ISSN 2147-1673
ASIA MINOR STUDIES
(INTERNATIONAL JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES)
RAUF DENKTAŞ ÖZEL SAYISI
(Rauf Denktaş Special Issue)
Cilt/ Volume: 2
Sayı / Issue: Rauf Denktaş Özel Sayısı / Rauf Denktaş Special Issue
Mayıs / May 2014
www.asiaminorstudies.com
ISSN 2147-1673
ASIA MINOR STUDIES
(Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi)
Ocak ve Temmuz olmak üzere yılda iki kez yayınlanır
Cilt/ Volume: 2
Sayı / Issue: Rauf Denktaş Özel Sayısı / Rauf Denktaş Special Issue
Mayıs / May 2014
KİLİS 2014
Tarandığı İndeksler ve Veri Tabanları
Indexes &Databases
http://www.ebscohost.com/
Index Copernicus International (ICI)
http://journals.indexcopernicus.com
Directory of Research Journals Indexing
http://www.drji.org
Central and Eastern European Online
Library (CEEOL)
http://www.ceeol.com/
Academia Sosyal Bilimler İndeksi (ASOS)
http://asosindex.com/journal
Akademik Türk Dergileri İndeksi
http://www.akademikdizin.com/
Bilimsel Yayın İndeksi
http://www.arastirmax.com/
ASIA MINOR STUDIES
ISSN 2147-1673
Sahibi / Publisher
Danışma Kurulu / Advisory Board
Yrd. Doç. Dr. Serhat KUZUCU
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali YILDIRIM
Prof. Dr. Mehmet ALPARGU
(Sakarya Üniversitesi)
Editör / Editor
Prof. Dr. Ali ARSLAN
(İstanbul Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Serhat KUZUCU
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali YILDIRIM
Prof. Dr. Enver ÇAKAR
(Fırat Üniversitesi)
Misafir Editör/ Sojourner Editor
Doç. Dr. Mehmet EROL
Yayın Kurulu / Editorial Board
Doç. Dr. Metin AKİS
Doç. Dr. Mehmet EROL
Yrd. Doç. Dr. Murat FİDAN
Yrd. Doç. Dr. Ramazan Erhan GÜLLÜ
Yrd. Doç. Dr. Mehmet SOĞUKÖMEROĞLULARI
Dil Danışmanı / Language Advisory
Yrd. Doç. Dr. İsmail PEHLİVAN (Rusça)
Abdil Celal YAŞAMALI (İngilizce)
Emrah PAKSOY (İngilizce)
Tuğba BİLVEREN (Türkçe)
Muhammet HÜKÜM (Türkçe)
Yayın Sekreteri ( Secretary)
Ramazan ÇELEM
Armağan ZÖHRE
Prof. Dr. Nurullah ÇETİN
(Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Cihat GÖKTEPE
(Uluslararası Antalya Üniversitesi)
Prof. Dr. Nurettin DEMİR
( Başkent Üniversitesi)
Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK
(Fırat Üniversitesi)
Prof. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU
(Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Mustafa TURAN
(Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Vygantas VAREİKİES
(Klaipeda University-Litvanya)
Doç. Dr. Ruhi ERSOY
(Gazi Üniversitesi)
Adres / Address
Kilis 7 Aralık Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
79100 Kilis / TÜRKİYE (TURKEY)
Tel: 0533 493 88 11-0505 664 24 12
Fax: +90 (0348) 822 23 51
E-mail: [email protected]
Web: www. asiaminorstudies.com
Yasal Sorumluluk/ Legal Responsibility
Yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.
The authors are responsible for the contents of their papers.
Bu Sayının Hakemleri / Referees of This Issue
Prof. Dr. Süleyman BEYOĞLU
(Marmara Üniversitesi)
Prof. Dr. Mustafa EKİNCİKLİ
(Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Mehmet TEMEL
( Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)
Doç. Dr. Halil Altay GÖDE
(Süleyman Demirel Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Ali GÜRSEL
( Kilis 7 Aralık Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Fettah KUZU
(Gaziantep Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. İsmail PEHLİVAN
( Kilis 7 Aralık Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Celal PEKDOĞAN
(Gaziantep Üniversitesi)
( Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Mehmet
SOĞUKÖMEROĞLULARI
(Gaziantep Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Hamza ALTIN
( Kilis 7 Aralık Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre TANSU
(Gaziantep Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman BOZKURT
(İstanbul Üniversitesi)
( Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)
Doç. Dr. Erdoğan KELEŞ
Yrd. Doç. Dr. Ramazan Erhan GÜLLÜ
(İstanbul Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Murat FİDAN
(Kilis 7 Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Muhammed YAZICI
Yrd. Doç. Dr. Bülent YILDIRIM
(Trakya Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Arif YILMAZ
(Uşak Üniversitesi)
EDİTÖRLERDEN
Asia Minor Studies dergisi olarak her sene Mayıs ayında Türk
tarihine, siyasetine, bilimine ve sanatına önemli hizmetleri bulunmuş başta
devlet adamı olmak üzere fikir ve bilim insanlarımıza hitaben çıkardığımız
özel sayımızın birini daha tamamlamış bulunmaktayız. Bu özel sayımızı
Türk milletine önemli hizmetleri bulunmuş Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Eski Cumhurbaşkanı Rahmetli Rauf Denktaş Özel sayısı
olarak yayına hazırladık.
Bu sayımızda sekiz makale ve anı türünde bir değerlendirme
yazısı yer almaktadır. Bu çalışmalarda başta rahmetli Rauf Denktaş’ın
şahsiyeti, devlet adamlığı olmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
tarihi ve kültürü ile ilgili önemli bilgi ve veriler ortaya konmaktadır. Bu
sayımızın misafir editörlüğünü ise Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Türk Dili ve
Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet EROL üstlenmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Serhat KUZUCU
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali YILDIRIM
Misafir Editörümüzden
Asia Minor Studies Dergisi bu özel sayısını Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin kurucusu merhum Rauf Raif Denktaş’a ithaf etmiştir.
Bütün ömrünü Kıbrıs Türklerinin davasına vakfeden Sayın Denktaş için bu
sayının çıkarılması, bu mücadele abidesinin unutulmaması ve
unutturulmaması adına anlamlıdır. Kıbrıs davasını üstlenenler ve bu
davanın Kıbrıs Türklüğü lehine sonuçlanmasını dileyenlere Sayın
Denktaş’ın tecrübeleri daima bir rehber olacaktır.
Sayın Rauf Raif Denktaş aramızdan ayrılalı iki yıl oldu. Sürdüğü
seksen sekiz yıllık ömür Kıbrıs Türklerinin var olma mücadelesinden ayrı
düşünülemez. Mücadelenin her aşamasında ve her biçiminde O’nu mutlaka
görürüz. Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu başkanlığı (1957-1960)
döneminde EOKA örgütünün faaliyetlerine karşı Ada’daki Türklerin birlikberaberliğini sağlayıcı faaliyetlerde bulunmuş, 1957’de Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunda ve mücahitler listesinin birinci sırasında
yer almış, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da Türk Cemaat Meclisi
Başkanlığı (1960) görevini üstlenmiştir. Bir süre Türkiye’de sürgün hayatı
yaşayan (Ekim 1967-Nisan 1968) Sayın Denktaş, Ada’da ilan edilen Geçici
Türk Yönetimi’nde Dr. Fazıl Küçük’ün başkan yardımcılığına (1968)
getirilmiş, 1973’teki seçimlerde ise cumhurbaşkanı muavinliğine ve Türk
Yönetimi başkanlığına seçilmiştir.
1974 yılında yaşanan iktidar değişikliğiyle Kıbrıs’ın Yunanistan’a
ilhak edileceğinin ilan edilmesi üzerine Türkiye aynı yılın Temmuz ayında
Ada’ya bir barış harekâtı düzenlemiş, bunun sonucunda da Kıbrıs’ın
kuzeyinde Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
bir parçası olarak kurulan bu yeni devletin devlet başkanlığını 1975-1983
yılları arasında Sayın Denktaş yürütmüştür. 1983’e gelindiğinde ise Kıbrıs
Türk halkının yaşadığı tecrübeler ve mücadeleler neticesinde Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu yeni bağımsız Türk Cumhuriyeti’nde
de Sayın Denktaş art arda dört kez Cumhurbaşkanlığı’na seçilerek yirmi iki
yıl bu görevde bulunmuştur (1983-2005).
Sayın Denktaş’ın kısaca özetlenen siyasi hayatı aynı zamanda
Kıbrıs’ın yakın tarihinin de bir özetidir. Ancak Sayın Denktaş’ın hayatı
sadece bunlardan ibaret değildir. Aynı zamanda bir hukuk adamı, gazeteci,
yazar ve şairdir de… Davasına bu yönleriyle de büyük hizmetlerde
bulunmuştur. Çoğunluğunda Kıbrıs davasını anlattığı elliden fazla kitap ve
çok sayıda makale kaleme almıştır.
Asia Minor Studies Dergisi’nin 2014 Rauf Denktaş Özel
Sayısında yer alan yazılar O’nun çeşitli yönlerine ışık tutacaktır. Bu
çalışmaların Sayın Denktaş’ın davasını anlamamızda gelecek günlere ışık
tutması dileğiyle…
Doç. Dr. Mehmet EROL
İÇİNDEKİLER
Ulvi KESER / Barış ÖZDAL
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş/ Nacak Journal
in 1955–1963 Process And Rauf R. Denktaş ……………………………...1
İbrahim ARSLAN
Rauf Denktaşın Şiir Dünyası/ Rauf Denktas World Of Poetry….………..37
Ayşe AYDIN / Başak TUNCAY
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri/ Rauf
Denktas’ Activities in Turkish Resistance Organisation ............................50
Ulvi KESER/ Barış ÖZDAL
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş/Underground Activities
in Cyprus and Rauf Raif Denktaş ………………………………………..63
Haluk ÖLÇEKÇİ
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri /Tmt’s Toros and Codes of
the Resistance in Cyprus ............................................................................97
Emin ONUŞ
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı/ The Novel Named Kritimu-Giritim Benim of Saba
Altinsay, in the Context of Crete and Turkish Cypriots………………..110
Ulvi KESER / Barış ÖZDAL
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş/Federation of Turkish Cypriots Associations and Rauf
Raif Denktaş in the History of Turkish Cypriot Struggle..........................128
İbrahim KAMİL / Ümran GÜNEŞ
Megali İdea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974)/Cyprus: From Megali
Idea To Enosis (1814-1974) …………………………………………….165
Değerlendirme/Anı
Harid FEDAİ
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kuruluşuna Sayın Rauf Raif Denktaş’ın
Katkıları ……………………………………………..………………….215
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
1955–1963 SÜRECİNDE NACAK GAZETESİ VE RAUF R.
DENKTAŞ
Nacak Journal in 1955–1963 Process And Rauf R. Denktaş
Ulvi KESER
Barış ÖZDAL
Özet
Grivas yönetimindeki Ethniki Organosis Kyprion Agoniston
(EOKA)’nın 1 Nisan 1955 tarihinde faaliyete geçmesiyle beraber Türk
gazetelerinin Kıbrıs’ta dağıtımına yasaklama getirilmiştir. Bu nedenle
Kıbrıs Türk gazeteleri Lefkoşa dışına çıkamamış, baskı sayıları düşmüş ve
Kıbrıs Türklerinin EOKA karşısında verdiği mücadeleye gazeteler zor
şartlar altında destek olabilmiştir. 1955 yılı sonrası Kıbrıslı Türklerin
durumunu dünya kamuoyuna duyuran gazeteler arasında Halkın Sesi,
Bozkurt, Hürsöz, Nacak, Cumhuriyet, Akın, Devrim, Zafer, Savaş ve
Nizam gazeteleri başta gelmektedir.
Bu dönemde Kıbrıs Türk basın tarihinin en önemli dönüm noktası
ise Nacak Gazetesi’nin yayın hayatına başlamasıdır. Zira Nacak
Gazetesi’nden önce KTFK ve Kıbrıslı Türklerin faaliyetleri konusunda
toplumu aydınlatmak ve haberdar etmek için kullanılan yol genellikle
KTKF tarafından yayımlanan faaliyet raporları veya bilgi bültenleridir. Bu
bağlamda çalışmamızda Kıbrıslı Rumların EOKA vasıtasıyla Akritas
Planı’nı uygulamaya koydukları 1955-1963 dönemindeki olaylara ve
Kıbrıslı Türklerin mücadelesinde önemli görevler üstlenen Rauf Raif
Denktaş’ın faaliyetlerine Nacak Gazetesi üzerinden kesitsel bir bakış
sunma amaçlanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Rauf Raif Denktaş, Nacak Gazetesi,
TMT, EOKA.
Abstract
Turkish journals in Cyprus were prohibited to distribute after
Ethniki Organosis Kyprion Agoniston (EOKA) ruled by Grivas had come
into operation in 1 November 1955. Therefore Turkish journals in Cyprus
could not be distributed in except Nicosia, daily circulations of Turkish
journals were decreased and Turkish journals backed up to struggle of

Prof. Dr. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Avrupa Birliği İlişkileri Bölüm Başkanı,
Akdeniz ve Kıbrıs Araştırmaları (UKÜ-AKKA) Merkezi Müdürü,
[email protected]

Doç. Dr. Uludağ Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyasi Tarih
ABD., [email protected]
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Turkish Cypriots against EOKA under difficult conditions. Halkın
Sesi, Bozkurt, Hürsöz, Nacak, Cumhuriyet, Akın, Devrim, Zafer, Savaş
and Nizam were the leading journals anouncing the situation of Turkish
Cypriots to world public opinion after 1955.
The most important turning point of history of Turkish Cyprus press
was the begining of Nacak journal’s printing in this era. Yet annual reports
or information bulletins printed by KTFK were the general way of
informing society about activities of KTFK and Turkish Cypriots before
printing the Nacak journal. In this context aim of this work is to present
cross sectional point of view about events in 1955-1963 era that Greeks in
Cyprus attempted to practice Akritas Plan via EOKA and activities of Rauf
Raif Denktaş who took on this task and initiatives in struggle of Turkish
Cypriots via Nacak journal.
Key Words: Cyprus, Rauf Raif Denktaş, Nacak Journal, TMT,
EOKA
Giriş
Kıbrıs Türk gazeteleri özellikle 1955 yılına kadar ada sathında
Braktorya isimli bir Rum dağıtım şirketi vasıtasıyla okuyucularına
ulaşmıştır. Grivas yönetimindeki Ethniki Organosis Kyprion Agoniston
(EOKA)’nın 1 Nisan 1955 tarihinde faaliyete geçmesiyle beraber Türk
gazetelerinin Kıbrıs’ta dağıtımına yasaklama getirilmiştir. Bu nedenle
Kıbrıs Türk gazeteleri Lefkoşa dışına çıkamamış, baskı sayıları düşmüş ve
Kıbrıs Türklerinin EOKA karşısında verdiği mücadeleye gazeteler zor
şartlar altında destek olabilmiştir. 1955 yılı sonrası Kıbrıslı Türklerin
durumunu dünya kamuoyuna duyuran gazeteler arasında Halkın Sesi,
Bozkurt, Hürsöz, Nacak, Cumhuriyet, Akın, Devrim, Zafer, Savaş ve
Nizam gazeteleri başta gelmektedir.
Bu dönemde Kıbrıs Türk basın tarihinin en önemli dönüm noktası
ise Nacak Gazetesi’nin yayın hayatına başlamasıdır. Zira Nacak
Gazetesi’nden önce KTFK ve Kıbrıslı Türklerin faaliyetleri konusunda
toplumu aydınlatmak ve haberdar etmek için kullanılan yol genellikle
KTKF tarafından yayımlanan faaliyet raporları veya bilgi bültenleridir. Bu
bağlamda çalışmamızda Kıbrıslı Rumların EOKA vasıtasıyla Akritas
Planı’nı uygulamaya koydukları 1955-1963 dönemindeki olaylara ve
Kıbrıslı Türklerin mücadelesinde önemli görevler üstlenen Rauf Raif
Denktaş’ın faaliyetlerine Nacak Gazetesi üzerinden kesitsel bir bakış
sunma amaçlanmaktadır. Çalışmanın hazırlanması safhasında özellikle
Kıbrıs Türk basınından istifade edilmiş, özellikle dönemin Kıbrıs Türk
gazetelerinin olaylara bakış açıları ön plana çıkartılmıştır. Araştırmanın
tamamlanması aşamasında Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (Ankara),
Kıbrıs Türk Milli Arşivi (KKTC), Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu
(KTKF) Arşivi (KKTC), İngiliz Dışişleri Bakanlığı Arşivi
2
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
(Londra/İngiltere), Halkın Sesi Gazetesi Arşivi (KKTC) başta olmak üzere
farklı kaynaklardan ve sözlü tarih çalışmasından istifade edilmiştir.
Kıbrıs Adasında 1958 Öncesi Durum
Coğrafi, fiziki, kültürel, folklorik değerler göz önüne alındığında
Kıbrıs’ın Anadolu’nun bir parçası olduğu görülmektedir.1 Fakat adanın
1878’de İngiltere’ye kiralanması sonrasında 2 kültürel ve coğrafi bağ göz
ardı edilmiş hem Yunanlılar hem de Enosis taraftarı Kıbrıslı Rumlar
İngilizleri de adadan atmanın yollarını aramaya başlamışlardır.3 Kıbrıslı
Türkler ise “Bir gün gelecekler özlemiyle Mustafa Kemal’in askerlerini
bekleyeceklerdir” 4 Adada Enosis doğrultusunda ilk ciddi Rum
ayaklanması 21 Ekim 1931’de5 gerçekleşmiş ve Rumlar İngiliz idaresine
karşı isyan başlatmışlardır.6 Bunun sonucunda Anayasa, Yasama Meclisi,
Belediye seçimleri, siyasî partiler askıya alınmış, basına sansür
uygulanmış, eğitim üzerinde sıkı bir denetleme başlamıştır. Ancak bu
politikaların arkasında İngiliz idaresinin özellikle Kıbrıslı Türkleri
sindirmeye yönelik olarak planlı bir girişimi söz konusu olmuştur. 7 Bu
olaydan 16 yıl sonra, Yunanistan, 27 Şubat 1947’de aldığı bir kararla “
Yunanistan’ın Kıbrıs’la Birleşmesi” gerektiğini kabul ve ilan etmiştir.
Michael Mouskos’un 1948’de Kition Piskoposu olarak adaya dönmesiyle
yeni bir dönem başlamıştır. 8 21 Kasım 1949 tarihinde Birleşmiş Milletler’e
(BM) müracaat eden Yunanistan, “Anavatan Yunanistan’la birleşmek için
self-determinasyon hakkının tanınmasını” talep etmiş9, adada 15 Ocak
1950 tarihinde plebisit yapmış10 ve seçimden ilhak sonucu çıkmıştır.
