Makine Yüksek Mühendisi, Sanayici, Şair , Yazar
Gazanfer SANLITOP
Dürüstlük..
“Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eşyalarını eksik vermeyin. Yeryüzünde
bozgunculuk yaparak dolaşmayın.” (Hûd: 11/85) “Ve
şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı
sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet
ver.” (İsrâ: 17/80)
“Doğru kişinin dileği çok güçlü etki ile iş görür.” (İncil,
Yakup’un Mektubu: 5/16)
“Sana şüphe veren şeyi terk et, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira doğruluk kalbin güvencesidir,
yalan şüphedir. İnsanların en hayırlısı kalbi temiz, sözü
doğru olan kişidir. Dosdoğru ol, ahlâkın güzelleşsin.
Doğru sözlü dürüst tüccar, peygamberlerle, Hak dostlarıyla, şehitlerle birlikte haşrolunur. En büyük ihanet,
seni doğru kabul eden Müslüman kardeşine yalan söylemendir.” (Hz. Muhammed)
“Yaya, doğru ok lâzımdır. Eğri ok, şüphesiz yol almaz. Ok
gibi doğru ol da, yay seni menziline ulaştırsın.” (Mesnevi:
1/371)
“Her zaman doğruyu söyle, ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.” (Mark Twain)
“Dürüst olmadan zirveye çıkabileceğini ve orada devamlı olarak kalabileceğini düşünen insan aptaldır.” (Bir
Duvar Yazısı)
Fethiye yakınlarındaki Ksantos Harabeleri’nde bulunan
eski bir mabedin duvarlarındaki kitabelerde, dürüstlükle ilgili bir bölüm var:
“Kaybetmeyi, ahlâksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı
bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlûp olman bile
zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en büyük miras dürüstlüktür.”
İslâm’ın özü doğru yoldur, yani doğru ve dürüst olmaktır. Bu da hayatımızı kolay yaşanır duruma getiren rahatlığımız, konforumuzdur. Dürüstlükle ilgili olarak,
“Mutluluğun Şifreleri” isimli kitabımdan kısa bir alıntı
yapmak istiyorum:
6
“Dürüst insan, sözünde, davranışlarında ve tutumunda
doğruluktan sapmayan, özü sözü bir, temiz ahlâklı kişidir. Doğruluk, kolay elde edilebilen bir haslet değildir.
Yaratılıştan, aileden, çevreden ve eğitimden kazanılan
özelliklerin bir bileşkesidir doğruluk. Dürüst bir insan olmak zordur, çünkü özveri gerektirir…
Dürüstlük denilince, öncelikle ‘dilde doğruluk’ anlaşılır.
Bu ise, yalan söylemekten kaçınmakla birlikte yanlış anlamaya neden olacak tarzda konuşmamak anlamına
da gelir. ‘Samimi olmadan söylenen sözler’ gerçeği yansıtsalar bile doğruluktan sayılmaz. Ayrıca, ‘verilen sözde
doğruluk’ da önemlidir. Çünkü o sözlerin gerçekleşmesi
zamana bağlıdır ve yerine getirilmesi oranında doğruluklarından söz edilebilir.
Aslında dürüstlük, bir anlamda ileriye dönük yatırımdır.
Hatta önce zarar gibi görünüp, sonradan kâra dönüşebilen ve en önemlisi birçoklarının nedense tam olarak
değerlendiremedikleri bir fırsattır. Atalarımız, ‘yılanla
da yalanla da yaşanmaz’ demişler.
Dürüst bir insan olmak için, her şeyden önce dikkatli
davranmalıyız. Tüm söylediklerimizi gerçeğin eleğinden
geçirmeliyiz. Aksi hâlde, elimizde olmadan söyleyeceğimiz yalanlarla, hem kendimizi, hem de sevenlerimizi
üzeriz.”
Dürüstlük her kesimden insan için önemlidir ama devlet adamlarının dürüstlüğü çok daha önemlidir. Çünkü
onların yapacağı her türlü hata, doğrudan doğruya
yönetmekte oldukları halkı ilgilendirir. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde erkânıharbiye-i
umûmiyeden (Genelkurmay Başkanlığından) başlayarak, Üsküp ve Manastır valiliği, harbiye nazırlığı yapan,
Balkan Savaşı’nda Batı Ordusu Başkomutanlığı görevinde bulunan Ali Rıza Paşa’dan söz etmek istiyorum.
Kendisine Sultan Mehmet Reşat tarafından Sadrazamlık görevi teklif edilince aradan bir saat bile geçmeden o
dönemde hatırı sayılır bir tüccar olan eniştesine gider ve
bir öneride bulunur:
“Ya sen ticareti bırak, ya da ben sadrazamlığı kabul etmeyeyim.”
www.sektorumdergisi.com
Gazanfer SANLI TOP / Makine Yüksek Mühendisi, Sanayici, Şair, Yazar
Eniştenin cevabı da aynı güzelliktedir:
“Oğlum, devlete hizmetten kaçamazsın; ben ticaretten
vazgeçerim.”
