Muharrem Erbey
Kerdiz
*
2005 yýlý “Dünya Öykü Günü”nde Diyarbakýr'daydým. Muharrem Erbey ile daha önce Ankara Öykü
Günleri'nde tanýþmýþ, ayaküstü konuþmuþtuk, ama Diyarbakýr'da uzun uzun konuþma olanaðý bulduk.
Sýký bir okur, donanýmlý bir edebiyatsever olduðu hemen belli oluyordu. Öykü yazdýðýný ise neden sonra
söyledi. Öykülerini merak etmiþtim. Okumak istediðimi söyleyince, gönderirim, dedi. Ankara'ya döndükten kýsa bir süre sonra da kargoyla öyküleri geldi. Eksikleri yok deðildi, ancak çok daha nitelikli öyküler
yazacak bir yazarýn parýltýsý açýkça belli oluyordu. Öykülerindeki farklý doku, yerel motifler, geleneklerin acýmasýzlýðýna karþý bakýþý, olaylarý kurgulamasý ve insaný ele alýþ biçimi dikkat çekici. Yöre
insanýnýn çektiði acýlarý, duygusallýða düþmeden, abartmadan, damýtarak iþliyor. Öykülerini dergilere
göndermesini önerdim. “Kerdiz”, ilgimi çeken öykülerinden biri. Erbey'in yazdýkça kendi sesini bulacaðýna inanýyorum.
Cemil Kavukçu
I
Eline doladýðý eþeðin yularýný çekiþtirerek sýrtýnda tüfekle dýþarý çýkýyor yaþlý adam. Bir gölge, onlarýn arkasýndan birkaç adým atýp yaðmura yakalanmamak için pervazýn altýnda duruyor. Gidenler karanlýða karýþýnca, elindeki tokmakla boynundaki davula vuruyor.
Ses yýrtýyor geceyi, yaðmur çuvaldýz.
Gecenin kuytu vaktinde bir silah sesi.
II
Köy meydanýnda, rengârenk elbiseler içinde, kýzlý erkekli gençler halaya tutuþmuþlar. Davul zurnanýn eþliðinde oynayanlarýn baþýndan kâðýt paralar savrulurken tüfekler güm güm
gümlüyor.
Kadýnlar zýlgýtlara avazlanýyor.
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
47
MUHARREM ERBEY
Gençler, “Kî zava, kî zava? Remzo zava, hela hela hê!”** derken, gözleri damlarda sýralanan genç kýzlarda. Sandalyede iki eliyle bastona yaslanan damadýn babasý, çevreye gülücükler
daðýtýyor.
Çocuklar köy meydanýnda birbirlerini kovalýyor, oynuyorlar. Ayran daðýtýyor biri. Yeni gelenlere yer açýlýyor, sonra hep bir aðýzdan, “Merheba, tu bi xêr hatî.”*** sesleri. Aniden bir
genç orta yere atýlýp davulun ritmini yakalamak için vücudunu titretiyor, iki eli açýk, baþý yukarýda, bir þeyler yapýyor. Gülüþmeler baþlýyor, eller daha hýzlý çarpýyor, ritmi hýzlandýrýyor
düðündekiler. Çocuklar, onun gibi ellerini açýp havaya bakýyor, dönüyor, gülüþüyorlar.
O, sesler çýkarýyor, baðýrýyor. Hayýr, çýðlýk çýðlýða diz üstüne çöküp iki eliyle toprak savuruyor. Bir el, davula “yeter” diyor, susuyor davul. Yere düþüp tostoparlak oluyor. Ellerini baþýna dolayýp aðlýyor.
Köyde bir misafir yanýndakinin kulaðýna fýsýldýyor “Kim bu?” diye. Köylü baþlýyor anlatmaya.
--- Bizim köyde yýllardan beridir süren bir gelenek var. Ergen olan her genç, civar köylerden bir eþek çalarak evlenmeye hazýr olduðunu gösterir. Bu nedenle bizim köylülere kerdiz
diyorlar.
Bu çocuk da geçen yýl bir eþek çaldý. Babasý onu eþekle ahýrda, affedersiniz þey yaparken
yakaladý. O geceden sonra çocuk delirdi.
