T A K V İ M
T A K V İ M
Mü’min kardeşim aldanma
Akıp giden boş zamana
ALLAH’a şükürler olsun
Kavuşturdu Ramazan’a
OTUZ ÜÇ HADÎS
ABDULLAH ARSLAN
8
+
28 HAZİRAN 2014 CUMARTESİ
1 RAMAZAN
+
1435
Hoş geldin
ey Kur’ân ayı
Ramazan
K U R ’ ÂN ’ DAN BAH İ S L E R
M U S TA FA Ö Z T Ü R K Ç Ü
M
übarek ay olan bir Ramazan-ı Şerife
daha kavuşmanın saadeti içinde
hoş geldin ey Kur’ân ayı Ramazan
diyor, bütün İslâm âlemine ve insanlığa hayırlara
vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Ramazan-ı Şerifin en önemli hususiyetlerinden birisi de hiç şüphesiz mukaddes kitabımız
olan Kur’ân-ı Azimüşşan’ın bu mübarek ay içinde
nazil oluşudur. Rahmet ve mağrifet ayı olmasıyla
birlikte ahiret âlemimize şu dar-ı dünyadan çok
hazineler kazanmamıza vesile olmaktadır.
Oruç ibadetinin yanı sıra Kur’ân ayı olma hususiyetinin kazanımlarının solunduğu bu mağfiret ayı Rabb-i Rahîmimize olan bağlılığımızı
ibadetimizi, yakarışımızı daha çok arttırmaya
vesile olacaktır inşallah..
Kur’ân okumanın bu ay içinde kat kat sevaplarının mevcudiyeti yapılan ibadetlerin ayrı ayrı üstün
vasıflarındaki kazanımlara hâvi olan bu kutsî ayın
hususiyetlerini Kur’ân bağlamında ifade buyururken Bediüzzaman şöyle der: “Ramazan-ı Şerif’te
sevabı a’mali bire bindir. Kur’ân-ı Hakîm nass-ı
hadis ile her bir harfinin on sevabı var. On hasene
sayılır. On meyve-i cenneti getirir. Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil bin ve Âyetü’l-Kürsi gibi
âyetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i
Kadir’de otuz bin hasene sayılır. Evet, her
bir harfi otuz bin baki meyveler veren
Kur’ân-ı Hâkîm öyle bir nuranî şecerei tuba hükmüne geçiyor ki milyonlarla
o baki meyveleri Ramazan-ı Şerifte
mü’minlere kazandırır.” (Mektu-
SEZGİLER
ı
H Ü LYA Ü S T Ü N D A Ğ
Ş
nahlardan kaçmanın yollarını bulmuş,
melekî hâllerin planlarını yapmışız bile.
Niyet etmişiz Ramazan’a… Sahurlara hazırız. İftarlıklarımız bir bir tamamlanmış.
Teravihlerde hangi camii gezilecek belirlemişiz. Kur’ân okumalarımızın sayısını, güne böldüğümüz cüzlerin
adedini aklımıza yazmışız. Mü’min sofralarında yarenlik edeceklerimizin listesi bile kabataslak belli. Hayır hasenat
miktarı az çok çıkmış ortaya. Zekat ve
fitreler bile öğrenilecek bir süre sonra.
İyilik kapılarına uzanan ellerimiz buluşacak muhtaçlarla. Nefis denilen şımarığı,
secdelere kapanmaya iknâ etmeye niyet
eden o kadar çok Müslüman hazır ki…
Mânevî korunuş ayı olan Ramazan’da
Resulullah’ı (asm) daha çok anmaya niyet
ettik. Daha çok salat selam ile çağıracağız
ruh derinliklerine. Rahmet yağarken dünyaya, niyet ettik nasiplenmeye. Gururumuzu eritmeye, muhabbette büyümeye,
yanmamak için susus kalmaya, ebedi tokluk için açlığa niyet ettik. İsyanı öldürüp,
ihsanla dirilmeye niyet ettik elhamdulillah...
Ramazan ayınız mübarek, niyetleriniz
ibadet olsun inşaallah.