Plebisit ve akabinde Kıbrıs Rumlarının ayaklanma girişimlerinin
sonucunda yaşanan gerginlikler, Kıbrıs meselesinin fiili olarak 1950
yılından itibaren ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 11 Ayrıca Yunanistan 16
1
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA). 030.01.64.394.7.
Achille Emilianides, Histoire De Chyprus, Presses Universitaires de France , Paris,
1963, s. 93.
3
Pierre Oberling, The Road To Bellapais, Columbia University Press, New York,
1982, s. 12.
4
Rauf R. Denktaş’tan aktaran Erten Kasımoğlu, Eski Günler Eski Defterler,
Lefkoşa, 1986, s. 14
5
Şükrü S. Gürel, Kıbrıs Tarihi 1878-1960, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1984, s. 169
6
Oberling, op.cit., ss. 27-29.
7
TMT’nin Limasol kadrosundan merhum Macit Aydınova ile 13 Temmuz 2003
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
8
Clement Dodd, Storm Clouds Over Cyprus, The Eothen Press, Cambridgeshire,
2002, s. 9
9
Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs Tarihi İngiliz Dönemi (1878-1960), Cyrep yay.,
Lefkoşa, Eylül 1997, s. 115
10
Suat Bilge, Le Conflit De Chypre Et Les Cypriotes Turcs, Ankara Üniversitesi
Yayınları, Ankara, 1961, s. 31.
11
Oberling, op. cit. , s. 3.
2
3
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Ağustos 1954 tarihinde12 “halkların eşit hakları ve self-determinasyon
ilkesinin Birleşmiş Milletlerin himayesi altında Kıbrıs halkına
uygulanması” talebiyle BM’ye müracaat etmiş13 ancak bu teklif
reddedilmiştir.14 Akabinde adada Rum tedhiş faaliyetlerinin artmasıyla 19
Aralık 1954 tarihinden itibaren umumi yerlerde beşten fazla insanın bir
araya gelmesi yasaklanmıştır.15 Ancak özellikle Makarios’un adadaki
kışkırtıcı tutumu hızlanarak devam etmiş ve bu durum ada sathında büyük
rahatsızlıklara yol açmıştır.16 Böylece Yunanistan ile Kıbrıs Rum tarafı
amaçlarını silah yoluyla gerçekleştirebileceğini düşünmüş ve bir yeraltı
örgütü kurma yoluna gitmişlerdir. Daha önce ‘öldürmeyi bilmeyen’17
PEON gençlik teşkilatını kuran Grivas18 böylece ‘öldürmek’19 üzere
EOKA’yı oluşturmuştur.20 Hemen akabinde 1 Nisan 1955 gecesi Kıbrıs’ta
şiddet eylemleri gerçekleşmiş21, işyerleri, askerî kışlalar, İngilizlere ait
yerler havaya uçurulmuştur.22 Olup bitenleri henüz kavrayamayan
İngilizler gerçekleşen şiddet olaylarını şaşkınlıklar karşılamışlardır. 23
Ancak Türk tarafında bu faaliyetlerle ilgili hareketler başlamıştır. 1 Nisan
1955 tarihinde başlayan ve artarak şiddetlenen olaylar karşısında Kıbrıslı
Türkler de tamamen nefsi müdafaaya yönelik olarak Karaçete, Volkan, 9
Eylül, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) gibi oluşumlarda yer almışlardır.
1955 yılından itibaren Türk mukavemet hareketlerinde görev yapan
Türkleri tespit etmeye çalışan İngiliz polisi Volkan mensubu olan, daha
sonra TMT ile bağı olduğunu tahmin ettiği ve isimlerini tespit ettiği 60
civarında Kıbrıslı Türk’ü “Fevkalade Ahval” yasasıyla tutuklamıştır. Bu
Kıbrıslı Türklerle ilgili en fazla tepki gösteren yayın Nacak Gazetesi
olmuştur. TMT mensubu oldukları iddiasıyla İngiliz idaresi tarafından
12
Basın Yayın Genel Müdürlüğü (BYGM), Olayların Takvimi, “Kıbrıs Meselesi”,
Ankara, Ağustos 1954, No. 249, s. 99.
13
Emilianides, op.cit., p. 111. Ayrıca bu konuda detaylı bilgi için bkz. Sevin
Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul Üniversitesi
Yayınları, İstanbul, 1977, s. 55.
14
Halük Bayülken, Cyprus Question and The United Nations, Ankara, 1983, p. 5.
Ayrıca bu konuda detaylı bilgi için bkz. BasınYayın Genel Müdürlüğü, Olayların
Takvimi, “Kıbrıs Meselesi”, Ankara, Ağustos 1954, No. 49, s. 179.
15
BYGM, op. cit., s. 105.
16
Rauf R. Denktaş, Hatıralar-Toplayış, 10. Cilt, İstanbul, Aralık 2000, s. 109.
17
Dünya, 2 Haziran 1958.
18
Daha sonra adadan ayrılıp Yunanistan’a dönmek zorunda kalan Grivas’a emekli
Albay olmasına rağmen Yunan hükümeti tarafından Korgenerallik rütbesi
verilecektir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. BCA.030.01.64.394.29
19
Dünya, 2 Haziran 1958.
20
Robert Stephens, Cyprus-A Place Of Arms, Pall Mall Press, Londra, 1966, p. 140,
Charles Foley, Guerrilla Warfare and EOKA Struggle: General Grivas, Longman
Press., Londra, 1964, s. 109
21
Stephens, op.cit., s. 141.
22
Emilianides, op.cit., s. 113
23
O dönemde polis olarak görev yapan ve II. Dünya Savaşı döneminde İngiliz
ordusunda katırcı olarak görev alan Ali Tilki ile 10 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
4
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
tutuklanan Kıbrıslı Türklerin kamplarda ve hapishanelerde en çok şikayet
ettikleri noktaların başında ise sağlıksız yiyecekler gelmektedir.
Yemeklerin kötü olmasının yanı sıra yetersiz olması, buna mukabil
İngilizlerin hapishaneye dışarıdan yiyecek gönderilmesine de müsaade
etmemesi huzursuzlukları iyice arttırmıştır. Bu konuyla ilgili olarak başta
KTKF Başkanı Rauf R. Denktaş olmak üzere Federasyon yetkilileri,
hapishane yetkilileri, Kıbrıs Valisi ve diğer askeri yetkilileri ziyaret
etmişler ve bu şikâyetlere çözüm bulmaya gayret göstermişlerdir. Bu arada
Kıbrıslı Türklerin tutuklanmaları sadece Kıbrıs’ta değil Türkiye’de de
geniş yankı bulmuş, Türk basını bu olaya geniş yer vermiştir. Ancak bazı
gazeteler tutuklananları Volkan üyeleri olarak bildirmiş bir kısmı da TMT
mensupları olarak halka duyurmuştur.24 İngiliz askeri inzibatları tarafından
tutuklanan bu Türkler önce Lefkoşa’da Metaksas Meydanı’nda bulunan
Posta Dairesi’nin bodrum katında depo olarak kullanılan bir odaya
alınmışlardır. Daha sonra sayının artmasıyla beraber Kolokoş bölgesinde 25
bulunan Wayne’s Keep26 isimli tutukevine nakledilmişler27 ve serbest
bırakılacakları güne kadar da burada tutulmuşlardır. Bu hapishane burada
bulunan insanlara tam bir cehennem hayatı yaşatmaya başlamış ve bu
durum bütün Kıbrıs Türk toplumunun da tepkisini çekmiştir. 28
Kıbrıs Türk Basını ve Mücadele Tarihi
Kıbrıs Türk basını mercek altına alındığı zaman görülecektir ki
adada yayınlanan Türk gazeteleri yayımcılarının, yayınevi sahiplerinin
kişisel ihtirasları ve gazetecilik heveslerini karşılamak maksadıyla
yayınlanmamaktadır. 1891 yılında yayın hayatına başlayan ilk Türk
gazetesi Zaman’dan itibaren Kıbrıs Türk gazeteleri ve izledikleri yayın
politikaları incelendiğinde tek bir gayeye hizmet etmek üzere
hazırlandıkları açıkça görülebilir. Bu gaye Kıbrıs Türk’ünün sesini ve
varlığını bütün dünyaya duyurmak, onların haklarını ve çıkarlarını
savunmak, adanın Yunanistan’a ilhak edilmesine karşı çıkmak ve Mustafa
Kemal Atatürk’ün ifadesiyle ‘Türklüğün sesinin solmasını’ önlemektir. Bu
şartlarda Kıbrıs Türk basını için söylenebilecek en kısa ve doğru tanım ise
Kıbrıs Türk basınının bir mücadele basını olduğudur. 29 Bu anlamda
özellikle 1 Nisan 1955 sonrasındaki süreçte Kıbrıs Türk toplumunda
yayınlanan gazetelerin öncelikle misyonları Kıbrıslı Türklerin sesi, gözü
24
Nacak, 24 Temmuz 1959.
Nacak, 24 Temmuz 1958.
26
Söz konusu bu kamp İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan
Garantörlük Anlaşması sonrasında adaya ayak basan 650 kişilik Türk ve 900 kişilik
Yunan Alayı’nın da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla beraber konuşlandığı
yerdir.
27
Halkın Sesi, 9 Ağustos 1958.
28
Nacak, 24 Temmuz 1958.
29
Bekir Azgın, “The Turkish Cypriot Mass Media.”, Cyprus: Handbook on South
Eastern Europe, der., K. D. Grothusen, W. Steffani ve P. Zervakis., Vandenhoeck &
Ruprecht, Gottingen, 1998, s. 642.
25
5
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
kulağı olmak, Enosis iddialarına ve propagandasına karşı koymak ve adada
Kıbrıslı Türklerin varlığını yaşatmak olmuştur. 30 Örneğin 1960 sonrasında
yayın hayatına giren haftalık Akın Gazetesi daha ilk sayısında olayların
üzerine gideceğini ve Kıbrıslı Türklerin sesi ve kulağı olacağını açıklar.31
Kıbrıs’ta bu dönemde (1955-1963) yayın yapan ve değişik dönemlerde
yayın hayatına son vermek zorunda kalan toplam 10 Kıbrıs Türk gazetesi
esasında tamamıyla Kıbrıs adasına yoğunlaştığından ada dışındaki Türklere
ve onların tepkilerine yer vermemekte ve duyarsız kalmaktadır.32 Kıbrıs
Türk basın tarihinde bu dönemde yer alan en ilginç gazete ise Erenköy,
Selçuklu, Bozdağ, Alevkaya ve Mansura köylerini Rumlara karşı
savunmakta olan Kıbrıslı Türklerin daktilo etmek suretiyle çıkardıkları ve
adı geçen köylerin baş harflerinden oluşan ESBAM gazetesidir. Aynı
şekilde Limasol’da yayınlanan Limasol’un Sesi gazetesi de neredeyse
bütün sayılarını ve hemen hemen bütün sayfalarını geçmişte Kıbrıs’ta
yaşanan olaylara, özellikle ‘İkinci Plevne Müdafaası’ olarak belirttiği
Limasol bölgesinde yaşanan çatışmalara ve hayatını kaybeden Kıbrıslı
Türklere ayırır.
Nacak Gazetesi’nin Yayınları
Bu dönemde Kıbrıs’ta en önemli dönüm noktası ise Nacak
Gazetesi’nin yayın hayatına başlamasıdır. Nacak Gazetesi’nden önce
KTFK ve Kıbrıslı Türklerin faaliyetleri konusunda toplumu aydınlatmak ve
haberdar etmek için kullanılan yol ise genellikle KTKF tarafından
yayımlanan faaliyet raporları veya bilgi bültenleridir. Örneğin Nacak
Gazetesi’nin ilk sayısının çıkmasından hemen önce Nisan 1959 tarihinde
yayımlanan aylık bültende Rauf R. Denktaş’ın ‘Tutunmak ve Yükselmek
30
Bu dönemde Kıbrıs’ta yayınlanan Türk gazetelerinin neredeyse tamamının
manşetlerinde Kıbrıs olayları yer almaktadır. Örneğin Bozkurt gazetesinde
‘Leymosun’da Kanlı Çarpışmalar Oldu’,‘Küçük Kaymaklı’da Gerginlik Artıyor.’,
‘Anavatandaki Kıbrıs Mitingleri Devam Ediyor.’,‘EOKA Türklere Karşı Büyük
Katliamlara Hazırlanıyor.’ ayrıca Halkın Sesi gazetesinde ‘Kardeşlerimiz Can ve
Mal Namuslarını Korumak İçin Hicret Ediyorlar’, ‘Baf’ta Bir Türk Memur
Dairesinde Vuruldu’, ‘Rumların Türklere Tecavüzleri Bütün Şiddetiyle Devam
Ediyor.’, ‘Avukat R. Denktaş İstiklal Mücadelemizde 26 Milyonun Arkamızda
Olduğunu Söyledi.’ şeklinde manşetler hemen göze çarpmaktadır. Bozkurt
gazetesinin 13 Temmuz 1958 tarihli manşeti ve başlığı siyah bir karartmayla çıkar.
Gazetenin başlıkları ise ‘EOKA Cinayetleri Devam Ediyor. Pusuya Düşürülen
Otobüse Açılan Ateşte Beş Türk Öldürüldü.’ şeklindedir. Bozkurt gazetesi ayrıca
özellikle Kıbrıs Türk toplumunu ilgilendiren iç siyaset konularında tarafsızlığını
tamamıyla muhafaza ederek kamuoyunu büyük ölçüde bilgilendiren bir tavır ortaya
koymuş ve olayların sadece haber yönünü ön plana çıkartmıştır. Bozkurt, 3 Temmuz
1958, 24 Temmuz 1958, Halkın Sesi, 7 Haziran 1958, 18 Temmuz 1958, 17
Temmuz 1958.
31
Akın, 1 Şubat 1962.
32
Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanı Rauf R. Denktaş’a Londra’dan
gönderilen 31 Ekim 1958 tarihli Cyrpus is Turkish Association (Kıbrıs Türktür
Cemiyeti) KBR/FDR. No.721. sayılı resmî yazı
6
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Azmindeyiz’ başlıklı bir yazısı yer almıştır. Söz konusu yazıda Rauf R.
Denktaş tarafından Kıbrıs Türk toplumunun iktisadi alanda da söz sahibi
olabilmesi devamlı tüketici olmak yerine üreten bir toplum haline
gelebilmesi, Zürih Andlaşması sonrasında kazanılan haklarla
perakendecilikten öteye gidemeyen ticaret hayatının kalkınması ve Türk’ün
Türk’ü koruması gerektiği belirtilmiştir. 33 İlginç bir nokta ise Kıbrıs’ta
Nacak Gazetesi yayın hayatına başlamadan hemen önce İngiltere’de
yaşayan Kıbrıslı Türklerin de seslerini duyurabilmek amacıyla bir gazete
çıkarma girişimine başlamalarıdır. ‘Her şey vatan için’ ifadesini
kendilerine parola olarak alan gazete yetkilileri gazeteyi önce aylık,
ilerleyen dönemde de haftalık olarak çıkartmayı planlamakta ve ‘Türklüğe
ve Kıbrıs’taki cemaatimize her sahada hizmet için’ bu girişimi
başlatmaktadırlar34. Nacak Gazetesi’nin sahibi kâğıt üzerinde KTFK,
imtiyaz sahibi ise Rauf R. Denktaş olarak görülmektedir:35
“Türk Mukavemet Teşkilatı bir gazete çıkarmaya karar verdi. Rıza
Vuruşkan gazetenin adını eski bir Türk silahı olduğu için Nacak koydu.
Aslında tırpanla nacak arasında bir süre tereddüt ettik. Dış görünüş olarak
Denktaş sahibi, ben de Yazı İşleri Müdürü olarak görülecektik. Gazetenin
ilk sayısını 29 Mayıs 1959 tarihinde çıkarttık..”
Nacak Gazetesi, Halkın Sesi Matbaası’nda basılır ve son sayısının
yayımlandığı 22 Aralık 1963 gününe kadar haftalık olarak yayınlanır.
Gazetenin fiyatı 15 Mils olarak belirlenmiştir. Gazetenin sahibi olarak
Nacak Gazete ve Matbaacılık İşletmesi Limited, idare merkezi ise Müftü
Ziyai Efendi Sokak, No.2, Lefkoşa görülmektedir. Gazetenin telefon
numarası 2697 olarak belirlenmiştir ve gazetenin altı aylık abone bedeli
500 mil, bir yıllık abone bedeli ise 1 lira olarak belirtilir.
Gazetenin ilk sayfasında Nacak ifadesinin hemen yanında ‘Haftalık
Siyasî Gazetedir’ ibaresi yer almakta, bunun hemen yanında gazetenin
abonelik şartları, gazetenin imtiyaz sahibi ve adresi gibi bilgiler
bulunmaktadır. Gazetenin sol köşesinde ise Nacak üzerine bir başak
amblemi bulunmaktadır. Aynı sütunun sağ köşesinde ise üzerinde
‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen
varsa vatandır’ yazılı bayrak, asker, meşale ve sırmadan oluşan bir amblem
bulunmaktadır. Gazete ilk sayısında ayrıca yayın ilkelerini ‘Kıbrıs Türk
köylüsünü topyekûn kalkındırma mücadelesine girişmek, Türk işçisinin
haklarını savunmak, millî davamıza set çekenlere karşı durmak, millî
bilinci ayakta tutmak, ada Türklerini bu bilinç altında toplamak ve
Enosis’e karşı mücadele etmek’ olarak açıklamıştır. Gazetenin asıl amacı
ulusal bilinç etrafında Kıbrıslı Türklerin toplanmalarını sağlamak ve
33
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., KTMA, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu
Aylık Bülteni, Nisan 1959.
34
Türk Sesi gazetesinden A. Necati Sağer tarafından Rauf R. Denktaş’a gönderilen
1 Mayıs 1959 tarihli yazı.
35
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
7
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Enosis’e karşı çıkmaktır.36 Bu bağlamda gazete ilk sayısından son sayısına
kadar Kıbrıs Rum basınıyla mücadele etmiş, EOKA’ya karşı Kıbrıslı
Türkleri bilinçlendirmiş, sağlık, spor, kültür, coğrafya, tarih, ulusal bilinç,
Türkiye ile ilişkiler, tarım, ziraat ve köylerle ilgili son derece faydalı
çalışmalar yapmış ve Türk toplumunu ayakta tutan dinamikler üzerinde
yoğunlaşmıştır.
Gazetede ayrıca Rauf R. Denktaş, Esat Faik Müftüoğlu, “Haftanın
Tuzu Biberi” köşesinde M. Şinasi Tekman, “Çiftçiye Öğütler” köşesinde
tarımcı rumuzuyla yazan bir Kıbrıslı Türk, Fuat Veziroğlu, “Pencere”
köşesinde İlter Veziroğlu, “Orda Bir Köy Var Uzakta” köşesinde H. Ç,
Ertem Kutay, Cemal Üçyiğit, H. A. Mazlum, Aşkın, “Karşıdan” köşesinde
Sedat Törel, “Bu Hafta” köşesinde H. Tacak, “Söz Aramızda” köşesinde
Fırtına, “Akla Gelen” köşesinde Ahmet Gazioğlu, T. Bayraktaroğlu, Salih
Çelebioğlu, H. Tacal, Orbay Mehmet, Ahmet Göksan, Necati Taşkın, H.
