SAKARYA ÜNİVERSİTESİ
İSLAM TARİHİ II
Hafta 14
Prof. Dr. Levent ÖZTÜRK
Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi’ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun
olarak hazırlanan bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan ders içeriğinin tümü ya da
1 veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve
bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt
dağıtılamaz.
Her hakkı saklıdır © 2012 Sakarya Üniversitesi
14
ÜNİTE
Müslüman Türk Devletlerinde
İlmî ve Kültürel Hayat
İÇİNDEKİLER
14.1. İlmî Hayat
14.2. Kültürel Hayat
HEDEFLER
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
 Türk İslâm devletlerinde ilme verilen değeri anlatabilecek,
 Ünitemizde ele aldığımız devletlerde yetişmiş bilim insanlarını
listeleyebilecek,
 Ekonomik gelişmeler ile ilmî çalışmalar arasındaki ilişkiyi
yorumlayabilecek,
 İlmî hayatı destekleyen kurumsal yapıların Türk İslâm devletlerindeki
tarihsel gelişimini açıklayabilecek,
 Türk İslâm devletlerindeki kültürel hayatla ilgili önemli kesitleri
tekrarlayabilecek,
 Olumlu veya olumsuz siyasî hâdiseler ile ilmî ve kültürel gelişmeler
arasındaki ilişkiyi çözümleyebilecek,
 Türklerin İslâmiyet’e ve ilme verdikleri değeri saptayabileceksiniz.
2
ÖNERİLER
Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce;
 Hasan İbrahim Hasan’ın, Siyasî Dinî Kültürel Sosyal İslâm Tarihi (trc. İsmail
Yiğit v.dğr., I-XI, İstanbul 1985-1986) adlı eserinden ilgili bölümleri
okuyunuz.
 Philip K. Hitti’nin, Siyâsî ve Kültürel İslâm Tarihi (trc. Salih Tuğ, İstanbul
1980) isimli eserinden ilgili bölümü okuyunuz.
 Diyanet İslâm Ansiklopedisinden ilgili maddelerin ilim ve kültür bölümlerini
gözden geçiriniz.
 Müslüman Türk Bilim Adamları, Müslüman Türk Bilim Öncüleri vb.
başlıklarla internet üzerinden tarama yaparak karşınıza çıkan bilim
insanlarının hangi devlet zamanında yaşadığını araştırınız.
 http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/biliminsanlari/caginiasanlar/index.
htm sayfasını inceleyiniz [Bilim ve Teknik Dergisinin resmi sitesi, Basın İçin
Haberler bölümü, Bilim insanları kısmının Çağını Aşanlar başlığı].
3
Müslüman Türk Devletlerinde
İlmî ve Kültürel Hayat
14.1. İLMÎ HAYAT
Bu ünitede Müslüman Türk devletlerini sırasıyla ele alarak ilme verdikleri değeri,
gerçekleştirilen ilmî çalışmaları ve önemli bazı eserleri zikretmeye çalışacağız.
Daha önceki bilgilerimizden hatırlayacağınız üzere Tolunoğullarının Mısır’daki
hâkimiyetleri kırk yıl kadar sürmüştü. Tolunoğullarının iktidarı oldukça kısa bir zaman
dilimine denk gelmesine rağmen muhtelif sahalarda önemli gelişmeler yaşanmıştır.
Bunda Ahmed b. Tolun ve haleflerinin ilme ve ilim adamlarına gösterdikleri saygı önem
arz etmektedir. Bu saygı ve destekde bizzat Ahmed b. Tolun’un Sâmerrâ’da iyi bir
eğitim almış olması önem arz etmiştir. Onun Türkçe ve Arapça şiir yazdığı, buna ilave
olarak musikiye meraklı olduğu bilinmektedir.
Tolunoğulları döneminde çeşitli ilim dallarında birçok çalışma yapılmıştır. Hiç
kuşkusuz bunların başında edebiyat gelmektedir. Dil ve gramer çalışmalarının da
önemsendiği bu süreçte bazı âlimler, hanedan mensuplarına özel eğitim vermiştir. Bu
dönemde Ahmed b. Tolun’un hayatını yazan Abdullah b. Muhammed el-Belevî önemli
bir tarihçidir ve Sîretü Ahmed b. Tûlûn adlı eseri günümüze gelmiştir. Tolunoğulları
döneminde fıkıh, kıraat alanında da önemli âlimler yetişmiştir.
Tolunoğulları döneminde Ahmed b. Tolun’un yaptırmış olduğu hastane aynı
zamanda bir tıp eğitim merkezi idi. Onun burada kurdurmuş olduğu kütüphane daha
sonra İhşidîler tarafından kullanılmıştır.
İhşidîler döneminde özellikle Kâfûr’un saltanat nâibi olduğu dönemde ve kendi
iktidarı yıllarında ilim adamları özel bir himaye gördü. Bunda Abbâsî Devleti’nin
başkenti Bağdat’ın Şiî Büveyhî hanedanlığı tarafından işgal edilmesi ve Mısır’da daha
huzurlu bir ortamın mevcudiyeti etkili olmuştur. İhşidî Devleti tarafından himaye gören
âlimler arasında İbnü’d-Dâye, Kindî, Abdullah el-Fergânî, İbn Zulâk ile şair Mütenebbî
zikredilebilir.
