VİRÜS ADAM
ESMA KOÇ
1
Esma Koç
Virüs Adam
Metin: Esma Koç
Kapak: Esma Koç
Basıldığı Yer: Konya
Basıldığı Tarih: Eylül 2014
Bu kitabın hiçbir bölümü, tanıtım amaçlı kullanımı dışında, Esma Koç’un
yazılı izni alınmaksızın herhangi bir elektronik ya da mekanik yöntem
kullanarak kopyalanamaz veya yayınlanamaz.
2
Bu hikâyede adı geçen tüm kişi ve olaylar hayal ürünüdür,
gerçekle bir bağlantısı yoktur.
3
4
Birbirinden güzel yağlı boya tablolarının olduğu bir odada
beyaz tenli, kısa siyah saçları olan uzun boylu bir delikanlı bir
koltukta oturmuş fotoğraflara bakıyordu. Yüzünün farklı
yerlerinde bariz şekilde görülen morluklar vardı. Delikanlı,
beyaz saçları olan uzun boylu, zayıf bir adamın resmine baktı.
—Babam Mithat, ünlü bir iş adamı. Toplum onu öyle lanse
ediyor. Benim içinse sadece işiyle ilgilenen biri. Onun için en
önemli şey çalışmaktır. Hayatı işten ibarettir. Kimseyle
gerçekten ilgilenmez. Doğduğum için pişman olan biri, dedi
içinden ve resmi yanındaki küçük sehpaya sertçe koydu. Eline
genç bir kadının resmini aldı ve resme sevgiyle baktı. Kadının
düz, uzun, kahverengi saçları vardı. Beyaz tenliydi. Giydiği
açık pembe giysiyle oldukça zarif bir görünümü vardı.
—İşte, babamın yokluğunda vakit geçirdiğim kişi; annem.
Benim en değer verdiğim kişi oydu. Ne yazık ki ben daha on
bir yaşımdayken en küçük kardeşimi doğururken öldü. O
öldüğünden beri beni anlayan bir kişi bile yok, diye düşündü
üzgünce ve sehpaya resmi özenle koydu. Elindeki diğer resme
döndü. Bu seferki resimde uzun boylu, siyah uzun saçları olan
gözlüklü, otuzlarında bir adam vardı.
—Abim Necati, devlette bir laboratuarda çalışıyor. Ne
yaptığı hakkında fikrim yok ama ona göre tüm insanları
kurtarmak ya da dünyayı yok etmek kendisinin elinde olduğu
5
düşüncesinde, “dünya benim elimde” kibrine sahip biri.
Evdekilerle pek bir muhabbeti yoktur. Doğal olarak benimle
de. Sadece babamla anlaştığını söyleyebilirim. Ne de olsa
onun küçük modeli, diye geçirdi içinden ve yarım ağız gülüp
resmi sehpaya koydu. Elindeki diğer resimde dalgalı
kahverengi, uzun saçları olan, buğday tenli, orta boylu bir kız
vardı.
—Ablam Betül, annem öldüğünden beri bize annelik
yapmaya çalışıyor. Her zaman bizimle ilgilenir. Kendince
annemin yokluğunu kimseye hissettirmemeye çalışıyor. Bende
çok da başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama özünde
fedakâr biridir, dedi içinden ve resmi sehpaya koydu. Elindeki
diğer resimde küçük bir kız çocuğu vardı. Kahverengi,
omuzlarına kadar gelen dalgalı saçları vardı. Beyaz tenliydi.
Çocuklar içerisinde annesine en çok benzeyen oydu.
—Defne, evin en küçüğü. Annem onu doğururken öldü. O
yüzden o zamanlar ona tepkiyle yaklaştım. O yüzden aramızda
çok bir bağ yok. Ama bunun farkına vardığımdan beri onunla
aramızda bir bağ kurmak için çabalıyorum. Defne kendi
halinde bir çocuktur. Önceden fark edememiş olsam da şimdi
biliyorum ki; o da annem gibi iyi biri, diye düşündü ve resmi
sehpaya koydu. Elinde tuttuğu iki resimden birinde kendisi
vardı. Kendi resmine baktı.
—Aileye göre en sorunlu ve işe yaramaz çocuk; ben, dedi
içinden ve resmi sinirle sehpaya koyup elini üzerine sertçe
vurdu. Elindeki son resimde siyah, dalgalı saçları olan esmer
bir delikanlı vardı. Orta boyluydu.
—Ve gelelim evin en nefret ettiğim ve en son üyesine: Ümit.
Kendisi tam bir baş belası. Benden küçük olduğu halde
kendini benden büyük gören ve sürekli ne yapmam gerektiğini
söyleyen, her zaman beni değersiz gören, her şeye, özellikle de
bana alerjisi olan biri! İşi olmayan şeylere karışma konusunda
üstüne yoktur. Annem sağken anlaşamadığım bu kardeşimle
annem öldüğünden beri daha sık tartışır olduk. Şu anda
yüzümde olan bu morluk da onunla en son ki tartışmamızdan
6
bana yadigâr, dedi içinden ve resmi sehpaya fırlatırcasına attı.
Resim kayıp sehpanın ucunda yere düşmeden durdu. Ayağa
kalktı. Bir bezi üçgen şeklinde katlayıp alnına koydu ve başını
artist bir şekilde bağladı. Eline bir kalem aldı. Devasa
büyüklükteki bir tuvale yaklaştı. Düşündü. Sonra acıyla
gözünü kıstı. Elini yanağındaki morluğa değdi. Sonra
kararlılıkla tabloya elini götürdü. Sonra kalemi bıkkın bir
şekilde yere indirdi.
—Bu kadar sevmediğim, hatta nefret ettiğim Ümit’i niye mi
çiziyorum? Çünkü babam istedi. Tabi ki o istediği için
çizmedim. Mecburdum. Hem benim de bu işten çıkarlarım var.
Eğer bu resimde başarılı olursam yaşamak için bir mesleğim
olacak. Gerçi bu, ailemin gözündeki değerimi biraz olsun bile
artırmayacak ama en azından kendimi ifade edebildiğim bir
işim olacak. Annemin beğendiği resimlerim piyasaya çıkacak.
Bu düşünceyle bu resmi yapmaya karar verdim ve bu resmi
çizmeye bu şekilde başladım. Peki, herkesten sır gibi
sakladığım resim yapma işini babam nereden mi öğrendi? Her
şey o gün oldu, diye düşündü öfkeyle.
* * *
Hamit stüdyoya geldi. Üzerini değiştirdi. Yarısı boyanmış bir
tuvalin önüne geldi. Eline fırçasını ve paletini aldı. Palete
eklediği renkleri karıştırıp fırçaya sürdü. Sonra fırçasıyla
tuvali boyamaya başladı. O sırada zil çaldı. Hamit aceleyle
paleti ve fırçayı kenara koydu.
—Kirayı ödeme günü geçti ve ben kirayı ödemiştim. Ne
olmuş olabilir ki? dedi içinden ve hızlıca kapıya doğru gidip
kapıyı açtı. Kapıyı açmasıyla karşısında babasını ve onun
adamlarını gördü. Hamit şaşkınlıkla karışık bir korkuyla baktı
ve kapıyı kapatmaya çalıştı. Mithat’ın tek bir işaretiyle
adamları kapıyı tuttu ve Hamit’i tutup itişe kakışa onu
hareketsiz kıldılar. Hamit öfkeyle kurtulmaya çalışırken
Mithat içeri rahat bir şekilde girdi. Arkasından gelen yakın
7
koruması onun peşinden girip kapıyı örttü. Hamit çaresizce
onlara baktı.
—Ne istiyorsun? İşin yok mu senin? dedi Hamit debelenerek.
Mithat gülümsedi.
—Kardeşlerin bir süredir bir şeylerin peşinde olduğundan
şüpheleniyorlardı. Bu yüzden seni takip ettirdim. Her gün
buraya geliyordun. Ne yaptığını öğrenmek istedim. Bir
babanın görevi bu, dedi Mithat.
—Bana babalık etmek şimdi mi aklına geldi? dedi Hamit.
Mithat ona sertçe baktı.
—Annene zamanında söz vermiş olmasaydım inan bana sana
babalık etmek gibi bir niyetim yoktu, dedi nefretle Hamit’e
bakıp. Hamit debelenmeyi bıraktı.
—Ölmüş olmasına rağmen hâlâ beni koruyor, diye düşündü.
Sonra öfkeyle Mithat’a baktı.
—Benim doğmamamı dilerdin, değil mi? Doğduğum için
pişmansın! dedi Hamit. Mithat ifadesizce baktı.
—Senin gibi bir çocuğum olduğu için utanç duyuyorum!
Doğmamanı dilerdim ama bu mümkün değil. Aslında
küçükken ölseydin daha mutlu olurdum, dedi Mithat elini
cebine atıp Hamit’e bakarak. Hamit nefretle ona baktı.
—Madem bu kadar benden nefret ediyorsun o zaman git
buradan! İlgilenme! Sözde babalık yapma! dedi Hamit öfkeyle
bağırarak. Mithat onu yok sayıp ilerideki odanın içerisine
girmek için adım attı.
—Oraya girme! İnsanın özeline saygılı ol! diye bağırdı
Hamit. Mithat onu önemsemeyip içeri girdi. Hamit adamlarla
boğuşup onlardan kurtuldu ve odaya girdi. Odaya girdiğinde
Mithat resimlere küçümseyerek bakıyordu. Eline sehpanın
üzerinde duran portfolyoyu aldı. Sayfalarını ilgisizce
karıştırdı.
—Resim mi yapıyordun? dedi Mithat hayretle.
—Ne yaptığımı gördün! Şimdi git buradan! dedi Hamit
hiddetle.
8
—Bir şeyler için uğraştığını görmek mutluluk verici. Neden
bu işten para kazanmıyorsun? Böyle bir yeteneğin gizli
kalması çok yazık olur, dedi Mithat içtenlikle. Hamit
şaşkınlıkla baktı.
—Beğendin mi yani? dedi.
—Oldukça yeteneklisin. Doğrusu senden bu kadarını
beklemiyordum. Üniversitede resim bölümü okumak ister
misin? dedi Mithat. Hamit kollarını öfkeyle bağdaştırdı.
—Resim yapmak kitaplardan öğrenilecek bir şey değil!
İnsanın içinden gelir! Vaktimi herhangi bir bölümü okuyarak
zayi etmek istemiyorum! dedi sertçe. Mithat alaylı bir şekilde
gülümsedi.
—Pekâlâ. Madem okumak istemiyorsun, o zaman yaptığın
resimleri sat. Geçim kaynağı bulursun, dedi.
—Kim benim resimlerimi alır ki? dedi Hamit ve karamsar bir
şekilde yere baktı.
—Bir anlaşma yapalım. Parası neyse vereceğim. Yapım ve
emek için ne kadar dersen benim için sorun olmaz. İstediğim
resmi çizersen ve ben o resmi beğenirsem resmini alacak
kişileri ben bulacağım. Olur mu? dedi Mithat. Hamit
şaşkınlıkla baktı. Biraz düşündü.
—Ne çizmemi istiyorsun? dedi dudak büküp. Mithat huzurla
çevreye baktı.
—Ailemizin bir arada olduğu bir tane bile resmi yok. Bir
araya gelemeyen ailemizin tablosunu yap, dedi. Hamit
kararlılıkla baktı.
—Reddediyorum! dedi sertçe.
—Mesleğin olmadan nasıl yaşamayı planlıyorsun? dedi
Mithat gözlerini Hamit’e dikip.
—Mirastan bana düşen pay yeter de artar bile! dedi Hamit
rahatça. Mithat kafasını imalı bir şekilde salladı. Odadan
çıkmak için kapıya yöneldi. Sonra arkasını döndü.
—Bu arada az önce söylemeyi unuttum. Vasiyetimi
değiştirdim. Mirasımdan seni men ettim, dedi Mithat.
9
—Blöf yapıyorsun, dedi Hamit alaylı bir şekilde. Mithat
ceketinin iç cebine elini götürdü. Bir kâğıt çıkardı.
—Vasiyetimin bir kopyası, dedi ve kâğıdı Hamit’e uzattı.
Hamit kâğıdı okurken şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Kâğıtta
Mithat, mirasını dört eşit parçaya böldüğünü, Defne’nin okul
masrafları için o reşit olana kadar diğer üçüne belli bir miktar
fazla para verileceği ve mirasından Hamit’i men ettiği
yazıyordu.
—Gördüğün gibi herkese bir şey var ama sana yok.
—Benden neden bu kadar nefret ediyorsun? Ben bundan
sonra nasıl yaşayacağım? diye bağırdı Hamit gözleri dolmuş
bir şekilde.
—O senin bileceğin iş. Hobini meslek yapmak istemeyen
sendin, dedi Mithat ve kâğıdı Hamit’in elinden alıp kapıya
yöneldi. Hamit memnun olmamış bir şekilde baktı.
—Bekle, dedi. Mithat ona dönüp ifadesizce baktı.
—Az önceki teklifini kabul ediyorum, dedi Hamit. Mithat
memnun olmuş bir şekilde kafasını salladı.
—Güzel, dedi.
—Tabloya aileden sadece sevdiklerimi çizsem olmaz mı?
dedi Hamit sessizce. Çaresizce Mithat’a bakıyordu.
—O zaman tabloda kimse olmaz, dedi Mithat alaycı bir
şekilde gülüp.
—Ümit’i çizmek zorunda mıyım? dedi Hamit şikayet ederek.
—Evet, zorundasın. Dediğimi çizersen resimlerin dünyaya
yayılır. Çizmezsen… dedi Mithat.
—Tamam, ama bir şartım var.
—Şu durumda bir de şartın mı var? Neymiş bakalım? dedi
Mithat elini beline koyup.
—Evdekilere resim yaptığımı söyleme, dedi Hamit
kararlılıkla.
—Neden? Bu kötü bir şey değil. Onlar bunu öğrenirse seni
desteklerler, dedi Mithat hayretle.
10
—Bilmelerini istemiyorum. Lütfen. Kimseye söyleme. Eğer
söylersen resim yapmayı tamamen bırakırım, dedi Hamit.
Mithat ona şaşkınlıkla baktı. Bir müddet sessizce durdu.
—Tamam, söylemem, dedi sonra.
—Buradan da bahsetme.
—Bugün olanlar hakkında ağzımı açmam. İçin rahat olsun,
dedi Mithat ve resimlere baktı. Hamit gülümsedi.
—Baba, onlara söylemeyeceğin için teşekkür ederim, dedi.
Mithat ona şaşkınlıkla baktı.
—İşe gitmeliyim. Fazlasıyla geç kaldım, dedi Mithat ve
adamlarıyla birlikte oradan çıktı. Hamit onun arkasından hayal
kırıklığıyla baktı. Öfkeyle eline bıraktığı paleti ve fırçayı aldı.
Kapının örtülme sesi duyuldu.
—En azından içtenlikle teşekkür ettiğimde “bir şey değil” de
ya da gülümse! Kendimi aptal gibi hissediyorum! dedi Hamit
ve tuvale boş boş baktı. Bir müddet sakinleşmeye çalıştı.
Sonra yarısı boyanmış tuvalin geri kalan kısımlarını boyayıp
resmi bitirdi. Kuruması için şövalyenin üzerinde bıraktı.
—Aile resmi ha. Bunun için evdekilerin resimlerine
ihtiyacım olacak. Onlar da bende yok. Bugün eve erken
gitmem gerekecek. Of! dedi kullandığı fırça ve paleti
yıkarken. Sonra gidip üzerini değiştirdi. Üzerine sinen tiner
kokusunu gidermek için parfüm sıktı. Sonra oradan çıktı ve
kapıyı kilitledi. Arabasına binip arabasını çalıştırdı. Bir
müddet gittikten sonra üç katlı, küçük bir bahçesi olan bir evin
önüne geldi. Arabasını park edip evin bahçesine giden kapıdan
içeri girdi. Canı sıkkın bir şekilde eve baktı. Derin bir nefes
alıp eve doğru yürüdü. Anahtarla kapıyı açtı ve içeri girdi.
İçeri girmesiyle karşısında Ümit’i gördü. Ümit ona şaşkınlıkla
baktı.
—Erken gelmişsin, dedi. Hamit içeri girdi. Ayakkabısını
çıkarıp anahtarını anahtarlığa astı. Ümit’i yok sayıp ilerledi.
Ümit onun yanına hızlıca geldi. Önünde durdu. Hamit ona dik
dik baktı.
—Çekil önümden! dedi sertçe.
11
—Şimdi okula gidiyorum—Ne yapayım?
—Bugün eve erken geldin. Ablam evde değil. Okulda dersi
var. Defne’nin okuldan çıkış saati yaklaştı. Benim bir ödev
için kütüphaneden kitap almam gerekiyor. Bugün Defne’yi
okuldan sen alır mısın? dedi Ümit çekinerek. Hamit ona
ifadesizce baktı.
—Tek başına gelemiyor mu? dedi sertçe.
—Gelir gelmesine de yanında biri olsa daha iyi olur. Babam
son iki yıldır çok ünlendi. Belki biri onu kaçırmaya kalkar diye
endişeleniyorum.
—Tamam, onu okuldan aldım say, dedi Hamit ve kafasını
kararlılıkla salladı. Ümit gülümsedi.
—Sağ ol. Onunla kavga edip onun canını sıkma, tamam mı?
dedi sonra sertçe. Hamit ona dik dik baktı.
—Burada durup benim canımı sıkacağına git kitapların
arasında boğul! dedi ve kapıya yöneldi. Anahtarını aldı.
Ayakkabısını giyindi. Ümit de onun yanına gelip ayakkabısını
giyindi. Sessizce durdular.
—Her gün evden sabah çıkıyorsun ve uzun süre dışarıda
kalıyorsun. O sırada ne yapıyorsun? dedi Ümit ayakkabısının
iplerini bağlarken.
—Sana ne! dedi Hamit ve evden çıktı. Arabasına bindi. Ümit
onun peşinden çıktı. Öfkeyle Hamit’e bakarken Hamit arabayı
çalıştırıp uzaklaştı.
—Neden ona resim yaptığımı söylemedim? Çünkü onun gibi
birinin beni övmesini istemiyorum. Diyeceği şeyi biliyorum.
“Annem öldükten sonra yapmayı bırakmıştın. Yeniden
başlaman güzel! Çünkü iyi olduğun şey buydu.” Bu cins şeyler
söyleyip bana yine akıl vermeye kalkacak. Kendince “şunu
çiz”, “bunu çiz” yapacak. Bir de değer verdiğim bir şeyi onun
gibi değersiz birine söylemek… Değer verdiğim şeyi onunla
kirletmek istemiyorum. Ne kadar aile resmine onun resmini de
çizerek değerli resmimi onunla kirletecek olsam da, dedi
içinden. Arabasını bir okulun önüne gelene kadar sürdü.
12
Geldiği okulun çıkış saatiydi. Her yer öğrenci kaynıyordu.
Hamit uzaktan gelen Defne’yi görür gibi oldu. Biraz
yaklaşmasını bekledi. Sonra arabanın kornasına bastı. Herkes
dönüp o yöne baktı. Defne Hamit’i görünce şaşkınlıkla baktı.
Yerinde kaldı. Hamit kornaya bir kez daha bastı ve gelmesini
işaret etti. Defne koşarak arabaya yaklaştı. Arabaya bindi.
—Şu çantanı arkaya koyalım, dedi Hamit ve onun çantasını
çıkarmasına yardım etti. Sonra çantayı tek eliyle arkaya
koydu.
—Neden kornaya bastığım ve beni gördüğün halde hemen
gelmedin? dedi Hamit arabayı çalıştırırken.
—Şaşırdım. Seni görmeyi beklemiyordum. Ümit abim
gelecekti, dedi Defne arabada mutlu mutlu sallanarak. Hamit
bozulmuş bir şekilde yola baktı.
—Onun okulda işi varmış. O yüzden ben geldim. O gelse
daha mutlu olurdun sanırım, dedi. Defne kafasını iki yana
salladı.
—Senin gelmene çok mutlu oldum. Şu ana kadar beni
almaya herkes gelmişti. Bir tek sen gelmemiştin. O günü de
görmüş oldum, dedi mutlulukla. Hamit gülümsedi.
Evin önüne geldiklerinde Defne koşarak arabadan indi.
Hamit aradan inip Defne’nin çantasını arkadan aldı. Sonra eve
girdiler.
—Ben yemek falan yapamam, biliyorsun. Açsan dışarıdan
söyleyelim, dedi Hamit.
—Evde dünkü yemekler vardı. Onları ısıtıp yiyebiliriz. Ben
ısıtırım, dedi Defne ve koşarak mutfağa gitti. Yemekleri ısıttı.
Birlikte yemek yediler. Hamit biraz düşündü.
—Evde kimse yok. Diğerlerinin resimlerini nereden
bulabilirim bilmiyorum. Ama Defne biliyordur. Ondan bir
şekilde öğrenebilirim, dedi içinden.
—Defne, çekindiğimiz fotoğraflar nerede biliyor musun?
dedi lokmasını çiğnerken.
—Hard disk’te.
—O nerede peki?
13
—Niye sordun ki?
—Lazım.
—Neye lazım?
—Lazım işte! dedi Hamit Defne’nin sürekli soru sormasına
biraz sinirlenerek.
—Her gün gidip gelmemenle ilgili mi? dedi Defne ve
yemeğinden bir kaşık daha aldı.
—Biraz.
—Ne olduğunu söylersen yerini söylerim.
—Defne! dedi Hamit sertçe.
—Söylemezsen ben de yerini söylemem. Arasan da
bulamayacağın bir yerde. Sonuçta sen hiçbir zaman evde
değilsin. Eşyaların yerini bilmiyorsun. Hayatta yerini
bulamazsın, dedi Defne bilmiş bilmiş. Hamit düşündü.
—Haklı. Odamdakiler ve buzdolabındakiler hariç hiçbir
eşyanın yerini bilmiyorum. Ortalığı dağıtırsam da diğerleri de
şüphelenir. Defne’yi susması için ikna etmesi kolay, dedi
içinden.
—Tamam. Söyleyeceğim. Önce yerini söyle, dedi Hamit.
—Hayır. Önce sen söyle, dedi Defne inatla. Hamit pes etmiş
bir şekilde kafasını yana eğdi.
—Resim yapacağım. Onun için lazım, dedi. Defne ona baktı.
—Resim yapıyordun demek. Göster bana, dedi Defne
heyecanla.
—Şimdi olmaz.
—Resim ödevimi yap o zaman.
—Onu kendin yap! dedi Hamit sertçe.
—Yapmazsan yerini söylemem!
—Defne, lütfen! dedi Hamit yalvararak.
—Resim ödevimi yap ben de söyleyeyim, dedi Defne
kararlılıkla. Hamit yıkılmışçasına mutfak masasına uzandı.
—Resim defterini getir, dedi gömdüğü yüzünü kollarının
arasından kaldırarak. Sonra da kendisine kızan bir ifade yaptı.
Defne koşarak çantasından resim defterini ve boyalarını
14
çıkardı ve mutfağa getirip Hamit’in önüne koydu. Hamit
memnun olmamış bir şekilde defteri aldı.
—Ne konulu bir resim? dedi kendisiyle savaşarak.
—Doğa.
—Doğa, dedi Hamit ve birkaç dakika içinde bir doğa resmi
çizdi.
—Boyamasını kendin yap yoksa senin yapmadığın anlaşılır.
Senin yapmadığını anlarlarsa Ümit sana ne der bir düşün! dedi
Hamit ve Defne’ye resmi uzattı.
—Şimdi hard diski alayım, dedi sertçe. Defne koşarak
merdivenlerden yukarı çıktı. Birkaç dakika sonra elinde hard
diskle döndü.
—Hepsi bunun içinde, dedi ve hard diski uzattı. Hamit hard
diski Defne’nin elinden aldı.
—Bu arada, bu resim çizme işi aramızda sır. Birine
bahsedersen çok fena olur! dedi sertçe. Defne ona şaşkınlıkla
baktı.
—Niye? dedi.
—İşte! Tek bir kişiye bile ağzını açma!
—Ama Ümit abim öğ—TEK KİŞİYE BİLE SÖYLERSEN SENİ GEBERTİRİM!
dedi Hamit ayağa kalkıp. Defne korkuyla bir adım geriledi.
—Tamam, dedi ağlamaklı bir ses tonuyla. Hamit onun
yüzündeki ifadeyi görünce kendine bağırdığı için kızdı.
—Ne diye çocuğu korkutuyorsun ki! dedi içinden.
—Kimseye söylemezsen resim çizdiğim yere bir gün seni
götürürüm. Anlaştık mı? dedi Hamit. Defne kafasını salladı.
—Şimdi ödevlerini yap, dedi Hamit ve odasına gitti. Hard
diskteki bütün resimleri bilgisayarına attı. Sonra hard diski
Defne’ye verdi. Defne hard diski yerine kaldırdı. Hamit
odasına gidip bilgisayarın başında saatler geçirerek hava
karardığında herkesin en güzel çıktığı resimleri buldu. Onların
birer çıktısını aldı. Sonra onları bir çantaya koydu.
—Yarın bunları atölyeye götürürüm ve ona göre tuval alırım,
dedi içinden ve yorgun bir şekilde yatağına uzandı.
15
—Yorulmuşum, dedi. O sırada kapı tıklanıp açıldı.
—Sofra hazır, dedi Ümit ifadesizce. Hamit yatağından kalktı.
Ümit önde Hamit arkada mutfağa gittiler. Tüm aile sofrada
sessizce yemek yedi. Mithat ve Necati yemeklerini bitirir
bitirmez yapacakları iş olduğu için sofradan kalkıp odalarına
gittiler. Sonra Defne yemeğini bitirdi. Elini yıkamak için
odadan çıktı.
—Az önce Defne’nin ödevlerini kontrol ediyordum. Resim
ödevini gördüm, dedi Ümit ve Hamit’e baktı.
—Çok mu kötü yapmış? Yoksa kötü anlama gelen renkler mi
kullanmış? dedi Betül endişeyle. Hamit onlara bakmamaya
çalıştı ve yemeğini yemeye devam etti.
—Hayır. Çok iyi çizmiş. Boyamalar kötü olmasa “başkası
çizdi” derdim. Ağaçların yapraklarını bile gerçeğe yakın
yapmış, dedi Ümit ve Hamit’e baktı.
—Resim konusunda yetenekli, aynı Hamit gibi, dedi Betül.
Hamit kafasını kaldırıp ablasına baktı.
—Onun yaşlarındayken çizdiğin resimlerle okulun en güzel
resim yapan kişisi sendin. Ama annem öldükten sonra bunu
yapmayı bıraktın. Resim ödevlerini bile yapmazdın. Okulda
derste bile boyamazdın. Bizi bu yüzden çok uğraştırdın, dedi
Betül dalgın bir şekilde ve sandalyeyi çekip oturdu. Ümit
tereddütle baktı.
—O zamanlar ne düşündün bilmiyorum. Resim çizmeyi
neden bıraktığını da bilmiyorum. Ama neden şimdi devam
etmiyorsun? Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki dünyada en iyi
yaptığın şey resim çizmek. İyi bir öğrenci değildin, iyi bir
evlat, iyi bir abi değilsin. Hatta iyi bir insan olduğun
konusunda bile şüpheliyim ama tereddütsüz söyleyebilirim ki:
iyi bir ressamdın. Buna devam etmelisin, dedi Ümit. Hamit su
içti. Bardağını sertçe masaya vurdu.
—Kendi işine bak! dedi sertçe ve ayağa kalktı.
—Ne demek iyi bir evlat, abi ya da insan değilmişim! dedi
Hamit öfkeyle içinden.
Gitmek için adım atmıştı ki Ümit ayağa kalkıp:
16
—Neden devam etmiyorsun? Neden bıraktın? dedi. Hamit bir
adım daha attı.
—Hamit abi!
—Annemi hatırlattığı için mi? dedi Betül sakince. Hamit ona
döndü.
—Öyleyse ne olmuş? dedi sertçe.
—Onu hatırlamak iyi değil mi? En azından onun yanında
mutluydun, dedi Betül gülümseyerek.
—O zamanlar mutlu olmam bir şeyi değiştirmez! Şimdi hiç
mutlu değilim! dedi Hamit ve ilerledi. Ümit onun arkasından
hızlıca gitti. Onun omzundan tutup kendisine çevirdi. Çenesine
bir yumruk attı.
Sonra onun yakasını tutup sarsarak:
—Şimdi de mutlu olabilirsin! Mutlu olmamayı seçen sensin!
Hayatında bir şey başarmanın verdiği o mutluluk hissini
kendin yok ettin! Hiçbir şey yapmadın! Resim yapmak annemi
hatırlatıyorsa bunun kötü yanı ne? Tamam, onu hatırlayınca
yanımızda olmadığı için üzülüyorum ama en azından bir
ailemiz var! Her gün hangi saçmalığı yapmak için evden çıkıp
uzaklaşıyorsan, onu yapacağına ailenle biraz vakit geçirsen,
onlarla anlaşmaya çalışsan mutlu olursun. Dünyada sadece
annem yaşamadı! Hayatını sadece ona bağlama! Çevrede
milyonlarca insan var! Annem şu halini görseydi senden
utanırdı! dedi Ümit. Hamit Ümit’ten kurtulup ona bir yumruk
attı.
—Çocuklar, durun! Kavga etmeyin! Hamit! Ümit, bari sen
yapma! diye inledi Betül.
—Bilmeden konuşuyorsun! Hiçbir şey bilmiyorsun! dedi
Hamit ve bir yumrukla Ümit’i yere serdi. Ümit’in üstüne
yürüdü. O sırada Defne koşarak aralarına girdi.
—Üzgünüm. Ben doğduğum için böyle oldu, dedi ağlayarak.
Herkes ona şaşkınlıkla baktı. Ümit oturumuna geldi.
—Senin yüzünden değil, dedi onu omuzlarından tutup
okşayarak.
17
—Ben doğmasaydım ve annem yaşasaydı şimdi böyle kavga
etmezdiniz, dedi Defne.
—Onlar öyle olsa bile kavga ederlerdi. Onlarınki alışkanlık,
dedi Betül.
—Beni avutmaya çalışmayın! dedi Defne ve ağlayarak
odadan çıktı. Ümit öfkeyle ayağa kalktı.
—Yaptığını beğendin mi? dedi ve Defne’nin peşinden gitti.
Hamit şok olmuş bir şekilde yerinde duruyordu.
—Seni anlayabiliyorum. Kabul. Bu evde annem gibi seni her
halinle kabullenen biri yok. O yüzden onu hatırladığında
oluşan yalnızlık hissini kolayca üstünden atamıyorsun. Bu
yüzden resim çizmemeni anlıyorum. Ama kendine bir uğraş
bulmalısın. Dışarıda her gün ne yapıyorsun? dedi Betül
anlayışla. Masadan aldığı peçeteyi Hamit’in kanayan dudağına
götürdü. Hamit bir adım geri attı.
—Seni ilgilendirmez! dedi sessizce. Betül ona çaresizce
baktı.
—Neyse. Ne yapıyorsan başını belaya sokma, dedi ve
mutfaktan çıktı. Hamit bir müddet hareketsizce mutfakta
durdu. Sonra lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı.
—Defne’yi çok üzdük, dedi içinden. Merdivenlerden çıkıp
odasına giderken Defne’nin odasının önünde durdu. İçeriden
Defne’nin ağlama sesi geliyordu. Ümit ve Betül onu ikna
etmeye çalışıyorlardı.
—Sen aptal Hamit abimi boş ver! Annem senin yüzünden
ölmedi, dedi Ümit.
—Evet, senin yüzünden değildi, dedi Betül.
—Ama Hamit abim öyle düşünüyor, dedi Defne hıçkırarak.
Hamit kapının arkasında üzgünce durdu.
—Öyle düşünmüyorum, dedi sessizce.
—O kendi hatasını örtmek için seni suçluyor. Gerçekte
annem seni doğururken öldü, doğru. Ama öyle olmasının bir
sebebi var. Annem erken doğum yaptı. Bu yüzden böyle oldu.
Bunun olmasınaysa Hamit ve Ümit’in kavgası sebep oldu.
Hamit Ümit’i çok kötü dövüyordu. Neredeyse onu öldürecekti.
18
Annem onları ayırmaya kalktı. Endişelendi. Sonra bunlar oldu.
Sen doğmasaydın da annem o gün ölecekti. Senin doğman
bize bir hediye gibi, dedi Betül. Hamit üzgünce yere baktı.
Yumruğunu sıktı ve odasına döndü.
—Aptal Ümit! İşin olmayan şeye karışmasaydın bunlar
olmayacaktı, dedi kapıya dertli bir şekilde yaslanarak. Sonra
karanlık odada yerini ezberlediği yatağına gidip oturdu.
—Kendi hatamı örtmek için ha? Demek benim yıllarca
Defne’yi suçladığım gibi sen de beni annemin ölümünün
sorumlusu görüyordun abla, dedi rahatsız olmuş bir şekilde.
Bir müddet sessizce durdu.
—Aslında olay o şekilde olmamıştı. Annemin Ümit’le
kavgamdan dolayı kötü olduğu doğru. Ama aslında Ümit’i çok
kötü dövmemiştim. Her erkek kardeş gibi birbirimizle
boğuşuyorduk. Sonra olay ciddi bir kavgaya dövüştü. Ama
annem sakindi. Sessizce biri oturduğu yerden izliyordu.
“Çocuklar, kavga etmeyi kesin” demişti sadece. Annemin
sözünü dinlemek istemiştim ama o sırada Ümit bana vurunca
ben de onu ileriye iteklemiş ve ona bir tane yumruk atmıştım.
Sonrasında Ümit nefesi güçlükle aldı ve yığıldı. Annem bizi
ayırmak için yanımıza gelmişti. O sırada Ümit’in bu halini
görünce endişelendi ve fenalaştı. Nereden bilebilirdim ki
Ümit’in iteklediğim yerdeki ısırganların üzerine düşeceğini ve
ısırgana alerjisi olduğu için bu kadar kötü olacağını.
Bilemezdim. Bilseydim zaten yapmazdım. O kadar kötü kalpli
biri olsam şu anda Ümit’in düzinelerce alerjisi var, içlerinden
birini mutlaka ona yaklaştırırdım. Ah, ah, ne yaparsam
yapayım ailemin gözündeki ben değişmeyecek, dedi ve
yatağına dertli bir şekilde uzandı.
* * *
Hamit stüdyoda devasa bir tuvalin karşısında yere oturmuştu.
Ailesinin resimlerini eline alıp baktı.
19
—Bunları nasıl kombine etmeliyim? diye düşündü çenesini
kaşıyarak. O sırada morluğa eli değdi ve acıyla gözünü kıstı.
—Aptal Ümit! dedi ve resimlere baktı. Resimleri yan yana
koydu. Yerlerini değiştirdi. Beğenmedi.
—Yedi kişi tuvalde yan yana durmamalı. Kötü duruyor.
Bazısı önde bazısı arkada olmalı. Evet. Birileri ayakta birileri
oturuyor olsun. Annemle babam ayakta dursunlar, dedi ve iki
resmi yan yana koyup yukarıya doğru itti. Babamın ya da
annemin yanında biri olursa ve diğerinin yanı boş olursa
düzgün bir görünüm olmaz. Bu demek ki iki kişi daha ayakta
durmalı. Diğer üçü oturmalı. Babamın yanına sadece abim
geçer. Başkasına orayı bırakmaz, dedi Hamit ve Necati’nin
resmini babasının yanına, en sağa koydu. Biraz resme baktı.
—Annemin yanına ben geçsem aşağıya ablam, Defne ve
Ümit kalır. Ablamla Defne’nin boyları ve yaşları çok farklı
olduğu için tablo uyumsuz durur. O zaman yukarıya ablam ya
da Defne geçmeli. Ama Defne yukarıda olursa görülmeyebilir.
O zaman ablam da ayakta annemin yanında durmalı, dedi
Hamit ve Betül’ün resmini annesinin yanına, en sola koydu.
