www.e-uyar.com
17.08.2014 21:09
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 85 : Taşınır ve taşınmaz malların haczi
7 - İcra mahkemesince «ödeme emrinin iptaline» karar verilmiş olması halinde, bu kararın kesinleşmeden, iptal
edilen ödeme emri uyarınca borçlunun taşınmazlara konulan hacizlerin kaldırılması gerekeceği–
Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2001/4787 sayılı dosyasına ilişkin şikayetin red kararı doğru ise de, ödeme emirleri iptal
edilen şikayete konu diğer beş takip dosyası için, ödeme emirlerinin iptali ile evvelce çıkartılan ödeme emirleri geçersiz
kabul edildiğinden, bu ödeme emirleri doğrultusunda yapılan haciz işlemleri de geçersiz olacağından ve ödeme emrinin
iptaline ilişkin icra mahkemesi kararının kesinleşmeden infazı mümkün olduğundan, mahkemece anılan takip dosyalarına
ilişkin «şikayetin kabulüne» karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar vermesi isabetsizdir.
12. HD. 14.9.2004 T. E: 14565, K: 19221
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:05
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 59 : Takip masrafları
8 - Haczin düşmemesi için, «satış talebi»nin yeterli olmayıp ayrıca satış talebi ile birlikte satış giderlerinin de
yatırılmış olması gerekeceği–
I- Adana 5. İcra Memurluğunun 986/7113 sayılı dosyasında; 13.11.1986 tarihinde fiili hacız uygulanmış bir sene içerisinde
23.10.1987 tarihinde satış istenmiş ise de, İİK.’nun 59. maddesi gereğince satış masraf, yatırılmadığından, 13.11.1987
tarihinde İİK.’nun 106 ve 110. maddesi gereğince haciz düşmüştür. Satış da, 13.11.1987 tarihinden sonra yani haciz
düştükten sonra, 22.12.1987 tarihinde yapılmış olduğundan, şikâyetin kabulüne karar verilmek gerekirken, reddolunması
isabetsizdir.
12. HD. 22.5.1989 T. E: 1988/3560, K: 7445
II- 982/5544 sayılı dosyada haciz 7.9.1982 günü vâz edilmiştir. Alacaklı yasal süresi içinde 17.3.1983 günü mahcuzun
satışını istemiştir. Ancak, gerekli giderlerin verilmediği anlaşılmaktadır. Bu defa alacaklı 6.12.1983 tarihinde, tutanağa
yazdırmak suretiyle satış talebini tekrarlamıştır. İİK.’nun 59. maddesine göre alacaklı yapılmasını istediği işlemin giderini
peşin vermek zorundadır. Aksi halde bu istek hükümsüzdür. O halde 17.3.1983 tarihli beyan sonuca etkili değildir.
Satış, 6.12.1983 günlü istek gereği yapılmakla, İİK.’nun 106 ve 110. maddeleri uyarınca süre geçirilmiş bulunmakla, haczin
kalktığının kabulü gerekir. Bu konuda borçlunun şikâyetinin mevcut olmaması, üçüncü kişinin hukukuna aleyhte etki
yaratamaz.
Merciin gerekçesini göstermeden «haczin düşmediğini» kabul etmesi isabetsizdir.
12. HD. 16.9.1986 T. E: 8753, K: 9058
III- Alacaklı Halis Metin İİK.’nun 106. maddesi gereğince süresinde satış istemiştir. Aynı kanunun 59. maddesi gereğince
satış muamelesinin yapılmasını teminen masraf ödemediği cihetle, 106. maddedeki sürelerin işlemesine engel yoktur.
Mercice satış tarihi tesbit edilmek, tesbit edilen satış tarihinde, aleyhine şikâyet olunanın iki senelik satış isteme süresi
dolmamış ise şikâyet reddolunmalı, dolmuş ise şikâyet kabul edilmek gerekirken noksan inceleme ile karar verilmesi
isabetsizdir.
12. HD. 26.6.1984 T. E: 5489, K: 8163
Aynı doğrultuda:
12. HD. 23.10.1990 T. E: 2963, K: 10350
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:06
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 76 : Hapis ile tazyik
12 - İcra ve İflas Kanununun 76. maddesine göre verilen tazyik hapsi kararları kesin olup, anılan Yasanın 353.
maddesinde düzenlenen itirazın yasa yoluna tabi olmadığıDosya kapsamına göre; Beyoğlu 3.İcra Müdürlüğünün 2009/26600 takip sayılı dosyasında, 20/07/2009 tarihli takibe ilişkin
ödeme emrinin borçluya 19/10/2009 tarihinde tebliğ edildiği, müşteki vekilinin 08/06/2010 havale tarihli şikayet dilekçesi ile
sanık hakkında İİK'nun 76. maddesi uyarınca mal beyanında bulununcaya kadar hapsen tazyikine karar verilmesi talebiyle
şikayette bulunduğu, Beyoğlu 2. İcra Ceza Mahkemesinin 09/06/2010 tarihli ve 2010/1158 değişik iş esas, 2010/1158 sayılı
kararı ile "ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu ve şikayetin süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle hapsen tazyik talebinin
reddine" karar verildiği, müşteki vekilinin itirazı üzerine Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/08/2010 tarihli ve
2010/1038 değişik iş sayılı kararı ile de "takibe konu alacağın takip tarihinde yürürlükte olan asgari ücretin altında olduğu,
bunu karşılayacak mal ve paranın günün ekonomik koşullarına göre herkesin ev ve üzerinde bulunmasının doğal bulunduğu
ve bunun alacaklı tarafından bilinmesinin lazım geldiği, netice itibariyle mahkemenin kararında bir isabetsizlik
bulunmadığının anlaşılmasına göre itirazın reddine" karar verildiği anlaşılmaktadır.
1- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353. maddesinde "İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve
disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, ...mahkemesine itiraz edilebilir,
itiraz üzerine verilen karar kesindir." hükmünün yer aldığı, maddedeki "bu bap hükümlerine göre" ifadesinde 16. babın
vurgulandığı, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, hal böyle
olunca; şikayet süresi yönünden Kanunun 347. maddedeki süreye tabi olmadığı, bu bap hükümlerine göre verilen kararlara
karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında Beyoğlu 2. İcra Ceza Mahkemesince verilen 09/06/2010
tarihli karar kesin olduğundan, itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmesi gerekirken, işin esasına
girilerek yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesi yasaya aykırıdır.
2-2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun "Şikâyet Süresi" başlıklı 347. maddesinde yer alan, "Bu bapta yer alan fiillerden dolayı
şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer."
şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, şikayet süresinin İcra ve İflas Kanunun 16. babında yaptırıma bağlanan
suçlara ilişkin olduğu, halbuki anılan Yasanın 76. maddesinin Kanunun 4. babında bulunduğu, hal böyle olunca; şikayet
süresi yönünden Kanunun 347. maddesindeki süreye tabi olmadığı, gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi
isabetsizdir…
16.HD. 04.06.2012 T. E:1076, K:4784
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:11
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 100 : Hacze iştirak derecelerinin teşkili
28 - Haczedilen mallara haciz koymuş olan alacaklının ayrıca «hacze katılma» talebinde bulunmasına gerek
olmadığı—
Hacze takipli iştirak İİK’nun 100. maddesinde, hacze takipsiz iştirak ise İİK’nun 101. maddesinde düzenlenmiştir. Somut
olayda hacze takipsiz iştirak talebi sözkonusu olmadığından İİK’nun 101. maddesi uygulanmaz. Mercii Hakimliğinin
gerekçesi bu nedenle yerinde değildir. Hacze takipli iştirak halinde ise, haciz isteme yetkisi gelen bir kişi İİK’nun 100.
maddesindeki hallerden birinin varlığı halinde hacze iştirak isteminde bulunabilir. Eğer bir alacaklı haczedilen mallara haciz
uygulamışsa, ayrıca iştirak talebinde bulunmaya gerek yoktur. Mahcuzun satışından sonra pay ayrılmayan veya eksik ayrılan
alacaklı İİK’nun 142. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz edebilir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin reddi
gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.
