ZAZA HALK SOFİZMİNE DAİR MİTOLOJİK NOTLAR
Yaşar Kalafat1
Bu bildiride, “Halk Sofizmi” tanımı üzerinde durulup, Halk inançları veya inanmaları
tanımlamalarına rağmen, halk tasavvufu veya sofizmi tanımlamalarına neden ihtiyaç
duyulduğu, halk tasavvufu ile yüksek tasavvufun aynılık ve ayrılıkları, alanın önemi adına
anlatılmıştır.
Anadolu’nun Türk kültürlü halklarından Zazaların tanıtımları yapılırken, yaşadıkları
bölgeler, miktarları, Zaza olarak bilinen toplum kesimleri ve kimliklerine dair çok kısa
açıklamalar yapıldıktan sonra Zaza halk sofizmini tanımlayıcı kozmogoni, kozmoloji, atalar
ruhu, animizm, totemizm içerikli dağ, kaya, su, ay, güneş gibi bazı kültlerden örnekler verilip,
onlardan kültür kotu oluşturabilenleri üzerinde durulmuştur.
Bildiride; Edip Yavuz’un Zaza bölgelerinde kaymakamlık ve valilik yaptığı yıllarda
sürdüğü araştırmalarının ürünü olan ‘Tarih Boyunca Türk Kavimleri’ isimli eserinin ilgili
bölümü esas alınmış, karşılaştırmalar, bir kısmı tarafımızdan hazırlanmış Zaza halk inançları
alan çalışmalardan hareketle yapılırken, verilerin dinler tarihi ve tasavvuf bilimi disiplinince
kimliklendirilmeleri, ilgili edebiyattan hareketle yapılmıştır.
Zaza halk kültürü çalışmaları, “Zaza Ata Sözleri” gibi olan birkaç örneğin dışında fazla
çalışılmamıştır. Yapılan çalışmalar Zaza halk kitlesinin inanç dünyasının incelenebilmesinden
ziyade, Zaza coğrafyası insanının gelenek, görenek, etnografyası gibi alanlarında olmuştur. Bu
tür çalışmalar ise çok kere Zazaca bilmeyenler tarafından yapıldıklarından, Zaza inanç
dünyasına hulul edici özellikte değillerdir. İnancın derinliklerine inilmesi noktasında
derlenilen bilgiler yeterli olamamaktadırlar.
Evvelce Zaza Halk Sufizminde dair Erzurum ve çevresinde yapmış olduğumuz
çalışmalarda Zaza Türkmen halk inanmaları Türbeler etrafında oluşmuş inançlarla sınırlı
kalmıştı. Urfa yöresi Zaza halk inançları çalışmamızda ise Zaza halk inançları Arapça konuşan
halk ile Türkmen halkın halk inançlarının karşılaştırılmaları şeklinde olmuştu. Her iki
çalışmamız da tasavvufî boyut itibariyle yeterli değillerdi. Daha ziyade Zaza halkın, bilhassa
Sünni Zazaların genel inanç dünyasına dair açıklamalar yapan türdendirler.
Esasen Zaza halk kesimlerinin paylaştıkları ortak bir Zaza dilinden bahsetmek de
oldukça zor olduğundan, Zaza halkbilimcinin de bir etapta Zaza sofizmi için gerekli verileri
derlemesi oldukça zordur. Bu itibarla Edip Yavuz’un Nazmi Sevgen’in M.Şerif Fırat’ın Zaza
inanç dünyasına dair yaptıkları çalışmalar, tasavvuf, mitoloji ve dinler tarihi ilmî disiplinlerinin
süzgecinden geçirilmelidirler. Edip Yavuz’un Tunceli ve yakın çevresi Alevi inançlı Zazaların
1
Dr. [email protected] www.yasarkalafat.info
halk inançlarını inceleyen anılan eseri bu itibarla önem arz etmektedir ve bu özelliği bildiri
konumuz için seçilme sebebi olmuştur.
Anahtar kelimeler; tasavvuf, Zaza, halkbilimi, halk inançları, mitoloji
ZAZA HALK SOFİZMİNE DAİR MİTOLOJİK NOTLAR
GİRİŞ:
Tasavvuf- Halk İnanmaları ilişkilendirmesini yapabilme adına bazı kısa tanımlayıcı
açıklamalar yapmak yararlı olabilir. Bu tanımlamalara geçmeden evvel duyulan ihtiyaca
değinmek gerekir ondan da evvel araştırıcının içerisinde bulunulan atmosfere dair açıklama
yapılabilmelidir.
Halk inançları çalışmalarının halk kültürünün neresinde olduğu konusu da
tartışılmalıdır, kanaatindeyiz. Halk inançları çalışma alanı; Güney Azerbaycan’daki bir kısım
yörelerde olduğu gibi bazı çevrelerce gericilik, çağ dışılık ithamına muhatap edilebilirken, dinî
çevrelerin geleninde yakın zamana kadar bid’ad, hurafe, şirk ile ilişkilendirilmiştir. Bu
noktada din ile inancın ortak yanlarına rağmen farklı tanımları olduğu açıklığa
kavuşturulmalıdır. Halk inanmaları tamamen kitabı dinlerin mahsulleri olmamakla beraber
onlardan tamamen de bağımsız değildirlerdir. Diğer taraftan büyü, fal, tılsım da inanç içerikli
iken halk inançlarının neresinde oldukları açıklanmaya muhtaçtır.
Bir diğer husus ise, halk inanmaları tamamen bir takım tekrarlana gelen ve yeni girilen
dinlerle birlikle zenginlenen şekillenme ve yalın uygulamalar mıdır? Halk inançlarının felsefi
bir boyutu ve bu tefekkürün tarihi bir boyutu yok mudur?
Halk tasavvufu vasatındaki bilgi birikimi, yeni fikri mayalanmalar için kaynak
oluşturabilir mi?
İşte bu nokta, Halk tasavvufu veya Halk sofizmi noktasıdır. Halk sofizmi veya
tasavvufu alanı bizim bildirimizin konusudur. Tasavvuf, Yüksek tasavvuf tanımlarının yanında
halk tasavvufu veya sofizminden bahsedilemez mi? Tasavvufun kitabî dinler bağlantısı
bilinirken, halk tasavvufu da aynı kaynaklardan tamamen kopuk değildir.
Halk inançlarının kaynak ortamlarından birisi de halk veya Hakk ozanlarıdırlar ve
bunların fikir dünyaları tasavvuftan tamamen bağımsız değildir. Bunların eserlerinde; üç, beş,
yedi, dokuz, oniki, onyedi, gibi formel/biçimsel sayılar, alkış ve kargış örnekleri etrafında kült
oluşmuş hayvanlar ve elma ve aynı gibi nesneler, bade içme, donuna girme, üryan olma
zamandan ve zeminden soyutlanabilme, toprak hakkı, su hakkı gibi halk edebiyatı bu arada
halk inançları motifleri geni yer alırlar2.
Borçalı-Gürcistan’da Nigarî müridi olmuş bir hanımdan ısrarla Karakalpak dua ve
beddua örnekleri almak istemiştim. Olanca gücüyle açıklama yapmaktan kaçınıyordu. Neden
sonra kaynak kişim olan hanım nine dünya nimetler için dua etmenin gereksizliğine
fuzuliliğine inanıyordu. O Allah’ın cemalini görmeğe talipti. Kargışa gelince örnek olma adına
dahi olsa kargışı ağzına almayı ağzına yakıştırmıyor, inancı ile bağdaştıramıyordu.
Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında halktan birisi Allah’a dua ederken; “Allah’ım
hamıyla beraber, ahırda gonu komşunun sonra da benim derdime..” diyordu. Anadolu Türk
kültür coğrafyasında ise; “Allah’ım evvela tüm dertlilere sonra da bana derman..” diyordu. Bu
ortaklıktaki tefekkür İslam’ın halk inanç kültürüne yansımasının yanı sıra sofistik bir mahiyet
de içeriyordu3.
Bu tespit yüksek tasavvufun halk seviyesindeki bir yansıması mı idi?
Erzurum’da kısmetinin açılmasını isteyen genç kız gün doğmadan evvel kıbleye bakan
çeşmenin borusuna bir sopa sokarak ilgili tekerlemeyi yapar. Doğu Anadolu kırsalının bazı
kesimlerinde kısmetinin açılmasını isteyen genç kız sabah namazı saatinden evvel minare
veya yüksek bir yere çıkar, oklava türünden bir sopayı at gibi binerek ilgili tekerlemeyi söyler.
Kaşkayı Türklerinde avcının tutukluk yapan tabancası henüz buluğ çağına girmiş genç kızın
göğsünden içeri sokulur vücuduna dokunacak şekilde iç çamaşırın içerisinden geçilir.
Berat gecesinde bütün yaratılmışların secdeye geldiğine dair halk inanmaları vardır.
Bu konuda secdeye gelen ağaçların secde anını, inanmaya ispat için secdeye şahit olanların
yaptığı uygulamalar anlatılır.
