5 Nisan Avukatlar Günü, tüm meslektaşlarımıza, Hukuk Camiasına ve ülkemize kutlu olsun...
Daha önceki kutlamalarda , ülkemizdeki yargı problemlerine değinmiş; bu alandaki sıkıntılara, yargı
içinde ,savunma mesleğinin hak ettiği yeri alamamış olmasına parmak basmıştık.
Bu kez öz eleştiri yapmak ve tüm bu sorunlara ilişkin kendi sorumluluğumuzu dile getirmeyi
istiyorum. Virginia Haklar Bildirgesinden, Habeas Corpus emrinden, AİHS'den yeteri kadar söz ettik...
Ancak parlak cümleler, entellektüel kelamlar çok da işe yaramıyor/yaramayacak...Daha somut
şeylerden, olay ve olgulardan bahsedelim bu kez...
Gerçi Ziya Paşa
Bir yerde ki yok nağmeni takdir edecek gûş
Tazyi- i nefes eyleme, tebdili mekân et.”
diyor ama yine de söylediklerimizi dikkate alınacağını ümit ederek, gidecek bir yerimiz de
olmadığından elbette, nefes zayii saymadan konuya girelim...
Meclisimizde yüzü aşkın hukukçu/avukat kökenli milletvekili bulunmasına rağmen yasalar avukatları
yok sayarak çıkartılmıştır. Üstelik bu süreçte çıkartılan yeni yasaların ortak özelliği çok acele
hazırlanmış olması, yürürlüğe girdikten hemen sonra hatta bazı hallerde yürürlüğe girmezden önce
değiştirilmek ihtiyacını ortaya koymaları ve kötü/anlaşılmaz bir dille yazılmış olmalarıdır.
Bu durumun sebebi yasa hazırlama sürecinde uygulamacı kökten gelen avukat milletvekillerinin
yeterince rol almamaları veya alamamaları olabilir.
Hukuk Fakültelerinin sayısı 100'ü geçmiş ve bu sene 15000 öğrenci alınmıştır.Şimdilik yılda 7500
mezun verilmektedir. Devletin yüksek öğretime bakışı buraların iş garantisi sağlayan kurumlar
olmadığı yönündedir. Ancak, devlet de mavi boncuk dağıtma garantisi veren bir kurum değildir!
Planlama ve gelecek vizyonu olmaksızın birbiri ardınca açılan hukuk fakültelerinin yaratacağı
sorunları öngörmek devletin asli görevidir.Şu an itibariyle ülke genelinde avukat sayısı 90 Bin'i geçmiş
bulunmaktadır ve tahminimizce bir kaç yıl boyunca bu sayı her yıl 5'er bin kişi artacak, sonrasındaki
yıllık artış ise 10-15 Bin rakamına ulaşacaktır. İnanın abartmıyoruz! Bu yıl hukuk fakültelerini kazanan
ve kayıt yaptıran öğrenci sayısının onbeşbin'e ulaşması bu gerçeği önümüze koymaktadır. Ne yazık ki
bu konuda da hukukçu milletvekillerimizin bir çabasını gördüğümüz söylenemez...
Özeleştiriye devam edelim...80 ilde kurulmuş ve faaliyet gösteren barolarımız ve bir de çatı organımız
olan Türkiye Barolar Birliğimiz var. Geçmiş yıllara göre maddi anlamda daha güçlüyüz. Bir çok
faaliyetin üstesinden gelecek bütçelere de sahip olduk ama toplum nezdindeki gücümüz ve
etkinliğimiz aynı oranda arttı mı? Bu soruya olumlu cevap vermek biraz güç. Mesleki dayanışmanın
sağlanması, hukuk gündeminin belirlenmesi ve toplumun aydınlatılması görevlerinin yerine geldiğini
de söyleyemiyoruz.
Yakın zaman önce çıkartılan internet yasası, HSYK Yasası konusunda barolarımızın veya TBB'nin
tafsilatlı, doyurucu, ikna edici bir çalışma yaptığını, eleştiri ve öneriler getirdiğini söyleyebiliyor
muyuz? Ne yazık ki HAYIR! Yasaların çıktığı günlerdeki gazetelere göz atarsanız, basında çıkan
haberlere yorum yapılması ötesinde bir çabanın olmadığını görüyoruz. Baroların görevi gazete
haberlerine yorum getirmek mi olmalıdır?
Yıllardır özel yetkili mahkemelerin kapatılması gerektiği söylenmiş ancak bunun nasıl yapılması
gerektiği konusunda tek bir somut öneri, basit de olsa bir yasa değişikliği taslağı üretilememiş ve
paylaşılamamıştır. Nihayetinde el yordamı ile ve gelişen günlük hadiselere göre bir kaç aşamada bu
kurumlar tamamen kaldırılmıştır. Ancak kaldırılmalarında bizim katkımız ne yazık ki yoktur
Önümüzde, çıkartılması beklenilen MİT yasası yer almaktadır ancak son derece önemli sonuçlar
doğurabilecek bu yasa ile ilgili halen somut bir çalışma yapılmamıştır. Yüksek sesle İSTEMEZÜK
denilmesinin dikkate alınmadığı yakın tarihteki bir çok olayda görülmüştür.