—Aşağıya üçümüz kaldık. Defne ortada olmalı, dedi ve
Defne’nin resmini aşağıda ortaya koydu.
—Ben annemin önüne, Ümit de babamın, dedi ve resimleri
yerlerine koydu.
—Şimdi, önce duruşları belirleyeyim. Sonra üstüne kafaları
koyarım, dedi ve ayağa kalktı. Kalemi alıp yerdeki resimlere
baktı.
—Ayaktakiler kolay. Öndekiler nasıl oturmalı? Sandalye?
Yok, yok, kötü olur, dedi yüzünü buruşturup.
—Yere boş oturalım. Herkes yere oturdu mu nasıl oturursa
öyle çizmeliyim, dedi ve kalemi alıp herkesin oturuş ve ayakta
duruş şekilleriyle bir taslak çizdi.
—Sırayla başlamalı, dedi ve Betül’den başlayarak resmi
çizmeye başladı. Yanında getirdiği bilgisayarı açık vaziyette
sehpanın üzerinde duruyordu. Resimleri büyütüp bu şekilde
20
detayları daha rahat çiziyordu. O gün Betül’ün resmini
karakalem çizip bitirdi.
* * *
Hamit koyu mavi renkli bir gölün metrelerce tepesinde
havada duruyordu. Gözlerini açıp çevreye baktı.
—Bu da ne? dedi korkuyla. Gölün çevresindeki devasa
ağaçlara baktı.
—Neredeyim? dedi korkuyla.
—Burası Cennet’in kapısı, diye bir ses duydu. Hamit
şaşkınlıkla baktı. O sırada aşağıya düşmeye başladı. Hamit
çığlıklar atarak aşağıya düşerken gölden gökyüzüne doğru bir
su fışkırdı. Hamit suyun hızıyla yukarı doğru çıktı. Su
damlaları boncuk boncuk yükseldi ve Hamit’in yüzüne çarpıp
dağıldılar.
Hamit kalbin i acıyla tutup uyandı. Terlemişti. Derin derin
nefes aldı.
—Yine o rüya. Ama bir şekilde onu görmek rahatlatıcı, dedi
halsizce gülümseyip. Sonra yatağına uzandı ve yeniden uyudu.
* * *
Ertesi gün Hamit stüdyoya gitti. Annesinin resmini eline aldı.
—Seni bu şekilde çizersem yanımızda uyumsuz durursun.
Seni de babam kadar yaşlandırmak zorundayım, dedi ve
annesinin duruşunu özene özene tabloda Betül’ün yanına
yerleştirdi. Küçücük kalan kalemiyle düzgün çizemediği için
resim için kullandığı eşyaları koyduğu yere gitti. Çevreye
bakındı. Sonra etrafı dağıttı. Rahatsız olmuş bir şekilde
çevreye bakındı. Sonra derin bir nefes aldı.
—Tam da annemi çizerken kalemimin bitmesi kötü. Neyse.
Boyalarım da azalmış zaten. Babam parasını vereceğini
söylemişti. Yarın ondan para isteyeyim de malzemeleri
alayım. Şimdi bakayım. Bir kalem alacak kadar param vardır
21
herhalde, dedi ve üzerini değiştirip kırtasiyeye gitti. Kullandığı
kalemin aynısından bir tane aldı ve stüdyoya geri döndü.
Üzerini tekrar değiştirip annesinin resmini bitirdi. Sonra
sevgiyle resme baktı.
—Sen yokken her şey daha zor. Biliyor musun kimse beni
anlamıyor? dedi ve resme elini uzatıp hafifçe okşadı.
—Ama onları umursamıyorum. Bir zamanlar olmuş bile olsa
beni anlayan birinin olması güzeldi, dedi ve annesinin
resminden uzaklaştı. Babasının resmini eline aldı. Çizmek için
kalemi tabloya götürmüştü ki durdu. Aklında babasının sözü
yankılandı.
—İstediğim resmi çizersen ve ben o resmi beğenirsem
resmini alacak kişileri ben bulacağım. Olur mu?
—Eğer şimdi çizersem gözlerim yorulduğu için hatalı
çizebilirim. Ya da onu babama benzetmeyebilirim. Öyle olursa
babam resmi beğenmez ve sadece zamanımı bu tabloyla
harcamış olurum. Şimdi çizmeyi bırakmalıyım. Onun yerine
tabloda kullanacağım renkleri belirlemeliyim. Sonra da
bunların maliyetini hesaplamalıyım, dedi ve kalemi bir kenara
bıraktı. Oradaki koltuğa oturdu. Resimde kullanacağı renkleri
kafasında belirledi. Ayağa kalktı. Bir kâğıt aldı. Üzerine
renkleri ve tahmini fiyatları yazdı. Tuval ve çerçeve fiyatını da
hesaba kattı.
—Neyse ki “sorun değil” dedi. Tuval çok büyük olduğu için
biraz pahalı olacak. En iyisi akşam babamla konuşayım, dedi
Hamit. Sonra üzerini değiştirdi.
—Bugün Defne’yle konuşsam iyi olur, dedi en son olanları
hatırlayıp. Stüdyodan çıktı. Arabasına bindi. Eve gitti. Eve
geldiğinde Betül ve Defne mutfakta yemek yapıyorlardı.
Hamit mutfağa girdi.
—Hoş geldin, dedi Betül tencerenin içindekileri karıştırırken.
Hamit ileriye baktı.
22
—Defne sen yemek yapmayı mı öğreniyorsun? Dedi Hamit
sohbet etmek için. Defne ona sertçe bakıp mutfaktan çıktı.
Hamit şaşkınlıkla onun arkasından baktı.
—Sana biraz kırgın, dedi Betül ve “işin zor” dercesine ona
baktı.
—Tabi kırılır! Dün söylediklerinizden sonra kırılmaması
mümkün değil, dedi Hamit içinden. Sonra dertli bir şekilde
sandalye çekip oturdu.
—Onun sana kırılması seni rahatsız etmiş gibi duruyor, dedi
Betül. Hamit ona dik dik baktı.
—Tabi rahatsız edecek! Bugün onun gönlünü almayı
planlıyordum ama bu tavır karşısında… Ne yapıcam
bilmiyorum, dedi Hamit. Betül yemeğin altını kıstı. Hamit’in
yanına geldi. Elini onun omzuna koyup onun yanına bir
sandalye çekip oturdu.
—Onunla aranı düzeltmende sana yardım edeceğim. O sana
dün onu teselli etmeye gelmediğin ve düşündüğün şeyden
dolayı kırgın, dedi Betül sessizce.
—Öyle düşünmüyorum! dedi Hamit patlayıp.
—Düşündüğüm şeyi bilmiyorsunuz! dedi Betül’ün saf saf
bakan suratına bağırarak. Betül rahatlamış bir şekilde nefes
aldı.
—O zaman onun hakkında ne düşündüğünü onun bilmesine
izin ver. Bu işinizi kolaylaştırır. Bugün onun en sevdiği üstü
şeker ve çikolata kaplı keklerden al. Ümit ona bunu yediğinde
ona abur cubur diye kızsa da bugün onu al ve gel. Ben Ümit’le
konuşurum. Tatsızlık olmaz. Defne kekleri görünce onu
düşündüğünü anlar ve kızgınlığı geçer gider, dedi Betül.
Hamit emin olmamış bir şekilde baktı.
—Öyle diyorsan öyledir. Sonuçta onu benden daha iyi
tanıyorsun, dedi Hamit ve ayağa kalktı. Evden çıkıp bir
pastaneye gitti. Üstü şekerli ve çikolatalı keklerden aldı. Eve
geldi. Ümit’in kapıyı açıp içeri girdiğini gördü. İlerledi. Ümit
içeri girdi. Hamit içeri girmek için adım atmıştı ki Ümit kapıyı
örttü. Hamit sinirle gülümsedi.
23
—Sakin ol Hamit! Yoksa bugünün bütün planı suya düşecek,
dedi içinden ve anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. İçeri girdiğinde
Defne Ümit’e sarılmıştı.
—Hoş geldin abi! dedi neşeyle ve onu yanağından öptü.
Hamit sessizce ama siniri bozulmuş bir şekilde onlara baktı.
Sonra gülümsedi.
—Defne, bak ne aldım? dedi ve poşetinden saydam paketi
çıkarıp kekleri gösterdi. Ümit Defne’ye sarılmayı bıraktı ve
sertçe Hamit’e döndü. Betül o sırada oraya geldi.
—Ah, hoş geldin Ümit, Hamit. Ah, akşama yemeğin yanına
bir şeyler mi aldın? dedi Betül.
—Üstü şeker ve çikolata dolu sağlıksız keklerden almış! dedi
Ümit sertçe.
—Defne onları çok sever! Onu düşünüp alman ne güzel! dedi
Betül ve tatlıyı Hamit’in elinden aldı. Defne ifadesizce bakıp
yukarı çıktı. Hamit ayakkabısını hızlıca çıkarıp onun peşinden
gitti. Merdivenlerden yukarı baktı.
—Ona bir daha o yiyecekten alma! dedi Ümit.
—Ona “bunu yap” diyen bendim. Araları düzelir diye
düşünmüştüm ama… Defne düşündüğümden daha çok kızmış,
dedi Betül sessizce. Hamit merdivenden yukarı çıkmak için bir
adım attı.
—Ona kızgın olması gayet normal! On yıldır annemin
ölümüyle onu suçlayıp hayatı onun burnundan getiriyor!
Sonunda Defne’nin tepki vermesi yerinde, dedi Ümit. Hamit
ona sertçe baktı. Merdivenden çıktı. Ümit onun peşinden geldi
ve onu kolundan tuttu.
—Onu rahat bırak! Seninle görüşmek istemiyor! dedi Ümit.
—Ümit! dedi Betül merdivenin aşağısından.
—Onunla barışacağım. Bırak kolumu! dedi Hamit sertçe.
—Nasıl olacak? Senin sorumsuzluğundan dolayı böyle oldu!
—Sanki sen çok sorumluluk sahibisin!
—Hamit, Ümit, lütfen durun, dedi Betül yukarı çıkarak.
24
—Ben tabi ki sorumluluk sahibiyim! Sen yıllardır Defne’ye
hayatı zindan ederken ben onun daha iyi bir ortamda büyümesi
için çalışıyordum!
—Senin olduğun yerin zindandan farkı yokken nasıl onun iyi
bir ortamda büyümesini sağladığını söyleyebiliyorsun ki? dedi
Hamit. Ümit ona bir yumruk attı. O sırada eve Necati geldi.
Merdivenlerden sakince yukarı çıktı.
—Kavga etmeyin! Abi, sonunda! Gel, şunları ayır, dedi Betül
panikle. Necati istifini bozmadan merdivenlerden çıktı.
—Ah! Ah! Bir virüsten farkın yok! Hayatımı sömürüyorsun.
Ne zaman senden kurtulacağız ve evde sorun bitecek merak
ediyorum. Merak ediyorum evin hasta çocuğu olarak Ümit, bu
virüs Hamit’ten kurtulup sağlıklı bir şekilde yaşayabilecek
misin? Bahse girilecek bir konu, dedi Necati umursamaz bir
şekilde ve ilerledi. Ümit Hamit’i bıraktı. Hamit öfkeyle ayağa
kalktı.
—Abi! Onlarla böyle konuşmamalısın! Ne hasta çocuğu ne
virüsü? dedi Betül sertçe. Ümit öfkeyle Necati’ye bakıyordu.
—Yalan mı? Hamit ölümcül bir hastalık gibi. Kendisi ölmez
ama çevresindekileri öldürür. Ümit’inse başının hastalıktan
kurtulduğu yok.
—Alerji! Hastalık değil! dedi Ümit sertçe.
—Aynı şey, dedi Necati ve odasına gitti. Hamit öfkeyle
yumruğunu sıktı. Ümit elini onun omzuna koydu.
—Boş ver onu, dedi sessizce. Hamit Ümit’in elini omzundan
attı.
—Onu hangi aptal önemser? dedi ve Defne’nin odasının
önüne geldi. Kapıyı tıklattı. Ümit elini beline koydu. Betül onu
kolundan tuttu.
—Annemin
ölümünden
dolayı
Hamit
Defne’yi
suçlamıyormuş, dedi sessizce. Ümit şaşkınlıkla ona baktı.
—Bırak ne düşündüğünü Defne’ye söylesin, dedi Betül ve
merdivenlerden aşağıya indi. Hamit kapıyı açmak için elini
kulpa götürdü. Kulpu zorladı.
—Kilitli, dedi sessizce. Sonra kararlılıkla baktı.
25
—Defne, aç kapıyı, dedi.
—Git buradan! dedi Defne içerden.
—Hadi, sana söyleyeceklerim var, dedi Hamit. Bir müddet
bekledi. Kapı açılmadı. Ümit oraya geldi.
—Gördüğün gibi haklıydım. O seni görmek istemiyor. Başka
zaman dene, dedi Ümit anlayışla. Hamit öfkeyle ona baktı ve
odasına gitti.
* * *
Akşam yemeğinde Mithat ve Defne hariç herkes sofrada
oturuyordu.
—Babam ve Defne neden sofrada değil? dedi Necati.
—Babam iş yemeğine gitti. O yüzden bugün geç gelecek.
Defne de gelmek istemiyor, dedi Betül ve imalı bir şekilde
Hamit’e baktı.
—Ben yemeğini ona götürürüm, dedi Hamit.
—Gerek yok. O şu anda senin götürdüğün yemeği yemez,
dedi Ümit ve ayağa kalktı.
—Neden benim getirdiğimi yemesin? dedi Hamit ayağa
kalkıp.
—Çok net değil mi? Yoksa onu da mı anlayamıyorsun?
—Gerek yok. Defne önceden yemeğini yedi, dedi Betül ve
sofraya oturdu. Sessizce yemek yediler. Hamit yemeğini
bitirince odasına geçti.
—Ümit sadece Defne’yle aramızda bir engel. İnsan bu işi bir
kolaylaştırır. Tabi, yerinin kapılmasından korktun, değil mi?
dedi Hamit içinden. Sonra odada dolandı. Odanın camından
baktı. O sırada Defne’nin odasının yanındaki balkon gözüne
ilişti. O odaya gitti. Balkona çıktı. Defne’nin odasının camına
olan uzaklığına baktı. Çevrede tutunacak bir şey baktı.
—Arada çok mesafe var. Oraya ulaşamam. Hem zaten bu
saatte Defne uyuyordur, dedi ve odasına döndü.
* * *
26
Ertesi gün Hamit aşağıya inip mutfağa gittiğinde Defne
kahvaltısını yeni bitirmişti. Hamit’i görünce mutfaktan çıktı.
Hamit onun peşinden gitmek için adım atmıştı ki Ümit’in
sertçe kendisine baktığını gördü. Onun bakışını önemsemeyip
Defne’nin peşinden gitti. Defne odasına girdi. Hamit peşinden
gitti. Kapıyı tıklattı.
—Defne, konuşmalıyız, dedi. Odadan ses gelmedi. Hamit
kapıya elini uzatıp açmaya çalıştı. Kilitli olduğunu görünce
umutsuzca yere baktı.
—Defne, madem kapıyı açmıyorsun öyle olsun. Beni görmek
ya da benimle konuşmamak istememeni anlıyorum. Ama
yanlış düşünüyorsun. Bunda bir yanlış anlaşılma var.
Düzeltmek istiyorum. En azından beni dinle, olur mu? dedi
Hamit kapıya. Bir cevap bekledi. Duymayınca derin bir nefes
aldı.
—Sana göre biz annemin ölümünden dolayı kavga ediyorduk
ve seni hepimiz suçluyorduk. Böyle düşünüyorsun, değil mi?
Ama gerçek öyle değil. Kavga etmemizin sebebi benim resim
çizmek istememem ve Ümit’in bunu yapmam için beni
zorlamasıydı, dedi Hamit.
Sonra fısıldayarak:
—Onlar annemin ölümünden sonra resim yapmayı
bıraktığımı sanıyorlar. Eskiden bırakmıştım ama birkaç yıldır
yeniden başladım, dedi. Kapıya kararlılıkla baktı.
—Yani olay buydu, yanlış anladın. Senin yaşında birinin
yanlış anlaması normal. Annem öldüğünde ben senin yaşından
bir yaş büyüktüm. O yüzden öyle anlamam normal, değil mi?
Senin yüzünden öldüğünü düşündüm. Gerçeği anlayamazdım.
Ama şimdi gerçeğin farkındayım. Annem senin yüzündendedi Hamit. Ümit oraya geldi.
—Yeter! Onun seninle görüşmek istemediği ortada. En
azından ona baskı yapmayı bırak. Burada durup onu rahatsız
etme, in aşağıya kahvaltını yap! dedi Ümit sertçe. Hamit
memnun olmamış bir şekilde ona baktı.
27
—Ümit’in olmadığı bir zamanı Defne’yle konuşmak için
değerlendirmeliyim. Ümit sadece aramızda bir engel, dedi
içinden ve merdivenlerden indi. Mutfağa gitti. Ümit onun
peşinden mutfağa girdi. Hamit masadaki yerine oturdu.
Kahvaltısını yaptı. Kahvaltısını bitirmek üzereyken Mithat
mutfağa geldi. Yerine oturup gazete okuyarak yemeğini
yiyordu.
—Baba, dün akşam eve geç geldin. Bugün- dedi Betül.
—Bugün de işim var. Eve geç gelirim, belki gelemem, dedi
Mithat ve kahvesinden bir yudum aldı. Hamit düşündü.
—Eğer bunu sormak için onunla yalnız kalmayı beklersem
hiçbir zaman o an gelmeyecek, dedi içinden.
Sonra:
—Baba, bana biraz para lazım, dedi Hamit. Mithat rahatsız
olmuş bir şekilde ona baktı. Sonra derin bir nefes aldı.
—Tamam, ne kadar lazım? dedi ve çevresine memnuniyetsiz
bir şekilde baktı. Evin diğer üyeleri kaşlarını çatmış Hamit’e
bakıyorlardı.
—Beş bin civarı olur, dedi Hamit. Ümit şaşkınlıkla baktı.
—Yuh! dedi sessizce. Mithat cebine elini attı. Bir miktar para
çıkardı.
—İdareli kullan. Gerisini hesabına yollarım, dedi ve
kahvesini eline aldı. Hamit ayağa kalkıp mutfaktan çıktı.
—Baba, neden ona her para istediğinde para veriyorsun ki?
dedi Ümit.
—Vermezsem ne yapacağım ki? Onu tanımıyorsun sanki,
dedi Mithat ve derin bir nefes aldı. Ümit kafasını iki yana
salladı ve sofradan kalktı.
Hızlıca Hamit’in yanına geldi ve:
—Daha ne kadar bu şekilde devam etmeyi düşünüyorsun?
dedi.
—Nasıl devam etmeyi? dedi Hamit şaşkınlıkla
gülümseyerek.
28
—Beleşçi! Sorumsuz! Bir okul okumuyorsan bir işe girsene!
Utanmıyor musun? 21 yaşındasın ve hâlâ babandan para
istiyorsun! dedi Ümit öfkeyle. Hamit ona sakince baktı.
—Utanmıyorum, dedi ve yürüdü. Ümit onun önüne geldi ve
onu durdurdu.
—Farkında değilsin belki ama babam bir gün ölecek. O
zaman—Mirastan bana düşen pay ömrümün sonuna kadar bana
yeter, dedi Hamit. Sonra aklına babasının kendisini mirastan
yoksun bıraktığı geldi ve öfkeyle ilerledi.
—Ya şirket iflas ederse? dedi Ümit. Hamit durdu.
—Bunların benim için hiçbir anlamı yok ki artık! Ama bunu
Ümit öğrenmemeli, dedi içinden. Arkasını döndü ve
gülümsedi.
—Babam o kadar aptal değil, dedi Hamit. Ümit öfkeyle
yumruğunu sıktı.
—Sorumsuzsun! dedi. Hamit öfkeyle onun üstüne yürüdü.
—Sen aşırı sorumluluk sahibisin ya! Başkasının işine
karışma! Bir kere de küçüklüğünü bil!
—Elimde değil! Senin bu beyninle senden küçük olduğumu
söyleyemem!
—Bak! Kendi işine bak! Sanki çok düzgünmüşsün gibi geçip
karşıma konuşma! Sen de üniversite okuyacağım adıyla
babamın parasını çar çur etmiyor musun sanki? dedi Hamit.
Ümit hayretle ona baktı.
—Parayı çar çur mu ediyorum? Ben kendi geleceğimi inşa
etmeye çalışıyorum! dedi.
—Ben de öyle!
—Bu paraları ne yapıyorsun ki geleceğini inşa ediyorsun?
—Seni ilgilendirmez!
—Parayı düzgün bir şeye harcamadığın belli. Hiçbir şeyi
anlamıyorsun! Bu hayat tarzınla daha ne kadar gider?
Durumun vahametinin farkında değilsin! Hata bende!
Üniversiteye gidecek kapasiten bile yok, bu kadarını anlamanı
29
ummamalıydım! dedi Ümit. Hamit ona bir yumruk attı. Ümit
de ona karşılık verdi.
—Yine mi kavga ediyorsunuz? dedi Necati yanlarından
geçerken gözlüğünü düzelterek. Ümit ona baktı.
—Bunu adam etmeye çalışıyorum! dedi Ümit. Necati
Hamit’e küçümseyerek baktı.
—Bunun gibi biri adam olmaz! İnsanın hayatını sömürür
sadece. Zaman kaybı. Sen aklını kullanan birisin, bunun gibi
biriyle değerli vaktini harcama, dedi ve ayakkabısını giyindi.
Hamit siniri bozulmuş bir şekilde Necati’ye baktı. Ümit’i
bırakıp onun karşısına geçti.
—Bana adam değilmişim muamelesi yapma! Sanki sen adam
mısın? dedi. Necati ona sakince baktı.
—Benim bu dünyaya bir katkım var. Tüm dünya benim
elimde. İstersem yok ederim istersem korurum, dedi ve kapıyı
açtı.
—Bu katkı mı? Dünyayı yok etmeye çalışmayı herkes yapar.
Korumaya gelince bu senin yapabileceğin bir şey değil. En
azından ben kötü işlere bulaşmıyorum, dedi Hamit.
—Seninle konuşmak vakit kaybı, dedi Necati ve evden çıktı.
Hamit onun peşinden sinirle bakıp evden çıktı. Arabasına
bindi.
—Hayatımın nesi varsa? Kendi hayatına bak! diye bağırdı.
Stüdyoya geldiğinde öfkeden titriyordu.
—Sakinleş, yoksa resim çizemezsin, dedi Hamit ama bir
türlü sakinleşemiyordu.
—O rüyayı düşün, o seni rahatlatıyor, dedi ve gözlerini
kapattı. Sonra boş bir tuvalin karşısına geçti. Eline aldığı palet
ve fırçayla bir göl çizdi. Gölün çevresine devasa ağaçlar yaptı.
Gölün üst kısmına şelale çizdi. Fakat çizdiği şelale aşağıya
değil yukarıya doğru akıyordu. Su damlaları mavi gökyüzüne
boncuk boncuk dağılıyordu. Hamit sakinleşmiş bir şekilde
tabloya baktı. Tablonun altına adını yazıp imzasını attı.
Gülümsedi. Tablonun arkasını çevirdi. Fırçayla arkasına bir
şeyler yazdı. Elindeki fırça ve paleti bıraktı. Ellerindeki
30
boyaları tinerle yıkadıktan sonra ellerini kuruladı. Devasa
tabloya bir kalem alıp yaklaştı. Babasının resmini yaptıktan
sonra sıradaki kişi olan Necati’ye baktı. Resim çizme hevesi
kaçtı. Saate baktı.
—Şimdi gidersem Defne eve gelmiş, Ümit de evden gitmiş
olur. Böylelikle onunla konuşabilirim, diye düşündü ve üzerini
değiştirip stüdyodan çıktı. Eve geldiğinde Defne onu kapıda
karşıladı. Hamit şaşkınlıkla baktı.
—Sonunda, seninle konuşmalıyım, dedi Hamit. Defne ona
anlayışla baktı.
—Senden özür duymak istemiyorum, dedi. Hamit daha
şaşkın ona baktı.
—Ne? Affettin mi beni yani? dedi. Defne onun elini tuttu.
—Şu ana kadar annem konusunda hep bana zorbalık ettiğini
düşündüm. Ama biraz dikkatle bakınca fark ettim ki öyle
düşünmekte haklıydın, dedi.
—Ne? dedi Hamit şaşkınlıkla.
Sonra:
—Doğru, Sadece on bir yaşımdaydım. O yüzden öyle
düşündüm şimdi ise—Evdekilerin sana davranışları… Bundan memnun gibi
durmuyorsun, dedi Defne. Hamit şaşkınlıkla baktı.
—Dün fark ettim ki evdekiler senin bana yaptığından daha
kötü sana davranıyorlar. Annem sana öyle davranmıyordu,
değil mi? dedi. Hamit ona baktı.
—O öyle davranmazdı, dedi üzgünce.
—Yerinde olsaydım ben de beni suçlardım. Bana değer veren
tek kişiyi kaybetmesine sebep olduğu için kızardım.
—Defne ben—Dedim ya, özür duymak istemiyorum. Diğerlerinin seni
üzmesine izin verme. Bu arada dün aldıklarından yedim. Çok
güzeldi, dedi Defne neşeyle ve yukarı çıktı. Hamit şaşkınlıkla
yerinde kaldı.
—Annem gibi davrandı, dedi sessizce. Sonra odasına gitti.
Üzgünce annesinin resmine baktı. Bir müddet odada sessizce
31
durup düşündükten sonra tuvalete gitmek için odasından çıktı.
Necati’nin odasının önünden geçiyordu.
—NE? ÇALINDI MI? BU BİR ŞAKA, DEĞİL Mİ? diye
Necati’nin bağırdığını kapalı kapının ardından duydu.
—Ne çalınmış ki? dedi Hamit içinden ve kapıya kulağını
dayadı.
—Bunun ne kadar büyük bir sorun yaratacağını biliyorsun,
değil mi? Bu yüzden kaç kişi zarar görebilir? Bunu düşünmek
bile istemiyorum! Bunu polise bildirmeliyiz. Herhangi bir
şekilde birinde yüksek ateş, öksürük ve daha da kötüsü bir
yerini kesmeden derin kesikler oluşması ve buna bağlı bir
kanama görülürse sebebinin bu virüs olduğunu bilsinler ve ona
göre güvenlik önlemlerini alsınlar. Saniyede bulaşan bir virüs
bu. Kişiden kişiye farklı etkiler gösterebilir. Felç hatta bitkisel
hayata sebep olur. Kişi şanslıysa bundan ölür. Yok, bunu
polise bildir de önlem alsınlar. Çalan kişiyi bulsunlar. Bu
arada biz de boş durmayıp bunun tedavisini bulmalıyız, dedi
Necati ve sustu. Bir sandalyenin gürültüyle çekilme sesi
duyuldu.
—Telefonu kapattın ve hemen çalışmaya başladın ha, dedi
Hamit ve gülümsedi.
—Tanrılık iddialarının başına açtığı bir bela işte! Hak ettin,
dedi içinden ve gülümseyerek oradan uzaklaştı.
* * *
Ertesi gün Hamit stüdyoya gitmeden önce babasından aldığı
paralarla kullanacağı malzemelerin tamamını aldı. Stüdyoya
gidip onları bir yere koydu. Tablonun önüne gittiğinde
isteksizce Necati’nin resmini çizmeye başladı. Onu çizmek
istemediği için oyalana oyalana resim yaptı.
—Virüsmüş! Neyse ki belanı buldun. Kendi vahşi
düşüncelerinden dolayı biraz uğraş, kafan ağrısın, dedi resmi
çizerken. Hava karardığında onun resmini bitirdi. Onun
yüzündeki kibirli ifadesine baktı.
32
—Senden nefret ediyorum, dedi nefretle resme bakıp. Sonra
sıradaki çizeceği kişi olan Ümit’e baktı.
—Tabi senin kadar değil. Üf, şimdi bir de şunu çizmek var.
Neyse, ondan sonrası kolay. Defne ve ben. Sonra da boyadık
mı bu aptal iş biter, dedi ve üzerini değiştirdi. Arabasına binip
eve geldi. Acıktığını hissetti. Mutfağa doğru gitti. İçeri
girmek için açık kapıya yaklaştığında Ümit; Necati ve Betül’le
mutfakta konuşuyordu. İçeri girmeden önce ne konuştuklarını
duymak için bekledi.
—Hamit konusunda ne yapacağız? dedi Ümit endişeyle.
—Hiçbir şey. Ondan adam olmaz, dedi Necati ve sigarasının
dumanını üfledi.
—Ona böyle demeyi kes! Bu onu daha çok kötü yola sokar!
dedi Ümit sertçe.
—Ama bu bir gerçek, dedi Necati ve sigarasını rahat bir
şekilde içmeye devam etti.
—Hamit, annem öldüğünden beri yolunu kaybetti. O yüzden
abimin dediği doğru. Ama onu bu yolda bırakmamamız
gerektiğini de düşünüyorum. Sadece nasıl yapacağımızı
bilmiyorum, dedi Betül.
—Ona biz yol göstermeliyiz. Bir düşünsenize her şey kötüye
giderse ve iflas edersek o ayakta kalamaz. Hepimiz bir şekilde
hallederiz ama o… O zaman çok zorlanacak, dedi Ümit
yıkılmış bir şekilde.
—Bırak. Zamanı geldiğinde öğrensin. Daha kalıcı olur, dedi
Necati önemsemeden.
—Bu kadar acımasız olma! dedi Ümit.
—Hayat acımasız!
—Öyle olsa bile—Ümit, ne yaparsak yapalım o halinden memnun. En iyisi
boş vermen, dedi Betül. Ümit masaya yumruğunu vurdu.
—Hiçbiriniz onun geleceğini düşünmüyorsunuz! dedi
öfkeyle.
—Sen düşünüyorsun da ne değişiyor? Sanki Hamit bundan
çok mu minnettar? Sürekli kavga ediyorsunuz, dedi Betül.
33
—Önemli değil! Onun için çabalamazsanız çabalamayın!
Ben çabalamaya devam edeceğim! dedi Ümit. Hamit öfkeyle
yumruğunu sıktı ve mutfaktan içeri girdi. Herkes sessizce ona
baktı. Hamit buzdolabını açıp içinden meyve suyu kutusunu
aldı. Bir bardağa doldurdu.
—Benim için endişelenmenize gerek yok. Ben gayet iyiyim,
dedi Hamit.
—Duydun mu? dedi Betül.
—Duymamak için sağır olmak gerekir, dedi Hamit ve meyve
suyundan bir yudum aldı.
—Sana “o halinden memnun” demiştim, dedi Betül.
—Ama bir şeyler yapmalıyız, dedi Ümit. Hamit ona sertçe
baktı.
—Sana “gerek yok” dedim! Endişelenmeyin. Özellikle de
sen, dedi Hamit ve Ümit’i gösterdi.
—Senin gibi sinir bozucu birinin benim için endişelenmesine
hiç gerek yok. İşine bak, dedi.
—Yapamam! Sen bu şekilde olduğun sürece endişelenmeye
devam edeceğim! dedi Ümit. Hamit ona ifadesizce baktı.
—Niye? Daha sorumluluk sahibi olduğun için mi? Sadece iyi
çocuk gibi görünmeye çalışıyorsun! Tüm tavırların sahte! dedi
Hamit ve kapıya yöneldi. Ümit onun üzerine yürüdü. Necati
ayağa kalktı ve Ümit’i tuttu.
—Sana dedim, bundan adam olmaz. O yüzden uğraşma artık!
Bırak asalak gibi yaşasın! dedi Necati. Hamit ona öfkeyle
baktı ve odadan çıktı.
—İştahımı kaçırdılar! dedi öfkeyle merdivenleri çıkarken.
Odasına gitti. Meyve suyundan bir yudum daha alıp bardağı
komodinin üzerine koydu. Düşünceli bir şekilde durdu.
Ümit’in kendisi için endişelenmesi ona tuhaf gelmişti.
—Anlamıyorum. Neden nefret ettiği biri için bu kadar
uğraşıyor ki? Kimi etkilemeye çalışıyor? dedi içinden. Sonra
meyve suyu bardağını aldı ve hepsini bir yudumda içti.
Bardağı kenara koyup yatağına umursamaz bir şekilde uzandı.
34
* * *
Hamit stüdyoya gidip Ümit’in resmini eline aldı. Onun
resmini yaparken Hamit’in yüzünde büyük bir öfke vardı. Çok
kısa sürede onun resmini bitirmesine hayret etti. Kendisini
yorgun hissetmediği için Defne’nin resmini de çizdi. Öğlen
olmuştu. Bir şeyler yiyip dinlendi. Sonra kararlılıkla tabloya
baktı.
—Seni ne kadar erken bitirirsem o kadar iyi! Hadi bakalım
Hamit! Göster kendini! dedi Hamit ve kendi resmini çizmeye
başladı. Bir saat sonra kendi resmini çizmeyi de bitirmişti.
Resme baktı.
—Sonunda, seni bitirdim. İşte, bir türlü bir araya gelemeyen
ailem, dedi resme üzgünce bakıp. Dertli bir şekilde nefes aldı.
—Merak ediyorum ailemiz bu resimdeki gibi bir bütün
olabilecek mi? Farklı hayatlar ve düşüncelerde olsalar da bir
arada mutlu bir şekilde gülümseyebilecek mi? Kalpleri bir kez
bile birbirlerine bağlanabilecek mi? Keşke bu resim vesile
olsa. Bu resim sayesinde ailemiz birleşse, dedi Hamit umutla.
Sonra resimde Defne’ye baktı.
—Yarın Defne’yi buraya getireyim. Hem resim yaptığımı
kimseye söylemediğinin ödülünü ona vereyim hem de
annemin ölümünden dolayı artık onu suçlamadığımı bilsin,
dedi ve resme mutlu bir şekilde baktı.
* * *
Ertesi gün hafta sonuydu. Hamit Defne’nin odasına gitti.
Defne ödevlerini yapmaya çalışıyordu. Hamit’i görünce
hemen ödevlerini bir kenara bıraktı.
—Sözünü tuttun ve resim yaptığımı kimseye söylemedin,
dedi Hamit gülümseyip.
—Tabi ki söylemeyeceğim. Söylemem, dediysem söylemem.
Ben güvenilirim, dedi Defne bilmiş bilmiş.
35
—Yaptığım resimleri görmek ister misin? İstersen bugün seni
oraya götürebilirim, dedi Hamit ve göz kırptı. Defne heyecanla
koltuktan kalktı.
—Tamam! Gidelim! dedi neşeyle. Birlikte odadan çıktılar.
Merdivenden inip kapıya doğru yürüdüler. Ayakkabılarını
giyindiler. Merdivenlerden Ümit aşağıya indi.
—Nereye gidiyorsunuz? dedi sertçe.
—Defne’yle biraz dolaşacağız? dedi Hamit ve gülümsedi.
Ümit kaşlarını çattı.
—Hiçbir yere gitmiyorsunuz! dedi sertçe.
—Nedenmiş o? Hem kim senden izin istedi? dedi Hamit.
—Nereye gideceksen kendin git! Defne’yi rahat bırak! dedi
Ümit öfkeyle.
—Onu rahatsız mı ediyorum? dedi Hamit şaşkınlıkla.
—Yine onun canını yakacaksın, dedi Ümit.
—Ben eski ben değilim!
—Nereden bakarsam bakayım hâlâ aynısın.
—Ben Hamit abimle gitmek istiyorum, dedi Defne.
—Gördün mü? dedi Hamit kızı gösterip.
—Gitmiyorsun Defne! dedi Ümit sertçe.
—Neden? dedi Defne mızmızlanarak.
—Evet, neden? Defne gelmek istiyor ve ben de onunla
gitmek istiyorum. Sanki senden izin isteyen varmış gibi her
şeye karışıyorsun! dedi Hamit öfkeyle.
—Ümit, bırak, gitsinler. Ne olacak? dedi Betül oraya gelip.
—Ne olacağını sen çok iyi biliyorsun! Bunun kaç kez
tekrarını gördük! dedi Ümit.
