.
�.. . .
I b r a.�h i
m
Ç o I a_k
.\
'
İbrahim Çolak
••
MİLLİ MÜCADELE ESNASlNDA
J(INıi-YI SEYYARE KUMANDANLIGIMA
AİT IIATIRATIM
Emre Yayınları:????
Hatırat Serisi:
Dizgi
Mustafa Çabuk
İç Düzen
Ceylan
Tasbih
Mücahid Ceylan
FJaskı-Cilt
EKCOFSET
Kapak
AjansSel
Kapak Baskısı
Has Matbaacıhk
ISBN 975-7369-
Eylül-1996- İSTANBUL
İbrahim Çolak
•
MILLI MUCADELE ESNASlNDA
•
•
Jl'\.
••
KUVA-YI SEYYARE
KUMANDANLIGIMA AİT
"
HATIRATIM
Yayma Hazırlayan
Dr. Orhan Hülagü
EMRE
YAYlNLARI
'
Cağaloğlu Yokuşu, Evren I-Ian
No: 27 Kat: 2/50 Cağaloğlu- İstanbul
Tel: (O 212) 522 10 60 520 98 22
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
BİRİNCİ BÖLÜM
İbrahim Çolak Kimdir?
7
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
İKİNC[ BÖLÜM
İstanbul 'un İşgalinden
Anadolu'ya Geçineeye Kadar
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Milli Harekata Suret-i İştirikim
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
isyan Mıntıkalani1daki Müsademelerim
BEŞİNCi BÖLÜM
Birinci Yozgat İsyanındaki Harekatım
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
ll
lS
31
47
65
ALTINCI BÖLÜM
Tekrar Düzce isyan Mıntıkasında
75
YEDiNCİ BÖLÜM
İkinci Yozgat İsyanı Sırasında
87
İNDEKS
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
101
5
ÖNSÖZ
Türk Milli Mücadelesi'nin en değerli kaynaklarından
birisi de, mücadeleye bizzat katılanların kaleme aldıkları
hatıratl ardır. Mücadelenin içinde yaşayan, hadiselerin
gerçek kahraı:nanlarının kaleme aldıkları bu hatıratlar,
gerçekten de İstiklal Harbimiz'in en mühim ve doğru
bilgilerini bizlere aktarmaktadırlar. Çünkü İstiklal Har­
bi'nin' subay kadrosu gerçekten de iyi yetişmiş, özellikle
II. Meşrutiyet döneminin çalkantılı siyasi ortamında pek
çogu, bilgisine ve kültürüne hakim, hadiseleri yakından
takip edebilecek kudrette in.sanlardı. İşte bu kadro, Türk
İstiklal Harbi'nin hangi cephesinde olursa olsun, fevka­
lade başarılı hizmetler vermişler ve bu hizmetlerine ait
hatırala�ını da kaleme almaktan çekinmemişlerdir.
Cumhuriyet döneminde bu doğrultuda pek çok ha­
tırat yayımlanmıştır. Ancak yalnızca hatırat yayımlamak
elbette yetmez. Bunlar üzerinde ilmi bir disiplinle dok­
tora çaılşmalarının yapılması ve bu suretle hatırat sahibi
kişilerin şahsiyetlerinin daha belirgin bir biçimde tesbit
edilmesi gerekir. Nihayet bu hatıratlar sayesinde İstiklal
Harbi'nin daha gerçekçi bir yorumunun yapılması da
sağlıklı olacaktır.
İşte Çolak İbrahim:in bu küçük, fakat çok yararlı bil­
giler ihtiva ·eden hatıratı, İstiklal Harbirnizin bir iki nok-
7
tasına büyük bir ciddiyetle parmak basmakt'adır. Onun
özellikle, bu mücadeleye başlarken, tesbit ve gözlemle­
rinin ne kadar isabetli olduğunu göreceksiniz. Ayrıca,
hem Düzce, hem de Yozgat ayaklanmalannın bastırılma­
sının önemini de, hatırat sahibi gazinin ağzından dinle­
yeceksiniz. Yine üstün bir kumandanlık vasfına da haiz
olan Çolak İbrahim'in mücadele psikolojisi ile emrinde­
kileri yönetme kabiliyeti, bu küçük hatıratın sahifeleri
arasında, sizleri kendine çekecektir.
Hatıratı yayıma hazırlarken, müellifin ifadesine ol­
dukça sadık kaldık. Çok az ve gerekli olan bir iki yerde
müdahalede bulunulmuştur. Eserin ifadesi oldukça sade
sayılabilir. Y�lnızca o devrin çok kullanılan ve hemen
hemen herkesin anladığı bir kısım kavramlar, bolca kul­
lanıldığından, onları da açıklama gereği duyulmamıştır.
Bunun gibi, yazılmış da yayımlanmamış bütün hatı­
ratların gün ışığına çıkarılması dileğiyle, bu küçük hatı­
ratın okuyuculara yararlı olması diliyorum.
Dr. Orhan Hülagü
8
MERHUM İBRAHiM ÇOLAK HAKKINDA
KISA BİYOGRAFİ
Milli Mücadele'nin tanınmış ,şahsiyetlerinden, Bilecik
Mebusu Em. Alb. İbrahim Çolak, Mustafa Kemal Paşa v�
İsmet İnönü'nün en sadık ve en faal mücadele arkadaş�
larından biri idi: İstiklal Savaşı'nın başından sonuna ka­
dar muhtelif cephelerde bulunmuş, komuta ettiği tü­
menle birlikte İnönü ve Sakarya muharebelerinde büyük
yararlılıklar göstermiştir. Bolu, Zile, Yozgat isyanlarını
bastıran İbrahim Çolak, Türk . inkılabının gerçekleştiril­
mesinde de hizmette bulunmuş mümtaz bir şahsiyettir.
1 297Cl879)'de dünyaya gelen, 1 3 1 6(1898)'da Harbi­
ye'den mezun olan İbrahim Çolak, İttihat ve Terakki Ce­
miyeti'nin Makedonya'daki bütün faaliyetlerine katılmış,
II. Abdulhamid'in hafiyesiyle mücadele ettiği sırada elin­
den yaral�nmış ve çolak ünvanını almıştır.
Kurtuluş Savaşı sona erdikten sonra emekliye ayrılıp
Bilecik Milletvekili seçilen merhum, vefatma kadar her
devrede aynı yerden seçilmek suretiyle milletvekilliğini
korumuştur.
Hususi hayatında da mert, dürüst, müsbet bir kişi
olarak tanınan merhum, 24 Şubat 1944'de hayata gözle­
rini kapamıştır. Cenazesi Teşvikiye Camii'nden kaldırıla­
rak Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir. 1 989 yılında
ll
devlet töreniyle buradan alınan kemikleri, Ankara'da ye­
ni yapılan Devlet Büyükleri Kabristanına nakledilmiştir.
12
İSTANBUL İŞGALİNDEN ANADOLU'YA
GEÇİNCEYE KADAR
Ekim 1918 senesi Türkiye Devleti için karanlık hadi­
seler doğuruyordu . Umumi Harp bitmiş, Mondros Müta­
rekesi gelmiş kapıya dayanmıştı.
Bu niütareke ile beraber bize düşman olan devletle­
re mensup zırhlıların gölgeleri İstanbul sularına akset­
rneğe başlamıştı.
Türklüğün namusunu senelerce Çanakkale'de mü­
clafaya muvaffak yüzbinlerc.e şehidinüzin anaları, baba­
ları, karıları, çocukları ve kardeşleri düşman gemilerinin
boğazdan artık hiçbir mania ile karşılaşmaksızın akıp
geçiverdiğini düşündükçe için için ağlıyorlardı. İçimi z­
den doğacak ulu bir kahramanın bizi bir defa daha bu
büyük tehlikeden kurtaracağı o felaketli günlerde hatır
ve hayalimizden bile geçmiyord�ı.
1908'den 1918'e kadar
on sene, memleket ve mille­
tin mukadderatına ha kim olan inihad
ve
Terakki Fırkası,
harbin mağlubiyetle neticelenmesi üzerine, artık iktidar
mevkiinde kalamayacağını anla ya rak dağılmıştı. İstan­
bul, düşman ordularını ve donarımalarmı memmıniyetle
kabul eden hain kimselerin hüküm .sürdüğü bi r belde
halini almıştı. Eski hükümet ve İttihad ve Ter::ıkki. ile ala�
kaları olan ki ms e l er pek fena günler geçiriyorlardı . Her
gün tevkif ve
a dım
adım takip
e d il e nler i n ve
tarassul al15
tında bulundumlanların haddi ve hesabı yoktu. Ben de
bu şüpheli eşhastan sayılıyordum.
Bu vaziyet karşısında, Türklüğün her gün yeni yeni
hareketlere maruz kaldığı anlarda, hiç olmazsa Türklü­
ğün haysiyet ve şerefini pahalıya satmak gibi yüksek bir
duygu ile İstanbul'da bir "Karakol Cemiyeti" teşekkül et­
ti . Bu cemiyet İstanbul içinde ve civarında teşkilat yap­
maya başladı. Ş ile taraflarında Bulgaristanlı Baba Sadık,
Tavşancıl'da Yahya Kaptan ve Gebze taraflarında Kesri­
yeli Aslan tarafından bir takım çeteler teşkil edildi.
Sadık eski Bulgar çete reisierinden idi. Memleketine
son derecede merbutiyeti ve muhabbeti vardı. O, tecrü­
beli, en tehlikeli anlarda bile itidalini muhafaza eden ve
işlerin en zorunu üzerine almaktan zevk duyan bir arka­
daştı. Yahya Kaptan, Umumi Harp'te benimle beraber
Bulgaristan'da bulunmuş, Sırplarhı yaptığım müsademe­
lere iştirak etmiş, ondan sonra Süleyman Askeri ile Bağ­
dad cephesinde harbetmiş fedakar bir çete reisi idi.
Bu çete reisinin koroutası altında vücuda gelen çete­
lerin vazifesi, Rumların İslam köylerine karşı günden gii­
ne aıtan haince tecavüzlerine mani olmak, icabında mu­
kabelede bulunmak ve bilhassa İstanbul'dan milli. hare­
kete iştirak etmek üzere Anadolu'ya geçeceklere her hu­
susta yardım etmekti.
Bunlardan başka, Adapazarı'nda Kuşçubaşı Eşref,
Geyve'de Değirfi?.endere civarında da Rize'li Yüzbaşı Ra­
uf teşkilata memur idi.
İstanbul'un işgalinin üçüncü günü Gedikpaşa'daki
evimde hemşiremin nikah merasimi icra edildikten son­
ra Taksim bahçesine gitmiştim. Oradan akşam geç vakit
döndüğüm zaman, evimizin altındaki eczacı:
"İbrahim Bey dedi, kırk, elli kadar polis bugün evi-
16
nizi abluka etti ve içeride taharriyat yaptı. Yedi silah bu­
lundu. Polisler bu silahları alıp götürdüler!"
Eczacıclan bu haberi alınca çok müteessir oldum.
Evden içeriye girdiğim Zaman hane halkından yapılan
araştırma hakkırıda mufassal malumat aldım. Vakit geç
olduğundan o gece hiçbir teşebbüste bulunmamaya, fa­
kat erte.si" sabah karakota giderek evime yapılan tecavüz­
den dolayı şikayete kara vFrdi�n.
Ertesi günü sabahleyin saat sekizele evimden ·çıka­
rak Bayezici Meydanı'na doğru yO.rüdüm. Maksaclım
Harbiye Nezareti'ne gitmek ve oradan merkez kuman­
danlığı ile konuŞmaktı.
Yavaş yavaş yürüyerek Bayezici Meydanı'na geldi­
ğim zaman, beni takip etmekte olan bir sivil polis, yanı­
ma yaklaşarak dedi ki:
"İbrahim Bey sizi Polis Müdürlüğü'nden çağırıyorlar,
buyurunuz gidelim;"
Bir gün önceki aramadan sonra, yolda böyle bir da­
vete maruz kalışima hiç de şaşmadım, bu muameleye
adeta hazır gibi idim. Boşuna kabadayılık taslamağa kal­
kışmadıın. Kuvvet ve yeteneğimi daha faydalı bir alanda
kullanmayı düşündüm. Sivil polisin daveti üzerine ya­
nımda bir iki poHs daha peyda olduğundan:
" Sen git, ben gelirim. " dedim. Halbuki etrafıını çevi­
ren polisler büna razı olmadılar:
"Mutlaka beraber gideceğiz!" dediler.
Hadise çıkarınağa az111e tmiş olduğumdan polislere
uzaktan beni takip etmelerini tenbih ederek, Kazancılar
yolundan polis müdürlüğüne gittim.
Müdürlükte büyük bir telaş hüküm sürüyordu. Ben
koridorlardan geçerken polis memurları beni gördükçe
birbirleriyle fısıldaşarak konuşuyorlardı. Onların halle17
rinden, tavırlarmdan ve fısıldayışlarından istanbul polisi­
nin o gün büyük bir muvaffakiyet elde ettiği manasını
çıkarmak güç değildi.
Polis Müdürlüğü'nde beni doğruca dördüncü şube
müdürünün yanma çıkardılar. içeriye girdiğim zaman
evimde bulunan yedi tüfeğin orada bir köşeye dayanmış
vaziyette beni beklemekte oldüklannı gördüm. Şube
müdürü o silahları bana göstererek yarı müstehzi yarı
tehdidkar bir tavırla:
"Bu silahlar senin mi?" diye sordu. Kendisine:
"Evet benim." cevabını verdim.
Galiba şube müdürü inkar etmemi bekliyordu. Çün­
kü, silahların benim olduğunu hiç korkmadan itiraf edi­
şim onun hayretini mucip oldu. Müdür, bir çok sualler
hazırlamışken karşısındakinin hiç beklenmiyen bu hare­
keti üzerine o hazırlıkların alt üst olduğunu ifade eden
bir tavır takmdı, hiç sesini çıkarmadı. Yalnız, odada bu­
lunan polis memurlarına benim yukandaki odalardan bi�
rine tıkılmamı söyledi.
Bunun üzerine ·beni Polis Müdürlüğü'nün üst katın­
.daki odaya kapattılar. Polis Müdürlüğü o gün büyük bir
iş görmüş olduğuna kim bilir ne kadar kani idi ki, ben
yukarıya çıkarılırken koridorlarda ve mei:divenlerde fısıl­
dayışların ardı arkası bir türlü kesilmiyordu.
Ben bu esnada kendi halime acımaktan ziyade Polis
Müdürlüğü'nde bu marifetleri yapmakla meşgul olan
kimselerin haline acıyordum. Vatanımızto en güzel bir
parçası, düşman topraklannın tehdidi ve düşman çizme­
lerinin altında inliyordu. Bu haksızlığa karşı çare aramak
varken, varanın bir fedai eviadını odaya tıkmakla iftihar
etmeye kalkışanların haline acınmaz, nefret edilmez de
ne yapılırdı?
18
Bu aralık, bana ve benim gibilere karşı yapılan
menfur .muamdeye bir kişinin olsun iştirak etmediğini
görerek memleket narnma biraz. müteselli oldum. Kapı­
rnın önünde nöbet bekleyen polis memuru akşama doğ­
ru yanıma geldi ve dedi ki:
"İbrahim Bey, sizi burada gördükçe Türklük namına
malıcup oluyoı:um. İsterseniz bir fırsat kollayayım da be­
. raberce kaçalımi"
Ben evvela bu 'polisin ağzımı aradığını zannettim.
Bir desise kutulduğunu ve beni tuzağa düşürmek iste­
dikleri zehabına kapıldım. Onun için tereddütle polisin
yüzüne baktım. Polis benim tereddüdümü anlaınış ola­
cak ki:
"İbrahim Bey, dedi, ben sizin eski adamlannızda­
nim. Sırplara karşı hareket etmek üzere Bulgaristan'cb
teşkil ettiğiniz Türk çeteleri arasında ben de bulunuyor­
dum: Onun için firar hususunda yaptığım teklifin sami­
mi ve ciddi olduğuna inanıiıız."
Karşımdaki polis memurunu tamamiyle tanımamak­
la beraber, sözlerinin samimiyerine inanmaktan kendimi
alamadım. Yalnız, ortada henüz. bir tehlike mevcut ol­
madığından, beni ellerine geçirdiklerini zanneden vatan
hainlerinİn pençelerinden kurtulmak arzusu o anda hatı­
rıma gelmiyordu. Onun için polis meıiıuruna:
'Teklifine teşekkür ederim, oğlum, dedim. Fakat,
şimdilik kaçmaya lüzum yok. İleride, vaziyetİn ical1ına
göre, bir karar alır ve hareket' ederiz."
O geceyi karakolcia geçirdim. Ertesi gün alelusul
uzun bir sorguya çekildim, ifadem alındı. Neticede,
evimde silah bulundüguiı.dan ve isyana hazırlandığım
zannı hasıl ölduğiJndan dolayı, İ-larbiye Nezareti'nde te­
şekkül � d�iı Divan-ı Harb'e sevkime karar verildi . Mu­
hakemem mevkufen cerayan edecekti .
19
Polis Müdürlüğü tarafından Divan-ı Harb'e teslim
edildikten sonra reis Binbaşı Hafız Besim tarafır;ıdan is­
ticvap edildim. O da, harekatımda şüpheli ve tehlikeli
bir şey bulunmadığından, Divan-ı Harb tarafından çağı­
rıldıkça gelmek üzere, beni serbest bıraktı.
Bu suretle, iki gün mevkuf kaldıktan sonra hürriye­
timi kazandım. Tevkifimin İstanbul muhitinde ne büyük
bir tesir hasıl ettiğini kurtulduktan sonra öğrenmeye mu­
vaffak oldum . Meşrutiyet'in ilanından beri 'türk Devle­
ti'nin düşmaniarına alet olmaktan bir an bile hali kalmı­
yan "Hürriyet ve İtilaf" naşiri etkin olan "Alemdar" ga. zetesi "Meşhur çete reisi Çolak İbrahim yakalandı. " baş­
lığı altında yazılar yazmış ve diğer bir iki gazete de bu
havadisi iktihas etmişti.
Divan-ı Harp'ten çıktıktan sonra, geceyi evimde ge­
çirdim. Sabahleyin erkenden validem:
"İbrahim, kalk oğlum. Yin,e evimizi kuşattılar!" söz­
leri ile beni uyandırdı. Hemen yatağımdan fırlayarak
perleereden dışarıya baktım . Evimin etrafını ve civarını
kuşatılmış bul ium. Bu iş için yüzlerce İngiliz, .Fransız ve
İtalyan askeri celbedilmişti. "Alemdar" gazetesinin tevki-·
firiı.e verdiği fevkalade ehemmiyetten sonra, bu kadar
kuvvetin bir araya toplanması lazımdı.
Ben yatak odaının penceresinden bu hali seyreder.:.
ken sokak kapısı da çalındı. Aşağı inip kapıyı açtım. Ön­
de mahallenin imamı, muhtarı ve polis komiseri olmak
üzere, oniki İngiliz, Fransız ve İtalyan zabiti hemen içe­
riye girdiler . Komiser:
"Evinizde taharriyat yapılacaktır" dedi.
"Son taharriyattan beri vaziyet değişinememiştir,
amma madem ki öyle istiyorsunuz, buyrunuz, arayınız!"
cevabını verdim.
,20
Onbeş kişi derhal taharriyata koyuldu. Aklıma gelen
bir vaziyet beni hayli telaşa düşürdü. Hen, İstanbul 'da
daha. fazla kalmanın tehlikeli olacağını anladığımdan,
Bozüyük'teki ormanıma gitmeye hazırlanınıştıhı. Akşam­
dan bavulum bağlanmış ve ilk taharriyatta �le geçireme­
dikleri bir İngiliz tüfeğiyle iki gazlı bombayi içine yerleş­
tirmiştim. Şimdi bavul salonunun ortasında halının üze­
rinde duruyordu. Taharriyat başlayınca o bavulu ortadan
kaldırmak için vakit kalmamıştı.
Artık düşman zabitleri, evihıi araştırırken o bavulu
da açacak olurlarsa, halim -haraptı! Çünkü düşmanın
elinden kurtulmak kabil değildi. Silahla bombalar mey­
dana çıkınca tevkif edilecek, hapse tıkılacak ve mahkum
edilecektim.
·
Fakat, çok şükür, düşman zabitleri evimin her tarafı­
nı araştırdıkları, ·burunlarıriı sokmadıklan fare deliği bile
bırakmadıklan halde salonun ortasında duran bavulumu
açmak hatırlaıma gelmedi.
Rahatsız edici bu arayıcılar defolup gittikten sonra,
şimdilik Bozüyük'e gitı;nekten vazgeçmekle beraber
evimden çıkarak başka bir yerde gizlenmeye karar ver­
dim. Çünkü İstanbul'da tevkifatın ardı arkası kesilmiyor­
du. Böyle bir zamanda ortaya çıkmak ve sokaklarda do­
'laşmak hiç doğru değildi.
Onun için Üsküdar taraflarına geçerek saklandım.
Vaktimin büyük bir kısmını kayınvalidemin, ya da ecza­
cı Ethem'in evinde geçiriyordum. Mamafih, gündüzleri
yine arada sırada dolaşıyordum .
Hatta, bir gün Harbiye Nezareti'ne gittim, Bekir-ağa
Bölüğü'nde. mevkuf olan arkadaşları ziyaret ettim. Mev­
kuflardan Fethi Bey bana dedi ki:
"Aman İbrahim, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey
21
Ermeni tehcirlerinden dolayı galiba idam edilecek; Onu
bu idamdan kurtarmak lazım. Ne yaparsan yap Xemal�i
kaçır!"