19. HD. 22.4.1999 T. E: 2380, K: 2720
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:12
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 97 : 2- Üçüncü şahsın istihkak iddiası
16 - İhalede, alacağına mahsuben alacaklıya satılmış ancak henüz alacaklıya teslim edilmemiş olan hacizli mal
hakkında istihkak davası açılabileceği–
Temyiz incelemesi sırasında ihale nedeniyle ortada geçerli bir haciz bulunmadığı nedeniyle verilen karar usulden bozulmuş
ise de ihalede mahcuz mallar alacaklıya alacağına mahsuben satılmasına karşın mal teslim edilmeden açılan istihkak
davasının esasının incelenmesi gerektiğinden, davacının karar düzeltme isteminin bu noktadan kabulü ile maddi yanılgıya
dayalı 7.3.2000 tarihli Dairemiz bozma kararının kaldırılmasına...
21. HD. 4.7.2000 T. E: 4192, K: 5351 (GÜNEREN, A. age. s: 2761
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:15
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 83 : Kısmen haczi caiz olan şeyler
12 - Maaştan kesinti yapılmasının bir «icra takip işlemi» olmaktan ziyade, bir «muhafaza tedbiri» olduğu, maaş ve
ücret hazcine sebep olan kararın Yargıtayca bozulması halinde haczin kaldırılmaması ancak; bir muhafaza işlemi
olan «maaş ve ücretin kesilmesi»nin durdurulması gerekeceği–
I- Maaş ve ücretlerin haczi ve sonuçları İİK’nun 83, 355 ve sonraki maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelerin
içeriğine göre bunlarla ilgili hacizler, niteliği ve infazındaki özellik yönünden genel haciz uygulamasına göre farklılık gösterir.
Gerçekten genel haciz kararı tek işlemle infaz olunduğu halde, maaş ve ücret hacizleri belli süreler içinde tekrarlanır. İnfaz
işlemi ise doğrudan doğruya icra memuru tarafından değil, onun adına borçlunun çalıştığı yerde bulunan ve icra dairesinin
bu yoldaki tebliğini alan kanunu muhatap tarafından yerine getirilir. Bu suretle maaş ve ücretten yasanın öngördüğü
kurallara göre yapılan kesintiler doğrudan icra dairesine gönderilmekte ve Dairece icra veznesine alınmaktadır. Açıklandığı
üzere, haciz kararı verilmesi ve bunun icrası için kanuni muhatabına tebliği, ücretlerden kesinti yapılması, kesilen paranın icra
veznesine alınması birbirine bağlı ve fakat ayrı nitelikli işlemlerdir. Maaştan kesinti yapılması bir icra işlemi olmaktan ziyade
bir (muhafaza işlemi) olarak nitelendirilmelidir. İİK’nun 40. maddesi (bir ilamın nakzı icra muamelesinin olduğu yerde
durdurur) hükmünü taşıdığına göre, maaş ve ücret haczine sebep olan karar Yargıtayca bozulduğu takdirde, haciz
kaldırılmamalı ancak, bir muhafaza işlemi olan maaş ve ücret kesilmesi durdurulmalıdır. O halde, Mercice şikayetin bu
bölümünün yukarıdaki ilkelere göre sonuçlandırılması gerekirken, kesintiye devam edilerek paranın veznede biriktirilmesine
ve alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 25.3.2002 T. E: 4914, K: 6070
II- Maaş ve ücretlerin haczi, niteliği ve infazı yönünden umumi haciz uygulamalarından ayrılık gösterir. Bu özelliği itibariyle
kanun koyucu maaş ve ücret hacizleri için umumi haciz işlemlerini düzenleyen hükümlerden ayrı bir hüküm sevketmiş
bulunmaktadır.
Gerçekten, umumi haciz kararları genellikle tek işlemle infaz olunduğu halde, maaş ve ücret hacizlerinde icra muameleleri
belli süreler içinde tekrarlanmak ve infaz işlemi doğrudan doğruya icra memuru tarafından değil, onun adına borçlunun
çalıştığı yerde bulunan ve icra dairesinin bu yoldaki tebliğini alan kanuni muhatap tarafından yerine getirilmektedir. Maaş ve
ücretten vâki kesintiler, icra dairesine gönderilmekte ve dairece icra veznesine alınmaktadır.
Açıklandığı üzere ve açıklanan nedenle; haciz kararı verilmesi ve bunun icrası için kanuna muhatabına tebliği, ücretlerden
kesinti yapılması, kesilen paranın icra veznesine alınması birbirine bağlı ve fakat birbirinden ayrı birer (icra muamelesi)dir. İcra
ve İflâs Kanunu’nun 40. maddesi (bir ilâmın nakzı icra muamelelerini olduğu yerde durdurur) hükmünü taşıdığına göre, maaş
ve ücret haczine sebep olan karar Yargıtay’ca bozulduğu takdirde haciz kalkmazsa da bir (icra muamelesi) olan maaş ve
ücret kesilmesi işleminin durdurulması zorunludur.
İİD. 1.7.1969 T. E: 4058, K: 7212 (ABD. 1969/6, s: 2174 - RKD. 1969, 2/2, s: 162)
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:20
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 128 : Mükellefiyetlerin listesi
21 - Kıymet takdirinin geçerlilik süresi olan iki yıllık sürenin kıymet takdirinin fiilen yapıldığı tarihten (keşif
tarihinden) itibaren işlemeye başlayacağıİİK'nun 106-144. maddelerinde paraya çevirme ile ilgili hükümler yer almış, aynı Kanunun 129/1. maddesine göre, 2. ihale
gününde satış yapılması halinde artırma bedelinin, taşınmaz için tahmin edilmiş olan kıymetin, en az %40'ını bulması ve
bundan başka paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması zorunlu kılınmıştır. Bu durumda satış bedelinin, tüm
icra masraflarını değil, paraya çevirme ve paylaştırma giderlerini geçmesi gerektiği gözetilerek, satış talebinden ihale
tarihine kadar ki paraya çevirme ve paylaştırma giderlerinin hesaplamada dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda,
1911.60 YTL gazete ilanı, 300,00 YTL kıymet takdir gideri ve 310.00 YTL tebligat gideri olmak üzere toplam 2521.60 YTL
satış masrafı yapılmış olup, taşınmazın satışının 2. ihale gününde %40'ının 2000 YTL fazlasına yapıldığı, bu durumda %40
artı satış masraflarını (2521.60 YTL'yi) karşılamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca İİK.nun 4949 Sayılı Kanunla değişik 128/a2.maddesi uyarınca gayrimenkullerde kesinleşen kıymet takdirinden itibaren 2 yıllık süre geçmeden yeniden kıymet takdiri
istenemez. H.G.K'nun 26.02.1992 tarih ve 1992/4-70 E. 130 K. sayılı kararına göre de 2 yıllık süre kıymet takdirinin fiilen
yapıldığı (keşif) tarihinden itibaren başlar, somut olayda kıymet takdirinin 28.07.2009 tarihinde ihalenin ise 2 yıllık süre
geçtikten sonra 16.10.2009 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından ve bu durumun başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğundan
mahkemece yasal bir zorunluluk olan 2. ihale gününde satış yapılması halinde, satış bedelinin en az muhammen bedelin
%40'ını bulması ve bundan başka paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması zorunluluğuna uyulmaması ve
kıymet takdiri ile ihale tarihi arasında 2 yıllık sürenin geçmiş olması nedenleriyle ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken
yazılı şekilde istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 08.07.2010 T. E:6491, K:18221
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:22
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 134 : İhalenin neticesi ve feshi
6 - Satılan taşınır malı kendi dosyasından haciz ettirip satışını istemiş olan alacaklının, kendi dosyasından yapılan
ihalenin feshini isteyebileceği gibi, başka dosyadan yapılan ihalenin feshini de «ilgili» («satış isteyen alacaklı»)
sıfatıyla isteyebileceği—
I- İhalenin feshini isteyen Mersan Plastik ve Bahçe Mob. San. Tic. Ltd. Şti.’nin takip dosyasında «taraf» konumu
bulunmamaktadır. Menkul ihalesinde de uygulanan İİK’nun 134/2. maddesinde; ihalenin şikayet yoluyla feshini isteyebilecek
kimseler sınırlı olarak belirtilmiştir. Anılan madde hükmü aynen «ihalenin feshinin Borçlar Kanunu’nun 226. maddesinde
yazılı sebepler dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu ve pey sürmek üzere ihaleye iştirak edenler yalnız satış
isteyen alacaklı olmak üzere» ifade edilmiştir. İhalenin feshini isteyen şirketin, kendi takip dosyasından satış isteyip
istemediği araştırılmadan, eksik incelemeyle yazılı şekilde işin esasına girilerek sonuca gidilmesi isabetsizdir.