İtil Bulgarları arasında da İslâm yayıldıktan sonra ilme gösterilen teveccüh oldukça
yüksektir. Pek çok sayıda Bulgarî nisbeli bilim insanın bulunması bunu açıkça
göstermektedir. Bulgar kadısı Numan b. Yakub el-Bulgarî (ö. 559/1164), Ebü’l-Alâ
Hamid el-Bulgârî bunlar arasında zikredilebilir. İtil Bulgarlarının kendi dönemlerindeki
Ruslara nazaran daha yüksek bir bilgi seviyesine sahip oldukları, çeşitli bilim dallarında
pek çok bilim insanının yetiştiği bilinmektedir.
4
Karahanlılarda da ilim ve kültür zengin bir biçimde gelişmiştir. Balasagun ve Kaşgar
gibi hükümdarlığın en uzak coğrafyalarında bile ilim ve kültür hayatı oldukça canlı idi.
Kaşgar kenti özellikle ilmin ve kültürün merkezi haline gelmişti. Doğuda Çin ve Uygur
kültürlerinin tesiri görülürken, batıda İran-İslâm kültürünün etkisi daha fazla
hissedilmekteydi.
Karahanlılar döneminde batı topraklarında Buhara ve Semerkant iki önemli ilim
merkezi oldu. Karahanlılar döneminde Buhara ve Semerkand’da birçok medrese
kuruldu. Bu medreselerde Kâşânî, Kündî, Elmâî, Harkânî, Nesefî, Pezdevî gibi önde
gelen âlimler yetişti. Buğra Kara Hakan Ebû İshak İbrahim b. Nasr’ın yaptırdığı
Semerkant’taki medrese oldukça şöhret sahibi idi. Buhara’da Hanefi mezhebine mensup
âlimleri yetiştirmek üzere kurulmuş sadr-i cihanlar, masrafları devlet tarafından
karşılanmak üzere kurulmuştu. On birinci ve on ikinci yüzyıllarda Karahanlıların hâkim
olduğu coğrafyada üç yüzü aşkın fakih yetiştiği ve onların da dört yüze yakın eser
bıraktığı bilinmektedir. Diğer sahalarda da yüzlerce eser kaleme alındı. Ancak bütün
bunlardan öte Karahanlılar döneminde Kur’ân-ı Kerîm’in ilk defa Türk diline tercüme
edildiği unutulmamalıdır.
Karahanlılar döneminde yazılan Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig adlı eseri, Türk
kültürü hakkında bilgi sunan en zengin kaynak hüviyetine sahiptir. 1069 veya 1070
yılında yazılan eser, aruz vezninde altı bin beş yüz beyitten oluşmaktadır. Eser Kaşgar
Hâkânî lehçesiyle yazılmıştır. İdeal devlet modelini, hakanın vazifelerini ve çevresiyle
ilişkilerini kaleme alan siyasetnâme türündeki bu eser, aynı zamanda İslâm kültürünün
Türk kültürüne ne kadar derin tesir ettiğini göstermektedir. Eser, Tamgaç Buğra Kara
Hakan Ebû Ali Hasan b. Süleyman’a sunulmuştur. Eserde dile getirilen tavsiye ve
hakikatlerin Kurân ve Hadis kültürünün tesirinde yazılmış olduğu görülmektedir.
Almaî’nin Târîhu Kaşgar’ı dönemi anlatmakla birlikte günümüze gelmemiştir.
Kaşgarlı Mahmud’un Divânü Lügâti’t-Türk’ü 1072-1077 yılları arasında Bağdat’ta,
Arap dünyasına Türkçeyi ve Türk kültürünü tanıtmak üzere kaleme alınmış bir eser olup
bugün dönem hakkında en zengin malzeme ve bilgi sunan kaynak eser özelliğini
korumaktadır. Selçukluların hâkimiyetinde bulunan Bağdat’ta 1077 yılında Abbâsî
Halifesi Muktedî-Billah’a (1075-1094) sunulmuştur.
Uygur alfabesiyle kaleme alınmış olan Edib Ahmed Yüknekî’nin Atabetü’l-Hakâik
adlı eseri yine bu dönemden günümüze gelen bir çalışmadır. Eser ahlak kitabı
mahiyetinde bir nasihatler manzumesidir.
Yesevîliğin kurucusu Ahmed Yesevî’nin (ö. 1167) dizeleri de Hikmet adlı eseriyle
günümüze ulaşmıştır. Hece vezni ile yazılan bu eser, Yunus Emre üzerinde en fazla tesir
uyandıran eser ve üsluplardan birisidir.
Müslüman Türk Devletlerinin pek çoğunda Ehl-i Sünnet anlayışının hâkim olması en
belirgin özellik olarak karşımıza çıkmaktadır.
