İSTANBUL TİCARET ODASI
YA YlN NO: 1992-6
KlYI BANKACILlGI
-SEMiNER24 EYLÜL 1991
~l(f.N~
Reklamcılık
ve Matbaacılık San. Tic, Ltd.
Haznedar, Menderes Cad. 25(2
34600 Bakırköy/İSTANBUL
Tel: 556 04 43 - 553 70 72
Faks:, 553 70 72
Şti.
iÇiNDEKiLER
Sayfa
No.
ÖN SÖZ
Açış Konuşması
......................................•.....••.................................
Atalay ŞAHiNOGLU
1
1. OTURUM
Başkan: Prof. Dr. Yüksel ÜLKEN
Kıyı Bankacılığı ve Uluslararası Ekonomik ilişkilerdeki Yeri ........
Doç. Dr. ihsan ERSAN
7
Kıyı Bankacıliğı için Gerekli Altyapı ve Sağlayacağı Faydalar .. ~..
Lale GÜNDAY
14
Kıyı Bankacıllğından
19
Neler Bekleniyor, Uygulamadaki Durum.....
ihsan FEVZiBEYOGLU
Tebliğlerle ilgili Soru ve Cevaplar ...................................................
24
ll. OTURUM
Başkan: Prof. Dr. ilhan ULUDAG
Serbest Bölgeler ve
Kıyı Bankacıliğı
..............................................
37
Dünyadaki Önemli Kıyı Bankacıliğı Merkezleri ve Özellikleri .......
46
ilhan BALTACIOGLU
Mr. Raymond UNAMUM
PANEL ................................................................................,..............
Başkan
: Prof. Dr. Gülten KAZGAN
Panelistler : ihsan FEVZiBEYOGLU
ilhan BALTACIOGLU
Mr. Raymond UNAMUM
57
ÖN SÖZ
Türkiye, özellikle 1980'1i yıllardan itibaren ekonomisini dışa açmak için
önemli reformlar yapmış ve bunun sonucu olarak da bugün uluslararası piyasalarda daha fazla rol oynamaya başlamıştır. Ülkeye olan yabancı kaynak girişi artmış, çok sayıda Türk kuruluşu da uluslararası piyasalarda
gelişmiş ülkelerin kuruluşları ile rekabet edebilir duruma gelmiştir.
Ülkemizin kalkınmasını devam ettirebilmesi için önemli ölçüde dış
kaynağa ihtiyacı bulunmaktadır. Bu açıdan ülkeye kaynak ~Jirişinin
artırılması için her türlü tırsatın değerlendirilmesi gerekmektedir. 1990
yılından başlayarak bölgemizde çok önemli değişiklikler meydana gelmiş ve
ülkemiz için yeni fırsatlar doğmuştur. Bunlardan birisi de; Körfez krizi sonucu Ortadoğu'da güven ortamının kaybolması ile bu bölgedeki finansal kaynak potansiyelinin Türkiye'ye çekilmesi ve ülkemizin önemli finans merkezlerinden biri haline getirilmesidir. Bu yolda önemli bir adım olması itibarı ile
son yıllarda Kıyı Bankacılığı uygulaması gündeme gelmiştir. Bir yandan Kıyı
Bankacılığını n sağlayacağı faydalar tartışılırken diğer yandan da konu ile ilgili yasal düzenlemeler tamamlanmış ve uygulamaya konmuştur.
Odamız da; halen ülkemizde yeterince tanınmayan Kıyı Bankacıılığı konusunda üyelerimizin aydınlatılması amacıyla 24 Eylül 1991 tarihinde bir seminer düzenlemiştir. Seminerde, konu ilgili uzman ve yetkili şahıslarca
tartışılmış ve bütün konuşmalar bu kitapda toparlanmıştır.
Konuya bir ölçüde de olsa ışık tutacağına inandığımız bu yayınımızın
tüm üyelerimiz ve ilgililere faydalı olmasını diler; serninerin gerçekleş­
mesinde emeği geçen Odamız Etüt ve Araştırma Şubesi elemanları Muhsin
Akgür ve Arzu Aydın'a teşekkür ederim.
Genel Sekreter
Prof. Dr. ismail ÖZASLAN
ISTANBUL TICARET ODASI YÖNETIM KURULU BAŞKANli
ATALAY ŞAHINOGLU'NUN AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın bakanı m, değerli
konuklar ve
basın mensupları,
Ülkemiz bankacılığı ve ekonomi politikası açısından oldukça yeni olan
kıyı bankacılığı bu seminerimizin konusunu teşkil etmektedir.
Ülkemizde dışa açık kalkınma politikasının izlenmesiyle gündeme gelen
kıyı bankacılığı, ülke dışından sağlanan fonların yine ülke dışında kulandırılmasını amaçlayan ve ülkede bankacılık sektörü için düzenlemen her
türlü yasa ve yüküm~ülüklerin dışında kalan bir tür serbest bankacılık olarak
tanımlanmaktadır.
Kıyı
bankacılığı, 1960'1ı yıllardan sonra euro-pazarların doğuşu ve
ile birlikte, özellikle 1973 petrol bunalımının sonucu petro-dolarların
yeniden dönüşüme sokulması nedeniyle büyük önem kazanmış ve ilk
örneklerini yasal kısıtlamaların daha yumuşak olduğu, para otoritesinin bulunmadığı ve yerel yönetimlerin nispeten zayıf olduğu ülkelerde gösltermiştir.
Sıkı kambiyo rejimleri ve vergi denetimlerinin uygulanmadığı, döviz giriş ve
çıkışının serbest olduğu bu ülkelerde yabancı bankaların faaliyetlerini kolaylaştıran liberal bankacılık yasaları uygulanmış ve kıyı bankaları her türlü
munzam ve likidite zorunluluğundan muaf tutulmuştur. Bu sayede daha az
formaliteyle daha hızlı çalışan kıyı bankacılığı merkezleri, uluslararası bankacılık hizmetlerinin etkin bir şekilde ve düşük maliyetle yapılmasına katkıda
gelişimi
bulunmuştur.
Bugün Uzakdoğu'da yirmidört saat kesintisiz olarak en çok işlemin
yapıldığı Hong Kong, batının korumacılık politikası sonucu, ihracatının
kısıtlanmasıyla oluşan dış ticaret açığını kapatmak amacıyla uygulamaya.
koyduğu liberal politikaları ve vergi düzenlemeleri ile kıyı bankacılığı merkezlerinin en ilginci olarak kabul edilmektedir.
Uzakdoğu'da Hong Kong'un en güçlü rakibi sayılan $ingapur"da 1968
yılında ülkede y;erleşik olmayanların mevduatlarından vergi stopajının
kaldırılması ve asya para biriminin oluşturulmasıyla kıyı bankacılığında
önemli adımlar atılmıştır.
Uzakdoğu'daki merkezler kadar aktif olmamakla birlikte Avrupa'da da
önemli kıyı bankacıhğı merkezleri bulunmaktadır. Bunlardan en ilginci olan
karlarını vergilendirmede Hong Kong'dan bile daha düşük oran talep eden
isviçre'de kıyı bankacıliğı işlemlerinin hacmi tam olarak bilinmemektedir. Av··
rupa'daki kıyı bankacıliğı örneklerinden bir diğeri olan Lüksemburg, yurt
dışında euro-mark üzerinden kredi vermeyi likitide ve rekabet açısından
daha avantajlı gören Alman bankalarının merkezi olma özelliğini
sürdürmektedir.
Uzakdoğu'dan başlayıp Avrupa'dan geçen finansal merkezler zinciri,
A.B.D.'den diğer finans merkezlerine kayan dolar fonlarının tekrar ülkeye
dönmesini sağlamak amacıyla kurulan New York kıyı bankacılığı bölgesi ve
onun uzantısı sayılan Orta Amerika'daki kıyı bankacıliğı merkezleri ile tamamlanmaktadır.
Kıyı bankacılığının,
Türkiye'nin finans gündemine ilk olarak 1976 yılında
görülmektedir. Ortadoğu'daki bölgelerin kıyı bankacıliğı merkezi olma
özelliğini kaybetmesi ile alternatif olarak düşünülen istanbul, ulaşım, iletişim
ve haberleşme olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle uluslararası kıyı bankacılığı merkezi olma imkanına bu dönem içinde ulaşamadı.
Konuyla ilgili ilk ciddi çalışmalar 1980'den sonra uygulamaya konulan
ekonomik program doğrultusunda başlatıldı. Bu dönemde serbest bölge faaliyetleri kapsamında ele alınan kıyı bankacılığına ait merkezlerin yine serbest bölgeler içinde kurulması planlandı. 1985'de yürürlüğe giren serbest
bölgeler kanunu ile getirilen düzenlemeler serbest bölgelerde banka kurulmasına ve vergi ile kambiyo kontrollerinin esnek tutulmasına olanak tan ındı.
Körfez krizi sonucunda Bahreyn'in önemini kaybetmesiyle uluslararası
bankaların istanbul'u alternatif merkez olarak göstermeleri sonucu konu ile
ilgili çalışmalar tekrar canlılık kazandı. Ekim 1990'da serbest bölgelerde
banka kurulması ve yabancı bankaların şube açma esasları belirlendi. Serbest bölgelerde kurulan veya şube açan bankaların faaliyetleri bakımından
dışarıda yerleşik sayılmaları ve Türkiye'de yerleşik kişilerin bu bankalardan
sağlayacakları kredilerin yurt dışından kabul edilmesi öngörüldü. Ayrıca kıyı
bankalarının borsa üyesi olmalarına veya sermaye piyasasında aracılık faaliyetinde bulunmalarına da izin verildi.
Gerekli yasal çerçevenin oluşturulmasıyla birlikte, dünyanın önde gelen
bankalarının faaliyetlerini ülkemize taşımaları önde gelen beklentilerimiz
arasındadır. istanbul'un bölgedeki diğer aday kıyı bankacılığı merkezlerine
oranla bugün ulaştığı nokta ile sosyal ve kültürel olarak çok daha iyi bir
ortam sunması, alt yapı yeterliliği, haberleşme ağının güçlülüğü önemli bir
avantaj olarak kabul edilmektedir. Ayrıca istanbul'un bulunduğu saat dilimi
açısından da Tokyo, Amerika ve Avrupa'daki başlıca finans merkezlerinin
çalışma saatlerine diğer adayiara nazaran daha etkin bir şekilde
yetişebilmesi, istanbul'u daha da güçlü bir aday konumuna getirmektedir.
Bir başka konu da, Avrupa Topluluğu'nda bulunan kıyı bankacılığı merkezlerinin, 1992 yılında tek pazara geçilmesinden sonra ayrıcalıklı işlemler
uygulamayacak olmaları, topluluk ülkelerindeki fonların diğer kıyı bankacılığı
merkezlerine kayması olasılığı ülkemiz için bir avantaj olarak nitelendirilmektedir.
Bankacılık sektörümüzün beklentileri, kıyı bankacılığının sektördeki rekabeti daha da yoğunlaştıracağı, bunun sonucunda daha ucuz fon
girdiği
2
yaratılmasını
ve bu durumun kredi maliyetlerinde de düşüşü beraberinde
yönündedir. Ayrıca, bankalarımızın faaliyetlerini kıyı bankacılığı ile
birlikte ölçek ekonomilerinin avantajlarından yararlanmak amacıyla diğer finansal işlemler de yoğunlaştırmaları beklenmektedir. Uluslararası alanda
rekabet gücü kazanmak açısından gerekli olan, uluslararası kredi ve tahvil,
vadeli döviz ve altın, leasing ve dış ticaret finansmanı konularında uzmanIaşmaya gidebilmek, kıyı bankacılığını sektör için daha cazip hale getirmektedir.
Kıyı bankacılığını bir uzmaniaşma alanı olarak seçmek konusunda kesin
kararlara varmadan önce fayda-maliyet analizlerinin dikkatli yapılması ve bu
faaliyetlerin ileride ülke ekonomisine katacağı net değerin gerçekçi bir
şekilde hesaplanması gerekmektedir. Ülkemizin kıyı bankacılığı konusunda
yakalamış olduğu fırsatları, çıkarları doğrultusunda en iyi şekilde
getireceği
değerlendirmek durumundadır.
Serninerin ilgili kuruluşlar ve bilim çevrelerinin çalışmalarına
hepinize hoşgeldiniz der, saygılar sunarım.
olacağı dileğiyle
3
yararlı
1. OTURUM
BAŞKAN
Prof. Dr. Yüksel ÜLKEN
iktisat Fakültesi Öğretim Üyesi
i.ü.
TESLiGLER
Kıyı Bankacılığı ve Uluslararası Ekonomik llişkilıerdeki
Yeri
Doç. Dr. ihsan ERSAN
işletme Fakültesi Öğretim Üyesi
i.ü.
Kıyı Bankacılığı Için Gerekli Altyapı ve Sağlayacağı
Faydalar
Lale GÜNDAY
Türkiye Emlak Bankası
Muhabir ilişkileri Müdürü
Kıyı Bankacılığından
Neler Bekleniyor, Uygulamadaki
Durum
ihsan FEVZiBEYOGLU
Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
Banka ve Kambiyo Gn. Md. Uzmanı
5
KlYI BANKACILlGI VE ULUSLARARASI EKONOMIK
ILIŞKILERDEKI YERI
lhsan ERSAN: Efendim Sayın Atalay Şahinoğlu'nun da belirttiği gibi,
Körfez krizi ve
Doğu
Avrupa'daki
gelişmeler
Türkiye'de özel bir
bankacılık
uygulamasını ve istanbul'un uluslararası finans merkezi olma şansını
günde-me getirmiş durumdadır. Kıyı bankacılığı Off-shore Bankin~ı adını
verdiğimiz bu bankacılık, genel olarak tanımlamak gerekirse, ülke dışından
sağlanan fonların, yine ülke dışına kullandınmını amaçlayan bir bankacılık
türüdür. Çok genel olarak belki bir ifadelendirmek gerekebilirse, dıştan dışa
bankacılık da diyebiliriz. Bu bankacılık türünde ulusal bankacılık yasalannın
dışında hareket alanı tanınmaktadır. Finansal aracı kurumlara, işlemlerde
uluslararası kullanımı olan yabancı paralar kullanılmakta ve kambiyo serbestisi, gelişmiş alt yapı, uzman personel ve de ülkenin politik ve ekonomik
istikrarı kıyı bankacılığının başansı için gerekli ön koşullar olmaktadır.
Kıyı bankacılığının uluslararası ekonomik ilişkiler açısından önemine
değinmeden önce, yine terminoloji olarak üzerinde durmamız gereken kısa
bir konu da serbest bölge bankacılığı ile kıyı bankacıliğı arasındaki ayırımı
vurgulamak. Serbest bölgeler bildiğiniz gibi bir ülkenin ekonomik sınırları
içerisinde bulunmakla beraber gümrük sınırlan içerisinde kalan ekonomik
birimler, şimdi serbest bölgelerde ülke coğrafi sınırları içerisinde bulunmakla
beraber ekonomik bakımdan, gümrük işlemleri bakımından bağımsız kabul
edildiği için bankacılık sistemine birtakım ayrıcalıklar verilmiştir. Bu nedenle,
çoğu kez serbest bölge bankacılığı ile kıyı bankacıliğı eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Yalnız bunu belki bir kural olarak ifade etmek yanlış olur, kıyı
bankacılığı serbest bölge sınırlan dışında da yapılabilir.
Kıyı bankacılık merkezleri 1973 petrol krizi sonrası, uluslararası alanda
büyük önem kazanmıştır. EURO pazarlar dediğimiz devletsiz paraların uluslararası düzeyde dönüşüme sokulmasıyla kıyı bankacılığı son derece önem
kazanmaya başlamıştır. Günümüzde 3 trilyon doları aşan bu olağanüstü
para havuzundan pay kapmaya çalışan pek çok kıyı bankacılık merkezi
vardır. Kıyı bankacılık merkezleri ve uluslararası finansal sistem açısından
konuya baktığımız zaman, bu merkezlerin bir bölümünün sadece (booking
center dediğimiz) kayıt merkezi işlemini gerçekleştirdiğini görürüz. Büyük
ölçüde vergi avantajının ağırlıklı olduğu Bahama, Cayman Adaları, 13ermuda, Hollanda Antilieri gibi merkezler bu türün tipik örnekleridir. Bir de kıyı
bankacılığında fonksiyonel merkez dediğimiz ikinci tür vardır. Fonksiyonel
merkez bir anlamda, EURO merkez olarak da özetleyebileceğimiz, gelişmiş
bir bankacılık ve finans merkezidir.
Özellikle son yıllarda uluslararası ekonomik sistem içerisinde vergi
avantajını çok fazla ön plana çıkaran kıyı bankacılık merkezleri üzerindeki
7
Bunun tipik bir örneği, son olarak Körfez
ve Saddam Hüseyin'in ülkesinin petrol gelirlerini Panama bankalarına devrettiği söylentileri, bu baskıları giderek
artırmıştır. Daha önceki yıllarda yine isviçre bankalarının Cayman adalarında gizli hesap, numaralı hesap türünden ilginç uygulamaları, Amerikan
menkul değerler kurumu ile isviçre hükümetinin epey arasını açmış ve giderek tropik adalar, vergi cennetleri üzerinde baskılar artmaya başlamıştır.
Kıyı bankacılık merkezleri, günümüzde müşterilerine her şeyden evvel
son derece üstün ve farklı hizmet verme yarışı içerisindeler. Sayın başkan
üzerinde kısaca durdular bu merkezlerin müşterilerine sunmaya çalıştıkları
çeşitli hizmetler kısaca şöyle; finans merkezleri olarak başlıca kıyı merkezlerinde bir gezintiye çıkacak olursak, uzakdoğuda en önemli iki merkez, Hong
Kong ve Singapur'dur. Hong Kong ve Singapur'un özelliğini vurgulamak gerekirse, Hong Kong, kıta Çin'in tamamen dışa açılan bir finans penceresidir.
Kıta Çin'inin dış ticaret işlemlerinin finansmanı Hong Kong üzerinden olmaktadır. Yalnız. Hong Kong'da 1997 yılında yasal statünün değişikliğe
uğramasının söz konusu olması Hong Kong üzerinde kuşkuları artırmak­
tadır. Singapur asya doları merkezinin başkentidir diyelim, özellikle mevduat
sertifikası, uzakdoğuya yönelik sendikasyon kredileri ve altın işlemleri
açısından önemli bir merkezdir Singapur.
Ortadoğu'da bizim şu anda rekabeti amaçladığımız, Bahreyn en önemli
kıyı bankacılık merkezidir. Bahreyn saat dilimi, coğrafi avantajı iyi kullanmakta, aynı zamanda Suudi Arabistan'ın para piyasası işlemlerini gerçekleştirmektedir. Yalnız, Suudi para otoritesi Sama'nın Bahreyn bankaları
üzerindeki denetimlerini zaman zaman sıklaştırması ve son olarak Körfez
krizi Bahreyn'in uluslararası şöhretini biraz etkilemiş durumdadır.
Pasifik adaları içerisinde denetimlerini zaman zaman sıklaştırması ve
son olarak Körfez krizi Bahreyn'in uluslararası şöhretini biraz etkilemiş dupolitik
baskı
giderek
artmaktadır.
savaşı sonrasında gözlenmiş
rumdadır.
Pasifik adaları içerisinde Cayman Adaları ve Bahama son derece
önemli finans merkezleridir. Bahama ve Cayman Adalarında özellikle kayıt
merkezi olarak niteleyebileceğimiz bankacılık işlemleri yapılmaktadır. Cayman'la ilgili birkaç rakam vermek istiyorum, 1990 yılı itibarıyla Cayman Adalarında 56 ülkeden 526 banka kayıtlıdır. Bu bankaların 1/3'ü Amerikan bankalarıdır. Cayman dünyanın dış yükümlülükler açısından altıncı, dış aktifler
açısından ise 7. büyük finans merkezi haline gelmiştir. Cayman'ın diğer
ülkelerle karşılıklı vergi anlaşması yoktur fakat ülkede hemen hemen hiçbir
vergi de yoktur. Yani kar üzerinden, sermaye kazancı ve dividant, temettü
üzerinden herhangi bir vergi ödenmemektedir. Mevduat munzam karşılığı
keza yoktur. EURO tahvil ihraçları dediğimiz uluslararası tahvil ihraçları
açısından Cayman son derece önemli bir finans merkezidir. 24 saat
8
içerisinde Euro tahvil ihracı için bir şirket kurma olanaklıdır. Lüksemburg'a,
söz gelimi oranla son derece hızlı bir süredir bu ve Euro dolar işlemlerinin
yaklaşık% ?'si Cayman kaynaklıdır.
Kıyı bankacılık merkezleri içinde bir de Avrupa'da özellikle Avrupa yöresi dediğimiz yöredeki gelişmeler son zamanda ilginçtir. Bu yöre içerisinde
isviçre ve isviçre'nin büyük ölçüde offshore işlemlerini yoğunlaştırdığıı Lihtenştayn önemli bir kıyı bankacılık merkezidir. Keza bir diğer önemli kıyı
bankacılık merkezi Lüksemburg'dur. Rakip olarak kabul edebileceğimiz son
zamanlarda gündeme gelen bir iki kıyı bankacılık merkezi daha var. Bunlardan bir tanesi Monako, bir diğeri Malta bir üçüncüsü de Güney Kıbrıs'tır.
Güney Kıbrıs'ta, kıyı bankacıliğı işlemlerinin yaklaşık 1Oyıllık bir geçmişi var,
fakat politik risk nedeniyle Güney Kıbrıs'a uluslararası bankacılar sıcak bakmamaktadır. Güney Kıbrıs'ta offshore banking unit adını verdiğimiz uluslararası bankacılık birimleri, halen 16 bankacılık birimi gündemdedir. Bu bankacılık birimlerinin 12 si Lübnanlılar'a aittir. Kıbrıs Merkez Bankası'nın
denetimi söz konusu, son üç yıla ilişkin işte finansal tablolarda denetim
koşulu aramaktadır. Gelir vergisi olarak standart oranın onda birini iistiyor
Güney Kıbrıs. Vergi açısında son derece büyük avantajları var. Yasal
yedek, mevduat munzam karşılıkları ayırmak zorunluluğu yok. Şube
şeklindeki kıyı bankacılığı ünitelerinde yine mecburi sermaye zorunluluğu
yok. 19 ülke ile çifte vergilendirme anlaşması yürürlükte. Çalışanlar için
gümrüksüz ev eşyası ithal hakkı söz konusu. ingiliz yasaları geçerli, iletişim
olanakları oldukça iyi. Coğrafi avantaj işte doğu ile batı arasındaki bir köprü
oluşturması, kar transferi ve numaralı hesap açtırımı mümkün. Banka
çalışanları, sendika üyesi olamıyorlar, minimum personel çalıştırma zorunluluğu yok. Şu bakımdan örnek verdim, son zamanlarda rekabeti belki söz
konusu olabilecek finans merkezlerinden biri.
Evet kıyı bankacılık merkezlerinin özelliği genelde, belki uluslararası finansal sistem açısından tekrar özetlemeye çalışacak olursak, üç trilyon dolarlık ol(!ğanüstü fon havuzundan euro piyasalardan fon kapmaya, pay elde
etmeye çalışan finans merkezleri, çok önemli bir özellik, ülke riski, politik
riske son derece duyarlı bu merkezler, o kadar duyarlı ki, bir finans merkezinin yani kıyı bankacılık merkezinin başarısı, nerede ise bir diğerinin
başarısızlığına bağlı. Tipik örnekler, bakın Panama'daki politik risk, Cayman'a olağanüstü prim getirdi. işte KöJfez savaşı, Bahreyn'in sonunu
hazırlarken, rakipleri, başta istanbul olmak üzere gündeme getirdi. Yine
aynı şekilde, Avrupa topluluğu tek pazar doğrultusundaki gelişmeler, yeni
bankacılık merkezlerine başta Monako ve Malta olmak üzere AET dimktiflerinden birtakım boşluklar yaratma ile katılımcılara hizmet sunma açısından
büyük avantajlar ve esneklikler sağlandı. Özetle politik riske, ülke riskine
son derece duyarlı. Gelişmiş bir alt yapı istiyor, son derece önemli. Teknik
9
donatım
çok önemli. Çünkü özellikle para akışında teknik donatırnın payı,
bir gerçek. Dealing room adını verdiğimiz özellikle offshore merkezleri arasındaki döviz işlemlerinin bağlantı noktası son derece büyük teknik harcamaları gerektiriyor. Sözgelimi bir kaç rakam aklımda, 15 milyon, 30
milyon dolarlık teknik donatım harcamaları bir tek organizasyon için gerekli
rakamlar. Vergi bakmından büyük avantajlar, büyük esneklikler söz konusu
olma durumunda herşeyden ewel, gelişmiş altyapıya ek olarak, uzman kalifiye personel son derece önemli. Müşterilere farklı ve üstün hizmetler sunabilme açısından, bu açıdan baktığımız zaman son zamanlardaki gelişmeler,
dışa açılma, dış bankacılık doğrultusunda, önemli gelişmeler var Türkiye'de.
Ama bu denli uzman personeli şu an, bünyemizde bulunduruyor muyuz,
bankalar açısından veyahut katılımcı şirketler açısından tabii ki tartışılması
gereken bir konu.
,
Şimdi bu uluslararası finansal sistem açısından euro pazarların gelişimi
doğrultusunda, kıyı bankacılık merkezlerinin çığ gibi büyümesi artan politik
baskılar, vergi avantajının bir miktar giderek ortadan kalkması, daha ziyade
fonksiyonel bankacılık dediğimiz, uluslararası bankacılık merkezi olarak kıyı
bankacılık ünitelerinin veyahut merkezlerinin örgütlenme zorunluluğunu
gündeme getirdikten sonra, biraz da Türkiye açısından satırbaşlarıyla konuyu gündeme getirmeye çalışalım. 1976 yılında ilk defa gündeme gelmiştir,
çok tartışılmıştır konu, o tarihlerde Beyrut iç savaşının başlaması, gerçekte
kıyı bankacılık merkezi açısından istanul'un şansını gündeme getirmiştir.