Yeni bir avukatlık kanunu hazırlanmaktadır. Ege Bölgesinde yer ala barolar oy birliği ile Afyonkarahisar
Barosunu temsilci olarak seçmişlerdir. Bu çerçevede TBB'de oluşturulan komisyona Ege bölgesini
temsilen katılmış ve tüm çalışmalarına iştirak etmiş bulunuyoruz. Ama böylesine önemli, hayati
önemi haiz ve mesleğimizin geleceğini ilgilendiren bir konu avukatlarımızın gündeminde ne kadar yer
almaktadır? Ne kadar katkı sağlanmaktadır.? Ne yazık ki hiç denilebilecek kadar az...
Tüm toplantı tutanakları barolarımız ile paylaşılmış ve bir sonraki toplantı için görüş istenilmiş
olmasına rağmen hemen hemen hiç bir çalışma, öneri veya eleştiri gelmemiştir. Büyük ümitlerle yola
çıkılan avukatlık kanunu hazırlama faaliyetlerinin sonucu inşallah Nasrettin Hoca'nın Fil hikayesine
benzemez!
Özeleştiri vermeye devam ediyorum:
Son on yılda birbiri ardınca değiştirilen temel yasalara adapte olup bunları hazmettiğimiz söylenebilir
mi? Yaklaşık 10 yıl önce çıkartılan TCK ve CMK'yı yeterince biliyor ve müvekkillerimizin hukuki
yararlarını koruyabiliyor muyuz? Peki bunca eksikliklerimize rağmen yapılan eğitim çalışmalarına
katılıyor muyuz? Zorunlu sertifikalı eğitimler dışındakilere katılım oranımız nedir? İsterseniz bunları
soru olarak bırakalım ve cevaplarına girmeyelim.
Evet CMK ücretleri gerçekten komik, zaten komik olan asgari ücretin bile altında...Peki ya bizim CMK
hizmet standartlarımız ve kalitemiz? Sanık,şüpheli,mağdur veya SSÇ haklarını korumak için yeterince
ısrarcı ve gayretli miyiz? Emniyet Müdürlüğü KOM Şubede rutin uygulama haline gelmiş bulunan,
"sorgu zaptında avukatın beyanını zapta geçirmeme" yanlışlığına sadece bir arkadaşımız itiraz etti ve
gerekli başvuruları yaptı. Peki bu şubede kaç avukat CMK müdafii olarak görev yaptı? Acaba bu
sorunla karşılaşmadılar mı yoksa sorun olarak görmediler mi? Zapta ilave edilecek hiç itirazımız
olmadı mı?
Mesleki dayanışmadan bahsettik ancak avukat hakkındaki şikayetlerin hemen hemen tamamın
arkasında bir başka avukatın bulunması neyle açıklanabilir? Üstelik altına imza atmaktan çekinilen
dilekçelerle ...
Hasılı yapılacak çok şey var...Söylenecek her şey yeterince söylenmiş ve kayda geçmiş zaten. Bu metni
hazırlarken geçtiğimiz 5 Nisan konuşmalarına göz attım, inanın herhangi birisini tekrar okusam hiç
yadırganmaz, güncelliği sorgulanmaz neticede ne güzel bir konuşma olmuş denilir ve geçilirdi. Fakat
arkadaşlar, artık konuşmak, yazmak değil çalışmak, iş yapmak kendimizi ve mesleğimizi geliştirmek
zamanı.
Uğraş, didin, düşün, ara,
bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!”
Bunu kendimiz için yapmayacağız. Her yıl aramıza katılan ve geleceğe dair umutlarını kaybeden genç
meslektaşlarımız adına, mesleğimizin geleceği adına; tabi ki ülkemizin istikbali adına yapacağız.
Gerektiğinde özeleştiri vermeye devam edeceğiz. Sizlerle birlikte, meslektaşlarımız, dostlarımız,
hukuku, adaleti, ülkemizi ve milletimizin geleceğini önemseyen arkadaşlarımızla somut adımlar
atmalı, etkin olmalı ses getirmeliyiz.
Popüler olmaya, öne çıkmaya değil gerçekten önde olmaya ihtiyacımız var.
5 Nisan Avukatlar günü tüm avukatlarımıza, Adalet camiasına ve ülkemize hayırlı olsun, bir başlangıç
ve milat olsun...
Download

5 Nisan Avukatlar Günü, tüm meslektaşlarımıza, Hukuk Camiasına