“Katliamdan önce Merdin’in Derik Köyü’nde sadece Ermeniler yaşardı; sadece Ermenice
konuşulurdu. Ter Petros adında bir papaz vardı; Türkler onu dört ayaküstünde durdurup,
eşeğe biner gibi sırtına bindiler ve sırtına ve boynuna bıçaklar soktular; o ise: ‘Ey İsa! Kurtar
bizi!’ diye haykırıyordu.
Türkler bunun üzerine öfkelerinden daha da kudurarak: ‘Mesih’i çağır ki, gelsin sana yardım
etsin’ diyorlardı.
Eski soyadımız Papoğlu idi (papaz oğlu). Biz çok dindar bir aileydik; o Ter Petros Pap, yani
papaz bizim sülalemizden çıkmıştır. Biz çok saygın bir aileydik; ama çok da eziyet çekmiştik.
Bizim Derik Köyü Merdin’de bulunuyordu. Orda beş kilise vardı: Süryani, Ermeni, Ermeni
Katolik, Protestan ve Aziz Gevorg. Aziz Gevorg’un duvarlarında resimler vardı; orda çan
çalınıyordu.
Katliam başladığında, biz komşumuzun evindeydik. Askerler babamı götürmeye geldiler;
annem üstüne atılıp ağlamaya başladı. Askerler annemi öteye itip, babamı askere aldılar. O
orda öldü.
Beni bir Türk köyüne götürdüler. Büyükler Ermenilerin katledildiğinden, Ermeni kızların
kaçırıldıklarından bahsederlerken ben kulak misafiri oluyordum. Küçüktüm, ama aklım
eriyordu; becerikliydim; yüzüme çamur sürüp, ayaklarımı, donumu kirli tutuyordum ki beni
beğenmesinler, gelip kaçırmasınlar. Karınlarındaki bebek ölsün diye hamile kadınların
göbeklerinin üstüne taş koyduklarını, üstüne çıkıp durduklarını anlatıyorlardı.
Sonra annem geldi beni Türk köyünde buldu. Annem yüz yaşına kadar yaşadı. O hep şöyle
derdi: ‘Mümkün olsa da içimdeki ateşi dışarı çıkarsalar, beni de darağacına gönderseler.’ O
ateş bizim ve bizim çocuklarımızın kanına, iliğine işlemiştir. Hayatının sonuna dek siyahlar
giyen zavallı annem bize hep : ‘Eğer Türkler evinize gelirlerse, çıktıkları merdivenleri ve eşiği
sabunla yıkayın. Eğer size bir elma verirlerse, cebinizi delin, elmayı dışarı atın; zira onlar gelip
evi kuşatırlar, sizin paranızı alır ya da namusunuzu lekelerler’ derdi. Annemin yüreğinde hep
o korku vardı. Türklerin çocuklarını kaçıracaklarından korkuyordu.
Derik’te üç okul vardı; amma annem kız torununun okula gitmesini istemiyordu; o, ilkokulu
bitirir bitirmez, daha ortaokula yeni başlamışken, annem torununun çantasını alıp ikiye böldü;
zira Türklerin ona bir kötülük yapacağından korkuyordu. Sonunda buraya geldik. Torunlarım
Gevorg ve erkek kardeşi Samatya ve Kınalı kiliselerinde koro üyesidirler. Burada okula
gidiyorlar. Buradaki Ermeni okulları, evladın vaftiz olmamışsa okula kaydını yapmazlar.
Her sabah, her akşam günde elli kez şöyle dua ediyorum: ‘Tanrım! Bizi tam olarak kurtar.
Olmaya ki, Ermeni Hristiyan’ı yabancıların eline düşüresin. İsa Mesih bizi kurtardı; o bizim
inancımızdır.’
İstanbul’a geldiğimizde, kilisenin duvarlarını ve yerleri öpmeye başladık. Zira köyümüz çok
dindardı; perhiz döneminde perhiz yapar, oruç döneminde oruç tutardık.
