TORBA YASADAN (6518 SAYILI) ÇIKAN
HUKUKA AYKIRI BAZI SORUNLAR-2
Nihat Tarımeri
Sosyal Hizmet Uzmanı
ÖZEL SOSYAL HİZMET KURULUŞLARI VE AYKIRILIKLAR
DURUM :
1- İnternetle ilgili düzenlemelerin yer alması nedeniyle kamuoyunda internet yasası olarakta adlandırılan 6.2.2014 tarihli
ve 6518 sayılı torba niteliğindeki kanun 19 Şubat 2014 tarihli Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.Toplam
126 maddeden oluşan kanunun başlığının AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ
HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN olmasına rağmen kısmende olsa sadece 14 ve 31 maddeleri arasında Aile ve
Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) nın uygulamalarına da yönelik yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır. TBMM de yasalaşma
konusunda tercih edilen yöntem açısından hukukun temel ilkelerinden biri olan “DÜRÜSTLÜK İLKESİNE” aykırı olduğu da
öngörülebilecek bu yasal düzenlemeler arasında özel sosyal hizmet kuruluşlarıyla ilgili hukuksal ve teknik açıdan sorunlar
içeren bazı düzenlemelerin var olduğu da diğer aykırılıklarla birlikte görülmektedir.
AÇIKLAMALAR
Yasal Durum
2- Bunlardan biri de bu Kanunun 19 uncu maddesinde 2828 sayılı “Sosyal Hizmetler Kanunu”nun da yapılan yeni yasal
düzenleme olup uygulamaya yönelik ek bir madde eklenmiştir.
Bu madde aynen şu şekildedir.
“MADDE 19 – 2828 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Darüşşafaka Cemiyeti hariç olmak üzere özel sosyal hizmet kuruluşlarının kapasitelerinin yüzde üçü, Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığınca tespit edilecek kişilerin ücretsiz yararlanması için ayrılır.”
(Bilindiği gibi ; 24 .5.1983 tarihinde kabul edilip 27.5.1983 tarihli Resmi Gazete de “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Kanunu” başlığıyla yayınlanıp yürürlüğe giren 2828 sayılı Kanunun başlığında yer alan “Çocuk Esirgeme Kurumu”
3.6.2011 tarihli 633 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameyle ve kurumsal yapısıyla kaldırılmıştır.)
Dolayısıyla 2828 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine yapılan ek bu düzenlemeyle aynı kanunun 9 ve 34 üncü maddesiyle
kurulabileceği öngörülen sosyal hizmet kuruluşlarıyla ilgili kapasitelerinin Bakanlık tarafından diğer bir deyimle
“İdare/Yürütme” tarafından belli bir oranda kullanılacağı yönünde bu kuruluşlara genel
vergi uygulaması dışında
finansal içerikte ayrı bir yasal yükümlülük getirilmiştir.
3- Bu nedenden dolayı 2828 sayılı kanunun “Kurumun görevleri” başlıklı 9 uncu maddesinin (g) fıkrasına bakıldığı takdir de
bu maddenin 1.7.2005 tarihli ve 5378 sayılı kanunun 28 inci maddesinde yapılan değişiklikle en son hali şu şekildedir.
“(Değişik: 1/7/2005-5378/28 md.) Kuruma bağlı olanlar dışında kurulacak sosyal hizmet kuruluşlarının, özel eğitim ve
rehabilitasyon hizmeti verenler hariç olmak üzere açılış iznine, her türlü standartlarına ve işleyişlerine ilişkin esasları,
varsa ücret tarifelerini tespit etmek, onaylamak, denetimini yapmak ve bu esaslara uymayanların faaliyetlerini
durdurmak.” dır.
Kurum ve 3.6.2011 tarihli 633 sayılı Kanun Gücündeki Kararnameyle oluşturulan ASPB 'lığı ; halen MEB kapsamında açılan
özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri dışında kurulacak olan sosyal hizmet kuruluşlarının açılış izinleri,her türlü
standartlarını ,işleyişleriyle ilgili esasları ,ücret tarifelerini onaylamayı ve denetlemeleri vede bunlara uymayanların
faaliyetlerinin durdurulması konusunda kuruma verilen görevi aynen devam ettirmiştir.
4-Gene aynı kknunun “Açılış izni ve standartlar” ile ilgili yeni düzenlemenin de yapıldığı 34 üncü maddesinde ise
Kurum/Bakanlık dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek kişiler ve özel hukuk tüzelkişilerce bu Kanun kapsamına
giren sosyal hizmet kuruluşlarının kurulmasına, teşvik edilmesine ve açılış izinlerinin verilmesine, varsa ücret tarifelerinin
tespitine ilişkin usul ve esaslar ile bu kuruluşların hizmet ve personel standartları bir yönetmelikle düzenlenleyeceği vede
sosyal hizmet kuruluşlarını kuranlar ve işletenlerinde bu yönetmelik hükümlerine uymakla yükümlü oldukları öngörülmüştür.
Bu öngörüyle de “Kurum/Bakanlık” dışında kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerce
“sosyal hizmet kuruluşlarının” kurulması benimsenmiştir.
4) Bu kapsamda “Kurum/Bakanlık” dışında öngörülen bu nitelikteki özel sosyal hizmet kuruluşlarıyla ilgili yönetmelikler de
yayınlanmıştır.:
* Bunlardan birisi “Özel Huzurevleri ile Huzurevi Yaşlı Bakım Merkezleri Yönetmeliği'” dir. Bu yönetmelik 07.08.2008
tarihli ve 26960 sayılı Resmi Gazete yayınlanmıştır.Bu yönetmeliğin “Ücret Tespiti” ile ilgili (27 /7) inci maddesinde “
Her kuruluş kapasitesinin en az %5’i oranında ücretsiz yaşlı bakmakla yükümlüdür. Ücretsiz bakılacak yaşlılar İl
Müdürlüğünce belirlenir.” şekilde de bir düzenleme yer almaktadır.
