3
1OCAK2
01
4-SAYI
1
1
5
ATEŞTEN
GÖMLEKGi
YDi
Be
r
l
us
c
oni
Pa
r
ç
a
c
ı
kl
a
r
ı/ Ni
c
kPug
l
i
e
s
e / Ha
i
f
aDe
r
bi
s
i
Yayın Koordinatörü
İlker Yılmaz
Editörler
Emre Çelik
Rafet Baran Eryılmaz
Yazarlar
Fırat Topal
İsmail Şayan
Kerem Akbaş
Mustafa Demirtaş
Orhan Uluca
Uğur Karakullukçu
Buruk’un zorlu sınavı
UEFA Kupası’nı kaldıran Galatasaray’ın Emre ve Suat’la birlikte
unutulmaz orta sahasının kilit taşlarındandı. Ülke sınırları içerisinde
kazanılmadık kupa bırakmayan, İtalya’da Inter’e kadar uzanan
bir kariyerin altına imza atan Okan Buruk, bugünlerde deyim
yerindeyse ateşten bir gömleği sırtına geçirdi. Süper Lig’de zor
zamanlar geçiren Elazığspor’da teknik direktörlük koltuğuna oturan
Buruk, ilk hocalık deneyimini yaşadığı Gakgoşlar’ı kümede tutmaya
çalışacak. İşte böylesine zor bir taşın altına elini koyan Buruk’un
görevi kabul etme nedenlerini, takıma yakalattığı havayı ve geleceğe
dair planlarını Hayatım Futbol’un 115. sayısında kendi anlatımıyla
bulabileceksiniz.
Ayrıca değişen futbol düzeninde bir türlü doğru yöne gidemeyen
Türkiye’nin, 90’larda benzer senaryoyu yaşayan ve şu anda zor
zamanlar geçiren İtalya ile paralelliklerine değindik. Kur artışının
Beşiktaş üzerindeki olumsuz etkisini de okuyabileceğiniz
sayfalarımızda, Afganistan’daki ilk Amerikalı futbolcu Nick
Pulgiese’in de ilginç hikâyesi mevcut. Genelde Filistin’e yaptıklarıyla
zihnimizde canlansa da İsrail’in en önemli çekişmelerinden Haifa
derbisi de bu sayıda sizlerle buluşuyor.
Keyifli okumalar,
İlker Yılmaz
[email protected]
[email protected]
#115 BU SAYIDA
Okan Buruk
İlk görev ateşten gömlek
Berlusconi Parçacıkları
Parayı verenin düdüğü çaldığı futbolda değişim sancısı
Kurdan Kaleler
Kurdaki artış Beşiktaş’ın ekonomisini oldukça zarara uğrattı
Afganistan’da bir Amerikalı
Nick Pugliese’nin ilginç hikâyesi
Haifa Derbisi
İsrail’in en büyük futbol rekabeti
Orta Sahanın Saklı Golcüleri
Arturo Vidal üzerinden takımın gol yükünü çeken orta sahalar
Röportaj
Uğur Karakullukçu
HF115
İLK GÖREV
ATEŞTEN GÖMLEK
Galatasaray’ın efsane kadrosunun kilit taşlarından Okan Buruk bugünlerde ilk teknik
adamlık deneyimini Elazığspor’da yaşıyor. Ligde kötü günler geçiren takımın başına ilk
devrenin ortasında gelen Buruk, zor bir görev aldı. Çiçeği burnunda hoca Gakgoşlar’daki
mevcut durumunu ve geleceğe dair planlarını Hayatım Futbol’a anlattı
Okan Buruk, Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı
kazanan kadrosunun unutulmaz isimlerinin
arasında yer alıyor. Futbolu bıraktıktan sonra
milli takımda yardımcı antrenörlük yapan, alt yaş
gruplarında çalışan Buruk bugünlerde ligde kötü
durumda olan Elazığspor’da ilk teknik direktörlük
deneyimini yaşıyor. Türk futbolunun önemli
figürlerinden Buruk, 40 yaşında soyunduğu bu zor
görevi ve geleceğe dair planlarını Hayatım Futbol’a
anlattı.
-Göreve geldiğinizde takım kötü
durumdaydı ve siz ilk teknik adamlık
deneyiminizde böyle bir taşın altına
elinizi soktunuz. Nasıl bir duygu bu?
Her iki taraf da risk aldı
Hem benim için hem de kulüp için buraya gelmem
zor bir karardı. İki taraf da risk aldı. Ama şu an iki
taraf da çok mutlu. Risk olduğunu kabul etmeliyiz.
Nasıl düşündün derseniz. Ben biraz iddialı bir
insanım. Takıma gelmeden önce kadro kalitesini,
kadro durumunu biliyordum. Bu takıma güvenerek
geldim. Aklımın ucunda asla umutsuzluk olmadı.
Geldiğimde üst üste maçlar kaybettik. Ben,
oyuncularıma güvendiğimi ve bu zor durumdan
çıkabileceğimizi söyledim. Özellikle Rizespor ve
ondan önce oynadığımız Antalyaspor maçları bizim
dönüşümüzün en büyük etkenleri oldu. Tabii devre
arası da çok önemliydi. Takımın fiziksel olarak
durumunu beğenmiyorduk. Biz geldiğimizde
çok sakat vardı. Özellikle adale sakatlıkları
yaşanıyordu. Bir de bunlara cezalılar eklendiğinde 5
ya da 6 eksikle maçlara çıkmak zorunda kalıyorduk.
Ama bunları asla bahane etmedik. Özellikle devre
arasına girmek ve birlikte bir hazırlık dönemi
geçirmek bir şeyleri görmek adına bizim için çok
önemliydi. Oyuncuların da fiziksel ve psikolojik
anlamda bu süreçte geri bildirimleri çok iyi oldu.
Aldığımız galibiyetler takıma bir güven getirdi.
Özellikle Türkiye Kupası maçlarını lig öncesi
ciddi bir hazırlık olarak görüyorduk. Galatasaray
maçına da bu atmosferde çıktık. Daha öncesinde
Antalyaspor ve Tokatspor bunlar hep bizim lige
hazırlığımız oldu. Takım yapısını gördük. Belli
şeyleri oturttuğumzu düşünüyoruz. Bunun
geri bildirimini olumlu almak, galibiyetle almak
mücadeleyle almak, özellikle taktiksel olarak
oyuncularımızın bizim verdiklerimizi Galatasaray
ve Akhisar maçlarında uygulamaları sevindirici
şeyler.
-Ligin dibine demir atmış bir
Elazığspor vardı. Siz buraya
geldiğinizde ne gibi zorluklarla
karşılaştınız?
Kaybetme alışkanlığını değiştirdik
Geldiğimizde psikolojik olarak takımın üstünde
bir kaybetmeye alışmışlık vardı. Kırılmalar
yaşanıyordu. Bir gol yendiğinde takım yine
kazanamayacağız psikolojisine giriyordu. Fakat
ben insan yapısı olarak hırslı biriyimdir. Oyuncuların
geri düştükten sonra tepki vermemeleri beni en
çok üzen şeydi. Artık daha çok tepki veren bir
ekibiz. Mesela ilk yarıya baktığımızda hem yerimiz
kötüydü hem de kalesinde 39 gol gören bir takım
vardı. Bu çok büyük bir rakam. Tabii burada kadro
yapısının da etkisini görüyoruz. Defansta yaşanan
sakatlıklar ve cezalar, orta sahada savunmaya
yönelik isimlerin olmayışı takımımızın kurgusunu
etkiledi. Bu yüzden son maçlara doğru takım
kurgusunda değişiklik yaptık. Savunmamızı
oturttuk. Topa daha çok sahip olmaya başladık.