M. Irkad, Erol N. Erduran, Orbay Deliceırmak, Cavit Ramadan, Mutallip
Vudalı, M. Şükrü de yazılar yazmışlardır. Gazetenin yayın hayatına
başlamasıyla beraber Cuma günleri bütün ada sathında dağıtımı da üçü
çocuk toplam dört kişi tarafından yapılmaya başlanmıştır. 37
Gazetenin özellikle Cuma günü yayınlanmasının nedeni adanın dört
bir köşesinden Lefkoşa’ya otobüslerle gelen Kıbrıslı Türk köylülerdir.
Gazetenin dağıtımı bağlamında böyle bir kolaylığın yaşanabilmesi ve
adanın her tarafına gazetenin rahatça dağıtılabilmesi için cuma günü
özellikle seçilir. Bunun dışında Lefkoşa’ya gelemeyen diğer köyler ve
Kıbrıslı Türkler için de özellikle haberleşme alanında istifade edilen Lozan
otobüs Şirketi’ne ait otobüsler kullanılmıştır. Gazetelerin otobüs şoförleri
veya köylüler aracılığıyla gizlice ulaştırılması kolay olmamış, İngiliz
idaresi yanı sıra EOKA tarafından yapılan denetleme ve kontroller
gazetenin alıcılarına ulaştırılması için her zaman tehlike yaratmıştır. Söz
konusu zor koşullar altında gazeteleri ilk alanlar köy öğretmenleri
olmuştur.
Gazete yayın hayatına başladığı 29 Mayıs 1959 tarihinden 1963
yılına kadar, Kıbrıs Türk toplumunu “Türk’ten Türk’e Kampanyası”,
“Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyası”, “Yerli Malı Kullan Kampanyası”
gibi kampanyalarla bilinçlendirmeye çalışırken, Kıbrıs Türklerini tarımdan
ziraata, sanayiden kültüre, tarihten ekonomiye kadar pek çok alanda
bilinçlendirmiş ve yetiştirmeye çalışmıştır. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı
Rauf R. Denktaş gazetenin çıktığı ilk dönemi:
“Nacak Gazetesi’nin görevi morali yüksek tutmaktı. Yani bugün
(onun yerine) Volkan gazetesi var. İçimizdeki kötü niyetlileri teşhir etmek,
onların kötü propagandasına gerçekleri üretmek vs. Nacak Gazetesi benim
36
Nacak, 18 Mart 1960.
O günlerde gazetede çalışan ve bu gazetelerin dağıtım işinden sorumlu olan
çocuklardan birisi olan Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Göksan
ile değişik tarihlerde Ankara’da yapılan görüşmeler.
37
8
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
adıma çıktı ama yazarları, siyaseti tamamen TMT tarafından otururlar
yazarlardı ve TMT liderliği karar verirdi ‘Yarın şöyle olsun, öbür gün
buna cevap verin’ diye ama o da hep benden bilinirdi. Sanki ben
saldırtıyorum ona buna. Gün geldi Dr. Küçük’e saldırdılar. Dr. Küçük’le
aramızın açılmasının başlangıcında ben burada yoktum. Yine bir ziyarette,
seyahatteydim. Geldiğimde Dr. Küçük’ün hanımı hakkında bir yazı
yazmışlar kucağında süs köpeğiyle gezer falan diye. Dr. Küçük tabii
muazzam alındı. Benden bildi. Yani o tür şeyleri de o TMT’nin suçu değil
TMT’nin içinde çalışan o genç yazarların işgüzarlığı halinde bir iş
olmuştu. Dolayısıyla gazetenin maksadı oydu. Yine o gazetede Dırvana
zamanında bu avukatların öldürüldüğünde çıkan bir yazı var “Mezardan
gelen sesler” diye onların ifadelerini falan açıklayan. Dırvana beni çağırdı
ve ‘Nedir bu senin gazetende çıkan falan’ diye bir çıkış, bir bilmem ne.
‘Efendim gazete benim değil TMT’nindir. Söyleyeceğiniz varsa Türk
Mukavemet Teşkilatı’na söyleyiniz’ dedim. Böyle bir şey yapmıştık.
Aramızda böyle bir şey olmuştu. Gazetenin fonksiyonu oydu ama reklam
günlerinde ‘Çıktı çıkacak. Her Türk evine nacak almalıdır’ diye radyoda
açıklamalar yapardı. Herkes ‘Yahu herhalde bir şeyler olacak’ diye evine
nacak almaya başladı. O da işin espri tarafı..”38 diyerek açıklamıştır.
Gazetenin yayın politikası ve kapanıncaya kadar devam ettirdiği
siyasî çizgi böylelikle çok net olarak ortaya çıkmıştır. İlk etapta toplumun
bütün katmanlarını kucaklayarak Kıbrıs Türk halkını sadece ekonomik
olarak değil, siyasî ve kültürel açıdan da geliştirmiş ve Rumlara bağlı
kısıtlayıcı unsurları ortadan kaldıracak tedbirleri Anavatan Türkiye’nin de
desteğiyle bunları gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Gazete yayın hayatına
devam ettiği süre içerisinde özellikle Lefkoşa’daki ticaret hayatı başta
olmak üzere Türkçe’nin güzel ve doğru kullanımından kumar ve içki gibi
zararlı alışkanlıklara, ayrıca işçi-işveren ilişkilerine ve sendikal haklara,
tarım, z,irat ve çiftçilere tavsiye köşelerinden ormancılık, bağcılık,
narenciye üretimine varıncaya kadar farklı konularda yayınlar yapmıştır.
Gazetenin Kıbrıs’ta aynı dönemde yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi
ile çatışması da bu noktada başlamıştır. Cumhuriyet Gazetesi, adada
kurulan cumhuriyetin devamından yanadır ve ekonomik kalkınmanın da,
kültürel ve siyasî kalkınmanın da ancak demokrasi içinde mümkün
olabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda Cumhuriyet Gazetesi, Taksim ve
Enosis fikirlerine de sert tepki göstermiştir. Ancak Nacak Gazetesi’ne göre
iki toplumu huzur ve sükûna kavuşturmak için yapılacak iş, eşit haklara
sahip iki ayrı toplum olarak yaşamalarını sağlamaktır. Aksi bir durumu
Nacak ‘Büyük Sahra Çölüne kar yağmasını beklemek kadar boş bir hayal
olur’39 ifadeleriyle belirtmiştir. Nacak Gazetesi’nin savunduğu fikirlerde ne
kadar haklı çıktığı ise 21 Aralık 1963 gününden itibaren anlaşılmaya
başlanmıştır. Kıbrıslı Türkleri “fert olarak değil de cemaat olarak bir
38
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme
39
Nacak, 5 Ocak 1962.
9
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
vahdet yaratması için” Enosis’e karşı tek yumruk olmaya çağıran Nacak
Gazetesi, halka ayrılık ve bencillik değil, birlik ve beraberlik aşılanmasını
hedeflemiştir.40 Daha sonra bütün ada sathına yayılacak olan “Türk’ten
Türk’e Kampanyası” da bu dönemde hayata geçirilir. Genel olarak
bakıldığında gazetenin politikası Kıbrıslı Türkleri ulusal bilinç etrafında
toplamak ve bu ulusal bilinç çerçevesinde Rumların Megali İdea ve Enosis
arzularına karşı koymaktır.41
Bu dönemde bir yandan Nacak Gazetesi vasıtasıyla Kıbrıs Türk
toplumuna yönelik sosyal programlar hazırlanırken, bir yandan da toplumu
bir araya getirmeyi ve yardımlaşmayı amaçlayan girişimler de söz
konusudur. Bu girişimlerin etkisiyle pek çok köyün akmayan
çeşmelerinden su akmaya, olmayan yolları yapılmaya, harabeye dönmüş
okulları tamirden geçmeye başlamıştır. Gazetenin özellikle “Orda Bir Köy
Var Uzakta” köşesinde düzenli olarak yayınladığı yardıma muhtaç köyler
ve buralardaki okul, köy odası, köprü, çeşme, hastane, öksüzler yurdu gibi
yerler Kıbrıslı Türklerin dayanışmasıyla yeniden inşa edilmiş, bakımdan
geçmiş ve restore edilmiştir. Gazete zaman zaman köşelerine Kıbrıs Türk
İşçi Birlikleri Federasyonu genel Sekreteri Necati Taşkın veya Kıbrıs Türk
Çiftçiler Birliği yetkilileri gibi toplumun farklı noktalarından temsilciler
çağırmıştır.
Böylece Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun Kıbrıslı Türklere
desteği de görülmüş ve daha önce bahsedilen “Türk’ten Türk’e
Kampanyası” devam etmiştir. Bu kampanya ile ilgili Rauf Denktaş
aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:42
“Bir kere bir yeraltı teşkilatının varlığı hissediliyordu. Türk’ten
Türk’e Kampanyası, Volkan zamanında başladı ve sonra TMT’ye geçti
ama bizim Rum’a verdiğimiz para mermi oluyor, askerî vergi alınıyor
Rum’dan bilinen şekilde. Bunları yaydık ve neticesini elde ettik. Türk
acentelikleri doğdu. Türk tacirler, tüccarlar meydana çıkmaya başladı
küçük küçük de olsa. Bunları da tabii suiistimal edenler oldu. Bir çarşı
murakabe komisyon heyeti kurduk. Başına kelli felli adamlar koyduk.
Onları dinlemeyenler, yahut baskı yaptıydı efendim. Adama diyoruz ki ‘İşte
bak burada Türk malı var. Bunu al’ Gider Rum’dan alırdı daha ucuz diye.
Yakalanınca ve kendisine bir ceza verilince kıyametleri koparırdı. Neticede
bir Türk çarşısının ve bir Türk ekonomisinin doğmasına sebep oldu o
kampanya”
Kampanyaların yanı sıra faaliyetlerin daha somut ve olumlu yönde
gelişebilmesini amaçlayan girişimler sonrasında 50 Kıbrıs Lirası ödüllü bir
de anket yapılarak ada sathında Kıbrıslı Türkler arasındaki toplumsal
dayanışmanın daha da geliştirilmesi amaçlanmıştır. Buna göre 3 önemli
40
Nacak, 5 Haziran 1959.
Nacak, 24 Temmuz 1959.
42
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
41
10
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
konuyla ilgili sorulan 3 soruya verilecek cevaplar arasında en beğenilenler
ödüle uygun görülmüştür:43
“1. Çarşımızın büyümesi, olgunlaşması için neler lazımdır? Ne
yapılmalıdır?
2. Kooperatif ithalat ve ihracat merkezleri, kooperatif bakkaliyeleri
hayatı ucuzlatacak mı?
3. Cemaatimizin en erken
düşündüğünüz tedbirler nelerdir?”
bir
zamanda
yükselmesi
için
Gazete adada Kıbrıs Türk tiyatrosunun gelişmesi, Kıbrıs Türk
edebiyatının bütün okuyuculara ulaşması, sanatsal faaliyetlerin ücra
köylere kadar gidebilmesi için de yayınlar yapmıştır. Türk tiyatro
ekiplerinin Türkiye’den daha fazla getirilmesi, Kıbrıs Türk tiyatro
ekiplerinin desteklenmesi, fuarcılık faaliyetlerinin geliştirilmesi ve üretilen
az sayıda ürünün ada dışına satılabilmesi ve tanıtılabilmesi, Kıbrıs Türk
toplumunun okuyup bilinçlenebilmesi için de kütüphanelerden istifade
edilmesi, Kıbrıs Türk sporunun kalkınabilmesi için radikal tedbirler
alınması da manşetlere taşınmıştır. Gazete ayrıca köy öğretmenlerinin
köylerde yeterince kalabilmeleri ve köylülere örnek olabilmeleri
maksadıyla onları köyde tutacak lojman, kitaplık ve derslik gibi
ihtiyaçların bir an evvel tamamlanması gibi girişimlerinde bulunmuştur.
KTKF’nun bu faaliyetlerine en büyük destek ise şüphesiz Nacak
Gazetesi’nden gelir. Nacak tarafından yürütülen kampanyalardan bir tanesi
de yerli malı kullanma ve ulusal ekonomiyi canlandırma ve Türk çarşısını
ayağa kaldırma girişimleriyle ilgilidir. 44 İlginçtir ki buna benzer
faaliyetlerin içerisine EOKA da girmiş ve Kıbrıslı Rumların kesinlikle
İngiliz malı almamaları, Türklerle alışveriş yapmamaları konusunda
Kıbrıslı Rumlar devamlı uyarılmışlardır. EOKA’nın bildirilerindeki tek
fark ise aksi davranışlarda bulunanların tehdit edilmeleri ve söz konusu bu
kişilerin zaman zaman ölümle cezalandırılmalarıdır.45
17 Eylül 1959 tarihli Nacak gazetesinde KTKF tarafından bir
duyuru yayımlanmıştır. Bu duyuruda şu ifadeler yer almıştır: 46
“Baf’ta son günlerde bir gizli teşkilat adına faaliyette bulunulduğu,
üye kaydedildiği, bu maksat için fotoğraf istenip vesikalar imza ettirildiği
ve bu arada da üyelerden para sızdırıldığı haberleri alınmıştır.
Üzerlerinde hiçbir mesuliyet hissi olmayan bu menfaatperestlerin Kıbrıs
Türklerinin lehine olan şimdiki durumu baltalamak için giriştikleri bu
gayreti takbih ederiz. Kıbrıs’taki cemaatlerin müşterek bir hayat kurmak
için uğraştıkları bu zamanda böyle menfi hareketlerle istikbalimizi
kirletmeğe çalışanlara karşı uyanık davranılacağına eminiz”
43
Nacak, 18 Eylül 1959.
Nacak, 10 Temmuz 1959.
45
EOKA’nın 6 Mart 1958 tarihinde Lefkoşa’da dağıttığı Yunanca bildiri. KTMA,
EOKA Bildirileri Dosyası No. 1318 ve 1319.
46
Nacak, 18 Eylül 1959.
44
11
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Böylece Nacak her türlü kanunsuz davranışa ve TMT’nin
gayrıkanuni işlere bulaştırılmasının da önüne geçmeye özen göstermiştir.
Gazetenin 27 Kasım 1959 tarihli sayısının manşetinde Vali Sir Hugh
Foot’a yönelik iki ayrı haber ve çağrı bulunmaktadır. Buna göre gazete
“Cemaatlerarası teknik okulların ve Öğretmen Talim Koleji’nin
ayrılmaları sırasında Türk maarifine ödenmesi tasarlanan tazminat ne
oldu?” sorusunu yöneltmiştir.
Gazetenin üzerinde en çok durduğu konulardan birisi evsiz Kıbrıslı
Türklere yönelik yardım faaliyetleridir. Bu kapsamda oluşturulan
“Gönüllüler Ordusu” ilk etapta bu şekilde 33 Türk köyüne yardıma, inşa
çalışmalarına ve hayatı normale döndürme girişimlerine başlamıştır. Bu
arada gazetede “Köylü” imzalı “Hey Lefkoşalı!, Hey kasabalı! Uyan. Sen
de yardıma koş. Bir Pazar olsun sinemayı bırak. Yeniden yapılan köylerde
işe koş. Biz yaparken siz bakmayın” şeklinde pankartların da resimleri
yayınlanmıştır. Bu sayıda Gönüllü Ordusu olarak Muratağa’daki
çalışmalara katılanların da isimleri vermiştir. Gazete 4 Eylül 1959 günü
birinci sayfasından verdiği “Rum’dan Rum’a Kampanyası” başlıklı bir
yazıyla da Mağusa’dan Lefkoşa’ya gelmekte olan bir Kıbrıslı Türk’ün
arabasına ‘Sen Türk’sün’ diyerek binmeyen bir Rum’u manşete taşımıştır. 47
Gazetenin 23 Ekim 1959 tarihli sayısında ise Rauf R. Denktaş’ın
Kıbrıs Türk gençliğiyle ilgili “Yine Gençlik Faaliyetleri” bir yazısı
yayımlanacaktır:48
“Atina’nın her semtinde gençliğe mahsus oyun ve spor yerleri
vardır. Bu sahalar her gün öğleden sonra gençlerle doludur. İşini bitiren,
okuldan çıkan gençler muhtelif hareketlerle vakit geçirirler. Kahve
köşelerinde oturma, kulüplerde ayak uzatıp yaslanma âdeti Atina’da var mı
bilmiyorum. Fakat spor sahasında faaliyet gösterenler herhalde
bizdekinden çok fazla. Kıbrıs çapında kurulan Gençlik Teşkilatı
mensuplarından istediğimiz işte budur. Gençliği daima faaliyete sevk
etmek, uyuşukluktan, nemelazımcılıktan kurtarmak. ‘Gençlik faaliyetleri
nedir?’ sualinin cevabı aşikârdır. Gençlik faaliyetleri gençlik
faaliyetleridir. Disk atmak, yüksek atlamak, yarış, dağcılık, izcilik, yürüyüş,
bisikletle gezi, denizcilik faaliyetleri gençliği her mevsimin her gününde
meşgul edebilir. Gittiğim köylerde Gençlik Teşkilatı başkanlarına
soruyorum: Şimdiye kadarki faaliyetleriniz nelerdir? Maalesef aldığım
cevaplar tatminkâr değildir. 19 Mayıs geliyor. 19 Mayıs, Gençlik ve Spor
Bayramı’dır. Bu sene 19 Mayıs’a yeni bir çeşni verelim. Bütün adada 23
Nisan ile 19 Mayıs arası muhtelif spor müsabakaları tertip edilsin. 19
Mayıs’a kadar her sporda kaza birincileri seçilsin. 19 Mayıs’ta da her sene
ayrı bir kaza merkezinde olmak üzere kazalar arası birinciler seçilsin. Spor
öğretmenleri sadece okullarının spor faaliyetlerini değil, etraf köylerin
spor faaliyetlerini de tanzim edebilir. Her sporda kazanana kıymetli bir
hediye verilir. Gençlik hem faaliyete getirilmiş olur hem de ileriye atılmak,
47
48
Ibid.
Nacak, 23 Ekim 1959.
