www.e-uyar.com
17.08.2014 20:21
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 268 : İcrai hacizlere iştirak
d) - Tasarrufun iptâli davası sırasında mahkemece İİK. 281/II uyarınca alacaklının "ihtiyati haciz" talep etmesine
rağmen -hatalı olarak- "ihtiyati tedbir kararı" verilmiş dahi olsa, düzenlenen sıra cetvelinde lehine ihtiyati tedbir
kararı verilmişolan alacaklıya da pay ayrılması gerekeceği–
Davacı vekili "davalı Süleyman'dan alacaklı olduklarını, borçlunun mal kaçırmak gayesiyle 481 parsel sayılı taşınmazının
damadı olan diğer davalı Mücahit'e devrettiğini, bu tasarrufun iptâli için Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları
davada taşınmazın tapu kaydına 2.10.2001 günü ihtiyati tedbir konulduğunu, taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra
cetvelinde, bu ihtiyati tedbirin dikkate alınmadığını" ileri sürerek "sıra cetvelinin ipâtline karar verilmesini" talep ve dava
etmiştir.
Davalılar yargılamaya katılmamışlar, davalıya müdahil sıfatıyla katılan sıra cetveli alacaklısı Cengiz Yeşilçay vekili ise "ihtiyati
tedbirin sıra cetveline alınmasının mümkün olmadığını" bildirerek "davanın reddi gerektiğini" savunmuştur.
İcra mahkemesince "yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre; İİK.nun 100. maddesi uyarınca ihtiyati tedbirin hacze
iştirak edemeyeceği, bu nedenle sıra cetveli düzenlenirken dikkate alınamayacağı" gerekçesiyle "davanın reddine" karar
verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı yan dava dilekçesinde "borçlunun, satışa konu 481 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muvazaalı tasarrufun iptâli için
açtıkları davada taşınmazın tapu kaydına 2.10.2001 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğunu, bunun da düzenlenen sıra
cetvelinde dikkate alınmasını" bildirmiştir.
Tasarrufun iptâli davaları, İİK.nun 277 ila 284. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, anılan yasanın 281/II. maddesine göre
hakim, davada alacaklının talebi üzerine iptâle tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir.
Bu maddede sözü edilen ihtiyati haciz, aynı yasanın 257 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati hacziden ve HUMK.nun 101.
maddesinde düzenlenen ihtiyati tedbirden farklı ve özel nitelikli bir haciz türüdür. Bu ihtiyati haciz türünde, alacağın
tahsilinin temini için borçlunun diğer mallarına değil, doğrudan doğruya iptâle tabi tabarrufun konusu olan mallar üzerine
haciz konulması sözkonusudur.
Uygulamada ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kavramlarının zaman zaman birbirine karıştırılarak tapu kayıtlarına farklı yazımlar
sözkonusu olabilmektedir.
Bu durumda, mahkemece tasarrufun iptâli istemiyle açılan Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/503 E. ve
2004/104 K. sayılı dosyasının ve 481 parsel sayılı taşınmaz üzerine bu dosyadan konulan ihtiyati tedbire ilişkin evrakı
müsbitenin celbi ile, kayıttaki şerhin HUMK.nun 101. ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 920/I. maddeleri kapsamında
ihtiyati tedbir mi, yoksa İİK.nun 281/II. maddesi kapsamında ihtiyati haciz mi olduğunun tesbiti ile varılacak uygun sonuç
dairesinde bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
19. HD. 17.2.2005 T. E:2004/6608, K:1465
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:24
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 258 : İhtiyati haciz kararı
11 - Mahkemece, ihtiyati haciz isteyenin karşı tarafa havale ve EFT yoluyla para gönderdiğinin banka
dekontlarından anlaşıldığı, ancak sözkonusu paraların borç olarak verildiği hususunda mahkemeye kanaat verecek
delillerin sunulmadığı, bu haliyle alacağın varlığı konusunda mahkemede bir kanaat oluşturulmadığından ihtiyati
haciz isteminin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığıTaraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin incelenmesi sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı talebin reddine yönelik
olarak verilen kararın süresi içinde ihtiyati haciz isteyen vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup
düşünüldü.
-KARARİhtiyati haciz isteyen vekili, borçlu Atilla Katırcı'nm hesabına yapılan toplam 46.003.-TL EFT ve ödemelerden dolayı
müvekkilinin alacaklı olduğunu belirterek ihtiyati haciz isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, ihtiyati haciz isteyenin karşı tarafa havale ve EFT yoluyla para gönderdiğinin banka dekontlarından anlaşıldığı,
ancak sözkonusu paraların borç olarak verildiği hususunda mahkemeye kanaat verecek delillerin sunulmadığı, bu haliyle
alacağın varlığı konusunda mahkemede bir kanaat oluşturulmadığı belirtilerek ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiş,
hüküm ihtiyati haciz isteyen vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle' gerektiriri sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına
göre, jhfiyati haciz isteyen vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyhyusul ve kanuna uygun bulunan
hükmün ONANMASINA, 13.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
19. HD. 13.10.2010 T. E:10981, K:11235
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 283 : İadenin şümulü
A) - Tasarrufun iptâli davasına konu olan malın üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran
kimse için -kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığı için- iptâl isteminde bulunulmaması ya da bu istemin reddedilmesi
halinde, üçüncü kişi hakkında malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedileceği yani bu durumda "iptâl
davası"nın "eda (bedel) davası"na dönüşmüş olacağı, bu aşamada mahkemece ayrıca hükmedilen miktara -icra
takibinde asıl alacağa faiz yürütülmekte olduğundan- dava tarihinden itibaren faize hükmedilemeyeceği–
A- I- ...Davalılardan Yusuf Kaya vekilinin temyiz itirazlarına gelince; tasarrufun iptali davasında dava konusu olan malın
üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kimsenin kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde
üçüncü kişi hakıknda malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedilir. Bir başka anlatımla İİK.nun 283. maddesinde sözü
edilen tazminat, borçludan 3. şahsa geçirilen, ancak 3. şahsın da elinden çıkarmış olduğu mallar yerine, 3. şahsın davacının
alacağından fazla olmamak üzere nakten ödemesi gereken tazminattır. Bu tazminata faiz uygulanamayacağı gibi, borçlu
hakkındaki takip, kesinleşmiş icra takip dosyası üzerinden yürüyeceğinden, borçlunun ayrıca tazminatla sorumlu tutulması
doğru değildir. Ayrıca üçüncü kişinin tazminatla yükümlü tutulması için, İİK.nun 277 ve devamı maddelerinde bildirilen iptal
koşullarının da oluşması gerekir. Somut olayda tasarrufa konu edilen taşınmaz dava dışı bir başka kişinin yaptığı icra takibi
sonucu cebri icra yolu ile davalı Yusuf Kaya tarafından satın alınmış ve diğer davalı Soner Doğan satılmıştır. Bu durumda,
kural olarak cebri icra yolu ile yapılan satışlar hakkında tasarrufun iptali davası açılamayacağının göz önünde tutularak,
İİK.nun 277 ve devamı maddelerinde bildirilen iptal koşullarının oluşup oluşmadığının irdelenmesi, borçlu davalının ayrıca
tazminata mahkum edilemeyeceğinin ve hükmedilen tazminata faiz işletilmeyeceğnin göz önüne alınarak bir karar verilmesi
gerekirken yazılı olduğu üzere davalılar Yusuf Kaya ve İlyas Aktürk hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi doğru
bulunmamıştır.