12. HD. 27.12.2004 T. E: 22333, K: 26910
II- Şikayetçinin alacaklı olduğu Muğla 2. İcra Müdürlüğünün 2002/1263 esas sayılı takip dosyasındaki 1.10.2003 tarihli satış
istemi, 27.6.2003 tarihli ihaleden sonra olduğu için, adı geçenin İİK’nun 134/2. maddesi gereğince dava açma hakkının
bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere
göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK’nun 366. ve
HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca ONANMASINA...
12. HD. 6.5.2004 T. E: 6948, K: 11500
III- İhalenin feshini isteyen tapu sicilinde haciz şerhi olan alacaklı İİK’nun 134/2. maddesi hükmüne göre ihalenin feshini
isteyebilecek ilgililerdendir. Menkul ihaleleri için geçerli olan haciz alacaklısının kendi dosyasından satış isteme koşulu
Dairemiz süregelen içtihatlarında da benimsendiği üzere gayrimenkul ihalesinde aranan bir şart değildir. Mahkemece
müşteki şikayetçinin ihalenin feshi davasının esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken haciz
alacaklısının satış istemediğinden bahisle ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerden olmadığı nedeni ile istemin reddi
isabetsizdir.
12. HD. 2.4.2004 T. E: 5278, K: 8098
IV- İhalenin feshini isteyebilmek için öncelikle İİK’nun 134/2. maddesinde açıklanan ilgililerden olunması zorunludur. Bu
nedenle Dairemiz süregelen içtihatlarında da benimsendiği üzere menkul ihalesinin feshini isteyebileceklerden olan kendi
dosyasında (veya iştirak haczi şeklinde haciz) uygulatmak suretiyle satış isteyen alacaklılardır. Bu nedenle müşteki alacaklının
2003/3915 esas sayılı dosyadaki 24.8.2001 tarihli satış isteme talebi, sadece 2000/154 ve 2000/155 sayılı dosyalarla ilgili
bulunduğundan 2000/4142 sayılı dosyadaki mahcuzlarla ilgili olarak satış istemediği gözönüne alınarak mahkemece ilgili
sıfatı bulunmadığıdan, istemin reddine karar vermek gerekirken işin esası incelenerek ihalenin feshine karar verilmesi
isabetsizdir.
12. HD. 29.3.2004 T. E: 5502, K: 7409
V- İİK’nun 134/2. maddesi gereğince ihalenin feshini yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey
sürmek yoluyla ihaleye iştirak edenler şikayet yoluyla icra mahkemesinden talep edebilirler. Menkul mallarla ilgili ihalelerde,
bir başka takip alacaklısının fesih isteminde bulunabilmesi için, kendi dosaysından satış istemesi zorunludur.
Somut olayda şikayetçiler, yukarıda açıklanan ve fesih istemesi mümkün kişilerden değillerdir. Bu nedenlerle «istemin reddi»
yerine yargılama sürdürülerek, işin esasının incelenmesi ve yazılı şekilde hüküm tesisi yasaya aykırı olduğu gibi, kabule göre
about:blank
Sayfa 1 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:22
de, ancak haczedilmezlik şikayetine konu edilebilecek nedenlerin fesih sebebi olarak kabulü isabetsizdir.
12. HD. 5.3.2004 T. E: 2003/28058, K: 5151
VI- Şikayetçilerin «İİK’nun 134. maddesinde öngörülen kendi takip dosyalarında satış isteyen alacaklı sıfatlarının
bulunmaması» nedeniyle, dava açma haklarının olmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları
belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna
uygun merci kararının İİK’nun 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA)...
12. HD. 23.10.2003 T. E: 16643, K: 20706
VII- İİK’nun 134/2. maddesine göre ihalenin feshini isteyebilecek kişiler yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki
ilgililer ve pey sürmek suretiyle iştirak edenlerdir.
Müşteki, ihale tarihine kadar kendi dosyasından satış istememiş, ihale tarihinden bir gün sonra satış istemiştir. Bu durumda
müştekinin şikayet hakkı bulunmamaktadır. Başvurunun bu nedenle reddine karar vermek gerekirken, şikayetin esası
incelenerek «ihalenin feshine» karar verilmesi isabetsiz olup, mercii kararının bu nedenle bozulması gerekirken onandığı
anlaşıldığından karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
12. HD.31.12.2002 T. E: 26895, K: 28188
about:blank
Sayfa 2 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:26
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 138 : Paraların paylaştırılması zamanı, masraflar ve vekalet ücreti
6 - «Sıra cetveli»nde, alacaklıların alacaklarına «ihale tarihine kadar işleyen faizleriyle birlikte» yer verileceği, (İİK.
138/II’de sözü edilen «işlemiş faizler» sözcükleri ile «mahcuzun satışına kadar işleyen faizler»in kastedilmiş olduğu)
—
A- I- Davacı vekili «dava dışı borçlu O. Ö’ye ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, davalının 7.9.1999
tarihli cevabi yazısında bildirdiğinin değil, daha sonra bildirdiği 602.626.948.000.-TL.nin davalı kurum alacağı olarak dikkate
alınması üzerine garame hesabında kendilerine ayrılan payın azaldığını» ileri sürerek «dağıtıma konu bedelin tamamının
müvekkiline ödenmesine karar verilmesini» talep ve dava etmiştir.
Davalı kurum vekili «ilk yazıda dava dışı borçlunun ortak olduğu şirketlerden birinden olan alacağın sehven bildirilmediğini
ve bu hatanın ikinci yazıda düzeltildiğini» beyanla «davanın reddi gerektiğini» savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporlarına göre; «davalının satış tarihi itibariyle dava
dışı borçlu Ö. Tur. Ltd. Şti.nden 162.806.061.183.- TL. alacaklı olduğu, diğer borçlu Ö. Ltd. Şti.nden olan alacağı için haczi
bulunmadığı» gerekçesiyle «bu oran üzerinden davanın 1.243.466.579.-TL.lik kısmının kabulüne» karar verilmiş; hüküm
taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına
göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen aşağıdaki bendin dışında kalan ve diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Sıra cetveline dahil edilecek alacakların ne şekilde hesaplanacağı İİK.nun 138 inci maddesinde gösterilmiş olup, anılan
maddeye göre davalı kurumun haciz tarihindeki alacağının saptanması ve bulunan bu değere satış (ihale) tarihine kadar faiz
işletilmesi gerekirken, haciz tarihinden sonra doğan alacaklarında hacizle teminat altına alınan miktara eklenmesinde isabet
yoktur. Mahkemece açıklanan şekilde hesap yapılmasını teminen ek bilirkişi raporu alınmalı ve varılacak sonuç dairesinde
bir karar verilmelidir.