—Bu sefer farklı olacak! dedi Hamit ve Defne’yi kucağına
alıp evden çıktı.
—Dur yerinde! dedi Ümit ve ilerledi. Betül Ümit’i kolundan
tuttu.
—Onlara biraz imkân ver, dedi ve gülümsedi. Ümit memnun
olmamış bir şekilde arka tarafa gitti.
* * *
36
Hamit arabasına Defne’yi oturttu.
—Kemerini iyi bağla, başına bir şey gelmesin. Beni şu Ümit
piçiyle uğraştırma! dedi ve arabaya bindi. Arabayı çalıştırdı.
—Tamam abi, dedi Defne ve hemen emniyet kemerini taktı.
—Beni gerçekten oraya mı götüreceksin? dedi kız heyecanla.
—Evet. Ama bu ikimiz arasında sır. Millet “nereye gittiniz”
diye sorarsa çarşıda dolaştık, tamam mı?
—Tamam.
Bir müddet ilerledikten sonra Hamit arabayı bir yere park
etti. Arabadan indiler. Birlikte bir kapının önüne geldiler.
Hamit anahtarla kapıyı açtı. İçeri girdiler. Defne içeri koşarak
girdi ve çevredeki tablolara hayranlıkla baktı.
—Bunları sen mi çizdin? dedi şaşkınlıkla.
—Evet, dedi Hamit ve gülümsedi.
—Gerçekten mi? Hepsini mi? Bunu da mı? dedi Defne
heyecanla.
—Ne o? Sen de diğerleri gibi hiçbir şey yapamayacağımı mı
düşünüyorsun? dedi Hamit gülerek.
—Hayır! Hayır! Öyle düşünmüyorum! Sadece neden bir
şeyde iyi olduğunu onlara göstermediğini anlayamıyorum. Bu
yüzden hep kavga ediyorsunuz, dedi Defne. Hamit gülümsedi.
—Onlara iyi olduğumu kanıtlamak zorunda değilim. Onlara
ne olursa olsun bundan bahsetme. Sonra bozuşuruz, dedi
Hamit ve arka tarafa gitti. Üzerini değiştirdi ve odaya geri
geldi. Resim yapmak için eline bir fırça aldı.
—Abi, bu tablo ne? dedi Defne devasa büyüklükteki tabloya
doğru yürüyüp.
—Bak bakalım, sevecek misin? dedi Hamit bir boya
kutusunun kapağını açıp. Defne resme doğru ilerledi.
Şaşkınlıkla baktı.
—Bunlar biz değil miyiz? dedi merakla Hamit’e dönüp.
—Evet.
—İlk defa tüm ailenin bir arada bir resmi var, dedi Defne
gözleri dolmuş bir şekilde. Hamit ona sevgiyle baktı ve
37
getirdiği boyayla arka fonu boyamaya başladı. Defne bir
müddet sessizce durdu.
—Ben doğmasaydım ve annem ölmeseydi aile tam olurdu,
dedi sonra. Hamit donakaldı. Sonra fırçayı bir kenara bıraktı.
Defne’ye döndü.
—Tam olmazdı. Eksik olurdu. Sensiz bizim aile eksiktir.
Yokluğunu hepimiz hissederiz, burada, dedi ve elini kalbine
koydu.
—Benim yüzümden onun öldüğünü düşünmüyor musun?
dedi Defne çekinerek.
—Çocukken öyle düşünürdüm ama şimdi öyle
düşünmüyorum. Doğduğun için mutluyum, dedi Hamit ciddi
bir şekilde. Defne neşeyle ona sarıldı. Hamit gülümsedi. Sonra
çığlığı bastı.
—Ne yaptın Defne? Üstün boya oldu! Şimdi her şeyi
anlayacaklar! dedi Hamit. Defne güldü.
—Paintbaall’a gittik, deriz. Anlamazlar, dedi.
—Hiç aklıma gelmemişti. İyi dedin! dedi Hamit. Sonra
kafasını sola doğru eğdi.
—Ümit cindir, anlar. En iyisi bu giysini temizletip sana yeni
giysi almak, dedi Hamit. Defne sevinçle el çırptı.
—Yaşasın! Yeni bir giysim olacak! dedi. Hamit güldü. O
sırada Hamit’in telefonu çaldı. Hamit elindeki boyaları bir
beze silip telefonu eline aldı. Arayanın Ümit olduğunu
görünce yüzü düştü.
—Ne oldu? dedi telefonu açıp.
—Defne iyi mi?
—Gayet iyi ve mutlu.
—Sesini duymak istiyorum! dedi Ümit. Hamit dişlerini sıkıp
nefes aldı.
—Bana onu kaçırmışım da fidye istiyormuşum muamelesi
yapmayı kes! dedi.
—Sana güvenmiyorum. Onu da yaparsın! Telefona Defne’yi
ver!
Hamit sinir olmuş bir şekilde baktı. Telefonu Defne’ye uzattı.
38
—Al! Favori abin! Dedi ve telefonu Defne’ye verip eline
fırçasını aldı. Siniri bozulmuş bir şekilde resmin arka fonunu
boyadı.
—İyiyim abi! Niye aradın ki?.... Beni mi özledin? Tamam,
çok oyalanmayız, dedi Defne. Hamit dalgın bir şekilde
Defne’ye baktı. Sonra öfkeyle resmi boyadı. Bir müddet daha
resmi boyadıktan sonra resmin arka fonunu boyamayı
bitirmişti. Yorulduğu için resim yapmayı bıraktı. Üzerini
değiştirdi. Birlikte bir mağazaya gittiler. Defne kendisine bir
giysi beğendi. Hamit onu ona aldı. Defne aldığı giysileri
giyinince birlikte eve geldiler. Eve geldiklerinde Ümit’le
kapıda karşılaştılar. Ümit Defne’ye rahatlamış bir şekilde
sarıldı.
—Sağ salim dönmen güzel! Çok endişelenmiştim, dedi Ümit.
Hamit memnun olmamış bir yüz ifadesi yapıp tuhaf bir ses
çıkardı. Ümit Defne’yi bıraktı.
—Giysin değişmiş, dedi Ümit şaşkınlıkla.
—Hamit abim aldı. Güzel mi? dedi Defne elbisesini
göstererek.
—Güzel, dedi Ümit ve minnetle Hamit’e baktı. Hamit
öfkeyle onun yanından geçti. Ümit öksürmeye başladı.
—Bu koku da ne? dedi öksürerek.
—Ümit abi, alerjin mi azdı? Ne oldu? dedi Defne endişeyle.
Ümit öksürmeyi bıraktı.
—Çok ağır bir kokuydu! Neydi o? Koku senden miydi? dedi
Ümit Hamit’i gösterip. Hamit üzerini kokladı. Tiner
kokuyordu. Ümit ona doğru yaklaştı.
—Gezdiğimiz yerlerden sinmiş olmalı. Banyo yaparım şimdi,
sen de rahatsız olmazsın, dedi Hamit ve hızlıca merdivenleri
çıktı. Ümit onun arkasından şaşkınlıkla baktı.
—Bu ne zaman böyle düşünceli oldu? dedi Ümit hayretle
Defne’ye dönüp.
—Nereye gittiniz? Aynı koku sende de var ama daha hafif.
—Çarşıya gittik. Mağazaların birindeki kokulardan olmalı.
Oda parfümü gibi şeyler vardı. Ben oyuncaklara bakarken
39
belki Hamit abim onlara bakmıştır, dedi Defne. Ümit emin
olamaz bir şekilde baktı.
—Neyse, dedi ve ilerledi.
* * *
Hamit banyoda yıkanırken:
—Neyse ki ne kokusu olduğunu anlamadı. Ucuz atlattım,
dedi içinden.
* * *
Ertesi gün Hamit stüdyoda resimdeki kişileri boyamaya
başladı. Saatlerce boyadı. Tiner kokusundan başı dönünce
fırçasını bıraktı. Açık olan camlara yaklaştı. Derin derin nefes
aldı.
—Bugünlük bu kadar yeter, dedi ve üzerini değiştirdi.
—Dün Ümit kokuyu aldı. Bugün daha çok tinerle uğraştım.
En iyisi daha çok parfüm sıkayım, dedi ve üzerine parfüm
sıktı. Sonra dışarı çıktı. Temiz havayı kokladı.
—Biraz da burada durayım da üstüm havalansın, dedi
arabasına dayanıp. Gökyüzündeki yıldızlara baktı. Bir müddet
öyle durduktan sonra arabaya binip eve geldi. Acıktığı için
mutfağa doğru gitti. Hamit mutfağa gittiğinde açık kapıdan
Ümit ve Betül’ü gördü. Betül masadaki vazoya kırmızı güller
koyup sevgiyle onlara bakıyordu.
—Ondan bu kadar mı hoşlanıyorsun? dedi Ümit onun
omzuna omzuyla hafifçe vurup. Betül ona karşılık verdi.
—Alakası yok! Çiçekler boşa gitsin istemedim, dedi Betül.
Ümit gülümsedi.
—Öyleyse Emrah’ı görmeye gitmem gerekecek. Seni
rahatsız etmeyi bırakması konusunda onu ikna etmeliyim, dedi
sertçe. Betül korkuyla ona baktı.
—Yapmana gerek yok, dedi sessizce.
40
—Yemedi değil mi? Seviyorsan söylemeyi bilmelisin.
Annem hep öyle derdi, dedi Ümit. Betül gülümsedi.
—Tamam, ondan hoşlanıyorum, dedi utanarak.
—Çiçekler ondan mı? dedi Ümit imalı imalı Betül’e bakıp.
—Evet ama sadece ondan değil. Okulda birinci olduğum için
Emrah’ın da içinde bulunduğu bir grup arkadaşım toplanıp
aldı. Yani Emrah beni sevdiği için almadı. Ah, bu arada bu
arkadaşlarımla yarın bir ödev için toplanacağız, dedi Betül.
Ümit dudaklarını sıkarak gülümseyip kafasını salladı. Bir şey
sormak için ağzını açmıştı ki Hamit içeri girdi. Onu görünce
ikisi de sessizce durdu.
—Yemek yok mu? dedi Hamit ve masadan bir sandalye
çekip kendini sandalyeye atarcasına oturdu.
—Var, dedi Betül ve hemen dolaba yöneldi. Ümit Hamit’in
karşısına oturdu.
—Bu koku da ne? Yine mi kokuyorsun? Çok fazla parfüm
kokusu var, dedi burnunu tutup.
—Benden değil. Çiçeklerden olmalı. Üzerlerine parfüm
sıkıyorlar ya, dedi Hamit. Ümit Hamit’i inceleyerek baktı.
Onun kızarmış gözlerine dikkatle baktı.
—Ne bakıyorsun? dedi Hamit sertçe.
—Hiç, dedi Ümit ve başka bir yöne baktı. Betül ısıttığı
yemeği tabağa koydu. Tabağı Hamit’in önüne koyarken Ümit
Hamit’e baktı. Göz göze geldiler. Hamit sertçe bakınca Ümit
ayağa kalktı.
—Ben odama gidiyorum, dedi ve odadan çıktı. Hamit
yemeğini yerken Betül ona baktı.
—Yarın arkadaşlarımla ödev için toplanacağız, dedi. Hamit
yemeği bırakıp ona baktı.
—Yani?
—Hiç, haberin olsun.
—Beni ne ilgilendirir ki? Yarın sanki evde mi olacağım? dedi
Hamit ve yemeğini yemeye devam etti. Betül’ün yüzündeki
belli belirsiz gülümsemeyi görünce rahatsız oldu. Yemeğini
bitirip odasına gitti.
41
* * *
Ertesi gün Hamit kahvaltısını erkenden yaptı. Evden çıkmak
için kapıyı açmıştı ki karşısında orta boylu, kahverengi saçlı,
oldukça yakışıklı birini gördü. Yeşil, siyah ve beyaz kareli bir
bluzu vardı.
—Kimsin? Ne işin var burada? dedi Hamit dışarı çıkarken
ilgisizce. Ama ses tonundan çok sinirli olduğu anlaşılıyordu.
—Ben ödev yapmak için gelmiştim, dedi gülümseyerek.
—Demek ablamınki bu. Erkenden de geldiğine göre kesin o,
dedi Hamit içinden.
—Sen Ümit olmalısın. Betül hep senden bahsederdi. Dediği
gibi onu koruma güdüsüne sahipsin. Sorumluluk sahibi
olduğun belli, dedi delikanlı ve gülümsedi. Hamit ona dik dik
baktı.
—Bu ne biçim bir hakaret! Ben herkesin favorisi Ümit
değilim! Eminim duymuşsundur, ben kötünün kötüsüyüm!
Sorumsuzun tekiyim! dedi Hamit.
—Bakalım ablam beni böyle mi anlatmış? dedi içinden.
Delikanlı bir adım geri attı.
—Hamit? dedi korkuyla. Hamit siniri bozulmuş bir ifade
takındı.
—Ta kendisi! dedi ve ondan uzaklaşıp bir adım attı.
—Tanıştığıma memnun oldum Hamit. Ben Yalçın. Ama bir
yanlışın var. Betül herkesin seni öyle gördüğünü söylemişti.
Betül senin iyi yanlarının olduğuna inanıyordu. Ama ben net
bir şekilde görüyorum ki: sen iyi birisin, dedi Yalçın ve
gülümsedi. Hamit ona şaşkınlıkla baktı. Sonra gülümsedi.
—Bu tür laflarla senden etkilenip ablamın yanında rahatça
dolaşmana izin vereceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun!
Yalaka! dedi. Yalçın donup kaldı. O sırada Ümit dışarı çıktı.
Öfkeyle baktı. O sırada bir grup genç oraya geldi.
—Yalçın, demek geldin! dedi bir delikanlı ona yaklaşıp.
Uzun, zayıf biriydi. Sarı kısa saçları kafasında yağlı bir
42
görünümdeydi. Gözlükleriyle entel bir görünümü vardı ve
oldukça iticiydi.
—Evet, Emrah, dedi Yalçın. Ümit ve Hamit aynı anda
Emrah’a döndüler.
—Şaka yapıyorsun! Ablamınki bu olamaz! dedi ikisi de
korkuyla fısıldayarak.
—Bunlar kim? Sen kesin tanıyorsundur, dedi Emrah onlara
doğru dönüp zevzek zevzek gülümseyerek.
Yalçın konuşmak için ağzını açmıştı ki:
—İşte bir başka yalaka! Sana ne kimiz neyiz? Kimin evine
gelip kimi soruyorsun? Saygısız! dedi Hamit Emrah’ın üzerine
yürüyüp. Gelenler korkuyla bakarken Ümit koşarak Hamit’in
yanına geldi.
—Ondan özür dile! diye bağırdı.
—Neden özür dileyeyim ki? Dediklerim doğru! Ödev
yapmaya mı geliyorlar, ev oturmasına mı? Bir de
getirdiklerine bak! dedi Hamit küçümseyerek.
—Pardon! dedi Ümit diğerlerine ve Hamit’i çekiştirerek
uzaklaştırmaya çalıştı. Hamit ondan kurtulmak için çabaladı.
—Bana yumruk at, dedi Ümit fısıldayarak.
—Ne? dedi Hamit şaşkınlıkla.
—Çabuk ol, bana yumruk at, dedi Ümit aceleyle. Hamit
gülümsedi.
—Zevkle! dedi ve onu bir yumrukla yere serdi. Ümit kalkıp
onun karnına doğru öfkeyle koştu. Onu karnından tutup oradan
uzaklaştırdı.
Bahçede diğerlerinden uzaklaştıklarında Ümit:
—Kendi geleceğini mahvettin! Bari başkalarınınkini
mahvetme! Bırak ödevlerini yapsınlar! Senin gidecek bir
okulun bile yok! diye bağırdı.
—Sana ne okuyup okumamamdan? diye bağırdı Hamit.
—Sorumsuz!
Diğerleri korkuyla bakarken Yalçın yüzünde memnun
olmamış bir ifadeyle baktı ve onların yanına doğru yürüdü.
43
—Ablam nasıl böyle birini sevmiş? dedi Ümit hayretle
sessizce. Hamit’ten birkaç adım uzakta duruyordu.
—İnan ben de şaşırdım. Yalçın olsa içim rahat olurdu, dedi
Hamit nefes nefese.
—Senin kötü imajını ve kavgalarımızı gözlerini korkutmak
için kullandık. Umarım ablam kızmaz. Ama onun iyiliği
içindi, dedi Ümit nefesi zor aldığından karnını tutarak.
—Sana kızmaz da, ben de kızsa bile önemsemem. Bu arada
Yalçın geliyor, dedi Hamit sessizce. Ümit karnını tutup
öfkeyle bağırdı ve Hamit’in üstüne atlayıp onu yere yıktı.
—Bu ödevin ablam için ne kadar değerli olduğunu
bilmiyorsun! Burada sorun yaratacağına git buradan! Ama
önce onlardan özür dile! dedi Ümit ve Hamit’in boynuna
yapıştı.
—Yapmayacağım. Çünkü hepsi yalaka! diye bağırdı Hamit.
Yalçın gülümsedi. İkisini ayırdı.
—Gerek yok. Onu özür dilemesi için zorlama, dedi Ümit’e.
—Ama—Hamit, seninle ilgili dediklerimde ciddiydim. Senin gibi
ben de yalakalıktan hoşlanmam, dedi Yalçın. Hamit ona
ilgisizce baktı ve ayağa kalktı.
—Sana neyden hoşlanıp hoşlanmadığını soran oldu sanki!
dedi. Yalçın gülümsedi.
—Anlamadım sanmayın. Diğerleri anlayacak zekâya sahip
değil. Ablanızı korumak için çok iyi oynadınız, dedi Yalçın.
İkisi şaşkınlıkla ona baktı.
—Ne oyunu? dedi Ümit şaşkınlıkla.
—İlkokuldan beri onunla oynamıyorum! dedi Hamit.
—Bir kere ikinizin kavgası her zaman Ümit’in yumruğuyla
başlar. Betül, Hamit’in kavga başlatmayı sadece sözleriyle
yaptığını söylemişti. Ne zaman Hamit sorumsuzca konuşursa
Ümit onun bu tavrına kızıp onun düzelmesi için onu uyarmak
ister ve ona yumruğu atar. Hamit kendinden küçük birinden
yumruk yemeyi hazmedemez ve gerçek kavga başlar. Şu anki
44
tablo bundan çok farklı, dedi Yalçın. Ümit ve Hamit
birbirlerine baktılar. Yalçın gülümsedi.
—Endişelenmeyin. Rol yaptığınızı kimseye söylemem. Ben
bir gün Betül’ü uyarır ve Emrah’ın ne cins biri olduğunu ona
anlatırım. Zaten bugün onun nasıl biri olduğunu
anlayacağından eminim, dedi. Hamit ve Ümit kafasını salladı.
—Teşekkürler, dedi Ümit.
—Ah, keşke benim de böyle kardeşlerim olsaydı! Artık rolü
bırakın da iş uzamasın. Sonra Betül de rol yaptığınızı anlar,
dedi Yalçın. Ümit mahcup bir şekilde baktı. Yalçın önden
ilerledi. Ümit gülümsedi. Hamit’e döndü.
—İyi işti ha? dedi. Hamit ona ifadesizce baktı.
—Mesele ablam olmasa seninle müttefik olmazdım. Bir de
seni kendi rızanla dövmek daha eğlenceliydi, dedi Hamit ve
yarım ağız gülümsedi. Ümit ona şaşkınlıkla baktı. Sonra
gülümsedi ve moraran yüzünü tutarak eve girdi. Hamit de
stüdyoya gitti. Resimde kaldığı yerden boyamaya devam etti.
Bir müddet boyadıktan sonra ellerini yıkadı.
—Bu kadar saate ödev kalmamıştır, dedi Hamit ve üzerini
değiştirip parfüm sıktı. Arabasına binip eve geldi. Geldiğinde
bahçedeki bir taşa Ümit’in dalgın dalgın oturduğunu gördü.
Ona şaşkınlıkla baktığında Ümit üzgünce kafasını kaldırıp
Hamit’e baktı.
—Ablamdan iyi bir azar yedim, dedi. Hamit hızlıca onun
yanına geldi.
—Rol olduğunu anladı mı? dedi Hamit sessizce. Ümit
kafasını iki yana salladı.
—Anlamadı. Sadece onlar buradayken seni önemsemememi
ve kavga çıkartmamamı beklediğini ve onun adını kirlettiğimi
söyledi.
—Sana bunları dediyse bana ne der kim bilir? En iyisi
yemeği dışarıda yiyip eve gelir gelmez odama geçmek.
Uyardığın iyi oldu, dedi Hamit ve uzaklaşmak için bir adım
attı.
45
—Ablam sakinleşti ve artık sana kızmıyor. Evde ödülünü
vermek için seni bekliyor, dedi Ümit mutsuz bir şekilde.
—Ne? dedi Hamit şaşkınlıkla.
—Tüm ödevi ablama yıkmışlar. Ben yanlarında oturmadığım
için tam olarak ne oldu bilmiyorum ama Yalçın’ın dediğine
göre Emrah bir yığın zevzeklik de yapmış. Ablam çok kızdı.
Gelip bana “Ne diye Hamit’i durdurdun ki? Bıraksaydın da
onu dövseydi!” diye kızdı.
Hamit gülmeye başladı.
—Ne gülüyorsun? Bu sinir bozucu! Kötü hiçbir şey
yapmadığım halde işittiğim laflara bak! dedi Ümit sertçe.
—Ne yaparsın, ablam dengesizmiş. Ben gidip ödülümü
alayım o zaman! dedi Hamit neşeyle.
—Seni kızdırmıyor mu? dedi Ümit ayağa kalkıp üstünü
çırparak.
—Ne?
—Azarlanmak. Hoşuna mı gidiyor? Yoksa sinirini mi
bozuyor? dedi Ümit ciddi bir şekilde bakıp. Hamit yüzünde
gülümsemesiyle donakaldı.
—Eskiden sinir bozucuydu. Şimdi alıştım. Sallamıyorum,
dedi sonra ifadesini değiştirip. Ümit dudaklarını büzüp
kafasını salladı.
—Bir sevgilin mi var? dedi sonra. Hamit ona hayretle baktı.
—Ne? Ne bu şimdi? Sorguya mı çekiliyorum?
—Sadece bu aralar bol parfüm kullanıyorsun, ondan.
—Burnum tıkalı olamaz mı? Kokuyu alınca bırakıyorum,
dedi Hamit ve hızlıca eve girdi. Mutfağa gittiğinde Betül ve
Yalçın masada oturmuş ödevi yapıyorlardı. Betül Hamit’i
görünce ödevden kafasını kaldırdı.
—Açsındır, ben yemeğini getiririm. Otur, dedi Betül neşeyle.
—Ümit haklıymış, diye düşündü Hamit.
—Saatlerdir çalışıp bitiremediniz mi? dedi Hamit Yalçın’a
bakıp.
—Aman konuyu açma. Betül yeni sakinleşti, dedi Yalçın
Betül’ü kafasıyla işaret edip.
46
—Olanları duydum, dedi Hamit sessizce. Betül yemeği
Hamit’in önüne koydu.
—Günün nasıldı? dedi sevecen bir şekilde. Hamit kafasını
sağa yatırdı.
—Her zamanki gibi, dedi.
—Tinerli, diye ekledi içinden.
—Neyle uğraşıyorsun Hamit? Ümit okumadığını söylemişti.
Bütün gün evin dışında seni oyalayan bir şey olmalı, dedi
Yalçın merakla. Hamit sertçe ona baktı.
—Sana ne? dedi. Betül güçlükle gülümsedi.
—Hamit ne yapıyorsa bize de söylemiyor. Aynı tepkiyi
birkaç gün önce bana da vermişti, dedi. Hamit yemeğini
yerken Yalçın hayranlık belirten bir ses çıkardı.
—Beni de kardeşlerin kadar yakın gördüğün için sağ ol! dedi
neşeyle. Hamit şaşkınlıkla ona baktı.
—Bunu nereden çıkardın? dedi Betül.
—Size ne kadar kabaysa bana da o kadar kaba yaklaştı.
—O herkese karşı kabadır.
—Seviyesi farklı şimdi! Benim üzerime hiç yürümedi.
—Yürümemi ister misin? dedi Hamit sertçe. Yalçın
gülümsedi.
—Keşke senin gibi bir kardeşim olsaydı! Ben evin tek
çocuğuyum. Benim kardeşim olur musun? dedi Yalçın.
—Manyak! dedi Hamit sessizce.
—Neyse, biz ödevimize dönelim, dedi Betül. Onlar ödevi
yaparken Hamit yemeğini yedi. Yemeğini yerken bir yandan
Yalçın’a bakıyordu. Göz göze geldiklerinde Yalçın içtenlikle
ona gülümsedi.
—İlginç biri, dedi Hamit içinden.
Yemeğini bitirip mutfaktan çıkıyorken Yalçın:
—Hamit, dedi. Hamit ona döndü.
—Neyle uğraşıyorsan elinden geleni yap. Senin yaptığın
şeylerin güzel olacağını biliyorum, dedi. Hamit ona sertçe
baktı.
47
—Beni ne kadar tanıyorsun da böyle konuşuyorsun? Amma
yağladın! dedi Hamit dayanamayarak. Yalçın gülümsedi.
—İnsan analizim iyidir. Ondan biliyorum, dedi.
—Yalaka! dedi Hamit ve mutfaktan çıktı. Gülümseyerek
merdivenlerden yukarı çıktı.
—Niyeyse ona kızamadım ve dediklerini duymak hoşuma
gitti, dedi içinden.
* * *
Ertesi gün Hamit stüdyoda resmi boyamaya devam etti.
Bütün gün çalıştıktan sonra resimlere şöyle bir baktı. İleride
lazım olacağını düşündüğü için eskiden hazırlamış olduğu
portfolyoyu bir çantaya koydu. Arabasına binip eve geldi.
Bahçe kapısından girerken Yalçın’la karşılaştı.
—Bugün de mi buradaydın? dedi Hamit sertçe.
—Evet, ödevi sadece ikimiz yaptığımız için biraz uzun sürdü.
Bu arada da diğerleriyle biraz samimi oldum, dedi Yalçın.
—Neden? dedi Hamit sakince. Yalçın gülümsedi.
—Çünkü siz iyi insanlarsınız. Sonra görüşürüz, dedi Yalçın
ve eliyle Hamit’in omzuna vurup geçti. Hamit onun gidişini
izleyip eve girdi. Oturma odasının önünden geçiyordu ki
ablasının sesini duydu.
—Hamit eve hep geç geliyor. Endişelerim gittikçe artıyor. Ne
yapıyorsa bize söylemiyor. Sır gibi bizden saklıyor. O gün
babamdan istediği paranın miktarı neydi? Normalde de para
isterdi ama hiç bu kadar büyük parayı bir arada istememişti.
Korkmaya başladım. Babamdan hep para istiyor, eve geç
geliyor. Karı kız meselelerine dalıp başını belaya sokmasından
korkuyorum, dedi Betül. Hamit elindeki çantayı öfkeyle sıktı.
—Ne olduğumu sanıyor bu? dedi sessizce.
—Hamit abime bu haldeyken bakacak bir kız olduğunu
sanmıyorum, dedi Ümit.
—Bu daha sinir bozucuydu! dedi Hamit içinden.
—Belli olmaz. Para için gelebilecek kız çok.
48
—O dediğinde haklısın ama bence onun geç gelmesinin
kızlarla ilgisi yok. O kimseye kalbini açacak ya da birini
kandırmak için ona yaklaşacak bir tip değil. O yüzden kız
meselesinden başını belaya sokmaz, dedi Ümit. Hamit sinirle
dişlerini sıktı.
—Sinir bozucu biri ama en azından beni tanıyor, diye
düşündü Hamit.
—Bence iş daha vahim. Fark ettiğim şey: Hamit abim eve
geldiğinde gözleri hep kızarmış oluyor, dedi Ümit.
—Ağladığını mı söylüyorsun?
—Ağlamaz! O toplum içinde ağlayacak biri değil. Ağlasaydı
gözleri de şiş olurdu. Sadece gözünün beyazı kızarmış oluyor.
—Alerji mi?
—Bilemem ama bir de parfümle kapatmaya çalışsa da
üzerinde çok ağır bir tiner kokusu oluyor. Tiner çekiyor
olabilir mi? dedi Ümit endişeyle. Hamit olduğu yerde
şaşkınlıktan yere düştü.
—Dediğimi geri alıyorum. Beni tanıdığı falan yok! dedi
Hamit içinden ve ayağa kalkıp içeri girdi. Ümit ve Betül ona
şaşkınlıkla baktı.
—Aptal mısın? Böyle saçma sapan bir şey yapacak olsam
uyuşturucu alacak param varken neden tiner gibi bir şeyi alıp
içime çekeyim? Aptal! dedi ve koltuğa öfkeyle oturdu. Ümit
ona rahatlamış bir şekilde baktı.
—O zaman neden tiner kokuyorsun? dedi Ümit.
—Seni ilgilendirmez!
—İlgilendirir!
—Hamit, lütfen neden tiner koktuğunu söyler misin? dedi
Betül. Hamit memnun olmamış bir şekilde ona baktı.
—Resim bitmek üzere. Yakında öğrenecekler. Ama kendileri
zeki ya biraz ipucu vereyim de kendileri bulsunlar, diye
düşündü Hamit.
Sonra:
—Tinerle ne yapılır düşünürseniz bulursunuz! dedi sertçe.
49
—Boyacıda falan işe girdin desem senin yapabileceğin şey
değil, dedi Betül. Hamit öfkeyle ayağa kalktı.
—Benim yapabileceğim şey tiner çekmek, değil mi? Size
göre buyum! Benim için endişelenmiş rolü yapmadan önce
beni biraz tanıyın! dedi öfkeyle.
—Resim mi yapıyorsun? dedi Ümit. Hamit ona şaşkınlıkla
baktı.
—Geçen gün onun kavgasını yapmasaydın sana bunu
sorardım. Ama belki de o günden sonra yeniden yapmaya
karar verdin. O yüzden soruyorum. Gerçekten resim yapmaya
yeniden mi başladın? dedi Ümit. Hamit onun sakin ve ilgili
görünüşüne öfkeyle baktı.
—Tiner çekiyorum! dedi Hamit ve bir adım attı. Ümit ona
alaycı ve kızgın bir ifadeyle baktı.
—Yapmadığın bir şeyi yaptığın şeyi söylememek için
“yapıyorum” deme! Annem hep “dürüst olun. Duygularınız
sizinle oynamasın” derdi. Şimdi dürüstçe söyle! dedi Ümit.
—Yakında öğrenirsiniz zaten! dedi Hamit ve odadan çıktı.
Ümit onun peşinden gitmek için bir adım atmıştı ki Betül onu
durdurdu.
—En azından kötü bir şey yapmadığını biliyoruz. Gidersen iş
kavgaya dönecek. Resim yapmaya başladıysa bu yüzden bile
bırakabilir, dedi Betül. Ümit anlayışla kafasını salladı.
—Kırılmış mıdır? dedi Betül açık kapıdan bakarak. Ümit’in
aklına dün Hamit’in söyledikleri geldi.
—Eskiden sinir bozucuydu. Şimdi alıştım. Sallamıyorum.
—Önemsediğini sanmıyorum, dedi Ümit.
* * *
—Sinir bozucu! dedi Hamit yatağında öfkeyle tepelenip.
Sonra oturumuna geldi.
50
—Resim yaptığımı öğrendiklerinde iş daha sinir bozucu
olacak. Baksana aptal kendisi yüzünden yeniden resim
yapmaya başladığımı sanıyor. Öf! dedi saçlarını dağıtıp.
* * *
Ertesi gün Hamit resimdeki son rötuşları yapmak için
stüdyoya gitti.
* * *
Akşam on bir gibi Betül endişeyle saate baktı.
—Abla, ben yatıyorum, dedi Ümit.
—Ümit, Hamit hâlâ gelmedi. Sence kızgın olduğu için midir?
dedi Betül.
—Bilemem. Yoldadır herhalde.
—Hiç bu kadar gecikmemişti.
—Onu arayayım bir anlarız nerede olduğunu, dedi Ümit ve
telefonunu cebinden çıkardı. O sırada bitkin bir şekilde Mithat
geldi.
—Hoş geldin baba. Yorgun görünüyorsun, dedi Betül. Mithat
kafasını salladı.
—Kaç zamandır basın aracılığıyla insanları gerekmedikçe
kalabalık yerlere gitmeme konusunda uyarıyorlardı ya, dedi
Mithat yorgun bir şekilde.
—Evet, dedi Ümit.
—Bu yüzden iş yerinden gelirken durdurup arabayı aradılar.
Tüm arabaları aradılar. Korkunç bir trafikti, dedi Mithat.
—Geçen gün Yalçın’la kütüphaneye giderken bizi de
durdurup aramışlardı, dedi Betül.
—Ben de birkaç kez aranmıştım. Kimlik falan sormuşlardı,
dedi Ümit düşünceli bir şekilde.
—Neden bir kere değil de birkaç kez? dedi Betül.
—Ne bileyim?
51
—Ah! Ben bildim! Daha şüpheli görünüyorsundur da ondan!
dedi Betül ve omzuyla Ümit’e vurdu.
—Alakası yok! dedi Ümit sertçe.
—Bu aralar bir şeyler olacak gibi. Dikkatli olmakta fayda
var. Yarın iş için geziye gidiyorum, üç gün yokum
biliyorsunuz.
—Evet baba. İstediğin giysileri ütüleyip hazırladım, dedi
Betül.
—Teşekkürler kızım. Ben yokken dikkat edin bir şey
olmasın, dedi Mithat ve yukarı çıktı.
—Gidişat kötü duruyor. Ben şu Hamit abimi bir arayım, dedi
Ümit. Aradı aradı. Bir müddet sonra Hamit telefonu açtı.
—Nerede kaldın? Ablam endişelendi. Ne zaman geliyorsun?
dedi Ümit.
—Beni beklemeyin.
—Dışarıdaki sıkıntıların farkında değilsin herhalde, dedi
Ümit sertçe.
—Kapatmam lazım, dedi Hamit aceleyle ve telefonu kapattı.
Ümit öfkeyle telefona baktı. Sonra tekrar aradı.
—Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor. Lütfen sonra—Kapattı. Beni beklemeyin, diyor, dedi Ümit sinirle ve
odasına gitti. Betül saate endişeyle bakıp odasına döndü.
* * *
Sabahleyin Hamit bitirdiği aile tablosuna baktı.
—Sonunda! dedi yorgun bir şekilde. Sonra telefonunu açtı ve
tablonun resmini çekti.
—Babam buraya gelip bakmaz. En iyisi ona telefondan
göstermek. Böylece “vaktim yok” demez ve resme bakar, dedi
Hamit gülümseyerek. Tablonun çektiği resmine baktı. Birkaç
defa daha resmini çekti. Sonra esneyip stüdyodan çıktı.
Arabasına binip eve doğru arabayı sürdü. Arabayı park
ettiğinde saate baktı.
52
—Babam uyanmış, kahvaltısını yapmıştır. Onu odasında
bulurum, dedi Hamit ve eve heyecanla girdi. Hızlıca
merdivenleri çıkıp babasının odasına gitti. Odanın önüne
geldiğinde babası kapıyı açtı. Şaşkınlıkla ona baktı.
—Bitirdim! dedi Hamit sevinçle. Adam ona ifadesizce baktı.
—Neyi? dedi. Hamit bozulmuş bir şekilde ona baktı.
—Yapmamı istediğin şeyi, dedi. Adam bir süre durdu.
Düşündü.
Sonra:
—Aferin! dedi ve elinde bir çantayla yürüdü. Hamit onu
durdurdu.
—Görmek istemiyor musun? dedi hayretle.
—Hamit, işim var. O yüzden oraya kadar gelemem.
—Bunu diyeceğini biliyordum. O yüzden, dedi Hamit ve
heyecanla telefonunu eline aldı.
—Hamit. Şehir dışına gitmem gerek. Sonra bunu konuşuruz.
Endişelenme, paranı veririm, dedi babası ve merdivenleri indi.