17. HD. 27.5.2010 T. E:2141, K:4792
II- ...Kabule göre de, tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması doğru değildir.
17. HD. 2.2.2010 T. E:2009/8720, K:701
III- Davacı vekili dava dilekçesinde "davalı borçlu Gürbüz aleyhine icra takibi yapıldığını, borcu karşılayacak mal
bulunmadığını" ileri sürerek "dava konusu 3 adet taşınmazdan ikisini davalı Adem'E satışı onun da bir taşınmazı davalı
Ramazan'a devri bu davalı tarafından da 1/2 hisseler şeklinde davalılar Adnan ile Süreyya'ya satışına öteki taşınmazı ise
davalı Hüsnü'ye onun tarafından da davalı Halil'e satışına ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini" istemiştir.
Davalılar "davanın reddini" savunmuşlardır.
Mahkemece "tasarruflardan birinin borcun doğum tarihinden önce yapılmış olduğu" gerekçesi ile, bu taşınmaz için açılan
davanın reddine, diğer taşınmazlar için açılan davada ise borçlunun 3. kişiler Adem ve Hüsnü'ye yaptığı satışlarda bedel
farkı bulunduğu ve iptale tabi olduğu; ancak, bunların taşınmazları ellerinden çıkarmış olmaları ve satın alan kişilerin de
kötüniyetleri kanıtlanamadığından davanın bedele dönüştüğü değerlendirilerek, 3. kişiler Adem ve Hüsnü'nün taşınmazları
ellerinden çıkardıkları bedel ile sorumlu tutulmalarına" karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön
bulunmamasına davalıların aynı adreste oturmadıklarının dosya içindeki tebligatlarından anlaşılmasında, İİK'nın 283/II fıkrası
gereğince, iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler
nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkum edilmesinde ve davacının,
icra takibinde alacağın faiz ve ferilerini talep etmesi halinde, davacı tarafın asıl alacak ve ferilerinden oluşan alacağına, ikinci
about:blank
Sayfa 1 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
kez faiz yürütülecek şekilde 3. şahsın sorumlu tutulduğu bedele faiz yürütülmemesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamasına
ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün
onanmasına...
17. HD. 21.12.2009 T. E:6571, K:8633
IV- ...Davalılar Mehmet Tartıcı ve Haşim Arslan aleyhine İİK.nun 283/2 maddesi uyarınca hükmedilen nakti tazminata faiz
uygulanması doğru görülmemiştir.
17. HD. 8.12.2009 T. E:7840, K:8464
V- ...Kabule göre de; dava bedele dönüşmesi halinde taşınmazı elden çıkaran davalı üçüncü kişi ile birlikte borçluları da
tazminattan sorumlu tutacak şekilde hüküm kurulması ve ayrıca hükmedilen tazminat miktarına faiz yürütülmesi isabetli
değildir.
17. HD. 17.12.2009 T. E:2174, K:8520
VI- Davacı vekili dava dilekçesiyle "davalılar aleyhine Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı tasarrufun iptali davası
sounda hüküm altına alınan 44.148.00 YTL nakti tazminatın 10.4.2007 tarihinde davalılar tarafından ödendiğini; ancak, dava
tarihi ile tahsil tarihi arasında geçen beş yıllık süre gözönüne alındığında oluşan munzam zararın karşılanmadığını" belirterek
"fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 1.000.00 YTL munzam zararın dava tarihinden itibaren
işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini" talep etmiştir.
Davalı Yazımcılar Gıda Paz. Tic. Ltd. Şti. savunma yapmamıştır.
Diğer davalılar vekili "davacının talebiyle ilgili olarak Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2006/7735 Esas 2007/1590 Karar sayılı
ilamının kesin hüküm oluşturduğunu, davacının faiz talep etme hakkı bulunmadığını" belirterek "davanın reddini"
savunmuştur.
Mahkemece "iddia, savunma, toplanan delillere göre; tasarrufun iptali davalarında bedele hükmedilmesi halinde faiz
yürütülemeyeceği" gerekçesiyle "davanın reddine" karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, İİK.nun
283/II madde gereğince hükmedilen tazminat miktarına faiz uygulanamayacağına, faiz talep edilemeyecek bir alacak için,
Borçlar Kanununun 105. madde gereğince munzam zarar istenemeyeceğine göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm
temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA...
17. HD. 13.10.2009 T. E:4308, K:6276
VIII- Davacı vekili "davalı borçlu Mustafa aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını, bu
nedenle borçlunun kendisine ait taşınmazlarını diğer davalı Sait'e satışına, onun tarafından da diğer davalı Bülent'e devrine
ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
Davalılar "davanın reddine" savunmuşlardır.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda "davalılar Mustafa ile Sait arasında yapılan satışın iptale tabi
olduğu, 4. kişi durumundaki Bülent'in kötüniyetinin ise kanıtlanamadığı" gerekçesi ile "davanın bedele dönüştüğü" nazaar
alınarak "davalı Sait'in 15.548 YTL'den faiz ile birlekte sorumlu tutulmasına" karar verilmiş; hüküm, davalı Sait vekili
tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK. 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, bozmaya uygun karar verilmiş olmasına, mahkeme kararının gerekçesinde,
dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, bozma ile kesinleşen
hususlarda yeniden inceleme yapılmasına gerek bulunmamasına göre, davalı Sait vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
about:blank
Sayfa 2 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
2- İİK'nın 283/II fıkrası gereğince; iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk
ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkum edilir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 22.6.2006 tarih ve 2005/5541 Esas ve 2006/3824 Karar sayılı ilamında da bu hususa işaret
edilmiş nitekim mahkemece bozma ilamına da uyulmuştur.
Yukarıda açıklanan şekilde, davanın bedele dönüşmesi halinde, davacı alacağı ve ferilerinin miktarı ile bağlı kalınarak,
tasarruf konusu malın 3. kişi tarafından elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri de göz önünde bulundurularak bedele
hükmolunması, davacının, icra takibinde alacağın faiz ve ferilerini talep etmesi halinde, davacı tarafın asıl alacak ve
ferilerinden oluşan alacağına, ikinci kez faiz yürütülecek şekilde karar verilmemesi zorunlu iken, mahkemece bu yön
gözetilmeden yazılı olduğu şekilde, "taşınmazların 3. kişi tarafından elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri olan 15.548.94
YTL.ye elden çıkarma tarihi olan 7.11.2002 tarihinden itibaren faiz yürütülerek karar verilmesi" doğru değildir. Ne var ki bu
husus yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, kararın HUMK'nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek
onanması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı Sait vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2. bendinde
yer alan 'bu miktara satış tarihi olan 7.11.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz uygulanmasına" ifadesinin hüükm
fıkrasından çıkarılarak hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA...