--- Yazýk, eþeðe ne oldu peki?
---Ne olabilir ki beyim, tabii ki öldürüldü. Zaten çocuk eþeðin öldürülmesinden sonra böyle oldu.
--- Babasýna söyleyin, yarýn Ýstanbul'a döneceðim. Hastanede tanýdýklarým var, isterlerse götürüp gösterebilirim.
Köylü, koþup çocuðu yerden kaldýrmaya çalýþan babasýnýn kulaðýna bir þeyler fýsýldarken
eliyle þehirli misafiri gösterdi. Baktý, süzdü babasý ve baþýný salladý þehirliye.
Sabahleyin köy minibüsü arkasýnda toz bulutu býrakýp giderken geride aðlayýp testiyle su
döken bir ana, buruk, çaresiz bir baba ve donuk gözlerle bakan elleri ceplerinde bir kardeþ býraktý.
III
Yýllar sonra elinde valiziyle, donuk bakýþlý bir genç, Beyazýt Meydaný'nda üniversite kapýsýný seyretmeye baþladý. Gelip geçenler çarpmaya baþlayýnca kapýya doðru yürüdü, kalabalýðýn
içinde bir su damlasý olup kayboldu.
48
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
KERDÝZ
IV
Yurt odasýnda, ranzanýn üst kýsmýnda uzanan genç, elindeki siyah beyaz bir fotoðrafa bakýp bakýp uzaklarda kayboluyor, odaya girenleri görünce doðrulup resmi saklýyor. Oda arkadaþlarýyla tanýþýp sohbete dalýyor. Nereli olduklarýný, nerede okuduklarýný söylüyorlar, “Adým
Zeydin.” diyor yastýðýn altýna sokuyor elini, fotoðrafa dokunarak.
--- Yýllar önce delirip Ýstanbul'a gelen aðabeyimi bulmak için buradaki fakülteyi kazandým.
Avukat olacaðým. Tedavi olduðu hastaneye gittim, oradan yýllar önce kaçmýþ. En son onu Topkapý civarýnda görmüþler. Abim olmadan yaþamak, her gün eksik uyanmak gibi.
Konuþmalar, sigara dumaný, açýlýp kapanan kapýlarýn gýcýrtýlarý, ayak ve ter kokularý, sonra gece ya, ýþýk söner, uykuya teslim olunur.
Kayýplar Aranýr mý?
I
Bir ay boyunca gözleri otobüslerin pencerelerinden dýþarý sarkýp
durdu Zeydin'in. Beraber çektirdikleri siyah beyaz fotoðraf elinde
buruþmaya baþladý. Surlarýn diplerinde, Topkapý'nýn izbe,
çamurlu, yoksulluk kokan mahallelerinde gezindi. Aksaray'daki
ara sokaklara, otellerin önlerinde bekleyenlere, kahvelerde
oturanlara takýldý gözleri. Taksim'de serserilere, tinercilere, eski,
yýkýk ve terk edilmiþ evlerin karanlýk loþ köþelerine sinmiþ siluetlere
baktý, “ne bakýyorsun ulan!” seslerine kapadý kulaklarýný. Küfürler
arkasýndan gelirken, baþýný kabanýnýn içine gizleyerek uzaklaþtý.
Diyarbakýr'dan tanýdýðý arkadaþý Ali'nin Beyoðlu'nda iþlettiði bara
gitti. Barýn adý, Cîbabo.**** Ali'ye anlattý derdini, Ali, “Dört bir
yana haber salar, buluruz onu.” diyerek teselli verdi. Akþam
saatlerinde, Beyoðlu'nun arka sokaklarýnda, sarhoþlara çarpa
çarpa yürüyüp dumanlarýn içinde kayboldu.
II
Oda arkadaþlarý, gece geç saatlere kadar kâðýt oynayýnca Zeydin dayanamayýp yurttan ayrýldý. Aksaray'da tek odalý bir çatý katýna taþýndý.
Herkesin Kaybý Kendine
I
Okulda Serhat'la tanýþtý. Beyazýt'ta tarihi bir mekânda çay içip sohbete daldýlar. Birden karþýda duvara asýlý bir davul gördü.