Hamit elinde telefonuyla dondu kaldı. Öfkeyle odasına girdi
ve yeri tekmeledi.
—Gerçekten inanmadığını anlamam gerekirdi! Sadece
benimle alay etti, dedi öfkeyle ve yatağına uzandı.
Yorgunluktan uyuyakaldı.
* * *
—İyi yolculuklar baba, dedi Betül Mithat’a ceketini tutarken.
Necati, Ümit ve Defne onu yolcu ediyorlardı. Mithat
gülümsedi.
—Bütün çocuklarımın beni yolcu etmek için gelmesi ne
güzel! dedi Mithat.
—Sadece Hamit abim burada yok. Eve dün gelmedi. Şimdi
de nerede bilmiyorum, dedi Ümit düşünceli bir şekilde.
—Az önce eve geldi. Odasındadır, dedi Mithat memnun
olmamış bir yüz ifadesiyle.
—Çağırayım da gelsin, dedi Ümit hevesle ve bir adım attı.
53
—Gerek yok, dedi Mithat sakince. Ama tavırları çok sert ve
öfkeliydi. Ümit yerinde kaldı.
—Defne, doğum günün kutlu olsun. Ben yokken siz kutlayın.
Dönünce birlikte yeniden kutlarız, dedi Mithat sevecen bir
şekilde. Defne kafasını salladı.
—Onun doğum günü akşamı eve gelmiyor muydun? dedi
Betül şaşkınlıkla.
—Planlarda biraz değişiklik oldu. Araya eklenen son toplantı
yüzünden gece yarısından sonra gelecek gibi görünüyorum,
dedi Mithat ve evden çıktı. Arabasına binip gitti.
—Ben de çıkayım, malum iş var, dedi Necati ve aceleyle
ayakkabısını giyindi.
—Abi, kaç zamandır eve sen de geç geliyorsun. Dışarıda dün
arabaları durdurup aramışlar. Bir sorun var gibi, dedi Betül.
—Olabilir. Benim acil bir işim var. O yüzden gece geç
saatlere kadar çalışıyorum. Belki bundan sonra eve gelmem
orada uyurum. Yol vakit kaybı çünkü, dedi Necati ve evden
çıktı. Betül kapıyı kapattı.
—Babam gitti, sizi görmeye de gerek yok, demiyor da işe
giderken yol vakit kaybıymış! dedi Ümit kollarını öfkeyle
bağdaştırıp. Sonra yukarı çıktılar. Ümit Hamit’in odasına gitti.
—Dün ne diye yüzüme telefonu kapattı bir soralım, dedi
sertçe. Kapıyı tıklatıp odaya girdiğinde Hamit ölü gibi yatakta
yatmış uyuyordu.
—Uyuyor, dedi Ümit siniri bozulmuş bir şekilde.
—Eve yeni geldiğine göre saatlerdir uyanık olmalı. Bırak,
uyusun. Uyanınca konuşuruz, dedi Betül fısıldayarak. Sessizce
odadan çıkıp kapıyı kapattılar.
* * *
Evde kapı zilinin sesi yankılanıyordu. Hamit yatağında
huzursuzca döndü.
54
—Açın şu kapıyı! diye inledi yatağında dönüp. Kafasını
yastığa gömdü. Kapı zili çalmaya devam etti. Hamit öfkeyle
oturumuna geldi. Yataktan öfkeyle çıktı. Odasından çıktı.
—Açsanıza kapıyı! diye bağırdı. Evden ses çıkmadı.
—Öf! dedi Hamit ve merdivenlerden inip kapıyı açtı. Uykulu
gözlerle karşısında duran Yalçın’a baktı.
—Pardon, uyandırdım mı? Bu saatte uyuyan biri olacağını
düşünemedim, dedi Yalçın.
—Ne için geldin? dedi Hamit kapıya dayanıp.
—Ödevle ilgili. Betül nerede?
—Ne bileyim? Geç içeri. Kapıyı açsalardı uyanmazdım! dedi
Hamit. Yalçın eve girdi. Hamit mutfağa gitti. Masanın
üzerinde bir kâğıt gördü.
“Ümit okulda. Defne’yle alışverişe gidiyorum.
Betül”
yazısını okudu.
—Alışveriştelermiş. Birazdan dönerler, dedi Hamit gözlerini
ovuşturup. Sonra masaya dertli bir şekilde uzandı. Yalçın onun
yanına oturdu.
—Hayrola hasta falan mısın? İyi görünmüyorsun, dedi
Yalçın endişeyle.
—Değilim. Gece hiç uyumadım, dedi Hamit gözlerini
ovuşturup esneyerek.
—Saat kaç? dedi esnemesini bitirdikten sonra.
—Beş buçuk.
—Yine iyi uyumuşum! dedi Hamit ve saçlarını dağıttı.
Uykusu açılmıştı. Dün uyumama nedenini ve babasının sabah
yaptığı aklına geldi. Canı sıkkın bir şekilde oturdu. Yalçın ona
endişeyle baktı.
—Neden dün gece uyumadın? dedi Yalçın.
—Çünkü aptalım! Birine güvenecek kadar aptalım! dedi
Hamit masaya eliyle vurup.
55
—Ne oldu? Canın sıkkın görünüyor, dedi Yalçın. Hamit ona
sertçe baktı.
—Sana neden söyleyeyim?
—Rahatlamak için. İstemiyorsan söyleme ama.
—Sana söyleyeyim de direk ablama öt!
—Ona rol yaptığınızı söyledim mi ki bunu söyleyeyim? dedi
Yalçın. Hamit biraz düşündü.
—Ne yapıyorsan güzel olur, demiştin, hatırlıyor musun? dedi
sonra çekinerek. Yalçın kafasını salladı.
—Evet, hatırlıyorum ve gerçekten öyle düşünüyorum.
—Çabaladım, çok da güzel oldu, ama o önemsemedi. Söz
vermişti. Ben sözümü tuttum ama benim sözüm onun için
değersizmiş onu anladım. Ne yaparsam yapayım onların
gözünde bir şey değişmeyecek, dedi Hamit ellerini dizlerinde
birleştirip zoraki gülümseyerek. Yalçın ona üzgünce baktı.
Sonra elini onun omzuna koydu.
—Kimsenin gözündeki yerini değiştirmek zorunda değilsin.
Sen kendi gözünde nesin? Önemli olan bu. İnsanlar seni iyi
tanıyıp anlayamıyorsa bu onların sorunu. Sen iyi birisin, dedi
Yalçın ve gülümsedi. Hamit öfkeyle baktı.
—Bunu bana sadece sen diyorsun! Sana nasıl inanayım?
Babam doğduğum için utanç duyuyor! Doğmasaydım ya da
küçükken ölseydim daha mutlu olurdu! Bunu kendisi söyledi!
dedi ayağa kalkıp bağırarak. Yalçın ona sakince baktı.
—O öyle düşünüyorsa ne olmuş? O onun kaybı! dedi Yalçın.
—Abim, bir virüsten farksız olduğumu söyleyip duruyor!
Ablam benim yanlış yollara sapmamdan endişeleniyor! Ümit’e
göre sorumsuz, düşüncesiz, iğrenç biriyim! Defne beni onunla
sürekli uğraşan biri olarak görüyordu. Ama onun için belki
artık iyi bir abiyimdir! Beni bir tek annem anlardı. Sadece
onun gözünde iyi bir insan, iyi bir evlattım. Varlığımdan
memnun olan tek kişi oydu! dedi ve halsizce sandalyeye
oturdu.
—Annenin yanına beni de ekle, dedi Yalçın ve gülümsedi.
Hamit ona gözleri dolmuş bir şekilde baktı.
56
—Abini ve babanı tanımıyorum. Ama diğerlerinin gözündeki
sen de yanlışların var. Betül seninle ilgili endişeleniyor, bir
annenin yaptığı gibi. Düşündüğü her şeyi sana yakıştırdığı için
değil. Sana değer verdiği için başına bir şey gelmesinden
korktuğundan. O sadece iyi bir hayat yaşamanı istiyor. Bunu
rahatlıkla söyleyebilirim. Defne seni iyi bir abi olarak görüyor,
buna şüphen olmasın, dedi Yalçın. Hamit gözlerinden yaşlar
akarak gülümsedi.
—Ümit’e gelince… Ona göre sorumsuz ve düşüncesiz
olduğun doğru. Ama onun gerçek düşüncesi iğrenç biri
olduğun değil, dedi Yalçın. Hamit ona inanmamış bir şekilde
baktı.
—O da Betül gibi iyi bir hayat yaşamanı istiyor. İfade edişi
farklı olsa da biraz sorumluluk sahibi olduğunda onun için çok
değerli biri olacağını garantilerim. Şu anda bile o seni çok
seviyor. Bunu seninle kavga edişinden anlayabilirim, dedi
Yalçın. Hamit gözündeki yaşları sildi.
—Ümit hakkında dediklerin hariç diğerleriyle ilgili
dediklerine inanabilirim, dedi Hamit.
—Ümit’le ilgili dediklerime inan.
—İnanmam mümkün değil.
—İnanman mümkün değil mi yoksa inanmak mı
istemiyorsun? Bariz bir şekilde görülüyor, o sana değer
veriyor, dedi Yalçın. Hamit kafasını salladı.
—Onların gözünde gerçekten öyle miyim? dedi dalgın bir
şekilde.
—Öylesin. Senin gözünde sen nesin? Bunu unutma. Önemli
olan bu. Başkalarının düşüncelerinin seni kırmasına izin
verme, dedi Yalçın. Hamit gözünden deli gibi akan
gözyaşlarını sildi.
—Annem gibi konuştun, dedi hıçkırarak. Elleriyle yüzünü
kapatmaya çalıştı. Yalçın elini onun omzuna koydu. Hamit bir
müddet ağladıktan sonra kendini zorlayıp ağlamayı bıraktı.
—Teşekkürler. Bundan kimseye bahsetme, dedi ciddileşip.
Yalçın gülümsedi.
57
—İçin rahat olsun, kimseye söylemem. Yine canını bir şey
sıkarsa beni ara, dedi Yalçın ve numarasını söyledi. Hamit
yukarı çıkıp telefonunu aldı. Numarayı kaydedip Yalçın’ı
çaldırdı.
—Bu da benim numaram, dedi. O sırada anahtarla evin
kapısının açıldı. İçeri Defne ve Betül elinde poşetlerle girdiler.
Mutfağa geldiler.
—Yalçın? dedi Betül şaşkınlıkla. Sonra Hamit’e baktı.
—Birlikte mi oturuyordunuz? dedi daha şaşkın bir şekilde.
—Siz gelene kadar eşlik edeyim dedim. Geldiğinize göre,
dedi Hamit ayağa kalkarak. Sonra odasına gitti.
—Kusura bakma, alışverişteydik. Evde bir şey yoktu. Bir de
iki gün sonra Defne’nin doğum günü. Onun için, dedi Betül
son iki cümleyi fısıldayarak söyleyip. Yalçın kafasını salladı.
—Sen niye geldin? dedi Betül sonra.
—Kötü haberlerim var. Ödevde bir kısmı yanlış yapmışız ve
bu kısım çok da küçük bir kısım değil, dedi. Betül memnun
olmamış bir şekilde baktı.
—Öfkeyle yaptığım için gözümden kaçmış olmalı, dedi.
Yalçın gülümseyip kafasını salladı.
* * *
Hamit odasında koltuğa dayanmış dizlerine ellerini koymuş
dalgın dalgın duruyordu.
—Benim gözümde ben? diye düşündü. Yanında açık olan
portfolyosuna baktı. Düşünmeye devam etti.
* * *
Akşamleyin yemek yiyorlardı ki Ümit eve geldi.
—Ümit, geciktin, dedi Betül endişeyle. Ümit öfkeden
kuduruyordu.
58
—Yedi kez! Yedi kez durduruldum! dedi öfkeyle. Sonra
öksürdü. Gözleri kızarmış, burnu şişmişti. Yüzünü deli gibi
kaşıdı.
—Sen kaç kez durduruldun? dedi Ümit parmağıyla Hamit’i
gösterip. Hamit şaşkınlıkla baktı.
—Ne durdurulması? dedi.
—Seni durdurup kimliğini sordular mı, diye soruyor, dedi
Betül durumdan memnun olmamış bir ifadeyle.
—Hiç olmadı. Öyle mi yapıyorlar? dedi Hamit hayretle.
—Nasıl? Seni hiç durdurmadılar da beni niye sadece bugün
yedi kez durdurdular? Onların gözünde daha mı suçlu
görünüyorum? dedi öfkeyle boynunu kaşıyıp.
—Bırak şu boynunu kaşımayı? Ne oldu da alerjin böyle
yükseldi? İlacını aldın mı? dedi Betül onun elini tutup.
—Okulda biraz tozlu bir yerde bulunmak zorunda kaldım!
—Eyvah! dedi Betül ellerini ağzına götürüp dehşetle.
—Okul yemekhanesinde alerjim olan bütün yemekler
pişmişti.
—Kokusu bile sana yeter, dedi Betül perişan bir şekilde.
—Şanssızlık ki alerji ilacımı var sanıyordum ve bitmiş!
—Ne yaptın ya? İyi misin şimdi? İlaç! İlacını getireyim! dedi
Betül ayağa kalkıp.
—İlacı aldım! Almaya giderken bunlar oldu ya! Eczane
kapanmadan almaya gittim. İlacı aldım. İçmek için su almaya
gidiyordum ki polis beni durdurdu. Kimlik sordu. Gösterdim.
Hastaneye gitmemi bir rahatsızlığım olabileceğini söyledi.
“Alerjiden” dedim. Israr etti. İlacımı gösterdim. Sonra silahını
çekti, dedi Ümit öfkeyle.
—Bu da ne böyle? dedi Hamit sertçe. Ümit kolunu kaşıdı.
—Silahını çekti ve eğer hastaneye onunla gitmezsem beni
vuracağını söyledi.
—Yok artık! dedi Betül.
—Neyse, ilacımı içemeden hastaneye gittik. Acilden
muayene edildik. Alerjim olduğu anlaşılınca beni rahat bıraktı.
İlacımı aldım. Okula giderken aynı şey tekrarladı. Raporu
59
gösterdim. Israr edemedi. Sonra derse gittim. Dersten
dönerken yine aynı şey. Bazıları ikna olmadığı için birkaç kez
daha onlarla hastaneye gittim! Düşün! Sinir bozucu! dedi
Ümit. Güçlükle nefes alıyordu.
—Ümit, sakinleş ablam, bak nefesin de daralmaya başladı,
dedi Betül endişeyle.
—Nasıl sakinleşeyim? Hamit abime bir kez bile kimlik
sormamışlar beniyse neredeyse karantinaya alacaklardı! dedi
Ümit daha zor nefes alarak.
—Bu halinle öyle düşünmeleri normal, dedi Defne. Endişeyle
Ümit’e baktı.
—Normal mi? dedi Ümit daha da sinirlenip.
—Ümit sakinleş! dedi Betül.
—Anlaşılan sekizinci kez acile gitmek istiyorsun! dedi Hamit
ayağa kalkıp. Ümit öfkeyle ona baktı.
—Sen dün neden geç geldin? Telefonunu niye yüzüme
kapattın? dedi Ümit dik dik Hamit’e bakıp.
—İşim vardı.
—Ne işi?
—Tiner çekiyordum! Ben odama gidiyorum! dedi Hamit ve
mutfaktan çıktı. Ümit onun arkasından öfkeyle bakıyordu.
—Beni gördükçe olanları hazmedemiyor. Gideyim de
rahatlasın, dedi içinden.
* * *
Ertesi gün Hamit stüdyoya erkenden gitti. Hâlâ tamamı
kurumamış olan aile tablosuna baktı. Arkasını çevirdi. Arkada
kendisinin olduğu yere “bence ben iyi biriyim” yazdı. Sonra
gururla yazıya baktı. Küçük bir tuval aldı. Tuvale karanlık bir
geceyi aydınlatan bir ayı olan bir manzara resmi çizdi.
Resimdeki göle ayın yansımasını çizdi. Resmi bitirdikten
sonra arkasını çevirdi ve arkasına bir şeyler yazdı. Sonra
gururla tabloya baktı. Gülümsedi. Devasa tabloya tekrar
yaklaştı.
60
* * *
Hamit eve gelip merdivenleri çıktı. Babasının odasının
önünden geçerken aklına dün olanlar geldi. Onun o sıradaki
yüz ifadesi aklına geldiğinde canı sıkıldı ve dertli bir şekilde
orada durdu. Ümit odasından çıkmış merdivenlere doğru
yürüyordu. Hamit’e baktı.
—Ne oldu? dedi onun baktığı yöne bakıp. Hamit onu o sırada
fark etti.
—Yok bir şey, dedi canı sıkkın bir şekilde ve odasına doğru
gitti.
—Bundan böyle eve geç gelmesen daha iyi olur, dedi Ümit.
Hamit ona şaşkınlıkla baktı.
—Babam ve abim evde yok diye kendinde bana bir şey
söyleme hakkı mı gördün? dedi Hamit. Ümit ona sertçe baktı.
—Ondan değil. Bu kimlik sormalar, kalabalık yerlere
gitmeyin uyarıları ve dün başıma gelenden sonra
diyebileceğim şey kötü şeyler olacak gibi. En azından bir şey
olduğunda evde olursan bir de seni düşünmek zorunda
kalmayız! dedi ve merdivenlere yöneldi.
—Dün neden seni hastaneye götürmek için o kadar
uğraştıklarını söylediler mi? dedi Hamit birden. Ümit sinirle
döndü.
—Benim için endişelenmişler. O yüzdenmiş, dedi Ümit.
Hamit ona inanamamış bir şekilde baktı.
—Hiç inandırıcı değil! dedi.
—Senin gibi düşük zekâdaki biri bile bunu anlayabildiğine
göre beni düşün! dedi Ümit. Hamit ona sertçe baktı. Alay
edercesine bir ses çıkardı.
—Kendini dahi sanıyor! dedi ve odasına girdi. Komodinin
üzerinde duran annesiyle çekindiği resmi eline aldı.
—Sen nasıl biri olduğumu biliyorsun, değil mi? dedi ve
gülümsedi.
61
* * *
Ertesi gün Yalçın eve geldi. Betül’e ödevin son halinin
çıktısını gösterdi. Betül kontrol etmeye başladı. Defne canı
sıkılmış bir şekilde odadan çıktı. Ümit oturmuş televizyon
izliyordu. Hamit Defne’nin canı sıkkın odadan çıkışını
hatırladı.
—Hadi birlikte lunaparka gidelim, dedi.
—Kesinlikle olmaz! Devlet basın aracılığıyla insanları
uyarıyor. Kalabalık yerlere gitmeyin, diyor. Gitmeyelim, dedi
Ümit.
—Saçmalama! Böyle bir uyarı için Defne’nin doğum gününü
evde mi geçireceğiz? Hem Defne oraya gitmeyi çok istiyordu.
—Kalabalık yerlere gitmeyelim, dedi Ümit ısrarla.
—Herkes senin gibi olduğu için oralar şimdi bomboştur.
Yani kalabalık bir yere gitmiyoruz. Birlikte Defne’nin doğum
gününü kutlayalım, dedi Hamit neşeyle.
—Sonunda pişman olacağımız bir şeye gidiyorsun! Hem ne
zamandan beri bugüne onun doğum günü diye bakıyorsun?
Normalde bu gün senin için annemin ölüm günüydü. On yıl
sonra ne değişti? Yine onun bugün burnundan getireceksin,
değil mi?
—Kardeşimle aramı düzeltmek istiyor olamaz mıyım? dedi
Hamit sinirle. Ümit ona inanmaz bir ifade yaptı.
—Senin kardeşinle aranı düzeltmeyi düşünecek bir zekâya
sahip olduğunu fark etmemiştim. Hiç senin tarzın değil. Evde
anlaştığın bir kişi var mı ki? Defne ile arasını düzeltecekmiş!
Düzeltmek istiyorsan aranın bozuk olduğu başkalarına da bir
bak! Kiminle aran iyi ki? dedi Ümit. Hamit yumruğunu
kaldırıp ona doğru yürüdü.
—Hamit, büyüklük sende kalsın. Ümit, Hamit bir şeyler
yapmaya çalışıyor. Ona biraz imkân tanı. Bu günü böyle kavga
ederek mi geçireceksiniz? Zaten onun doğduğu o gün de böyle
kavga ediyordunuz. O yüzden annem erken doğum yapmadı
mı? Sizden tek bir ricam var: en azından bu yıl bugün hiç
62
kavga etmeyin. Annem yaşasaydı o da size bunu söylerdi, dedi
Betül. Ümit sessizce durdu. Yalçın onlara şöyle bir baktı.
—Neden onun doğum gününü kutlamak için gitmiyorsunuz.
Eminim ki Defne mutlu olacaktır, dedi Yalçın.
—Uyarıları duymadın mı? dedi Ümit.
—Okul sence de fazla kalabalık bir yer değil mi? Ya da iş
yerleri? Hayata herkes her zamanki gibi devam ediyor, dedi
Yalçın.
—Kimse senin gibi kendini eve kilitlemiyor. İstemiyorsan
gelme. Gidene de mani olma! dedi Hamit. Ümit ona dik dik
baktı.
—Gerçek amacını söyle! Onunla aranı düzeltmek istesen de
bu senin tarzın değil. Bu gün neyin günü? dedi Ümit Hamit’in
önüne gelip onun yüzünün önünde durup.
—Bugün Defne’nin doğum günü! dedi Hamit hiç
düşünmeden.
—Annemin ölüm günü ne zaman peki? dedi Ümit elini beline
koyup.
—Yarın. Annem Defne’yi doğurdu ve ertesi gün öldü, dedi
Hamit bir süre sustuktan sonra ciddi bir şekilde. Ümit ona
şaşkınlıkla baktı.
—Artık buna inanacağım ve bugün olabildiğince neşeli
olacağım. Yarın annemin yasını tutacağım, dedi Hamit. Ümit
ona etkilenmişçesine baktı. Defne odaya girdi.
—Hadi, Defne’nin doğum gününü kutlamaya gidelim, dedi
Betül.
—Nereye gidiyoruz? dedi Defne heyecanla.
—Neresi dersen orası olur! dedi Hamit neşeyle.
—Doğum günün kutlu olsun Defne. Size iyi eğlenceler. Ben
eve gitsem iyi olur, dedi Yalçın.
—Yalçın, bizimle sen de gel, dedi Betül. Yalçın kafasını iki
yana salladı.
—Gelmesem daha iyi olur. Siz ailece takılın, dedi Yalçın ve
çantasını sırtına taktı.
—İyi o zaman, dedi Betül. Defne üzgünce durdu.
63
—Babam yok, Necati abim de yok. Bari sen gel. Seni de abi
olarak görüyorum. Hem iyi de anlaşıyoruz, dedi Yalçın’a
bakıp. Yalçın şaşkınlıkla baktı. Hamit arkadan gülümseyip
Yalçın’a gelmesini işaret etti.
—İyi, geleyim o zaman, dedi Yalçın ve gülümsedi.
—Senin için iyi olmalı. Artık evin tek çocuğu gibi
hissetmiyorsundur, dedi Hamit Yalçın’ın omzuna vurup.
Birlikte hazırlandılar ve evden çıktılar. Önce bir yere gidip
yemek yediler. Sonra lunaparka gittiler.
—Çarpışan arabalara binelim! dedi Defne sevinçle.
—Olur, dedi Ümit. Çarpışan arabaların önüne gittiler.
—Şimdi kim sürecek? Kaç tane alalım? dedi Hamit.
—İki tane alın. Ben binmeyeceğim, dedi Ümit.
—Hadi Ümit! Trip atmanın sırası değil, dedi Yalçın.
—Ondan değil. Arabalar biraz tozlu duruyor, dedi Ümit.
—Sen buradan bizi izle o zaman! dedi Hamit ve Defne’yle
bir arabaya bindi. Yalçın ve Betül de bir arabaya bindiler.
Ümit onların arabalara çarpmalarını uzaktan izledi. Birlikte
birkaç alete daha bindiler. Sonra Defne dönme dolaba baktı.
—Dönme dolaba binelim! dedi.
—Olur ama bu sonuncusu ona göre, dedi Ümit.
—Tamam. O zaman Hamit ve Ümit abim benimle binsin,
dedi Defne. Ümit ve Hamit birbirlerine ifadesizce baktılar.
Betül endişeyle baktı.
—Defne, bu sorun olmaz mı? Biliyorsun ki onlar… Yani
korkarım üç gidip iki dönersiniz, dedi. Ümit güldü.
—Söz verdik, değil mi? Kavga etmeyeceğiz, dedi.
—Yani, bu günü bozmak istemem, dedi Hamit.
—Şimdi birbirinize sarılırsanız gün daha güzel olur, değil mi
Defne? dedi Yalçın ve neşeyle güldü. Hamit ve Ümit birbirine
tiksinmiş bir şekilde baktılar.
—Kavga etmeyiz, dedik! Hepsi bu! dedi Hamit.
—O kadar değil! Ona sarılmak bir kâbus olmalı, dedi Ümit.
Birlikte dönme dolaba bindiler. Defne da onlarla bindi. Kapı
64
kapanıp alet çalışınca Defne heyecanla bir oraya bir buraya
oturup dışarı bakıyordu.
—Defne, düzgünce otur. Bak bir yerden düşeceksin, dedi
Ümit endişeyle.
—Düşmek mi? dedi Hamit korkuyla.
—Bir şey olmaz Ümit abi, dedi Defne neşeyle.
—Olur Defne. O yüzden düzgünce otur! dedi Hamit
korkuyla. Ümit ona imalı bir şekilde baktı.
—Yoksa sen mi korktun Hamit abi? dedi Defne. Hamit
kafasını iki yana salladı.
—Kim? Niye korkayım ki? dedi hemen.
—Onlara yükseklik korkumu belli etmemeliyim, dedi
içinden.
—Bazı kişilerde yükseklik korkusu vardır. Çocukken öyle bir
şeyin varmış gibi hatırlıyorum, dedi Ümit sinsice ona bakıp.
Hamit öfkeyle ona baktı.
—Gerçekten mi Hamit abi? Yüksekten mi korkuyorsun? dedi
Defne heyecanla. Hamit yumruklarını sıktı.
—Şaka yaptım. O korkmuyor. Defne, şimdi düzgünce otur,
dedi Ümit ve Defne’yi yanına çekip oturttu.
—Bundan sonra hayvanat bahçesine gidelim mi? dedi Defne
Ümit’e dönüp. Ümit korkuyla baktı.
—Ne o? Hayvanlardan korktuğun mu aklına geldi? dedi
Hamit gevrek gevrek gülümseyerek. Ümit ona sertçe baktı.
—Ben ne diye hayvanlardan korkayım? Sadece bazılarına
alerjim var, ondan, dedi Ümit hemen. Hamit ona pis pis
gülümsedi.
—Gidelim Defne. Bugün sen bir şey isteyeceksin de biz
yapmayacağız, mümkün değil, dedi. Defne neşeyle yerinde
sallandı. Hamit koltuğa daha sıkı tutundu. Ümit sertçe Hamit’e
baktı. Tur bittikten sonra birlikte hayvanat bahçesine gittiler.
Aslanların olduğu kısma bakarken Defne hayranlıkla baktı.
—Çok büyük! Bu kafesi yıkıp kaçmasın, dedi Defne. Ümit
kafasını iki yana salladı.
—Mümkün değil! dedi korkuyla. Hamit gülümsedi.
65
—Aslında mümkün. O yüzden oraya çok yaklaşma, dedi
Hamit. Ümit ona siniri bozulmuş bir şekilde baktı. Diğerleri
önden gittiler. Yalçın Ümit’e baktı.
—Gerçekten korktuğun doğru mu? dedi Yalçın. Ümit
kafasını yere eğdi.
—Elimde değil. Çocukken hayvanat bahçesinde kapıyı açık
unutmuşlardı. Şanslıydım ki sadece bir devekuşuydu. Yanıma
kadar gelmişti ve beni gagalamıştı, dedi Ümit korkuyla.
—Anladım. Zor olmalı.
—Hatta bir keresinde köpeğe yiyecek atarken köpek elimi
ısırmıştı. O yüzden yıllardır hayvanat bahçesine gitmedim.
Hepsi Hamit abimin suçu! Ben onun yükseklik korkusunun
artmaması için uğraştım oysa… Düşüncesiz, ne yaparsın? dedi
Ümit ve ellerini bir önünden bir arkasından birleştirip vurdu.
İsteksizce sallana sallana gitti. Maymunlar bölümünü gezerken
Hamit ilerideki maymunu gösterdi.
—Sence şu maymun Necati abime benzemiyor mu? dedi
Defne fısıldayarak.
—Onun gibi kimseyi sallamıyor, haklısın, dedi Betül ve
gülümsedi.
—Şu da Ümit, dedi Hamit. Ümit sertçe Hamit’e bakıp
gülümsedi.
—Onun gibi durmuyor mu? dedi Hamit. Defne maymuna
baktı. Ümit ayakta dururken elini kolunu nereye koyduysa
maymun da aynı şekilde duruyordu.
—Hakikaten aynı! Ümit, elini çenenin altına koy, bakalım o
da oraya koyacak mı? dedi Betül heyecanla. Ümit onlara siniri
bozulmuş bir şekilde baktı.
—Maymunla maymun olmaya niyetim yok! dedi ve oradan
biraz uzaklaştı. Diğer hayvanları da gezdikten sonra Yalçın
evine gitmek için ayrıldı. Diğerleri de evlerine gelmişti. Betül
Defne’yle eve önden girdi. Ümit ve Hamit evin kapısında
birbirlerine baktılar. Hamit güldü.
—Bugün fazlasıyla sinir bozucuydun! dedi Ümit. Hamit ona
döndü.
66
—Sen de öyleydin, dedi. Ümit kafasını salladı.
—Yine de bugün Defne’nin canını sıkacak bir şey yapmadın.
Mutlu oldum, dedi Ümit ve içeri girdi. Hamit onun peşinden
girip kapıyı kapattı.
—Sanki senin mutlu olman için yaptım! dedi Hamit sertçe.
Ümit ona dik dik bakıp odasına gitti.
* * *
Ertesi gün sabahleyin Mithat mutfakta Betül ve Defne’yle
birlikte kahvaltı yapıyordu.
—İşler nasıldı baba? dedi Betül.
—Yorucuydu, dedi Mithat alnındaki teri silip.
—Biz de dün çok yorulduk. Ümit abim ve Hamit abim
yorgunluktan uyanamadı. Biz dün lunaparka gittik, dedi Defne
mutlu bir şekilde.
—Güzel, dedi Mithat ifadesizce.
—Seninle birlikte ne zaman doğum günümü kutlarız?
—İşten dönünce, dedi Mithat ve son lokmalarını yiyip evden
çıktı.
* * *
Hamit odasında elinde annesinin resmi üzgünce resme
bakıyordu. Odasının kapısı çaldı. İçeri Ümit girdi.
—Bugün beni rahatsız etme! dedi Hamit. Ümit onun elindeki
resme ve bir de ona baktı.
—Sofra seni bekliyor, dedi Ümit. Hamit resimden başını
kaldırdı.
—Öyle mi? İştahım yok, dedi Hamit.
—İştahın olmasa da gelip yemeğini ye. Sonra burada
durursun, dedi Ümit. Hamit isteksizce elindeki resmi
komodinine koyup odadan çıktı.
—Gerçekten bugünü kafanda annemin ölüm günü mü yaptın?
dedi Ümit hayretle. Hamit kafasını salladı ve aşağıya indi.
67
İştahsızca yemeğini yedi ve odasına geçti. Betül onun gidişini
izledi.
—Bunun nesi var? dedi endişeyle.
—İnanması zor ama bugünü annemin ölüm günü olarak
görüp her zamanki yas tavrını bugün yapıyor, dedi Ümit
sofrayı kaldırırken. Betül şaşkınlıkla baktı.
—Şimdi bütün gün odasında durur, dedi Betül dertli bir
şekilde.
* * *
Ümit ve Defne oturma odasında oturuyordu. Kapı çaldı.
—Biri kapıya baksın. Benim ellerim kirli, diye seslendi
Betül.
—Tamam, açtım, dedi Ümit ve odadan çıkıp kapıyı açtı.
Karşısında uzaylı gibi giyinmiş, her yeri korumalı birkaç kişiyi
görünce şaşkınlıkla bakakaldı. İçeri bir yığın adam girdi.
—Kim gelmiş? dedi Betül oraya gelip.
—Kimsiniz? Neden böyle geldiniz? Hem ben sizi içeri aldım
mı? dedi Ümit şaşkınlıkla.
—Evin tüm üyeleri burada mı? dedi adamlardan biri.
—Babam ve Necati abim işte. Gerimiz buradayız. Ne oldu?
dedi Ümit merakla.
—Hepiniz bir araya gelirseniz söyleyeceklerimiz var, dedi
adam. O sırada Defne koşarak oraya geldi. Adamlardan
korkup Betül’e sarıldı.
—Ümit, Hamit’i buraya çağır, dedi Betül Defne’ye sarılarak.
Ümit isteksizce yukarı çıktı. Hamit’in kapısını çaldı ve açtı.
Hamit elinde annesinin resmi ona bakıyordu. Şaşkınlıkla
Ümit’e baktı.
—Gir, dediğimi hatırlamıyorum. Beni bugün artık rahat
bıraksana. Beni bekleyen bir sofra da yoktur. Neden rahatsız
ediyorsun? dedi Hamit öfkeyle ayağa kalkıp.
—Seninle tartışacak zamanım yok. Birileri geldi. Hepimizi
görmek istiyorlar. Önemli bir şey olmuş gibi. Gelsen iyi olur,
68
dedi Ümit ve aşağıya indi. Hamit camdan dışarı şöyle bir baktı
ve korunmuş giysili insanları gördü. Hemen aşağıya indi.
—Lütfen oturun, dedi adam o içeri gelince. Herkes
oturmuştu.
—Bunu size söylediğim için üzgünüm ama bugün babanız
bir virüsten öldü, dedi adam. Hepsi şaşkınlıkla birbirine
baktılar.
—Şaka mı bu? dedi Ümit sertçe.
—Böyle bir şaka yapmam. Babanızın vücudunda öldürücü ve
bulaşıcı bir virüs bulundu. Onunla sürekli irtibat halinde
olduğunuzdan dolayı sizde virüs taraması yapmalıyız.
Babanızda geç kalındı ama sizi erken teşhisle kurtarabiliriz,
dedi adam. Hepsi isteksizce birbirine baktı.
—Yüzünüzdeki morluklar virüsten kaynaklı olabilir, dedi
adam Hamit ve Ümit’e bakıp. İkisi de birbirine isteksizce
baktı.
—Virüsten kaynaklı değil, dedi Ümit. İkisi de birbirini
gösterdi.
—Kavga ettik, ondan, dedi Ümit.
—Anlıyorum. Sizde virüs olup olmadığını öğrenmemiz
gerek, dedi adam. Şaşırdığı belli oluyordu.
—Buyrun lütfen, hemen başlayın, dedi Betül. İlk önce onu
muayene ettikten sonra tek tek diğerlerini muayene ettiler.
Onlardan aldıkları kan örneklerini incelemek üzere laboratuara
gönderdiler.
—Sonuçlar açıklanana kadar lütfen dışarı çıkmayın.
Sonuçları öğrenir öğrenmez size durumu bildireceğiz, dedi
adam ve çıktı. Adamlardan bir diğeri yanlarına geldi.
—Sonuçları öğrenene kadar size bazı sorular sormam
gerekecek. Babanızın son zamanlarda gidip virüs kapacağı bir
yer ya da öyle bir olay oldu mu? dedi adam.
—Onun hasta olduğunu bile anlamadık. Böyle bir şey
hakkında bir fikrim yok, dedi Betül.
—Babam üç gün önce iş gezisine gitmişti. Belki orada
kapmıştır, dedi Ümit.
69
—Tam olarak nereye gitmişti?
