İÇİNDEKİLER
II..SUNU•9
SUNU / ÖNSÖZ YERİNE•11
III..GİRİŞ•15
FİZİKSEL KİMYANIN ANLAM ve ÖNEMİ ÜZERİNE•17
BÖLÜM 1..FİZİKSEL KİMYANIN DOĞUŞU ve GELİŞİMİ•21
DÜNYADA FİZİKSEL KİMYANIN DOĞUŞUve GELİŞİMİ•23
1.1..Fiziksel Kimya Teriminin İlk Kez Kullanılması•24
1.2..Fiziksel Kimyanın İlk Süreli Yayını•27
EK .Ostwald, van't Hoff, Nernst ve Arrhenius•30
BÖLÜM 2..ÜLKEMİZDE FİZİKSEL KİMYANIN BAŞLANGICI•31
ÜLKEMİZDE KİMYA ve FİZİKSEL KİMYANIN BAĞIMSIZLAŞMASI•33
2.1..Ülkemizde Kimya Öğretiminin Başlangıcı ve Gelişimi•35
2.2..Fiziksel Kimya Dersi Başlıyor•44
2.3..İlk Fiziksel Kimya Kürsüsü•48
2.4..İlk Fiziksel Kimya Enstitüsü•59
2.5..Fiziksel Kimyada İlk Çalışmalar•65
2.6..Fiziksel Kimyada İlk Dergi Yazıları•70
EK..Fiziksel Kimya Enstitüsünün İlk Evi: Zeyneb Hanım Konağı•71
BÖLÜM 3..İLK FİZİKSEL KİMYA ENSTİTÜSÜ NDE YANGIN•75
1942 FEN FAKÜLTESİ YANGINI VE FİZİKSEL KİMYA•77
3.1..İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yangını•79
3.2..Basında Fen Fakültesi Yangını•81
3.3..Yangından Sonra•83
3.4..Kimya Enstitüsü Yeni Binasında•87
BÖLÜM 4..İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KİMYA FAKÜLTESİ
ve FİZİKSEL KİMYA•91
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KİMYA FAKÜLTESİ•93
4.1..Kimya Yüksek Okulu ve Kimya Fakültesi•95
4.2..İÜ Fen Fakültesi’nde Fiziksel Kimya•103
4.3..Fakülteden Bölüme “Gerileyiş”•104
BÖLÜM 5..…TEZLER….TEZLER•107
YÜKSEK LİSANS, DOKTORA ve DOÇENTLİK TEZLERİ•109
5.1..İlk Tezler•110
1
5.2..Tarih Sırasıyla Tezler•113
BÖLÜM 6..BAŞLANGIÇTA FİZİKSEL KİMYA DERS İÇERİKLERİ•125
İLK YILLARINDA FİZİKSEL KİMYA DERSİÇERİKLERİ•127
6.1..1929-1930 Dönemi Ders İçerikleri•129
6.2..1930-1931 Dönemi Ders İçerikleri•134
6.3..Laboratuvar Deneyleri•136
BÖLÜM.7 KİTAPLAR•139
FİZİKSEL KİMYA KİTAPLARI•141
7.1..Ders ve Laboratuvar Kitapları•143
7.2..Çeviri Ders Kitapları ve Yardımcı Kitaplar•151
7.3..Diğer Kitaplar•157
EK..Fiziksel Kimya Laboratuvarı Öğrenci Defteri•158
BÖLÜM 8..ÖZGEÇMİŞLER•177
İÜ FİZİKSEL KİMYA BİRİMLERİNDE ÇALIŞAN
ÖĞRETİM ELEMANLARININ ÖZGEÇMİŞLERİ•179
BÖLÜM 9..SONSÖZ•239
DEĞERLENDİRME•241
9.1..1926-1981 Arasında Çalışan Öğretim Elemanları•243
9.2..Fiziksel Kimyanın “Altın Çağı” mı?•245
IV YARARLANILAN KAYNAKLAR•251
YARARLANILAN KAYNAKLARIN DÖKÜMÜ•253
2
SUNU / Önsöz Yerine
BU KİTAPTA Fiziksel Kimya (Fizikokimya) adı verilen bilim dalının
ülkemizde öncelikle öğretilmeye (veya okutulmaya) başlatılması, sonra
araştırma ve yayın yönüyle de geliştirilmesi için öncülük ve önderlik eden
kurum ile sınırlı kalınarak bu kurumda söz konusu bilim dalı ile ilgili olarak
başlangıç aşamasında yapılanları kapsayan bir dönem sergilenmeye
çalışılmıştır.
