Mehmet Ali Bulut
1954’te Gaziantep, Islahiye ilçesi, Kerküt köyünde doğdu.
1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap
ve Fars Dilleri ve Edebiyatları
Bölümü’nden mezun oldu.
Mehmet Ali Bulut; Ruhun Deşifresi, Fardipli Sinha ve
Derviş ve Sinha isimli eserleriyle insanın ruh ve maneviyat dünyasına hitap etmiş, Can Boğazdan Çıkar (Kan
Gruplarına Göre Beslenme) ve Sofra Başı Sağlık Sohbetleri isimli kitaplarıyla da beslenmenin önemi, hikmeti
ve sağlıklı yaşamla ilgili çığır açan bir yaklaşım ortaya
koymuştur.
Çok eskilere dayanan Elfabe ilmini kitaplaştırarak, kişilerin yetenekleri, hastalıkları, iş hayatındaki girişimlerin
işaretlerini anlama teknikleini okurlarına sunmuştur.
ELFABE NEDİR, NASIL KULLANILMALDIR?
Elfabe, idrakin keşfi kadar eski, tecrübeye dayalı bir
ilim olup, el ve yüz çizgilerinden, tavır ve davranışlarından
insanların kabiliyet ve kapasitelerini okuma sanatıdır.
Bu ilmin bilinen ilk temsilcileri arasında Aristo’nun
da adı geçer. Romalılarda el çizgilerini okuyup oradan
kişinin kabiliyetleri ve yaşayacakları ile ilgili hükümler
çıkarmak oldukça önemli olmuştur.
Ancak kabul etmek gerekir ki zaman zaman bu ilimler gaybı bilmek için de kullanılmak istenmiştir. Esasında insanın karakter ve ahlakını belirleme amacını taşıyan
bu ilim dalı zamanla cahillerin eline geçerek, hakikaten
‘fal’ denilebilecek bir mahiyet de kazanmıştır.
Şunu belirtmemiz gerekir ki bu ilim, gaybı bilme aracı
değil -bugünkü hava tahmin raporları gibi- var olanı, işaretlerinden hareketle doğru değerlendirme aracıdır. Zaten Kur’an-ı Kerim’deki tanımıyla bu ilim, bir ‘şâkile’ ilmidir. “De ki, her şeyin ameli kendi şâkilesine göredir!” (İsrâ,
84) ayetinde geçen manasıyla ‘şâkile’, eşyanın şeklinden
ve taşıdığı izlerden onun mahiyetini ve neye yaradığını,
nereye varacağını bilme ilmidir. Mesela hayvanlarda ve otlarda cart sarı rengin, zehir ve tehlike işareti olduğu gibi…
Evet, bu tecrübeye dayalı bir ilimdir. Sadece aklın
değil, kalbin, hissin ve gözlemlerin de içine dâhil olduğu bir “insan bilimidir.”
İçinde tecrübe ile birlikte ‘hads’ de vardır. Uzun yıllar bir şey ile meşguliyetin getirdiği derin karar verişler
ve idrak ile varılan sonuçlardır.
Bu Kitabın Yazılış Amacı Nedir?
İnsanın yüzündeki, avucundaki, cildindeki birtakım işaretlerden hareket ederek, onun kullanma kılavuzunu oluşturmak ve hayatını doğru yönlendirmesi
için ona yardımcı olmak amacıyla yazılmıştır.
İnsanın kendini ve yeteneklerini keşfetmesi açısından kaynak niteliğindedir. Geçmiş zamanlarda
alet-edevatın gelişmediği dönemlerde, el ve yüzdeki
işaretler hayatın içinde yoğun olarak kullanılıyordu.
Tüm insan ilişkilerinde, en çok da insan kaynakları ve
özellikle sağlık alanında -erken teşhis- çalışanların yararlanacakları bir eser olması amaçlanmıştır.
İnsanın insanı tanımasında ve insanların birbirinden ve kendilerinden doğru yararlanmasında yeni bir
alan açmadan, unutulmuş bir disiplin ve referanslar yeniden hatırlatılmış; insan mekanizmasının kabiliyet ve
imkânları tespit edilmeye çalışılmıştır.
Bu kitabın amacı gaybı bilmek değildir!
Gayb, iki kısımdır: Birisi mutlak gayb, diğeri cehaletimizin neden olduğu gaybdır. Onunla ilgili bilgiler
tam olarak elde edildiğinde gayb olmaktan çıkacak
bir yığın ilim var. Bugün gayb diye bildiğimiz şeylerin
beşte üçü gayb değildir. Onların özüne vakıf olmayı
sağlayacak bilgiden mahrum olmaktır. Siz o konudaki
bilginizi geliştirdikçe onların da gayb perdeleri bir bir
aralanır. Nitekim öyle de oluyor.