*Diğer bir yönetmelik ise “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ve Özel Çocuk Kulüpleri Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkındaki
Yönetmelik” dir. 8.10.1996 tarihli 22781 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan bu yönetmeliğin “Ücretsiz Bakımla” ilgili 27
inci maddesi “İl Müdürlüğü kuruluşların kapasitelerine göre en az iki çocuk olmak üzere % 5 ücretsiz kontenjan kullanılır.
Bu sayı, kuruluşun kapasite sayısı haricinde kullanılır.” şeklindedir. Ayrıca İl Müdürlüğünün bu ücretsiz kontenjanı
belirleyen esasları öngörülürken ücretsiz olarak yerleştirilen çocukları bakmayı kabul etmeyen kuruluşlar hakkında 28 inci
madde hükümleri uygulanacağıda öngörülmüştür.”Teftiş ve denetim” başlıklı bu maddenin (c ) fıkrasının (7) bendinde
bakılması gereken oranda ücretsiz çocuğa bakılmaması kuruluşun geçici olarak durdurulma için de bir yaptırım maddesi
olarak öngörülmüştür.
* Başka bir yönetmelik ise “Bakıma Muhtaç Özürlülere yönelik özel bakım merkezleri yönetmeliği” dir. 16. 08.2013 tarihli
ve 28737 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanıp yürürlüğe girmiştir.Yönetmeliğin “ Merkeze bakıma muhtaç engelli bireyin
ücretsiz veya indirimli kabülü” başlıklı 53 üncü maddesi ise “ Merkez, uygun görmesi hâlinde bakıma muhtaç engelli birey
ile yapacağı sözleşme dâhilinde ücretsiz veya indirimli olarak bakım hizmeti verebilir. Bu durumda sözleşmenin sureti il
müdürlüğüne gönderilecek müracaat dosyasına konur. Bu madde kapsamında yapılacak müracaat ve işlemler, 51 inci
maddede belirlenen usullere göre gerçekleştirilir.Merkez hizmet verdiği bakıma muhtaç engelli birey sayısının yüzde üçü
oranında Bakanlıkça tespit edilecek engelli bireyleri ücretsiz kabul eder.” ” şeklindedir.
* Gene bu kapsamda yayınlanan diğer yönetmelik ise 4.Eylül 2012 tarihli ve 28401 sayılı Resmi Gazete “ Gerçek kişiler ve
özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca açılacak aile danışma merkezleri yönetmeliği” dir. Bu
yönetmeliğin “sunulacak hizmetlerle ilgili” 21 inci maddesinde yapılan düzenlemeylede Aile Danışmanlığı hizmeti veren bu
merkezlere ücretsiz ek hizmetler öngörülmüştür.Bu madde de şu şekildedir. “ (1) Merkezde ailelere yönelik psiko-sosyal
hizmetler ile belli bir ücret karşılığı hizmet verebileceği öngörülen aile danışmanlığı hizmetlerinin yanı sıra, görev alanıyla
ilgili ücretsiz ve katılımı serbest olan seminer, konferans ve benzeri programları farklı aylarda yılda en az dört kez
düzenlemek zorundadır. Ayrıca aile haftası gibi hizmet alanı ile ilgili özel gün kutlamalarına uyumlu programlar düzenlerler.
(2) Ücretsiz programlar, her yıl Ocak ayında merkez tarafından planlanarak hangi gün veya günlerde yapılacağı Şubat ayı
sonuna kadar il müdürlüğüne yazılı olarak bildirilir. Program tarihinde bir değişiklik yapılması halinde durum il müdürlüğüne
on beş gün önceden yazılı olarak bildirilir.(3) Ücretsiz düzenlenecek programlarda, uygun olması halinde mekân tahsisi
konusunda il müdürlüğünün imkânlarından faydalanılabilir.” denmektedir.
Sayısal durum
5.Bu yönetmelikler bağlamında hem Kurum/Bakanlık ve hemde Kurum / Bakanlık denetim ve vesayetinde özel sosyal hizmet
kuruluşu şekinde hizmet veren kuruluşlarla ilgili Bakanlık web sayfasında yayınlanan sayısal verilere göre durum şu
şekildedir.
Huzurevleri
* Bu verilere göre Türkiye' de yaşlılara hizmet veren toplam kuruluş sayısı (297) dir. Bunun (107) si Bakanlık
kuruluşudur. Geriye kalanın (130 ) u özel huzurevidir. Dernek ve vakıflara ait huzurevi sayısı ise (31) dir.(Muhtemelen bu
sayının içinde yer alan ikisi yapılan düzenlemeyle ayrıcalık getirilen Daruşşafaka Cemiyetine ait olup bu kuruluşlarda özel
bir ücret ödeme modeli uygulamaktadır.) Belediyelere ait olan ise (21) dir.Tüm bu kuruluşların toplam kapasitesi ise (24
194) olup (19 596) yaşlı bakılmaktadır.Bakanlık tarafından işletilen huzurevlerinin kapasitesi (11 717) dir ve (10 692) yaşlı
bakılmaktadır. Kuruluş başına ortalama kapasitesi (110) olup kapasite kullanım oranı ise (% 92) dir.Hizmetten yararlanma
ise belirlenen bir ücrete bağlı olup uygun görülenler için ücretsiz bakım hizmeti de verilmektedir.Özel huzurevlerinin
toplam kapasitesi ise (6 422) dir .Ortama kuruluş kapasitesi (50 ) dir.Bu huzurevlerinde (4 495) yaşlı bakılmaktadır.( %
70) bir oranda kapasitenin kullanıldığı görülmektedir.Dolayısıyla özel huzurevlerinde bakanlık huzurevlerine karşın % 30
oranında atıl bir kapasite bulunmaktadır.Buna rağmen yapılan düzenlemeyle Bakanlığın 192 kişi için bu kuruluşlardan ek bir
ücretsiz kapasite kullanması söz konusu olmaktadır. Bu ise en azından 50 kapasiteli 4 huzurevine eş değerdir.