Fethi Bey'in bu ihtarı beni çok tehyiç etti. Düşınan
silahlarının kuvvetine güvenerek sahte adalet tevziine
yeltenen bir Divan-ı Harp tarafından verilen kararla ha­
kiki bir Türk evladınıri idam edilmesine katiyen gönlüm
razı olamazdı. Onun için Fethi Bey'e:
"Bu işle ciddi bir sui·ette meşgul olacağım;" dedim.
Bekir-ağa Bölüğp'nden çıktıktan sonra derhal teıtibat al­
maya başladım.
·
Şahsım?- taalluk eden ihtiyatları ve ;tedbirleri bu
uğurda artık bir tarafa bıraktım ve Bağazlıyan Kaymaka­
mını kurtarmak için yapılacak hareketleı:e Gedik-pa­
şa'daki evimi merkez ittihaz 'ettim.
Evimde büyük bir sarnıç vardı. H�men bu sarnıcın
sularını boşalttırdım, içini biraz haval:mdırdın1 ve oraya
bir karyola kurdurdum. Bu suretle kaymakamın gizlen­
mesi için lazım olan emin bir yer temin ettikten sonra,
çete arkadaşlarımdan ikisini Boğazlıy�n Kaymakamını
kaçırınaya mem�r ettim.
Bu iki arkadaş Bekir-ağa Bôlüğü civ.arında dolaşa'"
caklardı. Kayin'akam tevkifhaneden hamama götürülür­
ken gardiyanların üzerine hücum edecekler ve hasıl
olan kargaşalıklar arasında Kemal Bey'i kaçrracaklar,
Harbiye Nezareti'rie yakın olan evime getireceklerdi.
Ben de kendisini Anadolu'ya geçirmek için bir fırsat çı­
kıncaya kadar, evimdeki satnıçta saklayacaktım.
Kaymakam Kemal Bey'in bu suretle idamdan kurta­
nlması iyice takarrÜr etti, bütün teitibat hazırlandı . Ben
bir gün evvel tamam haberini vermek üzere tekrar Be­
kir-ağa Bölüğü'ne gittim. Fethi Bey'in yanında, eski me22
buslardan Sudi Bey de vardı . Kemal Bey'in kurtarılması
için her şeyin hazır olduğunu Sudi Bey de haber alınca
dedi ki:
"Kendinizi boşuna tehlikeye atıyorsununuz. Çünkü
Kaymakam Kemal Bey her halde i dam edilmeyecektir.
Çünkü Divan-ı Harp'teki müdafaası çok kuvvetli idi.
Böyle bir müdafaadan sonra kurtulması muhakkaktır."
Fethi Bey de aynı kanaatte olduğundan, ben bu
inandım ve Bağazlıyan Kaymakamını kaçırmak­
tan · vazgeçtim. Bu kararımı arkadaşlarıma da bildirdim.
Bağazlıyan kaymakamı kaçırılmadı, fakat Sud� Bey'in
sözleri doğru çıkmadı. Zavallı Kemal Bey idamdan kur­
tulamadı.
s özl e re
Ben de artık İstanbul'da fazla kalamazdım. Tevkif
edilecek eşhas listesinde benim ismimin de yazılı oldu­
ğunu haber alınca doğru Bozüyük'teki ormanıma gittim.
Vakti ile Teşkilat-ı Mahsusa'nın Nevrekop cephesine
memur edilen Halil ile polis komiserliğinden mütekait
'
Manastırlı Abdullah bu seyahatimde b ana refakat ettiler.
)
Yanımda beş tü{ekle iki sandık cephane bulunuyordu. Üç kişi ormanın içindek1 Kozpınar Köyü'nde v a ziye­
tİn inkişafına kadar ikamete başladık. Bu köyde benim
ciheti askeriyeye teslim edilmek üzere hazırlattığılll bal ­
tah askerler vardı. B unları ormandan köye in dirttim ve
civarda toplattım.
O aralık bütün Bozüyük ormanları, bir çok eşkiya ­
nın sığınağı olmuştu. Meml eketiD. her tarafında baş gös­
teren şakavet o taraflarda azami haddi aşmış bulunuyor­
du. Kozpınar'da bt�lunduğum müddet zarfmda bu eşki­
yaya başkanlık edenlerden Çerkes Eşref'le tanıştırn, ona
nasihatlerde bulunarak yola getirmeye çalıştım. Bu Eşref
sonradan bana da h aJ et etti. Kozpınar Köyü'nde iki hafta -
23
dan ziya�e kalamadım. Atalet içinde geçen iki hafta fena
halde içimi sıktı. Onun için İstanbul'a dönmeye karar
verdim. Kozpınar'a geldiğimin onbeşinci günü, oradan
hareketle yine İstanbuhı. geldim. İstanbul'daki takibat ve
tevkifat devam edip duruyordu. İki haftalık gaybubetim
beni İstanbul zabıtasına unutturmamış olacak ki, .yine ta­
kip .edilmeye başlandıın. Fakat, her nedense, tevkifim ci­
hetine gidilmiyor, yalnız takibimle yetiniliyordu .
Bir gün evimde otururken kapı çalındı. Sabık İstan­
bul mebusu olan Ali Rıza Bey'in beninile konuşmak is­
tediğini söylediler. Ali Rıza Bey'i salona aldım ve ne is­
tediğini sordum. İstanbul mebusu dedi ki:
"Enver Paşa'nın eniştesi Halil Paşa ile ittihad ve Te­
rakki genel merkezi azasmdan Küçük Talat Bey'in mev­
kuf olduklarını biliyorsunuz. Bunların tevkifuaneden ka­
çırılması için biz bazı çare�ere başvurduk Bu işte sizin
de bize yardim etmenizi istiyoruz."
Ali Rıza Bey'e sordum:
"Benden ne gibi bir yardım bekliyorsLınuz?"
"Onları geceleyin kaçıracağız. Satı.dalla Ahırkapı'dan
Salacak iskelesine kaçıracağız. Oradan Çamlıca'ya götü"'"
receğiz, daha doğrusu siz götüreceksiniz. Sizin Salacak
iskelesinde haz:ı.r bulunmanızı ve Çamlıc�'ya kadar refa­
kat etmenizi istiyoruz.''
"Bana tevdi etmek istediğiniz vazife kendilerine yal­
nız Salacak'tan Çamlıq.'ya kadar refakat etmekten ibaret
mi?'"'Hem öyle, hem de ·öyle değil . Tavşancıl'da çalışan
Yahya Kaptan'ın da Çamlıca'da beklernesi lazım geliyor.
Çünkü onları Çamlıca'dan Yahya Kaptan alıp Anado­
lu'ya geçirecek. Biz bundan evvel Halil Paşa ile Talat
Bey'i kaçırmak için böyle bir girişimde bulunduk. Bu ilk
girişimimizele Yahya Kaptan onları tayin edilen yerde
24
bekledi. Fakat Halil Paşa gelmedi. Bunun üzerine Yahya
Kaptan kızıp gitti. Şimdi bir dah;ı gelmek istemiyor.
Yahya Kaptan sizin söz.ünüzden çıkmaz. Onun için işte
size müracaat etmeye karar verdik. Halil Paşa ile Talat
Bey'i kaçırmadan evvel Yahya Kaptan'dan muayyen gün
ve saatte Çamlıca'da bulunacağına dair vaad almak vazi­
fesi de size düşüyor. "
Ali Rıza Bey'in bu teklifini kabul ettim. Ondan sonra
gidip Yahya Kaptan'ı buldum. Beklenilen vazifeyi esir­
gememesini kendisinden istedim. Yahya biraz itiraz et­
mek istedi. Yalnız müşkül vazifeler için aranıldığını, sair
z�manlarda hatırını bile soran olmadığını söyledi. On­
dan sonra, benim talebim üzerine nihayet teklifi kabul
etti.- Ben de bir gece onun evinde misafir kaldıktan son­
ra İstanbul'a döndüm. Nihayet her şey hazırlandı. Yahya
Kaptan'a hemen birisini yolladık ve son vaziyeti kendisi­
ne bildirdik Katarımız üzerine Yahya yanına onbeş kişi
alarak Çamlıca'ya geldi. Ben de çete arkadaşlarımdan
ikisini Salacak'a gönderdim. Fakat, gerek Yahya gerekse
iki arkadaşım bütün gece bekledikleri halde firariler zu­
hur etmediler.
Meğerse alınan son tertibatta bir değişiklik yapılmiş,
firari'n ertesi geceye bırakılması tekarrür etmiş imiş. Bu­
mı haber alınca tekrar Yahya Kaptan'a malumat verdir­
elim ve buhınduğu yerde bekl.enıesini tenb!h ettim.
Sonradan aldığıma habere göre Halil Paşa'nın mut­
laka benim de Salacak'ta kendisine intizar etmemi istedi­
ğinden dolayı firar bir gün teehhüre uğramıştı. Pirariler
İstanbu l'dan sandaHa gelerek karaya çıktıktan sonra
Çamlıca'ya sevk olunacaklardı. Bunun İçin ben de Sala­
cak'a gittim. 'Orada bir araba tedarik ettik. Arabanın içi­
ne üç silah koydum, iki arkadaşımı da arabaya yerleştir­
dim. Bu vaziyette araba firarileri beklemeye başladı.
25
Bu iş bittikten sonra Kadıköy'e gittim. Orada oturan
kanun zabitl erinden Mülazım Rıza'yı buldum. Onu yanı­
ma alarak Salacak'a dönclum. İkimiz de ceplerimize iki­
şei" bomba ve birer rovelver koyduk. Gece yarısından
itibaren kuytu bir yere çekilerek ·biz de bu· vaziyette san­
dalı intizar etmeye başladık.
Bu tertibatı almadan evvel bir iş daha· gördüm. Bana
Hint ordusundan kaçmış bir Hintli müslüman subay tes­
lim edilmişti. Bu subay da Anadolu'ya geçirilecekti. Bu­
na fırsat zuhur eelineeye kadar subayı arkadaşım Salih'in
(fÜlecik mebusu) Bağlarbaşı'ndaki evine saklamıştım.
Şinidi, bu hazırlıklardan bilistifade H�ntli subayı da Sa­
lih'in evinden .alai"ak Çamlıca'da Yahya Kaptan'ın yanına
gönderdim.
Halil Paşa ile Küçük Talat Bey'i beklemek için aldı­
ğımız tertibat tam ve mükerhmel olmakla beraber, onlar
gelinceye kadar yaş ayaca ğ ımız a nlar , geçireceğimiz inti-'­
zar devresi bir çok tehlikelerle dolu idi. .Bir kerre başı­
mızın ucunda denilecek kadar yakı n bir mesafede bulu­
nan Selimiye Kışiası düşman Intaları ile dolu idi. Kışla
İngilizlerin işgali altında bulunuyordu. İngiliz devriyeleri
o havalide muntazam dolaştıklanndan bunların bizi gör­
mesi ve yakayı ele vermemiz her dakika bel\lenilebilirdi.
Kaçınlacak arkadaşların aradan saatler geçtiği halde he­
nüz zuhur etmeleri vaziyedmizi büsbütün müşkilleştiri­
yordu.
Filhakika saat üçe geldiği halde ne bir sandal gö­
ründü, ne de bize İstanbul tarafından yeni bir haber gel­
di. Arkadaşlarkaçınldı mı, yolda gelirken yakalarichlar
mı? Yoksa o akşam firar inikanı olmadı da başka bir ge­
ceye mi talik edildi?
Bunları düşünerek terd:idüd ve endişe içinde ve her
26
an İngilizler tarafından yakalanmak tehlikesine maruz
bir vaziyette sa� t üçe kadar bekl e dikten sonra yanınıcia­
.
ki arkadaşım Rıza'ya:
"Haydi Rıza, artık boşuna beklemeyelim. Sabah olu­
yor, ortalık aydınlanıyor, burada daha fazla barınama­
yız." dedim.
Rıza dahi beklemekten bir fayda hasıl olmayacağını
anladığı için, teklifimi kabul etti. Salacak iskelesi civarın-­
dan ayrılarak Kadıköy'üne doğru yürümeye başladık.
Fakati henüz yüz metre uzaklaşmışken bir sandaim
uzaktan S alacak'a doğru gelmekte olduğunu gördüm.
Bu sandalın, bizim saatlerden beri. beldemekte olduğu�
muz sandal olması çok muhtemel bulunduğundan, eler­
hal Salacak iskelesine döndük. Bu aralık sandal da Sala­
cak'a yan a şt ı . Karaya ayak basanlar arasında Halil Paşa
ile Talat Bey'i v:e bir de beraber kaçan tevkifhane zabiti­
ni görerek sevindik
Halil Paşa
beni görünce ınemnuniyetinden b oynu­
ma sarıldı ve heyecan içinde titreyen sesiyle teşekkür et­
ti. Ben kendisine:
"Paşa, de dim musafaha ile geçiştil·ilecek vaktimiz
yok. Sizi bekleyen arabaya binerek hemen buradan
uzaklaşınız!"
,
Bunu söylerken iki firariyi hazır duran arabaya bin­
dirdik Araba aheste aheste Çamlıc a ya doğru yola ko-­
yuldu. Artık orada kendilerini karşılamak ve Tavşancıl'a
götürmek vazifesi Yahya Kaptan'a terettüp ediyordu.
'
Yahya Kaptan bu işi başardı ve bütün İtilaf kuvvet­
lerinin teşkil ettiği kordon bir. defa daha yanlarak Halil
Paşa il e Küçük Talat Bey hapisten ve mahkumiyetren
kurtarildılar
27
Bu teşebbüsü muvaffakiyetle sonuna erdirdikten
sonra, ert�si günü İstanbul gazetelerinde çıkan heyecan­
lı haberleri okumak ne kadar zevkli oluyordu! Bütün İs­
tanbul matbuatı ve İstanbul halkı "Halil Paşa ile Küçük
Talat kaçtılar" hadisesi ile meşgul bulunuyordu. Her ne
kadar İstanbul hükumeti bir taraftan ve İtilaf orduları di­
ğer taraftan her yere telgraflar ve emirler yağdırmışlarsa
da firarileri bir daha ele geçirmek kabil olmamamıştı!
28
MİLLİ HAREKATA SURET-cİ İ ŞTİRAKİM
Artık günler geçtikçe benim de İstanbul'da kalma
i mk an ım gittikçe azalıyordu. Hakkımdaki ş ü phe ve zan­
lar
günden
güne
arttığmdan
nihayet
yakalanarak
muhakeme edilmek üzere tevki fhan eye atıimam muhak­
kak gibi bir şeydi. ünün için büsbütün Anadolu'ya ge­
çerek l\-Hlli Harekata: iştirake hazıtlanmam katiyen lazım
geliyordu.
Bu hazırlıklarımı çarçabuk ikmaı· etmek zor olma dı.
Bu hu s usta arkadaşlarımla an.b ş t ıktan soni·a 1920 senesi
Nisanın ın sekizinci Perşembe günü , akşam Üsküdar'a
Oradan Ça ml ıca ' ya çıktım� Ç a mlıc a ' d a bir yanı k
ahır da hazır bulundurulan silah deposu n dan üç tüfelde
bir sandık ceplıane · aldım ve Çamlıcalı Hacı Arif Bey'e il­
tikat: ettim. Hacı Arif Bey'le Kadıköy Beled iye Reisi Nu­
rullah Suphi Bey de Anadolu'ya geçmek üzere hazır bu ­
lunuyorlardı.
geçt im.
Bu suretle ·üç a rkad aş muayyen noktada buluştuk­
tan sonra Hacı Arif Bey'in arabasına bindik ve yola çık­
tık . Gündüzleri mümkün mer�be sakl anma k ve geceleri
yol aı'mak sureti ile üç gün sonra geceleyin Gebze kaza­
sının Çalı köyüne muvasalat ettik.
Ben Ç al ı Köyü'nde a rkadaşlmım ı bir eve yerleştir­
dikten sonra orada ki Kuva-yi Milliye kumandanlarını
31
aramaya gittim. Bu kumandanlar Rize Mebusu Rauf Kuş­
çubaşı'nın oğlu Eşref ve Mudanyalı Yüzbaşı Hacı Vasfi
Beylerden ibaretti.
Bu kumandanlar, içinde yalnız Rauf Bey' i iyi tanır­
dım. Vaziyeti onunla uzu11 uzadıya konuştum. Ne kadar
kuvvetleri olduğunu sordum. Rauf Bey:
"TeşkiHitımız çok kuvvetlidir ve günden güne art­
maktadır. " cevabını verdi.
Ben bunun doğru olup olmadığını kontrol edecek
vaziyette değildiıiı. Çünki Çalı Köyü'ne henüz vasıl ol­
muştum. Bununla beraber, Rauf Bey'in yanına girdiğim
zaman fırka kumandanı Miralay Mahmud Bey'le yap­
makta olduğu telefon konuşmasından Eşref'in pek yük­
sekten atıp tutmakta olduğunu anlaınakta güçlük çek­
medim.
Miralay Mahmud Bey o gün Eskişel�ıir'den Adapaza­
rı'na gelmişti ve Eşref'ten o taraftaki vaziyeti· telefonla
öğrenmeye çalışıyordu. Mahmud Bey Düzce üzerine yü­
rümek istediğinden bu yürüyüş esnasında kan dökülme­
sini arzu etmiyordu.
Eşref'le Mahmud Bey arasında cereyan eden bu ko­
niışmadan ben kendi hesabıma hiç memnun k;ılmadım.
Eşref'in mübalağalı sözlerine karışmadığım gibi telefon
görüşmesine de iştirak etmedim. Pek yorgun olduğum­
dan gidip erkenden yattım.
. Ertesi sabah odamdan çıktığım zaman Rauf yanıma
geldi ve dedi ki:
"İbrahim Bey, madem ki siz de artık Kuva-yi Milli­
ye'ye iştirak ettiniz, geliniz mesaimizi tevhit edelim, bir­
likte çalışalım."
Rauf'un bu teklifine şÖyle bir cevap verdim:
32
"
iştiraki kabul etmeden evvel ne kadar kuvvetiniz
olduğunu bilmem lazım. Yalnız, bana hayali kuvvetini­
zin miktarını d eğil , hakiki kuvvetinizin miktarım bildiri­
niz!"
İfademdeki kati yyet Rauf'a tesir etmiş ola cak ki, ba­
na pakiki kuvvetlerinin 60 kişiden ibaret olduğunu ve
bunlanri da Adapazarı hapishan esinde n çıkarılmış bir ta­
kım sers eril erd en mürekkep bulunduğunu irirafa mec­
bur kaldı.
Bununla. berabe r , Rauf bu kuvvetlerin az zamanda
a rtacağını kuvvetle ümit
ediyor
ve diyordu ki: "Geyve
taraflarında altı-yedi bin k işi ve Akç eşehirde de bir o ka­
dar daha toplayabileceğiz. Bu mıntıkalarda la zım
teşkilatımızı ikmal ettik."
gelen
laflarımı hiç ehemmiyet ver­
ile birlikte çalışınam hakkındaki teklif­
Rauf'un bu mübalağalı
medim. Kendileri
lerine cevap olmak üzere
dedim ki:
"Bu hususta bir karar vermeden evvel bir kere An­
kara'da Mustafa Kemal Paşa ile k on u şa yım da kendile­
rinden ne emir alırsak ona göre hareket eder iz ."
Rauf bu teklifime razı oldu. Beraberce Adapa zarı ' na
gitmeye ve oradan Ankara ile habe rl eşmeye karar ver­
dik. Hacı
Arif ve
Nisanın on
Nunıllah B eyler benden ayrıldılar. Biz
ü.çünde otadan hareket ettik. Kafilemiz Rauf,
Hacı Vastl, ben ve 60 neferden ibaretti. Bana se­
merli bir hayvan verildi , ona bindim.
Eşref,
Daha Çalı Köyü'nden Adapazarı'na giderken ortada
hiç bir t eşk i lat bulunmadığına kanaat getirdim . Çünkü,
bahsettiğim üç kişi, hiç olmazsa kendi aralarında bir teş­
kilat yapmış olsa- idiler, bizi takip eden 60 nefere ki min
ku manda e deceği belli olurdu . Halbuki böyle bir ku­
manda yoktu. Herkes istediği gibi hareket ediyordu .
33
Bu suretle, yani gayrimuntazam ve programsız bir
yürüyüşle bütün gün mesafe ' aldıktan sonra bir köye vasıl olduk ve geceyi ora.da geçirdik Yolda giderkeı:ı hep
yapacağımız işlerden bahsettik Rauf'la Eşref beni kan­
dırmaya çalıştılar. Dediler ki:
"İbrahim Bey, Mustafa Kemal Paşa ile yapacağın
muhabereden ne netice çıkarsa çıksın, sen her
halukarda bizimle beraber kal, çünkü hep bir arada
olursak çok başarılı oluruz. Toplayacağımız kuvvetlerin·
büyük bir kısmını senin emrine veririz. Bu suretle beş
bin kiŞiye kumanda etmiş olursun.
"Ben onların ' bu sözlerine:
"Eyvela toplayacığınız kuvve'tleri göreyim de ondan
sonra karar veririz." cevabını teki.·ar ediyordum.
