerini men ederken,
Hamanlar bu işi daha bir dolandırarak yaparlar. Hamanlar
Firavun’a hesap verememe korkusuyla kölelere şirin görünüp
KalemzádeKãmil
206
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
icabında onlara “sizin günahlarınızı ben yüklenirim” derler,
onlara birçok şefaat ve yardım vaatleri verirler. Aslında köleler
ve yaptıkları umurlarında bile değildir. Umurlarında olan kendi
korkuları, menfaatleri ya da hevesleridir.
29-Ankebut 12,13 İnkâr edenler, iman edenlere dedi ki: ‘Siz
bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.” Oysa
kendileri, onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değildir.
Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar. Şüphesiz onlar, hem
kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de
yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı
sorguya çekileceklerdir.
Hamanlar en az Firavunlar kadar büyüklenmeye meraklıdırlar.
Firavunlarının makamları, fırsatları ve mallarının çokluğu onları
büyülemiştir. Gerçekleri göremezler.
29-Ankebut 39 Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (yıkıma
uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti,
ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup)
geçecek değillerdi.
Onlar Firavunlarından medet umar, Allah’a güvenmeyi
bilemezler. Firavunun örümcek ağından evlerinde kendilerine
yer ararlar. Bilmezler ki (gözden) ilk düşüşlerinde örümcek
onları da yiyecektir.
29-Ankebut 41 Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin
örneği, kendine ev edinen dişi örümcek örneğine benzer. Gerçek
KalemzádeKãmil
207
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
şu ki, evlerin en çürüğü (güvensizi) dişi örümceğin evidir; bir
bilselerdi.
Ne kadar inkâr ederlerse etsinler, kör oldukları için başka
şeylere taptıklarını göremezler.
29-Ankebut 42 Allah, kendi dışında hangi şeye taptıklarını
şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir.
Hamanlar Firavun’un kölelerinden uyananlara ve kalkıp
uyarmaya başlayanlara düşman kesilirler. Gözünün üstünde
kaşın var diyerek yıldırmaya çalışırlar. Onlara mobing
uygularlar. İşinden ederler. Evinden etmeye çalışırlar.
Soğanının sarımsağının kesilmesiyle korkuturlar. Aniden tayin
ederler. Fabrikadan atarlar. Emekli olmaya zorlarlar. Tehdit
ederler. Dik başlı kölelerin üzerine gittiklerini Firavunlarına
gösterip, bu yolla da Firavunlarının gözüne girmeye çalışırlar.
Fırıldak nereye dönerse onlar da o tarafa dönerler. Yeri gelir en
katı dindar, yeri gelir en umursamaz dinidar, olduklarından
değil mış gibi yapmak için yeri gelir en katı komünist, yeri gelir
en saldırgan faşist, yeri gelir en şiddetli özgürlükçü olurlar. Yeri
gelir Allah’a, yeri gelir peygambere, yeri gelir postala, yeri gelir
fötr şapkaya, yeri gelir koltuğa, yeri gelir takkeye taparlar. Ve
böyle yaptıkları için akıllarını kullandıklarını ve en doğrusunu
yaptıklarını söyleyerek övünürler. Toplumun ortak malını
satmayı, milletin vergisini cebe atmayı, yetim malı deyip
durduktan sonra yetimin malını kendi malı yapmayı, kılıfına
uydurduktan sonra her naneyi yemeyi hak sayarlar. Çünkü
hevalarıyla birlikte Allah’ın dûnunda her şeye tapmaya
KalemzádeKãmil
208
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
hazırdırlar. Sözde Allah’a tapıyor olmalarının, diğer şeylere
tapmalarının örtüsü olduğunu umarlar. Ama ortak bir özellikleri
daha vardır ki belirleyicidir. Okumuş da olsalar, okumamış da
olsalar Kuran’dan, vahiyden korkarlar.
Eğer köleler de Hamanların korkusundan onlara boyun eğmeye
devam ederlerse onlar gibi olmaya namzettirler. Kölelerin
birçoklarının isteği de aslında özgürlük değil, Firavunlarının
gölgesinde birer Haman olabilmektir. Bu yolda namusuyla
ticaret yapmaz, yapmaya kalkanların çeşitli tuzaklarla paralarını
yerler ve bunu kendilerine hak sayarlar. Bir de bakarsınız ki
toplumdaki ticaret düzeni sizi dürüstlüğünüzle barındıracak
halden çıkmıştır. Haksız yollarla para kazanmalarının vebalini
düzenin öyle getirdiğine bağlayıp, aklını kullanmanın düzenden
en iyi nemalanma yollarını bulmakta olduğunu düşünürler. Bir
menfaat bir para kazanma kokusu aldıklarında gözleri parlar,
kalpleri Allah korkusu değil, mal aşkıyla ürperir. O parayı, o
rantı elde etmek ve kimseye kaptırmamak için her türlü oyuna,
her türlü tuzağa başvurabilirler. Müminler ise helal rızıklarını
aramaları müstesna, dünyalık menfaatlerini her yeri geldiğinde
elinin tersiyle itmeye hazırdırlar. Bilirler ki tevhide girmeyenin
ahlakı da temelsiz ve kötüye meyillidir.
29-Ankebut 56 Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım
geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin.
Ellerindeki rızkın kesilmesi Firavunların ve Hamanların
kölelerine en ciddi tehditlerindendir. Tarih boyu rızkı verenin
kim olduğunu unutan Hamanlar ve köleler birlikte haşrolmaya
adaydırlar. Oysa Allah rızkı verendir. Güvenilecek olan O’dur.
KalemzádeKãmil
209
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
29-Ankebut 60,61,62,63 Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı
vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.
Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı
kim emre amade kıldı?’ diye soracak olursan, şüphesiz: ‘Allah’
diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? Allah,
kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir, (ve) kısar da.
Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Bu dünya hayatı, yalnızca bir
oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’.
Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.
Firavunlar halklarını bölerek yönetirler. Hamanlar da bu
bölünmede daima menfaat elde edeceğini düşündüğü tarafa
geçerler. Bilinçsiz köleler ise kendi seviyelerinde bir
benzerlerini yaparlar. Firavuni düzene bir karşı çıkan
olduğunda, üç bağ sarımsakları için doğru söyleyeni dokuz
köyden kovarlar. Hain ilan ederler. Oysa ezilenlerin gerçek
koruyucusu Allah’tır. Firavunlar ve Hamanlar ise asla
ezilenlerin yükselmesini istemezler. Onlar ezilenlerin
omuzlarında yükselirler.
Haman zihniyeti; işçilerin, memurların omzuna basarak
yükselen patronların, marabaların omuzlarına basarak yükselen
ağaların, işini yapan askerlerin omzuna basarak yükselen
generallerin, adaletli polislerin omzuna basarak yükselen
emniyet müdürlerinin, adaletli hukukçuların omuzlarına basarak
yükselen başyargıçların, yetenekli oyuncuların omzunda
yükselen film yapımcılarının ve elbette saf müritlerinin omzuna
basarak yükselen şeyh yardakçılarının zihniyetidir. Oysa
gerçekten yükselenler her ne makamda olsalar da olmasalar da
takvası ile yükselenlerdir.
KalemzádeKãmil
210
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
28-Kasas 4,5,6 Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp
bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek
çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o,
bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere
lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak
istiyorduk. Ve (istiyorduk ki) onları yeryüzünde ‘iktidar
sahipleri olarak yerleşik kılalım’, Firavun’a, Haman’a ve
askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
Eğer doğruyu söyleyenlerdenseniz Hamani düzenlerde
yukarılara kolay kolay çıkamazsınız. Eğer haktan
bahsediyorsanız, devletin malını satanlar sizi yok etmeye
başlarlar. Eğer namuslu ticaret diyorsanız, bir hortumu elinde
tutanlar sizi düzenin dışına atarlar. Çay kaşığıyla verip kepçeyle
geri alırlar. Halkın hazinesini ellerinde tutmayı onu korumak
sayar ve ondan faydalanmayı kendilerine hak zannederler. Eğer
adalet diyorsanız, onların rahatlarını bozarsınız. Eğer Allah
diyorsanız, doğruluk diyorsanız, yeri gelir irticacı, yeri gelir
vatan haini veya gündemde neye hainlik deniyorsa ondan
olursunuz. Ama Allah’la beraber Hamanların Firavunlarını,
Hamanların Hamanlarını ve Hamanvari başkalarını da anarsanız
soğan ve sarımsağınızı almaya devam edersiniz. Belki yanında
ödül olarak bir de turp verirler!!!
Bazen imtihanın sırrı gereği Yusuf gibi yükselirsiniz de. Musa
gibi Firavun’un saraylarında da büyüyebilirsiniz. Ama yolunuz
çoğunlukla bir zindanla kesişebilir ya da ömrünüzün kalanı
saraylardan uzak tutulmakla geçebilir. Musa’nın kıssasında
sadece sepete konulmuş bir bebek yoktur. Yusuf’un kıssasında
KalemzádeKãmil
211
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
da sadece kuyuya atılan tek tip bir çocuk yoktur. Alınacak
ibretler her insanın hayatına göredir. O sepete icabında yatılı
okula gönderilen küçük bir çocuk girer veya çöpten alınıp
yetimheneye verilen bir bebek… icabında çocuk yaşta
evlendirilen bir kız ya da on bir yaşında tornacılığa başlayan bir
çırak. Ne zamanki o çocuk sisteme ve hamanına başkaldırır,
kendilerini milletin mülkünün pay sahibi zanneden Hamanlar
tarafından aş kabına iş.yen hain ilan edilir.
O kuyudan icabında adaletli bir hukukçu ya da çalışkan bir
memur çıkar. O sepetten icabında tertemiz bir gazeteci, icabında
düşünen bir yazar, icabında doğruları anlatan, çizen, oynayan,
gösteren bir sanatkâr, icabında yalan söylemeyi kendine
yediremeyen bir müezzin, icabında hakkı gasp edilen zeki bir
mühendis, akıllı bir çiftçi ve niceleri çıkar. Eğer anlıyorsa
Allah’tandır ve müminse kendisinde Musa’yı ya da Yusuf’u
yaşar. Müminlik soy, makam ve memuriyet işi değildir. İlla ki
fakir olacak da değildir. Kimileri fakirlikle kimileri zenginlikle
imtihan olur.
28-Kasas 7 Musa’nın annesine: ‘Onu emzir, şayet onun için
korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü
onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen
(elçilerden) kılacağız’ diye vahyettik (bildirdik). Nihayet
Firavun’un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir
düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar.
Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.
Mesele birilerinden Musa’yı rivayet almak değil, Musa’yı
yaşamaktır. Mesele İbrahim’i birilerinin anlatması değil
KalemzádeKãmil
212
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İbrahim’in duygularını kendi babasında, kendi amcasında, kendi
arkadaşında, kendi kavminde görüyor olmaktır. Mesele İsa’ya
arabesk edebiyatıyla üzülmek değil, Allah’ın Meryem ve İsa
gibi kullarına ne kadar yakın olduğunu, İncil’deki zikri görüp
kendisine aniden dokunulmuş da iyileşmiş gibi hissedip
ürpermektir. Mesele Muhammed’in adına söylenenleri din
kabul etmek değil, Muhammed’e vahyolunan Kuran’ı
savunmak, Muhammed’in mücadele ettiği gibi mücadele
etmektir. Ona müşrikler karşı çıktığı zaman Muhammed nasıl
dertlenmişse, onu içi sızlayarak hissetmektir. Muhammed’i
severmiş gibi yapmak değil, Muhammed’i gerçekten sevmek,
Muhammed’in adı anıldığında elini kalbinin üzerine götürüp
tezahürat yapmak değil, Muhammed’in kalbinin hissetmiş
olduğunu kendi kalbinde hissetmektir. Muhammed’i sevmek
Muhammed gibi dertlenmektir. Mesele tüm elçilerin ortak
meselesini mesele etmektir. O da tevhidle uyarma ve bütün
dirençlere sabretme meselesidir. Musa da İbrahim de İsa da
Muhammed de müminlerin rableri değil aynı yolda uydukları en
samimi arkadaşlarıdır.
28-Kasas 14 Fikri erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona
hikmet ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle
ödüllendiririz.
Biz Muhammed gibi, Musa gibi, İbrahim gibi, İsa gibi tevhid
davasını güdüp, vahyedilene sarıldıkça ve onlar gibi hissetmeye
başlayıp anlatınca, onların derdiyle dertlendikçe bizi
peygamberi sevmemekle, ona uymamakla itham ediyorlar!!!
Vay canına!!! Hadi dini hafife alanlar bunları söylediğinizde
umursamaz da, müslüman olduğunu söyleyenler sizinle dalga
KalemzádeKãmil
213
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
geçiyorsa ne kadar acı! Ne acı ki, bunu böyle yapan (sözde)
müslümanlar Firavun’un alayından farklı bir alay mı
yaptıklarını zannediyorlar!!! Haman’ın yalaka yalaka, pişmiş
kelle gibi sırıttığı gibi Firavununun esprisine gülüyorlar mı? Ne
acı!!!
28-Kasas 38,39 Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler, sizin için
benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun
üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki
Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu
yalancılardan (biri) sanıyorum.’ O ve askerleri, yeryüzünde
haksız
yere
büyüklendiler
ve
gerçekten
bize
döndürülmeyeceklerini sandılar.
Müminler Kuran’a çağırdıkça, ısrarla birileri ateşe çağırıyor. Ne
acı!!!
28-Kasas 41 Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet
günü yardım görmezler.
Bu dünyada ah’lar alan Hamanların ve Firavunların çirkin
yüzünü kendi işyerinde, kendi mahallesinde, kendi toplumunda
herkes görüyor ama ancak Allah’a güvenen müminler
“hakkaniyetli olarak” dile getirebiliyor. Ne acı ki menfaatlerini
ilah edinenler, müminlerin bu ifadelerinden uzak durup zarar
etmemeyi yeğliyorlar.
KalemzádeKãmil
214
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
28-Kasas 42 Bu dünya hayatında arkalarına lanet düşürdük;
kıyamet gününde de, ’kendilerinden nefret edilen ve
çirkinleştirilmiş’ olanlardır.
Kuran’a çağırınca, ne dindarları ne de dinidar olanları zaten
gelmiyorlar. Allah en güzel biçimde her şeyi anlatıyor. Sadece
müminler gerçekten oku’yor. Ne acı ki okudukları ve
anladıkları için, okumayan toplum tarafından fasık ilan
ediliyorlar. 70 bin selavat okuyalım paylaşalım desek
dindarları gelirlerdi. Yasinler okuyup falanca önderimize hediye
edeceğiz desek gelirlerdi. Bir hadis uydurup, bunu yapan
cennette köşkünü hazırlar deseydik gelirlerdi. Filanca cemaat
veya siyasi oluşum para topluyor siz de verin desek gelirlerdi.
Kendi komşusunun borcuna yardım etmekten kendilerini men
etseler de, dünyanın öbür ucuna (Allah rızası için yapanlar
müstesna) sırf önderleri dedi diye yardım ederlerdi. Şunlara
şunlara da Allah’la beraber iman edin deseydik gelirlerdi.
Sadece Allah’a ve O’nun kitabına davet ettik, gelmediler. Şu
ayette tarif edilen kimseler oluyoruz diye, bizi peygamber
düşmanı diye yaftalıyorlar. Şu ayet nasıl görülemez, nasıl
anlaşılamaz!!!
28-Kasas 55 ‘Boş ve yararsız sözü’ işittikleri zaman ondan yüz
çevirirler ve: ‘Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıpettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri
benimsemeyiz’ derler.
Oysa onlar çoklukla övünüyor, yerlerinde yurtlarında kalıcı
olduklarını zannediyorlar. Öyle bir yalana uydular ki;
peygamber adına söylenen her şeyi din sayıp, peygamberin
KalemzádeKãmil
215
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
yolundan çıkmayı ise tam tersine peygambere uymak
zannediyorlar. Ne acı!!!
28-Kasas 57 Dediler ki: ‘Eğer seninle birlikte hidayete uyacak
olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilipkopartılırız.’ Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak
her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem’de
yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
O vermeseydi biz de alamazdık, burnumuzun önünü bile
göremezdik. Şükürler de övgülerin en büyüğü de O’nadır.
28-Kasas 86 Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını
umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse
sakın kâfirlere arka olma.
28-Kasas 87 Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah’ın
ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın
müşriklerden olma.
28-Kasas 88 Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma.
O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka
her şey helak olucudur. Hüküm O’nundur ve siz O’na
döndürüleceksiniz.
Rızığı indiren sadece O’dur.
KalemzádeKãmil
216
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
40-Mümin 13 O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten
rızık indiriyor. İçten (Allah’a) yönelenden başkası öğüt alıpdüşünmez.
Müminleri hamanların iftiralarından ve firavunların zulmünden
kurtaran da hep O olacaktır.
40-Mümin 23,24,25 Andolsun, biz Musa’yı ayetlerimizle ve
apaçık bir delille gönderdik; Firavun’a, Haman’a ve Karun’a.
Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür’ dediler.
Firavun dedi ki: ‘Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin)
Rabbine
yalvarıp-yakarsın.
Çünkü
sizin
dininizi
değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından
korkuyorum.’
Biz, sloganı “La ilahe İllallah” olan bir dine mensup olarak
“sadece Allah” dediğimiz için aynı dinin mensuplarınca şiddetle
kınanıyoruz. Kendimize ya da başkalarına çağırmayıp Kuran’a
davet ettiğimiz için dinden çıkmış diye yaftalanıyoruz. Hadi
okumayanlar anlamadı da, okuyanlarda nasıl bir mühür var ki
şu ayeti bile anlamıyorlar! “Sadece Allah, başka ilaha hayır”
dedik diye mi “La ilahe ille Allah” dedik diye mi bu tekfir
edişleri!!!
40-Mümin 28 Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan
mü’min bir adam dedi ki: ‘Siz, benim Rabbim Allah’tır diyen
bir adamı mı öldürüyorusunuz? Oysa o, size Rabbinizden
apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir
yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o
zaman da) size va’dettiklerinin bir kısmı size isabet eder.
KalemzádeKãmil
217
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi
hidayete erdirmez.’
Nasıl oluyor da, Allah insanlara “doğru yol benimkidir”
dedikten sonra insanlar Hamanların Firavunların “doğru yol
budur” diyerek gösterdiklerinin peşinde gidebiliyorlar!
40-Mümin 29 ‘Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde
hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz
bir azab gelecek olursa bize kim yardım edecek?’ Firavun dedi
ki: ‘Ben, size yalnızca gördüğümü gösteriyorum ve ben sizi
doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.’
Nasıl oluyor da fırkalaşmanın men edildiği bir dinde mezhep
sahibi, hizip sahibi, fırka sahibi olmamak onursuzluk sayılıyor!
Bu nasıl bir akıl tutulması ki onların içinde de hak saydıkları bir
değil de birkaç tane olabiliyor!!! Bu nasıl bir ittifak!!!
40-Mümin 30 İman eden (adam) dedi ki: ‘Ey Kavmim, ben o
fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye
korkuyorum.’
Bu “sapık” laflarını ne kadar kolayca savuruyorlar “Allah”
diyenlere! Kimle alay ediyorlar? Hadi bize savrulan tekfir edici
sözlerden vaz geçtik de, nasıl oluyor da Kuran’ı bile yalancı
sayıyorlar? “Almışlar ellerine bir meal, sözde Allah’a yol
bulmuşlar onunla” diyerek neyle dalga geçiyorlar?
Onlara Kuran’dan ayet okuyanlarla mı? Kuranla mı? Kimlere
benzediklerinin farkındalar mı? Ne yapıyor bunlar!!!
KalemzádeKãmil
218
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
40-Mümin 36 Firavun (alayla) dedi ki: ‘Ey Haman, bana
yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim,’
40-Mümin 37 ‘Göklerin yollarına. Böylelikle Musa’nın ilahına
çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.’ İşte
Firavun’a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu.
Firavun’un hileli-düzeni, ‘yıkım ve kayıpta’ olmaktan başka (bir
şey) olmadı.
Şu ayetler çok mu anlaşılmaz!!!
40-Mümin 41 ‘Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa
çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.’
Müminler Allah’a çağırır, ne kendisine, ne başkasına ne de
Allah’la beraber başka bir yöne… Diğerleri ise onunla beraber
bilgimiz olmayan başka şeylere… Kuran’ı rehber edinmişlerin
sizi bir başkasına çağırdığını mı gördünüz? Şu ayet nasıl
anlaşılamaz!!!
