LÖSEMİLİ KIZ VE GİTARİST ÇOCUĞUN ŞARKISI
Bugün 31 Ocak Cuma. Ölüyorum.
Aslında gerçekten güzel bir sabaha uyandım. Havada kış soğukluğu yerine bahar serinliği
vardı, kar yerine yağmur yağmıştı, ilk ziyaretçim yeni mezun doktorlar yerine penceremden
süzülen güneş ışıklarıydı. Bütün bunları algılamak için gözlerimi açık tutabildiğim 10
saniyem vardı, gerçekten iyi kullandım.
“Sabah odasına girdiğimde havanın güzelliğini fark ettiğini biliyordum. Yine uyuyordu,
bitkindi, yılmıştı ama yatağına dolan güneşin sıcaklığı yüzünde tatlı bir gülümseme
yaratmıştı. Hayatımda gördüğüm en güzel kadındı. Kısa kahverengi saçları yastığının her
köşesine dağılmıştı, yüzü pürüzsüzdü, gözleri kapalıydı ama elanın tek doğru renk tahmini
olduğu belliydi.”
Öğleye doğru uyandığımı varsayıyorum, zira güneş görüş açıma girmişti. Veda günü olduğu
nasıl da belli, dedim içimden. Annem, babam, halam, teyzem ve neredeyse diğer tüm
akrabalar buradaydı. Kısa bir geçmiş olsundan sonra dağıldılar tabii, geriye yine bizim takım
kaldı.
Anneme kısa bir bakış attım, ‘tekrar güzel bir annem olsun istiyorum!’ dediğim için mavi
bluzunu giyip mavi kalemini çekmişti gözlerine. Gelmeden önce babamla birlikte hıçkıra
hıçkıra ağlamış olmalıydılar, ikisinin de kızarmıştı. Herkes yine dinlenmem gerektiğini
söylüyordu, sanki gün boyu başka bir şey yapıyormuşum gibi.
“Akrabaların ziyaretinde olabildiğince dinç göstermeye çalıştı kendini, zihninin içinde ne
kadar sağlıklı olduğunu görebiliyordum, sadece bedeni çaresizdi. Onu yatağa çekiyordu,
gözlerini kapatıyordu ama bizi duyduğunu ve aklından neler geçirdiğini biliyordum.
Kesinlikle abarttığımızı düşünüyordu.”
Kapının kapandığını duyar gibi oldum, sonra birisi elimi tuttu. Ah sevgilim, ben de ne çok
isterdim elini aynı şiddette sıkabilmeyi. Buradayım, lütfen konuş, sen olduğunu biliyorum,
ama lütfen veda etme...
“Onun için hastaneye koştuğum ilk günü hatırlıyorum da neden daha önce karşıma
çıkmadığına kızıyorum yine. Geldiğim için kızmış, ‘sadece her zamanki kriz’ demişti. Bu
yüzden ona orada her şeyini anlattırdım.
13 yaşındayken havale geçirdiğini sanıp hastaneye geldiklerinde kan kanseri olduğunu
öğrenmiş. Aniden ateşlenmesinin, durduk yere sınıfın ortasında bayılmasının, geceleri kalkıp
kusmasının nedeni basit bir grip değilmiş; akut miyeloid lösemiymiş. Löseminin hem çocuk
hem de erişkinlerde gözlenebilen bu türünün her aşamasını onda gördüm. Ateş, titreme,
zayıflık, yorgunluk, iştah ve kilo kaybı, kemik ve eklem ağrıları, başağrısı, kusma, bilinç
bulanıklığı, havale... 13 yaşında yaptırdığı ilk muayenede karaciğerindeki, dalağındaki ve
cilde yakın lenf bezlerindeki büyüme saptanmış. Çeşitli kan testleri ve kemik iliği
biyopsisinden sonra hastalığının adı kesinleşmiş.”
Beni nasıl etkilemesi gerektiğini gerçekten iyi biliyor, merhabasının altındaki elvedayı öyle
iyi gizliyor ki... Bu kadar rahat konuştuğuna göre annemler bizi yalnız bırakmış olmalı. Ona
bütün bunları yaşattığım için gerçekten çok üzgünüm, ama yanımda olduğu için mutluyum.
Onunla üç yıl önce, yine yağmurlu bir sonbahar günü tanıştım. Bizim kızlarla birlikte birkaç
ay önce açılan alışveriş merkezindeydik, o zamanlar hastalığımın ilk sayfalarındaydım,
kalemim olmadığını henüz fark etmemiştim.
Alışveriş merkezinin orta katında, tüm mağazalarında ortasında bir tepecik yapılmış, siyah
ve kuyruklu bir piyano yerleştirilmişti. Kendi kendime öğrendiğim kadar çalabiliyorum,
birkaç akorla piyano sesinde şarkı söylemeyi seviyorum. Kızlar hadi bir çılgınlık yapalım
dediler, ben de onlara katıldım, gittim piyanonun başına oturdum.