Ele alınan bu dönemin sonu olarak 1981 yılı seçilmiştir. Bu, rasgele bir seçim
değildir. Çünkü o yıl Türkiye’deki yüksek öğrenimde ve dolayısıyla Kimyada
(ve de Fiziksel Kimyada) bir dönemin kapandığı, başka bir anlatımla dönüm
noktası olan bir yıldır. 1981 de sonraki yıllarda yoğunluğu gittikçe artarak
tartışılan ve pek çok eleştiriye, giderek çok önemli yergilere konu olan Yüksek
Öğrenim Kanununun çıkarıldığı ve Yüksek Öğrenim Kurumu’nun, kısaca YÖK’
ün Türkiye üniversitelerinin başına yerleştirildiği yıldır. YÖK’ün yaptığı ilk
icraatlardan birisi ülkemizin İstanbul Darülfünunu Kimya Enstitüsü olarak
göreve başlayan ve son olarak İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi adını
taşıyan ve kimya bilim dalının ilk yüksek öğrenim kurumunu yeni oluşturulan
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin önce dört, üç-beş yıl sonra ondört
bölümünden bir tanesi düzeyine indirmek ve 1989 da yetmiş yıllık yerinden
(Sultanahmet-Yerebatan-Beyazıt-Laleli yöresi) şehir dışına taşıtmak olmuştur
(fakültenin asistan temsilciliğince seksenli yılların başında öğretim elemanları
arasında yapılan anket sonucunda Avcılar’a taşınmaya yaklaşık %90 oranında
hayır dendiğinin tanıklarından biri bu satırların yazarıdır).
Böylece bir dönem sona erdirilmiştir. Aslında bir dönemin sona ermekte olduğunun işaretleri 1981 den önce ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunlardan önemli
sayılabilecek bir tanesi 1975 yılında gerçekleşmiştir. Yeterli bulsak ta bulmasak da yabancı bilimcilerin çabalarıyla ivme kazanan ve dönemin ilk birkaç on
yılında önemli ölçüde yurt dışından gelenlerin./.getirtilenlerin damgasını
taşıyan Kimya öğreniminin (eğitiminin), Türkiye’deki son temsilcisinin, bir
Fiziksel Kimyacı olan Prof. Dr. Frederic Hurn Constable’ın ülkemizde öldüğü
ve vasiyeti üzerine ülkemiz topraklarında toprağa verildiği yıldır 1975.
Öte yandan, yetmişli yıllar, kimi üniversite adını taşıyan kurumların gittikçe
daha yoğunlukla bilimsel üretim yapmaya başladıkları (en önemlisi oldukça
planlı, az çok ulusal politika hedefi olan ya da böyle bir hedefin oluşturulması
kaygılarını ve girişimlerini taşıyan görece bağımsız ve dünya çapında ağırlığı
olabilecek bir üretimdir söz konusu olan), başka bir anlatımla bu kurumların
gerçekten üniversite olma yolunda önemli adımlar attıkları yıllardır.
Yine aynı yıllar, Türkiye’de Fiziksel Kimyanın olgunlaşmasını önemli ölçüde
geliştirdiği, aralarında bu kitabın yazarının da bulunduğu yeni kuşak bilimci
adaylarının birçoğunun göreve başladığı yıllardır. Ancak ne yazık ki aynı
3
zamanda bu atılımların önünün kesilmesini amaçlayan çabaların da yoğunlaştığını ve sonunda söz konusu amaca kısmen de olsa ulaşıldığını görüyoruz
bu dönemde. Böylece tüm kurumların aralarındaki en kötü olana benzetilerek
geriletilmesi başarılmıştır.