40-Mümin 42 ‘Siz beni Allah’a (karşı) inkâr etmeye ve hakkında
bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz.
Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah’)a
çağırıyorum.
Her mümin Muhammed gibidir, İsa gibidir, İbrahim gibidir,
Musa gibidir. Onların hissettiklerinin hissederler. Ama
insanların çoğu bunu anlayamaz, ciddiye almaz ve hatta alaya
alırlar.
KalemzádeKãmil
219
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
40-Mümin
44
‘İşte
size
söylediklerimi
yakında
hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz
Allah, kulları pek iyi görendir.’
Şu ayeti gördükten sonra nasıl gideriz O’ndan başka
çağırıldıklarımıza!!!
40-Mümin 66 De ki: ‘Bana apaçık belgeler gelince, sizin
Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak
menedildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.’
Hele ki Ya Rab, sen bize ayetlerini yaşatırken!
40-Mümin 81 Size kendi ayetlerini gösteriyor; artık Allah’ın
ayetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?
Allah’ım bizi Haman zihniyetinden de, köle zihniyetinden de
uzak tut. Allah’ım bizi en şiddetli uyuşturucu olan şirkten (ortak
koşmaktan) uzak tut. Allah’ım sen bizi şeytanların ve insanların
şerrinden uzak tut.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
220
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kırmızı Ayetler
Hadi Bana Kuran’da Şunu Göster!!!
“Madem Kuran yetiyor diyorsun, hadi bana Kuran’da şunu
göster bakalım” diyenler, Kuran’a savaş açtıklarının farkında
değiller mi gerçekten!!! Gelin irdeleyelim.
Bir: Kuran’ı okumamışlarsa Kuran’dan yüz çevirmişler
demektir. Vahim. Çünkü bu durumda şu ayetin hedefindedirler.
43 Zühruf 36,37 Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip
ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona
can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar.
Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.
İki: Eğer okuyup da anlamamışlarsa anlaklarının mühürlü
olduğu anlamına gelir. Vahim. Çünkü bu durumda aşağıdaki
ayetin de ve onun gibi birçok ayetin de hedefindedirler.
18 Kehf 57 Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde,
onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden gönderdiği
şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Şu bir gerçek ki, biz
onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için kabuklar
geçirdik, kulakları içine de ağırlıklar koyduk. Onları hidayete
çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaşamazlar.
KalemzádeKãmil
221
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Üç: Yok eğer anladıkları halde tam tersine böyle söylüyorlarsa
zaten onlar için yapacak birşey kalmamış demektir. Çok vahim.
Çünkü azap zamanı cehennem melekleri şöyle söyleyecekler.
66 Tahrim 7 Ey inkâr edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz
ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.
Bir ihtimal daha var: O da, Kuran’ı kendisine rehber edinmişler
olan bizim, ayetleri yanlış anlamış ve böylece hataya düşmüş
olmamız! Anlamama konusunda onlardan ciddi bir farkımız
var. Onlar zaten anlamadıklarını itiraf ederek “biz Kuran’ı
kendimiz anlayamayız, bize âlimler açıklar” diyorlar. Biz ise
okuduğumuzu anladığımızı iddia ediyor ama yanlış
anlayabileceğimizi varsayıyoruz. Dikkat edin, anlamadığımızı
değil. Varsayalım ki öyle. Yanlış anladık. Dolayısıyla bu
durumda bile müjde şu ki; yukarıdaki üç kabahatten hiçbirini
işlememiş oluyoruz.
Bir: Kitabı okuduk, demek ki ayetlerden yüz çevirmedik. Sorun
yok.
İki: Öyle ya da böyle bir şeyler anlamışız ve anladığımızla amel
ediyoruz. Demek ki anlamama mührümüz yok.
Üç: Anladığımız kadarıyla anladığımızın tersini de yapmıyoruz.
Hiç sorun yok.
Demek ki yanlışsak bu sadece bizim aleyhimizedir. Bize
“ayetlerle bozup, sapmışsın” diyenler varsayalım ki haklılar!!!
34 Sebe 50 De ki: ‘Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim
aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da
KalemzádeKãmil
222
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur’an) sayesindedir.
Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır.”
Ammaaa… Eğer biz doğruysak “kitap yetmez” diyenlerin
durumu ise çok vahim.
34 Sebe 51-54 Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen.
Artık hiç bir kaçış yoktur ; yakın bir yerden
yakalanmışlardır. “Ona inandık!” dediler. Ama nasıl mümkün
olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden! Daha önce inkâr
etmişlerdi onu. Gayba taş atıp duruyorlardı o uzak
yerden. Artık kendileriyle, iştahla arzuladıkları şey arasına
engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi.
Gerçek şu ki onlar, tutarsızlığa iten bir kuşku içindeydiler.
İşte konuyla ilişkili birkaç ayet. Hadi biz “Kuran eksiksizdir”
diyenler de, o “kitapta şunlar yok” diyenler de, beraber bir kez
daha okuyalım. Bakalım yine yanlış mı anlayacağız!!! Onlar da
biz de, her türlü şeytandan ve nefsimizden sıyrılıp merhameti
bol Allah’ın adıyla okuyalım…
6 Enam 38 Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
6 Enam 114 Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde
indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?
6 Enam 115 Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet
bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek
hiçbir kuvvet yoktur.
KalemzádeKãmil
223
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
16 Nahl 89 Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı,
bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak
indirdik.
19 Meryem 64 Rabbin asla unutkan değildir.
29 Ankebut 51 Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana
indirmemiz onlara yetmiyor mu?
10 Yunus 15 Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak
okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki:
“Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki:
“Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir.
Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime isyan
edersem büyük günün azabından korkarım.”
43 Zühruf 43,44 Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç
kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. Ve muhakkak ki o
(Kur’an) hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride
ondan sorulacaksınız.
Eğer anladıysan arkadaşım, bırak inadı da Allah’ın tekliğini ve
yüceliğini duyur artık. Kalk ve uyar. Girme şu ateş saçan
kırmızı ayetlerin hedefine. Kuran yeter kardeşim, Kuran yeter.
Adımız gibi eminiz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
224
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Akıl Tutulması
Akletmeyle İlgili Ayetlerin İzdüşümü
Atalarını, büyüklerini kendilerine rehber edinenler için
inananları gerçek inançtan uzak tutmaktan başka bir işe
yaramayan birçok söylem var… Bunların en başta
gelenlerinden birisi de “Kendi aklınla Kuran’ı anlayamazsın”
sözüdür. Öylesine sakat bir söylem ki bu sözü kendine ancak
aklını kullanamayanlar rehber eder. Ne kadar da büyük bir
kolaycılık! “Ben düşünmeyeyim, aklımı kullanmayayım, kitabı
okuyup anladığım şey büyük ihtimalle yanlıştır” demekten öte
bir anlamı olmayan tam bir şeytan ayeti…
Eğer toplum aklının değil de; geleneğin, rivayetlerin, sözde
evliya kerametlerinin, şirke düşüren şiirlerin, renksiz zehirler
damlatılmış uydurma hadislerin, kendini hak sözler olarak
tanımlayan birtakım risalelerin, çeşit çeşit ilmihallerin ve
sakalına güvenilen hatiplerin peşinde gidiyorsa o toplum ya da
bireyler doğru yolda olduğuna ne kadar emin olabilirler? Tüm
bu saydıklarım çerçevesinde, doğru sözlerin de söylenmiş
olabileceği tamamen doğru oldukları anlamına nasıl gelebilir?
“Kuran’ı kendi aklınla anlayamazsın” zihniyeti bir an için doğru
kabul edilse bile kendi kendisiyle çelişen bir ifadedir. Çünkü bu
saydıklarımızın tamamı insan ve insan ürünü olduğuna göre, bu
KalemzádeKãmil
225
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kapsamda söylenen sözler de bir insanın akıl süzgecinden
geçerek yazılmış ya da söylenmiş demektir. O halde neden o
insanlar kendi akıllarıyla Kuran’a anlam vermişlerdir!!! Durum
buysa kendi aklımıza güvenmediğimiz gibi onların da aklına
güvenmememiz gerekmez mi? E, bu durumda hem kendi
aklımızı hem de gelmiş geçmiş akılları devreden çıkartmamız
gerekir. Sonuç!!! O halde kendimiz ve gelmiş geçmişler dahil
kimse bize Kuran’ı açıklayamaz!!! Madem öyle Kuran neden
indirildi?
İnsanlar dinlenmemeli midir? Hayır! Elbette dinlenip, istifade
edilmelidir. İnsanlar birçok iyi şeye de vesile olabilirler. Şeytan
ayetinden benim kastım kaynağı ne olursa olsun bir hükmün
Kuran’da yazılanın tam tersi anlama gelmesidir. Bunu, yani iyi
ve kötü, doğru ve yanlış farkını anlamak için de akıldan başka
neyi kullanabiliriz ki? Üstelik Kuran, Furkan ismiyle “doğruyla
yanlışı, hakla batılı” yani “farkı fark ettiren” bir kitap olarak en
önemli kriterleri, ölçütleri içinde barındırırken, biz kalkıp
başkalarının aklına nasıl güvenebiliriz? Peygamberin sözleri
(hadisleri) diyenler çıkacaktır. Peki peygamberin o sözlerini
kulaktan kulağa bize ulaştıranlar ne kadar akıllarını
kullanmışlar da dosdoğru biçimde orijinalini bozmadan bize
ulaştırabilmiş olsunlar!!! Güvendiğimiz isimlerin rüyaları, var
olmuş bile kabul etsek kerametleri, hayalleri, tefekkürleri, ilmi
derinlikleri ve (Allah’tan başka hüküm koyucu yokken)
hükümleri bize ne kadar makul ve mantıklı bir kabulü
dayatabilir?
En doğru bildiklerimiz kadar en sahtekâr bildiğimiz insanlar
bile elbette birçok doğru sözler söylemiş olabilirler. Ama bu
KalemzádeKãmil
226
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
durum onların bilerek ya da bilmeyerek yanlış şeyler söylemiş
olabileceğinin veya şeytanın, dürüst olanların bile sözlerine bir
pürüz atmayacağının delili değildir. Buna her insan gibi
kendimiz de dâhiliz. O halde elimizdeki akıl aracını Kuran’ın
bir ders oluşu ile kullanmak dışında ne kalır? Hadi belirgin
olmayan ve derin düşünmekle ancak bulunabilecek sahtelikleri
bize fark ettiren ayetleri aklımıza o kadar da güvenmeyip (!)
devre dışı bırakalım ve daha basitçe anlaşılabilecek diğer
ayetlere bakalım. Apaçık okuyabildiklerimizi gözden geçirelim.
Tekrar hatırlatıyorum “şeytan ayeti”nden benim kastım kaynağı
ne olursa olsun bir hükmün Kuran’da yazılanın tam tersi anlama
gelmesidir. “Aklınla anlam veremezsin” sözü de bu kapsamda
bir şeytan ayetidir. Sözgelimi şu ayetin tam tersidir…
8-Enfal 22 Allah katında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını
kullanmayan sağır ve dilsizlerdir.
Yaratılmışların, yeryüzünde debelenenlerin en kötüsü aklını
kullanmayanlar olduğuna göre ve Kuran ayeti olduğu için buna
iman etmemiz gerekirken hayatımızın anlamına varmak için en
önemli rehberi, yani Kuran’ı anlamak için aklını kullanmamak
ne menem bir akıl kullanmaktır!!!
25-Furkan 44 Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip
düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta
yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.
Allah’ın yeryüzünde halife kıldığı bir insan “benim akla
ihtiyacım yok” der gibi bu ayetin hedefine kendisini oturtur
mu!!! Hayvanlardan bile daha aşağı olmak için akledip
KalemzádeKãmil
227
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
düşünmemek gerekirken aklı kullanmamayı tavsiye etmek nasıl
bir akıl!!! Topluma zehir gibi sokulan “senin aklın yetmez
anlamaya” anlayışı (anlayışsızlığı) şeytan ayeti değil mi sizce?
Şeytanın niyeti, bize Allah’ın söylediğinin tam tersini yaptırmak
değil mi? İşte böylece yaptırmıyor mu dediğini?
3-Al-i İmran 65 Ey kitap halkı, neden İbrahim hakkında tartışıp
duruyorsunuz? Oysa İncil de Tevrat da ondan sonra indirildi.
Aklınızı kullanmaz mısınız?
Dikkat edelim… Aklı kullanmak Tevrat ve İncille iliştiriliyor.
Yani bir ibret olarak bize verilen ayette Allah “bakın kitap ehli
de aklını kullanmak için Tevrat ve İncil’i okumamıştı/anlamaya
yanaşmamıştı” diyor. Yani “siz de aynı hataya düşmeyin”
demiyor mu bize? Madem öyle elinde en son indirilen Kuran
varken toplum hala neden rivayetlerde anlatılan İbrahim
hikâyelerine, hadislerde söz edilen peygamberler toplantılarına,
türlü türlü kitaplarda adı anılan Kuran’da olmayan velipeygamber buluşmalarına ve kerametlerine, rüyasal ve hayali
kıssalara ayetlerin hükmüne verdiği değer gibi değer veriyor!
Niye boş işlerle uğraşıyor da zaman kaybediyor bu akıllar!
10-Yunus 100 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman
edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
Allah’ın asla delil indirmediği birtakım boş isimlere veya
kitabın hiçbir yerinde bizi yöneltmediği ve öngörmediği tüm bu
rivayetlere bir an için inanmamız gerektiğini kabul ettiğimizi
varsayalım. Bu inandığımız isimler içinde hangilerinin Allah’ın
izniyle doğru yolu bulduğunu ve hangi rivayetlerin doğru
KalemzádeKãmil
228
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olduğunu nasıl anlayacağız da onlara güveneceğiz? Elbette
söylenenleri akıl süzgecimizden geçirerek! Yani akıllarını
bizden daha iyi kullandığını iddia ettiğimiz ve Kuran’ı bizden
daha iyi anladıklarına emin olduğumuz kişilerin bile sözlerini
akıl süzgecinden geçirmek durumunda kalıyorsak!!! O halde
onların sözlerine tam bir teslimiyetle inanmıyoruz demektir. Biz
madem Kuran’ı anlamak için aklımıza güvenemeyiz, nasıl
oluyor da inandığımız kimselerin sözlerini Kuran süzgecine
almak için aklımıza güvenebiliriz!!! Neresinden tutarsanız tutun
elinizde kalır. Gördüğümüz gibi; kendi aklına güvenmemek,
tam bir çelişkiler yumağı ve şeytanın zayıf bir hilesinden başka
bir şey değil… Üzerimize yağacak pislikleri hak etmekten
başka bir işe yaramayacak bir davranış biçimi…
39-Zümer 18 O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en
güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği
kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır.
Allah, indirdiği ayetlerin birçoğunda akla bu kadar atıf
yaparken halen aklını bir kenara bırakarak zanna ve rivayete
tabi olmak ne biçim bir akıl tutulmasıdır! Bakın tekrar, Allah’ın
hidayet verdiği kimseler kimmiş? Sözü dinleyip en güzeline
uyanlarmış. En güzeli seçmek neyle olur? Akılla değil mi?
Demek ki akıl etmek lazım. Allah ilave ediyor ve “işte temiz
akıllılar da onlardır” diyerek en güzel sözü (en güzel hadisi)
seçenlerin doğruyu bulma yolunda olduğunu anlatıyor bize.
Peki en güzel söz yani en güzel hadis hangisidir? Arapçasıyla
“ahsen’el hadis” nedir? Allah bize bunu bildiriyor mu?
KalemzádeKãmil
229
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
39-Zümer 23 Allâhu nezzele AHSENEL HADİSİ kitâben
muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne
rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ
ZİKRİLLAH(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu,
ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin)
39-Zümer 23 Allah, SÖZÜN EN GÜZELİNİ, birbirine benzer iç
içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir.
Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem
derileri hem de kalpleri, Allah’ın ZİKRİ/KURAN’I karşısında
yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni
hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk
edecek yoktur.
İşte Mevlamız inananların aklını kullandığını, sözün (hadisin)
en güzeline uyduğunu belirtip o en güzel sözün ne olduğunu da
eksik bırakmamış ve hadisin (sözün) en güzelinin Kuran
olduğunu bize bildirmiş. Daha ne desin ki Allah bize, nasıl
uyarsın da doğru yolu bulalım! Şeytanı yenmek için aklımızı
kullanmayacaksak neyi kullanacağız? Aklımızı kullanmamamız
sadece onun işine yaramaz mı? O halde Kuran’ı kendimiz
akletmeden, Kuran’ı açıkladığı ileri sürülen başka sözlere
uymamızı dayatan anlayışların kimin işine yarayacağı da açık
değil mi?
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
230
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İnanmak Meselesi
İnandık Ama İkna Olduk mu? Görev Tamamlandı mı?
İnanmak… O kadar rahatlatıcı ki! Huzur verici! Her şeyi
halletmiş, görevini tamamlamış gibi! Bonuslarıyla beraber bir
platform oyununu bitirmiş gibi! Bütün level’ları can vermeden
geçmiş gibi! Maratonu daha başlamamışken birinci bitirmiş
gibi! Kim milyoner olmak ister yarışmasında bütün soruları
doğru cevaplamış gibi! Bütün yaptığımız iyi işler yanında henüz
yapmadıklarımızın bile yapılmış da hiçbir önemi kalmamış
gibi! 8000 feet’den paraşütle atlamışız da en tehlikesiz noktaya
en yumuşak inişle inmişiz gibi! İnandık ya… Her şey bitmiş
gibi!… Öyle mi gerçekten? İnanınca her şey başarıyla bitiyor
mu gerçekten!!! İnanmak başarının yarısı… Ya inanmamak!!!
İkna olmadan inanmak!!! Hangi yarıları!!!
Açın bilgisayarınızı. En kolay bir platform oyununu yükleyin.
Start’a basın ve bu oyunu kazanacağınıza inandığınızı söyleyin.
Sonra koltuğunuzdan kalkıp gidin başka işlerle ilgilenin, oyunu
kazanıp kaybedeceğinizi hiç düşünmeden, hiç endişelenmeden
başka işlere verin kendinizi. Yemek yeyin, sokaklarda
keyfinizce gezin, arkadaşlarınızla buluşup eğlenin, spor yapın…
Yorulun dünyanızla ve eve döndüğünüzde yatın uyuyun…
Elbet uyanacaksınız! İşte uyandığınızda gidin ve tekrar
bilgisayarınızın başına dönün. Bakın bakalım oyunu kazanmış
KalemzádeKãmil
231
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
mısınız, yoksa ekranda kocaman bir “Game Over” yazısı mı
var!!!
Sporcu lisansınızı alın. Bir maratona katılmak için başvurun.
Kayıtlarınızı tamamlayın. Göğüs numaranızı iğneleyin
formanıza. Başlangıç çizgisine geçin. Start verildiğinde sadece
ve sadece kazanacağınıza inanın. Telaş etmeyin. Siz inandınız
ya! Biraz yürüyün tabi! Eğer bir ağaca denk gelirseniz
gölgesinde yatın uyuyun! Elbet uyanacaksınız! İşte
uyandığınızda bakın bakalım yarış ne alemde! Kazanmış
mısınız yoksa yarışı bitirenler çoktan evlerine gitmiş de
yapayalnız mı kalmışsınız!!!
Kim milyoner olmak ister yarışmasına katılın. Başaracağınıza
inanın. On beş soru vardı değil mi? Siz inandınız ya! Sorulara
nasıl olsa cevap verebileceğinizi düşünüyorsunuz ya! O yüksek
koltuğa kıvrılın uyuyun! Elbet uyanacaksınız! İşte
uyandığınızda bakın bakalım kaçıncı soruya gelmişsiniz! On
beş soruyu da cevaplayıp milyoner mi olmuşsunuz, yoksa
birinci soruya siz cevap bile vermeden süreniz dolmuş da sahne
arkasına mı alınmışsınız!!!
Uçak sizi 8000 feet’e çıkarsın. Sırtınıza paraşütünüzü takının.
Başarıyla yere ineceğinizi düşünün! İnanın! Kapıdan sizi
tekmeyle bile atsalar nasıl olsa yere ineceksiniz! Siz inandınız
ya! Havada düşerken uyuyun ne ola ki! Elbet uyanacaksınız!
İşte uyandığınızda bakın bakın bakalım güzel bir noktaya mı
inmişsiniz yoksa kemiklerinizin bir kısmı kırılmış da o yüzden
mi uyanmışsınız!!!