YENİ ASYA
ARAŞTIRMA MERKEZİ
RAMAZAN FIKHI
SÜLEYMAN KÖSMENE
E R H A N A K K AYA / F OTO -YO R U M
Oruç tutmanın
sevabı ne kadardır?
R
Ramazan-ı Şerifiniz
mübarek olsun dileğiyle, hoş geldin
ey Kur’ân ayı Ramazan.. diyoruz.
AHMET ERGENEKON
İhdinassırâtal mustakîm. Sırâtallezine
en’amte aleyhim. Ğayril mağdûbi aleyhim veleddâllîn.
Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet
ve ihsanda bulunduğun Peygamberlerinin ve onlara tâbi olan salih kullarının
yoluna ilet gazabına uğrayanların ve
sapıtmışların yoluna değil.
( Fatiha Suresi, 6-7)
+
1. “İlmi öğreniniz. Çünkü onun öğrenilmesi, Allah’a karşı haşyettir.
Talebi ibâdettir. Müzâkeresi tesbihtir. Ondan bahis ise cihaddır.”
Bediüzzaman’ın içtihadı ile bu zamanın medenî insanına ancak ilim ve
ikna metodu ile galebe çalınabilir. Cebir ve kuvvet vahişlerin vahşetine
karşıdır. Bundan dolayı “ilim, akıl ve fennin” hâkim olduğu bu zamanda
bürhan-ı akliye dayanan ilimle mücadele edilebilir. Bu hadis-i şerif bu
asrımıza özellikle bakıyor ve ilmin Allah’a karşı haşyeti netice vereceğini, ilme çalışmanın ibadet olduğunu, ilmî konularda özellikle imana
ve tefekküre ait konularda müzakerenin Allah’ı tesbih etmek olduğunu ve ilmi yaymanın cihad olduğunu haber vermektedir.
Bediüzzaman’ın “Mânevî Cihad” dediği husus bu hadisle açıklanan ilim yoluyla cihadıdır.
Niyet ettik Ramazan’a
eytan tuzaklarıyla beklemekte…
Nefs; şeytanî tuzaklara kanmaya
meyyal bir şekilde zevk ve heveslerden pay almanın peşinde. Her bir
günah, cazibeli, her bir isyan çekiciliğini yaldızlaya yaldızlaya nerede yakalasam da kandırsam diyerek pusuda
bekliyor.
Ramazan ayını masumane, mazbutane
bekleyenleri de, coşku ve heyecanla gözleyenleri de bir punduna getirsem de günaha bulaştırsam diye umuyor.
Oysa… Daha gelmeden Ramazan ayı,
niyet ederek o tuzaklara set çekmişiz. Gü-
Ahir Zamanla İlgili Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin özel defterinde kayıtlı 33 adet hadisi kısa yorumları ve
açıklamaları ile okuyucuların istifadesine sunuyoruz.
bat: 681)
K U R ’ ÂN ’ DAN D UALAR
Şehr-i Ramazan oldu bir
Şeytanlara vuruldu zincir
Geceleri hepten hoş
Mahrum kalma sen de koş
HALİL KIZILIRMAK
Şu kâinatta görünen ve bilinen bütün letâif, bütün mehâsin, bütün kemâlât, bütün incizâbât, bütün
iştiyâkât, bütün terahhumât birer mânâdır, birer mazmundur, birer kelime-i mâneviyedir ki; şu kâinatın
Sâni-i Zülcelâlinin lûtuf ve merhametinin tecelliyâtını, ihsan ve kereminin cilvelerini bizzarûre, bilbedâhe
kalbe gösterir, aklın gözüne sokuyor.
Yirmi Dokuzuncu Söz
amazan ayında oruç tutmanın sevabına had ve hesap yoktur, sınır yoktur, kayıt yoktur. Allah’ın rahmeti,
feyzi, bereketi, sevabı, hayrı, bizim umduğumuz ve beklediğimiz ölçüde değil; Allah’ın sonsuz lütfu ölçüsünde ebediyen
elimizden ve gönlümüzden tutacaktır.