5
Hint coğrafyasında İslâmiyet’in yayılması için büyük çaba sarf eden Gazneli
Mahmut aynı zamanda Ehl-i Sünnet anlayışının yerleşmesi için de büyük çaba sarf
etmiştir. O, özellikle Fâtımîlerin Abbâsî Devleti üzerindeki baskıyı azalttı ve Fâtımî
dâilerini engellemeye çabaladı. O, aynı zamanda Batınî akımlarla ve Mutezilî görüşlere
sahip kişilerle de mücadele etti.
Gazneli Mahmut, sarayında Hanefî ve Şâfiî âlimlerini kabul ederek birçok ilmî
meclise hâmilik yaptı. Gazneli Mahmut ve Mes‘ûd, birçok şairi de kendi saraylarına
davet etmişlerdir. Gazneliler döneminde edebiyatın çok geliştiği kabul edilir. Şehname
müellifi Firdevsî dönemin en meşhur şairidir.
Şair Firdevsî ve Bîrûnî gibi âlimler Sultan Mahmut tarafından büyük bir destek
görmüşlerdir. Beyhakî Târîhu’l-Mesûdî adlı eserinde Gazneli Sultanı Sultan Mesud
dönemini anlatır. Utbî, Sebüktegin ve Mahmud dönemini kaleme almıştır. Gazneli
sarayında toplanan pek çok şair arasında Minuçihrî ve Ferrûhî gibi Türkler de
bulunuyordu. Sultan Mahmud’un sarayındaki şairlerden en meşhuru Şehnâme yazarı
Firdevsî’dir. Sultan Mahmud Hârizm’den gelen hristiyan bilgin Ebü’l-Hayr İbnü’lHammâr’ı da himaye etmiştir.
Sultan Mahmud, Hârizm’i ele geçirdiği zaman (1017), Ebû Reyhân el-Bîrûnî’yi
Gazne’ye getirdi. Sultan Mahmud ona büyük değer verdi. O, Sultan Mahmud’la pek çok
Hindistan seferine katıldı. Hindistan ile ilgili gözlemlerini Tahkîk mâli’l-Hind adlı
eserinde kaleme aldı. Aynı değer ve ilgi, Gazneli sultanları Mes‘ûd ve Mevdûd
tarafından kenisine sunuldu. Astronomi ile ilgili eseri Kânûnü’l-Mesûdî’yi Sultan
Mes‘ûd’a sundu. Sultan Mevdûd’a ithafen de Kitâbü’l-Cemâhir fî Ma‘rifeti’l-Cevâhir
adlı mineraller ve taşlarla ilgili eserini sundu.
Gazneliler döneminin önde gelen tarihçisi Utbî, Yemîdüdevle unvanını alan Sultan
Mahmud adına Târîhu’l-Yemînî adlı eserini yazmıştır. Bu kitap, 975-1021 yıllarını
anlatmaktadır. Utbî yanında Gerdizî, Beyhakî ve İbn Hassûl da dönemin önde gelen
tarihçilerindendir.
Gazneliler döneminde önemli medreseler inşa edildi. Sultan Mahmud döneminde
kurulan Beyhakiyye, Safdiyye, Ebû Sa‘d el-Esterâbâdî ve Ebû İshak el-İsferâyânî
adındaki dört medrese, İslâm kültürünün önemli ilim merkezlerinden olmuştur.
Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri, Gazne sarayında yetişmiştir. Gazneli Sultanı
İbrahim her yıl Kur’ân istinsah ederek onu çeşitli hediyelerle Mekke’ye gönderirdi.
Gazneliler döneminde tasavvuf hareketi de oldukça güçlüydü. Ali b. Abdullah elCürcânî, Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Abdülkerim b. Havâzin el-Kuşeyrî önde gelen
isimler arasında yer alır.
Hârizmşahların Me’mûnîler hanedanı (), ilim ve edebiyat alanında bilim insanlarını
desteklerdi. İbn Sînâ, Bîrûnî, İbnü’l-Hammâr, Ebû Mansûr es-Seâlibî gibi meşhur
âlimler, Me’mûnî hükümdarı Ebü’l-Abbâs II. Me’mûn’un himayesini görmüşlerdi.
6
Özellikle miladi on ikinci yüzyılda, idare merkezi olan Gürgenç en seçkin âlim ve
sanatkârların buluştuğu yer haline geldi. Aynı şekilde Hârizmşahların hâkimiyetinde
bulunan Buhara ve Merv kentleri de ilim merkezi haline geldi. Medreselerinin ve
kütüphanelerinin çokluğu ile dikkatleri çeken bu dönem Moğolların işgallerinin
öncesine tesadüf etmektedir.
Hârizm bölgesi İslâm hâkimiyetine girdiği andan itibaren Sünni bir yapıya sahipti.
Bu bakımdan Hârizmşahlar hâkimiyetleri altında bulunan bölgelerde bu yapıyı
korumaya itina göstermişlerdir. Özellikle Hanefîlik ve Şâfiilik özel bir himaye
görmüştür. Özel medreseler açılmış ve eğitim verilmiştir. Bu dönemde ön plana çıkan
âlimler arasında Zemahşerî, Fahreddîn er-Râzî, Necmeddîn el-Kübrâ, Şehristânî gibi
isimler yer aldı. Moğol istilası ile birlikte birçok âlim Hindistan, Suriye, Mısır ve
Anadolu’ya göç etti.