KalemzádeKãmil
232
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Şimdi biz Allah’a inandık ya… Meleklerine… Elçilerine…
İndirdiği kitaplara ve ahiret gününe… Hele hele ne olduğu
hakkında akıl yürütememiş bile olsak kadere… Uyuyalım!!!
Uyuyabiliriz artık!!! Nasıl olsa inandık ya! Elbet sonunda
uyanacağız! Bakalım bakalım ne halde olacağız! Emin miyiz
başaracağımıza! Emin miyiz dosdoğru işleri yaptığımıza! Emin
miyiz inandıklarımıza inanmış da başarmış olduğumuza!
Nasıl olsa Allah’a inanmayanlar yerin dibine geçecek ya.. Nasıl
olsa Allah yerine ya da Allah’la beraber taştan tahtadan putlara
yalvaranlar alevlere girecek ya! Onlar Allah’a inanmadılar ya…
Biz inandık ya!.. Nasıl olsa onlardan daha iyi Allah’ı nasıl
tanıdıksa tanıdık ya! Tabii ki biz kazanacağız ya! Uyuyarak da
inansak fark etmez uyumadan da inansak fark etmez ya! Ne
sorulursa sorulsun, ne hesap verilecekse verilsin o saatten sonra
biz doğru cevapları verebileceğiz, ama onlar veremeyecekler
ya!.. Öyle mi acaba!!! Ne soru sorulsa da!!!
Mesela dediler ki “Hani sen Allah’a inanmıştın ya… Neden
inandın?” Ne cevap vereceğiz? Hangi deliller neticesinde
inandık!!! Allah’a inanmayan gafilce “ben görmediğime,
mantığıma indirmediğime inanmam” dediği için yanıldı tamam
da biz hangi delile istinaden inandık!!! Var mı cevabımız?
Kendi kalbimizi bile mutmain edecek tek bir makul delil
söyleyelim sinemize!!! Var mı?
Mesela dediler ki “Hani sen meleklere inanmıştın ya… Neden
inandın?” Ne cevap vereceğiz? Dine inanmayanlar gafilce “ne
meleği kardeşim, inanılır mı böyle şeye” dediği için yanıldı
tamam da biz Allah’ın bu meleklerine, melekelerine ve
KalemzádeKãmil
233
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
yeteneklerine nasıl, nerede ve ne biçimde şahit olduk da
inandık!!! Var mı bir cevabımız? Kendi kafamızı bile
kurcalanmaktan kurtarabilecek tek bir kanıtımız var mı!!!
Mesela dediler ki “Hani sen peygamberlere, resullere inanmıştın
ya… Neden inandın?” Ne cevap vereceğiz? Dine inanmayanlar
gafilce “ne elçisi kardeşim, onlar şahsi menfaatleri için insanları
din diye kandıran sahtekarlardı” dediği için yanıldı tamam da
biz Allah’ın elçilerinin doğru sözlü kimseler olduğunu nasıl
anladık!!! Var mı bir cavabımız? Kendi peygamberimiz
hakkında bile atılan iftiralara cevap verebilecek kadar akıllı uslu
bir bilgimiz yokken hangi fark ettiriciden faydalanarak ve hangi
delille savunacağız inandığımız peygamberi!!!
Mesela dediler ki “Hani sen ahret gününe ve yeniden
dirileceğine inanmıştın ya… Neden inandın?” Ne cevap
vereceğiz? Dine inanmayanlar gafilce inanmamışlarken
gerçekleşmiş olan o kıyam gününde o dine inanmayanlardan ne
farkımız olacak? O zaman geldiğinde “İşte buradayız ya.
Demek ki inandığımız doğruymuş” mu diyeceğiz? İnkârcılar da
oradayken ne fark var ki aramızda? Üstelik bize inandığın
doğru mu diye sormuyorlar da neden inandın diye
soruyorlarken!!!
Mesela dediler ki “Hani sen Allah’ın indirdiği Kuran’a ve
öncekilere iman ettin ya… Neden inandın bu kitaba? Ve
öncekilere nasıl bir ölçüde?” Ne cevap vereceğiz? Dine
inanmayanlar bile onu okumuş ve inanmamışlarken bizim ne
farkımız olacak onlardan eğer okumamışsak? Bir farkımız
olacak merak etmeyin!!! Onların bir kısmı en azından merak
KalemzádeKãmil
234
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
edip de okumuş ama anlayamamış durumda olacaklar! Bizse
eğer okumamışsak hem okumayıp hem anlamamışlardan
olacağız!!! Kim daha fazla zararda dersiniz!!!
Üstelik… Üstelik.. Akıllı bir insan… Tanımadığı birine, hiç
düşünmeden, O’nu kalbine hiç tanıtmadan, ne gibi özellikleri
olduğunu anlayamadan ona inanır, ona güvenir mi? Akıllı bir
insan, gerçek manada ve reddedilemeyecek bir gerçeklikte ne
dediğini hiç bilmeden bir başka insanı Allah’ın elçisi kabul
edebilir mi? Akıllı bir insan rüzgârların nasıl estiğini,
yağmurların nasıl yağdığını, dünyanın nasıl döndüğünü,
koyunun yününün sıcaklığını, nefesini, yaşamı boyunca iç ve
dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı nasıl korunmuş
olduğunu ve sair bilimle pamuk kılçık olmuş bilgilerin b’sini
düşünmeden Allah’ın ne tür melekeleri olduğunu ve bunlardan
biri ile elçinin kalbine inen ayetlerinin nasıl inmiş olabileceğini
(Kuran’da anlatıldığı halde) düşünmeden melek denen
varlıklara inanır mı? Akıllı bir insan bahar üzerine, kış üzerine,
meyve üzerine, karınca üzerine, hastalık üzerine, şifa üzerine,
ölüp giden babası ya da çocuğu üzerine düşünmeden kadere
inandım, ahrete inanıyorum diyebilir mi hiç?
Hadi tüm bunları bir tarafa bırakalım. Tüm bunları
anlayabilmek bir insan için çok zor diyelim! Bir şeyleri fark
edebilmek için bir fark ettirici lazım, bütün bunlar fıtratımızda
varsa da hatırlamak için bir hatırlatıcı lazım ve tüm bunların
eksiksiz ve apaçık sözlerle bir insana anlatılması lazım değil
mi… Bir fark ettirici… Yani Furkan! Bir hatırlatıcı… Yani
Zikir! Bizi bu bilgisizlik karanlığından çıkarıcı bir ışık… Yani
Nur! Bir yönlendirici… Huda! Bir hayat kurtarıcı… Şifa! Bir
KalemzádeKãmil
235
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
açıklayıcı… Beyan! Gerçeğin ta kendisi ifadeler… Hak Kelam!
En güzel sözler… Ahsenel hadis! Apaçık bir delil… Mübin
ayet! Kalbe inen, inerek onu ikna eden.. İnzal… Tenzil…
Eksiksiz… Kemale ermiş kâmil bir rehber lazım demek ki…
Var mı dersiniz!.. Var deriz değimli? İşte o rehber Kuran’dır.
İşte Kuran! Ona inanıyoruz ya! Peki akıllı bir insan, içinde ne
anlatıldığını okumadığı bir kitaba inanır mı hiç!!! İnsan
okumadığı bir kitaba inanır mı hiç!!! Ya da anlamını bilmeden
okuduğu kitaba nasıl inanır insan! İnsan okuyup da anlamadığı
bir kitaba inanır mı hiç!!! Daha kaç türlü söylemek lazım!!!
Zikir hatırlatıcı demekse demek ki hatırlamamız gereken bir
şeyler var. Nedir o şeyler? Kuran’da… Furkan fark ettirici ise
madem demek ki fark etmemiz gereken şeyler var. Nedir o
şeyler? Kuran’da… İnzal var ise, birşeyler kalbe inecekse
nerede bunlar? Kuran’da… Şifa oradaysa biz neredeyiz Allah
aşkına!!!
Allah’a inandım deyip, tahkik edip incelemeden, ikna olmadan
öylece bırakmakla, yeryüzünde tanımadığımız herhangi bir
insana inanmak arasında ne fark vardır ki!!! Allah’a inanıyorum
deyip ama O’nun ne dediğinden haberi olmamakla, her önüne
gelene inanmak arasında ne fark olsun ki!!! İtiraf edemesek de
bunun “Ya varsa!” korkusundan başka bir şey olmadığı açıktır.
“Ya varsa” demek ise “var” demek değildir. Kalbe inmiş bir
olgu değildir. Korkaklıktır. Korktuğu için inanmak demektir.
Korktuğu için inanıp ikna olmadan itaat etmek demektir.
Anlamamaktır. Zanna yenilmektir. Sorulduğunda makul ve
mantıklı cevaplar veremeyecek olmaktır. Başarısızlıktır. Akla
KalemzádeKãmil
236
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
gerek yok demektir. Gafilliktir. Su içerken ağzını yukarı
çevirip çevirip indiren akılsız bir kuş kadar bile olamamaktır.
İnanmak böyle, peki ibadetlerimizi anladık mı? Neden
yapıyoruz diye! Ramazan günü karşımızda su içen birisini
gördüğümüzde neden cinlerimiz tepemize çıkıyor? Derdimiz ne
bizim? O insanı kıskanmak mı? O insanı düzeltmek mi?
Kendimizi zararda hissetmek mi? Hayır! Hiçbiri aslında… O
halde Ramazan’da karşımızdaki binanın yağmur oluğundan
sızan suyu içmekte olan serçeye neden hiddetlenmiyoruz da az
önceki satırlardaki gibi şefkatle bakıyoruz!!! Bırak içen içsin
bize ne! Biz kendi orucumuzu neden tuttuğumuzu anlayamadık
mı hala! Elimizdeki nimetlerin farkına vardıramadı mı oruç
bizi? Aç kalmak mıdır oruç tutmak!!! Eğer öyle düşünüyorsak
yiyelim, neden aç kalıyoruz ki! Bir başka anlamda özeniyor
muyuz yoksa soğuk suyu mideye indirene? O halde bırakalım
orucu morucu!!! Biz de içelim madem bu kadar
öfkeleniyorsak!!!
Ya namaz! Kimimiz diyor ki dünyaya dalarsan vaktin gelip
geçtiğini bile anlayamaz, namazını unutur, aksatırsın. Bu ifade
de yanlış bana göre. Namazı bir görev olarak değil, bir amaç
olarak değil, bir vasıta olarak görmek gerekmez mi? Namaz
birçok faydası yanında bizi dünyaya gereğinden fazla
meyletmekten alıkoyan şeyin kendisidir zaten. Dikkat edelim…
Dünyaya meyletmeyip namaz borcunu ifa etmek değil, namaz
kılarak dünyaya gereğinden fazla meyletmekten alıkonuluruz.
İkisi aynı şey değildir. Namaz bize Allah’ı hatırlatır, kitabı
hatırlatır, ne için yaşadığımızı hatırlatır. Namaz kılmak için
yaşamıyoruz. Niçin yaşadığımız anlamak ve doğru işlere
KalemzádeKãmil
237
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
yönelebilmek için namaz kılıyoruz. Oruç da namaz da birer
kolaylaştırıcıdır. Yani araçtır, amaç değil. Başkasının namazı,
başkasının orucu bizim için ne fayda ne zarardır. Bizimkidir
anlamayı kolaylaştıran, başkasınınki değil.
O kişi bizi namazımızdan ve orucumuzdan alıkoyacak bir iş
yapmadıktan sonra biz neden onu içeceği bir bardak sudan
alıkoyalım ki! Bizim namazımızdan, orucumuzdan ona ne değil
mi? O halde onun su içmesinden, namaz kılmamasından bize
ne! Biz örnek olduk mu ki ondan saygı bekliyoruz!!! Acaba o
suyu içenin inanmadığı için su içtiğine emin miyiz? Belki başka
mazeretleri vardır! Biz bilmiyoruz da Allah biliyordur! Allah’ın
bir planı vardır o insanın yola gelmesi için belki. Ama biz
bilmiyoruzdur! Belki ikna aşamasındadır da bizim tavrımızla
iknaya sekte vuracağızdır! Nereden biliyoruz gerçekten
saygısızlık yaptığını! Eğer onun su içişini saygısızlık olarak
değil de, susamış da su içiyor şefkatiyle görebildikse, işte o
zaman bizim orucumuz hedefine ulaşmıştır belki de… Ya da
başkalarının namazının hesabı bize mi düştü! Namaz kılmadığı
halde namaz kılanları destekliyorsa ve biz bunu bilmeden o
kişiye namaz hesabı sormuşsak ne büyük bir yol kazası
yaptırabileceğimizi düşünebiliyor muyuz!!! Öncelik ibadet mi
yoksa iman mıdır? Bunu biz bile ibadet ettiğimiz halde
bilmiyorsak kime neye neden kızıyoruz!!!
Birisine dinimizi anlatacaksak önce kendimiz anlamalı değil
miyiz? Üstelik dinini bilmeyen birisi namaz kılarak ya da oruç
tutarak mı bilmeye başlayacak! Önce ikna olup, peşinden bu
ikna oluşla inanacak ki namaz ve oruçla inandıklarını
pekiştirsin… Önce ikna olmaya ihtiyacı var madem, biz ne
KalemzádeKãmil
238
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
berbat bir müdahale yapıyoruz da ikna olacaksa da bir çuval
inciri berbat ediyoruz! İkna etmekse zorlama yapmak değildir.
Kaynak bellidir. Bu dinin kaynağı Kuran’dır. Bir şekilde ikna
etmek istediğimiz kişiyi Kuran’ı okumaya yönlendirmek varken
oruç tut, bana saygı duy demekle mi yönlendireceğiz! Hele hele
biz ikna olup da mı inandık, yoksa inandım demekle mi
inandık!!! Yani biz inandık mı gerçekten de, başkasının da
inanmasını bekliyoruz!!!
İşte!… Biz inanıyoruz ve inandığımız işleri yapıyoruz ya! O
neden yapmıyor ya! Madem inanıyoruz, başaracağız ya…
Madem başaracağız, güveniyoruz ya… Okumasak da,
inanıyoruz ya… Din adına ne söylense yapıyoruz ya… Uyusak
da olur değil mi… Okumasak da olur değil mi? Kuran’a
inanıyoruz ya anlamadan içindekileri tekrar edip dursak da olur
değil mi!!! Hadi uyuyalım! Er geç uyanacağız nasıl olsa! İşte o
an uyandığımızda bakalım bakalım… Platform (yeryüzü)
oyununu kazanmış mıyız yoksa karşımızda “Mission
Completed” yerine kocaman bir “Game Over” yazısı mı var!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
239
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
The Quran is Online,
Download Free
Allah’ın Sözlerini Kalbinize Download Ederseniz Neler
Olacak?
Nüzul, indirme, download ve benzeri farklı dillerdeki benzer
kelimeleri birbirinin yerine çokça kullandığımız bir devirde
yaşıyoruz. Belki de dillerin birbiriyle iletişimi ve alışverişi
sanıldığı kadar zararlı değil diye düşünmeye başladığımı itiraf
etmeliyim. Özellikle bilgisayar kavramı olarak download
(indirme) kelimesinin kullanılışının tesadüf(süz)lüğünü manidar
görüyorum. Bu kelimelerin manasal çerçevesinde; Allah’ın
düzenini gösteren kâinatın oluşumunu, Kuran’daki ayetlerin
peygamberimizin kalbine indirilişini ve bugünkü insanlar olarak
Allah’ın dersinin bizim de kalbimizde yer edişini benzer
görerek, bu kalbe indirilişin bize olan davranışsal ve hissi
etkilerini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.
Allah Kuran’ı bizim için indirmiştir. Ama biz onu kendi
aklımıza ve kalbimize indirmek yerine ziplenmiş (!) bir
vaziyette duvarda ya da kütüphanemizin en ulaşılmaz rafında
tozlar içinde tutuyoruz. Yani eğer okumuyorsak Kuran’ı,
değerli gördüğümüz için internetten indirip, hiç açmadan
arşivimize attığımız ve unuttuğumuz bir veri gibi sakladığımızı
KalemzádeKãmil
240
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
düşünüyorum. İçinde doğruların yazdığına duygusal bir
eminlikle inanıyor ama mantıksal zeminde o doğruların,
dağarcığımızda (hard diskimizde) birikmiş bir sürü bilgiyle
uyumlu olup olmadığına bakmıyoruz. Aynı zamanda antivirüs
özelliği de olan Kuran’ı hayatımıza kurmuyor (setup) ve
kendimizi onunla güncellemeyi (update etmeyi) aklımıza bile
getirmiyoruz. Sistemin dışında kalan, sistemle uyumunun ve
(truva atlarının) saldırganlığının olup olmadığına emin
olmadığımız başka başka programcıkları yükleyip duruyoruz
hayatımıza.
Bu çerçevede teşbihli üslubu normalleştireyim. Okumadığımız
Kuran’a sonuna kadar inandığımızı ve dinimizi yaşadığımızı
zannederken, din adına söylenen her şeyi hiç düşünmeden
Kuran’a uyumlu kabul edip, bu haliyle iman etmiş olduğumuzu
düşünüyoruz. Bazen öyle anlar geliyor ki din adına birçok
çelişkiler ve anlamsızlıklarla karşılaşıyoruz.
Bunlara cevap verebilmek için ya Kuran dışı birçok din
kitabına, ilmihallere ya da vaazlara başvuruyor ya da aklımızın
yetmediği zannıyla “vardır bir açıklaması” deyip geçiyoruz.
Böyle mantıksız bastırmalar yerine eğer biraz olsun aklımızı
işletebilsek karşımızda dev gibi bir sorunlar yumağı olduğunu
göreceğiz. İşte o anda korkmak gayet doğaldır. Çünkü iman
tehlike altında diye düşünürüz. Gerçekten de öyledir. İşte bu,
gerçek sorun’un farkına varıştır. Çünkü daha öncesinde korkuya
dayalı imanımızla zaten, gerçek manada iman etmiş değilizdir
de haberimiz yoktur!
KalemzádeKãmil
241
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Eğer o anda aklınızı kullanmaya devam ederseniz dininizin,
imanınızın hakikaten elinizden gitmekte olduğunu fark
edersiniz. Bu yüzden tahkik etmekten vazgeçerseniz, bilin ki
kaybedenlerden olursunuz. Ama her şeye rağmen üzerine gider
ve Allah’a yalvarışla anlamaya meylederseniz O da sizin
kalbinizi temizler. Eğer dilerse ilmi de verir. Hurafe olduğunu
aklınıza bile getirmediğiniz hurafeleri, yalan olduğunu
düşünmekten bile korktuğunuz din adına söylenmiş yalanları,
hatta savunduğunuz geleneksel inancınızı bir kenara bırakmaya
hazır olacak kadar imanınızı tehlikede gördüğünüz o an
bilmelisiniz ki aynı zamanda gerçek anlamda iman etmeye en
yakın olduğunuz andasınızdır.
O anı yakaladığınızda eğer Kuran’ı hak ettiği biçimde
anladığınız dilde okumaya karar verirseniz başınıza gelecekleri
hayal bile edemezsiniz. Anlatmak bile zor ama birkaç örnek
vermeye çalışayım yine de. İnanın boş konuşmuyorum,
download anında neler olabilir, bir kulak verin sözlerime.
Açıklamalarım bu tecrübenin benzerlerini yaşamış olanlara
değil. Onlar zaten beni çok iyi anlayacaklardır.
Doğruları öğrendikçe göğsünüz sıkışacak, okudukça hem
şükredecek hem de arada bir içiniz titreyerek irkileceksiniz.
Korkunuz adeta müjdelenmeye dönüştükçe “acaba” daha neleri
yanlış biliyormuşum diye merakla ve içinizden bir şeyler akar
gibi sorgulayacaksınız kendinizi. “Eyvah”lar ve “vay be”leriniz
birbirine karışacak. “Bu da mı yalanmış, yok canım, yanlış
anladım galiba” derken ürkerek dönüp bir kez daha, bir kez
daha, bir kez daha okuyacaksınız ve “hakikaten bildiğim bu şey
KalemzádeKãmil
242
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
de yalanmış” diyeceksiniz. Şeytanın foyalarını an be an, gün be
gün, bir bir açığa çıkarmaya başlayacaksınız.
Her okuduğunuz satır ve o güne kadar içinizde oluştuğu halde
dikkate almaktan çekindiğiniz iman götüresi sorularınızın
cevaplarını Kuran’da fark ettikçe şükrünüz daha bir artacak. Ve
ardından sadece şeklen değil içi dolu dolu olarak manasal
secdelere varıp duracaksınız. Biraz ara vereyim şu download
işlemine deyip başka şeylere bile yöneldiğinizde bir süre daha
kalbiniz kütür kütür atmaya ve beyniniz öğrendiklerinizle
kaynaşmaya devam edecek.