İşte bu yapıtta, ülkemizde Fiziksel Kimya’nın ve içinden çıktığı Kimya’nın
bağımsız ve çağdaş bilim dalları olarak önce eğitim ve öğretiminin doğup,
emeklediği ve bilimsel araştırmalara da başlamasıyla olgunlaştığı bu ilk dönem
ve bu dönemin (uzun zaman tek olan) en önemli kurumu ele alınmıştır.
Bu tür çalışmaların ülkemiz bilimine ve bilim tarihine olan katkısının öneminin
vurgulanmasını okuyucuya ve bilim tarihçilerine bırakıyorum. Yine de bu konu
da herkesçe söylenebilecek bir genellemeyi yinelemeliyiz; bu yapıt gibi daha
pek çok çalışma yapılmasına gereksinim vardır.
Öte yandan, bilimsel çalışma yapmanın, bilim tarihine gereken önemi vermenin evrensel bilime ülke olarak daha fazla katkıda bulunabilmenin en başta
gelen koşullarından biri de dil ve bilim dili konusudur. Eğer ülkemizin ve
ulusumuzun gerçekten sonsuza dek yaşaması ve bilimde daha önde bir konuma
tırmanması isteniyorsa dil konusunda asla ödün verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki nicel birikimler nitel dönüşümleri doğurur. Küçücük ödünler, “aman
canım bununda İngilizcesini kullanalım”, “şimdi moda Fransızca” ya da
“Almancası daha çok para getirir” gibi savsaklamalar ve küçük gündelik
çıkarlar farkına varmaksızın birikir ve bir gün dilimiz sömürge bir ülkenin dili
düzeyine iniverir. Özellikle bilim dilinin yaratılmasında “canım ne yapalım
yetmiyor bu dil” diyenlere ise “iyice kavra, derinden araştır ve yakıştırıver”
karşılığı verilebilir. Batı dillerinde örneğin ‘sol’ teriminin ‘solution’ teriminden
uydurulduğu gibi... Physicochemistry terimindeki tümüyle uydurma olan ‘o’
eki gibi... A.B.D. de ilk uzay mekiği çalışmaları başladıktan sonra oldukça kısa
denebilecek bir süre içersinde on beş binin üzerinde yeni terim uydurulduğunu
aklımızdan hiçbir zaman çıkartmamalıyız. Bu kitapta orta derecede yaygınlığı
olsa bile Türkçe bilim terimleri kullanılmaya çalışılmıştır.
Bu incelemenin oluşturulmasında yüzlerce yazılı kaynağın yanı sıra, başta
dönemin başlangıç yıllarına tanıklık etmiş çoğu bilimci olan birçok kişi ile
görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden bazıları ilginç anıların paylaşılmasına yol açmıştır. Bunlardan en çarpıcı olanlardan bir tanesi yaklaşık yirmi
sekiz yıl öncesine tarihlenir. Prof. Dr. İlhami Cıvaoğlu ile yaptığımız bir
görüşmede ülkemizin önde gelen fiziksel kimyacıları arasında yer alan bu
bilim insanının bizlere aktardığı bir anısını, özellikle ülkemizin bilim tarihi
açısından da çok önemli bir dönemeçten geçtiği bu günlerde buraya aktarmakta
yarar var: Prof. Dr. İlhami Cıvaoğlu tarihini kesin olarak anımsayamamakla
birlikte bu çarpıcı olayın 1930.lu yılların başlarında geçtiğini söylemiştir.
Dönemin Cumhurbaşkanı, bugünlerimizi borçlu olduğumuz kahramanların
önderi yüce insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlhami Cıvaoğlu’na (ve
yanındaki öteki bilimcilere, üniversite öğretim üyelerine) Yalova’da,
Cıvaoğlu’nun sözleriyle “bir gece sabaha dek atom, molekül ve atom kuramları
4
üzerine ve zaman zaman anlatmasını durdurup ilginç ve adeta konuyu çok iyi
bilen bir uzman gibi sorular sorarak” bir söyleşi yaptırmıştır 1. “Hayatta en
hakiki mürşit bilimdir, fendir” özdeyişinin yalnızca süslü bir söz olarak
söylenmediğini bu olaydan daha güzel ne gösterebilir?