(http://www.eyh.gov.tr/tr/8448/Turkiyede-Yaslilara-Hizmet-Veren-Kuruluslar) Bu arada örneğin bir 20 kapasiteli özel
huzurevi için 200.000 TL civarında mülk dışında bir yatırım ihtiyacı söz konusu olmaktadır. Yönetmelik kapsamında
öngörülen bir yaşlının aylık bakım maliyeti ise en az 1.000 TL dolayındadır.Buna işletme kar ettiği takdirde % 40 vergi de
gider olarak eklenmelidir.Bu durum Bakanlık tarafından verilen hizmet ve doluluk oranı birlikte değerlendirildiğinde
ortada bazı yerlerde haksız bir rekabetin olduğu bazı yerlerde ise bu doluluğa parelel talep fazlalığına dayalı bir durum
da söz konusu olabilmektedir.
Kreş ve Gündüz Bakımevleri
* Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Şubat/ 2014 sayısal verilerine göre Bakanlıga bağlı Kreş ve Gündüz Bakım evi
bulunmamaktadır. Özel Kreş ve Gündüz Bakımevi sayısı ise (1 673)dür. Bu kuruluşların toplam kapasiteleri (109 674)
dür. Ortalama kuruluş kapasitesi (65) çocuktur.Bu kuruluşlardan ise ancak (54 232) çocuk yararlanmaktadır. Kullanılır
kapasiteleri (% 49) dur. Ayrıca (1 792) çocuk yönetmeliğe bağlı olarak ücretsiz bu hizmetten yararlandırılmıştır.Yapılan
düzenlemeyle Bakanlık bu kuruluşlardan 3.290 çocuk için ücretsiz hizmet alacaktır. Bu ise ortalama 65 adet 50 kapasiteli
bir kuruluşa eşittir. (Bu verilerde belediyeler,işyerleri ve kamu kurumları tarafından açılmış olan kuruluşlarla ilgili ayrıntılı
bir bilgi yer almamaktadır.)
(http://www.cocukhizmetleri.gov.tr/upload/Node/10542/files/Aralik_Istatistikler.pdf)
Engelliler ile ilgili bakım evleri
*Diğer bir sayısal veri engellilere verilen hizmetlerle ilgilidir.Bu verilere göre Bakanlığa bağlı Bakım rehabilistasyon ve
Aile Danışma Merkezleri sayısı (84) dür.Bu kuruluşların toplam kapasitesi ( 5 282) dir. Kuruluş ortalama kapasitesi
(62)dir.Özel bakım evi sayısı ise (180) olup bu kuruluşların toplam kapasiteleriyse (12 889) dir.Ortalama kapasiteleriyse
(72) dir.Bu kuruluşlara Bakanlık bir ücret ödemenin yanı sıra ayrıca (386) kişi içinde yapılan düzenleme sonucu ücretsiz
bakım
hizmeti
alması
sağlanmıştır.Bu
ise
50
kapasiteli
7
kuruluşla
eş
değerdir.
(http://www.eyh.gov.tr/tr/html/8124/Ozel+Bakim+Merkezleri)
6- Halen düzenlenen yönetmelik kapsamında faaliyet gösteren özel aile danışma merkezi sayılarıyla ilgili her hangi bir
veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu veriler bağlamında görüleceği gibi Bakanlığın yanı sıra tercih edilen model
bağlamında sosyal hizmetlerle ilgili bazı hizmetler kaynağı vergi verenlerce karşılanan kamu kaynağıyla Bakanlık /İdare
tarafından karşılanmaktadır. Gene buna paralel düzenlenen yönetmelik ve vesayet kapsamında gerçek ve tüzel kişilerinde
kendi özel sermayeleri ve girişimcilikleri vede üstlendikleri risklerler bağlamında yaptıkları yatırım sonucu oluşturulan
kuruluşlar tarafından bazı sosyal hizmetlerin verildiği de görülmektedir. Arz ve talebe bağlı bir hizmet sunumu ve alımı
niteliği ve özelliğindeki bu hizmetler içinde kreş ve gündüzlü çoauk bakım hizmetinin tamamı kişilerin yatırımlarıyla
verilen bir hizmet olup atıl kapasitenin yüksekliği ise dikkat çekicidir.Özellikle günümüzde kadın istihdamının
desteklenmesi vede üç çocuk sahibi olmanın önerilmesi açısından da oldukça önemli bir ihtiyacın Bakanlık tarafından
karşılanması veya bu yönde bir model geliştirilmesi yerine yapılan düzenlemeyle ortaya koyduğu bu yöntem bu açıdan da
ayrıca tartışılması gereken bir durum yaratmaktadır.Bu durum huzurevlerindeki durum için de geçerlidir..
7-Toplumsal sosyo- ekonomik gelişmeye ve buna bağlı gelişen yoksunluklar için de gelir durumuna bağlı sosyal hizmetlere
ihtiyaç sürekli olarak artmaktadır.Gelir dağılımındaki adaletsizlik ise ihtiyaç duyulan hizmetleride farklılaştırmaktadır.