Olayın bundan sonrası da hayli düşündürücüdür. Çünkü Ali Rıza Paşa bu güzel davranış karşısında, ömrü
boyunca çalışarak biriktirdikleriyle satın aldığı köşkünü
eniştesine bırakır. Sadaretten ayrıldıktan sonra eniştesinin ısrarına rağmen köşkü geri almayı kabul etmez.
Zaten bekâr olduğu için, ömrünün sonuna kadar ablası
ve eniştesiyle birlikte, o köşkün bir odasında misafir gibi
yaşar.
Dürüstlük mutlak bir düşünce ve uygulamadır. Aynen
kalbin çalışma ilkesi gibi; “ya hep, ya hiç” şeklindedir. Ya
siyahtır, ya beyaz. Ya dürüstsünüzdür, ya değil! Çünkü
dürüstlüğün grisi, ara rengi yoktur. Etik konusunu anlatanlar, yasaların tam olarak dolduramadığı, gri bıraktığı
alanlardan söz ederler. Onlara göre bu alanları doldurmak “etik” davranmaktır. Meğer sevgili babacığım uzun
yıllar önce bizlere bu konuyu anlatırken, adını koymadan etikliği de tanımlamış:
“İnançlarımız sağlamsa eğer, iyiye, güzele ve doğruya
mutlaka ulaşırız. İnancı olmayanların bu yarışı kazanmaları zordur. Yaptığınız yolsuzlukları kanunlara uydurabilirsiniz, çevrenizdekileri kandırabilirsiniz, ya da işinizi gizlilik içinde halledebilirsiniz. Ama inancınız varsa,
Yüce Allah’a gerçekten güveniyor ve onun varlığını her
an ensenizde hissediyorsanız, bu duygularınız size kalkan olur, mazeretleriniz ne olursa olsun, dürüstlükten
ayrılamaz, kimseye kötülük yapamazsınız.”
Dürüstlükle ilgili olarak indirilen âyetler içinde en şiddetlisinin Hûd Suresi’nin 112’nci âyeti olduğu rivayet edilir:
“O hâlde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O,
sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”
Sevgili Peygamberimiz bizzat kendileri için indirilen bu
âyeti kastederek şöyle buyurmuş:
“Beni, Hûd Suresi kocattı!”
Bir gün Abdülkâdir Geylânî’ye; “Bu işe başladığınızda, bu
yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi
ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız”
diye sordular. Buyurdu ki:
“Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kâğıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim
hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı. Gençliğimde, arife günü çift sürmek için tarlaya
gittim. Bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından
gidiyordum. Hayvan dile geldi ve dönüp bana; ‘sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın’ dedi.
8
Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıktım. Gözüme, hacılar göründü. Arafat’ta vakfeye durmuşlardı.
Anneme gidip; ‘Beni Allahü Teâlâ’nın yolunda bulundur.
İzin ver, Bağdat’a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve
evliyayı bulup ziyaret edeyim’ dedim. Annem sebebini
sordu, gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan
miras kalan seksen altının yarısını kardeşime ayırdı. Kalanını bana verip, altınları elbisemin koltuğunun altına
dikti. Gitmeme izin verirken, her ne olursa olsun doğruluk üzere olmamı söyledi ve benden söz aldı. ‘Haydi,
Allah selâmet versin oğlum. Allahü Teâlâ için ayrıldım.
Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem’ dedi.
Küçük bir kafile ile Bağdat’a gitmek üzere yola çıktım.
Hemedan’ı geçince, altmış atlı eşkıya çıka geldi. Kafilemizi bastılar. Kervanı soydular. İçlerinden biri benim
yanıma geldi. ‘Ey derviş! Senin de bir şeyin var mı’ diye
sordu. ‘Kırk altınım var’ dedim. ‘Nerededir’ dedi. ‘Koltuğumun altında dikili’ dedim. Alay ediyorum zannetti.
Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat o
da bırakıp gitti. İkisi birden reislerine gidip, bu durumu
söylemişler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde, kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. O da
aynı şeyi sordu. ‘Kırk altınım var’ dedim. Elbisemin koltuk altını sökmelerini söyledi. Söküp, altınları çıkardılar.
‘Neden bunu söyledin’ dediler. ‘Annem, ne olursa olsun
yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lâzım’
dedim. Eşkıya reisi, ağlamaya başladı ve ‘bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü
bozuyorum’ dedi. Bu pişmanlığından sonra tövbe edip,
haydutluğu bıraktığını söyledi. Yanındakiler de, ‘insanları soymakta, yol kesmede sen bizim reisimiz idin, şimdi
tövbe etmekte de reisimiz ol’ dediler. Sonra, hepsi tövbe
ettiler. Kafileden aldıkları malları sahiplerine geri verdiler. İlk defa benim vesilemle tövbe edenler, bu altmış
kişidir.”
Birçok iyi ve kötü huyumuzda olduğu gibi, dürüstlüğün
temel ilkesi de küçük-büyük demeden, her konuda doğruluktan ayrılmamaktır. Unutmayalım ki, dürüstlük, küçük şeylere önem vermekle başlar!
Dürüstçe davranmayı bilmiyorsak, eninde sonunda bir
açık veririz.
Saygılarımla
[email protected]
www.sektorumdergisi.com
Download

Dürüstlük..