17. HD. 25.5.2009 T. E:610, K:3558
VIII- Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında; "davanın tasarrufun iptali istemine ilişkin kişisel bir dava olduğu, bedele
dönüşmüş olması halinde, hükmedilen miktara faiz yürütülemeyceği" vurgulanmıştır. Mahkemece bozmaya uyulduktan
sonra "dava konusu 214 ada, 2 nolu parselin 3. kişiye satış bedeli olan 9.927.54 YTL'nin, M. Reşit Demirel'den dava
konusu alacak ve ferileri ile sınırlı olarak alınarak davacıya verilmesine, 224 ada 120 nolu parselde bulunan 2 nolu bağımsız
bölüm ile 13 nolu garajın 3. kişiye satış bedeli olan 25.393.39 YTL'nin Zekai Katipoğlu'ndan dava konusu alacak ve ferileri
ile sınırlı olarak alınarak davacıya verilmesine, 702 ada 286 nolu parselde bulunan 16 nolu bağımsız bölüm ile 7 nolu garajın
3. kişiye satış bedeli olan 22.915.60 YTL'nin davalı Melahat İlkay Katipoğlu'ndan alınarak dava konusu alacak ve ferileri ile
sınırlı olmak üzere davacıya verilmesine" karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde görülmeyen temyiz
itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA...
17. HD. 26.2.2009 T. E:2008/4821, K:919
IX- ...Dosya içeriğine kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve yukarıda açıklanan nedenlere İİK'nun
283. maddesi uyarınca davanın bedele dönüştürülerek kabul edilmesi halinde, aleyhine hüküm kurulan 3.şahıs yönünden
hükmedilen miktara (alacak ve fer'ileri toplamına) faiz yürütülemeyeceğine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile
usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına...
17. HD. 19.11.2008 T. E:2646, K:5380
X- ...Ancak tasarrufun iptâli davalarında, İİK'nun 283/II maddesi gereğince; 3. kişinin tasarrufa konu malı elinden çıkarması
halinde, dava bedele dönüştürülüp, davacı alacağı ve ferilerinin miktarı ile bağlı kalınarak elden çıkarma tarihindeki tasarruf
değeri de gözönünde bulundurularak bedele hükmolunabileceği, davacının icra takibinde faiz istemiş olması halinde,
alacağına faiz gibi feriler de ekleneceğinden, davacı tarafın asıl alacak ve ferilerinden ibaret olan alacağına ikinci kez faiz
yürütülmesi doğru olmayacağı, somut olayda davacı icra takibi sırasında faiz talebinde bulunduğundan, taşınmazın gerçek
değeri olan 55.000.00 YTL.ye dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi doğru değil, bozma nedeni ise de bu yanılgının
giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden hüküm fıkrasının 3. bendindeki '6.7.2005 tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile' tümcesinin hüküm fıkraısndan çıkarılarak hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA...
17. HD. 18.9.2008 T. E:3378, K:4160
XI- ...Tasarrufun iptâli davasında tazminata dönüştürülen talebin kabulü halinde, hükmedilen tazminata faiz
yürütülemeyeceğine göre, davacı vekili ile davalı Hakan Ural vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle
about:blank
Sayfa 3 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA...
17. HD. 3.3.2008 T. E:2007/5058, K:995
XII- Davacı vekili "Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 200/925-2004/521 sayılı dosyasında davasının bedele
dönüşmesi nedeniyle müvekkili lehine 33.039.05 YTL alacağa hükmedildiğini, sözü edilen davada fazlaya dair ve faizle
karşılanmayan munzam zarar talep hakkını saklı tuttuklarından tasarrufun gerçekleştiği 2001 yılından itibaren işleyen
77.130.00 YTL faizin tahsili için icra takibinde bulunduklarını, ancak davalının itirazı nedeniyle takibin durduğunu" öne
sürerek "yapılan itirazın iptâli ile %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini" talep etmiştir.
Davalı "davacının dayandığı tasarrufun iptâli istemine ilişkin davanın henüz kesinleşmediğini, kendisine husumet
yöneltilemeyeceğini ve davada zamanaşımı süresinin dolduğunu" savunarak "davanın reddi ile davalının %40 kötü niyet
tazminatına mahkum edilmesini" talep etmiştir.
Mahkemece "davanın kısmen kabulü ile 57.520.36 YTL faiz alacağı yönünden davalının Akyazı 1. icra müdürlüğünün
2005/681 esas sayılı dosyasındaki itirazının iptâline, bu miktar üzerinden takibin devamına, karar altına alınan 57.520.36
YTL üzerinden %40 icra inkar tazinatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, koşulları oluşmadığından davalı tarafın
icra inkar tazminatı talebinin reddine" karar verilmiş hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/925 esas 2004/521 karar sayılı hükmü ile davalı Ahmet Mülayim'den
33.039.225.675 TL tazminata hak kazanmıştır. Davalı Ahmet Mülayim bahsi geçen davada taşınmazı elinden çıkardığı bir
başka (4.) şahsa devrettiği gerekçesiyle elden çıkarmış olduğu malın değeri nisbetinde tazminata mahkum edilmiştir
(İİK.nun 283/2 maddesi ile ilgili). Bu tür davalarda tasarruf konusu şey başka şahsa devredilerek elden çıkarıldığından, yerine
malın değeri esas alınır. Bu özel durum itibariyle hükmedilen tazminata faiz yürütülümez. Başka bir ifade ile tasarrufun iptâli
davalarında, isteğin bedele dönüşmesi durumunda, hüküm altına alınan bedele faiz yürütülemez. Açıklandığı gibi, davacının
tasarruf tarihinden bu davaya konu takip tarihine kadar kabul edilen bedele faiz istenmesi olanaksızdır. Sonuç olarak,
işlemiş faiz isteyemeyeceği gibi işlemiş faize de faiz isteyemez.
Açıklanan nedenlerle "davanın reddine" karar verilmesi gerekirken, "davanın kabulüne" karar verilmesi doğru değildir.
17. HD. 26.2.2008 T. E:2007/5199, K:845
XIII- İİK.nun 283/II. maddesi gereğince, bedele dönüşen taşınmaz değerine faiz yürütülemeyeceğinin düşünülmemiş olması
doğru değil ise de, temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
17. HD. 14.1.2008 T. E:2007/4742, K:39
XIV- Davacı vekili 12.12.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile davalı Özgür Tan hakkındaki davasından feragat ederken, borçlu Fuat
ile Zekai yönünden ise talebini İİK.nun 283/2 maddesine göre bedele dönüştürmüştür.