Peygamber Efendimiz (asm) bildiriyor
ki: Allah ü Zülcelâl Hazretleri şöyle buyurdu: “İnsanoğlunun her işi kendisi içindir. Ancak oruç değil. Oruç benim içindir. Ve
onun mükâfâtını Ben veririm.”
Ramazan ayında oruç tutanlar Cennete hangi kapıdan girecekler?
Peygamber Efendimiz (asm) müjdeliyor
ki, Ramazan ayında
oruç tutanlar Cennete şeref
kapısından girecekler.
Peygamber
Efendimiz
(asm) şöyle buyuruyor: “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu
kapıdan Kıyâmet Gününde yalnız oruçlular girer. Onlarla birlikte başka kimse giremez. ‘Nerede oruç tutanlar?’ diye
çağırılır ve oruç tutanlar oradan Cennete
girdirilir. Sonuncusu da girdi mi, artık
kapı kapanır ve o kapıdan kimse giremez.”
PEYGAMBER KISSALARI
M E K T U B AT ’ TA N M I S R A L A R A
ı
ABDULLAH ŞAHİN
1. MEKTUP
Bismillah, diyerek Mektubat’la çıktık tevhid yolunda, durmaksızın, Bir’e doğru
Seyl-i kâinatta hep iki azim akış var, durmaksızın akar, biri nara, diğeri nura doğru
Birinci Mektup’ta bahsedilir Hz. Hızır’la İlyas’ın ve İdris’le İsa’nın mertebe-i hayatından
Birincisi bizim hayatımızdan ve hayattayken ölümsüzlüğü tadan şüheda hayatından.
RAMAZAN NÜKTELERİ
ı
SEMA CEYHAN
Rahmet
yağmuru
T
emel Fadime’ye; “Kız gözümün
nuru. Her şeyin bir baharı vardır.
Kur’ân’ın baharı da Ramazan ayıdır.
Bu gün Nevruz-u Ramazan’dır. Ramazan’ın
ilk günü bir tebeddülât olacak acib şeyler
sağnak, sağnak yağacak. Gel beraber
seyran edelim. Bak âlem-i İslâm bir mescid
hükmüne geçmiş, cemat-ı uzma da zikir
çekiyorlar. Fadime de; “Uyy Temelum
haçan yağacak diyorsun, güneş açmuş ne
yağmurudur?’’ der. Temel de ‘’kız
Fadümem Şimdi bak Allah’ın rahmet
eserlerine gök yüzünden neleri de
yağdırıyor. Rahmet, inâyet, ihsân, bereket,
feyiz dahası da içinde binbir hikmet’’ der.
Fadime de, “Temel’um, tut peştamalimi de
içine yağsun; ikram Sultandandur.’’
der.Temel’de ‘’Fadimem bir gün değil bir
ay yağacak. O merhametli Sultanun
hazinesinde her şey doludur bize de
komşulara da yeter, bu acele niye daa.’’
Fadime de “Temelum, oruçlu için iki sevinç
vardur: biri İftar ettiğinde sevinir. İkincisi
Rabbine kavuştuğu anda ki sevincidir.
Allâh bilir kavuşmam yaklaştu, acelem
ondandur’’ der. Temel’de; “Vuyy Fadümem
sensuz neylerum, bekle bende geleyum
hurriimmm’’ der.
Y E N İ A SYA
ARAŞTIRMA MERKEZİ
BEDİÜZZAMAN VE İSLÂM BİRLİĞİ
ı
KÂZIM GÜLEÇYÜZ
Şeyh San’an tepesinde...
20
. yüzyılın başında İslâm dünyasının
manzarası içler acısıydı. İslâm beldelerinin büyük bir çoğunluğu, Batılı
sömürgeci güçlerin istilâsı
altına girmişti. Kolu kanadı
kırılan Osmanlı dört bir yandan kuşatılırken, muhasara
çemberi her geçen gün daha
da daralıyordu. Müslümanlar, tarihlerinin belki de en
felâketli günlerini yaşıyorlardı. İşte o sırada, 1908’de
ilân edilen İkinci Meşrutiyeti
takip eden günlerde Said
Nursî, İstanbul’dan Van’a giderken uğradığı Tiflis’te bir
Rus polisiyle sohbet eder.