Bizim Derik’in Aziz Gevorg Kilisesi’nin altı anahtarı vardı; üçü bir tarafa, üçü diğer tarafa
dönerdi. Çan çalınırdı. Şimdi orda Ermeni kilisesi kalmadı.”1
1
Verjine Svazlian’ın çalışmalarından, 1909 doğumlu Derikli Ermeni Mariam Akhoyan’ın anısı,
http://www.mezrabotan.de/130.pdf
Surp Kevork Ermeni Kilisesi’nde çekilmiş bir fotoğraf
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
1
Özet
“Olmayanın İzi - Derik” Ermeni Soykırımı’na dair sözlü tarih çalışmasıdır. Proje
kapsamında, Derik özgülünde soykırım mağdurları ve tanıklarıyla video kayıt altında
mülakatlar yapılacaktır. Elde edilen materyallerden belgesel film çalışması üretilecek,
ham görüntülerin tamamı arşiv olması niteliğiyle konuyla ilgili kurumlarla
paylaşılacaktır. Belgesel film çalışmasının deşifresi kitap olarak yayımlanacaktır.
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
2
Giriş
Gazeteci Elif Sonzamancı, Derik’i Mardin’in bir minyatürü olarak tanımlıyor. Dar
sokaklardan, zeytinden ve olmayan Ermenilerden bahsediyor. Ermeniler’in izinin
Derik’in her tarafına sindiğini anlatıyor; Evlerine, köylerine, zeytinlerine sinmiş
“olmayanın izi”ni tarif ediyor.
Derik’i tanıyan herkes ağız birliği yapmışçasına olmayanları anlatıyor. Gazeteciler,
tarihçiler, müftülük, kaymakamlık, devlet…
Eyüp Güven, “Derik Tarihi” kitabında, Zeytin ağaçlarına dahi sinen Derik-Ermeni
ilişkisini şöyle anlatıyor:
“Ermenilerin tarihi geçmişlerinden ziyade onların ilçemizdeki var oluşları ve ilçemizde yaptığı
çalışmalar ve yenilikler hiçbir zaman azımsanamayacak düzeydedir. İlçemizin temel ekonomik
kaynağı olan Zeytincilik, Ermeni halkının girişimleri sonucu büyük bir önem kazanmıştır, hatta
rahatlıkla şunu diyebiliriz ilçede yetişen zeytin ağaçları onların eserleridirler. Zeytinpınar ve
Xab bahçelerindeki zeytinliklerin isimleri günümüzde dâhi onların isimleri ile anılmaktadır.
Örneğin: Zeytunê Mala Mosê, ya da Zeytunê Circip, Zeytûnê Mala Xazo v.b.”
Olmayanlardan
bahsetmek,
olmayanlardan
oluşan
tanımlamalar
yapmak…
Sayılamayacak kadar çok olan ölüler, yuvarlak rakamlarla kayda geçirildi: 100 bin, 1
milyon, 1,5 milyon…
“Derik nüfusunun önemli bir bölümü son dönemlere kadar Ermenilerden oluşurken, zaman
içerisinde sosyal ve ekonomik nedenlerden Ermenilerin büyük çoğunluğu göç etmişlerdir.”2
Bir asır öncesine dair en cimri istatistikler bile nüfusun yüzde 30’unun Ermeni
olduğunu yazarken bugün Derik’te birkaç Ermeni yaşamaktadır. İlçe merkezinde
bulunan altı kiliseden sadece biri ahır taklidi3 yaparak ayakta kalmayı başarmıştır.
