İLİ
: İZMİR
TARİHİ : 03.04.2015
ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK
Kardeşlerim!
Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz
şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler!
Yapamayacağınız
şeyleri
niçin
söylüyorsunuz? Yapamayacağınız şeyleri
söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle
karşılanır”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz
(s.a.v) şöyle buyuruyor: “Gerçek Müslüman,
elinden dilinden başkalarının emniyet ve
esenlikte
olup
(zarar
görmedikleri)
2
kimsedir.”
Söz önemlidir fakat daha önemlisi yaşantıdır.
Müminin en önemli özelliği özünde samimi,
sözünde doğru olmasıdır.
Sözü ile özü birbirini tutmayan, söyledikleriyle
yaptıkları birbirini yalanlayan kimseler
hakkında Rabbimizin ikazı vardır.
Kardeşlerim!
Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden her
mü’min dürüst olmak zorundadır. Zira bu
kelimenin bir anlamı da “güven veren” dir.
Güvenilmezlik
ise
münafıkların
özelliklerindendir. Dürüst kişinin içi dışı birdir.
Olanı
olduğundan
farklı
yansıtmaz.
Bildiğinden, inandığından ve olduğundan
başka görünmez. Dürüst olmak, samimi
olmaktır.
Samimiyet
sadece
dilde
kalmamalıdır. Mü’minin dili gibi kalbide
samimidir. Onun işi sözünü yalanlamaz. Dışı
özüne ters düşmez. Dili başka kalbi başka
olanlar, henüz gerçek mü’min olamamışlardır.
Müslüman zorluk görse de doğruluktan
ayrılmamalıdır. Bu durumu Ziya Paşa şu veciz
ifadeyle dile getirmiştir:
“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah”
Kıymetli kardeşlerim!
İnsanlığa örnek ve rehber olarak gönderilen
Efendimiz (s.a.v) doğruluk ve dürüstlük timsali
idi. O, olduğu gibi göründü, göründüğü gibi
oldu. O’nun söyledikleriyle yaptıkları arasında
hiçbir farklılık yoktu. Hayatı boyunca insanları
doğruya ve doğruluğa, dürüstlük ve
samimiyete sevk etti.
Bir Sahabi gelerek Efendimiz (s.a.v)’e: ”Ey
Allah’ın Rasulü! İslamiyet hakkında bana
bir öğüt ver ki, sizden sonra artık kimseden
bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın.” dedi.
Bunun üzerine Gül yüzlü Efendimiz
(sav):”Allah’a inandım de, sonra da
dosdoğru ol.”3 buyurdu.
Muhteremler Müminler!
Dünyevi ve uhrevi bütün işlerinde doğruluktan
ayrılmayan kişiler güvenilir kişilerdir. Ahlaki
değerlerin azaldığı toplumumuzda huzurun
artması
ancak
güvenilir
insanların
çoğalmasıyla mümkündür.
O halde gelin özümüzle, sözümüzle
doğruluktan, dürüstlükten ve sadakatten
ayrılmayalım.
Hutbemi bir hadis-i Şerif meali ile bitiriyorum.
“İman ve küfür bir kimsenin kalbinde bir
arada bulunmaz. Doğruluk ve yalancılık ta
bir kimsede birlikte bulunmaz.”4
1. Saf, 2-3
2. Nesai, İman 8.
3. Müslim, İman, 13
4.Et-Tergib Vet-Terhib.Cilt3 S:596
HAZIRLAYAN: Ferhat Yıldırım, İmam-Hatip, Alanköy Mah. Camii
Bayındır / İZMİR
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu
İLİ
: İZMİR
TARİHİ : 10.04.2015
ِ‫بِس ِم ه‬
ِ ‫اَّلل ال هر ْْحَ ِن ال هرِح‬
‫يم‬
ْ
ِ‫ول ه‬
ِ ‫ان لَ ُكم ِفي ر ُس‬
‫ُس َوةٌ َح َس َن ٌة لِ َمن‬
ْ ‫اَّلل أ‬
َ
ْ َ ‫لَقَ ْد َك‬
‫ير‬
‫اَّللَ َك ِث ًا‬
‫اَّللَ َوا ْل َي ْوَم ْاْل ِخ َر َوَذ َك َر ه‬
‫ان َي ْر ُجو ه‬
َ ‫َك‬
ِ ُ ‫ال رس‬
‫صلهى هللاُ َعلَْي ِه َو َسله َم‬
َ ‫ول هللا‬
ُ َ َ َ‫ق‬
‫ت ألُتَِم َم َم َكا ِرَم األَ ْخالَ ِق‬
ُ ْ‫إِ هَّنَا بُِعث‬
ÖRNEK İNSAN HZ. MUHAMMED
Aziz Mü’minler!