12
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
kazanmak ve sportmenlik ruhu ile aşılanır. Gençlikten ve Gençlik
Teşkilatı’ndan bunu bekliyoruz. Arı gibi çalışan, bilgili, kuvvetli, adalesi
sert, aklı şimşek gibi gençler istiyoruz”
27 Kasım 1959 tarihli gazetede Düzova (Softalar) Köyü İlkokul
Öğretmeni Tünay Mehmet Kemal imzasıyla “Okulumuzda bulunan 4 fakir
talebeye önlük ve ayakkabı temin eden Larnaka Türk Kadınlar Birliği
Başkanı Bayan Münife Yusuf ve arkadaşlarına, böyle bir yardımı
esirgemeyen Larnaka ve Larnaka köylü kardeşlerimizin yardımına daima
hazır olan çalışkan Türk Kadınlar Birliğine, ayrıca bu yazıyı neşretme
nezaketinde bulunan Nacak Gazetesi Müdürlüğüne okulum ve köyüm
namına teşekkürlerimi bildiririm” şeklinde bir teşekkür ilanı
yayınlanmıştır. Gazetenin aynı tarihli sayısında yayınlanan bir başka
duyuru ise KTKF tarafından oluşturulan bir heyet tarafından Türk
köylerinin isimlerinin incelendiği ve köylerin bundan böyle aşağıdaki gibi
isimlendirilmesinin kararlaştırıldığına dairdir.49
49
Buna göre Lefkoşa’da Alevga (Alevkaya), Ambeliku (Bağlıköy), Amadyes
(Günebakan), Angolem (Taşpınar), Çamlıköy, Küçük Kaymaklı, Matyat,
Dizdarköy, Ayyanni Selemani (Süleymaniye), Elye (Doğancı), Koççina (Erenköy),
Kseroğno (Kurutepe), Luricina (Akıncılar), Mansura (Mansur), Mora (Meriç),
Vroişa (Yağmuralan), Şillura (Yılmazköy), Denya, Ayakebir (Dilekkaya),
Aysezomeno (Arpalık), Beyköy, Abohor (Cihangir), Limnidi (Yeşilırmak), Gönyeli
(Menderes), Magri (Küçükköy), Minareliköy, Bodamya (Dereliköy), Softalar
(Düzova), Gaziveran, Karavostasi (Gemikonağı), Aymarina (Gürpınar), Girne’de
ise Ağırda (Ağırdağ), Kambili (Hisarköy), Fota (Dağyolu), Arapköy, Lapta,
Kömürcü, Mağusa’da Armadi (Kuzucuk), Artemi (Arıdamı), Aysimyo (Avtepe),
Bladan (Çınarlı), Bahçalar, Çatoz (Serdarlı), Kurumanastır (Çukurova), Konedra
(Gönendere), Galatya (Mehmetçik), Yenağra (Nergisli), Litrangomi (Boltaşlı),
Livatya (Sazlıköy), Komikebir (Büyükkonuk), Krikya (Kilitkaya), Görneç,
Topçuköy, İpsillat (Sütlüce), Kaleburnu, Murata (Muratağa), Kukla (Köprü),
Eftakomi (Yedikonak), Ayantroniko (Yeşilköy), Melunda (Mallıdağ), Singrasi
(Sınırüstü), Stroncilo (Turunçlu), Avgalida (Ergazi), Ovgoroz (Kurtuluş),
Pladanisyo (Balalan), Sandallar, Aystat (Zeybekköy), Larnaka kazasında ise Civisit
(Cevizli), Alaminyo, arçoz, Pergama (Beyarmudu), Pirga (Çamlıbel), Köfünye
(Geçitkale), Vuda, Dohni (Taşkent), Tatlısu, Terazi, Koşşi (Koçyatağı), Lefkara,
Menu (Ötüken), Bahçalar, Anglisiya (Aksu), Ayana (Akhisar), Mormenekşe,
Anafotya (Akkor), Limasol kazasında ise Alehtora (Gökağaç), Armenehor
(Bulgurlu), Asomado (Gözügüzel), Aytuma (Mersinli), Bladanisya (Çamlıca),
Siliku (Silifke), Koloş (Yunus), Civides (Aslandık), Polemitya (Binatlı), Malya
(Bağlarbaşı), Çerkez, Piskobu (Yalova), Evdim (Düzkaya), Gilan (Ceylan), paramal
(Çayönü), Evdim Presyosu (Çeliktaş), Yerovasa (yerovası), Kandu (Çanakkale),
Muttayaka (Mutluyaka), Monyat (Elmalı), ayrıca Baf kazasında da Agurso
(Akarsu), Anatyu (Görmeli), Sarama (Kuşluca), Antroligu (Gündoğdu), Arodes
(Kalkanlı), Ayanni (Aydın), Aysideros (Demirci), Aynikola (Esentepe), Ayorgi
(Kavaklı), Mamundali (Soğucak), Galatarga (Yoğurtçular), Asproya (Aktepe), Dimi
(Ovalık), Yayla (Yayla), Ciyas (Ceyhan), Falya (Gökçebel), Finike, Lukrunu
(Olukönü), Girit Tera, Vreçça (Dağaşan), Evretu (Dereboyu), Kukla, Hirsofu
(Altıncık), Koloni (Yolüstü), Zaharga (Tatlıca), Ayvarvara (Engindere), Mandria
(Yeşildere), Melatya (Malatya), Stavrokonno (Aydoğan), Melandra (Beşikdere),
Magunda (Yakacık), Prasyo (Yuvalı) ve Maruna da (Uluçam) olarak değiştirilir.
13
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Nacak Gazetesi’nin devamlı olarak takip ettiği kampanyalarından
birisi olan ve başkanlığını Rauf R. Denktaş’ın yaptığı KTKF’nin de destek
verdiği ve “açık bir parola” olarak nitelendirilen Türk’ten Türk’e
seferberlikleriyle Kıbrıslı Türkler arasında ulusal dayanışmayı
gerçekleştirme gayreti iyice artırılmıştır. 50 Sonuç olarak Türk’ten Türk’e
Kampanyası çerçevesinde adada yaşayan Kıbrıslı Türkler, Türk malı
kullanmaya davet edilmişlerdir:51
Federasyonun bölge temsilcilerinin özverili çalışmaları neticesinde
gerek Kıbrıs Türk köylüsü gerekse Kıbrıs Türk gençliği, KTKF’nun
faaliyetlerine gönülden destek olmuşlardır. Kıbrıs Türk gazetelerine ve
özellikle hemen bütün Türk köylerine teker teker dağıtılan Nacak
Gazetesi’ne verilen ilanlar vasıtasıyla da KTKF’nin faaliyetleri Kıbrıs Türk
toplumuna tanıtılmaya çalışılmıştır. Nacak’ta bu çabalar aşağıdaki gibi
ifade edilmiştir:52
“Federasyona damla damla verdiğiniz paralar cemaatimizin
ihtiyaçları için kullanılıyor. Az veriniz, öz veriniz. 13.000 liraya alınan Süt
Bar53, işletmecilik hayatımızda yeni bir hamledir. Yeni bir talebe yurdunun
Köşklüçiftlik’te inşaasına başlanmak üzeredir. Leymosun’da ortaokul için
yurt binaları inşa ediliyor. Yağmuralan’da 3000 lirayı mütecaviz bir
okulun inşaasına başlanıyor. Siliku’da bir üzüm kurutma ambarı için 1000
lira verildi. Kooperatiflerimizin inkişafı için yapılan yatırımlar 10.000’i
aştı. Fakir çocukların tahsili için sarf olunan para, genç sanatkarlara
verilen sermaye, fakirlere yardım, izci teşkilatının kuvvetlenmesi için
yardım, Gençlik Teşkilatı’nın kalkınmasına yardım... Bunlar için de
muazzam bir meblağ sarf olunmuştur. Federasyonun kefaleti ile
borçlanarak işini yürütenlerin sayısına bir bakınız. 6 kasabada
belediyelerimizin yanındayız. Okullarımıza yapılan yardımlar, Türkiye’den
gelen heyetlerin ağırlanması... Bütün bunları sizin adınıza, sizin verdiğiniz
paralarla yaptık ve yapmaktayız. Daha büyük işler başarmak istiyoruz.
Sizin yardımınızla başaracağız da. Damla damla göl olur. Akar gider sel
olur. Damla damla, az veriniz. Her Türk senede 10 şilin verse, ne kadar
toplayacağız, ne büyük işler yapacağız! Az veriniz, öz veriniz.
Yardımlarınız devamlı olsun. Hemen yapılması icap eden işler bizi
bekliyor, sizin yardımlarınızı bekliyor.
Parantez içerisindeki isimler köylerin yeni isimleridir. Parantez içerisinde yeni isim
verilmemiş olan köyler ise eski isimlerini kullanmaya devam etmektedirler. Bu
konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Nacak, 27 Kasım 1959.
50
Nacak, 10 Temmuz 1959.
51
Nacak, 17 Temmuz 1959.
52
Nacak, 4 Eylül 1959.
53
Süt-Bar, Beşparmak Dağları’nda bulunan 9 dönümlük bir araziye sahip bir süt
çiftliğidir. 1922 yılında Singapur’dan dönüşte faizcilerden borçlanmak suretiyle
babası tarafından alınan bu araziyi İngiliz vatandaşı Newman daha sonra KTKF’na
satacaktır. Çiftlikte o gün itibarıyla 57 yavrusuz inek bulunmaktadır. Tesis
KTKF’nun bu alandaki ilk tesisi unvanına da sahiptir. Bu konuda ayrınıtılı bilgi için
bkz. Nacak, 28 Ağustos 1959.
14
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
R. R. Denktaş”
İngilizlerin Kıbrıslı Türkler üzerindeki sindirme politikaları ve
İkinci Dünya Savaşı döneminde Türk Lisesi’nin İslam Lisesi yapmaları
gibi bir takım girişimlerde bulunmaları da Nacak tarafından tepki
görmüştür. 28 Ağustos 1959 tarihli Nacak gazetesinde yayınlanan Esat
Faik Muhtaroğlu imzalı makalenin başlığı ise “İslam değil, Türk” ifadesi
yer almıştır:54
“İngiliz sömürge idaresi seksen bir yıldır bize Türk değil İslam
derdi. Bir tanecik lisemiz vardı, adı İslam Lisesi idi. Türk ilkokullarının
Türk öğretmenlerine gönderilen mektupların üzerinde İngilizce olarak
‘İslam Başöğretmeni’ yazardı. Bugün Türk ilkokullarında öğrencileri kayıt
için kullanılan defterlerin her sahifesinin üst başında ‘İslam Mektebi’
yazılıdır. Türk muhtarlarına, köyün Türk sakinlerine ne miktar okul vergisi
tarh ettiğini yazması için gönderilen formların üst başında ‘İslam
sakinlerine’ diye yazılırdı. Bütün bunlar niye? Niçin Türk değil de İslam?
Bütün bunlardan gaye milli şuuru söndürmek, kimliğimizi, Türklüğümüzü
unutturmak: Türkiye ile, Türklükle olan bağımızı kesmekti. Fakat seksen
bir yıllık deneme bu tip sömürge metotlarının artık modasının geçtiğini ve
hiçbir başarı sağlamadığını göstermiştir. Bütün baskılara, bütün tehditlere,
bütün gayretlere rağmen Türklük şuuru söndürülememiş, aksine olarak
günden güne kuvvetlenmiş, şahlanmış, coşmuştur. Önümüzdeki sene
sömürge artıklarını Türk maarif idarecilerinin temizleyeceğine inanıyoruz.
İslam değil Türk”
Gazetenin 4 Eylül 1959 tarihli sayısında Kıbrıslı Türk çiftçilere
yönelik bir köşe olan “Çiftçiye Öğütler”de “Tarımcı” imzasıyla tahıl,
hayvancılık, arıcılık, bağcılık, sebzecilik, patates ekimi ve narenciye
konusunda faydalı bilgiler verilmiştir. Bu kapsamda “Gök ağlamayınca yer
gülmez”, “Bin Bilen Olsan Bir Bilenden Öğrenmelisin”, “İki çapa, bir su
yerini tutar”,”Çapa susuz sulamak, gübresiz gübrelemektir”, “Sahibinin
gözü, bahçesine gübredir”, “Zeytin dededen, incir babadan, bağı da
kendin
yap”,
“Kovanlar
köylünün
kendi
kendine
çalışan
imalathaneleridir”, “Hayvansız ziraat, ziraatsız hayvan olmaz”
ifadeleriyle tarım ve hayvancılığın önemi vurgulanmıştır. Gerek Nacak
Gazetesi’nin bu konudaki aktif rolü, gerekse KTKF’nin girişimleriyle
yapılan faaliyetler yavaş yavaş semeresini vermeye başlamış, Kıbrıslı
Türkler arasındaki dayanışma ve birlik ruhu gözle görülür bir ölçüde artış
göstermiştir. Bu bağlamda Türklerin yaşadıkları bölgelerde iyileştirme,
kalkındırma, restorasyon ve tamir çalışmaları görülmüştür. Nacak
tarafından Kıbrıslı Türkleri eğitme ve ulusal bilinç kazandırma yönündeki
gayretler bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Tarımla uğraşan çiftçilere her
konuda destek olmak, onların tarımsal faaliyetlerden azamî verim
sağlamalarını temin etmek üzere tohumluk buğday ve arpa temininden
sebze yetiştiriciliğine ve kooperatif kurmaya kadar çok farklı alanlarda
köylülere ve çiftçilere yönelik yaklaşımlara yer verilmiştir. İlkokulların
54
Ibid.
15
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
sayılarının artırılması, yeteri kadar öğretmenin tahsis edilmesi, okulların
kitap ihtiyaçlarının karşılanması, şehir hayatının imkanlarından köylülerin
de istifade etmesinin sağlanması, köy insanlarının teknik konulardaki
sorunlarına yardımcı olacak birimler kurulması, köylerde birlik ve düzeni
bozmaya çalışanlara karşı uyanık olunması ve bu şekilde davrananların
cezalandırılması, Türk’ten Türk’e kampanyasını kötü niyetlerle kullanmaya
çalışanlara karşı uyanık olunması ve çiftçi çocuklarını ziraat ve tarım
konusunda yetiştirilmesi gibi girişimler yapılmıştır.55 Bütün bu uyarılara ve
Nacak Gazetesi’nin destek ve düzenlediği kampanyalara rağmen yine de
işlerin hiç de istendiği gibi gitmediği anlar da yaşanmıştır. Bu ve benzeri
durumlar Nacak’ta aşağıda olduğu gibi ifade edilmiştir:56
“Lefkoşa’nın Girne Kapısı’ndaki bir kahvedeyim. Karşımda bir
sigara satıcısı var. Boyuna satıyor, iyi iş yapıyor. Bir dikkat edeyim dedim,
meğer ne göreyim. Hep yabancı sigaralarından satmıyor mu? Çok değil,
yalnız yarım saat dikkatle takip ettim. Neticeyi size de bildireyim. Yarım
saatin içinde 10 tane yabancı sigara, 2 tane de Türk sigarası satıldı. Ne acı
bir gerçek değil mi? Kendi kendime bu daha, kaç zaman devam edecek? Bu
acı duruma, bu derin derde ne zaman çare bulunacak diye düşündüm,
üzüldüm, üzüldüm. Ah dedim ah. Bu Türk’ten Türk’e kampanyamızı ne
zaman temiz kalple benimseyeceğiz? Ne zaman doğru yolu seçeceğiz?
Yoksa ille ensemize sopa vurulsun mu istiyoruz. Akıllarımız, vicdanlarımız
bizi neden doğru yola sevk etmesin? Yazık!”
Böylece Kıbrıslı Türkler arasındaki sıkıntıların giderilmesi
yönündeki faaliyetler sosyal hayatın her alanında artarak devam etmiştir. 57
Ancak 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla beraber Türk’ten Türk’e
kampanyası da yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başlar ve kendiliğinden
ortadan kalkar:58
“...(Türk’ten Türk’e Kampanyasını) Ne zaman bozduk? Dırvana 59
geldi ve ikinci, üçüncü gece Dr. Küçük bir yemek verdi. Dr. Küçük de bu
şikayetleri işittikçe bunalıyordu. O gece Dr. Küçük’te kiraz gördük ilk defa
olarak. Kiraz Rum tarafından gelir. Ben şaka olsun diye ‘Neredendir
bunlar?’ diyince iş meydana çıktı. Dırvana çullandı bize ‘Bu iş olmaz,
yürümez’ diye ve orada bu iş durdu. Belki de daha fazla devam etmesi de
doğru olmayabilirdi. Ben onu da bilmiyorum. Artık barış, görüş olmuş,
Cumhuriyet ordusu falan. Kendiliğinden söndü gitti o da”
55
Nacak, 10 Temmuz 1959.
Ibid.
57
KTMA, TMT Arşivi. Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
58
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 13 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
59
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki ilk büyükelçisi olan Emin
Dırvana, Harp Akademisi ve Londra Askeri Ataşeliği görevlerinden sonra Paris’teki
NATO Başkomutanlık Karargâhı’ndaki görevinden Kurmay Yarbay kendi isteğiyle
ayrılır ve siyasete atılır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Hürriyet, 18 Eylül 1957.
56
16
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Federasyonun hayata geçirdiği ve Nacak Gazetesi’nin muazzam
destek vererek bütün Kıbrıslı Türkleri katılmaya davet ettiği
kampanyalardan birisi de Vatandaş Türkçe Konuş kampanyasıdır. Bu
kampanyayla hedeflenen ise özellikle karma köylerde veya Kıbrıslı
Türklerin azınlıkta kaldıkları bölgelerde Türkçe’nin ve Türk kültürünün
tekrar ayağa kaldırılmasıdır.60 Öte yandan Kıbrıs Türk Gençlik
Teşkilatı’nın da süratle ada sathında teşkilatlanması neticesinde Kıbrıslı
Türklerin moralleri yükselmiş ve herkes elinden geldiğince bu faaliyetlere
destek olmaya çalışmıştır:61
“Yatağından taşan bir sel nasıl her türlü zaman ve mekan
ölçüsünün dışında bir enerji ile dolu olursa Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı
da bu dinamik hava içinde bir çığ gibi büyümektedir. Bu, normalin üstünde
öyle bir şahlanıştır ki bunu benzeri olaylarla bile mukayese etmek mümkün
değildir. Celal Hordan’ı en az Kıbrıslı genç kardeşlerimiz kadar içten
gelen bir takdir ve muhabbetle tebrik etmeyi vazife addediyoruz. Kısa
zamanda 323 köyü adım adım, karış karış dolaşarak 53.000 üye kaydetmek
ve 25.000 lira teberru temin etmek şüphesiz ki kıymetli liderlerin ilgisiyle
beraber Celal Hordan’ın gayret ve organize gücünün eseridir..”
Gazete neredeyse yayın hayatına başladığı günden itibaren
eleştirdiği ve Kıbrıslı Türklerin tepkilerine neden olan %70–30
uygulamasının Rumlar lehine uygulanmasıyla ilgili örnekler de vermiştir.
Örneğin 30 Temmuz 1959 tarihli 4248 numaralı Resmi Gazete’de
yayınlanan bir ilana göre İnşaat Dairesinde 10 kişi ustabaşı (epistat) olarak
göreve başlatılmıştır. Bu 10 kişinin sadece bir tanesi Kıbrıslı Türk’tür.