Allah’ın size bazı şeyler için geçmişte fırsat vermemiş
olmasının ne kadar da büyük bir lütuf olduğunu fark
edeceksiniz. Değil bir yıl, bir gün önce bile ne kadar cahil ve
aklını kullanmamış olduğunuzu Kuran’ın her sayfasında berrak
bir aynaya bakar gibi göreceksiniz.
Allah istemedikçe kimsenin iman edemeyeceğini ve en basit
ifadeleri bile anlayamayacağını kesinkes kavrayacaksınız.
Kendiniz için duyduğunuz sevinci, diğer insanlar için
duyduğunuz kaygı baskılayacağı için açık söyleyeyim aynı
zamanda çok üzüleceksiniz. Hele ki daha önce bazı
söylediklerinizle taban tabana zıt şeyleri söylemek durumunda
kalacağınız için size inanmama ihtimalleri aklınıza gelecek.
Yine de tükürüğünüzü yutup “doğruyu söylemek en doğrusu”
diyeceksiniz. Artık beyaz yalanlara bile yüz vermeyeceksiniz.
Sizi kınamaları pahasına da olsa doğru olacaksınız, doğru
söyleyeceksiniz. Anlatabilmek için yırtınmaya azmedeceksiniz.
KalemzádeKãmil
243
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Geçmişte ne Allah adını anarken ağladıklarınızın, ne
bulunduğunuz toplu ibadet ortamlarında hissettiklerinizin, ne de
o güne kadar kıldığınız namazlarınızın sizi hiç böylesine
titretmemiş, kalbinizi yerinden çıkacakmış gibi sevinç ve
şaşkınlık ifadeleri ile bir arada sarsmamış olduğunu
göreceksiniz.
Geçmişinizde, Musa’nın denizi yarmasını, Nuh tufanını,
İbrahim’in ateşte yanmamasını dinledikçe veya okudukça kendi
peygamberimiz adına gizli bir kıskançlık duymuş olduğunuzu
hatırlayacak, daha doğrusu farkına varacaksınız. Madem benim
peygamberim en muhteşemi, niçin aksiyonu düşük mucizeler
anlatılıyor diye düşündüğünüzü hatırlayacaksınız. Oysa Kuran’a
göre hiçbir nebiyi birbirinden ayırt etmememiz gerektiğini
bilseydiniz belki de bu vesvese ya da şeytani aldatmaların ve de
bazı
uydurmaların
tesirine
girmeyecek
olduğunuzu
anlayacaksınız.
Üzerinizden çok ciddi bir yük (kargaşa, takıntı haline
getirdiğiniz davranışlar, çelişkiler yumağı, hayatın anlamı ya da
anlamsızlığı ve çözümsüzlük) kalktığını hissederken aynı anda
çok ağır bir sorumluluk yüklendiğinizi hissedeceksiniz.
Anladıkça daha çok anlamaya çalışacak, aynı zamanda
sevdiklerinizin de anlayabileceğini düşündüğünüz Kuran (din)
gerçeklerini bir an önce onlara tebliğ etmek için
sabırsızlanacaksınız. Kendi imanınızı artık geri almaması için
Allah’a yalvarışlar içinde dualar ederken sevdiklerinizi de bir an
önce kurtarmak isteyeceksiniz.
KalemzádeKãmil
244
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kafanızda her şimşek çaktığında Kuran’ı kaç defa öpeceğinizi
sayamayacaksınız. Ayetleri okudukça Allah’ın bizzat sizinle
konuşmakta olduğunun farkına varacaksınız. Bu ilk zamanlarda
gözleriniz hiç kurumayacak. Geçmişteki sert ya da yumuşak
hatalarınızı hatırladıkça tövbeler üstüne tövbeler edeceksiniz.
Hele ki yanılgıda olan bu kadar insanın içinden sizi seçip
lütfuna layık gördüğü için “Allah’ım benim ne liyakatim vardı
ki bana bu kadar paha biçilmez bir hediyeyi verdin” diyerek
sevinçten ağlayacaksınız.
Önünüzdeki döneme yönelik nasıl davranışlara gireceğiniz
hususunda kâh ümitsizliğe kapılacak, kâh mutluluğa gark
olacaksınız. En güzeli ise sevdiğiniz insanlar için bugüne kadar
yapmak isteyip de yapamadığınızı düşündüğünüz dini
yöneltmeler için aslında çok da bir şey kaybetmediğinizi, hatta
işinizin kolaylaşmış olduğunu göreceksiniz.
Ve sonra hem kendinizi düzeltme gayretiyle nefsinizle, sizi
halen eski durumunuza geri çevirmek veya farklı bir mayın
tarlasına sokmak için yeni tuzaklar kuracak olan şeytanla ve
hem de insanların tepkileriyle mücadeleniz başlayacak.
Mücadeleniz devam ederken bu güne kadar hiç olmadığı kadar
kalbiniz mutmainleşecek, inandıklarınıza artık bilerek ve
aklınızla barışık olarak yöneleceksiniz. Gerçek dinin ne
olduğunu günbegün daha da iyi anlamanın huzuruna
varacaksınız. İşin ilginci tüm bunlar sadece ve sadece “oku”
emrini anladığınız dilde hakkıyla yerine getirmeye çalışmanızla
başlayacak. Baharla beraber çiçek açan bir erik ağacı gibi…
KalemzádeKãmil
245
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sonrası… Fiilen zaten sırat köprüsünün üzerinde olduğumuzun
farkındalığıyla, artık eğer Allah’tan sakınır, aklımızı kullanır ve
sadece Allah’a güvenirsek umulur ki başaranlardan olacağız.
Her zaman için çok çok eksiklerimiz olduğunu bildiğimizden,
hiç bir zaman kendimiz hakkında emin olamasak da yine de hiç
bir zaman O’ndan ümidi kesmeyeceğiz.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
246
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İslamiyet Nasıl Bir Teslimiyet?
Kime Neye ve Nasıl Teslim Olunur?
İslamiyet bildiğimiz gibi selam ve barış manalarının yanı sıra
“teslim olmak” Müslüman ise “teslim olan” anlamlarına gelir.
Müslüman olmayan ya da iman etmeye yanaşmayan birine “gel
teslim ol (Müslüman ol)” denince ne düşünür? Muhtemelen “bu
konudaki delillerin nedir ki ben teslim olayım” der. Neden diye
sorar? Bu da onun en doğal hakkıdır. Başka dinde iken
sorgulayıp da Müslüman olanları ne kadar takdir ediyoruz değil
mi? Eğer “neden Müslüman olayım” diye sormazsa ve hiç itiraz
etmeden “tamam teslim oldum” derse ne kadar da şaşırırız?
Düşünürüz ki bu insan, daha önceden İslamiyet hakkında
birtakım şeyler öğrenmiş ve sindirmiştir ki hemen teslim oldu!
Aksi takdirde “teslim ol” der demez teslim oluyorsa ya bizle
dalga geçiyor ya geçiştiriyor, ya bir art niyet besliyor ya da
aklını kaybediyordur! Hiç insan, sorgulayıp anlamadan ve idrak
etmeden teslim oldum der mi?
Aynen polisten kaçan bir suçlu veya savaşta düşmanla çarpışan
bir asker gibi! Kaçacak yeri kalmayan suçlu, bir köşede polisler
tarafından sıkıştırılır ve artık çaresiz kaldığını anlarsa elindeki
silahı bırakır ve “teslim oldum” der. Savaşta düşmanıyla
mücadele eden ve buna rağmen başaramayıp artık yapacak bir
şeyi kalmadığını fark eden asker düşmanına teslim olur. Peki
KalemzádeKãmil
247
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
suç işleyen hırsız daha polisi görür görmez teslim olur mu? Peki
henüz savaşa tutuşan ve halen kazanma şansı olan asker durup
dururken düşmana teslim olur mu? Bir hain ya da aptal değilse
elbette teslim olmaz. Mücadelesine devam eder. Demek ki
teslimiyet karşı tarafın üstünlüğünü kabul etmektir, pes
etmektir.
İntihar etmeye kalkan bir insana “dur yapma” denmesi onu
intihardan vazgeçirmez ama “kendini aşağıya atarsan çoluk
çocuğunun hali ne olur?” derseniz veya “eğer vazgeçersen
borcunu ben ödeyeceğim” derseniz intihara meyilli kişiyi
düşünmeye ve sorgulamaya sevk edersiniz ve bu tefekkürü
sonucunda ikna olmuşsa size teslim olarak yapacağı işten
vazgeçer. İkna olmazsa atar kendini! Demek ki teslimiyet karşı
tarafın söylediklerinden ikna olmaktır.
Hal böyleyken insanlar hiç sorgulamadan, anlamadan,
bilmeden, kavramadan, idrak etmeden “Ben kendimi bildim
bileli Müslüman’ım” demeleriyle iman etmiş oluyorlar mı
acaba? Hiçbir şey bilmeden, okumadan, anlamadan “teslim
oldum” demeleri mi akıllıcadır yoksa “neden” diye
sorgulayarak kabul etmeleri mi! Ben önce teslim olayım da
sonra savaşı kazanırım demek mi akıllıcadır!!! Peki hemencecik
inanmak mı akıllıcadır, yoksa içindeki acabaları yok ederek
bunu yapmak mı! Mesele, Allah’ın ilmini anlayarak ikna olup,
böylece teslim olmak değil midir?
Bu kapsamda, teslim olmakla ilgili bazı ayetlerden faydalanarak
bu teslimiyetin nasıl olması gerektiğini Kuran’daki manalara
bakarak anlamaya çalışalım. Bakalım ayetler bize nasıl teslim
KalemzádeKãmil
248
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olmamız (Müslüman olmamız) gerektiğini anlatıyor mu? Yoksa
(birilerinin iddia ettiği gibi) o da mı Kuran’da yok!!!
Firavun’un ne zaman teslim olduğunu biliyorsunuz değil mi?
Hani deniz yarıldı ve Musa’nın peşinden gitti de tekrar sular
kavuşunca teslim olmuştu. Yani, artık çaresiz kaldığı için, kibri
artık onu daha fazla kurtaramayacağı için, kaçacak yeri
kalmadığı için kabul etmişti.
10-Yunus 90 Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve
askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu
boğacak düzeye erişince (Firavun): «İsrailoğullarının kendisine
inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de
müslümanlardanım» dedi.
Gördüğümüz gibi, sular onu boğacak düzeye eriştiği zaman
teslim olmuş… Tabi ki bu örneği teslim oluşun kelime manasını
görmek için verdim. Hadi o Firavun! Onu örnek alacak değiliz
ya! Başka ayetlere de bakalım…
27-Neml 42,43,44 Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: «Senin
tahtın böyle mi?» denildi. Dedi ki: «Tıpkı kendisi. Bize ondan
önce ilim verilmişti ve biz müslüman olmuştuk.» Allah’tan
başka tapmakta olduğu şeyler onu (müslüman olmaktan)
alıkoymuştu. Gerçekte o, küfre sapan bir kavimdendir. Ona:
«Köşke gir» denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini
çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: «Gerçekte bu,
saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zeminidir.» Dedi ki:
«Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben
KalemzádeKãmil
249
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim
oldum.»
Melike Belkıs’ın ne dediğine dikkat ettiniz mi? Taht mucizesine
gerek kalmadığını, ondan önce (mektubun tesiriyle) Allah’tan
edindiği ilimle zaten Müslüman olduğunu söylüyor. Daha önce
inkâr eden bir kavmin melikesi olmasına rağmen ilmi konuda
geldiği seviye dolayısıyla teslim olduğunu söylüyor. Kendisinin
aldığı (Allah’ın lütfettiği) ilim onu inkârdan vazgeçiriyor ve
teslim olmaya itiyor. Süleyman’ın gönderdiği mektubu
inceleyerek, merak ederek, sarayından kalkıp gelerek araştırıyor
ve öyle inanıyor. İlme yeniliyor, bilerek, isteyerek…
11-Hud 13,14 Yoksa ‘Onu kendisi uydurdu’ mu diyorlar? De ki:
O zaman, Allah’tan başka kimi yardıma çağırabiliyorsanız
çağırın ve uydurma şeylerle dolu da olsa, ona benzer on tane
sûre getirin-iddianızda doğru iseniz. Size cevap veremezlerse,
bilin ki o Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve Ondan başka tanrı
yoktur. Artık hakka teslim oluyor musunuz?
“Size cevap veremezlerse” diyor ayette! Yani artık başka
çareleri kalmazsa teslim oluyorlar! Neye teslim oluyorlar?
Doğruya, Hakka teslim oluyorlar. Müslüman olmaya…
Anlıyorlar da Müslüman oluyorlar. Bizse “anlamasak da (teslim
olduk) Müslüman’ız” diyoruz. Garip!!!
28-Kasas 53 Onlara Kur’ân okunduğu zaman, ‘Ona inandık,’
dediler. ‘O hiç kuşkusuz Rabbimizden gelen haktır. Biz daha
önce de hakka teslim olmuş kimselerdik.’
KalemzádeKãmil
250
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Okunduğu zaman ona inandılar ve doğru olduğuna şahitlik
ettiler. Daha önce de başka kanıtlar nedeniyle teslim olmuşlardı.
İkna olmuşlardı… Ezbere değil! Kanıtlarla, delillerle ikna
olmuşlardı…
72-Cin 14 Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var,
zulmedenler de. İşte (Allah’a) teslim olanlar, artık onlar
‘gerçeği ve doğruyu’ araştırıp bulanlardır.
Gördüğümüz gibi: Teslim olanlar, Müslüman olanlar “gerçeği
ve doğruyu” ARAŞTIRIP BULANLARmış. Her söylenene
inananlar değil.. Kitabını okumayanlar değil.. Anlamını
bilmeyenler değil… Sabah akşam üzerlerine, anlamını
bilmedikleri kitabın manasının ineceğini bekleyenler değil…
İnandım deyip cennetlerinde zevk-ü sefa hayalleri kuranlar
değil… Matematiksel sevaplar biriktirenler değil… Yanık sesli
ilahiler dinleyerek bir yere varmayı umanlar değil… İçimizde
Müslüman olanlar da varmış, kendisine zarar verenler de…
Müslüman olanlar ARAŞTIRANLARmış, boş bakışlarla
masalcı hocaları dinleyenler, din denince her söylenene “şıp”
diye inananlar değil… Ben demiyorum, Kuran öyle söylüyor…
Elbette ki “Ben inandım” diyenlere “sen inanamazsın”
demiyorum. Ancak fazla değil, yorulmayın, azıcık düşünelim.
Hak etmek gerekmez mi? Bir yerlerde bir problem yok mu?
Neden inandığını bana değil, başkasına değil, kendi kalbine
anlatman gerekmez mi? ARAMAK, anlamak, idrak etmek ve
BULMAK gerekmez mi? Ne olur ayete bir daha bak! Bak,
teslim olmak için (Müslüman olmak için) ARAŞTIRMAK
gerekiyormuş… Ayeti mi inkar edelim, seni üzmemek, senin
KalemzádeKãmil
251
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
beklediğini söylemek için!!! Sen kendi kitabını bile
OKUmazsan, anlamazsan nasıl BULacaksın? OKUsana dininin
kitabında ne yazdığını arkadaşım! Okumadan uçana kaçana
inanıyorsun, bir de okuyup Kuran’a inansana… Bırak
boncukları saymayı, zikrini (Kuran’la) Zikir’le yap. Allah’ın
ilmine teslim ol ki, özgürlüğüne kavuşasın. Bana değil, senin
okuduğunun sana faydası var, anlamıyor musun? Gel bilmem
ne halakasına katıl demiyoruz “oku” diyoruz sadece sana. Tek
gerçeğe teslim olmak varken neden yalana ve şüpheye teslim
oluyorsun!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
252
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bizim Gibi Bir Beşer
İnnemâ Ene Beşerun Mislukum | Sadece Sizin Gibi Bir Beşerim
Ne zaman bir elçi gelse insan evladının çoğu önce ona şöyle bir
bakıp “işte bu da bizim gibi bir insan” diyerek ona inanmadığı
gibi, ondan sonra gelip de inananların çoğuysa hemen onu “o
bizim gibi bir insan olamaz, birçok üstünlükleri olmalıdır”
diyerek aslında aynı yanlışa düşmüyorlar mı? Onun bir insan
olduğunu görerek yalanlayanlarla, onu insanüstü zannederek
olağanüstü hikâyelerle anlatanlar arasında hangi fark ola ki!
Birincisi inanmayarak yalanlıyor, ikincisi ise iftira atarak. Hatta
bana öyle geliyor ki; ona (olumlu yönde bile olsa) iftira atmak
ona hiç inanmamaktan daha da ağırmış gibi!
41-Fussilet 5 Ve dediler ki: Bizi kendisine çağırmakta olduğun
şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir
ağırlık, bizimle senin aranda da bir perde vardır. Artık sen
(yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz.
Hadi onu (onları) görenlerin kalpleri, gözleri ve kulakları o
gündeki menfaatleri gereği mühürlü, sonrakilerin ona inanmak
peşinde oldukları halde kalplerini örten şey ne ola ki! Bugünkü
insanların hemen hiçbiri Allah’tan başkalarına kul olmak
istemezken, çağrıldıkları şeye heves içindelerken, bilmeden
bunun tam tersini yapmalarındaki sebep ne ola! İşte kendisi
KalemzádeKãmil
253
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
söylerken “ben de sizin gibi bir beşerim” diye, sanki o elçi
yalan söylüyormuş gibi “senin şöyle şöyle kerametlerin, şöyle
şöyle doğaüstü güçlerin vardır” demenin bu ayetlere karşı
gelmek demek olduğunu anlayamayacak olmanın altında ne
yata ki!
41-Fussilet 6 De ki; Ben, sadece sizin gibi bir beşerim. Bana,
sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyediliyor. O’na yönelin,
O’ndan bağışlanma dileyin. Vay ortak koşanlara!
“Ben sadece sizin gibi bir beşerim” dedikten sonraki nokta
koyulur koyulmaz “Sizin ilahınız bir tek ilahtır” sözünün
gelmesi hiç mi insanları düşündürmüyor? Hiç mi manidar değil!
Çok açık değil mi buradaki mananın en önemlisinin “O’nunla
beraber, putlarınızı da, beni de ilah edinmeyin” olduğu? Yoksa
ağırlıklar benim kulaklarımda mı ki burada onların gördüklerini
göremiyorum!!! Ama bakın sonra “O’na yönelin, O’ndan
bağışlanma dileyin” diyor. Demiyor ki “gidin kilisede günah
çıkartın” demiyor ki “şeyhinizin iki kaşı ortasına yönelip de
Allah’a ulaşın” demiyor ki “kâhininize ya da duvar dibine
ağlayın da sizi bağışlasın” demiyor ki “gelin sakalımın başında
yalvarın” demiyor ki “başkalarını da Allah; affına,
bağışlamasına, hidayetine, haram helal ilanına, hüküm
koyuculuğuna ortak yapmıştır” Aksine diyor ki “Vay ortak
koşanlara” O halde benim göremediğim neyi görüyor onlar da
“Allah’ın elçisinin dokunduğu yer ateşe haram kılınmıştır”
diyorlar! Ben Kuran’da bulamazken kim kılıyor bu haramı ve
diğer bilumum haramları? Kim bu ortak? Ben neden
göremiyorum onu!!! Varsa böyle bir ağırlık, söylesinler atayım
ben de kulaklarımdan!!!
KalemzádeKãmil
254
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
41-Fussilet 7 Ki onlar, zekâtı vermeyenler ve onlar ahireti inkâr
edenlerdir.
41-Fussilet 8 Muhakkak ki âmenû olanlar ve salih amel
işleyenler, onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.
İşte tıkanılan nokta… Bakıyorum ki öyle ya da böyle zekât da
veriyorlar, ahreti de inkâr etmiyorlar. İyi ve faydalı işler
yapanlar da var! O halde!!! Sanki çıkmaz bir sokağa denk
geldim de ne geri dönebiliyor, ne de bir başka çıkış
bulamıyorum gibi bir hal!!! Hmm… Öyle mi acaba!!! Acaba ne
var burada göremediğimiz… Ya bahsedilenler başka birileri ya
da…
Ya da yukarıdaki ayetlerdeki gibi bir durum var burada da…
Değil mi!!! Nasıl ki sonradan gelenler elçiye inandığı halde onu
bir beşer olmaktan öte görmüşler ve ona olağanüstü hikayelerle
iftira atarak yanlışa sürüklenmişlerse… Zekatta da, ahiret
inancında da benzer yanlışlara düşmüş olabilirler mi!!! İşte
böyle düşünürken imdadımıza yine Allah yetişiyor ve Kehf
suresinin nihayetiyle bizi çıkmaz sokaklardan çıkarıyor. Bakın
karşımıza çıkan, aynen yukarıdaki ayetin bir başka versiyonu…
Üstelik bu ne tevafuktur ki çıkmaz bir mağaraya tıkılıp kalan
Kehf arkadaşlarının anlatıldığı surenin en sonunda!!!
