SAKARYA ÜNİVERSİTESİ
MANTIK
Hafta 2
Doç.Dr. İbrahim ÇAPAK
Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi’ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun olarak
hazırlanan bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan ders içeriğinin tümü ya da bölümleri
mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz.
Her hakkı saklıdır © 2011 Sakarya Üniversitesi
ÜN TE
2
MANTIK NED R?
NDEK LER
2.1. Mant
n Amac
2.2. Mant
n Önemi ve Uygulama Alanlar
2.3. Mant
n Faydalar
HEDEFLER
Bu üniteyi çal
renci mant
ktan sonra;
n amac
tan mlayabilecek,
Mant
n uygulama alanlar
Mant
n önemini ve faydalar
gösterebilecek
aç klayabilecek
ÖNER LER
Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya ba lamadan önce;
•
Farkl kaynaklardan ayn ve benzer konular okuyunuz.
MANTIK NED R?
2. MANTIK NED R?
2.1. Mant
n Amac
Her ilminde oldu u gibi mant k ilminin de bir amac vard r. Mant k ilminin amac ,
tan m ve k yas n do ru olan
yanl olan ndan ay rt etmektir; di er bir ifade ile
dü ünürken yanl a dü mekten ki iyi al koymaktad r. Mant n amac
ortaya koymak
bak ndan k yas, tan mdan daha önemli bir yere sahiptir. K yas, en az iki öncülden
olu ur. Her öncülde de bir konu ve bir yüklem bulunur. K yas incelemek isteyen kimse,
ister varl k isterse de bilgi hakk nda olsun ilk önce k yas olu turan tekilleri ve bu tekillerin
cüzlerini/parçalar ele almak zorundad r. Örne in, bir in aat ustas önce tahta, çimento ve
tu laya ihtiyaç duyar ve malzemesini haz rlar, daha sonra bina ile u ra r. 1 Bilgiyi elde
etmekte bunun gibidir. Nitekim bilgi, “bilinene uygun bir tasavvurdur” eklinde
tan mlan r. 2 K yas elde etmek isteyen ilk önce onu olu turan ögelerin bilgisini elde
etmelidir. Öyleyse öncelikle terimleri ve anlamlara delalet biçimlerini, anlam ve
mlar , konu ve yüklemden olu an önermeleri ve k mlar , daha sonra da iki
önermeden meydana gelen k yas anlamak gerekir ki mant n amac anla labilsin. 3 Özetle
ifade etmek gerekirse, mant n amac ortaya koyarken, mant n alan na giren konu ve
kavramlar n iyice bilinmesi gerekir.
Mant k ilminin bir amac da akli eyleri, hisse dayanan eylerden ve inanç alan nda
(itikat) burhan üpheden ay rt etmektir.4 Mant n di er bir amac da ak l yürütme
yollar
aç klamakt r. Çünkü bilinenler yard yla bütün bilinmeyenlere ula mak
mümkün de ildir, fakat bilinmeyenleri bilmenin en önemli yolu bilinenlerden hareket
etmektir; bunu bize sa layan da mant kt r. Ayr ca mant n amac , bilinenler yard yla
bilinmeyenleri elde etmenin yan s ra do ruyu, yanl tan ay rmay sa lamakt r.5 bn
Haldun, mant k hakk nda “mant k, bilinen eylerden bilinmeyen, bilinmesi arzu edilen
eyleri ç karma i leminde zihni yanl lara dü mekten koruyan bir ilimdir. Mant n faydas
bilgi pe inde ko an ki iye tasavvur ve tasdikte do ruyu yanl tan ay rt etmeyi
sa lamas r”6 diyerek mant n amac
ve faydas
da zikretmektedir. Buna göre
mant n temelde amac , bilinen eyleri bilinmeyenlerden ay rmak ve zihni yanl klara
dü me ihtimalinden korumakt r. Mant k ilminin di er bir amac da zihnin, do rulu u
apaç k olan bilgilerden bilinmeyenlere nas l ula aca
ö retmektir. Bu intikalin metodu
ise, do rulu u bilinmeyen eylerden kesinlikle üphe etmektir.7
1
Gazali, Makas du’l-Felasife, s. 37.
Age, s. 38.
3
Age., ayn yer.
4
Gazali, Miracu’s-Salikin, s. 110.
5
Gazali, Makas du’l-Felasife, s. 35; Taylan, Necip, age., s. 120.
6
Arslan, Ahmet, “Aristoteles ve bn Haldun’un Mant k Anlay lar ”, slam Felsefi Üzerine adl eserin içinde,
Ankara, 1999, s. 160-161; bn Haldun, Mukaddime, C. 2. (çev. Zakir Kadiri Ugan), stanbul, 1970, s. 592-593.
7
Gazali, Miyaru’l- lm, s. 60.
2
Mant n amac
göz önünde bulundurdu umuzda birçok mant kç n mant
sadece alet olarak de il, onu bir ilim olarak da ele ald görülür. Ayr ca bütün ilimlere bir
giri , bir ba lang ç mesabesinde oldu u için bu ilim bilinmeden di er ilimlere lay yla
vak f olmak mümkün de ildir.
2.2. Mant
n Önemi ve Uygulama Alanlar
Mant k, do ru tan m ve k yas , yanl tan m ve k yastan, kesinlik ifade eden
bilgileri, kesinlik ifade etmeyen bilgilerden ay ran bir ilimdir. Mant k ilmi, di er bütün
ilimlerin ölçüsü konumundad r8 ve hatta yeni bilgilere ula man n tek yoludur.9
Mant k, bütün bilgiler ve bütün bilimler için bir mizan, bir miyar, bir mihakk (ölçüt)
r. Ahlâk ve fizi in yan s ra mant son derece önemseyen ve ö renilmesini zorunlu
gören Stoac lar, kozmosun yap
inceleyen fizi i bir a aca; insanlar n bu yap içinde
nas l hareket edece ini gösteren ahlâk verimli bir tarlaya ve fizik ile ahlâk korudu u için
mant
bir sura benzetirler. 11 Ayr ca Stoac lar, felsefeyi canl bir varl a benzetirken;
mant onu olu turan kemik ve sinirlere, ahlâk etli k mlara, fizi i ise bu canl varl n
ruhuna benzetirler. Ba ka bir örneklemede onlar, felsefeyle yumurta aras nda benzerlik
kurarak yumurtan n kabu unu mant a, ak ahlâka, içini yani sar
ise fizi e kar k
olarak görürler. Di er taraftan baz Stoac lar n felsefeyi bir bahçeye benzetti i de olmu tur.