Bilica ile orta sahayı biraz daha fiziksel ve defansif
olarak güçlendirdik. Bu da bizim direncimizi
artırdı. Daha az gol pozisyonu vermeye başladık.
Artık rakiplerimize karşı iyi hücuma çıkıyoruz.
Daha rahat pozisyon buluyoruz. En önemlisi
kaybetmeye alışmış bir takım artık kazanmaya
alışmış bir takıma dönüştü. Son 4-5 maça
baktığımızda kaybetmiyoruz. Bunu oyuncuların
kafasına yerleştirmek çok önemliydi. Bunu devam
ettirmek istiyoruz. Asıl lig şimdi başlıyor.
Okan Buruk yönetiminde devre sonuna doğru
yükselişe geçen Elazığspor’da Onur Ayık da
ortaya iyi bir performans koyuyor.
-Bir teknik direktörün kendi
sistemine uygun oyuncuları toplayıp
ideal kadrosunu kurması ve bu
kadroyla hedeflerine ulaşması için
kaç sene gerekiyor?
Elazığspor’da bunu yapmak isterim
Bu tablo ideal olanı. Futbolun gerçeğine
baktığınızda kulüp yapısını doğru oluşturursanız,
doğru sistem ulaşmış olursunuz. Tabii burada
iki taraflı da düşünmek lazım. Biz, teknik
adamlar olarak buna ne kadar hazırız? Kulüp
başkanları buna ne kadar hazır? Profesyonel bir
yapı kurmalıyız. Şu andaki ortam buna müsade
etmiyor. Elazığspor için konuşursak. Ben, burada
ileriye dönük bir ortam kurmak istiyorum.
Başkanımız da bize her konuda destek oluyor.
Transferlerde, yapacağımız harcamalarda bize
güveniyor. Bu güven ortamı önemli. O yüzden
her şeyi bize bırakabiliyor. Uzun vadeli bu işi
yapmak istiyorsak bu senenin sonunu gördükten
sonra buna dair bir plan yapmak isterim. 3 aydır
Elazığ’dayım. Şehir futbolu seviyor. Çok fazla
destek yok ama başarı gelirse her türlü desteği
alırız.
Şehir de buna müsait
İnsanlar futbolu seviyor. Kulüp yapısı buna müsait.
Başkanımız buna müsait. Size güven veriyor,
destek olabiliyor. Uzun vadede bunu yaşamak
isterim. Tabii şu an kritik bir dönemden geçiyoruz.
Hem günlük hem de ileriye dönük düşünmek
zorundayım. Bu süreçte altyapıyla ilişkimizi
artırıyoruz. Kulüp içindeki yapıyı değiştirmeye
çalışıyoruz. Biraz daha kurumsallaşmak önemli.
Bunlar da yavaş yavaş olacak şeyler. Mesela
dışarıdan oyuncu bulup, onu bünyemizde kendi
oyun stilimize uygun yetiştirmek isterim. Tabii
stresli bir dönemden geçiyoruz. Transfer dönemi
bana çok ağır geldi. Neredeyse 200 futbolcu
izledim. Bu yoğun süreçte baya yoruldum. Gece
rüyamda oyuncuları görmeye başladım. (gülüyor)
Futbolculuğunda önemli işlere imza atan Buruk,
ilk teknik adamlık deneyimini yaşıyor.
-Okan Buruk’un ideal takımı nasıl
olmalı?
Benim takımımım futbol oynamalı
Şu andaki takımımza baktığımızda topu daha çok
ayağımızda tutmaya çalışıyoruz. Geriden oyun
kurmaya çalışıyoruz. Mesela bunu Galatasaray
maçında yaparak kolay bir şekilde ikinci ve
üçüncü bölgeye geçtik. Bu benim için önemli.
Topu kaptırdığınız yerde baskı yapmak, önde
zaman zaman baskı yapmak hem hücumda hem
de savunmada bunu yapabilen kaliteli ayaklarla
oynamak; benim oyun felsefelerimden biri.
Hepsini de anlatmayayım. Takımı anlatıyormuşum
gibi oldu. (gülüyor) Kendi oyun felsefemi kurup
ona göre futbol oynatmak istiyorum. Son
haftalara baktığımda kendi istediğim takım
doğrultusunda ilerliyoruz. Benim için futbolumu
oynamak önemli. Ne yazık ki Türkiye’de takımlar
oynamak üzerine değil kazanma üzerine odaklı.
Bu hafta kendi takımımı ve Akhisarspor takımını
seyrederken zaman zaman mutlu oldum. İki
takım da oynamaya çalışıyor, kaliteli ayakları var.
Bir şeyler yapmaya çalışıyor ama bazı maçları
izlediğimde futboldan nefret ettiğim oluyor. Uzun
toplar, kimse emek sarf etmiyor. İşte bu yüzden
ben takımını futbol oynatan bir teknik adam
olmak istiyorum.
Okan Buruk, Elazığspor’un başında ligde
9 maça çıktı. Son 4 karşılaşmada büyük çıkış
yakalayan Buruk’un öğrencileri, 3 galibiyetle
ligde derin bir nefes aldı.
-Türkiye ya da yurtdışına
baktığınızda hangi takım sizin
aklınıza en yatkın futbolu oynuyor?
Barcelona ve İspanya Milli Takımı
Bu anlamda Barcelona’yı öne çıkartabiliriz.
İspanya Milli Takımı’nı da dahil etmeliyiz buraya.
Özellikle geriden oyun kurma, sahaya yerleşme,
pas alma topa sahip olma anlamında çok iyiler.
Tabii zaman zaman pas konusunda fazlasını yapıp
ekran başında canınızı da sıktıkları olmuyor değil.
(gülüyor) Onun dışında Danimarka Milli Takımı’nı
da beğeniyorum. Saha dizilişlerinden, oyuna
başlamalarından, oganizasyonlarından o elektriği
alıyorsunuz. Sahadaki resmi görüyorsunuz. Tabii
bu takımla da alakalı. Belki İspanya futbolu bu
anlamda daha göze hoş gelen bir yapıya sahip.
Çünkü herkes oynamaya çalışıyor. Bloklar arasında
birbirlerine yakınlar. Mesela geçen sene Atletico
Madrid ile Real Sociedad arasında bir maçı yerinde
izledim. İnanılmaz kompakt oynuyorlar. Herkes
çok yetenekli değildi belki ama iki takım da
gidip geliyordu. Oyunun boyunu kısaltıyorlardı.
Türkiye’de bunu çok fazla göremiyoruz. Belki
ileride göreceğiz ancak şu an oyuncu yapımız da
buna uygun değil.
-Gelecek yıllarda üç büyüklerde ya
da yurtdışında çalışmak üzerine bir
hedefiniz var mı?
Daha yolun başındayım
Bunları yapmak için hazır olmanız gerekiyor.
Teknik adamlığın yaşı uzun, şu an yaşım 40,
biraz daha deneyim kazandıktan sonra doğru
yerlerde olmak daha doğru olacak gibi geliyor
bana. Tabii ki bu kendine güvenmeme ya da
iddialı olmama değil. Her şeyin zamanı olduğuna
inanıyorum. Ben daha yolun başındayım. Hiçbir
başarı elde edemedim. Önce bu seneyi güzel bir
şekilde geçirmek istiyorum. Ondan sonra tabii ki
ne olur ne biter bilemem. Ayrıca Türk oyuncuların
yurt dışına açılması da önemli. Futbolumuzu bir
yerlere getirmek istiyorsak bunların olması lazım.
