Makale
Cihan EREN
ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASINDA VERGİ İDARESİNİN KABUL ETMEDİĞİ
UYGULAMALAR
Alacak kavramı, sözcük anlamı olarak bir hesap gereğince henüz alınamamış olan
para mal ya da başka şey, birinin birine borcu, borç karşıtı, matlup anlamına gelmektedir.
Günümüz iş dünyasında artan rekabet dolayısı ile işletmelerin ticari faaliyetlerinin önemli bir
kısmının vadeli olarak yapılması zorunluluk haline gelmiştir. Bu alacakların bir kısmının
vadesinde tahsil edilememesi halinde bu işlemlerin mali tablolara yansıtılmasına yönelik
olarak mevzuatımızda düzenlemeler yapılmıştır. Bu doğrultuda, vadesinde tahsil edilmeyen
alacaklara ilişkin olarak mevzuatımızda karşılık ayırma yoluyla bunlara mali tablolarda yer
verilmesi ilkesi benimsenmiştir. Alacak karşılığı işletmelerin çeşitli faaliyetlerinden doğmuş
alacaklarında meydana gelen ya da gelmesi muhtemel, ancak miktarı kesin olarak belli
olmayan zararların karşılanması amacıyla ayrılır. İşletmelerin alacak karşılığı ayırması, ilerde
netleşecek zararlara hazırlık yapmalarını sağlayacaktır. Ancak, konunun vergisel boyutu
tartışmalıdır. Vergi matrahından indirilebilecek karşılık miktarının belirlenmesinde vergi
otoritesinin vergi kaybı endişesiyle ayrılacak karşılık miktarına gereğinden fazla sınırlama
getirmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu tür düzenlemeler işletmenin karşılık ayırma
yönünde isteksiz davranmasına sebep olabilecektir. Bu ise, işletmenin ihtiyatlı yönetiminde
önemli yer tutan karşılık politikasından istenen sonucun alınamaması neticesini
doğurabilecektir. Bu noktada vergisel düzenlemelerin sınırlayıcılığı, açıkladıkları kar ve zararı
etkilemenin yanı sıra işletmelerin, aktifinde bulunan alacak şeklindeki varlıkların değer
düşüklüğünün raporlanmasının ertelenmesi yönünde teşvik edilmelerine de yol açabilecektir.
Ayrılan alacak karşılıklarının vergi matrahından düşürülmesinde gereğinden fazlaya izin
verildiğinde ise işletmelerin vermeleri gereken verginin sürekli ertelenmesi, dolayısıyla vergi
kaybı sonucunu doğuracaktır.
Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü maddesinde “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi
ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu
tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değemeyecek derecede küçük
alacaklar,
şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre
pasifte karşılık ayrılabilir.
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı
alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde karzarar hesabına intikal ettirilir.” denilmektedir.
Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü maddesinde de açıklandığı üzere bir alacağın
şüpheli alacak sayılması ve bu alacak için karşılık ayrılabilmesi için;
- Mükellefler, bilanço usulüne göre defter tutanlardan olmalı,
- Alacak, ticari veya zirai kazançtan doğmuş olmalı,
- Alacak, dava ve icra safhasında bulunmalı veya
- Alacak yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen
borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük
alacaklar olmalı,
- Alacak tahakkuk etmiş olmalı,
- Alacak değerleme günü itibariyle teminatsız olmalı,
- Alacak değerleme günü itibariyle şüpheli hale gelmiş olmalı.
- Şahsi kefalet olarak verilmiş alacaklar da teminatlı alacak olarak kabul edilmektedir.
Yurtdışında olan alacaklar için gerekli prosedür yerine getirilmek şartıyla şüpheli alacak
karşılığı ayrılabilir. Holdinglerin iştiraklerinden olan ticari alacakları için de karşılık ayrılır.
- Şüpheli alacak karşılığı ayırabilmek için alacağın teminatsız olması gerekir.
Teminata bağlanmış alacakların tahsilinin şüpheli hale geldiğini ileri sürmek mümkün değildir.
Bu nedenle teminatlı alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayrılamaz.
- Alacağın bir kısmı teminatlı ise, teminatsız kalan kısım için karşılık ayrılması
mümkündür. Ayrıca alacağın ne kadarlık kısmının teminatsız kaldığı belli olmadıkça karşılık
ayrılamaz. Dolayısıyla eğer teminat alacağın tamamını kapsamıyorsa bu takdirde alacağın
teminatsız kalan kısmının kesin olarak belirlenmesi zorunludur.