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
49
MUHARREM ERBEY
--- Abim, davulu çok severdi, onu davulla arayacaðým, davulun sesine mutlaka gelir!
Davul almak için koþarak gitti.
Bir davul ile Topkapý'nýn sur diplerine geldi, uzakta yerde yatan bir sarhoþ, oynayan çocuklar ve otlayan bir iki koyun ile güneþlenen iki yaþlý vardý. Davulun ipini boynuna dolayarak tokmaðý havaya kaldýrdý, vurmaya baþladý. Semt sakinleri dönüp davul çalan çocuða baktýlar, bir anlam veremediler. Zeydin yürüyerek davula vuruyor, meraklý bakýþlarla toplananlar
artmaya devam ediyordu. Sokaklarý geziyor, boynundaki davula vuruyor da vuruyordu. Ýnsanlar tuhaf tuhaf ona bakýyorlardý. Çocuklar alkýþ tutarak onu takip ediyorlardý. Yaþlý bir kadýn, pencereden uzanarak “Ne oluyor, ne satýyorlar?” deyip elini gözüne siper ederek baktý.
Zeydin'e baðýrýp çaðýranlar, gülenler, alkýþlarla tempo tutanlar, dükkân önlerinde toplananlar, sokaklarda birikenler çoðalýyordu.
Birden önünde polis arabasý durdu. Kimliðini isterken nereli olduðunu sordu polis. Diyarbakýrlý cevabýný alýnca, “Bu davulla milleti galeyana mý getiriyorsun ha?” diye baðýrdý. Biraz önce oynayan, tempo tutan insanlar yuh çekmeye, Zeydin'e hücum ederek baðýrmaya, elinden
yere düþen davulu alýp ayaklarýyla parçalamaya, tokmaðý kýrýp onu kovalamaya baþladýlar.
Zeydin, tekme ve tokatlardan kurtuldum diye düþünüyordu polis otosuna giderken.
II
Polisler Zeydin'i hayal kýrýklýðýna uðratmýþ, dýþarýda yarým kalan vazifeyi ikmal ederek götürmüþlerdi.
III
Gözaltýndan çýkýnca eve gidip derin bir uykuya daldý, vücudundaki morluklara aldýrmadan.
IV
Yaðmur kokusunun otobüsün kapýsýndan içeri sýzdýðý bir günde Zeydin, kan ter içinde attý kendini otobüse. Burnunu çekip baþýný nemli pencereye dayadý. Beyazýt'a geldiðinde itiþ kakýþ arasýnda otobüsten inip okula doðru yürüdü. Erkendi. Kapýnýn önünde bir bankta oturup
koþuþturan insanlarý seyre daldý. Kabanýna sarýlýp büzülürken elinde tepsiyle dolaþan çaycýdan
çay istedi. Karþý bankta oturan, saçý sakalý birbirine karýþmýþ, abuk sabuk konuþan adamý görünce acýdý. Baþýný çevirip okulun kapýsýnýn açýlmasýný beklerken deli adamýn anlamsýz sözlerine kulak kesildi.
50
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
KERDÝZ
“Kaçmayýn, kaçmayýn sizi kovalayan
kurt, yüreðinize yerleþti,
görün artýk! Yüzünüzdeki
kireçleri silin, korkutuyorsunuz beni, koþmayýn haa haaa!… Koþarken mezar
taþýnýza
takýlýp düþerseniz, beni çaðýrmayýn,
gelmem! Beni
korkutamazsýnýz, haa haaa!…”
Yanýna gidip oturdu Zeydin. Bir yandan öksürüyor, bir yandan da konuþuyordu, eliyle insanlarý iþaret ederek, “Saða sola koþuþturmaktan yorulmadýnýz mý ha?” diyordu. Zeydin, ona
iyice baktý.
Oydu, abisiydi.
--- Ne var, ne istiyorsun, ne yaptým sana ha?
Çýkarýp bir sigara uzattý Zeydin; çekinerek alýp aðzýna götürdü, yaktý, derin bir nefes aldý
abisi. O da cebinden, yerden topladýðý izmaritlerden birini çýkarýp uzattý, Zeydin alýp içince
çok sevindi.