Okuduğum ayet-i Kerime’de Yüce Rabbimiz bize
Sevgili Peygamberimizin örnekliğini şöyle ifade
etmektedir: “Andolsun, Allah'ın Resülün’de
sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı
uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel
bir örnek vardır.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz
(s.a.s) şöyle buyuruyor: “Ben ancak yüksek
ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”2
Kuran bize Peygamber’e uymayı emrederken,
kendisine Peygamberimizin (s.a.s.) ahlakını soran
Sa’d b. Hişâm’a da Hz. Aişe şöyle cevap
vermektedir: “Sen Kuran okumuyor musun?
Resûlüllah’ın (s.a.s.) ahlakı Kuran idi”3
Değerli Mü’minler!
Resûlüllah (s.a.s.) yaşayan bir Kuran idi. Kuran
ve Peygamber’den her birini anlamak için
diğerine müracaat etmemiz gerekir. Aslında
Sevgili Peygamberimiz risaletinden önce de adeta
ileride indirilecek Kuran’a göre bir hayat
yaşıyordu. Düşmanları bile O’nunla mücadele
ederken O’na (s.a.s.) Muhammedü’l-Emin
diyorlardı. O, Kuran nazil olmadan zulme ve
haksızlığa karşı durmuş, kırk yaşına gelince
insanlara tebliğ edeceği bütün ahlâkî güzellikleri
hayatına hâkim kılmış, eşine, çocuklarına ve
arkadaşlarına en güzel şekilde davranmış ve
örnek olmuştur.
Aziz Cemaat!
Hz. Hatice Validemizin Sevgili Peygamberimize
ilk vahiy geldiğinde söylediği şu sözler O’nun
hayatını bize ne güzel anlatıyor: Allah Resûlü’ne
Hira’da ilk vahiy gelmiş, Allah’ın verdiği görevin
ağırlığıyla evine gelmiş ve sıkıntısını eşi Hatice
validemizle
paylaşmıştı.
Kavminin
karşı
koyacağından endişeliydi. Hz. Hatice’ye “Bana
kim inanır ey Hatice” demişti. Hz. Hatice
düşünmeden şöyle cevap vermişti: “Öyle deme!
Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman Seni
utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı
gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten
aciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları
kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa
uğrayan kimselere yardım edersin! (Sana kim
inanmaz ki? İlk ben inandım)”4 diyerek
Müslüman oldu. O, Peygamber olmadan da bir
insanda bulunabilecek bütün güzellikleri şahsında
toplamıştı.
Muhterem Mü’minler!
Sevgili Peygamberimiz yeme-içmede, sıkıntı
anında-bolluk anında, savaşta-barışta, ibadetteticarette,
duada-niyazda,
komşuluktaarkadaşlıkta, kısaca hayatın her anında ve her
yaşta bizim için model insandır. O insanlara asla
uygulamadığı bir şeyi emretmemiştir. Bir insan
olarak aramızda bulunmuş, “ben tirit yiyen bir
kadının oğluyum” diyerek tevazu örneği
göstermiş, bazen ağlamış, bazen gülmüş, bazen
ashabına ve akrabalarına şaka yapmış, yeri gelmiş
kızı Fatıma’ya “kıyamette sana yardımcı
olamam, kendini kurtarmaya bak” diye en
yakınlarını uyarmış, bazen aç kalmış, karnına taş
bağlamış, bazen ayakları şişinceye kadar namaz
kılmış, ağlayan bir çocuk sebebiyle kıldırdığı
namazı hızlıca bitirmiş, sokakta karşılaştığı
çocuklarla selamlaşmış ve onların başını
okşamıştı. Öyle ki, O hayatta iken çocuk olan her
bir sahâbînin Peygamberle (s.a.s.) ilgili
anlatabilecekleri mutlaka bir hatırası vardı.
Değerli Kardeşlerim!
Peygamber Efendimizin özel hayatı olmamıştır.