Arz ve talepte çeşitlenebilmektedir.Bu hizmet alanı buna bağlı olarak sadece yoksullara veya ekonomik yoksunluk içinde
olanlara kamu kaynaklarıyla veya hayırseverlik/yardımseverlik kapsamında verilen bir hizmet özelliğinde olmayıp aynı
zamanda çeşitli gelir gruplarına yönelik hizmetlerde toplumsal bir ihtiyaç olmaktadır.Bu gelişime bağlı olarak bu artan
ihtiyaca yönelik bir model de Sosyal Devlet , yerindelik ve gönüllük (subsidiarite) ilkesine dayalı olarak önemli bir ihtiyaç
olmaktadır. Dolayısıyla bir taraftan çocuk dahil bireylerin toplumsal ve sosyal korunmaları açındandan sosyal adaletin de
sağlanmasına yönelik başta iç hukukun bir parçası olan Avrupa Sosyal Şartı kapsamında bir hak olarak verilmesi gereken
barınma , bakım dahil sosyal hizmet yöntemlerinin uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır..Bu yükümlüğün yerine getirilmesi
için de bir hizmet modelinin geliştirilmesi ihtiyacı dolayısıyla daha da artmaktadır.Son yapılan düzenleme aslında bu
ihtiyacı daha da arttırmaktadır. Diğer yandan sosyal dayanışmayı ve gönüllüğü de içeren ve aynı zamanda bu alanda da var
olan arz ve talebe dayalı diğer sektörlerde olduğu gibi girişimcilik ve yatırım bağlamında özel teşvik uygulamaları veya
vergi kolaylıklarının getirilmesini gerekli kılan bir durum da söz konusudur.Bu gereklilik; tercih edilen ekonomik model
içinde önemlidir. Örneğin bu amaçla kamu yararını gözeten ve bu yönde desteklenen STK larla birlikte kar amacı gütmeyen
şirketlerde uygulamanın ve sistemin içinde yer alabilmelidir.Hayrıseverliğin yanı sıra zekat gibi dinsel kurumsal
uygulamalarında dünyevileşmesi ve de pozitif hukuksal sisteme uyumu da sağlanmalıdır. Kamu kaynaklarıyla yürütülen
ancak buna rağmen “İdare” tarafından keyfi bir şekilde uygulamasına zemin hazırlayan “sosyal yardım” adındaki
uygulamada yeni den teknik olarak yapılandırılmalıdır. Dolayısıyla bu alandaki bu ihtiyaca yönelik genel önlemler ve bir
konsept oluşturmak vede asıl önemlisi bu konuda yaşanan yapısal vede kavramsal sorunları öncelikle çözmek yerine ve
buna ek olarak yatırım açısından her hangi bir kamusal destek verilmemesine rağmen “salma” yöntemi gibi genel vergi
uygulamasının dışında ek bir vergi salma yönteminin yapılan son düzenlemede tercih edilmesi de hem teknik hem hukuksal
hemde ekonomi politikaları açısından da tartışmalı ve sorun içeren bir durumun varlığını ortaya koymaktadır.Hem adil
olmayan hemde siyasi olarak benimsendiği ileri sürelen rekabete dayalı serbet piyasa ekonomisi yaklaşımıyla da bir çelişki
ortaya çıkmaktadır..Özellikle de ekonomik yoksunluk içinde olanlara yönelik “İdari” bir yükümlülük kapsamında yerine
getirilmesi gereken bu görevin ise hukuksal bir zorlama ve baskı ile paylaşılmasının (el konulmasının) hedeflenmesi ve
bunun için “İdare” nin de yetkilendirilmesi
ayrı bir
tartışmalı ve değerlendirlemesi gereken bir durum da
yaratabilmektedir.
DEĞERLENDİRME
8- 2828 sayılı Kanunun “Açılış izni ve standartları” ile ilgili 34 üncü maddesinin uygulamasına yönelik 6518 sayılı Kanunun
19 uncu maddesin de “özel sosyal hizmet kuruluşları”nın kapasitelerinin yüzde üçünün Bakanlık tarafından ücretsiz
kullanımıyla ilgili ortaya çıkan durum/durumlar hem 2828 sayılı Kanunun ilgili 9 üncü maddesi ve daha önce yayınlanan diğer
maddelerle birlikte değerlendirildiğinde öngörülen bu uygulamayla ilgili hukuksal ve teknik bazı sorunların var olduğu
düşünülebilinir.
9- Öncelikle ; düzenlemenin yapıldığı 2828 sayılı Kanunun başta tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesi değerlendirildiği
takdirde “özel sosyal hizmet kuruluşlarının” hangi nitelik ve özellikleri içermesi konusunda bir tanımın var olmadığı
görülmektedir. Görüleceği gibi “Tanımlar”la ilgili (3) üncü maddesinin (f) fıkrasında “Sosyal hizmet kuruluşları”; bu
Kanunun amacına ve belirtilen esaslara uygun faaliyette bulunan kuruluşlar olarak öngörülmüştür. Kanunun Birinci
maddesinde Kanunun “Amaç” ının ; korunmaya, bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk, özürlü, yaşlı ve diğer kişilere
götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları ile
faaliyet ve gelirlerine ait esas ve usulleri düzenlemek olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla korunmaya,bakıma veya yardıma
muhtaç aile,çocuk,özürlü ve diğer kişilere yönelik sosyal hizmetlerin verilmesini öngören kuruluşlar bu bağlamda “sosyal
hizmet kuruluşu” olarak öngörülmüştür..Ancak bunların içinde hangi nitelik ve özellikteki kuruluşların “özel sosyal hizmet
kuruluşları” olduğu konusunda somut bir açıklık bulunmamaktadır.