Davalılar Özgür ile Zekai arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından, Özgür hakkındaki feragatten davalı Zekai'nin
yasa gereği yararlanma olanağı yoktur.
2- 283. maddede sözü edilen tazminat, borçludan 3. şahsa geçirilen, ancak 3. şahsın da elinden çıkarmış olduğu mallar
yerine 3. şahsın davacının alacağından fazla olmamak üzere nakten ödemesi gereken tazminattır. Bu tazminata faiz
uygulanamayacağı gibi, borçlu hakkındaki takip kesinleşmiş icra takip dosyası üzerinden yürüyeceğinden, borçlu Fuat'ın
ayrıca tazminatla sorumlu tutulması doğru değildir. Ancak hüküm borçlu Fuat tarafından temyiz edilmediğinden bu husus
bozma nedeni yapılmamış, faiz yönünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre davalı Zekai Bayraktar vekilinin (1) nolu
bentte açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle usul
ve yasaya uygun bulunmayan hükmün temyiz eden davalı Zekai Bayraktar vekili yararına BOZULMASINA...
17. HD. 8.10.2007 T. E:4394, K:3010
about:blank
Sayfa 4 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
XV- ...Tasarrufta konu taşınmaz, 3. kişi Talin tarafından elden çıkarıldığından, İİY'nın 283/2. maddesi hükmü gereğince de
dava bedele dönüşmüştür.
Mahkemece yerinde yapılan keşifte taşınmazın tasarruf tarihindeki değerinin 78.000.00 YTL olduğu bilirkişi raporunda
açıkça belirtilmiştir. Bu durumda davalı Talin'in borçludan satın aldığı 1/2 hisseye karşılık gelen 39.000.00 YTL tazminatla
sorumlu tutulması gerekirken, kendi hissesinin satışı karşılığı elde ettiği bedeli de kapsayacak şekilde sorumlu tutulması
doğru olmadığı gibi, hükmedilen miktara faiz yürütülmüş olması da doğru görülmemiştir.
17. HD. 17.7.2007 T. E:3040, K:2535
XVI- Davacı vekili, "22.2.2000, 6.9.2000, 27.9.2000, 19.10.2000, 27.11.2000 tarihli kredi sözleşmelerinin müşterek
müteselsil borçlu ve kefili sıfatıyla müvekkili bankaya 19.2.2001 takip tarihi itibariyle 150.000 Dolar ve 310.000 DEM karşılığı
201.877.400.000 TL'sı borcu bulunan davalılardan K.Ş.'nun hakkındaki icra takibini karşılıksız bırakmak amacıyla, 166 ada
16 parselde 1/2 hissesine sahip olduğu taşınmazı 5.10.2000'de 16.500.00 YTL bedelle, davalı ve aynı zamanda eşi T.Ş.'na
onun da taşınmazın tamamını 15.12.2000 tarihinde 18.000.00 YTL bedelle davalı İ.G.'e sattığını" belirterek "davalılar
arasındaki tasarrufun iptâline ve cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesini" talep etmiştir.
Davalılardan K. ve A. vekili, mahkemenin görevine ve yetkisine itiraz ederek "dosyasının Küçükçekmece Asliye Hukuk
Mahkemesi'ne gönderilmesini, davacının bu taşınmaz dışında Bodrum, Şişli ve Amasya'daki taşınmaz için de aynı dilekçe
ile dava açtığından tarafları ayrı olan davaların ayrılmasını, müvekkili K.un dava konusu 16 parseldeki taşınmazın 1/2
hissesini davalı eşine, davalı Talin'in 1/2 kendi hissesiyle müvekkilinden satın aldığı 1/2 hisseyi 15.12.2000'de 78.000.00
YTL'ye İris'e sattığını, borcun bir kısmının ödendiğini, tüm davalıların iyiniyetli olduğunu" belirterek "davanın reddini"
savunmuştur.
Davalı İ.G. vekili, "B. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli ve yetkili olduğunu, müvekkilinin borçlu ile değil borçlunun eşi ile
hukuki ilişkide bulunduğunu, taşınmazı 15.12.2000 tarihinde rayiç bedeli olan 78.000.00 YTL'ye aldıklarını, müvekkilinin
iyiniyetli 4. kişi olduğunu, diğer taşınmazlarla ilgili olarak açılan davanın ayrılması gerektiğini" belirterek "davanın reddini"
savunmuştur.
Davalı T.Ş. tebligata rağmen savunma yapmamıştır. İşbölümü itirazıyla dosya kendisine gelen yerel mahkeme, dava konusu
taşınmazla ilgili dosyayı tefrik etmiş, bozma ilamı gereğince "iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu
gereğince, 4. kişi durumundaki davalı İ.G.'in kötüniyetli olduğu davacı tarafından ispatlanamadığından, davalı İ.G.
hakkındaki davanın reddine, davada 3. kişi durumundaki T.Ş. dava konusu taşınmazı elinden çıkardığından bu şahsın
alacak ve fer'ilerini geçmemek koşulu ile taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki bilirkişi tarafından belirlenen 78.000.00 YTL'yi
satış tarihi olan 15.12.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödemesine" karar verilmiş, hüküm davacı,
davalı T.Ş., K.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptâli istemine ilişkindir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında
kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davacı ile temyiz eden davalılar vekilinin
aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı T.Ş. vekili, müvekkiline Tebligat Kanunun 35. maddesi gereğince yapılan tebligatların usulsüz olduğunu belirtmiş
ise de "dava dilekçesinin 10.10.2003 tarihinde adı geçen davalının savcılık araştırması sonucu abisiyle birlikte oturduğu,
evde gelinleri E.T.'a tebliğ edildiği, yine davacının temyiz dilekçesinden haberdar olarak kararı süresi içerisinde temyize
cevap dilekçesiyle temyiz ettikleri" anlaşıldığından, davalı Talin vekilinin tebligatla ilgili temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3- Somut olayda hakkında borç ödemekten aciz belgesi bulunan davalı borçlu K.Ş., borcun doğumundan sonra, 5.10.2000
tarihinde dava konusu taşınmazda sahibi olduğu 1/2 hisseyi davalı aynı zamanda eşi Talin'e, Talin de borçludan satın aldığı
1/2 hisse ile kendisine ait 1/2 hisse olmak üzere tamamını 15.12.2000'de davalı 4. kişi İ.G.'e 78.000.00 YTL bedelle sattığı
uyuşmazlık konusu değildir. İİY'nun 278/1. maddesi hükmüne göre; borçlu ile eşi Talin arasındaki 1/2 hissenin satışına ilişkin
5.10.2000 tarihli tasarruf bağışlama niteliğinde olup, iptâle tabidir. Tasarrufa konu taşınmaz 3. kişi Talin tarafından elden
çıkarıldığından, İİY'nın 283/2. maddesi hükmü gereğince de dava bedele dönüşmüştür.
about:blank
Sayfa 5 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
Mahkemece yerinde yapılan keşifte taşınmazın tasarruf tarihindeki değerinin 78.000.00 YTL olduğu, bilirkişi raporunda
açıkça belirtilmiştir. Bu durumda davalı Talin'in borçludan satın aldığı 1/2 hisseye karşılık gelen 39.000.00 YTL tazminatla
sorumlu tutulması gerekirken, kendi hissesinin satışı karşılığı elde ettiği bedeli de kapsayacak şekilde sorumlu tutulması
doğru olmadığı gibi, hükmedilen miktara faiz yürütülmüş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının
reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Talin vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, (3)
nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar T. ve K.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun
bulunmayan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine, 17.7.2007 tarihinde
oybirliğiyle karar verildi.