3- Davalı kurum dava dışı şirketten 131.061.806.000.-TL. alacaklı olduğunu bildirdiğine göre, bu talep aşılarak
162.806.061.183.- TL. üzerinden garame hesabı yapılması da doğu değildir.
19. HD. 10.3.2005 T. E: 2004/7459, K: 2514
II- Davacı vekili, «borçluya ait menkul malın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde davalı bankaya birinci sırada yer
verildiğini, ihtiyati haciz ve kesinleşme tarihine göre satış bedelinin garameten paylaştırılması gerektiğini» ileri sürerek «sıra
cetvelinin iptaline karar verilmesini» talep ve dava etmiştir.
Mahkemece «ihtiyati haciz ve kesin hacze dönüşme tarihlerine göre satış bedelinin davacılar ile davalılar arasında
garameten paylaştırılacağı» gerekçesiyle «sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesine» karar verilmiş, hüküm davalı Vakıfbank
A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına
göre, davalı Vakıfbank A.Ş.nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- İİK.nun 138/2 nci maddesine göre haciz, paraya çevirme ve paylaştırma gibi bütün alacaklıları ilgilendiren masraflar, önce
satış tutarından alınır ve artan para takip masrafları ve işlemiş faizler dahil olduğu halde alacaklıları nispetinde paylaştırılır.
Maddede belirtilen faiz, mahcuzun satışına kadar işleyen faizdir. Bu nedenle alacaklıya anapara alacağı ve satışa kadar
işleyen faiz alacağı toplamı üzerinden garameten pay ayrılmalıdır.
about:blank
Sayfa 1 / 4
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:26
İcra mahkemesince bu yön gözetilmeden, sadece anapara üzerinden garameten pay ayrılmasında isabet görülmemiştir.
19. HD. 10.2.2005 T. E: 2004/3988, K: 1053
III- Davacı vekili, «müvekkilinin dava dışı B’den alacaklı olduğunu, borçluya ait iki adet taşınmazın satışından sonra
düzenlenen iki adet taşınmazın satışından sonra düzenlenen iki adet sıra cetvelinde alacakları hesaplanırken işlemiş
faizlerin dikkate alınmadığını» bildirerek «sıra cetveline iptaline karar verilmesini» talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, «davacı yanın ihtiyati hacizlerinin kesinleşmediğini, bu nedenle faiz hesaplanmasının doğru olmadığını»
bildirerek «davanın reddi gerektiğini» savunmuştur.
İcra mahkemesince yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre «ihtiyati haciz aşamasında bulunan bir takip dosyasında
faiz hesaplanmasının usul ve yasaya aykırı olduğu» gerekçesiyle «davanın reddine» karar verilmiş; hüküm davacı banka
vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davacı alacağının sıra cetveline alınırken işlemiş faizin hesaba katılıp katılmayacağı noktasındadır.
İİK’nun 268/I inci maddesine göre, ihtiyaten haciz kesin (icrai) hacze dönüşmeden önce, aynı mal üzerine bir diğer alacaklı
tarafından kesin haciz konulursa, ihtiyati haciz sahibi bu hacze kendiliğinden ve muvakkaten iştirak eder.
Somut olayda davacının ihtiyati haczi 17.12.1999 tarihli olup, aynı taşınmazlar üzerine davalı yanca 6.1.2000 tarihinde ihtiyati
haciz konmuş; davalının ihtiyati haczi 18.1.2000 tarihinde kesin hacze muvafakaten iştirak etmelidir. Yasanın iştiraki muvakkat
(geçici) olma şartına bağlanmasının doğal sonucu, davacının ihtiyati haczinin malın satışına kadar kesin hacze dönüşmesi
gerekliliğidir.
Öte yandan davacının açtığı «itirazın iptali davasının» Adana Ticaret Mahkemesi’nce 28.11.20001 günü 30.661.852.789.-TL
asıl alacak üzerinden kabulü ile dava dışı borçlunun bu miktara ilişkin itirazının iptaline karar verilmiş olmakla, davacı yanın
ihtiyati haczinin belirtilen gün ve miktarda kesin hacze dönüştüğünün gözden kaçınılması da İİK.’nun 264/son maddesine
aykırıdır.
İİK’nun 138/II inci maddesine göre, sıra cetveline esas alacaklar, satış tarihine kadar işleyen faizleri ile birlikte dikkate
alınacağından, «davanın kabulü ile sıra cetvelinin iptaline» karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine isabet
görülmemiştir.
Kabul şekli itibariyle, davacı bankanın harçtan muaf olduğu gözden kaçırarak peşin harcın iadesine karar vermek
gerekmekte ise de, bozma şekline göre bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
19. HD. 16.12.2004 T. E: 587, K: 12689
IV- Davacı vekili, «borçluya ait aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkili bankanın faiz alacağının eksik
hesaplanması nedeniyle az pay ayrıldığını» ileri sürerek «sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini» talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, «davacıya satışın yapıldığı tarihe kadar faiz işletilmek suretiyle pay ayrıldığını, bu işlemde hata bulunmadığını»
belirterek «şikayetin reddini» istemiştir.
Merci hakimliğince «davacı bankadan son hesap durumu sorulmadan 7.12.2001 tarihi itibariyle bildirilen alacağa göre
davacıya pay ayrılmasının hatalı olduğu» gerekçesiyle «sıra cetvelinin iptaline» karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz
edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu mahcuzlar 20.12.2001 tarihinde satılmıştır. İİK.nun 138/2 nci maddesine göre haciz, paraya çevirme
ve paylaştırma gibi bütün alacaklıları ilgilendiren masrafları ve işlemiş faizleri dahil olmak üzere alacakları nisbetinde
paylaştırılır. Madde hükmünde belirtilen ‘işlenmiş faizlerden’ maksat mahcuzun satışına kadar işleyen faizler olup, satış
tarihinden sonra işleyen faizler için pay ayrılmaz. Davacı bankaya 7.12.2001 tarihindeki faizli alacağa göre pay ayrılmıştır.
Oysa satış 20.12.2001 tarihinde yapıldığından, faiz alacağının satış tarihi itibariyle hesaplanarak pay ayrılması gerekir. Merci
hakimliğinin «sıra cetvelinin hazırlandığı tarihe kadar faiz yürütüleceğine» ilişkin gerekçesi isabetli değilse de, «sıra cetvelinin
about:blank
Sayfa 2 / 4
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:26
iptaline» karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olduğundan, karar HUMK’nun 438/son maddesi uyarınca bu gerekçeyle
onanmalıdır.
19. HD. 27.2.2003 T. E: 2002/6964, K: 1565
V- Davacı vekili, «Hayranbulu İcra Müdürlüğünün 1999/1492 sayılı dosyasından düzenlenen sıra cetvelinin hatalı olduğunu,
müvekkili şirketin alacağının garameye alınırken faiz alacağının gözetilmediğini» ileri sürerek «sıra cetvelinin iptaline karar
verilmesini» talep ve dava etmiştir.
Davalı Emlak Bankası A.Ş. vekili, «davanın süresinde açılmadığını, ipotekli alacağın önceliği bulunduğunu» belirterek
«takibin reddini» istemiştir.