Daha sonra serbest bölgelerin yasal yürürlük kazanması, bu bankacılık
türünü biraz daha kamuoyuna ısındırmış ve son olarak da Körfez savaşı ve
Doğu Avrupa'daki
gelişmeler,
kıyı
bankacıliğı
konusundaki ilgileri
yoğunlaştırmıştır. Ekim 90 tarihinde kararname yayınlanmış ve böylece kıyı
bankacılığının yasal çerçevesi yolunda ilk adım atılmıştır. 1 milyon dolar
veya eşdeğer döviz karşılığında ödenmiş sermaye ile bu kuruluşlar faaliyete
geçebiliyordur. Sermayenin en az% 40'ının Türkiye'de veya yurt dışında kurulmuş bir finans kurumuna ait olması koşulu gündeme getirilmiştir. Yani
bankalarımız şu veya bu şekilde işin çok yakın olarak içindedir. Hazine ve
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın izni söz konusudur. izin alan kıyı bankacılık
ünitelerinin finansal işlemleri 3182 sayılı bankalar kanununa tabi olmayacaktır. Bankalar haricinde ülke içinde mevduat toplamayacak bu üniteler,
borsa üyesi olamayacaklar. Ülke dışına ve serbest bölgelere herhangi bir
sınırlama olmaksızın kredi açabileceklerdir. Dolayısıyla Ataköy'ün serbest
bölge ilan edilmesi, kanımca mevduat ve kredi işlemleri bağlantısında son
derece ilginç ve yaratıcı iş alanlarına belki olanak sağlayabilecektir.
Bölgesel gelişmelerin yanı sıra kuşkusuz 32 sayılı kararı da burada anmakta
yarar vardır. Çünkü 32 sayılı karar doğrultusunda büyük ölçüde getirilen
kambiyo rejimindeki serbesti doğrultusunda ülkemizin bu tür bir banyatsınamaz
10
kacılıktan
yararlanma şansı gündeme gelmiştir. Peki şöyle düşünülebilir;
acaba bu olumlu çerçevenin gerisinde Türkiye açısından koşullar oluşmuş
mudur? Kıyı bankacılığında, gerekli biçimde yararlanabilmek için ortam
mevcut mudur?
Şimdi burada olumlu görüşün yanı sıra biraz karamsar olan görüşleri de
belki akaderrrisyen olarak gündeme getirme durumundayım. Bir kere temel
koşul politik ve ekonomik istikrar, kıyı bankacılığında, son derece duyarlı,
100 milyar dolar, bir gün gelir, ertesi gün gider.
Risk açısından baktığımız zaman, uluslararası finans çevrelerinin son
derece gelişmiş ülke riski izleme formatları vardır ve bu formatlarda ülke
içindeki gelişmeleri bizlerden belki daha gerçekçi ve yakın olarak, objektif
olarak izleme şansına da sahipler. Ülke risk değerleme formatı dediğimiz.
iki temel ayağı var bunun, politik ve sosyal risk, bir diğer ayağı da ekonomik
risk. Bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye'nin riskine, kuşkusuz SO'Ii yıllarda
büyük yol katetmişiz. Şu kadar örnek vereyim, ülke. risk değerleme formatında euromoney dergisinin değerleme formatında, Türkiye 80 yılında 92
yahut 93. sıradaydı. Şimdiki yerimiz orta sıralarda. Ama yine de politik risk
açısından özellikle kıyı bankacılığında dış finans çevreleri, özünde Körfezi
riskli kabul ediyorlar. Yani yöreyi riskli kabul ediyorlar. Ve hepiniz biliyorsunuz, iş adamı, yahut akademisyen olarak para olayında coğrafi mesafe
biraz kısalıyor. Daha doğrusu psikolojik olarak baktığınız zaman, Istanbul'un
kriz yöresine kilometrelerce uzak olduğunu görüyoruz. Ama para psikolojisi
içerisinde olaya baktığımız zaman, Körfez krizinin patlak verdiği ilk günleri
düşünelim. Bankacılık sektöründeki krizi Türkiye limitlerinin daralmasını, ek
marjların süratle yükselmesini ve hatta daha da ilginci, pek çok havayolu
şirketinin o tarihlerde, o günlerde uçak bağlantılarını bile iptal ettiği henüz
belleklerde. O açıdan yöre özünde riskli kabul ediliyor. Bu bir, kaldı ki,
Türkiye savaş sonrasının en istikrarlı ülkesi, bölge içerisinde onun belki
hakkını teslim etmek lazım.
Ekonomik göstergeler bakımından baktığınız zaman, ekonomik
göstergelerin seyri de son derece önemli, kıyı bankacıliğı açısından, bu
açıdan temel problem enflasyon konusu, yani enflasyon tabir caizse, kemiren bir yara, ortadan kaldırılması kesin gerekli. Özellikle dış finansman
açısından şöyle bir bağlantısı da var. Sayın hocam olayı ekonomik
bakımdan belki daha değişik yorumlayacak, bankacı gözüyle, finanscı
gözüyle baktığınız zaman, dış finans çevreleri, kredi verenler açısından enflasyonun politik riskle de yakın bir ilikisi var. Çünkü uzun süreli enflasyon
gelir dağılımını bozuyor, gelir dağılımının bozulması, politik riskle çok iç içe
kabul ediliyor. Ülke risk değerleme formatlarında, onun ötesinde dış borç
konumuzda, dış borçlarda süratli bir artış var. Dış borçlar içerisinde kısa vadeli olanların payı artıyor. Türkiye'nin borç servis oranı dediğimiz borç
11
ödeme yükümlülükleri ile döviz gelirleri arasındaki oran biraz olumsuz
Bu da bir ülkenin likidite riski açısından yakından incelemeye
alınıyor. Ve tabii ki yine seçim sonrası ekonomik tablodaki gelişmeler ne
olacak, merakla beklenen konular.
Teknik donatım bakımından epey birşeyler yapıldı son yıllarda, ulaşım,
iletişim, işte tarihsel güzelliği diyoruz istanbul'un, doğal güzelliği diyoruz,
hele buradan bakınca daha tarihi yarımadaya yakınlık söz konusu. Yalnız
bir de içinde yaşayan faarıyette bulunan kurum yöneticileri c11arak uzun
zaman kaldığımız zaman istanbul'da epey şikayetler de gündeme geliyor.
Bunlar da çok önemli, artık gelen bankacı, çocuğun okulundan, bilmem
ulaşıma, iletişime kadar herşeyi düşünüyor, çünkü insan geliyor. Bu altyapı
içerisinde uluslararası finans merkezi olma açısından da birtakım zorlukları
olacağa benziyor. Bir de diğer bir konu, temel konu, teknik donatırnın
ötesinde, şunu ortaya koymamız lazım. istanbul'da kıyı bankacılığı merkezi
olarak, kimlere ne tür hizmetler vereceğiz. Somut olarak, çok açıktır, bu konuyu yıllardır çeşitli forumlarda gündeme getirmeye çalışıyoruz. Benim
gözlediğim, akademisyen olarak bir şey var, genelde güzel kararnameler
çıkarıyoruz, yasal yapıyı oluşturuyoruz komvertibilite bunun bir örneği, ama
olaya işlerlik kazandıramıyoruz. Daha doğrusu istimi sonradan gelsin
yaklaşımı var. Gerekli teknik formasyonu gündeme getiremiyoruz. En
önemli konu, bakın vakit olsaydı tek tek belki merkezleri tartışmakta yarar
vardı. Her merkez diğerine oranla bir üründe, birkaç üründe uzmanlaşıyor.
Bunun uluslararası know-how'unu elde ediyor. Artık biliyorsunuz yani Hong
Kong şu işlemin finans tekniğinin gerçekleştiği bir merkez, finans alanında,
finansal türev, finansal mühendislik dediğimiz konularda son derece ilginç
gelişmeler var. Yaratıcılık üst düzeyde, yeni teknikler birbiri ardına izliyor.
Gerek iş hayatı, gerek bankacı karşı karşıya gelip yeni teknik üretiyor. Finans tekniği üretiyor. Bu teknikler üzerinde bir satranç mekanizması içinde
oynuyorlar. Bankacılar, iş adamları. Bir future, bir opsiyon işlemleri bir swap
işlemi, bütün bunlar uluslararası rekabette bir finans merkezinin maliyet minimizasyonu demek. Son derece önemli, uluslararası know-how kazanması, saygınlığı demek ve bir süre sonra da o merkezi uluslararası finans
merkezi olarak yerini sağlamlaştırması demek. Bu açıdan özellikle bankacılık kesimimize çok büyük görevler düşüyor.
Son olarak vergi konusu da son derece duyarlı. Bakın kıyı bankacılık
merkezi dediğimiz dar anlamda, kayıt merkezlerinin çoğu, vergi avantajıyla
ön plana ·çıkmış. Vergi avantajıyla bir merkez ön plana çıktığı zaman gerisine bakıyorsunuz bu merkezlerin tropik bir ada cumhuriyeti, döviz gelirlerinin
büyük bir bölümü bankacılık işlemlerinden. Sigorta işlemlerinden, servis
sekte(ünden, dolayısıyla yerel sanayinin o denli gelişmediği finans merkezleri bunlar. Dolayısıylasosyal baskı dediğimiz, politik baskının göz ardı edigelişiyor.
12
labileceği merkezler, o açıdan Türkiye'nin kendine özgü koşullarını da
değerlendirmek lazım. Kıyı bankacılığı olayına gerçekçi bakmak lazım.
Önemli bir sanayi kesimimiz var. Gelişmiş sayılabilecek bir bankacılık kesimimiz var. Bütün bunları bir potada eriterek, konuşmamın başında da
değindiğim gibi istanbul'a bir uluslararası finans merkezi kayıt merkezi
olmanın ötesinde yani birtakım işlemlerin üzerinden geçirildiği muhasebe ve
vergi avantajıyla, bu tür bir merkez olmaktan ziyade, tüm finans altyapısının
olduğu personeliyle, teknik donatımıyla ülke riski ile diyelim, gelişmiş bir
merkez haline gelmesini temenni etmemiz ve bu yolda çalışmalar yapmamız lazım.
13
KlYI BANKACILlGI iÇiN GEREKLi ALTYAPI VE
SAGLAYACAGIFAYDALAR
Lale GÜNDAY:
Efendim ben olaya bir bankacı gözüyle yaklaşmaya çalışacağım. Biraz
daha spesifik olmaya çalışacağım. Gerekli altyapı derken, ilgili mevzuat
hükümlerine değinmeden geçemeyeceğim. Faydalar derken, sağlanan
teşviklerden bahsetmeden edemeyeceğim, fakat bu arada diğer konuşma­
cılarla mükerrerlik teşkil edecek cümlelerden kaçınmaya çalışacağım. Önce
genel bir giriş yapmak istiyorum, ondan sonra ana başlıklarıma girmek istiyorum. Konuşacağım konu, konuşmaya çalışacağım konu, kıyı bankacılığı
için gerekli altyapı ve sağlayacağı faydalar. Bu sağlayacağı faydaları
özellikle bir bankacı gözüyle irdelemeye çalışıp, küçük örnekler vermeye
dikkat edeceğim.
1960'11 yıllar sanayii üretimin kuzey yarımkürede yoğunlaştığı ve tekelleştiği bir dönem olarak tanımlanıyor, öte yandan şu da düşünülebiliyor;
üretimin.nicel ve nitel artışı, ekonomiyi sürüklemeye yetmiyor, bu bir gerçek.
Bu açıdan 1970'1eri düşündüğümüzde finansman yönetiminin uluslararası
bankacılığın sigorta kurumlarının etkinliğinin arttığı bir zaman dilimini
görüyoruz. Özellikle petrodolarların yüksek getiri seçenekleri aramaları, sermayenin ulusal, mali, hukuki mevzuat sınırlamalarından bağımsız yatırım
merkezlerine yönelmelerine, kıyı bankacıliğı diye tanımladığımız metropollerin finansal· metropollerin doğmasına ve gelişmesine neden oluyor.
1980'1erde, mikrochip devrimi patlıyor, teknoloji ve iletişim ileri boyutlara
ulaşıyor. Bu da kıyı bankacılığında rekabeti artıran etmenlerin başında geliyor.
Türk bankacılığına baktığımızda son 1O yılda üstün bir performans
gösterdiğini görüyoruz. Dışa açılma politikaları görüyoruz. Ve bu durumda
ekonominin gündemine uluslararası bankacılığı ve Türkiye'ye olan katkılarını
görüyoruz. Dünya ve Körfez ekonomisinde 1984 yılından sonra yaşanan resesyon dönemi, petrol fiyatlarının düşmesi, 1990 yılında ortaya çıkan Körfez
krizi ve savaşı, bu bölgedeki önemli kıyı bankacıliğı merkezlerinin giderek
önemini kaybetmeye başlamasına neden oluyor. Demin de bahsedildiği
gibi, Körtezde en önemli kıyı bankacılığı bölgesi Bahreyn, ayrıca son yıllarda
doğu bloku ülkelerinde gözlenen hızlı yeniden yapılanma süreci, Türkiye
tarafından önerilen, Karadeniz Ekonomik işbirliği önergesinin Karadeniz
ülkelerince de kabul görmeye başlaması, gibi nedenlerle Türkiye'de kıyı
bankacıliğı merkezinin oluşturulması yönünde politikalar ağırlık kazanmaya
başlıyor. Bunun sonucu olarak da serbest bölgelerde ve ülke içinde faaliyet
gösterer bankalara· göre daha fazla serbesti getirilmesi düşüncesiyle ayrı
bir mevzuat hazırlanıyor. En son olarak, kıyı bankacılığı faaliyetlerinin mevcut serbest bölgelerde yer almasındansa bu amaca yönelik yeni bir serbest
14
bölge kurulmasına karar veriliyor, Istanbul Ataköy turizm kompleksinde bulunan Galleria ünitesinin bir kısmı kıyı bankacıliğı faaliyetlerinin yürütülmesi
için serbest bölge ilan ediliyor.
Kıyı bankacılığının genel tanımı yapıldı, fakat kısaca bir gözden
geçirmek gerekirse, ülke dışından sağlanan fonların yine ülke dışında kullandırılmasını amaçlayan ve ülkede bankacılık sektörü için düzenlenmiş her
türlü yasa ve yönetmeliklerin dışında kalan bir tür bankacılık, bir tür serbest
bankacılık olarak tanımlayabiliyoruz. Genel tanım bu olmakla beraber,
ülkemizde oluşturulması düşünülen kıyı bankacıliğı modelinde yurtdışından
sağlanan fonların ayrıca yurt içinde de kullanılmasına olanak sağlanıyor.
Kıyı bankacıliğı için gerekli altyapıyı özetlemek gerekirse, bunu birkaç
bölüme ayırmayı uygun gördük. Hukuksal dedik, ekonomik dedik, teknik
dedik.
Hukuksal altyapı düşününce, ilgili mevzuat hükümlerini kısaca gözden
geçirmek gerekiyor. Kıyı bankacıliğı yapılacak ülkede, kıyı bankacılığın ın ulusal kambiyo denetiminin dışında kalması, çünkü kıyı bankacıliğı hizmeti
verecek bankalar, ülke dışından sağladıkları tonları, yine ülke dışında kullandırarak kendilerine kazanç sağlayacaklar. Eğer bu temel işlevlerinin
gerçekleştirilmemesi için birtakım kısıtlamalar mevcut alacaksa, zaten bankaların kazanç sağlaması ve fonksiyonlarını devam ettirmesi mümkün alamayacak. Ayrıca kıyı bankacılığında hesap gizliliğinin bulunması, vergi
yükümlülüğünün bulunmaması, fon sağlama ve plase etmede karşılık
ayırma ve sınırlarnalara tabi olmak gibi yükümlülüklerin bulunmaması da gerekiyor. Ayrıca kazanç ve sermaye transferi millileştirmeme, kamulaştırmama, ihtilal ve savaş halinde zarar görmeme gibi konular da garantilerin verilmesi gerekiyor. Bu arada bürokrasinin asgari düzeyde olması da
en önemli etmenlerden birisi olmalı.
Ekonomik olarak bakacak olursak, kıyı bakacıliğı yapılacak ülkede liberal bir bankacılık yasasının olması gerekiyor. Ülkenin güvenilir bir mali
yapısının olması gerekiyor. Ekonomik ve siyasal istikrarın bulunması buna
bağlı olarak da ülkenin kredibilite değerliliği ve taahhütlerine olan bağlılığı
yönünden güvenilir olması gerekiyor. Çünkü kıyı bankası olarak kurulacak
banka, uluslararası alanda faaliyet gösterecek, ana faaliyeti bu olacak. Sermayesi dışında başlıca kaynağı ise uluslararası piyasalardan sağlayacağı
kaynaklar olacak. Kaynak sağlamadaki en önemli etmen uluslararası piyasalardaki kredibilitesine bağlı olacak.
Teknik olarak düşünmek gerekirse, altyapıyı, kıyı bankacıliğı kurulacak
bölgenin uluslararası merkeziere uzaklık yönünden uygun bir zaman dilimi
içinde olması. Türkiye'yi düşünecek olursak, Türkiye Tokyo'nun kapanış saatleriyle New York'un açılış saatlerini yakalayabiliyor. Sabah saatlerinde
Tokyo'yla, akşam saatlerinde New York'la aynı zamanda, Singapur, Londra,
15
Frankfurt gibi dünyanın belli başlı finans merkezlerinde geçerli günlük kurlardan işlem yapma şansına sahip. Bu arada iyi bir ulaşım, haberleşme, hizmet imkanının da bulunması gerekiyor. Teknik açıdan baktığı m ız zaman yabancı dil bilen, uluslararası bankacılık deneyim ve birikimine sahip personelin bulunması gerekiyor. Çünkü kurulacak banka, ya da kıyı bankacılığı yapacak bankalar, rekabet ortamının içinde yer alacak, uluslararası rekabet
ortamının içinde yer alacak. Ve bu bankaların uluslararası bankacılığın giderek çeşitlenen ürünlerini kullanma durumu olacak. Şöyle bir gözden geçirecek olursak, merge exudation, sendikasyonlar, yatırım ve servet yönetimleri, leasing, forfaiting, faktöring, gibi birtakım dış ticaret finansman yöntemleri kıyı bankacılığının ana faaliyetlerinin başında gelecek. Bu işlemleri
gerçekleştirmek için, ayrıca bankanın uluslararası planda etkin bir tanıtımını
yapabilmek için kalifiye personele ihtiyaç var. Lisan bilen, eğitilmiş personele ihtiyaç var. Ülkemiz için düşünecek olursak, biraz istanbul'u ayrık tutarak,
istanbul'a haksızlık etmeyerek, genelde kalifiye personel yetersizliğimiz
açık, bu durumda yapılacak şey, personelin gerek yurt içinde, gerekse yurt
dışında yoğun eğitimle, uluslararası bankacılığın kullandığı, gelişen, geliş­
mekte olan tekniklerin adapte edilmesi bakımından, eğitilmesi, bankaların
yapması gereken, altyapıda anlamamız gereken en önemli şey bu, çünkü
tüm altyapı hazır olsun, eğer işlemleri gerçekleştirebilecek kalitede personel
olmazsa, bir yerde işlemlerin durması kaçınılmaz olacak. Ayrıca bu bankalar, gerek yurt içindeki bankaların ortaklığıyla kurulmuş, gerekse yurt
dışından gelmiş bankalar, burada yabancı personel de çalışacak. Bu yabancı işgücüne kendi ülkelerinde ulaştıkları normlarda yaşantılarını sürdürebilecek bir ortam sağiamam ız gerekiyor.
Altyapı deyince, müşteri potansiyeli aklımıza geliyor. Bankanın rekabetten pay alabilmesi için kime hizmet verecek, kime ne tür hizmet verecek,
bunları iyi saptaması gerekiyor. Serbest bölgelerde faaliyet gösterecek firmaların yoğunluğu, ilk etapta, ilk bakışta iyi bir potansiyel oluşturacak,
orada çalışmaya başlayan, faaliyete başlayan firmalar ne derece yoğun
olursa.
Altyapıyı çok kısaca bu şekilde özetlemeye çalıştıktan sonra, faydaIanna geçmek istiyorum. Kıyı bankacıliğı nın sağlayacağı faydalar, bir işlemi
yapacak, faaliyeti sürdürecek banka açısından, bir de kıyı bankacıliğı
yapılacak ülke açısından ele alınabilecek.
Bankalar açısından ele almayı düşündüğümüzde bakıyoruz, kıyı bankaları, bankalar kanununa tabi olmaksızın çalışıyorlar. Yani kredilendirmede,
bankalar kanununun öngördüğü kısıtlayıcı, sınırlayıcı hükümlere tabi
değiller. Kazançlarını istedikleri ülkeye transfer etmekte serbesttirler. Ayrıca
elde ettikleri kazançlar, Türkiye'nin diğer yerlerine getirildiğinin kambiyo
mevzuatına göre tevsiki halinde gelir ve kurumlar vergisi ödemiyorlar. Türk
16
bankalarının
yükümlü oldukları yüksek orandaki munzam karşılık, disponibilite, banka ve sigorta muameleleri vergisi, destekleme ve fiyat istikrar fonu
gibi, mali yüklerden muaf oluyorlar. Bu da bankaca sağlanan mevduatın
maliyetini önemli ölçüde düşürüyor. Küçük bir örnek vermek gerekirse, 100
liralık ticari mevduatı olan bir kıyı bankası, bu mevduatının tamamını kredi
olarak kullandırma imkanına sahipken, yerel bankalar bunun ancak, ortalama% 55'1ik bir kısmını kredi olarak verebiliyorlar. Birtakım oranları çıktıktan
sonra, serbest bölgede faaliyet gösteren bir banka olarak bu bölgedH faaliyet gösteren yatırım ve ticaret firmalarına hizmet ve ürün götürmecle yurt
içindeki bankalara göre üstünlükleri ve avantajları oluyor, öncelikle serbest
bölgelerde ticari mevduata daha yüksek faiz uygulayabiliyorlar. Diğer yandan ucuz kredi verme imkanları var. Aynı olay döviz için de geçerli. Bu durumda kıyı bankacılığı ünitelerinin lokal bankaları, rekabet ortamıyla karşı
karşıya bıraktığını görüyoruz. Bunun ne derece faydalı olacağı, kıyı bankacılığı faaliyetleri başladıktan sonra zannediyorum gözlemlenecek. Ayrıca
tekil olarak bir bankayı ele alırsak, bir Türk bankasının yabancı ortak ya da
ortaklarla bir kıyı bankası kurmuş olduğunu düşünürsek, bu olay Türk bankasının adını uluslararası piyasada duyurmak, ayrıca o yabancı ortaklarla
ülkemizde ve karşı ülkede değişik iş imkanları yaratmak, karşılıklı müşteri
potansiyellerini buluşturmak gibi endirekt faydalar da akla gelebiliyoır. Faydaları banka açısından kısaca özetledikten sonra küçük bir tekrar yapmak
gerekirse, bankalar kanununa tabi olmaksızın çalışmaları ve kredilendirmeleri sınırlandırmaları olmaması ve kazançlarını diğer ülkelere rahatlıkla transfer etme durumunda olmaları ve Türk bankalarının ağır mali yükle~rinden
muaf olmaları, ilk akla gelen faydalar.
Ülke açısından ele aldığımızda kıyı bankacılığına kapılarını açan ülkeler,
yerel bankacılık sistemlerini modernleştirmeyi düşünüyorlar. Yabancılara
açmayı düşünüyorlar. Ayrıca uluslararası ticarete, sermaye ve para piyasaIanna yakın olmayı düşünüyorlar. Finansman ve ucuz maliyeti kredi alma
olanaklarını
bilgi transferini, yabancı sermaye girdisini sağlamayı
düşünüyorlar. Ayrıca tabii bütün bunlar ülkenin dış finans çevreleri nezdindeki imajını daha olumlu bir düzeye çıkarmayı amaçlıyor. Ayrıca uluslararası
mali ve ticari entegrasyona katılmayı ve istihdamı arttırmayı da
amaçlamaktalar. Ülkeye sağlayacağı direkt finansal faydalar için kurulacak
bankaların lisans ve ticaret kayıt sırasında alınacak ücretler, yerli personel
harcamaları, sağlanacak kira gelirleri, haberleşme giderlerini sayabiliriz.
Eğer Körtez olayından, Bahreyn'den kısa küçük bir örnek verecek olursak,
Bahreyn'de faaliyet gösteren 56 kıyı bankacıliğı ünitesinden 1989 yılında
2.15 milyon dolar lisans ücreti ve 160.30 milyon dolar cari harcamalarla
ülkenin elde ettiği direkt gelir, dolar 162.45 milyon olarak gerçek~eşmiş.
Aynı yıl 1989'dan bahsediyorum kıyı bankacılığı şubesinde çalışan Bahre-
17
yn'li sayısı 1228 olmuş. Yani kıyı bankacıliğı istihdamı, artırmayı amaçlıyorsa
bir örnek teşkil edebilir diye düşündüm. Ülkemiz için avrupa topluluğuna
hazırlandığımız bu dönemde, Türk bankacılığının gelişimi açısından önemli.
Bankacılığımızın daha fazla dışa açılmasına, bölgenin uluslararası bankacılık merkezi haline gelmesine ve sonuçta ülkemizin sermaye piyasasının
gelişmesine imkan sağlamış olacak.