Başta aile hayatı olmak üzere Onun hayatının her
anı bize aktarılmıştır. Ahlâkına Kuran’ın şahitlik
ettiği Peygamberimiz, hem çocuklar için, hem de
gençler için, hem tüccar için ve hem de çiftçi için
örnek insandır. Yüce Rabbim bizleri Âlemlere
rahmet olarak gönderdiği Peygamber’ini rehber
edinen ve onu örnek alıp yolundan giden
kimselerden eylesin.
1.Ahzab, 21.
2.El Muvatta, “hüsnü’l- hulk” 8
3.Ebû Dâvud, Tatavvu’, 26.
4.Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 3;Müslim, Îmân, 252.
Hazırlayan: Dr. Sabri ÇAP/Bayraklı Vaizi
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu
İLİ
:İZMİR
TARİH : 17.04.2015
ِ‫بِس ِم ه‬
‫اَّلل ال هر ْْحَ ِن ال هرِح ِيم‬
ْ
‫علَى أَنفُ ِس ِه ْم‬
َ ‫ِي الَّذِينَ أ َ ْس َرفُوا‬
َ ‫قُ ْل يَا ِعبَاد‬
ُ َ‫ََل تَ ْقن‬
َّ ‫اَّللِ ِإ َّن‬
َّ ‫طوا ِمن َّر ْح َم ِة‬
‫اَّللَ َي ْغ ِف ُر‬
‫الر ِحي ُم‬
َّ ‫ور‬
ُ ُ‫وب َج ِميعًا ِإنَّهُ ُه َو ْالغَف‬
َ ُ‫الذُّن‬
‫وقَال رسول ه‬
‫للا صلى عليه وسلم‬
ُ َُ َ َ
‫ه ه‬
، ‫مو هت‬
َ
َ ‫الكيهس َم ْن َد‬
ْ ‫ َو َعم َل لما َب ْع َد ا ْل‬، ُ‫ان َن ْف َسه‬
‫ وتمَّنى عَلى َّه‬، ‫وا ْلعا هج ُز من أَتْبع ن ْفسه هواها‬
‫اَّلل‬
َ َ َ َ ََ َْ
َ َ
َ َ
‫األماني‬
ÜÇ AYLAR VE REGAİP KANDİLİ
Muhterem Mü’minler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle
buyuruyor; “De ki: ey kendilerinin aleyhine aşırı
giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi
kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları
affeder. Çünkü o, çok bağışlayandır, çok
merhamet edendir.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz
(s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Akıllı kişi, nefsine
hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz
kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve (Ahiret
için hiçbir hazırlık yapmaksızın) Allah’tan
dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören
kişi) dir.”2
Üç aylar 20 Nisan Pazartesi günü başlıyor. 23
Nisan Perşembe gününü 24 Nisan Cuma gününe
bağlayan gece Regaip Kandilidir. Yüce Mevla,
kullarına bol bol rahmet ve bağışta bulunduğundan
bu geceye
'' Regaip '' adı verilmiştir.
Kardeşlerim!
Hayat su gibi akıp gidiyor. Dün hatası ve sevabı ile
geçmiştir. Geçen günleri geri getirmek mümkün
değildir. Gelecek günleri yaşayacağımıza dair
hiçbir garantimiz de yoktur. Bu günün
değerlendirilmesi ise bizim elimizdedir. Üç ayların,
mübarek gün ve gecelerin manevi ikliminden
yararlanarak içinde bulunduğumuz zamanın
kıymetini bilip, üzerimize düşen kulluk
görevlerimizi
hakkıyla
yerine
getirmeye
çalışmalıyız. Bu mübarek gün ve geceler,
kendimizi
toparlamak,
sorgulamak
ve
davranışlarımıza çeki düzen vermek için bulunmaz
fırsatlar sunmaktadır. Ahiretin tarlası olan dünya
hayatını çok iyi değerlendirmeli, fırsat elimizde
iken Cenab-ı Allah'a yönelip, O'na karşı kulluk
görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Bu aylar,
duaların Allah’a arz edilmesi, pişmanlık ve
gözyaşıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere
verilen sevabın katlanması bakımından büyük bir
fırsattır. Bu günlerde nefis muhasebesi yapılmalı,
ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede
tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize
neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak büyük
mahkemenin tek Hâkimi Yüce Allah'ın hakkımızda
nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir. Çünkü
Yüce Rabbimiz ikram ettiği bu dünya hayatını
ibadet ve itaatle değerlendirmeyenlerin o gün
pişman olacaklarını ve: “Keşke bu hayatım için
önceden bir şey yapsaydım”3 diyeceklerini,
Kur'an-ı Kerim bize haber veriyor. Bir başka ayette
ise, Yüce Allah ahiret için hazırlık yapmamızı
emrederek şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler!