Uzun kuraklık mevsimlerinde yağmur duasına çıkıldığında yağmur alayına koyun ve
kuzuların da iştirak ettirip merhamet talebi adına meleştirildikleri anlatılır. Ayrıca uçan,
kaçan, sürünen bütün yaratılmış canlıların da kendi hallerince yağmur zikrine çıktıkları inancı
vardır.
Meyve vermemeğe başlayan ağaç için “küstü” denir. Bu tür ağaçların kesme tehdidi
ile korkutulup verimli hale getirebildiklerine dair inançlar vardır. Bu inanç tespitindeki ağacın
içgüdü ile mi hareket ettiği söylenebilecektir.
Turnaların ölen eşleri için 7 yıl yas tutmaları, zikretmeleri, kadere inanmaları gibi
inançlarının bulunması içgüdü ile nasıl izah edilebilir.
2
Bülent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, 2. Baskı, Ankara, 2014
Yaşar Kalafat, “Halk Tasavvufu veya Tasavvuf Halk İnançları İlişkilerine Dair”, Bursa’da Dünden Bugüne
Tasavvuf Kültürü 3,( Yayına hazırlayan, Hasan Basri Öcalan,) Bursa, 2004 s. 37–40;
3
Ashab-ı Kehf’deki4 insanlarla aynı imanı sergileyen Kıtmir’in Allah indinde, herhangi
bir köpekten farkı yok mu dur? 1995 yılına kadar Nahcıvan’daki Yedi Uyurlar’ın mağarasında
olduğu gibi Kıtmir’e ait olduğuna inanılan mezarda da alem ve aleme bağlanılmış adak bezleri
vardı. Yedi uyurları ziyarete gelen halk orayı da kutsal bir makam olarak ziyaret edip Fatiha
okuyorlardı.5
Bu ve benzeri tespitlerin tasavvufla ilişkilendirilmeleri kolay olmasa da, içerdikleri
mesajda bir inanç ve tefekkürün olduğu açıktır. Bu tür tespitlerde Sünnetullah’ın izleri
aranabilir mi? bU türden bir arayış çıkış noktası olabilir mi?
“Tasavvuf, sof giymek, saf olmak, ilk safta bulunmak suffa eşrafı gibi yaşamaktır.
Baştanbaşa edeptir. Kötü huyları terk edip güzel huylar edinmektir. Kimseden incinmemek,
kimseyi incitmemektir. Nefse karşı girişilen ve barışı olmayan bir savaştır. Herkesin yükünü
çekmek, kimseye yük olmamaktır. Bütün mensuplarının birbirini dost ve kardeş tanıdığı bir
birliktir hak ile birlikte onun huzurunda olma halidir. Hakkın seni senden öldürmesi ve
kendisiyle yaşatmasıdır. Keşif ve temaşa halidir. Temiz bir kalp, saf bir gönül sahibi olmaktır.
Kamil insan olmaktır. Hakk’a ermiş olmaktır.”6 Tarifi sınırları kapsamında konu ele alındığında
tasavvufun avamı havası olmayacaktır.
Tasavvufun avamı-havası olmayınca farklı dinler için farklı tasavvuftan söz edilebilir
mi? Tasavvufun mahiyet ve amacı belirtilen şekilde iken, dinlerin ortak bir tasavvufî
kökeninden söz denilebilmelidir. Hal bu olunca mezhepler ve tarikatlarda da tasavvufî
düşüncenin ortak bir tabanının olduğu söylenebilecektir. Hal bu olunca Zaza Aleviliğinin
tasavvufu ne anlama gelebilir?
1995 lerde Kırgızistan halk inançları çalışması yaparken bir açıklamasına şahit
olduğum şoför, “İseviler lailahe illellah İsayı Resulllah, Museviler, lailahe illelleh Musayı
resulullah Muhammadiler de lailahe illellah Muhammed’en Resullah derler, fark nerededir?”
demişti.
Anne Marie Schimmel, İslam’ın Mistik Boyutları isimli çalışmasında Yunus Emre ve
benzerlerini halk tasavvufu kapsamında zikretmektedir7. 10 yıl evvel açıklamaya çalıştığımız
gibi Yunus Emre halk tasavvufu kapsamında gösterilebiliyor ise yüksek tasavvufun temsilcileri
kimlerdir8. Ayrıca Yunus Emre halk tasavvufu kapsamında ele alınmalı ise halkbilimcilerin
çalışmalarında yer alan ve üzerinde durulmaya çalışılan tasavvufî alanın tanımlayıcısı ne veya
nasıl olmalıdır?
4
( Kefh 22)
Yaşar Kalafat, Keleki’de Dört Gün üç Gece ve Nahçıvan Halk İnançları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı,
İstanbul, 1996
6
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kabalcı, İstanbul, 2001, s. 339–340
7
Anne Marie Schimmel, İslam’ın Mistik Boyutları, İstanbul, 1999,; Tasavvufun Boyutları, İstanbul, 2000
8
Yaşar Kalafat, “Halk Tasavvufu veya tasavvuf Halk İnançları İlişkilerine Dair” Bursa’da Dünden Bugüne
Tasavvuf Kültürü 3 (3. Bursa Dünden Bugüne Tasavvuf Kültürünü Sempozyumu, 22–24 Ekim 2014 Bursa) s.
37–41
5
Bu konuda görüşüne başvurduğumuz Abdurrahman Güzel, Yunus Emre’nin tasavvuf
anlayışı için getirilen halk tasavvufu tanımı, tasavvuf bilgi ve bilginlerinin seviyesini anlatmak
için değil, üsluba ait bir açıklamadır. Yunus Emre daha açık, daha sade, daha halk dili ile daha
halkın seviyesinden bir üslup kullanmış, daha avam seviyesinden bir seslenişle açıklamalar
yapmıştır. Mevlana ve diğer bazıları ise havasa hitap etmişlerdir. Bu iki tanım arasındaki fark,
belki eğitim sistemi farklılığı olarak ele alınabilir, demektedir.
Bu açıklamanın içerdiği gerçek esas alınınca bizim tanımını yapmaya çalıştığımız halk
tasavvufu oldukça farklıdır. Bu itibarla bir seri açıklamadan sonra halk tasavvufu ifadesi ile
anlatılmak istenilene tekrar dönülmesi gerekecektir. Bu uygulama da bizi az çok konunun
dışına itebilecektir.
Bu ve benzeri açıklamalara Türk din etnolojisi içerisinde Zaza Sofizminin yerine işaret
edebilmek ve varsa mitolojik bağlantılarını kurabilmek için yer vermek istiyoruz.
Halk sofizmine dair mitolojik bilgiler verilmeğe çalışılacak olan Zazalar, Ortadoğu ve
Önasya itibariyle büyük ölçüde Anadolu'da yaşamaktadırlar. Doğu ve Güneydoğu
Anadolu'daki Zaza yerleşim bölgesi Kürtler'in (Kırmanç) yoğun olduğu bölgeyi; Kuzey-Güney
ve Doğu-Batı istikametinde, coğrafi kesimlere ayırmıştır. İran, Irak ve Suriye'de Zaza yoktur,
genel kanaatine rağmen İran’da Zazalarla ilişkilendirilebilen az sayıda ve dağınık halde
yaşayan Zazalıkla bağlantılı toplumlar vardır.
Zazalar, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan ve Tunceli
ağırlıklı olmak üzere Urfa (Siverek), Adıyaman (Gerger), Sivas (Zara), Erzurum (Hınıs), Muş
(Varto), Bitlis (Mutki)'de yaşamaktadırlar. Bir kısım Zaza araştırmacılara göre, Zaza yurdu,
Zazaistan 37–42 doğu meridyenleri ile 37–40 derece kuzey meridyenleri arasında yer
almaktadırl59. Muhitte genel anlamda "Kürt" olarak bilinen her beş doğuludan ikisi
muhakkak Zaza 'dır. Bir misal olmak üzere, Alevi inançlı Müslüman Zazalar’dan Lolan oymağı
Doğu" da 54 köyde meskûndurlar. Bazı araştırmacılara göre kendilerini ırk olarak da Türk bilir
ve Türk hissederler10. Keza Alevi inançlı Zazaca konuşan Müslüman Hormekli aşireti ise,
bölgesinde 21 köy ve kasabada meskûndurlar11. Bazı kaynaklar 1991 yılı tespitlerine göre,
Alevi ve Sünni (Hanefi ve Şafii) olmak üzere toplam Zaza nüfusunu 3 milyon olarak
belirtmektedir12. Zazaların miktarlarına dair bilgi veren 2014 tarihli yayınlar onların 1. 300
9
Aktüel, 29 Ağustos–4 Eylül 1990, S. 8, s.34
Burhan Kocadağ, Lolan Oymağı ve Yakın Çevre Tarihi, Yalova 1987
10
11
12
M. Şerif Fuat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Ankara 1981.
Aktüel, Sayı: 8, 29 Ağustos- 4 Ey1ül 1991. s. 34–39.
bin, 2 milyon civarında ve 4 ile 6 milyon arasında oldukları gibi görüşlere yer vermektedir13.
