Zeynep Yıldırıcı
Sultan: Görme engelli bir kadınsınız, çalışıyorsunuz, bunun yanı sıra bir çok toplumsal
sorumluluklarınız var. Çalışma hayatında karşılaştığınız sorunları paylaşır mısınız?
Zeynep: Çalışma hayatına başladığımda bilgisayar kullanmayı bilmiyordum üniversite
mezunuydum. Her görme engellinin yaşadığı gibi kendi mesleğimi yapamadım. Santral
memuru olarak işe başladım.
Sultan: Mesleğiniz nedir?
Zeynep: Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenlik yapmayı istiyorum.
Sultan: Öğretmenlik yapamadınız, neden?
Zeynep: Bulunduğum dönemde, tezsiz yüksek lisans adı altında formasyon almam
gerekiyordu. Benim param yoktu. Kalacak yerim de yoktu. Ailem Ankara’da değildi. Bir an
önce çalışmam ve para kazanmam gerekiyordu. Maalesef çok istediğim bölüme körlüğüm
yüzünden gidemedim. Eğitimli santral memuruyum. Lise mezunu da santral memurluğunu
yapar. Küçümsemiyorum ama herkes kendi mesleğini yaparsa engelliler için de vasıfsız eleman
diye bir şey olmaz. Daha farklı mesleklerde kendimizi gösterebiliriz. Onun için ben bir
engellinin kendi aldığı eğitimle ilgili iş yapmasını önemsiyorum.
Sultan: Santral memuruyken sorun yaşadınız mı?
Zeynep: İlk başladığımda kabartma yazıyla yazılmış bir rehber yoktu. Görme engelli
arkadaşlar vardı. Onların kullandıkları kabartma rehber eskiydi. 5000 tane numara var ve bunlar
sık sık değişiyor. Kabartma yazı üzerinde bu tür değişiklikleri yapmak mümkün değil.
Bilgisayarda yapmak gerek. Ama ben bilgisayar kullanmayı bilmiyordum. Görenlerin mouse
kullanarak yaptıkları işlemleri bizlerin sesli program aracılığıyla klavye üzerinden
kullanabilmemiz için kurs almamız gerekiyor. Ben bir yıl sonra kurs aldım. Bir de işte
arkadaşların tarafından gözlem altındasın. Seni süzüyorlar. Nasıl iş yapıyorsun? Nasıl işe gelip
gidiyorsun? Dikkat ediyor musun? Bu, gören çalışan için geçerli değil. Oldukça rahatsız edici.
Bir taraftan da “Ben böyleyim, ben yapabilirim.” diye kendini kanıtlamaya çalışıyorsun. İşe
girdiğinde bir bocalama oluyor. Giyinişine bakıyorlar. “Seni ailen, yeğenlerin mi giydiriyor?”
derken, evlendikten sonra, “Demek sen kendin giyiniyormuşsun.” diyorlar. Düşünün aradan üç
yıl geçmiş, ta o zaman fark ettiler. Kendini çevrene kabul ettirmek için bayağı çaba sarf
ediyorsun. Görenlere göre 3-0 geriden başlıyorsun. O seviyeye gelebilmek için olağanüstü çaba
harcaman gerekiyor. Evlenirken, “Size kim yardımcı olacak? İşlerinizi kim yapacak?” Servise
kim bindirecek? Kim indirecek?” bunların tümünü onlara göstermen gerekiyor. Bilgisayar
kullanmaya başladım. “Acaba karşısındakine numaraları doğru verebiliyor mu?” diye sürekli
gözlem altındasın. Bu insanı hareket ettirmiyor açıkçası.
Sultan: Yükselmeyle ilgili gelişmeler nasıl oluyor görme engelli kadınlar için?