18-Kehf 110 De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana,
‘ilahınız tek bir ilahtır’ diye vahyedilmiştir. Kim Rabbine
kavuşmayı umuyorsa, güzel işler yapsın ve Rabbinin
İBADETİNE hiç kimseyi ortak etmesin.
KalemzádeKãmil
255
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Neredeyse aynı ayet! Ama farkı var! Sonundaki ibadet bahsi!
Demek ki Allah’a ortak koşmanın da alt versiyonları varmış…
Rabbinin ibadetine de ortak koşmayacakmışsın!!! Rabbi O’na
güveneni çıkılmaz sokaklarda bırakır mı? İbadet de Rabbinindir
diyor, başkasının değil! Zekât verdin diye “aldım kabul ettim”
denmesini bekliyorsan bir sorun var demek ki ibadetinde? Bana
kalırsa zekât verdiğin, bazen zekât aldığını bile bilmese sanki
daha da güzel olur gibi… Ne o, ne de başka biri… Sadece Allah
bilsin yetmez mi? Allah her şeyi bilen, her şeyi işiten değil mi?
5-Maide 75,76 Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir.
Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. Onun annesi ise
dosdoğru ve iffetli bir hanımdı. İkisi de yiyip içerdi. Bir onlara
âyetleri nasıl açıkladığımıza bak, bir de onların nasıl yüz
çevirdiklerine! De ki: Allah’ı bırakıp da size ne zararı, ne de
faydası dokunmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah
herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
İstediğin kadar zekât ver, istediğin kadar hacca git, istediğin
kadar namaz kıl, istediğin kadar oruç tut, ahrete de inan ama
bunlara da başkalarını ortak etme… Rabbinin ibadetini
başkalarına peşkeş çekme!!! Desinler diye söyleme, desinler
diye kılma, desinler diye tutma, desinler diye gitme, desinler
diye inanmış gibi yapma!!! Ballandıra ballandıra anlatma
ibadetini. Allah’ın rızasını gözetip, seni O’nun övmesini, O’nun
senin için “salih kulumdur” demesini umut et. Başkalarının
“Bak, Allah’ın ne güzel kulu” demesini değil. Öbür türlü
olduğunda, yani sen onlardan beklenti içindeyken insanlar da
haksız çıkarmayıp seni takdir ederse… ne dersin! Hoşuna gider
değil mi? Peki yaptığın bu iyi işlerin bu yüzden boşa gitmiş
KalemzádeKãmil
256
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
olabilir mi? Nasıl olsa takdirnameni aldın! Aynı şeyden iki kere
mi ödüllendirilmek istiyorsun!!! Gerçeği varken sahtesine meyil
etmiş olmayasın!!! Sen takdirnameni Allah’tan umut et. Bu
esnada kulları seni överse promosyon… Övmezlerse diye
doğrudan sapma…
Okuyan, araştıran, düşünen, öğrenen, anlamaya çalışan,
konuşan ve yazan ademoğlu ve havvakızı unutma! Birileri iman
ettim derler ve zannederler ama “onlar gerçekten iman etmiş
değillerdir” Çünkü dilleri bunu söylerken kalpleri onu tahkik
etmekten bile korkar. Çünkü korkuyla ve vesveseyle
büyümüşler, korkuyla ve vesveseyle okumuşlar, korkuyla ve
vesveseyle namaz kılmışlar, korkuyla ve vesveseyle oruç
tutmuşlar, korkuyla ve vesveseyle Allah ve elçisi adına
anlatılanları dinlemişler, korkuyla ve vesveseyle ahirete iman
etmişler ve Allah’ın sözlerine değil, o sözleri kendince
anlatanlara cahillikleri nedeniyle korkuyla ve vesveseyle
inanmak zorunda kalmışlardır. Sevmeyi ise gerektiğini
düşündükleri zaman!!! Hele güvenmeyi!!! Hemen hiçbir
zaman!!!
Tabii ki sözü dinledikten ve düşündükten sonra en güzel
SÖZLERe (Kuran’a) yönelenler ve orada düşünmeye devam
edenler ve böylece idrak edip Allah’ın NURunu (indirdiğini)
fark ederek dine eklenmiş bütün LAHİKAları terk edenler
müstesna… Kalpten seven sevdiğinin sözünün üstüne söz, toz
kondurur mu!!! Bunu da söylemiş, emretmiş olabilir diye her
şeye inanıp, ona (iyi niyetle bile olsa) iftira atılmasına göz
yumabilir mi!!! Ama kimileri vardır ki Allah’ı sever gibi
başkalarını severler!!!
KalemzádeKãmil
257
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
17-İsra 89 Biz bu Kur’ân’da insanlara her türlü mânâyı çeşitli
misallerle açıkladık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan geri
durmuyor.
İşte böyle… O günkü inkârcıların elçilere inanmak için
onlardan beklentileri vardı. Olağanüstü şeyler yapmalarını
istiyorlardı. Allah’ın elçisi ise madem, süper kahramanlıkları
olmalıydı, melekler inmeli, dağlar yıkılmalıydı her seferinde!!!
Oysa elçi sadece ve sadece bir insandı…
23-Muminun 33 Kavminin ileri gelenlerinden, dünya hayatında
nimetler içinde yüzdürdüğümüz halde âhirete kavuşmayı
yalanlayan kâfirler dediler ki: Bu da sizin gibi bir beşerdir.
Sizin yediğinizden yer, içtiğinizden içer.
23-Muminun 34 Kendiniz gibi bir beşere uyarsanız, o takdirde
mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz.
Onlara göre; Allah’a ve O’nun mesajına itaat etmeye çağıran bir
insan, şunları şunları ve bunları bunları yapamadıkça elçi
olamazdı… Sihirbazları alt etmedikçe O’na inanılamazdı. Hoş,
etse bile inanmazlardı ya…
17-İsra 90 Dediler ki: Bize yerden bir pınar akıtmadıkça sana
inanacak değiliz.
17-İsra 91 Yahut senin hurma ve üzümlerden bir bağın olsun da
arasından gürül gürül ırmaklar akıt.
KalemzádeKãmil
258
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
17-İsra 92 Yahut, iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten bir parça
düşür. Veya Allah ile melekleri karşımıza getir.
17-İsra 93 Yahut altından bir evin olsun. Yahut göğe çık. Gerçi
göğe çıktığına da inanacak değiliz -meğerki bize gözümüzle
görüp okuyacağımız bir kitap indiresin.’ Sen de ki: Rabbim her
türlü noksandan uzaktır. Ben ise ancak beşerden bir elçiyim.
17-İsra 94 Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları iman
etmekten alıkoyan şey de ‘Allah bir beşeri mi elçi olarak
gönderdi?’ demelerinden başka birşey değildir.
Peşpeşe gelen beş ayet okuduk İsra suresinden. Gelelim taşı
tamı tamına gediğine koymaya. Çok dikkat edelim şimdi! İşte
bu güne gelene kadar, bu mucizeler bir anlamda (sanal olarak)
gerçekleşti farkında mısınız!!!. Türlü uyduruk hadisler ve
hikayelerle o günkü inkarcıların istedikleri yapılmış oldu
böylece. Düşünün sadece bir saniye… Bugünküler elçiye, o gün
böyle isteyenlerin istediği şekilde itaat etmiş olmuyorlar mı!!!
İnanmak için bu olağanüstü olaylara ve mucizelere ihtiyaç
duymuyorlar mı? Bilmeden, okumadan, anlamadan, cahilce,
gafilce…
Maalesef bu böyle… Oysa en büyük mucize ellerinde
sapasağlam duruyor da “onu bir okuyun da görün gerçeği”
diyen birisi çıkınca aynen onların elçileri yalanlamak için
söyledikleri gibi “sen sapmışsın” diyorlar… Ne olur dönün bir
daha okuyun şu beş ayeti… Müşrik o gün ne görmek istediyse,
fazlasıyla, envai çeşidiyle bugün hadis kitaplarında yazılmış
durumdadır. O da yetmemiştir; insanlar tarafından kutsanmış
KalemzádeKãmil
259
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kimseler, veliler, evliyalar ve sözde Allah dostları göklerde
zamandan münezzeh şekilde dolaşmaktadır!!! Neyse ki
Rabbimizin benzersiz sözleri bizleri çıkmaz sokaklarda
bırakmamakta, şeytanın tuzaklarına düşmemize mani olmakta…
Hiç bitmez tükenmez manalarıyla…
18-Kehf 109 De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler
mürekkep olsa, hattâ bir o kadarını daha getirsek, Rabbimin
sözleri bitmeden denizler tükenirdi.
17-İsra 88 De ki: Bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için bütün
insanlar ve cinler toplanıp da birbirine yardımcı olsalar, yine
de onun benzerini getiremezler.
Hal böyleyken neyi eksik görüyor beşer Kuran’da!!! Bütün
ilacımız ondayken bu düşünmeden (dilden kabullü) reddediş ve
başka kaynaklara yöneliş niye!!! Fakat biz reddetmiyoruz ki,
diyorsan dön şu beş ayeti bir daha oku! Gör… Dilin
reddetmiyor ama kalbin reddediyor!!! Ama sen farkında bile
değilsin. Çünkü zanna ve geleneğe öyle inanmışsın ki, karşı
çıkmayı bırak, düşünmekten bile korkuyorsun!!! Çünkü din,
kitap, Allah denince aklına korkmaktan başka bir şey gelmiyor.
Çünkü kitaptaki sevinci görmekten çok uzaklardasın. Çünkü
korku filminin içine girmiş onu yaşıyorsun. Korktukça,
korkulması gereken ayetlerin hedefine oturuyorsun. Sevinç
duyulası ve müjde alınası ayetlerse sadece hayalinde bir ütopya
olarak kalıyor. Ey beşer, gönlün hasta ama ilacından korkuyor,
kaçıyorsun.
KalemzádeKãmil
260
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
17-İsra 82 Biz Kur’ân’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyi
indiriyoruz. Bu ise zalimler için hüsrandan başka birşey
arttırmıyor.
Bütün peygamberlerin insandan elçiler olduğunu anlamak bu
kadar zor mu!!!
11-Hud 25 Biz Nuh’u da kavmine gönderdik. O dedi ki: ‘Ben
size apaçık bir uyarıcıyım.
Hemen ardındaki ayette bakın, yine aynı uyarı varken…
Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!!!
11-Hud 26 Allah’tan başkasına kulluk etmemeniz için
gönderildim. Ben sizin hakkınızda acı bir günün azabından
kaygılanıyorum.
Onun da ardından yine aynı şekilde inkâr ediş… Sen bir
beşersin, sana neden uyalım ki!!! Sanki mucizeler gösterdiğinde
inanacaklarmış gibi…
11-Hud 27 Kavminin ileri gelen inkârcıları, ‘Biz seni kendimiz
gibi bir beşer olarak görüyoruz,’ dediler. ‘Sana uyanların da
bizim en aşağılıklarımızın olduğu ilk bakışta anlaşılıyor. Sizde
bize karşı hiçbir üstünlük görmüyoruz ve sizin yalancı
olduğunuzu düşünüyoruz.’
Neden tarih hep tekerrür ediyor sizce? Çünkü onlar ne kadar
insansalar bizler de insanız ve hep aynı yanılgıya düşüyoruz…
KalemzádeKãmil
261
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Her depremi en kötüsü, her yağmuru en şiddetlisi, her kışı en
soğuğu, her yazı en sıcağı, her güzeli en güzeli, her hocayım
diyeni en takvalısı, her hükmedeni en adaletlisi zannediyoruz.
Her bıyıklıyı dayımız, her sakallıyı hızırımız sanıyoruz. Hep
aynı filmi seyrettiği halde âdemoğlu “bu şimdiye kadar
seyrettiğim en iyi ya da en kötü filmdi” diyor. Abarttıkça
abartıyor da öyle inanmak istiyor!
Bitirirken, bu “beşer” bahsi ile bağlantılı olarak; ayetlerin
anlamını, dilinin ne dediğini bilmeden şu ayeti namazda okuyan
birinin halini düşünelim.
23-Muminun 38 O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah’a
karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz.
İşte başlı başına bir ayet ama inkârcıların sözünden ibaret…
Üstelik açın okuyun; tek başına değil, Müminun 33’deki
başlangıcı pas geçerek Müminun 34’ten başlarsanız okumaya,
kesintisiz bir şekilde 35,36,37,38 dâhil devam ediyor. Anlamını
bilmesen de bunu namazda Arapça okuyabilirsin diyenlere,
“ha” demek yerine “hı” dersen anlam değişir de namazın
bozulur diye vesvese yapanlara soruyorum… Anlamını
bilmeden ama tecvidli bir şekilde ayetleri okuduğunuzda “Sen
yalnızca bir beşersin, yalancısın, öldükten sonra dirilmeyeceğiz,
sana neden uyalım ki” demiş olarak rükuya vardığınızda
namazınız oluyor mu!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
262
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Apaçık Delil mi Arıyorsun?
Gök Gürlüyor, Duymuyor musun?
Normal geliyor sana değil mi? Bak gök gürlüyor ve şelale gibi
akıyor yine bulutlar. Düşün bir an için… Olmasaydı bulut diye
bir şey, olmasaydı yağmurlar ve olmasaydı gök gürültüsü veya
gök gürültüsüz bir fizik kanunuyla yağsaydı yağmur! Öyle bir
dünya düzeni olsaydı da bunlarsız yaşansaydı hayat! Ve bir gün
aniden bulutlar kaplasaydı semayı ve elektriklenseydi gökyüzü.
Bir ışık aniden aydınlatsaydı yüzümüzü ve ardından gök
gürleseydi haykırır gibi kulağımıza! Ne korkardık değil mi? Ne
büyük bir şaşkınlığa uğrardık! İşte apaçık bir delil gelmiş olmaz
mıydı!!!
Olmasaydı yeryüzünde rengârenk bitkiler! Her yer sadece
çimlere bezenseydi ve hep böyle görseydik çevremizi.
Olmasaydı yüzbinlerce çiçek çeşidi ve belki de milyonlarca
milyarlarca gül, menekşe, lale, hanımeli… Ve bir sabah
baksaydık, çimlerin arasından o ana kadar tanımadığımız bir
papatya bitivermiş! Yeşil, küçük ve zarif bir dalın tepesinde
bembeyaz yapraklar ve ortasında parlak sarı tohumlar! Bu nasıl
oldu da oldu diyerek, şaşkınlıklar içerisinde kalmaz mıydık?
İşte apaçık bir delil gelmiş olmaz mıydı!!!
KalemzádeKãmil
263
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Bilmeseydik renklerini doğanın! Ne ağacın yeşilini, ne denizin
mavisini, ne kar’ın beyazını! Açık koyu tek renk tonlarla
algılıyor olsaydık her cismi, her maddeyi! Ve bir gün aniden
gözlerimizi açtığımızda masmavi dalgaların sahilimize
vurduğunu, yaprakların yemyeşil olduğunu, sokakta top
oynayan küçük beyin eve döndüğünde yanaklarının kıpkırmızı
kesildiğini ve kocaman kahverengi gözleriyle bize baktığını
görseydik! Yerimizde kalakalır, tüylerimiz kabarır ve nereden
çıktı bu renk cümbüşü demez miydik? İşte apaçık bir delil
gelmiş olmaz mıydı!!!
Olmasaydı kulaklarımız! Normal saysaydık kulaksız doğmayı.
Hiçbir ses duymasak, gözümüzle fark etmediğimiz hiçbir şeye
bakma ihtiyacı hissetmeseydik! Ve bir gün bir kızımız
doğsaydı, kafasının iki yanında iki garip nesne!!! Kızımız
insanlardan utanmasın diye gizlemez miydik bu ucube
yavrumuzun kulaklarını! Özürlü gibi büyüse ve bir gün alışkın
olduğumuz işaret diliyle deseydi “ben bir şeyler duyuyorum
anne”! Alıp hekime götürseydik ne oldu bu kıza diye! Bilim
adamları üzerinde deneyler yapsaydı kızımızın! Ve anlasaydık
ki yavrumuz bizim algılayamadığımız şeyler algılıyor. Gözünün
bakmadığı yerde olan hareketleri fark ediyor. Şimdi bak, bir tek
o özürlü doğmuş kızcağız değil hepimiz ucubeyiz ve sesler
duyuyoruz da üstünde bile duymuyoruz! İşte apaçık deliller
içinde yaşamıyor muyuz!!!
Olmasaydı düşünme diye bir becerimiz! Önümüze ne çıkarsa
onu yapıyor olsaydık. Bir meyve ağacına denk geldiğimizde
koparıp yesek, birkaç yünü kabarmış koyun gördüğümüzde
yaslanıp uyusak, bir su birikintisine rastladığımızda avucumuza
KalemzádeKãmil
264
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
alıp içmeye çalışsak, hiçbir şeyi problem saymasak, geleni alsak
da hiç seçmesek, hiç biriktirmesek, yılanı gördüğümüzde
korksak ama kaçmayı bilemesek ve gökten bir kitap düştüğünde
açıp okuyabilsek ve sadece dediğini yapsaydık! Bir an devran
değişseydi ardından ve kafamıza düşen o kitabı açıp
okuduğumuzda aniden düşünmeye başlasaydık! Nasıl bir
karmaşa yaşardık ve nasıl bir düğüm çözülmesi olurdu
beynimizde! Nasıl atardı kalbimiz küt küt! Dur bir dakika, ben
düşünebiliyorum derken, ilahi özgürlüğü fark edip, çığlık
çığlığa semaya şükürle haykırmaz mıydık!!! İşte apaçık bir delil
gelmiş olmaz mıydı!!!
Her şey ne kadar da normal geliyor değil mi? Defalarca gök
gürlerken, ha bire şimşekler çakarken, altındaki bilimsel
tecrübemiz ve çözümlememizle basit bir doğa olayı deyip
geçiyoruz. Milyonlarca çiçek her bahar biterken topraktan “ne
güzel kokuyor”dan öte bir şey değilmiş gibi geliyor ve üzerine
basıp geçiyoruz. Doğal hayatımızdaki renk cümbüşünü hiçe
sayıp hd çözünürlükle görüntü veren televizyon ekranları
üretenlere hayran kalıyoruz. Sesler duyuyor, dokunuyor,
kokluyor, anlıyor, ayrıştırıyor ve seçiyoruz… Ve kitaplar… Ve
Kur’an… Bırakın düşünmeyi, okumuyoruz bile, ne yazıyor
içinde diye! Ortalık ayetten geçilmezken, bizim tepemize alışık
olmadığımız bir mucize gelmesini bekliyoruz, inanmak ve
anlamak için!!!
İşte biz bu kadar cahil, nankör ve zalimiz! Kimimiz bilimsel
olarak açıklayabildiğimiz için Yaratan’ı reddediyor, kimimiz
açıklayamadığımız şeyleri Allah’tandır diyerek kuru kuruya
inanıyoruz. Allah’ım ne kadar cahiliz, ne kadar kendimize
KalemzádeKãmil
265
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kötülük yapıyoruz, ne kadar düşünmeziz!!! Ayetsiz (kitaptan
ayet almaksızın) bir tefekkür olsun diyerek başlıyoruz. Ayetlere
boğuluyoruz! Tabiat kelime kelime olmuş, hayatlar cüz olmuş,
kâinat kitap olmuş, okumuyoruz da anlayamıyoruz! Ve bir de
bakıyorsun ki o yüz on dört surede bunlar zaten anlatılmış. Bir
kez daha anlıyoruz ki, bu kitapta (Kuran’da) hiçbir şey eksik
bırakılmamış…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
266
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Beyin Ergenliği
Büyümüş de Büyüyememiş Çocuklar
Vücut ergenliğe ulaşmış da beyin ulaşmamışsa, hala çocuk gibi
masallara inanır insan. Hala çocuk gibi öcülerle korkutulur.
Hala çocuk gibi oyuncak bekler. Din onun için oyuncaktan
başka bir şey değildir henüz. Namaza ya da okumaya kalkarken
üşenerek kalkıyorsan, ekmek almak için bakkala gönderilmeye
direnen bir çocuksundur hala.