Emlikler ise Türkçe ve Kütçe konuşan Zazalara Ermenilerin verdikleri bir isimdir. Zazaların ilk
yerleşim yerleri ve kökenlerine dair bilgi veren bazı çalışmalar onları Türkiye’de 4 milyon
olduklarını açıklamakta Zazacanın akraba dilleri, birlikte yaşadıkları hakları, alabildikleri farklı
isimlere dair bilgi vermektedir. O çevreye göre Goranice ve Zazaca o dilin iki lehçesidir14. Bu
çalışma ve Elaheh Taghvaei, Zazaca ile Talişce’nin karşılaştırmasını da yapmaktadırlar15.
Bu noktaya tekrar dönülmek üzere, kültür, halk kültürü tanımlarına geçmek istiyoruz.
Halkbiliminin sınıflandırılması ve bağlantılarının belirlenmesi, halk inançları- din ve halk
tasavvufu yüksek tasavvuf bağlantısı bakımından önemlidir. Halk Edebiyatı çeşitli türleri
oluşan bir üst başlık olup, bu arada halk inançlarını da bir alt başlık olarak kapsamına mı
alıyordu?16
Bize göre kültür vardı, Halk kültürü vardı. Halk kültürünün temel unsurunu halk
inançları teşkil ederken, halk inançlarının etnografyada, edebiyatta, musikide, halk
oyunlarında, halk mutfağında, halk tababetinde, halk veterinerliği, halk takviminde, halk
sporunda vb. yansımaları tezahürleri vardı.
Bu hal mitolojik dönemden gelen bir süreçti. Mitolojik esaslandırmalardan
şekilleniyordu. Dinin esatir olarak kabul ettiği karanlık dönem bu bakımdan önem arz
etmektedir.
Konunun fazla dışına çıkmadan söylenebilir ki; Kült, tanımlanırken kutsalla bir
bağlantısı aranır. Saygı, dua, tapınma, kurban ve ritlerle ilişkisi üzerinde durulur. Dağ kültü,
Ağaç kültü, Hızır Kütü, Su kültü, Veli kültü tanımlamalarında inanç boyutu açık veya gizli yer
almıştır. Bizim kült tanımımız biraz daha kapsamlı ve kapsayıcıdır. Bize göre iyesi olmayan
varlık yoktur. İye/sahip inanç içerikli bir tanımdır. Hal bu olunca rüzgârdan tutun da taşa,
ağaçtan tutun da ayıya, kişioğluna kadar bir kült oluşturmuştur, oluşturabilir. Kültlük kimliği
teşekkül etmemiş veya bilinir olmamış her varlığın bir iyesi inançla bir ilişkisi vardır ve onun
kültünden kültlüğünden söz edilebilir.
Kült bahsi, cansız olarak bilinenler, bitkiler ve hayvanları da kapsadığı itibariyle halk
inanmaları-mitoloji ve halk inanmaları-tasavvuf ve tasavvuf- mitoloji bağlantısı bahsinin de
konusudur.
13
Ahmet Buran, “Zazalar ve Zaza Dili” Yeni Türkiye, Türkçe Özel Sayısı, Kasım-Aralık 20131, S. 55, s.1491–1495
Ali Dihkan-Cevat Sıdıki, “Zazaların Dinleri Üzerine Düşünceler”, II. Uluslar arası, Zaza Tarihi ve Kültürü
Sempozyumu, 4–6 Mayıs 2012 Bingöl Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2012, s. 69–77
15
Elaheh Taghvaei , “Zazaların Dinleri Üzerine Düşünceler”, II. Uluslar arası, Zaza Tarihi ve Kültürü
Sempozyumu, 4–6 Mayıs 2012 Bingöl Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2012, s. 82–86
16
Cevdet Avcı, “Türk Halk inanışları Araştırmaları Dünyası ve Yaşar Kalafat”, Erciyes Aylık Fikir ve Sanat Dergisi,
Kasım 2012, S. 419 s. 23–28
14
Bu bağlantılar; her ne kadar dinin bir tane olduğu konusundaki kanaatimiz kesin ise
de, halk inançları, semavî dinler-ilkel dinler ilişkilendirmesinde de köprüdürler. Tekrar
dönülmek üzere konu biraz açıklanacak olur ise; İbadet Allah’ın emirlerini tutup
yasaklarından kaçınmak iken, bu kural sadece mahlûkatın en şereflisi olan insan için mi
geçerlidir? Sorumluluk sahibi olabilmek için akıl sahibi olmak şartı yetmekte midir? Bütün
nimetler yaratılmışlardan sadece insanoğlu mu içindir. Şükür ve minnet sadece insanlara mı
mahsustur? Cansız bilinenler, bitki ve hayvanlar ibadet etmezler mi? İman ve ibadetten
sorumlu olanlar sadece insanlar ve cinler midir? On sekiz bin âlemin kapsamına neler
girmektedir?
Bu arada, İslam’ın yürürlükten kaldırmış olduğu türden olan örfü hayata taşımaktan,
geçmişin batılına hayat vermekten, yanlış bir inanç uydurmuş olmanın günahına batmaktan
Allah’a sığınırız. Animizm/ruhçuluk, natürizm/tabiatçılık ve totemizm/totemcilik gibi
inançların varsa halk sofizminde izleri onlara işaret etme adına açıklık getirilmesi gerektiği
kanaatindeyiz.
Adem (a.s.) dan günümüze Sünnetullah’tan hareketle yaşamakta olan mevcut halk
kültüründe İlahî dinlerin izleri tefekkür adına aranabilir.17
Göklere, yere ve dağlara sunulmuş olan emanet18 İki göğü var eden ve her göyün işini
kendine bildiren ve yakın göğü ışıklarla donatan 19 yukarıdan indirdiği su ile rızık olarak
ürünler yetiştiren.20 Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren 21, “Ey yer suyunu yut!
Ve ey gök <suyunu> tut denildi. Su çekildi; iş bitirildi22 emrini veren Allah’ın cemadat, nebatat
ve hayvanat için de bir mizanı yargısı olmalıydı, vardı, anlamı çıkarılabiliyor.
A.Güzel gibi bir kısım tasavvuf bilginleri, insanatta olduğu gibi cemadat, nebatat,
hayvanat’tan yaratılmışların içlerinde de farklı düzeyde takva sahibi ve bunun karşılığında da
mutlak Olan tarafından taltif edilmiş olanların olabileceğini ifade etmektedirler.
Bu tespit esas alındığında, Ağaçlardan mesela Akçaağaç veya Akça ağaçlardan bir ağaç
hemcinsleri arasında “Pir” statüsünde olabilmektedir. Aynı açıklama hayvanlar ve cansız
bilinenler için de yapılabilecektir. İslamiyet’ten evvel ağaçlar kutsal sayılmış, Deve Dikeni
cinsinden bir ağaç olan Semure Hz. ömer tarafından kestirilmişti. Bu nokta açıklık kazandığı
nispette Deelerden bir deve ve Kayalardan bir kayanın kutsallığı da bu şekilde izah
edilebilecektir.
17
Yaşar Kalafat, “Doğu Karadeniz Örnekleri İle Türk Halk İnançlarında Bulut-Halk İnanmaları-İsrailiyat
Bağlantılarına Dair”, Dünden Bugüne Akçaabat Sempozyumu (26–28 Nisan 2013 Akçaabat), Akçaabat, 2014, s.
485–493
18
(Bakara 30–34) (Abhâz 72),
19
(Fussilet 12)
20
(İbrahim 32–33)
21
( Fâtır 6)
22
(Hûd 44 )
Bu görüşü paylaşmayan tasavvuf bilginlerine göre, imtihan, yargılanmak, sorgu-sual
yukarıda da belirtildiği gibi sadece akıl sahibi olan insanlar için söz konusudur. Esasen, şeytan
insana secde etmeyeceğinden bahisle isyan edinceye kadar insan da bu muafiyet
içerisindedir.
Görev tebliğini almak ve ona uymak anlamında vahiy bütün yaratılmışlar için
geçerlidir. Bal vermesi için arıya23 ve süt vermesi için ineğe içgüdü talimatı gelir. Elma veren
ağaç görevini yapmış olur. İki bitişik tarladan sadece birine suyunu indiren bulut, aldığı
talimatı yerine getirmiş olur. İsyan ve itiraz şansları yoktur. Nitekim sanatçıya ilham gelir. Bu
sıralamada, insanat, hayvanat, nebatat ve cemadat sırası esas alınmıştır.
Kur’an-ı Kerim Allah’ı övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur. “Yedi gök, yer ve
bunlarda bulunan herkes O’nu tespih eder. O’nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur.