—Bilmiyorum. Bizimle pek vakit geçirmezdi. Ama onun
gittiği yerleri şirketindekiler biliyor olmalı. Onun gittiği yerleri
bulup oradaki insanları da bulun. Ondan virüs kapanlar olmuş
olabilir, dedi Ümit.
—Şimdi diğerlerini düşünecek zamandı sanki! Bu virüsün adı
ne? dedi Hamit ayağa kalkıp.
—Bu konuda bilgi verme yetkim yok, dedi adam.
—Eminim öyledir. Bu demek ki çok ciddi bir virüs.
Tedavisini de bilmiyorsunuz, değil mi? dedi Hamit adamın
üstüne yürüyerek. Ümit onu tutup arkaya çekti.
—Adam görevini yapmaya çalışıyor. Sakin ol biraz! Hem
Defne’yi korkutuyorsun, dedi Ümit. Hamit ondan kurtuldu.
—Sözde iyi insan olmayı ne zaman bırakacaksın? dedi sertçe.
—Hamit, Ümit! Sakin olun. Daha hiçbir şey belli değil. Belki
de bizde virüs çıkmayacak, dedi Betül. O sırada içeriye biraz
önce giden adam geldi.
—Üzülerek söylüyorum ki hepinizde virüs bulundu, dedi
adam. Hamit halsizce yere yıkıldı.
—Beklediğim gibi. Olmaması mucize olurdu zaten, dedi
Ümit acıyla yere bakıp.
—Endişelenmeyin. Virüsü bloke etmek için size birkaç ilaç
vereceğim, dedi adam. Hamit ayağa kalktı.
—Bu virüs tam olarak ne? Başlarım yetkinize! Bu virüs bizde
varsa bize ne olacağını bilmemiz gerek! Adı ne bunun?
Tedavisi var mı, yok mu? dedi Hamit adamın üzerine yürüyüp.
—Bir düzgün dur! dedi Ümit onu çekiştirip.
—Virüs ilk defa karşılaştığımız bir tür. Ebola’dan sonra
karşılaştığımız en kötü virüs. Ama tedavisini bulmaya
çalışıyoruz. Birkaç ilaçla hastalığı henüz durduramayabiliriz
ama sizi ölmekten kurtarabiliriz, dedi adam.
—Necati abime ulaşın. O bu işlerden anlar, dedi Ümit.
—Kendisine ulaştık. Onda virüs yoktu. Ondan yardımlarını
isteriz. Bu süreçte dışarı çıkmayın. Toplumun sağlığı için bu
gerekli, dedi adam.
70
—Peki, siz en son nerelere gitmiştiniz? dedi diğer adam.
—Dün hayvanat bahçesine ve lunaparka gitmiştik. Yalçın!
Yalçın da bizimle birlikteydi. Ona da ulaşın, dedi Betül ve
Yalçın’ın adresini onlara verdi. Adamlar endişeyle birbirlerine
baktılar. Bir tanesi ilaçları verdi ve nasıl kullanacaklarını
anlattı. Hamit öfkeyle ilaçlara baktı.
—Bu arada, eğer vücudunuzun bazı yerlerinde küçük büyük
fark etmez kanama olursa hemen bu numaradan bizi arayın,
dedi adam.
—Kanama mı? dedi Betül korkuyla.
—Ciddi olmayabilir. Biz yine de kontrol etmeliyiz.
Korkmayın.
—Sıcak soğuk farkında eldeki kanama gibi mi? dedi Defne.
—Onun daha büyüğü gibi, dedi adam ve kapıya yöneldi.
Hamit gözlerini kıstı. Adamın peşinden gitti.
Kapıya geldiğinde adama:
—Derin kesikleri mi kastediyorsun? dedi. Ümit onun
arkasından gelmişti. Adam Hamit’e baktı.
—Açıkça söyle! Bizi korkutmak ya da endişelendirmek
korkusundan tedaviyi geciktireceksin! dedi Hamit sertçe.
—Hamit abi, dedi Ümit oraya gelip.
—Haklısın. Hiçbir yerinizi kesmeden vücudunuzda derin
kesikler olursa ve çok ciddi kanarsa haberim olsun, dedi. Ümit
şaşkınlıkla baktı.
—Ondan sonra ne olacak? dedi endişeyle.
—Babanız o aşamada öldüğü için o en son aşama olabilir ya
da devamı olabilir. Devamı varsa ne olacağını bilemeyiz. Pes
etmeyin. Sizi kurtarmak için elimden geleni yapacağım, dedi
adam ve dışarı çıktı. Ümit korkmuş bir şekilde Hamit’e baktı.
Hamit ona öfkeyle bakıp odasına gitti. Bir süre odada öfkeyle
dolaştı. Sonra Ümit onun odasına geldi. Hamit ona dik dik
baktı.
—Babamın avukatı geldi. Aşağıya gelmeni istiyor, dedi Ümit
üzgün bir şekilde. Hamit bıkkın bir şekilde odadan çıktı.
Aşağıya indiklerinde korumalı giysiler giyinmiş avukatı
71
ayakta beklerken Defne’nin Betül’ün kucağında oturduğunu
gördü. Hamit ve Ümit de oturduktan sonra adam elindeki zarfı
Betül’e uzattı.
—Şimdi belki “sırası değil” diye düşüneceksiniz. Virüsten
etkilendiğiniz için anlamsız da gelebilir ama bunu size vermek
zorundaydım. Babanızın vasiyeti, dedi adam. Betül zarfı
hemen eline aldı. Açtı. İçindeki kâğıdı çıkardı. Kâğıdın
katlarını açtı. İçinden okumaya başladı. Defne onun
kucağından kâğıdı okurken Ümit de Betül’ün arkasına geçmiş
kâğıdı okuyordu. Hamit uzaktan kâğıda baktı. Babasının o gün
getirdiği kâğıtla aynı olduğunu gördü. Diğerleri kâğıdı
okumayı bitirince endişeyle Hamit’e baktılar. Ümit kaşlarını
çattı. Kâğıdı Betül’ün elinden aldı.
—Bu saçmalık da ne? Babam nasıl Hamit abimi mirastan
yoksun bırakır? dedi öfkeyle.
—Bu benim değil, babanızın kararı, dedi avukat.
—Bu yanlış! Hamit abim bundan sonra—Yeter! Önemsiz bir şey zaten, dedi Hamit umursamaz bir
şekilde.
—Yapmam gereken işler var. Umarım biran önce
iyileşirsiniz, dedi avukat ve gitti. Ümit Hamit’e baktı.
—Nasıl bu kadar önemli bir şeyi önemsiz görürsün? Ne
yapacaksın? Hayatını nasıl geçireceksin? dedi Ümit.
—Yaşayacağım bile belli değil, dedi Hamit öfkeyle.
—Yaşayacağız. İlaçlarımızı aldık. Kurtulacağız, dedi Betül.
Hamit odadan çıktı. Odasına gitti. Ümit onun peşinden geldi.
—Yaşarsak kendi payımın bir kısmını sana vereceğim. O
süreçte sen de—Senden para falan istemiyorum! Zaten yeterince sinir
bozucu bir durumdayım!
—Babam böyle bir şeyi nasıl yapar? dedi Ümit.
—Çünkü benden nefret ediyordu, dedi Hamit aldırmadan.
Ümit onun sakinliğine baktı.
—Öyle olduğunu sanmıyorum. Başka bir sebebi vardır.
72
—Başka sebebi yok. Kendisi söylemişti, dedi Hamit Ümit’e
bakmamaya çalışarak. Ümit ona dikkatle baktı.
—Biliyor muydun? Yani mirastan men—Evet, biliyordum. O yüzden önemsiz bir şey ya! Anlamsız,
dedi Hamit. Ümit üzgünce ona baktı.
—Bana böyle bakmayı kes! dedi Hamit ve odasından çıkıp
aşağıya indi. Oturma odasına geçti. Ümit onun peşinden
gelmişti. Açık televizyondaki haberi birlikte izlediler.
—Ünlü iş adamı Mithat Demirci’den sonra onun şirketindeki
çalışanlar bir bir bu virüsten ölmeye başladılar. Bu virüsten
daha kaç kişi etkilendi bilinmiyor. Şu anda virüsten etkilenme
ihtimali en yüksek olan kişiler bu iş adamlarının ailesi diye
düşünülüyor. Yetkililer henüz bir açıklamada bulunmuyor. Biz
bu konuyla ilgili son gelişmeleri bildirmeye devam edeceğiz…
Hamit yumruğunu sıkıp odasına gitti. Odasındaki koltuğa
oturdu. Eline annesinin resmini aldı.
—Neler oluyor? Neden biz? Sonunda onun gibi biz de mi
öleceğiz? dedi üzgünce.
—Kim bilir nasıl bu virüsü kaptı? Hiç dikkat etmez ki! dedi
öfkeyle. O sırada bir arabanın park ettiğini duydu. Pencereden
dışarı tülü sıyırıp baktı. Park eden arabadan korumalı giysiler
giyinmiş birçok kişi çıktı. Bir tanesi parmağıyla Hamit’i
gösterdi ve biri resim çekmek için makinesini yukarı kaldırdı.
Hamit öfkeyle perdeyi çekti.
—Ne bu? Bir de bunlar eksikti! dedi öfkeyle. Koltuktan
kalkıp aşağıya indi. Diğerleri oturma odasında oturuyordu.
—Hamit, evin önünde birileri var, dedi Betül.
—Biliyorum. Gazeteciler! Açık bir yer bulunca resim
çekiyorlar. Dikkatli olun, perdeleri açık bırakmayın. Bunlar
bizi hedef gösterir, dedi Hamit.
—Haklı. Bu olaydan sağ çıkıp kurtulsak bile gazeteciler
bizim resmimizi çekerse bu virüsün olumsuz etkisinden ömür
boyu kurtulamayız, dedi Ümit.
73
—Tamam, herkes dikkatli olsun, dedi Betül. Hepsi kafasını
salladı. Hamit camın önüne geçti. Gelen arabaların sayısı
artıyordu.
—Pes edecek gibi durmuyorlar, dedi Betül endişeyle.
—Polise haber verip bunları buradan uzaklaştırmalarını
isteyelim. Bu yaptıkları resmen—İşe yaramaz. Polis onları gönderemez. Hem onlar işlerini
yapmaya çalışıyorlar, dedi Ümit rahatsız olmuş bir şekilde
ilerideki bir araca bakarak.
—Sıçayım işlerine! Aptallar! dedi Hamit ve odasına gitti. Bir
şeylerle ilgilenip kafasını dağıtmaya çalıştı ama evin önünden
gelen gürültüler onu rahatsız etti. Hamit öfkeyle camdan onları
izlemeye başladı. Tek tek onların ifadelerine baktı.
—Yangından mal kaçırır gibiler! Şu ifadelerine bak! Evin
çevresini kaçıncı kez tur attınız? Açık bir yer yok işte.
Derdiniz bizden para kazanmak! dedi. Onların ifadelerine
baktı.
—Görürsünüz siz! dedi sonra. Nefretle ve kararlılıkla baktı.
Hızlıca aşağı kata indi. Ümit’in önünden geçti. Kapıya doğru
gitti.
—Nereye gidiyorsun? dedi Ümit.
—Seni ilgilendirmez!
—Dışarı çıkamazsın, bunu biliyorsun, değil mi?
—Farkında değil misin? Adamlar bizi ne olarak görüyor?
dedi Hamit. O sırada açık olan televizyondaki haberi gösterdi.
—Bak! Onlar için neyiz? dedi.
—Şu anda ünlü iş adamı Mithat Demirci’nin evinin
önündeyiz. İçeride onun enfekte olmuş ailesinin dört üyesi var.
Durumları ne henüz bilmiyoruz. Yakında onlarla ilgili bir
görüntü elde etmeye çalışıcaz. Lütfen bizden ayrılmayın,
diyordu bir gazeteci.
—Onlar için sadece haber kaynağıyız. Tek dertleri bizim
resmimizi ya da videomuzu göndermek ve bundan para
kazanmak! dedi Hamit.
—Ne olmuş öyleyse? Adamlar işlerini yapıyorlar.
74
—İşleri öyle mi? Ben de onlara istediklerini vereceğim, dedi
Hamit ve kapıya elini uzattı.
—Çek elini o kapıdan!
—Seni dinlemek zorunda değilim!
Ümit Hamit’e güçlü bir yumruk atıp onu yere serdi.
—Biraz duyarlı ol! Virüsü dışarıya yaymak mı istiyorsun?
—Kimsenin umurunda değiliz! Bizi şimdiden gözden
çıkardılar! Bu senin içini acıtmıyor mu? dedi Hamit ayağa
kalkıp.
—Acıtıyor. Ama daha fazla insanın acı çekmesini
istemiyorum.
—Ben istiyorum!
—Dışarı çıkarsan vurulacaksın, dedi Ümit sakince.
—Ne?
—Fark etmedin mi? O gün beni hastaneye gitmezsem
vuracaklarını söyleme sebepleri bu virüs olmalı. Şimdi de
dışarıda bir polis aracı bekliyor. Amacı bizi korumak değil,
halkı korumak. Kararını kendin ver. Ya dışarı çıkıp vurulup
ölürsün ya da biraz sabırlı olup ilacı beklersin ve yaşarsın.
Biraz sorumluluk sahibi ol! Biraz düşün! dedi Ümit sertçe.
—Gerçekten bize ilaç getireceklerine inanıyor musun? dedi
Hamit.
—Onlara inandığım için değil. Necati abime güvendiğim
için. Ne kadar bizimle arasında çok bir bağ olmasa da o, işine
düşkün biri. O yüzden o, ölmemize asla izin vermez, dedi
Ümit. Hamit ona üzgünce baktı.
—Abimdense bu adamların sözü daha güvenilir, dedi
içinden. Ayağa kalktı ve kapıdan uzaklaştı. Odasına gitmek
için yukarı çıkmıştı ki Necati’nin odası gözüne ilişti.
—Herhangi bir şekilde birinde yüksek ateş, öksürük ve daha
da kötüsü bir yerini kesmeden derin kesikler oluşması ve buna
bağlı bir kanama görülürse sebebinin bu virüs olduğunu
bilsinler ve ona göre güvenlik önlemlerini alsınlar. Saniyede
bulaşan bir virüs bu. Kişiden kişiye farklı etkiler gösterebilir.
75
Felç hatta bitkisel hayata sebep olur. Kişi şanslıysa bundan
ölür.
Necati’nin bu sözleri Hamit’in aklına geldi.
—O gün olanlarla bunun bir ilgisi olabilir, diye düşündü
Hamit ve hemen Necati’nin odasına gitti. Onun bilgisayarını
açmaya çalıştı. Şifreden dolayı bilgisayarı açamadı ve
bilgisayarı kapattı. Onun kitaplığını karıştırmaya başladı. O
çevreye bakınırken odaya Ümit girdi. Ona sertçe baktı.
—Yine ne halt karıştırıyorsun? dedi sertçe. Hamit şaşkınlıkla
ona baktı.
—Bir şey karıştırdığım yok. Sadece bir şeyden emin olmak
istedim.
—Necati abim burayı böyle yaptığını görse seni ne yapar
biliyorsun değil mi? O yüzden burayı düzelt ve hemen buradan
çık!
—Hayır! Aradığım şeyi bulmadan çıkmam! dedi Hamit
kararlılıkla ve aramaya devam etti. Ümit kendisiyle
savaşırcasına ona baktı. Elini beline koydu.
—Ne arıyorsun? dedi.
—Gerçekten bilmek istiyor musun? dedi Hamit dosyaları
inceleyerek.
—Tabi, dedi Ümit. Hamit ona bir müddet baktı. Sonra
elindeki kitabı bıraktı ve Ümit’e döndü.
—O zaman iyi dinle. Geçen ay abimin odasının önünden
geçerken onun biriyle telefonda konuştuğunu duydum.
Telefonda yaptığı virüsün çalındığını söyleyip kızıyordu.
Olabileceklerden o zaman bahsetmişti. Bizim kaptığımız virüs
gibi özellikleri vardı. Yani doktorun bize kendisini aramamızı
söylediği o aşamadan bahsediyordu. Düşündüm ki o veriyi
bulabilirsem belki virüsün tedavisini de bulabiliriz. Belki
bizdeki o değildir ama emin olmam gerek, dedi Hamit ciddi
bir şekilde.
—Böyle önemli bir şeyi daha önce söylemeliydin! dedi Ümit
sertçe.
76
—Önemli olduğunun farkında bile değildim! Bu olay olana
kadar onun ne kadar büyük bir sorun yaratacağını
düşünmedim. Düşünseydim bile yapabilecek bir şeyim yoktu,
dedi Hamit ve Ümit’e dik dik baktı. Ümit Hamit’in dağıttığı
dosyaları toplayıp rafına koydu.
—Hey! Ne yapıyorsun? dedi Hamit Ümit’in peşinden gelip
dosyaları almaya çalışarak.
—Yanlış yerde arıyorsun. Böyle önemli bir şeyi onun
bilgisayarında muhtemelen şifreli dosyalarda bulabilirsin, dedi
Ümit Hamit’in dosyalara dokunmasına izin vermeyip.
—Bilgisayarına şifre koymuş. O yüzden açamadım.
—Tam da beklediğim gibi. Çekil kenara, dedi Ümit ve
bilgisayarı açtı.
Bilgisayara girmek için şifre geldiğinde Hamit:
—Demiştim. Şifresi var, dedi Ümit’in kendisini
dinlememesine siniri bozularak. Ümit ona umursamazca baktı.
Bir şeyler yazdı ve bilgisayarı açtı.
—Nasıl? dedi Hamit şaşkınlıkla.
—Onun en değer verdiği ve örnek aldığı kişi babam.
Neredeyse bütün şifrelerine onun doğum tarihini koyar.
Zamanında bunu öğrenmiştim, dedi Ümit. Birlikte
bilgisayarda kayıtlı olan dosyalara baktılar.
—Hamit mi? Neden benim adıma bir klasör açmış? dedi
Hamit bir süre sonra şaşkınlıkla.
—Seni çok sevdiği için olamaz. Bakalım, dedi Ümit
ciddiyetle. Dosyayı açmasıyla şifre istedi.
—Neden bunu şifrelemiş ki? Benimle ilgili bilgiler mi var
içinde? dedi Hamit anlamayarak. Ümit her zaman yazdığı
şifreyi girdi. Şifre yanlış, uyarısı girdi.
—Ne yapıcaz? Şifreyi farklı koymuş, dedi Ümit telaşla.
—Belki de benim doğum tarihimi girmelisin. Sonuçta dosya
benim adıma, dedi Hamit. Ümit ona ifadesizce baktı.
—Hiç sanmıyorum ya, dedi ve Hamit’in doğum tarihini
yazdı. Dosya açıldı. İçindeki dosyayı açtılar.
—Hamit virüsü mü? dedi Ümit şaşkınlıkla.
77
—Benim adıma virüs mü yapmış? Sizinkiler de burada bir
yerde olmalı, dedi Hamit.
—Dosyalar arasında bizim adımıza virüs yok. Her zaman
senin virüs gibi olduğunu söylerdi. Bir virüse senin adını
vermek… Ne deyim çok uygun bir isim bulmuş. Ona şimdi
hayran oldum! dedi Ümit. Hamit öfkeyle ona baktı.
—Bunun hesabını verecek! Bakalım şu virüse neymiş, dedi
Hamit.
—Çok fazla terimsel ifade kullanmış, dedi Ümit ekrana
anlamayarak bakıp.
—Burada sözlükler var. Hem internetten de ne demek
olduğunu bulabiliriz, dedi Hamit. Birlikte virüsün özelliklerine
baktılar.
—Çok kötü bir virüs bu! dedi Hamit tüm verileri okuyunca.
—Senden bile kötü, dedi Ümit derin derin düşünüp.
—Birinin bağışıklık sistemini göçertip tüm hastalıklara ve
virüslerin saldırısına açık hale getiriyor. Bu aşamaya gelmesi
üç gün sürüyor. Sonra öldürücü kısım başlıyor. Yüksek ateş ve
derin kesiklere bağlı kanama, dedi Hamit.
—Doktorun olursa haber etmemizi istediği şey, dedi Ümit
üzgünce.
—Kanamalardan dolayı sinirler kesilirse felç. Sinirler
kesilmezse kan kaydı. Mide ve bağırsakların iflası. Sonra
öksürük ve nefes güçlüğü. Sonrasında akciğerler pes ediyor. O
sırada nefes alamamaktan ölmezsen kalp yetmezliği ve—Yeter! Daha fazla konuşma! Bizdeki kesinlikle bu, dedi
Ümit üzgünce.
—Diğer dosyayı aç. Orada bir şeyler vardır. Belki bu bir ay
içinde bir tedavi bulmuştur, dedi Hamit umutla. Ümit dosyayı
açtı. İçinde anlamadıkları bir yığın terim vardı. Bir ilaç
oluşturulma çabası görünüyordu ama başarı yoktu.
—Ne yapıcaz? dedi Ümit üzgünce. Hamit rahat bir şekilde
Ümit’e baktı. Onun yüzündeki korkuya baktı. Aklına
Defne’nin adamlardan korkmuş ve Betül’e sarılmış hali geldi.
78
—Eğer şimdi bir şey yapmazsam Ümit’in bu halinden
diğerleri durumu anlayacak ve o zaman hepsi yıkılacak.
Virüsle mücadelede motivasyon önemli, diye düşündü Hamit.
Elini Ümit’in omzuna destek olurcasına koydu ve omun
omzunu güçlü bir şekilde sıktı.
—Öncelikle
diğerlerine
durumu
söylemeyelim.
Etkilenmesinler. Biz de hiçbir şey bilmiyor gibi davranalım.
Bu odaya girdiğimizi de anlamasınlar. Pes etmeyelim, dedi
Hamit kararlılıkla. Ümit ona anlayışla baktı. Kafasını salladı.
Şimdi yüzünde korku yoktu.
—İlk defa senin abim olduğunu söyleyebilirim. İlk defa bu
olgunlukta davrandın, dedi Ümit etkilenmiş bir şekilde. Hamit
gülümsedi.
—Sağ ol. Ama durumun anlaşılmaması için her zaman
nasılsan öyle sinir bozucu ol, dedi.
—Öyle sinir bozucu ha? dedi Ümit sessizce. Sinirlenmiş
görünüyordu.
—Tamam! Aklıma bir fikir geldi. Bu belgeleri yetkililere
verelim. Necati abim gibi birkaç uzman kişi daha çalışırsa
daha çabuk tedavi bulabilirler, dedi Ümit birden. Umutla
Hamit’e baktı.
—Haklısın, dedi Hamit ve odadan çıkıp hızlıca bir usb
getirdi. Ümit verileri içine atıp bilgisayarı kapattı.
—Sinir bozucu Hamit’e yenilmeye niyetim yok! dedi Ümit
sonra kararlılıkla. Hamit ona şaşkınlıkla baktı. Sonra öfkeyle
baktı.
—Üzerine alınma. Virüs olanı kastediyorum, dedi Ümit ve
güldü.
—Hiç komik değil. Bu işten sonra herkes benim adımı
korkulacak bir şey olarak anacak!
—İyi yanından bak.
—Neymiş o?
—Dünyaya sinir bozuculuğun sayesinde bir iz bırakıyorsun.
Tek başına tüm hayatın boyunca uğraşsan bir iz bırakamazdın,
dedi Ümit.
79
—Asıl sinir bozucu sensin! Görürsün bu iş bitince hepinizin
adının kötü anılacağı kötü şeyler yapacağım! Üstelik adınızı
kullanarak! dedi Hamit. Ümit güldü ve telefonunu çıkardı.
Verilen numarayı aradı. Bir adam telefonu açtı.
—Merhaba, ben iş adamı Mithat Demirci’nin oğlu Ümit.
—Kanama mı başladı? dedi adam endişeyle.
—Hayır. Size virüsle ilgili bilgiler vereceğim. Bir bilgisayar
getirip buraya gelirseniz iyi olur. Geldiğinizde kardeşlerime
sizi benim çağırdığımı söylemeyin.
—Virüsle ilgili bilgiyi nereden buldunuz?
—Geldiğinizde konuşuruz. Gelince bu numarayı çaldırın.
Ben kapıyı açarım, dedi Ümit ve telefonu kapattı. Birlikte
merdivenlere doğru yürüdüler. O sırada Defne ve Betül’ün
ağlama sesini duydular.
—Babam için ağlıyor olmalılar, dedi Ümit üzgünce.
—Bu bizim için daha avantajlı. Böylelikle olanları
anlamazlar, dedi Hamit ve birlikte aşağıya indiler. Bir süre
orada bekledikten sonra Ümit’in telefonu çaldı. Hamit hemen
ona kapıyı açmasını işaret etti. Ümit kapıyı açtı. Adam içeri
girdikten sonra onu oturma odasına alıp kapıyı örttüler.
—Evet, sizi dinliyorum. Virüsle ilgili bilgileri nereden
buldunuz? dedi adam. Ümit Hamit’e baktı.
—Bundan bir ay önce abimin yaptığı bir virüsün çalındığını
onun odasının önünden geçerken duymuştum. Belirtiler
aynıydı. O yüzden onun bilgisayarındaki dosyalar arasından
veriyi bulduk, dedi Hamit. Adam bilgisayarı açtı. Ümit usb’yi
adama verdi. Adam bilgisayara dosyayı attı. Dosyayı açmaya
çalıştı.
—Şifresi 25 Mayıs 1993, dedi Ümit. Adam dosyayı açıp
inceledi. Korkuyla baktı.
—Bu virüs sizdeki virüsle aynı, dedi sonra.
—Biliyoruz. Bu yüzden size veriyoruz ya. Lütfen
olabildiğince çabuk tedavisini bulmaya çalışın, dedi Ümit.
—Üç günde biraz zor, dedi Hamit.
80
—Buradaki dosyanın diğerinde tedavisi konusunda biraz
ilerleme kaydedilmiş. Zor değil. Sizi iyileştireceğiz, dedi adam
ve bilgisayarını kapatıp eline aldı. Ümit memnun olmuş bir
şekilde baktı.
—Sizden bir ricam olacak. Lütfen bu virüsün adını değiştirin.
Hamit virüsü kötü duruyor, dedi Hamit. Adam ona baktı.
—Üzgünüm, abiniz bunun üzerine patent aldıysa bu mümkün
değil. Onun yaptığı bir virüsü başka bir isimle yayınlamak da
onun işinin üstüne konmak olur. Etik değil, dedi adam ve
usb’yi çıkarıp Hamit’e verdi. Hamit öfkeyle yumruğunu sıktı
ve yukarı çıktı. Babasının odasının önüne gelince durdu.
Hamit üzgünce babasının odasına girdi. Kapıyı açık bıraktı.
Bir sandalye çekip oturdu. Olanları düşünmeye başladı. Bir
müddet sonra Ümit Hamit’in yanına geldi.
—Az önce Yalçın, ablamı aramış ve söylemiş. Yalçın’da
virüs bulunmamış.
—Neden bu kadar geç haberi geldi? dedi Hamit.
—Evde değilmiş, ona ulaşamamışlar. O yüzden.
—Anladım. Ne mutlu ki Yalçın’da virüs çıkmadı!
—Bu demek oluyor ki bu sabah babamla ablam ve Defne
karşılaştı ve ondan virüs kaptılar. Sonra onlardan bana bulaştı
ve sofranın seni beklediğini söylemek için odana geldiğimde
ben de virüsü sana bulaştırdım, dedi Ümit üzgün bir şekilde.
Hamit üzgünce baktı.
—Bunun hiçbir önemi yok. Sonuçta hepimiz bu virüsten
etkilendik ve ne yazık ki bu iş bitene kadar bu çatının altında
birbirimize tahammül etmek zorundayız. Fazla sinir bozucu,
dedi Hamit yumruklarını sıkıp.
—Bunu yapanların amacını anladım, dedi Ümit. Hamit ona
şaşkınlıkla baktı.
—Babam sadece bir aracıydı. Yüksek ihtimal babama virüsü
gezi sırasında verdiler. Planları: babamın bundan iki gün
sonraki bir bakanla buluşmasında o bakana bu virüsü
bulaştırmak ve bu virüsün o bakan aracılığıyla devletin bütün
yetkililerine yayılması idi. Planlayamadıkları tek şey babamın
81
dayanıksız bir vücudu olup o tarihten önce ölmesi oldu, dedi
Ümit.
—Çok kötü bir planmış, dedi Hamit. Sonra ağlamaya başladı.
Ümit ona hayretle baktı. Onun ağlayışını izledikten sonra ona
anlayışla baktı.
—Babam için üzüldüğünü biliyorum ama güçlü ol, dedi
Ümit. Hamit ona şaşkınlıkla baktı.
—Babam için ağlayan kim? Ben ağlıyorum çünkü- çünkü bu
virüs yapıldı ve buna benim adım verildi. Neden bir insan
böyle yok edici bir şeyi yapma ihtiyacı hisseder ki? İnsanlığı
korumak için olamaz. Böyle bir şeyi niye yaptı ki? Kime ne
faydası oldu? dedi ağlayarak. Ümit ona üzgünce baktı. Elini
onun omzuna koydu ve sıktı.
—Güçlü ol. Haklısın. Kimseye bir faydası olmadı. Ama
eminim ki Necati abim bunu yaparken insanlara zarar vermeyi
düşünmedi. Ne kadar senin adını verse de böyle
düşünmediğine inanıyorum, dedi. Hamit ona sertçe baktı.
—Duygularımla alay ediyorsun! Böyle bir şeye senin adın
verilmediği için beni anlayamazsın, dedi Hamit ayağa kalkıp.
Ümit derin bir nefes aldı.
—Bunlar senin suçun! Sen düzgün bir insan olsaydın, insanın
hayatını mahvetmeseydin ona ilham vermezdin ya da bu
virüsü yapsa bile buna senin adını vermezdi! Doğru, seni
anlayamam, benim adım verilmedi. Ama aslında senin bunu
anlaman şaşırtıcı. Normal sen bunu anlayamayacak kadar aptal
ve bundan üzülmeyecek kadar duygusuz biri. Nasıl oldu da
bundan etkilenmeye başladın? Belki de virüsün tek iyi yanı bu
oldu, dedi Ümit. Hamit ona bir yumruk attı.
—Gördüğüm en iğrenç kişisin! dedi.
—Endişelenme! Eğer ilacı yapamazlarsa beni fazla
görmeyeceksin! Dedi Ümit. Hamit ona sertçe baktı. Odasına
gitti. Bir müddet odada düşündükten sonra aşağıya, oturma
odasına indi. Bütün ev ahalisi oturma odasında oturuyordu. O
da bir koltuğa oturdu. Açık olan televizyonda virüsle ilgili son
82
gelişmeler gösterilmekteydi. Herkes pür dikkat ekranı
izliyordu.
—Henüz ne olduğu tespit edilemeyen bu virüsten
etkilenenler birer birer ortaya çıkıyor. Henüz tedavisi
bulunamayan bu virüsten bilindiği gibi iş adamı Mithat ve
onun iş arkadaşları öldü. En büyük riski olanlar bu kişilerin
aileleri. Mithat Bey hastaneye kaldırıldığında virüs öğrenildiği
için o süreçte onunla görüşen hastane personelinin de virüsten
etkilendiği düşünülüyor. Gelişmeleri bildirmeye devam
edeceğiz.
—Evet, sevgili izleyiciler. Şu anda ülkemizin medyasına
bomba gibi düşen bu virüsle ilgili uzmanların görüşlerini
alacağız. Şu anda yanımızda Prof. Dr. Hüsnü Kutluhan Bey
var. Hüsnü Bey, sizi dinliyoruz. Bu virüs çok yeni. Bu konu
hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce buna sebep olan şey ne?
—İyi günler efendim. Şimdi, bu virüs hakkında son öğrenilen
bilgiler doğrultusunda şunu diyebilirim ki dünya kirleniyor.
Bu kirlenmeden dolayı böyle bir virüsün çıkması normal bir
şey…
Hamit adama öfkeyle baktı.
—Nah kirlenmeden oldu! dedi öfkeyle. Ümit Hamit’e
susmasını işaret etti. Diğer ikisi ona şaşkınlıkla baktı. Hamit
öfkeyle elini koltuğa vurdu ve sustu. Ekrandaki profesör
birtakım varsayımlarda bulunmaya devam ediyordu ki spiker
elini kulağına götürdü.
—Üzülerek lafınızı bölüyorum beyefendi ama şu anda son
dakika bir gelişme var. Ünlü iş adamı Talat Yıldırım’ın da bu
virüsten etkilendiği biliniyordu. Kendisi bu virüsün tedavisinin
bulunmasına bir katkıda bulunmak ve ailesine ileteceklerini
söylemek için ekibimizle bir görüşme yaptı. Şimdi o
görüntüyü izliyoruz, dedi spiker ve gülümsedi. Ekranda
korunmuş giysili bir gazeteci göründü.
—Evet izleyiciler, şimdi Talat Bey’in bulunduğu odanın
kapısının önündeyiz. İçeri giriyoruz, dedi muhabir ve kapıyı
açtı. Yatağında halsizce yatan bir adam göründü. Ateşi olduğu
83
için soğuk soğuk terlemişti. Adam halsizce kameraya baktı.
Ağzını açtı.
—Sizlerle bu durumda karşılaşmak istemezdim, dedi
halsizce.
—Önemli değil efendim. Bu virüsü ne zaman kaptığınızı
düşünüyorsunuz?
—Bilmiyorum. Bu hastalık bilinmediği için doktorlar da tam
tarihini belirtemiyorlar. Diyeceğim şey: lütfen dikkatli olun,
dedi adam ve derin derin nefes aldı. Birden adamın yüzü
yarılıp kanamaya başladı.
Tüm aile korkuyla ekrana bakıyordu.
Adam kanayan yüzüne elini götürdü. Kesiğin derinliği daha
net belli oldu. Adam bir öksürük krizi geçirmeye başladı ve
hareketsizce kaldı. Muhabir şaşkınlıkla baktı.
Bir müddet adama seslendikten sonra:
—Üzülerek söylüyorum ki Talat Bey Hakk’ın rahmetine
kavuştu, dedi. Evde bir sessizlik oldu. Ümit hemen kumandayı
alıp televizyonu kapattı.
—Daha fazla bu haberlere bakmayalım. Necati abim bizi
kurtaracak, dedi ve gülümsedi. Defne korkmuş bir şekilde
Betül’ün koluna yapışmıştı.
—Endişelenmeyin, kurtulucaz. Akşama ne yiyelim? Evde ne
var? dedi Ümit.
—Evde yapılmış yemek yok. Ben gidip yapayım, dedi Betül
ve Defne’yle birlikte odadan çıktı. Hamit öfkeyle oturduğu
koltukta yere bakıyordu. Ümit ona yaklaştı. Kapıya baktı.
—Ne yapıcaz? dedi. Hamit öfkeyle dişlerini sıktı.
—Ne yapmamızı öneriyorsun? dedi. Ümit üzgünce baktı.
—Haklısın, bir de soruyorum! Ne yapabiliriz ki? Hiçbir şey!
Sadece Necati abimin bir şey bulmasını bekleyebiliriz, dedi.
Hamit ayağa kalkıp odasına gitti.
—Necati abimin bir şey bulmasını bekleyemem. Bir şey
yapmalıyım, dedi ve bilgisayarını açtı. Aklına Ümit’in
söylediği bütün sözler geldi.
84
—Abimin bizim ölmemize izin vermeyeceğini biliyorum. Ona
güveniyorum.
—Sadece Necati abimin bir şey bulmasını bekleyebiliriz.
—Abime ya da diğerlerine güvenemem! Onlar zaten bizden
vazgeçtiler! Bunu ben yapmalıyım, dedi ve abisinin
bilgisayarından aldığı verileri kendi bilgisayarına yükledi.
Uzun uzun araştırmaya başladı. Bir müddet sonra kapı açıldı
ve içeri Defne girdi.
—Hamit abi ne yapıyorsun? dedi ve onun yanına geldi.
Hamit ona baktı. Gülümsedi.
—Gel, hiçbir şey yapmıyorum, dedi ve dosyayı aşağıya
indirdi.