Bunlara göre mant k bu bahçeyi çevreleyen ve koruyan bir duvar vazifesi görürken, fizik
bahçenin içindeki bitkiler, ahlâk da bunlar n meyveleridir. 12 Görüldü ü gibi stoac lar n
verdi i örneklerin hepsinde mant k hayati bir önem arz etmektedir.13
10
Farabi’ye göre, mant k nahiv ilmine benzer. Çünkü mant k ilminin ak l ile ma’kulata
nisbeti, nahiv’in dil ile kelimelere olan nisbeti gibidir. Ona göre mant k ilmi, nahiv ilminin
kelimeler hakk nda verdi i bütün kanunlar n benzerini bize verir. Ayr ca Farabi’ye göre,
mant k ilmi, aruz ilmine benzer. Çünkü mant k ilminin ma’kullere nisbeti, aruzun iir
vezinlerine olan nisbeti gibidir. Aruz ilminin iir vezinleri için bize verdi i bütün
kanunlar n makullerdeki benzerlerini bize mant k ilmi verir.14 Farabi, et-Tavti’atu fi’l
Mant k adl eserinde de konuyla ilgili unlar söylemektedir: “Nahivin (gramer), dildeki
yeri ne ise mant n da ak ldaki yeri odur. Nahivin, onu dilleri için art ko an bir millettin,
dilini düzenlemesi gibi mant k da akl , hataya dü menin mümkün oldu u herhangi bir
hususta, sadece do ruyu dü ünecek ekilde, düzenler. Demek ki, nahivin dille ve sözlerle
olan ili kisi mant k ilminin ak lla ve ma’kullerle olan ili kisi gibidir. Nahiv, dilde söyleyi
bak ndan hataya dü menin mümkün oldu u yerde dilin ölçüsü oldu u gibi, mant k ilmi
8
Gazali, Makas du’l-Felasife, (tahk. Süleyman Dünya), M r, 1961, s. 36.
Gazali, age., s. 37; Farabi, et-Tavti’atu fi’l-Mant k, (n r. Mübahat Türker-Küyel) Farabi’nin Baz
Mant k Eserleri içinde, Ankara, 1990, s. 23.
10
Bingöl, Abdulkuddüs, “Gazali ve Mant k Bilimi”, slami Ara rmalar; Gazali Özel Say , 2000, s.
301.
11
Thilly, Frank, Yunan ve Ortaça Felsefesi, (çev. brahim ener) stanbul 2002.s. 194-195.
12
Laertios, Diogenes, Ünlü Filozoflar n Ya amlar ve Ö retileri, (çev. Candan entuna), stanbul 2003, s. 317.
Ayr ca bkz. Russell, Bertand, Bat Felsefesi Tarihi (çev. Muammer Sencer), stanbul 2000, C. I, s. 384; Thilly,
age., s. 194-195; Löringhoff, von Freytag, Mant k (çev. T. Mengü lu), stanbul Ünv. Edebiyat Fak. Yay nlar ,
s. 28.
13
Bkz. brahim Çapak, Stoa Mant ve Farabi’ye Etkisi, Ankara 2007, s. 25-26.
14
Farabi, hsau’l-Ulum, M r, 1949, s. 54. Bkz. Cabiri, M. Abid “Mükevvinatü Fikri’l Gazali” Ebu
Hamid el-Gazali Dirasatü fi Fikrihi ve Asrihi ve Te’sirihi içinde 1988, s. 57.
9
de ma’kullerde hataya dü menin mümkün oldu u herhangi bir hususta akl n ölçüsüdür.”15
Gazali de Farabi’ye benzer dü ünmektedir. Gazali’ye göre “ iire göre vezin, iraba göre
nahiv ne ise, akli delillere göre mant k da o dur. Çünkü, iirin ölçüsüz olan vezinli
olan ndan ancak iir vezinleri ile, irab n do ru olan hatal olan ndan nahiv yoluyla
ayr ld gibi, ak l yürütmelerin do ru olan yanl olan ndan ancak mant k ölçüleri ile
ayr r....”16 Görüldü ü gibi mant k ile di er ilimler aras ndaki ili ki s radan de il, iir ile
vezin ve irab ile nahiv ilimleri aras ndaki ili ki gibidir. Yani vezinsiz iir, irabs z nahiv ilmi
olamayaca gibi mant k ile alakas olmayan bir ilim de olamaz.
Gazali, filozoflar n mant k ilmi ile ilgili hükümlerinin do ru oldu unu, fakat
mant n sadece onlara ait bir ilim olmad
zikreder. Ona göre mant k, kelamc lar n
“Kitap en-Nazar” ad verdi i sanat n kendisidir. Filozoflar, bu ifadeyi kendi arzular na
uyarak mant k eklinde de tirmi lerdir. Gazali, mant n slam alimleri taraf ndan “Kitap
en-Nazar” ismi d nda bazen “Kitab el-Cedel” bazen de “Medarik el-Ukul” ismiyle
kullan ld
, güçsüz ve ak ll görünmek isteyen ki ilerin mant k ilmini duyunca bunun,
kelamc lar n bilmedi i yabanc bir sanat oldu unu ve filozoflardan ba ka kimsenin bu
sanattan haberdar olmad
zannettiklerini ifade eder.17Ayr ca Gazali, el-K stasu’lMustakim adl eserinde mant n temelkonular ndan olan k yas çe itlerini “ölçü=mizan”
olarak isimlendirmekte ve buna delil olarak da “Rahman, 1-9” ve “Haddid, 25.” ayetlerini
göstermektedir. Aristoteles’e “Muallim-i Evvel” Farabi’ye de “Muallimi Sani”
denmesinden rahats zl k duydu u anla lan Gazali, ayn eserde ilk ö reticinin Allah, ikinci
reticinin Cebrail ve üçüncü ö reticinin de Peygamberler oldu unu ifade ederek mant n
kayna
vahye dayand rmaktad r. 18 Mant k bütün ilimlerin ölçüsüdür. Bu bak mdan
mant k bilmeden ilimlerin özüne varmak mümkün de ildir. Ayr ca mant k, makuller
konusunda dü ünmenin arac niteli indedir ve bu noktada önemsenebilecek bir ihtilaf
konusu da yoktur.19 Mant k ve matematik ilimleri fazla spekülasyona müsait olmad ndan
genellikle itiraza u ramam lard r. 20 Mant n ele ald konular din ile ilgili olmad ndan,
onun din aç ndan reddedilmesini gerektirecek bir durum da söz konusu de ildir.21
Gazali’nin felsefi ilimlerin alt disiplininden biri olarak kabul etti i mant a22 verdi i
önemi, el-Mustasfa adl eserine yazd mukaddimedeki, “bu mukkadime, bütün ilimlerin
bir mukaddimesidir ve bu mukaddimeyi tam olarak kavramam kimselerin ilimlerine
15
Farabi, et-Tavti’atu fi’l-Mant k, s. 19.
Gazali, Miyaru’l- lm, (n r. Süleyman Dünya), Kahire, 1961, s. 59-60.
17
Gazali, Tehafut el-Felasife, (tahk. Maurice Bauyges), Beyrut, Lübnan, 1927, s. 45, Tehafut el-Felasife, (çev.