Ne var ki siz, onların tespihini anlamazsınız. O, halimdir bağışlayıcıdır.”24
Bu ayetin açıklanması, bütün eşyanın atomlardan meydana geldiği atom
çekirdeklerinin etrafındaki hareketlenmenin, İlahî kanun’a uyma ve Allah’ı tespih anlamına
geldiği şeklinde yapılmaktadır.25
Bu ayeti esas alarak insanat gibi, nebatat, camadat ve hayvanatın zikir içerisinde
oldukları, bunun içgüdünün ötesinde bir tespih ürünü uygulama olduğunu söyleyebiliyoruz.
Ladini düşünü biçiminde geviş getirmenin bir içgüdü sonucu olduğu kanaati
hâkimken, halk inanmalarında gevişin, ilgili hayvanlara mahsus bir zikir olduğu kanaati vardır.
Bazı tasavvufî kesimlerde yerin canlılığı inancı daha bir ön plana çıkar. Yere yerli yersiz
sümkürülmez. Keza mesela hırka canlı muamelesi görür, giyilmeden önce öpülür26.
Bu ve benzeri tespitler, tasavvuf ile eski Türk İnanç Sistemindeki kültler döneminin
arasındaki muhtemel ilişkileri hatırlatmaktadır.
Halk, çok kere ortak bir dili konuşan gelenek ve görenekleri ile ortak etkinlikte
bulunan, bazen kavim, bazen ümmet ve bazen da devletin tebaası anlamına gelebilen, kültür
içeriğini bünyesinde koruyabilen ve kültürel öğeleri bünyesinde saklayan bir zümredir27.
Zazalar, Türk kültürlü halklar itibariyle, Türk kültür coğrafyasını paylaşan onun
kültürünün oluşmasına katkıda bulunan toplumlar itibariyle Türklüğün neresindedirler?
Zazalar, tarih sahnesine çıkışları Afganistan’ın Türklerle meskûn olan bölgesinde komşu Türk
23
(Nahl 68–69)
(İsrâ 44)
25
Ali Özek, vd. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meali, Türkiye Diyanet Vakfı Yayını 86, Ankara, 1993, s.285
26
Kaynak kişi, Prof. Dr. Bayram Akdoğan
27
Erman Altun, Ansiklopedik Halkbilimi/Halk Edebiyatı Sözlüğü Terimler Motifler Kavramlar, Karahan
yayınları, Adana, 2014, s. 223
24
halkları ile birlikte olmuştur28. Anadolu’da Fırat’ın doğu ve batısında ağırlıklı olarak yaşarlar.
Toplu olarak bulundukları ikinci coğrafya İran’dır. Dilleri toplum isimleri gibi çok farklılık
içermekle beraber İran dil ailesine mensuptur.29
Kadri Kemal Kop, Şamanilikten alınan kaide ve ananeleri ile tefekkür düzeyi fazla
yüksek sayılamayacak olan kırsal kesim tabakalarında Şiilikten de alarak oluşan bu inanç
yapılanmasında Babaileri’i, Bekteşiler’i, Kızılbaşlar’ı, Tahtacılar’ı, Çepniler’i aynı kefeye
koymaktadır.30
Bir Zaza sofizminden bahsedilebilir mi? Evvela Sofizm, tasavvuf mudur? Zazalarında
mensubu bulundukları sofistik yapılanma sadece ve muhakkak Zazalara mı mahsustur?
Tasavvufun milliyeti ırkı olur mu, tasavvufi ekoller diller veya ırklarla mı tanımlanırlar? Halk
inançlarının sofistik boyutunun da olabilmesi, halk tasavvufu tanımı haklı kılar mı? Halk
Tasavvufu Yüksek Tasavvufun neresindedir.
Şüphesiz, batı toplumlarında mesela Hıristiyan tasavvufunun hâkim olduğu
toplumlarda da halk inançları-tasavvuf bağlantısı aranmıştı. Çözüm nasıl sağlanılmıştı?
Sofi, tasavvuf yolunda olan kimsedir. Sofiyane ise, tasavvufla ilgili tasavvuf ehline
yakışır şekilde olandır.31 Tasavvuf öncelikle dinî bir mistisizmdir. O, sırrî bir duyuş ve inanış
sistemidir.
Bazı açıklamalara göre tasavvuf İslam mistisizmidir. Allah’ın niteliğini ve dünyanın
oluşumunu varlık birliği (vahdet-i vücut) anlayışı ile açıklar Kur’an-ı Kerim’in iç âlemine
indiklerini özünü anladıklarını ileri süren Batinî düşünceyi ortaya koyar. Varlığı anlamayı ve
anlatmayı amaç edinir. Tasavvufa göre varlığın aslı/özü tek yaratıcı olan Allah’tır ve diğer
bütün varlıklar onun birer yansımasıdır. Özün dışındaki her “şey” “masiva” dır ve her şey
aslına dönecektir. Gönül, ruh, mananın diri tutulması yapılan çalışmaya tasavvuf
denilmektedir. İnsanın maddesi ve manası olduğu gibi dinin de zahiri ve batini olanı vardır.
Tasavvufi bilgi zahir/dış/açık ve bâtın/iç/gizli/kapalı/örtülü olarak ikiye ayrılır.32
Bizim bu kısa açıklama ile muradımız Sünni Zazalar Hanefi ve Şafi iken bir kısım Ehl-i
Hak, Ali Allahî olan Zazaların batini bir inanç dünyası oluşlarına geçiş yapabilmek içindir.
28
Yaşar Kalafat, “Dünya Dili Türkçe İçerisinde Anadolu Dillerinden Zaza’canın Yerine Dair Görüşler” , VII
Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu 16–18 Ekim 2014 Elazığ
29
Yaşar Kalafat, “Dünya Dili Türkçe İçerisinde Anadolu Dillerinden Zaza’canın Yerine Dair Görüşler” , VII
Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu 16–18 Ekim 2014 Elazığ
30
Kadri Kemal Kop, (Sevengil) Araştırma ve Düşüncelerim, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türkçesini Etkileyen
Faktörler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 2. Baskı, Ankara, 1982
31
Erman Altun, Ansiklopedik Halkbilimi/Halk Edebiyatı Sözlüğü Terimler Motifler Kavramlar, Karahan
yayınları, Adana, 2014, s. 447
32
Erman Altun, Ansiklopedik Halkbilimi/Halk Edebiyatı Sözlüğü Terimler Motifler Kavramlar, Karahan
yayınları, Adana, 2014, s 448
Bu noktada Zaza Tasavvufu tanımı doğru değildir. Sofistik ekolleri belirleyen husus,
ırklar veya kavimler değil, sofistik anlayışın mahiyetidir. Tasavvuf çevreleri farklı diden ve
farklı kavimden kimseleri bir arada toplayabilir.
METİN:
Anadolu Zazalarından Alevi-Bektaşi-Kızılbaş olanlarına dair bilgi verirken M.Şerif Fırat,
açıklamalarının bir bölümü için Besim Atalay’ı33 esas almaktadır. O’na göre, XI. Yy. da Zaza
Aleviliği Şii-Caferilik üzerinden Nişabur-Horasan-Türkistan’a sızmış, Vahdet-i Vücut tasavvufî
görüş Şamanizm’in bazı görüşleri ile sentez oluşturmuştur. İnancın bölgede yayılmasında;
Şeyh Lokmanî Horasanî, Ebülasimi-Gürgâni, Muhammedî Tusi, Şeyh Abdulfarmidi, Şeyh
Beyazıtı-Bestamî, Ebulhasanî-Harakani önemli rol oynamışlardır. O’na göre Türkistan
tasavvuf ekolünün öncüleri aynı zamanda Kızılbaş Zaza tasavvufunun da öncüleridir. Tarikatın
genişletilmesi Ahmet Yesevi tarafından yapılabilmiştir. Bu inanca mensup aşiretlerin doğu ve
daha sonra da iç Anadolu’ya gelmeleri Hacı Bektaş Veli’nin zuhurundan çok evvel olmuştur.
Alevi Zazaların bu kesimine, Sünni halk tarafından, Kızılbaş, Rafizi, Zındık ve Kürt denilmesi
bu dönemlere tekabül etmektedir34.
Anadolu Türk coğrafyasından örnekleme yaparken Abdal Musa Sultan’ın;
“Kim ne bilir bizi nice soydanız,
Ne zerre oddan ne hot sudanız.
Bize meftun olan marifet söyler,
Biz Horasan mülkündeki boydanız.
Hızır İlyas bizim yoldaşımızdır,
Ne zerre günden, ne hod aydanız.
Yedi tamu bize nevbahar oldu,
Sekiz uçmak içindeki köydenüz.
Hacem umman ise biz göldeniz.
Bizim zahmımıza merhem bulunmaz,
Biz kudret okuna gizli yaydanüz.
Tûrba Musa durup münacât eyler,
Neslimizi sorsan bizi (Hoy) danüz
33
Besim Atalay, Bektaşilik ve Edebiyatı, Kayseri (?), 1921
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
22
34
Ali geldim Musa adım bahane,
Güvercin donuna kondum cihane,
Abdal Musa oldum geldim zamane,
Arif anlar bizi nice sırdanüz.“35 İçerisinde ata kültü, pir kült, od kültü su kültü, Hızır
kültü’nün de yer aldığı şiiri de vermektedir.