—Ablam sofranın hazır olduğunu söylememi istedi. Hadi,
gel, dedi Defne ve onun elini tuttu ve çekti. Hamit yerinde
durdu.
—Benim yemeyeceğimi söyle. Siz yemeğinizi yiyin ve beni
beklemeyin, dedi Hamit ve dosyayı açtı. Defne odadan çıktı ve
mutfağa gitti.
—Hamit nerede? Çağırmadın mı? dedi Betül sofraya
yemekleri koyarken.
—Yemek yemeyeceğini söyledi, dedi Defne ve sofraya
oturdu.
—Yine neyin peşinde bu? İlaç saati geldi. Yemek yemezse
ilacını içemez! Ah, bu çocuk! dedi Betül.
—Önemli bir iş yapıyor gibi davranıyordu. Bir şey
yapmadığını söyledi ama içinde acayip rakamlar ve harfler
oluşan şifre gibi bir şeye bakıyordu, dedi Defne. Ümit
şaşkınlıkla baktı.
—Ben gidip onu getireyim, dedi Betül.
—Abla, sen yemeğini ye, ben onu getiririm, dedi Ümit.
—Yine kavga etmeyin!
85
—Tamam, kavga etmem, dedi Ümit ve hızlıca Hamit’in
yanına gitti. Hamit o odaya girince onu önemsemeyip
bilgisayarına döndü.
—Yemeyeceğimi söylemiştim. Boşa gelmişsin. Şimdi
odamdan çık! dedi. Ümit odada ilerleyip Hamit’in başına
geldi.
—Virüsün içeriğine bakarak ne yapmaya çalışıyorsun? dedi.
Hamit ona sertçe baktı.
—İşine bak!
—Ne yaptığını söyle de gideyim, dedi Ümit ve ona dik dik
baktı. Hamit ifadesizce baktı. Sonra rahatsız olmuş bir şekilde
baktı.
—Nasılsa güleceksin! Ama gideceksen sorun yok. Virüsün
anti virüsünü bulmaya çalışıyorum, dedi Hamit ve bilgisayara
döndü. Ümit şok olmuş bir şekilde ona baktı.
—Durma, gül ve odadan çık! dedi Hamit. Ümit onun
yatağına oturdu.
—Bu konuda hiç bilgin olmadığının farkındasın, değil mi?
dedi.
—Ne olmuş öyleyse? Öğrenmek için geç değil!
—Farkında değil misin? Sadece üç gün. Ondan sonraki etki—Farkındayım! O yüzden beni rahat bırak!
—Necati abim ve diğer bu işin uzmanları zaten tedaviyi
bulmaya çalışıyor.
—Onlara güvenemem! Onlar bizi çoktan sildiler! Fark
etmiyor musun? Normalde doktor gözetiminde olmamız gerek
ama bizi buraya tıktılar ve ölmemizi bekliyorlar! Benim
ölmeye niyetim yok!
—O zaman yemeğini ye ve ilacını iç! Böylece daha güçlü
çalışabilirsin, dedi Ümit. Hamit ona şaşkınlıkla baktı.
—Gülmeyecek misin? dedi. Ümit kafasını iki yana salladı.
—İlk defa bir şey yapmak için çabalıyorsun. Buna gülmem.
Aksine desteklerim. Şimdi gel ve yemeğini ye. Sonra istersen
birlikte bunun tedavisini bulmaya çalışırız, dedi Ümit. Hamit
gözleri dolmuş bir şekilde ona baktı.
86
—Tamam, dedi ve bilgisayarı kapatıp gözündeki yaşları sildi.
—Bu
arada
bunu yaparken
diğerlerinin
virüsü
öğrenmemesine özen gösterelim, dedi Ümit. Hamit kafasını
salladı. Birlikte mutfağa gittiler. Betül onlara şaşkınlıkla baktı.
—Kavga etmemişsiniz. Yeni morluklar yok, dedi onların
yüzüne dikkatle bakarak.
—Kavga etmeye ayıracak vaktim yok, dedi Hamit ve sofraya
oturdu.
—Sorumsuzca davranmadığı sürece onunla aramda bir sıkıntı
yok, dedi Ümit. Hamit hemen bir tabak alıp yemeğini hızlıca
yedi. Herkes ona şaşkınlıkla baktı. Hamit yemeğini bitirince
ilacını içti.
—Afiyet olsun, dedi ve hızlıca uzaklaştı. Betül şaşkınlıkla
onun arkasından baktı.
—Bu çocuk bir şeyin peşinde, dedi. Ümit onun arkasından
baktı.
—Neyin peşinde olacak? Her zamanki gibi yanımızda
olmaktan kaçıyor, dedi Ümit ve yemeğini yemeye başladı.
Yemekten sonra Ümit Hamit’in odasına gelip biraz virüsü
araştırdılar. Sonra birlikte mutfağa gittiler. Betül mutfakta
bulaşıkları yıkıyordu.
—Hayret! Birlikte gelmişsiniz, dedi Betül.
—Sadece aynı yoldan geldik, dedi Ümit.
—Onunla birlik olabileceğimiz bir şey yok, dedi Hamit.
—Neyse. Kavga etmediğiniz sürece sorun da yok, dedi
Betül.
Bir müddet sustuktan sonra:
—Babam da öyle miydi? dedi Betül tabakları bir bezle
kurularken. Ümit şaşkınlıkla baktı.
—Yani ölürken. O adam gibi miydi? Onun gibi acı mı
çekiyordu? Söylemek istediği bir şeyler var mıydı? Söylemek
istediklerini söyleyemeden mi öldü? dedi Betül. Hamit öfkeyle
yere baktı.
87
—Çok önemli mi? dedi Hamit öfkeyle. Bu virüsten kurtulup
yaşadığında babası yüzünden yaşayacağı sıkıntılar aklına
gelmişti.
—Hem mirastan men hem de resimlerimi alacak kişileri
bulmadı, diye düşündü.
—Onun ne söylemek istediği ya da acı çektiği önemli mi?
dedi Hamit öfkeyle. Betül ona şaşkınlıkla baktı. Ümit sertçe
Hamit’e baktı.
—Abla, bunları düşünme hadi. Söylemek istediği şeyleri
söyledi ya da söyleyemedi. O iyi bir hayat yaşadı, dedi Ümit.
Betül korkuyla elindeki bezi sıktı.
—Biz de mi öyle olacağız? Yani o adam gibi? O şekilde mi
öleceğiz? dedi ve gözlerini acıyla kapattı.
—Tedavi bulunamazsa evet, dedi Hamit.
—Abim bulacaktır, dedi Ümit hemen. Hamit şaşkınlıkla
Ümit’e baktı.
—Bu virüsle ilgili hiçbir şey bilinmese de bu kadar büyük bir
çaba sonunda abimin tedaviyi bulacağına inanıyorum, dedi
Ümit. Hamit yarım ağız gülümsedi.
—Beni kastetme ihtimali yok. Düşündüğüne bak, aptal! dedi
içinden kendine ve odasına gitti.
* * *
Ertesi gün kahvaltıyı hep birlikte sessizce yaptılar.
—Kendinde olumsuz yönde bir değişiklik hisseden var mı?
dedi Ümit bir süre sonra diğerlerine dönüp. Hepsi birbirine
baktı.
—Azıcık halsizim, onun dışında bir şey yok, dedi Betül.
—Ben gayet iyiyim! Hasta olduğuma bile inanamıyorum.
Ama Ümit abi, senin gözlerin kızarmış, dedi Defne. Ümit elini
gözüne götürdü.
—Dün çok bilgisayar, televizyon baktım, ondandır, dedi
hemen. Hepsi Hamit’e baktı. Hamit lokmasını yuttu.
88
—Ben de iyiyim, dedi sonra. Herkes rahatlamış bir şekilde
birbirine baktı. Hamit yemeğini yer yemez odasına gitti.
Bilgisayarı açıp dosyaya bakıyordu. Bir süre sonra Ümit odaya
elinde bir tabureyle geldi.
—Diğerleri mutfakta. Şüphelenmesinler diye biraz geç
geldim, dedi. Hamit ekrandan kafasını kaldırmadan kafasını
salladı. Ümit tabureyi Hamit’in yanına koydu. Birlikte ekrana
baktılar. Sonra Ümit kafası karışmış bir şekilde Hamit’e baktı.
—İkimiz de bu işten anlamazken nasıl bunun tedavisini
bulacağız? dedi Ümit. Hamit dudağını büzüp kafasını yukarı
kaldırdı. Düşündü.
—Aslında nasıl olacağı hakkında bir fikrim yok, dedi. Ümit
derin bir nefes alıp ellerini dizlerine vurdu.
—O zaman nasıl bir veri yazacağız? dedi. Hamit kafasını
emin olamayan bir şekilde salladı.
—Ne bileyim? Bunu söylemek hoşuma gitmese de dahi olan
sen değil miydin? Aptal olan ne de olsa benim, dedi Hamit.
Ümit ona baktı.
—Ben dahi değilim.
—Aptal değilsin, demedin, dedi Hamit öfkeyle gözlerini
kısıp.
—Zekâmız yüzünden tartışacak değilim. Şeye ne dersin?
Önce bağışıklık sistemini onaran bir şeyler bulalım, dedi Ümit
bilgisayara yaklaşıp.
—Ne gibi?
—Şu anda benim virüsten anladığım şey şu: tüm yıkıcı etkiyi
bağışıklık sisteminin göçmesi yapıyor. Eğer bunu tedavi
edersek hepsi düzelebilir, dedi Ümit.
—Emin misin? dedi Hamit umutla.
—Sadece bir tahmin. Ama denemekten zarar gelmez, dedi
Ümit burnunun altını kaşıyarak. İnternetten bağışıklık
sistemini güçlendiren şeyleri araştırmaya başladılar. Bir
müddet sonra Ümit ayağa kalktı. Gözleriyle odada bir şeyler
aramaya başladı. Kolunu kaşıdı. Hamit bilgisayardan kafasını
kaldırıp ona baktı.
89
—Ne oldu? dedi. Ümit kafasını sağa yatırdı, düşündü.
—Sadece, dedi ve hapşırdı.
—Odanda toz var mı diye baktım? dedi kulağının kepçesini
kaşıyarak. Hamit ona baktı.
—Gözlerin çok kötü kızarmış ve burnun şişmiş, dedi. Ümit
hemen aynaya baktı.
—Biliyordum! Odanda alerjimi artıracak bir şey vardı! Ve
sen onun burada olduğunu biliyordun! dedi Ümit Hamit’e
öfkeyle dönüp. Hamit ona ifadesizce baktı.
—Hatırlatırım. Virüs bağışıklık sistemini göçertiyor ve kişiyi
tüm hastalıklara ve virüslere karşı savunmasız bırakıyor.
Virüsten olmalı. Odam gayet temiz ve odamda alerjin olan bir
şey yok! dedi Hamit ve bilgisayara döndü. Ümit aynada
kendine baktı.
—Haklısın. Gidip ilacımı içeyim, dedi Ümit ve odadan
öksüre öksüre çıktı. Nefesi zor alıyordu. Betül o sırada oraya
geldi.
—Ümit, iyi misin? dedi endişeyle onu tutup. Ümit öksürdü.
—Alerjim azdı. İlaç içeceğim, dedi Ümit yüzünü kaşıyarak.
Zor nefes aldığı için duvara dayanmıştı.
—Ben getireyim, dedi Betül ve hızlıca Ümit’in odasına gidip
ilacı aldı. Ona ilacı getirip verdi. Hızlıca mutfağa gidip bir
bardak su aldı ve Ümit’e getirdi. Ümit ilacı içti.
—Sağ ol abla, dedi gülümseyip. Hamit odasında ekrana
bakarken üzgünce durdu.
—Düşündüğümden hızlı ilerliyor, dedi ve kapının arkasına
baktı. Betül kapıyı tıklayıp içeri girdi. Hamit ona şaşkınlıkla
baktı.
—Abla, ne oldu? dedi Ümit zor nefes alarak. Betül ona
susmasını işaret etti.
—Hamit, Defne’nin yanına bir git. O oturma odasında.
Kimse tek başına kalmasın. Virüsten kaynaklı ne olacağını
bilmem. Ümit’in biraz dinlenmesi gerek. Ben onun yanında
olacağım, dedi Betül. Hamit kafasını salladı. Bilgisayarı
kapatıp odadan çıktı.
90
—Abla, ben iyiyim, dedi Ümit.
—Alerjin hiç bu kadar artmamıştı. O yüzden biraz dinlen,
dedi Betül ve onu kolundan tutup odasına götürdü. Hamit
merdivenlerden aşağıya indi. Oturma odasına gittiğinde
Defne’yi koltuğa halsizce uzanmış gördü.
—İyi misin? dedi Hamit endişeyle.
—Az önce kustum. Diğerleri nerede? Ablam sizi alıp
geleceğini söylemişti, dedi Defne. Hamit düşündü.
—Ablam demek ondan beni buraya gönderdi. Ümit’in alerjisi
arttı. Ablam onun yanında. Ümit biraz düzelince buraya
gelirler. Sen niye kustun? dedi Hamit.
—Bilmem.
—Üzülmekten olmalı. Canını sıkma. Her şey yoluna girecek,
dedi Hamit ve yere oturdu. Defne’nin başını okşadı. Bir
müddet birlikte oturdular. Betül odaya geldi. Telaşlı
görünüyordu.
—Hamit, Ümit’in neden alerjisi arttı biliyor musun? dedi.
Hamit kafasını iki yana salladı.
—Onun alerjisi olan yiyeceklerden evde yok. Evi de yeni
temizlemiştim. Neden böyle oldu? Doktoru arayayım mı? dedi
Betül panikle.
—Ama doktor kanama olursa çağırmamızı söylemişti, dedi
Defne.
—İstiyorsan bilgi almak için sor ama bence gerek yok. İlacını
alırsa Ümit iyi olur, dedi Hamit. Betül öfkeyle ona baktı.
—Nasıl bir abisin sen? Ümit senin odanın önünde öksürük
krizine giriyor ve sen ne olduğunu öğrenmek için bile kapıyı
açmıyorsun! Onun alerjilerinin ciddiyetini biliyorsun ve
doktoru aramam için bile uğraşmıyorsun! Azıcık onunla
ilgilensen ölür müsün? dedi Betül. Hamit ona dik dik baktı.
—Belki de alerjisi banadır, dedi sessizce. Ümit odaya girdi.
—Bağrışmayın. Ben iyiyim, dedi Ümit halsizce.
—Sana yat ve dinlen, demedim mi? dedi Betül hemen onu
tutup.
91
—İlacı içince iyi olurum. Gerek yok, dedi Ümit ve koltuğa
oturdu. Hamit ayağa kalktı.
—Gördüğün gibi. Dediğime geldi, dedi Hamit ve mutfağa
gitti. Buzdolabında kırmızıbiber aradı. Onu bulunca dört tane
yıkayıp oturma odasına gitti.
—Hepimiz sağlıklı beslenelim ki bunu atlatalım, dedi ve
herkese birer tane kırmızıbiber verdi. Defne ve Betül
anlamsızca kırmızıbibere baktılar.
—Ne bu şimdi? dedi Betül sertçe.
—İyi düşündün Hamit abi. Bu bünyeyi güçlendirirdi. Lise
bilgilerimden hatırlıyorum. Gerçi senin hatırlaman şaşırtıcı,
dedi Ümit ve elindeki kırmızıbiberi yedi. Hepsi ondan yediler.
Bir müddet sonra Betül rahatlamış bir şekilde durdu.
—Halsizliğim gittiğine göre gidip sağlıklı yiyecekler
hazırlayayım, dedi Betül.
—Abla, sindirimi kolay bir şey yap, dedi Hamit. Betül ona
şaşkınlıkla baktı.
—Ne bu tavır? Bir şey mi biliyorsun? dedi Betül.
—Defne kustuğu için. Belki midesi ağır yiyecekleri
kaldırmaz, dedi Hamit.
—Defne kustu mu? dedi Ümit endişeyle.
—Önemli bir şey değil, dedi Defne.
—O zaman Hamit abim haklı. Sindirimi kolay bir şeyler yap,
dedi Ümit. Betül kafasını sallayıp odadan çıktı.
Hamit odasına gitmek için hareketlenmişti ki Defne:
—Hamit abi, yanımda kal, dedi. Hamit emin olamayan bir
şekilde baktı.
—Burada kal işte. Yapacak bir şeyin yok nasılsa, dedi Ümit.
Hamit yumruğunu sıkıp oturdu.
Akşam yemeğini yiyip ilaçlarını içtikten sonra Hamit ve
Ümit Hamit’in odasına geçtiler. Bir müddet araştırma
yaptıktan sonra Ümit odasına gidip yattı. Hamit de bilgisayarı
kapatıp uyudu.
* * *
92
Hamit koyu mavi renkli bir gölün üzerinde bir sandalın
içindeydi. Kürek çekip sandalla gölde ilerledi. Masmavi
gökyüzüne baktı. Bir rüzgârla saçları dağıldı. Gölün yanındaki
devasa ağaçların yaprakları hışırdadı. Hamit gölde kürek
çekmeye devam etti. Kayalık bir yere gelince kürek çekmeyi
bıraktı.
—Ben geldim! diye seslendi. Durgun suya baktı.
—Tek başına gidemezsin, dedi yanına sandalla gelen Ümit.
Hamit ona şaşkınlıkla bakarken gölün suyu hareketlendi.
Devasa bir su sandalları havaya fırlatarak gökyüzüne yükseldi.
Hamit çevresindeki boncuk şeklindeki su damlalarına baktı.
Acıyla kalbini tuttu.
Hamit hızlıca yatağında doğruldu. Deli gibi çarpan kalbini
tuttu.
—Yine orası. Neresi bilmem ama bu rüyayı tekrar görmek
güzel ama kalp yorucu, dedi ve uzandı. Terden sırılsıklam
olmuştu. Eliyle yüzünü sildi. Derin derin nefes aldı. Saate
baktı. Saatin sekiz olduğunu gördü. Kalkıp elini yüzünü
yıkadı. Üzerini giyinip mutfağa gitti. Betül halsizce mutfakta
yürüyordu.
—İyi misin? dedi Hamit. Betül kafasını salladı.
—İyiyim. Terlemişsin. Ateşin mi var? dedi Betül elini
Hamit’in alnına götürüp.
—Ateşim yok. Terlemedim. Saçlarımı ıslattım, hepsi bu, dedi
Hamit Betül’den uzaklaşıp. Mutfağa Ümit ve Defne bir
müddet sonra geldi. Birlikte kahvaltılarını yaptılar.
—Necati abim sizi hiç aradı mı? dedi Defne. Diğerleri
kafasını iki yana salladı.
—Bizi hiç mi merak etmiyor? Doğum günümü de
kutlamamıştı zaten, dedi Defne.
—Eminim ki bizi tedavi etmek için çabalıyordur. O yüzden
aramamıştır, dedi Ümit.
93
—İki dakika bizimle konuşması o kadar da kötü olmaz. Ben
onu arayacağım, dedi Betül ve telefonunu alıp aradı. Bir süre
durduktan sonra telefonu kapattı.
—Telefonu kapalı, dedi Betül morali bozulmuş bir şekilde.
—Çalışırken dikkati dağılmasın diye kapatmıştır, dedi Ümit.
Hamit odadan öfkeyle çıktı. Odasına gidince telefonu eline
aldı. Necati’yi aradı.
—Aradığınız kişi şu anda kapsama alanı dışında veya
telefonu kapalı. Lütfen sinyal sesinden sonra mesaj bırakın,
dedi telesekreter. Hamit kararlılıkla baktı.
Sinyal sesinden sonra:
—Abi, virüs yapıp buna benim adımı vermen sinir bozucu!
Tedaviyi bulup beni iyileştirsen bile seni asla ama asla
affetmiycem! dedi öfkeyle ve telefonu kapattı. Sonra aşağıya
indi. Oturma odasına gidip televizyonu açtı. Son dakika
haberlerine baktı. Bir muhabir telaşlı telaşlı konuşuyordu.
—Yeni aldığımız bilgilere göre Hamit virüsünün detayı
hakkında yetkililerle konuşmak istiyoruz. Öncelikle bu virüse
neden Hamit virüsü dendiğini söyleyebilir misiniz? dedi
muhabir.
—Bize açıklamamıza izin verildiği kadarıyla konuşabiliriz.
Bu virüse neden bu ismin verildiğini bilmiyoruz.
—Virüsü bulan kişinin adı Hamit olabilir mi?
—Onun adı Hamit değil.
—Virüsü kim buldu efendim?
—Bu konuda bilgi vermeye yetkim yok.
—Virüsün özellikleri hakkında bir açıklama yapar mısınız?
Toplumu bilinçlendirmemiz gerekiyor.
—Bu konu hakkında söyleyebileceğim çok şey yok. Çünkü
bünyeden bünyeye farklı belirtiler gösterebiliyor. Ama bu
virüs olduğunu derin kesiklerin oluşmasından anlayabiliriz,
dedi yetkili.
Odaya diğer üçü girdi.
—Hamit virüsü hakkında daha detaylı bilgi vermeniz
mümkün mü? İzleyiciler merak ediyor, dedi muhabir.
94
—Hamit virüsü mü? Bizdeki virüs bu muymuş? dedi Betül
şaşkınlıkla. Ümit endişeyle baktı.
—Öyle diyorlar, dedi Hamit ayakta televizyonu izleyerek.
—Bu virüs hakkında daha fazla bilgi vermem kafa karıştırıcı
olur. Şu anda tüm uzmanlar birleşmiş, tedaviyi bulmaya
çalışıyorlar.
—Tedavisinin bulunması konusunda ne durumdayız peki?
—Bu konuda bilgi vermeye yetkim yok.
—Bu virüsün nasıl yayıldığını düşünüyorsunuz?
—Üzgünüm. Yetkim dışında konuşamam.
Muhabir ısrar etse de yetkili kişi daha fazla konuşmadı.
—Evet sayın seyirciler Hamit virüsü hakkında detaylı bilgi
almak için Prof. Dr. Hüsnü Kutluhan’a bağlanıyoruz. Şu anda
hattımızda Hüsnü Bey var. Merhaba efendim.
—Merhabalar.
—Hamit virüsü hakkında gelen son gelişmelere göre bizimle
bilgilerinizi paylaşır mısınız?
—Bu virüs ilk defa duyduğumuz bir virüs. İçeriği hakkında
öğrendiklerimiz sınırlı ama…
Adam virüs hakkında tahminde bulunmaktan başka bir şey
yapmadı. Hamit öfkelendi ve televizyonu kapattı. Betül ona
televizyonu kapattığı için kızdı.
—Adam düzgünce bilgi veriyor şunun yaptığına bak! dedi ve
televizyonu geri açtı.
—Adam pek bir şey biliyor gibi gözükmüyor. Sadece ortalığı
karıştırıyor, dedi Ümit ve odadan çıktı. Merdivende Hamit’le
karşılaştılar. Hamit’in odasına geçtiler.
—Bugün alerjin yok gibi duruyor, dedi Hamit bilgisayarı
açarken.
—Dünkü gibi olmasın diye kahvaltıdan sonra ilaç içtim. İlgin
için sağ ol, dedi Ümit.
—İlgilendiğim şey sen değilsin. Dün yediğimiz kırmızıbiber
işe yaradı diye düşünmüştüm, dedi Hamit. Ümit ona gözlerini
kısıp öfkeyle baktı. Birlikte bir müddet bilgisayarın başında
vakit geçirdiler.
95
Ertesi gün Hamit ve Ümit bütün günlerini tedavi bulmak için
bilgisayar başında geçirdiler. Akşama doğru bir sonuç
alamayınca birbirlerine baktılar. Hamit paniklemiş bir şekilde
ekrana baktı.
—Elimizden geleni yaptık. Belki abimgil bir şey bulmuştur,
dedi Ümit umutla. Hamit siniri bozulmuş bir şekilde baktı.
—Neyse, ben yatmaya gidiyorum. Yarın yaşarsak görüşürüz
yaşamazsak—Odadan git Ümit! Sinirimi bozma! dedi Hamit ve halsizce
kendini yatağa attı. Ümit onun yüzüne imalı bir şekilde baktı
ve odadan çıktı.
Sabahleyin Hamit Betül’ün sarsmasıyla uyandı.
—Ne oldu? dedi Hamit korkuyla.
—Defne! Defne’nin vücudunda kesikler var, dedi Betül
çaresizce. Hamit koşarak odadan çıktı. Defne’nin odasına
gittiğinde Ümit onun başındaydı.
—Doktoru aradın mı? dedi Hamit panikle.
—Aradım, geliyorlar, dedi Betül. Defne’nin başında
endişeyle beklerken kapı çaldı. Betül koşarak aşağıya indi ve
kapıyı açtı. Doktorları yukarı çıkardı. Defne’nin odasına
gelince doktor Defne’yi muayene etti. Vücudundaki kesiklere
baktı. Defne halsizce ona bakıyordu.
—Ne zaman bunlar oluştu? dedi çantasına yönelip.
—Sabahleyin kesikleri fark ettim. Ateşi de var ve ara sıra
öksürüyor, dedi Betül. Doktor kafasını salladı. Çantasını açtı.
Birkaç ilaç verdi.
—Bu ilaçlar daha etkili. Bundan sonra bunları kullanın.
Kesiklere de bunu sürün, dedi adam ve kesiklerin üzerini
temizlemeye başladı. Defne acıyla inlerken Ümit onun elini
sımsıkı tuttu.
—Dayan Defne, hepsi geçecek, dedi. Doktor kesiklerin
üzerini temizledikten sonra çantasını kapattı ve ayağa kalktı.
Odadan çıkıyordu ki Hamit:
—Kesiklere dikiş atmayacak mısınız? Kesikler derin
duruyor, dedi.
96
—Babanızda kesikleri dikmeye kalktık. Bu da kesiklerin
büyümesine yol açtı. Diğer hastalarda da aynı şey oldu. O
yüzden onda bu yöntemi kullanacağız, dedi adam. Hamit
endişeyle baktı.
—İşe yarayacağından da emin değilsin yani. Defne bir kobay
mı? dedi Ümit öfkeyle.
—Ümit, sakin ol. Defne, dedi Betül ve Ümit’e susmasını
işaret etti. Hamit doktorla dışarı çıktı. Ümit peşlerinden geldi.
—Necati abim ve diğerleri tedaviyi bulamadılar mı? dedi
Ümit telaşla.
—Ellerinden geleni yapıyorlar. Tedavi bulunmak üzere.
Biraz sabırlı olun, dedi doktor.
—Sabretmek ne fayda verecek? Bünyemiz dayanacak mı
sanki? dedi Hamit.
—Güçlü olun. Biz sizi kurtarmak için elimizden geleni
yapıyoruz, dedi doktor ve evden çıktı. Ümit paniklemiş bir
şekilde telefonunu eline aldı.
—Necati abimi arayıp söylemeliyim. Elini çabuk tutsun, dedi
Ümit ve ilerledi.
—Telesekreterle konuşacak, dedi Hamit içinden.
—Necati abi, benim Ümit. Acele etsen iyi olur. Defne’nin
vücudundaki kesiklerin sayısı çok fazla. Lütfen hızlı ol ve onu
kurtar, dedi Ümit yalvararak. Hamit onun konuşmasını
uzaktan izledi. Telefon açılmış gibi çaresizce Necati’ye
yalvarıyordu.
—O bizi kurtarmaz. O bizden çoktan vazgeçti, dedi Hamit ve
Defne’nin yanına geldi. Defne ateşten inliyordu.
—Yeni ilaçları kullanması gerek. Ben ona yiyecek bir şeyler
getireyim. Sen de ilacı sür, dedi Betül ve aşağıya indi. Hamit
üzgünce Defne’nin kesiklerine kremi sürdü. Defne acıyla
inledi. O sırada odaya Ümit geldi.
—Biraz sabret. İlacı sürmeyi bitirince bu acı geçecek, dedi
Hamit güçlükle gülümseyerek. Gözü dolmuştu. Ümit
Defne’nin diğer yanına geçti.
97
—Kremi bana ver. Ben ona süreceğim, dedi Ümit. Hamit
kremi ona uzattı.
—Bu tarafı da sen yap, dedi. Ümit ona dik dik baktı. Betül
elinde bir tepsiyle geldi.
—Kahvaltılık mı getirdin? dedi Ümit kremi çalarken.
—Hayır. Dün yaptığım çorbayı getirdim. Çiğnemesi zor olur
diye düşündüm, dedi Betül halsizce. Sonra Defne’nin yatağına
oturdu. Onu yatağında hafifçe doğrulttuktan sonra ona çorbayı
içirmeye başladı. Hamit üzgünce Defne’ye bakıyordu. Defne
yemeğini yemeyi bitirince Betül tepsiyi komodinin üstüne
koydu. Defne’nin yeni ilacını ona içirdi ve onun elini tuttu.
Diğer elini de Ümit iki eli arasına almış tutuyordu.
—Abim, iyi misin? dedi Ümit bir müddet sonra. Defne
güçlükle kafasını iki yana salladı.
—Değilim, dedi halsizce ve öksürdü.
—İlaç bir kanına karışsın, iyi olacaksın, dedi Ümit ve
Defne’nin kafasını okşadı.
—Bizim de ilaçlarımızı almamız gerek, dedi Betül halsizce.
—Kahvaltıyı hazırlayalım mı? dedi Hamit.
—Hazırlamıştım. Aşağıda, dedi Betül.
—Siz yiyin, ben sonra yerim, dedi Ümit. Betül ve Hamit
birlikte odadan çıktılar. Merdivenlerden iniyorlardı ki Betül
halsizce basamağa basamadı ve kaydı. Hamit onu düşmeden
tuttu.
—Kendini bırakma, dedi Hamit. Mutfağa gittiler. Sessizce
kahvaltılarını yapıp yukarı çıktılar. Geldiklerinde Defne daha
sık aralıklarla öksürüyordu.
—Ümit, git ve yemeğini ye, dedi Betül.
—Defne’yle ilgileneceğim, dedi Ümit.
—Ümit abi, öhö öhö, git ve ye, dedi Defne kararlılıkla.
—Ümit Defne’yi üzme, dedi Betül. Ümit isteksizce kalktı.
Yemeğini yemeye gitti. Bir süre sonra geri geldi ve Defne’nin
elini yeniden tuttu. Defne acı acı öksürdü. Öksürüğü bir türlü
dinmiyordu.
98
—Abim, biraz dayan, dedi Ümit korkuyla. Defne öksürmeyi
bıraktı.
—Hamit abi, dedi Defne cılız bir sesle. Hamit hemen onun
yanına gitti.
—Efendim? dedi.
—Bitirdin mi? Onu tamamladın mı? Hani senin sırrın olan
şeyi, dedi Defne. Hamit ona gözleri dolmuş bir şekilde baktı.
—Şu halinle bile sözüne sadık, diye düşündü.
—Tamamladım, dedi Hamit sesi titreyerek.
—Görmek isterdim. Öhö öhö. Bana resim çiz. Öhö öhö.
Hayır, o resmi çiz, bana o resmi göster, dedi Defne. Hamit ona
şaşkınlıkla baktı.
—Tamam, dedi ve odadan çıktı. Telefonunu alıp odaya geldi.
Kararlılıkla telefonunda çektiği resimler arasından tablosunun
resmi buldu.
—Al, dedi Hamit ve telefonu Defne’ye verdi. Defne resme
sevgiyle baktı. Resmi büyüttü.
—Çok güzel olmuş. Öhö öhö. Çizmeye devam et, dedi Defne
ve telefonu tutan ellerinden telefon düşüp onun göğsüne düştü.
Telefonun ekranı aşağıdaydı.
—Defne! Defne! Kendine gel! dedi Ümit. Betül hemen onun
başına eğildi. Onun nabzını kontrol etti. Üzgünce yere baktı.
—O öldü, dedi ve ağlamaya başladı. Ümit Defne’ye sarıldı.
—Uyan Defne! Lütfen uyan! Söz, sevdiğin o şeker parçalı
keklerden yemene izin vereceğim, dedi. Hamit ayakta
titreyerek ağlıyordu.
—Neden Defne? Neden öldün? Neden sadece susup
beklemedin? Neden bana çizmeye devam etmemi söylemek
için son gücünü harcadın? dedi Hamit içinden. Elleriyle
yüzünü kapatmaya çalıştı. Korkmuş bir şekilde çevreye
bakarak hıçkıra hıçkıra ağladı.
—O çok gençti! Neden o? Neden küçükler ölüyor? Büyükler
dururken küçükler ölmemeli! Bu çok acı veriyor! dedi Ümit
ağlayarak. Sonra ayağa kalktı. Hamit’e döndü. Hamit ona
üzgünce baktı. Elini yüzünden çekti. Ağlayarak Ümit’e baktı.
99
—Hepsi senin suçun! dedi Ümit ve Hamit’e yumruk attı.
Hamit yere düştü ve ağlamaya devam etti.
—Sorumluluğunu al! Defne senin yüzünden öldü! dedi Ümit.
—Benim yüzümden değil! dedi Hamit ağlayarak. Ümit onun
yakasına yapıştı. Betül hemen oraya geldi ve Ümit’i geri çekti.
—Senin yüzünden o gencecik yaşında öldü! diye bağırdı
Ümit.
—Kendine gel! Ben onu öldürecek bir şey yapmadım! Defne
öldü diye hıncını benden alma! dedi Hamit ve Ümit’in
yakasına yapıştı.
—Sen olmasaydın o ölmezdi! Hepsi senin suçun! Bu virüsün
yayılması senin suçun! dedi Ümit. Betül güçlükle onları
ayırmaya çalıştı. En sonunda ikisini de ayırıp yere düşürdü.
Sonra halsizce kendisi yere düştü.
—Yeter! Zaten virüs bizi güçsüzleştiriyor, bir de böyle beni
yoruyorsunuz! Artık büyüyün! Abim bizi kurtarmak için
çabalıyor! Biraz olsun siz de çabalayamaz mısınız? Birbirinize
tahammül edemez misiniz? dedi Betül.
—Hiçbir şey yapamayan ve Defne’yi öldüren birine nasıl
tahammül edeyim? dedi Ümit öfkeyle. Hamit nefretle çevreye
baktı. Ayağa kalktı ve odasına gitti.
—Ümit haklı. Benim yüzümden oldu! Defne benim
yüzümden öldü. Virüsün oluşmasına ben sebep oldum.
Çalındığını kimseye söylemedim. İlacı bile bulamadım.
Vaktinde ilacı bulsaydım böyle olmayacaktı, dedi ağlayarak.
—Çizmeye devam et.
Bir süre ağladıktan sonra Defne’nin bu sözü Hamit’in
kafasında yankılandı.
—Çizmek için yaşamam gerek. Pes etmemeliyim. Hâlâ
diğerlerini ve kendimi kurtarabilirim! dedi Hamit ve
bilgisayarın başına oturdu.
* * *
100
Betül ve Ümit odada sessizce duruyorlardı.
—Onun defnedilmesini sağlamalıyız, dedi Betül ifadesizce.
Ümit ona şaşkınlıkla baktı.
—Bu hepimizin sağlığı için gerekli, dedi Betül ve telefonla
doktoru aradı. Bir süre sonra doktor eve geldi. Defne’nin ölüm
raporunu yazdı. Defne’nin cesedini toplayıp kaldırdılar. O
sırada Ümit yerde oturmuştu. İfadesizce durup Defne’nin üzeri
örtülmüş cesedine bakıyordu. Doktor ona yaklaştı.
—Bu, çocuğun üzerindeydi, buyurun, dedi ve telefonu
Ümit’e uzattı. Ümit telefonu eline aldı. Ve yere koydu. Defne
götürüldükten sonra Betül Hamit’in odasına gitti. Hamit pür
dikkat bilgisayara bakıyordu.
—Hamit, Ümit’e bakma sen! Senin suçun değildi! dedi ve
ona yaklaştı.
—Benim suçumdu! dedi Hamit kararlılıkla.
—Neden senin suçun olsun? dedi Betül şaşkınlıkla. Hamit
derin bir nefes aldı.
—Çünkü bu virüsün oluşmasına ben sebep oldum, dedi.