Bekir Karl a), stanbul, 1981, s. 14. Bkz. Josef von Ess, “The Logical Structure of Islamic Theology”, Logic in
Classic Islamic Culture, içinde, Edit. G. E. Von Grunebaum, Los Angeles, 1967, s. 22.; es-Seyyid Muhammed
Akil b. Ali el-Mehdi, Menhecu’l-Felsefi inde’l Gazali ve Dekart lil Vusul lel Hakika, Kahire, s. 246-247.; Cebr,
Ferid, “Mü kületü’l Marifeti Beyne Aristo ve’l Gazali: el-Mant k indel Aristo ve’l Gazali”, el-Me rik, 54/1,
1960, Beyrut, s. 74.; Adanal , A. Hadi, Dialectical Methodology and its Critique Ghazali as a Case Study,
(Bas lmam D. Tezi), Chicago, Illinois, 1995, s. 114.
18
Bkz. Gazali, el-K stasu’l-Mustakim, M r, 1900, s. 21-22; Ça
, Mustafa, Gazali Maddesi, D. .A. s. 496.
19
Bkz. Gazali, Tehafut el-Felasife, s. 46; Gazali, el-Mustasfa min lmi’l-Usul, M r, h.1322, C. I. s. 10. slam
Hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi (el-Mustasfa), (çev. Yunus Apayd n), Kayseri, 1994. C. I. s. 11.
20
Gazali, Miyaru’l- lm, s. 200.
21
Gazali, el-Munk z, Resail’in içinde, Beyrut, Lübnan, tarihsiz, s. 40.
22
Gazali, age., s. 38. Gazali, felsefi ilimleri; riyaziye, mant k, tabiiye, ilahiye, siyasiye ve ahlak eklinde alt
m olarak kabul etmektedir. Bkz. Ayn yer.
16
kesinlikle güvenilmez,”23 eklindeki ifadeleri aç kça ortaya koymaktad r. Böylece Gazali,
Aristoteles’in formel mant na slam aleminde me ruiyet kazand rm , kendi döneminden
ba layarak yak n zamanlara kadar medreselerde okunmas na sebep olmu tur. Onun
“Mant k bilmeyenin ilmine güvenilmez” demesi, o zamana kadar kabul görmeyen bir ilim
dal olan mant n, slam ilimlerinin temeli haline gelmesini sa lam r. 24 Asl nda Gazali,
“Mant k bilmeyenin ilmine güvenilmez” demekle mant a kar tak lan olumsuz tavr
de tirmekle kalmam , onun ö renilmesinin zorunlu oldu unu da vurgulam r.
Mant n uygulama alanlar na bakt
zda birçok alanda önemli role sahip
oldu unu görürüz. Biz bunlar birkaç maddede s ralamak istiyoruz.
1. Pratik hayatta: Mant k insan zihni veya dü üncesi ile ilgili oldu u için insan n
ya ad
her ortamda uygulama alan bulmaktad r. Çünkü insan ya ad
her ortamda
ki isel ve sosyal amaçla mant kullanma ihtiyac his etmektedir. Pratik alanda mant
uygulama bazen bir ilim veya sanat olarak bazen de dü ünce tarz olarak kar
za
kmaktad r. Özelikle akademik camiada, disiplinler aras ili kilerde ve yap lan bir tak m
çal malarda tutars zl klara dü memek, insanlar aras ili kileri sa kl bir ekilde
sürdürmek ve bireysel dü üncede tutars zl a dü memek için mant ktan istifade edilir.
2. Bilim alan nda: Mant k ilmi 2400 y ll k geçmi i ile bütün bilimlerin olu um ve
geli iminde katk lar sa lam r. Gerek bir tak m deneylerin yap lmas için var lacak
sonuçlarda gerekse yeni bilimlerin olu turulmas ve geli tirilmesinde mant a ihtiyaç
duyulmu tur. Çok eski olan mant k ilmi, sosyoloji, psikoloji, din felsefesi, kimya gibi
ilimlerin geli mesinde önemli katk lara sahiptir. Nitekim konuyla ba lant olarak Gazali’
“mant k bilmeyenin ilmine güvenilmez” demektedir.
3. Teorik alanda: Mant k her türlü teoriyi kurmada son derece önem arz etmektedir.
Nitekim gerek modern mant n olu um ve geli im safhas nda gerekse her türlü elektrik
devrelerinin, bilgisayarlar n ve çok yayg n otomasyonun teorilerinin olu umunda bunu
aç kça görmekteyiz.
4. Felsefe alan nda: Bütün filozoflar mant kla ilgilenmi lerdir. Daha do rusu
mant kla ilgilenmeden filozof olarak nitelendirilmi kimse yoktur. Kimi filozoflar sistem
teorilerini kurarken mant ktan faydalanman n yan s ra mant kla ilgili eserler de
yazm lard r; kimi filozoflar ise mant kla ilgili ba ms z eserler yazmadan felsefi
eserlerinde mant a yer vermi lerdir. Sonuç olarak felsefi spekülasyonlarda mant ktan
mutlaa istifade edilmi tir.25
2.3. Mant
n Faydalar
yas, tümevar m (istikra), analoji (temsil) yöntemlerinin her biri de ik zamanlarda
kullan lan birer ak l yürütme eklidir. Hem tan m hem de k yas, do ru olup kesin bilgi
(yakin) ifade eden ve yanl olup do ruya benzeyen olmak üzere iki k sma ayr r. Bu
yollarla mant k, do ru bilgileri, yanl olanlardan, kesinlik ifade eden bilgileri de kesinlik
ifade etmeyen bilgilerden ay r. Daha önce de ifade edildi i gibi mant k, bütün ilimlerin
23
Gazali, el-Mustasfa min lmi’l-Usul, M r, h.1322, C. I. s. 10. slam Hukukunda Deliller ve Yorum
Metodolojisi (el-Mustasfa), C. I. s. 11.
24
Uluda , Süleyman, “Bir Dü ünür Olarak Gazali”, slami Ara rmalar, Gazali Özel Say , 2000, s. 251.
25
Bkz. Taylan, age., s. 14-15; Emiro lu, age., s. 32. vd.