Bu tefekkürdeki devriyede Abdal Musa, Hz. Musa olarak bedenlenmeden evvel Tur
Dağı’nda Hz. Musa olarak tecelli etmiş cihana güvercin donunda da gelmiştir.
M.Ş. Fırat Zaza Alevi tasavvufunun anlaşılmasına dair bilgiler de içerebilecek
açıklamasını yaparken; cemlerdeki nefes, koşma, deyiş ve gülbankların Türkçe olduğunu, Pir
Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şah Hatayı, Genç Abdal, Seyranî, Dertli gibi kimselerin
eserlerine yer verildiğini belirtmektedir. İnançlarında tenasühün bulunduğunu, ervah
âleminden bu dünyaya gelen insanın nefis arınmasından bir mürşidi kâmilin yardımı ile
benliğinden sıyrılabildiğini, açıklamaktadır. Kişi, ancak böylece karanlıktan kurtulup Tanrıya
yürüyebilir, ölmezliğe kavuşur. Sağlığında ölebilmiş bu kimseler ölmezliğe erişir, don
değişirler. Âşık maşukla birleşerek Hakk’ı özünde görmüş olur. Batın gözleri açık olan bu
kimseler her an Cemali İlahi’yi görürler. Ruh, fani olan cesedi terk ederek ayrı bir ceset ve
canlı mahlûkun gözlerinden kayıp olup batına geçer. Bir anda yıldızları, ayı, güneşi arz ve
kürsü gezer dolaşır, her yerde hazır ve nazır olur. Toprağa gömülen ceset bile hak yolunda
dünyada eridiği için çürümez. Su gibi erir toprağa ve asıl mayasına kavuşur36.
Bu tasavvuf anlayışına göre, nefse ve şeytana uyup eline, beline, diline mukayyet
olmayan bir kimse, yeryüzünde insanları ve batın ruhları inciten, Hakk’ı burada göremeyen
kör bir hayvan suretindedir. O ölürken ruhu bir hayvana girer ve cesedi derhal çürür. İşlediği
suçlara göre bir azap devresi geçirir. Ruhu hayvandan hayvana geçer azap müddeti bitince
ikinci bir defa yine insan kalıbında olarak dünyaya gelir, eğer bu ikinci gelişinde kendini tanır,
gördüğü azabı hatırlar ve özünü idrak edip Hakk’ı kendinde görmezse, bu ikinci ölümünde
bütün ebedi hayatın sonuna kadar hayvan sıfatına girer ruhu kalıptan kalıba geçer dolaşır37.
Cem’e giren Zaza, babanın önünde diz çöküp eline niyaz eder, bazen meydana nasip
almış kadınlar da gelir Cem’e gelen her kadın ve erkek bir yol ve hakikat kardeşi sayılır.
Yoldan çıkan kocasına uymayan, zina ettiği işitilen, yol yezitliği yapan, iftira eden nikâhlı
kadın kaçıran erkek Cem’e alınmaz38.
Ayin-i Cem Meydanı’nda Kapıcı, Yoklamacı, Çırağcı, Niyazcı, Süpürgeci, Saki, Zakir,
Haberci, Nöbetci, Selman gibi 12 hizmetli bulunur. Düazlardan sonra canlar birbirlerine niyaz
35
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
56
36
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981
37
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981
38
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981
ederler. Pirin önünde rükûa gelinir. Semadan sonra Hz. Hüseyin için mersiyeler okunur. Hak
yoluna girenlerin kurallara uymaları gerektiği hatırlatılır39.
İç Anadolu Bektaşilerinde Dem varken, Zaza ve Doğu Anadolu Alevilerinde Dem
yoktur. Buranın Alevilerinde de serini ver sırrını verme kuralı esastır40.
Zaza Alevilerinde de pir, rehber ve babanın yolundaki buyruğa baş eğmek şarttır.
Çünkü pir, mürşit, erenler bezminin başı Muhammed, Ali’nin halifesi sayılırdı. Ayin-i Cem’i
Muhammed, Ali ve Kırklar icat etmişlerdi41.
Varto Aleviğini M. Şerif Fırat kendi tanımlaması ile Kızılbaş, Rafizi, Zındık olarak
söylenilen kesimi anlatmış olmaktadır. Ehl-i Hak ve Ali Allah’iler, veya Göranlar henüz
gündeme gelmemiştir. Bu arada onun tanımladığı Alevilik münhasıran Zazalara ait olmadığı
gibi o Zazalığı da Türklüğün dışında düşünmemektedir.
Zaza Sufizmine perde aralamak adına Zaza halk inançları üzerinde, bu inançlardan
seçilmiş örneklerden hareketle M.Ş. Fırat’ı izlemek bazı tespitlerin yapılabilmelerini
sağlayabilirdi.
Zaza halk tefekkürüne göre ölüm meleği iyi ruhları alırken şefkatli ve kötü ruhları
hışımlı alır. Ölüm karşısında boyun bükülür ancak insan öldüren hakkın binası yıkmış olacağı
için telin ve tedip edilir42. Bu tefekkürde insanoğlu Hakk’ın binasıdır. Anadolu ve Balkanlar
Türk halk inançlarında, iyi insanların canlarını çok rahat vereceklerine kötü insanların ise
ıstırap içerisinde son nefeslerini teslim edeceklerine inanılır43.
Bu toplumda ağıt anlamında suare okunur, söylenir. Yas rengi karadır. Aşiret
reislerinin yası daha uzun sürer ve düşman ailelerin barışı için taziyeye gelişler vesile olabilir.
Ölen kişi kabile reisi veya ünlü bir yiğit ise ölenin intikamı alınıncaya kadar yas sürer ve yası
canlı tutmak için yanık intikam ağıtları bestelenir.44.
Cenazenin defni için mezara gelenler ayrılmadan bir avuç olsun toprak atmak isterler.
Buraya götürülen odun türü şeyler mezarlıktan geri getirilmez. Yas evi birkaç gün yemek
pişirmez ve onlara ev iş gördürülmez. Daha sonra taziyeye gelenler yemeğe davet edilir yasın
acısı paylaşılır.45
39
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
211
40
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981
41
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981
42
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
217
43
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan, Ankara, 2011,
44
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981,
s.218. s. 217
45
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
218
Halk inanmalarında mezarlıktaki her şey sahiplidir. Oraya getirilenler oraya
getirildikten sonra “sahipli” Olurlar. Bunun içindir ki, mezarlıktan bir çöp dahi alınmaz.46
Kara indirme yas evinin ve yaslıların yakınları tarafından yıkanıp paklanmaları
şeklinde olur. Ölen kimsenin giysileri ölüyü yıkayana, namazını kıldırana ve fakirlere verilir47.
Kara indirme, bir yastan çıkma, yastan çıkarılma olayıdır. Kara yası temsil eder. Ölen
şahıs yetişkin ise giysileri daha ziyade namazlı niyazlı kimselere verilir48.
Ölünün fesi, saçı veya ona ait başka bir asarı evde özel olarak saklanır. Bu eşyalar yılda
bir kere ortaya dökülerek etrafında ağlanılır ve buna matem etme denir49.
Alevi Zazalarda matem atma olarak bilinen uygulamanın Türk kültürü halklarda ortak
adı Tul’dur ve çeşitli uygulanış biçimleri vardır. Tul veya matem atma ile ölen şahsın ruhunun
rahatladığına inanılır. Unutulmadığı, anıldığını bilen ruhun rahat olacağına yaşayanları da
rahatsız etmeyeceğine inanılır50.
Varto Zaza Alevilerinde yılda bir defa Mezar Kaldırma uygulaması yapılır. Evli
ölülerden çiftlerin evlenebilmeleri mezar kaldırma uygulamasından sonra olur51.
Mezar Kaldırma Şii_Caferi inançlı Müslüman Türklerde de vardır ve Ölü Bayramı
olarak bilinir52. Esasen bize göre arife ve Cuma günleri yapılan mezar ziyaretleri de bu kültten
ve tul inancından tamamen bağımsız değildir.
Varto Bölgesi halk inançlarında boşanma ve intihar etme yasaktır. Nikâhlar Caferi
akaidi üzerine kıyılır.53
Erkek bebek dünyaya gelince onun göbeği muhakkak hiç kullanılmamış yeni bir
bıçakla kesilir. Daha sonra bu bıçak akarsuda yıkanarak bir beze sarılır ve oğlan çocuğunun
başının ucuna koyulur54.
46
Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram Sahiplilik” Uluslar arası Gazi
Akça Koca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu, 02-4 Mayıs 2014
47
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
219
48
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan, Ankara, 2011,
49
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
219
50
Yaşar Kalafat, “Tul İnanc-Geleneğinin Arkaik Dönemden Günümüze Görüldüğü haller ve
Avanos Halk ALK İnançlarındaki Yansımaları” Avanos Sempozyumu, 23–25 Ekim 2014
Avanos
51
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
219
52
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan, Ankara, 2011,
53
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
217
54
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
217
Bıçakla ilgili inançlar da Türk kültürlü halkların halk inançlarında geniş yer tutarlar.