Kısaca faydaları saymaya çalıştık ama, kişisel bir görüş olarak bu faydaların yanı sıra eğer konuya uzun vadeli bir yaklaşım getirecek olursak, o
zaman da yerküredeki son politik, ekonomik gelişmeleri şöyle bir gözden
geçirmek gerekiyor. Bloklar arası yumuşama var, doğu-batı yakıniaşması
var. Nükleer savaş olasılığı zayıflıyor, Doğu Avrupa'da diktarejimi yıkılıyor.
Varşova Paktı yok oluyor. Almanyalar birleşiyor. Ayrıca 1992 ve Avrupa
birliğine paralel ekonomik entegrasyon ve uyumlaştırma çabaları ivme
kazanıyor.
Mergemanager, diye tanımlanan, birleşme satınalmalar
yoğunlaşıyor, diğer bir deyişle sermaye globalleşiyor. Ayrıca refah toplumuna ulaşma arzusu ideolojik önyargıları aşarak bütün ülkelerin paylaştığı, bir
uluslararası norm haline dönüşüyor. Bunlar bu gelişmeler, dünyanın üniter
bir topluma doğru gidişinin ipuçlarını içeriyor. Bu bağlamda eğer uzun vadede, genel olarak kıyı bankacılığına bakarsak, üniter bir toplumda günlük
popülaritesini koruyamayacağını söylemek, kehanet sayılmaz sanıyorum,
kişisel bir görüş olarak.
18
KlYI BANKACILIGINDAN NELER BEKLENiYOR,
UYGULAMADAKiDURUM
ihsan FEVZiBEYOGLU:
da belirttiği üzere beklentilere temas ettikten sonra, Türkiye'deki uygulamaya ve uygulamaya imkan verecek yasal
düzenlemelere gireceğim, yasal düzenlemeler konusunda konunun içinde
olan bir kişi olarak bu düzenlernelerin yapıldığı kurumda çalışan bir daire
başkanı olarak biraz daha teknik ayrıntılara temas etmeye çalışacağım.
Bugünkü anlamda uluslararası bankacılık faaliyetlerinin ll. Dünya
Savaşından sonra başladığı söylenebilir. Uluslararası döviz hareketleri ve ticaretin finansmanı bankaları yabancı ülkelerde ve özellikle belirli merkezlerde faaliyette bulunmaya yöneltmiştir. 19. yüzyıldan itibaren finansal merkez
hüviyeti kazanan Londra'dan sonra Newyork, Tokyo, Frankfurt ve Paris'in
yanısıra gelişmekte olan Hong Kong, Singapur, Bahreyn gibi merkezler de
uluslararası bankacılıkla yerlerini almışlardır. Bu ikinci grup merkezlerin ortaya çıkışlarının birbirinden farklı çeşitli nedenleri bulunmaktadır: Mevcut
merkezler arasındaki saat farkları, vergilendirme ve mevzuat kolaylıkları,
sahip olduğu büyük miktarlı fonları uluslararası piyasaya aktaramayan
ülkelere yakınlık vb. gibi. Uluslararası merkezlerin ortaya çıkışı veya bir
ülkenin merkez özelliği kazanmasa bile uluslararası bankacılık işlemlerinde
önemli bir hacme sahne olması, uygun mevzuat düzenlemelerinin
yapılmasından ziyade dış şartların elverişliliğine bağlı bulunmaktadır.
Ülkemizde kıyı bankacıliğı konusu ilk defa Lübnan'daki iç savaştan
dolayı Beyrut'un devre dışı kalması ve petrol krizini müteakip oluşan fonların
uluslararası piyasaya çıkmaya başlaması üzerine 1975'1erde tartışılmış
ancak, o zamanki mevzuat, haberleşme imkanları ve bankacılık anlayışı nedeniyle bu alanda bir gelişme olmamıştır. Ortaya çıkan şartların etkisiyle,
kambiyo mevzuatında bazı değişiklikler yapılarak bankalara döviz pozisyonu tutma, döviz tevdiat hesabı açma gibi yetkiler verilmiştir.
Ülkemizde faaliyet gösteren bankalar uluslararası bankacılık alanında
1980'den sonra aktif olarak yer almaya başlamışlar ve son on yıllık
dönemde çok önemli yapısal ve kurumsal değişim geçirmişlerdir.
Ekonomi politikasında ve ilgili mevzuatta yapılan radikal değişiklikleri
müteakip 1985 yılında konu yeniden gündeme gelmiş, Bankalar Kanunu'na
konuya ilişkin bir maddenin eklenmesi ve Serbest Bölgeler Kanunu'nun
kabulü ile başlayan yasal düzenlemeler ile haberleşme alanındaki yatırımlar
henüz tamamlanmadığından ayrıca kıyı bankacılığına geçiş için gerekli dış
şartlar ortaya çıkmadığından uygulamaya geçilememiştir.
Konuşmamda, sayın başkanın
19
1- BEKLENTILER
Körfez krizi uluslararası piyasalarla ilişkilerin giderek yoğunlaştığı ve
çeşitli finansman tekniklerinin kullanılır hale geldiği ülkemizde serbest bölge
ve kıyı bankacılığına geçiş tartışmalarının yeniden başlamasına vesile teşkil
etmiştir. Uzunca bir süredir Suudi Arabistan ve Kuveyt'in bankacılık
alanında sağladıkları gelişme nedeniyle Bahreyn'in önemi azalmış ve petrol
üreticisi ülkelerin fonlarını plase etmek arayışları sona ermiş olmakla birlikte
aşağıda belirtilen beklentiler kıyı bankacılığı uygulamasının Türkiye için yararlı olacağı düşüncesini oluşturmuştur.
esas itibariyle ülke dışından sağlanan fonların ülke
cereyan etmekle birlikte yabancı yatırımcılar
için uygun ortamın (istikrar, düşük enflasyon vb.) yaratılmış olması halinde,
vergi istisnaları ve diğer kolaylıklar nedeniyle, düşük maliyetli fon
sağlanması mümkün olacak bu şekilde sağlanacak dış kaynaklar ekonomide olumlu etkiler yaratacaktır.
- istanbul'un yabancı bankaların daha fazla faaliyet gösterdikleri uluslararası bir merkez hüviyeti kazanması ülkemizin imajını güçlendirebilecektir.
- Lisans ücretleri, komisyonlar, personel ödemeleri, kira ve benzeri gelirler şeklinde az da olsa döviz sağlanacaktır.
- Dalaylı ve dolaysız istihdam imkanları doğacaktır.
- Modern bankacılık ve finansman teknikleri kullanılması uzman personel yetiştirilmesine imkan sağlayacaktır.
- Uluslararası para ve sermaye piyasalarına daha rahat girmek
mümkün olacak yeni finansal bağlar kurulacaktır.
- Türkiye'nin uluslararası ekonomik entegrasyonunu hızlandıracaktır.
-
Kıyı bankacılığı
dışında kulandıniması şeklinde
ll -GEREKLI ŞARTLAR
Bu beklentilerin gerçekleşmesi, daha önce belirtildiği üzere, uygun
yasal düzenlernelerin yapılmasından ziyade yerli ve yabancı banka ve finans kurumlarınca faaliyette bulunmaya teşvik edecek potansiyelin
varlığına bağlı bulunmaktadır. Bu potansiyelin az veya çok mevcut olduğu
varsayıldığında kıyı bankacılığı için aşağıdaki şartların bir kısmının veya
tamamının mevcut olması aranmaktadır:
- Kazançlarda ve işlemlerde vergi muafiyeti,
"Kambiyo kontrol ve sınırlamalarının olmaması,
-Bankacılık işlemlerinde herhangi bir limit bulunmaması,
-Disponibilite, kanuni karşılık gibi yükümlülükleri n uygulanmaması,
- Fon ve kazançlarda transfer serbestisi,
-Hesapların gizliliği prensibine 'uyulması,
20
- Mevduat ve kredi faizleri ile ücret ~e komisyonların bankalarca serbestçe tesbit edilmesine imkan verilmesi,
-Kıyı bankacıliğı yapılacak bölgenin otel, restoran ve alışveriş merkezleri gibi imkanlara sahip bir yerleşim yerine yakın olması,
- iyi eğitim görmüş ve iyi yetişmiş mahalli elemanların kolaylıkla temin
edilebilmesi,
lll - V ASAL DÜZENLEMELER
Kıyı
bankacılığı
için yeterli potansiyelin mevcut olduğu kanaati
ve serbest bölgelerimizin daha aktif hale gelmesinde etkin
düşünüldüğünden bu faaliyetlere imkan verecek kararname ve
çıkarılarak 1985 yılında başlatılan yasal düzenlemeler tamam-
oluştuğundan
olacağı
tebliğler
lanmıştır.
Tarih sırası itibariyle konuya
hükümleri şöyle sıralanabilir:
ilişkin
kanun, karar ve
tebliğierin
önemli
a) Bankalar Kanunu ile Bakanlar Kurulu'na Verilen Yetki:
2 Mayıs 1985 tarihinde yürürlüğe giren Bankalar Kanunu'nun 74. maddesi ile Bakanlar Kurulu'na serbest bölgelerdeki faaliyetler için istisnalar getirme ve kıyı bankacılığı için düzenleme yapma; münhasıran serbest
bölgede faaliyet gösteren şubelerin açılmasına ve müstakil bankaların kurulmasına izin verme yetkisi tanınmıştır.
b) Serbest Bölgeler Kanunu ile Sağlanan Muafiyet ve
Kolaylıklar:
Kıyı bankacılığı yapılacak
yer 6.12.1990 tarihli karar ile serbest bölge
kanunda yer alan muafiyet ve kolaylıklar kıyı bankacılığı faaliyetlerinde de uygulanacaktır. Bunların başlıcalarını vergi, resim
ve harç istisnası ile kambiyo mevzuatındaki sınırlarnalara uyulmayacak
olması oluşturmaktadır. Ayrıca Kanunun 12. ve geçici 1. maddelerinde bazı
kanun hükümlerinin serbest bölgelerde uygulanmaması öngörülmüştür.
olarak
belirlendiğinden
c) Bakanlar Kurulu'nun 20 Ekim 1990 Tarihinde Yürürlüğe Giren
90/999 Sayılı Kararı:
Yukarıda
belirtilen karara göre,
1. Serbest bölgelerde kıyı bankacıliğı işlemleri yapmak üzere banka kurulmasına ve yabancı bankaların şube açmasına izin vermeye, bunun için
gerekli şartları belirlemeye Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın bağlı
21
olduğu Bakanlık
yetkilidir.
Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar serbest bölgelerde, kıyı bankacıliğı yapmamak kaydıyla Bankalar kanunu hükümlerine göre şube
açarak faaliyet gösterebilirler.
2. Kurulacak bankalar ve açılacak şubeler yapacakları bankacılık
işlemlerinde Bankalar Kanunu'na tabi değildirler ve bu faaliyetleri
bakımından dışarıda yerleşiksayılırlar.
bu bankalardan alınan krediler
kredi hükmündedir.
4. Bankalar hariç, Türkiye'de yerleşik kişilerden mevduat kabul edilemez, herhangi bir şekilde ödünç alınamaz.
5. Bu bankalar ilgili mevzuat hükümlerine göre menkul değer alıp satabilirler ancak borsa üyesi olamaz, aracılık faaliyetlerinde bulunamazlar.
6. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı bankaların bu karar hükümlerine
uyup uymadıklarını denetlemeye, hesap ve kayıt düzenlerine dair usul ve
esasları belirlemeye yetkilidir.
Bu kararname ile kıyı bankacılığı konusunda getirilen en önemli hususu
kıyı bankacıliğı faaliyetlerinin Bankalar Kanunu'ndaki sınırlarnalara tabi olmaması teşkil etmektedir.
3. Türkiye'de
yerleşik kişiler tarafından
yurtdışından sağlanan
d) Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın Bağlı Olduğu Devlet
Bakanlığı'nın 19 Aralık 1990 Tarihinde Yürürlüğe Giren Tebliği
Konuya ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının verdiği yetkiye istinaden
bu tebliğ ile aşağıdaki esaslar getirilmiştir.
1. Kıyı bankacıliğı yapmak üzere kurulacak bankaların en az bir
ortağının Türkiye'de veya yurtdışında kurulmuş bir banka veya finans kurumu olması ve kurulacak banka sermayesinin en az % 40'ına sahip olması
gerekir.
2. Sermaye 1 milyon ABD doları veya eşiti döviz karşılığı TL'ndan az
olamaz. Hisse senetleri nakit karşılığı çıkarılır.
3. Türkiye'de faaliyette bulunmayan yabancı bankalar kıyı bankacılığı
yapmak üzere en az 1 milyon ABD Doları veya eşiti döviz karşılığı TL sermaye tahsis ederek tebliğde belirtilen belgelerle şube açmak için
çıkarılan
başvurabilirler.
Görüldüğü
üzere Türkiye'de faaliyette bulunan yerli ve yabancı bankabir tüzel kişiliği haiz, bağımsız bir banka
kurmak veya böyle bir bankaya ortak olmak suretiyle mümkün bulunmaktadır. Bu suretle ülkemizde faaliyet gösteren bankaların kıyı bankacılığının
müsbet ve/veya menfi sonuçlarından direkt olarak etkilenmemesi
ların kıyı bankacılığı yapmaları ayrı
amaçlanmıştır.
22
4. Kuruluş veya açılış izni alan bankalar ve şubeler kuruluşları ticaret siciline tescil ve ilan edildikten sonra faaliyete geçebilirler.
5. Bu bankalar mevduat ve kredi faiz oranları ile komisyon ve sair hizmet karlılıklarını serbestçe belirleyebilirler.
6. Kabul edilen mevduat Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na tabi
değildir.
7. Bankalar işlemlerini kayıt dışı bırakamayacakları gibi, gerçek mahiyetine uygun düşmeyen bir şekilde muhasebeleştiremezler.
8. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca yapılacak denetimlerde karar
ve tebliğ hükümlerine aykırı faaliyet ve uygulamaları tesbit edilen bankalardan uygun bir süre içinde bu aykırılıkları gidermeleri istenir, gideremerneleri
halinde verilen izin iptal edilebilir.
e) Bakanlar Kurulu'nun 6 Aralık 1990 tarihinde yayınlanan 90/121 O
sayılı kararı ile istanbul Ataköy Turizm Kompleksinde bulunan Galeria
Ünitesinin C Blok 1'inci ve 2'nci katlarındaki ilgili bölümleri kıyı bankacılığı faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla serbest bölge olarak belirlenmiştir.
f) T.Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 22 Ocak 1991 tarihinde yürürlüğe
giren tebliğine göre serbest bölgelerde (kıyı bankacıliğı da dahil) faaliyette
bulunan bankalarca kabul edilen mevduat, munzam karşılık ve umumi disponibilite yükümlülüğünetabi değildir.
g) Devlet Planlama Teşkilatı'nın bağlı olduğu Devlet Bakanlığı'nın 27
Şubat 1991 tarihinde yürürlüğe giren tebliği ile istanbul Atatürk Havalimanı
Serbest Bölgesi Kıyı Bankacıliğı Merkezi Yönetmeliği ile bankaların faaliyet
ruhsatı alma şekil ve şartları ile faydalanacq.kları teşvikler ve uyacakları
esaslar belirlenmiştir.
Yukarıda başlıca hükümleri açıklanan karar ve tebliğler ile bir yandan
kıyı bankacılığı için gerekli muafiyet ve kolaylıklar sağlanırken öte yandan
gerçek anlamda bankacılık faaliyetinde bulunacak, bu konuda tecrübeli, yeterli sermayeye sahip bankaların sektöre girebilmeleri ve istanbul'da mevcut imkanlardan yararlanabilmeleri öngörülmüştür.
IV - UYGULAMA
düzenıemelerin yapılmasını müteakip, gerekli izin ve ruhsatın
halinde kıyı .bankacılığı faaliyetinde bulunulması yasal e>larak
mümkün hale gelmiş olmakla birlikte, düzenıemelemi yapılmasından sonraki uzuncu süre içinde önemli bir gelişme olmamıştır. Bazı Orta Doğu bankaları sözlü veya yazılı bilgi talep etmişler, bir banka kuruluş için başvurarak
izin almış, ancak henüz faaliyete geçmemiştir. Diğer bazı başvurularla ilgili
değerlendirmeler ise henüz sonuçlanmamıştır.
Yasal
alınması
23
SORU VE CEVAPLAR
SORU - Metin Öztecer : (Türkiye Gazetesi) Efendim kıyı bankacıliğı
bir bilgi aldım, konuşmaeriara teşekkür ediyorum. Ancak,
Ataköy'ün bir serbest bölge olduğunu öğrendik. Niçin Ataköy serbest bölge
oldu? Ne gibi faydaları var. Bunun biraz daha tartışılmasını, açılmasını istiyorum konuşmacılardan. Teşekkür ederim.
CEVAP- ihsan Ersan :Efendim konuşmalarımız sırasında belirtmeye
çalıştık, ben veya diğer sayın konuşmacılar, kıyı bankacılığınınyapılacağı
bölgenin bazı imkanlara, olması gerekiyor. Bunların başında tabii haberleşme imkanları, iyi yerleşim, iyi bir çevre, otel ve restoraniara yakınlık gibi
faktörler, uluslararası ulaşım kolaylıkları geliyor. Türkiye'de istanbul, bu
özellikler bakımından en gelişmiş bölge olarak görünüyor. Bu nedenle, kıyı
bankacılığının yapılacağı yer olarak belki de ilk bölge olarak burası seçildi,
daha sonra diğer serbest bölgelerin, ya da serbest bölge dışında kalan yerlerin, kıyı bankacıliğı için seçilmesi söz konusu olabilir. Meydana gelecek
gelişmeler göre, serbest bölgeler konusunda bizden sonra bir sayın
konuşmacı, zaten bazı açıklamalarda bulunacak. Sanıyorum onu dinledikten sonra biraz daha bu konuda kaamızdaki sorular azalmış olabilir veya tamamen ortadan kalkmış olabilir.
SORU - : Ben iki şeyi merak ediyorum. ister istemez Bahreyn'le yakın
temastayım. Kendim de gidip ziyaret ettim, OBU dedikleri, offshore banking
ünitlerinde de kısa süre çalıştım. Türkiye'deki, ama bir Türküm yani, bunu
da burada Türkiye'de gelişmesini de istiyorum. iki şeyi merak ediyorum.
Niye bir fiziki bölge sınırlaması içerisine sokuluyor. Çünkü Bahreyn'le rekabet etmek, onun yerini almak istiyoruz, ben orada böyle bir şeye rastlamadım. Yani bir serbest bölge içine sokmaya rastlamadım. Niçin Türkiye'de
böyle bir şeye ihtiyaç duyulduğunu merak ediyorum. Çünkü oradaki uygulama bütün bankalar kıyı bankacılığı y~pabilir, yalnız içlerinde ayrı bir ünite
kurmak zorundadırlar, işte offshore banking dedikleri, kıyı bankacılığı
ünitesi, bir ikincisi de ayrı banka kurmayı niye zorunlu hale getirdik. Onu da
anlamıyorum, orada böyle bir uygulama yok çünkü. Eğer bir yerde rekabet
veya oranın yerini almak istiyorsak, oradaki uygulamaların çok dışında,
hatta az görünen uygulamalar şeklini seçmeyi niye yeğledik. Bunu öğren­
mek istiyorum.
CEVAP - ihsan Fevzibeyoğlu : Efendim birinci soruyla da biraz ilintili
bir soru sanıyorum. Fiziki bölge, belirli bir yerin tespiti anlamında ilintili
görünüyor, yani sadece orada yapın dediğimiz için, bu Türkiye için yeni bir
uygulama, bir de uluslararası bankacılıktaki değerlendirmelerimizde yer yer
farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. SayınErsanda belirttiler. Sayın Günday da
bir ölçüde üzerinde durdular. Türkiye bu tür bir bankacılık için çok uygun bir ·
hakkında geniş
24
ülke midir, bu bankacılığın yapıldığı yerlere baktığımızda Türkiye'yle benzerliklerinin fazla olmadığını görüyoruz. Onun için biz bu noktadan hareketle
biraz ihtiyatlı olalım diye düşündü k ki, yine birinci soruyu cevaplarken de belirttim, bu bir başlangıç daha sonra diğer serbest bölgelerde, ya da serbest
bölgeler dışında bu işlerin yapılmasına yol açmak mümkün. Ancak nelerle
karşılaşacağımızı, ne tür bankaların Türkiye'ye geleceğini, gelmek isteyebiHıceğini, ne tür fonların gelmek isteyeceğini, baştan bilemediğimiz için bu
tür bir sınırlama yapmak cihetine gittik. Bankaları ayırmamızın nedeni de şu,
büyük miktarlı fonların hareketi bekleniyor. Sayın Ersan'da belirttiiHr. 100
milyar gelip gidebilir. Bu Türkiye'deki bankaların mali bünyelerini etkiler diye
düşündük. Organik bir bağ olması halinde, bir şubedeki yükümlülük, tabii ki
genel merkezi ve diğer şubelerin de yükümlülüğü özelliğinde, mevduat
çekilişlerinden hepsi etkilenebilir, onun için en azından yine başlangıcında
farklı bankaların tüzel kişiliği ayrı, organik olarak ayrı bankaların bu tür faaliyetleri yapması yararlı olur diye düşündü k.
SORU - Erdoğdu Fekcan (iTO) : Efendim kıyı bankacıliğı Türkiiye için
çok yeni bir sistem olarak üzerinde duruldu. Ve bu sebeple uzun bir çalışma
yapıldı. Özellikle bazı hazırlıkların ikmali gerektiği ifade edildi. Halbuki 50-60
yıl mazisi olan bir sistem ve bütün tecrübeleriyle, bütün işlemleriyle, bütün
icraatıyla belirgin olan bir konu, acaba bizde niçin mevzuat açısından bu
kadar uzun bir zaman beklenilmesi gerekti. Madem Türkiye'nin ekonomisine önemli bir katkı sağlayabilecek olan bir sistem, niçin bu zamana kadar,
gerekli detaylar ikmal edilip, faaliyete geçilmedi. ikinci bir istirhamım olacak,
tarifinde yurt dışından sağlanan fonların yine yurt dışında kullandmiması
esası üzerinde tesis edilen bir bankacılık sistemi deniliyor. Türkiye'nin ekonomisine nasıl bir kanalize edilebilecek bu fonlar.
Döviz ve finansman konuları rahatlıkla bu kurumlar tarafından
alınabiliyor. Aradaki treding farkı ve işlem farkı hangi önemli hususlan ihtiva
edecektir ve yine küçük bir sualim; bugün belirli bir seksiyonunda kıyı bankacılığı icra edilmekte, Hamburg'da Commerbank'ın bir seksiyonunda aynı
şekilde bu konu icra edilmekte, bizde özel bir mahalde arkadaşımızın
değindiği gibi ve özel bir bankacılık sistemi ile bu konunun icra edilmesindeki esası istirham edeceğim.
CEVAP - lhsan Fevzibeyoğlu: Efendim konuşmamda kısaca temas
etmiştim. Bu tür bir bankacılık faaliyetinin bir ülkede başlaması, sayın Ersan
özeJiikle çeşitli sebeplerini açıkladılar, şartları açıkladılar. Sadece karar veya
tebliğ çıkarmak, kanun çıkarmak ve davetiye göndermekle gelişme sağlana­
mayabiliyor. Diğer şartların mevcudiyeti çok önemli. Benzer durumdaki
ülkelerin, rakip ülkelerin şartları, komşu ülkelerdeki imkanlar büyük ölçüde
belirleyici oluyor. Ayrıca altyapı çok önemli, Türkiye'de yine onu da biz
üçümüz de belirttik. Belirtmeye çalıştık, Türkiye'de altyapı son 5-6 yıldır bu
25
-
bankacılık için müsait hale
olmadığımızı söylememize imkan
geldi. Bütün bunlar, sanıyorum gecikmiş
veriyor. Yurt dışından sağlanan krediler
konusunda, şu anda yine belirttik, hemen hemen hiçbir kısıtlama yok, sadece borç kütüğüne kayıt zorunluluğu var. Büyük ölçüde mevzuat basitleştirildi, özellikle son kambiyo kararı değişikliğinden sonra, kıyı bankacılığında toplanan fonlar da aynı yollarla yurt dışından herhangi bir
merkezden gelen kredilerle aynı şartlara tabi tutularak aralarında herhangi
bir fark gözetilmeksizin, Türkiye'ye getirilebilecek ve çeşitli projelerin finansmanında kullanılabilecek. Herhangi bir fark söz konusu değil. Son sorunuz,
daha ewel de cevaplamaya çalıştığım, sanıyorum onlar bizimle çok yakın,
bunu dikkate alacağız, ama kısa süre içinde bir değişiklik yapabilir miyiz, bilmiyorum, en azından uygulamayı beklememiz lazım. Bu tür bir bankacılıkta
haberleşmenin çok önemli olduğu defalarca söylendi burada. Dolayısıyla fiziki bir hareketten bahsetmek anlamsız, yer de bu açıdan bakıldığında yerin
de çok önemli olmadığına kişisel olarak ben de katılıyorum, fiziki bir yer belirlemek, çok anlamlı görünmüyor, bu konuda size katılıyorum.
SORU - Süha Alacaklıoğlu (iTO) : Benim sorum da sayın Fevzibeyoğlu'na, başvurular Türk bankaları tarafından da kıyı bankacılığı için
yapılmakta, bunlar aşağı yukarı bildiğim kadarıyla 1O'a yakın banka, 8-9 ay
kadar önce başvurularda bulundu. Bunlardan, bunlarla ilgili herhangi bir
gelişme var mı? Bu konuyu aydınlatır mısınız?