2
Mardin Müftülüğü web sitesi, http://www.mardinmuftulugu.gov.tr/ilceler/derik.asp
Surp Kevork Ermeni Kilisesi 1957 yılından sonra bir süre at ahırı olarak kullanıldı. Ardından
cemaat kendi arasında topladığı parayla kilisenin yerini satın aldı. Özel mülk statüsünde
bulunuyor. Bkz. http://www.turkiyeermenileripatrikligi.org/site/surp-kevork-ermeni-kilisesi-5bolge-anadolu
3
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
3
Kavram/Tartışma
“Soykırım”ın (jenosit) kavramsal karşılığını oluşturan Polonya Yahudisi hukukçu
Raphael Lemkin, bir konuşmasında "Jenosit ile ilgilenmeye başladım, çünkü birçok kez
gerçekleşti. Önce Ermenilerin başına geldi, ardından da Hitler harekete geçti"
ifadelerini kullanmıştır.
Birleşmiş
Milletler
(BM)
1948
yılında
Soykırım
Suçunun
Engellenmesi
ve
Cezalandırılması Sözleşmesi (SSECS) yayınlamış, Türkiye söz konusu sözleşmeye 1950
yılında taraf olmuştur.
Bahsi geçen sözleşmenin 2. Maddesinde soykırım suçunun;
“Ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir öbeğin tümünü ya da bir bölümünü yok etme
niyetiyle,
A- Öbek üyelerinin öldürülmesi;
B- Öbek üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi;
C- Öbeğin, fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarıyla
yüz yüze bırakılması;
D- Öbek içi çoğalmanın engellenmesi;
E- Öbek bünyesindeki çocukların başka bir öbeğe aktarılması”4
Eylemlerinden birinin işlenmesi durumunda oluşacağı belirtilmiştir.
Yine, kavrama ilişkin tartışmaların dinmesi amacıyla Soykırım Gözlem Örgütü’nün 1996
yılında yayımladığı Soykırımın Sekiz Aşaması isimli raporunda, soykırım suçu büyük
ölçüde bir sabite oturtulmuş, suçun oluşumundaki sekiz aşama önlemleriyle birlikte
açıklanmıştır.
“Türk tarafı” ise böylesi tanımlar karşısında kâh suçun işlenme tarihi itibarıyla soykırım
suç değildir naraları kâh Türkiye Cumhuriyeti’nin kabahati değildir çıkışlarıyla kendine
bir çıkış yolu aramaktadır. Ancak her durumda soykırım suçu bugünkü tanımıyla kabul
edilmekte fakat “yasanın açığı” bahane edilerek Ermeni Soykırımı’nın üstü örtülmeye
çalışılmaktadır.
4
Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi,
http://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/32702-Soykirim-Sucunun-Onlenmesine-VeCezalandirilmasina-Dair-Sozlesme.pdf
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
4
Hitler faşizmine ilham veren Ermeni Soykırımı, “Türk tarafı”nca tehcirden öteye
geçememekte; Soykırım araştırmaları küçük düşürülmeye çalışılmakta ve “mahalle
baskısı” uygulanmaktadır.
Salt yasa tartışmasından ziyade uluslararası hukuk çerçevesinde konu incelendiğinde
Ermeni kırımının “soykırım” olduğu açıktır. Soykırım suçunun geçmişe işletilememesi,
örgütlü bir biçimde uygulanan katliamlar zincirinin kavramsal karşılığının soykırım
olduğu hakikatini de değiştirmez. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı’nın
darbeci olduğu hakikatini yasal mevzuatın değiştirmeyeceği gibi.
Tarih kitaplarında sayfa numarasından dâhi değersiz duran Ermeni Soykırımı’nı kabul
(yasanın ötesine geçerek yani BM SSECS’yi de aşarak, hukuka riayet ederek), adına
demokrasi denilen idealin önemli bir dönemecidir.
Theodor W. Adorno’nun ifadesiyle “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlık”sa
Auschwitz’den önce de şiir yazmak barbarlıktı. Ancak en büyük barbarlık inkâr
barbarlığıdır.
“Mavi solucan” 5 görünümündeki topluma hakikati tekrar tekrar hatırlatmak, hakikatin
kabullenilmesini sağlamak, geçmişi yeniden inşadan çok geleceği inşa etmek anlamı
taşıyacaktır.