Hârizmşahlar toplumunda seyitler, diğer Türk devletlerinde olduğu gibi özel bir
hürmet görüyordu. Din âlimleri de özel bir sınıf oluşturmuş idi. Hârizmşahların dini
hayatında tarikatlar da önemli bir rol üstlenmiştir. Irak ve Horasan bölgesinde on birinci
yüzyılda kendisini hissettiren tarikatlar, on ikinci yüzyıl Hârizmşah toplumunun da can
damarını oluşturmuşlardı. Hânkâh adı verilen büyük merkezler dervişlerin yetiştirildiği
kurumlar haline gelmiştir. Hârizm’de büyük nüfuz sahibi olan mutasavvıf Necmeddin
Kübra, Moğollara karşı savaşırken şehit olmuş (ö.1221); hakkında birçok menkıbe
meydana getirilmiştir. Ahmed Yesevî ve müritlerinin Hârizm bölgesinde de derin
tesirleri bulunuyordu.
Hârizmşahlar döneminde başta başkent Gürgenç olmak üzere Herat, Belh, Merv ve
Nişâbûr gibi kentler ilim merkezleri olarak ön plana çıkmışlardı.
Hârizmşahlar döneminde başkent Gürgenç, Horasan bölgesiyle yarışacak kadar ilim
ve kültür noktasında yüksek seviyede idi. Kütüphaneler oldukça zengindi.
Hârizmşahlar’ın hâkimiyetinde bulunan tüm kentlerde birden fazla kütüphane
bulunuyordu. Sadece Merv’de on kütüphane vardı. Merv’deki bazı kütüphanelerin onar
bini aşkın kitaba sahip olduğu göz önünde bulundurulursa bu canlılığın mahiyeti daha
iyi anlaşılacaktır.
Selçuklular döneminde ilim ve kültür hayatı oldukça gelişmişti. Başta hükümdarlar
olmak üzere vezirler emirler pek çok medrese inşa etmişlerdir. Büyük Selçuklu
Devleti’nin kuruluşundan itibaren bu medreselerin inşa edildiği bilinmektedir. Tuğrul
Bey Nişâbur’da, Çağrı Bey Merv’de, Alp Arslan Bağdat’ta medrese yaptırdılar. Vezir
Nizâmülmülk’ün inşa ettirdiği Nizâmiye medresesi bunlar içinde en meşhur olanıydı.
Medreselerde müderris, vaiz, kütüphaneci, muallim, gramerci bulunurdu. Medreselerde
Kur’ân, fıkıh, tefsir, hadis, nahiv, sarf, dil ve edebiyat dersleri okutulurdu. Nizâmiye
medresesinde dini bilgiler yanında tıp gibi bilim dalları da okutulurdu. Melikşah
döneminde bir rasathane kuruldu (1074). Matematikçi ve astronomi âlimi Ömer
Hayyam rasat işleriyle meşgul oldu. O ve mesai arkadaşları Melikşah’ın “Celâlüddevle”
7
unvanına nispetle Celâlî takvimini hazırladılar. Ebû Mansûr Abdurrahman Hâzinî,
Sultan Sencer döneminde yaşadı. Astronomi ve fizik sahasında önemli çalışmaları
vardı.
Selçuklular döneminde yetişmiş ünlü âlimler arasında Cüveynî, Şehristânî, İbnü’lCevzî, Gazzâlî, Serahsî yer alır. Büyük Selçuklular devrinde edebiyat sahasında Farsça
gözde idi.
Tefsir ilminde Büyük Selçuklular döneminde önemli çalışmalar yapılmıştır. Eserlerin
tamamına yakını telif olup kullanılan dile çoğunlukla Arapçadır. Rivayet tefsirinde
Vâhidî, Beğâvî, İbnü’l-Cevzî; işârî tefsirde Kuşeyrî; ilmî tefsirde Gazzâlî ve Râzî; Şia
tefsirinde Tûsî ve Tabersî gibi müfessirler bu dönemde yetişmiştir.
Anadolu’da ilmî faaliyetler, 1071-1178 yılları arasında Sivas, Tokat, Amasya,
Kayseri, Malatya civarında hüküm süren Dânişmendliler döneminden itibaren başladı.
Bu beyliğin kurucusu Melik Ahmed Gazi, bilge bir kişi olduğu için kendisine
Dânişmend denilmiştir. Melik Ahmed Gazi, fetihlere devam ederken aynı zamanda ilmî
çalışmaları desteklemiş, birçok ilim ve fikir adamını himaye etmiştir. Anadolu’da inşa
edilen en eski medreseler Dânişmendliler zamanında Niksar, Tokat, Sivas ve Kayseri’de
yapıldı. Bunlar dışında Malatya birçok bölgeden gelen ilim adamlarının toplandığı bir
ilim kenti olma özelliğini kazandı. İran ve Süryanî kültürünün yoğun bir şekilde
hissedildiği kent Tokat gibi şehzadelerin ilim tahsil ettikleri merkez oldu. Selçuklu
sultanlarının İran şahlarının ad ve unvanlarını kullanmalarında bunun etkisi
bulunmaktadır. I. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in tahta ikinci defa geçiş döneminde
Malatya’ya Meşhur sufi İbnü’l-Arabî, Anadolu Ahi Teşkilatının kurucusu Şeyh
Nasîruddîn Mahmud, Evhadiye tarikatinin kurucusu Evhaduddîn Kirmânî gibi pek çok
âlim gelmiştir.