CEVAP - ihsan Fevzibeyoğlu: Müsaade eder misiniz? Evet sayın soru
sahibinin belirttiği gibi Türk bankları da başvurdu, ancak sayı daha az ve
süre de daha kısa, yani daha kısa bir süre önce başvurdular. Bunlarla ilgili
değerlendirmelerimiz devam ediyor. Bilindiği üzere, son 1O yıllık dönemde
Türkiye'de bankacılık sistemine girişler büyük ölçüde kolaylaştırıldı. Hem
yerli bankaların, hem de yabancı bankaların sisteme girişleri mümkün hale
getirildi. Dolayısıyla kıyı bankacıliğı yapılması konusunda da aynı espriden
hareket edilecek ve Türk kurucuianna da·yabancı bankalara olduğu gibi eşit
şanslar tanınacak, sanıyorum önümüzdeki günlerde bu başvurular da
sonuçlandırılır, kısa bir süre için.
SORU - Zeynep Ada (DPT) : Ben şunu merak ediyorum, serbest
bölgeler için, yeni ülkelerin aday olarak ortaya çıkmasını, Avrupa topluluğu,
çeşitli faktörlere bağlı, bunlardan birisi de Avrupa Topluluğunun tek pazar
sistemine geçmesiyle birlikte, yeni aday ülkelerin ortaya çıkabileceği konusundaydı, şu anda ben şöyle bir şey düşündüm. Biz kıyı bankacılığına avrupa topluluğuna üyeliğimiz, başvurumuz halen devam ettiğine göre, kıyı bankacı lığından ne bekliyoruz, üyeliğe kadar geçen dönem için de bir ömür
biçilecek bir kıyı bankacılığına, yoksa Lale Hanımın söylediği gibi bizi Avrupa Topluluğunda tek pazara geçişte bankaları hazırlaması için yeni teknikleri öğretmesi için bir model olarak mı alıyoruz. Son teknikleri kullanan, fakat
tür bir
26
daha kısa dönem kullanacağımız bir bankacılık türü mü olacak teşekkür ediyorum.
CEVAP
ihsan Fevzibeyoğlu: Avrupa Topluluğuna gırış
çalışmalarımız 1960'1arın başlarına uzanıyor. Henüz o süreç tamamlanmış
değil ve ne zaman tamamlanacağı konusunda da çok net görüşlerimiz yok.
Dolayısıyla ona bağlı kalmanın doğru olmayacağını düşünüyoruz, kıyı bankacılığındaki şartlar ondan bağımsız gelişti. Burada izah edildi. Dış şartlar,
çok bağımsız gelişti, Körfez krizi daha ewelki konunun gündeme geldiğinde
yapılan iç savaş, doğu blokundaki gelişmeler, ayrıca içeride teknolojik
gelişim, bankacılık anlayışındaki değişimler de bunlarda son yıllarda önem
kazandı, ortaya çıktı, dolayısıyla iç ve dış şartlar 1990 yılında bizi böyle bir
karar almaya itti. Çok kısa süre de olsa, bir ay altı ay 8 yıl da olabilir. Yani
süre çok önemli değil, yurt dışından düşük maliyetli bir fon sağlanması,
mümkünse bunu sağlamamız lazım diye düşündük. Türkiye'de çeşitli finansman teknikleri kullanılır hale geldi. Bankalarımızın finansman imkanları
arttı. Bunların arasında kıyı bankacılığının da yer alması doğru olur diye
düşündük, bir eksik, bu da tamamlanmalı diye düşündük. Ayrıca avrupa
Topluluğuna girip girmeme konusundaki tahminler, yine takrarlıyorum,
özellikle süre konusunda bir tahminde bulunmak çok zor, bu bakımdan Avrupa Topluluğuna gireceksek, bu bankacılığı başlatmayalım gibi bir
düşüncenin doğru olmayacağı inancıyla bu düzenlemeler yapıldı. Şimdi
özellikle yeni merkezlerin tek pazar doğrultusunda gündeme gelmesinin nedeni konusunda bir soru olabilir. Evet Brüksel düzenlemeleri avrupa blokunu nasıl etkileyecek konusu, örnek bir kaç örnek söz gelimi Cayman adaları, son zamanlarda yine önemli merkezlerden biri haline geliyor. Avrupa
Topluluğu ile serbest ticaret protokolu imzaladık, bu açıdan yararlarını uzun
dönemde kullanmayı düşünüyor, bu diğer örnek, Lihtenştayn var, Lihtenştayn, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi dediğimiz EFTA'nın üyesi, avrupa
topluluğu ile yine yapılan görüşmeler sonucunda serbest ticaret ödünü
karşılığında bazı topluluk yasalarının ülkede yürürlüğe konması gündeme
getirildi. Şimdi Lihtenştayn'da Anşteld, yahut Stildgud adını verdiğimiz ilginç
finans kurumları var, bu finans kurumlarının özellikle denetimi Avrupa Topluluğunun istediği bir konu. Lihtenştayn da bu konuda çekincesini belirtti.
Çünkü ülkenin % 60'ı döviz gelirlerinin finans sektöründen geliyor.
Lüksemburg önem kazanıyor demiştik, Lüksemburg'un bir kere gizli hesap
bakımından isviçre ile rekabeti söz konusu oakın özellikle Amerika ile
isviçre arasındaki son sürtüşmeler Lüksemburg'a 160 milyar doların
akmasına neden oldu. Bir diğer örnek Avrupa Topluluğunda tasarrufta
%15'1ik vergi kesintisi uygulaması var. Lüksemburg'ta bu muafiyetin
gündeme getirilmesi söz konusu, yatırım fonu konusunda yine topluluk
içerisinde bir ayrıcalığı var. Sözgelimi, Fransız bankaları kredi kontrollarının
27
kalkması üzerine, yatırım fonu için son zamanlarda Lüksemburg'u tercih etmeye başladılar. Yatırım fonlarının ülkedeki tutarı 100 milyar dolar mertebesinde. Yine son zamanlarda Avrupa Topluluğu tek pazar doğrultusunda
ilginç bir gelişme de Dublin ve Maderya'da yaşanıyor. irianda hükümeti de
vergi açısından ilginç bir merkez yaratmaya çalışıyor. % 1O' luk bir kar ve dividant vergisi var ülkede. 21 ülke ile karşılıklı ödeme anlaşması var. Söz geli mi mesela Japonlar Avrupa topluluğu ile işlemler ve bankacılık işlemleri
için Dublin'i bir topluluk üyesi irianda'yı başkenti Dublin'i bir baz olarak tercih etmeye başladılar. 5 yıl içerisinde 200 şirketin ülkeye gelmesi bekleniyor. 35 kadar banka son düzenlemeden sonra Dublin'de işte offshore ünitesi
oluşturulmuş durumda, dediğim gibi özellikle de Japonlar faaliyet giderlerinin düşük olduğu bir topluluk üyesi olarak irianda'yı tercih etmeye
başladılar. Bakın mesela bir ilginç örnek vereyim burada. Bankalar kurumsal müşterilere nasıl hizmet veriyorlar vergi açısından, diyelim ki Amerika'daki yardımcı bir kuruluşa kredi verilecek, faiz gelirinde stopaj kesintisinden kurtulmak isteyen bir Kanada kuruluşu, Kanada kuruluşu irianda
şirketinden yararlanıyor. Bu modele göre irianda şirketine verilecek, para bu
para Amerikan yardımcı kuruluşuna daha sonra kredi olarak açılıyor. Kredi
verildiği zaman ödeme Amerika ile irianda arasındaki vergi anlaşması nedeniyle stopaj kesintisinden muaf oluyor. Para Kanada firmasına kar payı olarak ödeniyor. Dolayısıyla bu da irianda ve Kanada vergi anlaşması nedeniyle vergiden muaf oluyor. Yani spesifik bir örnek ama, özellikle son
düzenlemeler doğrultusunda bankalar ile kurumsal müşteriler arasında bu
vergi geçişleri vergi kolaylıkları ve de Avrupa Topluluğuna giriş çıkış noktası
olarak Japon modeli özellikle irianda'yı tercih etmesi ilginç. Türkiye
örneğinde belirtti ihsan Bey. Bence çok kısa vadeli fon toplama mekanizması olarak görmek yanlış, sevindirici bir husus kendileri de bir bürokrat
olarak konuyu pozitif olarak değerlendirdi ler. Yasa çıkarmakla bankacılık ve
finans akışını değiştirmek fazlaca mümkün değil. Önemli olan ekonomik ve
politik altyapının oluşturulması ve bu konuya gerçekten uzun dönemli bakmak, yine çok sevindirici olarak algıladığım bir konu konuşmasından, kayıt
merkezi olarak değil de istanbul'u bir fonksiyonel bankacılık, yani Euro merkez, euro center dediğimiz uluslararası bankacılık merkezi olarak gündeme
getirmek, bir Londra örneği, bir Frankfurt, bir Zürih, bir Hong Kong yahut
Tokyo, Singapur gibi. Umuyoruz beklentiler bu doğrultuda gelişecek. Çok
' kısa vadede gerçekleşecek bir tablo değil. Finans kesimi çok süratli
gelişiyor. Her ne kadar 80 sonrası büyük atılımlar yapsak da, farkı aradaki
farkı kapatmak çok zor oluyor. Özellikle iş hayatı, bankacılık kesimine yeni
finans teknikleri konusunda çok işler düşüyor. istanbul menkul değerler borsasına çok büyük işler düşüyor. Bir future epsiyon piyasasının kesinlikle
oluşturulması lazım istanbul'da. Bütün bu işlemler, vadeli forvard dediğimiz
28
anda iki çok önemli risk vardır, gerek
gerek bankalar açısından bunlardan bir tanesi, faiz riskidir, ikincisi de kur riskidir. Dünya bu risklerle 1973 yılında sabit kur sistemi
ortadan kalktıktan sonra tanışmıştır. Türkiye bu risklerle 15 sene sonra 1988
sonrası tanışmıştır. Henüz zorluklar, arnekleme aşaması vardır. Sabit kur
beklemektedir işadamları, işte eskiden alıştığımız uygulama içinde, bankacılık sistemi kur belirlemesindeki özgürlüğün büyük sancısını
yaşamaktadır. Yine deminki sorularla belki, kişisel katkı olarak belirteyim.
Şu anda neden kısıtlı bir uygulamaya gidilmiştir soru yöneitenler tarafından
ortaya konuldu, aynı şeyi dövizde de yaptık. Biliyorsunuz dövizdeki uygulamada döviz borsası Türkiye'de kurulan fiziksel borsadır. Dünya döviz ticaretinin çok az bölümü fiziksel borsalarla gerçekleşir. Döviz işlemleri over the
counter dediğimiz tezgah üstü borsalarda gerçekleşir. Kıyı bankacıliğı
açısından tabii ki tezgah üstü borsaya döviz borsasındaki bu uluslararası
entegrasyona süratle geçmek lazımdır. Şu anda herhalde geçiş döneminde
ki bu otoriteleri görebildiğim kadarıyla bir bakalım ne olacak, dövizde de
bunu kısmen yapıyoruz. Sıkıştığı zaman merkez bankası müracaat ediyor.
Yani profesyonel olmayan şekilde market makerlik yapıyor. Tabii dışarıya
açıldığımız zaman uluslararası entegrasyonda olmaz bunlar. Oyunun kuralları vardır, oyunun kurallarına göre oynamadığınız zaman sistemin dışında
buluruz kendimizi. Şu anda yeniyiz, öğreniyoruz diyelim. Kamu otoriteleri de
iyi niyetle olaya yaklaşıyorlar. Herhalde politik ve ekonomik risk
doğrultusunda önümüzdeki dönemde, daha somut adımları bekleme~miz gerekecek.
SORU - Aşkın Dolaştır (Finansbank) : Kıyı bankacılığının çağdaş finans enstrumanlarını kullanacağını söylüyoruz. Fakat bu kıyı bankaları kurulurken, mesela finans leasing işi yaptığımızda, bir bu kıyı bankalarını finansal kurum olarak mı dikkate alacağız, yoksa bir banka olarak mı dikkate
alacağız, bilindiği gibi finansal kurumlar bir departman olarak leasing kurumu kurup, bunu işletebiliyorlar. Bu acaba mümkün olabilecek mi?
CEVAP- ihsan Fevzibeyoğlu: Efendim kıyı bankacıliğı konusunda kuruluşla ilgili bazı esaslar tespit ettik, kurucularda, sermaye şartlarında, prosedürü tespit ettik, bunun dışında bir sınırlamamız yok, bankaların
Türkiye'deki bankaların hangi faaliyetleri yapıp yapamayacakları nı il!~ili mevzuat gösteriyor ama, kıyı bankaları için böyle bir şey söz konusu değil,
onların verecekleri hizmet için bir limit getirmiş değiliz. Bunun içinde leasing
de yer alabilir, başka finans teknikleri de yer alabilir, bu konuda tamamen
kendileri karar verecekler ve uygulayacaklar.
SORU - Onur Süsel (Arap Türk Bankası) : Ersan Bey herşeyi çok çok
iyi açıkladılar. Bu arada benim ifade etmek istediğim nokta, ben bankamda
1O yıldan beri bu işi yapıyorum. Evet, o konuda bazı deneyimlerim var ve en
döviz
bağiantısıyia gerçekleşir. Şu
şirketler açısından
29
büyük sıkıntılardan birinden bahsetmek istiyorum. Türkiye'de yapacağımız
en büyük yatırım elemandır efendim. Yani bugün yurt dışına herhangi bir seminere gittiğimizde şahsen ben orada aynı ringe çıkmış bir boksör gibi, yani
ilk raundun, ilk saniyesinde nakavt olabilecek cinsteyiz, bunu açıkça
söyleyeyim. Para bir çok enstrumanların karşılığıdır. Featureler var, epsionlar var, hepareler var, depositler, treading radler, yani bir sürü olaylar, bir
sürü enstrumanlar ve bir swap iki üç ci lde sığabi lecek, operasyonları gerektiren olaylardır. Fakat hala biz Türkiye'mizde bir swap nasıl yapılır, bir swap
nasıl muhasebeleştirilir bunları düşünüyoruz. Fakat bir Tokyo'da başlayıp,
bir New York'ta biten en az 8 tane enstrumanı içine alan bir parayı çok karlı
vaziyette 24 kişilik grup halinde dört telefonla bitirebiliyorlar. Şimdi çok açık
söyleyeyim, bir offshore bankacılık veya başlarken offshore banking ünitle
başlarken gençlerimize yönelmemiz lazım. Eğitmemiz lazım ve eğitimi için
ne gerekirse, onu yapmamız lazım. Az ewel sizin de buyurduğunuz gibi,
oyunun kurallarını bilmek yeterli değil, oyunun kurallarıyla karşı tarafla
mücadele etme yeteneğine sahip olmamız gerekir. Aksi halde parayla oynamak çok tehlikeli bir unsurdur. Parayı bir anda da yok edebilirsiniz, bir
anda da kazanabilirsiniz. ikinci bir konu braker olayıdır. Türkiye'de bir broker sistemi yerleşmedikten sonra kesinlikle ben bir kıyı bankacılığının
başarılı olacağına inanmıyorum. inanın elimizde rayter var, bir treyde bize
açıklanacak, rayter lankeyler o anda. Birçok politik şeylerle karşılaşıyoruz.
Yok PTT hattı, yok Londra hattı. Ayrıca bir bakıyorsunuz braker olmadığı
için treyte bakıyorsunuz, üç beş saniye sonra rayter doğru reyti çıkarıyor.
Ama piyasa farklı Yani altyapı çok önemli, broker çok önemli, brakersız bir
kıyı bankacılı ğı ben düşünemiyorum. Üçüncü konu, yer mevzu, kesinlikle bir
tel örgüler arasında veya bir kulenin tepesinden kontrol altında tutulan bir
bölge gibi düşünmüyorum. Her banka kendi bünyesinde offshore banking
üniti kurabilmeli. Tabii ki denetimi mümkün olmalı. Tabii kurallarına göre hareket etme kaydı olmalı. ikinci bir konu da az ewel Fevzibeyoğlu'nun da belirttiği gibi, yurt dışından gelecek olan bankaların ve elemanların her şeyden
ewel 5 yıldızlı otelierin eğlence yerlerine, çocuklarını bir Cambridge'de, bir
Oxford'da okutur gibi okul merkezlerine bir beyin ameliyatına, bir açık kalp
ameliyatına anında müdahale edebilecek çeşitli kulüpleri olabilecek,
imkanları da yaratmak lazım. Benim diyeceğim bu kadar.
CEVAP- ihsan Fevzibeyoğlu : Çok güzel dile getirildi, uzman personel çok önemli. Siz de biliyorsunuz üniversite olarak, belki umutlu bir mesaj
olarak vermek için kısaca konuya değineyim. Üniversite olarak bu konuya
epey eğilmeye başladık. Sayın hocamız da yakinen biliyorlar, uzmanlık
programlarında genç nesil, fevkalade ilgili bu konularla, uluslararası finans
ve ticaret teknikleriyle cumartesi, pazar akşamları dahil olmak üzere, uzman
grupları yetiştirmeye çalışıyoruz,
uluslararası
rekabete hazırlamaya
30
çalışıyoruz.
sizi de bekleriz efendim, diyelim. Tabi her türlü programı m ız var.
iktisadı isim vermek istemiyordum, ama istanbul
Üniversitesi bünyesinde Türkçe ve ingilizce olmak üzere bu tür programlarda hafta sonu geceleri de devam etmek üzere frapın en son senaryolarından, feature ya da opsiona ilişkin genç arkadaşları yetiştirmeye
çalışıyoruz. Özel uzmanlık grupları içerisinde bekleriz efendim.
BAŞKAN: Teşekkür ederim ihsan Bey. Efendim gerçekten konunun
önemi açık çok da ilginç bir oturum oldu. Eğitim konusundan tutun, efendim
fiziki kısıtlamaya kadar, hepimizin aklına takılıyar bu fiziki kısıtlama, illa tel
örgüler içinde niye diye, sanıyorum ki orada bir mevzuat maddesi olarak kalacaktır, benim, insanın kulağına gelidği kadar birçok banka ofshor
işlemlerini yapmaktadır zaten. O tel örgüler içine girmeden de yapmaktadır.
Dolayısıyla o belli bir ihtiyatlılık gereği olarak yapılmış, fakat fazla bir ağırlık
taşıyacağı nı sanmıyorum, ama en önemli ağırlık, beyefendinin de bahsettiği
gibi, eğitimden geçmiş, kalifiye personelin bulunmasıdır. Bu ~htiyacın
karşılanması için ihsan Bey de söylediler. Gerçekten üniversiteler bu ihtiyacı duyurdular, üniversiteye aslında. Ve dolayısıyla üniversite Avcılarda
şimdi bu konuda son derece yoğun bir eğitime geçti; sanırım ki çok yakında
bunun sonuçları alınacaktır. Diğer üniversiteler de bu yola girecektir. Çünkü
gerçekten çok özel bir ihtisas mı diyelim, çok özel bir eğitimden geçmesi mi
diyelim ve çok da süratle değişiyorlar. Yani buna, bu sene öğrettiğinizi gelecek sene belki başka şeyler öğretmek zorunda kalacaksınız. Dolayısıyla iki
yıl farklı eğitim görenler farklı bilgilerle farklı biçimde ortaya çıkacaklar, ki
hangisi ileri, hangisi geri karar veremezsiniz. Aslında burada çok güzel sergilendi yani işin özü, galiba bütün yine iç ekonomiye dayanıyor, eğer şimdi
işi genelleştirip özüne getirirsek, yine bir ekonomiyi iç ekonomi, dış ekonomi
diye ayırmak da çok sunidir. Çünkü ikisi aynı şeylerdir. iç ekonomiyle dış
ekonomi dedikleri hikaye iç ekonominin dışarıdan gözükmesidir, ödemeler
bilançosundan başka bir şey değil. Aynı ekonomi dışarıdan bakıyorsunuz,
ona bir dış ekonomik ilişkiler, dış ekonomi diye götürüyoruz, aslında bütün
hikaye için dışa yansımasıdır, dıştan görünmesidir, dolayısıyla iç ekonomide
ülke riski dediğimiz çok etkili olan bu konuda onun ekonomik, politik, sosyal
yapısına bağlı olarak geçer. istikrarın sağlanması, ekonominin bu düzen
içinde gözükmesi, aslında ülke riski üzerine yansıması ülke riskine yapacağı
olumlu etkinin bu konuda vereceği olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Yani
sözün özünde gene ülke ekonomisine bağlamak ve oradan hareket noktamız sonra diğer katları makyajları yapmamız mümkün olabilecektir.
Herşeyde
işletme
31
ll. OTURUM
BAŞKAN
Prof. Dr. ilhan ULUDAG
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
TESLiGLER
Serbest Bölgeler ve Kıyı Bankacılığı
ilhan BALTACIOGLU
Atatürk Hava Limanı
Serbest Bölge Müdürü
Dünyadaki önemli Kıyı Bankacıliğı Merkezleri ve
Özellikleri
Mr. Raymond UNAMUM
Banque Nationale De Paris
Londra Şubesi Başkan Yardımcısı
33
BAŞKAN: Kıyı bankacıliğı dıştan dışa bankacılık diye genel bir deyimle,
dışarıdan sağlanan fonların yine dışarıya fonlanması amacını taşıyan inter-
national banking hizmeti veren bir bankacılık türü,. ancak bizim mevzuatımızda serbest bölgelerle sınırlı kalınması, sabah oturuma katılan konuklarımız tarafından da dile getirildi. Gerçekten dünyada bu bankacılık, hiçbir
şekilde serbest bölgelerle sınırlı değil. New York'ta veya Brüksel'de veya
serbest bölge olmayan yerlerde de tavkalade bu bankacılığın hizmet verdiği
görülüyor. Kıyı bankacılığının fonksiyonianna baktığımız zaman, bugün 80
sonrası dışa açılma programıyla gelen bizdeki dış ticaret bankacılığmın pek
çok fonksiyonunu da bu bankacılığın içerdiği; leasing, forfaiting, fon
yönetimi, factoring, faizle para swap'ı, orta ve uzun vadeli işlemler, euro
tahvil ihracı, uluslararası kredi sendikasyonu euro kredi sendikasyonları gibi
büyük bir yelpazede hizmet vermesi bizim bugünkü anladığımız dış ticaret
· bankacılığının çok daha gelişmiş, bütün fonksiyonları hemen hemen kendi
bünyesinde yapan bir türü olarak karşımıza çıkıyor. Yoksa sayın Yüksel
Ülken'in de sabahleyin belirttiği gibi, bu işleri bizim şu anda bankacılık
sektörümüz yapmaktadır. Ancak belki bir departmanda uzmanlaşmakta,
diğerlerine daha az ağırlık vermekte, burada hepsinin yapılabileceği dikkate
alınıyor ve mevzuatta zaten bunu bu şekilde düzenlemiş bulunuyor. Efendim bizim şu andaki klasik bankacılık veya şu anda bu hizmetleri veren bankacılık, yurt içindeki bankacılık sistemimize göre bu bankalara mevzuatımızia diğer ülkelerde de olduğu gibi pek çok teşvik getirildiğini görüyoruz.
Vergi mevzuatı yönünden, munzam karşılıklar ve disponibilite zorunluluklarının bulunmayışı, kredi sınırlaması olmayışı, kredi işlemlerinin süratle ve
sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilebilmesi, faiz esnekliği gibi, faizlerin kendilerini belirlemesi ve bunda da çok düşük bir sisteme gidilmesi, fiyatlamaya
gidilmesi, bunun yanında yine pek çok vergiden bankacılık, muamele vergisi, yok destekleme, fiyat istikrar fonu gibi bir sürü şeyden muaf olması, bu
bir teşvik olarak değerlendirebilir. Kuruluş sermayesi yönünde de bir teşvik
olarak düşünebiliriz. 1 milyon dolar sermaye belirttiler, gerçekten çok olumlu bir rakam, bütün bunları biz bu bankacılığın gelişmesi yönünden getirilmiş, olumlu faktörler olarak değerlendirebiliyoruz, ancak tabii klasik bankacılığımıza karşı birtakım olumsuzluk taşıyan yönler de var. Benim
tespitima göre mesela bunlar, her ne kadar siyasi sınırlar içinde ama
gümrük sınırları dışında, serbest bölge bankacılığına eşdeğer gibi bir
yaklaşım bu bankalar için sergileniyorsa da burada mesela yurt içinden
mevduat toplayamama, yerleşik kişilerden bu önemli bir faktör. Demek ki
mevduat bankacıliğı yok, yatırım bankacıliğı tipi daha burada teşvik ediliyor.
Bu bir şey olabilir, hatta sayın Fevzibeyoğlu belirttiler Almanya'daki
işçilerimiz dahi yerleşik kişi sayılıyor, onlardan dahi bu mevduat toplanamıyor. Bu bir olumsuz faktör olarak düşünülebilinir, ama bence yatırım
35
bankacılığı gibi mevduat toplamayan bir bankacılığa yönelttiği için de bu
yönden de olumlu düşünmek mümkün. Yine klasik bankacılığımız, özellikle
ticaret bankalarına, sermaye piyasası kanunu ile verilen aracı kurum gibi
çalışma yetkisi bunlarda yok. Sadece yabancı bankalar gibi menkul kıymet
alım satımı yapabilirler. Bu da güzel bir şey, benim şahsen sadece
bürokerların, aracı kurumların, gerçek aracı kurumların borsada yer alması
fikrine inandığım için, bu hakikaten benim çok katıldığı m bir konu. Yine konvertibl paralarla işlem yapma zorunluluğu var bu bankalarda. Bütün bunlar
olumlu veya olumsuz yönden değerlendirebilir ama, sanıyorum serbest
bölge ile sınırlı tutulmasının belki pek çok yönden bu konu ele alınıp
değerlendirilebilir, tutulmalı mı, tutulmamalı mı diye, ama ben şuna
inanıyorum ki, sanıyorum müsteşarlık bu konudaki kararnarneyi hazırlayan
kişiler, dünyadaki uygulamada daha çok kayıt merkezi niteliğinde gelişen bir
kıyı bankacılığına Türkiye'yi götürmektense sadece işlemlerin geçirildiği bir
bankacılık kayıtların geçirildiği bir bankacılık tipi yaratılmaktansa, fonksiyonel merkez niteliğinde kıyı bankacılığına yöneltmek, bu amaçla da belli
bölgelerde bunları yoğunlaştırarak çok yoğun olmayan bir denetim de olsa
yine bir denetim altında işi başından bu şekilde kontrol altına alması niyeti
olduğuna inanıyorum.