Gazete bu duruma “İstikbaliniz bir defa daha garanti altına alınmıştır” 62
ifadesiyle ironi yapmıştır. Öte yandan yasadışı olarak kurulan ve Grivas
tarafından da desteklenen KEM örgütünün Yunanistan Başbakanı ve
60
“... Yıllar sonra, federasyona bağlı Gençlik Teşkilatı’nın onayımız ile başlattığı
“Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyası” da bazı yazarlar tarafından arada sırada
gündeme getirilmekte ve eleştiri konusu yapılmaktadır. Bu konuda da kampanyanın
esasını teşkil eden nedenleri ve kampanyadan doğan sonucu değerlendirmeksizin bu
kampanyada sorumsuz veya heyecanlı birkaç gencin yaptıkları ile değerlendirmek
büyük haksızlık olur. KTKF’nun esas görevlerinden bir tanesi de Türk kültürünü
güçlendirmekti. Halk oyunları ile, hikayeleri, masalları, müziği, nameleri ile
Anadolu’dan gelmiş olan Kıbrıs Türkleri uzun bir zaman dilimi içinde, benliklerine
ve kimliklerine hakim olmak için, büyük bir Rum Ortodoks baskısı altında devamlı
surette mücadele vermek zorunda kalmışlardır. Bu mücadelede ilgisizlikten,
okulsuzluktan, yoksulluktan yenik düşen bir kısım insanımız zaman içinde dilinden,
daha sonra da dininden olmuştur. Dillirga yöresinde 33 köyümüz Rum papazların
okul, iş teklifleri neticesinde (yıllarca Rumca konuşur hale getirildikten sonra)din
değiştirmişlerdir. Yolda başka köyler de vardı. Akıncılar da bunlardan bir tanesiydi.
Erenköy ve etrafındaki 5-6 Türk köyünde de Rumca geçerli ana lisan olmuştu.
‘Bayrağım’ diye her milli heyecanı bizlerle paylaşan bu insanlar ana dilleri olan
Türkçeyi ikinci bir lisan olarak öğrenmek zorunda bırakılmışlardı. Bunun suçu
bunca yılın ihmalindeydi...” Denktaş, op.cit., ss. 128-130.
61
Nacak, 24 Temmuz 1959.
62
Nacak, 4 Eylül 1959.
17
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Dışişleri Bakanını da tehdit ettiği bildirilmiştir. Reuter Ajansı’nın haberi
“Kanundışı teşekkül olan KEM bugün çıkardığı bir beyannamede Yunan
Başbakanı Karamanlis’i ve Dışişleri Bakanı Averof’u Kıbrıs’a geldikleri
takdirde ölümle tehdit ediyor” olarak verilmiştir. KEM beyannamesinde bu
durum “Onlar Kıbrıs meselesini gömdükleri gibi biz de onları burada
gömeceğiz”63 şeklinde belirtilmiştir. Bu ve benzeri gelişmeler Kıbrıslı
Türklerin ulusal duygularını arttırmış başta Cumhuriyet Bayramı olmak
üzere milli bayramlar Kıbrıslı Türkler tarafından coşkuyla kutlanmıştır.
Nacak Gazetesi de adada yayınlanan diğer Türk gazeteleri gibi millî
günlerle ilgili olarak da bilinçlendirme gayretlerine devam etmiştir. 64
Nacak Gazetesi KTKF çalışmalarını da Rauf R. Denktaş imzasıyla
manşete taşıyarak okuyucularını bilgilendirmiştir. 65 Gazete ziraatten
sanayiye, ekonomik girişimlerden tasarruf tedbirlerine hayatın her alanında
Kıbrıs Türk toplumunu bilinçlendirme gayreti içine girerken Rauf R.
Denktaş’ın yazıları da aynı şekilde çeşitlilik göstermiştir. 4 Mart 1960
tarihli sayıda yayımlanan bir başka köşe yazısı da Rauf R. Denktaş
imzasıyla okuyuculara sunulan “İşsizlik” başlıklı yazıdır:66 Gazetenin 11
Mart 1960 tarihli sayısında manşetten iri puntolarla verilen haber ise
“Bütün Türk Toplumu Yediden Yetmişe Birer Rauf Denktaş, Birer
Nacak’tır” başlığını taşımaktadır:67
Nacak Gazetesi ayrıca Ethnos, Elefteria, Filelefteros ve Haravgi
başta olmak üzere Rum gazeteleri tarafından Kıbrıs Türk toplumu
liderlerine yönelik olarak başlatılan karalama kampanyasına da cevap
vermiş ve “Denktaş ve Nacak’ın yegâne suçları Türk toplumunun
hissiyatını aksettirmeleridir” 68 ifadesini kullanmıştır. Gazetenin 25 Mart
1960 tarihli sayısında KTKF Başkanı Rauf R. Denktaş’ın Türk cemaatinin
iktisadi durumu hakkında görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya geldiği
duyurulmuştur. Denktaş burada yaptığı kısa değerlendirmede “Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin kuruluşunun son safhasında cemaat işlerimizin birçok
kısımlarını Türk hükümetiyle gözden geçirmek üzere mutat
ziyaretlerimizden birini yapıyorum” der. 27 Mart 1960 Pazar günü adaya
dönmesi beklenen Denktaş’ın aynı gün Bizim Zafer Sineması’nda Milli
Parti’nin toplantısına da katılacağı duyurulmuş, aynı sayıda Denktaş imzalı
“Dünden Daha Kuvvetli” isimli bir başyazı da yayımlanmıştır.
Başyazıdaki bazı ifadeler aşağıda aktarılmıştır:69
63
Ibid.
Nacak, 30 Ekim 1959.
65
Nacak, 4 Eylül 1959.
66
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 4 Mart 1960.
67
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 11 Mart 1960. Gazetenin aynı sayısında
ayrıca Rauf R. Denktaş’ın bir aydan fazla süredir bulunduğu Londra’dan 19 Mart
1960 günü döneceği de bildirilmiştir.
68
Ibid.
69
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 25 Mart 1960.
64
18
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
“…Türk toplumunu parçalamak gayesiyle Rum basınının girişmiş
olduğu kampanya bütün şiddetiyle devam ediyor ve edecektir de. Çünkü
Kıbrıs’ta birlik ve beraberlik içinde yaşayan bir Türk toplumu Rumların
münferit elemanlarına istedikleri gibi at oynatmak ve Kıbrıs Türklüğünü
adadan kaçırmak fırsatını vermeyecektir. Bugün bütün şiddetiyle ve iğrenç
bir lisanla bize hücum eden Rum matbuatı her hücumuyla Kıbrıs
Türklüğünü biraz daha birliğe ve beraberliğe doğru sürüklemektedir.
Kendilerine teşekkür ederiz. İçimizde Rumların Enosis mücadelesinden
yüzde yüz vazgeçtiğine, Rumların yüzde yüzünün Türklerle iyi geçinmek
niyetinde olduğuna inananlar varsa Rum basını bu inancı her neşriyatı ile
sarsmakta, yıkmaktadır.”
Gazete ayrıca Nacak imzasıyla yayımladığı “Yanlış Tefsir” başlıklı
yazısında KTKF Başkanı Rauf R. Denktaş’ın Londra dönüşünde yaptığı
açıklamanın Kıbrıs Rum basını ve Rumlar tarafından yanlış yorumlandığını
ifade ederek bu açıklamada Denktaş’ın güya yeniden kan döküleceğinden
bahsettiğini ve bu açıklamanın Türk-Rum işbirliğini bozabileceğini
belirttiğini yazmıştır. Gazetenin 8 Nisan 1960 tarihli sayısında ise Rauf R.
Denktaş imzasıyla “Bir Avuç İnsan” başlıklı bir makale de yayımlanır:70
Bu arada Dr. Fazıl Küçük, Rauf R. Denktaş, Osman Örek ve Fazıl
Plümer’den oluşan Kıbrıs Türk heyeti Haziran 1960 döneminde Ankara’ya
gitmiş ve Millî Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel’le görüşmüşlerdir.
Bu ziyarette Gürsel ‘Davanızı sımsıkı tutmaktayım. Bundan hiçbir
endişenizin olmamasını isterim. Zürih ve Londra Andlaşmalarının harfiyen
tatbikinde sonuna kadar ısrar edeceğiz’ açıklamasında bulunmuştur.71 Dr.
Fazıl Küçük de yaptığı bir açıklamada ‘Toplumu parçalamak isteyen kimi
kişilerin planlarının eline geçtiğinden” bahsetmiş ve halkı bu gibi kişilere
karşı uyanık olmaya çağırmıştır.72 Nacak Gazetesi 24 Haziran 1960 tarihli
sayısında ise Rauf R. Denktaş imzasıyla “Öğretmenlere Sesleniş” başlıklı
bir yazı yayımlamıştır:73
“Öğretmen Koleji’miz bu senenin genç ve dinamik mezunlarını
verdi. Gelecek okul senesinde bunlar kıdemli kardeşlerinin yanlarında
vazifelerine başlayacaklar. Hepsine ayrı ayrı başarılar dilerken bütün
Kıbrıs Türk öğretmenlerine seslenmek istedim. Yeni bir çığır açılıyor.
Koloni idaresinin gölgesinden ayrılıyor, Kıbrıs’ın ortak idarecileri sıfatıyla
hakikat güneşinin yakıcı şualarına göğüs germeye hazırlanıyoruz.
Öğretmenler bundan sonra devam edecek olan Kıbrıs’ta Türklüğün
kökleşmesi ve bekası davasının ön siperinde çarpışacak olan öncülerdir.
Öğretmenlerimizin arkasından yürüyerek yükseleceğiz, var olacağız ve
kurtulacağız. Bir hamur gibi Türk çocuğu sizin elinizde. Onlara ülkü
verecek, milliyet aşılayacak, bu topraklar için ölmenin zevkini
öğreteceksiniz. Bir Türk olarak yaşamak ne demektir anlatacaksınız.
Maddi müşkülatlardan yılmamak, bunları yenmek, yaşamak ve yükselmek
70
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 8 Nisan 1960.
1960 Haziran tarihli A.2/22-12 sayılı belge. KTKF MİT Dosyası. KTMA.
72
Nacak, 5 Ağustos 1960.
73
Nacak, 24 Haziran 1960.
71
19
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
imkanları temin etmek için geceli gündüzlü çalışan bir gençlik
yaratacaksınız. Bulunduğumuz köylerde çalışkanlığın, fedakarlığın,
milliyetperverliğin bir sembolü, bir meşalesi olacaksınız. Türk gençliğine,
Türk köylüsüne korkmamayı, kendi kendilerine damarlarındaki kana,
Anavatana, Anavatan gençliğine inanmayı öğretecek olan sizlersiniz.
Bunları yapabilmeniz için de her söz ve hareketinizle köylüye ve
talebelerinize iyi misal olmak zorundasınız. Kötü hayat şartlarından
şikayet etmeyiniz. Bu şartları iyileştirmek için çareler düşünüp çalışınız.
Köylünün dertleri ile alakadar olup bu dertleri köylü ile baş başa
halletmek yoluna gidiniz. El ve gönül birliği ile kurulan gönüllü ordusu
yeniden köyler inşa etmiştir. Köy dertlerinin birçoğu da gönüllü faaliyetleri
ile halledilebilir. Yeter ki öncülük edecek ülkülü öğretmenler faaliyete
geçmiş olsun…”
Nacak Gazetesi ayrıca Kıbrıslı Türk tüccarlara ve gençlere yönelik
de birer duyuruda bulunmuştur:74
“Sayın Türk Tüccarı, seksen yıllık bir mücadeleden sonra en
nihayet kendimize ait bir çarşı tesis ettik. Bu çarşıyı yaşatmak senin
elindedir. Kendi ırkından insanların başka çarşılara akmasını durduracak
ticari tedbirleri sen almalısın. Ecnebi tüccarla rekabet etmeli, aynı ticari
şart ve kararı sen de yaratmalısın. Bu cemaat fakirdir, makul olmalısın.
Kısa zamanda zengin olmak hayaline kapılmamalı, az kâra kanaat
etmelisin. Müşteri seni sevmeli, sen müşteriyi saymalısın. Türkten Türke
Kampanyası’na önce sen hürmet etmeli ve uymalısın. Müşterini elinde
tutmasını bilmelisin. Türk gençleri: bu hafta bankanıza ne kadar para
yatırdınız? Kooperatiflerinize ne kadar para teslim ettiniz? İstikbalin neler
getireceği meçhuldür. Paranızı biriktirmezseniz bir gün pişman
olacaksınız. Bankanızda daima bir miktar para bulundurunuz. Bu suretle
hem kendi kendinizi, hem cemaatinizi kalkındırmış olursunuz. Birer birer
kalkınırsak cemaatçe kalkınmış oluruz. Gençlerin parası cemaatin parası
demektir. Gençlerin parası varsa cemaatin parası var demektir”
Gençlik Teşkilatı binasının inşasından ilkokul öğretmenleri, işten
çıkartılan polisler, havaalanında çalışan gümrük memurları, köylüler,
tarlaları ellerinden alınan çiftçiler, su kuyularına el konulan veya üslerde
çalışan İngilizler tarafından tarlaları mahvedilen ziraatçiler, ticaretle
uğraşanlar, işçiler ve işverenler yanında gazete toplumu saran içki, kumar
ve aylaklık konularında da aydınlatıcı yazılar yayınlamaya devam
etmiştir:75 Gazetenin 12 Ağustos 1960 tarihli sayısında ‘1930–1960
Yıllarında Kıbrıs Türkleri’ isimli yazı dizisi yayımlanan Rauf R. Denktaş
ise o gün son derece anlamlı ve üzücü bir olayı nakleder: 76
74
Nacak, 16 Ekim 1959.
Gazetenin 22 Nisan 1960 tarihli sayısında örneğin Orbay Mehmet tarafından
kaleme alınmış “Pavyon Uğruna” başlıklı bir yazı yer almaktadır. Bu konuda
ayrıntılı bilgi için bkz. Nacak, 12 Şubat 1960, 22 Nisan 1960.
76
Nacak, 12 Ağustos 1960.
75
20
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
“1938’de Atatürk’ün ölümünü hatırlıyorum. Hastalığının seyrini
gazetelerden, radyodan takip etmiştim. Nihayet bir gün öldüğü haberi
yayıldı. Babam evde hıçkırarak ağlıyordu. Bütün Kıbrıs Türklüğü mateme
bürünmüştü. O akşam yüksek bir İngiliz idare memurunun evinde bir parti
vardı. Birkaç Türk memur babama akıl danışmaya gelmişlerdi. Acaba
partiye gitmezlik edebilirler miydi? Babam bir yere sinirlenince başına
kolonya sürerdi. Elini kolonya şişesine attığını gördüm. Başını ovuşturarak
cevap verdi: ‘Yahu bunun da sorması olur mu? Tabii gitmeyeceğiz.
Matemimiz var, gelemedik diyeceğiz’ diye cevap verdi..”
Kıbrıs Türk gazeteleri ise yapılan anlaşmalar sonrası Türk askeri
birliğinin adaya gelişini “82 yıllık büyük hasret sona erdi. Kahraman
Mehmetçiğe kavuştuk. Lefkoşa ve Mağusa’da 30 bini aşkın kardeşimiz 82
yıllık hasreti giderdiler. Cumhuriyetin kahraman koruyucuları: hoş
geldiniz. Hürriyet, barış ve güvenliğimiz size emanettir. Bu topraklar bir
kere daha sizinle vatanlaşıyor” gibi coşkulu başlıklarla duyurmuşlardır.77
Rauf R. Denktaş da Türk askerinin adaya çıkışıyla ilgili olarak ‘Anladım,
Anladım. Türk Askerini Getirmeye Gidiyorsun’ başlıklı bir makale
yazmıştır:78
Bu arada Nacak Gazetesi daha sonraki dönemde yayımlanan
sayılarında da Kıbrıslı Türkleri kurulan yeni Kıbrıs Cumhuriyeti ve Devlet
daireleriyle ilgili resmî faaliyetler konusunda aydınlatmaya çalışmıştır.
Örneğin ‘Cumhuriyet rejiminde biz Kıbrıslı Türkler Türk olarak mı yoksa
Kıbrıslı olarak mı bilineceğiz?’ sorusuna ‘Kıbrıs halkı anayasaya göre
Türk ve Rum olarak iki cemaatten meydana gelir. Kıbrıslı diye bir kavram
cumhuriyet rejiminde yoktur. Biz yine eskisi gibi Kıbrıs’ta yaşayan, Kıbrıs
idaresine ortak olan Türkleriz. Yeryüzünde Kıbrıs milleti diye bir millet
yoktur ve olamaz’ cevabı verilirken ayrıca ‘Resmî makamlara
göndereceğimiz istidaları yine İngilizce mi yazacağız? Ve bize yine
İngilizce veya Rumca cevaplar yazıp Türkçe’yi nazarı itibara almayacaklar
mı?, Millî günlerde Kıbrıs bayrağını mı yoksa Türk bayrağını mı
çekeceğiz?, Türklerin işlerini resmî dairelerde Türk memurlar mı yoksa
Rum memurlar mı yapacak?, Polis ve jandarma işlerinde Türklere ait
meselelerin tatbikatını kimler yapacak ve muameleyi yürütecektir?’ gibi
sorulara da cevaplar verilir.79 Gazetenin 12 Ağustos 1960 tarihli sayısında
ise ‘1930-1960 Yıllarında Kıbrıs Türkleri’ isimli yazı dizisi yayımlanan
Rauf R. Denktaş o gün son derece anlamlı ve üzücü bir olayı aşağıda
belirtildiği gibi nakletmiştir:80
“1938’de Atatürk’ün ölümünü hatırlıyorum. Hastalığının seyrini
gazetelerden, radyodan takip etmiştim. Nihayet bir gün öldüğü haberi
yayıldı. Babam evde hıçkırarak ağlıyordu. Bütün Kıbrıs Türklüğü mateme
bürünmüştü. O akşam yüksek bir İngiliz idare memurunun evinde bir parti
77
Halkın Sesi, 16 Ağustos 1960, Bozkurt, 16 Ağustos 1960.
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 19 Ağustos 1960.
79
Nacak, 30 Eylül 1960.
80
Nacak, 12 Ağustos 1960.
78
21
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
vardı. Birkaç Türk memur babama akıl danışmaya gelmişlerdi. Acaba
partiye gitmemezlik edebilirler miydi? Babam bir yere sinirlenince başına
kolonya sürerdi. Elini kolonya şişesine attığını gördüm. Başını ovuşturarak
cevap verdi: ‘Yahu bunun da sorması olur mu? Tabii gitmeyeceğiz.
Matemimiz var, gelemedik diyeceğiz’ diye cevap verdi..”
Daha önce belirtildiği gibi Cumhuriyet Bayramları da Kıbrıslı
Türkler tarafından coşkuyla kutlanmaktadır. Nacak Gazetesi millî günlerle
ilgili olarak da Kıbrıslı Türkleri bilinçlendirme gayretlerine devam
etmektedir:81
“Dün Cumhuriyetin otuz altıncı kuruluş yıldönümünü kutladık.