Allaha karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın
için önceden ne göndermiş olduğuna baksın.
Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah,
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah'ı
unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine,
kendilerini unutturduğu kişiler gibi olmayın.
İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.”4
Kardeşlerim!
Yüce Allah'ı sevmek, O'na karşı kulluk görevini
yapmamızı, Hz. Peygamberi sevmek, onun
sünnetini yaşamamızı gerektirir. Kur'an-ı Kerim'in
Allah kelamı olduğuna inanmak, onun emirlerini
tutup yasaklarından sakınmamızı, Yüce Allah'ın
verdiği nimetlere şükretmemizi, ahiret için hazırlık
yapmamızı ön görür. Gecen yıl bizimle olan eş,
dost, akraba ve arkadaşlarımızdan bu geceye
ulaşamayanlar var. Bu kandilin bizim için de son
kandil olabileceği düşünülmeli,
görevlerimizi
Yüce Allah'ın istediği şekilde yerine getirmeye
gayret göstermeliyiz.
Hep birlikte "Âmin" diyeceğimiz şu dua ile
hutbemizi bitirelim. “Allah’ım! Bizleri Regaible
Sana rağbet eden, Miraç ile yücelen, Berat ile
kurtuluşa eren, Kadrini idrak ederek
Ramazanın sonunda cenneti hak eden
kullarından eyle!”
1.Zümer suresi:39/53
2.Tirmizî, Kıyâmet 25
3.Fecr Suresi, 89/24
4.Haşr Suresi, 59/18-19
HAZIRLAYAN: Selahattin ŞAL Hakıköy Mah. Camii İmam Hatibi
Beydağ/İZMİR
İLİ
TARİH
: İZMİR
: 24/04/2015
ْ َ‫ت قُلُوبُ ُه ْم َو ِإذَا ت ُ ِلي‬
ْ َ‫اَّللُ َو ِجل‬
‫ِإنَّ َما ْال ُمؤْ ِمنُونَ الَّذِينَ ِإذَا ذُ ِك َر ه‬
‫ت‬
َ‫علَى َر ِبه ِه ْم يَت ََو َّكلُون‬
َ ‫علَ ْي ِه ْم آيَاتُهُ زَ ادَتْ ُه ْم ِإي َمانًا َو‬
َ
‫اْلَنَّةَ َح ََّّت تُ ْؤِمنُوا َوالَ تُ ْؤِمنُوا َح ََّّت ََتَابُّوا‬
ْ ‫الَ تَ ْد ُخلُو َن‬
ALLAH SEVGİSİNİN
İNSAN PSİKOLOJİSİNDEKİ YERİ
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede ve devamında Yüce
Rabbimiz şöyle buyuruyor: De ki: “Eğer Allah’ı
seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz
(s.a.s) şöyle buyuruyor: “İman etmedikçe, cennete
giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe kâmil anlamda
mümin olamazsınız…”2
Değerli Mü’minler!
Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanın ilk görevi;
Allah’ın varlığını ve birliğini bilip inanmak, tasdik
etmek ve O’na ibadette bulunmaktır. Cenabı Hak
Kur’an-ı Kerim’de insanı en güzel şekilde yarattığını
bildirmiştir. Çünkü beden ile ruhun birleşmesinden
meydana gelen insanın yaşaması için; bazı şeylere
ihtiyaç vardır. Nitekim bedenin maddi yapısı; yeme,
içme, oturup kalkma ve çalışıp dinlenme gibi
hareketlere; ruhi yapısı ise; inanmak, sevinmek, iyilik
yapmak, ümitlenmek ve düşünmek gibi manevi şeylere
muhtaçtır. Allahu Teâlâ’nın biz insanlara lütfettiği
sayısız nimetlerin en önemlilerinden biri şüphe yok ki
imandır. İman, insanın hem dünya, hem de ahiret
saadetini sağlayan çok değerli bir manevi sermayedir.
Kardeşlerim!