Merci hakimliğince «davacı vekiline sıra cetveli Tebligat Kanununa uygun tebliğ edilmediğinden şikayetin süresinde
yapıldığı, alacağın anapara ve faiziyle birlikte paylaştırılmaya esas alınacağı, bu yönde düzenlenmeyen sıra cetvelin hatalı
olduğu» gerekçesiyle «sıra cetvelinin iptaline» karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve
özellikle İİK’nun 138 inci maddesi uyarınca mahcuz malın satışından sonra düzenlenecek sıra cetvelinde takip masrafı ve
satışa kadar işleyecek faizinin de paylaştırma da gözetilecek olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının
reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan mercii kararının İİK’nun 366 ncı maddesi uyarınca ONANMASINA…
19. HD. 23.1.2003 T. E: 2002/5516, K: 514
VI- ....Diğer taraftan İİK’nun 138/2. maddesi uyarınca «haciz, paraya çevirme ve paylaştırma gibi bütün alacaklıları
ilgilendiren masraflar önce satış tutarından alınır ve artan para takip masrafları ve işlemiş faizler dahil olduğu halde alacaklar
nisbetinde paylaştırılır». Maddede sözedilen işlemiş faizlerden maksat, mahcubun satış tarihine kadar hesaplanacak faizler
olup, satış tarihinden sonra işleyen faizler paylaştırmada dikkate alınmaz. Merci Hakimliğince bu yönler gözetilerek
«şikayetin kabulü» gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi usul ve yasaya aykırıdır.
19. HD. 18.3.1999 T. E: 1220, K: 1769
VII- Davacı vekili, «borçluya araçların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkiline yer verilmemesi nedeniyle
yapılan şikayet üzerine Mercii Hakimliğinin 13.7.1993 tarihli kararı ile sıra cetvelinin iptaline karar verildiğini, yeniden
düzenlenen 14.4.1994 tarihli sıra cetvelinde de Vergi Dairesi alacağı 106.354.000 TL iken 38.435.000 TL’nin paylaştırmada
dikkate alındığını» ileri sürerek «sıra cetvelinin iptalini» talep etmiştir.
İİK’nun 138/2. maddesine göre haciz paraya çevirme ve paylaştırma gibi bütün alacaklıları ilgilendiren masrafları ve işlemiş
faizler dahil olduğu halde alacakları nisbetinde paylaştırılır. Madde hükmünde belirtilen «işlemiş faizler»le mahcuzun satışına
kadar işleyen faizler kastedilmekte olup, satış tarihinden sonra işleyen faizler için pay ayrılamaz. Vergi Dairesinin 3.11.1994
tarihli dosya içerisinde mevcut yazısından satış tarihi itibarıyla alacağın 38.435.000 TL olduğu anlaşıldığından, sıra
cetvelinde davacı alacaklıya bu miktarın ayrılması gerekir. İptalin istenen sıra cetveli yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde
olduğundan, Mercii Hakimliğince «şikayetin reddine» karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
19. HD. 27.6.1995 T. E: 4484, K: 5912
B – I- MK.’nun 788. maddesine göre «aynı alacak için birden ziyade gayrimenkul üzerinde ipotek tesis edilmiş ise alacaklı
bunların aynı zamanda satışını talep etmeye mecburdur. Bununla beraber icra müdürlüğü ancak bunlardan zaruri olanların
satışını yapar.» İİK’nun 134/3. maddesine göre; ihale sonucu alacaklı alacağını en erken satışın kesinleşme tarihinde
alabileceğinden, o tarihe kadar temerrüt faizi yürütmesi gerekir. Henüz ihale kesinleşmediğinden alacaklının alacağına faiz
yürütülecektir. 205 ada 9, 10, 11, 12 parseller hakkındaki ihale, ihale bedeli yatırmadığı için düşmüştür. Bu durumda alacaklı
ihalenin kesinleşme tarihine kadar olan alacağını alamayacak duruma düşmüştür. Şikayetin yukarıdaki esaslar çerçevesinde
incelenerek oluşacak duruma göre bir karar vermek gerekirken «alacaklının alacağının karşılandığı»ndan bahisle, yazılı
şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 9.7.2002 T. E: 14034, K: 14923
about:blank
Sayfa 3 / 4
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:26
II- Mahcuz 13.9.1963 tarihinde satılmış, satış bedeli 2.10.1963 gününde icra veznesine alınmış olduğu halde, borçlunun
ihalenin feshine mütedair şikayeti yüzünden bu para uzun müddet (beş seneye yakın bir süre) alacaklıya verilmemiştir.
İhalenin feshi isteği reddedilmek suretiyle borçlunun haksızlığı tezahür ettiğine göre, sebebiyet verdiği temerrüt faiziyle
sorumlu tutulması tabiidir. Özelliği bakımından olaya, İİK. mad. 12 hükmü uygulanmaz.
İİD. 10.7.1968 T. E: 6992, K: 7308 (KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, Cilt: 1, s: 76)
Not: Ayrıca bknz. Yuk. İçt. No: a-3 ve İleride; İçt. No: a-14, 22, 24
about:blank
Sayfa 4 / 4
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:27
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 99 : B- Üçüncü şahsın zilyedliği
11 - Haczin uygulandığı işyerinin takipten önce -ya da takip sırasında- üçüncü kişiye devredildiğinin anlaşılması
halinde, «devrin muvazaalı olduğu» iddiasının bu aşamada -yani; istihkak iddiası aşamasında- araştırılamayacağı
(bu iddianın ancak açılacak «istihkak davası» sırasında araştırılacağı)—
I- Borçlu hakkında 13.9.1994 tarihinde bonoya dayalı takip yapılmış ve aynı tarihte ihtiyati haciz kararı uygulanmıştır. Haciz
sırasında hazır bulunan borçlunun eşi, «eşinin işyerini 1.8.1994 tarihinde 3. kişi Suat Koçtürk’e devrettiğini, kendisinin
burada işçi olarak çalıştığını» belirtmiş ve 1.8.1994 tarihli Suat Koçtürk adına vergi levhasını ibraz etmiştir. Alacaklı vekili ise
«devrin muvazaalı olduğunu» bildirmiş haczin uygulanmasını istemiştir. 3. kişi vekili 16.9.1994 tarihli dilekçe ile merciye
başvurarak «müvekkilinin işyerini 1.8.1994 tarihinde borçludan devraldığını, icra müdürünün İİK’nun 99 uyarınca alacaklıya
dava açmak üzere süre vermesi gerektiğini» ileri sürmüş ve 1.8.1994 tarihli kira sözleşmesini ibraz etmiştir.
3. kişi «haczin uygulandığı işyerinin kendisine ait olduğunu» bildirmiştir. İşyeri takipten önce 3. kişiye devredilmiştir. Devrin
muvazaalı olup olmadığı dar yetkili mercice incelenemez. İcra müdürlüğünce İİK’nun 99. maddesine göre alacaklıya süre
vermesi gerekir. Mercice bu yön gözetilerek «şikayetin kabulü» gerekirken yazılı gerekçe ile «şikâyetin reddi» isabetsizdir.
12. HD. 23.12.1994 T. E: 16462, K: 16650
II- 163 örnek ödeme emri Rahime Hatun Mah. 13. Sokak Osmaniye adresine «birlikte oğlu Selman Vatan» imzasına tebliğ
edilmiştir. 17.7.1993 tarihinde aynı adrese gelinmiş, haciz sırasında hazır bulunan Selman Vatan «işyerini 1 yıl kadar önce
babasından devraldığını, babasının bu işyeri ile ilgisi bulunmadığını» ileri sürmüş vergi levhasını ibraz etmiştir. İcra
müdürlüğünce haciz yapılmış ve 3. şahsa dava açmak üzere mehil verilmiştir. 3. kişi 22.3.1993 tarihli dilekçe ile merciye
başvurarak «İİK’nun 99. maddesi gereğince alacaklıya dava açmak üzere mehil verilmesi gerektiğini» belirterek memur
işleminin düzeltilmesini istemiştir. Vergi dairesinden alınan yazıda işyerinde 23.12.1992 tarihinden itibaren 3. kişinin faaliyet
gösterdiği bildirilmiştir. Devrin muvazaalı olup olmadığı dar yetkili mercice incelenemez. Hacizden önce işyeri 3. kişiye
devredildiğine göre, İİK’nun 99. maddesi uyarınca alacaklıya mehil verilmesi gerektiği gözetilerek «şikâyetin kabulüne» karar
vermek gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.