Kendileriyle görüşme yaptığım ve bazılarından anılarını dinlediğim, yardımlarını gördüğüm, yazılı ve görsel belgeler aldığım bilimcilerimiz; Prof. Dr.’lar
Zeki Tez, Binay Bilgin, Melda Tuncay, İnci (Çetin) Sönmezoğlu, Göksel Akçın,
İsmail Peker, Mürşit Pekin, Yusuf İnanıcı, Gülten Atun, Sumru Özkırımlı, Feyza
Günergun, Emre Dölen, Mehmet Mahramanlıoğlu ve Dr. Aysel Yiğit, Araştırma
Görevlisi Elif Çalışkan ile 1996 yılında yitirdiğimiz Dr. Nermin Seyrek ve
üniversiteden 1980 lerin başında ayrılmış olan Sayın Kimya Y. Mühendisleri;
Dr. Oya Eksen, Dr. Çelik Ergene, Mevlüt Tanrıkulu ve Ömer Uzel’e, Kimya
Mühendisleri Odası (KMO) İstanbul Şubesi’nin yöneticilerine (2006), Türkiye
Kimya Derneği’nin yönetici ve çalışanlarına (2008) ve adını burada anamadığımız pek çok öğretim üyesine ve kimyacıya teşekkürlerimi sunmayı bir borç
biliyorum. İÜ Kimya Fakültesi’nden örneklerini aldığım kimi belgeler için
Fakülte Sekreteri Ayhan Duruk’a (1980) ayrıca teşekkür etmeliyim. 2003 yılında
yitirdiğimiz Prof. Dr. Hıraman Erkut’un kızı Gönül Cerrahoğlu ve eşi Avukat
Dr. Fadıl Cerrahoğlu ile de görüştüm (aramalarımın üç yıl sürdüğünü
vurgulamalıyım); belge ve bilgi verebileceklerini söylediler ama sonraki
aramalarımda Gönül Hanıma bir daha ulaşamadım.
Yararlandığım kitaplık ve belgelikler arasında, Milli Kütüphane, Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi (Ankara), İstanbul Üniversitesi
Merkez Kitaplığı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İTÜ Çevre ve Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Kitaplığı, Boğaziçi Üniversitesi Kitaplığı, Cumhuriyet Gazetesi Arşivi (sanal olmayan), Varlık Dergisi Arşivi ve Türkiye Kimya
Derneği, KMO İstanbul Şubesi var. Yardımsever ilgililerine teşekkürlerimi
sunuyorum.
Kitabın oluşumunda son onbeş yılın büyük ağırlığı var. Bu dönem boyunca
yeni belgeler topladım, görüşmeler yaptım, yazdım, fotoğraf çektim, yazdıklarımı ve fotoğrafları birçok kez yeniden düzenledim.
Kitabın basımını üstlenen Türkiye Kimya Derneği yönetici ve çalışanlarına
ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Ayrıca tüm çalışmalarımda olduğu gibi bu kitabın oluşumunda da değerli eşim
Tansun Baştuğ’un ve sevgili kızım Evrim Baştuğ’un destekleri hep yanı başımdaydı. Kendilerine sağ olasınız diyorum.
A. Seza Baştuğ / Acıbadem – İstanbul, 2012
1
.Bu konu “Radyoaktivite ve Sağlık” (A. Seza Baştuğ ve Osman Z. Sayhan; 2010) adlı kitabın
Sunuş bölümünde (s. 13-16) biraz daha geniş olarak ele alınmış olup, ayrıca “Radyoaktivite
Meselesi” ve Atatürk (Kimya Derneği 2012) adlı bir kitapçık olarak da yayımlanmıştır.
5
Download

İÇİNDEKİLER