Böylece konuşarak iki güiı gittikten sonra Nisanın
onbeşinci günü Kandıra'ya vasıl olduk. Burada Eşref
derhal bizden ayrıldı ve telgrafhaneye koşarak Anka­
ra'da Mustafa Kemal Paşa ile muhabere etti. Benim de
Kuva-yi Milliye'ye iltihak ettiğimi paşa hazrederine bil-·
dirdi. Bunün üzerine paşa hazretleri beni telgraf başına
çağırdı ve kendisine iltihak ettiğimden dolayı memnuni­
yer beyan ettikten sonra:
"Şimdi bulunduğun müfrezede kal ve onu idar�
edenlerle berbaber· çalış!" emrini verdi.
Ben vaziyeti paşa hazrederine olduğu gibi aniatmayı
bir vazife bilelim ve gördüğüm şeyleri bildirdim:
"Müsaade ederseniz Ankara'ya kadar geleyim de
or.ada daha esasla bir surette konuşalım" dedim.
Mustafa Kemal Paşa bu sözlerime şu suretle mukabelede bulundular:
1
"Söyleyeceğin Şeyleri bana şimdi telgrafla anlat ve
34
vakit kaybetmeden Eşref'le teşrik-i mesai et. Şimdi An­
karaya kadar gelmenin zamanı değil!"
Paşa Hazretlerinin bu emirlerine itaat etmekten baş­
ka bir şey yapamazdım. Onun için telgrafhaneden av­
dette Eşref ile Rauf'a, beraber çalışmak için paşadan
emir aldığımı bildirdim.
Aradan iki saat geçtikten sonra tekrar makine başına
çağıı'ıldığım bildirildi. Derhal telgrafhaneye koştum.
"Mustafa 'Kemal Paşa Hazretleri sizinle konuşınak· is­
tiyorlar." haberini aldım. Paşaya makine başında oldu�u­
mu ve emirlerini beklediğimi bildirdi m. D ediler ki :
"İbrahim,
D ü zce' n i n
isyan ettiğini haber alıyo ru z .
Kazayı işgal eden asiler şimdi Bolu üzerine yürüyorlar.
Siz hemen oradan hareket ediniz ve mutlaka Bolu Bağa­
zı 'nı tutmaya çalışınız!"
Mustafa Kemal Paşa Hazred erinden b.ı..ı emri alınca
mevcudumuz olan 60 kişi ile emrin nasıl yerine getirile­
bileceğini düşüne düşüne arkadaşların yanına döndüm.
Aldığım emri onlara da bildirerek dedim ki:
"Siz bana on, onbeşbin kişi toplayabileceğinizi söy­
lüyordunuz. Bu sözünüzü yerine getirmek zamanı geldi .
Toplayacağınız bu kuvvetin iki üç bin kişisini derhal
emrime veriniz ki Bolu B ağazı'nı tutmak üzere hemen
yola çıkalım!"
Aı'ıkara'dan aldığım emre istinaden vaki olan bu
kat 'i talebin karşısında ark adaşlai· bocaladılar:
"Biraz müsaade et de adamlarımıza müracaat ede­
lim. Neticeyi sana bildiririz." dediler.
Bunu söyledikten sonra telgrafhaneye koştular, öte­
ye beriye telgraflar yağdırmaya başladılar. Fakat, bu
telgraf nıuha bere lerin de n matlup olan netice çıkmadı.
35
Aradan bir kaç saat geçmeden Eşref'le Rauf geldiler ve
Karasu boyu nda Binbaşı İbrahim Bey namında bir zabi­
tin kumandasında kırk kişilik bir kuvvet mevcut olduğu­
nu ve bundan başka hiç bir kuvvet tedariki mümkün ol­
mayacağını anlattilar.
Aldığım bu cevaba tabi fena halde kızdım. Kendile­
rine:
"Şinidi ne yapacağız? Mustafa Kemal Paşa'nın emrini
nasıl yerine getireceğiz? Bolu'ya
doğru yüıümekte olan
asileri hangi kuvvetle tevkife çalışacağız?" diye sorunca
ikisi de omuzlarını kaldırınakla iktifa ettiler.
Bu tavır onların tam aczini ifade ediyor du.
Milli kuvvetiere iltihak eden bu arkadaşlar, tam altı
aydan beri bu havalicle güya teşkilatta meşgul idiler. Bu
altı ay zarfında demek ki h içbir iş görmeye muvaffak
olamamışlardı. Onlar yarım sene zarfında bir şey yapa­
roadıletan sonra ben bir anda ne yapabilirdim? Onların
tesis ettikl erini iddia etti kleri münasebetlere vakıf olma­
dığım gibi üzerinde hareket ettiğimiz arazinin de yaban­
cısı idim. Binaenaleyll, arkadaşlar ne derlerse, velev mu­
vakkat bir z aman için de olsa onu kabule mecburdum.
Bununla beraber, elerhal bir karar veı:mek lazımdı.
Dört arkadaş oturup müzakere ettik. Netice de Düz-,�
ce'nin alt tarafından geçerek Bolu Boğazı'na gitmeye ka­
rar verdik.
Ben hemen te lg rafha ne ye gittim ve bu kararımızı
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bil d i rdim . Paşa da mu­
'
vafık buldu.
'
Fakat, ben teIgrafhanede iken arkadaşlar Bolu Bo­
ğazı'na gitmekten vazgeÇmişlerdi. Fikirlerini neden ted­
bil ettiklerini bana da anlattılar. Dediler ki:
36
60
kişi ile bir iş göremeyiz. Onun için evvela Kefken'e gi­
delim. Oradan kayıklada Akçeşehir'e geçelim. Akçeşe­
hir'deki kuvvetlerimizi toplayalıı}1. On da n sonra bu kuv­
vetlerle boğaza yürüyelim."
"Mevcuclurrıuzla yola çıkınakla hiç bir mana yok.
Kendilerine şu c;evabı verdim.
"Yaptığınız teşkilatın yabancısı o lduğ u mdan
şimelilik
ne de rse niz onu kabule mecburum. Mademki Akçeşe­
hir'de kuvvetleriniz olduğunu iddia ediyorsunuz, o hal­
de evvela oraya giderek kuvvetlerünizi toplarız. Yalnız,
müsaade ediniz de Paşa Hazretlerini bu yeni vaziyetren
haberdar edeyim."
Bünı.ı söyledikten sonra tekrar telgr�ıfhaneye gide­
rek durumu Ankara'ya bildirdim. Fakat, geri gelince ar­
kadaşlatın üçüncü defa olarak fikirlerini değişti rmi ş ol­
duklannı görerek hayrete düştüm. .
Onlar, ihtimal ki Akçeşehir'de kuvvet toplayamaya­
caklarını anladıklarından o taraf�ı gitmekten vazgeçmiş­
lerdi. Bu sefer diyorlardı k i :
"Adapazarı' nda n
Geyve'ye gidelim . Orada Değir­
mendere'den beş altı bin kişi toplamak mümkün olacak­
tır. Ondan sonra, Geyve-GöynÜk ta rikiyl e Bolu'ya doğru
yollanırız."
"Üç defadır fikir değiştirdiğimiz için, Mustafa Kemal
Paşa' y a kai'şı çok mahçup düşeceği z .. Ankara'da bizim
hiçbirşey beceremeyeceğimiz kanaati hasıl olacak ikin­
ci kararımızcia sebat edelim."
E�;ref'le Rauf, bu sözümü dinlemediler, üçüncü ka­
rarlarında ısrar ettiler. Başka türlü hareket edilmesinin
mümkün ola mayacağ ını anlattılar. Bir çeyrek saat zarfın­
da üç_ defa istikamet değiştiren bu ·arkadaşlarla teşrik-i
mesai etmenin pek .zor olacağını artık kat'iyyetle anla-
37
dıni. Fakat, vaziyetİn muhafazası lazım gelçliğini de bili­
yordum. Ankara'dan aldığım emir üzerine arkadaşlarım­
dan ayrılamazdım. Bununla beraber, Mustafa Kemal Pa­
şa Hazrederine artık ne diyeceğimi de şaşırmıştım. Niha­
yet, keyfiyetin mufassalan bilelirilmesi muvafık olacağı
kanaatine vardım.
Üçüncü defa telgrafhaneye gittim. Mustafa Kemal
Paşa'ya arkadaşlarımın Geyve-Göynük tarikiyle Bolu 'ya
gitmek istediklerini ve bunu neden dolayı böyle yapmak
istediklerini bütün tafsilatıyla anlattım.
Paşa hazretleri:
"Bir an evvel yola çıkınız da hangi İstikametten gi­
derseniz gidiniz. Yalnız Bolu'yu kurtarınız, işte bu ka­
dar!" cevabını verdiler.
Bu konuşmadan sonra ben idareyi ele almaya karar
verdim. Çünkü herşeyden evvel maiyyetimizdeki efrada
biraz çeki düzen vermek lazım geliyordu. Arkadaşlar o
zamana kadar bu bir avuç efradın kılığına kıyafetine bile
eh<;:mmiyet vermemişlerdi. Hepsi aç ve çıplaktı.
Efradı giydirmek ve doyurmak paraya mütevakkıf
olduğundan Kuva-yı Milliye mühürünü alarak Kandıra
Ziraat Bankası'na gittim. O mührü basarak bankadan iki
bin lira aldım. Bu para ile efrada çarık, çamaşır ve tüt\iP
dağıttım. Bu suretle, teşkilatımızın ilk esasını teşkil eden
60 neferi işe yarar bir hale soktum.
Bu aralık Bulgar Sadık da 1 6 kişilik maiyyet ile gelip
bize iltihak etti. Baba Sadık namıyle yad edilen bu cesur
çete reisi Şile taraflarında yapmakta olduğu teşkilat vazi­
fesine nihayet vererek, 1 6 arkadaş ile Anadolu'ya geç­
mişti. Bunçlan başka beraberinde 32 araba da cephane
vardı. Cesur çeteci bu cephaneyi Maltepe'deki atış rnek­
tebinden gizlice kaçırmış ve yanına almıştı. Sadık bütün
38
harekatı milliye esnasında hiç yanundan ayrılınadı ve
daima cesurane harbetti.
Efiadın techizatı ikmal edildikten. ve Sadık'ın iltihcr­
kile oldukça kuvvetlenciikten sonra işlerimiz bir parça
yoluna girdi. Nihayet, Nisanın onaltıncı günü Kadıra'dan
hareket ·edebildik. Geceyi yolda bir köyde geçirdik ve
18 Nisan sabahı Adapazarı'na vasıl olduk.
Adapazarı'ndaki halkın tavır ve hareketini bilmiyor­
dul<. Onun için ihtiyatlı hareket etmek lazımdı. Eşref 76
kişiden ibaret olan kuvvetimizin bir kısmı ile istasyon
mıntıkasını iŞgal etti. Ben de bu esnada .silahlarımızı ve
cephanelerimizi istasyonda vagonlara yüklemekle meş­
gul oldum. Artık yoluıtıuza, Arifiye'ye kadar devam ede­
bilirdik
Sevkiyat işleri tamam olduktan sonra bizim küçük
kuvvet Adapazarı'ndan Arifiye'ye kadar hareket etti. Ari­
fiye'den de. ayın ondc:ikuzunda Geyve'ye vasıl olduk.
Şimdi, arkadaşların vaadettikleri veçhile burada �uv­
vet toplayacaktık Geyve'ye gelince, bu ciheti, oıılıra
heinen hatırlatmaktan geri durmadım. Bunun üzerine
Rauf:
"Ben Değirmendere taraflarına gideyim ele oradaki
kuvvetleri toplayayım." dedi. Ben bu gidişten müsbet bir
netice beklememekle beraber, mesuliyeti tamami ile on­
lara yüklemek için sesimi çıkarmaclım . Rau f, mevcut
kuvvetlerimizden onaltı kişi ayırarak yanına alıp Değir-'
mendere'ye hareket etti .
·
Biz Geyve'ye vasıl olduğumuz zaman orada ki alay
kumandanı Eşref'i yanına çağırttı . Yarım saat so.rira ben
de kurnandanın yanına gittim. Kapının önünde Eşref'e
rast geldim. Eşref beni bu tarafa çekerek dedi ki:
"Alay kumandanı bize bir vazife tevdi etmek istiyor.
39
Miralay Mahmud Bey'in kuvvetleri Adap� zan ile Düzce
arasında asilerle müsademeye tutuşmuş.
Alay kumanda.
1
.. nı Mahmud Bey'e yardım etmek istiyor; diyor ki: ''Siz ya
ona yardıma şitap ediniz ve yahut bunu yapamazsanız
Geyve boğazını siz muhafaza ediniz de ben orada bulu­
nan taburu Mahmud Bey'e göndereyiin. Kumanelan bu
teklifini şimdi sana da tekrar edecek. Rica ederim, sen
ikinci şıkkı kabul et dt;! biz burada Geyve'de kalalım. "
Eşref'in bu sözlerine cevaben:
"Bakalım, dedim, bir kere de ben alay kumandanı
ile konuşayım, ondan sonra düşünürüz. "
.
Alay kumandanı bana d a aypı teklifi tekrar etti. Bu­
nun üzerine dedim ki:
"Arkadaşlarımızdan Rauf, kuvvet toplamak üzere on
altı kişi ile Değirmendere'ye hareket ettiği için maiyeti­
mizde ancak 60 nefer var. Beh bunların hiç birisini layı­
ki ile tanımıyorum. Hem de bu kadar az bir kuvvetle
Mahmud Bey'in yardımına şitap etmekten hiçbir fayda
hasıl olmaz. Herhalde, ben kendi hesabıma, tanımadı­
ğım kimselerle mühim bir iş görebileceğiınİ zannetmiyo­
rum. Onun için biz burada Geyve Bağazı'nı muhafaza
edelim de, siz oradaki taburu Miralay ,Mahmud Bey' e
gönderiniz. "
1
Alay kumandanı bu teklifimi çok rnuvafık buldu.
Aramızda hasıl olan mutabakat üzerine yanıma 30 kişi
alarak geceleyin Geyve Boğazı'na gittim. Oradaki tabur
yerini benden evvel terk ile Adapazarı'na hareket etmiş­
ti . Fakat, ben kuvvetimi bağaza tamamen yerleşti rmeye
vakit bulmadan, giden tabur geri geldi. Çünkü alınan bir
haber de Miralay Mahmud Bey'in hilafetçi asiler tarafın­
dan şehit edildiği ve bunun üzerine maiyetinin kamilen
dağıldığı bildirilmişti. Tabi bu feci vaziyet karşısında ya-
40
pılacak bir iş kalmadığından giden tabur eski yerine
dönmeye mecbur olmuştu.
Miralay Mahmut Bey Anzavur'un aluahası ndan ol­
mak itibariyle Çerkesti. Vak'a şu suretle cereyan etmişti :
Mahmud Bey Hendek'e giderken yolda asi Çerkes­
le�·e ı:astlamıştı. Yanındaki kuvvetle derhal bu hainlere
lı ücum ederek çatışmaya tutuşacağı ve onları dağıtaeağı
yerde Çerkeslerle anlaşmak tarafını iltizam etnıişti . ihti ­
mal ki nas ih at ederek onları yola getireceğini ümit edi­
yordu.
O, bu ümitle dar bir bağazda asilerle ayakta
müza­
kereye başlamıştı. Onlara, hainane fikirlerinden vazgeç­
meleiini, hareketleri ile padişaha değil, varanın düşmari­
larına yardım etmekte olduklarını anlatmaya çalışmıştı .
Çerkesler ise Miralay Mahmud Bey'in bu sözlerine hiç
ehemmiyet vermemişler, onu kendi taraflarına çekmek
istenıişlerdi.
Mahmud Bey, bu müzakereye girişıneden evvel ma­
atteessüf hiç bii· tedbir almamış, müzakere fena bir neti­
ce verecek olursa ne yapacağını evvelind en düŞünme­
mişti . Hatta, yalnız kendisi değil, maiyeti de bir a raya
toplanmış olduğu halde müzakereyi takip ediyorlarmış.
Müzakere bu vaziyette devam ederken, münakaşa
bir aralık o kadar artmışti ki Mahmud Bey'le maiyyeti ,
etrafiarının asi Çerkesler tarafından sa rıl mış olduğunu
anlayamamışlardı. Anladıkları zaman ise artık iş işten
geçmiş oluyordu . Çünkü o esnada patlayan birkaç el si­
lah, as! rovelverlerinden çıkan bir iki kurşun Mahmud
Bey'i, erkan-ı harbini ve yaverini şehit etmişti.
Bundan sonra, kumanclasız kalan kuvveti o karga şa­
lıktan bilistifade esir etmek, asi Çerkesler için zor olma-·
mıştı. Evvela zabitlerimiz ele geçirilmiş ve birer bi rer on-
41
lar da şehit edilmiş veya soyulmuş, ondan sonra efrat da
silahlan ellerinden alınarak dağıtılmıştı. Zavallı Mahmud
Bey, mevcut kuvveti ile asileri bir anda dağıtabilecek bir
vaziyette iken, kendi Çerkesliğine güvenerek onları ikna
etmeye kalkışmak ümidine kurban gitmişti.
Bu hadise üzerine Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi
Fevzi Paşa Hazretleri de Bolu Boğazı'na geldi. Lazım ge­
len tahkikatı yaptıktan sonra paşa ile beraber Geyve'ye
avdet ettik. Ertesi günü Fevzi Paşa Hazretleri Geyve'den
Ankara'ya hareket etti.
Mahmud Bey'e yardıma giden taburun geri gelmesi
üzerine, ben de Boğaz'daki adamlarımı Geyve'ye çek­
tim. Bu yürüyüş bila-hadise devam ederken, bir aralık
dağın sırtlarından silah sesleri işittim. Buna hiçbir mana
veremedim; çunkü . civarda ne asi kuvvetler, ne de Kuva­
yi Milliye kıt'aları vardı.
Ancak Geyve'ye vasıl olduktan sonra meselenin ma­
hiyeti anlaşıldı. Eşref, Geyve'de bıraktığı 30 neferle bera­
ber kaçmaya hazırlanıyordu. Hatta istasyondaki drezine
onları bekliyordu. Hepsi harekete hazır bir halde idi.
Ben hemen tahkikata başladım. Neticede anladım
ki, 30 kişi ile Geyve Boğazı'na hareketimden sonra Gey­
ve'de kalan arkadaşlar, kuvvet toplamak maksaclı ile ci­
varda ki köylülere silah ve cephane tevzi etmişlerdi. Ku­
va-yi Milliye'ye iltihakı hatırlatından bile geçirmeyen bu
köylüler, silahları ve cephaneyi alarak birer birer kaç­
mışlar ve yolda giderken şilah atmak sureti ile nümayiş
yapmışlardı. Meğerse dağ sırtlanndan geldiğini işittiğim
silah sesleri bu nümayişlerden ileri geliyormuş.
Ben bir taraftan tahkikatia meşgul olarak bu hakika­
tı meydana çıkarıtken, diğer taraftan da Eşref'in kaçma­
s na rnani oldum. Drezineyi geri çevirttim. Kalan silahla42
rı, mitralyözleri ve cephaneyi alay kumandanına teslim
ettim. Kendi kuvvetlerimiz için yalnız iki mitralyözle, bir
bomba topu ve kafi miktarda cephane alıkoydum. Bun­
dan başka mai yetimiz deki efradın kıyaJetini de düzelt­
tir'n; onlara elbise ve ayakkabı aldım�
Ben bu işlerle meşgulken Rauf,
2 3 Nisanda Gey­
ve'ye geri geldi. Biz kendisinden kuvvet hekliyorcluk.
Halbuki o bizden 16 kişi alıp gittiği halde, efrat topla­
mak şöyle dursun, yalnız 6 kişi ile döndü.
Kendisine:
"Hani ya efrat toplayacaktın, nerede?" diye sorunca :
"Topluyamadım!" cevabını verdi.
"Ya beraberinde götürdüğün
16 kişinin l O'u ne ol­
du?" sualine karşı da:
"Yolda giderken kaçmışlar, eski meslekleri olan şe­
kavete sapmışlar. cevabını verdi.
"
Rauf'un eli boş, hatta gittiğinden daha hafif gelmesi
üzerine arkadaşların bir iş beceremiyeceklerine katiyyen
kanaat getirdim. Onun için bundan böyle kendi kendi­
me hareket etmeye karar verdim .
13
İSYAN MINTIKALARINDA .
MÜSADEMELERİM
Bu aralık Taraklı'nın "Ş.eriatçi" namını takınan asiler
tarafı�dan işgal edildiği haber verildi. Hemen yanıma
Mudanyalı Hacı Vasfi'yi, ihtiyat zabitlerinden mitralyöz
mülazımı İbrahim'i ve 45 nefer alarak Geyve'den Tarak­
lı'ya hareket ettim. Mitralyözle, bomba topunu ve cep­
haneyi bir arabaya yüklettim. Ben de Hacı Vasfi ile ikin­
ci bir arabaya bindim , yola koyulduk
Kafile dört saat yürüdükten sonra önümüze bir tepe
çıktı. Bu tepeyi aşmak icab ediyordu . Ortalık iyice karar­
mıştı . İçinde bulunduğumuz araba tepeyi -tırmanırken,
efrat arasında bulunan Mahmhd Çavuş isminde birisi ını­
rıldanmaya başladı. Hatta :
"Bu nasıl Bolşeviklik? Kumandan arabada gidiyor,
efrat ise yaya yürüyor!" diye de bağırdı. Ondan sonra ef­
rada hitap ederek :
"Arkadaşlar, dedi, oturunuz. Daha ileri gitmiyelim ! "
sözleriı:ıi il ave etti . Bolşevikliğ i ken di kafasına göre tefsi­
re katkışan ve maiyyetimizi isyana teşvik eden bu Mah­
mud Çavuş'u nasıl bir nıuameleye tabi tutabileceğimi
düşündüm . Vaziyetimi tahlil ettim.