Bıçağın tersi ile parpı yapılır. Elden ele bıçak verilecek ise açık olmamasına dikkat edilir ve
elin tersi ile verilir. Rüyada makas görülmesi doğması beklenen bebeğin kız ve bıçak
görülmesi oğlan olacağı anlamına gelir. Kırklı annenin yastığının altına bıçak koyularak kırk
basmasının önüne geçilmek istenir. Açılıp kapanır bıçakla bilhassa kurtağzı bağlanır. Doğum
yapmakta olan anne adayını Al Karısı’ndan korumak için doğum esnasında eşi akarsuyu
bıçaklar.
Bebek bekleyen anne adayının sancısını dindirmek için yere biz dikilir. Biz dikme bizin
yere sokulması şeklinde olur. Bebeği ve annesini cin, peri ve kâbustan korumak için yalnız
bırakılmaz köyün genç kızları toplanıp şarkı söyler oyun oynarlar.55
Kırklı anne ve bebeğinin yalnız bırakılmayacak görünmeyenlerden korunması
inancının da bize göre derinliklerinde sahiplenme inancı vardır. Bebeğin beşiği boş iken
sallanılması halinde kaya iyeler tarafından beşiğin sahiplenilebileceğine ve bu halin bebeğin
sancılanmasına yol açabileceğine inanılır.
Bebeğin beşiğe konulması 7. Gününde olur. Bebek 40 gün kimseye gösterilmez. Bu
süre zarfında loğusa evinin eşiğinden dışarı ateş, tuz, yemek kabı verilmez. Kız için “el ateşi”
ve oğlan için “baba ocağı” denir.56
Ateş, tuz, sirke, yumurta, maya türü şeylerin daha ziyade akşamdan sonra gün batına
müteakip eşikten dışarı çıkarılmaması inancı Anadolu Türk kültür coğrafyasında genel bir
uygulamadır57.
Kırkı çıkmamış bebek korunması adına evde yalnız bırakılmaz, yüzü örtülü ve başının
altında bir parça ekmek bulundurulur.58
Gelişmesi gecikmiş zayıf çocukların beline başına mavi boncuk takılır. Uyurken
sayıklayan çocukları cin çarpmasında kurtarmak için başlarının altına hamail konulur ve ip
bağlanır. Yaşamayan çocukların ölmemesi için etrafı Kur’an ayetleri ile yazılı tastan
yararlanılır. Boy ölçüsü babası ve hoca tarafından alınıp çocuk bağlanır. Bu türden çocuklar
türbelere götürülür ve nefesi keskin kimselere okutulmaları sağlanılır59.
Çocuklara adları onların kırklanmalarından sonra konulur.60
55
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
220
56
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
220
57
Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012
58
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
220
59
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
220
60
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
221
Alevi Zazalarda Alevilik tarikat olarak geçer. Sünnet ve kirvelik olayı çok önemsenir.
Tarikata göre, H. Muhammed (s.a.v) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sünnet ettirerek
kirveliye özel önem vermiştir. İnanca göre kirveler arasına kan girer, kirveye kesinlikle ihanet
edilmez. Sünnet türü yemekli eğlenceli toplantılara yapılacak davetler için duyuruya “mum”
denir. Kirveliğin hürmetine düşman kesimler arasında kirvelik gerçekleşir ise düşmanlık
ortadan kaldırılır61.
Mum, düğün günü yaklaştıkla oğlan evi tarafından civar köylere de gönderilir. Mum
olarak birer parça şeker veya bir elma gönderilir62.
Alevi Zazalarda mum olarak geçen uygulama “okuntu” olarak da bilinir düğün türü
toplantıların duyurulmaları da keza sembolik hediyelerle yapılır.
Kız oğlan evine gelinceye kadar düğün alayı oğlanın köyüne girmez bu zaman zarfında
oğlanın da eline kına yakılır63.
Gelini hazırlayan gençlere berbü denir bunlar iki genç kızdan oluşur64.
Kız evi gelinle birlikte oğlan evinin bulunduğu köye gelirken yolda oğlan evi tarafından
karşılanır “hilat” verilmez ise, külah kaçırma uygulaması yapılır65.
Bu uygulamalar sadece Zaza ve Alevi inançlı kesimde olmayıp bunların tamamı
Anadolu Türk kültür coğrafyasının ortak inanç ve uygulamalarıdır. Gelin Alayı’ndan alınan
Toprak Bastı Parası, Yol hakkı veya Toprak hakkı olarak da bilinir. Toprağın hakkının olması
toprak adına haklaşmak, helâlaşmak gibi anlayışlar halk sofizminin yaygın anlayışlarındandır.
Nitekim Kapı Hakkı, Eşik Hakkı, Süt Hakkı da bunlardandır. Yemin edilirken “yediğim ekmek
hakkı” denildiği gibi “İçtiğim su hakkı için” de denilir.
Oğlan evi tarafından ödenen bu hediyeye ile ilgili inanç ve uygulamalar da çok
yaygındır. Bu uygulamaya “papağa gitmek” ve verilen hediye ye de bazı yörelerde “toprak
bastı parası” denir66.
Kızın baba evinden çıkacağı akşam köyün bütün kız ve gelinleri gelin kızın odasına girip
ellerine kına yakarlar. Gelin kızın el ve ayak parmaklarına ve ayrıca düğün alayının atlılılarının
ellerine kına yakarlar. Herkes kına hediyesi olarak gelinin sandığına bir miktar para koyar67.
61
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
221
62
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
221
63
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981,s.
222
64
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
222
65
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
222
66
Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan S. 415-440
Gelin kızın kuşağını gelinin kardeşi bizzat kendi eli ile bağlar. Berbüler ona münasip
bir hediye verirler68.
Kızın evden çıkacağı gün kız evi yemek verir. Gelin Alayını kızın yakınları bir müddet
yola koyarlar bunlara da hediyeler verilir69.
Damat tarafından geline Elma atma uygulaması yapılır. Damat ve sağdıçların ağızları
mendille örtülüdür. Kayın peder gelinin hilatini/hediyesini vererek onu atından indirir70.
Damat ve sağdıcın ağızlarının mendille bağlanması uygulaması ile ilk defa karşılaşılmaktadır.
Ağzını açması için kendisine hediye alınan gelin “ses sakınma” uygulamasından çıkmış olur71.
Elma Türk kültürlü halklarda kült oluşturmuş bir koddur. Keza geline elma atma
geleniye de çok yaygındır72.
Çeyiz Açılımı yapılır. Çerez Sinisi ile güvey görmeye gidilir. Güvey murat alınca sağdıç
beş el silah atar. Kızın bekâreti temiz bir bez içerisinde ilgili kadınlara gösterilir. Kızlığından
şüphelenilen kız baba evine gönderilir. Skandal olması diye geri gönderilmeyen gelin hep yüz
karası olarak bilinir ve böyle hallerde kocası tarafından ileri bir tarihte zehirlendiği de olur73.
Alevi toplumunda suçlu karşı taraf ile birlikte Dar’a çıkarılır. Hükmü dede tarafları
dinledikten sonra ve haklaşıldıktan sonra uygular. Bekâretini yitirmiş bir kız için uygulanılan
bu muamelenin bize göre farklı bir izahı olmalı.
Yeni gelin bir süre yaşlı kadın ve erkeklerle kocasının babası ve ağabeysisi ile
konuşmaz, onlara yüzünü göstermez. Gelin kendi evinde kendisinden yaşça büyük olanların
yanında çocuğunu kucağına almaz. Gelin kendisini ziyarete gelen ailesinin büyükleri ile de
karşılıklı hediyeleşinceye kadar konuşmaz, görüşmez. Gelin ayrıca ilk çocuğunu doğuruncaya
kadar da başka birisine ait kız çocuğunu kucağına almaz74.
M.Ş. Fırat’ın tespitlerine göre, Alevi Zaza aşiretleri arasında farklı boylar bakımından
halk inançları bakımından farklılığın göründüğü de olur75.
67
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
223
68
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
223
69
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
223
70
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
224
71
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Halk İnançlarından Mitolojiye 1, Berikan, Ankara, 2009,
s.99–119
72
Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan, Ankara, 2012, s. 197–206
73
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
224
74
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
225
75
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, 226
Bazı Alevi inançlı Zaza aşiretleri güneş doğarken salâvat getirir ve omuzlarını öperler.