Zeynep: Görevde yükselme sınavları yapılıyor. Çalışman için kaynaklar yetersiz. Devlet
Memurları Kanunu’nu internetten indirip bilgisayarın bulunduğu bir ortamda çalışmak
zorundasın. Oysa gören birinin elindeki kaynağı istediği her yerde okuması mümkün. Otobüste,
dolmuşta çantasında taşır. Bizler birine okutabiliriz. Bu uzun metinleri okumak sıkıcı. İnsanlar
kendileri için bile okumaktan sıkılıyorlar. Bu angarya bir iş gibi gelebiliyor. İkincisi, görme
engelliler için sınavları nasıl yapacaklar? Üçüncü’sü, ben bir anneyim. Beş buçuk yaşında bir
kısım var. Ben eve gelince onun yemeğiydi, bakımıydı, bunlarla mı uğraşacağım, akşam oturup
sınava mı çalışacağım? Kadın olarak çocuğu sabah hazırlayıp kreşe götürmek, ev işlerinin de
senin üzerine bindiği için, bu da angarya bir iş oluyor. Ev, iş, dışarıdaki işler, dernekler, bunların
hepsi ayrı birer sorumluluk. Tümüne yetişmeye çalışıyoruz.
Sultan: Bunun için herkesin gösterdiği çabanın kaç katını gösterdiğinizi
düşünüyorsunuz?
Zeynep: Yolda giden bir dilenci bile beni kendisinden daha aşağıda gördüğüne göre, kaç
katı çaba gösterdiğimi artık siz hesaplayın.
Sultan: Kadınların çalışması için eğitim meselesi var. Görme engelli kız çocukları
eğitim alabiliyorlar mı?
Zeynep: Hayır. Korumacı yaklaştıkları için görme engelli kız çocukları eğitim
alamıyorlar. “Ben çocuğuma ölünceye kadar bakabilirim.” diyor mesela. Bu çok yanlış. Aileler
öldükten sonra bu çocuklar ne olacak? Ayrıca çocuğun kendisinin dışarıya çıkmak istemesi,
bağımsız hareketini kazanarak kendi kendine bir yerlere gitmesi, iş yapması, kendi kendine
yetebilmesi apayrı olağanüstü bir şey. Peki bu nasıl olacak? Bunu göz ardı ediyorlar. Ailede
görme engelli erkek çocuğu varsa, onu okutuyorlar. Kızlarını evde saklamayı tercih ediyorlar,
okutmuyorlar. “Kız çocuğunun başına ne geleceği belli olmaz. Onun için dizimizin dibinden
ayırmayalım.” diyorlar. Dizlerinin dibindeyken de başlarına bir felaket gelebilir. Çocuklarına
güvenmeleri lazım. Belli bir eğitim verildikten sonra, belli bir güven aşılandıktan sonra, hiçbir
sorun olacağını düşünmüyorum.
Sultan: Diyelim ki aile böyle düşünmedi. Çocuğunu okula yazdırdı. Okulda kız
çocukları hangi sorunları yaşıyorlar?
Zeynep: Ben okula giderken görüyordum. Bir çok kız giyinmeyi bilmiyor. Regl olmuş.
Alıştırılmadığı için nasıl pet takılacağını bilmiyor. Bunlar çok önemli. Arkadaşları birbirlerine
öğretiyorlar. Yanlış-doğru öğretebiliyorlar. Ailede öğretilmesi lazım. Aynı zamanda okulda
kadın rehber öğretmenin öğretmesi lazım.
Sultan: Okulda yok mu böyle bir personel?
Zeynep: Ben kendi adıma söyleyeyim. Sınıf öğretmenimiz bizi toplayarak
bilgilendirmişti. Biz bunları ayıp olarak zannettiğimiz için soramıyorduk.
Sultan: yatılı okulu bitirdiniz. Daha sonra sınavla girilen okullara geçiyorsunuz. Oradaki
sıkıntılar neler?
Zeynep: Benim hayatım hep yatılı okullarda geçti. Devlet parasız yatılı sınavını
kazanmıştım. Orta okul ve liseyi de yatılı okudum. Üniversitede yurtta kaldım. Son bir buçuk
yılı gören arkadaşımla ev tutarak geçirdim. Bu da ayrı bir deneyimdi. Ben o zaman çok
korkmuştum mesela. Görme engelli bir kadın olarak “acaba hep arkadaşlarım mı yemek
yapacak?” diye kendi kendime düşünüyordum. O kadar güvensizlik aşılanmış ki, kendim bile
bunu düşünebiliyorum. “Acaba nasıl yemek yapabilirim? Ben bulaşıkları yıkayamam, ben
arkadaşlarıma yeterince destek olamam.” diye kaygı ve endişe duyuyordum. Ben yapamam
kaygısı. Gören bir arkadaşım, “olmadı yeniden yurda çıkarsın.” demişti. Ama her gören böyle
düşünmez. Bu benim için bir şanstı. Bir çok arkadaşın bu nedenlerle ev deneyimini
yaşayamadığını düşünüyorum.