Maiyyetimdekiefrada henüz tama men h a ki m olma-­
dığım akl�ma gel d i . O anda istinad edecek bir kuvvet
göremedim. l\;1emleket içinde hüküm süren hereümercin
47
doğurduğu türlü türlü düşüncelerin hesalxl katilm;:ısı la­
zım geleceğine kanaat getirdim. Herhalde "Mahmud Ça­
vuş'un terbiyesini vermek için sabaha kadar beklemek
daha muvafık olacak", dedim. Efı·adı daha ziyade ileri
gitmeye mütemayil görmeyince ve herkesin bulunduğu
yerde oturduğunu teşhis edince:
" Ortalık karardı. İleri gitmeye imkan yok. Geceyi
burada geçirelim!" emrini verdim.
Ertesi sabah ortalık ağannca Mahmud Çavuş'un on
altı arkadaşı He firar etmiş olduğunu öğrendik. Yanımız­
da yalnız 29 kişi kalmış oluyordu.
Ben yine bu kuvvetle yoluma devam ettirtı. Sabahle­
yin saat sekizele Taraklı'ya vasıl oldum. Derhal kasabayı
kuşattıktan sonra içeriye girdim. Şeriatçılardan eser yok­
tu. Yaptığım tahkikat neticesinde asi reisierinelen Köse
ve Hacı Emin'in yanlarında üç asi Çerkes olduğu halde
Göynük 'ten Taraklı'ya geldiklerini, halkı bir araya topla­
yarak padişaha sadık kalacaklarına dair herkese yemin
ettirdiklerini, bunun üzerine dualar okuduklarını ve bu
merasitnin ifasını müteakip yine Göynük'e avclet ettikle­
rini öğrendim.
Binaenaleyh, Tarakldılar hangi tarafa inanacaklarını,
kimin tarafını tutacaklarını bilemiyorlardı. Bir taraftan şe­
riat kelimesini siper edinerek vatana ihanet eden asiler­
den korktukları için, onlarla beraber harekete mecbur
olduklannı zannediyorlar, diğer taraftan ise Kuva--yi Mil­
liye'ye yardıma ıneyyal bulunuyorlardı. Onun iÇin 26 Ni­
san gününü Taraklı'da halkı tenvir ile· geçirdiın. Kasaba­
nın ileri gelenlerine nasihatler ettim, herkes mennun ol­
du.
O gece Taraklı'da yattım. Ertesi sabah henüz uyku­
dan uyanmışken, maiyyetimdeki efrattan birisi telaş için48
de yanıma gelerek:
"İbrahim Bey, ne duruyorsunuz? Asiler tarafından
küşatılıyoruz!" diye bagır'dı.
Ben bu telaş ve endişeye o kadar ehemmiyet ver­
medim . Çünkü , her zaman olduğu gibi, o gece de yat­
madan önce emniyet tertibatı almıştım. Eğer asiler bizi
sarmak istiyorlarsa, önce bu emniyet tertibatı ile çarpış­
maları lazimdı.
Bununla beraber, hiç vakit kaybetmeden düşman­
larla müsademeye girişrnek ve onları püsküıtmek lazım­
dı. Onun için derhal lazım gelen emirleri verdim. Bulgar
Sadık'ı kuzeye, yüzbaşı Vasfi'yi doğuya gönderdim. Ben
de bir mitralyöz alarak tepeye çıktım ve oradan müsade­
meye iştirak ettim.
B izi kuşatarak esir etmek isteyen asi "şeriatçılar"
takriben
300 kişi idi. Ben de yanımdaki mitralyözden la­
yıkıyl� istifade edemiyordum. Çünkü, mitralyöz zabiti
olan İbrahim, mitralyöz bölüğünde pek az zaman bu­
lunmuştu . Bundan başka talim görmüş mitralyöz efradı
da yoktu .
Bu vaziyyette sabahleyin başlayan müsademe bila­
fasıla onbir saat kadar devam etti. Bizim muhtelif istika­
metlerden mukabelede bulunmamız cahil asileri şaşırttı.
Ortalık kararmak üzere iken, mütecavizler maktul , yaralı
ve esir olarak 42 zayiat verdikten sonra perişan bir hal­
de dağıldılar. Müsademe esnasında Hacı Vasfi ile Bulgar
Sadık Bey büyük bir cesaret eseri gösterdiler.
Maiyyetimdeki
29 kişi ile 300 kadar asiye karşı mu­
kavemet etmek pek tehlikeli bir işti. Vaziyetimizin veha­
metini tamamiyle müdriktim. Onun için bir aralık Tarak­
lı telgrafhanesinden Geyve 'de bulunan Fuat Paşa'ya ve
erkan-ı harbi Saffe.t Bey'e telgı·af çe:kerek içinde bulun-
49
duğumuz mühlik vaziyeti kendilerine bildirdim. Fuat Pa­
şa'dan gelen cevapta :
"Yaverim mü.lazım İbrahim'le size yardımcı kuvvet
gönderilmiştir. Bu kuv vet gelinceye kadar mukavemet
ediniz. " deniliyordu .
Yardımcı kuvvet denilen şey 1 8 n eferden ibaretti
Maınafih, zayif olmakla beraber yine · işiınize yaradı . Fa­
kat, o kuvveti bütün gün beklediğimiz halde hiçbir kim­
se zuhur etmedi. Biz asileri püskürttükten ve geceyi Ta­
raklı'da sükünet içinde geçirdikten sonra Fuat Paşa'nın
gönderdiği 18 kişi, Nisanın 28'inde, yani müsaclemenin
ertesi günü, Taraklı'ya muvasalat etti.
Bu 18 kişiye kumanda eden Mülazım İbrahim' den
niçin geç kaldıklarını sörduğum zaman şu cevabı aldım:
"Yolda gelirken eftadın ayaklafı şişti. Hepsi yürüye­
mez bir hale geldi. Onun için, geceyi Taraklı'ya
4 saat
u,zakta bir köyde geçirmek zarureti hasıl oldu . "
Benim Taraklı'da bulunduğum günler zarfında Bo­
lu'da gayet feci bir hadise zuhur etti . Miral ay Mahmud
Bey'in acıklı akıbetine benzeyen bu hadise Şu suretle
cereyan etmişti:
Miralay Arif Bey isminde bir zabit,' Afyon tarafların...,- .
da toplayabildiği beşyüz kadar atlı, bir mitralyöz bölüğüyle Bolu havalisinde dolaşıyor ve oradaki asileri te'di­
be çalışıyordu . Arif Bey bir gün Bol u 'yu ellerine ge çiren
asilerle (Düzceliler) müsademe etmiş ve Bol u 'y u onlar­
dan geri almaya muvaffak olmuştu . Ondan sonra Arif
Bey kendi kuvvetleriyle Bolu'ya yerleşmişti.
Fakat, Arif Bey de Mahmut Bey gibi ihtiyatsız hare­
ket ettiğinden ve emniyet tertibatı almadığından, bir gün
ansızın asilerin hücuınuna maruz kalmıştı. Her ne kadar
·"
zabitan ve erfat derhal mı.ikavemete koyulmuşlarsa da,
so
bu ani hücum k arşıs ın d a pek çok telefat vermişlerd i .
Arif Bey kendisini pek güçlükle kurtarabiimi ş v e Bo­
lu'dan kaçmıştı.
Fakat, Arif Bey'in kaçm ası ve m<:ıiyet.inin telefat
ver­
mesi ile iş bitmiŞ olm uyordu . Hadisenin a sıl feci kısmı
bundan sonra başlıyordu. Asilerin ani hücumunda B o­
lu ' nu n mektep binası dahilinde bir b öl ü k mitralyö z as­
keri bulunuyordu . Bu bölü k , a siler tarafın d an kaamil e n
kuşatılmış tı . Bina dahilindeki efrat kurtulmanın imkansız
olduğu-nu görünce sonuna kadar mukavemete k ara r ver­
miş ve hakilcaten son kurşununu yakıncaya kadar teslim
olmamış tı .
Bölüğün gösterdiği bu ce sa ret ve şecaat karşısında
büsbütün insanlıktan çıkan asiler nihayet esir ettikleri
bölük zabitini, boynuna bir ip bağl ıy a rak sü rükliye sü­
rükliyc çarşıcla dola ştırmak suretiyle şehit etmişler ve ef­
radı da birer koyun keser gibi boğazlamışlardı . Mektep
b inası dahilinde akıttıklan kan
o
kadar fazla idi ki, ka n­
lar bina duva rında n sızarak dı ş arıya kadar vurmuştu .
Eş ref tekrar bize iltihak ettikten ve yardıma gele n
Mülazım İ brahim geri döndükten sonra ben de
1 Mayıs­
ta, öğleden ·sonra saat dörtte, Taraklı'dan Göynük'e ha­
reket ettim. Fa sıl as�z uzun bir yürüyüşten sonra gecele­
yin saat on bir de Göynük boğazına vasıl oldum. Boğaz,
G öynüklü bir kaç kişi ile kırk kadar Çerkes tarafından
tu tulmuştu. Bunları boğazdan defetrriek için derhal mü­
sa demeye giriştim. Az zaman zarfında mühim noktaları
işaret ettim.
Ateş başlar başlamaz garip bir va ziyette karşılaştım.
B izim Kuşçuba şı ' nın Eşref müsademe mahallinden taba­
na kuvvet kaçmaya te şebbüs etti. Kaçarken neferlerim­
den birini de ayağın da n yaraladı . Zavallı adamın ya ra -
51
sından akan kanı durduramadık, nefer öldü. Eşref bu
suretle hem kaçmaya başlamış, hem de kendi ayıbını
örtmek için bir adamın kanına girmiş oluyordu. Eşref'i
çağırırken:
"Neden bu zavallıyı vurdun?" diye sordum.
Eşref bu sualiqıe:
\
"Kaçıyordu da onun için vurmaya mecbur oldum!"
cevabını vermekten utanmadı.
"Herhalde sen ondan fazla kaçmış olacaksın ki m\J­
sademeden bu kadar uzak bir yerde bu cinayeti işlemiş-­
sin!" diye yüzüne bağırdım.
Müsademe esnasında bu işle fazla uğraşmaya vakit
ve imkan yoktu. Ben biran evvel kasabaya girmeye gay­
ret ediyordum Göynük Bağazi pek sarp ve uzun oldu­
ğundan, yanıma 1 7 nefer alarak, arka tarafdan dolaşıp,
kasabaya girmeye karar verdim. Geride kalan kuvvetin
kumandasını Hacı Vasfi'ye bıraktım.
Giderken, yolda
1 6 asker firarisine rast geldiİn. Btm­
lan da yanıma alarak Göynük'e girdim. Göynük'teki asi­
ler hükumet memurlarını ve telgrafçıyı hapse tıkmışlardı.
Ve ben kasahaya girmeden bir saat evv el kaçıp gitmiş­
lerdi. Asilerin elebaşılan, Taraklı'da old'tığu
gibi, Göy.
,.
nük'te de yine Köse ve Hacı Emin idiler:
Ben Göynük'e girdiğim zaman bağazda bıraktığım
kuvvetlecim de müsademeyi bitirmişlerdi. Bunlar da
gönderdiğim emir üzerine, biraz sonra Hacı Vafi'nin ku­
mandasında Göynük'e geldiler. Ben bu aralık telgrafha­
nede tah �ikatla meşguldüm. Asiler· tarafından çekilip
Köse'nin ve Hacı Emin'in imzalarını taşıyan bazı telgraf­
larda deniliyordu ki:
"Padişaha ve İstanbul Hükumeti'ne karşı isyan eden
52
Bolşevikler Taraklı'yı işgal ettil er. Ş im di G ö ynük te Onla­
rın ellerine geçecektir. Bunlara karş ı mukavemet etmek
için bize Düzce'den elerhal kırk atl ı göncleriniz. Bunları n
tekmil iaşe ve sair
·a tlı dan
masraflan
başka ya rdımc ı
bize ait o l aca ktı r . Bu kırk
kuvvetler de gele cekt ir. "
Yu k arda ki telgraf hü l asala nn dan anl a ş ıl acağı veçhile
asil eriri yardımcı kuvvetleri yetişmeden Göynük'ü işgale
muvaffak olmuştum.
Ben bu tah k ik at le rri eşgul iken Eşref' in ahval ve
harelditım nazanmdan uzak bulundurmuyordum. Çün kü
onun icraatı hiç hoş uma gitmiyordu . Eşref firarı asilere
ai t
ne
kadar para ve n akli kabil eşya varsa
hep sini kendi
nam ve hesabına zaptetmişti . Bu su re tl e eline külliyetl i
para ge çti kten başka, b inlerce kilo afyonu da Eskişehir' e
göndermişti.
Ben onun bu haline uzun mü dde t tahammül ede­
medim. Ank a ra 'ya bir tel graf çekerek Gazi Mustafa Ke ­
mal Paşa H azrede rine Eşref'in hem korkak ve çapu l cu
a dam olduğunu, hem de bir neferimi nafil e öldlirclü­
ğünü, Göynek't<': zaprettiği afyonları kendi hesabına Es­
bir
kişehi r' e naklettirdiğini, üz erin de bulunan paraların Ku­
va-yi Mil liye için istirdadi lazım geldiğirii bildirdim.
B u tel grafıma gelen cevapta Eşref'in ya kın b i r za­
mancla Eskişehir'e alınacağı haber verild i.
Ben G öynük 'te fazla kalmaclım.
dördüncü günü s ab a hı
saa t
Orada n
M:.ı yısın
yedi h uçukta Mudurnu 'ya
6 Mayıs sabahı oraya vasıl oldu m . Mud u r­
daha esaslı bir surette
tahkike başladım. Bol u 'da n güç; bela kunula bilen Mira­
ha reket ettim.
n u ' da Düzce ve Bolu vaziyetleriııi
lay Arif Bey o esnada G erede ' de b u l u nuyordu . Kendisi
ile
ımıhabere
dirdi.
ettim .
Arif Bey vaziyeti b an a
şu surette bil­
"Vaziyet çok vahim. İsya:n gittikçe artıyor . Asiler
günden güne daha ziyade kuvvetleniyorlar. Sakın böyle
bir zamanda kimseye itimat etmeyiniz, sonra yanarsınız! ''
Arif Bey'in bu yazdıkları benim bildiklerimi doğrula­
maktan başka bir şey yapmıyordu. Düzce' d e başlayan
isyanın Bolu, Gerede, Nallıhan ve Ayaş'a kadar genişle­
diğinden haberim vardı.
Bu vaziyet karşısında otuz kırk mevcutla isyan yan­
gınını söndürmeye çalışmaktan bir fayda hasıl olamaya­
cağı malumdu. Onun için Mudurnu'da esaslı bir teşkilat
yapmaya başladım. Etraftan topladığım efrat ile kuvveti­
mi 1 20 kişiye çıkardım.
Bu aralık, 9 Mayısta Pirlepeli Harndi Ağa ile Davave­
killerinden İsmail Hakkı Bey de maiyetlerincleki kuvvet­
lerde Mudurnu'ya geldiler, bu kuvvetlerin hepsi Rumeli
ahalisinden olmak üzere 200 kişiden ibaretti.
Mudurnu 'dan isyan harekhını daha esaslı bir surette
takip edebilmek için bir de 1 5 atlıdan mürekkep bir ke­
şif kolu vücuda getirdim. Bu atlılar için lazım olan hay­
vanları civar köylerden topladım. İsyanın gittikçe geniş­
Iernekte olduğunu unutmıyarak, Mudurnu'nun icab
eden noktalarını tuttum. Bir de son bjr ihtiyat olmak
üzere bazı yerlerde hafif siperler kazdırmaya başladım.
.
'·
Bu hazırlıkların ikmalinden sonra, artık muntazam
bir surette çalışmak ve keşif kollarıının raporlarına isti­
naden tertibat almak imidnları hasıl oluyordu.
Bir gün bu keşif koliarım Mudurnu 'ya dört saat
uzakta bulunan Abad tepelerinde asi kuvvetlerin toplan­
makta olduklarını bildirdiler. Aradan çok geçmeden, 1 1
Mayısta, asilerden garip bir teklif aldım.
Bu tekiifte deniliyordu ki:
54
"İbrahim Bey, senin gayet mert v e cesur bir asker
olduğunu haber alıyoruz . Aynı zamanda çok aticenap ve
hüsn-i ahlak sahibi olduğunu da işitiyoruz .
Fakat, her
nedense, sen yanlış yoldan gidiyorsun . Hakikeltı bilsen
kardeş kanı dÖkülmesine vicdanın hiç razı olmaz. Buna
emin olduğumuz için seni doğru yola sevketmek istiyo­
ruz . Gel Bolşeviklik'ten vazgeç, Padişah'a sadık kal.
Yoksa hareketini huruç-ı alessultan telakki edeceğiz .
Böyle olduğu takdirde senin ve maiyetinin katli farzdır.
Fakat biz yine seni öldürmek istemiyoru z . Gel bize ilti­
hak et. Seni derhal umum kumanelan yapalım.
Bu tekl i­
fimizi kabul etmek istemiyor:san, yerleştiğin Mudur­
nu'dan dışarıya çık, açıkta seninle harbeclelim. Yoksa
Muduniu'yu yakaca�ız . Sen ve maiyetin diri diri yana­
caksınız!"
Hülasısını yukanya kaydettiğim bu uzun
kanclıı·ma
Çavuş"
vesikasının altında "başkumandan nanıma Ethem
imzası vardı.
Milli mücahedenin m anasını
ve ehemmiyetinin
müdrik olmıyan bu cahiller tai,afından, sırf cehaletlerinin
sevkiyl e, y azılan bu teklifnarneyi aynen Ankara 'da
Erkan-ı Harbiye 'ye bildirdim. Ondan sonra da aynı ak­
şam asilere cevabıını yazarak dedim ki:
"Bizim hareketimiz huruc-ı a iessultan değildir. Biz
bilakis sultanı kurtarmaya çalışıyoruz . Şayet bana emni­
yet ve itimadtnız varsa tayin edeceğiniz mahalle iki kişi
gönderiniz, orada müzakere edelim. Bu müzakere esna­
sında hangi taraf haklı çıkarsa, öbi.'lr taraf b akit ç ıkan ta­
rafa iltihak etsin. Şayet benim bu mukabil teklifimi ka .,
bul etmezseniz, Mudurnu ovasında sizinle muharebeye
hazırım.
Asilere gönderdiğim bu mukabil teklife hiçbir cevap
55
çıkmadı. Bunun üzerine asilerin vaziyetini tetkik için
Mayısın onikinci günü Mudurnu'nun doğusuna bir keşif
kolu gönderdim. Bu koldan hiç ses çıkmadı. Geri gelen
olmadığı için adaıiı.l atımın asiler tarafından öldürüldüğü­
nil kabul etmem lazımdı . Asilerin tecavüz hareketleri
artmakta olduğundan, Geyve'cle bulunan Fuad PaŞa Ma­
yısın onüçünde GiritH Necati Bey'in kumandasında on­
beş neferl� onbeş sandık cephane yolladı.
Aynı gün asilerin Mudurnu'nu� şarkından, şimalin­
den ve cenubundan kasahaya doğru ilerlemekte olduk­
larını haber aldım. Harekete geçen asi kuvvetlerinin üç­
bin kişiden fazla olduğu bildiriliyordu. Bu' kuvveti, kaz­
ma, kürek ve çuval ile gelen bir o kadar da çapulcu gü­
ruhunun takip etmekte oldtığu rivayet ediliyordu.
Bütün bu ahval büyük bir müsademenin arifesinde
olduğumuza delalet ediyordu. Ben derhal böyle bir mil­
sademeye layık-ı vechile hazırlanmak için lazım gelen
tertibat:ı aldım. Küvvetlerirni taksim ederek muayyen
noktalara dağıttım. Önelan sonra asileri beklemey� baş­
ladım.
İlk sıcak temas öğleden sonra saat iki buçukta vu­
kua geldi. MÜsademe gittikçe şiddetini arttırarak fasılasız
altı. saat devam etti. Mudurnu'nun şimaflru:le mühim bir
mevki işgal etmekte olan 28 kişilik bir kuvvetim, bin ka-i:
dar asinin mütevali hücumu karşısında uzun niüddet
anudane bir mukavemet gösterdikten sonra maatteessüf
mevkini terke mecbur kaldı. Bu kadar mühim bir qüş­
man kuvveti araya sokulunca şiınaJ tarafındaki kuvvetle-­
rimi geriye çekmek lazım geldi. Bundan istifaele eden
asiler, terkettiğimiz mühim tepeleri işgal ettiler� Bu saye­
de Mudurnu'ya hakim oldular.
Müsademe bu neticeye vasıJ olduktan sonra, düş-·
56
manlar artık şimalden Mudurmı'ya kolayca inel?ilirlerdi.
Binaenaleyh, onları bir noktaya yerleşerek mitralyöz ate­
şi ile karşılamak lazirh geliyordu. Bunu yapabilirsem asi­
lerin ileri hareketini tekrar tevkife muvaffak olabilirdim.
Bu düşünce ile yanıma iki mitralyöz aldım ve Mu­
durrnı'nun elli metre kadar cenubunda yükselen bir te­
peyi tutturn. Bu suretle, şimaldcil inecek olan asileri Mu­
durnu kenarında karşılamak için lazım gelen tertibatı al­
mış oldum. Müsademe bu vaziyette bütün gece devam
etti.