Yerküre, deprem olmadan önce, izlemesini bilenlere haberlerini veriyor. Aynı şekilde, nimetler ve sıkıntılar, hastalıklar ve psikolojik travmalar gelmeden önce,
gelmekte olduklarını haber verirler insana. Okumasını
bilene tabii… Bugün tıpta, erken teşhis dediğimiz şey,
tedavinin yarısından fazlasını teşkil ediyor. Çünkü birçok hastalık, patolojik bir vaka olmadan önce, işaretlerini veriyor.
Birinin alnında belirmiş çizgilere bakarak, “Senin
karaciğerin yağlanıyor.” dediğinizde, bu o insan için de
diğerleri için de gaybı bilmek gibi anlaşılıyor. Hâlbuki
işaretlerin dilini okumayı öğrendiğinizde bu artık gayb
olmaktan çıkar, anlaşılabilir bir lisan olur.
Bu kitaptan ne fayda bulacaksınız?
Önce bu kitapta yazılanları bir bir okuyun. Her şeyi bir
günde veya bir haftada öğrenmeye kalkışmayın. Bu sadece hevesinizi kırar. Sonra bir kere daha üstünden geçerek
unsurları karşılaştırın. Kendi elinizden ve arkadaşlarınızın
-huylarını bildiğiniz- ellerinden, orada yazılanları test et-
meye çalışın. Yargıda ve kesin hükümlerde bulunmayın.
Hatta hiç hüküm vermeyin, sadece karşılaştırın ve kendi
tecrübeleriniz arasına katın bu karşılaştırmayı... Siz en iyi
kendinizi tanırsınız. Kendi üzerinizden her bir çizgiyi,
parmağı, tırnağı değerlendirebilirsiniz.
Bu kitabı okurken yeni bir dil öğrendiğinizi farz
edin. Yeni bir dil öğrenirken bir yandan cümle kalıplarını ezberler bir yandan da karşılaştığınız her bir kelimeyi not edip tekrar edersiniz. Unutmayın ki bu da
bir dildir. Yaratılışın dilini öğrenmeye çalışıyorsunuz.
Çünkü bu bir “şâkile dili”dir, hâl dilidir. Her bir uzuv
bir sayfadır. Hiçbir kitap tek sayfadan ibaret değildir.
Her sayfayı ve her cümleyi dikkatlice okumalı ve anlamalısınız. Atladığınız bir kelime, bütünü yorumlarken
bir şeyi eksik bırakmanıza neden olur.
Bu ilmin, asırların biriktirdiği bir tecrübe ilmi olduğunu unutmayın. Siz de zamanla o tecrübeleri içselleştirecek ve bir insanın yüzüne baktığınızda tek tek
teferruatlara bakmadan, “Bu böyle bir insandır.” diyebileceksiniz! Ne kadar çok tecrübe ederseniz, yorumlarınızın isabetliliği o kadar artacaktır.
Bu tür kitapları okuyanların düştükleri en temel hata;
bir bakışta, bir okuyuşta meseleyi anlamak istemeleridir.
Şunu unutmayın; herhangi bir yabancı dili sadece bir
kere tekrar ile konuşmak mümkün olmadığına göre bu
dili de bir anda çözemezsiniz. Biliyorsunuz ki bebekler,
en az bir yıl boyunca sürekli dinler, gözlemler ve kayıt
yapar. Sonra bir gün bakarsınız basit basit kelimelerle
kendindekileri aktarmaya yani konuşmaya başlamış. Bu
işte de aynı yöntemi benimsemelisiniz. Her gün 25-30
dakika bu işe zaman ayırın ve dikkatli bir şekilde kıyaslamalar yapın. Sizde bir süre sonra kavramlar ve yargılar
birikmeye başlayacak. İnsanların ne kadar da biçimlerine uygun hareket ettiklerini fark edeceksiniz!
Bu kitapla; bir programın varlığını fakat hiçbir şeyin
değişmez olmadığını öğreneceksiniz. Evet, bir kader
var. Hayatımızla ilgili birçok hadise bizim irademiz dışında gelişiyor. Ama iman-küfür, mutluluk-mutsuzluk,
başarı-başarısızlık gibi insanın gayretini gerektiren
alanlarda yazılı ve değişmez bir hüküm yoktur! O zaman insan anlar ki; insanın en temel görevi önce aklını
ve aklın imkânlarını kullanmasıdır. Çabanın çok şeyi
değiştirdiğini, ellerinizin içindeki çizgilerin seyrinden
anlayabiliyorsunuz. Tıpkı, girilen verilerin grafiğin eğrilerini değiştirmesi gibi…
El çizgileri size bir kader olduğunu öğretir ama onu
çabanızla değiştirebileceğinizin de işaretlerini verir.