Bunlarda ay ve güneş karşısında dua edilirdi. Bilhassa Aleviler “Ay, Ali’nin güneş,
Muhammed’in nurudur” derlerdi. “Ay, güneş, yıldızlar ve eşraf saati inancı genelde herkes
de vardı. Husuf, kusûf hadiselerinin bir gazabı ilahî telakki eder böyle hallerde kurban keser
sadaka dağıtırlardı.”76
Ay’ın Hz. Ali’ye ve Güneş’i ne Hz. Muhammed’e benzetildiği ile ilgili halk inanmaları
doğu ve güney doğu Anadolu’da hatta Anadolu genelinde sık rastlanır.77
Husuf-Kusuf olarak adlandırılan olay ay ve güneş tutulmasındır. Ayın ve güneşin
tutulmasına Anadolu kırsalında Allah’ın bir gazabı olarak bakılır ve bu maksatla sala okunur,
tekbir getirilir, Yasin okuyanlar olur. Ay tutulmasının Türk mitolojisinden hareketle yapılan
izahında, ayı korumakla görevli 2 köpeğin uyuduğu ve Calmauz veya canguloz olarak bilinen
yılanın ayı yemek için geldiği, uyandırılması için gürültülü ses çıkarılması gerektiği hususu
vardır.78
Yüce dağ başlarındaki tepelere, asırlık ağaçlara, şehit mezarlarına, su gözelerine saygı
gösterilir, bunlara “gerçekler durağı” ve “ Erenler durağı” denirdi. İyi insanların Tanrı timsali
ve kötü insanların şeytan timsali olduklarına inanılırdı79. Yazarın tespitindeki altı çizilecek
nokta iye/sahip’in gerçek veya eren ile açıklanmış olmasıdır. Halk inançlarında Kırkların
toplandıkları epelerin olduğu bu tepeleri gidiş dönüş güzergâhının bulunduğu, yaşayan bir
kısım sofilerin bunlara dair bilgi sahibi olduklarına dair kanaat vardır. Anadolu kırsalında çok
sayıda kırklar tepesi olarak bilinen tepe vardır80. Uluğ Türkistan Türk kültür coğrafyasında
varlığını sürdürmekte olan Ovoo/Oboolar, Anadolu Alevî kırsalında Dede yatağı/Dede
Durağı/Dede Ayağı olarak bilinir81. Bu hali inançla göç veya inançların örtüştürülmeleri
olarak izah etmek mümkündür.
Alevî Zazalardan yapılmış bu tespit, dağ kültü, ata kültü, su kültü ile bağlantılıdır.
Sadece Zazalarda veya Alevi inançlı Müslüman kesinde değil Türk kültürlü halkların genel halk
kültüründe geniş yer tutar.82
Halk, her türlü hastalık ve ağrının tanrı buyruğu ile gezen Batın Erenleri tarafından
aşılandığına, ölen ve kurtulan kimselerin adlarının Batın Erleri’nin defterine yazılı olduğuna
76
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981,
s.226
77
Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan, S. 280–290
78
Yaşar Kalafat, Türk Halk İnanmalarından Hayvan Üslubu’nda Mitolojik Devridayım –I-, Ankara, 2013,
Berikan, s. 103–117
79
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
226
80
Yaşar Kalafat “ Halk İnançları İtibariyle Doğu Anadolu ve Orta Toroslarda Kırk Motifi” 3. Alanya Tarih ve
Kültür Semineri (12–13 Kasım 1993 Alanya) Alanya Tarih ve Kültür Seminerleri, 1995 s. 265–270; “ Halk
İnançları İtibariyle Doğu Anadolu ve Orta Toroslarda Kırk Motifi” Millî Folklor Yaz 19994, S. 24 s. 15–21
81
82
Yaşar Kalafat, Aşiretlerde Mitolojik Bulgular, Ankara, 2012, s. 7–23
Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010,Berikan, s. 119–123
inanırdı. Her hastanın başı ucunda bir Batın Eri’nin olduğu inancı vardı. Halkın en çok
korktuğu hastalığın Hal diğer adı ile tüfüz hastalığı idi. Tüfis zatürye gibi sayıklatıcı
hastalıkların genel adı hal idi. sayıklayan hastanın hal adamları ile konuştuğuna inanılırdı.
Cüzam İlleti ile Kötü Dert aynı korkutucu hastalılardı. Cüzamlı hasta ile her türlü ilişki kesilir o
doktora da götürülmez evinde ölüme terk edilirdi. Diğer hastalıklara tutulmuş hastalardan
açınmaya lüzum görülmez, “kayıp defterine yazılmamış kimseye hiçbir şey olmayacağına”
inanılırdı83.
Hal; Halde hale girmek, Bir hal olmak, hallere gelmek, Çor; çorlanmak, Çor vurmak,
çora gelmek, çor çıkmak, Baba; babalara gelmek, yüzünde baba çıkmak, baba vurmak gibi
halk tababetinde kara iye veya kara iyelerin yol açtığı hastalık türleri olarak bilinirler. 84
Çor, veba gibi esrarlı hastalıklardan çok korkulurdu. Beddua edilirken “Çor, kötü dert,
yanıkara” diye söylenirdi. Bu ifadeler bazen ağır ant ve şartlarda kullanılırdı85.
Ayrıca cin ve peri inancı vardı. Saralı hastalara cinlerin musallat olduğuna inanılırdı. Bir
cin veya peri güzel bir gelini veya genç bir delikanlıyı sevebilir ve ona sataşabilirdi. Cin veya
peri ile uyuşamayan insanoğlunun boğazları bunlar tarafından sıkıldığı için ağızları köpük
içinde kalırdı. Bunlar hocalara götürülür ve bunlar için Daire İndirimi işlemi yapılırdı bu bir
tedavi yöntemi idi. Bunların tedavisinde etrafı ayetler yazılı olan madeni şifa tasları kullanılır,
boy ölçüleri bağlanırdı bu yöntemle şifa bulana da rastlanılınca halk bunlara çok inanırdı86.
Bu tür taslar Anadolu’nun Alevi veya Zaza olmayan kesiminde de kullanılır. Kırk Açar
Tası bunlardandır. Tasın etrafında ayetler ve tasın kenarlarına madeni halkalar ile iliştirilmiş
üzerinde Esmayı Hüsna bulunan kırk anahtar olur. Ayrıca Kırklama Tası, Sarılık tası gibi taslar
da vardır. Bunlar kırk çıkarılırken ve sarılık gibi hastalıkların şifası için kullanılırdı.87
Halk günlerin uğurlu ve uğursuz olabileceğine inanırdı. Pazartesi ve Perşembe
günlerinin uğuruna inanılırdı. Cuma günleri hayır rahmet, hayır ve ihsan günleri idi. Bütün
hayrat Perşembe ve Cuma günleri verilirdi. Dualar ve ibadetler Cuma geceleri yapılır bu
gecelerde hayır meleklerinin göklerden ineceğine ve zikir yerinde hazır bulunacaklarına
inanılırdı. Bu gecelerde evler köşe bucak süpürülür, mumlar yakılır gerdekler Cuma geceleri
yapılırdı. Çarşamba günleri tohum atılmazdı88.
Çarşamba günü etrafında Anadolu Türk halk inançlarında oldukça geniş bir bilgi
birikimi olmuştur. Çarşamba kadısı, Çarşamba suratlı, 9 çarşambadan biri, çarşambaya
83
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
227
84
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Ankara, 2012, s. 19–24
85
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
256
86
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
259
87
Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan,s. 191, 254, 276
88
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
260
gelmek bunlardandır. Kanaatimize göre sözlü kültürde varlığını sürdüren bu objenin
derinliklerinde Zerdüşizm’in inanç izleri vardır89.
Bölgede Sünni halk tavşan sever ve etini yerler. Tilki eti şafilerde helal kabul edilir.
Aleviler tavşandan iğrenir yolculukta tavşan ile karşılaşacak olsalar yoldan geri döner ve en
hayırlısı da keklikler. Alevilerde yolculukta karşılaşılan tilki ve kurtun uğuruna inanılır ve tilki
avlanılmaz90.
Keklikle ilgili halk inançlarında onun kınalı keklik veya düz keklik oluşuna göre anlam
oluşturulmuştur. Kınalı kekliğin Hz. Hüseyin’in yerini kınalı ayaklarının rengi ile ihbar ettiğine
inanılır. Kurt ise yolculukta ve rüyada görülür ise hayırlı bir gelişme beklenilir91.
Kuşların en meşumu buradaki inanca göre baykuş, en hayırlısı turna müfsidi kekliktir.
Kırlangıç mukaddes, huthut kuşu hayır bekçisi sayılırdı. Turna da İmam Ali’nin sesi vardı
Horoz sabahın oluşunu haber verdiği için hayrın elçisi ve horoz gibi öten tavuk başının
kesilmesini hak ederdi. Geyik Hz. Muhammed’in sevdiği bir hayvandı. Hayvanların en melunu
domuzdu. Ayı, merbut ve habisti. Hz. Muhammed zamanında sadaka vermeyen bir
Yahudi’nin ayı olarak dağa çıktığına inanılırdı. Koyun mübarekti, koç kurban içindi. At kardeş
ve murattı. At savaş sasıtası ve dar gün dostuydu, darda kalanın yardımcısı olan Boz atlı
Hızır’dı.92
Baykuşun ötüşü Kıbrıs gibi bazı kesimlerin dışında Türk kültürü halklarda genelde
uğursuzluk mesajı içerir. Sözlü kültürü de bu özelliği ile yansımıştır.