Tuşlara dokundukça gerisi geldi, etrafımda biriken insan kalabalığını fark etmeden kendimi
kaptırmışım, öyle yüksek sesle şarkı söylemişim ki kızların çektiği videoda kendimi izleyince
fark ettim. Hele benim gibi utangaç, sessiz bir kızın başkalarına cesaret verebileceği kimin
aklına gelirdi ki, hayatımda gördüğüm en tatlı çocuk koşarak yanıma geldi. Sırtını piyanoya
yasladığında elindeki gitarı gördüm, o da bana katıldı, beraber delirdik.
“O bana cesaret verdi, kimsenin beni destekleyemeyeceği kadar. Ben de yorgun düştüğünde
destek olmaya çalıştım, ona aşık olduğum kadar.
Tedavisi karmaşıktı, çevresinde bir ekip vardı. Kemoterapiyi reddetmesi hakkında ne
söylesem yanlış geldiği için susuyorum. Onu gülümsetebilmem için bana zaman verdiği için
teşekkür ediyorum sadece. Ve takdir ediyorum, onun hepinizden yüksek yaşam enerjisini...
Ve gözlerindeki ışığı... Ve isyanının altındaki kabullenişini öyle iyi gizlediği için...”
Onunla istediğimiz her yerde şarkı söylemek beni utandırmak yerine rahatlatıyordu. Gitarı
tutuşu, yağmurda, karda, sokakta şarkımız, bütün anılarım içimde bir yerlerde capcanlı. Elimi
tutuşunda gözümün önünden tek tek parlayarak geçiyor sahneler.
Bu hastalığın en kötü yanı bu bence, size yeteri kadar zaman vermiyor. Her şey çok çabuk
geçiyor, vücudunuzda çok hızlı ilerliyor. Bir gün odanızda elbiselerinizi denerken şiddetli bir
burun kanamasıyla ambulans çağırabiliyorsunuz. Diğer günse neredeyse sıkıcı şekilde normal.
Her şey aniden ve fazladan oluyor ve tek yapabildiğiniz normal günlerinizi beklemek.
“Akut miyeloid lösemi olduğu için hastalığı hızlı ilerliyordu, anormal hücre sayısının
giderek arttığını söylüyordu doktorlar. Yüzü bembeyaz bir hal almıştı, her an kırılacak bir
cam gibi duruyordu teni. Geçirdiği her baygınlıkta yüreğim ağzıma geliyordu. Onu
kaybetmekten korktuğumu söylesem hastalığıyla yaşamayı öğrenemeyeceğinden
korkuyordum.”
Lösemiyi kabullenmedim hiçbir zaman, sadece alıştım. Hastanede geçen günlerim artmaya
başlayınca ben de başka birine dönüşmeye başladım. Sonra bir gün daha çirkin, daha da sessiz
bir kız olmadan önce eski cesaretimi toplamam gerektiğine karar verdim, onu da taktım
koluma saçlarımı kestirmeye gittim. Her zamanki gibi şakacıydı, bayan kuaföründe görünmek
istemediğini söylüyordu ama yine de zorlamadan içeri girdi benimle. Ona ihtiyacım olduğunu
ve işi duygusallığa dökmek istemediğimi biliyordu, bu yüzden sanki o anda oracıkta karar
vermiş gibi haykırdı: “Neden saçını şöyle küt kestirmiyorsun? Gözlerinin güzelliğini ortaya
çıkaracağından eminim!”
Bir saat sonra kuaförden çıktığımda salya sümük ağlamamamı ona borçluyum. Çizginin
üstünde duran birini doğru yere çekmeyi iyi beceriyor. Kendimi her halimle güzel olduğuma
inandırabiliyor. Ve tüm bunları yaparken bana hiç acımamasını seviyorum. Onun yanında
kendimi kocaman hayalleri olan küçücük adamlar gibi hissediyorum.
“Her sabah aşısını yapmaya gelen hemşireyle olan konuşmasına kulak misafiri oldum bir
gün. Kadın ona neden diğerlerine katılmadığını sordu, hani şu hasta çocukların bir araya
gelerek sohbet ettikleri, birbirlerine destek oldukları yerlere neden gitmediğini sordu. O cevap
vermedi. Aşısı bitince koşarak odasına gitti ve diğer sabaha kadar odasından çıkmadı. Soruyu
duyduktan sonraki birkaç saniye yüzünün aldığı şekli görünce neler hissettiğini anlayabildim.
Hastalığıyla tek başına savaşmak istiyormuş gibi görünmesinin nedeni depresyonda oluşu ya
da yaşamdan ümidi kesmiş olması değildi. O, arkadaş edinmek istemiyordu, çünkü onu
ardında bırakanların yaşattığı kalp kırıklığını duyalım istemiyordu. İşte o böyle bir insandı,
ölümüne fedakar.”
Yatağımdan kalkıp bir teşekkür konuşması yapmak isterdim, tedavi sürecim boyunca
yanımda olan herkes için. Hatta yalanlara inanmayı kendimi umutsuz hissetmeme neden
olabilecek bir gerçeği öğrenmeye tercih ettiğim için bana kızamayan doktorlarıma sarılmak
isterdim. Anneme benden sonra da makyaj yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemek
isterdim. Babama evlenmek istediğimi...