Bayram yaptık, güldük, eğlendik, sevindik ve düşündük. Evet düşündük.
Cumhuriyetten önce neyimiz vardı diye düşündük. Sömürgecilerin iştahını
kabartan hasta bir imparatorluk vardı. Bakınız, harap bir vatan vardı. Ya
cumhuriyetten sonra? Sonrası malûm: Hızla kalkınan bir Türkiye. Çehresi
her gün biraz daha değişen bir Türkiye. Yollar, limanlar, barajlar,
fabrikalarla bezenen bir Türkiye. İçerisinde mesut ve müreffeh insanların
yaşadığı bir Türkiye. Hür bir Türkiye, demokrat bir Türkiye. Türkiye,
Türkiye, toprağına yüz süreyim Türkiye. Uğruna kan dökeyim, can vereyim
Türkiye. Ana Türkiye, can Türkiye, yar Türkiye. Dört yanında bereket var,
bolluk var Türkiye. Yiğit insanlar, kahramanlar, aslanlar yatağı Türkiye.
Selâm sana Türkiye, selâm sana Türkiye”
Gazetenin 30 Eylül 1960 tarihli sayısında Türk Cemaat Meclisi
Başkanı Rauf R. Denktaş’ın İcra Heyeti Başkanı olarak 23 Eylül 1960
tarihinde mecliste yaptığı konuşma da yayımlanır. Konuşma aşağıda
aktarıldığı şekildedir:82
“Can ve mal emniyeti: Kıbrıs Türk’ünün Kıbrıs’ta barınabilmesi,
mesut ve müreffeh bir hayat yaşayabilmesi, din, dil ve ırk bakımından ayrı
bulunduğu Rum cemaatine müsavi bir hayat seviyesine erişebilmesi ile
mümkün olacaktır. Can ve mal teminatını Kıbrıs’a Türk askerinin gelmesi
ile temin etmiş bulunan Kıbrıs Türk’ü Zürih ve Londra Andlaşmalarıyla
Kıbrıs Anayasası tahtında elde ettiği ayrı cemaat statüsünü titizlikle
muhafaza ve müdafaa etmelidir. Bazı ahvalde gün gele ekonomik baskı
altında bu statümüzün bizi maddeten zararlı bir duruma düşürdüğü ileri
sürülerek ‘Ayrı cemaat tezinden vazgeçip Kıbrıslı olarak yaşamamız tercih
edilmelidir’ şeklinde ikaz karşısında ve hatta cebir altında kalabiliriz. Türk
cemaatinin böyle bir durum karşısında takınacağı tavır kesin olmalıdır.
Şimdiki statümüz büyük bir fedakarlık neticesi olarak temin edilmiştir. Ayrı
cemaat statüsü Zürih’te icat edilmiş bir şey değil, Kıbrıs’taki hakikatleri
göz önünde tutarak kaleme alınmış bir hakikatin ifadesidir. Ayrı dil, din,
kültür ve ananemizi 1571 senesinden beri idame ettirmemiz sayesindedir ki
Rum çoğunluğu bizi kendi vücudu içerisinde eritememiştir. Kıbrıs’ın dört
bucağında ve her köşesinde kollarını gözkelere uzatan camilerimiz bu
81
82
Nacak, 30 Ekim 1959.
Nacak, 30 Eylül 1960.
22
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
hakikatin bir ifadesidir. 4 Asra yakın bir zaman içerisinde bütün
benliğimizle Anavatana bağlı kalabilmemizin sırrı da budur. Buna
inanmayarak veyahut da mevcut şartların doğurduğu ekonomik sosyal
baskı altında Kıbrıslı zihniyeti ile yaşamak yoluna giden kan
kardeşlerimizin tenasür ettiklerini hiç kimse unutmamalıdır. Kıbrıslı
mevhumu milli şuuru söndürebilecek en müessir bir mikroptur. Biz Londra
ve Zürih Andlaşmalarında Kıbrıslı anlayışı içinde Türklüğümüzü
kaybetmek pahasına bir idare şekli olarak imzalamadık. Bilakis mevcut
şartlar içinde ayrı din, dil, ırk ve anane haklarımıza hürmet eden, bunları
Kıbrıs’a hukuken de mal eden ve koruyan bir anlaşma şeklidir diye kabul
ettik. Bunun için milli kalkınma programımızı bu hakikatlerin ışığı altında
çizmek mecburiyetindeyiz. Dil mevzuunda tutumumuz sarihtir. Anayasaca
da milli bir lisan olarak tanınmış olan dilimizi en iyi bir şekilde muhafaza
edeceğiz ve her safhada resmi dilimize hürmet edilmesini sağlayacağız.
Anavatandan eleman ve mütehassıs celbi: Ananelerimize de sıkıca
bağlı kalacağız, bunları yaşatacağız. Atatürk’ün nurlu yolundan asla
ayrılmayacağız. Onun mücadelesini kendi kalkınma savaşımız için bir
örnek olarak alacağız. Bütün bunlar yanında kültür ve maarif
problemlerimizi en sıkı bir şekilde programlamak ve günün ihtiyaçlarına
göre geliştirmek gerekecektir. Bunu da kendi imkanlarımız dahilinde
yapacağız. Anavatandan da gerektiği şekilde eleman ve mütehassıs
celbetme yoluna gideceğiz. Bunların büyük bir kısmını Federasyon olarak
yapmış bulunuyoruz. Yakında mufassal bir rapor ile sizlere yapılanları
bildireceğiz.
Köy öğretmenleri-Halk eğitimi: İlkokul öğretimi Kıbrıs’ın
ihtiyaçlarına göre ayarlanmış bulunuyor. Köy öğretmenleri milli
davamızın öncüleri olarak cansiperane çalışmaya davet edilecektir. Örnek
öğretmenlerimiz sadece okul dahilinde çalışanlar değil, okul dışı saatlerde
köylüyü kalkındırmak için canla başla uğraşanlar olacaktır. Bu yolda
geçen sene atılan adım çok ümit verici olmuştur. Halk eğitimi için yapılan
daveti öğretmenlerimiz hiçbir menfaat beklemeden koşmuş ve uhdelerine
düşeni seve seve yapmıştır. Bu tiynet ve kabiliyette öğretmenlerimiz
bulundukça kalkınma davalarımızı kolaylıkla halledebileceğimize
inanıyoruz. Öğretmen terfilerinde her şeyden önce vazifede ehliyet ile
cemaate hizmet durumları göz önünde tutulacaktır. Kıbrıs’ın her köyünde
bir öğretmen ailesi ile birlikte rahatça barındıracak bir ev bulunmalıdır.
Ziraat, orman ve inşaat mühendisleri: Eğitim konusunda halk
eğitimine bu olağanüstü önemi verirken bütçemizin takati dahilinde halk
eğitimi kolumuzu takviye edeceğiz. Bu meyanda 20 kadar ziraat, orman ve
inşaat hühendisi gençlerimizi Kıbrıs’ın sathına yayabilmek için 13 bin lira
kadar bir paranın lazım geldiğini işaret etmek isterim. Kültür ve maarif
sahasında dev adımlarla ilerlemek ihtiyacındayız. Bunun için de
tahsillerini bitirip gelen gençlerimize iş temin etmekle mükellefiz.
İmkanlarımız dahilinde bunu da yapacağız.
23
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Öğrenim ve burslar: Ortaokul öğretimi Kıbrıs’ın özel ihtiyaçlarına
göre ayarlanacaktır. Ortaokuldan sonra lise derecesinde teknik okullara,
ticaret ve lisan tedrisatına gereken önemi vereceğiz, bunları ön plana
alacağız. Lise tahsili de aynı şekilde ele alınacaktır. Liselere üniversite
tahsilinden istifade edebilecek en iyi gençlerin girmesini sağlamak için
tedbirler alacağız. Fen, iktisat ve teknik bölümlere önem verecek ve
bursları da bu yöne sevk edeceğiz. Yüksek tahsile giden gençlerimizin
cemaatin muhtaç bulunduğu sahalara intikalini kolaylaştırmak ve gençliği
lüzumsuz sahalarda enerji ve sene sarfedip geri geldiğinde ‘İş yoktur’
Cevabı ile baş başa bırakmamak için gereken tedbirleri alacağız.
Öğretmen Mübadelesi: Türkiye’nin Federasyon vasıtasıyla verdiği
burslarla tahsil etmiş olan öğretmenler adaya dönmektedirler. Her birine
ayrı ayrı vazife verilmektedir. Yakın bir zamanda Türkiye’den celbedilmiş
öğretmenlerin yerlerini Kıbrıslı gençlerimiz doldurabilecektir. Buna
rağmen her okulumuzda Türkiye’nin birer kültür temsilcisi olarak Türkiyeli
öğretmenlerin bulunmasını muvafık buluyoruz. Gerektiğinde kısa süreli
mübadele usulüyle Kıbrıslı gençlerimizin Anavatan okullarında öğretim
yapmalarını da sağlamak ve kendilerine daha geniş tecrübe imkanları
vermek yolunda da gitmeyi düşünmekteyiz… Okulların idari ve mali
cihetleri gözden geçirilecek ve cemaatin menfaatine olacak en iyi bir şekil
meclisin tasvibine sunulacaktır. Sunulacak olan maarif raporunda bu
konular hakkında mufassal bilgi verilecektir.
İktisadi Kalkınma: İktisadi sahada Kıbrıs’ın kalkınması için
Birleşmiş Milletler’den gelen bir heyet raporunu hazırlamaktadır. Bu
raporun ışığı altında Kıbrıs’ın kalkınma programına Kıbrıs Türk’ünün ne
şekilde ayak uydurması icap ettiği konusunda durumumuzu incelemek
üzere Türkiye’den bir heyetin gönderilmesini rica etmiştik. Bu da yapılacak
ve verecekleri rapora göre iktisadi kalkınma hamlelerine girişeceğiz. Bu
programlar ne olursa olsun şu kadarı hakikattir ki her Türk’ün vicdanı ve
vatani vazifesi Türk işçisini, Türk esnafını desteklemek ve korumaktır.
İşçi ve Çiftçi Birlikleri: İşçi ve esnaf mevzuunda da gereken
hamleler yapılacak, İşçi Federasyonu milliyetperver kimselerin elinde
kuvvetlendirilecek ve esnaf kendi dernekleri vasıtasıyla kuvvetli teşkilatlar
halinde sosyal vazifeye davet edilecektir. Köylerde İşçi ve Çiftçi
Birliklerine kuvvet verilecektir. İşçiler için belediyelerimiz vasıtasıyla
aşhaneler ve imkan hasıl oldukça dispanserler ve çocuk yuvaları
açılacaktır. Sosyal Sigor’ya yatırımlar devam etmeli, Sosyal Sigorta daha
şumullü bir hale getirilmelidir. Zirai kalkınma ve köylünün iktisadi
hamleleri kooperatifler vasıtasıyla ele alınacaktır.
Kooperatifler: Kooperatiflerden karşılıksız para bekleyenler
aldanacaklardır. Kooperatifler köylüyü en kısa bir zamanda müstahsil bir
duruma getirmeye yarayacak bir şekilde para verecektir. Köy kooperatif
sekreterlerinden azami hüsnüniyetle çalışma bekleyeceğiz. Hatır ve gönül
ile hiç bir iş yapılmayacak, hısım ve akraba köylüye tercih edilmeyecektir.
İşinde tekasül gösteren sekreterler hemen işten atılacaktır. Kooperatifçilik
24
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
yoluyla birçok işler başarabileceğimize inanıyoruz. Prensibimiz az
zamanda çok iş başarmak, fakat her işin sağlam ve verimli olmasını
sağlayabilecek şekilde hareket etmektir. Her şeyin mütehassısını bulacağız.
Her sahada mütehassıslar yetiştirmek yoluna gideceğiz. Turistik tesislere
önem vereceğiz. Bu da iktisatçıların raporunda yer alacaktır. Bunun için
fazla bir şey söylemeyeceğim.
Belediye: Belediye işlerinde azami gayreti göstereceğiz. Aklımızdan
da kendi mücadeleleriyle kazandıkları belediyeleri korumalarını, belediye
nizamlarını çiğnemelerini, belediye memurlarına riayet edip vergi ve
harçlarını vermelerini rica edeceğiz.
Evleri yıkılanlar: 1958 Haziran-Temmuz aylarında evlerini
kaybedenlere gereken yardımı sağlamak için azami gayreti sarf edeceğiz.
Bu, para ve imkan meselesidir.
Bulanık suda balık avlayanlar: Kıbrıs Türk’ü büyük imkansızlıklar
içerisinde sırf kendi kendine ve Anavatana olan güvenine dayanarak büyük
işler başarmış bir kitledir. Birbirimize olan güvenle, sevgi ile çok tehlikeli
yollardan az ziyanla buralara kadar gelebildik. Bu tempoyu devam
ettirmeliyiz…”
EOKA lideri Grivas’ın Makarios üzerindeki baskılarını artırmaya
başladığı ve tam da Kıbrıs Cumhuriyeti Devletinin kurulduğu 16 Ağustos
1960 günü Kıbrıs’ta yeni bir Türk gazetesi daha yayın hayatına başlamış ve
yayın hayatına 22 Aralık 1963 gününe kadar devam etmiştir. Gazetenin
imtiyaz sahibi Türk Neşriyat Şirketi Cumhuriyet Ltd. adına Avukat Ayhan
Hikmet ve Avukat Muzaffer Gürkan’dır. Başlığın hemen altında ise
Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sözü yer almakta olup, Halkın Sesi,
Nacak, Bozkurt, daha sonraki dönemde çıkacak olan Zafer ve Akın
gazetelerinden farklı olarak ‘tabloid’ olarak “Haftalık bağımsız, siyasî
gazete”83 olarak çıkmıştır. Bu dönemde Kıbrıs Türk basını ise Halkın Sesi,
Bozkurt, Hürsöz, Nacak, Cumhuriyet, Akın, Devrim, Zafer, Savaş ve
Nizam başta olmak üzere toplam 10 gazeteden oluşmaktadır. Ancak siyasal
olaylara bakış açılarındaki farklılıklar nedeniyle olarak bu gazeteler
birbirlerini rakipler olarak görmüşlerdir.
Bütün bunlara rağmen Kıbrıs Türk gazetelerinde özellikle Kıbrıs
Türk toplumunun verdiği mücadele konusunda ortak bir tavır sergilendiğini
belirtmek gerekir. Cumhuriyet yayınlandığı ilk sayıda kurulan yeni Devlete
de değinerek “Kıbrıslıların Cumhuriyet Bayramı Bütün Yurttaşlara Kutlu
Olsun. Bu Tarihi Günde Mehmetçiği Kıbrıs’ta Selamlıyoruz” başlığıyla
beraber gazetenin genel ilkelerini de ortaya koymuştur.84 Gazete ilk
sayfadaki bir başka haberle de Türkiye’nin adaya gönderdiği 650 kişilik
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile ilgili bilgi vermiş ve “Bugünün ikinci bir
tarihi önemi Kıbrıs’ta yegane teminatımız olan şanlı ordumuzun kahraman
83
KTKF bu gazeteyi komünist gazete olarak nitelendirmiştir. Bu konuda ayrıntılı
bilgi için bkz. KTKF Arşivi, Cumhuriyet Gazetesi, 183, A.2/26-6
84
Cumhuriyet, 16 Ağustos 1960.
25
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
bir birliğini bağrımıza basmamızdır. Ümit ve iftihar kaynağımız olan şanlı
ordumuzu Kıbrıs’ta karşılarken sonsuz bir gurur duymakta ve sevinç göz
yaşları akıtmaktayız. Şunu önemle belirtmeliyiz ki Mehmetçik bu defa
yirminci yüz yıla en fazla uyan bir ülkünün, barış ve dostluk ülküsünün
öncülüğünü ve bekçiliğini yapmaktadır” yorumunu yapmıştır.85 Bu arada
Nacak Gazetesi Temsilciler Meclisi Türk üyelerine ve Türk Cemaat
Meclisi üyelerine bir açık mektup yayınlamış ‘Nacak, Cumhuriyet
rejiminde bağımsız statüsünü devam ettirecek, hiçbir şahsın, hiçbir
zümrenin, hiçbir müessesenin ve hiçbir meclisin organı olmayacak, sadece
Türk toplumunun malı olarak kalacak, doğru gördüğü her hareketi
alkışlayacak, aksi gördüğü her şeyi samimiyetle fakat korkmadan tenkit ve
ikaz edecektir…’ demiştir.86 Bu haberin hemen ardından iki gazete
arasındaki çatışmalar giderek şiddetlenmiş ve Cumhuriyet de aynı şekilde
Ahmet Muzaffer Gürkan imzasıyla ‘Güneş Balçıkla Sıvanmaz’ başlıklı bir
yazıyı manşete almıştır.87 Bir dönem Cumhuriyet gazetesinde yazıları
yayımlanan Dr. İhsan Ali de, 13 Eylül 1960 tarihli Cumhuriyet’te yer alan
“Birlik ve Beraberlik” başlıklı ilk makalesinde toplum için birlik ve
beraberlik gerektiğinden söz ederek muhalefetin son derece önemli bir
müessese olduğunu, başka türlü demokrasi olamayacağını belirtmiştir. Dr.
İhsan Ali’ye göre böyle bir partinin kurulması için Cumhuriyet gibi bir
gazeteye ihtiyaç vardır ve gazete de bu maksatla yayın hayatına
başlamıştır.88 Ancak işler hiç de iyi gitmemiş ve bu yaşananlardan Kıbrıslı
Rumlar bile sıkıntı çekmişlerdir. Bu durumda olan bir Kıbrıslı Rum da
çareyi Rauf R. Denktaş’a şikayet mektubu yazmakta bulmuştur. 89 Nacak
Gazetesi’nin aynı günlerde yayınlanan sayısında Kıbrıslı Türklere
gönderilen Rumca bildiriler ön plana çıkartılmıştır. 90 Gazetede ayrıca
Kuzucuk, Murata ve Aretyu köylerinde çalışmalarını tamamlayan
‘gönüllüler ordusunun’ Aytotro, Zeybekköy, Büyük Konuk ve Kilitkaya
köylerine uğrayarak buralarda yapılması gereken inşaat işlerini
tamamlayacakları belirtilmiştir. Nacak Gazetesi’nin bu sayısında ‘Zürih
değiştirilemez’ başlıklı başyazıda ise ‘…Başkaları bozmadıkça biz
anlaşmalar için verdiğimiz söze sadık kalacağız. Aksi hallerin
yaratılmasına karşı en azından Taksim tezini mahfuz tuttuğumuzu
açıklamakta fayda görmekteyiz’ denilmiştir. Gazetede T. Bayraktaroğlu
imzasıyla yayınlanan “Salihciğin Kara Yazısı” başlıklı Kıbrıslı Türklerin
çektikleri acıları özetleyen bir yazı olur: 91
Nacak Gazetesi’nin 20 Ocak 1961 tarihli sayısı ise “Biz de
Siyasetimizi Açıklayalım. Karar Vermekte Geç Kalırsak Gelecek Nesiller
85
Ibid.