12. HD. 25.11.1993 T. E: 14202, K: 18501
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:30
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 60 : 1- Ödeme emri ve muhtevası
14 - «Takip talebi» ile «ödeme emri»nde, takip konusu yabancı para alacağının «harca esas değer» olarak Türk
parası karşılığının gösterilmiş olması halinde, İİK.’nun 58 ve 60. maddelerindeki zorunluluğunun yerine getirilmiş
olacağı–
I- Alacaklı takip talepnamesinde, İ.İ.K.'nun 60. maddesine uygun olarak ödeme emrinde yabancı para alacağının harca esas
değerini Türk Lirası olarak göstermiştir. Keza takip talepnamesi ve ödeme emrinde metin içinde metinle bütünlük arzeder
şekilde daktilo yazısı ile harca esas değer yazıldıktan sonra icra müdürlüğünce yapılan hesaplama sonucunda alacağın Türk
Lirası tutarı yazılmış, aynı kalemle 19.9.2002 tarihi atılmak suretiyle takip talepnamesi üzerinde icra müdürlüğünce havale
işlemi yapılmıştır. Hal böyle olunca, alacaklının İ.İ.K.'nun 58/3. maddesine uygun olarak takip yaptığının kabulü gerekir.
B.K.'nun 83. maddesi buyurucu nitelikte değil, 23.11.1990 tarih 3678 sayılı Kanunun 29. maddesi ile getirilen değişiklik
sonucu, yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklının bu borcu vade veya fiili ödeme günündeki rayice
göre Türk Lirası ile ödenmesini isteyebileceği yönünde seçimlik hak tanımaktadır. Yukarıda açıklandığı gibi tüm bu olgular
birlikte değerlendirildiğinde mahkemece, buyurucu nitelikte olan İ.İ.K.'nun 58/3. maddesine uygun takibin infaz aşamasında
dikkate alınacak olan B.K.'nun 83. maddesine yönelik alacaklı talebinin, bu aşamada takibin iptaline neden yapılması usulsüz
olup, mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşıldığından alacaklı vekilinin karar düzeltme
isteminin kabulü gerekmiştir.
12. HD. 6.4.2004 T. E:3711, K:8330
II- Takip talebi ve ödeme emrinde «harca esas değer» olarak yabancı para alacağının karşılığı TL olarak gösterilmiştir. Bu
şekilde bir göstermeyle İİK.nun 58 ve 60. maddesindeki zorunluluğun yerine getirildiğinin kabulü gerekir. Aksine görüşle
takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 28.5.2001 T. E: 8443, K: 9453
III- Alacaklı takip talepnamesinde yabancı para alacağı üzerinden olan kira parasının Türk Lirası karşılığını «harca esas
değer» adı altında ve İİK.nun 58/3. maddesi hükmü gereğince göstermiş ise de, İİK.nun 60. maddesi uyarınca borçluya
gönderilen ödeme emrinde bu kurala uyulmamıştır. Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarında da açıklandığı üzere bu
noksanlık kamu düzeni ve devletin hükümranlık hakları ile ilgili olup takibin her safhasında doğrudan doğruya gözönünde
tutulmalıdır. (HGK.nun 12.5.1999 tarih, 99/12-271 esas, 99/301 karar sayılı kararı) O halde usulüne uygun olarak
gönderilmiş bir ödeme emri ile kira parası alacağının istenmesi söz konusu olmadığından ve borçlunun temerrüdünün
oluştuğu kabul edilemeyeceğinden, «itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddi» yerine kabulü isabetsizdir.
12. HD. 14.5.2001 T. E: 6973, K: 8466
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:31
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 101 : Önce icrası lazım gelen merasime lüzum olmaksızın iştirak
1 - Nafaka alacağından dolayı konulan haczin, kamu alacağından dolayı konulan ilk hacze katılamayacağı—
Davacı vekili, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ipotekli alacaklıya ayrılan paydan sonra
kalan meblağın davalıya ödenmesine karar verildiğini, müvekkilinin nafaka alacağının önceliği bulunması nedeniyle sıra
cetvelinin hatalı olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mercii hakimliğince nafaka alacağının takibe yönelik gerek olmadan ilk hacze iştirakinin ... olduğu iştirak halinde sıranın
206. maddesine göre sıralamanın belirleneceği, bu durumda davacının birinci sırada önceliği bulunduğu gerekçesiyle sıra
cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu taşınmaza ilk haciz SSK tarafından 5.11.1999 tarihinde uygulanmıştır. 6183 sayılı Yasada bir kamu
alacağından dolayı kamu idareleri arasında hacze iştirak ilişkisi kabul edilmiştir. Ancak bir kamu alacağına adi ve imtiyazlı
diğer alacaklarının iştirakine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından nafaka alacaklısı kamu alacağından dolayı konulan ilk
hacze iştirak edemez (İİD. 21.5.1957, 1145/2469; İİD. 28.4.1966, 4723/4543). Bu nedenle nafaka alacaklısının iştirak
talebine yönelik şikayetin reddi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.
19. HD. 20.11.2003 T. E: 5835, K: 11721
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:32
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 101 : Önce icrası lazım gelen merasime lüzum olmaksızın iştirak
7 - Alacağı nafaka ilamına dayalı olan alacaklının, «satış bedeli vezneye girinceye kadar» ilk hacze katılabileceği,
hacizli malın alacağına mahsuben alacaklı tarafından satın alınmış olması halinde, sıra cetveli düzenleninceye
kadar, hacze katılma talebinde bulunulabileceği—
Davacı vekili, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkilinin alacağının 26.12.1995
tarihinde tamamen ödendiğinden bahisle pay ayrıldığını, müvekkilinin alacağı, nafaka alacağı olması nedeniyle imtiyazlı
olduğunu, öncelikle ödeme yapılması gerektiğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mercii hakimliğince, borçluya ait taşınmazın 26.12.1995 tarihinde satıldığını ve davacıya ödeme yapıldığı bu tarihten sonra
biriken nafaka alacağının satış bedelinden talep edilemeyeceği, satış tarihi itibariyle mevcut alacak üzerinden ödeme
yapılmasının doğru olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı ilama bağlanmış nafaka alacağına dayanarak yaptığı takip sonucu borçluya ait, 5, 19 ve 17 parsel sayılı taşınmazları
haczetmiştir. Bu taşınmazların 5 ve 19 parsel sayılı olanlar 4.12.1995 tarihinde alacağa mahsuben davacı Fadime Koyun
tarafından satın alınmıştır. 17 parsel sayılı taşınmaz ise 20.5.1996 tarihinde satılarak paraya çevrilmiştir. Davacı bu taşınmaz
üzerinde haczi bulunduğunu, işleyen nafaka alacağı için de pay ayrılması gerektiğini ileri sürerek sıra cetveline itiraz etmiştir.