Mudurnu etrafında cereyan eden bu ınüsademenin
safb alarını Ankara büyük bir merak ve endişe içinde ta­
kip ediyordu , o derecede ki müsademe esnasında Anka­
ra'dan dört defa telgraf başına çağırılclım. İçinele bulun­
düğumuz vaziyeti her defasında olduğu gibi bildirdim .
Bütün kuvvet ve kudretimizle mukaveınete çalışmakta
olduğumuzu anlattım .
Tutunduğum mevki ile asiler arasındaki mesafe 800
metre kadardı. Asiler, hakim tepeleri işgal etmekte ol­
dnldarından telgrafhaneye giderken her defasında tehli­
keli bir mıntıkadan geçmeye ı1ıecbur l�alı yordum. Etra­
fımda vızıldayan kurşunların bir tarafıma isabet etmeme­
sini bir mucizeye atfecli yordum. Yoksa muhakkak surçt­
le yaralamnam veya ölmem lazımdı. Giriştiğiın bu mü-·
him müsademeye Ankara fevkalacle ehemmiyet verınc5eydi telgrafhmıeye gitmek için kendimi bu kad:ır tehli­
k�ye sokmak mecbu riyetinde kaima:?:dım.
Müsaclernenln ilk günü böylece geçti. J\1:ıyısın on-­
dördüncü günü asiler y3.vaş yavaş garp tarafımızı çevir­
diler. Bu yüzden Geyve ile rnuhabererniz kesildi. Faka t
biz yine müsademeye devam ettik, o gl in gündüz ve ge­
ce mütema diyen asileric çarpıştık durduk.
57
Bu aralık Ankara bizim daha fazla mukavemet et­
meyeceğimizi zannetmiş olacak ki ,
1 5 Mayısta bana
gönderdiği bir emirde yardım için çıkanlan süvari ve pi­
yade kuvvetlerinin yolda olduğu birdirildikten sonra
Mudurnu'yu muvakkat bir zaman için tahliye e derek
Nallıhan'a çekilmekliğim ve yardımcı kuvvetlerin iltiha­
kından sonra Mudurnu 'yu tekrar işgal etmem tehbih
olunuyordu .
Ben bu kere telgrafla verdiğim cevapta tekmil cep­
hanemizi sarfetmedikçe ve kat'i surette mecbur olmadık­
ça asilerin önünde ric'at et� eyeceğimi ve Mudurnu'yu
elden bırakmayacağıını bildirdim. Yoldaki kuvvetlerin
belki son dakikada · yardıma yetişmiş olacaklarını zan ve
tahmin ediyordum.
Müsademe o gün ve gece de bütün şiddetiyle de­
vam etti. Ben efradımı teşci ile mukavemete mecbur edi­
yordum. Fakat, bize çok üstün kuvvetlerden mürekkep
olan asiler bu sefer şark tarafımızı da kuşattılar. Bundan
dolayı Ankara ile olan muharebemiz de inkıtaa uğramış
oldu.
Giriştiğimiz bu müsademeden asilerin muz�ffer çı­
kacaklarına civardaki köylüler
o
kadar emin bulunuyor­
lardı ki, bir çok çapulcular daha netice belli ' 'o lmadan,
asiler tarafında yer almışlardı . Bunlar, didiklemek için
hayvan cesedi bekleyen vahşi kuşlar gibi, bir an evvel
yağmaya haz::r bulunmak istiyorlardı.
Bir aralık çapulcu asilerin miktarı yed ibini buldu ,
hatta geçti. Mı..ı durnu'nun şimalincleki Karatepe üzerinde
birbiri arkasıra on sıraya dizili kesif bir insan kitlesi gö­
rÜlüyordu.
Bir aralık, asiler tekrar tekrar üZerimize hücum et­
mekle ve yaralılarını ve ölülerini toplamakla meşgul
58
iken , Mudurnu ' nun şimal tepelerinden birine bir top
yerleştirdiler. Bu tek top ile üzerimize fa sılalı, fakat i sa­
betsi z bir ateş açtılar. Biz yolda olduğu bildirilen yar­
duncı kuvvetl erin gelmesini bekleyerek mukavemte ele­
vamda kusur etmedik .
l"Hhayet , öğleden sonra saat dörde doğru Nal lıhan
istikametinden zayıf b ir tabur piyade as kerinin gel m ekte
oldu ğu nu görerek sevindik Bu tabur Mudurnu'nun gü ­
neydoğu tepel erine kadar gelerek orada kaldı . Aradan
iki saat geçtikten sonra N a llıhan istikametinelerı Binbaşı
Nazmi B ey'in kumandasmda efelerden
ibaret .2 50 kiş il ik
bir süvari kuvveti de geldi . Bunlar ge cey i Mudurnu da
geçircli ler.
Asiler bu yardımcı kuvvetleri görünce geceleyin hü­
cumlarını arttırdılar, yeni kuvvetlerin m ü d ahele sine vak i t
bırakmaksızı n bir muvaffakiyet kaza nmaya çalıştılar. fa­
kat , müsademe bütün gece devam ettiği halde, hiç bir
şeye muvaffak olamadılar.
Dördüncü müsademe günü olan Mayısın onaltısırıda
da daima bize üstün olan asi k u v vetle r , artık mukave­
met edeme:yeceklerini anladıklarından çekilmeye başla­
dıl ar . Fakat , bu ri c ' at kat i bir ric'at değildi . Çünkü asiler
Abad tep e lerinde tutunmaya çal ışıyorl a rdı . Fakat süvarİ
kuvvetlerünizle birlikte yaptığımız şidd etli bir hücum
eteklerinde tutunamadıl ar. Akşama
saat yedi buçukta onların bütün muvakemetleri
üzerine, as iler Abad
d oğru
kırılmış bulunuyordu . Hepsi de artık darma dağınık bir
halde kaçıyordu . Bun un üzerine ben hemen Abad etek­
lerini işga l ettim ve Mudurnu 'yu herhangi b ir tehlikeye
karşı m ahfuz bir hale getirdim.
Binb a şı N a zmi Bey ' in kumandasındaki yardımcı
kuvvetlerin vakit ve zamanında, yetişmesi çok işimize
59
yararnakla beraber, kazanclığımız muvaffakiyetren sonra
bu kuvvetlerin zararları görülmeye başladı. Nazmi Bey
maiyyetine söz , geçiremecliğiıl.den ve efı·adını itaat altın­
da bulunduramadığından
efeler birtakım taşkınlıklara
kalkıştılar. Ahali arasında şikayetler yükselmeye başladı.
Bizim vazifemiz, asileri defettikten sonra, ·herşeyden ev­
vel asileri halka aratmayacak surette hareket etmek ola­
cağından, bu nokta-i nazardan düşünüldüğü takdirde
taşkınlıklara teessüf etmemek kal::Jil değildi.
Ben asilerin püskürtülmesini müteakip Mudurnu
köylerine çıktığımdan, o şikayet!erin benden sonra nasıl
bir şekil aldığını bilmiyorum . Yalnız, hareket etmeden
evvel , mesuliyeti üzerimelen atmak için, vaziyeti gazi
hazretlerine bildirmeye mecbur kaldım. Bu telgrafıma
gelen 1 8 Mayıs tarihli telgraf ccvabından, yakında Mu­
durnu'ya bir kumanda heyeti gönderileceği anlaşıldı.
'
1 9 Mayıs günü hadisesiz geçti . Yalnız Demir Kö­
yü'nde bir süvari keşif kolutımzia asiler arasında yarım
. saat kadar sürert bir müsadeıne vukua geldi. Bu müsa­
deme asilerin geri çekilmesiyle neticelendi.
Gönderileceği bildirilen kumanda heyeti Mayısın
yirmisinde Mudurnu'ya vasıi oldu. Bu heyet Refet Paşa
ile Miralay Arif Bey'den (sonradan idam e dilen Ayıcı
Arif) ibaretti. Refet Paşa ve Arif Bey asilerle müzakereye
giriştiler. Onlar da bu müzakereden- bir muvaffakiyet
umuyorlar ve kan alcıtmadan efld.rı teskin edeceklerini
zannediyorlardı.
Halbuki, kumanda heyeti müzakereele iken 21 Ma·
yısta Finızköyü civarına gönd1:rdiğim bir keşif kolu ,
sa­
bahleyin saat altıda asilerk� müsaclemeye tutuştu . Asiler
epeyce kuvvetli olduklarından , bu keşifkolunu takviye­
ye mecbur kaldım . Bu aralık asiler
60
de takviye aldıklann-
dan müsade me şi ddetl e ndi ve a kşam al tıya kadar devam
etti. Ancak aıtal ığın kararması ile müsademe durdu . Ge­
celeyin asiler çekilip giıtiler.
Kumanda heyetinin açtığı müzakereye asiler tarafın­
dan murahhas olarak Bolu'dan bir eczacı ve Düzce'dei1
de Safer Bey na mında bir hila fetç i g ön de rilmişti . Bu mu­
ra hha s l ar bütün asilerin affedilmelerini ileri s ü rü yorlar
ve bu a ftan sonra artık ayakla nm a ya cak la rını söylüyor­
lardı. Yalnız, bir de Bolu 'ya ve Düzce ye artık kuvvet
gönderilınemesini ve aralardaki halkın serbest bıı·akıl­
masını şart koşuyorlardı·. Böyle bir şartın kabulüne
imkan yoktu. Onun için, müzakereler iki gün devam et­
tikten sonra hiçbir netice v e rm e de n 22 May ıs ta sona er­
di.
Ben de Düzce istikametinde ilerlemek üzere 2 5 Ma­
yısta Mudurnu ' dan Saınat'a hareket ettim . Bolu-Düzce is­
tikametince giderken 26 Mayıs ge c esi ni yolda bir köyde
geçirelim ve 28 Mayısta Düzc e' ye girdim.
O gün Düzce'de isyana del a l et edecek bir hal g örül
müyordu. Çünkü o gü nkrde Bursa ta ri kiyl e Adapaza­
rı'na g el m iş olan ve m aiyetinde 800 atlı bulurtan Çerkes
Ethem benden bir gün evvel, yani 27 Mayısta, Dü zc e ' ye
girerek icraata başlamıştı.
­
Bu icraat, isyanda e lebaş ı lık eden h a i nl eri n derhal
başlamıştı. idam eelilenler arasında asileri n
rnurahhası S afer Bey, n i hayet Düzd:' ' de yak ayı ele veren
Göynükl ü Köse ve Hacı Emin, Koç Bey, Rüştü ve Vahit
Efendiler, Cafe r Çavuş ve saire, bunlardan başka da otuz
asılmasıyle
kadar Rum vardı.
Düzce ve B olu isyanı bu suretle b astı rıl dı k tan sonra
ku m a nda heyetine lüzum k al m adığın d an Refet Paşa a v­
det etti . Çerkes Ethem de 3 Hnirancla Uşak'a gitti . Ku 61
mandan olarak Arif Bey kaldı.
Bu kargaşalıklardan en ziyade Arif Bey istifade etti.
Halkın reji ambarında bulunan tütünlerini alarak kendi
hesabına satılmak ü zere Eskişehir'e gönderdi. Bundan
başka yine halka ait mısırları hemen yerinde satarak ha­
sılatını cebine indirmekten hiç çekinmedi . Onun bu
harekitım Ankara'ya bildirmeye mecbur kaldım. Bu sa­
yede tütünlerin Eskişehir'den alınmasına muvaffakiyet
hasıl oldu.
Bu son isyan hareketlerine karşı alın?-n askeri ted­
birl<:;re ve sevkedilen kuvvetlerin asilere karşı muvaffaki­
yede hareket etmelerine Ankara'da pek büyük bir
.ehemmiyet atfediliyordu. Çünkü, bütün Ankara fevkala­
de telaş ve endişe içinde çalkalanıyordu. Bu telaş ve en­
dişe pek yerinde idi. Zira asilerin Ankara'ya kadar bir
akın yapmaları ihtimal dahilinde idi. o günlerde asilere
karşı Ankara'yı müdafaa edebilecek kuvvet!er pek zayıf­
tı. Bu kuvvetler binlerce asiye karşı şehri 'JZun müddet
müdafaa edemezdi. Bu itibarla, Mudurnu'da asilerle vu­
ku bulan büyük müsademenin Ankara nazarında çok
ehemmiyeti vardı.
Bu aralık ben Ankara'yı ziyarete karar verdim. Mak·
saclım hem Gazi Hazretlerini görme�, hem de müstakb�
harekat
için kendilerinden talimat almaktı.
,
Onun için Gazi Hazretlerinden müsaade istedim ve
aldım. 8 Haziranda Düzce'den hareket ettim. Lefke, Os­
maneli, Bozüyük, Eskişehir tarikiyle yaptığım altı günlük
bir seyyahatten sonra 14 Haziranda Ankara'ya vasıl ol­
dum.
62
BİRİNCİ YOZGAT İSYANI'NDAKi
HAREKATIM
Ankara'ya geldiği m günlerde Yozgat'ta Çapanoğulla­
rı , Ankara Hükümetine karşı isyan bayrağı açmışlarcl ı .
Aynacılar denilen
Kü rtl erl e birleşen bu Çapanoğullan
apaşik:ı.r isyan tı::şkil at ı ile meşgul bulunuyorlardı.
Asi Çapanoğullarından Celal bir zamanlar Samsu n
O mu tas arrıfke n milli müca hede zama­
nmda Ankara Va lisi olan Yahya Bey Samsun'a nefyedil­
'rnişti. Celal , Yahya Bey'e sürgünde . geçirdiği müddet
zarfında çok ya rdım etmişü. Bu yüzden Yahya Bey Ce­
l al'e bi r şükran hissi besliyordu .
Mutasarrıfı idi.
Çapanoğ;ulları isyan edince elebaşlarınd a n birinın
:
ve- Celal' in İ stanbul hükümeti namına çalış­
Celal c ılduğu
tığı' anlaşılmıştı. Ankara hükümeti bunu b il diği için, Ce­
lal e karşı lazım gelen tedbirlerin alınmasını emretmişti .
'
Halbuki o esnada Ankara Valisi oları Yahya Bey, Cel al'e
karşı şiddetle hareket edeceği yerde, onun bir zamanlar
ke ndis in e ettiği hizmetleri düşünerek, Celal'i Yozgat'tan
Ankara'ya çağırmış, 3 gün ya n ında misafir etmiş ve son­
ra ta m amı ile ·serbest bırakmıştı. Bunun üzerine Celal
Yozgafa dönmüş, Postacı Mehmet'le birlikte Aynacı la ra
Htihak etmiş ve onlarla birl �kt e isyanm baş ına geçmişti .
Bu yeni isyana karşı almacak tedbirler ' düşünülürken ,
Çerkes Ethem de benden ü ç gün sonra Ankara'ya geleli.
65
Ethem mevcut kuvvetlerinden bir piyade taburu etrafına,
memleketlerine gitmek için yirmi gün izin vermişti. Di­
ğer kuvvetlerin bir kısmı Uşak'ta ve ·bir kısmı da Eskişe­
hir'de kaldığı için Ankara'ya yalnız yüz atlı ile gelmişti.
Bu aralık ÇapanoğulJarı teşkilatlarını kuvvetlendir­
mişler, isyan hareketlerini genişletmişler, Alaca ve Köh­
ne mevkilerini ele geçirdikten sonra, Zile'yi de zaptet­
mişlerdi. Bunu müteakip Amasya'dan gelen bir müfreze­
ınizle Zile civarında çarpışarak bir top ele geçirmişlerdi.
Asilerin önüne artık hiç bir mani çıkmadığı için, onlar
.süratle Yozgat üzerine yürüyorlardı.
Asilerin 19 Haziranda Yozgat'ı da işgal ettikleri ha­
beri Ankara'ya ulaşınca Gazi Hazretleri, Çerkes Ethem'le
kardeşi Tevfik'e ve maiyetlerinden Hafız'a derhal kuv­
vetlerini toplayarak asilerin üzerine hareket etmelerini
emretti. Ethem'le kardeşi Tevfik:
"Bizim Uşak'ta görülecek bir çok işlerimiz var.
Onun için Yozgat'a gidemeyiz. " diyerek serkeşliğe kal­
kıştılar. Kendilerini ikna etmek mümkün olamadı. Yoz­
gat'a gitmemek hususunda şiddetle ısrar ettiler.
Bunun üzerine Gazi Hazretleri beni çağırçtı. Yozgat
vaziyetinin vehametini Ethem'e anlatmamı, o isyan bastı­
.
rılmayacak olursa, hareketin büsbütün' genişley'eceğini
ve bastırılmasının imldnsız bir hale geleceğini söyleme­
mi emir buyurdular.
Ben derhal Çerkes Ethem'i, kardeşi Tefvik'i ve gerek
cesareti, gerekse vatanperverliği ile şöhret kazamış olan
Hafız'ı bir araya topladım. Vaziyeti bir kere daha kendi­
lerine izah ederek dedim ki:
"Şayet Çapanoğulları Yozgat'tan daha ileri gidecek
olurlarsa, onların isyan bayrağı altında bir çok asiler top­
Ianaaık. bu hareket pek fena aksülameller husule geti66
recek ve Ankara iki dÜşman arasında kalacaktır. Onun
için bizim de bir an evvel harekete geçmemiz elzem. İs­
yanın hastınlmasına sizinle beraber ben de çalışacağım .
Bu sözlerime evvela Hafız kandı . O cesur ve
fedakar olduğu kadar da, muhakemeli bir adamdı. Et­
hem'le Tevfik'in fenalı hareketlerine karışmak istemez,
onlar tarafından yapılan fena telkinlere kulak asmaz,
hatta Ethem'le Tevfik'i yanlış yollara sapmaktan men'e
çalışırdı.
Hafız sözlerime kanınca Tevfik te Yozgat'a gidilmesi
hususunda uysallık etmeye başladı. Nihayet, Çerkes Et­
hem ele muvafakat etmeye mecbur oldu. Müzakerenin
neticesini gidip Gazi Hazrederine anlattım, memnun ol­
dular. Bunun üzerine gerek Ethem, gerekse ben kuvvet­
le'rimize Ankara'da toplanmalarını bildirdik
Evvela Çerkes Ethem 27 Haziranda 800 kadar atlı ile
Yozgat'a hareket etti. Ben de bir gün sonra 400 kişilik
kuvvetimle Ethem'i takip ettim.
Yola çıkmadan Gazi Hazretleri ·beni çağırttı. Huzu�
runa çıktığım zaman bana dedi ki:
"İbrahim, bu Çerkes Ethem bir gün bu memleketin
başına büyük bir gaile çıkaratak Belki onunla çarpış­
mam lazım gelecek. Bunu bil Q.e ona göre kuvveden!"
Ethem'in sonradan bizzat hairiler ve asÜer arasına
girdiği ve d üşmana illihaktan çekilı.qıediği düşünülürse,
Gazi l--Jazretlerinin Çerkes Ethem'i ne kadar isabetli bir
nazarla görmüş oldukları anlaşılır.
Mustafa Kemal Paşa Hatretleri, bana Çerkes Ethem
hakkında böyle bir ihtarda bulunduklan zaman, kuvvet­
lerimin topla mı 418 neferden ibatetti. Bundan başka Arı­
kara'dan iki top ve iki mitralyöz almıştım. Bu 418 nefer­
den yalnız 3 2�si atlı idi. Diğerleri hep yaya gidiyorlardı .
67
Halbuki bir an evvel Yozgat'a vasıl olmak lazımdı. Onun
iç'ın bir kaç tane yük aı·abası tutarak yola çıktım.
Hareketimin ertesi günü 29 Haziranda Keskin'e vasıl
oldum, 30 Haziran gecesini Sarayköy'de geçirelim ve 1
Temmuzcia Yozgat'a girdim.
Benden evvel oraya gelen Çerkes Ethem asilerle kü­
çük bir müsademeden sonra Alaca istikametinde ilerle­
mişti. Ortada dolaşan haberlere göre asiler, Akdağmade­
n i'ne hücum etmişler, orada bulunan Kılıç Ali Bey'le
müsademeye tutuşmuşlar ve Ali Bey'i 480 mevcut ile be­
raber Kayseri'ye kadar kovalamışlardı.
Ben Yozgat'ta 1 gün kaldıktan sonra,
Temmuzun
.
ı
!kinci günü yanıma 200 kişi alarak Fikih Köy'ünün şiinalindeki sırtiara çıktım ve orada iki asi yakaladım. Bu ara­
l ı k Alaca istikametinde ilerleyen Ethem kuvvetleri bir
boğazdan geçerken, 700 kadar asinin hücurnuna maruz
kalmıştı. Bu ani hücum k arşısı nda oldukça bocalayan Et­
hem, maiyetitıde bulunan Parti Pehlivan'ın asilere karşı
ya,ptığı mukabil bir hücum üzerinde, asi kuvvetleri cia­
ğıtınaya muvaffak olması sayesinde, ancak kendini toplı­
yarak muhasaradan kurtulabilmişti. Parti Pehlivan'ın bu
hücumu üzerine dağılan asiler müsadeıne yerinde bir
top bırakarak kaçıp gitmişlerdi.
•·
Ben 3 Temmuz gecesini İnceçay Köyü'nde geçirelim
ve sabahleyin Yozgat'a geleli m. Ethem de oraya clöntlü.