Nacak, 26 Ağustos 1960.
87
Cumhuriyet, 30 Ağustos 1960.
88
Cumhuriyet, 13 Eylül 1960.
89
Omodos köyünden bir Rum tarafından Rauf R. Denktaş’a gönderilen A.2/22-48
sayılı, 7163 numaralı mektup. KTKF Arşivi. KTMA.
90
Nacak, 18 Kasım 1960.
91
Bu yazının tam metni için bkz., Nacak, 20 Ocak 1961.
86
26
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Bizden Hesap Sorar” başlığıyla çıkmıştır. İmzasız yayımlanan diğer
yorumlar gibi bu da Denktaş’a aittir:92
“Türk demek: özü doğru, sözü doğru demektir. Açık konuşmak
gerek. Zürih Andlaşması ve Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum basınının aylardır
takmadıkları sıfat kalmayan bu anlaşma ve cumhuriyet, Rumları ne kadar
tatmin etmekten uzaksa belki biz Türk toplumunu tatmin etmekten çok daha
uzaktır. Ama ortada bir gerçek ve mantık var. Madem ki her iki tarafı
tatmin edici bir hal çaresi bugün için mevcut değildir ve mademki buna
rağmen hür dünyanın menfaatleri için Türk-Yunan dostluğunun ihyası bir
vecibedir, taraflar arasında bir orta yol bulunması mecburiyeti kendini
göstermektedir. İşte Zürih Andlaşması ve Kıbrıs Cumhuriyeti bu mecbur
oluşun mahsulüdür. Yoksa Rum basınının boşuna bir inatla iddia ettiği gibi
Zürih Andlaşması bizi hürriyete, Rumları esarete götürmüş değildir. Zürih
eğer Rumlar için esaretse bizim için de esarettir, fakat Enosis’in yanında
hürriyet demek olan esaret. Ve eğer Rumlar için hürriyet, Yunan idaresine
kavuşmak demekse bizim için de hürriyet üzerinde yaşadığımız ecdat
yadigârı toprakların Türkiye Cumhuriyetine ilhakı demektir. Bütün bunlar
ortada iken, bu çırılçıplak gerçekler gözler önünde iken Zürih’i kabul
etmek bizim için bir kazanç değil, fedakârlık olmuştur. ‘Aman Türk-Yunan
dostluğuna biz halel getirmeyelim’ dedik. ‘Aman bu acı dinsin, hür dünya
rahatlasın’ dedik. ‘Aman kendi adamızda karşılıklı sevgi ve hürmete
istinaden herkesle işbirliği yapalım, iyi geçinelim’ dedik. Dedik vesselam
dedik ve cumhuriyeti kurduk. Kıbrıs Cumhuriyeti karşılıklı fedakârlıklarla
kurulan ve idamesi için bu fedakârlıklara daima muhtaç olan, bundan
imtina edildiği an gümbür gümbür çökebilecek bir idaredir. Bu prensibe
göre biz kendimize düşenin ifasına hazırlanırken ve yeni yeni
fedakârlıkların fiilen örneklerini verirken Rum basını Zürih Andlaşmasının
hemen akabinde Enosis kampanyasına hız verdi. Bu hız şu anda zirveye
ulaşmak üzeredir. Bütün dünya şahittir. Nacak aylardır bir ikaz vazifesi ifa
ediyor. Çıktığımız günden Rum basınını işbirliğine ve anayasa tahtinde
yasak olan Enosis’i unutmağa davet ettik. Ama şu andaki kanaatimiz Rum
basınının ikaz hududunu çoktan aştıkları merkezindedir. Anayasa çatır
çatır ihlal edilmekte, kanuna aykırı her türlü yayın yapılmaktadır. Bir
müddet savcılığın harekete geçmesini bekledik, ses gelmedi. Makarios ve
sair Rum liderleri Rum basınını daha da körükleyici tavırlar takınmakta.
İşin şakası makası kalmadı, artık kemiğe dayandı bıçak. Rumlara
anlayacakları dilden konuşmanın zamanı gelmiştir, hatta geçmektedir.
Türk’ün dosta tam dost, düşmana tam düşman olduğunu ve kuru gürültüye
pabuç bırakmayacağını anlatmalıyız onlara. Rumlar bizi ne yerine
koymaktalar yani? Bir taraftan ‘Yaşasın Cumhuriyet’ deniyor, işbirliği
deniyor, beri taraftan Enosis yaygaraları ve ölüm tuzakları. Yeter olsun
artık. Ve artık en yüksek kademede umumi bir siyaset açıklaması
yapılmasının münakaşasız gerektiği kanaatindeyiz. Mesul Rum liderlerini
çağırmalıyız ve şunları söylemeliyiz: ‘Bu Kıbrıs Cumhuriyeti ister ucube
ister günahkâr olsun. Zorla kabul ettirmedik size. Rıza gösterdiniz, rıza
92
Ibid.
27
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
gösterdik, oldu. Yaşamasını ister misiniz, istemez misiniz şu anda? Eğer
isterseniz şu Enosis yaygarasını bir kenara bırakınız ve anayasanın aynen
tatbiki için masa başına buyurunuz. Fakat istemiyorsanız açık konuşunuz,
istemiyoruz diyiniz, ip kopsun. Yani kısacası biz bu cumhuriyete kara
gözünüz, kara kaşınız için razı olmadık, sulh uğruna fedakârlık yaptık’
Rum liderlerine bunları açıkça anlatalım ve alacağımız cevaba göre kati ve
cesur kararlar verelim. Ve unutmayalım ki başarının ilk şartı zamanında
korkusuzca karar verebilmek sanatıdır. Yoksa harekete geçmekte geç
kalırsak gelecek nesillerin iki eli yakamızda olacaktır”
Nacak Gazetesi’nin 12 Mayıs 1961 tarihli sayısında Makarios’un
Strovolo köyünde yaptığı konuşma, Eleftheria Gazetesi’nin son dönemdeki
yayın politikası ve insanları kışkırtmaya yönelik yayını dışında ‘Rum
Basını ile Elele’ başlıklı bir not da yer almıştır.93 Cumhuriyet Gazetesi’nin
13 Mart 1961 tarihli sayısında BEK ve EKA isimli iki Rum çiftçiler birliği
ile ilgili haberler yer almış, bu birliklerin yaptıkları toplantılara Kıbrıs Türk
Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Gültekin’in de katıldığı yazılmıştır. 27
Mart 1961 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Kıbrıs Türk Halk Partisi Genel
Sekreteri Ayhan Hikmet’in 22 Mart 1961 günü İstanbul’da yaptığı basın
toplantısı ve bu toplantıda adada yaşanan iktisadi kriz, göç ve tedhiş
olaylarından bahsettiği ifade edilmiştir. Ayrıca Dr. Fazıl Küçük’ün Rauf R.
Denktaş’la aralarında herhangi bir sürtüşme olmadığı ve köylerde
Menderes lehinde bir propaganda yapmadıkları şeklindeki açıklamaları da
yer almıştır. Büyükelçi Emin Dirvana ise yaşanan tartışmaları
‘Demokrasilerde böyle tartışmalar olması son derece normaldir’ şeklinde
yorumlamıştır. Nacak Gazetesi’nin üzerinde hassasiyetle durduğu
konulardan birisi ise Kıbrıslı Türklerin can, mal ve namus derdine
düşmeleri ve ekonomik sıkıntı çekmeleri nedeniyle önce köylerini,
ardından da adayı terk etmeleri ihtimalidir. Bu bağlamda kaleme alınan pek
çok yazıdan birisi ise “Kelime-i Şehadetin son bulduğu köy sönmek üzere”
başlığını taşır. Yazı Kaleburnu köylülerinin Londra’ya göç etmeleri ve son
10 yıl içerisinde köyden 402 kişinin adayı terk ederek Londra’ya gitmeleri
hakkındadır. Karpas bölgesinde “Son Kale” olarak adlandırılan köyden
sonraki bölgelerde tek bir Türk köyünün olmaması, hatta daha sonraki
bölgelerde bulunan Rum köylerinde yaşayan tek bir Kıbrıslı Türk
bulunmaması da köyün bu şekilde isimlendirilmesine yol açmıştır. İşsizlik
ve son yıllarda yaşanan kuraklığa bağlı olarak köy nüfusunun her geçen
gün azalması sonucunda köyde yakın zamanda tek Türk’ün kalmayacağı da
haberde belirtilmiş, köyle ilgili olarak acilen tedbir alınması ve göçün
durdurulması da istenmiştir.94 Bu arada Cumhuriyet ve Nacak gazeteleri
arasındaki siyasî farklılık gazetelerin okuyucu kitlelerine ve bütün
sayfalarına da yansımıştır. Nacak Gazetesi ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ ve
‘Türkten Türke Kampanyası’ düzenlemiştir. Nacak’ın bütün reklamları
Kıbrıs Türk toplumuna aitken, Cumhuriyet gazetesindeki reklamların
çoğunluğu Rumlara ve uluslararası şirketlere aittir. Örneğin 1 Mayıs 1961
93
94
Nacak, 12 Mayıs 1961.
Nacak, 28 Temmuz 1961.
28
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
tarihli Cumhuriyet gazetesinde hiç Türk firmalarına ait reklam
bulunmamaktadır. Nacak Gazetesi en son sayısına karşı kesin bir Enosis
karşıtlığı içerisinde görünürken Cumhuriyet Gazetesi ise Rumlara karşı bir
politika çizmekten özenle kaçınmıştır. Gazetenin kapanmasından yaklaşık
bir yıl önceki sayısında Haşmet Muzaffer Gürkan bağımsızlığın kıymetinin
bilinmesi gerektiğinden bahsetmiştir.95
Kıbrıs Cumhuriyetinin ömrü de Cumhuriyet Gazetesi gibi uzun
soluklu olmamış ve Gürkan’ın Devletin bağımsızlığı, demokrasi ve
gelişmeyle ilgili sözleri güzel temenniler olmaktan öteye geçememiştir.
Cumhuriyet Gazetesi’nin 19 Haziran 1961 tarihli sayısında Türk’ten Türk’e
Kampanyası ile ilgili haberlere yer verilmiş ve ‘Dünün zorbaları Türk’ten
Türk’e kampanyasını bize tatbik ettirdiler. Türk’ü Türk’e kırdırdılar’
ifadeleri kullanılmıştır. Gazetenin bu yaklaşımı Nacak’la arasındaki siyasal
bakış açısı farkını göstermiştir. Nacak bu kampanyaları ne kadar
desteklerse, Cumhuriyet de o kadar karşı çıkmıştır. Bu dönemde Nacak ve
Cumhuriyet gazetelerinde karşılıklı sert eleştiriler artmış ve sözler
‘kendilerine dalkavukluk etmeye tenezzül etmeyen aydınlar, inhisarcılar,
hainlik, alçaklık’ gibi hakarete varan noktalara gelmiştir. Cumhuriyet
Gazetesi’nin sert eleştirileri ağırlıklı olarak Nacak Gazetesi üzerinde
yoğunlaşsa da bu eleştirilerden Halkın Sesi ve Bozkurt gazeteleri de
nasiplerini almışlardır.96 Türklere verilen hakların ortadan kaldırılması, bu
hakların Rumlara verilmesi veya Rumlar lehine değiştirilmesi Türk
toplumunu adada azınlık haline getireceğinden Makarios, İngilizlerden
aldığı olumlu izlenimler sonucu planını uygulamaya koymuştur. Bu konuda
faaliyette bulunan sadece Makarios değildir. Rum tarafının bütün ileri
gelenleri ellerine geçen her fırsatta tahrik edici davranışlar ve konuşmalarla
Enosis fikrini sıcak tutma gayreti içine girmişlerdir. Ayrıca İngiltere’nin
adada Akrotiri ve Dikelia askerî üslerini açmasını müteakip Yunanistan:
Türkiye ve İngiltere’nin garantör Devlet olarak geri planda kalmalarının
etkisiyle ve Türklere karşı göreli nüfus fazlalığı nedeniyle Enosis fikrini
uygulamaya çalışmışlardır.97 Bu duruma karşı olarak Nacak Gazetesi,
KTKF ve TMT’nin gözetiminde yapılan girişimlerle Kıbrıslı Türkler
arasındaki dayanışma ve birlik ruhu artış göstermiş ve herkes elinden hangi
iş gelirse onu yapabilmek için seferber olmuştur. Bu bağlamda Türklerin
yaşadıkları bölgelerde iyileştirme, kalkındırma, restorasyon ve tamir
çalışmaları da kendisini göstermiştir. Nacak tarafından Kıbrıslı Türkleri
eğitme ve ulusal bilinç kazandırma yönündeki gayretler bunlarla da sınırlı
kalmamıştır. Tarımla uğraşan çiftçilere her konuda destek olmak, onların
tarımsal faaliyetlerden azamî verim sağlamalarını temin etmek üzere de
girişimler yapılmıştır. Görüldüğü gibi Kıbrıslı Türkler arasında sıkıntıların
95
Bu yazının tam metni için bkz., Cumhuriyet, 3 Nisan 1961.
Cumhuriyet, 29 Ocak 1962, Halkın Sesi, 27 Ocak 1962.
97
Fahir Armaoğlu, “Crisis The Cyprus Question Initiated In Turco-Greek
Relations”, Revue Internationale d’Histoire Militaire, Ankara, 1988, s. 228.
96
29
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
giderilmesi yönündeki faaliyetler sosyal hayatın her alanında artarak devam
etmiştir98.
Bu dönemde Kıbrıs’taki bütün resmi törenlerde Yunan millî marşı
çalınmış, Lefkoşa’daki Başkanlık Sarayı ile Cumhurbaşkanı Makarios’un
makam aracına da Yunan bayrağı asılmıştır. 16 Ağustos 1960 tarihinden
itibaren yayın yapan Kıbrıs Radyosu da ‘tahrik kumkuması, Türklük
düşmanı, öfke makinesi’99 olarak faaliyette bulunmuş ve bu durum Kıbrıslı
Türklerin tepkisini çekmiştir. 1960-1963 yılları arasındaki 3 yıl içinde
Londra ve Zürih Andlaşmalarının isabetsiz ve kendi iradesinin dışında
imzalandığını ifade eden Makarios, Enosis hedefine ulaşabilmek için
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni atlama tahtası olarak görmüştür. Makarios için
EOKA da sivil kıyafet giymiş EDMA (Milli Demokratik Mücadeleciler
Cephesi) olarak yorumlanmaktadır100. Cumhuriyet Gazetesi’nin 16 Nisan
1962 tarihli sayısı “Nacak Utanmalıdır” başlığıyla çıkmış ve Bayraktar
Camii’ne yapılan bombalı saldırıyla ilgili olarak “Nacak bu konuyu çokluk
kurcalamasın, altından çapanoğlu çıkabilir. Hele bir tahkikat komisyonu
soruşturmalarını bitirsin de bu konuda yine konuşuruz” ifadeleri
kullanılmıştır. Bu haber ve gazetenin bu sayısı sondan bir önceki sayı
olarak basın tarihindeki yerini almıştır. Çünkü Nisan 1962 dönemine
gelindiğinde Kıbrıs adası Cumhuriyet Gazetesi’nin iki yazarı Ayhan
Hikmet ve Ahmet Muzaffer Gürkan’ın 23 Nisan 1962 gecesi kimliği
belirsiz kimseler tarafından öldürülmeleriyle sarsılmıştır. Dr. Fazıl Küçük
bu olayın hemen ardından ‘Bu gibi gayri kanunî tarafımdan katiyen tasvip
edilmediğini ve aynı zamanda bunu yapanların ancak cemaatimiz arasında
ve Kıbrıs dahilinde düzen emniyeti ihlal etmekten başka hiçbir maksada
hizmet edemeyeceği kanaatindeyim’ açıklamasını yapar.101 Söz konusu iki
gazetecinin ölmeleri sonrasında Cumhuriyet Gazetesi’nin yayın hayatı da
son bulmuştur. Gazetenin 23 Nisan 1962 tarihli 89 sayılı son sayısında
manşet haber ise ‘Türk toplumu iktisaden kararsızlık içinde kalamaz.
Kıbrıs Türkü her geçen gün iktisaden yıpranmaktadır’ şeklinde olmuş ve
bu sayıda ‘Nacak’ın şayet gazetecilik adabından zerrece nasibi olsaydı…’
diye başlayan Nacak gazetesiyle ilgili bir eleştiri yazısı bulunmuştur. 102 Bu
olayla ilgili olarak Nacak Gazetesi bir başsağlığı yayımlamış ve ‘Ölenler
Öldürenler’ başlıklı bir başyazı kaleme almıştır. 103 Söz konusu iki
gazetecinin ölmeleri sonrasında Cumhuriyet Gazetesi’nin yayın hayatı da
son bulmuştur.
Nacak Gazetesi’nin 1 Şubat 1963 tarihli sayısı ise Lefkoşa’da
yaptırılan Şehitler Anıtı ve bu anıtın açılış töreniyle ilgilidir. Dr. Fazıl
Küçük’ün kısa bir açış konuşması yapmış ve söz konusu anıtın yapıldığı
98
Nacak, 10 Temmuz 1959. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. KTMA, TMT Arşivi
Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
99
Nacak, 14 Haziran 1961.
100
Akkurt, op.cit., s. 23.
101
Akın, 26 Nisan 1962.
102
Cumhuriyet, 23 Nisan 1962.
103
Nacak, 27 Nisan 1962.
30
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
meydanın artık “Şehitler Meydanı” olarak anılacağını belirtmiştir. Daha
sonra Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş da kürsüye gelmiş ve bir
konuşma yapmıştır.104 “Londra ve Zürih Andlaşmaları sayesinde kurulan
Kıbrıs Cumhuriyeti, dört senelik EOKA mücadelesinin hedefi değildi”105
diyen Makarios’a karşılık Nacak Gazetesi de “Yolumuz” başlıklı bir
başyazı yayımlamıştır. Nacak Gazetesi’nin 12 Nisan 1963 tarihli sayısında
da aynı konuyla ilgili olarak Lefkoşa başta olmak üzere adanın farklı
noktalarında dağıtılan ve Enosis’in gerçekleşmesi halinde aç kalacaklarını
belirten Rum bildirileri manşete taşınmıştır. 106 Gazetenin İçişleri Bakanı
Yorgacis’in cevaplandırması isteğiyle birinci sayfadan sorduğu soru 1
Nisan 1963 günü EOKA’nın fiili olarak eyleme geçtiği tarihi kutlamak
amacıyla Rumlar tarafından yapılan top atışları hakkındadır. Ramazan’da
atılacak bir tek top için İçişleri Bakanı adına verilen özel izinle mümkün
olacağını belirten gazete ‘EOKAcı Yorgacis’e’ “1 Nisan toplarının nereden
geldiğini, bu toplar için ne kadar mühimmat tahsis edildiğini” sormuş ve
“Ses ver, biz de bilelim Yorgacis Efendi. İçişlerini idare böyle susmakla
olmaz” demiştir. Gazete ayrıca A. Gören imzasıyla yayınlanan “Yazan
Kim?” başlıklı yazıda da bir önceki hafta pazartesi günü Lefkoşa’nın
“gayet mahdut bir kısmında gizlice dağıtılan ve pek az Türk’ün görebildiği,
sözde Türkçe ile yazılmış olan ve Türk semtinde yaşayan birçok Türklerin
bile arayıp da bulamadığı bu beyannameleri Rumca gazeteler acaba nasıl
elde etmiştir?” diye sormuştur. Gazete, Türkçeye önem vermeyen Rum
gazetelerinin bu “Türkçe” beyannamelerin tam metnini neden yayınlamak
gereğini duyduğunu sorgulamıştır. Bu yazının yakınındaki sütunda
yayımlanan başka bir yazıda ise “Rum dostlarımızı yakından tanıyoruz.