Anadolu’da inşa edilen en önemli medreseler şunlardır: Konya’da İpekçi Medresesi
(Altun Aba Medresesi), Sırçalı Medresesi, Karatay Medresesi; Kayseri’de Sahibiyye,
Sivas’ta Gök Medrese; Kırşehir’de Caca Bey…
Moğolların İslâm ülkelerini hâkimiyetleri altına almaları üzerine Moğol istilasından
kaçarak Anadolu’ya gelen birçok ilim adamı Anadolu’daki fikrî hayatı derinden
etkilemiştir. Moğolların 640 (1243) yılında Anadolu’yu hâkimiyetleri altına almaları ile
başlayan süreç tasavvuf hareketlerinin artmasına neden olmuş; mistik eğilim ve yaşama
rağbet artmıştır. Bu dönemde fen bilimlerine ilginin azaldığı ve tasavvufî mahiyette
eserlerin sayısının arttığı bilinmektedir. Bununla birlikte Anadolu coğrafyasında
astroloji kültürünün çok yaygın olduğu ve sultanlara bu hususta birçok eser takdim
edildiği görülmektedir. Bu tabiattan güç alan siyasetçinin insanlar üzerinde yarattığı
etkiye dayanmaktadır. Bunun yanında ilerleyen yıllar içinde on üçüncü asrın sonlarına
doğru astronomi, fizik, tıp, matematik gibi bilim dallarına ilgi duyulmuş, bunlarla ilgili
bilgileri almak üzere ilim yolculuğu yapanlar ile bu hususta kitap telif edenlerin sayısı
artmıştır. Anadolu’nun birçok yerinde inşa edilen Dârüşşifâ, Dârülafiye, Dârussıhha
8
aynı zamanda tıp eğitiminin verildiği kurumlar oldu. Diyarbekir Artuklular dönemi
bilginlerinden Cizreli Ebü’l-İzz’in otomatik makinelerin projelerini çizdiği çalışması
burada unutulmamalıdır.
Anadolu Selçukluları döneminde Türkler, medreseler dışında darüşşifa, rasathane,
gibi yapılarla Anadolu hayatına ilim önemli katkılar sağlamışlardır.
14.2. KÜLTÜREL HAYAT
Müslüman Türk devletlerinin sultan, emir veya devlet başkanları bulundukları
coğrafyalarda her zaman kültür hayatını desteklemişler, zenginleşmesi için özel çaba
sarf etmişlerdir. Hatta bizzat kendileri kültürün canlı kalmasına katkı sağlamışlardır.
Ahmed b. Tolun’un edebiyat ve musikiye olan merakı, Türkçe şiirler yazdığı bilinen
hususlardandır.
Sarayda önde gelen dil âlimleri veliahtları ve devlet adamlarının çocuklarını
yetiştirmek için özle çaba sarf ediyorlardı.
Müslüman Türk devletlerinin bir kısmında İslâm kültürüyle kaynaşma sürecine bağlı
olarak eski kültürlerinin devamı olan örf ve adetlere rastlanıyordu. İbn Fadlân’ın
ziyareti esnasındaki gözlemlerine göre Bulgarlar aile ilişkilerinde ve miras
meselelerinde İslamî kurallara uymuyorlardı. Ölen babaya kardeş varis olurdu. Bu arada
katl, fuhuş ve hırsızlığın cezası ölümdü.
Türk örfünün bir devamı olarak İtil Bulgarlarında resmi kabullerde hakanın yanında
karısı bulunurdu. Hükümdar çarşıdan geçerken herkes ayağa kalkar, başını açardı.
Bugün Anadolu Türk toplumunda olduğu gibi kadın erkek ilişkilerinde karşısındakini
kardeş olarak algılamaktan doğan daha rahat bir tutum izlenirdi. Ancak ahlakî açıdan
nezaket ve temel kurallar ön planda kalırdı. Zina en büyük suçlardan birisiydi.
Karahanlılar Devletine genel olarak baktığımızda devletin batı kısmının İran-İslâm
kültürünün, doğu bölümünün ise Çin ve Uygur kültürlerinin tesirinde olduğu
görülmektedir. Bu durum güçlü bir sentezin ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur.
Buna ilave olarak Türk kültürünün korunması adına da önemli gelişmeler yaşanmıştır.
Özellikle Türk-İslâm Edebiyatının ilk ve en önemli eserleri bu dönemde ve bu
coğrafyada vücuda getirilmiştir. Geçen seneki Osmanlı Türkçesi derslerinden
hatırlayacağınız üzere Türkçe, Uygur ve Arap alfabeleriyle yazılmıştır. Karahanlıların
kullandığı Türkçe’ye Karahanlı Türkçesi veya Hâkâniye Türkçesi denilirdi. Çağatay
Türkçesinin oluşumuna kadar Orta Asya’da müşterek olarak kullanılmıştır. Karahanlı
Türkçesi ile yazılmış olan Kutadgu Bilig, Divan-ı Lügâti’t-Türk, Divan-ı Hikmet gibi
örnek olarak zikredilebilir.