Sanırım gerçekleşiyor, çünkü artık gözlerimle birlikte kulaklarım da kapanıyor.
Koşuşturmalar duyuyorum ve aralıksız, hafif bir korna sesi eşlik ediyor. Artık elimi kimse
tutmuyor. Birileri hala beni kurtarmaya çalışıyor...
“Bu bizim şarkımız, hani ilk söylediğimiz, hatırlıyor musun?”
Gözlerimi karanlığa açıyorum, sen misin bu? Bu sefer gerçekten öldüğümü sandım, ama
hala buradayım. Etrafta renkli mumların oluşturduğu bir ışık kümesi var, gökyüzü yıldızlarla
dolu, beni yine hastanenin arkasındaki küçük parka getirmiş olmalı.
“Tabii ki de hatırlıyorum, hayatımda gördüğüm en kötü gitar çalan kişi eşlik etmişti bana.”
“Ne tesadüf, ben de aynı şeyi piyanistim için söyleyecektim.”
Onun gülümsemesine böyle yakından bakmayalı uzun zaman olmuş. Kendimi güçsüz
hissettiğim kadar dinç hissediyorum bu akşam.
“Hadi dans edelim, eskiden her yerde yaptığımız gibi.”
Onunla ilgili her şey çok tutkulu, bu listeye dahil olmazsam kendimi asla affetmezdim.
Gerçi dahil ettiğim için de asla affetmeyeceğim, ne kadar bencilim... Parkın her yerine küçük
mumlar yerleştirmiş, karanlıK içinde gözlerimi kıstıkça yuvarlaşan ışıklar parkı lunaparka
dönüştürüyor.
“Çok eğlendik.Hatalar yaptık. Sonsuzca güldük. Yapmaya korktuğumuz şeyleri yaptık. Bir
kere genç olucaktık ve en dolu şekilde yaşadık. Lösemili bir kız için bunlar fazla bile. Tek
söyleyebileceğim hala yapabiliyorken teşekkür etmek. Bir de, benim için bir konuşma
yapmanı istiyorum, beni anlatan. Bütün ailemin önünden utançtan kıpkırmızı kesilerek beni
sevdiğini söylemeni istiyorum. Gitmezsen pişman olacağını söylemiştim.”
“Asla da pişman olmayacağım.”
Gözlerimi açık tutabiliyorum, ama gecenin rengi değişmeye başlıyor. Bedenim bu dansa
daha fazla dayanamayacak, mumların ışığı her yeri kaplamaya başlıyor. Her yer bembeyaz
olana kadar bacaklarım beni taşıyabiliyor, yavaşça başımı omzuna yaslıyorum. Sonra da tüm
bedenimi... Sırtıma koyduğu tek eliyle beni hala ayakta tutabiliyor, ama artık dans etmiyoruz,
sarılıyoruz.
Kanser seminerlerinde bahsedilen bir isim olacağım yarın, ilik nakliyle iyileşebilme umudu
olan ama asla nakli bulunamayan bir hasta olacağım. Ve akrabalar lösemiden öldü diyecekler.
Bir yıl önce okulda bıraktığım arkadaşlarım beni hatırlamayacak bile.
Ben Sedef. 19 yaşındayım. Kendi kendime piyano çalıp şarkı söylemeye bayılıyorum, evde
tek olduğum zamanlar aynalı dolabımın karşısına geçip dans etmek de hoşuma gidiyor. Lise
sona geçtiğim sene okulu bırakmak zorunda kaldım. Benim öldüğüm şu saatlerde,
muhtelemen birçok arkadaşım üniversitenin ilk yılında eğlencenin dibine vuruyorlar. Sanatsal
zekama karşın ben de hukuk okumak istedim aslında ve lösemiye kadar da ders çalıştım
denebilir.
6 yıldır akut miyeloid lösemi hastasıyım. Birçok tedavi denendi, işe yaramadı. En son
kemoterapiye başladım, ardından radyoterapi. Ve bıraktım. Kemoterapi iyi kötü bütün
hücrelerimi yok ettiği için varacağım noktaya kadar güzel kalmak istedim. Son bir aydır
evimde geçirdiğim burun kanamaları, kusmalar ve baygınlıklardan sonra bir haftadır
hastanede uyuyorum, bugünün gelmesini bekliyorum.
Ve bugün 31 Ocak Cuma. Ölüyorum.
“Sen ve ben... Birbirimizin gitmesine izin vermek zorundayız.”
Cemre Belçim Gölbaşı
Hasan Ali Yücel Anadolu Öğretmen Lisesi'nde 11. sınıf öğrencisiyim. 16 yaşındayım.
e-posta adresim: [email protected]
posta adresim: Huzur Mahallesi, 1135. Sokak, 1066. Cadde, 1/1, Öveçler, Çankaya, Ankara
telefon numaram: 05345510912
Download

lösemili kız ve gitarist çocuğun şarkısı