Bununla birlikte Türk hocaların da yurtdışına
çıkması önemli. Hepimiz böyle hedefler koymak
zorundayız.
oyuncu mevcut değil. Evet, iyi niyetli çalışan
insanlar var bunu görüyorum. İyi listeler oluşuyor
ama bu sözde kalıyor, gerçekleşmiyor. Özellikle
takip edilen oyuncular vardır. Ben şu ana kadar
kulüplerin böyle bir yatırım yaptığını ve bu
doğrultuda oyuncu aldığını görmedim. Tabii ki
burada yabancı sayısı herkesi kısıtlıyordur. Zora
sokuyordur.
Tayfun Korkut’la gurur duyuyorum
-Milli takımların alt yaş gruplarında
antrenörlük yaptınız. Bu durumun ne
gibi avantajları vardır?
Hannover’i çalıştıran Tayfun Korkut’la konuştum.
O sevdiğim değer verdiğim bir insan, benim gurur
kaynağım. Lige de iyi başladı. Biz milli takımda
kader birliği yapmıştık. Onun başarılı bir yol
çizmesi, Almanya’nın önemli takımlarından birinin
başına gelmesi çok önemli bence. Bu, Türk teknik
adamlar için hem de bütün bu işi seven ve özellikle
Türk futboluna bir şeyler vermek isteyen insanlar
için önemli bir şey.
-Oyuncu izleme (Scouting)
konusunda bir çalışmanız var mı?
Neler yapıyorsunuz bu konuda?
Futbolcuları biz izliyoruz
Biz Elazığspor’a gelmeden önce burada bir ekip
mevcuttu. Ancak göreve gelmemizle ayrıldılar. Şu
an izleme ekibi yok. Biz, kendimiz belirlediğimiz
oyuncuları izliyoruz. Daha önceden benim de bir
portföyüm vardı. Dışarıdan baktıklarımız, bazı
firmalardan aldığımız detaylarla takip ettiğimiz
oyuncular var. Tabii ki bizim bütçelerimiz belli. Çok
oyuncu beğeniyorsunuz ama bütçeleri bizi aşıyor.
Belki sezon başına yönelik bir çalışmamız olabilir.
Çünkü devre arası transferi daha zor. Daha çok
oynamayan oyuncular ya da yüksek bonservislileri
bulabiliyorsunuz. Bunlar da bizim yapımıza
uymuyor.
Türkiye’de scouting yapan takım yok
Tabii şu da bir gerçek ki scouting dediğimiz olayı
Türkiye’de iyi yapan hiçbir takım yok. Genç yaşta
alıp parlattığınız ucuz maliyetle yetiştirdiğiniz
Geniş bir oyuncu grubunu tanıyorsunuz
93-97 arası jenerasyonundan birçok futbolcuyla
çalıştım. 2000 doğumlulara kadar olanları da
biliyorum. Bu anlamda oyuncuları tanımak önemli.
Sezon başında bu tarz oyuncuları kadronuza
dahil edebilirsiniz. Hatta 94 ve 95 doğumlu
oyuncularımız da var. Erol ve Muhammed, bunların
kadroda yer alması benim için önemli. Bu isimlere
de kupa ve ligde yer vermeye başladık. Bundan
sonra da oynatacağım.
Fenerbahçe ve Galatasaray’da
forma giymiş olan Stepjan Tomas,
İrfan Saraloğlu’ndan sonra diğer
yardımcınız oldu. Ekibinizde nasıl bir
görev dağılımınız olacak?
Tomas hoca işin tribün parçasında yer alacak
Tomas benim çok sevdiğim inanılmaz pozitif
bir insan. Rubin Kazan’da izleme ekibinin
başındaydı. Avrupa genelinde birçok futbolcuyu
takip ediyordu. Tabii onun izledikleri 8-10 milyon
euroyu bulan isimler oluyordu. O anlamda şu an
farklı bir yere geldi. İrfan hoca da Türk futboluna
uzun yıllar hizmet etmiş, Fenerbahçe’de çalışmış
bir isim. Ekibim de Mehmet hoca, Erdi hoca gibi
değerli isimler de mevcut. Tomas hoca da bu
ekibin tribündeki parçası olacak. Onun oradan
gördükleri ışığında maçları değelendireceğiz.
Şunu da belirtmem lazım. Biz bir ekibiz. Hepimiz
birbirimizin yardımcısıyız. Burada aynı işe hizmet
ediyoruz. Ben ön planda olabilirim. Ama ekibim
çok önemli.
Futbol Kültürü
Fırat Topal
HF115
HAiFA DERBiSi
İsrail Ligi’nin 20. hafta, 1 Şubat cumartesi günü ülkenin en büyük rekabetlerinden
birisine sahne olacak. Hapoel Haifa ve Maccabi Haifa, tarihlerinde 117. kez karşı
karşıya gelecekler. Hayatım Futbol olarak Haifa derbisine göz atıyoruz
İsrail’in en büyük 3. kenti olan Haifa’nın adının
nerden geldiği ile ilgili birçok teori var. Bunlardan
birisi Aramicede “Keiphah” şeklinde telaffuz
edilen Aziz Peter’den etkilenildiğini öne sürüyor.
İbranice kaynaklara göre de şehrin coğrafi
konumu bu isimde etkili olmuş. Karmel Dağı’nın
şehrin yakınında yükselmesi sebebiyle, bir kalkan
vazifesi gördüğü ve İbranice’de bu anlama
gelen “Hafa” kelimesinin şehre adını verdiği ya
da “güzel sahil” anlamında gelen “Hof yafe”
kelimesinin de Haifa’ya dönüşmüş olabileceği
de diğer teoriler. Bizans, Eyyubiler, Memlükler,
Osmanlı İmparatorluğu, İngiliz hakimiyeti derken
birbirinden çok farklı kültürlerin egemenliğinde
yaşamış olan şehir, bugün 300 binlik nüfusu ile
İsrail futbolunda da önemli bir yere sahip. Premier
Lig’de forma giymiş oyuncular Ronny Rosenthal,
Eyal Berkovic ve Idan Tal gibi isimlerin yanı sıra
Avram Grant da Haifa kentinin her 2 takımında
da teknik direktörlük yapmış bir isim. Başkent
Tel Aviv’den sonra en fazla şampiyonluk çıkaran
şehir olan Haifa, aynı zamanda ülkenin en büyük
2 derbisinden birisine sahip. Maccabi Haifa ve
Hapoel Haifa.
Her yerden Hapoel ve Maccabi çıkıyor
Dünya futbolunu takip edenler bilirler, İsrail
Ligi’nden takımlar Hapoel ve Maccabi isimlerini
adeta aralarında bölüşmüşlerdir. Bugün İsrail’in
ilk 2 ligindeki toplam 30 takımın 24’ünün adı
Hapoel ya da Maccabi ile başlıyor. İsrail Ligi’ndeki
toplam 71 şampiyonluğun 61’i isminde ya
Maccabi ya Hapoel kelimesi olan takımlarla
kazanılmış. Peki bu kelimeler ne anlama geliyor?
Önce Hapoel’den bahsedelim. “Hapoel” İbranice
“işçi” anlamına geliyor. Kökleri 1920 yılına kadar
dayanıyor. 1920’de kurulan işçi sendikası İsrail
toplumunun üçte biri ile ilişki içerisindeydi. Tabii
işin içine işçi, sendika, işçi hakları gibi kavramlar
girdiği zaman “sosyalizm”den bahsetmemek
olmaz. İşte Hapoel de bu sendikanın üyelerinin
kurduğu futbol derneğinin adı. Dolayısıyla da bu
oluşumdan çıkmış tüm spor kulüpleri sosyalizm
ve ilgili sol görüşün temsilcileri olarak bilinirler ki
kulüp amblemlerinde de sosyalizmin en önemli
simgelerinden olan “orak-çekiç” veya “orak” resmi
bulunur.