Nafaka ilamına dayanan alacaklı, önceden takip yapmadan ilk hacze iştirak edebilir (İİK.nun mad. 101/3). İştirak talebinde
bulunması gereken süre ise paranın vezneye girmesine kadardır. Diğer bir anlatımla nafaka ilamına dayanan alacaklı, paranın
vezneye girmesine kadar iştirak talebinde bulunması gerekir. Somut olayda 17 parsel sayılı taşınmaz alacağa mahsuben
satın alındığından, sıra cetveli düzenleninceye kadar iştirak talebinde bulunmak mümkündür. Davacı alacaklının aynı takip
dosyasından işleyen nafaka ilamını takibe koymasına ve iştirak talebinde bulunmasına yasal yönden bir engel
bulunmamaktadır. Davacı 28.2.1996 tarihinde 1994/711 sayılı dosyaya müzekkere yazılarak haciz konulmasını ve paranın
dosyaya celbini talep etmiştir. Bu talep 17 parsel sayılı taşınmaza konulan ilk hacze iştirak talebinde olduğundan
paylaştırmada nazara alınmalıdır. Ancak iştirak edebilecek nafaka alacağı satış tarihine (20.5.1996) kadar aylık olarak
hesaplanacak nafaka alacağı olup, satış tarihinden sonra işleyecek nafaka alacağına pay ayrılması mümkün değildir. Bu
durumda davacının ilk hacze iştirak edebilecek ve öncelikle ödenecek alacağı saptandıktan ve bu pay davacıya ayrıldıktan
sonra kalan bakiyenin haciz tarihlerine göre alacaklar arasında paylaştırılması gerekir. Mercii hakimliğince bu yönler
gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
19. HD. 25.9.1997 T. E: 4909, K: 7711
Not: Ayrıca bknz: Yuk. İçt. No:4
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:33
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 110 : Haczin kalkması
A- - Mahkemelerce verilen ihtiyati tedbir kararlarının içeriği itibariyle açıkça tedbire konu taşınmazın (taşınırın) cebri
icra yolu ile de satışını önlediğine dair bir kayıt içermedikçe tedbire konu taşınmazın/taşınırın cebri icra yolu ile
satılmalarını önlemeyeceği (sadece rızai satışlarını «devirlerini» önleyeceği)I- Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce 2004/487 esas sayılı dava dosyasının yargılaması sırasında verilen 08.07.2004
tarihli tensip ara kararı ile «dava konusu taşınmazların 3. şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi» bakımından «tedbir kararı»
verildiği ve aynı tarihte kararın infazı için ilgili tapu sicil müdürlüğüne «tedbir kararı» gereğince işlem yapılmak üzere yazı
yazıldığı görülmektedir. Sözü edilen dava dosyasının davalısı Zübeyde Köksal, itiraz konusu takip dosyasının borçlusudur.
Alacaklının, 09.03.2005 tarihinde borçlunun hacizli taşınmazlarının satışını istemesi üzerine icra müdürlüğünce yukarıda
sözü edilen «tedbir kararı» gerekçe gösterilerek, tedbir kararının kapsamında kalan taşınmazlar yönünden istemin
reddedildiği anlaşılmıştır.
Asliye hukuk mahkemesinin tedbir kararı, taşınmazların üçüncü kişilere (rızaen devir ve temlikinin önlenmesine) yöneliktir.
Karar, cebri icra yolu ile satışı engelleyecek ve icra dosyasındaki takibi durduracak nitelikte olmadığı gibi, tedbir kararında ve
dava dosyasında takip alacaklısı taraf da değildir. İcra dosya numarası belirtilerek «satışın durdurulması» yönünde anılan
kararda bir açıklama yoktur. Bu durumda, icra takibinin sürdürülmesine ve satış işlemlerinin başlatılmasına bir engel
bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle icra müdürlüğünün satış isteminin reddi yönündeki kararı yasaya uygun değildir.
Ayrıca, kabule göre de, tedbir kararı kapsamı dışında kalan 1826, 615, 470 parsel sayılı taşınmazlar hakkında da satış
isteminin kabul edilmemesi doğru değildir. O halde, «şikayetin kabulüne» karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile bu
istemin reddi isabetsizdir.
12. HD. 16.9.2005 T. E: 13877, K: 17335
II- Şikayete konu Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 03.07.2003 tarih ve 2003/503 sayılı tedbir kararında «taşınmazın
devir ve temlikinin önlenmesine» karar verildiği, bu tedbir kararında alacaklının taraf olmadığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen
tedbir kararının mahiyeti itibariyle rızai devir ve temlikleri önleyici nitelikte olduğu, cebri icraya engel durumun
bulunmadığı ve alacaklı taraf olmadığından tedbir kararının onun yönünden bağlayıcı olmadığı, davacı adına tescil kararı
verilse bile haciz şerhinin mahkemece kaldırılmadığı sürece, geçerli bulunduğu cihetle, icra müdürünün satış işlemlerine
göre devam etmesi gerekirken, aksine karar vermesi doğru olmadığından, alacaklının anılan karara yönelik şikayetinin
mahkemece kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 2.7.2004 T. E: 13384, K: 17655
III- Şikayete konu, Mersin Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/479 E., 1.7.2003 tarihli ihtiyati tedbir kararında, satış işlemleri
yapılan 127 ada ….parseldeki taşınmazın tapu kaydına, «başkalarına devir ve temlikinin önlenmesi için tedbir konulduğu»
anlaşılmaktadır. Sözü edilen bu ihtiyati tedbir taşınmazın rızai devir ve temliklerini önleyici nitelikte olup, icra dosyasına da
atıf yapılmadığından, cebri icra yolu ile satışı engelleyecek nitelikte değildir. Ayrıca mahkemece yargılama sonucunda verilen
kararda «131 Ada 1 Parseldeki konu 127 Ada 1 parselle ilgili tedbirin devamına ve tapu kaydının iptaline» ilişkin bir ibare
bulunmadığı da görülmektedir.
Bu durumda icra müdürlüğünün «satış işlemlerinin yapılmamasına» yönelik kararı doğru olmadığından, mahkemece
«alacaklının şikayetinin kabulüne» karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 3.6.2004 T. E: 10790, K: 14048
about:blank
Sayfa 1 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:33
IV- Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/238 esas sayılı dosyası üzerinden verilen 09.04.1959 tarihli ihtiyati tedbir
kararı, borçluya ait taşınmazların üçüncü kişilere rızaen devir ve temlikinin önlenmesine yönelik olup, bu taşınmazların cebri
icra ile satılmasını önleyici nitelikte değildir. İcra müdürlüğünce satış isteminin anılan ihtiyati tedbir kararının satışa engel
teşkil ettiğinden bahisle reddine dair 23.12.2002 tarihli kararı doğru değildir. Mahkemece anılan icra müdürü kararına
yönelik şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
12. HD. 27.4.2004 T. E: 7667, K: 10410
V- Şikayete konu tedbir kararında, «haczedilen otonun 3. kişilere devrinin önlenmesi» için tedbir kararı verildiğinden, sözü
edilen bu tedbir kararı rızai devirleri önleyici nitelikte olup, cebri icra yolu ile satışı engelleyici nitelikte değildir. Bu nedenle
icra müdürlüğünce tedbir kararının uygulanmaması gerekirken, uygulanmasının kabul edilmesi ve merciice anılan hususa
ilişkin şikayetin reddi doğru değildir.
12. HD. 26.1.2004 T. E: 24111, K: 1370
VI- İncelenen «tedbir kararı»nın, cebri icra yolu ile sürdürülen takipleri kapsamadığının anlaşılmasına, tarafların karşılıklı iddia
ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz
sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun merci kararının İİK’nun 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca
onanmasına...