36
SERBEST BÖLGELER VE KlYI BANKACILlGI
ilhan BALTACIOGLU
1 - SERBET BÖLGELERIN DÜNYADA GELIŞIMI
Serbest bölgeler; bir ülkenin siyasi hudutları içinde olmakla birlikte
gümrük hudutları dışında kalan, ticari ve sınai faaliyetlerin kolaylaştırılması
amacı ile kurulan ve buralarda yer alan faaliyetlerin evsahibi ülkenin diğer
yörelerine göre daha çok teşvik edildiği, transit malların veya işlem görerek
tekrar yurt dışına çıkacak malların evsahibi ülkeye giriş çıkışlarının kolaylaştırıldığı ödemeler dengesine, ekonomik büyümeye ve istihdama katkı
sağlamak üzere kurulan bölgelerdir.
ikinci Dünya Savaşı öncesi kurulan Singapur ve Hong-Kong serbest !imanları ile daha sonra kurulan Panama, irlanda, Tayvan ve Güney Kore
serbest bölgelerinin elde ettikleri büyük başarılar, serbest bölgeler fikrinin
pek çok ülkecekabul edilmesine katkıda bulunmuştur. Örnek olarak, irianda
Shannon serbest bölgesinde yapılan ihracat tutarı kısa bir zamanda irianda
sanayi ihracatının yüzde 20'sine ulaşmış, Tayvan'da toplam alanı 3 kilometrekareden az olan 3 serbest bölgede istihdam edilen kişi sayısı 60.000'e
yükselmiş ve ülkenin net döviz gelirlerinin yüzde 50'si bu bölgelerden
kazanılmaya başlanmıştır.
1967
yılında
serbest bölgelerin,
Birleşmiş
Milletler Ekonomik ve Sosyal
işler Komisyonuna, gelişmekte olan ülkelerin ihracatlarını arttırmada önemli
bir araç olarak kabul edilmesinden sonra da serbest bölge sayısı hızlanarak
artmaya başlamışı tr.
Sonuç olarak ABD, ingiltere, Almanya Macaristan, Yugoslavya, Suudi
Arabistan, Pakistan, Hindistan, Tayland, Çin gibi çeşitli siyasi rejirnlerle
idare edilen 80'den fazla ülkede 480 civarında serbest bölge olup bu
bölgelerin yarıdan fazlası gelişmiş ülkelerde yer almaktadır. Serbest
bölgeler komşu ülkelerden Yunanistan, Romanya, iran ve Suriye'de bulunmakta, Sovyetler Birliği'nde de 4 adet bölge kurmak için çalışmalar
sürdürülmektedir. Bu gelişmeler sonucu serbest bölgeler üzerinden
gerçekleştirilen ticaret hacmi ise 500 milyar dolara ulaşmıştır.
2- SERBEST BÖLGELERDEN ORTAK BEKLENTILER
Ülkelerin konumuna ve gelişmişlik düzeyine göre bazı farklılıklar
göstermesine rağmen s.erbest bölgelerden ortak beklentileri şöyle
sıralayabiliriz.
- ithalatı ucuzlatmak ve kolaylaştırmak,
37
-Transit ticareti ve taşımacılığı teşvik etmek,
- Dış ticaretle ve yatırımlarla ilgili bürokrasiyi daha da azaltmak
-Yükleme, boşaltma, taşıma, kiralama, depolama, sigorta ve bankacılık
gibi çeşitli konularda hizmet gelirlerini artırmak,
-Üretim maliyetini düşürerek dış pazarlarda avantajlı hale gelmek
- Daha çok yabancı sermaye yatırımı sağlamak ve yerli yatırımcıların
yurt dışından yapacakları yatırımları ikame etmek,
- Halen ithal ettiğimiz maların bir kısmını serbest bölgelerde iç pazara
da dönük olarak üreterek ithal ikamesi sağlamak bu malların üretimini
öğrenmek, bu sanayilere ara malı üretmek ve giderek daha da ihtisaslaşmak,
- Bankacılık, kambiyo rejimi ve benzeri konularda alınan kararların ülke
genelinde uygulanmadan önce denenmesine imkan tanımak,
- Serbest bölgeleri kullanan ve bu bölgelerde yatırım yapan yabancılar
aracılığıyla yeni ilişkiler kurmak, giderek dünya ile daha da bütünleşmek.
Nihai amaç bu gelişmelerin doğal sonucu olarak ev sahibi ülkede istihdamın ve refahın yükseltilmesidir.
3 - TÜRKiYE SERBEST BÖLGELERI
Halen Mersin, Antalya ve istanbul Atatürk Havalimanı Serbest
Bölgesinin 1'inci ve 2'inci kısmı işletmeye açılmış olup Ege, AdanaYumurtalık ve istanbul-Trakya Serbest Bölgelerinin altyapı inşaatları devam
etmektedir. 1991 yılı içinde Ege Serbest Bölgesi yanında, Adana- Yumurtalık
ve Trabzon Serbest Bölgelerinde sınai ve ticari, istanbul Atatürk Havalimanı
Serbest Bölgesi Kıyı Bankacılığı Merkezinde ise Kıyı Bankacılığı faaliyetlerinin başlaması beklenmektedir.
Sözkonusu bölgelerin kurulması ve işletilmesi ile ilgili olarak uygulamaya çeşitli işletme modelleri konulmuştur. 3218 sayılı Serbest Bölgeler kanunu'nun 2'nci ve 5'nci maddelerine göre, serbest bölgelerin yerlerini,
sınırlarını, kurucu ve işleticilerini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yer
özel veya kamu arazisi veya kurul tesisleri olabilir. Kurucu ve işleticiler ise
kamu kurum ve kuruluşları olabileceği gibi yerli veya yabancı gerçek ve
tüzel kişiler de olabilirler. Bölge Arazisi Sahipliği, Altyapı Finansman
Sağlanması, Üstyapı Finansman Sağlanması ve Bölgenin işletilmesi olmak
üzere her bir model 4 kategoride incelendiğinde ortaya şu tablo
çıkmaktadır:
istanbul Atatürk Havalimanı Serbest Bölgesi 1'inci ve 2'inci kısımlarında
bu hizmetlerin tamamının kamu tarafından, i.A.H. Kıyı Bankacıliğı ve
istanbul Trakya Serbest Bölgesinde ise tamamının özel sektör tarafından
karşılandığı görülecektir.
38
Mersin ve Antalya Serbest Bölgelerinde arazi ve altyapı kamuya ait
olup üst yapı ve söz konusu bölgelerin işletilmesi özel sektör tarafından
yapılmaktadır.
Ege, Adana-Yumurtalık ve Trabzon Serbest Bölgelerinde ise sadece
Bölge arazileri kamuya ait olup diğer yapılaşma ve hi?metler özel sektör
tarafından yürütülecektir.
Ülkemizde ilk kurulan serbest bölgeler Mersin ve Antalya Serbest
Bölgeleri olup bu bölgeler kamu arazisi üzerinde, tüm altyapıları (yol, su,
elektrik, drenaj, haberleşme, idare binaları vb.) kamu tarafından finansmanı
sağlamak suretiyle inşa edilmiştir. Mersin Serbest Bölgesi MESBAŞ, Antalya Serbest Bölgesi ise AS BAŞ tarafından işletilmektedir.
Kurulmuş ve kurulacak olan sekiz bölge içinde bulunan istanbul Atatürk
Havalimanı (iAH) Serbest Bölgesi ise kuruluş ve işletiliş açısından istisnai
bir durum oluşturmaktadır. Tekstil ve konfeksiyon sanayiinin acil dış girdi ihtiyaçlarını karşılamak üzere 3-4 ay gibi çok kısa bir sürede kuruluşu ve mevzuatı gerçekleştirilen ve pazarianan bu bölge, Mersin ve Antalya serbest
bölgelerinden sonra kurulmuş olmasına rağmen, çok küçük olması nedeniyle işletilmesi istanbul Atatürk Havalimanı (iAH) Serbest Bölge
Müdürlüğü'nün sorumluluğu na bırakılmıştır.
Ege, Adana-Yumurtalık ve Trabzon Serbest Bölgeleri ise kamu arazisi
üzerinde kurulmakta olup altyapılarının ve üstyapılarının finansmanı özel
sektör tarafından karşılanmaktadır. Altyapıların finansmanını sağlayan
şirketler aynı zamanda bölgeyi işletme yetki ve sorumluluğunu da taşımakta
olup, bu şirketlerin isimleri sırasıyla ESBAŞ, TAYSES A.Ş. ve TRANSBAŞ'tır. Serbest bölge altyapıları, organize sanayi bölgeleri altyapıları gibi
düşünüldüğünde ve organize sanayi bölgelerinin altyapılarının inşaatı için
kamunun karşılaştığı finansman güçlükleri ve projelerin gerçekle1şme
süreleri gözönüne alındığında, bu modelin yeniliği ve yararı kolaylıkla
görülebilmektedir.
Özel sektörün yapma kabiliyetinde ve isteğinde olduğu işleri özel
sektöre devretme konusundaki prensipten hareketle, bu yıl içinde faaliyete
geçecek olan istanbul Atatürk Havalimanı (iAH) Serbest Bölgesi Kıyı Bankacılığı Merkezi ve 1992 yılında faaliyete geçecek olan istanbul-Trakya Serbest Bölgesi'nde ise tüm altyapı, üstyapı ve işletme özel sektör tarafından
gerçekJeştirilmekte ve serbest bölge arazisi ile tesislerin mülkiyeti de özel
sektörde bulunmaktadır.
En gelişmiş ve en sağlıklı olduğuna inandığımız bu modelin bundan
sonra kurulacak yeni serbest bölgelerde de kurulmasına gayret
gösterilecektir.
Ege Serbest Bölgesi yaklaşık 2.2 km2 büyüklüğündeki bir alanda ve
Adnan menderes Havalimanı'na 4 kilometre mesafede yer almaktadır.
39
Ayrıca izmir Jimanına ve Havaalanına ilave cep serbest bölgeler kurulacaktır.
depolama ve transit taşımalar için kulise depolama tesisleri yanında dinlence,
eğlence ve alışveriş merkezlerine sahip olacaktır. Esas Serbest Bölge alanı,
ağırlıklı olarak sınai faaliyetler için kullanılacak olup, söz konusu faaliyetler
bilgisayar, elektronik ölçü aletleri, elektronik oyuncaklar, hesap makineleri,
telekomünikasyon aletleri, fotoğraf makineleri, lensler, optik ürünleri, saat
laboratuar aletleri, hassas ölçü aletleri, elektrikli ve elektriksiz makinalar ve
benzerlerinin üretilmesidir. Bu sanayiler yüksek teknoloji gerektiren, emek
ve sermaye yoğun sanayilerdir.
Tayvan, G.Kore, irianda bu sanayileri geliştirmek için başlangıçta serbest bölgeleri kulandı lar. Sağladıkları teşviklerle yabancı sermayeyi buralara
çektiler. Bir yandan işçilerini ve teknisyenlerini eğittiler, bir yandan da
başlangıçta sadece montaj için gelişmiş bu firmalara ara malı üretip satmaya başladılar. Giderek bu sanayiler tüm ülkeye yayıldı. 10-15 yıl gibi kısa bir
sürede bu konularda teknoloji üretir hale geldiler ve zamanla bu konularda
Dünyada sayılı birkaç ülke arasına katıldılar. Ege Serbest Bölgesi'nin kurulmasındaki temel amaç da budur.
Limandaki
bölge,
lanılabilecektir. Hav~alanındaki
4- FAALIYETTEKI SERBEST BÖLGELERIMIZDE IŞLEM HACMI
Bugüne kadar Mersin, Antalya, Ege ve istanbul Serbest Bölgeleri'nde
faaliyette bulunmak üzere Teşkilatımızaresmen başvuruda bulunan firma
sayısı 1147 olup bunlardan 148'i yabancıdır. Yapılan değerlendirmeler sonucu bu firmalardan 105'i yabancı olmak üzere 763 firmanın bölgelerde faaliyette bulunması uygun görülmüştür.
.
Seçilen firmaların başvuruları sırasında yaptıkları taahhütler esas
alındığında, bu firmaların bölgelerde yapacakları yatırım tutarı 398 Milyon
Dolar, istihdam edecekleri kişi sayısı 24.000, oluşturacakları yıllık katma
değer ise 1.361 Milyon Dolar civarındadır.
Ağustos 1991 sonu itibariyle Mersin'de 93, Antalya'da 39, Ege'de ise
15 firma işyerierini inşa etmekte veya tesisini tamamlamış olup, işyeri kiralayan kullanıcı sayısı istanbul Serbest Bölgesi de dahil 141 'dir. Bunlardan
işyerierini tamamlayan veya kiralık işyerinde faaliyet gösterekisteyen firmalar aşamalı olarak faaliyete geçmektedirler. Faaliyete geçen firmaların
gerçekleştirdikleri ticaret hacmi, Mersin'da 650 Milyon Dolara, Antalya'da 51
Milyon Dolara, Ege'de 0.14 Milyon Dolara, istanbul'da ise 15.5 Milyon Dolara ulaşmıştır.
40
5 - DIGER SERBEST BÖLGE ÇALIŞMALARI
Halen Antalya, Mersin, Ege ve Istanbul Serbest Bölgeleri dışında 5 yeni
serbest bölge kurulması konusunda çalışmalar sürdürülmektedir.
5.1.
Adana-Yumurtalık
Serbest Bölgesi
52 kilometrekare büyüklüğünde olan Adana- Yumurtalık Serbest
Bölgesi, TEKFEN öncülüğünde 17 Mayıs 1990 tarihinde kurulan Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi kurucu ve işleticisi A.Ş. (TAYSEB) tarafından kurulacak ve işletilecektir. Şirket ilk etapta 1.000.000 m2 lik bir alanı hizmete
sunmak için çit, kapı ve idare binaları gibi alt yapıyı yapmaktadır. Bu bölge
için müracaatlar kabul edilmektedir.
5.2.1zmir-Aiiağa Serbest Bölgesi
Bu bölgenin kurulmasıyla ilgili kararname 7 Mayıs 1990 tarih ve 20511
sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış olup Karar Sayısı 90/1380 dir.
5.3. Trabzon Serbest Bölgesi
Trabzon-Limanı'nın
içerisinde 38.000 metre karelik bir alan serbest
bölge amacına tahsis edilmiş olup bölgeyi Yap-işlet-Devret modeline göre
sermayesinin % 66'sı yabancı olan TRANSBAŞ A.Ş. kurup işletecektir. 6.5
Milyon Dolar'lık bir yatırımla iki kısımda gerçekleşecek olan Trabzon Serbest Bölgesinin, antrepo, ofis ve idari binalarından oluşan ilk bölümü Nisan
1992'de hizmete girecektir. Bölgenin amacı Trabzon Limanı'na ilave canlılık
getirmek, gerek Karadeniz ekonomik işbirliği çerçevesinde, gerekse büyük
değişiklik geçirmekte ·olan Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa ve Iran pazarlarına yönelik dış ticarette büyük yararlar sağlamak ve transit ticareti
artırmaktır. 14 Eylül 1991 tarihinde temeli atılan Bölgede altyapı ve üstyapı
çalışmaları başlamıştır.
5.4. Istanbul-Trakya Serbest Bölgesi
Tekstil, konfeksiyon, trikotaj, elektrik ve elektronik konularındaki üretime
yönelik Serbest Bölge talepleri karşısında, Bakanlar Kurulu 22 Kasım 1990
tarihrı Resmi Gazete'de yayınlanan kararname ile Çatalca'ya 1.5 km. mesafede yaklaşık 377.000 m2'1ik bir alanı serbest bölge olarak belirlemiştir.
Yap-Işlet-Sahip Ol modeline göre kurulup işletilecek bu bölgenin, iSBAŞ
tarafından kurulup işletilmesi hakkında kararname 2.2.1991, konu ile ilgili
41
DPT duyurusu ise 18.2.1991 tarihli Resmi Gazete'lerde yayınlanmış ve
müracaatlar kabul edilerek değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirme sonucu kazanan firmalar listesi Temmuz ayı içinde ilan edilmiştir.
3.5. Istanbul, AHL
Kıyı (Off-Shore) Bankacılığı Merkezi:
Serbest Bölgelerde banka kurulması ve yabancı bankaların şube
dair 18.9.1991 tarih ve 90/999 sayılı Karar'dan sonra Bakanlar
Kurulu'nun 30.11.1990 tarih ve 90/121 O sayılı kararıyla istanbul Ataköy Turizm Kompleksinde bulunan Galleria Ünitesinin C Blok 1'inci ve 2'nci katları
Kıyı Bankacıliğı faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla Serbest Bölge olarak
belirlenmiştir. Bölge'nin Yönetmeliği 27.2.1991 tarih ve 20799 sayılı Resmi
Gazete'de yayınlanmış ve başvuruların kabulüne başlanmıştır.
açmalarına
6- SERBEST BÖLGELERDE SUNULAN TEŞVIKLER
-Serbest bölgede yapılan faaliyetler sonucu elde edilen gelirler, Gelir
Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi gibi her türlü vergiden muaftır.
-Serbest bölgelerde yapılan faaliyetler nedeniyle resim ve harç da
ödenmez.
-Serbest bölgedeki firmalar Türkiye'den satın aldıkları malları ihracat
fiyatları ile alırlar. ihracat fiyatlarının ekseriyetle iç fiyatlardan ucuz
olması nedeniyle serbest bölgedeki firmalar Türkiye'nin diğer yerlerindeki firmalara göre ilave bir avantaj elde ederler.
-Serbest bölgedeki firmalar serbest bölgedeki kazançlarını ve iratlarını
istedikleri ülkeye transfer edebilirler.
- Serbest bölgede faaliyet gösterecek firmalar yüzde yüz yerli firmalar
olabilecekleri gibi aynı oranda yabancı firmalar da olabilirler.
-Serbest bölgelerde grev ve lokavt, serbest bölgelerin açılışından
itibaren 1O yıl süre ile yasaklanrı:ııştır.
-Serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar, serbest bölge bankalarının
da serbest bölge taşviierinden aynen yararlanmaları nedeniyle, döviz
olarak ve daha uygun şartlarda kredi alabilirler.
-Serbest bölgelerde her türlü bürokrasi ve kırtasiyecilik en aza indirilmeye çalışılmıştır.
-Türkiye genelinde işçilik gelişmiş ülkelerden çok daha düşüktür.
Serbest bölgelerde ise vergi olmaması nedeniyle bu oran daha da
düşüktür. Türkiye'de yiyecek, giyecek, konut, su, haberleşme hizmetleri ücretleri daha düşüktür.
- Serbest bölgede bir işyerinde sahip olan firmalar, bu işyerindeki
42
haklarını, başka
bir firmaya devredebilirler.
Belgesi olarak Döviz Tahsisi, Kaynak Kullanımı Destekleme
Primi gibi yatırımı teşviklerinden de yararlanabilir.
- Firmalar, serbest bölgelerdeki yatırımları tutarı 1 Milyar TL'nin
üzerinde olması ve Teşvik Belgesi almaları kaydıyla, Kaynak Kullanımı
Destekleme Fonu kaynaklı kredilerden yararlanırlar. Bu krediye uygulanacak faiz oranı ise bölgelerin bulundukları yöreye bağlı olarak Trabzon Serbest Bölgesi'nde% 20, Mersin, Antalya, Adana- Yumurtalık'ta
%25 ve istanbul, Ege Serbest bölgesinde% 30'dur.
-Teşvik
7. KlYI BANKACILlGI
7.1 GENEL
Serbest Bölgeler konusu ile doğrudan bağlantılı olan kıyı bankacıl~ğı konusuna gelince, ilk göze çarpan özellik kıyı bankacılığı faaliyetleri ile ticari
serbest bölgelerinde yapılan faaliyetler arasında önemli benzerlikler bulunmasıdır. Bir ülkenin ticaret serbest bölgesine gelen mallar o ülkenin ilthalatı
sayılmaz, bu mal hareketinden dolayı herhangi bir gümrük vergisi alıınmaz,
tekrar yurtdışına gittiğinde de ihracat değildir. Ancak mallar St3rbest
bölgeden evsahibi ülkeye girdiğinde yurtdışından gelen diğer mallar ile benzer işlemlere tabi tutulurlar. Kıyı bankacıliğı faaliyetinde ise diğer malların
yerini para almakta, sözkonusu para kolaylıkla dışarıdan gelip dışarıya gitmekte ancak evsahibi ülkeye girerken yurt dışındaki bir bankadan gelen
para gibi işlem görmektedir. Bunun amacı, yurt içindeki bankaların olumsuz
etkilenmesini ve rekabet gücünün azalmasını önlemektir.
Bu nedenle, kıyı bankacılığı faaliyetleri ve serbest bölge faaliyetleri benzer bir anlayış ve mevzuat çerçevesinde kolaylıkla uygulanabilmekte, serbest bölgeler için getirilen teşvikler kıyı bankacıliğı faaliyeti için ~ıerekli
teşviklerin çoğunu bünyesinde taşımakta, bu nedenle de serbest bölgelerde
(Hong Kong, Singapu~ gibi) kurulan bankalar kolaylıkla başarılı olabilmektedirler. Ancak dünya uygulamasında serbest bölge dışında da kıyı bankacıliğı
faaliyetleri yapılmakta olup, Türkiye'de kıyı bankacılığı faaliyetierinin
yapılabilmesi için serbest bölgelerin seçilme nedeni, serbest bölge mevzuatının uygunluğu ve getirdiği kolaylıklardır.
Diğer taraftan ülkemizde kıyı bankacılığı konusunun Bankalar Kanunu'nda ilk yer alışında serbest bölge çalışmaları sonucunda olmuş, kıyı bankacılığı ve serbest bölge bankacıliğı hakkında Serbest Bölgeler Kanunu'nda
yer alması düşünülen bir madde 3182 sayılı Bankalar kanunu'nun da o
günlerde TBMM'de görüşülüyor olması nedeniyle, bu kanuna 74'üncü
madde olarak ilave edilmiştir.
43
1985 yılı, kıyı bankacılığı ve serbest bölgelerin kurulması konusunda
önemli atılımların yapıldığı bir yıl olmuş, serbest bölgeler konusunda toplanan özel ihtisas komisyonu bu bölgelerde yapılacak kıyı bankacıliğı için
öncelikle gerekli olan hususların vergi, resim, harç muafiyeti ve dövizle
işlem yapılması oludğunu belirlemiş ve Serbest Bölgeler Kanunu'nda bu
esasların yer almasına büyük katkıda bulunmuştur. Ancak, kredi limitleri,
karşılık yükümlülükleri, bankaların denetimi gibi konularda sözkonusu ihtisas komisyonu, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile T.C. Merkez Bankası
Başkanlığında bu konuda yapılan çalışmalar nedeniyle, bir öneri getirme yerine ilgili kuruluşlarca yapılan çalışmaların gelişmesini beklemeyi ve çalışma
sonuçlarının kolaylıkla geçebilmesi için yukarıda sözü edilen 74'üncü maddeyi yeterli bulmuştur. 3182 sayılı Bankalar Kanunu 25.4.1985 tarihinde,
3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ise 6.6.1985'de kabul edilmişlerdir.
Türkiye Garanti Bankası A.Ş.'nin Kıyı Bankacılığı ve Serbest Bölge Bankacılığı konularında Ağustos 1985'de istanbul'da düzenlediği toplantı ve bu
toplantıya en yüksek düzeyde yapılan katılımlar konuya o günlerde verilen
önemin bir göstergesidir. 1985 yılından 1990 yılına gelinceye kadar Mersin,
Antalya ve istanbul Atatürk Havalimanı Serbest Bölge Bankacılığı konusunda bir birikim elde edilmiş olmasına rağmen, kıyı bankacılığı konusunda bir
çalışma yapılmamıştır.
1990
yılı
Serbest Bölgelerdeki deneyimin gözden
geçirildiği
ve yeni
atılımların gerçekleştirildiği bir yıl olmuştur. Ülkemizde Serbest Bölgelerde
ilk bankacılık faaliyeti, Mersin Serbest Bölgesinde 28.3.1988'de T.C. Garanti Bankası tarafından gerçekleştirilmiş olup hali hazırda Serbest Bölgelerde
faaliyet gösteren banka sayısı 12'dir. Serbest Bölgelerde yapılan bankacılık
faaliyetlerinin geçen iki yıl içinde elde ettiği birikimi ve ihtiyaçlarını
değerlendirmek üzere Şubat 1990'da Mersin'de ve daha sonra da Ankara'da bir dizi toplantılar yapılmış, Ankara'da yapılan ilk toplantıya H.D.T.M.,
T.C.M.B., Bankalar Birliği ve ilgilenen bankaların katılımları temin edilmiş ve
bu toplantıda Bankalar Birliği koor~inatörlüğünde, kıyı bankacılığı da dahil
olmak üzere Serbest Bölgede yapılacak bankacılık faaliyetlerinin esaslarının
belirlenmesi istenilmiştir.