Türk kültüründe hükümdarlar çeşitli vesilelerle halka açık sofralar kurarlardı.
Ziyafete katılanlara yemek haricinde çeşitli hediyeler (diş kirası) verilirdi. Ayrıca
hükümdar düzenlenen ziyafet sonrasında kurulan ortamdaki eşyaları bağışlardı. Buna
yağma denirdi.
9
Gaznelilerde sarayda ve orduda Türkçe konuşulurdu. İlmî eserler Arapça yazılırdı.
Farsça da gelişmiş olmakla birlikte devletin resmî dili Arapçadır.
Hârizmşahlarda bazı üzücü hâdiseler sonucunda genel matem tutulduğu olurdu.
Sultan Sencer’in ölümü üzerine matem tutulduğu bilinmektedir. Genelde sultan
türbelerine iltica etmek suretiyle af dilemek bir âdet haline gelmişti. Ancak her zaman
işe yaramayabiliyordu.
Reaya çok geniş bir kesimi oluşturuyordu. Onların önde gelenleri dahi devlet
yönetimine alınmazdı. Hanedan mensuplarının ve önde gelen kişilerin tüccarlar
vasıtasıyla ticarete katılırlardı. Çarşılar sokaklarda üstü örtülü ve belli esnaflara ayrılmış
kısımlardan oluşurdu.
Hârizmşahlar toplumunu oluşturan bir kesim de işsiz ve fakirlerden oluşan ve
kendilerine rind denilen kişilerdi. Bunlara Horasan bölgesinde ayyâr ve şettâr adları
veriliyordu.
Hârizmşahlarda resmi yazışma dili Farsça idi. Türkçe ise saray erkânı ve orduda
kullanılıyordu. Halk arasında özellikle göçebe topluluklarda Türkçe’nin canlı kalmasını
sağlayan en önemli etkenlerden birisi Ahmet Yesevî’nin şiirleri ve sohbetleridir. Moğol
hâkimiyeti sırasında Rabguzî’nin yazdığı Türkçe Kısasu’l-Enbiyâ, on dördüncü asrın
başlarında Hârizm bölgesinde İslâmiyet’i henüz kabul etmiş veya tanımak üzere olan
kişilerin ihtiyacını karşılamak üzere kaleme alınmıştı.
Selçukluların tarih sahnesine çıktığı dönemde Abbâsî Halifesi Kâim-Biemrillah
(423-468/1031-1075) Şii Büveyhî iktidardan kurtulmak üzere Tuğrul Bey’i Bağdat’a
davet etmiş; sonuçta Selçuklular Büveyhî iktidarına son vermişti. Abbâsî halifeliği
manevî otoritesini sürdürmekle birlikte Selçuklular uzun yıllar siyasî hâkimiyeti
ellerinde bulundurdular. Selçuklular bu hâkimiyeti sağladıktan sonra sünnî anlayışın
hâmisi durumuna yükseldiler. Zira Selçuklular’da sünnî yapı hâkimdi. Hanefî ve Şafii
mezhepleri tercih ediliyordu. Bâtınî mezheplere karşı mücadele veriliyordu. Selçuklu
devletinde mezhepler arasında çatışmanın çıkmaması için gayret sarf ediliyordu.
Hristiyan ve Musevi unsurlar da din ve vicdan hürriyetinden olabildiğince istifade
ediyorlardı.
Selçukluların hâkim olduğu coğrafyalarda farklı din ve görüşlere hoşgörülü
yaklaşımı zengin fikir ve düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Anadolu’da on
ikinci yüzyılda başlayan bu hoşgörü yaklaşımı on üçüncü yüzyılda Mevlânâ Celâleddîn
Rûmî ve Yunus Emre gibi şahsiyetleri doğurmuştur. Anadolu Selçuklu coğrafyasında
yetişen âlimler arasında yer alan Kadı Burhâneddin (ö. 1211) eserini I.İzzeddîn
Keykâvus’a takdim etmiştir. On üçüncü yüzyılda yaşayan İbn Bîbî, Anadolu
Selçuklularının tarihini kaleme aldığı Evâmirü’l-Alâiyye adlı kitabıyla meşhur olmuştu.
Anadolu’da yaşayan, yetişen veya bulunmuş olan birçok mutasavvıf bulunmaktadır.
Bunların en meşhuru Muhyeddîn Arabî’dir (1165-1240). Konya’da yaşayan Muhyeddîn
Arabî’nin görüşleri öğrencisi Sadreddîn Konevî (ö. 1274) tarafından sürdürülmüştür.
10
Moğol akınlarından kaçan birçok ilim ve fikir adamının Anadolu’ya sığınması fikir
ve ilim hayatının zenginleşmesi bakımından önemli bir tesir oluşturdu. Mevlânâ
Celâleddîn Rûmî (ö. 1273) küçük yaşta babası Bahâeddîn Veled’le Konya’ya geldi
(1228). Bahâeddîn Veled, Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykûbad tarafından Konya’ya
davet edildi. 1231 yılında ölümü üzerine babasının görevleri Mevlânâ’ya verildi.