5
Gel de maviyi anlat solucana
Ne deniz görmüş
Ne nehir
Ne gök
Ne de mavi gözlü bir solucana tutulmuş Siz asıl bana sorun o maviyi
Yaz. Zahrad, Çev. Ohannes ŞAŞKAL
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
5
Amaç
Konuya ilişkin tarih çalışmaları; veriler diye anılan rakamların türlü yanlış ve yalanlar
içermesi, arşivlerin kapalı olması, “mahalle baskısı”, Ermeni Soykırımı mağdurlarına
ulaşmadaki sıkıntılar gibi nedenlerle çoğu zaman yapılamamaktadır.
Pierre Nora, hafızanın mekânsal olarak kurgulandığını söyler. Nora’ya göre hafıza
insanın yaşadığı coğrafyayla birlikte yaşam bulur. Yani hafıza mekânla şekillenir,
mekânla ilişkilenir.
Soykırım, yalnızca fiziksel olarak insanı değil belleği de yok etme hamlesidir.
Soykırımdan geçirilen Ermeni ulusu yalnızca fiziksel olarak yok edilmemiş, aynı
zamanda yaşadıklarını coğrafyadan koparılarak hafızasız bırakılmıştır.
Buradan hareketle, çalışmadaki temel amaç; hafızasız bırakılan Ermenilere Derik
ölçeğinde sorular yöneltip, Ermenilerin olduğu kadar Arapların, Türklerin, Kürtlerin,
Müslümanların,
Yahudilerin,
Alevilerin,
Ezidîlerin
kısacası
coğrafyadaki
tüm
etnik/dinsel kimliklerinin hafızalarını tazelemelerine katkı sunmak olacaktır.
Bu temel amaç etrafından sorular sorulacak; soykırımın bir toplum için ne ifade ettiği,
Ermeni Soykırımı’nın tanık ve mağdurlarıyla konuşulacaktır.
Ermenilerin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Derik’te Ermeni Soykırımı’nın
ardından ekonomik ve sosyal yaşamın nasıl etkilendiği yanıtlamaya çalışılacaktır.
Yani özetlemek gerekirse projedeki amaç şunlardır;
-
Hafızanın yenilenmesine katkı sunmak
-
Kavramsal olarak soykırım ile Ermeni kırımı arasında ilişki kurmak
-
İnsan hikâyeleri üzerinden Ermeni Soykırımı trajedisine ışık tutmak
-
Ermeni Soykırımı’na dair arşive katkı sağlamak
-
Ermeni Soykırımı’nın görünürlüğünü artırmak
Amaç, “hakların kardeşliği”ni sağlamak ya da acılara sünger çekmek olmayacaktır.
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
6
Kapsam
“Olmayanın İzi” olarak adlandırılan Ermeni Soykırımı araştırmalarının yapılacağı
projenin ilk ayağı Derik temasıyla hayata geçirilecektir.
Çalışma, bugün Mardin’in (Merdin) ilçesi olan Derik Ermenilerini kapsayacaktır. Bu
çerçeveden hareketle, çalışma Derik ve Derikli Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı
İstanbul’da yürütülecektir.
Çalışmanın miladı 1915 olarak belirlenmiştir. 1915 ve sonrası projede konu edilecektir.
Ermeni Soykırımı’nın direk etkilerinin yanında ekonomi, sanat ve zanaat konuları da
çalışma kapsamında irdelenecektir.
Derinlemesine mülakat tekniğiyle sorulacak sorular, hem BM ve Soykırım Gözlem
Örgütü’nün kuramsal çerçevesini hem de aile ve komşu ilişkileri gibi bireysel özellikler
içerecektir.
Derik üzerinden mekân-hafıza ilişkisi sorgulanacaktır.