ölçüsü konumundad r. Terazide tart lmadan nas l ki bir eyin a r olan hafif olan ndan,
kârl olan zararl olan ndan ay rt edilemezse, ölçüye vurulmadan bir eyin do ru olan
yanl olan ndan ay rt edilemez. Dolay yla Mant k ilminin as l faydas , do ru/geçerli
bilgiyi yanl bilgiden ay rmakt r.26 Ayr ca bizi teorik bilgiye götüren tan m (hadd) ve
yasta bazen madde, bazen ekil, bazen de hem madde hem ekil aç ndan hata/yanl
olabilir ve böylece bunlar n do ru olanlar ile yanl (galat) olanlar birbirine
kar
labilir. Bu kar kl ktan kurtulman n en güvenilir yöntemi mant k bilimidir.27
Mant n di er bir faydas da do ru bilgiyi elde etmek isteyen ki iye tasavvur ve tasdikte
do ru hüküm vermesini sa lamakt r.28
bn Sina mant n faydas n, do ru tan m ile do ru k
, bunlar n çe itlerini,
ayr ca yanl tan m ile yanl k yas ve bunlar n çe itlerini bize ö retmek olarak kabul
eder.29 Farabi ise mant n hataya dü menin mümkün oldu u bütün hususlarda dü ünce
kuvvetini do ru yöne sevk etti ini ifade ederek,30 Gazali’de oldu u gibi mant ,
bilgilerimizin do rulu unu kontrol etmek için bir teraziye benzetir.31 Ay ca Farabi’ye göre
mant k, akl düzeltme e ve yanl yap lmas mümkün olan noktalarda insan do ruya
yöneltti i gibi, yanl yapan bir kimsenin ma’kullerde yanl yap p yapmad ndan emin
olmas için bir tak m kanunlar vererek kontrol görevi yapar. 32 Ebu Bi r Matta (870-940) ile
Ebu Said el-Seyrafi (893-979) aras nda geçen mant k ve gramer ile ilgili bir tart mada
Matta da, mant k ile do ru sözün yanl olandan, do ru anlam n da yanl anlamdan ay rt
edilebilece ini ifade ederek mant
bir teraziye benzetir.33 Zikredilen ifadelerden de
anla ld gibi bütün mant kç lar mant n faydalar üzerinde durmu ve onun bilgimiz
için son derece önemli oldu unu vurgulam lard r. Gazali’ye göre mant ktan ba ka kesin
bilgiyi elde etmenin yolu olmad
için, onun bir faydas da bilgiden yararlanmakt r.
Bilginin faydas da ebedi mutlulu un elde edilmesini sa lamakt r. Mutlulu u elde etmenin
nefsin kemaline, tezkiye ve ar nd lmas na dayand do ru oldu una göre mant k zorunlu
olarak büyük faydalar olan bir ilim dal r. 34 Ona göre mant n bir ba ka önemli faydas
da, duyular n yan ltmalar na kar insana akl n güvenilirli ini göstermesidir. 35 Çünkü ak l
bilinenlerden bilinmeyenleri elde etmeyi sa lad
gibi, ki iyi çeli kiye dü mekten de
36
al koyar. Mant n do ruyu yanl tan ay rmas nda dini olan ve dini olmayan ilimler
aç ndan bir fark yoktur. Dolay yla mant k bütün ilimlerde do ru olan yanl olandan
ay r.
ÖZET
26
Gazali, Makas du’l-Felasife, s. 36.
Bkz. Bingöl, Abdulkuddüs, agm., s. 300-302
28
Gazali, Miyaru’l- lm, s. 60
29
bn Sina, en-Necat, (tahk. el-Kurdi Muhyiddin Sabri) M r, h.1331, s. 5-6.
30
Farabi, et-Tavti’atu fi’l-Mant k, s. 19.
31
Farabi, hsau’l-Ulum, s. 54.
32
Farabi, age., s. 53-54. Bkz. Haddad, Fuad, “Al-Farabi’s View on Logic and its Relation to
Grammer”, Islamic Quanterly, c.1: XIII, nr.4 (1969), s. 194.
33
Leaman, Oliver, Ortaça slam Felsefesine Giri , (Çev. Turan Koç), stanbul, 2000, s. 32.
34
Gazali, Makas du’l-Felasife, s. 37. Bkz. Dumitriu, Anton, History of Logic, C.II, Kent, 1977, s. 29.
35
Gazali, el-Munk z, s. 26.
36
Taylan, age., s. 122.
27
Her ilminde oldu u gibi mant k ilminin de bir amac vard r. Mant k ilminin amac ,
tan m ve k yas n do ru olan
yanl olan ndan ay rt etmektir; di er bir ifade ile
dü ünürken yanl a dü mekten ki iyi al koymaktad r. Her ilminde oldu u gibi mant k
ilminin de bir amac vard r. Mant k ilminin amac , tan m ve k yas n do ru olan yanl
olan ndan ay rt etmektir; di er bir ifade ile dü ünürken yanl a dü mekten ki iyi
al koymaktad r.
Mant n uygulama alanlar na bakt
zda birçok alanda önemli role sahip
oldu unu görürüz. Özellikle pratik hayatta, bilim alan nda, teorik ve felsefi alanlarda
kullan ld mü ahede edilmektedir.
Mant n en önemli faydas , do ru tan m ile do ru k
, bunlar n çe itlerini, ayr ca
yanl tan m ile yanl k yas ve bunlar n çe itlerini en güzel ekilde ö retmektir.
Okuma Parças
Mant
n Yarar
nsan n, ak l sahibi olmas yönünden yetkinle mesi, yerinde aç klanaca üzere,
gerçe i (hale) gerçek oldu u için ve iyiyi de onunla amel etmek ve onu elde etmek için
bilmesindedir. nsan n ilk f trat ve apaç k bilgilerinin (bedihi) ise tek ba lar na bu
yetkinli e yard mlar azd r. Yetkinli e ula ma yolunda insan n elde etti i eylerin ço u,
çaba gerektiren bir kazan mla elde edilmektedir. Bu kazan m, bilinmeyenin kazan lmas r.
Bilinmeyeni kazand ran ey ise bilinendir. Durum böyle olunca insan n öncelikle
bilinenden bilinmeyeni nas l elde edece ini, bilinenlerin, bilinmeyenin bilgisini vermeleri
için kendinde durumu ve düzenleni inin nas l olaca
bilmesi gerekmi tir. Yani bilinenler,
zihinde zorunlu bir düzene girdiklerinde ve o bilinenlerin sureti söz konusu zorunlu
düzende karar k ld nda zihin onlardan, bilmeyi amaçlad
bilinmeyene geçerek onu
bilecektir.
Bir ey, iki yönden bilinir. Birincisi sadece tasavvur edilmesidir. Öyle ki o eyin ismi
olup da bu isim telaffuz edildi inde onun anlam zihinde temessül eder (canlan r).