Bir süre hiçbir þey yapmadan oturdular. Çaycý geçince abisine bir çay istedi, birlikte çay
içip koþuþturan insanlarý seyrettiler.
Saçý sakalý uzamýþ, elbiseleri yað tabakasý baðlamýþtý. Zeydin, eliyle aðzýný göstererek “Yemek yemeye gidelim mi?” diye sordu. Abisi, tamam anlamýnda bir þeyler söyledi, baþýný salladý. Lokantaya gittiler, birlikte yemek yediler. Berbere gidip saçýný sakalýný kestirdiler.
Eve götürdü abisini, oturdular, o hâlâ öksürüyordu. Onu alýp banyoya götürdü, yýkanmasýný istedi, bir süre banyodan ses gelmeyince, gidip baktý, abisi banyoda oturup duvara bakýyordu.
Zeydin, onu soyup yýkamaya baþladý, aralarýndaki güvensizlik kaybolmuþ, birbirlerine ýsýnmýþlardý. Abisi, boþ ve anlamsýz bir þekilde duvarlara bakýyordu. Banyodan sonra kendi kýyafetlerini getirip ona giydirmeye baþladý. Bir anda deðiþmiþti, durup kendisine bakýyor, þaþýrýyordu. Eliyle saçýna sakalýna, üzerindeki kýyafetlere dokunuyor, çevresinde dönerek daire çiziyor, eliyle iþaret ederek bir þeyler söylüyordu.
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
51
MUHARREM ERBEY
Çay getirip abisine uzattý, o da alýp hýzlý bir þekilde bardaðý karýþtýrmaya baþladý, gözleri
bardaðýn içinde dolanan kaþýktaydý. Sonra durup hýzlýca içmeye baþladý. Öksürmeye devam
edince, Zeydin, köydeyken annesinin hacamatla kendilerini iyileþtirdiðini anýmsadý. Abisinin
sýrtýný soydu. Hacamatý vurup bekledi.
Beraber çektirdikleri siyah beyaz fotoðrafý cebinden çýkarýp abisine gösterdi, abisi fotoðrafý alýp uzun uzun baktý, bakýþlarýný kaçýrýp mahcuplaþtý.
Pencereden karþý caddedeki Özel Sevgi Hastanesi'nin ýþýklý tabelasý yanýp sönüyor, abisi
hâlâ öksürüyordu.
Koca su bardaklarýnýn içi mosmor olmuþtu. Hacamattan sonra, abisini yataða uzatýp, onunla konuþmaya baþladý. Annesini, babasýný, köyünü, birlikteyken yaptýklarýný anlatýrken eliyle
baþýný okþuyordu.
Abisinin gözleri parýldamaya baþladý, aðladý, yorganý baþýna çekip uyudu.
Kendisi de uyumaya gitti.
Kayýp Hatýralar Kayýp Kalmalý!
I
Gece vakti baðýrtýlarla uyandý Zeydin, gidip baktýðýnda abisi yatakta yoktu. Yaðmur yaðýyor, þimþekler çakýyordu. Saða sola bakýndý, terasa çýktý. Terasta abisinin elinde býçakla, gökyüzüne bakarak sayýkladýðýný görünce beyninden vurulmuþa döndü.
Yanýna yaklaþýnca, abisinin kanlar içindeki donuna ve yerdeki küçük et parçasýna bakýp
baðýrdý.
* Kerdiz: Kürtçe “eþek hýrsýzý”.
** Kî zava, kî zava? Remzo zava, hela hela hê! Düðünlerde Kürtçe atýlan bir nârâ; “Damat kim, damat kim? Damat Remzo”.
*** Merheba, tu bi xêr hatî: Kürtçe, “Merhaba, hoþ geldin”.
**** Cîbabo: Kürtçe, “babanýn yeri” anlamýnda.
Muharrem Erbey, 1969 Diyarbakýr doðumlu. 2003-2004 yýlýnda Yeniden Özgür Gündem gazetesinde “Toplum ve Yaþam”
sayfasýnda ve kültür sayfasý Ek Gündem'de yazýlar yazdý.
52
ÝMGE ÖYKÜLER YIL 1, SAYI 5, EKÝM-KASIM 2005
Download

Kerdiz*