12. HD. 8.5.2003 T. E: 7853, K: 10497
VII- Merciin ihalenin feshi kararına dayanak yapılmış olduğu İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin, 5. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ve 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin tedbir kararlarında takip alacaklıları taraf
olmadıkları gibi tedbir kararı içeriklerinden, cebri icra yolu ile satışın önleneceğine ilişkin bir ibare de bulunmamaktadır. Bu
durum karşısında, sözü edilen tedbir kararları ihalenin feshine konu satışı engelleyici nitelikte değildir. Kaldı ki, tedbir kararını
veren mahkemelerden alınan yazılarda ve verilen kararlarda keza Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin bozma ilamında tedbir
kararlarının cebri icra yolu ile satışı önlemeyeceği de açıklanmış olup, 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir kararı
da «davanın reddine» karar verilmekle mürtefi olmuştur. Mercice diğer ileri sürülen fesih sebepleri incelenerek oluşacak
sonuca göre karar verilmesi gerekirken, taşınmazın cebri icra yolu ile satışını engelleyici mahiyette olmayan tedbir
kararlarının ihalenin feshi nedeni olarak kabul edilmesi isabetsizdir.
12. HD. 14.12.2000 T. E: 19024, K: 19931
VIII- İİK. 134/2. maddesi gereği ihalenin feshini Borçlar Kanununun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere,
yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler talep edebilir.
İhalenin feshini isteyen müşteki davacı, Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 3.11.1997 tarih ve 97/469-414 sayılı kararı ile
borçlusu Orhan Yılmaz’ın gayrimenkul malları ile 3. şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir koydurmuştur. Bu
ihtiyati tedbir kararı içeriği itibariyle, borçlunun sadece rızai temlik ve tasarruflarının önlenmesi amacına yöneliktir. Cebri icrayı
ve satış engelleyen herhangi bir hüküm içermemektedir.
Bu durumda lehine ihtiyati tedbir konulan Die Sparkasse In Bremen, taşınmazların tapu kaydına ihtiyati tedbir
koydurduğundan bahisle taşınmazların cebri icra yoluyla satışını engellemeyeceği gibi bu yolla satışı yapılan bir taşınmaz
için İİK. 134/2. maddesinde sayılan ve tapu sicilindeki ilgililerden sayılamaz. Bu nedenle ihalenin feshi talebinin reddi
gerekirken kabulü isabetsizdir.
12. HD. 25.3.1999 T. E: 2899, K: 3977
about:blank
Sayfa 2 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:35
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 111 : Taksitle ödeme
7 - İhtiyati haciz sırasında yapılan taahhüdün geçerli olmayacağıİcra emri tebliğinin zorunluluğu karşısında, icra kefili olan sanığın kendisine icra emri tebliğ edilmeden kefaletle birlikte
ihtiyati haciz safhasında yaptığı ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, yazılı biçimde mahkumiyetine
karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
17. HD. 22.4.2004 T. E: 1225, K: 5073
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:37
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 127 : Ayrıca tebliğler
25 - Satış ilanı tebliğ edilmemiş olan şikayetçinin dava açma süresi belirlenirken, ”ihaleden haberdar olma
durumu”nun tanık dinlenerek saptanamayacağıİİK. nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Bu işlemin
yapılmamış veya usulsüz yapılmış olması başlı başına ihalenin feshini gerektirir. ÜKnun 134/2.maddesi hükmü gereği
ihalenin feshini ilgililer ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden
muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. Öte yandan, anılan Kanunun 6. fıkra hükmüne
göre satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa
şikayet süresi ıttıla tarihinden başlar. Şu kadarki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi geçemez.
Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü, tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde bunun tahkik şeklini ve
yöntemini göstermemiştir. O halde, hakim, her somut olayın özelliğini, cereyan şeklini, gerçekleşen maddi olguları en ufak
ayrıntılarına kadar gözönünde bulundurup, iddiayı tahkik etmelidir. Dairemizin süregelen yerleşmiş uygulaması, Hukuk
Genel Kurulunun 7.4.1982 tarih, ve 1377-337 sayılı kararında öngörülen yukarıdaki ilkeye uygun biçimde devam etmektedir.
Somut olayda, borçlu Ahmet Sarılar adına çıkarılan satış ilamnın, kendisiyle birlikte aynı konutta ikamet ettiğini beyan eden
yeğeni Harika Sarılar imzasına tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu hali ile tebliğ işleminin 7201 Sayılı Tebligat Kanununun
lö.maddesine göre yapıldığı görülmektedir. Borçlu vekili icra mahkemesine 13.04.2009 tarihinde yaptığı başvurusunda,
tebliğ evrakını alan Harika Sarılar'ın müvekkilinin yeğeni olup, aynı konutta ikamet etmediklerini, adı geçenin aynı
apartmanda farklı bir dairede oturduğunu ve adı geçen ile birlikte oturmadığını ve tebliğ işleminin usulsüz olduğunu, ihaleyi
09.04.2009 tarihinde öğrendiğini ileri sürerek, 26.03.2009 tarihli ihalenin feshini istemiştir.
7201 Sayılı Tebligat Kanununun 32.maddesi gereğince, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğ işleminden
haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilir.
Hukuk Genel Kurulunun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere öğrenme tarihinin aksi
tanık beyanıyla ispat edilemez.
Öte yandan, satış ilanı tebliğ edilmeyen şikayetçinin dava açma süresi belirlenirken ihaleden haberdar olma durumu tanık
dinleme yolu ile saptanamaz. (HGK.nun 25.3.1998 tarih ve 1998/12-233 248 K.)
Bu durumda, öncelikle tebliğ işleminin 7201 Sayılı Tebligat Kanununun lö.maddesine uygun yapılıp yapılmadığı
değerlendirilmelidir.
Konu ile ilgili 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 16.maddesi; "Kendisine tebligat yapılacak şahıs, adresinde bulunmazsa,
tebliğ kendisiyle birlikte aynı konutta oturan kimselere veya hizmetçilerden birine yapılır" yasal düzenlemesini içermektedir.
4829 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile Tebligat Kanununun 16. maddesinde "birlikte oturan ailesi efradı" ibaresi "aynı
konutta oturan kişiler" şeklinde değiştirildiğinden, muhatap adına kendilerine tebligat yapılacak aynı konutta oturan kişiler,
aile fertleri, yakın ve uzak akrabalar veya hizmetçilerinden biri olabileceği gibi, bu kimseler dışında kalan ancak muhatapla
birlikte oturan diğer kimseler de olabilecektir. Muhatapla birlikte oturma şartının gerçekleşmiş sayılabilmesi için, muhatap ile
aynı çatı altında oturmak yetmeyip, aynı daireyi paylaşmış olmak gerekir.
Tebliğ evrakını alan Harika Sarılar'ın borçlunun kardeşi ibrahim Sarılar'ın kızı olup, borçlu ile kardeşinin aynı apartmanda,
fakat farklı dairelerde oturduğu, tanık beyanları ile de doğrulanmıştır. Bu durumda, satış ilam tebliğ edilen Harika Sarılar'ın,
tebliğ işleminin muhatabı borçlu ile aynı konutta oturmadığı anlaşılmış olmakla, anılan tebliğ işlemi 7201 Sayılı Tebligat
about:blank
Sayfa 1 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 21:37
Kanununun 16. maddesine uygun yapılmadığından usulsüzdür.
7201 Sayılı Tebligat Kanununun 32. maddesi gereğince borçlunun usulsüz tebliği öğrendiğini bildirdiği 09.04.2009 tarihi
tebliğ tarihi kabul edileceğinden, borçlu vekilince 13.04.2009 tarihinde yapılan fesih isteminin İİK. nun 134/6.maddesinde
öngörülen yasal süre içinde yapıldığının kabulü gerekir.
O halde mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin süre
yönünden reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun
428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA)...
12. HD. 21.09.2010 T. E:8233, K:20482
about:blank
Sayfa 2 / 2
Download

İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ Madde 85 : Taşınır ve taşınmaz