Yozgat isyanı hakkında Etlıem tarafından yapılan
tahkikat neticesinde isyan ın, yukarıda , yazdığım gibi,
Yahya Bey'in gösterdiği müsamahadan dölayı bu kadar
büyümüş olduğu meydana çıkmıştı. Şimeli Ethem, Yahya
B ey'in Yozgat' a gönderilmesini, teşkil ettiği Divan-ı
Harp'te muhakeme olunmasını ve Yozgat'ta idam edil­
mesini Ankara'dan istiyordu. Nitekim telgraf çekerek
68
Yahya Bey'in derhal Yozgat'a gönderilmesini talep etti.
Bu hadise Ankara ile Çerkes Ethem'in arasını açt ı .
Çünkü Ankara'nın kendi valisini, velevki mes'ul bile ol ­
sa, Çerkes Ethem Divan-ı Harbi'ncle muhakeme ettirmi­
yeceği muhakkaklı . Hakilcaten de öyle oldu . Ethem ımı ­
sirren ve mukerreren istediği halde Ankara Yahya Bey'i
göndermedi .
Bu ihtilaf büyük bir kanşıklığa sebebiyet verecek gi­
bi görünüyordu. Yaratılış itibariyle serkeş olan Ethem,
asileri bastıracağı yerde Ankara'ya kızarak asilere iltihak
edebilirdi.
Bu esnada Gazi Hazretleri- bana bir telgraf çekerek
Çerkes Ethem'i fikrinden vazgeçirmiye çalışmamı emir
buyurdular. Ben bu emir üzerine Ethem'e gittim. O bana
evvela derdini döktü. Ankara'nın kendisine karşı güya
haksız davrandığını söyledi. Ethem'e dedim ki:
"Böyle düşünmekte hem haklısın, hem değilsin. Sen
bir aya yakın bir zamandan beri bu havalide bulunuyor­
sun. İşini bitirdin. Geriye bazı divan-ı harp işleri ve kü­
çük asi çeteleri kaldı. Senin bu ehemmiyetsiz işlerle bey­
hude vakit geçirmen manasız. Ankara'da iken buraya
gelmek istemiyordun, Uşak'taki işlerinden bahsediyor­
dun . Onun iç:in sen artık Uşak'a git. Yunan Cephesi se­
nin için daha mühim. Ben de burada divan-ı harp işleri­
ni ikinal ederim. "
Neticede Ethem Yozgat'tan uzaklaş�aya muvafakat
etti. Divan-ı harpte görülecek işlere ait evrakı bana devir
ve teslim ettikten sonra, Ankara'ya hareket: etti.
Yalnız Parti Pehlivan Köhne'de kalmıştı . Ethem'in
hareketinden bir gün sonra Köhne'ye gittim . Parti Pehli­
van'a yen i vaziyeti anlatarak, onu da Yozgat tarikiyle
Anka ra 'ya yo!Iadım. Çerkes Ethem hadisesi ele bu suret69
"
le hal ve tesviye edilmiş oldu.
Parti Pehlivan gittikten sonra bep de Köhne'den ha­
reket ettim. 8 Temmuzcia Abdurrahmanlı'da kaldım ve 9
Temmuzcia Akdağmadeni'ne gitmek üzere yola çıktım.
Yolda Refet ve Çolak Salih Paşalara rastgeldim. Maiyet­
, lerinde bir kıt'a askerle Kuva-yi Milliye vaı;dı. Refet Paşa
benim de Akdağmadeni'ne gittiğimi haber alınca:
" Biz de oraya gidiyoruz . Akdağmadeni ikimizi de
barındıramaz. Sen yarın gelirsin." dedi.
Bunun üzerine ben Bah.şayiş köyüne doğru ilerle­
dim. Yolda asilerden Kel Bekir'in beş kişilik çetesine te­
sadüf ettim. Derhal .çetenin etrafını kuşatafak beşini de
yakala:dım. Temmuzun on üçünde Akdağmadeni'ne va­
sıl oldum.
Ben bir gün evvel oraya bir topçu ve mitralyöz
kıt'ası göndermiştim. Bu kıt'anın kumandasını müralyöz
zabitim olan cesur ve zeki Nazmi Efendi'ye havale et­
miştim.
Nazmi Efendi Akdağmadeni'nde tahkikat yaparken,
gizli bir Rum teşkilatını meydana çıkarmış ve Pontus is­
mi verilen bu teşkilatın elebaşlarından 12 Ruın'u yakala­
yarak haps� tıkmıştı.
Refet Paşa benden evvel Akdağmadeni'ne vasıl
olunca, ona bu on iki Rum'un bi-günah olarak hapse.�lil­
diği söylenmiş ve tahliyeleri için tavassutta bulunması ri­
ca olünmuştu.
Refet Paşa söylenilen bu söze inanmış ve Rumların
münhasıran kendilerine tazyik yapılmak için tevkif edil­
diklerine kani olmuş olacak ki, ben Akdağmadeni'ne
geldiğim zaman, benden onların tahliyelerini istedi . Re­
fet Paşa'ya tevkiflednin hakiki sebebini anlatınca, Paşa
garip bir tavır takınarak:
70
!'Ben yarın buradan gideceğim. Şimdi onları tahliye
et. Tahkikatım ben gittikten sonra yaparsın!" dedi.
.Onun bu sözü üzerine mevkuf Rumları, tahkikatın
neticesini beklemeden, derhal tahliye ettim.
Aradan iki saat geçtikten sonra Ankara'dan bir telg­
raf aldım. Bunda derhal Akdağmadeni'nden Ankara'ya
dönmem emrolunuyordu . Bunun üzerine oradan hare­
ketle, 13 Temmuzda Yozgat'a vasıl oldum.
Burada, İsmet :Paşa Hazrederinden "mahrem, zata
mahsus" işaretli bir telgraf aldım. Bu telgrafta deniliyor­
du ki:
''Maiyetinizde bulunan efradın köylerde çapulculuk
ve talan yapmakta oldukları bildiriliyor. Memleketin ge­
çirdiği böyle en nazik zamanlarda bu gibi ahvale hemen
nihayet vermeniz rica olunur. "
Bu telgrafın manasinı anlamakta güçlük çekmediın.
Şüphesiz, Refet/ Paşa, Akdağmadeni'ndeki tevkifatın ha­
kiki sebeplerini düşünmeksizin, benim çapulcu ve talan­
çı olduğumu telgrafla Ankara'ya bildirmiş ve Yozgat'a
geri alınmarnın muvafık olacağını anlatınıştı. İsmet Pa­
şa;dan gelen tdgrafın asıl sebebi işte Refet Paşa'nın bu
çirkin hareketinden doğuyordu.
İsmet. Paşa'nın imzası ile gelen bu telgraftan dolayı
çok gücendim. Derhal maiyetimdeki zabitleri ve reisieri
bir araya topladım ve onlara:
"Size şimdi İsmet Paşa Hazrederinden gelen bir telg­
rafı okuyacağım. " dedim, telgrafın . müdericatını ve sakın
çapulculuk falan etmemeleri hakkında kendilerine nasi­
hatlerde bulundum. ·
· Bu bittikten sonra İsmet Paşa Hazrederine şu meal­
de bir telgraf çektim:
"Mahrem telgrafınızı maiyetinideki zabitlere ve reis71
lere okudum. Kendim istifa ediyorum. Yerime birisi ta­
yin edilineiye kadar Yüzbaşı Vasfi Bey'i vekil bırakarak,
yarın akşama Ankara'ya hareket ediyorum."
Buüun üzerine Temmuzun onaltıncı Cuma günü
Yozgat'tan hareket ettim . O geceyi S�rayköy' de geçir­
diın, ertesi gece Kılıçlı'da kaldım ve 19 Temmuzcia An­
kara'ya vasıl oldum. O zam;:inlarda Umumi Karargah An­
kara'da eski Ziraat Mektebi binq:sı dahilinde bulunuyor­
du. Gazi Hazretleri de o binada yatıp kalkıyordu . Sonra­
dan öğrendiğime göre istifa telgrafım akşam yemek ye­
nirken bu binada İsmet Paşa Hazrederine verilmiş, Gazi
Hazretleri o telgrafı .İsmet Paşa'nın elinden alarak oku­
muş ve bu suretle istifamdan haberdar olmüştu .
Ankara'ya vasıl olduğurnun ertesi günü Gazi Hazret­
lerini ziyaretle, vaziyerimi kendilerine mufassalan anlat-.
tım. İstifama sebep olan ahvali birer birer izah ettim .
Gazi Hazretleri nihayette:
"Bana anlattıklarını bir kere de İsmet Paşa 'ya söyl e . "
dediler. İsmet Paşa'yı arattılar, bulduramadılar. Ben de
evime döndüm.
Gazi Hazretleri o günlerde rahatsız olduklarından
iki gün sonra hatırını sormak için ziyaretine gittim. Odasından içeriye girdiğimde İsmet Paşa ile konuşup konuş­
ınadığımı şordular.
"Henüz görmedim/' dedim. Yine İsmet Paşa'y/'arat­
'
'
tılar. Fakat ben Gazi Hazretlerinin nezdinden çıkarken
İsmet Paşa Hazretlerinin odasında olduğunu kapı.•>ının
önünden geçerken gördüm. Paşa da beni görerek yanı­
na çağırdı.
"Ne var ne yok?" diye sordu . Gazi Hazrederine an­
lattıklarımı İsınet Paşa'ya da tekrar ettim. izahatımı baş­
tan aşağıya ka dar' dinledi, fa kat hiç se.siıii çıkarmadı.
72
TEKRAR :ÖÜZCE İSYAN MINTIKASINDA
İsmer· Paşa Hazretleri p e vuku bulan mülakatımın
eriesi günü, çok şiddetli bir sıtmaya tutuldum, on gün
hasta yattım. Ancak Ağustosun beşinde kendime gelebil­
dim. Aradan beş gün geçtikten sonra bir gün, 1 O Ağus­
to1?ta, "Gazi Hazretleri seninle konuşmak istiyor, kendi­
leri Millet �lleclisi'ndedirler" dediler. Bunun üzerine he­
men Millet Medisi'ne gittim. Paşa Hazretleri dediler ki:
"Mudurnu:da yeniden isyan çıktı. Derhal oraya git­
men lazım. Muhafız alayını emrine al ve isyan mıntıkası­
na hareket et. " Bu emri yerine getirmek için bir an bile
tereddüt etmedim. Fakat istifa etmiştim, istifama cevap
verilmediği için kabul olunmuş nazariyle bakıyordum.
Bu ciheti Gazi Hazrederine anlattım. Gazi Hazretleri de­
diler ki:
"Şimdi istifa zamanı değil. Memleket herkesten hiz­
met bekliyor. Mudurnu'ya gideceksin! "
B u emir üzerine istifam hükümsüz kaldığından Mu­
durnu'ya gitmeye mecburdum. Bunünla beraber, hiç ta­
,
nımadığıin ve temas etmediğim bir kuvvetle isyan bastır­
manın muvafık olmayacağını düşünerek Gazi Hazretleri­
ne dedim ki:
"O halde !nüsaade ediniz de kendi kuvvetlerimle gi-
75
deyim. Hiç tanımadığıin bir kuvvetle gitmeyi muvafık
bulmuyorum. "
Gazi Hazretleri:
"Yozgat'taki kuvvetlerin kaç günde toplanabilir?" diye sordu . Üç günde toplayabileceğimi söyledim.
Bunun üzerine:
"O halde kendi kuvvetlerinle git!" emrini aldım.
Gazi Hazretlerinin yanından aynidıktan sonra hemen telgrafhaneye koşarak maiyetime şu mealcle bir
telgraf çektim.
"Düzce isyan halinde. Ben oraya hareket ediyorum.
Bl,lgünden itibaren sayılmak üzere altıncı günü asilerle
müsademe edeceğim. Yetişmeniz lazımdır. "
Bu telgrafı çektikten sonra yol hazırlıklarımı ikmal
�derek 1 J Ağustosta Düzce'ye müteveccihen yola çık­
tım . isyan ınıntıkasında cereyan etmekte olan hadiseler
şundan ibaretti :
Binbaşı Nazım Bey, Liva Kumandanı sıfatı ile Bo­
lu'da bulunuyordu. Maiyetinde üç tabur piyade, dört mi­
ralyöz, iki top ve bir de süvari bölüğü vardı.
Nazım Bey bu süvari bölüğünü civ'a rdaki Çerkes
köylülerinden seçtiği adamlarla teşkil etmişti. Süslü kıya­
fetleri Abdülhamid'in sarayını muhafaza eden süvarilerin
kıyafetine benziyordu. Nazım Bey bu pahalı techiıat için
lazım olan parayı halktan toplamıştı.
V
Piyade taburlarından birisi Bolu Bağazı'nda bir hana
yerleştirilmişti. Fakit emniyet tertibatı alınmadığından,
bu tabur asilerin ani hücumuna maruz kalarak kuşatıl­
mış ve tabur esir alınmıştı. Zabitlerin bazıları kaçabilmiş­
se de, bir çokları asiler tarafından feci surette katledil­
mişti.
76
Nazım Bey bu ihtiyatsızlığından ders a lmaya rak
ikinci taburu, da aynı yere emniyet tertibatı almadan yer­
leştirmişti. Birinci taburun silahlarını ellerine geçirdi kl e ­
rinden dolayı kuvvetlenen asiler, bu ikinci tabura da hü­
cum ederek onu da esir almışlardı.
Bu ikinci muvaffakiyerten sonra asiler için artık Bo­
lu üzerine yürümelerine karşı orta:d a hiçbir ımıni kalma­
mıştı . Çünkü ikinci taburun silahları da kendilerine geç­
miş ol uyordu . Sırf tedbirsizlik, ihtiyatsızlık ve askeri bil-­
gisizlik yüzünden büyüyen bu asi kuvvetin önünde mü­
tebald Nazım Bey kuvvetlerinin mukavemet cderneyece­
ğine şüphe yoktu . NitelümBolu önünde vukua gel e n
kısa bir müsademeyi müteakip, Nazım Bey'in üçüncü ta­
buru da dağılmış , şık üniformalı atlı Çerkesler evlerine
gitmiş , dört mitraiyö zle bir top asilerin eline geçmişti.
B u kadar ihmalkarane hareket eden Nazım B ey, yanına
yirmi otuz nefer alarak Gereele iştikametinde kaçmış ve
o radan Mudurnu'ya gelmişti.
Nazım Bey Mudurim'da yeniden teşkilat yapmayı ta­
olacak ki, yine halktan para topl amaya başla­
sa rla mış
mıştı.
Ben Ankara'dan hareket ettiğim zaman vaziyet işte
bu merkezde idi.
Mudurnu 'ya hareketimden dört gün sonra, 15 Ağus­
tosta öğleelen son ra , Mudurmı'ya vasıl oldum. Kuvvetle-·
rimin 1 3 Ağust o sta Yozgat'tan hareket ettiği n i bura d a
haber aldım. Gelen mevcudum 900 kişi, iki top v e dört
mitralyözden ibaretti.
Mudurnu'ya geldiğim vakit ha lk
etrafıını sarara k.
hArtık bizde
para kalmadı. Nazım Bey cebren para
topluyor!" diye feıyada başladı. Bu vaziyet karşısında ilk
işim cebre n p ara toplamayı menetmek oldu.
77
22 Ağustos sabahı kuvvetlerim Mudurhu'ya geldi.
Zabitlerimi ve reislerimi toplayarak o mıntıkadaki vazi­
yeti kendilerine anlattım, yapılacak harekatı bildirdim.
Efrada bir gün istirahat verdikten sonra, 23 Ağustosta sa­
bahleyin kuvvetlerirole Abad dağına çıktım.
Sarı Efe de 400 kişilik. bir kuvvetle Mudurnu'ya gel­
di. Bu kuvvet Nazım Bey il� birlikte Bolu 'ya hareket etti.
Bundan başka, Konya'da teşekkül eden ikiyüz kişilik
müfreze de bize iltihak etti.
Sarı Efe hareket etmeden evvel kendisiyle şöyle bir
hareket planı kararlaştırdık
·
"Ben Abad Dağı'ndan hareket edince bir top atarak
Bolu Böğaiı'ndan Kazancı köyüne gelecek olan Sarı
Efe'ye işaret vereçektim. Sarı Efe de bu işareti işitince
derhal harekete geçecekti. "
B u vaziyet aramızda takarrür ettikten sonra, ben 2 4
Ağustosta Düzce'ye hareket edeceğimi Nazım Bey'e bil­
dirdim. Kendisinden garip bir cevap aldım. Nazım Bey
diyordu ki:
"Fuat Paşa asilerin reisi Topal Ali ile 25 Ağustosta
mütareke aktetmiş. O günün gece yarısına kadar tara­
feyn muhasemata girişmeyecek. Onun için kuvvetlerini­
''
zin 26 Ağustosta harekete geçmesi muvafık oluc"
Ben, asilerle yapılan bir mütarekeyi tanımamakta
mazur olduğumu bildirerek programım vechile 24 Ağus­
tosta Abad dağından ilerledim. Birinci isyanda Bolu Bo­
ğazı'na yüıiidüğümüzü hatırlayan asiler, bu sefer de öy­
le hareket edeceğimizi zan ile kuvvetle'rini boğazın etra­
fında toplamışlardı. Halbuki ben iki koldan hareket et­
tim. Kendim D üzce civarında B eşköprü istikametinde
yürürken, muavinim Hacı Vasfi'yi 400 atlı ile Derdin isti:
karnetinde Düzce'ye sevkettim.
78
Yolda giderken şurada burada rastgeldiğim asi nö­
'
betçilerini ve postalarını bir iki silahla tardettim. Beşköp­
rü'ye yakhıŞtığım vakit, 300 kadar asinin bir top ve iki
mitralyözle orada beklemekte olduğunu gördüm. Bun­
la·r, Düzce'den Bolu'ya giden yolun sol tarafında bir sırt­
ta tahassun etmişlerdi.
Bu asi kuvvet hemen iki koldan çevirmeye başla­
dım . Mahsur kalacaklarını anlayan asiler, kısa süren bir
müsademeyi. müteakip mitralyözlerini ve toplarını terke­
df�rek, Düzce istikametinde kaçtılar. Ben hemen efradı­
mı topladım ve sür'atli bir yürüyüşle ilerleyerek gece
onda Düzce'ye girdim.
Ankara Hükümeti, şimdi mebus olan Hüsrev
Bey'le(Gerede Mebusu) diğer bir yüzbaşı Hüsrev Bey'i
bi r müddet evvel Düzce'ye göndermişti. Bu iki murah­
has Düzce'de halka nasihat edecekler, isyanın önüne bu
suretle geçmeye çalışacaklardı.
Halbuki Düzce asileri Hüsrev Beylerin nasihat ver­
melerine meydan bırakmadan onları hapse atmışlardı.
Düzce'deki hükümet mebusları da mevkuftu. Dokuz ki­
şiden ibaret olan bu , mevkuflar, her an asiler tarafından
idam edilmelerini bekliyorlardı. Benim ani bir surette
Düzce'ye girrnem sayesinde bu zevat muhakkak bir
ölümden kurtulmuş oldular. Onların hapiste olduklannı
haber alınca tabi ilk işim kendilerini kuıtarmak oldu .
. Ondan sonra telgrafhaneye giderek telgrafları tetkik
t
e mek oldu. Bu telgraflann birinde asiler, Derdin istika­
metinden gelen kuvvetlerimizi yolda mağlup ettiklerini
bildiriyorlardı. Bunu okuyunca büyük bir endişeye düş­
tüm. Mevzubahs kuvvetin o İstikametten Düzce'ye sev­
kettiğim Hacı Vasfi kolu olması ihtimaline mebni, d�rhal
ralıkikare giriştiın. Bir taraftan Düzce'yi istirdat ettiğimi
Ankara'ya bildb�mekle beraber, diğer taraftan da H�cı
79
Vasfi kolunun bulunduğu mevKı ve vaziyet hakkında
malumat toplamaya başladım. Aldığım haberler şundan
ibaretti:
Aralarında taksim edemedikleri bir para meselesin­
den dolayı Binbaşı Nazım Beyle, Sarı Efe'nin araları açıl- .
mıştı. Bu yüzden ikisi de, aramızda takarrür ettiği veçhi­
le, harekata iştirak etmemişlerdi. Gelen haberler bu hu­
susta tafsilat verdiği halde, Hacı Vasfi kolundan hiç ses
çıkmıyordu . Geride kalan kuvvetlerim hakkında ertesi
günü de malumat alamayınca, merakım büsbütün arttı.
Onun için kolu bizzat aramaya çıktım. Şayet Hacı Vasfi
kolu pusuya düşürüldü ve imha edildi ise, maksaclım
bera-yi intikam Derdin köyünü yakmaktı.
Bu düşünceyle Düzce 'den hareket ettim. İki saat
ilerledikten sonra Hacı Vasfi kolunun uzaktan gelmekte
olduğunu görerek memnun oldum. Bu aralık yanıma
yaklaşan Hacı Vasfi'ye nerede kaldıklarını sordum. O
b ana şu izdıhatı verdi:
"Derdin Köyüne yaklaşıyorduk. Pek kesif bir orman
içerisinden ilerliyorduk . Önümüzü arclımızı layıkıyle
görmek kabil alamıyordu. Birdenbire etrafımızdan silah­
l ar atılmaya başladı. Derhal pusuya düşürüldüğüınüzü
anladık . Atlı olduğumuzdan. önümüze çıkan ' ağaç kü­
tüklerinclen atlayarak o sahadan çabuk kurtulmamız
mümkün olamadı. Silahiann hangi taraftan atıldığını bile
tayin edemedik, mukabelede de bulunamadık. Neticede
dördü şehit, üçü yaralı olmak üzere yedi kişi zayi' ettik;
;,.
onüç hayvanımız vuruld u . "
Hacı Vasfi'clen bu malumatı alınca Derdinii leri taz­
yik etmeye karar verdim. Düzce'ye döndükten sonra
Derdin köyünün muhta rını çağırttım . Kendisine dedim
ki:
80
"Bütün silahlarımızı yirmi dört saat zarfında getirip
bana teslim edeceksiniz. Orman içinden geçen müfreze­
mi pusuya düşüren asileri de bana getireceksin . Aksi
takdirde köyünüzü baŞtan aşağı yakacağım!"