Bu çalışmalar yapılırken ortaya çıkan Körtez krizi ve bu bölgede yeralan
ülkelerin daha önceleri önemli kıyı bankacılığı merkezleri olmaları ve uzun
zamandır Türkiye'nin dünya ticareti ve bankacılık merkezlerinden biri haline
getirilmesi konusundaki ülke politikası sonucu, bu konuda gelen taleplerden
de hareketle, kıyı bankacıliğı faaliyetinde bulunacak bankalara uygulanması
gereken esasların diğer serbest Bölgelerde ve ülkenin geri kalanında faaliyet gösteren bankalara göre daha fazla serbesti getirilmesi düşüncesiyle
ayrı bir mevzuat hazırlanmış ve bu faaliyetin gerçekleştirilmesi için diğer
Serbest Bölgelerin kullanılması yerine tamamen yeni bir Serbest Bölge ku44
rulmasına karar verilerek, istanbul Ataköy Turizm Konıpeksinde bulunan
Galeria Ünitesinin bir kısmı, kıyı bankacılığı faaliyetlerinin yürütüiabilmesi
için Serbest Bölge olarak ilan edilmiştir.
7.2. BEKLENTILER VE KlYI BANKALARININ ORTAK ÖZELLIKLERI
Kıyı bankacılığı,
artan uluslararası ticarete, sermaye hareketlerine, para
piyasalanna, yurtdışında iş yapan müşterilere yakın olmak, rekabet imkanlarının artırma arzusuna ve gelişmiş ülkelerin bu hareketlere uyguladıkları
katı kurallar yerine bazı üll<elerin benzer işlemlere sağladıkları daha teşvikli
ortamdan yararlanmak amacıyla 1960'1ardan itibaren yaygınlaşmaya
başlamıştır. Kıyı bankacılığı faaliyetlerine ortam sağlayan ülkelerin beklentileri, finansman ve ucuz kredi alma imkanlarını, bilgi transferini, yabancı sermaye girişini, ülke tanıtımını ve uluslararası entegrasyonu ve istihdamı
artırmaktır. Kıyı bankacılığı faaliyetini düşünen bankaların yer seçimini yaparken aradıkları ortak özellikler ise şu şekilde özetlenebilir :
- Ülkemin güvenirliği ve taahhütlerine bağlılığı,
- Uygun sosyal ve ekonomik çevre,
- Bürokrasi azlığı,
-Hesap gizliliği,
- Vergisizlik,
- Kur kontrolü olmaması,
-Karşılık ayırma yükümlülüklerinin azlığı,
-Sağlayan garantiler (kazançları n ve sermayenin transferi, millileştirmeme, kamulaştırmama, ihtilal ve savaş halinde zarar görmeme
gibi) dir.
45
DÜNYADAKI ÖNEMLI KlYI BANKACILlGI MERKEZLERI VE
ÖZELLIKLERI
Mr. Raymond UNAMUM
Burada yapacağım, serbest bölge bankacılığının geçmişini bir bankerin
bir parça, kısaca açıklamaktadır. Bazı serbest bölge bankacıliğı alanında gördüğümüz bazı karakteristik özellikleri, görmek istediğimiz tip şeyleri, şu·anda yüzyüze geldiğimiz bazı konuları ve diyelim ki bir
parça da gelecek hakkında tahminler. Gelecek on yılda gerçekleşebileceği
tahmin ettiğimiz şeyler ki belki de bunlar geçmiş yirmi yılda olanlardan epeyce değişik olacaktır. Herşeyden önce serbest bölge bankacılığının
hakkında konuşuyoruz nerede başladı, zannederim ki bazı uygulamaların
izlerini 18. yüzyıla kadar geriye götürebilirsiniz ve bu yüzyılın başlarında
esas itibariyle serbest bölge bankacıliğı operasyonları yapan Shangay ve
iskenderiye gibi yerler vardı. Fakat biz genel olarak, bizim kanaatıerimize
göre gerçek serbest bölge bankacılığının başlamış olduğunu düşündü­
ğümüz ikinci dünya savaşından biraz sonraki bir tarihten itibaren bu konudan bahsetmeye başlayacağız.
Bunun başlangıcı genel olarak birçok Amerikan bankasının temel finans
. operasyonlarına başlaması ile bağlantılıdır. Bu zaman zarfında çok uluslu
şirketler dediğimiz kuruluşların ki, bunlar esas itibariyle belli bir ülkeden
daha çok hisse sahiplerine karşı sorumludurlar, çağalışı gözlendi. Bu
özellikle 60'1ı yılların başında Amerikan bankaları için doğru olup, bu bankalar karlarını yüksek vergi oranlarının uygulandığı bölgelerden kurtarmak için
vergi alınmayan serbest bölge merkezlerine yatırım yapmaya başlamış­
bakış açısından
lardır.
Geçmişte 60'1ı yıllardaki bu durumu hatırlayabiliyorum; serbest bölge
gelirlerinden elde edilen karları, diyelim ki bazen seneleres saklayabiliyorduk. Bu daha kısıtlayıcı olmaya başladıysa da, gene de bir senenin karını
saklamak bile nakit akışı üzerinde çok büyük bir menfaat sağlıyordu. Bunun
yanısıra, serbest bölge yatırımları Amerikan bankalarına, US dellar cinsinden rezerv ayırma zorunluğundan kaçma şansı verdi. Böylece bunlar serbest bölge bankacıliğı ünitelerinde saklanan yatırımların geleneksel sebepleridir ve bu durum son on yılda New York ve Los Angeles gibi yerlere bağlı
özel serbest bölge üniteleri ile bir parça değişmiştir, fakat Bahamalar gibi
birçok yerler özelikle Caymans, bugün hala Amerikan bankaları tarafından
yoğun olarak kullanılmaktadır. Bunu belirtmek enteresandır ki bu iş için
büyük çapta kullanılan ilk serbest bölge ünitesi Sahamalardır ve 60'1arın
sonlarına doğru dünyadaki üçüncü büyük finans merkezi gene Bahamalardı. Sıralama Londra, New York ve Bahamalar idi. Bugün ise Bahamalar
46
sıralamada 25'inci sıraya veya o civarlarda bir yere inmiştir. Çünkü hepimizin bildiği gibi zor zamanlar geçirmişlerdir. Şimdi birçok diğer banka, önce
Avrupa bankaları ve bu örneği Amerikan bankaları takip etmiştir. Bu iş için
Jerseyy ve Guernsey'i kullanmaktadır ve çokuluslu şirketler de aynı uygulamayı devam ettirmişlerdir. Hatırlıyorum, iki sene önce bir çalışma
okumuştum Fortune 500'ün 300'ü aktif olarak vergi planlamaları için serbest
bölgeleri kullanmaktaydı. Vergi planlaması ödemeniz gereken vergi kadar
vergi ödememeniz için kullanılır ve buna ingiliz şirketleri de dahildir . Çoğu
zamanlar çok büyük şirketler, bu uygulamalar sayesinde kendi bölgelerinde
çok az, gerçekten sıfır vergi öderler. Bazen gözden kaçsa bile, bu husus
serbest bölge bankacılığının başlamasının sebeplerinden ve temellerinden
biridir.
Buna bağlı olarak, bir uzun vadeli bir kredi operasyonu büyük bir miktar
kredi için fon tahsisi sözkonusu olduğunda serbest bölgede yapılır. Biz bankerierin bildiği gibi, bunun için fon sağlanması gerekir. Bu işlem için, vade
süresinin ayarlanması tam bir uyum içinde yapılmaz. Banka terimi olarak
uyumsuzluk dediğimiz bir uygulama ile vadelerin değişik zamanlarda
olmasını sağlarız. Bu, bankalarca yapılan spekülasyonun güzel bir şekilde
ifade edilişidir. Fakat bankerler bunu söylemezler, onlar uyumsuzluk derler.
Fakat birçok merkezlerde, birçok durumlarda finans operasyonlarına uygulanan uyumsuzluğunun kendine göre bir tarzı vardır. Klasik bir misal Singapur ve Asya Doları olarak adlandırılan paradır ki, bu 1965-66'da Singapur'da
Bank of America tarafından oluşturu~muştur. Eskiden Bank of America'da
çalıştım, gerçekten tarihçelerini biliyorum. Bu uygulama vergi meseleleri sebebiyle başlatıldı. Finansmanda uygulanan uyumsuzluk sonucu bu para
kendi hakları çerçevesinde çok aktif bir döviz haline geldi ve bu Eısnada
Asya Doları oluşturuldu. Ve diğer bankalar da Singapur'a geldiler. Böylece
uzun vadeli kredi veya hazine operasyonları ilk olarak vergi planlaması nedeniyle ortaya çıktılar.
ikinci dünya savaşından sonra serbest bölge bankacılığını teşvik eden
başka sebepler de oldu; bu esnada birçok ülkede vergiler daha da
yükseltilmişti. Kontrol makamları çok etkin çalışıyorlardı ve devamlı teftiş
ediyorlardı, böylece sermayeleri serbest bölgelere taşımak için büyük bir
hareket başladı. Biz buna bazen mahremiyet sebebiyle diyoruz ve bu
isviçre ve Lüksemburg ilk baştaki ikiyi oluşturmak üzere, bu gibi merkezler
için çok önemli bir hale geldi. Bugüne kadar da devam etti. Belki de bu
kadar iyi bilinmeyen daha birçok sebep vardır. Zannederim enterasan olanlardan biri de, UK ve Hollanda hükümetleri serbest bölgelerin inkişal' etmesinde çok önemli bir rol oynadılar; mesela Karaip'lerde. Bunun sebebi de
buraların eski kolonileri olmasıydı. Birçoğu bağımsız hale geldiler veya
bağımsız hale geliyorlardı ve herhangi bir destekleri yoktu. ingiltere ve Hol-
47
landa hükümetleri sonsuza kadar onları desteklemek istemiyorlardı. Bunun
üzerine kendi kendilerine yetebilecek duruma gelmek için başka yollar aramaya mecbur kaldılar. Bu iki hükümet Bahamalar, Bermuda, Cayman ve
Hollanda Antillerinde serbest ünitelerin gelişmesi için çok aktif bir rol
oynadılar. Ve çok yeni bir olay olarak, zannederim ki üç yıl önce ingiltere
Bankasında çalışan bir arkadaşım diğer bazı adalara yapılan yardım
çerçevesinde, müşavirlik hizmeti vermek amacıyla ingiltere Bankası adına
gezmişti. Bu herhalde bugün de bazı yerlerde devam ediyor. Bunlar, benim
düşüneerne göre serbest bölge bankacılığın ın başlamasının ana sebeplerini
oluşturaktadır.
Başka
sebepleri de, bazı ülkelerdeki ekonomik ve politik istikrarsızlıklar
olarak belirtebiliriz. Mesela Afrika ve Latin Amerika gibi telekomünükasyonun gelişmesi ile Avrupa'dan veya ABD'den uzaktaki üniteleri bağımsız olarak çalıştırmak mümkün oldu. Uluslararası ticaretin finanse edilmesi, telif
haklarının ortaya çıkması gibi hususlarla ilgili bilgilerin çoğu serbest
bölgelerde üslenmiş serbest bölge şirketleri tarafından edinilmektedir.
Böylece telif hakları gelirleri ürünlerin üretildikleri ülkede değil serbest
bölgelerde kazanılıyordu. Bu nedenle, sıkı kontrol altında olan endüstriler
imkanları olduğu ölçüde serbest bölgelere gittiler, mesela gemicilik sektörü.
Bilindiği gibi birçok ülke de gemicilik sektörü sıkı kontrol altında bulunmakta
olup, gemilerin Liberya ve Panama'ya kayıtlı olmalarının sebeplerinden birisi
budur. Sigorta şirketleri için de aynı şeyler geçerlidir. "Captive" sigorta
şirketleri adı verilen sigorta şirketleri Sermuda'da çok güçlü bir hale
gelmişlerdir ve bunu Guernsey ve Cayman takip etmiştir. Çok uluslu
şirketler kendi ülkelerinde yüksek ölçüde vergiye tabi olan sigorta paliçeleri
için yüksek ücretler ödemek zorundadırlar, çünkü miktarlar paliçelerde belirtildiğinden kazançlar da o ülkelerde vergilendirilir. Eğer bütün bunlar serbest bölgelere aktarılırsa, şirket tekrar sigorta edilir ve kendi sigortasını
kendi yapar, eğer yeterli kadar büyük değilse bunu başka şirketlerle beraber yapar, buna "Captive" sigortacılık denir. Katı kuralları olan birçok
ülkeden serbest bölgelere aktarılırsa, şirket tekrar sigorta edilir ve kendi sigortasını kendi yapar, eğeryeterli kadar büyük değilse bunu başka
şirketlerle beraber yapar. Bunlar, sıkı kontrolları olan birçok ülkeden serbest
bölgelere taşınmıştır. Amerika ve Japonya'da çok sıkı kurallar olduğundan
birçok Japon ve Amerikan sigorta kuruluşu işlemlerinin taşıyabildikleri
kadarını buralara taşımışlardır. Tamamı değilse de, bazı tip menkul değerler
serbest bölgelere taşınabilir ve burada en iyi şekilde kullanırlar.
Bunlar gördüğünüz gibi serbest bölgelerin inkişaf etmesindeki başlıca
sebeplerdir. Şimdi bunun bazı fonksiyonlarını gözden geçirelim veya bir
başka açıdan serbest bölgelerin değişik fonksiyonianna bakalım. ilk önce,
daha önce bahsettiklerim, uzun vadeli kredi tahsisi ve uyumsuzluk
48
işlemleriyle sonuçlanan yatırım operasyonları şüphesiz ki hala çok önemlidir
ve bunun ilgi çekici bir tarihçesi vardır. Bildiğiniz gibi, uluslararası bankalar
70'1erde ve 80'1erin başında Arjantin, Meksika, Brezilya gibi ülkelere savurganlık diyebileceğimiz ölçüde krediler vermişlerdir. Demek istediğim, Brezi!ya'mn hepimizin bildiği bir hikayesi vardır. Bankaların Serbest bölgeler yoluyla verdikleri krediler başarılı olamadı ve kaybedildi. Bankalar bu kredilerin
sonuçlarını kredilerin gerçekte verildiği ingiltere veya ABD gibi ülkelere geri
döndürmeye çalıştılar. Elbette vergi daireleri bundan hiç hoşlanmadı ve
böylece serbest bölgelere geri göndermeye mecbur kaldılar. Herşey çorba
gibi oldu ve zararlarını oralara götürdüler. Bunun sonucunda, mahalli kontrol idareleri bunun gibi birçok bankanın serbest bölge işletmelerinin sermayelerini yeniden oluşturmasını istediler. Böylece bu bir çeşit geriye tepen
silah (boomerang) oldu. Demek istediğim bankerler bazen çok akıllıca davranmaya çalışırlar, ancak bazen sonuç onların aleyhine döner ve boyunIanna dolanır. işte orada olanlar bunlardı. Böylece bugün zannederim ki
bütün bölgeler çok daha disiplinli bir hale geldi. ikinci temel fonksiyon ki
buna gizlilik, mahremiyet veya emin liman diyoruz; bunda başarılı olan yerlere değinirsek elbetteki isviçre ve Lüksemburg bunda kusursuz
olmuşlardır. Bunların yanısıra Cayman adaları ve Channel adaları. Biraz
sonra bunlara geri döneceğim. Bu fonksiyenda şimdi bir değişiklik
görüyoruz, çok temel bir değişiklik ki, bu da ingiliz Genel Kanununun
öngördüğü güvenceye doğru yaklaşılmasıdır.
Başka bir fonksiyon da serbest bölge fon idaresidir ki bu da çok önemli
olup, değişik bölgelerde değişik şekillerde yapılmaktadır. Lüksemburg ve
isviçre hepsini kendileri yaparlar; yani kendi araştırmaları sonuçlarına kendi
fon idarelerine sahiptirler. Diğer bölgelerin, diğer birçok bölgenin alt yapısı
yoktur ve bu konuda uzmanlıkları yoktur veya bunu yapmak için kendilerini
piyasaya yeteri kadar yakın hissetmezler. Bu konudaki faaliyetlerde sık sık
karşılaşacağınız şudur ki, onların bu işlerin yönetimi Londra ve New York'da
yapılır. Bu ralardan serbest bölgeler satınalmak veya satmak için talimat verilir. Böylece bunlar düşük vergili serbest bölgelere tahsis edilir ve kaydedilir. Belki de tek tek bir çeşit güvenceye veya gizliliğe sahiptirler fakat gerçek
yönetimleri büyük finans merkezlerinden birindedir. Şimdi, bu birçok yeni
kanuni problem doğurdu ki biz buna fikir ve yönetim konuları diyoruz, çünkü
kontrol makamları ve vergi makamları bu portföylerin arkasındaki fikir ve
idarenin nerede olduğunu soruyorlar. Hakikatan Bahamalar'da mı yoksa
New York'da mı? Bu konuda kontrol makamlarıyla çokca başımız derde giriyor.
Başka bir fonksiyon da, aynı alandaki harici şirketlere banka servisi
sağlamaktır. Sanırım ki bu gün Türkiye için bu konu çokca tartışıldı. Daha
fazla, demek istiyorum ki, her yerde bulabildiğinizden daha fazla standart
49
bankacılık,
fakat belirli serbest bölgelerde hapsedilmiş olarak. Bunu yapan
diğer bölgelere en iyi örnek Malta, Güney Kıbrıs ve iriandadır ve görünen
odur ki bunda çok başarılıdırlar.
Başka bir fonksiyon ise bölgesel pazarlamadır. Biraz önce Bahreyn'den ·
bahsediyorduk. Çok seneler önce, Bahreyn'de açılacak çokuluslu bir bankanın fizibilite çalışmalarını yapmak için bir banka ile çalışıyordum. Şunu
söyleyebilirim ki bu işteki mantığımızın dayandığı sebepler burada
tartıştığımız sebepler değildi. Çok basit olarak, Orta Doğu'da bir pazarlama
koluna ihtiyacımız vardı. Girmek istediğimiz ülkeye girmeye muktedir olamadığımızdan, ki bu Suudi Arabistan'dı ve bu ülkede bunu yapmamız yasaktı, ikinci en iyiyi en yakın olanı seçmemiz gerekiyordu ki bu da Bahreyn'di. Ve benim görüşüme göre, birçok bankanın başlangıçta Bahreyn'e girmesinin sebebi bölgesel pazarlamadır. Bu daha sonra çabucak çok önemli bir
fon operasyonu haline geldi, fakat bir çok bankanın orijinal düşüncesi Orta
Doğu pazarına girmekti.
Diğer fonksiyonlar da vardır ki ben onlara uzmanlık endüstrileri diyorum, gemi kayıtları, sigorta gibi. Mesela Cebelitarık yat kayıtları için bir
uzman yerdir. Bu nedenle, eğer bir yatınız varsa ve eğer onu kayıt ettirmek
için iyi bir yer arıyorsanız, gideceğiniz yer Cebelitarık'dır. Avustralya sahillerinde yaklaşık ikibin kişilik bir nüfusa sahip olan adalarda belki de yirmibin
şirket kayıtlıdır. Bu bir abartma değildir ve doğrudur ki biz buna sarı tabela
şirketleri diyoruz. Görüşümüze göre her serbest bölgede belge de bir veya
iki tane bu tip bölge vardır. Bazılarında her bölgesinde vardır, bazılarında ise
sadece bir veya iki tane. Fakat baktığımızda bunların serbest bölgelerde
gördüğümüzden daha değişik fonksiyonları olduğunu görürüz. Serbest
bölgelerle ilgili olarak bildiğimiz bazı karakteristikler, bildiğimiz bazı modeller
bunlarda yoktur. Herşeyden önce, serbest bölge ünitesi umumiyetle büyük
endüstri ülkelerinde değildir. Serbest bölge denilen yer umumiyetle bir
adadır. Çoğunlukla kendine ait kaynakları olmayan bu ülkeler, uydu kelimesini kulanmayacağım, çünkü kulağa kolonicilik gibi geliyor, fakat gemillikle
daha büyük bir ülke ile bağlantılıdır. Monako'nun Fransa, Jersey ve Guernsey ingiltere ve geçmişleri değişik olduğu halde, Bahama ve Cayman'ın da
Amerika'yla birlikte akla geldiği gibi ve diyebiliriz ki isviçre ve Lüksemburg
da Avrupa'yla bağlantılıdır. Bunlara istisnalar da vardır, Türkiye açıkca bu istisnalardan biridir. Türkiye büyük bir endüstriyel güçtür, fakat hala bir serbest bölge arayışı içindesiniz. Buna başka bir misal de irianda olabilir. Bu
göze çarpan karakteristiğin yanısıra, özellikle dikkatimizi çeken diğer bir
husus ingiliz kanunlarının, ingiltere değil, fakat ingiliz kanunlarının serbest
bölgeleri yaratmakta çok yardımcı oluyor gibi gözükmesidir. Bunun sebepleri koruma, güvence gizliliği olabilir. Hakiki bir güvence için ingiliz kanunIarına ihtiyacınız vardır. Fakat bir portföy idaresine girerken, menkul
50
değerler üzerindeki güvenceyle ilgili daha başka sebepler de vardır. ingiliz
kanunlarıyla çalışmak
bize biraz daha kolay gibi geliyor. Hayır, buna birçok
Demek istediğim hemen hemen kendi şahsı görüşüm­
dür. Bir çokları m ız bunu düşünmeyen diğer insanların olduğunu düşünürüz.
Şimdi bir serbest bölge kurmayı düşünürken göz önünde bulunduracağımız şeylerden bazılarını, yani bir banker olarak bir serbest bölge merkezine baktığımızda orada bir banka kurup kurmamaya karar vermekte göz
önünde bulunduracağımız şeylere bir bakalım. Bunların birçoğundan, alt
yapı ve vergiyle ilgili olarak bu sabah bahsedildL Serbest bölgelerden bahsederken her zaman için buna bir vergi unsuru karışır. Bütün vergi emin limanlarının aslında birer emin liman olmadığını demek istemiyorsam da, vergiden kaçmak mümkün değildir. Bl.l konuyu daima bir vergi faktörü dahil
olacaktır. Ancak bu konuda olduğu düşünülen bazı diğer faktörler ve benim
bilmediğim bazı hususlar nedeniyle belki de serbest bölgeleri hükümet bakanlıklarından ayırmak gerekli olmaktadır. Ben Türkiye'den bahsetmiyorum,
genel olarak konuşuyorum. Bizim düşüncemizde, serbest bölge bankacılık
operasyonlarında tam kontrola denetlemeye, tesis etmeye ve bütün serbest
bölge operasyonlarında aracı olarak çalışmaya muktedir, müstakil acentalara, fakat hükümet acentaları olmamak kaydıyla, ihtiyaç vardır. Bizim
görüşümüze göre bu acentaların serbest bölge operasyonlarının bütün
bölümlerinde rol alma güçleri olmalıdır. Bunun sebebi, hükümetlere karşı
veya buna benzer bir düşüneeye sahip olmamız değildir, fakat birçok
hükümet bakanlıkları ve vergi makamları gerçekte serbest bölge operasyonlarını ·destekleme gibi bir amaç taşımamaktadırlar. Bu konuda tekrar bir
tartışma olabilir, bunu anlıyorum ve bu görüş herkes tarafından kabul edilmemiştir, bunu da anlıyorum. Ama şimdi bazı örneklere bakalım ve bunlardan çok iyi bildiğim biri irlanda'dır. Orada IDA ( irianda Geliştirme idaresi)
denen :bir acenta vardır. Bu hemen hemen, ülkenin Cumhurbaşkanı ile
konuşabilen çok yüksek seviyede bir kişi tarafından yönetiliyordu. Bir problem olduğu zaman onun adamları bunu önce bakanlarla çözmeye
çalışıyorlardı, eğer bundan tatmin olmazsa direkt olarak Cumhurbaşkanına
gidiyordu ve bu seviyede her zaman Cumhurbaşkanı ile görüşmeye hakkı
vardı. Böylece orada bir serbest bölge operasyonu yürütürken, gerçekte bakanlarla, vergi makamları ile hiçbir temasınız olmuyordu. Başka bir örnek
daha verebilirim, fakat ülkenin isminden bahsetmeyeceğim. 1O yıllık vergi
tatiline sahip olduğumuz bir ülkede bir serbest bölge operasyonu
yürütüyordum ve bir gün, zannedersem, orada sadece iki yıllıktım, sabah
geldiğimde vergi memurları bütün eşyaları götürüyorlardı. Dışarıda eşyaları
yüklüyorlardı. "Aman Allahım, ne yapıyorsunuz?" dedim. Karşılık olarak:
"Vergilerinizi ödemediniz" dediler. Ben "zaten vergiler ödenmeyecekti, bu
bir vergi tatili" dedim. Bunu da fazla kemik bulmadılar ve sonunda problemi
karşı çıkan olacaktır.
51
hallettim. Başka bir deyişle, bize vergi tatili verdiler, bunu sağladılar fakat
vergi makamlan aslında bunu tamamen kabul etmemişlerdi.