10- Fakat açılış izni ve standartların belirlenmesiyle ilgili yeni bir düzenlemenin yapıldığı 34 üncü maddenin birinci
paragrafında “Kurum/Bakanlık” dışında kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerce “sosyal
hizmet kuruluşlarının” kurulabileceği benimsenmiştir. Bu ayırıma bağlı olarak ise Kurum/Bakanlık tarafından amaçta
belirtilen ihtiyaç gruplarına yönelik kaynağı vergi verenlerce karşılanan kamu kaynaklarıyla kurulabilecek olan sosyal
hizmet kuruluşlarının yanı sıra gene kaynağı vergi verenlerce karşılanan kamu kuruluşlarının da sosyal hizmet kuruluşlarını
kurabilecekleri kabul edilmiştir. Ayrıca finansal kaynağı kendi olanak ve yöntemleriyle karşılayan gerçek kişiler ile özel
hukuk tüzel kişilerinde düzenlenen yönetmelik koşullarını yerine getirmeleri ve idarenin bu yöndeki denetimini kabul etmek
koşuluyla sosyal hizmet hizmet kuruluşlarını kurabileceği de kabul edilmiştir. Bu kuruluşların bu yönde bazıları doğal
olarak kar amaçlı da olabilirler veya hayırseverlik ve/veya yardımseverlik bağlamında kar amacını gütmeyebilirler.Bir
işletme kapsamında da değerlendirilecek bu kuruluşların işletme maliyetleri ve buna dayalı risk veya zararlarının da
kendilerince karşılanması gerekmektedir.Hizmet alan ile veren arasında bir sorun oluştuğu takdirde çözümün yeri idari
hukuk yerine adli hukuk üzerinden almaktadır. Bu bağlamda finans kaynağı ve teknik uygulama açısından kanunda her
hangi bir tanım olmadığı için Bakanlık dışında kurulan hangi sosyal hizmet kuruluşlarının özel sosyal hizmet kuruluşları
olduğu konusunda tam bir açıklık bulunmamaktadır.
11- Ayrıca; Daruşşafaka Cemiyeti dışında Kanunda tanımı yapılmamış “sosyal hizmet” kuruluşlarının kapasitesinin yüzde
üçünün Bakanlıkça tespit edilecek kişilerin ücretsiz yararlanmasının bu şekilde öngörülmüş olması ve yaptırım açısından
da yetkili kılınmasıyla ortaya çıkan bu durumun Bakanlığın görevleri arasında olup olmadığı açısından da değerlendirilmesi
gerekmektedir. Çünkü; aynı Kanunun “Kurumun/ Bakanlığın” görevleriyle ilgili 9 uncu maddesin de belirtilen görevleri
arasında genel vergi uygulaması dışında ek finansal ve uygulama açısından önemli sonuçlar doğurabilecek ücretsiz
kullanımla ilgili böyle bir yetkiyi kullanabilmesi yönünde bir görevin öngörülmediği de görülmektedir.Sadece ,kuruluşların;
açılış izni, her türlü standart ve işleyişlerine ilişkin esaslar, varsa ücret tarifelerini tespit etmek, onaylamak, denetimini
yapmak ve bu esaslara uymayanların faaliyetlerini durdurmak görev olarak öngörülmüştür.Bu bağlamda bu görevlendirme
standartlar dahil bir hizmetin özelliği ve niteliğiyle ilgili konuların hizmet alan açısından olması gereken hususlardır.
Aslında hizmet alanı korumaya yöneliktir.Bunun ötesi ise işletmenin /kuruluşun kendi iç işleyisi ve kendi “özel” alanıyla
ilgili hususlardır. Kazanç üzerinden verilmesi gereken genel verginin ve gönüllüğün dışında işletme açısından finansal
sonuçları doğuracak bir yükümlülüğü öngören böyle bir düzenlemeyle aslında bu alana ve işletmenin karlılığı gibi hususlara
kamusal açıdan müdahale edilebilinmektedir.İşletmelerin yüzde üçü diğer bir deyimle hiç bir bedel ödenmeden
“KAMULAŞTIRILMAKTADIR “. Kuruluşu/işletmeyi maliyet olmak üzere bir çok açıdan da riske sokabilmektedir. Veya
kendi “iradesi” dışında bir risk veya zarar oluştuğu takdirde bunun sorumluluğuna da “kamulaştırmadan” dolayı ortak
olabilmektedir.Dolayısıyla olağandışı kamusal /toplumsal ihtiyaç dışında öngörülecek bir ihtiyaç için “İdare” tarafından
ücretsiz bir yararlanmaya/kamulaştırmaya yönelik özel alanlara kamusal müdahale etme olanak ve yetkisi de bu şekilde
sağlanabilmektedir.Hukuksal açınadan da özellikle ayrı bir sorun oluşabilmektedir.
12-Ayrıca ; yetki konusunda ki bu belirsizlikler yeniden düzenlenmesi gereken mevcut yönetmeliklere de
yansımıştır.Kurumunun/Bakanlığın bu kuruluşlarda ücretsiz kullanımı oranın belirlemesinde bir standartın olmadığı da bu
konuda yayınlanan yönetmeliklerde açıkça görülmektedir.Bu oran bazı yönetmelikte yasal bir dayanak olmadan yüzde üç
olarak belirlenmiştir. Bazılarında ise yüzde beş olarak belitilmiştir..Bu oran; bazılarında kuruluşun izin verilen kapasitesine
, bazısında ise hizmet verdiği kişi sayısına göre belirlenmiştir. Dolayısıyla düzenlemenin yapıldığı Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihe kadar görevli olunmayan bir konuda Kanunda öngörülmeyen bir yetkinin kullanımı söz konusudur. Böyle bir yetki
ve dayanak olmadan bu yöndeki uygulamanın yönetmelikle belirlenmiş olması da ortaya başta Anayasa olmak üzere hukuka
aykırı bir durumu yaratabilmektedir.Denetim ve buna dayalı olarak oluştulan kapatma yetkisiyle de bu aykırılık keyfi bir
uygulamaya da dönüşmüştür.Toplumdaki hukuksal hak aramayla ilgili alışkanlık, ürkeklik ve kapatma baskısı ve tehdidine
dayalı kamu gücünün keyfi bir kullanımı sonucunda oluşabilecek finansal mağduriyetler ve de hukuk güvencesindeki
zayıflıklarda bu keyfiliği desteklemiş olabilir. Muhtemelen bu konuda alınan hukuksal bir karar ve buna bağlı olarak
Daruşşafaka Cemiyetinin kapsam dışında bırakan
son bu düzenlemenin bu aykırılığı ve yasal boşluğun kısmende olsa
giderilmesini hedeflediği düşünülebilinir.Ancak gene de “özel sosyal hizmet kuruluşlarının” hangi kuruluşlar olduğu
konusunda bir tanım eksikliği ve görevle ilgili mevcut düzenlemenin bu hedefi yetersiz kılmaktadır. Bakanlığa ücretsiz
kullanımla ilgili kapasiteye bağlı belirlenen bu yüzde üçlük oranıyla ilgili oluşturulan (kamulaştırma) yetkinin aynı kanunun 9
uncu maddesinde görev ile ilişkisini de hala açıklığa kavuşturamamaktadır.Bu aykırılık aynen devam etmiştir.