Sultan: Üniversite sınavına hazırlanırken, yeterli olanak buluyor mu görme engelli
kızlar?
Zeynep: Maalesef olanaklar yeterli olmuyor. Sesli kitaplar çok yetersiz. Kaynaklar her
yıl değiştiğinden, yenilenmesi gerekiyor. Aile de okuyan çocuğuna yeterince destek olmuyorsa,
çok büyük bir sıkıntı. Dershaneye gidiyorsun, kitapları ve testleri okutamıyorsun. Yaşadıklarım
geçmişte kalsa bile hala yaşanıyor. Dershaneler yeterince yok. Bir arkadaşımın başına gelmişti.
Kabartma not tutarken, arkadaşları sesten rahatsız olduklarını söylüyorlardı. Bu nedenle
arkadaşı başka bir sınıfa aldılar. Tablete kağıdın takılması, kalemin tık tık ses çıkarması gibi
gürültüler.
Sultan: Bu tür sınava hazırlanma sorunları yaşadığı için sınavı kazanamayan arkadaşlar
var.
Zeynep: Sınavda okutmanların soru kaydırması, düzgün okuyamamaları, gibi
nedenlerle sınavı kazanamayanlar oluyor. Görenlere göre bu tür kayıplar söz konusu.
Sultan: Sizin gören bir kız çocuğunuz var. Onun size bakış açısı nasıl?
Zeynep: Görmeyen bir annesi olduğundan, görmemeyi oyun olarak kullanmayı
düşündü. Anneler çocuklarını tanıdıkları için nerede nasıl davranacağını önsezileriyle belki
daha iyi biliyorlar. Önümden sessizce geçiyor. Ben hissedince, nasıl bildiğimi sorunca, “Çünkü
ben anneyim.” diyorum. Çok doğal karşılıyor körlüğü, espri yapıyor. “Sarı çizgide kör
yürüyor.” diyor. “Baston sesi duymuyorum.” deyince de, “O sensin.” diyor.
Sultan: İki kadın birbirinize destek oluyor musunuz?
Zeynep: O çocuk kadın. Bazen babasına karşı ittifak kurabiliyoruz. Durumu olağan
bulması için ben de doğal davranıyorum. Her fırsatta görmediğimi dile getirmiyorum. Yere
düşen bir eşyayı bulmasını istiyorum. Canı isterse buluyor, istemezse bulmuyor. Sorun
etmiyorum. Mesela çorapları karıştırırız. Çorapları eşleştirmesini isterken, “Haydi arkadaşlarını
bul.” diyorum. Yapmadığında, kendim karışık olarak eşleştireceğimi, kreşe de bu şekilde
gideceğini söylüyorum. Kararlı olduğumu görünce de, kendi sorumluluğunun olduğunu
anlıyor. Kreşte çocuklara evde ailelerinin kendilerine okumaları için hikaye verildiğinde
öğretmenine, “Annem ve babam kör, bana okuyamazlar.” kendiliğinden diyor. Ayakları
üzerinde duran, kendine özgüveni olan bir çocuk yetiştirmek istiyorum. Bütün kadınların
yaşadığı sorunların yanında daha fazlasını yaşıyoruz. Araba kullanan ailelerin tersine bizim
araba kullanma şansımız yok. Kreşe kendim götürmek zorundayım. Görme engelli kadınların
gören kadınlara oranla paralarının daha çok olması lazım ki, bazı hizmetleri satın alabilsinler.
Çocuğumu yetiştirirken rahatım ama okul dönemi geliyor. Nasıl yapacağımı düşünüyorum.
Eğitim desteği almam için paraya ihtiyaç var.
Sultan: Bu bir çelişki değil mi? görme engelli kadınlar işe alınmada, çalışma yaşamında
sorunlar yaşarken, bir de daha çok paraya gereksinimleri oluyor.
Zeynep: Çelişki olmaktan çok, hepsi birbirine bağlı zincirleme bir anahtar.
Sultan: Çok gerçekçi ve samimi bir paylaşım oldu
Download

Zeynep Yıldırıcı Sultan: Görme engelli bir kadınsınız, çalışıyorsunuz