Vücut ergenliğe ulaşmış da beyin ulaşmamışsa, hala çocuk gibi
mucizeler bekler insan. Hala çocuk gibi iyi kalpli perilerin
etrafında uçtuğunu zanneder. Hala çocuk gibi sihirli değnekler
arar oyuncaklarının içinde. Hep büyüklerden bekliyor da kendin
cesaretle haykırmıyorsan gerçeği, ilkokul öğretmeninin arkasına
saklanıyorsundur hala.
Vücut ergenliğe ulaşmış da beyin ulaşmamışsa, korunmak için
hala çocuk gibi babasını, büyüklerini arar insan. Hala çocuk
gibi onun bunun eteğine sarılmak, kucağına oturmak ister.
Büyük sorunlarını çözmeleri için hep bir takım büyüklerin bir
şeyler yapmasını bekliyorsan, babasına mahalle arkadaşını
şikâyet eden bir çocuksundur hala.
KalemzádeKãmil
267
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Vücut ergenliğe ulaşmış da beyin ulaşmamışsa, hala birilerinin
sana harçlık vermesini beklersin. Hala çocuk gibi büyüklerinden
istersin. Zekât verirken aldım kabul ettim denmesini
bekliyorsan, hesap yapıyorsan infak için, babası öyle dedi diye,
kardeşine elindeki çikolatasının ucundan mecburen veren bir
çocuksundur hala.
Artık çocuk değilsin, büyüdüğünü kabul et. Dinini oyuncak
zannetme. Masalları değil Kuran’ı oku. Sakalını çekiştireceğine
aklını çalıştır. Bırak büyük aramayı, büyüdüğünün farkına var.
Sen, çikolata dağıt artık çocuklara. İstemeden yaptığın iş ne
kadar makbul, idrak et. Kalbini belinin altına düşürme, en üstte
olan beynine yükselt. Hayat senin sorumluluğun, farkına var.
Annen baban kızacak diye değil, kendin istediğin için yap ne
yapacaksan. Cevap kartı elindeyse zor değil hiçbir soru,
kalmayacak çözülemeyen bir düğüm. Seni Yaratandan başka
hiç kimseden, kendi hayatın için isteme hüküm. İsteyerek git
O’na doğru…
41-Fussilet 11 Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona
ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de,
“İsteyerek geldik” dediler.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
268
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Allah Zalim mi!!!
Allah Bize Yalan mı Söyledi!!!
Dönüştürülmüş Hıristiyanlık inancındaki bazı şirk yüklü
anlayışları hepimiz az çok biliyoruz. İsa Peygamberi Allah’ın
oğlu gören anlayışı, onun kendisini bütün Hıristiyanların
günahlarının affedilmesi için feda ettiğine dair uyduruk
rivayetleri, sonradan uydurulmuş din adamları sınıfının masum
Hıristiyanları nasıl kendilerine köle ettiğini duyup duruyoruz.
Aynı şekilde dönüştürülmüş Musevilik inancında da yine din
adamları zümresinin gerçek Tevrat’a ait ayetleri sakladıklarını,
ortada olanların anlamlarını çarpıttıklarını, kendilerinden ilave
dini hükümler koyduklarını ve bu yolla sadece kendilerinin
Allah’ın gerçek kulları olduğunu işitip kınıyoruz. Haklı olarak
onların bu tutumlarını eleştiriyor ve Allah’ın böyle adaletsiz,
böyle ayrımcı, böyle sınıfçı olmayacağını, böylece kendi
kendisine şirk yolu açmayacağını akıl ve mantık çerçevesinde
düşünüp haykırıyoruz. Ancak mesele kendi dinimiz olunca da
aynı, hatta daha bir hassasiyetle davranmamız gerekirken, tam
tersine bize söylenenleri hiçbir mantık süzgecinden ve Kuran
testinden geçirmeden kabul ediyoruz.
Nasıl ki Hıristiyanlar ilk yaratılan “kelime” o idi (!) diyerek
yolundan gittiklerini iddia ettikleri İsa peygamberi yaratılmış
her şeyin nedeni sayıyorlarsa, bugün bize dayatılan müşrik
KalemzádeKãmil
269
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
inanç da aynı şekilde ilk yaratılanın peygamberimizin nuru
olduğunu iddia ediyor. Ne kadar benzeştiklerini anlamamak için
kör olmak gerek! Üstüne üstelik “peygamberimiz olmasaydı
âlemleri bile yaratmazdı” uyduruk sözüyle Allah’a iftira
atılıyor. Peygamberimizi yücelttiklerini zannederken Allah’a
verdikleri sıfata bakın! Sanki Allah mümin kullarını bile
sevmeyen, onları yarattığına bin pişman, zoraki yaratmış bir
Zeus gibi!!!
Nasıl ki Hıristiyanlar İsa Peygamberin çarmıha gerilip
öldürülerek (!) gelmiş geçecek olan bütün Hıristiyanların
günahının kefaretinin onun tarafından ödendiğini iddia
ediyorlarsa, bugün bize dayatılan müşrik inançlarda da her
uydurulanı peygamberimizin yolu sayıp kıyamette o yolda
gidenlere şefaat edeceğini veya aynı şekilde Ali veya
Hüseyin’in yolunda gidenlerinin de bu günah kefaretini ödemiş
olduğu iddia ediliyor. Ne kadar benzeştiklerini anlamamak için
kulaklarımızda ağırlıklar olması gerek! Rahipler kime karşı,
kimin affetmezliğine (!) karşı saf Hıristiyanların günahını
affediyormuş? Peki kime karşı, kimin zulmüne karşı
Peygamberimiz (mümin kullara korku yokken) mümin kullara
şefaat ediyormuş? Yoksa birileri daha fazla günahkar iken
şefaate nail olup cennete giderken, daha az günahkar birileri
şefaat edilmeyerek cehenneme mi gönderilecek!!! Allah
affetmeyi bilmeyen ve adalet gözetmeyen bir zalim mi!!!
Allah “Benim dilemem dışında, kimsenin kimseye şefaati fayda
vermez” demiyor mu? Etrafınıza baktığınızda bırakın
peygamberimizi, türlü türlü insanlar hakkında bile şefaat
hikayeleri anlatıldığını görürsünüz. Oysa şefaat şefaat deyip
KalemzádeKãmil
270
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
duracağımıza makbul ve güzel işler yapma peşine düşsek hata
mı ederiz! Müşrikler Kabe’ye doldurdukları putlardan şefaat
bekliyorlardı. İbrahim Peygamberin kavmi de kendi
putlarından! Köleleri Firavundan! Yuşa’dan, Zekeriya’dan,
İsa’dan hep beklenildi. Papa’dan, papazdan hala bekleniyor.
Geylani’den, Mevlana’dan, Sait’ten ve hatta güncel ismi lazım
değillerden! Akla gelmeyen tek bir zat var genelde! Kimdir o
biliyor musunuz? Şefaatin gerçek sahibi… Dileyecek olan…
Allah…
Kuran apaçık biçimde bize “peygamberler arasında ayrım
gözetmeyin” diye emretmesine rağmen nasıl oluyor da bizler
çıkıp kıyamet gününde diğer peygamberlerin dinimizin
peygamberinden medet umacaklarını, her birinin kendi nefsini
kurtarma peşinde olduklarını iddia edebiliyoruz! Peki kime
karşı, kimin zulmüne karşı diğer peygamberler bizim
peygamberimize yalvarıyor veya yüzü suyu arıyor? Allah
Kuran’da apaçık biçimde “benim başarıya erişmiş mümin
kullarıma o gün hiçbir üzüntü yoktur ve rahatça cennete
gireceklerdir” diye müjdelerken biz nasıl kalkıp da onu
peygamberlere bile azap çektiren pek zalim bir mitolojik tanrı
gibi gösterebiliyoruz!!! Bu aldatmacayı anlayamamak için
kalplerimizin mühürlü olması gerek! Allah zalim mi de salih
kullarını bile cehenneme tıkma peşinde olsun!!!
Allah Kuran’da “Bu kitaptan (Kuran’dan) sorumlusunuz ve
ondan sorulacaksınız” derken yalan mı söyledi bize!!! Başka
kitaplar vardı da onları bizden gizleyip mektuplar halinde,
beyitler halinde, maniler halinde, şiirler halinde, kasideler
halinde, ciltler halinde, ilmihaller halinde, risaleler halinde
KalemzádeKãmil
271
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kuran’da bizden gizlediği bütün detaylarıyla ve açıklamalarıyla
özel kullarına mı verdi!!! Allah bize haksızlık mı yaptı!!! Niye
sakladı bunları bizden!!! Allah gerçeği örten bir zalim mi!!!
Allah Kuran’da bize namaz kılın, oruç tutun, zekâtı verin, infak
edin, haccı yapın, iyi işler işleyin, kötülükler yapmayın, bana
şirk koşmayın diye sıralamışken neden kendinize şeyh edinin,
rabıta yapın, tesbih çekin, bu sureyi ezberleyip günde yüz defa
okuyun, hemayil takın, çarşaf giyin, sakal bırakın, sarık takın
demeyerek bazı ibadetleri (!) bizden sakladı!!! Sonra da kalkıp
başkalarına söyledi!!! Eğer mesele daha çok sevap kazanmaksa,
ben şimdi Kuran’da yazmayan sakal bırakmak, cübbe giymek
gibi bir emri uygulamadığım için bunu yapanlardan daha az
sevap kazanacaksam Allah bana haksızlık yapmış olmuyor mu?
O zaman neden bana “bu kitaptan sorulacaksınız” diyerek beni
yönlendirdi!!! Allah’a inanan ve zekat bile veren Ebu Cehiller
de yoksa sakallı ve cübbeli olduğu için ödüllendirilecek mi!!!
Bu ne yaman çelişki!!! Allah bizi aldatan bir zalim mi!!!
Uyanık olmak gerek. Bugünkü Ebu Cehiller Allah dostu
kisvesiyle, büyük zatlar kılığıyla, büyük imamlar
pohpohlamasıyla, büyük âlimler yüceltmesiyle, büyük din
adamları kandırmacasıyla, sünnet diye kandırarak, hadis diye
aldatarak, mezhebin gereği diye farzlaştırarak, tasavvuf diye
anlatarak, takva diye boyayarak, bu ameli bu inancı terk eden
dinden çıkar diye korkutarak, kabir azabı diye korkutarak, içine
cin girer diye korkutarak, dokunma yanarsın diye korkutarak,
uyduruk menkıbeler anlatarak, kürsüleri yumruklayarak, iğrenç
benzetmeler yaparak, düzeysiz espriler patlatarak, ağlayıp
zırlayarak, uşak makamında Kuran okuyarak, felsefe ve ilim
KalemzádeKãmil
272
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kitaplarını din kitabı haline getirerek, Allahu Ekber diye
haykırarak, her söyledikleri Kuran’ın hükmüymüş gibi yalanlar
savurarak, eksiksin diye inandırarak, aklın yetmez diye
aşağılayarak, bir mürşide mürit ol diye köleleştirerek bize
şirkin, müşrikliğin alasını dayatıyorlar.
Hiç unutmayalım. Şeytan huzurdan kovulduğunda “Ben senin
doğru yoluna oturacağım ve onları senin yolundan çevireceğim”
diyerek and içmiştir. Bugün şeytan tamamen doğru yolun
üstüne çöreklenmiş dev bir yılan halindedir ve onun ortaklarının
da uzattıkları dallarda yasak meyveler Allah yolunda gittiğini
zanneden masum ama aklını kullanmadığı için şirke doğru
kürek çeken insanların aklını başından almış durumdadır. Takva
elbiseleri paramparça haldedir. Bu sarhoşluktan tek kurtuluş
dinimizin kitabına; Allah’ın ipine iman ve idrak hevesi ile
sarılmaktır.
Yazı ironisi gereği satırlarımız arasında “Allah” ismi önüne ve
arkasına konmuş olan bütün kötü sıfatlar için kalbi şekilde
“asla, kat’a ve haşa” demiş ve bunu ünlemlerle belirtmişizdir.
Allah, varsa hatalarımız kadar niyetimizi de, kalbimizin
künhünü de biliyor. Elbette Allah yalan söylemez… Elbette
Allah asla zalim değildir… Ve elbette her şeyin en doğrusunu O
bilir…
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
273
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sakın Okumayın!!!
Kitap Tanıtımı
Size bugün bir kitap tanıtacağım. Ama siz tanıttığıma bakıp da
sakın okumayın! Levh-i Mahfuz yayınlarından! Hayatınız ve
ebediyetiniz için daha önemli bir kitap yok. “Oku” diye
başlıyor. Ama olsun okumayın!
“Oku”nun ne anlama geldiğini siz nereden bileceksiniz, o
yüzden okumayın! 1400 yıl önce çıkmış! İsmi Kuran-ı Kerim.
Yazarı Allah. Okurları için yazdığı son kitabı. Sana gerekmiyor
yani, sadece okurları için! İlk baskısı Mekke ve Medine’de çok
rağbet görmüş! Ama siz on dört asır önce çıkmış bir kitabı niye
okuyasınız! Dünyanın en çok satılan ama satılma oranına göre
anlamak için belki de en az okunan kitabı! Çoğunluğa uyalım!
Demek ki okumaya gerek yok! Ama illa ki okumak istiyorsanız
sakın ha içinde ne yazdığını anlamak için çevirilerine falan göz
atmayın, sadece orijinal diliyle hatta tecvidli okuyun! Sonra
anlamaya falan başlarsınız Allah korusun! Okumayın!
Anlamayın! Anlaşılmaz olun!!!
Fakat Kuran hariç her türlü din kitabını, ilmihalleri ve hadis
kitaplarını okuyun. Onlar da Arapçadan çeviri ama olsun;
hadisler Allah’ın koruması altındadır (!) senetlidir, ittifaklıdır,
tevatür yoluyla kesintisiz gelmiştir, çevrilirken asla anlam kaybı
KalemzádeKãmil
274
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
oluşmaz, yalan karışmaz! Ama Kuran ayetlerini çevirirseniz
farklı anlamlara gelir ve tevatür yoluyla değil direkt Allah’tan
geldiği için yalan karışır, yanlış anlaşılır, siz de günaha
girersiniz anlamaya çalıştığınız için! Allah’ı anlamazsınız ama
velileri anlarsınız! Allah’ın değil kullarının kitaplarını okuyun,
kullarını veli edinin siz! Böylece şirkten kurtulursunuz! Ama
direkt Allah’ın hükümlerine bakarsanız şirke girer, kâfir
olursunuz!!!
Kuran’ı anlamak için okuyalım diyenler hep sapıklar zaten!
Kafaları hiç basmıyor! Kendileri sapmışlar, başkalarını da
saptırmak için Kuran’ı okuyup herkesin gerektiği kadar
anlayabileceğini ve yanlış anlamaktan korkulmamasını, çünkü
Allah’ın adaletli olduğunu iddia ediyorlar! Vay sapıklar vay!
Nasıl da Kuran’daki ilk emir olan “Oku” sözünü tekrar edip
durarak doğru yoldan ayrılıyorlar!!!
Siz beni dinleyin! Allah’ın bu kutsal kitabını güzelce sarıp
sarmalayın, duvara asın! En ulaşılamayacak yerlere koyun! Ona
dokunmamak için üüüüfff, çok sebep var! Sağa sola taşımayın!
Hele abdestsiz sakın dokunmayın! Kutsal şeye dokunulur mu
hiç! Çarpılır marpılırsınız aman ha! İçindeki kargacık burgacık
yazıların zaten senin için anlaşılır tarafı yok! Manasını okusan
da anlamazsın! Onları okuduğunu ve anladığını iddia edenleri
kendine şeyh edinir, üzerine düşeni yapmış olursun! Olmadı
şeyhinin iki kaşının ortasını hayal eder, alnının çatısına bakarsın
da kitapta ne yazdığını öyle anlarsın, hatta önce şeyhine, sonra
oradan aldığın adresle kitabın yazarına ulaşırsın! Ya da eline
binlik bir tesbih al, yetmişbin defa selavat getir, yazarın ne
dediğini anlamayı da aşar üstüne borcun varsa ödemiş,
KalemzádeKãmil
275
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
hastalığın varsa iyileştirmiş, bin hac sevabı da almış olursun!
Hatta üzerine yüz rekât tesbih namazı kıl ki amel defterin iki
sene kapansın, hiç günah yazılmasın! Ama kitap öylece kenarda
dursun! Cenazen olunca da bir hoca tutarsın, eline kitabı verir,
parasını verir okutursun! Sen yine anlamazsın ama olsun,
ölenler anlar nasıl olsa!!!
Niye okuyasınız ki! Ne yazıyormuş içinde! “Düşünmeyecek
misiniz” yazıyormuş. Sen nasıl olsa düşünebiliyorsun! Bu
mudur yani! Boşver düşünemeyenler okusun! Başka ne
yazıyor? “Aklınızı kullanmayacak mısınız” diyormuş. Demek
ki aklı olmayanlara yönelik! Senin bildiğim kadarıyla var!
İhtiyacın yok o zaman! Başka? “Şükretmeyecek misiniz”
varmış. Sen şükrediyorsun zaten! Hele hele bir beladan,
hastalıktan ya da kazadan yakanı kurtarınca aklına geliyordur
şükretmek! Demek ki bu da sana göre değil! Sen boşver! Kitap
orada duruyor mu, bırak dursun! Hem çok okursan kafayı
üşütürsün, aman ha! Bizim orada bir deli vardı, çok okuduğu
için delirmiş aslında! Onun gibi olmak istemiyorsan çok da
düşünme, iyi değil böyle şeyler! Birileri okur, bize anlatır!
Riske girme! Sen dokunursan ne olur ne olmaz, çarpar
marpar… Ama adam çarpmaz… (Sen öyle san)
Bütün bunlara gerek yok arkadaşlar! Sadece bir kelime-i
şahadet getirmek yeter! Bir defa diyosun, ölene kadar yetiyor o
sana! Bizim dinimiz hepi hepi bu kadar! Neydi o hani var ya
eşhedü ennalahe, hah işte o! Ne mi demek? Geçen bi dizi filmde
de geçtiydi ama… God bless you, God thanks gibi bişey.
Neyse!
KalemzádeKãmil
276
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Son verirken hatırlatayım. Elinizin kiriyle sakın dokunmayın o
kitaba! Oku’mayın! Sizin aklınız size yeter! Allah’ın sözlerine
akılla anlam veremezsiniz ama okumamak gerektiği kararını
aklınızla verebilirsiniz!!! Senin dinin en iyi din, en son din, en
mantıklı din. Bunu biliyorsun ya tamamdır! Ötesini boşver, ya
cübbeli hocaların veya nur yüzlü hocaannelerin sohbetlerine
gidelim, ya da kişisel gelişim kitapları okuyup hayatın
gizemlerini bulalım, yoga yapıp nirvanaya ulaşalım biz!!!
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
277
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İncil’i de Oku’madılar
Kim Günahsızsa İlk Taşı O Atsın
Çoğu Yahudi ve Hıristiyan diyor ki “Muhammed Tevrat, Zebur
ve İncil’i okuyup öğrenmiş, kafasına göre bunları toparlayıp
Kuran’ı kendisi yazmıştır”!!! Kuran’ı anlamak niyetiyle
okuyanlar bunun böyle olmadığını, Kuran’ın da daha önce
gönderilen kitaplar (vahiyler) gibi Allah’ın kelimeleri olduğunu
bilirler. Bakın; iddia ederler değil, bilirler. Çünkü bunu
iliklerine kadar yaşarlar Kuran’ı okurken. Siz İncil’i okurken
aynı şeyleri hissetmiyor musunuz? Hissetmiyorsanız sorununuz
var.
Diyeceksiniz ki bu yuvarlak bir laf! Kendi kitabınızı övüp
durmak için bilip bilmeden böyle söylüyorsunuz! Varsayalım ki
sizin dediğiniz gibi olsun! Bir düşünün; beğenmediğiniz
peygamberimiz Muhammed kötü bir iş mi yapmıştır size göre?
İşte sizin kitaplarınızı onayladığını göstermiş ve ihtilafa
düştüğünüz hususları kendisine göre (!) çözümlemiştir. Yanlış
bile yapmış olsa (!) sizin kitaplarınıza inanarak ve inceleyerek
yapmış olmuyor mu bunu? Bu eğer bir insanın tefekkürü ise
saygı duyulacak ve oturup konuşulacak bir iddia değil midir?
Bilimsel olarak bunu irdeleme yolunu neden seçmiyorsunuz da
“o bir yalancıdır” diyorsunuz, doğru dürüst hiç okumadan…
KalemzádeKãmil
278
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Biraz zaman ayırıp bir kontrol edin Kuran’ı. Ne kaybedersiniz?