Bununla birlikte orada bir do ru ve yanl yoktur. Mesela 'insan' denildi inde veya ' unu
yap' denildi inde, sana söylenen bu eylerin anlam bildi in zaman o anlam tasavvur
etmi olursun, ikincisi ise tasavvurla birlikte bir tasdikin bulunmas r. Mesela sana 'her
ald k arazd r' denildi inde sen yaln zca bu sözün anlam tasavvur etmekle kalmaz, ayn
zamanda onun öyle oldu unu tasdik edersin. Ancak onun öyle olup olmad ndan
ku kulan rsan söyleneni tasavvur etmi olursun -çünkü tasavvur etmedi in ve anlamad n
eyde ku kuya dü mezsin- ve fakat onu henüz tasdik etmi olmazs n. Her tasdik, bir
tasavvurla birlikte olur ama aksi geçerli de ildir (yani her tasavvur bir tasdikle birlikte
bulunmak durumunda de ildir). Böyle bir anlam hakk ndaki tasavvur, sana zihinde bu
telifin suretinin ve ald k ve araz gibi ondan bile en eyin meydana geldi ini bildirir. Tasdik
(do rulama) ise zihinde bu suretin bizzat eylere nispetinin 'bu suret, eylerle örtü ür'
eklinde meydana gelmesidir. Tekzip (yanl lama) ise buna ayk oland r.5
Ayn
ekilde bir eyin bilinmemesi de iki yöndendir.6 Birincisi tasavvur
yönündendir. ikincisi ise tasdik yönündendir. Dolay yla bunlardan her birinin bilinmesi
ancak kazan m (kesb) iledir. Bunlardan her birinin kazan lmas ise daha önceki bir bilinen
ve o bilinene ait bir heyet (yap sal özellik) ve s fatla olmaktad r. Bu s fat ve heyet
sayesinde zihin, heyet ve s fat n bilgisinden bilinmeyenin bilgisine ula maktad r. Burada,
tasavvuru bilinmeyenin bilgisini veren bir ey vard r ve bir de tasdiki bilinmeyenin bilgisini
veren bir ey vard r. (Tasavvur ifade eden eylerin tamam ) ku atan anlama, kendisini
bilmenin, bir eyin tasavvurunun bilgisini vermesi bak ndan, ku atan bir isim verilmesi
adet olmam r veya bize ula mam r. Çünkü ilerde aç klanaca gibi bunlar n (yani
tasavvur veren eylerin) kimisi tan m, kimisi resim, kimisi misal, kimisi alamet ve kimisi
de isimdir. Bütün bunlar n ortak oldu u eyi kapsayan ve ku atan bir isim yoktur. Ama
önce bilinen olarak düzenlenen, sonra da kendisi sayesinde tasdik yoluyla ba kas bilinen
eye, her nas l olursa olsun, hüccet (delil) denir. Hüccetlerin bir k sm k yas, bir k sm
tümevar m, bir k sm analoji ve bir k sm da ba ka eylerdir.
te Mant k ilminin gayesi, zihne yaln zca u iki eyin bilgisini vermektir. Bunlardan
ilki, insan n unlar bilmesidir: (a) Tasavvuru gerçekle tiren söz, eyin zat n hakikatim
tarif etmek için nas l olmal r; (b) eyin zat n hakikatine ula rmasa bile ona delalet
etmesi için nas l olur; (c) o i levi görmedi i halde gördü ünü hayal ettirmesi durumunda
nas l fasit olur ve niçin böyle olur; (d) bunlar aras ndaki ayr mlar nelerdir? ikincisi ise, yine
insan n unlar bilmesidir: (e) Tasdiki gerçekle tiren söz, hakiki anlamda kesin ve çeli mesi
imkâns z bir tasdik gerçekle tirmesi için nas l olur; (f) kesine yak n bir tasdik
gerçekle tirmesi için nas l olur; (g) söz konusu iki suretten birinde bulunmad bilakis
yanl ve bozuk oldu u halde bulundu u zannedildi inde nas l olur; (h) söylenildi inde,
kesin tasdikin bulunmad bir zan, nefsin meyli ve kanaat olu turulmas için nas l olur; ( )
te ebbüs, kaç nma, rahatlama, s lma gibi tasdik ve tekzibin nefiste b rakt
etkileri,
tasdik olmas bak ndan de il aksine hayal ettirmesi bak ndan nefiste b rakmas için
nas l olur, çünkü ço u hayaller, bu hususta tasdik etkisi b rakmaktad r. Sen bal n ac ve
tiksindirici oldu unu söyledi inde insan do as , bunu kesin olarak yalanlad halde onu
yemekten t pk ortada bir tasdik veya tasdike benzer ve ona yalan bir ey bulunmas
durumunda kaç nd gibi kaç r; (i) bunlar aras ndaki ayr mlar nelerdir; (j) niçin böyle
olmu tur? Söz konusu ila amaca yönelip bu sanat ö renen kimse bu iki amac n bilgisine
ula racak öncüllere ihtiyaç duyar. te bu sanat, Mant kt r.
Bazen insan garizesinde tasavvuru gerçekle tiren bir tan m ve tasdiki gerçekle tiren
bir delil do abilir. Fakat bu, (Mant k) sanat n verisi de ildir ve ba ka eyde
yanl
ndan emin olunamaz. Çünkü e er garize ve kariha, pek çok eyde oldu u gibi bu
hususta bize yeterli olsa ve Mant k sanat
talep etmeye gerek b rakmasayd dü ünce
ekollerinde ortaya ç kan ayr k ve çeli kiler olmazd ve bir insan, karihas na güvendi inde
zaman zaman kendisiyle çeli mezdi. Aksine insan f trat , her ne kadar bazen bir k m
eylerde beklenmedik bir eyin bulunmas gibi isabet edebilse de, ba ka pek çok i te yeterli
olmad
gibi Mant k sanat
kazanmad
sürece bu hususta da yeterli de ildir. Yine
insan, elde edebilece i miktarda Mant k sanat elde etti inde bu, bütün yönlerden yeterli
olacak ve o kimse kesinlikle hata yapmayacak de ildir. Çünkü sanat kaybedebilir ve pek
çok durumda kullanmayabilir. Yoksa bunun nedeni, sanat n kendinde yeterli olmamas 7 ve
hatay engellememesi de ildir. Ancak orada birkaç ey ortaya ç kar. Birincisi: Sanat
vaz'eden kimsenin, sanat n tam olarak hakk
vermemesi yönündendir. kincisi sanat n
tam olarak hakk
vermesi ama baz yerlerde ihmal ederek karihayla yetinmesi
yönündendir. Üçüncüsü ise ço u zaman kullanmaktan aciz kalmas veya sanat yitirmesidir.
Fakat böyle olsa bile ilim ehli olan kimse, sanat ö rendi i ve onu kulland nda onun
dü tü ü yanl k, sanat hiç bilmeyenin dü tü ü yanl k gibi olmaz. Bununla birlikte o
kimse sanat n fiillerinden birini defalarca tekrarlayarak al rma yapt zaman e er o
hususta hataya dü mü se sanat onun ihmal etti i yeri fark etmesini sa lar. Çünkü sanat
bilen kimsenin i i, bir kez ve defalarca fasit oldu unda, e er ahmakl n son s
nda
de ilse onu düzeltebilir. Durum böyle olunca her ne kadar o, sanat n tali meselelerinde
yanl
a dü se de al rman n yard m sa lad temel meselelerinde yanl
a dü mez.
nsan n inançlar nda gerçekten önemli olan bir k m eyler vard r ve bir k m eyler de
önem bak ndan o eylerin ard ndan gelir. Mant k sanat bilen kimse, yapt i i tekrar
tekrar mant k kanununa vurmak suretiyle söz konusu temel meselelerde durumun
güçlendirilmesine çal abilir. Sanata yap lan ba vurularla yanl tan emin olma derecesine
ula labilir. T pk bir hesab n ayr nt lar
defalarca toplay p sonunda toplam hakk nda
üphesi izale olan kimse gibi.