Mevlânân sağlığında bir tarikat kurmadı, bir şeyh gibi davranmadı. Ancak dönemini
devlet adamlarından ve halktan büyük sevgi ve saygı gördü. Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in
gürcü eşi Mevlânâ’nın sohbetlerinden istifade ediyordu. IV. Rükneddîn’in eşi Gömeç
Hatun da Mevlânâ’dan istifade edenler arasında yer aldı. 1266 yılında Moğollar
tarafından öldürülen Sultan IV.Kılıç Arslan’da Mevlânâ’yı sarayında ağırlayan sultanlar
arasında yer alır.
Mevlânâ’nın yaşadığı dönemde Selçuklu toprakları Moğol hâkimiyetinde idi.
İslâmiyet’i sathî bir şekilde kabul etmiş olan Babâî gibi çeşitli Türkmen kitlelerinin
faaliyetleri yoğundu. Farklı grup ve anlayışların çekiştiği bir ortamda, Mevlânâ’nın
birleştirici bir rol üstlendiği açıktır. Onun her kesimle irtibatı dostluğu pekiştirmiştir.
Cenazesinde her ırk ve dine mensup pek çok kişinin katılımı onun sağladığı sevgi
selinin en açık tezahürlerinden birisidir.
Din ve edebiyat sahasında Türkçenin en güzel dizeleri Yunus Emre (ö. 1320)
tarafından kaleme alındı. Yunus Emre’nin din farkı gözetmeksizin dile getirdiği dizeler
insanları Allah sevgisinde ve kâmil insan olma yolunda birleştirmiştir.
Selçuklular döneminde Kayseri’de teşekkül eden Ahi Teşkilatı yanında Türkmen
kadınları da Bâciyân-ı Rûm teşkilatını kurmuşlardır. Ahi teşkilatının kadınlar kolu olan
bu yapı, Türkmen şeyhi Evhaddüddîn Kirmânî’nin kızı ve Ahi Evran’ın eşi olan Fatma
Bacı liderliğinde teşekkül etmiştir.
Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu hristiyanları Bizans dönemine nazaran
daha mutlu bir yaşayışa ve din özgürlüğüne sahip oldular. Zaman zaman Antakya,
Malatya gibi kentlerde yaşayan halkların yöneticilerinden şikayetleri üzerine Selçuklu
sultanlarının bu kentleri daha kolay hâkimiyetleri altına aldıkları; onlara büyük bir
şefkat ve hoşgörü sergiledikleri bilinmektedir. Müslümanlarla hristiyanlar arasında çok
sayıda evliliğin gerçekleşmesi, bu evliliklerde hristiyanların kendi din ve inanç
özgürlüklerini rahatça yaşamaları bu hoşgörünün bir tezahürüdür. Selçuklu
vakıflarından Müslüman-gayrimüslim herkes faydalanabiliyordu. Kervansaraylar
herkese açıktı.
Anadolu Selçuklularının hoşgörü ve yardım özelliğinin en bariz örneklerinden bir
kısmı Haçlı ordularının yürüyüşü sırasında yaşanmıştır. Konrad yönetimindeki Alman
ordusunun Antalya’ya ulaşma çabası sırasında büyük kayıplar vermeleri, açlık vb.
sorunlarla yaralıların ortalarda bırakılması üzerine Anadolu topraklarında kalan bu
kişiler Selçuklu Türkleri tarafından gözetilmiş, yaralıları tedavi edilmiştir (1047). I.
Kılıç Arslan’ın Haçlılarla yaptığı çetin savaşlara rağmen hâkimiyetindeki hristiyan
11
halka müsamaha ile davrandı. Birlikte yaşamın tabii bir tezahürü olarak İslâm ve
Hristiyan kültürünün bazı değerleri birbiriyle meczolmuş, ortak değer şeklinde
dönüşmüştür. Aya Yorgi kutlamalarının Hızır-İlyas kutlamalarıyla aynı tarihe denk
gelmesi bunun ilginç örneklerinden birisidir. Anadolu ve Balkanlar’da birçok Aya
Yorgi’ye ait makam, kilise ve manastır Hızır-İlyas’a mal edilmiştir.
ÖZET
Türk-İslâm devletleri başlangıçtan itibaren sünnî ve genellikle hanefî bir yol
izlemişler; bâtınîlik ve Şiilik ile mücadele içinde olmuşlardır. Sultanların tamamı ilmi
ve âlimleri desteklemiştir. Âlimler gördükleri himayenin medyunu olarak ilim ve kültür
dünyasını aydınlatan önemli eserler vücuda getirmişlerdir. Türklerin İslâmiyet’i
benimsedikleri en erken tarihlerden itibaren büyük bir kısmı günümüze gelen maddîmanevî eserler bunun en açık delilidir.
Türklerin İslâm dünyasına girişleri ile başlayan süreçte kültürel etkileşim de
yaşanmıştır. Türkler İslâm dinini kabul ettikten sonra büyük ölçüde yaşam biçimlerini
şekillendirmiş iseler de eski Türk örf ve adetleri ile inançların bir kısmı devam etmiştir.