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
7
Yöntem
Tanıklıklar
üzerine
inşa
edilecek
çalışman,
belgesel
film
ve
kitap
olarak
nihayetlendirilecektir. Bununla birlikte kayda alınan ham görüntüler, konuyla ilgili
kurumlarla paylaşıma açılacaktır.
Belgesel filmde, Ermeni Soykırımı’nın Derikli mağdurları ve tanıklarıyla görüşmeler
yapılacak; hem görüşmeler hem de tarihi (kilise, köyler, evler gibi) mekânlar kayda
alınacaktır.
Görüşme kayıtlarının arşive alınacağı bilgisi görüşmecilerle paylaşılacak ve talep
edildiği takdirde belgeselde kullanılmasa dâhi görüntülerden istenilen bölümler
silinecektir.
Kitap, belgesel filmin deşifresinden oluşacaktır.
İlk dört ay içinde çalışmanın hazırlık aşamasının tamamlanması öngörülmektedir.
Hazırlık aşaması süresince, tarihçi ve gazetecilerden oluşan “Danışma Kurulu”
oluşturulacak, mülakat yapılacak kişiler ve mekânlar belirlenecektir.
Belgesel
filmin
soykırımın
hedeflenmektedir.
Kitap
100’üncü
çalışmasına
yılı
olan
belgeselin
2015
içinde
tamamlanması
tamamlanmasına
müteakip
başlanacaktır.
Çalışma şöyle örgütlenecektir:
-
Mülakat
Belgesel
çalışması
derinlemesine
mülakat
(in-depth
interview)
yöntemiyle
yürütülecektir. Görüşmecilere ayrıntılı sorular sorup cevapları bütün halinde
arşivlenecek, belgesel bu bütün bir parçası olarak yayınlanacaktır.
Derinlemesine mülakatın, en etkili kalitatif analiz yöntemi söylemek yanlış olmaz.
Yöntem çerçevesinde görüşmeciye sorulan sorular belirli bir katalogdan seçilmez,
uzun görüşmeler içinde konuya dair sorular sorulur. Böylelikle katliam, soykırım gibi
hadiselerde normal koşullarda atlanan, konuşulmayan, korku yaratan hatıralar/bilgiler
arşive alınır.
Derinlemesine mülakat tekniğiyle sorular sorarken soykırım kavramı ve Ermeni kırımı
arasındaki korelasyona değinilecektir; Derik üzerinden kaybolan mekân ve hafıza
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
8
ilişkisi sorgulanacaktır.
Mülakat aşaması üç kişilik bir ekiple yürütülecektir (iki mülakatçı ve bir kameraman).
Bu aşamanın iki ay sürmesi hedeflenmektedir.
-
Kayıt ve montaj
Görüşmeler sırasında iki kamera kullanılacaktır. Kameralardan biri genel, diğeri yakın
plan çekim yapacaktır. Görüşmeler sırasında kameraların her ikisi de tripod üzerine
kurulacak, hareketli görüntü kaydı yapılmayacaktır.
Tarihi mekânların kaydı sırasında tek kamera hareketli olarak görüntü kaydı alacaktır.
Kayıtlar, Derik-İstanbul hattında yapılacak; görüşmeler mümkün olduğunca yaşam
alanlarında gerçekleştirilecektir.
Kurgu ve montaj proje ekibince yapılacak, böylece kayıt ve montaj arasında kurgu farkı
en aza indirilmeye çalışılacaktır.
Montaj aşamasının iki ay sürmesi planlanmaktadır.
-
Deşifre
Belgesel film çalışmasının deşifresi kitap olarak yayımlanacaktır. Belgesel filmin
tamamlanmasına müteakip deşifre işlemine başlanacaktır. Kitap çalışmasının 2016
yılı ilk çeyreğinde yayımlanması hedeflenmektedir.
-
İnteraktif
Projeye onay verildiği anda web sitesi oluşturulacak ve çalışmanın ilk lansmanı bu web
sitesi üzerinden yapılacaktır.