—Sadece seninle aynı adı taşıyor. Bu yüzden sen suçlu
olmazsın. Hem virüsün oluşmasına nasıl sebep olacaksın ki?
—Bu virüsü abim yaptı. Beni virüs olarak gördüğü için bu
virüse bu ismi verdi. Onun bunu yapmasına sebep olduğum
için bu benim suçum. Tedavisini de bulamadım, dedi Hamit
üzgünce yere bakıp. Betül şok olmuş bir şekilde ona baktı.
—Bu virüsü abimin yaptığına inanmamı mı bekliyorsun? Bu
çok saçma! dedi Betül ve güldü.
—Saçma değil. Gerçek. Bu virüsü gerçekten o yaptı ve
çaldırdı. Bana inanmıyorsan Ümit’e sor ya da gel ve bak.
Burada onun bilgileri var, dedi Hamit. Betül endişeyle ekrana
baktı.
—Bunu nereden buldun? dedi yazıları okuyunca.
—Abimin bilgisayarından Ümit’le birlikte aldık.
—Korkunç. Bu korkunç! dedi Betül panikle.
—Üzgünüm! dedi Hamit üzgünce.
101
—Senin suçun değil! dedi Betül ağlayarak ve odadan çıktı.
Hamit onun peşinden gitti. Betül odasına gelip kapısını
kapattı. Hamit kapıya elini uzatmıştı ki Betül’ün sesini duydu.
—Abi! Bu virüsü sen yapmışsın! Bu doğru mu? Defne bu
yüzden öldü. Onu senin yaptığın virüs öldürdü. Bu doğru mu
abi? …
Hamit üzgünce bakıp odasına giderken Betül’ün telefonunun
çaldığını duydu.
—Yalçın, Defne öldü, diye Betül’ün ağlayışını duydu.
—Motivasyonunu bozma, dedi Hamit gözleri dolmuş bir
şekilde. Odasına gidip bilgisayarın başına geri oturdu.
* * *
Ümit elindeki telefona şöyle bir baktı. Sonra tuş kilidini açıp
tablonun resmine baktı. Şok olmuş bir şekilde aile resimlerine
baktı. Sonra resmi büyütüp alttaki imzaya baktı. Hamit’in
imzasını görünce şaşkınlıktan elindeki telefonu kucağına
düşürdü.
—Neden bu resmi çizmiş? dedi merakla. Ayağa kalkıp
Hamit’in odasına gitti. Hamit girenin Ümit olduğunu görünce
bilgisayara döndü. Ümit bilgisayarın yanına kadar geldi.
Telefonu ona uzattı. Hamit ona ifadesizce baktı.
—Bunu gerçekten sen mi çizdin? Resim yaptığını tahmin
etmiştim ama bu resmi, ailemizi çizeceğini hiç
düşünmemiştim. Şaşırdım. Yetenekli olduğunu bilsem de bu
kadarını ummuyordum. Ailenin resmini çizmek aklına nereden
geldi? dedi Ümit merakla.
—Babamın fikriydi. Ailenin bir araya gelip resim çekindiği
yok, dedi. O yüzden benim çizmemi istedi. Reddettim.
Mirasından men ettiğini söyledi. Vasiyetini gösterdi.
Mecburen kabul ettim. O zaman bana bu işte başarılı olursam
bana bu meslekte ilerlemem için yardım edeceğini söylemişti.
Senin resmini alacak kişileri ben bulacağım, demişti. Ama
sonra… Resmi bitirdiğimi söyledim, şu resme bile bakmaya
102
vakit ayırmadı! Boş yere uğraşmışım! Sonra bu virüsten öldü!
Hiç olduğumla kaldım! Sadece duygularımla oynuyor! Hayat
benimle resmen alay ediyor! Ne kadar çabalasam da işe
yaramadı! Amacım bir meslek edinmekti! Hayatımda ilk defa
bir şey için çabaladım! Çabalayınca olurmuş! YALAN! Hiçbir
şeyin değiştiği yok! Sadece alay ediliyorum! Her şey boşaydı!
dedi Hamit sinirle. Gözünde biriken gözyaşlarını eliyle sildi.
—Boş yere değildi. Dünyaya bıraktığın tek şey bu virüse
isim vermek değil artık. Bak, resimlerin var—Olsa ne? dedi Hamit ve bilgisayar ekranına döndü. Ümit
sustu.
Bir müddet sonra:
—Resim güzel olmuş. Annem yaşasaymış onun nasıl
görüneceğini düşünüp çizmişsin, dedi. Hamit ona baktı.
—Nasıl olduğu artık önemli değil, dedi. Ümit ona baktı.
—Neden?
—Çünkü anlamını kaybetti.
—Neden?
—Bu resimle hayatta bir şeyler başarabileceğimi
düşünmüştüm. Belki ailemiz resimdeki gibi bir bütün olurdu.
Tüm kalbimle bunu ummuştum. Ama şimdiden tablodan iki
kişi eksildi ve istemeden tüm kişiler bir bir kaybolup gidecek
gibi hissettim. Hatalıydım. İlacı vaktinde bulamadım, sonuç bu
oldu, dedi Hamit ve bilgisayarın başına döndü.
Ümit üzgünce yere baktı.
—Neden bir şeyde ciddi ve iyi olduğunu bize hiç
söylemedin? Neden bir şeye ilgi duyduğunu ve bu konuda çok
fazla yeteneğin olduğunu söylemedin? Bu resim bir iki günde
çizilecek bir şey değil. Resim yapmanı istediğim için kavga
ettiğimizde de çiziyordun, değil mi? dedi Ümit. Hamit ona
ifadesizce baktı.
—O zaman resim yapıyordum. Bunu söyleseydim ne
değişecekti? dedi.
103
—Ne mi? Pek çok şey. Seninle bu konuda boş yere kavga
etmezdik. Seni desteklerdim. Bu konuda kendine bir gelecek
inşa ederdin. Belki de—Ne olursa olsun bir şey değişmeyecekti! Yine beni kötü
çocuk görmeye devam edecektiniz ve yine bu virüs
yapılacaktı. Defne de bu yüzden ölecekti.
—Hamit abi—Beni yalnız bırak! Virüsü durduracak bir şey bulmalıyım.
Ümit derin bir nefes aldı.
—Gerçekçi olalım. Bulamayacaksın, dedi. Hamit ona
şaşkınlıkla baktı.
—Denedik. Birlikte çabaladık. Bulamadık. Diğerleri
bulamazsa bizim bulma ihtimalimiz yok. Vaktimiz de sınırlı.
Düşündüm. Defne’yle daha fazla vakit geçirmek daha doğru
olurdu. Onun yerine vaktimizi anlamadığımız aptal bir virüsle
geçirdik. Sıra bizlerde, dedi Ümit. Hamit ona sertçe baktı.
—Defne küçüktü. Bu yüzden bünyesi dayanıksızdı.
—Hayır! Yakında bize de aynı şey olacak!
—Ben öyle düşünmüyorum. Vaktimi abime ve diğerlerine
güvenip hayatımı onların eline verecek kadar değersiz
bulmadım! Sonuna kadar pes etmeyeceğim! Yardım etmezsen
etme! Ben denemeye devam edeceğim, dedi Hamit ve
bilgisayara döndü. Anlamayan ve sinirli gözlerle ekrana baktı.
Ümit üzgünce odadan çıktı.
* * *
Birkaç saat Hamit bilgisayarın başında bir şeyler bulmaya
çalıştı. Sonra öfkeyle sırtını sandalyeye dayadı.
—Şu Ümit’in haklı olmasına sinir oluyorum! dedi ve suratını
asıp tuhaf bir ses çıkardı. Sonra bilgisayarı kapatıp aşağıya
indi. Mutfağa gittiğinde Betül halsizce bir tencerenin
içindekileri karıştırıyordu. Ümit de dertli bir şekilde
oturuyordu. Hamit Betül’ün yanına gitti.
104
—Neden çorba yapıyorsun ki? Evde zaten yok muydu? dedi
Hamit çorbaya bakıp. Betül alnındaki teri halsizce sildi.
—Var ama çok fazla değil. Düşündüm, ileride yemek
yapacak halimiz olmadığında ısıtıp yemesi kolay olur, dedi
Betül. Yanakları al al olmuştu. Hamit kafasını salladı. Betül
çorbayı karıştırmayı bıraktı. Ocaktan biraz uzaklaşıp tezgâha
dayandı.
—Abla, ne oldu? dedi Hamit endişeyle. Ümit oturduğu
yerden onlara dönüp baktı.
—Sadece biraz, dedi Betül ve halsizce yığıldı. Hamit onu tam
tutacakken Ümit Hamit’i iteleyip Betül’ü tuttu. Hamit yere
düştü.
—Abla, iyi misin? dedi Ümit endişeyle. Hamit acıyla üzerine
düştüğü kolunu tuttu.
—Onu ben de tutardım. Neden beni itmek zorundaydın? Bak,
kolum şimdiden morardı! dedi Hamit öfkeyle Ümit’e yaklaşıp.
Ümit elini Betül’ün alnına koydu.
—Abla, ateşin var, dedi Ümit. Betül kafasını salladı.
—Olabilir, ben yemek hazırlamaya devam edeyim, dedi
Betül Ümit’ten tutunup ayağa kalkarak.
—Odana gidip yat! dedi Hamit sertçe. Ümit kafasını salladı
ve ayağa kalktı.
—Yapılacak şeyleri ben yaparım. Sen dinlen. Yoksa daha
kötü olacaksın. Bu virüsten senin de ölmeni istemiyorum, dedi
Ümit gözleri dolmuş bir şekilde. Betül üzgünce ona baktı.
—Ben seni odana götürüp senin ateşini düşürücem. Sen
sadece dinlen. Olur mu? dedi Ümit. Hamit acıyan koluna şöyle
bir baktı.
—Hamit çorbayı karıştır, dibi tutmasın, dedi Betül. Hamit
ona anlamamış bir şekilde baktı.
—Dibi tutmasın mı? O ne ki? dedi ve çorbanın içindeki
kaşıkla çorbayı karıştırdı. Bir müddet sonra ocağı güç bela
kapatıp yukarı çıktı. Betül’ün odasının önüne gelmişti ki Ümit
kapıyı açıp dışarı çıktı.
—O iyi mi? diyebildi Hamit. Ümit kafasını salladı.
105
—Ateşi düştü. Şimdi ona yemek getireceğim. İlacını içsin.
Sen de bir şey ye ve ilaç iç, dedi Ümit ve aşağıya indi. Hamit
Betül’ün odasına girdi.
—Abla, iyi misin? dedi sessizce.
—İyiyim. Gel, dedi Betül. Hamit üzgün bir şekilde gelip
onun yanına oturdu.
—Hâlâ virüs konusunda kendini suçluyor musun? dedi Betül.
Hamit memnun olmamış bir şekilde baktı.
—Suçlamama gerek yok. Suçluyum zaten, dedi Hamit. Betül
Hamit’in elini tuttu.
—Bu virüsün oluşması da yayılması da senin suçun değildi.
Ümit bu konuda fazla duygusal yaklaştı ve sana öyle dedi.
Onun gerçek düşüncesinin bu olduğunu da sanmıyorum, dedi
Betül. Hamit ona üzgünce baktı.
—Gerçekten benim suçum olmadığını mı düşünüyorsun?
dedi. Betül kafasını salladı.
—Annemin ölmesinde Defne ne kadar suçluysa sen de bu
konuda o kadar suçlusun. Yani masumsun. Öbür türlü düşünüp
kendini üzme, dedi Betül. Hamit kafasını salladı.
—Senden kaynaklı gibi dursa da bunun sorumlusu gerçekte
abim. Virüsü yaptığı için değil. Tedavisi olmayan bir virüsün
çalınmaması için gerekli önlemleri almadığından o sorumlu,
dedi Betül.
—Ben o kadar kötü biri olmasaydım, virüs gibi biri
olmasaydım abim bu virüsü yapmazdı diye düşünmüyor
musun? dedi Hamit gözlerini kendinden emin olamaz bir
şekilde kırpıp.
—Ben senin kötü biri olduğunu düşünmüyorum. Sadece
hayatı yaşayış şeklini anlamıyordum. Hepsi bu. Ama şimdi
düşünüyorum da aynı şekilde yaşamak zorunda değiliz.
Herkesin kendi düşünceleri ve kendi hayatı var. Artık kendini
suçlama. Şimdi git ve yemeğini ye. Acıkmışsındır. Bu arada
yemeği yaptığın için sağ ol, dedi Betül gülümseyip. Hamit
kafasını salladı ve isteksizce odadan çıkıp mutfağa gitti. Ümit
elinde tepsiyle mutfaktan çıktı. Hamit mutfağa memnun
106
olmamış bir yüz ifadesiyle girdi. Kendine bir kâse çorba aldı.
Kaşık ve ekmek alıp masaya geçti. Yemeğini sessizce yemeye
başladı. Sonra gözünde biriken yaşları sildi.
—Korkuyorum. Yardım et bize, dedi gökyüzüne bakıp.
Üzgünce orada durdu. Sonra yemeğini bitirip ilacını içti.
* * *
Hamit uyanır uyanmaz Betül’ün odasına gitti. Odaya
gittiğinde Ümit’in Betül’le ilgilendiğini gördü.
—Yine ateşi çıktı, dedi Ümit panikle Betül’ün alnına ıslak bir
bez koyup. Ümit Hamit’e yaklaştı.
—Bu sefer ateşini düşüremiyorum ve öksürüğü de var, dedi
Ümit sessizce.
—Yemek yedi mi?
—Daha değil.
—Yesin, ilacını da içsin geçer, dedi Hamit.
—Sen onun ateşini düşürmeye çalış, dedi Ümit ve odadan
çıktı. Hamit üzgünce Betül’e baktı. Betül kuru kuru öksürdü.
—Dayan, dedi Hamit sessizce. Birkaç dakika sonra Ümit
elinde tepsiyle geldi. Betül halsizce tepsiye uzandı. Kaşığı
eline aldı. Çorbadan bir kaşık alıp ağzına götürdü. Kaşığı
çorbaya yaklaştırdı. Acıyla bağırıp kaşığı düşürdü.
—Ne oldu abla? dedi Hamit ve Ümit aynı anda endişeyle.
—Kolum, dedi Betül kıvranarak. Ümit onun giysisinin
kolunu sıyırıp onun koluna baktı. Derin bir kesikle karşılaştı.
Çaresizce Betül’e ve Hamit’e baktı.
—Doktora haber etmeniz gerek, dedi Betül halsizce.
—Ben ararım, dedi Hamit ve telefonu eline aldı. Aradı.
Telefon açılınca:
—Ablamda kanama başladı. Gelseniz iyi olur, dedi Hamit.
—Hemen geliyoruz, dedi doktor. Ümit çaresizce Hamit’e
baktı.
—Geliyorlar, dedi Hamit. Betül yemeğini acıyan koluyla
yedi. Kapı çaldı. Hamit gidip kapıyı açtı.
107
—Nerede o? dedi doktor içeri girip.
—Yukarıda, dedi Hamit ve onları Betül’ün odasına götürdü.
Doktor Betül’ün odasına gelince onu muayene etti. Onun
kolundaki tek kesiğe baktı. Onu temizledi.
—Defne’ye verdiğim ilacın aynısını kullanın. Evde vardı
değil mi? dedi doktor. Ümit kafasını üzgünce salladı.
—İlk kesikte haber ettiğiniz için ona daha çabuk müdahale
edebiliriz, dedi doktor umut verircesine. Ümit ona umutla
baktı.
—Sadece alay ediyorsunuz. Daha çabuk müdahaleymiş!
Tedavisini bilmiyorsunuz ki? Çocuk mu avutuyorsunuz? dedi
Hamit içinden. Yüzünde öfke dolu bir ifade vardı. Doktor işini
bitirip evden gittiğinde Hamit ve Ümit onları yolcu etti. Ümit
sonra telefonunu çıkardı. Necati’yi aradı.
Çıkan telesekreterden sonra:
—Necati abi, nolur ablamı kurtar! Acele et! dedi ve telefonu
kapattı. Hamit ifadesizce Ümit’e baktı. Yukarı çıkıp Betül’ün
odasına geldi. Ümit birkaç dakika sonra elinde Defne’nin
ilaçlarıyla geldi. Ondan bir tane Betül’e içirdi. Kremi onun
kolundaki tek kesiğe sürdü. Alnına koyduğu bezi yeniden
ıslatıp Betül’ün alnına koydu.
—Siz yemeğinizi yemediniz. Gidin yiyin, dedi Betül
halsizce. Hamit kafasını salladı ve yemeğini yemek için
mutfağa gitti.
—Hissimin doğru çıkmasını istemiyorum, dedi buzdolabını
öfkeyle tutarken. Sonra buzdolabını açıp yiyecek bir şeyler
aldı ve yedi. İlacını içip Betül’ün yanına gitti. O gelince Ümit
isteksizce gidip yemeğini yiyip geldi. Birkaç saat boyunca
Ümit çaresizce Betül’ün ateşini düşürmeye çalışırken Betül’ün
kesikleri ve öksürükleri arttı.
—Ölecek gibi duruyorum, dedi Betül üzgünce.
—Öyle deme abla! dedi Ümit yıkılmış bir şekilde. Hamit
öfkeyle yumruğunu sıktı.
—Desem de demesem de gerçek bu, dedi Betül gözleri
dolmuş bir şekilde. Güçlükle nefes almaya başlamıştı. Betül
108
acıyla yatağını sıkıyordu. Hamit gelip onun elini tuttu. Betül
acıyla onun elini sıktı. Ümit onun diğer elini tuttu.
—Abla, dayan, dedi Ümit. Betül kafasını halsizce salladı.
Ümit onun yeni açılan kesiklerine kremi sürmeye başladı.
Birkaç saat sonunda Betül aralıksız öksürmeye başladı.
—Abla, dayan, dedi Ümit acıyla. Sonra Hamit’e nefretle
baktı.
—Bu virüsü yapan ve çaldıran ben değilim! Bunun
sorumlusunu arıyorsan abime git ve böyle bak! dedi Hamit.
Betül gülümsedi.
—Senin yüzündendi! dedi Ümit onun üstüne yürüyüp.
—Ümit! Yeter! Ölürken de sizi kavga ederken görmek
istemiyorum, dedi Betül son gücüyle. Ümit üzgünce ona baktı.
—Üzgünüm. Ama o—Artık karar verin. Virüs yüzünden mi ölmek isterdiniz
yoksa birbirinizi öldürmek mi? Daha ne kadar didişeceksiniz?
Annem öldü, babam öldü, Defne öldü. Yakında ben de
öleceğim—Abla, öyle konuşma! dedi Ümit ağlayarak.
—Farkında değil misin? Gerçeği söylüyor, dedi Hamit
memnun olmamış bir şekilde. Ümit ona öfkeyle baktı.
—Bana hep “gerçekleri kabullen” demiyor muydun? Bu da
bir gerçek. Bırak da söylemek istediklerini, son sözlerini
söylesin, dedi Hamit gözlerinden yaşlar gelerek.
—Olgun olun. Ben de öldükten sonra gerçekte kimseniz
kalmayacak. Abim her zamanki gibi sadece işiyle ilgilenecek.
Bu virüsten dolayı bizlerin ölmesinden etkileneceğini
sanmıyorum. Artık sadece aileden biri olarak birbiriniz olacak.
Bunu bilin ve vaktinizi birbirinizle kavga ederek geçirmeyin.
Birbirinizin kıymetini bilin. Bundan böyle tartışmayacağınızı
bilerek ölmek benim için daha kolay olacak, dedi Betül
ağlayarak.
—Abla, nolur ölme! dedi Ümit feryat ederek.
109
—Abla, için rahat olsun, onunla kavga etmeyeceğim, dedi
Hamit. Betül rahatlamış bir şekilde gülümsedi ve gözlerini
acıyla kapattı.
—Ablaaaa! dedi Ümit ağlayarak. Sonra Hamit’e döndü.
—Neden? Neden ona öyle dedin? Bu yüzden öldü! dedi Ümit
ağlayıp Hamit’in giysisinin yakasını tutarak. Hamit ondan
kurtuldu.
—Benim dememle ölmedi. Sadece onun huzurla ölmesini
istedim! Görmüyor muydun? Anlamıyor muydun? O ben öyle
desem de demesem de ölecekti! dedi Hamit ağlayarak. Ümit
ona bir yumruk attı. Hamit ona karşılık verdi. Bir müddet
birbirleriyle dövüştükten sonra Hamit Ümit’e güçlü bir
yumruk atıp onu yere serdi. Ümit halsizce ağlamaya başladı.
Hamit öfkeyle Ümit’e baktı ve oradan uzaklaştı.
Ümit, ablasının ölüsüne sarılıp ağladı.
* * *
—Bu çocukla anlaşmam mümkün değil! dedi Hamit kanayan
dudağını silerek. Öfkeden kuduruyordu. Hamit odasında bir
müddet öfkeyle dolandıktan sonra aklına ablasının Defne
öldüğünde cenazesinin kalkması için aradığı insanlar geldi.
Odasından çıktı. Ablasının odasına çekinerek girdi. Ümit’i
odada görmeyi bekliyordu ama Ümit odada değildi. Betül’ün
telefonunu alıp kayıtlı numarayı aradı.
—Evet, bir gelişme mi var? dedi telefonu açan kişi. Hamit
üzgünce yere baktı. Sessizce durdu.
—Ben Hamit. Ablam ne yazık ki öldü, dedi ve sustu.
—Anlıyorum. Sizin durumunuzu kontrol etmek için hemen
oraya geliyorum, dedi ve telefon kapandı. Hamit üzgünce
ablasının ölüsüne baktı. Gözleri dolmuştu.
—Şimdi ben ne yapıcam? diye düşündü. Ablasının başında
beklerken kapı çaldı. Hamit kapıyı açmak için aşağıya inerken
Ümit’le karşılaştı. Ümit ona öfkeyle bakıp aşağıya indi ve
110
kapıyı açtı. Kapıyı açtığında karşısında doktor ve cenaze
ekibini görünce öfkeyle Hamit’e baktı. Adamlar içeri girdi.
—Bir de onları mı aradın? dedi Ümit öfkeyle. Adamlar
şaşkınlıkla onlara baktı.
—Yukarıda, dedi Hamit ve önden ilerledi. Ümit Hamit’e
sertçe baktı. Hamit onları Betül’ün odasına götürdü. Adamlar
onun ölüsünü kontrol etti. Sonra cenaze ekibi onu alıp
götürmeye kalktı. Ümit onları durdurdu.
—Ablamı götürmeyin! diye feryat etti. Hamit kendisiyle
savaşırcasına baktı. Ümit’i tuttu.
—Görevinizi yapın, dedi. Adamlar Betül’ü götürürken Ümit
Hamit’ten kurtulmaya çalışıyordu. Adamlar evden çıktıktan
sonra Hamit Ümit’i bıraktı. Ümit Hamit’e öfkeyle baktı.
—Ne kadar adisin! Ablamı götürmelerine izin verdin! dedi.
—Ablam yaşasaydı ve bizden biri ölseydi o düşünmeden
bunu yapardı! Defne’de de öyle yapmıştı! dedi Hamit sertçe.
Ümit Hamit’i iteleyip yere yıktı.
—Değersiz ağzına onların adını alma! dedi. Doktor ve
asistanı onlara baktı.
—Sizi muayene etmem gerek. Sizde de ilerleme var mı
bilmem gerek, dedi.
—Bilsen ne yapacaksın ki? diye bağırdı ikisi aynı anda.
Sonra birbirlerine sertçe baktılar.
—Bir ilerleme olursa fark edilirdi değil mi? Hiçbir şey yok.
Sadece en değersiz kişiyle aynı evdeyim o kadar! dedi Ümit ve
oradan uzaklaştı. Hamit ayağa kalktı.
—Gördüğünüz üzere bir şeyimiz yok, dedi. Doktor ve
asistanı birbirine baktılar.
Merdivenlerden inerken asistan:
—Adamlara bak! Ölecekler, son dakikalarında bile kavga
ediyorlar, dedi sessizce. Doktor ona susmasını işaret etti.
Hamit öfkeyle onlara baktı. Onların evden gidişini izledikten
sonra öfkeyle odasına gitti. Bilgisayarına öfkeyle baktı.
111
—Kimseyi kurtaramadıktan sonra bir hiçsin! İşe yaramaz!
diye bağırdı ve bilgisayarını yere attı. Büyük bir gürültü koptu.
Ümit odasında korkuyla baktı.
—İşe yaramazsın! Hiçbir şey yapamıyorsun! Ne Defne’yi
kurtarabildin ne ablanı! diye bağıran Hamit’ün sesini duydu.
Ümit tereddütle odasından çıktı. Hamit’in odasına doğru
yürüdü. Hamit hâlâ kendine kızmaya devam ediyordu. Ümit
Hamit’in odasının önüne geldi. Açık kapıdan içeri baktı.
Hamit odasındaki eşyaları devirmişti.
—APTAL ABİ! diye bağırdı Hamit ve yere yıkıldı. Sonra
ağlamaya başladı.
—Yaşamanın artık bir anlamı yok, dedi hıçkırarak. Ümit
üzgünce baktı. Bir adım attı.
—Ah! dedi acıyla. Hamit kafasını kaldırıp Ümit’e baktı.
—Neye bakıyorsun sen? Film mi izliyorsun? dedi Hamit
Ümit’in üstüne yürüyüp. Ümit acıyla sol elini tuttu. Hamit ona
yaklaştı. Kapıyı çarpıp örttü. Ümit ifadesizce kapıya baktı.
Sonra eline baktı. Elinin üzerinde derin bir kesik vardı ve
elinden yere kan damlıyordu. Üzgünce eline baktı.
Merdivenlere doğru yürüdü. Yukarı çıkan merdivenin en üst
basamağına kadar çıktı. Oturdu. Elini inceledi. Kesiğin
derinliğine bakınca midesi bulandı.
—Neden bu kadar çabuk? Bu kadar mı hızlı olmak zorunda?
dedi Ümit yıkılmış bir şekilde. Bir müddet düşünerek eline
baktı.
—Ablamla ve Defne’yle çok ilgilendim. Bu yüzden
hızlanmış olmalı. Bu yüzden bu kesikler çıktı. Sıra bende, dedi
ağlayarak. O sırada evde bir telefon sesi duydu. Bu Betül’ün
telefonuydu. Ümit meraklı bir ifadeyle aşağıya indi. Betül’ün
odasına gitti. Telefonun yanına gitti. Arayan Yalçın’dı. Ümit
ifadesizce telefonu eline alıp açtı.
—Betül! Haberlerde evinizden birinin öldüğünü söylediler!
Kim? Ne oldu? Kim öldü? dedi Yalçın panikle.
—Ben Ümit, dedi Ümit ifadesizce. Yalçın’dan şaşırdığını
belli eden bir ses çıktı.
112
—Ölen kişi Betül mü, Hamit mi? dedi Yalçın sonra acıyla.
—Üzgünüm. Ölen ablamdı. Ne kadar onun ölmesini hiç
istemesem de oydu, dedi Ümit ağlayarak. Yalçın telefonda
ağladı.
—Dayanmaya çalış Ümit. Acın büyük ama pes etme, dedi
Yalçın ağlayarak.
—“Yaşamanın artık bir anlamı yok.” Hamit abim öyle dedi.
Haklıydı. Onunla yaşamanın anlamı yok.
—Ümit, öyle deme. Betül böyle konuşmanı istemezdi.
Onunla anlaşmaya çalış. Birlikte yaşayabilirsiniz—Yaşamak istesem de bu mümkün değil. Üzgünüm. Seni de
üzdüm, dedi Ümit ve telefonu kapattı. Acıyla kanayan eline
baktı.
* * *
Hamit odasında bir müddet ağladıktan sonra ayağa kalktı.
Öfkeyle odasından çıktı. Yerdeki kandamlalarını görmeyip
onların üstüne basarak hızlıca Defne’nin odasına gitti. Onun
resim defterini ve boyalarını alıp odasına geçti. Kâğıdın bir
yüzüne
“Olmasını en çok istediğim şey”
yazdı. Sonra kâğıdın diğer yüzüne Necati’nin yüzünü çizdi.
Onun yüzünün çevresi kesiklerle doluydu ve bu virüsün
etkileri onda görülüyordu. Hamit resmi tamamladıktan sonra
telefonuyla fotoğrafını çekti. Kararmak üzere olan havaya
camdan şöyle bir baktı. Evin önündeki gazetecileri görünce
sinirlendi ve camdan uzaklaştı. Bir müddet odasında durdu.
Giden asistanın dediği sözler aklına geldi.
—Adamlara bak! Ölecekler, son dakikalarında bile kavga
ediyorlar.
113
Betül’ün kavga etmemeleri konusunda söyledikleri aklına
geldi.
—Yeter! Ölürken de sizi kavga ederken görmek istemiyorum.
Artık karar verin. Virüs yüzünden mi ölmek isterdiniz yoksa
birbirinizi öldürmek mi? Daha ne kadar didişeceksiniz?
Annem öldü, babam öldü, Defne öldü. Yakında ben de
öleceğim. Olgun olun. Ben de öldükten sonra gerçekte
kimseniz kalmayacak. Abim her zamanki gibi sadece işiyle
ilgilenecek. Bu virüsten dolayı bizlerin ölmesinden
etkileneceğini sanmıyorum. Artık sadece aileden biri olarak
birbiriniz olacak. Bunu bilin ve vaktinizi birbirinizle kavga
ederek geçirmeyin. Birbirinizin kıymetini bilin. Bundan böyle
tartışmayacağınızı bilerek ölmek benim için daha kolay
olacak.
—“Abla, için rahat olsun, onunla kavga etmeyeceğim.” Ona
için rahat olsun, deyip böyle davranmamalıyım. Haklı. Artık
Ümit’ten başka kimsem yok, dedi ve evde onu aramaya
başladı. Aradı, taradı. Üst katta onu bulamadı. Merdivenden
aşağıya inmeye başladı. En sonunda onu merdivenin
tırabzanına yaslanmış, güçlükle ayakta dururken buldu.
—Ümit, iyi misin? dedi Hamit onun kolundan tutup. Ümit
onu eliyle uzaklaştırdı.
—Uzak dur benden! dedi sertçe.
—Hadi ama! Biraz sakinleş! dedi Hamit onun kolunu tekrar
tutup.
—Sana uzaklaş, dedim! dedi Ümit ve Hamit’e sertçe baktı.
Yüzünde küçük küçük kırmızı lekeler çıkmıştı ve yüzünde
büyük bir tane kesik vardı. Ümit halsizce biraz ilerledi.
—Ümit, yüzün, dedi Hamit şok olmuş bir şekilde.
—Uzaklaş, yoksa sende de süreç hızlanacak, dedi Ümit.
Hamit ona üzgünce baktı.
—Yardım etmek istiyorum-
114
—Yardım edemezsin! Defne ve ablamla çok fazla ilgilendim.
Süreç bu yüzden hızlandı.
—Hayır, vakti geldiği içindi. Dayan. Abim bizi düzeltmenin
yolunu bulacak. O zamana kadar dişimizi sıkalım, olur mu?
dedi Hamit umutla ve Ümit’e yaklaştı.
—Her şey yoluna girecek. Bundan kurtulup yaşayacağız.
Abim ilacı bulana kadar sabret. Tamam mı? dedi Hamit
ağlayarak.
—Abim ilacı bulamayacak ama buna inanıp dayan. Ben
inanmasam da sen inanıyorsun. Ne olur, bir tek sen kaldın. Sen
de gitme, diye düşündü Hamit acıyla. Ümit gözleri dolmuş bir
şekilde ona baktı.
—İnanmadığın şeyi bana söyleme! Necati abimin ilaç
bulmayacağını ikimiz de biliyoruz! Hem ne zamandan beri
benimle ilgilenir oldun? dedi Ümit ağlayarak.
—Kardeşimle aramı düzeltmek istiyor olmaz mıyım?
Endişelenme. Her şey geçecek, dedi Hamit ve gülümsedi.
—Dinlenmelisin, dedi Hamit. Ümit’in kolunu omzuna attı.
Birlikte merdivenlerden indiler. Ümit’in yürüyecek hali yoktu.
Birlikte birkaç adım yürüdüler. Ümit acıyla inledi.
Pantolonuna kan lekesi hızlı bir şekilde yayıldı. Bir iki adım
atmıştı ki Ümit hareket edemedi.
—Daha fazla yürüyemiyorum. Senin de gücün gitti. Buraya
uzansam da olur, dedi Ümit. Hamit onu yere oturttu. Oturma
odasına gidip koltuğun minderlerini getirdi. Ümit’i onların
üzerine oturttu. Sonra onun yanına oturdu.
—Şimdi daha iyi misin? dedi Hamit ilgiyle. Ümit kafasını
salladı.
—Doktoru aramalıyım, gelip seninle ilgilensinler, dedi
Hamit. Ümit onun kolunu tuttu.
—Gerek yok. Ablamı düzeltebildiler mi ki? Tek yaptıkları işe
yaramayacağından emin oldukları ilaçları vermek. Defne ve
ablamdan kalanları kullanırım. Hiç kimseyi arama, dedi.
—Haklı. Bir şey yaptıkları yok, diye düşündü Hamit ve
kafasını salladı.
115
—O zaman ben yiyecek bir şeyler getireyim, dedi Hamit ve
mutfağa gitti. Bir şeyler ısıttı. Ümit’e verdi. Ümit güçlükle
yemeğini yerken Hamit de kendi yemeğini yedi. Ona ilaçlarını
verdi. Ümit ilaçlarını içtikten sonra Hamit de kendi ilacını içti.
Sonra kremi çıkardı. Ümit’in pantolonunun paçasını sıyırdı.
Kesiği elinden geldiğince temizleyip oraya krem sürdü. Onun
yüzüne baktı.
—Neden yüzünde kırmızı lekeler çıktı? Hastalığın belirtileri
arasında bu yoktu, dedi Hamit kafası karışmış bir şekilde.
—Alerjiden olmalı, dedi Ümit halsizce.
—Alerji ilacını da getireyim, dedi Hamit ve yukarı çıktı.
Ümit’in ilacını alıp geldi. Ümit ilacını içti. Bir müddet sessizce
durdular. Saat iyice ilerlediğinde Hamit Ümit’e baktı.
—Yukarı çıkabilir misin? Deneyelim mi? dedi. Ümit kafasını
iki yana salladı.
—“Kesik sinire denk gelirse felç” Sanırım öyle oldu.
Ayağımı kıpırdatamıyorum, dedi Ümit üzgünce. Hamit
korkuyla baktı.
—Ben burada yatarım. Sen odana git, dedi Ümit güçlü rolü
yaparak. Hamit endişeyle ona baktı.
—Sen burada yatarsan ben de burada yatarım, dedi ve
yukarıdan yastık ve yorganlarını getirdi. Yastığı Ümit’in
kafasının altına koydu. Ümit’in üzerini örttü.
—“Evin hasta çocuğu olarak virüs Hamit’ten kurtulup
sağlıklı bir şekilde yaşayabilecek misin?” Necati abim böyle
demişti, dedi Ümit dalgın bir şekilde. Hamit hareketsizce
kaldı.
—Babam ölmeseydi Necati abimin kasıtlı olarak virüsü
yaydığını söylerdim, dedi Ümit üzgünce.
—Çok düşünüyorsun. Dinlenmene bak. İyi geceler, dedi
Hamit ve gidip lambayı söndürdü.
Ertesi gün Hamit uyandığında Ümit’i kontrol etti. Yüzündeki
kırmızı lekeler küçülmüştü. Ateşi de yoktu. Hamit rahatlamış
bir şekilde mutfağa gitti. Çorba getirdi. Ümit’in yanına
döndüğünde Ümit uyanmıştı.
116
—Uyanmışsın. Ben de yemek getirdim, dedi Hamit. Ümit
canı acıyan bir yüz ifadesiyle ayağa kalkmaya çalışıyordu.
Hamit elindeki eşyaları bir kenara koydu.
—Sorun ne Ümit? dedi onun yanına gelip.