Gelelim “Maccabi”ye. “Maccabi” M.Ö. 164-63
yılları arasında Yunan İmparatorluğu’na karşı
savaşarak bugünkü İsrailin temellerini atan
ve yahudi toplumunu oluşturan bağımsızlık
hareketinin adı. Maccabiler de bu harekete katılan
kişilere verilen ad. Yahudi bir din adamı olan
Mattathias the Hasmonean’ın oğlu olan Judas
Maccabeus, Makedon İmparatorluğu yıkıldıktan
sonra ortaya çıkan 4 Helen devletinden birisi
olan Selevkos İmparatorluğu’na karşı M.Ö. 167160 yılları arasında verilen savaşlarda büyük
rol oynamış ve bugün İsrail tarihinin en büyük
kahramanlarından birisi olarak bilinmekte. Judas
ve 4 kardeşine soyadlarından dolayı “Maccabees”
ismi verilmiştir. Hapoel’den farklı olarak Maccabi
sözcüğü İsrail dışında yahudilerin kurulmasına
öncülük ettiği kulüplerde de kullanılıyor. Dolayısıyla
da bu ismi alan kulüpler daha ulusalcı, daha
milliyetçi yapıdalar. Belirtelim Maccabi, İbranicede
“beden eğitimi” anlamına geliyor ama kulüplerin
isimlerine bu kelimeyi dahil etme sebebi daha çok
tarihi mirastan kaynaklanıyor.
Ronny Rosenthal bir dönem Maccabi Haifa’nın
önemli isimlerinden biriydi.
Maccabi’nin ezici üstünlüğü
Maccabi Haifa 1913’te Hapoel Haifa ise 1924’te
kuruldu. Hapoel daha çok işçi sınıfının desteklediği
bir kulüp olurken, Maccabi orta sınıftaki
futbolseverlere hitap ediyordu. 2 ekip 18 Haziran
1949’da ilk kez karşı karşıya geldi ve Hapoel
maçı 2-0 kazandı. 1952’de Hapoel, derbiyi 7-1
kazandığında, bugüne kadar gelecek bir rekora
imza atmıştı. Ancak bu 2 takım tarihlerindeki ilk
şampiyonluklar için 20. yüzyılın sonunu beklemek
Maccabi Haifa tribünleri takımlarını her şekilde
destekliyor.
zorunda kaldılar. İsrail’de büyük saygı gören
hocalardan Shlomo Scharf Maccabi’ye 1984
ve 1985’te art arda 2 şampiyonluk kazandırdı.
Bu şampiyonlukta daha sonra Liverpool ve
Tottenham formaları giyecek olan genç Ronny
Rosenthal’ın büyük bir payı olduğu gibi, kariyeri
bir trajedi ile sonlanacak kaleci Avi Ran da büyük
katkı yapmıştı. 1987 haziran ayında Ran, Taberiye
Gölü’nde yüzerken kendisine bir jet-skinin
çarpması ile hayatını kaybetti, o sırada daha 23
yaşındaydı. Kulübü ilk 2 şampiyonluğuna ulaştıran
Scharf da görevinden ayrılmıştı. Bu trajedinin
atlatılması kolay olmadı, ancak Maccabi 198889’da bir kez daha şampiyonluğu kazandı. 1990’da
Scharf geri döndü ve bir ilke daha imza attı.
1990-91 sezonunda kulüp hem lig hem de kupa
şampiyonu olarak ilk kez duble yapmıştı.
Bu sırada Hapoel ise dibi görmüştü. 1981’de ilk kez
küme düşen takım kapanmanın eşiğine gelmiş
ve maddi imkansızlıklarla boğuşuyordu. 10 yıl
boyunca zorluklarla boğuştuktan sonra 1992’de
geri döndüler. Kulübü maddi açıdan düzlüğe
çıkartan adam, Nijerya’da balıkçılık sektöründen
iyi bir servet elde eden Ruby Shapira ismindeki
iş adamıydı. 1999’da bugün İsrail milli takımının
başında olan Eli Guttman, onlara tarihlerindeki
ilk (ve bugüne kadar tek) şampiyonluklarını
kazandırdı. Fakat, izleyen sezon İsrail Futbol
Federasyonu, Premier Lig uygulamasına geçtikten
sonra beklenmeyen bir şey oldu ve Shapira para
musluklarını kesti. Bunun sebebi kendisinin
borçlu olduğu Hollandalı bir firmanın kapıya
dayanmasıydı. Kulübün varlıkları, futbolcuların
bonservisleri dahil olmak üzere ipotek edildi,
ama bu bir işe yaramadı. 14 Aralık 2001 tarihinde
Shapira, Nijerya’daki evinde intihar etti. 6 ay sonra
da takımı küme düştü. 2009 yılına kadar sadece
1 kez Premier Lig’e yükselebildiler, ancak asansör
takım kontenjanını doldurdular. Bu arada rakipleri
tam 5 şampiyonluk kazanmış ve çoktan Haifa
kentinin tek hakimi haline gelmişti.
Maccabi Haifa’nın 1983/84 sezonundaki kadrosu.
İki ekip arasındaki maçlar böyle dostane şekilde
başlıyor.
Siber derbi
2009-10 sezonunda Hapoel bir daha düşmemek
üzere lige geri döndü. Ama bu süre zarfında
Ancak maç içinde yaşanan gerginlikler zaman
zaman olayların çıkmasına sebep olabiliyor.
Maccabi Haifa çok güçlenmiş ve Şampiyonlar
Ligi’nden gelen maddi güçle İsrail’in 4 büyük
takımı arasına girmişti (Maccabi Tel Aviv, Hapoel
Tel Aviv, Beitar Jerusalem). 2009-10 sezonunda
bir kez da Devler Ligi’ne kaldılar. Hapoel de alt
sıralarda dolaşmaya devam etti. Hapoel 2009
yılında lige geri döndüğünden beri Maccabi
karşısında sadece 2 kez kazanabildi. Birisi 10 Aralık
2011’de 2 takımın da maçlarını oynadğı 14 bin
kişilikKiryat Eliezer Stayumu’nda 3-1 kazandıkları
mücadeleydi. Bu galibiyetten önce son kez
rakiplerini mağlup ettiklerinde tarihler 19 Mayıs
2001’i gösteriyordu. Diğeri de bu sezonun ilk
yarısında 1-0 kazandıkları maç.
Haifa’nın gururu
Faks skandalı
2 takımın arasındaki maçlar sadece futbolcuların
mücadelesine sahne olmuyor elbet. 28 Aralık
2009’da 2 takım 4,5 yıl aradan sonra ilk kez karşı
karşıya geldiğinde Hapoel taraftarları, Maccabi
resmi internet sitesini hacklemiş. 1 gün sonra
Maccabi taraftarları rakiplerine aynı yolla cevap
vermişti. 2001 yılında Maccabi Haifa, Avram Grant
yönetiminde Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme maçı
için Finlandiya’nın Haka takımı ile karşılaşmış
ve deplasmandaki ilk maçı 1-0 kazanmış, kendi
evinde de 4-0’lık galibiyetle tur atlamıştı. Ancak
rövanş maçında cezalı olan Walid Badir’i sahaya
sürdüklerinden hükmen 3-0 mağlup oldular ve
kupadan elendiler. Üstelik UEFA kendilerini uyaran
bir faksı maç günü yollamıştı. Hapoel taraftarları
bu olayın ardından “UEFA faksı İbranice değil
İngiliz çektiği için, Maccabi cahilleri olayı çözemedi”
diyerek rakipleriyle uzun süre dalga geçtiler.