Dininizi mi? Eğer bundan korkuyorsanız zaten inanmış da
sayılmazsınız. Kalbinize inmemiş bir İncil’in ve üstünlüğünü
ortaya koyduğunuz İsa’nın öğretisi bu kadar kolay
silinebilecekse kalplerinizden, iman etmiş sayılır mısınız?
Düşünün.
Eğer iddia ettiğiniz gibi Kuran’ı bir Arap kendisi yazmışsa,
Allah adına yalan uydurmuştur! Bunun dışında Kuran’ın içinde
ne yanlış vardır? Burada yanlış olan nedir? Hiç baktınız mı?
Eğer iddia ettiğiniz gibi Kuran’ı o yazmışsa neticede sizin
dininizi kendi anladığı ölçüde daha iyi anlatmaya,
anlayamadıklarınızı ve kendi aranızda anlaşamadıklarınızı
açıklamaya çalışarak alternatif çözüm üretmekte değil midir?
Sizin kiliselerinizin yaptıkları bu manada farklı mı sanki? Bakın
Kuran’da bizim peygamberimiz Muhammed konuşuyorsa
İncil’de de sizin peygamberiniz (ve bizim de inandığımız) İsa
konuşmuyor mu? Bir insan yazmış olsa bile (!) bakın Kuran’da
birçok yerde aynen İsa gibi derin benzetmeler yapmış ve kendi
takipçilerine anlatmıştır. Düşünemeyen birisi daha kalkıp İsa ve
İncil için de aynı şeyi söyleyebilir. Hatta yazım şekli ile daha da
dezavantajlı çıkabilirsiniz.
Eğer peygamberimiz Muhammed’in, tanrı edindiğiniz
peygamberiniz
İsa’yı
sizin
yücelttiğiniz
biçimde
yüceltmediğinden kuşku içindeyseniz, buyurun neyin yanlış
olduğunu gösterin. Kendi kitabınıza inanarak gösterin hatta.
Yani Kuran’daki iddia ettiğiniz yanlışları, İncil’e göre yanlış
olduğunu bilimsel biçimde ortaya koyun. Ama bunu yaparken
kafanıza göre değil İncil’e (İncillere) göre yapın. Uyduruk
KalemzádeKãmil
279
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Pavlus hikâyelerine, İncil’de olmaması gereken mektuplara
göre de değil. İncil’e göre…
Göreceksiniz ki İncil’e uymayan, daha doğrusu İsa’nın
İncil’deki sözlerine uymayan hiçbir şey bulamayacaksınız.
Bulduk dediklerinizin de, ki bunların sayısı birkaç kalemi
geçmez; Kuran’da da anlamak isteyenlere hitap eden
müteşabihler (benzetmeler) olduğunu göreceksiniz. Siz sadece
reddetmek üzere itiraz ediyorsunuz. Aslında itiraz
ettiklerinizden bile bir kuşku içindesiniz. Çünkü İsa’nın da size
niçin “kıt imanlılar” dediğini çok iyi biliyorsunuz. Aynen bizim
tarafta sizin kitabınıza “tahrif olmuş kitaptır, ne diye
okuyacağım İncil’i” diyenler gibi. Hâlbuki Kuran’da, İncil veya
Tevrat tahrif olmuş denmiyor. Ya ne deniyor? Onaylandığı
belirtiliyor ve gizlenen, bu da kitaptandır denilerek ilave edilen
ve ihtilafa düşülen hususlar dolayısıyla Musa ve İsa’nın
takipçilerinin bölündüğü, ifade ediliyor. İşte Kuran bu ihtilafı
ortadan kaldırıyor. Diyeceksiniz ki “siz önce kendi gözünüzdeki
merteği çıkarın, kendi bölünmüşlüğünüzü giderin” Doğru söze
ne denir? Bizde keçinin yediği iddia edilen bir ayet ileri
sürülerek Yahudilerin âdeti olan kadınları taşlamayı (yapılmasa
da) din diye kabul edenler varken, sizde de her namussuzluğu
serbest bırakan zihniyet insan dininin içinde ya da dışında hep
var olacaktır.
Yuhanna 8 (1-11) İsa ise Zeytin Dağı’na gitti. Ertesi sabah
erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına
geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri
ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler.
Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam
KalemzádeKãmil
280
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
zina ederken yakalandı” dediler. “Musa, Yasa’da bize böyle
kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları
İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek
için bir neden arıyorlardı.
İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı
soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim
günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi. Sonra yine eğildi, toprağa
yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak
üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar.
Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, “Kadın,
nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu. Kadın,
“Hiçbiri, Efendim” dedi. İsa, “Ben de seni yargılamıyorum”
dedi. “Git, artık bundan sonra günah işleme!”
İçinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın. Çok doğru. İşte
maalesef bütün insanlık aynı durumdayız. İçimizde ilk taşı
atacak kimse yokken birbirimizi uyarmak yerine birbirimizin
kitabını taşlıyoruz. Gelin kitabınızı ve kitabımızı okuyalım.
Çünkü sadece biz değil siz de kitabınızı hak ettiği biçimde ve
üzerinde derin derin düşünerek okumuyorsunuz.
İsa dönecek ve sadece sizi kurtarıp dünyaya hükmedecek
diyorsunuz… Oysa İncil’de “İnsanoğlu” geleceği günün
tasvirini yapmıştır. Geleceği gün, sizin üzerinize tanıklık
yapacağı yargı günüdür. Bunu biliyorsunuz. Kuran’da da zaten
bu söylenmektedir. İsa gibi diğer bütün peygamberler de kendi
kavimleri, ümmetleri üzerine o gün tanık olacaklardır. Diğer
dinleri ve ümmetleri nasıl görmezden gelir ve herkesin
KalemzádeKãmil
281
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Hıristiyan olması gerektiğini iddia edersiniz! Siz Hıristiyan bir
aileden gelmeyip de bizim gibi bir ailede doğsaydınız ya da
Budizmle haşır neşir olan bir coğrafyada doğsaydınız yine de
Hıristiyan mı olacaktınız? Sizin Rabbiniz o kadar acımasız mı
ki bizi hiçbir suçumuz yokken daha doğuştan cehennemlik
kılsın! Sizin kitabınız demiyor mu; O gün göksel egemenliğe
giren en küçük kişi bu dünyadaki gibi bir Davut’tan, bir
Yahya’dan veya bir İlyas’tan bile çok daha nitelikli bir vasıfta
olacaktır. Aklını kullanmayanlar ise kaybedecektir. Sadece İsa
yoktur,
sayısız
peygamber
vardır.
Sanki
bunu
bilmiyormuşsunuz gibi!
İsa Tanrının oğludur, diyorsunuz… Yahudi din adamlarının
veya Vali Pilatus’un karşısında mahkeme edilen İsa’nın
İncil’deki
ifadesini
aynen
kullanayım: “Söylediğiniz
gibidir.” İsa neden bu cevabı vermiştir hiç düşündünüz
mü?“Söylediğiniz gibidir” derken İsa “anladığınız gibi değildir”
demek istemiştir. “Söylediğiniz gibidir” demek bir ironi ve bir
uyarıdır. Bu da bir teşbihtir. Benzetmedir. Allah’ın söz söyleme
sanatıdır ki bu şekilde aynı cümleleri okuyanların bir kısmı ikna
olurken bir kısmı inkâr ederler. Çünkü bir kısmı doğru, çoğu ise
yanlış yoldadır. Allah ise dilediğine (hak edene) anlama imkanı
verir.
Oğul tüm iman etmiş müminler için bir tabir, Baba ise tüm veli
edinilenler için (takip edilenler için) bir sıfat, bir lakap, bir
nickname gibidir. Luka’da İbrahim’e de baba dendiğini
okumadınız mı? Belki de okumadınız. Ya da okudunuz ama
Pavlus masallarına göre yorumladığınız için anlamadınız. İsa
Tanrı için oğul hüviyetindedir. Ama Tanrı evlat edinmiş
KalemzádeKãmil
282
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
değildir. Tanrı asla yarattıkları gibi değildir. Ne doğurulmuş, ne
doğmuş ne de doğurmuştur. İstese yarattıklarından birini elbette
çocuk edinebilirdi. Ama o yarattıkları gibi olmaktan, bir çocuğu
olmaktan münezzehtir. İsa’nın ve tüm müminlerin Tanrı
önündeki duruşunu, konumunu anlayasınız diye “baba oğul”
benzetmesi kullanılmıştır. Söylediğiniz gibidir, anladığınız gibi
değil. Mesele manayı anlamaktır, içi boş sözler söyleyip,
benzetmelerin peşine takılıp giderek, Allah’a bilmediğiniz şeyi
yakıştırmak değil.
Tanrı üçtür diyorsunuz… Teslis (trinity) diyorsunuz… Gökte
baba tanrı, İsa oğul tanrı, kutsal ruh da öbür tanrı oluyor derken
bunların üçü de birdir diyorsunuz… Aslında ne bilime ne de
vahye güveniyorsunuz. İçinizdeki şüpheye mantığınız ile son
vermeye çalışmıyor, bunu ifade etmekten bile korkuyorsunuz.
Kiliselerinizin klasik ve mantıktan yoksun savunmasını
Allah’ın gerçeği zannediyorsunuz. Kitabınız size tek tanrıdan
bahsederken, şeytanın onu en sevdikleriniz üzerinden
çoğaltmaya çalıştığını göremiyorsunuz.
Madem tanrı üçtür, hâlihazırda yaşadığını iddia ettiğiniz İsa,
Rabbine karşı yarın isyan ederse kimden taraf olacaksınız!!!
İçinizden “o asla isyan etmez” diye geçirdiğinizi duyar gibiyim.
Peki İncil’in sonunda çarmıha gerili bedenin sahibi“Rabbim
beni neden terk ettin?” diye serzenişte bulunurken neden
gözleriniz nemlenip, burnunuzun direği sızlıyor!!! Hiç itiraz
edip de kendinizi kandırmayın; o noktada ya çarmıha gerili
İsa’dan yana ya da her şeyin en doğrusunu bilen Tanrıdan yana
olursunuz. Ya da her ikisini de reddedip sadece (Kutsal Ruh’u)
kendi duygunuzu sahiplenip onu tanrı edinirsiniz. Hani tanrınız
KalemzádeKãmil
283
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
üçtü!!! Hani üçü de birdi!!! Bu sorununuzu çözmek için İsa’yı
çarmıhtan indirip oraya İncil’de adı geçen geçmeyen başka
birini asmak durumunda ya da İsa’nın sadece etten kemikten ve
önceden ruhu yükseltilmiş dünyevi bedenini asmak
zorundasınız. Yoksa bütün teziniz çürür!
Hiç cebelleşmeyin kalbinizle… Siz bu halinizle İsa’dan
yanasınız, İsa’nın Rabbinden yana değil. İsa’nın Rabbinden de
yana olduğunuzu söylemeniz sadece korkunuzdandır. Hem
İsa’dan, hem sözlerinden, hem de tek olan Baba’dan yana
olsaydınız, kitabınızda İsa’nın dediği gibi “iyi olan sadece
Tanrı’dır” derdiniz. Kendi inancınızı gözden geçirmeden, Allah
yerine Muhammed’e tapanları eleştirirken, kendinizin de
aynısını yapmakta olduğunuz hiç aklınıza gelmiyor değil mi?
93-Duha 1-7 Kuşluk vaktine andolsun, karanlığı iyice çöktüğü’
zaman geceye. Rabbin seni terketmedi ve darılmadı
da. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan)
daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen
hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup barındırmadı
mı? Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?
İsa’yı biz de elbette seviyoruz. Ona insanlık dişi işkenceleri
reva gören Yahudi kâhinleri ve din adamlarını sizin gibi biz de
lanetliyoruz. İsa üzerinden bu güne kadar örülen duygusal
hassasiyetlerinizin de farkındayız. Ama biz size dışarıdan
baktığımızda işte bu duygusallığınızın kullanılmakta olduğunu
ve maddi manevi İsa arabeski üzerinden kiliselerce
sömürüldüğünüzü de görebiliyoruz.
KalemzádeKãmil
284
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Ancak sizin çoğunuz denizin içindeki balık gibi yaşıyor ve
kendi deniziniz dışında bir hayat olabileceğini, Muhammed’in
de peygamber ve Kuran’ın da hak kitap olma ihtimalini
göremiyorsunuz. Çünkü sizi uyarması gereken kiliselerinizin
işine böylesi geliyor. Eminiz ki içlerinde ilimde derinleşmiş
öyle rahipler vardır ki bizim peygamberimizi de kendilerini bilir
gibi bilirler.
İçinizde İsa’nın babasız doğuşunu hala sindiremeyenlerin
içindeki fitneyi çok iyi biliyorsunuz ve bunu İsa’ya küfrederek
dile getiren Hıristiyanlar olduğuna bile her gün şahit
oluyorsunuz. Peki Muhammed’i takip edenlerin ve hatta
Muhammed’e bilerek ya da bilmeyerek tapmakta olanların bile
İsa’ya böyle bir küfür ettiklerine hiç şahit oldunuz mu!!! Neden
bu, İsa’ya küfretme kültürü sadece sizde var da İncil’i takip
etmeyenler daha rahat küfredebilecekken onlarda yok? Şeytan
bu konuda sizi kullanıyor ve İsa’ya olan sevgi ve bağlılığınızı
kendi lehine döndürüyor olmasın!!! Hadi uyanın.
Şunu anlayın ki; sizin de Rabbiniz (Tanrınız) bizim de
Rabbimiz (Allah’ımız) birdir. Aynı Tanrıdır. Allah’ın kelimesi
olan İsa’yı Adem gibi gönderen ve Müjde’yle yeryüzüne elçi
olarak ileten O’dur. Aynı Allah İbrahim’i de, Musa’yı da,
Davut’u da, Süleyman’ı da, İlyas’ı da, Yahya’yı da, Yeşeya’yı
da ve Muhammed’i de elçi olarak göndermiştir. Nasıl İsa’yı
Müjde’yle indirmişse, Muhammed’i de son mesajı ve
antlaşması (The Final Tastement) olan Kuran’la göndermiştir.
Kuran asla İncil’i, Zebur’u, Tevrat’ı ve diğer tüm vahiyleri
reddetmemiştir. Sizin de bizim de en büyük sorunumuz
KalemzádeKãmil
285
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kitabımızı okumamamız, Allah’ın vahyi yerine geleneksel
inanışlara ve insanların sözlerine itibar edişimiz ve okusak bile
hem İncil’i, hem Tevrat’ı, hem Zebur’u ve hem de Kuran’ı
dıştan gelen ve kulaklarımıza doğduğumuz günden beri
fısıldanan kirli bilgilerle okumamızdır. Oysa arınmış bir yürekle
Allah’ın kelimelerine sarılırsak oradaki benzetmeleri kalbimize
apaçık ve kendini açıklayan ayetler şeklinde “download”
edebiliriz.
Sizin İsa’nın şahsında, bizim de kendi peygamberimiz şahsında
bir kalp testine tabi tutularak sınandığımız gibi ortak bir
durumumuz var. İsa’yı eleştirenler onun sadece babasız
doğuşunu değil, günahkâr Ferisiler, günahkâr vergi memurları
ve bir kısmınızın fahişe olduğundan şüphelendiğiniz kadınlarla
oturmasını ve şarap içmesini nasıl vesveselerine sebep
ediniyorlarsa,
bizim peygamberimiz
Muhammed’imizi
eleştirenler de onun savunma savaşlarını ve çok eşli evliliklerini
sorun ediyorlar. Doğruları anlamak yerine bu fitnelere
takılıyorlar.
Nasıl ki İncil’deki son fısıh yemeğinde İsa, bir daha Göklerin
Egemenliğine kadar şarap içmeyeceğine yemin ediyorsa,
Kuran’daki Ahzab Suresi 52. ayette artık güzellikleri hoşuna
gitse bile evlenmek Muhammed’e haram kılınıyor. Bu
benzerlikler sizce tesadüf mü? Yoksa kendi aleyhine
kullanılacağı açık olduğu halde böyle vahiyleri öne süren
Muhammed gelecekte benzeşecek bu manayı da mı o günlerde
kopyaladı!!! Eğer öyleyse hakikaten çok zeki olduğunu,
gelecekteki fitneleri de çok iyi bildiğini ve üstün bir dehaya
sahip olduğunu da kabullenmeniz gerekir. Sizin kitabınıza göre
KalemzádeKãmil
286
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
geleceği bilmeye yönelik ayetler sadece peygamberlere özgü
değil miydi?
Dinden ve kitaptan soğutma metodları farklı olsa da
peygamberlerin aileleriyle birlikte kişiliklerine iftiraları ve
şahsına ait işleri şeytan ön plana çıkararak kitabın önüne
koymaya yelteniyor. Oysa ki İsa, görüştüğü günahkâr Ferisiler
ve kadınlarla aynı masada şarap içerek eğlenmeyi değil de neyi
amaçlamışsa, Muhammed’in evliliklerinde de toplum için
benzer hassasiyetler olduğu mecazen saklıdır. İsa’ya ve
annesine iftira eden, Muhammed’e şehvet düşkünü diyen
zihniyet sizi İncil’den, bizi de Kuran’dan kopartmak peşindedir.
Ne İsa ne de Muhammed gibi tertemiz kullar bu iftiraları hak
ediyor değildir. Buna rağmen İsa’nın İncil’deki ifadesiyle “en
iyi olanın Tanrı (Allah) olduğu” da unutulmamalı değil midir?
Siz İncil’e, biz Kuran’a sarıldıkça aynı zamanda birbirimizin
kitabına ve tek olan Rabbimize sarılmış olacağımız gerçeği
beliriyor, elçileriyse birer beşer olarak sevmemiz gerektiği
ortaya çıkıyor. Ancak tevhidi gerçek manada kabul etmek için
insanın tüm kirli bilgilerinden korkmadan arınması şarttır.
Elbette biz, sizin din kültürünüzü, dininizi nasıl yaşadığınızı
sizden daha iyi bilemeyiz. Sizin hakkınızda söylediklerimiz
içinde “hayır öyle değil, yanlış biliyorsunuz” dedikleriniz
vardır. Aynen sizin de bizim kültürümüzü tam olarak
bilemeyeceğiniz gibi. Biz sizin dininizi nasıl yaşadığınızı sizden
olan insanların yaşayışından gördüğümüz, duyduğumuz
kadarıyla değerlendiriyoruz ve bir sürü yanlış anlamlandırma ve
hurafeye dayalı olarak İsa’yı takip ettiğinizi fark ediyoruz. İşte
KalemzádeKãmil
287
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
siz de bizden olanların hurafeye bulaşmışlıklarını ve
duyduklarınızı İslam zannediyorsunuz. Oysa ne sizin
çoğunluğunuzun yaşamakta olduğu din birebir İncil’e, ne
bizden olanların çoğunluğunun yaşadığı din birebir Kuran’a
uymakta. Sizden farkımız, biz sizin de kitabınızın Allah’tan
olduğuna, sizin peygamberinizin de Allah’ın elçisi olduğuna
inanıyor ve aynı İlah’a iman ettiğimizi biliyoruz.
Aynı zamanda şu da bir gerçek ki her iki dine mensup kişiler
olarak sizden de bizden de birçokları kendisinden olmayanlara
(ifade etmekten çekinseler de) dinen nefretle ve kesinlikle
kaybetmiş kafirler olarak bakıyorlar. Sizden biriniz Kuran’dan
bahsetse kınanıyor, bizden birimiz İncil’den bahsetse kınanıyor.
Oysa sizin de bizim de dinimiz tevhid dini ve her ikisi de
(islam) barış dini. Ama bunu görenler o kadar az ki! Kendi
kitabını bile okumayanlar doğuştan beri gelenekle dayatılarak
reddettirildikleri öbürünün kitabını okurlar mı!!! Sadece nefret
ediyorlar, aldanıp da karşı dine geçme ihtimallerinden
korkuyorlar. Çünkü kendi kitaplarını bile anlamış ve o kitaplara
tam manasıyla inanmış değiller. Çünkü akıllarına ve kalplerine
güvenmiyorlar.
Çünkü
aslında
kendi
kitaplarına
güvenemiyorlar. Çünkü şeytan, kitabını okumayana sağdan
sarılıp, öyle fısıldıyor onlara. Taşla diyor!!! Gelin taşlamayın!