17. HD. 17.7.2007 T. E:3422, K:2522
XVII- Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında özetle; mahkemece davalı 3. kişilerin dava konusu taşınmazları elden
çıkardıkları tarihteki piyasa rayiç bedellerine göre değerlerinin bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle belirlenerek, oluşmuş
alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere davalı 3. kişilere ödettirilmesi gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, "davanın kısmen kabulü ile dava konusu 214 ada 2 nolu parselin 3. kişiye satış bedeli olan 9.927.54 YTL'nin
satış tarihi olan 12.02.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Reşit'ten, 224 ada 120 nolu parselin 3. kişiye
satış bedeli olan 25.393.39 YTL'nin satış tarihi olan 27.10.2000 tarihinden itibaren, 702 ada 286 nolu parselin 3. kişiye satış
bedeli olan 41.872.69 YTL'nin satış tarihi olan 05.05.2000 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte
Zekayi'den, 2943 nolu parselin 3. kişiye satış bedeli olan 22.915.60 YTL'nin satış tarihi olan 20.04.2000 tarihinden itibaren
işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte Melahat'ten tahsiline" karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili ile davalılar
Zekayi ve Melahat vekili ile Reşit tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, mahkemece hükmüne uyulan bozma kararında açıklandığı gibi işlem yapılıp sonucuna göre hüküm verilmiş
olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, taşınmazların tasarruf tarihlerindeki gerçek rayiç değerlerinin
bilirkişi kurulu aracılığıyla saptanması karşısında Hazine'nin tüm, davalılar Zekayi ve Melahat ile Reşit'in ise aşağıdaki
bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. REDDİNE,
Ancak, açılan davanın İİY'nin 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptâli istemine ilişkin kişisel bir dava olmasına,
aynı yasanın 283. maddesi uyarınca davanın bedele dönüşmüş olması halinde hükmedilen miktara faiz yürütülemeyeceği
dikkate alınmadan, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalılar Zekayi ve Melahat ile Reşit'in temyiz itirazları bu yönden yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü
(BOZULMASINA) ve duruşmada vekille temsil edilmeyen temyiz eden davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer
olmadığına, 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 13/J maddesi uyarınca Hazine'den harç alınmamasına, peşin alınan harcın istek
halinde temyiz edene geri verilmesine 17.07.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
17. HD. 17.7.2007 T. E:3022, K:2528
XVIII- Tasarrufun iptâli davalarında 3. şahsın malı elden çıkarması durumunda iptâl davası elden çıkarılan mallar üzerine
geçen değere taalluk edeceğinden, 3. şahsın nakten tazmine mahkum edilmesi gerekir (İİK.nun 283/II). Mahkemece
"bedelin davalılardan nakten tazminine" karar verilmiş ise de, ayrıca dava tarihinden itibaren ticari faiz uygulanmıştır. Oysa
Dairemizin yerleşik uygulaması, elden çıkan değere ayrıca faiz yürütülemeyeceği yönündedir. Bu nedenle kararın bozulması
gerekir ise de, düşülen yanlışlığın giderilmesi yenidne yargılamayı ihtiyaç göstermediğinden, hükmün HUMK.nun 438/VII.
maddesi gereğince düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca hüküm
fıkrasının 2. bendinde yer alan "dava tarihinden itibaren ticari faiziyle davacıya ödenmesine" kelimelerinin hüküm
fıkrasından çıkartılmasına yerine "davalılar Toksözler Gıda A.Ş. Selahattin Toksöz, Hasan Toksöz ve Bar Gıda San. Tic. Ltd.
Şti'den tazminine" kelimelerinin yazılmasına ve hükmün değiştirilmiş bu şekliyle düzeltilerek onanmasına...
17. HD. 14.3.2007 T. E:2006/7735, K:1590
about:blank
Sayfa 6 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:27
XIX- Dava, "İİK.nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptâli" istemine ilişkindir.
İİK.nun 283. maddesinin 2. fıkrası gereğince, "borçlu ile muamele yapan üçüncü kişi iktisap ettiği malları elinden çıkarmış
ise, iptâl davası bu malların yerine geçen değere taalluk eder ve iptâl davasını kaybeden davalı üçüncü kişi bu değer
nisbetinde tazminata mahkum olur."
Somut olayda, yargılama sırasında vefat eden ve mirasçılarının mirası reddetmeleri nedeniyle terekelerinin iflas yoluyla
tasfiyesine karar verilen borçlu davalıların hissedar oldukları İzmir Balçova İnciraltı Mahallesi 6060 ada 1 parsel ve 6061 ada
1, 2, 3 parsel sayılı taşınmazları 14.09.1993 tarihinde üçüncü kişi davalı Levent Kanısoy'a toplam 32.800.000 TL bedelle
sattıkları, davalı üçüncü kişi Levent'in de bu taşınmazları davadan sonra 27.12.1999'da dava dışı Süha Özger'e
60.000.000.000 TL. bedelle sattığı anlaşılmış, bunun üzerine mahkemece "dava İİK.nun 283/II. maddesi uyarınca bedele
dönüştürülmüş, taşınmazların üçüncü kişi Levent'e satıldığı 14.09.1993 tarihindeki bilirkişi tarafından belirlenen gerçek
değeri olan 100.000.000 liradan borçluların sorumlu olduklarına" karar verilmiştir.