—Tuvalet! Tuvalete gitmem gerek! dedi Ümit panikle
sallanarak. Hamit Ümit’in koluna girip onu kaldırdı. Onu
tuvalete götürdü. Tuvalet işi bitince ellerini yıkayıp onu geri
getirdi. Hamit onun önüne yiyeceği koydu. Birlikte
yemeklerini yediler. İlaçlarını içtiler. Bir müddet sonra Ümit
kusmaya başladı. Hamit onun kusmasını korkuyla izledi.
Sonra kalkıp kusmukları temizledi. Halsizce Ümit’in yanına
oturdu.
—Denk mi geldi yoksa mide iflası mı? dedi Hamit içinden.
Ümit saate baktı.
—Defne’de de ablamda da kesiklerin çıkmasından öldükleri
ana kadar geçen süre aynıydı. Bende de öyle olacak diye
düşünmüştüm ama olmadı, dedi Ümit anlamayarak.
—Yaşaman gerekiyor da ondan, dedi Hamit güçsüzce. Ümit
ona dikkatle baktı.
—Sen iyi misin? dedi. Hamit ona gülümseyerek baktı.
—İyiyim! Sen de iyi olmaya bak, dedi Hamit. Ümit kafasını
halsizce salladı.
* * *
Akşamleyin Hamit yemeği ısıtıp getirdi. Ümit yemekten
yedi. İlacını içti. Kesikler küçülmüştü ve yeni bir kesik
oluşmamıştı.
—Düzelme var gibi, dedi Hamit neşeyle. O sırada Ümit
kusmaya başladı. Hamit onun yüzüne endişeyle baktı. Ümit
ağzının kenarını sildi.
—Hiç de öyle görünmüyor. Sanırım midem. Midem de iflas
etti, dedi Ümit gözleri dolmuş bir şekilde. Hamit ona üzgünce
baktı.
117
—Neden bütün belirtiler sende çıkıyor ki? dedi öfkeyle. Ümit
ona baktı.
—Evin hasta çocuğu olduğum içindir, dedi ifadesizce.
—Onu kasteden kim? Niye bende bir şey yokken sende
böyle? Ne yapalım? Gerçekten mide iflasıysa ne yiyeceksin?
dedi Hamit düşünerek.
—Bilmiyorum. Belki serum. Ama gerçekten mide iflası da
olmayabilir, dedi Ümit ve öksürdü. Hamit korkuyla ona baktı.
Sonra kusmukları temizledi. Ümit tekrar kusarsa diye bir kova
getirip onun yanına koydu. Ümit tekrar öksürdü ve acıyla
nefes aldı. Hamit Ümit’in alnına elini koydu.
—Ateşin var, dedi. Ümit kafasını salladı.
—Beklenilen bir şey, dedi halsizce. Hamit Ümit’in ateşini
düşürmek için uğraştı. Uzun uğraşların sonunda onun ateşini
düşürdü. Ümit ondan sonra uyudu. Hamit yorgun bir şekilde
oraya hazırladığı yatağa uzandı.
—Neden bende bir şey yok? Var da ben mi göremiyorum?
diye düşündü.
* * *
Ertesi gün Hamit Ümit’le ilgilenmeye devam etti. Yemekten
sonra bulaşıkları mutfağa götürdü. O sırada karnında bir acı
hissetti. Eşyaları masaya zor koydu. Derin derin nefes aldı.
Bluzunu kaldırıp karnına baktığında derin kesiği gördü.
Mutfaktaki rulo peçeteyi uzunca kopardı. Kalın olacak bir
şekilde katladı ve karnına koydu.
—Ümit fark etmemeli. Sonra etkilenir, dedi ve bluzunu geri
örttü. Mutfaktan çıktı.
—Ben çok terlemişim. Gidip üzerimi değiştireceğim. Sana da
bir şeyler getireyim. Üstün başın battı, dedi Hamit. Ümit’in
kustuğu çarşafı katlayıp dürdü. Onu alırken onun yanındaki
kremi de içine katıp yukarı çıktı. Odasına gitti. Kremi çıkardı.
Kesiğin üzerine sürdü. Bluzunu değiştirip Ümit’in odasına
gitti. Onun dolabından birkaç giysi, banyodaki dolaptan da bir
118
çarşaf alıp aşağıya indi. Ümit’in üzerini değiştirmesine yardım
etti.
İkindiye doğru Ümit’in öksürmeleri artmıştı. Yüzü gittikçe
kızarıyordu. Hamit elini onun yüzüne değdirdi.
—Ateşin çıkmış. Şimdi düşürürüz, dedi Hamit ve Ümit’in
ateşini düşürmek için ıslattığı bezleri onun vücuduna koydu.
Birkaç saat geçmesine rağmen Ümit’in ateşi düşmemişti.
Akşam olduğunda Ümit terden sırılsıklam olmuştu. Nefes
almakta güçlük çekiyordu. Halsizce çevreye bakıyordu.
—Korkmaya başladım. Ateşin düştüğü yok. Devam
etmeliyim. Onun ateşini düşürmeliyim, dedi Hamit içinden.
Ümit’in üzerindeki bezleri aldı. Islatıp getirdiği bezi onun
alnına koydu. Ümit bezi alıp uzağa fırlattı.
—Ümit? dedi Hamit şaşkınlıkla.
—Benimle ilgilenme! Öhö! Bunu istemiyorum! dedi Ümit
sertçe.
—Ama ben istiyorum! dedi Hamit kararlılıkla ve bezi alıp
yeniden yıkadı. Tekrar Ümit’in alnına bezi koydu.
—İşe yaramayacak. Daha önce gördün. Öhö öhö. Ablamda
ve Defne’de işe yaramadığı gibi bende de işe yaramayacak,
dedi Ümit hüzünle.
—Hemen pes etme, dedi Hamit ve gülümsedi.
—Kendini kandırma. Biraz sorumluluk sahibi ol. Gerçeği
kabullen. İkimiz de biliyoruz ki ikimiz de burada öleceğiz.
Öhö öhö. Bu virüs ortaya çıktığından beri sana hep kızdım.
Öhö. Seninle hep kavga ettim. Seni hep suçladım. Öhö öhö.
Aslında başından beri biliyordum ama yine de öyle demek
işime gelmişti. Çocukçaydım. Şimdi gerçeği söyleyeceğim.
Öhö öhö öhö. Şunu bil: bu virüsün oluşturulması ve yayılması
senin suçun değildi. Öhö öhö öhö. Defne da, ablam da senin
yüzünden ölmedi, dedi Ümit Hamit’e ciddiyetle bakıp. Hamit
üzgünce yere baktı.
—Sende de kanamalar başladı. Öhö. Fark ettim, dedi Ümit
güçlükle nefes alarak. Hamit parmaklarındaki kesiklere baktı.
—Ümit, ben… Boş ver, dedi ve sustu.
119
—Söylemek istediğini söyle. Öhö. Bir daha fırsatın
olmayabilir, dedi Ümit anlayışla. Hamit derin bir nefes aldı.
—Senin gibi bir kardeşim olduğu için mutluyum. Önceden
senden nefret ettiğimi düşünürdüm ama şimdi anlıyorum ki
herkesten daha çok sana değer veriyormuşum. Sadece anlaşma
tarzımız kavga etmekmiş. Seninle saçma sapan şeyler için
tartışıp birbirimize girdik. Ama aslında sen benim sadece
düzgün biri olmamı istiyordun, değil mi? Bu evde benim
iyiliğimi isteyen beni düşünen tek kişi sendin, dedi Hamit
ağlayarak. Ümit ona anlayışla baktı.
—Senin gibi bir abim olduğu için ben de mutluyum. Öhö.
Artık senin sorumluluk sahibi olduğunu biliyorum. Gerçekten
çabalıyorsun. Öhö öhö. Bunun için seninle gurur duyuyorum,
dedi Ümit.
—Dayanmaya çalışalım. Buradan kurtulalım ve babam,
ablam ve Defne için daha iyi bir hayat sürelim. Onlar için de
yaşayalım, dedi Hamit. Yüzünde ter damlaları vardı. Ümit
kafasını salladı.
—Öyle yapalım, dedi üzgünce. Birkaç saat sonra acıktıkları
için Hamit yemek getirdi. Ümit yemeğini yemek için kaşığı
eline aldı. Kaşık elinden kaydı. Halsizce tekrar kaşığı eline
aldı. Azıcık çorba doldurup kaşığı kaldırdı. Kaşık çorba
kesesinin yanına düştü. Ümit üzgünce kaşığa baktı. Hamit
Ümit’e baktı. Birden göğsünde bir acı hissetti. Önemsemedi.
Hamit kendi yemeğini kenara koydu ve Ümit’in yemeğini
eline aldı. Kaşığı alıp Ümit’e bir lokma yedirdi. Ümit üzgünce
ona baktı.
—Hamit abi, göğsün, göğsünde kan var, dedi Ümit ve
öksürdü. Hamit göğsüne üzgünce baktı. Sonra kararlılıkla
baktı.
—Önemli değil, dedi ve bir kaşık daha Ümit’e uzattı. Ümit
halsizce elini Hamit’in eline yaklaştırdı. Hamit hemen onun
elini tuttu.
—Önemli. Senin de ateşin çıkmış, dedi. Hamit kafasını iki
yana salladı.
120
—Yemeğini ye. Sonra kendime bakacağım, dedi. Ümit
kafasını salladı. Bir lokma yemek aldı. Öksürmeye başladı.
Sonra kustu. Hamit ona kusması için kovayı verdi.
—Ümit, beni korkutuyorsun, dedi Hamit içinden. Endişeyle
ona baktı. Aldığı bir bezle Ümit’in üzerine sıçrayan
kusmukları temizledi.
—Daha fazla yiyemeyeceğim. Öhö öhö. Kendinle ilgilen,
dedi Ümit. Hamit üzgünce baktı. Kendi yemeğinden birazcık
yedi. Yemek tabaklarını halsizce bir kenara koydu. Bir kovaya
su doldurup getirdi. Ümit’in alnındaki bezi ıslatıp Ümit’in
alnına koydu. Bir bez daha getirip ıslattı ve onu da kendi
alnına koydu. Birkaç saat sonra Ümit aralıksız öksürmeye
başlamış, Hamit’in ise yüzünde küçük çaplı kesikler olmuş ve
ateşi dinmez olmuştu.
—Dayan Ümit, dedi Hamit halsizce. Ümit birkaç kez daha
acı acı öksürdü. Sonra acıyla kalbini tuttu.
—Hamit abi, kalbim sıkışıyor, dedi acıyla. Sonra Ümit’in
sesi kesildi. Hamit halsizce onun kalbini dinledi. Ses yoktu.
Güçsüzce ona kalp masajı yapmaya çalıştı. Ümit hareket
etmedi. Hamit birkaç kez daha güçsüzce kalp masajı yaptı.
Sonra pes etmiş bir şekilde kenara çekilip duvara yaslandı.
—Ne yazık ki bir kez daha haklı çıktın, dedi Hamit ve
ağlamaya başladı.
—Kendinden küçük birinin ölmesi çok acı veriyor, dedi
Hamit boğuk bir sesle ağlayarak.
* * *
Bir müddet sonra Hamit halsizce Ümit’e baktı. Onun ağzının
çevresindeki kana gözü takıldı. Anlamsızca çevreye bakındı.
Cebinden telefonunu halsizce çıkardı ve Yalçın’ı aradı. Yalçın
üzgünce telefonu açtı.
—Birinin daha öldüğünü söylemek için mi aradın? dedi
acıyla. Hamit acı acı öksürdü.
121
—Onun için aramadım. Sadece abimdense sen daha güvenilir
biri gibi geldin. O beni bir virüs gibi gördüğü için bu virüsü
yaptı. Ama sen benim iyi biri olduğumu biliyorsun. O yüzden
senden bir ricam olacak. Öhö öhö! dedi Hamit.
—Hamit iyi misin?
—Çok zamanım kalmadı. Bunu hissediyorum. Ümit yanımda
öldü. Bir tek ben kaldım, dedi Hamit acıyla gözünü kısıp.
—Ümit öldü mü? dedi Yalçın ve ağlamaya başladı.
—Amacım seni üzmek değildi. Öhö öhö. Beni iyi dinle.
Daha önce gittiğim bir yer vardı. Oraya virüs bulaşmadı.
Adresi sana vereceğim. Oradaki resimler…. Öhö öhö! Hepsini
ben çizdim. Lütfen onları yay. Benim bu dünyaya katkım
sadece bu virüse isim verilmesi olmasın. İnsanlar Hamit adını
duyunca akıllarına virüs dışında bir ressamın olduğu gelsin.
Olur mu? Senden ricam bu. Yapabilir misin? Bu senden ilk ve
son ricam, dedi Hamit ve öksürme krizine girdi.
—Kusura bakma. En son aşamalarda böyle oluyor. Öhö öhö.
Yapmak istemezsen sorun değil ama. Sonuçta—Yapıcam Hamit. Yerini söyle, dedi Yalçın kararlılıkla.
Hamit gülümsedi ve adresi ona verdi.
—Anahtarı kapıcıdan al. Kapıcıya mesaj yollayacağım, sana
zorluk çıkarmasın diye, dedi Hamit ve öksürdü.
—Dayan Hamit, olur mu? En azından sen yaşa, dedi Yalçın
üzgünce.
—Denerim. Elimden geldiğince. Öhö öhö. Resimleri istersen
dağıt istersen sat. Satarsan parasını istediğin şeye harca.
—Hamit, bu önemli değil şimdi. Dayanmaya çalış! dedi
Yalçın yalvarırcasına.
—Teşekkür ederim. Görür görmez benim gerçek karakterimi
anladın. Öhö öhö. O gün öyle kaba davrandım ve sana
“yalaka” dedim. Öhö öhö. Üzgünüm.
—Önemli değil. Ben seni biliyorum.
—Sana güveniyorum, dedi Hamit ve telefonu kapattı.
Kapıcıya yakın bir tarihte Yalçın adında birinin gelip tüm
resimleri alacağını, ona oranın anahtarını vermesini söyleyen
122
bir mesaj attı. Halsizce telefonunu yere koydu. Üzgünce
Ümit’e baktı. Birkaç saat geçmişti ki Hamit’in yüzü
renksizleşmişti.
—Acıktım, dedi halsizce. Ayağa kalkmaya çalıştı. Ayaklarını
hareket ettiremedi. Pantolonuna bulaşan kan lekelerine
üzgünce baktı. Çaresizce yanındaki yarım bırakılmış yemek
tabaklarına baktı. Elini uzattı. Kaşığı halsizce eline aldı. Eli
tutmadı ve kaşık uzağa fırlayıp gitti. Diğer kaşığa elini uzattı.
Kaşığı tuttu. İçine yemek koydu. Ağzına götürdü. Yemekten
bir lokma aldı ve öksürdü. Öğürüp yediği yemeği kustu. Bu
sırada elindeki kaşık uzağa fırladı. Hamit halsizce ağzının
kenarını sildi.
—Birinin yardımına muhtacım ama kimse yok, diye
düşündü. Halsizce Ümit’e baktı. Hamit’in terden saçları
ıslanmış, yüzüne yapışmıştı.
—Birlikte ablam ve Defne’nin yerine de yaşayacaktık.
Sözünde durmadın, dedi halsizce. Uzun süre Ümit’e baktı ve
bir süre sonra gözlerini kapatıp uyumaya başladı.
Sabah olmuştu ki evde bir telefon sesi duyuldu. Bir süre
çalıp sustu. Yukarı kattan Betül’ün telefonunun çalma sesi
duyuldu. Sonra o da sustu. Ümit’in telefonu çaldı. Hamit
güçlükle uyandı. Ümit’in cebindeki telefona doğru elini
götürdü. Telefon sustu. Kendi telefonu çalmaya başladı. Hamit
uykulu gözlerle telefonuna baktı. Necati’nin aradığını gördü.
Elini güçlükle telefonuna götürdü, halsizce telefonu açtı.
Parmağıyla hoparlör ayarına getirdi.
—Sonunda! Kimi arasam açmadı. Anti virüsü hazırladım.
Yola çıktılar. Biraz dayanın olur mu? Diğerlerine de bunu
söyle, dedi Necati telaşla. Hamit acı acı öksürdü.
—Kimse sana söylemedi, değil mi? Ne haber baktın öhö öhö
ne de gönderilen sesli mesajları dinledin, dedi Hamit ve
halsizce öksürdü.
—Hamit, iyi misin?
—Değilim. Ablam, Defne ve Ümit öhö öhhö hepsi öhö öhö
öldüler. Tebrikler, bulmuşsun. Ama bizi kurtarmak için çok
123
geç. Üzgünüm. Öhö Öhö. O kadar dayanabileceğimi
sanmıyorum.
Bizi kurtaramadın belki ama diğerlerini
kurtaracaksın.
—Şu halde bile yalan mı söylüyorsun? dedi Necati sert bir
şekilde. Hamit buruk bir şekilde gülümsedi.
—Gerçek bu, dedi ve öksürdü.
—Hamit! Dayanmaya çalış! Pes etme! Birazdan ilaç gelecek.
—Üzgünüm. Pes ettiğimden değil. Gerçek bu. Öhö öhö öhö
öhö. Abi, bir daha virüs bulduğunda onun anti virüsünü
bulmadan insanlara yayma. Olur mu? dedi Hamit.
—Tamam. Ama dayanmak zorundasın.
—Bu arada virüsün adını öhö öhö ona benim adımı
vermişsin. Hoş değil! Adını değiştir. Öhö öhö öhö öhö.
—Sen bilgisayarımı mı kurcaladın? Kim izin verdi sana?
dedi Necati sertçe.
—İzne ihtiyacım yok. Öhö. Sonunda senin hayata katkının ne
olduğunu öğrendim. Öhö öhö. Onu da ben olmasam
bulamıyormuşsun ya, dedi Hamit alaycı bir tonla.
—Hamit! dedi Necati sinirle.
—Katkın aileni öldürecek virüsü yapmaktı. Öhö öhö. Bu
arada benim de hayata katkım vardı. Öhö öhö. Bu virüs değil!
Öhö öhö öhö öhö! Ben resim çiziyordum. Benim de iyi
yaptığım öhü öhü şeyler vardı. Ben—Hamit, kendini yorma.
—Zaten yorgunum. Öhö öhö sadece şunu söylememe izin
ver. Öhö öhö öhö. ÖHÖ ÖHÖ ÖHÖ! Ben değersiz ve sorun
yaratan biri değilim. Öhö öhö. Ben iyi bir insanım. Öhö öhö.
Bunu öldüğümde insanlara söyle.
—Sen ölmezsin. Telefonu kapatıyorum. Daha fazla konuşup
kendini yorma, dedi Necati. Hamit telefonu kapatmaya
çalışırken acıyla kalbini tuttu. Yanağında yeni bir kesik oluştu.
Oradan akan kandamlaları Hamit’in boynuna damlalar halinde
damlıyordu. Hamit halsizce Ümit’in cesedine baktı.
124
—Kendinden küçük birinin ölmesi can yakıyo, değil mi? dedi
ve gözlerini kapattı. Kapının zili çaldı. Açan olmadı. Tekrar
zile basıldı.
—Hamit, Ümit, iyi misiniz? diye bir ses duyuldu. Kapı
yumruklandı.
—Belki de kapıyı açamayacak kadar kötü olmuşlardır, dedi
biri bir müddet sonra. Kapıyı kırıp içeri girdiler. Yerde
birbirine yaslanmış yatan iki kardeşi buldular. İçlerinden biri
hemen onların durumunu kontrol etti.
—Yaşıyorlar! dedi heyecanla.
—Onlara ilacı verip hastaneye kaldırmalıyız, dedi diğeri.
Hemen onlara ilaçtan enjekte ettiler.
* * *
Yalçın üzgünce evde oturuyordu. Açık televizyonda virüsle
ilgili gelişmeler anlatılıyordu. Birden son dakika haber girdi.
—Sevgili izleyiciler, bir son dakika haberi için Nilgün’e
bağlanıyoruz. Evet Nilgün.
—Şu anda ünlü iş adamı Mithat Demirci’nin evinin
önündeyiz. Evden Mithat Bey’in oğulları evden dışarı
çıkarılıyor, dedi muhabir. Yalçın ekrana ilgiyle baktı. Her yanı
kanlı olan Hamit ve Ümit sedyelerle ambulansa kaldırılıyordu.
—İkisi de yaşıyor. Aldığımız bilgilere göre öldürücü Hamit
virüsünün tedavisi bulundu. Şu anda ikisine bu tedavi
uygulanmak üzere en yakındaki devlet hastanesine
kaldırılıyorlar. Virüsün tedavisinin bulunması bu virüsten
etkilenenler için bayram sevinci gibi. Şu anda açık kapıdan
içeri giriyoruz. Evdeki durumu size göstermek istiyorum, dedi
muhabir ve eve girdi. Yalçın rahatlamış bir şekilde gülümsedi.
—Yaşıyorlarmış. Kurtuldular, dedi neşeyle. Ekrana baktı.
Ekranda yerlerdeki kanlar ve kusmuk izleri gösterildi.
—Gördüğünüz gibi burada böyle bir ortamda virüse karşı
savaş vermişler. Her yerde kan lekeleri bariz görülüyor. Şimdi
üst kata çıkıyoruz, dedi muhabir ve yukarı çıktı.
125
—Bu ne yapıyor? Yaptığı hiç etik değil! dedi Yalçın öfkeyle.
Muhabir koridora çıktığında yerlerdeki kan lekelerini gösterdi.
Açık olan odanın kapısından içeri girdi.
—Bu oda çok kötü dağılmış! Sanırım içlerinden biri burada
bayılmış ve eşyaları devirmiş. Şu bilgisayara bakın bir!
Bilgisayar kırılmış, dedi muhabir.
—Burayı bu şekilde görmek çok acı verici. İnsanın içi
buruluyor. A, bu da ne? dedi muhabir ve yatağın üzerine
atılmış bir kağıt parçasını eline aldı. Kameraya resmi gösterdi.
—Görülen o ki biri resim yapmış. Kim? Alttaki imzasına
bakayım: Hamit. Virüsle aynı isimdeki biri bu resmi yapmış.
Görüldüğü gibi virüsten ölmüş birinin resmi bu. Oldukça iyi
çizilmiş, dedi muhabir. Kameramanın sesi duyuldu.
—Ne? Arkasında bir yazı mı var? dedi muhabir ve resmi
çevirip yazıya baktı.
—“Olmasını en çok istediğim şey”. Nedense bunu istemiş?
Kimin bu şekilde ölmesini istemiş acaba? Kim olduğunu
henüz bilmiyoruz. Gelişmelerle karşınızda olacağız…
Yalçın televizyonu kapatıp hastaneye gitti. Hastanede Hamit
ve Ümit’in bulunduğu kısmı arayıp buldu. Yoğun bakımda
onların makineye bağlanmış hallerine üzgünce baktı.
—Biraz dayanın, dedi sessizce. Koridorda Necati öfkeyle
yürüyordu. Yalçın’ı görünce sertçe ona baktı. Hızlı adımlarla
ona yaklaştı. Onu kolundan tuttu.
—Gazetecilerin buraya girmesi yasak! Polis çağırmadan
çektiğin resimleri ver ve buradan git! dedi sertçe. Yalçın ona
şaşkınlıkla baktı.
—Ben gazeteci değilim, dedi.
—Ben de inandım!
—Ben onların arkadaşıyım. Televizyonda onların
yaşadıklarını duyunca buraya geldim. Onların durumunu
merak ettim, dedi Yalçın. Necati ona alaycı bir şekilde baktı.
—Ümit’in arkadaşıyım, deseydin inanırdım ama Hamit’in
arkadaşı olman mümkün değil! dedi Necati ve onu çekiştirdi.
126
—Hamit düşündüğün gibi kötü biri değil! O kendince bir
şeyler yapmaya çalışıyordu! Kimse bunu fark etmiyor diye
evin kötü çocuğu muamelesine uğramayı hak etmiyor! dedi
Yalçın öfkeyle.
—Onun hakkında ne düşündüğümüzü biliyor gibisin, dedi
Necati.
—Babası için parasını sömüren biriydi. Utanç kaynağıydı.
Necati için virüsten başka bir şey değil. Bu yüzden bu virüsün
adı Hamit. Betül onun için endişeleniyordu ama onun hayatını
değiştiremeyeceğini düşündüğü için çabalamıyordu. Defne ‘ye
göre iyi bir abiydi. Ümit onunla didişip dursa da amacı onu
korumaktı. Hamit bile kendisinin kötü biri olduğuna
inanıyordu. Hem sen kimsin ki beni buradan atmaya
çalışıyorsun?
—Ben Necati’yim. Onların abisi, dedi Necati. Yalçın
şaşkınlıkla baktı.
—Onların durumu ne? dedi merakla. Necati derin bir nefes
aldı.
—İkisi de bitkisel hayatta. Virüsün en son aşaması.
Makinelere bağlı yaşayabilirler.
—Ya ilaç? İlaç bunu düzeltmez mi?
—Bilmiyorum. Düzeltebilir de düzeltmeyebilir de. Bu kadar
dayanıklı bünyelerinin olduğunu tahmin etmemiştim. Ama
Ümit’in durumu daha ciddi. Madem onların arkadaşısın
bilmende sorun yok. Ümit’in kurtulma ihtimali çok zayıf.
—Ne kadar zayıf? dedi Yalçın endişeyle.
—Binde bir, dedi Necati ifadesizce. Yalçın üzgünce Ümit’e
baktı.
—O, o bin kişiden biri olabilir. Buna inanmak istiyorum,
dedi üzgünce. Necati derin bir nefes aldı.
—Umarım öyle olur. Çünkü ilacı Hamit’i kurtarmak için
yapmadım. Onun yaşayıp Ümit’in ölmesi yazık olur, dedi
Necati. Yalçın ona şaşkınlıkla baktı.
—Aslında ilacı bulduğumu söylemek için Hamit’i
aradığımda onun söylediklerine bir kere bile inanmadım.
127
Benim moralimi bozmak için diğerlerinin öldüğünü söyledi
diye düşündüm. Kendince rol yaptığına inandım. Ama ilk defa
doğru söylemiş. Gerçekte ilacı Hamit’e vermek istemiyordum.
Aptal son dakika bile beni çileden çıkardı! Ama ilacı ona
vermemem daha büyük bir soruna sebep olurdu. Bu yüzden
ona ilacı verdim, dedi Necati bıkkın bir şekilde. Yalçın öfkeyle
ona baktı.
—Hamit dün akşam beni aradı ve benden bir şey rica etti.
Ben onun dediğini yapmalıyım. Oraya benimle gelmen gerek
diye düşünüyorum, dedi Yalçın. Necati ona baktı.
—Senden ne yapmanı istedi?
—Hayatında yaptığı iyi şeyleri yaymamı istedi.
—O iyi bir şey yapabiliyor muymuş? Merak ettim şimdi!
Seninle geleyim bari, dedi Necati alaycı bir ifadeyle.
—Sorun olmaz mı? Burada kardeşlerinin başında durmak
istemez misin? dedi Yalçın şaşkınlıkla.
—Ben olsam da olmasam da durum aynı olacak, dedi Necati.
Yalçın öfkeyle ona baktı.
—Gidelim, dedi. Birlikte Hamit’in verdiği adrese gittiler.
Kapıcıya durumu söylediler.
—Hamit Bey demişti zaten. Onu bu sabah televizyonda öyle
görünce çok üzüldüm. O iyi bir çocuk. Neyse ki ilaç verildi de
yaşayacak. Öleceğini düşünmüş olmalı ki böyle bir şey yaptı,
dedi kapıcı üzgünce ve anahtarı onlara verdi. Yalçın kapıyı
açıp içeri girdi. Necati onun peşinden burnunu tutarak içeri
girdi.
—Burası tiner kokuyor, dedi.
—Çünkü o resim yapıyordu. Bunlar onun yaptığı resimler,
dedi Yalçın ve resimlere baktı. Necati resimlere ifadesizce
baktı.
—Demek resim yaptığını söylediğinde de doğru
söylüyormuş, dedi Necati. Yalçın resimleri tek tek hayranlıkla
inceliyordu.
—Çok yetenekli biri, dedi ve bir resmi eline aldı.
Arkasındaki yazıyı okudu. Sonra diğer resimlere de baktı.
128
—Her resme bir isim vermiş ve hepsinin ismini arkasına
yazmış, dedi Yalçın ve Necati’ye baktı.
—Bu güneş sistemi resminin adı Defne’ymiş. Onun
çevresinde hepiniz döndüğünüz için bu ismi vermiş olmalı. Şu
resme bak! Şelale yukarı doğru akıyor. Adı neymiş? “Cennetin
Kapısı”, dedi Yalçın şaşkınlıkla.
—Kapı falan yok! Bu ne saçmalamış? dedi Necati ve ilerledi.
Devasa büyük bir tablonun önüne gelip tabloya şaşkınlıkla
baktı. Yalçın tabloya yaklaştı.
—Bu sizin resminiz, dedi.
—Ailemizin resmini çizmiş. Neden? dedi Necati.
—Bilmem. Bir şekilde size değer verdiği aşikâr, dedi Yalçın.
Necati üzgünce tabloya baktı.
—Hepsi öldü. Değer verdiklerim. Bu tabloyu görmek beni
üzdü. Kendimi yalnız hissettim, dedi Necati ağlayarak. Yalçın
elini onun omzuna koydu.
—Daha ikisi ölmedi. Yalnız değilsin. Onlara inan.
Yaşayacaklar. Bakalım bu tablonun adı neymiş? “Ailem”dir
değil mi? Başka ne olabilir? dedi Yalçın ve tabloyu çevirip
arkasına baktı.
—Oooo! Çok uzun bir adı var, dedi. Necati’yle birlikte
tabloyu ters çevirip duvara dayadılar. Tabloda resimdeki
kişilerin arkasına isimlerini yazmıştı. Sonrasında o kişilerin
adlarının altına kendisiyle ilgili düşüncelerini yazmıştı.
—“Ben: Bence iyi biriyim. Defne: Eskiden benimle uğraşsa
da sanırım iyi bir abi. Ümit: Hep kavga ettiğim kişi. Sadece
biraz sorumluluk sahibi olmasını isterdim. Ablam Betül: Onun
için endişeleniyorum. Bir hayatı olacak mı? Annem: Sen iyi
bir evlatsın. Seni doğurduğum için mutluyum. Babam: Sorunlu
bir evlat. Olmasa daha iyiydi. Varlığı yük. Abim Necati: İşe
yaramaz biri. İnsanın hayatını sömüren bir virüs.” dedi Yalçın
ve Necati’ye baktı. Necati öfkeyle resme baktı.
—“Benim hakkımda böyle düşünen ve hiç bu şekilde bir
araya gelemeyen ailem”, dedi Yalçın. Sonra aşağıda kocaman
yazan “Yalnızlık” yazısına baktı.
129
—Tablonun adı bu olmalı: Yalnızlık. Onun bu ailede
hissettiği şey, dedi Yalçın üzgünce. Necati öfkeyle baktı.
—Herkesin böyle düşündüğünün farkındayken kendine çeki,
düzen vermemesi kendi hatası! Bu tür saçmalıklarla vaktini
harcayacağına düzgün bir adam olmaya çalışmalıydı.
Biliyordum! Burayı görünce bir kez daha emin oldum! O ilacı
Hamit’e vererek ilacı israf ettim! dedi Necati. Yalçın öfkeyle
Necati’ye yumruk attı. Necati yere düştü. Gözlüğü yere
savruldu.
—Hamit haklıymış. Hep düşünmüştüm. Abisi yaşadığı halde
neden ondan değil de benden bunu istedi diye. Sana
güvenmemekte haklıymış! Ona virüs muamelesi yapıyorsun
ama gerçekte bir virüs kadar tehlikeli olan kişi sensin! Bunlara
hep övündüğün kendin sebep oldun! Değer verdiğin insanları
kendin öldürdün! Yaptığın virüse Hamit’in adını koydun,
sanki o öldürmüş gibi gelse de aileni sen öldürdün! dedi
Yalçın bağırarak. Necati umursamaz bir şekilde ayağa kalktı.
Gözlüğünü alıp gözüne taktı.
—Onları öldüren ben değilim! Ben sadece virüsü yaptım! Bu
kadar saçma düşünüp konuşabilmenden anlaşılıyor. Görünüşe
göre sen de Hamit gibi işe yaramaz birisin! dedi ifadesizce ve
binadan çıktı. Yalçın resimlere baktı.
—İçin rahat olsun Hamit, bunları yayacağım. İnternette
resimlerini görmeyen kalmayacak. İyileştikten sonra ister
satarsın ister kendinde tutarsın, dedi Yalçın kararlılıkla. Sonra
şövalyede duran küçük tabloya yaklaştı. Karanlık geceyi
aydınlatan ayın resmine içinde hüzünle baktı. Tabloyu tek
eliyle çevirip arkasına baktı.
—Yalçın. Bu tablonun adı bu mu? Sence ben karanlığı mı
aydınlatıyorum? dedi Yalçın buruk bir şekilde gülümseyip.
Sonra telefonunu çıkardı. Bütün tabloların tek tek resmini
çekti. Adlarını çektiği fotoğraf sırasıyla bir kâğıda yazdı.
Sonra kapıyı kilitleyip oradan çıktı. İnternette bir sosyal
paylaşım sitesine girdi.
130
“Şu anda Hamit virüsünden etkilenmiş olan iki arkadaşım
tedavi olmak üzere hastanede. İçlerinden birinin benden en
son istediği şey resimlerini dünyaya duyurmamdı. Şimdi
burada onun yaptığı resimleri paylaşacağım”
yazdı. Tek tek resimleri siteye yükledi.
—Endişelenme Hamit. Uyandığında resimlerinin ne kadar
ünlendiğini göreceksin, dedi Yalçın umutla.
* * *
Bir odada Hamit makinelere bağlı olarak yatıyordu.
Makinelerde görülen değerleri çok zayıftı. Başında Ümit
ayakta bekliyordu. Hamit gözlerini güçlükle açıp çevreye
bakındı.
—Sonunda! Ben de seni bekliyordum, dedi Ümit
gülümseyip. Yalçın odada bir koltukta uyuyakalmıştı. Hamit
çevreye şaşkınlıkla baktı
—Ümit! Yaşıyorsun! dedi sevinçle doğrulup. Ümit
gülümsedi.
—Seni bekledim abi. Diğerlerinin bizi beklediği gibi, dedi.
Hamit şaşkınlıkla baktı.
—Diğerleri? dedi.
—Gitmeliyiz, dedi Ümit ve ileriye baktı. Hamit üzgünce
baktı.
—Öldük, değil mi? dedi Hamit buruk bir şekilde. Ümit
gülümsedi.
—Hayır. Bizi bekleyen sonsuz bir hayat var. Daha iyi bir
hayat. O yüzden gitmeliyiz. Vaktimiz geldi, dedi. Hamit bir
süre sessizce durdu.
131
—Geri dönme ihtimalimiz yok, değil mi? dedi. Ümit kafasını
salladı.
—Yeterince çabaladık, dedi. Hamit yatağından çıktı. Ümit
onun omzuna elini koydu. Onlar parlayan bir ışığa doğru
giderlerken odada bir bip sesi duyuldu.
SON
132
133
134
Esma Koç: 1988 yılında Konya’da doğdu. Öğrenimini Selçuk
Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda Turizm ve
Otel İşletmeciliği bölümünde 2007 yılında tamamladı. 2011 yılında
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde İnsan Kaynakları
Yönetimi bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
İşletme bölümünü 2013 yılında tamamladı.
Eserleri;
Vâris ve Koruyucuları (2009)
Saybırfoniksler (2010)
Kalbe Yolculuk (Ekim 2010)
Emunatoron/ 0—GXCM (2011)
Emunatoron/ Emunatoron Şövalyeleri (Nisan 2011)
Umudunu Kaybetme (Mayıs 2011)
AN. KA. BER. (Haziran 2011)
Babamı Ararken (2013)
Melih ve Saltık (Ağustos 2013)
Beyaz Tavşan (Mart 2014)
135
136
Download

anlatılmaz yaşanır