Kesbe muhtaç b rakmayan bir özellikle desteklenmemi insan n yetkinle mesinde bu
sanat kaç lmazd r. Bu sanat n, iç konu ma ad alan iç dü ünmeye nispeti, nahvin8 d
konu ma ad alan d ifadeye nispeti gibidir ve yine aruzun iire nispeti gibidir. Ancak
aruz, iir yaz nda çok fayda vermez hatta sa lam bir zevk, aruza gerek b rakmaz. Arap
nahvine de bedevi f trat gerek duymaz. Fakat nazar ve dü ünme ile bilgi kazanan insan, bu
sanattan müsta ni kalamaz. u var ki Allah taraf ndan desteklenen ve bu nedenle
dü ünenlere nispeti, bedevinin sonradan Arapla anlara nispeti olan insan olmas
durumunda bu sanata gerek duymaz. bn Sina, Mant a Giri , çev. Ömer Türker, Litera
Yay nc k stanbul 2006, s. 10-14)
Mant
n Konusu
Zihnin tekil bir anlamdan, bir eyin tasdikine geçmesi mümkün de ildir. Çünkü bu
anlam n varl k ve yoldu unun hükmü, o tasdikin olu turulmas nda tek bir hüküm de ildir.
Bu anlam ister var ister yok farz edilsin e er tasdik gerçekle iyorsa, bu durumda o tasdikin
gerçekle mesinde anlam n hiçbir katk yoktur. Çünkü tasdiki gerçekle tiren ey, tasdikin
illetidir. Bir eyin, varl k ve yolduk durumlar n her ikisinde de bir eyin illeti olmas
mümkün de ildir. Tekil anlam, zat nda veya halinde varl veya yoklu u belirginle medi i
sürece yeterlilik sa lanmad ndan, ba kas n tasdikine götürmemektedir. Bu anlama, bir
varl k veya yoklu u ekledi inde ona ba ka bir anlam eklemi olursun. Tasavvur ise ço u
kez tekil bir anlamla gerçekle ir. Bunun nas l oldu u yeri gelince aç klanacakt r. Ama bu
(tasavvurun tekil bir anlamla gerçekle mesi) pek az eyde olur. Bununla birlikte ço u
durumda eksik ve güdüktür. Bilakis ço u eylerde tasavvuru gerçekle tiren ey,
bile tirilmi (telif) anlamlard r. Bütün bile imler ise çok eyden yap r. Her çok eyde ise
tek tek eyler vard r. Dolay yla her bile imde tek tek eyler vard r. Her bile ikteki
(mürekkeb) tek, basit ad al r. Çe itli eylerden bile en eyin basitlerini bilmeksizin onun
do as
bilmek imkâns zd r. u halde en uygunu, tekilleri bilmenin, bile ikleri
(müellefleri) bilmeden önce olmas r.
Tekilleri bilmek iki ekilde olur. Çünkü (a) ya tekilleri bilmek, onlardan söz konusu
bile imin olu turulmas na istidatl olmalar bak ndan onlar bilmedir (b) ya da tekilleri
bilmek, o anlam n ili ti i do alar ve eyler olmas bak ndan onlar bilmedir, ikincinin
örne i udur: Ah aptan ve ba ka eylerden bile tirilmi evi bile tiren kimse, ah ap, tu la
ve toprak gibi evin basitlerini bilmek durumundad r. Ancak ah ap, tu la ve topra n, eve ve
bile ime elveri li halleri oldu u gibi bunlar n d nda ba ka halleri de vard r. Ah ab n,
bitkisel bir nefse sahip bir cevherden olu u ve onun do as n, s cak veya so uk olu u ya
da odunun mevcutlar kar ndaki k yas n unun k yas gibi olu una gelince, evin
mimar n bunlar bilmesine gerek yoktur. Fakat odunun kat ve yumu ak, sa lam ve çürük
vs. olmas evin mimar bilmek durumundad r. Ayn ekilde Mant k sanat da bu eylerin
tekillerini d dünyada ve zihindeki varide tarzlar ndan birinde bulunmalar bak n dan
incelemez ve yine eylerin mahiyetlerini mahiyet olmalar bak ndan incelemez. Aksine
Mant k sanat , bu eylerin tekillerini daha önce söyledi imiz yönden bu anlamlara ili en
yüklemler, konular, tümeller, tikeller ve ba ka eyler olmalar bak ndan inceler.
Laf zlar incelemek ise bu zorunluluktan kaynaklanan bir durumdur. Mant kç ,
mant kç olmas bak ndan, do rudan do ruya laf zlarla ilgilenmez. Laf zla ilgilenmesi
ileti im ve konu ma yönündendir. E er mant n, sadece anlamlar n dü ünüldü ü salt
dü ünceyle ö renilmesi mümkün olsayd bu yeterli olurdu. E er mant k hakk nda konu an
kimsenin, içindekini ba ka bir yolla bildirmesi mümkün olsayd bu, kesinlikle lafza gerek
rakmazd . Fakat zaruret, laf zlar kullanmaya yöneltti inden ve özellikle de anlamlarla
birlikte laf zlar hayal edilmedikçe anlamlar tertibe koyup dü ünmek müteazzir9
oldu undan hatta neredeyse dü ünme, insan zihninin, tahayyül edilen laf zlardan yard m
almas ndan ibaret oldu undan, laf zlar n farkl hallere sahip olmas ve bu hal1er nedeniyle
onlar n nefste örtü tü ü anlamlar n hallerinin de farkl la mas ve böylece anlamlar n,
laf zlar olmasa sahip olmayacaklar bir tak m hükümleri bulunmas gerekmi tir. Bu nedenle
Mant k sanat n bir k sm laf zlar n hallerini incelemek zorunda kalm r. E er
söyledi imiz olmasayd bu k sm n da olmas na gerek duymazd . Bu zorunlulukla birlikte
anlamlar na örtü en laf zlar hakk nda konu mak, onlar n anlamlar hakk nda konu mak
gibidir. Fakat laf zlar n vaz' daha güzel bir i tir.
Bunun d ndaki hususlara gelince "Mant n konusu, anlamlara delalet etmesi
bak ndan laf zlar incelemektir; mant kç n sanat , anlamlara delalet etmesi bak ndan
laf zlar hakk nda konu makt r" diyenin sözünde hay r yoktur. Aksine durumun
söyledi imiz ekilde dü ünülmesi gerekmektedir. Bu meselede ap all k yap p kar ld a
dü en kimselerin bu durumda dü melerinin nedeni, mant n konusunun ve mant a özgü
mevcutlar s
n gerçekte ne oldu unu kavramam olmalar r. Çünkü onlar, varl n
iki tarzda oldu unu gördüler: (a) eylerin d dünyadaki varl , (b) eylerin zihindeki
varl . Ve d dünyadaki varl , felsefi bir sanat n veya sanatlar n inceledi ini, zihindeki
varl ve onun zihinde nas l tasavvur edildi ini ise bir sanat n veya bir sanat n bir k sm n
inceledi ini dü ündüler. Durumunun ayr na var p da unu bilmediler: Zihindeki eyler
(a) ya d dünyadan al narak zihinde tasavvur edilen eylerdir (b) ya da zihindeki eylere,
zihinde bulunmalar bak ndan ili en ve d dünyada kar
bulunmayan eylerdir.