İİK.nun 283/II. maddesi üçüncü kişilerin mallarını elden çıkarma durumunu düzenlemektedir. Aynı maddehükmü uyarınca
da; iptâl davası üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değeri nakden
tazminle sorumlu olan "borçlu" değil, "üçüncü kişi"dir. Bu nedenle nakden sorumlu olan kişinin üçüncü kişi davalı Levent
Kanısoy olduğu, 27.12.1999 tarihinde elden çıkardığı dava konusu taşınmazların bilirkişi aracılığıyla saptanacak, gerçek
değerinden (icra takibindeki alacak ve fer'ilerini geçmemek üzere) sorumlu olduğu gözönüne alınarak taşınmazların
27.12.1999 tarihindeki saptanacak gerçek değerinin davacı kararı temyiz etmediğinden ve temyiz eden davalılar aleyhine
kararın bozulmasına da yasal olanak bulunmadığından, "100,00 YTL'yi geçmemek üzere, davalı Levent'ten faiz
yürütülmeksizin tahsiline karar verilmesi" gerekirken, "taşınmazların davalı üçüncü kişiye satıldığı 14.09.1993 tarihindeki
gerçek değerlerinden borçluların sorumlu olduklarına" karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, duruşmada kendilerini vekille
temsil ettirmediklerinden davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcının istek
halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, 28.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
15. HD. 28.2.2007 T. E:2006/7428, K:1272
Aynı doğrultuda:
15. HD. 29.5.2003 T. E:1891, K:2816
15. HD. 3.6.2002 T. E:2039, K:2952
15. HD. 28.3.2002 T. E:2001/5928, K:1460 (UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. Tasarrufun İptali Davaları, 3. Bası, s:1153 vd.)
B- ...İ.İ.K.nun 283/2. maddesinde "tasarrufa konu malın üçüncü şahsın elinden çıkmış olması ve malı elinde burunduran
kimse için iptâl isteminde bulunulmaması ya da bu istemin reddedilmesi halinde, üçüncü şahıs hakkında malın elinden çıktığı
tarihteki değerine hükmedileceği" öngörülmüştür. Bu haliyle iptâl davası "eda davası"na dönüşmüş olur, verilecek hükmün
de eda hükmü olması gerekir. Mahkemece tesis edilen hüküm tespit niteliğinde olmakla; yasaya aykırıdır.
Ayrıca, borçlu hakkında yapılan takip dolayısiyle asıl alacak için faiz yürüdüğü açıktır. Malı elinden çıkaran kişi için
başlangıçta "tasarrufun iptâli" istemiyle dava açılmıştır. Bu kişi için "para borcu" hükümle birlikte doğmuştur. O halde, faizin
bu tarihten itibaren istenebileceği gözden kaçırılarak, iptâl istemini içeren dava tarihinden faiz başlatılması sonucunu doğurur
biçimde hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.
15. HD. 8.3.2000 T. E:210, K:1123
Not: Ayrıca bknz: İleride; İçt. No: 8
about:blank
Sayfa 7 / 7
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:28
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 193 : Takibin durması ve düşmesi
a) - Suç tarihinde hakkında "iflâs kararı" verilmiş olan sanığın (borçlunun=müflisin), "taahhüdü ihlâl" suçundan
dolayı cezalandırılamayacağı–
I- İİK'nun 340. maddesinde; "taahhüdünü makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun cezalandırılacağı"nın
düzenlenmiş olmasına göre, borçlunun "iflâs ettiğini" bildirmesi karşısında, "borçlunun iflâsa tabi kişilerden olup olmadığı
ve suç tarihinde hakkında iflâs kararı verilip verilmediği" araştırılarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin
gözetilmemesi... bozmayı gerektirmiştir.
17. HD. 1.7.2004 T. E:2003/13875, K:8298 (ÖZMEN, İ. En Son Değişikliklerle İcra Mahkemesinin Görevine Giren Suçlar,
s:345)
II- İİK.nun 193. maddesine göre, iflâs açıldıktan sonra yapılan icra takiplerinin duracağı ve böylece mal beyanında
bulunmamak ve taahhüdü ihlal suçlarının oluşmayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiştir.
8. CD. 5.5.1992 T. E:4884, K:5973
III- Taahhütten sonra sanık hakkında iflâs açıldığı ve iflâsın kesinleştiği, İİK'nun 193. maddesine göre müflise karşı takip
yapılamayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiştir.
8. CD. 21.1.1992 T. E:13328, K:442
IV- Ödeme koşulunu ihlal tarihinde iflâs açılmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde beraat hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiştir.
8. CD. 14.11.1991 T. E:10270, K:11086
V- Sanık, mahkemeye, gönderdiği 5.6.1990 tarihli dilekçesi ile "Diyarbakır 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1990/22 esasına
kayıtlı iflâs davası bulunduğunu" bildirmiş olduğuna göre, anılan bu dava araştırılarak, İİK'nun 193. maddesinin uygulanma
olasılığı tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiştir.
8. CD. 19.2.1991 T. E:509, K:1519
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:35
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 160 : Masrafların peşin verilmesi
12 - Davacının iflas avansını yatırması için kendisine süre belirtilmeden kesin mehil verilmesi halinde, kesin mehilin
ilgilisine yüklediği vecibelerin ve kesin mehile uymamanın sonucunun net biçimde gösterilmesi yanında, kesin
mehilin ne kadarlık bir süre için verildiğinin de belirtilmesi gerektiğinden, mehilin kesin olduğunun bildirilmesine
rağmen, bunun için belirli bir süre tayin edilmemesinin yasanın kesin mehile bağladığı amaca aykırı olduğu ve
hükmün bu nedenle bozulması gerektiğiTaraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik
olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A RDavacı vekili, davalı ile müvekkili arasında kapasite kullanımına ilişkin sözleşme imzalandığını ve kapasitenin davalıya
eksiksiz temin edildiğini, buna rağmen davalının faturaları ödemediğini, Beyoğlu 18. Noterliği kanalıyla gönderilen 3.5.2011
günlü ihtarla ödeme için 3 günlük süre verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine Kadıköy 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12150
sayılı dosyasından iflas ödeme emri tebliğ edildiğini ve davalının buna itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın kaldırılmasına ve
iflasa karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin 11 inci maddesi uyarınca Paris icra dairesinin yetkili olduğunu, uyuşmazlığın Fransız hukukuna
göre çözümlenmesi gerektiğini, müvekkilinin davacıya borcunun bulunmadığını, davacının edimini tam olarak yerine
getirmediğini, performans ve kapasite sorunları yaşandığını, kesinti raporları ve kullanım istatistiklerinden durumun
anlaşılabileceğini, müşterilere yönelik ücret indirimi yapılmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek davanın öncelikle yetkisizlik
nedeniyle, aksi halde de esastan reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, HMK'nın 114/2 nci maddesine göre diğer kanunlarda yer alan
dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu, İİK’nun 160/1 inci maddesi uyarınca iflas isteyen alacaklının ilk alacaklılar
toplantısına kadar olan masraflardan sorumlu tutulduğu, aynı maddenin ikinci fıkrasına göre mahkemenin bu masraflar ile
iflas kararının kanun yolları için gerekli bütün masrafların peşin verilmesini istemesi gerektiği, bu haliyle düzenlemenin dava
şartı niteliğinde olduğu ve davacının iflas avansını peşin olarak yatırmak zorunda bulunduğu, buna rağmen davacının bu