Siz de okuyun şu Kuran’ı. Pişman olmayacaksınız.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
288
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
TaHrikat
Bu Yazı Sana Yazıldı
Sen Musa’yı hiç sevmedin. Ona indirilene de, ondan sonra
indirilenlere de dönüp bakmadın. “Yahudiler gibi olmayalım”
diyenler, bütün Yahudi adetlerini sana din diye yutturdular.
Onlar gibi kıyafetler giyip, onlar gibi sakal bırakıp, onlar gibi
takke taktın. Aynen onlar gibi, manadan hep uzaktın. Kuran’ı
zaten okumadığın için Hakk’ın fosfor gibi parlayan zikrini ne
Tevrat’ta ne de Davut’un Zebur’unda aramadın. O ağzınla iman
ettiğin ama gerçekte iman etmediğin kitapları hiç görmedin bile.
Kuran’ı ise darağacına götürür gibi idam gömleklerine sarıp,
duvara asıp bıraktın. Sadece sözde hocaların, kürsülerden ve
minberlerden, mikrofonu sonuna kadar açılmış tiz sesleriyle
haykırdığı hikâyelere inandın. Kuran’ın öğütleriyle alakası bile
olmayan telli fırçalı nasihatlerine kandın. Ama bilmedin ki o
hikâyelerin bir kısmı Tevrat’ın içine de atılan, dışında da
uydurulan haham masalları ya da türevleriydi.
Hadi Tevrat İsrailoğullarına indi diyelim. Sen İsa’yı da hiç
sevmedin. Sevseydin Allah’ın ona da iman edin dediği İncil’e
güvenemiyor olsan da en azından bir göz gezdirirdin. Ama sen
bunu yapmak yerine “tahrif edilmiştir” diyen insan sözlerine
atfen ondan yüz çevirdin. Adını ananı misyonerlikle suçlamayı
yeğledin. İsa’dan bahsedeni bile “gâvur musun” ya da
KalemzádeKãmil
289
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
“Hıristiyan mısın” diye kınadın. Sen düşünen, araştıran
insanların konuşmasına fırsat bile vermedin. Ama kiliselerin
İncil’e ilave ettikleri uyduruk rivayetleri hadis adı altında
sorgusuz sualsiz kabullendin. Hadi İncil de senin kitabın
değildi. Ama sen Kuran’ı da okumadın ki!
Sen İbrahim’i de hiç sevmedin. Sen Yakup’u, Yusuf’u, Lut’u ve
Nuh’u da sevmedin. Hatta sen kendin gibi önüne gelene
kanmayan hiç kimseyi sevmedin. Hepsi için uydurulmuş tüm
rivayetlere, tüm iftiralara sorgusuz sualsiz inanırken, Kuran’da
anlatıldığı şekliyle onları hiç tanımadın, hiç bilmedin. Hiç
anlamadın. Hatta Allah’ın emrine rağmen peygamberler
arasında şu daha büyüktür şu daha küçüktür, şu öbüründen daha
düşüncelidir, şunlar ümmetini değil nefisini kurtarma peşindedir
diye ayrım yaptın.
Hele ki sen, Muhammed’i hiç mi hiç sevmedin. Hiç mi hiç
tanımadın.
Sevdiğini ZANnettin.
Onun duygularını,
yaşadıklarını, kendi hayatında hiç hissetmedin, hiç yaşamadın
ve onun yaşadıklarının bir benzerine hiç tanık olmadın. Çünkü
onunla gelen vahye hiç sarılmadın. Dilin salavat getirirken göz
kapakların gösteriş yapar biçimde kapanıp açılıyordu. Tahiyatta
gösterişle kalkan şehadet parmağın tevhid diyorken, dilin illa ki
ilave peşindeydi. Cebrail de Allah’ın birinci kademeden kulu ve
elçisiydi, onu neden unuttun!!! Bak Hıristiyanlar unutmamış!!!
…Anlamadın dimi!!! Devam et. Sen Allah’ı birlemen
gerekirken, Hıristiyanlara inat Hıristiyanlara, üçte iki oranında
uydun da farkına bile varmadın.
KalemzádeKãmil
290
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Sen menfaatini sevdin kardeş. Uydurulmuş menfaatlerini
sevdin. Kandırılmaya hazırdın. Seve seve kandırıldın. Sen
torpile alışmış, torpille iş görmeyi hak sayan anlayışınla öte
dünyada da torpille kurtulacağını umdun. Sen Allah’tan
“sadece” korkup,
zalim(!) Allah’a karşı merhametli
peygamberden torpil bekledin. Allah’a karşı Muhammed’den
yardım ve şefaat diledin. Madem şefaat arıyordun şefaatin
tümünün sahibi olan Allah’a yönelip “Şefaat et Allah’ım”
diyeceğine açık açık “Şefaat Ya Resulullah” diyerek Allah
yerine ve Allah’ın cezasından kurtulmaya atfen Muhammed’e
yalvarıp apaçık bir şirk işledin.
Sonra birisi çıkıp peygamberi adıyla andı diye “niye
Muhammed diyorsun, hani hazretler, niye salavat
getirmiyorsun” diye kınadın. Oysa kınadığın kişilerin Allah’ın
adı anılırken kalbi titriyorken, sen “Allah” deyip umursamadan
geçiyor, Muhammed denildiğinde ise elini göğsüne götürüp
çoğunlukla ne dediğini bile bilmeden gösterişli bir salavat
getiriyordun. Demek ki sen, o tanımadığın peygambere
Allah’tan daha çok tanrılık biçiyordun. Hiç öyle değil, böyledir
deme. Azıcık düşünmedin. Seni uyaranları nasıl tekfir edeceğini
düşünmek yerine doğruyu ve gerçeği düşünmeye
çalışabilirdin!!!
Senin Muhammed anlayışının içi batılla dolu. Senin peygamber
anlayışın dokuz yaşında kızla yatağa girmeyi, dokuz eşle bir
gecede birleşmeyi normal görebilecek kadar. Senin peygamber
anlayışın suçundan dolayı bir topluluğun tümünün kolunu
bacağını kesip, gözlerini oyacak ve çölde susuzluğa terk etmeyi
hak görecek kadar. Senin Muhammed anlayışın sağ elini
KalemzádeKãmil
291
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
kullanamayan adama “yiyemez ol” diye beddua edebilecek bir
Muhammed anlayışı. Senin Muhammed anlayışın kadınları
taşlayarak öldürebilecek, erkeklerin koyun gibi boğazını
kesebilecek bir anlayış. Sen dilinle salavat getirip, sahaya
inmeyip sadece tezahürat yaparak destekledin Kuran
peygamberini. Sana anlatılan Muhammed Kuran’da anlatılan
peygamber değil. Senin peygamber anlayışın asla gerçek bir
peygamber anlayışı da değil. Çünkü sen peygambere
gönderilene değil, peygamber adına uydurulana iman ettin.
Kuran’a hiç bakmadın. Bakanı, sen anlayamazsın diye
aşağıladın, o da olmadı tekfir ettin.
Senin Muhammed denince anladığın bir sürü dedikodu, bir sürü
cinsel tema, bir sürü saçmalıktı. Sen dinini öğrendiğini
zannederken peygamber hakkındaki tüm iftiraları gönül
hoşluğuyla dinliyor, utanmadan ailesinin içinde sözde
konuşulmuş, sözde yaşanmış olan ne var ne yoksa meraklı
gözlerle, ağzın açık yutuyor ve üstüne salavat getiriyordun.
Allah’ın belli maksatlarla kitapta işaret ettikleri müstesna olmak
üzere; sana neydi peygamberin özel hayatından!!! Hele ki sana
neydi peygamberin cinsel hayatından!!! Sen kendi cinsel
hayatındaki takıntılarını, kendi aile hayatındaki korkularını,
kendi cinsel hayatındaki kıskançlıklarını, aslında kendine
yokken eşine yönelttiğin güvensizliklerini, kendi kafandaki
cinsel pisliklerini temizlemeliydin. Sen kendi hayatındaki, kendi
özelindeki hususları en yakınından bile gizlerken sana neydi
Muhammed’in hareminden!!!
Başkasının özelini araştırmayacaktın hani! Başkasının gıybetini,
dedikodusunu yapmayacaktın hani! Sen peygamberin bile
KalemzádeKãmil
292
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
özelinin peşindeyken başkasının özelini haydi haydi araştırırdın
oysa. Başkasının karısının kızının başındaki örtüden,
bacağındaki eteğinden başka salatın yok mu senin!!! Senin
dinin cinsel organlara mı merkezli!!! Hiç mi utanmıyorsun!!!
Çıkar artık dinini iç çamaşırlarından! Üstelik sayısı ve seviyesi
sürekli artırılıp kadınların en son gözlerine kadar bile
varıp örtülecek olan sözde avret yerlerinin görünmesinden daha
büyük olası günahın yok mu senin!!! Hiç mi
akıllanmayacaksın!!!
Allah’ın elçisi Muhammed’in özeli hakkında, taa nerelerin
öpülebileceğinden, pozisyonlarına varana kadar yazdı
ilmihallerin. Hadisler türetildi Muhammed’in yatak odasından
taharet maşrapasına kadar. Hocaanneler Ayşe’nin iç
çamaşırlarına, hocaefendiler sahabenin menilerine varıncaya
kadar utanmadan anlattı. Sen de hiç utanmadan, yuh bile
demeden, yazıklar olsun bile demeden din diye dinledin en
olmadık dedikoduları.
Zengin olduğunda yetimi hiç düşünmüyor, eline ne geçerse
kendi hakkın sanıyor, fakiri doyurmuyor, borçluyu
özgürleştirmiyorsun. Fakir düşenlerden isen de, efendilerin ne
istiyorsa onu yapıyor, bilmeden onlara kulluk ediyorsun. Çünkü
şirkinin (ortak koşuşunun) ahlakını da bozduğunu göremeyecek
kadar kör ve sağırsın. Nerede bir itiraz duysan aleyhine
zannediyorsun. Seni senden çok düşüneni düşman ediniyorsun.
Ayetlerle öğüt verenleri ise hiç sevmiyorsun.
Allah aşkına ne zaman okuyacaksın Allah’ın sana
söylediklerini? Allah aşkına hiç mi merak etmiyor da anlamını
KalemzádeKãmil
293
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
bilmediğin Arapçayla okuyup duruyorsun? Allah aşkına, hiç
ölmeyeceğini ve hiç sana soru sorulmayacağını mı
zannediyorsun? Ne zaman Kuran’da anlatılan gerçek İsa’dan,
gerçek Musa’dan,
gerçek İbrahim’den
ve
gerçek
Muhammed’den ders alacaksın!!! İlk emri “oku” ise, ilk
sorgusu ne olur bu kitabın!!! Hiç mi tahmin edemiyorsun?
Hayır! Sen gerçek Muhammed’i sevmiyorsun. Allah’ı ise zaten
sevmediğin ve zaten güvenmediğin için uydurulmuş bir
Muhammed’e
sığınıyorsun.
Senin
benimsediğin,
benimsettirildiğin din bu! Senin, Allah’ın söylediği doğru
dürüst hiçbir şeyden haberin bile yok! Evet, sen Rabbini de
gerçekte hiç sevmiyorsun. Sen O’ndan hep korktun. O’ndan hep
kaçtın. Başına bir felaket ya da sıkıntı gelmedikçe af dilemedin
O’ndan ve hatta manasal olarak hiç yönelmedin O’na. Tevbe
etmiyorsun gafilliğinden. İndirdiği ipe sarılabilsen Allah’ı
gerçekten sevmeye başlayacak, O’nun da seni sevdiğini fark
edeceksin oysa. Allah aşkına daha hangi davulu çalmak gerekir
uyanman için!!! Gün batıyor artık… Allah aşkına, ne zaman
uyanacaksın!!! Ne zaman şeyhini, hocanı, ölmüşleri ve
sairlerini de rab edinmekten vazgeçeceksin?
Allah’ın dininin yerine insanların uydurduğu din, hain bir kurt
olmuş parçalamakta seni. Sense tüm yaralarına, tüm acılarına
rağmen hala Allah’tan değil de sana saldıranlardan yardım
bekliyorsun. Taşıma artık bu yükü. At sırtından babaanne
kılığına girmiş şu hain kurtları. Şeytanın hilesi zayıftır. Tevhide
yönel de özgürleş artık.
KalemzádeKãmil
294
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
Kızıyorsun belki de ama merak etme kardeş, yukarıdaki bu
geleneksel tavırların önemli bir kısmı Kuran’ı rehber
edinmemizden önce çoğumuz için de geçerliydi. O yazdığım
her kötü şeyi biz yaşamasak da şahit olduklarımız vardı, ses
çıkartmadıklarımız vardı ve bir kısmını az ya da çok
yapanlardandık. Ama önemli olan “bu hayatta” arınmaktır
arkadaşım. Tevbe edip bir daha o batıllara yaklaşmamaktır. Bu
dünyada yıkanıp arınmaktır mesele olan, öbür tarafta ise, iyi de
olsak kötü de olsak, zaten bu dünyadaki kötülüklerimizden
arınıp, doğruyu söylemek zorunda kalacağız. İşte onu şimdi
yapmak gerek. Ben de biz de az ya da çok o eleştirdiğimiz sen
gibilerdik bir zamanlar. Kitap nedir iman nedir bilmeyenlerden,
çoğunluğa uymuş da kendimize az ya da çok dindar diyerek ya
da çok da umursamayarak yaşayıp gidenlerdendik. Allah lütfetti
de uçurumun kenarından bizi kurtarıp “sen de kalk, uyar” dedi
ki, şu satırları yazabiliyor ya da sevdiklerimizin ve diğer
insanların da uyanmalarına anlatıp tebliğ ederek vesile olmaya
çalışabiliyoruz. İlmi veren Allah sana da versin diye, seni
uyarmaya, senin de hak etmene çabalıyoruz. İşte bu yazıyı bu
yüzden “sen” dilinde yazdım ki o şaşkın ve kızgın ifadenle de
olsa buraya kadar oku da bir tebliğ formuna dönüşsün. Ve şimdi
sen (her kimsen) halen benim ne dediğimi anlamıyor ya da
anlamak istemiyorsan veyahut bana kızmışsan başa dön ve
ikinci tekil şahıstan çıkarıp “biz” dilinde oku yazıyı.
Hala anlamayıp da bu yazıdaki “sen” kim mi diyorsun? Bu yazı
kime mi yazıldı diye soruyorsun? Seni tanımıyorum ama eğer
azıcık üzerine alınmış gibi hissediyorsan aynen anladığın gibi
sana özel. Neyse, zaten bana kız, sinirlen, geril, gıcık ol bana
diye böyle bir yazı yazdım. Tarikatıma katılma (çünkü
KalemzádeKãmil
295
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
tarikatım, hizbim, fırkam yok) ama taHrikatıma kaPıl. Hadi
bana inat, git oku kitabını. Sen doğrusunu öğren. Yanlışlarımı
vur yüzüme. Bana inat git benden daha iyi öğren kitabını.
Kuran’ı anlayacağın şekilde, anlayacağın dilde ve ayetlerin
üzerinde derin derin düşünerek ve de hiç acele etmeden bir oku.
Gerginliğin ilahi bir heyecana dönüşsün. Bugüne kadar nasıl
kandırıldığını anla da, Allah’ın yol göstermesiyle gerçeği fark
edip, tüylerin ürpersin senin de.
Günü gelip de “oku denmişti sana, okudun mu” diye
sorulduğunda “okudum be, en güzel biçimde okudum” diyerek
övünçle ver cevabını. İdrak etmiş olarak yönel sadece Allah’a.
Beni bırak ne dersem diyeyim, kendi okuduğundan mutmain ol,
sen gir O’nun cennetine.
ِ ‫ُقم َفأ‬
‫َنذ ْر‬
ْ
KalemzádeKãmil
296
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
İçindekiler
__3 Önsöz
KalemzádeKãmil
__5 Bize Yalan Söylediler
Sen Anlamazsın Dediler
_13 Çocuk Aklı İle Düşünebilsek
Hangi Evliya?
_18 Amerika’nızı Keşfettiniz mi?
Herkes Kendi Dünyasının Kâşifidir
_19 Sen Biliyorsun Aslında
Oku Hatırla ve Özgürlüğüne Kavuş
_22 İnsana Boyun Eğenler
Bir Kedi Bir Martı ve Bir Balıkçının Düşündürdükleri
_29 İnandık Demekle İş Bitti mi?
Madem İnanıyorsunuz Neden Tam Aksini Yapıyorsunuz?
_33 Amme Cüzüne Kadar Geldim
Ama Kuran’a Geçemedim Abi!!!
_38 Nurcu ve Tahkik-i İman
Said-i Nursi, Risaleler ve Kuran Hakkında Bir Diyalog
_45 Benim Başörtülü Kardeşim
Başörtüsü Meselesi
_54 Cehennemi Kaplamak
Allah’tan Merhametli Olduğunu Zanneden Anlayışa Atfen
KalemzádeKãmil
297
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
_66 Gören Gözlerin Maskarası
Direkt Allah’a Bağlanan Şeytana Bağlanır!!!
_69 Merhamet
Siz Olsaydınız Kime Merhamet Ederdiniz?
_70 Şeytanın Uydurduğu Peygamber
Rivayetçilerin ve Deistlerin Peygambere Bakışı
_82 Ol’mak ya da Ol’mak İşte Bütün Mesele
“Ona Ol Deriz, O da Oluverir”
_90 İlmihalinde Namazı Göster
Bana Kuran’da Namazı Göster!
_97 Müjde! Kurtuldunuz!
Cennete Hoş geldiniz ama Boş Geldiniz!
102 Atalar Dini
Atalara Dair Ayetlerin İzdüşümü
114 Şeytan Ayetleri
Peygamberin Yolunu kim Takip Ediyor?
123 Öldün mü? Gel Bakalım!!!
Sorgula Kardeşim Hayallerini
126 İlkel Adamın Dini
30 Rum 30
129 Dişi Sivrisinek Mucizesi
Sivrisinek Mucizesi Makalesinin Özeti
136 Karaca Ormanında Tefekkür
Akılsız Hayvanlar ve Akıllı İnsanlar
142 İkna Olan Kalplere Müjde
Fecr Suresinin Kalbe Dokunuşu
145 Tesadüf Çiçeği
Ateistler ve Deistler İçin
154 Allah Seni Seçti
İlahi Bir Ses Çınlıyor… Oku diye… Duy artık!!!
KalemzádeKãmil
298
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
159 Süslü İşler ve Dûn’ya
Şeytanın Yaptıklarımızı Süslü ve Güzel Göstermesi
169 Dinime Küfreden Müslüman Olsa
Sen Müslümansın Değil mi!!! Madem Öyle Gel Böyle…
176 Asık Suratlı Melek
Zanlarından Guslettin mi?
183 Kitapsız Kitap Ehli
“Kitap Ehli”nin İzdüşümü
185 Bir İyi Bir de Kötü Haber
Uyan Gaflet Uykundan
191 Kuran’dan Haberdar Olmayanlar Ne Olacak?
Sorular… Sorgular… Düşünceler…
200 Şehrin Öbür Ucundan Seslenen Adam
İslamiyet Arabın Dini mi!!!
205 Haman Zihniyeti
Firavunlardan Hamanlara ve Kölelere Heva Akışı
221 Kırmızı Ayetler
Hadi Bana Kuran’da Şunu Göster!!!
225 Akıl Tutulması
Akletmeyle İlgili Ayetlerin İzdüşümü
231 İnanmak Meselesi
İnandık Ama İkna Olduk mu? Görev Tamamlandı mı?
240 The Quran is Online, Download Free
Kalbinize Download Ederseniz Neler Olacak?
247 İslamiyet Nasıl Bir Teslimiyet?
Kime Neye ve Nasıl Teslim Olunur?
253 Bizim Gibi Bir Beşer
İnnemâ Ene Beşerun Mislukum
263 Apaçık Delil mi Arıyorsun?
Gök Gürlüyor, Duymuyor musun?
KalemzádeKãmil
299
kaLk ve uyaR | Bize Yalan Söylediler
267 Beyin Ergenliği
Büyümüş de Büyüyememiş Çocuklar
269 Allah Zalim mi!!!
Allah Bize Yalan mı Söyledi!!!
274 Sakın Oku’mayın!!!
Kitap Tanıtımı
278 İncil’i de Oku’madılar
Kim Günahsızsa İlk Taşı O Atsın
289 TaHrikat
Bu Yazı Sana Yazıldı
Bize Yalan Söylediler | Sürüm:1
KalemzádeKãmil
Haziran 2014 –İstanbul
KalemzádeKãmil
300
Download

Bize Yalan Söylediler