Bir insanın herhangi bir mesele karşısında yüzde
yüz nasıl davranacağını tahmin edemezsiniz. Ama genel bir seyir ve çizelge çıkarabilirsiniz.
ELLER
Eller, insan yüzü gibi orijinal ve kişiye özgüdür.
Nasıl ki “yumurta ikizi” denilen ve tıpatıp birbirine benzeyen ikizlerin simaları bile dikkatle incelendiğinde farklılıklar arz eder; aynı onun gibi insanların
elleri de birbirinden farklıdır.
Genel bir kural olarak normal bir elin uzunluğu vücudun onda bir kadardır. Yani vücut
uzunluğu ile el uzunluğu arasında onda birlik bir
orantı vardır. Bu orantıyı sergilemeyen eller de
normal olmaz; dolayısıyla şu veya bu şekilde bir
kusur olarak ortaya çıkar.
Şekil Bakımından Eller
Belli başlı yapılarına göre ellerin sınıflandırılmasına gelince…
Yapı ve görüntü itibarıyla elleri, Tam Orantılı
El, Orta El, Uzun El, Geniş El, Dar El, Büyük
El, Şişman El, Kalın El, Tombul El vd gibi olmak
üzere 25 bölüm altında inceleyebiliriz.
Parmakların Yapısı Bakımından Eller
El denince tabii ki parmaklar da işin içine girer.
Eli parmaklardan bağımsız anlamak imkânsızdır!
Fakat daha önce yaptığımız tasnif genel görünüm
açısındandı. Şimdi burada yapacağımız ayrıştırma
parmakların yapısına göre olacak.
Normal duruşuyla parmakların bitişik veya ayrıymış gibi görünmeleri de çok anlam ifade eder.
Mesela normal duruşuyla eğer işaret parmağı ile
orta parmak birbirinden ayrıymış gibi duruyorlarsa
bu, düşünce bağımsızlığını gösterir. Bu insanları, ortalama fikirleri kabul etmeye zorlayamazsınız. Zaten de
kabul etmezler. Kendilerine özgü düşüncüleri vardır.
Eğer orta parmak ile yüzük parmağı birbirinden ayrı duruyorlarsa bu, sıra dışı bir tabiatı sergiler. Hayatı olduğu gibi kabul eden ve geleceğe
dair bir kaygı taşımayan bir insanı yansıtır. Geleceğe dair kaygı duymamak güzeldir ancak bu, kişiyi
tembelliğe de itebilir.
Eğer bu serçe parmağı sanki elden ayrıymış
gibi duruyorsa bu, eylemlerinde özgünlük ve bağımsızlığı sergiler. Bu insan gerçekten orijinaldir,
hareketleri de kendine özgüdür. Rahatlıkla diğer
insanlar için savunmaya geçer ve onların özgürlüğü, düşünceleri ve onurları için de mücadele verir.
Sivri parmaklı insan hayalci, muhakemesiz ve
her türlü tesire açıktır. Köşeli parmaklı bir insan
kederinden ölebilir ama sivri parmaklı -ondan çok
daha kederli görünse bile- ne kederinden ölür ne
de köşeli parmaklılar kadar kederlenir.
Sivri parmaklı, tembel ve rahatına düşkündür.
Meblağı parmaklı ve konik elliler ise çalışkan, gayretli ve sebatlıdırlar. Köşeli elli insanlar da sabırla
her zorluğa tahammül ederler.
Meblağı parmaklı, seyahat ve yürüyüşü sever.
Sivri parmaklı ise çabuk yorulduğu için yürümekten nefret eder ama köşeli parmaklı bir insan zor
da olsa buna katlanır.
Meblağı parmaklılar kır hayatını, sadeliği; sivri
parmaklılar şatafatlı salon hayatını ve ihtişamı; konik elliler ev hayatını ve zevkliliği; köşeli parmaklılar
ise iş hayatını ve faydacılığı sever ve tercih ederler.
Bir şeyi düşünmek ve hayalinde canlandırmak
sivri ellilerin; onu düzen içinde tasarlayıp modelle-
mek köşeli ellilerin; çalışıp o modeli nesnel olarak
ortaya koyup üretmek meblağı ellilerin; üretilen o
şeyin keyfini sürmek ve kullanıp tadını çıkarmak
ve her şeyden nasibini almak özelliği konik ellilerin
bahtına düşmüş… Düzen böyle kurulmuş.