tutarı peşin olarak yatırmadığı ve kendisine kesin mehil verildiği, süre konulmamış ise de bunun kesin ibaresi konulmakla
duruşma gününe kadar belirlendiği ve duruşma gününe kadar yatırılmamakla dava şartının yerine getirilmediği, tensip
zaptının davacı vekiline 24/01/2012 tarihinde tebliğ edildiği ve duruşma gününe kadar 2 aya yakın bir sürenin geçtiği, bu
sürenin müvekkili ile görüşmesi için yeterli olduğu gibi, dava açarken peşin yatırılması gereken bir husus olduğu için
müvekkilinden dava açarken bu masrafı alması gerektiği, HMK'nın 114 üncü maddesinde yazılı dava şartının süresinde
yerine getirmemesinin müeyyidesinin HMK'nun 115/2 nci maddesinde belirtildiği gerekçesiyle davanın, dava şartı
yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava şartlarının sağlanması bakımından kesin mehil verilmesi yerinde ise de kesin mehilin ilgilisine yüklediği vecibelerin ve
kesin mehile uymamanın sonucunun net biçimde gösterilmesi yanında, kesin mehilin ne kadarlık bir süre için verildiğinin de
belirtilmesi gerekir. Mehilin kesin olduğunun bildirilmesine rağmen, bunun için belirli bir süre tayin edilmemesi yasanın kesin
mehile bağladığı amaca aykırı görülmüş ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA,
peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere
about:blank
Sayfa 1 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:35
19.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. HD. 19.10.2012 T. E:3831, K:6179
about:blank
Sayfa 2 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:39
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 226 : İflâs idaresinin vazifesi
27 - İflâs idare memurlarının, sattıkları taşınmaz üzerindeki eski kiracıya ait olan kiracılık şerhini kendiliklerinden
silemeyecekleri–
Satışın, verilen selahiyete binaen, masa memurluklarınca yapıldığı ve satışta kanuna aykırı bir cihet bulunmadığı iflâs
dosyasının tetkikinden anlaşılmış, ancak; kiracılık hakkının tapuya tescil edildiği ve şikayetçinin masaya bu hususta vaki
müracaatının istihkak davası bitene kadar ve müktesep hak teşkil etmemek kaydı ile işletmecilik sıfatının verildiği,
şikayetçinin istihkak davasının sona erdiğine dair bir iddia mevcut olmadan evvelce masanın geçici olarak verdiği kararla
amel olunarak ve muvazaa olduğu iddia edilen tapuya tescil edilmiş kontratla mevcut kiracılık herhangi bir mahkeme veya
icra mercii kararı ile iptâl ettirilmeden bu hakkın masa memurları kararı ile tapudan terkini yerinde görülmediğinden,
"şikayetin kabulüne" dair olan karar doğrudur.
İflâs idare memurlarının, "sattıkları taşınmaz maldaki eski kiracının kira aktinin muvazaaya dayandığı" gerekçesiyle tapudan
terkine yetkileri yoktur.
İİD. 15.4.1968 T. E:678, K:219
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:41
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 261 : İhtiyati haciz kararının icrası
54 - Asıl borçlu hakkındaki takibin kesinleşmesinden sonra, dosya borcuna kefil olmuş olan kişi hakkında da
takipte bulunulabileceği–
İhtiyati haciz sırasında verilen “kefalet” geçerli olup, asıl borçlu hakkındaki takibin kesinleşmesinden sonra, kefalette bulunan
şahıs hakkında takip yapılabilir. Bu nedenle mercice asıl borçlu hakkında takip kesinleşmediğinden, “kefil hakkında çıkarılan
icra emrinin iptaline” karar vermekle yetinmek gerekirken, “icra kefilliğinin de iptaline” karar verilmesi doğru değilse de, bu
yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
12. HD. 13.4.2000 T. E.4734, K:5794
about:blank
Sayfa 1 / 1
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:18
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 150/d : Satış hazırlıkları
14 - Taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluna ilişkin ilamsız takiplerde İİK. mad. 147 göndermesi ile uygulanması
gereken İİK. mad. 62 ila 72 gereğince, süresi içinde yapılan itiraz ile takibin duracağı, yapılan takiple birlikte rehinli
aracın kaydı üzerine rehinli takibe başlandığına dair şerh verilmesi mümkünse de; İİK. mad. 150/d'deki, satış
hazırlıkları başlıklı kıymet taktiri ile ilgili hükmün, gayrimenkuller için uygulanacak ipoteğin paraya çevrilmesi
yoluyla takiplere ilişkin olduğu, müşterek hükümler arasında yer almadığı, İİK.nun 150/h maddesinden 153.
maddeye kadar müşterek hükümler arasında belirtilen hususun düzenlenmediği, paraya çevrilme usulüyle ilgili atıf
yapılan ve kıyasen uygulanacak hükümlerin de açıkça düzenlendiği ve İİK. mad. 150/g'de, İİK. mad. 150/d'nin
kıyasen uygulanacak hükümler arasında bulunmadığı, kıyasen uygulanacağı belirtilen İİK. mad. 92 de dahil diğer
maddelerin ancak takibin kesinleşmesinden sonraki safhada uygulanabileceği, itiraz üzerine durması gereken
takiplerde icra müdürlüğünce takiple birlikte kıymet taktiri için veya başka gerekçelerle rehin konusu aracın
yakalanıp muhafaza altına alınması yönünde tedbirlerin uygulanamayacağı, belirtilen tedbirlerin ancak takibin
rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip olması halinde uygulanabileceği ve ilamsız takipte takip kesinleşmeden
rehinli menkulün muhafazaya alınmayacağıŞikayetçi borçlu vekili tarafından; Kadıköy 7. İcra Müdürlüğü'nün 2012/19470 Esas sayılı dosyası ile borçlu aleyhine
taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile takipte bulunulduğunu, borçlu Özcan Selçuk'un takipten önce öldüğünü, ölü kişi
aleyhine takip yapılamayacağını, asıl borçlu hakkında takibe girişilemediği müddetçe rehin verildiğini kabul etmemekle
beraber rehin veren aleyhine de takip yapılmayacağını, İcra Müdürlüğü'ne bu sebeplerle ve borca, ferilerine, faize, rehin
hakkına, rehin sözleşmesine, yetki, imza ve yazıya itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğunu, fakat araç üzerindeki
yakalama şerhinin kaldırılmadığını, takip kesinleşmeden araç üzerine yakalama şerhi konulduğunu belirterek takibin iptalini
ve yakalama şerhinin kaldırılmasını talep etmiştir
Mahkemece, borçlunun icra takibinden önce takip borçlusu Özcan Selçuk'la ilgili mirasın reddinin tespiti için dava açtığı ve
mirasın reddedildiğinin tespiti kararının kesinleştiği, bu nedenle Özcan Selçuk'un mirasını reddeden davacının ölü kişi
aleyhine takip yapılamayacağından bahisle takibin iptalini talep etme sıfatı bulunmadığından ve davacı takip borçlusunun
itirazı üzerine davacı yönünden takip olduğu yerde duracağından yakalama şerhinin kaldırılması talebinin reddine ilişkin
icra müdürlüğünün vermiş olduğu kararda yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilerek
üzerine; hüküm, borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
şikayetin
reddine karar verilmesi
İlamsız takipte her türlü itiraz İcra Müdürlüğü'ne yapılabileceğinden ve bu itirazlar hakkında alacaklı talep ettiği takdirde
itirazın kaldırılması ve itirazın iptali yargılaması sırasında inceleme yapılabileceğinden sair temyiz itirazları yerinde değil ise
de;
İcra dosyasının incelenmesinde takibin, taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip olduğu, 20.09.2012
tarihinde aracın kaydına yakalama şerhinin konulmasına karar verildiği ve yakalama şerhinin işlendiği anlaşılmıştır .
Taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluna ilişkin ilamsız takiplerde İİK.nun 147. maddesi göndermesi ile uygulanması
gereken aynı Yasanın 62 ila 72. maddelerine göre süresi içinde yapılan itiraz ile takip durur, yapılan takiple birlikte
rehinli aracın kaydı üzerine rehinli takibe başlandığına dair şerh verilmesi mümkün ise de; İİK'nun 150/d maddesindeki,
satış hazırlıkları başlıklı kıymet taktiri ile ilgili hükmün, gayrimenkuller için uygulanacak ipoteğin paraya çevrilmesi
yoluyla takiplere ilişkin olduğu, müşterek hükümler arasında yer almadığı, İİK.nun 150/h maddesinden 153. maddeye
kadar müşterek hükümler arasında, belirtilen hususun düzenlenmediği, paraya çevrilme usulüyle ilgili atıf yapılan ve
kıyasen uygulanacak hükümlerinde açıkça düzenlendiği, İİK.nun 150/g maddesinde, İİK.nun 150/d maddesinin kıyasen
uygulanacak hükümler arasında bulunmadığı, kıyasen uygulanacağı belirtilen İİK.nun 92. madde de dahil diğer
about:blank
Sayfa 1 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:18
maddelerin ancak takibin kesinleşmesinden sonraki safhada uygulanabileceği, itiraz üzerine durması gereken
takiplerde icra müdürlüğünce takiple birlikte kıymet taktiri için veya başka gerekçelerle rehin konusu aracın yakalanıp
muhafaza altına alınması yönünde tedbirler uygulanamayacağı, belirtilen tedbirlerin ancak takibin rehnin paraya
çevrilmesi yoluyla ilamlı takip olması halinde uygulanabileceği ve ilamsız takipte takip kesinleşmeden rehinli menkul
muhafazaya alınmayacağından şikayetin bu yönden kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde şikayetin
tümden reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle, İİK'nun 366. ve
HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3.
maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde
bulunulabileceğine, 02.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. HD. 02.04.2013 T. E:178, K:4852
about:blank
Sayfa 2 / 2
www.e-uyar.com
17.08.2014 20:19
İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ
Madde 150/b : Kiracılara haber verme
17 - İpotekli takip yaptıktan sonra ipotekli taşınmazdaki kiracının kira parasını takip dosyasına yatırmasını İİK. 150b
uyarınca sağlamış olan ipotekli alacaklının, icra müdürlüğünden “yetki belgesi” alarak yeni dönemdeki kira
parasının tespiti için sulh hukuk mahkemesinde “kira tespit davası” açabileceğiDavacı banka, davalılardan B… B… A… tekstil sanayi ve ticaret A.Ş.’nin borcu bulunduğundan, borca karşılık maliki olduğu
fabrika ve müştemilatına ipotek konulduğunu, ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takip yapılarak borçlu şirketin kiracısı
olan diğer davalı G… Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne kira paralarının kendisine ödenmesi için haciz ihbarnamesi
gönderildiğini, kiracı davalının 5 yıldır kira artışı yapmadan aynı kira miktarının İcra Dairesine ödemeye devam ettiğini, İcra
Müdürlüğünün gayrimenkulün korunması, kiralanması vb. konularda tedbirler alabileceğinden kira artırımı davası açma
yetkisi aldığını ileri sürerek, bu yetkiye dayanarak 05.12.2006 tarihinden itibaren 5.000 TL olan kiranın aylık 20.000 TL’ye
çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar İcra Müdürlüğünün yetki belgesi veremeyeceğini bildirerek, yersiz olan davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, kira tespiti davasının, kira sözleşmesinin tarafı olan kiracı ve kiralayan veya bazı hallerde malik tarafından
açılabileceği, ipotek alacaklısının kira tespiti davası açma hakkının bulunmadığı ve taraf sıfatı bulunmadığından davanın
sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, borçlu davalının fabrikasından kiracı bulunan diğer davalının 2001 yılından beri kira bedelini hiç artırmadan
ödediğini ileri sürerek, İcra Müdürlüğünden aldığı yetki belgesine dayanılarak kira bedelinin tespitini istemiştir.
Davalı G…. Tesktil Sanayi Tic. Ve Ltd. Şti., davacıya borçlu bulunan diğer davalı B… A.Ş.’nin kiracısı olup, davacını
alacağına karşılık tesisi edilen ipotek konusu taşınmazda kiracıdır ve kira parasının alacaklıya ödenmek üzere haczedildiği
anlaşılmaktadır. Alacaklı davacı lehine haczedilmiş alacağın alacaklıyı sözleşmenin tarafı haline getirmesi mümkün değildir.
Ancak kira parasını sözleşmenin tarafı yahut malikin talep etmesinin hukuksal nedeni, sözleşme nedeniyle alacak hakkının
dolması yahut mülkiyet hakkı sonucu taşınmazın getirisine talep hakkı vermesidir. Kiracının kira borcunun alacaklı davacının
kendisine ödenmek üzere haczedilmiş olması durumunda kira parasını talep hakkı olduğuna göre, alacağın yeni kira
dönemindeki gerçek miktarını tespiti hakkının da varlığı kabul edilmelidir. Nitekim alacaklı alacağın miktarının tespitini İİK.
m. 89/5 hükmüne göre icra mahkemesi marifetiyle sağlayabildiğine göre, yeni dönemdeki kira parasının tespitini görevli
Sulh Hukuk Mahkemesinden isteyebilmelidir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu
nedenlerle yerinde olduğundan, kabulü ile hükmün HUMK.’nın 428. Maddesi gereğince (BOZULMASINA)…
3. HD. 28.12.2009 T. E:18326, K:21112
about:blank
Sayfa 1 / 1
Download

İCRA VE İFLÂS KANUNU ŞERHİ Madde 268 : İcrai hacizlere iştirak