90’larda 2 kulüp de şampiyonluk için çarpışırken
heyecanı üst düzeyde olan bir rekabetti Haifa
derbisi. Bu sezon 2 takım da birbirinden farklı
bir çizgi izlemiyor. Ama bu Hapoel’in yükselişe
geçmesiyle değil, Maccabi’nin düşüşe girmesiyle
gerçekleşti. 2 takım da orta sıralardan kurtulma
mücadelesindeler. Bundan önce 2 takım 116 kez
karşı karşıya geldi. Maccabi 57, Hapoel 30 kez
kazanırken 29 maç da berabere bitti.
İki takımın logoları
Hapoel Haifa taraftarı da ateşli olmasıyla biliniyor.
Teknik Analiz
Mustafa Demirtaş
HF115
ORTA SAHANIN
SAKLI GOLCÜLERİ
Küresel ısınmanın etkilerinden midir, bilinmez… Futbolun değişen doğasında
santrforların genetiğiyle daha önce oynamıştı. Şimdilerde ise Arturo Vidal
önderliğinde ‘santrforlardan rol çalan orta sahalar’ revaçta
Bazı santrforlar vardır, taraftarlarının gözünde o
kadar değerli olmasa da teknik direktörü hatta
takım arkadaşlarının saha içindeki en iyi dostudur.
Onlar, belki skora direkt olarak etki etmeseler
de oyuna katkıları çok fazladır. Örneğin Arsenal
santrforu Oliver Giroud. O da belki posterleriyle
futbolsever çocukların odalarını süsleyecek bir
golcü değil. Zaten o, gollerden ziyade ‘golün bir
öncesindeki sahnenin’ yıldızı. Arsenal’in akan
hücumlarına çok iyi ayak uyduruyor, sırtı dönükken
ona kısa pas veren oyuncu, mutlaka topu sağlıklı
şekilde geri alabiliyor. Kağıt üzerinde ligde 10
gole imza atmış olsa da birçok golün hazırlanış
sırasında mührünü vurmuşluğu vardır.
Arsenal şampiyonluğun ciddi adayı, hücum
hattında şimdiden 23 gole imza atmış olan
Luis Suarez’e sahip Liverpool ise onların 6 puan
arkasında. Peki, bu nasıl oluyor? Arsenal’de
forvetin arkasında yer alan ve hatta orta sahada
oynayan oyuncular, o akan oyunda hücum
geçişlerini çok hızlı yapıyorlar ve gole bir o kadar
yakın olabiliyorlar. En başta da Aaron Ramsey. Bir
zamanlar nadiren gol atar, hatta ‘her attığında
bir ünlünün helvasını yiyoruz’ meselesini ortaya
çıkarırdı. Ancak bu sezon, daha Fenerbahçe
maçlarında ortaya koydu ki hareketli, pasör bir
orta sahadan çok daha fazlasını yapacaktı. Golün
kokusunu aldığı anda ceza sahasına koşu atıyor,
bazen de o klas ayak içini ceza sahası dışından
konuşturuyordu.
“Rolümde dünyanın en iyisiyim!”
“Santrforumuz iyi, hoş çocuk da yeterince gol
atamıyor!” diyen takımların yapması gereken
şey tam da buydu zaten. Bardağın dolu tarafını
görerek, onun dağıtıcı, pasör özelliğini kullanıp
etrafına daha fazla koşu atacak adam göndermek.
Zlatan Ibrahimovic’ten bu yana çerçeveyi
görmesiyle, golü yapması bir olan bir santrfordan
uzak kalan Juventus’un da iki buçuk sezondur
yaptığı şey bu. Belki artık Carlos Tevez ile biraz
daha rahatlamış durumdalar. Ancak son iki
şampiyonlukta takımın kalitesine ayak uyduracak
bir golcüleri yoktu. Ama Juve, birey olarak değil
en başta ‘takım olarak’ golcüydü. En çok sahneye
çıkan ‘gizli golcüleri’ ise ArturoVidal… Vidal de
bugünlerde Ramsey’in üstlendiği rolü çoktandır
Juventus’ta icra ediyor. Hatta geçenlerde açıkladığı
bir fermanla, “İrademdir! Benden iyi orta saha
yok.” demişti.
“Kendi pozisyonumda dünyanın en iyisiyim. Çünkü
kimse benim gibi kaleden uzakta oynayıp da bu
kadar gol atamaz.” Arturo Vidal aynı zamanda
“Etrafta birçok taklitçimi görüyorum!” diye
eklemeden de durmuyor. Görünen o ki bu rolün
direkt olarak telif hakkına sahip olmak istiyor. Bu
sezon Serie A’da ve Şampiyonlar Ligi’nde toplam
15 gole sahip. Elbette, gözünüzün önüne hemen
‘penaltı noktası başındaki Vida’” gelecektir. Ancak
attığı 6 penaltı golünü çıkarsak dahi, 9 gol bir orta
saha için olağanüstü bir sayı, hatta santrforlar için
bile fena değil. Peki, Vidal bunu nasıl başarıyor?
En başta müthiş bir futbol zekâsına sahip ve
fazlasıyla enerjik. Öyle ki, Bielsa onu Şili Milli
Takımı’nda sol stoper olarak oynatıyordu. Ancak
bazı ek görevleri de vardı. Topu kaleciden alıp oyun
kurmak, hücumda bir sol orta sahaya dönüşmek,
gerekirse çizgiden bindirme yapmak… Bugünlerde
de Juventus’ta oyunu bir o kadar geniş alanda
oynayabiliyor. ‘İki ceza sahası arası mekik dokuyan’
orta saha modelini bir tık aşarak, ‘kendi ceza
sahası – rakip kale alanı’ şeklinde menzili uzatmış
durumda. Hissettiği anda ceza sahasına koşusunu
atıyor, en çok da topu Pirlo’nun ayağında görünce…
Geriye sadece şut özelliğini konuşturmak kalıyor.
Başka kimler var?
Vidal, “Bu işi benden iyi yapan çıkmaz.” derken
sadece Aaron Ramsey’i atlamış değil. Birçok
futbolseverin haklı olarak “Yılın 11’inde nasıl
olmaz?” dediği Yaya Toure de görev tanımı olarak
kaleye nispeten daha uzak olmasına rağmen ligde
Arturo Vidal bu sezon Serie A’da Juventus’la 21
maça çıktı ve rakip ağlara 10 gol bıraktı.
Arsenal’de bu sezon Olivier Giroud kadar orta
saha oyuncuları da skor katkısında önemli rol
oynadı.
11 gol attı. Ve bunlardan sadece iki tanesi penaltı!
Yine Premier Lig’den bir başka örnek, Newcastle
United’ın Fransız’ı Yohan Cabaye. Geçen sene
toplamda 6 gol atmışken, bu sezon şimdiden 7
golü var. Üstelik bunların beşi, takımının ilk golü;
yani bir bakıma ‘çilingir’ niteliğinde. Serie A’da
da aslında birçok İtalyan orta saha bu özelliğe
biraz sahip. Nitekim Vidal yokken, Juventus’ta
Marchisio vardı. Keza bugünlerde West Ham
United’a transfer olan Nocerino da bilhassa
Palermo zamanlarında attığı gollerle kilit kıran
orta sahalardandı. Yani, Arturo Vidal, ‘orta sahanın
saklı golcüleri’ kentinde pek yalnız değil. Ama farklı
bir tarzın kesinlikle öncülerinden.
Orhan Uluca
Futbol Kültürü
HF115
Afganistan’da futbol oynayan
Nick Pugliese, takımıyla Afgan
Kupası’nı kazandı.