Dolay yla bu iki eyin bilgisi bir sanat n i idir. Sonra bu iki eyden biri, ona ili en bir araz
yönünden mant k sanat n konusu olur. Fakat mant k sanat n konusu olan n, o ikisinden
hangisi oldu una gelince o, ikincisidir. Ona ili en araz ise onun nefste daha önce
bulunmayan ba ka bir aidi suretin meydana gelmesine ula ran veya bu ula maya yarar
sa layan veya ula may engelleyen olmas r. Onlar gerçekte mant n konusunun ve hangi
yönden mant n konusu oldu unun ayr na varamad klar ndan bocalay p
rm lard r.
Bundan sonra daha da aç k bir ekilde ö reneceksin ki her teorik sanat n bir konusu vard r
ve o sanat, konusunun arazlar ve hallerinin inceler. Yine ö reneceksin ki bazen konunun
bizzat kendisini incelemek bir sanatta, konunun arazlar incelemek ba ka bir sanatta olur.
Mant n durumunun böyle bilinmesi gerekir. bn Sina, Mant a Giri , çev. Ömer Türker,
Litera Yay nc k stanbul 2006, s. 15-17)
Okuma Parças
Tür Üzerine
Cins olarak hayvan ald
zda, insan n hayvan n bir türü oldu unu söyleme
al kanl
z vard r; bu anlamlara göre, verilen cinse ba olan eye tür denir. Cinsin
tan nda, türün özgül olarak farkl terimlerin çoklu una özsel olarak uygulanan bir
yüklem oldu unu söyleyerek, ondan söz etti imize göre, cinsin herhangi bir eyin cinsi
olarak, türün herhangi bir eyin türü olarak, iki terimin de birbiriyle ilgili olduklar ve
birinin tan
için ötekinin tan
zorunlu olarak kullanmak gerekti ini bilmelidir.
Öyleyse tür öyle tan mlan r: tür, cinsin alt nda s ralanm olan ve cinsin özsel olarak
kendisine yüklenmi oldu u eydir. öyle de denebilir: aralar nda özgül olarak farkl
terimlerin çoklu una özsel olarak uyan yüklemdir. Ama bu sonuncu tan m, ancak tür olan
en özel türün tan
olabilecektir; tam tersine öteki tan mlar en özel olamayan türlere de
uyabilirler. Söyledi imiz ey a
daki biçimde aç kça ortaya konabilecektir: her
kategoride, en genel cinsi gösteren kimi terimler ile en özel türü gösteren kimi terimler
vard r; sonra da en genel cinslerle, en özel türler aras nda yer alan arac durumundaki
terimler vard r. kendi üstünde art k daha yüksek ba ka bir cinsin bulunmad terim, en
genel oland r; kendinden sonra kendine ba
ba ka bir türün olmad
terim, en özel
oland r, sonunda farkl terimlerle olan ili kisine göre gerçekten, hem cins, hem de tür olan
öteki terimler de en genel ve en özel aras ndaki arac terimlerdir.
Söyledi imizi, tek bir kategoriyi ele alarak anla r k lal m. Tözün kendisi bir cinstir;
onun alt ndaki cisimler hayvan; hayvan n alt nda ak ll hayvan; ak ll hayvan n alt nda
insan; insan n alt nda da en son olarak Sokrates ve Platon ile tek tek insanlar vard r. (s.35)
bu terimlerin hepsinin en genel olan tözdür ve yaln zca o cinstir; insan en özel türdür ve
yaln zca türdür; cisim tözün türü ve canl cismin cinsidir; canl cisme gelince, o, cismin
türü ve hayvan n cinsidir; s ras yla, hayvan canl cismin türü ve ak ll hayvan n cinsidir;
ak ll hayvan hayvan n türü ve insan n cinsidir; insan ak hayvaan n türüdür, ama tek tek
insanlar n cinsi de ildir. art k o türden ba ka hiçbir ey de ildir; ve bireylerden önce yer
alan ve onlara arac z olarak yüklenen ey, ancak tür olabilir ve ayn zamanda art k bir
cins de ildir. nas l ki töz, kendinden önce hiçbir cins bulunmad için en yüksek terim
olarak en genel cins ise, t pk bunun gibi, bir tür olan kendinden daha sonra ba ka bir tür
bulunmayan, ayr ca türlere bölünebilmeye elveri li hiçbir terimi olmayan, ama yaln zca
bireyleri olan (çünkü Sokrates, Platon ve bu beyaz ey bir bireydir) insan da art k ancak
tür, son tür ve bizim dedi imiz gibi en özel tür olabilecektir. Ara terimlere gelince: bunlar
kendilerinden önce olan terimler için ancak tür; kendilerinden sonra gelen terimler için de
cins olabilirler. Dolay yla bu terimlerin iki yönü vard r, biri kendinden önce gelenlere
do ru çevrilmi tir ve onlar , onlar n türü diye adland ran da budur; ikincisi ise kendinden
sonra gelenlere do ru çevrilmi tir ve onlar , onlar n cinsleri diye adland ran da budur.
Uçtaki terimlerin ise bir tek yönü vard r; en genel terimin salt kendine ba terimlerle
ilgisi vard r; çünkü o, hepsinin üstünde yer alan cinstir; kendinden önce olan terimlerle
art k ilgisi olamaz, çünkü o en üst terimdir, birinci ilke rolünü oynar ve bizim dedi imiz
gibi, kendi üzerinde art k ba ka bir en üst cinsin bulunmayaca cinstir. Kendi yönünden
en özel terimin de salt bir yönü vard r: kendinden önceki terimlerle ve kendilerinin türü
oldu u terimlerle ancak ilgisi vard r; oysa kendinden sonra gelen terimlerle her zaman ayn
ili kiyi sürdürü ve ona bireylerin türü de denir.
Öyleyse, en genel cins a
daki biçimde tan mlan r: cins olup tür olmayan ey;
dahas : kendi üzerinde ba ka bir üst cins olmayan ey. En özel tür, tür olup cins olmayan
ve tür olarak, art k türlere bölünmeyen eydir; batta say ca farkl terimlerin çoklu una
özsel olarak yüklenen eydir. Uçtaki terimler aras nda bulunan ara terimlere gelince,
bunlara, ba
cinsler ve türler denir; bunlardan her biri, farkl terimlerle ilgileri göz
önünde tutularak hem cins, hem de tür olarak tasarlan rlar. Böylece en özel türlerden
önceki terimlere, en genel cinse de il ç ld nda bunlara hem ba cinsler hem de ba
türler denmi tir;
En genel cins on tanedir (kategoriler kasd ediliyor i.ç); en özel türler sonsuz say da
de il, belirli say dad r; en özel türlerden sonra yer alan bireylere gelince bunlar sonsuz
say dad r.