Sivri parmaklılar; hayalci, mistik, aristokrat,
tembel, çalışma fikrinden yoksun, hayal ve lüks
içinde yaşamayı arzulayan kimselerdir. Hayal ve
fikir üretmek onlarda…
Köşeli parmaklılar; intizamlı, algılama ve kavrama gücü kuvvetli, soğukkanlı, ağırbaşlı, nüfuz ve
hâkimiyet sahibi, otoriter insanlardır. Tasarlamak
onlarda…
Meblağı parmaklılar; çalışkan, düzensiz, dağınık yaşama ve çalışma arzuları güçlü, kendilerine
büyük güven duyan, içgüdüleri ve önsezileriyle hareket eden kimselerdir. O tasarlananı nesnel olarak üretip gerçekleştirmek onlarda…
Konik elliler; iyiliksever, barışçı, müstakil yaşama arzusu ile dolu, samimi, hakperest, adil,
düzenli ve dürüst insanlardır. Onun hayatın içine
yerleştirip anlamlandırmak onlarda…
İŞARETLER
Avuç çizgileri incelenirken gözden uzak tutulmaması gereken unsurlardan biri de el içerisinde
değişik bölgelerdeki işaretlerdir.
Bu işaretler, üzerinde yer aldıkları tepelere veya
çizgilere göre ciddi anlamlar ifade ederler. Bunlar
hangi derinlikte olursa olsun, çizgilerin izi kopuyor
fakat istikametleri değişmiyorsa, her biri bütün hayat boyunca sürüp giden son derece önemli anlamlar ifade ederler.
Yıldız
Yıldız en az üç çizginin aynı noktada
birbirini kesmesiyle oluşur.
Yıldız, Jüpiter tepesi -işaret parmağının altındaki tepe- hariç, nerede görülürse görülsün can sıkıcı,
üzücü, kaba deyişle uğursuz bir hadiseye işaret eder.
Başarısızlığı, düzensizliği ve yenilgiyi ifade eder.
Yıldız, aslında beklenmedik olayların işaretidir.
Kare
Kare güzel bir işarettir. Kişinin oluşacak bir tehlikeden korunacağını gösterir. Ama bir elde bu işaretin bulunmaması daha iyidir. Çünkü bir yerde kare görülmüşse,
önce o tepe ile ilgili birtakım sıkıntıların gündeme
geleceğini fakat o sıkıntıların fazla yara açmadan
geçip gideceğini söyler.
Kare bu açıdan çok mühimdir. Elde görülen ve
kötü yargılara varmaya neden olacak işaret ve çizgilerin hükmünü iptal eder.
Üçgen
Üçgen son derece güzel bir işarettir.
Yalnızca Venüs tepesinde yani, başparmağın üçüncü boğumunu teşkil eden etli
kısmında olumsuzluk özelliği taşır. Yoksa üçgen,
başarının ve dengenin sembolüdür. Bilimsel yeteneğin varlığını sergiler. Zekânın belirtisidir.
Üçgen bir yerde görüldü mü o tepenin veya yerin temsil ettiği konularda işlerin yolunda gideceğini haber verir…
Izgara
Izgara zafiyetin işaretidir. Bir yerde
ızgara şekilleri oluşmaya başladı mı o
bölgede ciddi bir güç kaybının yaşanmakta
olduğunu gösterir.
Elde dikine, yukarıya doğru uzanan çizgiler
makbuldür. Parmaklarda da avuç içinde de yukarıya doğru uzanan çizgiler daha makbuldür. Onları
kesen çizgiler ise daima bir terslikten, bir sıkıntıdan haber verirler. Çizgileri enine kesen çizgiler
genellikle aksaklıklardan, aksiliklerden, sıkıntılardan, zafiyetlerden ve engellerden haber verirler.
Izgara işareti, kesişen çizgilerin bariz şeklidir.
Izgara, nerede görülürse, o tepenin veya çizginin
ifade ettiği konularda acizliği gösterir. Şayet iyi anlamlı bir işaretin yakınında, çevresinde yer alıyorsa,
o iyi anlamı zayıflatacak bir gelişmenin gündemde
olduğunu haber verir. Sürekli kansızlık yaşayan,
tuhaf korkuları bulunan, özgüven problemi yaşayan insanların elinde çokça ızgara görülür. Bilhassa
Venüs tepesinde görülen ızgaralar, güç kaybından,
cinsel performans düşüklüğünden haber verir.
Çizikler
Kısa kısa ve kopuk çizgiler de ızgara
türündendirler. Fakat biraz daha zayıf.
Yani onların işaret ettiği tehlike, ızgarada
görüldüğü kadar güçlü değil. Onlar da başarısızlıkların, tamamlanmayan işlerin, birçok fikir arasında
bocalayan bir kişiliğin belirtisidir fakat daha düşük
sıkıntıların!
Kendinizi,
eşinizi, çocuğunuzu ve arkadaşlarınızı
daha iyi tanımak istiyorsanız
ELFABE
kitabını mutlaka okumalısınız...
Download

Untitled - Asil Ajans