Diyelim ki serbest bölge makamları ile bazı bakanlar arasında bir
anlaşmazlık vardır. Şimdi, bu nadir bir örnektir ve birçok ülkede böyle birşey
de olmaz. Ben özellikle böyle nadir bir misal veriyorum. Fakat bağımsız bir
makam olduğu zaman işler daha iyi yürüyor. irianda kesin olarak bunu yaptı
ve çok da başarılı oldu. Görüyoruz ki Malta'da aynı şeyi yaptı, bununla beraber onun başarılı olup olmadığını söylemek için daha çok erken. Bununla
bağlantılı olarak, acenta genellikle serbest bölgeleri çok güçlü olarak destekler ve eminim ki bunu çok iyi biliyorsunuz. Ancak, serbest bölge operasyonlarını ge!iştirdikçe çok büyük bir rekabetle karşılaşırsınız. irianda'dan
bahsetmiştim; New York'ta, Los Angeles'de, Hong Kong'da büroları ve çok
büyük bütçeleri var. Demek istiyorum ki Fortune veya Business Week'e
baktığınızda sık sık IDA ile ilgili tam sayfa makaleler görüyorsunuz ve kendinizi irianda serbest bölgesinde işe başlarken buluyorsunuz. Hatta Cebelitarık gibi çok küçük bir serbest bölgede bile, ki buranın çok küçük bir ülke
olduğunu biliyorum, Cebelitarık Cumhurbaşkanı Cebelitarık'ı tanıtmak için
senede bir kere bizzat Hong Kong'a gitmektedir. Orada devamlı bir adamı
vardır. Böylece, serbest bölgeden sorumlu olan bu acentayı bir tanıtım aracı
olarak kullanmak iyi olabilir ve bu şekilde bu acenta kendi kendine bir kuruluş haline gelebilir.Bu bir tanıtım ve pazarlama faaliyetidir ve bununla beraber sizi bir araya getirmekten korur. böylece serbest bölge için daha koruyucudur.
Çok önemli olduğunu düşündüğümüz diğer bir etken de para aklanmasını ve uyuşturucu trafiğini durdurmak için konan çok güçlü kanunlar ve
baskılardır. Bu belki de yeni bir şeydir, çünkü biz durumun sadece serbest
bölge ile ilgili taraflarını düşünüyoruz. Fakat bu son derece önemlidir, çünkü
kontrol edilmelidir. Başlangıcından itibaren kontrol altında tutulmalıdır. Eğer
kontrolunuzdan çıkarsa problemler doğurur ve bir serbest bölgenin
gelişmesini belki de üç dört yıl geriye atar. Buna bağlantılı olarak Karayibler'de birkaç örnek gördük. Özel olarak güvenlik açısından bakarsak, bu
yatırımın bir tür korunması olabilir. Cebelitarık bundan çok kötü bir şekilde
ders almıştır. Birkaç skandal gördüler ve bu durumlar onları serbest bölge
açısından, üç veya dört sene geriye götürdü.
Kısaca değineceğim diğer noktalar; çifte vergilendirme, vergilendirme
anlaşmaları, veya vergilendirmeme anlaşmaları. Cebelitarık gibi bazı
bölgelerde çok kesim sınır ötesi vergilendirme anlaşmaları vardır. Channel
adaları gibi diğerlerinde ise, özeilikle hiç yoktur. Takip etmek istediğiniz yola
bağlı olarak başlangıçta en azından emniyet ve gizlilik kanunları, özel
teşvikler veya dışarıda ikamet edenler için özel vergilendirme getirilebilir.
Aynı zamanda Tröst kanunlan ve güvenlik kuralları da sayılabilir. Son ola-
52
çok iyi seçmeniz gerekir, beraber olduklarınızla
bir müessese veya şüpheli bir müessese serbest bölgede çalışıyorsa, bu bazı büyük müesseseleri bu bölgeye girmekten
vazgeçirebilir. Başka bir yönden düşünürsek, serbest bölge bankacılığında
şu anda cereyan eden bazı şeylerin ve belki de bugünkü problemlerimizin
farkındayız ve siz de eminim farkındasınızdır. Bankacılık sektörü bir parça
çelik endüstrilerinin on sene önceki haline benziyor; çok fazla sayıda~ar ve
maliyetleri çok yüksek. Bu yüzden bankalar birleşiyorlar, bazı birimlerini
kapatıyorlar. Demek istiyorum ki, mesela Lüksemburg gibi önemli bir serbest bölgede bile, Bank of America üç sene önce çalışmalarını durdurdu.
Birçok Lüksemburg şubesi kapatıldı, birçok banka anladı ki, üç veya dört
bölgede mevduat toplamak için bu kadar masrafa gerek yoktur. Bunu bir
bölgeye indirerek masraflarını kısabilirler, yani şimdiki düşünce masrafların
azaltılmasıdır. Eğer bir Serbest Bölge Bankacıliğı kuruyorsanız, bundan
biraz uzaklaşıyorsunuz demektir; maalesef anlaşılmalıdır ki, bugün bankacılıkta maliyetler çok yüksektir. Londra'dan ayrıldığımda, serbest bölge
adalarından birinde bir serbest bölge portföyü yöneten bir arkadaşımdan
bunu kontrol ettim. Bu temel olarak onüç kişilik bir ekip, masrafları sEmede
iki milyon dolar, bu demektir ki, masraflarını karşılamak için yüz milyon dolarlık bir portföye sahip olmaları gerekiyor.
Her zaman için dikkate alınması gereken dış değişiklikler vardır, herşeyi
doğru ve kusursuz y~pabilirsiniz, fakat serbest bölge bankacılığındaki bazı
şeyler normal bankacılıktan daha değişiktir. Konuların ız değişir, dış değişik­
likler, kontrolunuz dışındaki değişiklikler, klasik misal ise Antiller'dir. Antiller'de, çok büyük operasyonlar vardı, sonra Amerika Antiller'le olan vergi
anlaşmalarını feshetmeye karar verdi. Bundan biraz önce Amerikan şirket­
leri tarafından tedavüle çıkarılan Euro-Bond'lar, bu vergi anlaşmaları kullanılarak Antiller üzerinden tedavüle çıkarılmıştı, daha sonra Amerika vergi
anlaşması feshetti. iki yıl öncesine kadar Amerika'ya yapılan gayrimenkul
yatırımları, genellikle Ortadoğu'dan, gayrimenkul sahibi olan Amerikan
şirketlerine, gene sahibi olduklan Antil şirketleri tarafından geçiyordu. Eğer
daha fazla zamanımız olsaydı bunun nasıl çalıştığını açıklardı m, Amerikan
vergi kanununun çıkması bunu öldürdü. Antiller şimdi çok zor bir durumdadır çünkü onların ana araçlarından ikisi durdu. Danimarka bankaları Cayman Adaları'na yerleştiler, hemen hemen Cayman Adaları'nda çalışan her
Danimarka bankası vergi planlaması yaparken Danimarka otoriteleri kanunu çıkarttı lar, iş bitti, hepsi Cayman Adaları'nı bundan iki sene önce terk ettiler. Yani bu, serbest bölge bankacılığının problemlerinden biridir. Burada
Cayman Adaları'nın hatası yoktur, Antillerin de hatası yoktur, fakat maalesef
zarar görenler, onlar olmuştur.
Bazen başarı da zarar verebilir, Monako ve Fransa, bu uzun bir
rak,
aranıza aldıklannızı
tanınırsınız, eğer
üçüncü
sınıf
53
hikayedir, Monako çok başarılı olursa, Fransa kızar. ingiltere ile Jernsey ve
Guernsey, ABD ile Cayman adaları ve Bahamalar için de aynı şey
geçerlidir. Belki de Avrupa Mutabakatına olan bağlantıları dolayısıyla
Lüksemburg ve isviçre için de aynıdır. Bazen çok başarılı olursanız sessiz
almalısınız. Serbest Bölge merkezleri uzmanlığa doğru meyillidir, bunu
açıklamayacağım, zannederim ki bunu daha önce tartıştık. Böylece merkezi
blokta kalmak veya yalnız kalmak gibi büyük kararlar verilir. Serbest Bölge
merkezleri, ya kendilerini standartların şartlarıyla veya lisans olarak büyük
bloklardan birine bağlarlar, veya dış piyasada kalırlar. Bunlar ya büyük blokla bağlantılarının olmasını istemeyenler, ya da bazı sebeplerden dolayı
büyük bir üke veya blokdan by-pass ihtiyacı olanlardır. Şimdi buna klasik
misal, bazı serbest bölge ünitelerinin katılacağı, bazılarının ise dışarıda kalacağı Ortak Pazar olabilir. Açıkça Lükseburg ve Cebelitarık üye olacaklardı,
kendi gizlilik kanunlarını belki de değiştirecekler, hatta Lüksemburg muhakkak değiştirecek, çünkü Ortak Pazar'ın bunu sonsuza kadar devam ettirmelerine izin vereceğini zannetmiyorum. Bir mutabakat olacaktır bu demektir ki
ya Ortak Pazar sathında "stopaj" vergisi aynı olacaktır ve bilgi alışverişi
yapılacaktır. Gernsey ve Jernsey'deki gibi diğer operasyonlar tamamen
devre dışıdır. Bunlar hep beraber Ortak Pazar'ın dışındadırlar. Ve bazıları ne
yapmaları gerektiğine henüz karar vermemişlerdir. Zannedersem Cebelitarık hakkında ilgi çekici bir nokta var, hepinizin bildiği gibi zor bir devreden
geçiyorlar. Ortak Pazar'ın bir kolonisi olmak üzere müracaat ettiler. Zannedersem, bir ülkenin gönüllü olarak bir kolani olmayı istemesi, tarihte ilk defa
oluyor. Bu bize vergi planlamasının insanlara neler yaptırdığı nı gösteriyor.
Bir parça geleceğe dokunmak istiyorum. Şu andaki Tröst şeklinden
bahsedeceğim. Tröst, ingiliz kanunlarındaki orijinal şekli ile kullanıyorum, bu
bir vasıtadır, şirket değil. Fakat bu şekilde düşünüyor olmanız da mümkün.
Tröst, bugün şahısların ve zirvedeki şirketlerin, aktif varlıklarını serbest
bölgelere nakletmek için bir numaralı kanuni araç olarak, artan bir şekilde
kullanılmaktadır. Geçmişte Bahamalar'da, Cayman'da, Channel Adaları,
Man Adasında ve Hong Kong'da kesinlikle çok büyük bir rol oynamıştır.
Bugün, diğer serbest bölgeler de Tröstleri benimsiyorlar ve Tröst Kanunları
çıkarıyorlar. Bunları karayibler Bölgesi'nde çok sık görüyoruz. Bunun sebebi, Tröst veya Aile Tröstünün, uluslararası aktif varlıkları tutmak için en
güvenli yol olmasıdır. Bu, şimdi isviçre ve Lüxemburg için bir problem olmaya başlamıştır. Çünkü onlarda Tröst yoktur ve problemlerinden biri de, eksikliklerinden biri de Tröstlerin olmayışıdır. Efektif manada bir mal planlaması, başka bir deyişle bir miras planı yoktur. Bu, mirasın bir nesilden diğer
nesile geçmesi için etkili değil, fakat en emin bir geçit şeklidir. Tröst bunu
kusursuz olarak sağlar.
ikinci bir problemse harika bir Amerikan sporu olan tazminat dava-
54
larıdır. Biliyorsunuz bütün dünyaya yayılmakta olan dava etmek modası,
büyük bir ihtimalle Amerika'da başladı. Eğer iş hayatında bir kişi dava edilmişse onun bütün şahsi maliarına rücu edilebilir. Hatta isviçre'deki
varlıklarına bile. Bu bir hukuk davasıdır, hükümet davası değildir. Bu şahsi
türde bir davadır. Bundan korunmanın yolu, Tröst'ten geçer. Bunun cleğişik
bir şekli de büyük teşekküllerin Tröst'ü bu şekilde kullanmalarıdır. Yaptıkları
işler tehlikeli olabilir. Mesela gelişmekte olan bir ülkede bir kimyasal madde
tesisinin infilak ederek bir çok kişiyi öldürmesi halinde, insanlar ana şirkete
dava açabilirler. Bu nasıl durdurabilir? Bu durum, serbest bölge Tröstleriyle
giderilebilir. Bunlara, acil Tröstler veya Varlık Koruma Tröstleri denir. Yani
şu anda bir çok işletmenin bu işlere karıştığını görüyoruz, buna benzer
birçok şey, Jernsey ve Cayman'da yapıldı. Jernsey ve Cayman, Tröstler
dikkate alındığında belki de en sofistike serbest bölgelerdir.
Bir ara serbest bölge bankacılığının geleceğinden ve ürünlerinden söz
ediyorduk. Gelişmekte olan birkaç şey daha var. Zannederim bunlardan biri
hakkında konuşmak ilgi çekici olabilir, portföy yönetimine yönelik herhangi
bir plan olup olmadığını bilmiyorum. Belki de bu daha ilerki safhalarda olacaktır. Yanılmıyorsam, buradaki serbest bölge banka şubeleri, mevduat toplayabilecekler. Doğru mu acaba? Bizim dediğimiz gibi mevduat toplamak
olacak.
Portföy yönetiminde çok önemli yenilikler olmuştur. Tam bir potföy
yönetim biriminin çalıştırılmasının, ne kadar pahalı bir şey olduğundan bahsetmiştim. Fakat bugün, bazı yeni teknolojilerle ve telekomünikasyon
araçlarıyla, elektronik postayla mümkündür ve sanırım ki önümüzdeki beş
sene içinde, beş kişiden oluşabilecek bir portföy ekibi kurmak oldukça
yaygın olabilecektir. Temel olarak bir Portföy yöneticisi, yardımcısı ve 3 memurla, böyle bir işlemin masrafları azaltılacaktır. Bunun yapılabilme sebebi
giderek daha çok gördüğümüz endeks fonlarıdır. Veya dediğimiz gibi endeks fonlarının varlıklara tahsisidir.
Geleneksel Portföy yöneticisi, tahvil alır, satar veya hisse senedi alır
satar, veya yabancı döviz alım satımı yapar görülüyor ki, bu iş, emek yoğun
bir iş aynı zarT]anda bu işi yapmak ve evrakları takip etmek çok masraflı ve
pahalı bir iştir. Çünkü el değiştiren evrak merkul kıymetlerdir. Kar payı ve
kupon verirler, ancak bugün endeks fonu dediğimiz fonu kurarız. Ge1rçekte
bir senet olmamakla beraber, belli bir endeksten belli süreler üzerinden pay
senedi alırsınız. Birçok Portföy yöneticisi bundan hoşlanmaz. Çünkü onlar,
endeksi pazarın ortalaması olarak alırlar ve bundan çok daha iyisini yapabileceklerine inanırlar. Fakat rakamlar gösteriyor ki, bundan daha iyisini
yapamıyorlar. Sadece küçük bir azınlık, % 20 kadarı pazar ortalamasının
üzerine çıkabilirler. Şurası bir gerçektir ki en azından düşük masrafla pazardan kendi endeks fonu dediğimiz fonları alarak kazanç sağlarsınız. Fakat
55
bütün bu idare ve organizasyon için bukadar ücret ödemeye mecbur kalmazsınız. Farzedelim ki, burada istanbul'da bir Portföy yöneticiniz var. Bu
yönetici, hangi oranda özsermaye, tahvil ve nakit tutulacağına, yani
varlıklarınızın tahsisine karar verir. Bu nakitin ne oranda döviz olarak
dağıtılacağına karar verir. Sonra gider ve bu hisseyi satın alır, örneğin ABD
pazarından Wells Kargo'dan, Security Pacific'den veya ingiltere pazarında
da Hill Samuel'den olabilir. Burada yapılacak pek fazla bir iş yok. Telefondaki basit bir emirle, o porsiyonu sizin için muhafaza ederler. Veya bunların
hepsi bir arada Lüxemburg'da bir muhafaza servisinde tutulur. Memurlar
bunun gerisini takip ederler. Muhafaza servisi müşterinin pozisyonunu tespit eder, bu durum elektronik mektupla müşteriye yollan ır, böylece diyelim ki
istanbul'u her üç ayda bir ziyaret eden Kuveyt'ten bir müşteri serbest bölge
bankasına gelir ve portföyünü alır. Mektup başlığında banka adı ve herşey
basılmış haldedir. Bu hizmetler bir taşeronluktur, böylece kağıdın üzerinde
bankanın ismi ve her detay vardır. Herşey sanki eskiden müşterinin
Lüksemburg'a gittiği günlerdeki gibidir. Muhtemelen çok daha düşük maliyetlerle ve en az o kadar tesirlidir. Böyle birçok gelişmeler vardır, bu bilim
kurgu değildir. Bugün Londra ve New York'da yapılmaktadır. Ve sanırım bir
iki sene sonra serbest bölge bankalarının da bunu ucuza yapması çok
mümkündür. Böylece teknoloji satın alabilirler ve çok uzun seneler alan insanları eğitme derdine girmeden, küçük bir New York veya küçük birisviçre
haline gelebilirler. Sanırım bu tür bir çok yenilik vardır. Bu yolda serbest
bölge bankacılığı ünitesini sadece bankacılık ve finans ünitesinden çok
daha geniş olarak düşünebilirsiniz.
Benim şahsi görüşüme göre amaç, bir çok yasal bankayı, gerçek serbest bölge fonksiyonianna özendirmektedir. Bol ve çeşitli hizmetler
sağlayan dünkü işler geliştikçe diğer insanlar da gelecektir. Belki de
Rusya'da bir iş yapan bir iş adamı kesin olarak istanbul'u daha çok kullanacaktır. Sanırım Ortadoğu'lu işadamları da öyle. Eğer serbest bölgede bazı finans işleri yapılıyorsa, çok kolayca bu kişilerin şahsi işleri de alınabilir,
çünkü hatırlamak lazım ki, aslında özellikle Ortadoğulu'larda şahsi işler ileticari işler arasında fark bulunmaz. Bir çok durumda bu ikisi bir arada
yürütülür.
56
PANEl
BAŞKAN
Prof. Dr. Gülten KAZGAf\1
i.ü. Iktisat Fakültesi Öğretim Üyesi
PANELiSTLER
Mr. Raymond UNAMUM
Banque Nationale De Paris
Londra Şubesi Başkan Yardımcısı
ihsan FEVZiBEYOGLU
Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
Banka ve Kambiyo Gn. Md. Uzmanı
il han BALTACIOGLU
Atatürk Hava Limanı
Serbest Bölge Müdürü
57
il han BALTACIOGLU: Şimdi serbest bölge uygulamacıları olarak bizler
tabii özel sektörle sıkı sıkıya işbirliği halinde çalışmak zorunda olduğumuzu
biliyoruz. Bu konunun Türkiye'de yaygınlaştırılması için kıyı bankacıliğı da
bunun parçası tabii. istanbul .Atatürk hava limanında serbest bölge
çalışmaları 1 Eylül 1990'da başladı. Dış hatlar terminalinin alt katında 32
firma, iki banka, bir sigorta şirketi ve 29 tekstil, konfeksiyon ağırlıklı, içinde
yabancı firmaların da olduğu. 1 Eylül 1991 tarihi itibariyle yani 12 aylık
dönemde toplam ticaret hacmi 15,5 milyon dolar oldu. Bu 15.5 milyon dolarlık ticaret hacminin 3,5 milyon dolarını bir firma yapmıştır. Demek ki bir
firma 3,5 milyon dolarlık ticaret hacmi yapabilecek durumdadır. 12 ayda, ki
çalışmaları da 12 ay değildir o firmanın. 6 ayda yapmışlardır 3,5 milyon
doları ve serbest bölgenin avantajını kullanmasını biliyordur. Gelip de hiç
çalışmayan firma sayısı ise 12'dir. Müracaatını yapıp, faaliyet ruhsatını
almış, fakat serbest bölgede işlem yapmıyordur. Bizim bu konuya özel
sektör olarak çok iyi sarılmamız lazım. Özel sektörün bu işe çok iyi ilgi
·göstermesi lazım. Kıyı bankacıliğı da bunun bir örneğidir, kıyı bankacıliğı için
Galeria'da işte C bloğun ikinci katı ayrıldı. Bu yer gayet uygun bir yer. Bu
tebliğleri yayınlandı, yönetmelik yayınlandı, kıyı bankacıliğı yönetmeliği.
Fakat arkadaşımızdan duyuyoruz, Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan
sayın Fevzibeyoğlu'ndan müracaat eden banka yok. Veya bir banka var.
Onun dışında müracaat yok. Buradan ben sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Bu faaliyetleri uygulama aşamasında ortaya çıkan aksaklıklar ancak
devlet özel sektör işbirliği ve iletişimiyle sağlayabileceğiz. Emekleme
dönemindeyiz hala, serbest bölgecilikte bankalar da 12 ayrı banka var. Mersin, Antalya ve istanbul'da faaliyet gösteren. işte bu dönemde bu konuyu
devletin yapacağı teşvik etmektir. Yeteri kadar teşvikler var. Teşvik ediliyor.
Özel sektörden beklenen de bu gösterilen ilginin daha da artması. Bu
karşılıklı çabalar sayesinde bu işi süratle büyüterek, dünyanın sayılı
örneklerinden biri olacağı kanaatindeyim.
ihsan FEVZiBEYOGLU : Biz Hazine olarak bu düzenlemeleri yaparken, bazı sınırlarnalara tabiyiz. 85 yılında çıkarılan bankalar kanunu ve serbest bölgeler kanunu Bakanlar Kuruluna düzenleme yapmak ve istisna getirme yetkisi tanıyor. Serbest bölgeler kanununda da kambiyo mevzuatına
uymamasına imkan veren hüküm var, ayrıca vergi, resim, harç istisnası getiren hüküm var. Bilindiği üzere, vergi, resim, harç ancak kanunla konulabiliyor ve kanunla kaldırılabiliyor. Dolayısıyla biz serbest bölgeler dışındaki bir
yer için kanun değişikliği yapılmaksızın, Bakanlar Kurulu kararıyla veya sair
bir surette bir vergi muafiyeti sağlamak imkanına sahip değiliz. Bu
bakımdan en azından kanun bu şekilde kardığı sürece kıyı bankacılığını bir
serbest bölgede ya da serbest bölge olarak belirlenecek bir yerde yapmak
zorundayız. Kambiyo konusunda biraz daha esnekliğe sahibiz, bunu Ba-
59
kanlar Kurulu kararıyla çözümlememiz mümkün. Ancak yerin, bu şekilde
tespiti sanıyorum fazla sınırlayıcı değil, maliyeti de fazla artırıcı olacağını
zannetmiyorum. Biraz önce sayın Unamum'un verdiği bir örnek vardı. 22
kişilik, 20 personelli bir bankanın yıllık personel maliyetinin 2 milyon dolar
civarında olduğunu söylüyor. Yani bu bankacılık türü çok iyi eleman isteyen,
defalarca bu tekrarlandı, iyi eleman, yetişmiş eleman isteyen, yüksek
ücretle çalışan, ama işinin ehli eleman isteyen bir tür Galeria ünitesindeki
kiraların caydırıcı olmaması gerekir kanaatindeyiz. Yine bankacı arkadaşlarımla konuşurken, bir konunun çok net olarak ortaya konulamadığını
anladım. Belki bizim yaptığımız düzenlemelerde çok net değildi. Kıyı bankacılığında bankalar kanununun hiçbir sınırlayıcı hükmü uygulanmıyor. Tabii
bunlar arasında özellikle kredilerle ilgili hükümler var. Bankalar kanununun
verilecek toplam kredilere ilişkin sınırlamaları ya da bir kişiye açılacak kredilerle ilgili sınırlamaların sırf kıyı bankacılığında söz konusu olmayacak,
sınırsız krediler bir kişiye açılabilecek, tabii bu riskin artmasını da beraberinde getirecek bir konu, bankacı arkadaşlarımızın endişeleri vardır, sermaye
ile herhangi bir orantı kurulmaksızın, sınırsız kredi verilmesinin menfi
sonuçlar yaratabileceği şeklinde endişelerini dile getirdiler. Burada risk
büyük ölçüde fon kullandıran kişilere ait, orada biz herhangi bir müdahaleyi
düşünmüyoruz. Bu zaten Türkiye'yle, Türkiye'deki bankalarla organik bağı
kesmemizin en büyük hedefi de bu. Türkiye'deki bankaların mali bünyelerini
olumsuz yönde etkilemeyecek olan bir uygulama, ayrıca Türkiye'den mevduat gidişi söz konusu olmayacağı için, mudilerimizin haklarını haleldar edecek bir uygulama da söz konusu olmayacak. Türkiye'yle bu anlamda
ilişkisini kestiğimiz için de tamamiyle bütün işlemleri serbest bıraktık, herhangi bir limite tabi tutmuyoruz.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN : Bütün getirilen imkanlara rağmen, serbest
bölgelere bu rağbetin olmaması, kıyı bankacılığına bu rağbetin olmaması
acaba niçin? Sayın Baltacıoğlu.
ilhan BALTACIOGLU : Efendim şimdi ben biraz ewelki konuşmamda
da söledim. Firmaların bazı beklentileri var idi, bilhassa istanbul serbest
bölgesinin kuruluşu Körfez krizine rastladı. 1 Eylül'de kuruldu istanbul serbest bölgesi, biliyorsunuz Körfez krizi de Ekim, Ağustos'ta ya da daha önce.
Belli bir kısım serbest bölgeyi tam anlamadığından başlangıçta, yani
bölgeye müracaat ederken serbest bölgeye müracaat ederken, fazla incelemeden hele bir girelim, sonrası kolay düşüncesiyle gelmekten çıkıyor ortaya. Bir kısım Körfez krizinin etkisiyle çalışmayı düşünmedi o dönemlerde.
Fakat ben şunu söylüyorum, 6 aylık dönemde 3,5 milyon dolarlık ticaret
yapan firmalar var. Bu şu demektir, istanbul'daki o Atatürk Havalimanındaki
küçük serbest bölgenin o bazdan hareket edecek olursak, yılda 200 milyon,
250 milyon dolarlık iş yapması gerekir. Yani madem yapılıyor, yani faydasını
60
görüyoruz ki 3,5 milyon dolarlık ticaretini yapıyor o firma. Bu biraz özel
sektörün konuya yeteri kadar ilgi göstermediği düşüncesindeyim ben,
çünkü mevzuatla ilgili herhangi bir şikayet yok. Somut şikayetler yok. "işte
şundan dolayı gelmiyoruz, bu düzelirse biz burada iş yaparız" denecek.