Çalışma adına Twitter, Facebook ve Vimeo hesapları oluşturulacak, bu hesaplar
üzerinden takvimler, anlık bilgiler, kısa görüntüler yayınlanacaktır.
Web sitesi ve sosyal medya hesapları sayesinde çalışma yürütülürken de konuya dair
farkındalığın geliştirilmesi sağlanacaktır.
İnteraktif çalışmalara, hazırlık aşamasında önce başlanacak ve belgesel çalışmasının
gösterimine kadar devam edecektir.
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
9
Ekip
Projeyi üç kişiden oluşan bir ekip yürütecektir. Projenin koordinatörlüğünü Şilan
Dörtyama üstlenecektir. Serdar Barut, montaj ve interaktif çalışmaları yürütecek,
Kâmil Murat Demir video kayıt işlerinden sorumlu olacaktır.
-
Şilan Dörtyama
1988 yılında Mardin Derik’te doğdu.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden 2012 yılında mezun
oldu.
Öğrenimi devam ederken 2009 yılında Marmara İletişim Haber Ajansı’nda (MİHA)
muhabir olarak çalıştı.
2010 yılında Taraf Gazetesi İstihbarat Servisi’nde muhabir olarak çalışmaya başladı.
2011 yılında IMC TV’de kurgu operatörü olarak göreve başladı.
Aynı yıl “tutuklu öğrenciler”den biri olarak bir yılını hapishanede geçirdi.
2012 yılında hapishaneden çıktıktan sonra 2013’e kadar IMC TV program servisinde
editör olarak çalıştı.
2013 yılında Bilgi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, İnsan Hakları Yüksek Lisans
Programı’nda yüksek lisansa başladı.
2013 yılında 78'liler Girişimi bünyesinde gerçekleştirilen Celal Başlangıç, Ragıp Duran,
Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ve Doç. Esra Arsan'ın yürütücülüğünü üstlendiği Röportaj
Atölyesi çalışmasına katıldı.
2014 yılında Bilgi Üniversitesi ve FOX TV’nin paydaşlığında yürütülen “TV Haberciliği”
sertifika programını tamamladı.
İzolasyon ve F tipi hapishaneler, ağırlaştırılmış müebbet, nefret söylemi, medya ve
nefret fiili, geçmişle yüzleşme, merkez-çevre ilişkileri konularında makaleler kaleme
aldı.
Şilan Dörtyama
Proje Koordinatörü
-
10
Serdar Barut
1989 yılında İstanbul’da doğdu.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden 2014 yılında mezun
oldu.
2011 yılından 2013’e kadar IMC TV’de İnternet Editörü olarak çalıştı; IMC TV’nin web
sitesinin tasarımını yaptı, yazılımını geliştirdi.
2012-2013 yılları arasında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Merkezi sosyal
medya ekibinde yer aldı.
2013 yılında gazetecilik bölümü öğrencilerine yönelik “haberci” isimli projeyi geliştirdi.
2013 yılında 78'liler Girişimi bünyesinde gerçekleştirilen Celal Başlangıç, Ragıp Duran,
Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ve Doç. Esra Arsan'ın yürütücülüğünü üstlendiği Röportaj
Atölyesi çalışmasına katıldı.
Yazılım geliştirici olarak çalışıyor.
PHP, Ruby programlama dillerini biliyor; Photoshop, Edius gibi grafik ve montaj
yazılımlarını kullanabiliyor.
-
Kâmil Murat Demir
1984 yılında Dersim’de doğdu.
2003 yılında Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü’ne kayıt yaptırdı.
2006 İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği’ne başladı.
2009 yılından 2011’e kadar matematik öğretmenliği yaptı.
2011 yılında 2013 yılına kadar IMC TV’de kameraman olarak çalıştı.
Halen freelance foto-muhabirlik ve kameramanlık yapıyor.
Download

4 - Olmayanın İzi