Cinsin ve türün yaps
tan tt ktan sonra, cinsin tekli ini, türlerin çoklu unu
gösterdikten sonra (çünkü cins her zaman birçok türe bölünür), cinsin her zaman türe ve
bütün üst terimlerin de alttaki terimlere yüklenip yüklenmedi ini, buna kar k türn ne
do rudan do ruya cinse, ne de üst cinslere yüklendi ini söylemek zorunday z; bu durum
da kar
n yoklu undad r. Gerçekten gerekli olan ey, ya e it kaplaml terimlerin, e it
kaplaml terimler e yüklenmi olmas r, t pk “ki neyen”in ata yüklenmesi gibi, ya da
daha çok kaplaml terimlerin daha az kaplaml terimlere yüklenmesidir; pk hayvan n
insana yüklenmesi gibi; ama daha az kaplaml terimlerin daha çok kaplaml terimlere
yüklenmesi söz konusu de ildir; insan n hayvan oldu unun söylenmesi gibi, hayvan n
insan oldu u art k söylenemez. Türün kendilerine yüklendi i terimler de zorunlu bir
biçimde yüklem olarak türün cinsini, en genel cinse kadar cinsin cinsini alacaklard r:
gerçekten e er Sokrata’in insan, insan n hayvan ve hayvan n töz oldu unu söylemek do ru
ise, Sokrates’in hayvan ve töz oldu unu söylemek de do rudur. Öyleyse, en genel terimler
her zaman ba terimlerin yüklemleri oldu u gibi, tür bireye, cins türe ve bireye, en genel
cins de cins ya da cinslere ( e er bir çok ara ve ba terimler varsa) ayn zamanda türe ve
bireye de yüklemi olacakt r. En genel cins, türlere ve bireylere oldu u gibi, kendine ba
olan tüm cinslere uyar; en özel türden önce yer alan cins, en özel bütün cinslere ve
bireylere; yaln zca tür olan tür, tüm bireylere; ve birey ise alt tek bir özel bireye uyar.
(Porphyrios, sagoci, (Çev. Betül Çotüksöken) Remzi Kitapevi, stanbul, 1986)
2.4. DE ERLEND RME SORULARI
1. A
dakilerden hangisi “mant n uygulama” alanlar ndan de ildir?
a) Hayali alan
b) Teknik alan
c) Sosyal alan
d) Teorik alan
e) Pratik alan
2. A
dakilerden hangisi Aristoteles’in eserlerinden biri de ildir?
a) Topikler
b) Nikhomasa Etik
c) II. Analitikler
d) Önermeler
e) K stasu’l-Mustakim
3.
dakilerden hangisi Gazali’nin mant kla ilgili eserlerinden biri de ildir?
a) K stasu’l-mustakim
b) Mi’yaru’l-ilm
c) Tehafutü Tehafütü’l-felasife
d) Mihakkun-nazar
e) Mekas du’l-Felasife
4. A
dakilerden hangisi mant n faydalar ndan de ildir?
a) Tutarl olmak
b) Sistemli olmak
c) Konular bölerek çal mak
d) Konu bölmeden bütün olarak kavramaya çal mak
e) Sa kl ileti im kurmak
5. A
dakilerden hangisi Aristoteles’in eserlerinden biridir?
a) en-Necat
b) Mustasfa
c) Perihermenias
d) sagoci
e) Kitabu’ ifa
Cevaplar: 1. A, 2. E, 3.C, 4. D, 5. C.
2.5. KAYNAKLAR
Adanal , A. Hadi, Dialectical Methodology and its Critique Ghazali as a Case Study,
(Bas lmam D. Tezi), Chicago, Illinois, 1995.
Arslan, Ahmet, “Aristoteles ve bn Haldun’un Mant k Anlay lar ”, slam Felsefi
Üzerine adl eserin içinde, Ankara, 1999.
bn Haldun, Mukaddime, C. 2. (çev. Zakir Kadiri Ugan), stanbul, 1970.
Bingöl, Abdulkuddüs, “Gazali ve Mant k Bilimi”, slami Ara rmalar; Gazali Özel
Say , 2000.
Cabiri, M. Abid “Mükevvinatü Fikri’l Gazali” Ebu Hamid el-Gazali Dirasatü fi Fikrihi
ve Asrihi ve Te’sirihi içinde 1988.
Ça
, Mustafa, Gazali Maddesi, D. .A.
es-Seyyid Muhammed Akil b. Ali el-Mehdi, Menhecu’l-Felsefi inde’l Gazali ve Dekart
lil Vusul lel Hakika, Kahire.
Cebr, Ferid, “Mü kületü’l Marifeti Beyne Aristo ve’l Gazali: el-Mant k indel Aristo ve’l
Gazali”, el-Me rik, 54/1, 1960, Beyrut.
Farabi, et-Tavti’atu fi’l-Mant k, (n r. Mübahat Türker-Küyel) Farabi’nin Baz Mant k
Eserleri içinde, Ankara, 1990.
Farabi, hsau’l-Ulum, M r, 1949.
Gazali, el-K stasu’l-Mustakim, M r, 1900.
Gazali, el-Munk z, Resail’in içinde, Beyrut, Lübnan, tarihsiz.
Gazali, el-Mustasfa min lmi’l-Usul, M r, h.1322, C. I. slam Hukukunda Deliller ve
Yorum Metodolojisi (el-Mustasfa), (çev. Yunus Apayd n), Kayseri, 1994. C. I.
Gazali, Makas du’l-Felasife, (tahk. Süleyman Dünya), M r, 1961.
Dumitriu, Anton, History of Logic, C.II, Kent, 1977.
Gazali, Miyaru’l- lm, (n r. Süleyman Dünya), Kahire, 1961.
Gazali, Tehafut el-Felasife, (tahk. Maurice Bauyges), Beyrut, Lübnan, 1927. Tehafut elFelasife, (çev. Bekir Karl a), stanbul, 1981,
Grammer”, Islamic Quanterly, c.1: XIII, nr.4 (1969).
bn Sina, en-Necat, (tahk. el-Kurdi Muhyiddin Sabri) M r, h.1331.
brahim Çapak, Stoa Mant ve Farabi’ye Etkisi, Ankara 2007.
Josef von Ess, “The Logical Structure of Islamic Theology”, Logic in Classic Islamic
Culture, içinde, Edit. G. E. Von Grunebaum, Los Angeles, 1967.
Laertios, Diogenes, Ünlü Filozoflar n Ya amlar ve Ö retileri, (çev. Candan entuna),
stanbul 2003
Leaman, Oliver, Ortaça slam Felsefesine Giri , (Çev. Turan Koç), stanbul, 2000.
Löringhoff, von Freytag, Mant k (çev. T. Mengü lu), stanbul Ünv. Edebiyat Fak.
Yay nlar .
Russell, Bertand, Bat Felsefesi Tarihi (çev. Muammer Sencer), stanbul 2000, C. I,
Thilly, Frank, Yunan ve Ortaça Felsefesi, (çev. brahim ener) stanbul 2002.
Uluda , Süleyman, “Bir Dü ünür Olarak Gazali”, slami Ara rmalar, Gazali Özel
Say , 2000.
Download

1.Hafta Mantık Konu - herodevyapilir.com