Sohbetten birkaç pasaj:
Bediüzzaman: “Asya’da,
âlem-i İslâm’da üç nur birbiri arkasına inkişafa
başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet [karanlık] inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne [istibdat perdesi] yırtılacak, takallüs edecek
RİSALE-İ NUR NEDİR?
ı
[başka bir şekle girip değişecek], ben de gelip burada medresemi yapacağım.”
Rus polisi: “Heyhat! Şaşarım senin ümidine...”
Bediüzzaman: “Ben de şaşarım senin aklına! Şu kışın
devamına ihtimal verebilir
misin? Her kışın bir baharı,
her gecenin bir neharı [gündüzü] vardır.”
Rus polisi: “İslâm parça
parça olmuş…”
Bediüzzaman: “Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslâm’ın müstait bir veledidir
[kabiliyetli bir oğludur]; İngiliz mekteb-i idadîsinde [lisesinde] çalışıyor. Mısır, İslâm’ın
zeki bir mahdumudur [oğludur]; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden [siyasal bilgiler fakültesinden] ders alıyor.
Kafkas ve Türkistan, İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde [harp okulunda]
talim ediyorlar...”
AHMET DEMİRDÖĞMEZ
Risale-i Nur nedir?
R
isale-i Nur, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu
asırda bir mu’cize-i maneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsirdir. Evet, Risale-i
Nur kalblerin fatihi ve mahbubu, ruhların sultanı,
akılların muallimi, nefislerin mürebbi ve müzekkisidir. Risale-i Nur, hem Türk gençliğine, hem
umum Müslümanlara ve beşeriyete Kur’ânî bir
rehber ve bir mürşid-i ekmel olacak bir eserdir.
Risale-i Nur hakikatları bir kal’a olduğu gibi,
âlem-i İslâm’ın ve Asya kıtasının hâl-i hazırdaki
itiraz ve ittihamını izâle ve eskideki muhabbet ve
uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mu’cize-i
Kur’âniyedir. Evet, Türk milletini ve bu vatan ahalisini ve âlem-i İslâm’ı ebede kadar şerefle yaşatacak ve mazide olduğu gibi istikbalde de, tarihin
altın sahifelerine, Kur’ân ve İslâmiyet hizmetinde
âlem-i İslâm’ın pişdarı ve namdar kumandanı olarak kaydettirecek medar-ı iftiharı Risale-i
Nur’dur. (Risale-i Nur Külliyatından)
Hz. Adem’in
ilk sözü
Y
üce Allah Hz. Âdem’in (as) cesedine ruh üfleyince Âdem (as) aksırarak gözlerini açtı ve “Elhamdülillahi
Rabbi’l-âlemîn!” dedi.
Yüce Allah bunun üzerine “Yerhamükallah!”
(Allah sana rahmet etsin!) buyurdu. Sonra “Ben
kimim?” diye sordu. Âdem (as) “Sen kendisinden başka İlâh olmayan Allah’sın!” dedi. Yüce
Allah “Doğru söyledin.” buyurdu.
Allah Hz. Âdem’i (as) Cuma günü yarattı ve
o gün Cennet’e koydu.
Allah Âdem’e (as) secdeyi emredince İblis
“Ben ondan daha hayırlıyım!” dedi ve
secde etmedi. İblis cinlerdendi. Hz.
Âdem yaratılmadan önce yeryüzüne cinler hâkimdi. İblis ise
bunların içinde en büyük âlim
ve âbid idi. Yeryüzünde ibadet etmediği yer kalmamıştı. İçinde gurur
ve kibir taşıyordu. Ancak melekler ve
cinler bunu bilmiyorlardı. Allah onun içinde taşıdığı bu gururu ortaya çıkarmak için onu da
Âdem ile imtihan etti. O da secde emrine itaat
etmeyerek içindekini dışına vurdu. Allah’ın
emrini dinlemeyerek secde etmedi. Sebebi sorulunca “Ben ondan hayırlıyım. Ben ateşten yaratıldım, o ise topraktandır.” dedi. Allah da
onu bu isyanının cezası olarak her hayırdan
ümit kesmiş bir şeytan olduğunu gördü ve lânetliyerek huzurundan kovdu.