Kişi; ancak imanı sayesinde hayata bağlanır, zorluklar
ve felaketlerin üstesinden gelir. Adalet, doğruluk ve
hakikatten ayrılmaz. Nitekim imandan mahrum nice
zengin ve makam sahibi kişilerin bunalımda olduğu
görülmüştür. Çünkü inanç insana yaşama gücü ve huzur
veren, hayatı koruyan tek unsurdur. Böylece inançlı ve
imanlı insan, yalnızlıkta, kalabalıkta ve her zaman her
yerde kendini kuvvetli hisseder.
Peygamberimiz
(sav)’in şu hadisi şerifi bu durumda olan insanların
özelliklerini ne güzel açıklar. “Allah’a ve ahiret
gününe
inanan
kimse
komşusunu
üzmez,
misafirine ikram eder, ya iyi ve hayırlı konuşur, ya
da susar.”3
Değerli Mü’minler!
İman insanda yaşama sevgisi, hayata bağlanma duygusu
meydana getirir. İman eden insan, hayata ve varlığa hoş
bakar, hayatın Allah’ın bir lütfu olduğuna inanır, dahası
sosyal ve tabiî çevresini Allah’ın sanat eserleri ve
kendini de onları bütünleyen bir parça gibi görür.
Allah’ı tanıyıp seven kimse, mutlu ve huzurlu olur. Bu
da Allah’ın kişiyi sevmesine neden olur. Böylece içi
rahatlar, huzur duyar. Allah’a olan sevgisinden dolayı
insanları ve onun yarattığı bütün varlıkları sever.
Kardeşlerim!
Allah’a iman etmek, O’na bağlanmak ve güvenmek,
ondan sakınıp çekinmek, insan hayatını olumlu yönde
etkileyen en güçlü dinamiktir.
Allah’a iman eden kimse yalnızlıktan kurtulur; her an
Onun sonsuz rahmeti, ilmi, hikmeti, koruması ve
gözetimi altında olduğunu bilir. Her an O’na sığınır,
Ondan yardım bekler, kolaylık görür. Hareketlerini
kontrol altında tutar, daima iyiye, doğruya, mükemmele
yönelir; kötülüklerden uzaklaşır.
Allah’a inanan insan, her şeyin dizgininin O’nun elinde,
her şeyin hazinesinin O’nun yanında olduğunu, her
şeyin O’nun emri ve izniyle halledileceğini bilir. Sadece
O’na güvenir, O’na bağlanır, O’ndan yardım bekler.
Hiçbir varlıktan da korkmaz, hiçbir şeye boyun eğmez,
minnet etmez. Böylelikle iman, maddeye kul ve köle
olmaktan kurtarır. İnsana gerçek şahsiyet kazandırır.
Allah’a inanan bir insan aynı zamanda, hayatın bir
imtihan, karşılaştığı sıkıntıların da bu imtihanın bir
parçası olduğuna inanır ve bu noktada sıkıntılara göğüs
germeyi, acı veren durumlara karşı sabretmeyi, hayatın
zorluklarına karşı mücadele etmeyi temel karakteri
haline getirir. Böylece kişiyi bunalıma itecek durumlara
düşmekten kurtarır. Allah’a inanan kişi kendisini
sürekli görüp gözeten bir yüce yaratıcının bulunduğunu
düşünür. Yaptıklarından sorumlu olacağını ve bir gün
hesap vereceğini düşünür. Bu düşünce onu
kötülüklerden uzaklaştırır.
Kardeşlerim!
Kalbinde olgun ve halisane bir iman taşıyan kişi Allah’ı
sever ve onun azabından korkar. Allah korkusu, Allah’ı
sevememekten doğan bir korkudur. Gönlünde Allah’ın
sevgi ve korkusunu hisseden kimse ise, ne suretle
olursa olsun hiç kimseye en ufak bir kötülük düşünmez.
Gönlü zengin ve rahat, bedeni sağlıklı, huzur dolu,
bilgili, görgülü, yarına güvenle bakan, dürüst, alçak
gönüllü ve yardım seven biridir. Böylece onların
kalpleri Allah’ı anmakla huzura ermiş olur.
Hutbemi Davut (a.s.)’ın şu duası ile bitirmek
istiyorum: “Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni
sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak
amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Senin
sevgini bana canımdan, ailemden daha ileri kıl
!”4
1- Enfal, 2.
2- Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.
3- Müslim, Kitabü’l İman C.1
4- Tirmizi, Daavat, 73
Hazırlayan: Dursun Ali AKSU Yusuf Fatma Hatun Mescidi İ-H Buca –
İzmir
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu
Download

2015 Nisan Ayı Hutbeleri