“Cellatlar toplanıp dursa karşımda
Öldürseler beni tek bir kurşunda
Baykuşlar ötse de mezar taşımda
Yine geçmem ela gözlü şahımdan.”
Baykuş’un ötüş sayısı ve ötüş biçimine göre ötüşünden anlam çıkarılır. Genellikle
gece öter ve yuva yapmazlar. Ürkek ve yırtıcı bir kuştur.93
Biz kuşların uğurlu-uğursuz oluşlarının onların bir dönemin ongunları oluşları ile izah
edilebileceğini düşünüyoruz. Türk kültürlü diğer halklardan bazılarında da Baykuşun uğurlu
89
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Ankara, 2012, s 73–126
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
261
91
Yaşar Kalafat, Türk Halk İnanmalarından Hayvan Üslubu’nda Mitolojik Devridayım –I-, Ankara, 2013,
Berikan, s. 23–63
92
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
228
93
Bülent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, 2. Baskı, Ankara, 2014,s. 90
90
olduğu kanaati vardır. Kırgızlarda kut bulmak adına genç kızlar kalpaklarına baykuş tüyü
takarlar94.
Şükrü Elçin’in tespitlerine göre; göçmen bir su kuşu olan Turnanın Allah’a yalvardığına
ve alın yazısına inandığına, eşi ölünce onu yedi yıl çiftleşmeden beklediğine, yaşlanan ana ve
babalarının geçimlerini sağladığına inanılır. Sesini Hz. Ali’den, sevgiyi bülbülden, aşkı gülden,
hikmeti arıdan alan erenler geriye doğru sarkan bir zülfü olan Turna ile şevke ulaşmışlardır.
Bektaşilere göre, İlahî aşkla yola giden iman-ikrar sahibi canları, turna katarı da ayn-ı Cem’i
temsil etmektedir95.
“Gitme turnam gitme dumandır dağlar
Ehlibeyt yastadır müminler ağlar.”96
İslam inancında güvercinin günahsız bir kuş olduğuna inanılır. Barış, sevgi ve
masumiyet sembolü olarak bilinir. Hz. Muhammed Sevr Mağarasında iken onu saklamış ve
korumuştur. Müslümanlar onun Kâbe’ye duyduğu saygı nedeniyle onun üzerinde uçmadığına
inanırlar. Dede Korkut’ta Ölüm Meleği güvercin donuna girmiştir97. Mevlit’te 3 ak güvercin
kanadı ile sıvamaktadır. Mezar-ı Şerif’te Hz. Ali’nin türbesi etrafında kara güvercin görünmez
bütün güvercinler orada aktırlar98.
Kânun aylarında Bozatlı Hızır’a ve Muharremlik’de İmamlara Oruç tutulurdu. Üçler,
Beşler, Yediler, Kırklar’a manevi saygı ve sevgi duyulur Gaip Erenlerin her yerde hazır ve
nazır olduklarına inanılırdı. Hızır Cuması kurbanı kesilir, ibadet edilir.
Boz Atlı Hızır inancında da Türk kültürü itibariyle bir devamlılık vardır ve Eski Türk
inanç Sistemi’ndeki yol iyesi ile örtüşür.
“Muhabbetin tadı tuzu
Hızır ola kılavuzu”99
Anadolu kırsalında Sünni inançlı Müslüman kesimde de yakın zamanlara kadar Cuma
hayrı yapılırdı. Bu maksatla sadaka verilir, sahipsiz hayvanlar yemlenilir, muhtaçlara yardım
edilirdi
Hızır Cuma’sında delikanlılar o gece su içmeden niyetlenip yatarlar ve hangi kızın
elinden su içerler ise o kızla evleneceklerine inanırlar. Ayrıca bazı delikanlı ve genç kızlar bu
94
Yaşar Kalafat, “Anadolu Türkmen/Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir mi? (Sıraçlar-Tülekler-AbdallarSalurlar-Dadaliler-Bektikler), 5. Uluslar arası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu 23–25 Mayıs 2014 BeytepeAnkara
95
Şükrü Elçin, Halk Edebiyatı Araştırmaları, Akçağ, Ankara, 1997, s. 63.72.73
96
Bülent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, 2. Baskı, Ankara, 2014,s.88
97
Bülent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, 2. Baskı, Ankara, 2014,s.88–89
98
Yaşar Kalafat, Kuzey Afganistan Türkleri (Özbekler-Türkmenler-Hazaralar-Afşarlar-Kazaklar) ve
Karşılaştırmalı Halk İnançları, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul, 1994
99
Bülent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, 2. Baskı, Ankara, 2014,s 105
gecenin sabahında karların üzerine bir parça ekmek koyarlar, kargalar o ekmek parçasını
hangi yöne götürürlerse o köyden bir kızla evleneceklerine inanırlar100.
Bu inanç ve uygulama daha ziyade Artvin, Aras boyu, Bitlis, Van Türk kültür
coğrafyasında farklı isimlerle yaşatılmaktadır101.
Bölgenin birçok yerinde kar yağınca köy atlıları birleşerek Kurt Avı’na çıkarlar Kurt
sürüleri atlıların önüne katılır akşama kadar kar içinde kovalarlar. Yorulur kurtağzını açar, atlı
inip kurdun ağzına soktuğu sopa ile kurdun ağzını bağlayarak köye getirir. Köyün köpeklerinin
cesareti ağzı bağlı kurtla ölçülür.
Kurt avı uygulaması Hakkâri aşiretlerinde de vardır. Bu avda ateşli ve kesici silah
kullanılmaz. Sadece sopalar kullanılır. Yakalanan kurt, kurt köpeklerinin eğitiminde
kullanılır102.
Ayrıca Sonbahar’da köylüler silahla ayı avına da çıkarlardı.103 Biz ayı’nın da bir
dönemin ongunları arasında olduğunu düşünüyoruz.104
SONUÇ:
Biz bu çalışmamızla Edip Yavuz, Nazmi Sevgen gibi Zaza sofizmine dair çalışmaları olan
araştırmacıların görüşlerini de ele almayı, Kuzey ve Güney Azerbaycan Göranlar’ını Ehli Hak
ve Ali Allahî inançlı Zazaları halk inanmaları ile birlikte incelemeği planlamıştık. Ancak; halk
inançları, halk sofizmi, Zazalığın genel tanıtımı ve Mehmet Şerif Fırat’ın Alevî Zazalarına dair
yapmış olduğu halk inanmalarına ayırmak zorunda kaldığımız bölüm, diğer konulara ayrılacak
yeri de kapsayınca, bu çalışma daha ziyade Zaza halk sofizmine genel giriş mahiyetinde oldu.
Bu alanı çalışabilmek için böyle bir girişe ihtiyaç vardı. Bu çalışma bu alanda yapılması gerekli
yeni çalışmaların da kapısını aralamış oldu.
Alevi Zaza tasavvufundan bahsetmekten daha sağlıklı bir ifade, Alevî Zazaları da
kapsamına alan tasavvufi anlayış tanımı doğrudur. Zira Türkistan Anadolu tasavvuf ekolünün
kurucuları sadece Alevi Zazalara kaynak oluşturmamışlardır. Günümüzde cem gibi dini
meclislerde terennüm edilen Alevi nefesleri sadece Zazalara mahsusu değillerdir. Alevi
Zazalığın içerisinde Göran-Ehli Hak –Ali Allahî’lerin tasavvufi konumları farklıdır. Ancak b
kesimler de sadece ve tamamen Zazalardan oluşmamışlardır.
100
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
228–229
101
Yaşar Kalafat, Anadolu Kültür Coğrafyasında Manevi Mimarlar ve Halk İnanmaları, Berikan, Ankara, 2013, s.
113–157
102
Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları Türk Halk Tefekküründe Kurt 2, Berikan,
Ankara, 2009
103
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü 4. Baskı, Ankara 1981, s.
230
104
Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Tabu, Ankara, 2012, Berikan, s. 175–187
Evvelce halk sofizminin alanı ve mahiyeti ile ilgili olarak yapmaya çalıştığımız sınır
belirleme arayışlarına105 rağmen bu kere de halk sofizminin yerini ve farklılıklarını tam
belirleyebilmiş değiliz. Ne var ki halkbilimcinin gündeminde bir tasavvuf bahsi olduğu gibi
bunun yanı sıra halk inançlarının da bir tasavvuf boyutu olduğuna vurgu yapabilmiş olduk
105
Yaşar Kalafat, “Halk Tasavvufu veya Tasavvuf Halk İnançları İlişkilerine Dair”, Bursa’da Dünden Bugüne
Tasavvuf Kültürü 3,( Yayına hazırlayan, Hasan Basri Öcalan,) Bursa, 2004 s. 37–40; “Mitoloji Tasavvuf
Güzergâhında Türk Halk Tefekkürü”, Uluslar arası Bursa Tasavvuf Kültürü Sempozyumu 4, (yayına Haz.
Mehmet temel), Bursa 2005s. 193–207
Download

zaza halk sofizmine dair mitolojik notlar