Gerçi kıyı bankacılığının dışında bazı konular var. Bir misal vereyim, serbest
bölgede ihracat yapan firmalara kota kullandmimak istenmedi. Ko1ta, serbest bölgedeki firmaların yeteri kadar zaten teşvikleri var, dışarıdaki yani
serbest bölgenin dışındaki, Türkiye'deki firmalar mağdur duruma düşmesin,
rekabet haksızlığı doğmasın düşüncesiyle, ihracatçı Birlikleri, serbest
bölgede çalışan firmaların Avrupa Topluluğu ve Amerika'ya kotalı mal
satma yönünden sınırianmasını istediler. Fakat tabii bunlar hep spesifik konular, bu konular, bu problemler çözülmeye uğraşılıyor, yani bunlar bir
engel değil. Çözülmeye uğraşılıyor ama gene dediğim gibi, iki grupta toplayabiliriz. Serbest bölgeye gelen firmaların baştan iyi incelemeden kendilerine uygun mu, değil mi? incelemeden biraz aceleyle bir faaliyete başlamış
olmaları, ikincisi de serbest bölgeyle ilgili ufak bazı problemierin üzerıine çok
büyük gidilerek sanki sebep ondanmış havası verilip, iş yapılmaması.
Örnekleri çalışan firmalardan gösteriyoruz, gözümüzün önünde. 3,5 milyon
dolar, 3 milyon dolar, 2 milyon dolar, 5-6 ay içerisinde iş yapan firmaların
yanında hiç iş yapmayan firmaların olması üzücü oluyor.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN: Peki efendim yine bir soru. Acaba Körfez
krizi dolayısıyla Bahreyn'de işlerin biraz yavaşlamış olması, Türkiye'nin lehine mi aleyhine mi bir puan diye düşünülebilir?
ilhan BALTACIOGLU: Efendim körfez krizi Türkiye'de birçok şeyin yeniden değerlendirilmesine vesile oldu. Hem genel ekonomik durum ele
alındı, hem de bu kriz dolayısıyla kıyı bankacıliğı veya sair suretle Türkiye
ne gibi yararlar sağlayabilir, bunlar tartışıldı. Benim kişisel kanaatirn Bahreyn'in önemi, finansal merkez olarak önemi Körfez krizinden dolayı azalmış değil, daha önce de uzunca bir süredir, Suudi Arabistan ve Ku··veyt'te
bankacılık sektöründe önemli gelişmeler oluyordu, artık Suudi Arabistan ve
Kuveyt kendi fonlarını, kendi bankacıliğı aracılığıyla kullanabilir hale
gelmişlerdi. Kriz olmasaydı, yine Bahreyn'in önemi azalabilirdi ve bu sebeple de istanbul'un bölgedeki fonları yönlendirebilecek, kullanabilecek bir merkez haline gelmesi konusunda çok fazla iyimser olmamak gerekir diye
düşünüyorum.
Mr. UNAMUM : Bahreyn'den bahis açtığımız zaman Evet Bahıreyn'in
rolü biraz azalmaya başladı. Faaliyeti, bahsettiğiniz bazı nedenlerden ötürü
azalmaya başladı. Suudi Arabistan'ın Bahreyn'e ve Kuveyte tezgahladığı
birçok faaliyeti şimdi kendileri yapıyor. On yıl ewelki gibi Bahreyrı'e ihtiyaçları yok. Bahsetmiş olduğum nedenlerden bazıları, bankalara fon
oluşturmak için mükerrer çalışmalar faaliyetlerini azaltıyor. Örneğin,
61
tanıdığım
bir banka -Bank of America- Bahreyn'deki çalışmalarını kriz
durdurdular. Bildi~im kadarıyla zaten kapatacaklardı. Bu arada
kriz durumu ortaya çıktı. Böylece daha ewel alınmış bu kararı tamamlamak
için iyi bir fırsat doğdu. Üç hafta ewel Dubai'deydim, bu da isterseniz, Ortadoğu karışıklığında başka bir eleman olabilir. Geçtiğimiz beş sene içerisinde
bu, büyümüş, gelişmiş ve giderek daha da güçlenmiştir ve bu geleneksel bir
antrepodur, yani geleneksel bir ticaret merkezidir. iran'la, Fars ülkesi ile tarihsel olarak ticari bağlantıdır. Bildiğiniz üzere, Dubai'deki tüccarların çoğu
Fars'ça konuşurlar. Demek istediğim; giderek kuwetlenmektedir. O halde,
diyebiliriz ki; Bahreyn'in rolünde dağılma görebiliriz. Bahreyn'in gerilerneye
devam edeceğini zannediyorum. Rolünün tabii ki, Kuveyt ve Suudi Arabistan tarafından payiaşıiacağını düşünüyorum. Fakat Dubai ve Türkiye'nin de
tabii ki arada bir rol oynayabileceklerini düşünüyorum. Bir katılım olabileceğini düşünüyorum. Tabiidir ki, aynı pastanın dilimleri olması şart değildir.
Demek istediğim, pastayı daha geniş tutmanız gerektiği aşikardır. Sanırım
avantajlardan biri Türkiye'nin avantajı, Türkiye, Dubai gibi Ortadoğu'yla
sınırlı değildir. Ve rolünün daha uzun vadeli bundan çok daha büyük
esnasında
olduğunu düşünüyorum.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN: Acaba bu Karadeniz Ekonomik işbirliği
Türkiye'de serbest bölgeler ve kıyı bankacılığı için bir imkan yaratabilir mi?
ihsan FEVZiBEVOGLU : Efendim Karadeniz bölgesel işbirliği
teşkilatma üye ya da konu ülkelere baktığımızda onların da fon ihtiyacı
içinde olduğunu görüyoruz. Bu bölgede bizim lider rolünü almamız söz konusu, bu liderlik kapsamında fonlarınyönlendirilmesinede aracılık edebiliriz
belki, ama bu 3. ülkelerden, 3. taraftan diğer merkezlerden fon aktarılması
şeklinde olacaktır. Bu bölgede bir fon hareketi, bu bölge içinde bir fon hareketi en azından kısa dönemde beklememek lazım.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN: Acabairan böyle bir fon hareketine katkı
yapabilir mi?
ihsan FEVZiBEVOGLU: Efendim i ran petrol gelirleri 1970-75-78 lerdeki çok yüksek petrol gelirlerini ülke içinde tamamiyle yatırmış, fon fazlası kalmamış bir gülke, 60 milyona yakın nüfusu var. Yarım kalmış, yatırımları,
savaş dolayısıyla bakım onaırım görmemiş fabrikaları dolayısıyla kendi gelirleriyle dahi bu giderlerini karşılayamayan, fon ihtiyacı içinde olan bir ülke,
oradan da bu tür bir akım beklememek lazım.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN: Efendim bu soruları sormarnın nedeni şu,
Türkiye'nin bulunduğu bölgenin bir finans merkezi olması için, düşünceler
var, bu yolda Türkiye başarılı olabilir diye acaba bu kıyı bankacıliğı serbest
bölge imkanları da geldikten sonra, gerçekten böyle bir rol oynama olasılığı
var mı diye benim kafamda daima sorular vardı iki uzman panelist arkadaş
Teşkilatı,
62
da olunca ben kendi katarndaki soruları berraklatırmak istedim. Ama bu pek
ayaklara basan bir teori değil anlaşılan, yani böyle bir finansal merkez olma hesaptaki fonları kanalize ederek, çünkü böyle bir şey yok meydanda, Türkiye'nin kendisine bir yer edinmesi dünya finans piyasasında
biraz uzak bir ihtimal olarak gözüküyor.
ihsan FEVZiBEYOGLU: Sonra yastık altı tabir ettiğimiz tasarrufların
banka sistemine çekilmesi mümkün oldu, önce Türk lirası tasaruflan daha
sonra da 1980 lerden sonra döviz cinsinden tasarrufları banka sistemine
çekebildik, bu uluslararası bankacılıkta da sanıyorum benzer öı:ellikler
gösteriyor, yeterli güveni verebilirsek, çok uzak coğrafya olarak çok uzak
yerlerdeki fonları da belki çekmemiz mümkün olacak.
Prof. Dr. Gülten KAZGAN : işte çok uzak yerlerle rekabete girersek
Kayman adaları gibi, Lüksemburg gibi ya da isviçre gibi, para yıkama,
money lending işlemleriyle tercümanlar için söylüyorum, money lending
işlerinde iyice uzman olan yerlerle rekabete girmeniz lazım o kolay değil.
Yani yeni müşteri çıkmayacak, eski müşterilerden bu işi yapabileceğiz.
SORU : iki sorum var. Bir iş adamı olduğumu ve bir kıyı bankacıliğı sistemi ile iş yapmak istediğimi düşünelim. Bu bankanın sermayesi, verdiği
borçları, kredileri gibi hususlar hakkında bilgi almak çok kolay mıdır? Her
türlü bilgiyi alırsam, bu bilgilerin doğru olup olmadığı hakkında kesinlikle
emin olabilir miyim? Bu ilk sorumdur. ikinci serum şudur: Bir banka iflasla
karşılaştığı takdirde, sorumluluğu üstlenece_k herhangi bir organizasyon var
mıdır? Yani bütün sorumluluğu, herşeyi üzerine alan herhangi bir organizasyon var mıdır? Bu ikinci sorumdur.
Mr. UNAMUM :Bunlar kıyı bankacılığı hakkında sorulardır, hepsi bir temada toplanabilir. Dünyanın birçok ülkesine ki bu Türkiye'de de doğrudur
bankaların bilançolarını yayınlamak mecburiyatinde olduklarını düşü­
nüyorum. Bunun bilançoların incelenmesi bakımından gerekli olduğunu
düşünüyorum ve ayrıca, herhalde sizin die bildiğiniz gibi, büyük bankalar
için değerlendirme ajansları vardır. Bunlar çok iyi yargılayıcıdırlar. Bunlar
çok güçlü bankalara göre bankaları değerlendirirler. Bu elde edilmesi çok
güç olan bir değerlendirmedir ve yalnız çok geniş ve güçlü olmanız yeterli
olmayıp, ayrıca bankanıza ait bütün orantılar denetlenir ve tekrar denetlenir.
Bunların uzun zaman süreçleri için kaale alınması gereklidir. ABD'de Morgan gibi ve Deutsche Bank ve Dresdner Bank gibi bankalar ve üç büyük
isviçre Bankası ve Barclay's çok sınırlı bir banka grubu bu kategoridE~ mevcut olup, ondan sonra biraz daha düşük değerlendirmeye gidabilirsiniz -ki
bunlar hala çok iyi bankalardır. Değerlendirmeler, bankerlerle yapılmaktadır.
Ve hatırlayınız, bankerierin de aynı sorunu vardır. Çünkü bizim durumumuzda bankalara çok büyük fonlar kanalize etmemiz gerekmektedir. Bu
bakımdan, bunu sürekli olarak dikkate almaktayız. Bankaların, sözkonusu
sağlam
63
değerlendirmeyi
herhalde en iyi, bildiğimiz en objektif ölçüler olarak kabul
ettiklerini düşünüyorum. Çünkü bu ajansların bu konuda çok adil olduklarını
biliyoruz. Genel olarak konuşulduğunda, belli bir hukuki sistemde oldukça
yüksek bir değerlendirme puanına, tek A veya çift A veya daha fazlasına
sahip olan bir banka, bankacılığı kontrol eder; bu Avrupa ülkelerinin
çoğunda, tahmin ediyorum ki, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'da da geçerlidir. Bildiğiniz gibi, bu yaz denetimli bir çevre içersinde olmayan bir banka ile bir çeşit felaket yaşadık. Bu hiçbir şekilde olmasını istemediğiniz bir şeydir. Şahsen ben sadece kaliteli bankalarla çalışmak
isterim; bu şahsi bir edebileceğiniz azami miktar 20.000'e kadar % 75'i
15.000 Sterlingdir. Ve birçok ülkede, Avrupa ülkelerinde, bu miktar ingiltere
ile Amerika Birleşik devletleri arasındadır. Fakat kıyıdaki yerler sözkonusu
olduğu takdirde ve tahmin ediyorum ki sorunuz buydu çoğu da mevduat sigortası yoktur. Bu da, üzerinde durulacak bir mevzudur. Burada da gene
belli başlı bir banka ile çalışmaya dikkat etmelisiniz. Belli başlı bir bankanın
haricinde bir bankayla çalışmamaya, özellikle bir kıyı hukuk sistemine tabi
. olduğumda hiç düşünmem. Kıyı hukuklarının sah:p olduğu bir husus, eğer
yatırımlarla ilgili aksayan bir husus veya bu tür bir şey varsa, buna karşı
yatırımcıların korunmasıdır. Ve bu da hukuksal uygulamadan hukuksal uygulamaya göre değişir. Ve bunlar aslında geçen seneden beri uygulamaya
konmaya başlanmış olup, geçtiğimiz sene içersinde arttırılmış ve ilaveler
yapılmıştır. Bunun sebebi, birkaç tane skandalla karşılaşmış olmamızdır. Biri
Arnman'da ve diğeri de Cebelitarık'ta. Binlerce mevduat sahibi için Cebelitarık'da hiçbir koruma yoktu. ingiliz Birleşik Krallığı'ndaki birçok ufak
yatırımcı emekli olan birçok kişi bu parayı bu gruba yatırmıştı. Bu grup çok
iyi tanıyordu ve bu parayı Cebelitarık'daki bankaya görüştür ve başka bir
bankadan ne kadar daha fazla faiz alacağım konusu ile ilgilidir. Ben bunu
bu yazki olaydan sonra söylemiyorum. Ben bunu her zaman söyledim.
Şüphesiz, bir ülkedeki belli başlı bankalarla çalışıldığında, tahmin ederim ki,
bir insanın hayatında olduğu kadar makul ölçüde emin olunabilir. Hayatta
her zaman bir parça risk vardır demek istiyorum. Öyle değil mi? Fakat
günümüzde bir ülkede Avrupa'da veya Amerika Birleşik Devletleri'nde ve
hatta Japonya'da belli başlı bir bankanın iflas ettiğine dair elimizde fazla
misal bulunmamaktadır. En azından benim bildiğim kadarıyla. ikinci sorunuz
şuydu: Böyle bir şey hakikaten olursa? Bununla, orada mevduatı olanların
sigortasından bahsediyorsunuz. Sanırım, bu ülkeden ülkeye değişiyor ve
bunun iyi anlaşılması önemlidir. Örneğin, ingiltere'de bir Amerikan Bankasında mevduatın ız varsa, mevduatınıza uygulanacak olan Amerikan sistemi değil ingiliz sistemi olacaktır. O halde, bankanın çalıştığı yerdeki hukuka
bakmalısınız. bu amaçla ödenen en yüksek meblağ Amerika Birleşik Devletlerindedir ki bu yüzbin dolardır ve bunun nedeni bir ABD bankasının her
64
zaman daha fazla riskli olmasıdır. Herhalde Amerika Birleşik Devletleri'nde,
bütün diğer hukuk sistemlerindekinden daha fazla sayıda banka iflas ediyor.
Onun için mevduatı olanların sigortası orada biraz daha fazla yül<sektir.
ingiltere'de ise oldukça düşük olup, elde yatırıyordu. Aslında bu bir sorun
değildi. Ancak demek istediğim şu ki, bu parayı dışarıya yat satın almak için
çıkarıyorlardı. Bu korkunç bir şeydi ve Cebelitarık için müthiş bir şoktu. Cebelitarık'a zarar verdi. Fakat ayrıca onları yatırımcıların korunması için konuyla ilgilenmeye teşvik etti. Fakat bankanın iflası sözkonusuysa, bu bir koruma sağlamaz. Sadece sahtekarlık varsa korur. Sadece sahtekaırlık; ya
mevduatlarda ya da menkul kıymetlerde.
SORU: Şimdi benim anlamak istediğim bir nokta var, konu Bahreyn'de
başlangıçta körfez krizi nedeniyle bu işin gelişmemesi, Bahreyn'e bir rekabet ortamı yaratabilmek, Bahreyn'i bildiğim kadarıyla pek az yabancı bankanın birer temsilcilerinin tuttuğu birkaç büyük banka, ama genellikle dikkat
ederiz bir Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, Mısır ve ona benzer bir sürü bankalar, burada iştirakçi olarak bulunurlar, en azından en büyük banka VCIB
vardır, biz acaba serbest bölge yahutta kıyı bankacılığı içerisinde buradaki
arap ülkelerinin oradaki bankacılığını rahatlatabilmek, o bankaları buraya
çekebilmek mi? Yoksa oraya gelen yabancıları yani bir ingiliz, bir Amerikalı
bir Alman bankalarını mı Türkiye'ye çekebilmek için mi çalışıyoruz? Hangi
amaçtayız, eğer biz arap ülkelerini, oradan buraya çekmek diye bir siyasi
bir görüşümüz varsa o zaman biz oyunu onun kurallarına göre oynamamız
lazım. Bilmeliyiz ki bugün bir Amerika istediği zaman bir iran'ın milyarlarca
delarına ambargo koyabiliyor. Bir Libya'ya koyabiliyor, yani istediği ülkeye
istediğ zaman, istediği ambargoyu koyabiliyor, fakat bu serbest böl~~elerde
bulunan bankalar ki hepimiz bunu biliyoruz, en kötü dönemlerde datıi dolar
piyasada dolaşmıştır. Amerika'dan da dolaşmıştır ama değişik isimlerle
dolaşmıştır ve bu ülkeler oralarda bu işlemi rahatlıkla yürütebilmişlerdir,
acaba Türkiye ilerde bu siyasi adaptasyona girebilir mi, girmez mi? Veyahut
neyi tercih edecek?
ihsan FEVZIBEYOGLU: Efendim sorunun hem teknik hem siyasi
yönleri var, izin verirseniz ben teknisyen olarak teknii< yönü cevaplamaya
çalışayı m, biz düzenlemeleri yaparken de daha sonra uygulama için de herhangi bir ayrımcı anlayış içinde olmadık, ama sabah da kısaca ifade
etmiştim. Bize daha çok arap ülkelerindeki bankalardan sözlü ve yazılı sorular yöneltildi, bilgi aldılar, ayrıca yine ortadoğu ülkelerindeki büyükelçiliklerimizden gelen yazılarda o ülkelerin mali çevrelerinin konuyla ilgilendikleri
bildirildi, onlara da ayrıca bilgi gönderdik. Bu ülkelerde iletilrnek üzHre ilgili
yerlere. Amerikan bankalarından ya da diğer finansman merkezlerinden konuyla ilgilenen kurum ve banka şimdiye kadar olmadı. izin verilen ama
henüz faaliyete geçmeyen tek banka da bir arap bankası.
65
Erdoğdu PEKCAN: Efendim bendeniz bu konuda şahsi görüşlerimi
acizane arz etmek istiyorum. Ve bu arada katama takılan birkaç sualin de
cevabını aramak istiyorum. Serbest bölgelerin esasını hepimiz biliyoruz.
Mevcut ihracat potansiyelini bu kanal vasıtasıyla kullanmak ve ihracatın
artırılışını sağlamak ve dünya piyasasına bu kanaldan da nüfuz edebilmek
idi ve yılarca projeler yapıldı. Milyarlarca dolarlık ihracat geliri ihtimalinden
bahsedildi. Büyük bir itibar gördüğü ifade edildi. Müracaatlar kabul edildi.
Kabulü esnasında ihracat taahhütleri alındı ve büyük bir çok özel tantana ile
bunlar faaliyete geçti, fakat gördük ki, neticede çok cüzi ve hatta çok kötü
ihtimalin dahi altında bir rakam elde edebildik. Ve serbest bölgelerin
ihdasıyla beraber o bölgelerde bankacılık da başladı. Bugün bahsettiğimiz
kıyı bankacılığına eşdeğer bir çalış sistemiyle Bankalar Birliği'nin kontrolü
dışında ve kambiyo mevzuatı dışında görev ifa edilen bir sistem ve 15
banka mevcut, beyefendiler 13 dediler, ama ben 15 olarak biliyorum adedini ve 15 bankadan sadece dört tanesi bugün mevcut personelin maaşını ve
masraflarını ödeyebiliyor. Biz bir de kıyı bankacılığı çıkarttık ki, bundan sabahki kısa ifademde de naklettim, 50 yıl önce dünyanın belirli bölgelerinde
ihdas edilmiş olan kıyı bankacılığını biz bundan birkaç sene önce ortaya
attık ve geçen senenin kasım ayında zannedersem bir tebliği müteakip bir
yıldır uykudayız, en ufak bir hareket yok, en ufak bir çalışma yok ve biz bu
kıyı bankacılığından ümit eder bir durum ortaya koyuyoruz. Hangi ekonomik
gücümüzle, başında ifade edildi, kıyı bankacılığının başarılı olabilmesi için,
coğrafi hudutları içinde bulunan ülkenin ekonomik ve politik istikrara sahip
olması gerektiği ifade ediliyordu ve 1 milyon dolarlık ödenmiş sermayeyle
ihdas edilen bir kıyı bankacılığından ne şekilde bir icraat beklenebilir ve
dünya yüzünde hangi banka b,urada bu şartlar altında tesis edilmiş olan bir
kıyı bankacılığına iltihak edebilirverağbet görebilir. Benim bu konuda biraz
daha açıklığa, bu konunun açıklağa kavuşturulması na ihtiyacım var.
Cevap (ihsan FEVZiBEYOGLU) : Devletin ana fonksiyonunun
düzenleyici devlet olması gerektiği yönünde aşağı yukarı görüş birliği var.
Türkiye'de de son yıllardaki tartışmalar hep bu yönde oldu, hep müdahaleci
devletten, düzenleyici devlete gidiş şeklinde, biz böyle yaklaşıyoruz.
Türkiye'nin yararlanabileceği bir konu var ise, kıyı bankacılığı ya da serbest
bölge veya başka bir konu ve bu konuda devletin düzenleme yapması gerekiyorsa, bu faaliyetlere imkan vermek üzere biz bunu yapalım, ondan sonraki gelişmelere göre de düzenlemelerimizi değiştirebiliriz, iptal edebiliriz.
Geliştirebiliriz diye düşünüyoruz, yani bir yerde okul yapmaya ama içine
zorla öğrenci bulmak için de kapı kapı delaşmamaya benziyor. Biz böyle bir
potansiyel olabileceğini düşündük. Eğer var ise bundan faydalanalım diye
de gerekli düzenlemeleri yaptık, gelişme olursa ve Türkiye bundan yararlanırsa seviniriz, ama bu düzenlemeleri yapmasaydık, belki ilerde yapılsa
66
Türkiye ucuz fon sağlayabilirdi, çeşitli avantajlar yaratabiiirdi diye eleştiriler
de gelebilirdi. Ayrıca kıyı bankacılığının 50 yıllık bir geçmişi olduğunu
söylemek de bir ölçüde biraz dönemi uzatmak gibi olabilir genel olarak
üzerinde birleşilen sabahleyin de ifade edildi, 1960'1ardan sonra bu piyasanın geliştiği şeklinde, tabii bu da kısa bir süre değil, ama Türkiye'deki
şartların, altyapının gelişmesi vakit aldı kıyı bankacılığını n yapılabileceği teknojik donatımı ancak 3-5 yıldır sağlayabilecek duruma geldik, bu açılardan
da bakıldığında fazlaca geç kalmadığımızı sölemek mümkün olur diye
düşünüyorum.
- Efendim ben soru sormaktan ziyade biraz önce gelen arkadaşımın
serbest bölgelerle ilgili bazı hatalı bilgilere sahip olduğu kanaatindeyim, ona
açıklık getirmek mecburiyetindeyim. Serbest bölgeler diye çoğunluk
konuşarak çok evvelden beri kurulduğunu ve iyi işlemediğini belirttiler, oysa
ki serbest bölgelerin içerisinde bir 85'te kurulan Mersin serbest bölgesi en
eskisidir ve diğer serbest bölgeler henüz kurulma aşamasındadır. ikincisi,
Atatürk hava limanındaki serbest bölgedir, onun da maz isi daha 1O aydır.
Bir senelik bir mazisi vardır, şimdi bunu genişleterek diğer serbest bölgelere
teşmil ederek, serbest bölgelerin başarısızlığından bahsetmek içiin çok
erken, çünkü Mersin'de kurulan serbest bölge yeri itibariyle, işte Körfez krizinin getirdiği olumsuz şeylerin etkisiyle belki arzu edilen şekilde
gelişememiştir, veyahutta 650 milyon dolariara gelmiştir. Bölgenin özellikleri
itibariyle bunu değerlendirmek lazım. Oysaki şimdi yeni serbest bölgeler,
çok büyük potansiyele sahip olan istanbul'un yanında bir Atatürk Hava
Limanı ve ondan sonra bir Trakya Serbest Bölgesi gündeme gelecektir ve
çok kısa zamanda çok büyük başarılar elde edileceği kanaatindeyim. Serbest bölgelerle ilgili olarak konuşmak biraz erken, bir tek serbest bölgeyi
örnek göstermek de aslında doğru olmaz, kaldı ki, bu da başarılı bir performans göstermiştir, onu da kabul etmek lazım. Kıyı bankacılığı içinde yine
aynı şekilde konuşmak erken, birazcık bence bu konularda böyle olumsuz
olmak, biraz erken oluyor, biraz beklemek, sonuçlarını görmek gerekir.
67
Download

Untitled