- Şüpheli alacak karşılığı ayrılması sırasında ticari alacakları Katma Değer Vergisi
dahil tutar olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü Katma Değer Vergisi de alacağın bir
unsurudur. Bu konuda farklı görüşler bulunmakla birlikte uygulamadaki yaygın görüş tahsil
edilmeyen Katma Değer Vergisi’ne de gerekli şartları yerine getirmek şartıyla şüpheli alacak
karşılığı ayrılacağı yönündedir.
- Hatır senetleri için karşılık ayrılamaz.
- Dövize endeksli veya döviz cinsinden olan şüpheli alacaklar için karşılık ayrılmasına
karar verilmesi halinde, bu alacağa bağlı olarak ortaya çıkan kur farkları da şüpheli alacak
kabul edilerek karşılık ayrılır.
- Verilen avanslar için karşılık ayrılmaz.
- Konkordato nedeniyle karşılıksız kalan alacak değersiz alacak olarak zarar
yazılacağından karşılık ayrılamaz. (VUK 324.Maddesi)
- Kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacakların devletin güvencesi altında olması
nedeniyle vergi idaresi karşılık ayrılamayacağı görüşündedir.
- Temlik edilen alacaklar için karşılık ayrılamaz, temlik alınan alacaklar içinse alacağın
niteliğine göre karşılık ayrılabilir.
- Vergi idaresinin görüşü karşılığın alacağın şüpheli hale geldiği dönemde ayrılması
gerektiği yönündedir. Zira karşılık ayrılması ihtiyaridir. Alacağın şüpheli hale geldiği dönemde
karşılık ayırmayan mükellef seçimlik hakkını bu yönde kullanmıştır. Dönemsellik ilkesinin
gereği de budur. Ancak son zamanlarda Danıştay kararları, alacağın şüpheli hale geldiği
yılda ayrılmayan karşılığın sonraki yıllarda ayrılabileceği yönündedir.
- Şüpheli alacak karşılığının istenildiği zaman değil, alacağın şüpheli duruma geldiği
yılda ayrılması gerekir.
Şüpheli ticari alacaklar ve bu alacaklara karşılık ayrılması özellik arz eden Danıştay
kararlarından bazıları aşağıdaki gibidir.
- İşle ilgisi olmayan kefaletten kaynaklanan şüpheli alacaklar gider yazılamaz.
- İcra takibine başlanmakla beraber icra işlemine devam edilmeyen alacak şüpheli
alacak sayılmaz.
- Borçlunun mallarının haczedilmesi halinde, haczedilen malların alacağı karşılayacak
değere sahip bulunması ve alacağın teminata bağlanması halinde, şüpheli alacaktan söz
edilemez.
- Konkordato sebebiyle karşılık ayrılarak zarara atılan şüpheli alacakların, konkordato
sonucu teminata bağlanmaları halinde, şüpheli alacaklardan çıkarılarak o yıl kârına ilâve
edilmek suretiyle tashih edilmeleri gerekir.
- Bir holding şirketin iştiraki olan şirkete kefil olması dolayısıyla yaptığı ödemeden
doğan alacak şüpheli alacaktır.
- Karşılık ayrılabilmesi için, o alacağın ticari işletmeye dahil bir malın satılmasından ya
da yapılmış bir hizmetten doğmuş olması gerekir.
- Ortaklık payının devri nedeniyle tahsili şüpheli hale gelen alacak için, mükellef ferdi
işletmesinde şüpheli alacak karşılığı ayıramaz.
- Herhangi bir nedenle şüpheli hale gelen alacak için karşılık ayrılmaması, ortaya
çıkan yeni bir nedenle aynı alacak için karşılık ayrılmasına engel teşkil etmez.
- Şüpheli alacaklar karşılığının, alacağın şüpheli hale geldiği tarihte ayrılması zorunlu
değildir. Önemli olan alacağın maddede gösterilen niteliklere sahip olup olmadığı
hususundadır. (VUK 323. Maddesi)
- İcra takibinin ciddi olarak izlenmemesi nedeniyle dosyası takipten düşen alacağın
şüpheli alacak olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Download

Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasında Vergi İdaresinin Kabul