13-Aslında yapılan bu düzenlemeyle Bakanlık/İdare genel vergi sistemin dışında ek bir vergilendirme biçimi olan “salma “
uygulamasını yöntem olarak tercih etmiştir.Aynı zamanda bir “kamulaştırma” yapmaktadır. (Not 1)Böyle bir tercihte
örneğin yasa yürürlüğe girdiği zaman
tüm kapasitesi dolu olan
sosyal hizmet kuruluşlarının durumuda belli
değildir.Oluşturulan bu yükümlülük bağlamında ya ek bir yatırım yapmak zorunda kalabileceklerdir..Yada hizmet alan
kişinin hizmet almasını engellemek zorunda kalacaktır.Veya gönüllülük ilkesi bağlamında boş kapasitesini kendi uygun
kişiye yararlandırırken böyle bir uygulamayla bu iradeye de müdahale edilebilecektir.Gene tam kapasite çalışmayan bir
işletme veya kar etmeye başlayamayan ,ekonomik zorluklara bağlı olarak kendi yağıyla zorla ayakta durmaya çalışan bir
işletmeye kapasiteye bağlı ek bir yük ve riskler getireceği de gayet olağandır.
14- Yatırımcıların sağlık, sanayi gibi alanlara yönelik yatırımları için özendirilmesinde halen uygulanan vergi muafiyeti ve
kredi desteği gibi çeşitli kamusal destekler en azından sağlanmadan sosyal hizmet alanına yatırım yapan özel sosyal
hizmet kuruluşlarına genel vergi yükümlülüğü dışında kapasitelerinin yüzde üç oranın Bakanlık/İdare tarafından kendi
tercihlerine bağlı kullanılmasıyla ilgili bu kuruluşlara finansal olarakta getirilen bu ek yükümlülüğün özellikle Anayasa'nın
Kanun önünde eşitlikle ilgili 10 uncu maddesine aykırı olduğu da ayrıca
düşünülebilinir..T.C. Anayasa nın ilgili maddesi
aynen şu şekildedir.
“Kanun önünde eşitlik
MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak
yorumlanamaz.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve
gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar. “
15- Dolayısıyla 6518 sayılı Kanunun 19 unca maddesinde yapılan düzenlemenin başta Duruşşafaka Cemiyetine getirilen
ayrıcalık dışında diğer özel sosyal hizmet kuruluşlarına getirilen yüzde üç oranında Bakanlığın ücretsiz yararlanmasıyla
ilgili getirilen yükümlülüğün bu madde de öngörülen eşitlik ilkesine aykırı olduğu açıkça kabul edilebilir.Özellikle de devlet
organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmeleriyle ilgili
zorunluluğun yasa koyucu tarafından da yerine getirilmediği görülebilinmektedir. Ayrıca; ortada diğer bazı sektörlerde
veya alanlarda olduğu gibi genel vergi uygulaması dahil her hangi bir özel kamusal destek sağlanması gibi bir durum da
bulunmamaktadır. Bu desteklerden yararlanan işletmelerin bile yüzde üçü gibi bir oranının ilgili bakanlığının ücretsiz
kullanımına tahsisi gibi de bir durum söz konusu değildir. Böyle bir somut gerçeğe rağmen T.C.Anayasa nın Temel Haklarını
kullanımıyla ilgili 13,14 ve 15 inci maddeleride öngörülen hallerın dışında yapılan bu düzenlemeyle özel sosyal hizmet
kuruluşları için genel vergi uygulaması dışında getirilen bu finansal sonuçları ve riskleri olan ek bu yükümlülükle ilgili
İdare dahil Devlet organlarının bu konuda bir özen göstermedikleri vede hukuksal (mutlak) eşitliğe aykırı bir ayrıma
gittikleri anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlara (Not 2) da göre mutlak eşitliğe ayrı bir durum
oluşturulmuştur.Aynı zamanda böyle bir düzenleme için Anayasanın 13,14 ve 15 üncü maddeler ile uyumlu bir durumda
bulunmamaktadır.Bu açıdan hukuksal açıdan eşitler arasında bir ayırıma gidildiği içinde ortaya çıkan bu durum aynı
zamanda iç hukukun bir parçası olan BM Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesine , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Avrupa Sosyal Şartıyla birlikte bir ayrılık içermektedir.Aslında Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu kararlara
göre özel sosyal hizmet kuruluşlarına Daruşşafaka Cemiyeti için sağlanan koşullarının (bunun için ise bu konudaki var
olduğu ileri sürülen Danıştay'ın aldığı kararın değerlendirilmesi gerekmektedir) aynısının en azından yapılan düzenlemeyle
veya bununla ilgili özel koşulların sağlanması gerekliliği de bu konuda taştışılması gereken bir durum olmaktadır.