TEFEKKÜR PENCERESİ
ı
MEHMET ERBAŞ
Eşyanın
yardımlaşması
S
emadaki cisimlerin ve yıldızların birbirine ve dünyaya
verdikleri ışık, sıcaklık, bilhassa dünyaya yaptıkları
diğer yardımlar görülmektedir.
Bunun gibi bulut ile dünya arasındaki su alış-verişine baktığımızda; dünyanın suyu buhar şeklinde buluta verdiği görülür. Bulut da kendi fabrikalarında gerekli ameliyatı
yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde geri gönderiyor.
Evet, bu yardımlaşma kanunu ile güneş, ay, gece, gündüz
yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sayesinde bitkilerin hayvanların ve insanların ihtiyaçları yerine getiriliyor.
Bu cansız varlıkların birbirleri ile yardımlaşmaları apaçık
bize gösteriyor ki; bütün bunlar kâinatı idare eden her şeye
gücü yeten sonsuz bir rahmet ve kerem sahibi bir zatın izni
ile iş görürler.
9
Zekât
nedir?
Z E K ÂT V E F İ T R E R E H B E R İ
M E H M E T A L İ K AYA
Z
ekât zengin olanlar için mâlî bir
ibadettir. Sözlükte temizlik, bereket, artma, çoğalma, anlamına gelir.
Şeriat dilinde ise belli mal türlerinin belirlenen
bölümünün Allah’ın belirlediği bir kısım Müslümanlara mülk olarak vermektir. Zengin olanın malından ihtiyaç sahiplerinin hakkını
çıkararak malı bereketlendirdiği, kalbi tamahkârlık ve cimrilik kirinden arındırdığı ve temizlediği için bu mâlî ibadete Zekât denilmiştir.
Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimize (asm) hitaben “Ya Muhammed!
Mallarının bir kısmını kendilerini temizleyip
arıtacağı için sadaka olarak al” ve “Allah sadaka ve zekât için harcadığınız herhangi bir
şeyin yerine daha iyisini koyar” buyurur.
Zekât ve sadaka aynı anlama gelmektedir. Sadaka zekât verenin
imanındaki sadakat ve kemaline delalet etmesi sebebiyle bu ismi almıştır. Ancak sadaka, hem farz
hem de nâfile olan mâlî
ibadetler için kullanıldığı hâlde, zekât sadece farz olanına
has olarak kullanılan bir terimdir. Nisab
miktarı mala sahip olanın
üzerine farz olmadan önce
de nâzil olan Mekkî ayetlerde
zekât tabiri geçmektedir. Ancak bu
farz olmayan sadaka anlamındadır. Allah’ın nisap miktarı mala sahip
olan zenginlere vermelerini farz olan
mahsulden onda bir ve ticaret mallarından kırkta bir vermesi emredilince Farz
olana zekât ve zekâta ilaveten verilen fazla
mala da sadaka denilmiştir. Sadaka denmesinin sebebi de mü’minlerin Allah’ın emrine
uymalarında sadakatlerini göstermesinden
dolayıdır. Ancak sadaka zekâttan daha kapsamlı olup vâcip ve nafile olan bağışları da
içine almaktadır. Bunun için farz olan yardıma
zekât, bunun dışındaki tüm yardım türlerine
kısaca “sadaka” denir.
Sonuç olarak, örfde mecburi olmayan
küçük bağışlar için kullanılan sadaka kelimesi Kur’ân ve hadis literatüründe zekât
anlamındadır. Ancak bütün bu yardımların ibadet olması sadece Allah rızasının
aranması iledir. İşin içine bir başka amaç
ve niyet girdiği takdirde bu mâlî bir ibadet
olmaktan çıkar.
Download

Zekât nedir? ilk sözü