Araya giren yeni bir hadise bu tehdidiınİ yerine ge­
tirmeme mani oldu. Bu hadise de Fuad Paşa'n ın imzası
ile Eskişehir'den gelen bir telgraftı. Bunda deniliyordu
ki:
"Yunanlıların İzmit üzerine yürüyecekleri anlaŞılı­
yor. Onun için Hendek'te bulunan bir alayimızı İzmit
üzerine sevketmek istiyoruz. Buna imkan vermek için
derhal Hendek'e hareket ediniz."
Bu telgraf üzerine kuvvetlerimi toplayarak müzake­
re arzusunda olduklarını anlattılar. Sarıklı bir hoca arala­
rtndan ayrılarak bana doğru geldi. Ben Hoca'nm söz
söylemesine vakit bırakmadan dedim ki:
"Y:a bir saate kadar teslim olursunuz, yahut köyünü­
zü yakarım!"
Bu tehdidimi işiten hoca asilerle müzakere için tek­
rar onların yanına gitti. Biraz sonra asilerin .dağılmaya ve
orman içerisine doğı'u kaçmaya başladıklarını gördüm.
Bunun üzerine ben de iki koldan köye doğru ilerledim.
Tam köye gireceğim esnada ancak yedi metre kadar
uzaktan bir yaylım ateşine maruz kaldım. Birdenbire ga­
yet tehlikeli bir vaziyete düştüm. Fakat iticialimi muhafa­
za ettim, atımı dört nab koşturarak yandaki sırta çıktım.
Maiyeti111 de arkarndan yetişti, müsademeye başladık.
Asiler önümüzdeki mısır tarlalan arasına o kadar iyi
yerleşmişlereli ki, hangi taraftan silah attıkları bile tayin
edilemiyordu . Körü körüne cereyan eden bu müsademe
üÇ saat sürdü . Asilerden onüç kişi vurduk. Bizden de bir
çete reisi öldü.
81
Asileri dağıttıktan sonra onların cezasını verdim. Bü­
tün Nüfren Köyü'nü baştan aşağı yaktırdım. Hatta, kö­
yün bir daha kurulmasına mani olmak için cami ve
mektep binalarını da sakınnıadım. Hatta Kuva�yi Milli:
ye'ye iltihak etmiş olan Nüfrenlilerin evleri bile yakıldı.
Nüfren Köyü ve Boğazı her zaman çok tehlikeli bir mın­
tıka idi. O boğaz hiçbir zaman eşkiyasız kalmazdı. İşte
bir de bu sebepten dolayı Nüfren Köyü'nün bir daha o
m ıntıkacia kurulmasını istemiyordum. Bu iŞieri bitirdik­
ten sonra yoluma devamla Hendek'e vardım ve oradaki
taburu İzınit'e gönderdim.
Bu esnada Nüfrenlilerin murahhasları Hendek'e ge­
lerek benimle konuşmak istedHer. Kendilerine eski tekli­
fimi tekrar ettim:
"Ya silahlarınızı teslim edersiniz, yahut sizlere karşı
daima asi muamelesi yapacağım. " dedim.
Fakat, köylülerin · m uralılıaslan silahların verilmeye­
ceğini ileri sürdüler, kendilerine bir şey yapamayacağı­
mı, çünkü bütün Nüfrenlilerin Karacadağ'a yerlerştikleri­
ni söykdiler. Bu küstahça sözlerine mukabele olmak
üzere haritayı önlerine açtım. Karacadağ'ın vaziyerini
gösterdim. o dağa dört taraftan ateş verecek olursam
bütün Nüfrenlilerin yanıp kül olacaklarını, bizim de on­
ların belasından ebediy-yen kurtulacağımızı anlattım.
Nüfren murahhasları gidip arkadaşları ile konuşup,
bana cevap getirinceye kadar geçen müddet zarfında,
gelen yeni bir telgrafla Eskişehir'e çağırıldım. Hemen
yola çıktım. Düşman önünde firar eden münhe,?im bir
ordunun yürüyüşü kadar sür'atle yol alarak iki gün de,
30 Ağustosta Eskişehir'e yet:iştim.
Eskişehir'e celb edilmemin sebebi Yunan ordpsu­
nun Uşak'a taarruz edeceği haberinin ş'ayi olması imiş.
82
Fuat Paşa bu fena haberi verdikten sonra:
"İbrahim Bey, dedi, askerinizi burada üç gün din­
lendirdikten sonra siz de hemen U şa k cephesine hare­
ket edeceksiniz. "
B u emri aldıktan sonra, efradım İstiraha t eelerken
ben de Uşak cephesine hareket için lazım olan noksan­
ların ikmali ile meşgul oldum.
83
İKİNCİ YOZGAT İSYANI SAHASINDA
Ben bu muamelelerle meşgul iken Eylül'ün ikinci
günü Ankara'dan gelen bir telgrafta Yozgat'ta tekrar is­
yan çıktığı ve benim serian Ankara'ya gelmem icap ettiği
bildirildi. Bu haber üzerine ben Uşak cephesine gitmek­
ten vazgeçerek, 3 Eylülele Eskişehir'den Ankara'ya hare­
ket ettim. O günlerde rp.evcudum 1 . 200 atlı, 2 top, 4 mit­
ralyöz ve iki otomatik tüfekt�n ibaretti.
A nkara'ya gelince isyan hakkında mütemim malu­
mat aldım. Bu haberlere nazaran vaziyet çok vahim idi.
Deniliyordu ki:
"Yozgat asileri Zile'yi, Akdağmadeni'ni, Köhne'yi ve
Alaca mıntıkalarını ellerine geçirmişlerdir. Şimdi Yozgat
üzerine. yüri.lyorlar. Şehre dört saat uzakta bulunuyorlar.
Şayet Yozgat'ta ellerine geçerse, ondan sonra Ankara
üzerine yürümeleri muhakkaktır. "
Bu vaziyet karşısında derhal isyan mıntıkasına hare­
ket etmek elzemdi. Onun için Ankara'da kalmadan der­
hal Yozgat'a doğru yola çıktım.
Bu ikinci Yozgat isyanı birinçisinden daha vahşi ve
daha kuvvetli idi. Onun için çok şedit ve uzun bir uğ­
raşriıa mecburiyeti hasıl oldu . Altmış yedi gün bir çok
defalar öğle yemeğini at üstünde yediğim ve yirmi bir
saat attan İnınediğim vaki oldu.
87
Asilerin dinlenmesine ve toplanmasına hiç vakit bı­
rakniıyordum. Asilerle yaptığım yedi müsademenin hep­
sinde· muvaffak olmam bu sayede mümkün oldu. Asi
kuvvetlerin hepsini dağıttım. Ondan sonra, 18 Eylülde
Akdağmadeni'ne gittim, bir müddetde orada kaldım. O
havaliyi dolaşarak Yozgat'a geri geldim. Bir kaç gün bu­
rada meşgul oldum. 2 1 Ekimde tekrar harekete geçtim.
Hedefim yine Akdağmadeni idi. Buraya vas�l oldu­
ğum zaman Sivas merkez ordusu kumandanı Cemil Ca­
hit'ten bir telgraf aldım. Bu telgrafta, Kavaklı civarında
bir süvari alayı bulunduğu ve bu
alayın asi Çapanoğulla'
rı ve Aynacılar tarafından takip edildiği bildiriliyor, alayın kurtarılması rica olunuyordu.
Cemil Cahid'in bu telgrafına verdiğim cevapta asileri
üç gün zarfında meydana çıkaraq.ğımı bildirdim.
Artık havalar soğumuştu. Akdağmadeni'nde maiye­
timde 200 atlı ve 4 mitralyöz vardı. Efradımın· yağmur­
luklan yoktu. Yozgat'a telgraf çekerek 200 yağmurlukla
bir müfre z e refakatinde bir topçu gönderilmesini iste­
dim.
Muavinim Hacı Vasfi o günlerde hasta idi. Bu hazır­
likların neden ileı-i geldiğini benden sordu.
"Asilerin üzerine yürüyeceğim!" dedim.
Muavinim beni bli hareketimden rrien 'etmek istedi.
Dedi ki:
"Asiler çok kuvvetli. Müfrezelerimiz dağınık bir hal­
de. Kuvvetlerimizi bir araya toplamadan hareket etmeyi:­
niz! Asi kuvvetler Sivas ordusuna mensup bir alayımız1
Çiftlik Köyü civarında sardılar, 1 4 zabitimizi şehit ettiler,
efradı esir aldılar, silahları, topları ve mitra1yözleri zap­
tettiler. Bunları siz de bilfyorsunu z . "
88
Muavinim Hacı Vasfi'ye:
;,Sizler verdiğim emirleri yerine getiriniz, başka bir
şeye karışmayınız. 6 Kasımda sabahleyin saat onda . . . ? . . .
köyünde bulunacaksınız!" cevabını ve emrini vermekle
iktifa ettim.
Ben de harekatımı ona göre tanzim ederek aynı gün
ve saatte o köye vasıl oldum. Derhal icap eden noktala­
ra nöbetÇiler diktim.
Aradan yarım saat geçtikten sonra 300 kadar atlının
1 . 200 metre mesafeden Kavaklıköy'e doğru ilerlemekte
olduğu blldi_rildi. Derhal gidip, bu atlıların harekatını ya­
kından takip edip edildiği bildirilen alay olduğunu anla­
dım. Ben de öğleden sonra saat dörtte Kavaklıköy'e ha­
reket ettim.
Gece saat dokuzda Kavaklıköy'de idim. Asilerin ta­
kibinden dolayı korkucia olan alay eftadı bizi görünce
sevindiler. Kendilerine kumandanlarının nerede olduğu­
nu sordum. Evini gösterdiler. Odadan içeriye girdiğim
zaman kumandan namaz kılıyordu . İhtiyar aksakallı bir
Çerkesi imam yapmış, kendisi de cemaat olmuştu .
Namaz bitineeye kadar bekledikten sonra kuman­
danla konuşmaya başladım. Alayına kumanda ettiğini
zanneden bu zabit bana dedi ki:
" Bir haftadan beri uzaktan asilerle temas halinde­
yim. Fakat, ben . çok iyi kalpli bir adam olduğumdan asi­
l,er bana karşı bir fenalık yapmak isterrıiyodar. "
;
İyi kalbine güvenerek canavar asileri itfiat altına ala­
cağını ü mit eden bu alay kumandanıyla uzun uzadıya
münaka.;;a etmekte mana yoktu . Onun için kendisine kısa ca:
"Sabahleyin askerlerinizi köy meydanında toplatı-·
nız!" dedim. Ben de maiyetime o yolda emir verdim .
89
Şafakla beraber toplandık Kılavuzuma:
Hacıköy istikameti!" dedim. Süvari alayını ileri al­
dım, alay kumanelanına dedim ki:
"Üç saat sonra asilerle karşılaşacağız. Alayınızı yayı­
nız, yalnız çok ileriye gitmeyiniz!"
Hacıköy' e 700 metre mesafede bir derbent vardı .
Buradan çıkınca köy bizi görebiliyor, biz ise köyü göre­
riıiyorduk.
Asiler, köye yaklaştığımızı anlayınca 3-400 metre
uzakta ve bulunduğumuz yerden d aha yüksekteki sırtı
tırmanmaya başladılar. Hacıköy'li ovadan 30-40 metre
kadar yüksekte idi.
Önden giden süvari alayı talimattın dahilinde hare­
ket etti. Ben de alayın arkasından topçularımla yürü­
düm. Asileri görünce derhal toplarımı indirttim. Sağdan
Mernuş Kapta n'ı, müfrezesi ile asilerin çıktığı tepeye, İs­
mail Hakkı'yı da soldan arınanlık sırta taanuz ettirdim.
Aynı zamanda asilerin üzerine top ateşi açtırdım. Asiler
evvelce zaptermiş oldukları topu yalnız bir kere kullana­
bildiler. Yarım saat devam eden bir mOsaderneden sonra
asileri dağıttım, onlar perişan bir halde çekildiler. 47 kişi
telefat verdiler. Ellerindeki topu ve iki mitralyözü. müsa­
deme mahalinde bırakarak kaçtıla r.
Topla mitralyözü alaya teslim ettikten sonra alay ku­
mandanına:
"Sakın· bir daha bu taraflara gelmeyiniz. Merkeziniz
olan Amasya'dan ayrılmaymız!" dedim .
Hacıköyü'nde olduğu gibi diğer bütün müs�deme­
lerde de asilerin daima askerlerimize ve bize karşı tatbik
etmek istedikleri taktik şundan ibarettir:
"Askerlerimizi görünce derhal sarmak, he � taraftan
90
birden ateş altına almak, bu suretle maneviyelerini kır­
mak ve sonra hepsini kolayca esir almak.
Onların bu taktiğine karşı mukabil tertibat almak
için beklerrıeye kalkışan ve savunma vaziyeüne giren
her kuvvet, esir olmıya mahkümdu. İşte bundan dolayı
hiç durmadan, hemen taarruz ederdim. Bu suretle, onlar
benim değil, ben onların kuvve-i maneviyelerini kırma­
ya muvaffak olurdum.
Ben bu taktiği bir ay kadar tatbik ettim. Üç defa da­
ha müsademe yaptım. Her müsademede bir kaç kişi
vurdum. Ondan sonra asiler derhal dağılmaya başladılar.
Nihayet Çapanoğulları'nın ve Aynacıların reisleri:
"Biz bu İbrahim'in elinden kurtulamayacağız, herkes
başının çaresine baksın!" demeye mecbur kaldılar. On­
da n sonra da maiyetlerini dağıttılar. Asi efrad köylerine
daüıldı. R<:�isler de üçer dörder kişilik kafileler halinde
kendilerini saklayacak yerler aramaya başladılar.
Fakat:, ben onların izlerini takipte devam ettim. Gö­
dek Mustafa denilen bir meşhur asi reisinin yedi kişilik
maiyetiyle bir köye gizlendiğini haber aldım. Hemen o
köye giderek o çeteyi sıkıştırdım. Yaptığım müsademe
neticesinde Müstafa'yı ve hempasını öldürdüm .
Fakat, Mustafa'nın ölüsünü görünce gayri ihtiyari
ağlamaktan kendimi alamadım. Mustafa o kadar yakışık­
lı, yiğit tavırlı idi ve arkasına giydiği Rumeli kıyafetinde­
ki elbise vücuduna o kadar tenasüp vermişti ki onun
öhisü önünde ağlamamak kabil değildi.
Bu son müsademesi esnasıııda Gödek Mustafa iki
defa yaralanmış, her defasında yarasını, mendilini çıka­
rarak kendi eli ile tıkamıştı. Sonra, beynine isabet eden
üçüncü bir kurşunla ölmüştü . Yiğitliğini ve cesaretini
yanlış yoldan gitmeyeı-ek vatanın kurtarılması yolunda
91
sarfetseydi ne olurdu?
Bir de iki kardeş ve bir oğuld�ı.n ibaret olan Ayl'l;acı­
ların elebaşıları Sivas istikametinde kaçmışlardı. J?en
bunları da takibe koyuldum. Bu kovalama esnasında hiç
durmadan gece gündüz yürüyordum. Nihayet onların da
izlerini meydana çıkardım. Kendilerine yetişrnek için ge­
ceyi de hiç uyumaksızın geçirerek sabahleyin şafakla
beraber bir Çerkes köyüne vasıl oldum.
Köylülerin ısratı üzerine bir çay içmek için \)ir müd­
det o köyde �aldıin. .Efradım ileriden gidiyordu. Çayımı
içtikten sonra yanımda bir Çerkes beyi olduğu halde yo­
luma devam ettim. Onu'nla konuşarak giderken uzaktan
silah ,sesleri işittim. Hemen atlanmızı sürerek sesin geldi­
ği tarafa koştuk. Sirkeci Köyü'ne iltica etmiş olup ve kö­
yün sırtlarını tutmuş olan beş asi, askerinile müsademe
ediyordu. Bu beş asiyle uzun süre çarpıştıktan sonra on­
ları kovalamaya başladık. Köyün iki saat ilerisinde beşini
de öldürmeye muvaffak olduk. Gece karanlıkta Sirkeci
Köyü'ne geri dÖndük . .
İki gün ve bir gece hiç uyumadığım için son derece
yorgundum. Erkenden yatıp uyumak için biraz yemek
istedim. Tam yemeğimi yiyeceğim esnada post?-cı bana
bir telgraf getirdi. Bunda en yakın telgrafhaneye giderek
Erldn-ı Harbiye-i Umuıniye reisi Fevzi Paşa ile muhabe­
re etmem emir olunuyordu .
"Buraya en yakın telgrafhane nerede?" diye sorunca :
''En yakın telgraf merkezi buradan 1 7 kilometre
uzakta olan Yeniköy'dedir. " cevabını verdi .
Bu kadar yorgunluktan sonra o mesafeyi, atla bile
olsa, artıl{ kat' edemezdim. Onun için, evvela yemeğimi.
yemeğe ve ondan sohi"a bu meseleyi d Q.şünmeye karar
verdim.
92
Fakat, biraz sonra ,aynı maalde ikinci bir telgraf alın­
ca, çok müstacel ve mühim bir iş için çağınldığıını ania­
yarak yanıma 25 ath aldım ve Yeniköy'deki telgraf mer­
kezine gittim.
Bu merkez Sivas vasıtasıyla Ankara'yı bulabilirmiş .
Fevzi Paşa Hazretleri ile, Ankara başmüdürünün müsaa­
desi alımirak konuşulabilirmiş. Binaenaleyh, hem Sivas'ı
bulmak, Hem de Ankara başmüdürünü uyandırmak
uzun sürdü . Bin müşkilattan sonra Erkan-ı Harbiye-i
Uinumiye dairesi bulunabildL Oraya Yeniköy merkezin­
de emir beklemekte olduğumu bildirdikten sonra yattım
uyudum.
Bir süre sonra telgrafçı beni uyandırarak şifreli bir
telgraf u zattı. Bu telgrafta Çerkes Ethem'in Kütahya'da
isyan ettiği, maiyetimin Ethem'le harb edip etmeyeceği
ve şayet ederse, kaç günde Yozgat'ta toplai1abileceğim
soruluyorc1u .
O zamana kadar Çerkes Ethem birinci kuva-yi sey­
yare, ben de ikinci kuva-yi seyyare namı .altında hareket
ediyorduk. İkimiz de askeri idareye tabi değildik. Doğ­
rudan doğruya Umum-i Erkan-ı Harbiye'ye ve Mustafa
Kemal Paşa Hazrederine merbuttuk. Bize başka bir ma­
kam kumanda edemezdi. İşte Umum-i Erkan-ı Harbiye
dairesi bizim bu müstesna vaziy<1timizi düşünerek efra­
dımın Çerkes Ethem efradıyla çarpışmaya razı olup ol­
mayacağımı soruyordu.
ı•çerkes Ethem'le Düzce'de .ilk defa karşılaştığım za­
mandan beri kendisiyle çarpışmak için bir fırsat arıyo­
rum. Bugün o fırsatı bana vermiş oluyorsunuz. Maiyetim
kat'iyen emrim baricine çıkmaz. Dört gün zarfında Yoz­
gat'da toplanabilirim. "
B u telgrafıma gelen cevapta Yozgat'ta toplanınam
93
emredildi. B�n de Yozgat'a telgraf çekerek ötede beri de
dağınık bir halde bulunan kuvvetlerimin Yozgat'ta top­
Janması lazım geldiğini rnaiyeti me bildirdim. Ben de
derhal Yozgat'a döndüm .
İkinci Yozgat isyanı, yukarıda da bahsettiğimiz veç­
hile, beni 67 gün yormuştu. Milli Müdidelenin başına
gelen en büyük belalardan birisi ikinci Yozgat isyanı idi.
Oradaki harekatımda azami derecede cebir ve şiddet
göstermemiş olsaydım, bu isyan bizi daha ziyade uğraş­
tırmış olacaktı. Ben bu cebir ve şiddeti, yalnız asilere
karşı değil, aynı zamanda kabahatlarını gördüğüm za­
man kendi maiyetime de tatbikten geri durrriadım.
Bu münasebetle asileri ve asker kaçaklarını beyan­
namelerle tethiş etmek yolunu tutar ve bundan çok fay­
dalar görürdüm. Kasım iptidalarında Akdağmadeni'nde
böyle bir beyanname neşrettim. Kayseri, Kırşehir, Kes­
kin, Yozgat, St.ıngurlu, Boğazlıyan, Çoru m, Zile ve Yini­
kaza mıntıkalarında bulunan asker kaçaklarının, eşkiya­
nın ve asilerin 1 5 Aralığa kadar teslim olmalarını, aksi
takdirde evlerini yakacağımı, ailelerini süreceğimi, eşya
ve hayvanlarını müsadere· edeceğimi, kendilerini de ne
vakit yakalarsam derhal idam edeceğimi ilan ettim. Bu­
nun üzedne asker kaçaklarının ve asilerin bir 'Çoğu tes­
lim oldu .