Bugün gerek Orta Asya gerekse Anadolu’da gözlemlenen yapı bunun bir işaretidir.
Türklerin İslâmiyet’i kabulü ve asırlar içinde kurdukları devletler ile ortaya çıkan
coğrafyada Balasagun’dan İznik’e, Sinop’tan Fustat’a geride bırakılan kültür mirası
Türklerin İslâmiyet’e verdiği değerin ve İslâm’ı yüceltme duygusunun en güçlü
tezahürüdür.
14.6. DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi Gazneli sarayının önde gelen şairlerinden birisidir?
a) İbn Zulâk
b) Mütenebbî
c) İbn Dâye
d) Firdevsî
e) Sülemî
2. Aşağıdaki Türk Devletlerinden hangisinde Kur’ân-ı Kerîm ilk defa Türkçeye
tercüme edilmiştir?
a) Gazneliler
b) Tolunoğulları
c) Selçuklular
12
d) İhşidîler
e) Karahanlılar
3. Bir ahlak kitabı hüviyetine sahip Atabetü’l-Hakâyık adlı eserin müellefi
aşağıdakilerden hangisidir?
a) Kaşgarlı Mahmud
b) Yunus Emre
c) Edib Ahmed Yüknekî
d) Yusuf Has Hâcib
e) Mevlânâ
4. Meşhur sufi İbnü’l-Arabî, Anadolu Ahi Teşkilatının kurucusu Şeyh Nasîruddîn
Mahmud, Evhadiye tarikatinin kurucusu Evhaduddîn Kirmânî gibi pek çok
âlimin geldiği ve faaliyet gösterdiği Anadolu Selçuklu kenti aşağıdakilerden
hangisidir?
a) Tokat
b) Malatya
c) Kayseri
d) Antalya
e) Konya
5. Aşağıdakilerden hangisi Gazneli sultanları tarafından himaye gören âlimlerden
birisi değildir?
a) Utbî
b) Bîrûnî
c) Beyhakî
d) Firdevsî
e) İbnüddâye
Cevap Anahtarı: 1. d, 2.e, 3. c, 4. b, 5.e.
14.7. KAYNAKLAR
Yazıcı, Nesimi, “İlk Türk-İslâm Devleti: İtil (Volga) Bulgar Hanlığı (VII-XV.
Yüzyıllar)”, Diyanet İlmi Dergi, XXIX/1 (Ankara 1993), s. 57-69.
Yazıcı, Nesimi, İlk Türk-İslâm Devletleri Tarihi, 6. Baskı, Ankara 2007.
13
Palabıyık, M.Hanefi, “Gaznelilerin Hindistan Seferleri”, Ekev Akademi Dergisi,
XI/32 (Erzurum 2007), s. 139-152.
Özaydın, Abdülkerim, “Hârizm”, DİA, XVI (İstanbul 1997), s. 217-220.
Taneri, Aydın, “Hârizmşahlar”, DİA, XVI (İstanbul 1997), s. 228-231.
“Karahanlılar”
Çetin, Osman, Türk-İslâm Devletleri Tarihi, İstanbul 2009.
Hasan İbrahim Hasan, Siyasî Dinî Kültürel Sosyal İslâm Tarihi (trc. İsmail Yiğit
v.dğr.), I-VI, İstanbul 1985-1986.
Hitti, Philip K., Siyâsî ve Kültürel İslâm Tarihi (trc. Salih Tuğ), İstanbul 1980.
Merçil, Erdoğan, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, 6. Baskı, Türk Tarih Kurumu
Yayınları, Ankara 2011.
Sayılı, Aydın, “Bilimin Tarihsel Gelişmesine Türklerin Katkıları”, Uluslar arası
İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri:
Ankara 1985, Ankara 1990, s. 5-10.
Kartal, Ahmet, Şiraz’dan İstanbul’a: Türk-Fars Kültür Coğrafyası Üzerine
Araştırmalar, İstanbul 2010, s. 344-359.
Paydaş, Kazım, “Mevlânâ Celâleddin’in Anadolu Selçukluları İle Olan
Münasebetleri”, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVIII
(Temmuz Aralık 2007), s. 23-35.
Özgel, İshak, “Büyük Selçuklular Döneminde Tefsir İlmi ve Müfessirler”,
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V/2 (2005), s. 31-51.
Şeker, Mehmet, “Milletimizin Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi”, Dinin
Dünya Barışına Katkısı, Ankara 2006, s. 110-134.
Yazıcı, Nesimi, “Osmanlı Öncesinde Anadolu’da Müslüman Türklerde Hoşgörü
ve Birarada Yaşama Kültürü Üzerine Bir Değerlendirme Denemesi”, Uluslar
arası Türk Dünyasının İslâmiyete Katkıları Sempozyumu, Isparta 2007, s.
335-345.
Muheymid, Ali b. Salih, “Karahanlılar ve İslâm’ın Yayılmasındaki Katkıları (trc.
Ali Aksu), Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, V/1 (Sivas
2001), s. 281-309.
14
Download

Sakarya İlitam İsl - herodevyapilir.com