Afganistan’da bir
Amerikalı Nick Pugliese
Bir Amerikalı için Afganistan’da yaşamak pek de kolay değildir. Ancak Nick Pugliese,
bunun aksini ispat edercesine, telekomünikasyon sektöründe çalışmak için gittiği
Kâbil’de kupalar kazanan bir futbolcu oldu
2012 yazında Afganistan’da çalışmak
üzere Amerikalı bir genç ülkeye giriş yapar.
Telekomünikasyon şirketinde çalışan Nick
Pugliese, Afganistan’ın başkentinde emniyetli
bir yaşam sürer. Üniversite yaşamında futbol
takımına seçilmiş, üstelik kaptanlığa kadar
yükselmiş Nick Pugliese, nihayetinde meslek
hayatının koşullandırması sonucu New York’tan
Afganistan’ın başkenti Kâbil’e doğru yolculuğa
çıkar. Afganistan’da bir Amerikalı olarak yaşam
sürmek kolay değildir. Çok sıkı güvenlik önlemleri
altında neredeyse başka bir ülkede olduğunu fark
etmeyecek kadar izole bir yaşam sunulmuştur
ona. Ekmek mi alacak? Askerler onun yerine gidip
alır getirir. Ne ihtiyacı olursa aylık kirası 3 bin dolar
olan lüks barınağında onu halkla karşı karşıya
getirmeden bir şekilde önüne konulur. Olur da bir
şekilde dışarıya gitmek isterse yanında askerler
ona mutlaka eşlik eder. Sıklıkla maçları izlemek
için önce yanındaki güvenlik koridorunu aşması
ve gerekirse onları ikna etmesi gerekmektedir.
9 ayın sonunda Nick Pugliese “Başka bir ülkede
olduğuma kendimi inandırmakta oldukça güçlük
çektim” diyecektir.
FC Ferozi ile idmanlara çıkar
Yanındaki güvenliği ikna ederek basketbol
sahasından çevrilmiş futbol sahasında yerel
halkla kaynaşıp maç yapmaya başlar. O Afganca
bilmiyordur diğerleri İngilizce ama herkesin ortak
konuştuğu bir dil vardır: Futbol… İlk kaynaşma
bu şekilde gerçekleşir. Sahadaki arkadaşlarından
Kâbil Ligi’nden FC Ferozi’de top koşturanı Nick
Pugliese’yi hocasına götürür, antrenmanlara
çıkmasını sağlar. Antrenörü bu yeni gelen
Amerikalı’yı idmanlarda bir süre denedikten sonra
beğenir ve aylık 300 dolar içeren ve kalacağı küçük
bir odadan ibaret bir sözleşme sunar. Hocasından,
teklif üzerinde düşünmek için süre isteyen
Pugliese öncelikle işyerine giderek iş ve futbolu
aynı anda yapabilmenin yollarını arar. Çalıştığı
şirketin yöneticilerinin tavrı net olur: Ya Futbol ya
da iş.
Futbol mu iş mi?
Nick Pugliese için basit bir tercih olmadığının
altını çizmek gerekir. İki hafta bu konu hakkında
düşünür. 3000 dolarlık lüks daireli bol sıfırlı maaşlı
işinden kulübe ait yatak, masa ve raflardan oluşan
misafirhaneye geçip aylık 300 dolar kazanacağı bir
yaşama geçmek zorunda kalması bir yana bunu
New York’ta yaşayan ailesine de kabul ettirmek
zorundadır. Her şeyi göze alıp yine de “Futbol” der.
‘Belki çok kazanmıyordum ama buradaki yaşam
için bu para yeterlidir’ diyecek ve bu seçimin
altındaki asıl faktör ise ‘Sevdiğim işi yapıyorum’
olduğunu açıklayacaktır. Ailesi başta şok olur ve
oğullarınn anlattıklarının gerçekliğine inanmakta
güçlük çeker ama Nick Pugliese’nin kararlı tutumu
ve her gün telefonla iyi olduğunu bildirmesi
karşılığında onay verirler. Amerikalı Pugliese
için Afganistan’da korumasız ve gerçek yaşam
bu şekilde başlar. ‘Aslında yaşadığınız ülkenin
kültürüne saygı duyarak siyah çizgilerini dikkate
aldığınız takdirde çok da zor değildir’ diyecektir
yerli halkla yakın olmanın zorlukları var mıdır
sorusu karşılığında…
FC Ferozi Kâbil Süper Ligi’nde bir takım. Soyunma
odasından doktorlarına kadar her şeyi kusurludur,
pek çok şey eksiktir. Eğer çapraz bağları koparsa
kariyeri biter. Haftada 3 gün antrenman ve 300
dolar maaşla beraber Nick Pugliese yerel kıyafetler
giyerek gerçek Afganistan’ı da keşfe başlar. En
büyük korku kaçırılma tehlikesidir ve bu yüzden
aynı yolu iki kere kullanmadan günlük yaşamını
idame ettirir. Nereye gidecek olursa olsun günde
bir kez ailesini arayarak iyi olduğunu belirtirken
onlara daha çok Afganistan’da sanılanın aksine
her gün bombaların patlamadığı, arkadaşlarıyla
gezmelere gidebildiği yaşanabilecek bir yer
olduğunu anlatır. Arkadaşlarıyla yemek yapar,
beraber dışarı çıkarlar ve nihayetinde dilini
Afgan Kupası zaferinden sonra tüm FC Ferozi
takımı oyuncuları madalyalarıyla poz verirken.
Pugliese (ayakta soldan üçüncü) takım arkadaşları
ile kısa sürede kaynaştı.
Pugliese sosyal hayata da çabuk ayak uydurdu.
Arkadaşlarıyla Afganistan’da istediği yere gidiyor.
konuşamadığı ve kültürüne yabancı olduğu
ortamda futbol onu izole yaşamdan kurtaran araç
olur.
Sistem; 5 savunmacı, 5 hücumcu
14 takımlı Kâbil Ligi’nde FC Ferozi takımı 4-4-2
sistemi ile sahaya çıkar. Bu daha çok ‘Defansif
orta saha oynayan Nick Pugliese’ye göre işin
teorisidir. Ona göre burada futbol 5-5 sistemiyle
oynanmaktadır, 5 kişi savunma 5 kişi de hücum
eder bu takımda. O kulübün içerisinde bir
Amerikalı olarak kabul görmek ise diğer pek
çok takımda olduğu gibi tamamen sahada
göstereceği performansla ilintilidir. Kâbil Kupası’nı
kaldırdıkları gün ‘Beni aralarına kabul ettiler’
diyecektir Afganistan’ın ilk Amerikalı futbolcusu
NickPugliese. Takım arkadaşlarının da bulunduğu
Afganistan milli takımının kaldırdığı ilk uluslararası
kupa olan Güney Asya Şampiyonluğu sonrası ülke,
ilk defa bir bütün haline gelmiştir ona göre ve bunu
sadece futbol başarabilirdi diyecektir Afganistan’ın
ilk Amerikalı futbolcusu NickPugliese…
Pugliese, takımında 12 numaralı formayı giyiyor.
FC Ferozi’nin antrenmanları da keyifli geçiyor.
Takımda birlik havası hakim.
Kerem Akbaş
Ekonomi
HF115
KURDAN KALELER
Pek çoğumuz çocukluğumuzda en ufak bir dalga ile yıkılacak kumlardan kaleler inşa
etmişizdir. Beşiktaş yönetiminin de geçtiğimiz sezon ‘Feda’ diyerek inşa ettiği kaleler
kumdan olmasa da kurdan kalelermiş ki sezonun ilk 6 ayında zararın %20‘lik kısmı
kur farkından, %44’ü ise kur farkı ve finansman giderlerinden oluştu
Beşiktaş için sezon, ilk 4 hafta sahada harika
başlamış olsa da sonrasında hem sahada hem
de mali tablolarda tepe taklak oldu. Beşiktaş,
sezonun ilk 6 ayında 76,4 Milyon TL gelir elde
ederken dönem net zararı 59,7 Milyon TL oldu.