Bu bağlamda hem teknik hem ekonomik hemde hukuksal açıdan ortaya çıkan bu hukuka aykırılıklar ve ayrımcılıklar kısaca
şu şekilde de örneklenebilinir.Örneğin her hangi bir torba yasa niteliğindeki bir yasal düzenleme içinde belli bir
ruhsatlama ve standarlarla hizmet sunan Restorant,Lokal,Otel gibi işletmelerin kapasitelerinin yüzde üçünün ilgili
Bakanlıkça belirlenen kişiler için ücretsiz yararlanmaları sağlanabilinmektedir.Hizmet açısından kamulaştırılmaktadır.
Gene örneğin tekstil ürünü satan işletmelerin de cirolarının yüzde üçü gibi bir oranı ücretsiz olarak ilgili Bakanlığın tespit
edeceği kişilere vermeleri ve yararlandırılmaları gibi bir yükümlülüğü yerine getirmeleride bu düzenlemeye benzer
düzenlemelerle olanaklı hale gelebilmektedir.
16- Ayrıca düzenlemeyi T.C. Anayasasının nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” ile ilgili 48 inci maddesi açıdan
değerlendirmekte gerekmektedir. Bu madde ile herkesin, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olacağı
öngörülmüştür. Özel teşebbüsleri kurmak serbest kılınmıştır. Devlet', özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve
sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri almakla görevli kılınmıştır.
(Not 3) Dolayısıyla Anayasa'da öngörülen bu yükümlülük bağlamında özel teşebüslerin kurulmasının serbest bırakılması
güvencesiyle
kurulan özel sosyal hizmet kuruluşlarının dilediğiyle sözleşme yapma hakkına da bir müdahale söz
konusudur.Hukuksal anlamda gerçek veya tüzel “kişi”lerin kendi iradesi dışında bir uygulamaya ve hizmete zorlanması söz
konusu olmaktadır. Kuruluşun tamamı için yapılan bir taleple ilgili hizmet almak isteyen kişiyle bir sözleşme yapabilmesi de
kısıtlanabilmektedir.Dolayısıyla Bakanlık kendi işletmesinde olan huzurevlerinde ücretli olarak verdiği hizmeti azaltıp
ücretsiz yararlanma oranını yükseltmek yerine veya bir görev bağlamında ücretsiz hizmet vermek zorunda olduğu ihtiyaç
sahiplerine bu yönde bir model geliştirmek yerine “ben yaptım oldu” yaklaşımıyla “salma” şeklindeki böyle bir uygulama
getirmesi mevcut siyasi iradenin ekonomik yaklaşımıyla da hiç bir şekilde örtüşememektedir.
16-Özel sosyal hizmet kuruluşlarına muhtemelen verdikleri hizmetin nitelik ve özelliğinden cesaret alınarak genel vergi
uygulaması dışında hukuka aykırı bir şekilde getirilen bu ek yükümlülüğün “Sosyal Devlet” , “Sosyal Dayanışma” ve/veya
“Sosyal “Adalet” kavram ve ilkeleriyle uyumlu olduğunu da düşünmek oldukça zordur.Şayet böyle bir düzenleme böyle bir
amacın gerçekleşmesi amacıyla tüm vergilendirilen alanlar için de getirilmiş olsaydı.en azından bu konuda bir eşitliğin
varlığından söz etmek mümkün olabilirdi .Veya gıda bankaları veya kamu yararı özelliği kazandırılan bazı dernek ve
vakıflara
genel vergi uygulamalarında getirilen ayırım ve kolaylıklar gibi bir uygulamada söz konusu değildir.Bu
düzenlemenin bu açılardan değerlendirilmesi de ayrı bir ihtiyaçtır.
SONUÇ ve ÖNERİLER
17- Kısaca hukuka aykırılık içeren bu nedenlerden dolayı 6518 sayılı torba niteliğinde kanun ile tanımı yapılmamış özel
sosyal hizmet kuruluşlarına kapasitelerine bağlı olarak getirilen yükümlülüğün (ücretsiz kamulaştırmanın) ve yönetmelikte
yer alan kapatma yönündeki baskı ve tehditin başta Anayasa olmak üzere iç hukukun bir parçası olan Uluslararası
sözleşmelere aykırı olduğu ve ayrımcılık içerdiği açık bir şekilde öngörülebilinir.Doğal olarak ücretsiz bir kamulaştırma
niteliğindeki bu düzenlemenin iptali için hukuksal bir süreç başlatılmalıdır. Özel sosyal hizmet kuruluşları için yatırım
yapan kişilerin ve meslek örgütlerinin de öncelikle bir hak arama yönünde istek,bilinç ve cesaretleri olmaları
gerekmektedir. Böyle bir süreç için de başta
ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine başvurması için gerekli
girişimleri yapması gerekmektedir..Veya
bir bireysel başvuru yoluyla da Anayasa Mahkemesine başvuru
yolu
denenebilinir.Bu konuda bir süre kaçırma söz konusu olduğu takdirde ise bu düzenlemeye bağlı olarak çıkarılacak
yönetmelikte yapılan değişiklik içinde bu aykırılığın Anayasa Mahkemesine götürülmesi talebiyle Danıştay' a başvuru
yapılabilinirr.Ayrıca Bakanlık tarafından verilen hizmetten yararlanması amacıyla belirlenen ücretsiz kişiyle ilgili bir
talebin aykırılığı da ileri sürülerek bu aykırılık İdari Mahkemeler üzerinden hukuksal sürece taşınabilinir. Doğal olarak
işletmeleri bu konuda önemli bir süreç beklemektedir.Ancak yurttaş oabilmek ve keyfi uygulamaların daha fazla alışkanlık
haline gelmemesi için bu yönde ayr bir çaba gösterebilinmelidir.