Yine Akdağmadeni'nde dört Rum'u, Yozgatlı mebus
Fahri'nin biracleri Ali Rıza'yı ve bir de bir Kürt beyini
tevkif ettim. Bunları usUlü dairesinde sorguya tabi tut­
tum. Bu isticvap esnasında Kayseri'den Samsun'p kadar
uzayan ve "Pontus" namı altında çalışan gizli bir teşkilat
olduğu meydana çıktı.
Şayet ilk Yozgat isyanında zabitlerimclen Nazmi
Efendi tarafından tevkif edilerek isticvap olunmak üzere
94
hapse atılan oniki Rum o zaman Akdağmadeni'nde bu­
lunan Refet Paşa'nın ısrarı üzerine tahliye edilmeyip de
mahkemeye verilseydi , Pontus isyaıımın daha o zaman
ortaya çıkacağına, o Rumların mahkum ola cağına ve teş­
kilatın, sonradan 'olduğu gibi, tevessü etmesinin önü
alınmış olacağına hiç şüphe yoktu.
Yozgat'tan gizli teşkilat için çalıştıkları meydana çı­
kan maznunların hepsini divan-ı harbe verdim ve idarha
mahkum ettirdim. İçlerinden Kürt beyi idam edilirken:
"Yaşasın Kürdistan! Kürt istiklali beni m intikamımı
alacaktır!" diye bağırdı.
Görülüyor ki Kürt beyleri daha 1 920'de istiklallerini
ilan etmeyi düşünüyorlarmış. Altı yedi sene sonra çıkan
Kürt isyanı o zamanlardan beri hazırlanıyonnuş.
Mebus Fahri, kardeşi Ali Rıza'nın i damdan kurtarıl­
ması için çok çalıştı . Fahri'nin bu hususta Ankara ile
muhabere etmesine mahi olmak için telgraflara ve mek­
tuplara sansür koydum . Fahri o zaman Akdağma de­
ni'nde bulunuyordu. Oradan en yakın posta merkezine
gidip beni Büyük Millet Meclisi'ne şikayet eelineeye ka­
dar Ali Rıza çoktan idam edilmiş bulunuyordu .
Yozgat'ta iken bir aralık Çorum'a gittim. Oradaki ha­
pishanede 400 kadar mevkuf senelerden beri isticv�l pla­
rını bekliyorlardı. Savcıya bir tezkere yazarak bunların
islicvaplarını çabuklaştırılmasını istedim. Umumi Harp'te
ya rarlılık gösteren ve intikam yüzÖnden hapse atılan
dört n:ıasuınu kendim affettim ve evlerine gönderdim.
Çonün'da aynı zamanda asker kaçaklarına bir be­
yanname neşrettim. Bunlar da dalıalet ettiler. Tam 1 . 390
kişi teslim oldu. Dehalet edenlere şiddetli tenbihatta bu­
lunduktan sonra, bir jandarma neferinin refakatinde har­
be sevkettim. Yolda giderlerken içlerinden bir kişi bile
95
k açmadı.
Çorum'dan Yozgat'a dönerken yolda rastgeldiğim
asker kaçaklarını da toplayarak dehalet eden firarilerin
adedini 2.000'e çıkardım.
.
Yozgat'a vasıl olduğum zaman Umum Erkan-ı Har­
biye reisi Fevzi Paşa Hazretleri beni telgraf başına çağır­
dı ve yukarıda saydığırtı mıntıkalardaki asker kaçakları
vaziyetine dair hergün sabah, öğle ve akşam olmak üze­
re benden üç rapor istedi. Bu raporları g<;Jndermiye baş­
ladım.
Fakat telgraf hatları bozuk, direkler yıkık olduğu
için bu raporlar muntazam bir surette gÖnderilemiyordu.
Posta müdürü hatların tamiri için · 3 . 500 telgraf direğfnin
lazım olduğunu söyledi. Bu direkleri Akdağmadeni'nde­
ki Rumları çalıştırmak sureti ile ormanlardan temin ede­
rek hatları tamir ettirdim. Bu işler yirmi günde bitti.
Bir gün Zile'ye gidiyordum. Ormandan geçerken
top çeken ester(katır) yaralandı, Yeniden ester almak la­
zım geldi. Bunun için Zile'de halktan . 1 . 600 lira topla­
dım. Bu para ile beş tane kuvvetli ester satın aldım, efra­
dıma kamçı ve kundura tedarik ettim. Artan 280 lirayı da
inşaası yarım kalan hastanenin ikmaline sarfedilmek
üzere, askedik şubesi reisine teslim ettim.
Rusya'dan Anadolu'ya Sivas-Yozgat yolu ile silah ve
cephane sevkiyatı yapılıyordu . Bu yolun köprüleri bo­
zuktu. 13 köprü yaptırdım. Yozgat'li hükümet ve bele­
diye binalarını açtırdım. Asiler ve eşkiya ile uğraşırken,
memleketin nafıa işlerini de başarmaktan geri durma­
dım.
'
Hiç bir kimseyi işlerime karıştırmadım. i-ler kararımı
mutlaka kendim verdim. İsmim her köyde ağızdan ağıza
r:lolaşır, herkes şiddetimden bahseclerdi. Bu sayede eşki96
ya aramaya çıktığım zaman köylüler, hiç bir tazyike ha­
cet kalmaksızın eşkiyanın bulunduğu yerleri haber verir­
lerdi. Onun için takibatta kolaylık görürdüm.
Te lgraf merkezlerine geldikçe adıma gönderilmiş
kucak dolusu telgraflar verilirciL Bunlarda hep asilerin
hareket-i istikametleri bildirilirdi . Teessüf ettiğinı bir şey
varsa, o da bu evrakı muhafaza edemeyip okuduktan
sonra yırtıp atrnamdır. Gelen evrak o kadar çoktu ki,
seyyar halde bulundukça bunların muhafazasına imkan
yoktu .
Ethem'in isyanını müteakip Yozgat'ta toplanmıya
başlayan kuvvetlerimi o hainin üzerine sevketmiye hacet
kalmadı. Bu işe Refet Paşa memur edildi. Ben dört gün
Yozgat'ta kaldırn. Atlılanmıza lazım olan on tane eğeri
Sungurlu'dan tedarik ettirn. Geceyi Sungurlu'da geçirelim
ve oradan Ankara'ya hareket ettim. Kuvvetlerim henüz
Yozgat'ta toplanma ile meşguldü.
Sungurlu halkı/ evvela eğerleri vermek istemediği
için onları bizzat tazyik etmek lazım geldi. Bu muamele­
nin sebebi şu idi:
Maiyetimde 1 . 200 atlı ve silahlı asker vardı. Ankara
hükümeti bu kuvvetten en tehlikeli anda istifaele ediyor­
du. Fakat bana ne silah, ne cephane, ne de hayvan ver­
mişti. Kuvvetlerim için lazım olan şeyleri bazen iyilikle,
bazen de zorlukla şuradan buradan tedarik etmek mec­
buriyelinde idim. Nitekim Sungurlu'da biraz şiddet gös­
termek lazım geldi.
Ankara'ya vasıl olunca Büyük Millet Meclisi'ne Gazi
Hazretlerini ziyaret ettim. Mustafa Kemal Paşa hakkımda
şikayetler yağdığından bahsettiler. Fevzi Paşa'nın, Maliye
Vekili Ferit ve Dahiliye Vekili Adnan Beylerin huzurun­
da bu şikayedere birer birer cevap verelim .
97
Dahiliye Vekiline hapishanelerden bi-günahları çı-·
karıp evlerine gönderd!ğimi, maiyetime almadığıını söy­
ledim. idam ettirdiğim şahıslara haksızlık yapıp yapma­
dığımı sordum. Gerek Gazi Hazretleri gerekse vekil ba­
na hak verdiler.
Maliye Vekili Zile'de topladıgım 1 . 600 liradan dolayı
şikayet etmek istedi. Kendisinden neden para istemedi­
ğimi sordu. Ona verdiğim cevapta efi·adım için kaç defa
para istedimse gönderitmediğini hatırlattım. Bu ·sözümü
Fevzi Paşa Hazretleri d� tasdik etti. Gazi Hazretleri de:
"İbrahim haklıdır. " dedi.
Bu suretle isticvabım hitam buldu, doğıu ve dürüst
hareket ettiğim sabit oldu.
Çerkes Ethem'in isyanından ve yunanlılara kaçma­
sından sonra Kiıva-yi Milliye namı altında bulunan bü­
tün kuvvetler benim emrimc verildi. Bu Kuva-yi Milliye,
"Kuvvayi Seyyare" namını ·aldı.
·
Hükümet bu seyyar kuvvetlerin nihayet "ÜçÜncü
Suvari Fırkası" namı altında bir araya toplanarak artık as-·
keri idareye tabi turulmasını bana teklif etti . Ben de der­
hal kabul ettim. Maiyetime süvari binbaşısı Hasan ve pi­
yade yüzbaşısı Sakıp namında iki zabit verildi. Bunları
alay kumandanı yaptım. Efradımı dörder bölüklü iki
alay haline soktum. Bu bölükterin bazılarına zabitler,
bazılarına da eski çete reisieri kumanda ediyordu . Ta­
kımların çoğu çete reisierinin idaresinde idi.
Bundan evvelki teşkilatımda bölük yok, müfrezeler
vardı. Her müfreze müstakil idi ve doğrudan doğruya
bana bağlı bulunuyordu. Bu müfrezelerin her biri elli ile
altmış arasında idi. Hepsi on iki müfrezeden ibaretti. ,
'
Ben bu yeni teşkilada meşgul iken Biiinci İnönü
muharebesi başladı. Fırkamın da harbe sevki taka rrür et-98
ti. Ankara'da iki gün nakliyat için vagon bekledikten
sonra .üçüncü günü fırkam Gazi hazretlerinin huzurunda
bir geçit resmi yaptı. Ondan sonra kuvvetlerimi trene
yükteyerek Eskişehir'e hareket ettim.
Üçüncü süvari fırkası kumandam altında büyük ra­
armza kadar muharebelere iştirak etti.
99
A-
-
Abad Tepeleri (Mudurnu'da)
Abdullah (Manastırlı)
Abdurrahmanlı
Adapazarı
Adnan Bey (Dahiliye vekili)
Afyon
Ahırkapı (İstanbul'da semt)
Akçaşehir
Akdağmadeni
Alaca (Yozgtat'ta)
Alemdar Gazetesi
Ali (Topal)
Ali Rıza
(Mebus Fahri'nin kardeşi)
Ali Rıza Bey (İstanbül Mebusu)
�nadolu
Ankara
54, 59,
23
70
97
so
24
24
68, 70, 87, 88, 94, 95, 96,
66, 68, 87
20
78
95
24,
16,
1 2,
53,
67,
87,
Anzavur
41
Arif Bey (Mimlay)
50,
Arifiye
39
54
Ayaş
Ayrıcı Arif, bk. Arif Bey (Miı·alay) : 50,
Aynacılar
25
22,
33 ,
55,
68,
93,
24,
34 ,
57,
69,
95,
26,
35,
58,
71,
97,
31,
37,
62,
72,
99
38,
38,
65,
77,
96
42,
66,
79,
5 1 , 53, 54, 60, 62
5 1 , 53, 54, 60, 62
103
(Yozgat'ta bulunan Kürtler)
65, 88 , 9 1 , 92
-B-
Baba Sadık(Bulgaristanlı)
Bağciaci
Bağlarbaşı
Bahşayış Köyü
Bayezici Meydanı
Bekir (Kel, çete reisi)
Bekir-ağa Bölüğü
Besim (Hafız, Binbaşı)
Beşköprü
Binbaşı Ali Bey,
bk. Ali Bey (Binbaşı)
Binbaşı Nazmi Bey,
bk. Nazmi Bey (Binbaşı)
Birinci İnönü Muharebesi
Bağazlıyan
Bolşeviklik
Bolu
Bolu Bağazı
Bozüyük
Bulgar
Bulgaristan
Bulgaristanlı Baba Sadık,
bk. Baba Sadık (Bulgaristanlı)
Bursa
Büyük Millet Meclisi
16, 38
16
26
17
70
2 1 , 22
20
78, 79
59
98
2 1 , 22,
47, 55
l l , 35 ,
51 , 53,
79
35, 36,
2 1 , 23,
16
1 6, 19
104
36, 37, 38, 42, so,
54, 61 , 76, 77, 78,
42, 76, 78
62
16, 38, 49
61
95, 97
-CCafer Çavuş
Celal (Çapan-oğlu asilerinden)
23, 94
61
65
• .
Cemi! Cahit
(Sıvas Merkez Komutanı)
Ç
-
88
-
Çal ı Köyü
Çaınlıca
Çana�kale
Çapan-oğulları
Çerkes Ethem,
bk. Ethem (Çerkes)
Çerkes Eşref, bk. Eşref (Çerkes)
Çiftlik Köyü (Yozgat çevresinde) :
Çolak İbrahim,
bk. İbrahim Bey (Çolak)
Çolak Salih Paşa,
bk. Salih Paşa (Çolak)
Çorum
3 1 , 32, 33
24, 2 5 , 26, 27, 31
15
6 5 , .66, 88, 9 1
6 1 , 6 5 , 66, 67, 68, 69, 93,
98
23
88
·
7, 8, 20
70
94, 9 5 , 96
-D-
Değirmendere
(Geyve yakınlarında)
Demir Köyü
Derdin Köyü
(Dü zce yakınlarında)
Divan�ı Harp
Düzce
16, 37, 39, 40
60
80
20, 22, 23, 68, 69
8, 32ı 35, 36, 40, 50, 53,
54, 6 1 , 62, 75, 76, 78, 79,
80, 93
Düzceliler
50
-E-
Enver Paşa
24
1 05
Eskişehir
Eşref (Çerkes)
Eşref (Kuşçubaşı)
Ethem (Eczacı)
Ethem Çavuş
Ethem (Çerkes)
32,
99
23
16,
21
55
61,
97,
53, 62, 66, 8 1 , 82, 87,
32
65, 66, 67, 68, 69, 93,
98
-F-
Fahri (Mebus)
Ferit (Maliye Vekili)
Fethi Bey
Fevzi Paşa
Fıkıh Köyü
Firuzköyü
Fransız
Fuad Paşa
94, 95
97
21, 22, 23
42, 92, 93, 96, 97, 98
60
20
56, 8 1
-G-
Gazi Hazretleri,
bk. Mustafa Kemal Paşa
Gebze
GedikPaşa (İstanbul'da semt)
Gerede
Geyve
Geyve Bağazı
Giritli Necati Bey,
bk. Necati Bey (Giritli)
Gödek Mustafa,
bk. Mustafa (GÖdek)
Göynük
106
6Q,
76,
16,
16
53,
16,
43,
40,
62, 66, 67, 69, 72, 75,
97, 98, 99
31
54, 77
33, 37, 38, 39, 40, 42,
47, 49, 56, 57
42
56
91
3� 38, 48, 5 1 , 52, 5� 6 1
-H-
Hacı Arif Bey (Çamlıcalı)
Hacı Emin (Taraklı'da asi)
Hacı Köy (Yozgat'ta)
Hacı Va::;fi Bey (Mudanyalı)
Hafız
(Çerkes Ethem'in maiyetinden)
Hafız Besiın,
bk. Besiın (Hafız, Binhaşı)
Halil
Halil Paşa
Harbiye Nezareti
Hasan (süvari biribaşısı)
I1endek
Hintli
Hüsrev Bey (Gerede)
Hüsrev Bey (Yüzbaşı)
Hürriyet ve İtilaf Fırkası
31
48, 52, 61
32
67
20
23
24, 25, 26, 27, 28
17, 19, 2 1 , 22
98
4 1 , 8 1 , 82
26
79
79
20
-iİbrahim,
bk. İbrahim l3ey (Çolak)
7, 8, 1 1 , 16, 17, 19, 20, 2 1 ,
3 � 34, 3 5 , 36 , 4� 5 5 , 67,
8 1 , 9 1 , 98
İbrahim (Mitralyöz zabiti)
İbrahim (Mülazim)
ihrahim Bey (Çolak).
47, 49
50, s ı
1 6 , 1 7, 1 9 , 3 2 , 34, 49, 5 5 ,
81
İnceçay Köyü
İngiliz
İsmail Hakkı Bey (Davavekili)
İsmet Paşa (İnönü)
İstanbul
68
20, 26, 27
54
7 1 , 72, 75
1 5, 1 6, 18, 20, 21, 23, 24,
25, 26, 28, 31
107
İtalyan
ittihad ve Terakki Fırkası
İzmit
20
15
8 1 , 82
K
-
-
Kadıköy
Kandıra
Karaca dağ
· (Hendek yakınlarında)
Karakol Cemiyeti
Karasu Boyu
Karatepe
(Mudurnu yakınlarında)
Kavaklıköy (Yozgat)
Kayseri.
Kazancı Köyü
(Düzce yakınlarında)
Kefken
Kel Bekir, bk. Bekir (Kel)
Kemal Bey
(Boğazlıyan Kaymakamı)
Keskin
Kesriyeli Aslan,
bk. Aslan (Kesriyeli)
Kılıç Ali Bey
Kılıçlı
Kırşehir
Koç Bey
Konya
Kozpınar Köyü
Köhne (Yozgat'ta)
Köse (Taraklı'da asi)
Kuşçubaşı Eşref,
bk. Eşref (Kuşçubaşı)
108
26, 27
34, 38
82.
16
36
58
88 , 89
68, 94
78
37
70
2 1 , 22, 23
68, 94
16
68
72
94
61
78
23
66 , 69, 70, 87
48, 52
16
Küçük Talat Bey,
bk. Ta lat Bey (Küçük)
Kürdistan
Kürt
24, 26, 27
95
65, 94, 95
-1.Letke
62
Mahmud Bey (Miralay)
Mahmud Çavuş
Manastırlı Abdullah,
bk. Abdullah (Manastırlı)
Memuş I�aptan
Meşrutiyet
Miralay Arif Bey,
bk. Arif Bey (Miralay)
Miralay Mahmud Bey,
bk. Mahmud Bey (Miralay)
Mondros Mütarekesi
Mudumu
�2, 40, 41, 42 , 50
47, 48
.,
Mustafa (Gödek , Yozgat'ta asi)
Mustafa Kemal Paşa
23
90
7, 20
50, 53, 60
32, 40, 41 ,
15
53, 54, 5 5 ,
60, 61, 62,
91
l l , 33, 34,
53, 67, 93,
50
56, 57, 58, 59,
75, 77, 78
35, 36, 37, 38,
97
-N-
Nallıhan
Nazım Bey (Binbaşı)
Nazmi Bey (Binbaşı)
Nazmi Efendi (Mülazım)
Necati Bey (Giritli)
Nevreköp Cephesi
54,
76,
59,
70,
56
23
58, 59
77, 78, 80
60
94
1 09
Nunıllah Subhi Bey
(Kadıköy Belediye Reisi)
Nüfren Köyü
(Hendek yakınlarında)
31
82
-0Osmaneli
-
64
P
-
Parti Pehlivan
Pirlepe,- Hamdi Ağa,
bk. Harndi Ağa (Pirlepeli)
Pontu s
Postacı Mehmed,
bk. Mehmed (Postacı)
68, 69, 70
54
70, 94, 95
65
-R-
Rauf (Rizeli, Yüzbaşı)
Refet Paşa
Rıza (Mülazim)
Ru me li
Rumlar
Rusya
Rüştü
16
60, 61, 70, 71 , 95, 97
26
54, 9 1
1 6 , 70, 71, 9 5 , 9{.5
96
61
-sSadık,
bk. Baba Saclık (Bulgaristanlı)
Safer Bey
Sakıp (Piyade Yüzbaşısı)
Salacak (Üsküdar'da)
Salih (Bilecik Mebusu)
110
16, 38, 39
61
98
24, 25, 26, 27
26
Salih Paşa (Çolak)
Samsun
Sarayköy (Keskin yakınlannda)
San Efe
Selimiye Kışiası
Sırplar
Sivas
Sirkeci Köyü (Yozgat'ta)
Sudi Bey (Mebus)
Sungurlu
Süleyman Askeri
70
65,
68,
78,
26
16,
92,
92
23
94,
16
94
72
80
19
93, 96
97
-ŞŞile
16, 38
-T-
Taksim Bahçesi
Talat Bey (Küçük)
Taraklı
Tavşancıl
Teşkilat-ı Mahsusa
Tevfik
(Çerkes Ethem'in kardeşi)
Topal Ali. bk. Ali (Topal)
Türkiye Devleti
Türklük
16
24, 25, 26, 27
47 , 48, 49, so, s ı , sz, 53
16, 24, 27
23
66, 67
78
15
19
-U-
Uşak
61, 66, 69, 82, 83,
87
-ÜÜskü dar
21, 31
11 1
-V-
Vahit Efendi
61
- Y-
Yahya Bey (Ankara Valisi)
Yahya Kaptan
Yeniköy (Yozgat'ta)
Yinikaza
Yozgat
Yunan Cephesi
Yunanhlar
65
16, 24 , 25, 26, 27
92, 93
94
8, lJ. , 65, 66, 67, 68, 69,
7 1 , n, 76, 77, 87, 88, 93,
94, 95 , 96, 97
69
8 1 ; 98
-Z-
Zile
11 2
1 1 , 66, 87, 94, 96, 98
Download

Milli Mücadele Esnasında Kuvâ-yı Seyyare Kumandanlığına Ait