Geçtiğimiz sezonun ilk 6 ayı ile gelir 1,9 Milyon TL
azalırken, net zarar rakamı geçen sezona göre 20,4
Milyon TL’den 59,7 Milyon TL’ye ulaşmış durumda.
Aradaki 39,2 Milyon TL farkın en büyük sebebi
ise geçen sezon 40,6 Milyon TL olan futbolcu ve
teknik ekip ücretlerinin 61,8 Milyon TL’ye çıkması.
Beşiktaş’ın kur sıkıntısı tüm takımların sıkıntısı
aslında. Genel olarak tüm gelirler ve giderlerin
ana kısmı olan futbolcu ücretleri döviz cinsinden
de olsa TFF’den alınan yayın gelirlerinin TL olarak
ödenmesi sorunun temelindeki nokta.
Beşiktaş, sezonun ilk ayında geçen sezona göre
2 Milyon TL daha az gelir etti bunda seyircisiz
maçların etkisi büyük. Geçtiğimiz sezon 12,5
Milyon TL olan kombine ve bilet satış gelirleri bu
sezon 9,1 Milyon TL’ye düştü. Aradaki 3,5 Milyon TL
gelir kaybının sorumluları ise bugün neler yapıyor
acaba?
Lisanslı ürünün payı %22
Beşiktaş’ın gelirlerde aslan payını Süper Lig yayın
gelirleri alıyor. Süper Lig yayın gelirleri için 30,7
Milyon TL alan Beşiktaş’ın geçen sezon aynı
dönem için aldığı tutar ise 28,5 Milyon TL. Bu
sezon yayın gelirlerinden alınan paranın tüm gelir
içindeki payı %40. İkinci sırada ise lisanslı ürün
satışından sağlanan gelirler var. 17,21 Milyon TL
olan Lisanslı ürün gelirlerinin toplam pastadaki
payı ise %22.
Sponsorluk gelirlerinde geçtiğimiz sezona göre
bir düşüş söz konusuyken bu sene yapılan yeni
sponsorluk sözleşmelerinin önümüzdeki sezon bu
kalemdeki gelirlerde bir artış sağlayacağı olasılık
dahilinde. Geçen sezon bu dönemde 11,5 Milyon TL
olan sponsorluk gelirleri bu sezon 8,9 Milyon TL
seviyesine inmiş durumda.
Maaşlarda yükselme var
Giderler kısmında ise en can alıcı nokta futbolcu
ve teknik ekip ücretleri. Geçtiğimiz sezon 40,6
Milyon TL olan futbolcu ve teknik adam ödemeleri
bu sezon 61,8 Milyon TL’ye çıkmış durumda. Artış
%52. Bunun %10’luk kısmını kur ile açıklayabiliriz
ancak kalan kısmın açıklanacak pek bir yanı yok.
Geçen sezon Beşiktaş kazandığı her 100 TL’nin 52
TL’sini futbolculara öderken bu sezon kazandığı
her 100 TL’nin 80 TL’si futbolculara gidiyor.
Bu sezon Beşiktaş’ın toplam gelirinin
17,21 Milyon TL’si lisansli ürün satışından elde
edildi. Bu da toplam gelirin %22’si demek.
Borçlara baktığımızda, kredilerde sezon başında
111 Milyon TL olan borç miktarı 102,7 Milyon TL’ye
düşmüş durumda ancak kredilerin pek çoğunun
döviz cinsinden olduğu düşünülürse aslında düşüş
yabancı para bazında daha fazla.
Toplam borç artışı 49,8 milyon
Beşiktaş’ın ticari nitelikteki borçlarında ise
geçtiğimiz sezona göre 10,2 Milyon TL bir artış
söz konusu, buna diğer ticari borçlar ve dernekten
alınan borcu da eklediğimizde toplam borç artışı
49,8 Milyon TL’ye ulaşıyor.
Buna göre borçları özetlersek;
Galatasaray maçında sahaya giren taraftarlar
Beşiktaş’ın 4 maç ceza almasına sebep oldu.
Bu Kartal’a büyük zarar verdi.
Bu rakamların 20.01.2014 tarihinde KAP’a yapılan
bildirimden alındığını da belirtmek gerekiyor. Tüm
bu operasyonların sonunda kısaca bakarsak mali
tablolarda denetçilerin de belirttiği genel görüşü şu
şekilde. “30 Kasım 2013 tarihi itibariyle kısa vadeli
yükümlülükleri dönen varlıklarını 284.352.649
TL aşmış ve yine aynı tarih itibariyle sona eren
ara döneme ait net dönem zararı 59.667.118 TL,
geçmiş yıllar zararları ise 461.762.738 TL olarak
gerçekleşmiştir. Şirketin toplam öz kaynakları
negatife dönmüş olup 279.508.076 TL’dir. Bu
durum, şirketin devamlılığını sürdürebilme
kabiliyetine ilişkin önemli ölçüde belirsizliğin
bulunduğunun göstergesi olabilir ve bu nedenle
bu şartlar altında varlıklarını taşıdığı değerlerden
nakde dönüştüremeyebilir ve yükümlülüklerini
yerine getiremeyebilir.”
AŞ’nin derneğe olan borcu arttı
Beşiktaş’ta öz sermayenin geldiği nokta negatif
279,5 Milyon TL’ye ulaşmış durumda. Bu bakımdan
gelecek dönemde bir sermaye artışına göz kırpıyor
şirket.
Sezonun ilk 6 ayında alınan futbolcuların nakit akış
tablosuna etkisi 37,5 Milyon TL olarak yansımış
ve neredeyse tamamen dernekten sağlanan
37,8 Milyon TL nakit ile karşılanmış görünüyor.
Böylelikle AŞ’nin derneğe borcu 58,7 Milyon TL’ye
ulaşmış durumda ve bu tutar AŞ’ye nakden girdiği
için olası bir sermaye artırımında kısmen ya da
tamamen mahsup edilerek kullanılabilir.
Beşiktaş’ın stadyuma bir an önce ihtiyacı var.
Hemen ardından ise Avrupa’da sürekli boy
göstermek finansal anlamda önemli bir hamle
olacak. Yeni stadın gelirlerinin yapılan protokol ile 3
yıl boyunca dernekte olacağı söylentileri dolanıyor
ancak bununla ilgili kulüpten herhangi bir resmi
açıklama gelmedi.
Beşiktaş için şimdilik çıkar yok bir maden işçisi
gibi derinlere inip cevherler bulmak ve bunları
sahaya sürmek. Beşiktaş’ın en önemli futbolcu
olarak görünen Fernandes ’in sezon sonunda
bedelsiz takımdan ayrılacağı dedikoduları
ayyuka çıkmışken, yapılması gerekenin de
aslında tam olarak bu olduğu daha fazla ortaya
çıkıyor. Beşiktaş’ı sezonun geri kalanında
sponsorluk anlaşmalarına devam etmesi şu anda
yapılabilecek en akıllıca hamlelerden biri olur.
Beşiktaş, İnönü Stadyumu inşaatını en kısa sürede bitirmek için büyük çaba harcıyor.
Spor Hukuku
Av. Halil İbrahim Çelik
HF115
6222 VE iŞLEYiŞi
Hayatımıza kısa bir süre önce giren 6222 sayılı kanun, yani diğer bir ifadeyle Sporda
Şiddet ve Düzensizliğin önlenmesi yasasının getirisi olan “Seyirden Men” nedir?