Ayrıca böyle bir düzenleme yerine günümüz koşullarında artan sosyal hizmet ihtiyacının karşılabilinmesi için gelir
gruplarına yönelik daha gerçekçi bir model ve teknik yapı özellikle ve öncelikle düşünülmelidir.Planlanmalıdır.Var olan
yapısal sorun(lar) engellenmelidir. Bunun için ise hayırseverlik ve/veya yardımseverliğe dayalı bir yaklaşım yerine
“subsidiarite” ilkesine dayalı sosyal hizmet uygulamaları öncelikli idari bir görev olarak kabul edilmelidir.Bu görevin teknik
bir içerikte olduğu benimsenip içselleştirilmelidir.Sağlıklı bir finans modeliyle de Avrupa Sosyal Sortına uygun çerçeve
bir sosyal hizmetler
uygulaması ve teknik yapılanması yeniden öngörülmelidir. Bireylerin toplumsal/kamusal açıdan
korunup kollanamarı için gerekli olan sosyal korumaya yönelik sosyal yardım ve sosyal hizmetlerle ilgili
hizmetler ise
ihtiyaç gruplarının özelliğine göre şekillenebilir olmalıdır..Bu alanda yatırım yapmak isteyenlere de vergi kolaylığı,istahdam
desteği gibi destekler verilerek bu şekilde zorlama ve baskı yapmadan daha sağlıklı,adil bir yol tercih edilebilinir.Ucretsiz
bakım ihtiyacı olan kişilerin ihtiyaçlarının bir bölümüde bu kuruşlardan rekabete dayalı olarakta alınabilinir.Ancak
bunların olabilmesi veya tartışılması içinse konuya teknik açıdan bakabilecek, bunu hedefleyecek bir irade ve beceri
öncelikli bir temel ihtiyaç olarak görülmelidir... Urla;7.Nisan.2014
Son söz : Hamisi olanın hür iradesi yoktur.
Nihat Tarımeri
Sosyal Hizmet Uzmanı
05437692949
NOTLAR :
1-SALMA--Bir çeşit vergidir. 442 sayılı köy kanunu ile, köy muhtarlarına, köyün çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması için
verilen vergi yetkisi. köy kanunu halen yürürlüktedir; salma vergisi hal-i hazırda uygulanmasa da kanunen köy muhtarı
salma yetkisini haizdir. vergi koyma yetkisi olan yegane "kişi" muhtardır; öyle ki, cumhurbaşkanın dahi vergi koyma yetkisi
yoktur; bu da demektir ki, muhtar cumhurbaşkanını döver .(http://www.uludagsozluk.com/k/salma/)
2.Anayasa Mahkemesinin 10 madde ile ilgili kararları :
* “(Eşitlik ilkesi), herkesin her yönden aynı hükümlere bağlı olması gerektiği anlamına gelmez. Bu ilke ile güdülen amaç,
benzer koşullar içinde olan, özdeş nitelikte bulunan durumların yasalarca aynı işleme uyruk tutulmasını sağlamaktır” (13
Nisan 1976 tarih ve K.1976/23 sayılı Kararı )
Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1988 tarih ve K.1988/27 sayılı Kararında aynı yönde şöyle demiştir:
“Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi, ‘yasa önünde eşitlik’ olup herkesin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamında
değildir. Eşitlik her yönüyle aynı hukukî durumda olanlar arasında söz konusudur. Hukuk felsefesine girmiş bir deyimle,
‘eşitlerin eşitliği’ anlamındadır. Farklı durumlarda olanlara, yani eşit olmayanlara, farklı kurallar uygulanması, yani ‘eşit
olmayanların eşitsizliği’ eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz” (27 Eylül 1988 tarih ve K.1988/27 sayılı Kararı)
* “Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik, eylemli değil, hukuksal eşitliktir. Bu ilke, özdeş nitelikte ve durumda
olanlar arasında farklı uygulamaya engel olup, tüm yurttaşların mutlaka her yönden aynı kurallara bağlı tutulmaları
zorunluluğunu içermez. Eşitlik kavramı öncelikle Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında sayılan nedenlerle yasa
önünde ayrımını yasaklanmaktadır. Bu nedenle, Anayasa'nın 10. maddesi kanunkoyucuya yasama yetkisini kullanırken eşitlik
ilkesine uygun yasa yapma yükümlülüğünü getirmektedir”
(1 Temmuz 1998 tarih ve K.1998/45 sayılı Kararı)
* “‘Yasa önünde eşitlik ilkesi’ hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile hukuksal eşitlik
öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak
ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı
olan nedenler, ayrı düzenlemeyi eşitlik ilkesine aykırı değil, geçerli kılar. Anayasa'nın amaçladığı eylemli değil, hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik
ilkesi çiğnenmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz”
(11
Mayıs 1999 tarih ve K.1999/15 sayılı Kararı)
“‘Kanun önünde eşitlik ilkesi’... tüm yurtdaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları
zorunluluğunu da içermez. Birtakım yurtdaşların başka kurallara bağlı tutulmaları haklı bir nedene dayanmakta ise böyle
bir durumda kanun önünde eşitlik ilkesine ters düşüldüğünden söz edilemez”
(28 Nisan 1983 tarih ve K.1983/3 sayılı kararı)
*“‘Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Kimilerinin Anayasa'nın 13.
maddesinde öngörülen nedenlerle değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve
konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumları farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez” (27
Mayıs 1999 tarih K.1999/19 sayılı Kararı)
(Kaynak : http://www.anayasa.gen.tr/esitlik.htm)
3- T.C.Anayasanın ilgili Maddeleri
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
MADDE 13- (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)
Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı
olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
MADDE 14- (Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan
haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya
Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde
yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
MADDE 15- Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen
durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
(Değişik: 7/5/2004-5170/2 md.) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana
gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;
suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
(Kaynak : http://www.anayasa.gen.tr/esitlik.htm)
Download

TORBA YASADAN (6518 SAYILI) ÇIKAN HUKUKA AYKIRI BAZI