Bu cezayı alan ne yapmalı? Bugüne kadar kaç kişi bunla karşı karşıya kaldı? Siyasi
slogan da suç mu? Tüm bunları Avukat Halil İbrahim Çelik sizler için derledi
Hayatımıza kısa bir süre önce giren 6222 sayılı
kanun, yani diğer bir ifadeyle Sporda Şiddet ve
Düzensizliğin önlenmesi yasasının getirisi olan
“Seyirden Men” nedir? Bu cezayı alan ne yapmalı?
Bugüne kadar kaç kişi bu durumla karşı karşıya
kaldı? Siyasi slogan da suç mu? Tüm bunları
Avukat Halil İbrahim Çelik sizler için derledi
6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin
Önlenmesi hakkındaki kanun ile spor hayatımıza
giren önemli unsurlardan biri de “Seyirden Men
Cezası”dır. Seyirden yasaklanma bir kişinin
spor müsabakalarını, antrenmanları izlemek
amacıyla spor alanlarına girişinin yasaklanması
olarak tanımlanabilir. Bu kanun sadece futbol
müsabakalarında meydana gelen olaylarla ilgili
değildir. Bütün spor müsabakalarının öncesinde,
esnasında veya sonrasında, taraftarların gruplar
halinde bulundukları yerler ile müsabakaya
gidiş ve geliş güzergâhlarında olabilecek olayları
kapsamaktadır. Bu hususu örneklendirmemiz
gerekirse taraftarların maç öncesinde buluşma
yerlerinde meydana gelecek olaylarda dahi
bu kanun hükümlerince belirlenen yaptırımlar
uygulanabilmektedir.
Başka kanuna da gönderme
yapılabilir
Seyirden Men Cezası 6222 Sayılı Kanun’da
öngörülen suçlardan kaynaklı verilebileceği gibi
kanunun yollama yaptığı diğer suçlardan dolayı
başlatılan soruşturmalar neticesinde de verilebilir.
Örneğin kişinin spor alanlarına ruhsatlı dahi
olsa ateşli silah ve kesici – delici alet sokması
yasaklanmıştır. Buna aykırı hareket eden kişiler
hakkında 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar
ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümleri
gereğince soruşturma başlatılır ayrıca bu maddeye
muhalefet eden kimseye seyirden men cezası
verilir.
Seyirden men nasıl verilir?
Doğrudan 6222 Sayılı kanunda belirtilen suçları
işleyen kişiler hakkında derhal seyirden men
cezası uygulanır. Kanuna belirtilen suçlara
değinirsek; Spor alanlarına bulundurulması yasak
olmamakla birlikte kesici, ezici ve delici alet
sokmak, uyuşturucu veya uyarı madde ile alkollü
içecek sokmak, hakaret içeren tezahüratlarda
bulunmak, biletsiz olarak izlemek amacıyla stada
girmeye çalışmak, stat içerisinde seyirci girişine
yasaklanmış bölümlere girmek, spor alanlarında
taşkınlık yapmak bu doğrultuda sayılabilir.
Ayrıca taraftar gruplarının spor alanları dışında
yaralama, hakaret içeren tezahürat ve mala zarar
verme suçunu işlemeleri halinde de seyirden men
cezasına derhal hükmedilir. Mahkeme tarafından
bu ceza kaldırılmadıkça veya yapılan yargılama
neticesinde kişi beraat etmedikçe koruma tedbiri
olarak bu yasağın uygulanmasına devam edilir.
Bu yasanın ilk yargılananları 2011 yılındaki bir
Beşiktaş maçından önce olay çıkaran Bursaspor
taraftarları oldu.
Kişinin alkollü veya uyuşturucu madde etkisi
altında olduğu saptanırsa stada alınmaz. Bu
rağmen kişi stada girmeye çalışırsa veya dışarı
çıkmamakta ısrar ederse hakkında seyirden men
cezasına hükmolunur.
Seyirden men cezasının verilme usulünü
açıklarsak; Kişi spor alanları içerisinde bu kanunda
veya yollama yapılan diğer kanunlarda yazılı
suçlardan birini işlerse cumhuriyet savcısının sözlü
veya yazılı talebi üzerine kolluk (polis) tarafından
soruşturma başlatılır. Soruşturma devam ederken
kişi hakkında spordan men tedbirine hükmedilir
ve bu doğrultuda bir form düzenlenerek spor
güvenlik birimine gönderilir. Daha açık konuşacak
olursak taraftarların müsabaka alanlarında veya
Taraftarlar her zaman taşkınlık için sahaya
girmiyor. Zaman zaman da kazanılan bir kupanın
coşkusu için çimlere koşuyor.
çevrelerinde veya taraftar buluşma yerlerinde
şiddet veya hakaret içerikli bütün hareketlerinden
dolayı doğrudan doğruya seyirden men cezasına
hükmedilir. Kişi hakkında dava açılırsa ve bu
tedbir mahkeme tarafından kaldırılmadığı
müddetçe devam eder. Burada süresiz bir cezadan
bahsedilemez. Cezanın süresi 1 yıldır. Kişi hakkında
erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
veya para cezası verilse dahi seyirden men cezası
devam eder. Seyirden men cezasını kaldıracak tek
şey ilgili suçtan dolayı kişinin beraat etmesidir.
Men cezası alan maç vakti karakola
gitmek zorundadır
Seyirden men cezasının uygulanmasını açıklayacak
olursak kişi men cezası aldığı müsabakanın
tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın maçlarının
olduğu gün maç saatinde ve maçtan 1 saat sonra
ilgili kolluk merkezine başvurmak zorundadır.
Başvurulmaması halinde kişi hakkında 25 günden
az olmamak üzere adli para cezasına hükmedilir.
Ayrıca seyirden men cezası alan kişi bu ceza
süresince spor kulüplerinde, federasyonlarda
görev alamaz ve statlara ne isimle olursa olsun
giremez. Seyirden men cezalarının tam anlamıyla
uygulanabilmesi için bir elektronik bilgi bankasının
kurulması kararlaştırılmıştır. Bu elektronik
bilgi bankasında seyirden men cezası almış
taraftarların fotoğraflı olarak kayıtları tutulur ve
takibi yapılır. Spor kulüplerinin de erişimine açık
tutulmuştur.
5000’den fazla kişi ceza aldı
Seyirden men cezası bir futbolsevere verilebilecek
en büyük cezalardan biridir. Ancak kanun
koyucular bunun futbolseverler için ehemmiyetini
göz ardı ederek seyirden men cezasına sıklıkla
başvurmaktadırlar. 6222 Sayılı Yasa yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren 5000 den fazla
futbolsevere seyirden men cezası verilmiştir.
Seyirden men cezası sadece futbol maçlarını değil
aynı zamanda antrenmanları da kapsamaktadır.
Ancak seyirden men cezası alan takım
Kasımpaşa-Beşiktaş maçında sahaya giren
bu şahıs, Manuel Fernandes’e saldırmıştı.
taraftarlarının antrenmanlara girişlerinin ne
şekilde denetleneceği konusu hala havadadır.
Siyasi slogan suç değildir
Son dönemde sıklıkla karşılaştığımız sorulardan
biri de taraftarların siyasi slogan atmalarının cezai
bir karşılığı bulunup bulunmadığıdır. 6222 Sayılı
Kanunda siyasi slogan atmakla ilgili bir hüküm
bulunmamaktadır. Bu nedenle hakaret içermediği
müddetçe taraftarların siyasi slogan atmalarında,
pankart açmalarında herhangi bir problem
bulunmamaktadır. Kolluk görevlilerinin hakaret
içermeyen pankartlara ve sloganlara müdahalesi
yasal dayanaktan yoksundur.
Download

HF115 - Hayatım Futbol