Kendilerini dev aynasında gören garip bir halleri vardır. Kahramanlıkları
da öyle. Arkadan vurmayı, geleneğe vurmayı tercih ederler. Bakınız bizimle
siyasî tartışmalarında aynı kancıkça metoda başvurmaktadırlar. Ellerine
iyi Türkçe bilen bir iki Yunan muhaciri geçirmişler. Bu heriflere gece
gündüz Türkler aleyhinde yazılar karalatıyorlar. Bakarsınız bir gün
Mahi’ye Türkçe bir yazı gönderirler. Başka bir gün Türk semtine broşür
dağıtırlar…” denilmiştir. Toplumsal bilincin yerleşmesiyle beraber zaman
zaman ufak problemler de çıkmış: ancak Türk Mukavemet Teşkilatı’nın
özellikle komuta kademesinde görev yapanların sağduyulu ve soğukkanlı
girişimleriyle bu tip münferit problemlerin üstesinden gelinmiştir.107
Kıbrıs’ta Rumların Türklere yönelik faaliyete geçecekleri
konusunda İngilizlerin de bilgisinin bulunması sonucunda İngiltere İçişleri
Bakanlığı da harekete geçmiş, konuyla ilgili olarak İngiltere, adada
bulunan yöneticilerini uyarmıştır Buna göre adada ortaya çıkan
hareketlilikle ilgili olarak TMT karargâhı, bölge komutanlıklarına direktif
vererek Rumlar tarafından Türklerin haklarına yönelik meydana
104
Nacak, 1 Şubat 1963.
Nacak, 5 Nisan 1963.
106
Nacak, 12 Nisan 1963.
107
KTMA, TMT Arşivi. Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
105
31
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
gelebilecek herhangi bir harekete derhal karşı konulmasını emretmiştir.108
İngilizler bu arada TMT mensuplarının cesaretleri sayesinde herhangi bir
duruma karşı koyabilmeyi ancak gerekirse Kıbrıs Türk Alayı’ndan da
destek görmeyi, hatta bu konuda Türkiye’den de yardım sağlamayı
beklemişlerdir. İngiltere İçişleri Bakanlığı, Mayıs 1963 tarihinde muhtemel
bir çatışmayla ilgili olarak adada bulunan TMT üst kademesiyle bölge
komutanları, Kıbrıs Türk toplumu liderleri, ayrıca Kıbrıs Türk Alayı’nda
görevli subaylarla TC Lefkoşa Büyükelçiliği görevlilerinden oluşan bir
liste hazırlamıştır. İngilizler muhtemelen TMT’nin Rum saldırılarına karşı
alarm durumuna geçirildiğini tahmin etmekle beraber bu konuda ellerinde
pek fazla bilgi olmadığından da yakınmışlardır. İngilizler istedikleri türden
bilgilere sahip olabilmek için TMT karargâhına veya bölge karargâhlarına
sızmak gerektiğinin bilincinde olmuşlar ancak “çok sıkı, son derece sadık
ve disiplinli” bir örgüt olarak nitelendirdikleri TMT içine sızmak kolay
olmamıştır. Durum böyle olunca İngiliz idaresinin bir endişesi de bunun
Türklerin bir taktik planlaması olduğu ve Rumları böylece korkutacakları
şeklindedir. İngilizlere göre Türkler savaşa hazır durumdadırlar. İngilizlere
göre Rumlar EOKA mensuplarını alarma geçirmiş olsalar da yapılacak en
iyi politik hareket Rum tarafını herhangi bir tek taraflı hareketten
kaçınmalarını sağlamaktır.109 Yunanca ‘Sınır Bekçisi’110 anlamına gelen
Akritas kelimesinden esinlenerek isimlendirilen Akritas Planı’nın
uygulanmasıyla ilgili olarak Limasol Park Gazinosu’nda yaptığı
konuşmada Rauf Denktaş, Rumların planını şöyle açıklar: 111
“1960-63 devresinde Makarios’u Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı rolünde
göremezsiniz. O, Rum halkının milli ve dinî lideri rolünde her hafta bir
yerde bir EOKA’cının büstünü açmakta, yeni bir Enosis nutku çekmektedir.
Türk toplumunu katletmek için İçişleri Bakanı Yorgacis tarafından
hazırlanan Akritas Planı doğrudur. Klerides 27 Ekim 1971’de Almanya’nın
Sesi Radyosu’na verdiği beyanatında Akritas Planı’nın mevcudiyetini
kabul etmiş, hiçbir Rum lideri de bugüne kadar, Türkleri topyekün imhayı
içeren Akritas Planı yoktur, diyememiştir. Akritas Planı bir cinayet
planıdır. Planının “d” maddesine göre, çatışmalar, Rumların başlattığı
çatışmalar tüm Kıbrıs’a yapıldığı takdirde derhal Enosis ilan edilecektir”
Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğüyle 1960 yılında
kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlarca yaratılan siyasî anlaşmazlık
konularının gittikçe artması, olumlu düşüncelerin yerini huzursuzluğa terk
etmesiyle Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Enosis’e giden yolda bir atlama
tahtası olarak gördüklerini iyice su yüzüne çıkarmıştır. 112 Bunun sonucu
olarak da Kıbrıs Cumhuriyeti 21 Aralık 1963 itibarıyla resmen olmasa da
fiilen ortadan kalkmıştır. 1955-1963 dönemiyle ilgili olarak özellikle
108
FO.371/168967-XC14311.
Ibid.
110
Özden Alpdağ, Barış İçin Savaş, Yeni Asır Araştırma Yayını, İzmir, 1974, s. 18.
111
Alpdağ , op.cit., ss. 18-19.
112
Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi Cilt I-II, Türkiye İş Bankası Kültür
Yay.,İstanbul,1996, s. 98.
109
32
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Nacak ve Cumhuriyet gazetelerinin Kıbrıs Türk basınının birer parçası
olarak yayın hayatına başladıkları dönem son derece ilginç, kanlı ve sarsıcı
olaylara da sahne olmuştur. Böylece Nacak Gazetesi 3 yıl, 6 ay, 24 gün
yayın hayatına devam ederek misyonunu tamamlamıştır. Gazetenin yayın
hayatına son verdiği tarih ise Kıbrıslı Rumların Enosis hedeflerine yönelik
olarak Lefkoşa’nın Kumsal bölgesinde başlattıkları ve tarihe de Kumsal
Faciası olarak geçen dönemdir. Nacak Gazetesi’nin çıkmaya
başlamasından tam 1 yıl, 2 ay ve 17 gün sonra da Cumhuriyet Gazetesi
faaliyete geçmiştir. Cumhuriyet Gazetesi de Kıbrıs Cumhuriyeti ile aynı
gün 16 Ağustos 1960 günü doğmuş ve 23 Nisan 1962 gününe kadar yayın
hayatına devam etmiştir. Cumhuriyet Gazetesi kapandıktan sonra Nacak
Gazetesi yayım hayatını 1 yıl, 8 ay ve 29 gün daha devam ettirebilmiştir.
Sonuç
16 Ağustos 1960 tarihinde garantör Devlet sıfatıyla Yunanistan,
İngiltere ve Türkiye’nin imzaladığı Londra ve Zürih Andlaşmaları ile
kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, EOKA’nın 1 Nisan 1955 tarihinde başlattığı
tedhiş eylemleri sonrasında maalesef uzun ömürlü olamamıştır. 1955–1963
dönemi Kıbrıs adasının yakın tarihi açısından son derece zor, sıkıntılı ve
kanlı bir dönem olarak hafızalarda yerini almış, 21 Aralık 1963 tarihi
itibarıyla Kıbrıslı Türklerin yok edilmesine yönelik Akritas Planı
sonucunda Kıbrıs Cumhuriyeti de fiilen ortadan kalkmıştır. Bu dönem
Kıbrıslı Rumların Enosis hedeflerine yönelik olarak Lefkoşa’nın Kumsal
bölgesinde başlattıkları ve tarihe de Kumsal Faciası olarak geçen
dönemdir. Öte yandan özellikle Kıbrıs Türk basını, yaşanan sıkıntılı sürece
rağmen öncelikle Kıbrıs Türk toplumunun heyecanını diri tutabilmek, daha
sonra da dünya kamuoyuna seslerini duyurabilmek maksadıyla zor bir
mücadelenin içine girmiştir. Bu noktada Kıbrıs Türk basın tarihini izlemek,
esasında Kıbrıslı Türklerin 1950’li yıllardan itibaren verdikleri mücadeleyi
izlemekle eş anlamlıdır.
1955–1963 dönemiyle ilgili olarak özellikle Nacak ve Cumhuriyet
gazetelerinin Kıbrıs Türk basınının birer parçası olarak yayın hayatına
başladıkları dönemde son derece önemli olaylar yaşanmıştır. Nacak
Gazetesi 29 Mayıs 1959 tarihinde yayın hayatına başlamış ve 22 Aralık
1963 tarihine kadar haftalık olarak çıkmıştır. Gazetenin yayın hayatına son
verdiği tarih ise Kıbrıslı Rumların Enosis hedeflerine yönelik olarak
Lefkoşa’nın Kumsal bölgesinde başlattıkları ve tarihe de Kumsal Faciası
olarak geçen olayla aynı zamana denk gelmiştir. 113 Böylece Nacak Gazetesi
3 yıl, 6 ay, 24 gün yayın hayatına devam ederek misyonunu tamamlamıştır.
113
Bu arada Makarios, 21 Aralık 1963 Cumartesi günü garanti anlaşmalarını
geçersiz saydığını, bu yüzden Türkiye’nin adaya yapacağı herhangi bir silahlı
müdahalenin saldırganlık sayılacağını açıklar. KTMA, KTKF Arşivi MİT Dosyası,
Aralık 1963 tarihli ve A.2/22-49 sayılı yazı.
33
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Cumhuriyet Gazetesi de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün (16
Ağustos 1960) olan yayım hayatına başlamış ve 23 Nisan 1962 gününe
kadar yayım hayatına devam etmiştir. Bir yandan EOKA saldırılarına karşı
koymaya çalışırken bir yandan da bütün dünyaya varlığını kabul ettirmeye
çalışan, Anavatan Türkiye ile bağlarını hiçbir zaman kesmeyen Kıbrıslı
Türklerin sesi, gözü kulağı olan Nacak Gazetesi böylece Kıbrıs Türk basın
tarihinde hak ettiği yeri almıştır. Gazete her ne kadar Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyonu adına çıkıyormuş gibi görünse de aslında TMT’nin
yayın organıdır ve siyasi sorumlusu doğrudan Rauf R. Denktaş’tır. Ayrıca
gazetenin makale ve yorumları başta olmak üzere hemen her alanda
manşete taşıdığı haber ve yorumlar Rauf R. Denktaş tarafından tetkik
edilmiş, yazılmış ve yayımlanmıştır. Böylece Denktaş bu süreçte pek de
bilinmeyen bir başka misyonuyla ve gazeteci kimliğiyle de Kıbrıs Türk
mücadele tarihinde yer almış bir kişilik olarak ortaya çıkmıştır.
KAYNAKÇA
Kitaplar
ALPDAĞ Özden, Barış İçin Savaş, Yeni Asır Araştırma Yayını, İzmir,
1974.
ARMAOĞLU Fahir, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi Cilt I-II, Türkiye İş Bankası
Kültür Yay., İstanbul,1996.
BİLGE Suat, Le Conflit De Chypre Et Les Cypriotes Turcs, Ankara
Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1961.
DENKTAŞ Rauf R., Hatıralar-Toplayış, 10. Cilt, İstanbul, Aralık 2000.
DODD Clement, Storm Clouds
Cambridgeshire, 2002.
Over
Cyprus,
The
Eothen
Press,
EMILIANIDES Achille, Histoire De Chyprus, Presses Universitaires de
France, Paris, 1963.
FOLEY Charles, Guerrilla Warfare and EOKA Struggle: General Grivas,
Longman Press., Londra, 1964.
GAZIOĞLU Ahmet C, Kıbrıs Tarihi İngiliz Dönemi (1878-1960), Cyrep
yay., Lefkoşa, Eylül 1997.
GÜREL Şükrü S., Kıbrıs Tarihi 1878-1960, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1984.
KASIMOĞLU Erten, Eski Günler Eski Defterler, Lefkoşa, 1986.
OBERLİNG Pierre, The Road To Bellapais, Columbia University Press,
New York, 1982
STEPHENS Robert, Cyprus-A Place Of Arms, Pall Mall Press, Londra, 1966
TOLUNER Sevin, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul
Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1977.
34
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Makaleler
ARMAOĞLU Fahir, “Crisis The Cyprus Question Initiated In Turco-Greek
Relations”, Revue Internationale d’Histoire Militaire, Ankara, 1988
pp. 227-250.
AZGIN Bekir, “The Turkish Cypriot Mass Media” Cyprus: Handbook on
South Eastern Europe, der., K. D. Grothusen, W. Steffani ve P.
Zervakis., Vandenhoeck & Ruprecht, Gottingen, 1998.
Süreli Yayınlar
Akın, 1 Şubat 1962.
Nacak, 12 Nisan 1963.
Akın, 26 Nisan 1962.
Nacak, 12 Şubat 1960.
Bozkurt, 16 Ağustos 1960.
Nacak, 22 Nisan 1960.
Bozkurt, 24 Temmuz 1958.
Nacak, 14 Haziran 1961.
Bozkurt, 3 Temmuz 1958.
Nacak, 17 Temmuz 1959.
Cumhuriyet, 13 Eylül 1960.
Nacak, 18 Eylül 1959.
Cumhuriyet, 16 Ağus. 1960.
Nacak, 18 Kasım 1960.
Cumhuriyet, 23 Nisan 1962.
Nacak, 18 Mart 1960.
Cumhuriyet, 29 Ocak 1962.
Nacak, 19 Ağustos 1960.
Cumhuriyet, 3 Nisan 1961.
Nacak, 20 Ocak 1961.
Cumhuriyet, 30 Ağus. 1960.
Nacak, 23 Ekim 1959.
Dünya, 2 Haziran 1958.
Nacak, 24 Haziran 1960.
Halkın Sesi, 16 Ağustos 1960.
Nacak, 24 Temmuz 1958.
Halkın Sesi, 17 Temmuz 1958.
Nacak, 24 Temmuz 1959.
Halkın Sesi, 18 Temmuz 1958.
Nacak, 25 Eylül 1959.
Halkın Sesi, 27 Ocak 1962.
Nacak, 25 Mart 1960.
Halkın Sesi, 7 Haziran 1958.
Nacak, 26 Ağustos 1960.
Halkın Sesi, 9 Ağustos 1958.
Nacak, 27 Kasım 1959.
Hürriyet, 18 Eylül 1957.
Nacak, 27 Nisan 1962.
Nacak, 1 Şubat 1963.
Nacak, 28 Ağustos 1959.
Nacak, 10 Temmuz 1959.
Nacak, 28 Temmuz 1961.
Nacak, 11 Mart 1960.
Nacak, 30 Ekim 1959.
Nacak, 12 Ağustos 1960.
Nacak, 30 Eylül 1960.
Nacak, 12 Mayıs 1961.
Nacak, 4 Eylül 1959.
35
1955–1963 Sürecinde Nacak Gazetesi ve Rauf R. Denktaş / Ulvi KESERBarış ÖZDAL
Nacak, 4 Mart 1960.
Nacak, 5 Nisan 1963.
Nacak, 5 Ağustos 1960.
Nacak, 5 Ocak 1962.
Nacak, 5 Haziran 1959.
Nacak, 8 Nisan 1960.
Arşivler
1960 Haziran tarihli A.2/22-12 sayılı belge. KTKF MİT Dosyası. KTMA.
31 Ekim 1958 tarihli Cyrpus is Turkish Association (Kıbrıs Türktür Cemiyeti)
KBR/FDR. No.721. sayılı resmî yazı
A.2/22-48 sayılı, 7163 numaralı mektup. KTKF Arşivi. KTMA.
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA). 030.01.64.394.7
BCA.030.01.64.394.29
BYGM., Olayların Takvimi, “Kıbrıs Meselesi”, Ankara, Ağustos 1954, No.
249, s. 99
EOKA’nın 6 Mart 1958 tarihinde Lefkoşa’da dağıttığı Yunanca bildiri.
KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No. 1318 ve 1319.
FO.371/168967-XC14311
KTKF Arşivi MİT Dosyası, Aralık 1963 tarihli ve A.2/22-49 sayılı yazı.
KTKF Arşivi, Cumhuriyet Gazetesi, 183, A.2/26-6
KTMA, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Aylık Bülteni, Nisan 1959.
KTMA, TMT Arşivi. Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
Mülakatlar ve Belgeler
Eski Volkan üyesi Gülten Tilki (Keser) ile değişik tarihlerde Anamur’da
yapılan görüşmeler.
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 13 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme
Ali Tilki ile 10 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Göksan ile değişik
tarihlerde Ankara’da yapılan görüşmeler.
TMT’nin Limasol kadrosundan merhum Macit Aydınova ile 13 Temmuz
2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
Türk Sesi gazetesinden A. Necati Sağer tarafından Rauf R. Denktaş’a
gönderilen 1 Mayıs 1959 tarihli yazı.
36
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
RAUF DENKTAŞ’IN ŞİİR DÜNYASI*
Rauf Denktas World Of Poetry
İbrahim ARSLAN**
Özet
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş siyasi kimliği ile
tanınmış bir devlet adamıdır. Bununla birlikte Rauf Denktaş’ın özel
meraklarından biri de şiirdir. 1924 doğumlu olan Rauf Denktaş annesini 18
aylıkken, babasını ise 18 yaşındayken kaybetmiş, bu iki hadise ve ondan
sonra yaşadığı acılar onun iç dünyasını hisli ve zengin kılarak bunları
kaleme dökmesini sağlamıştır. Rauf Denktaş kendisiyle görüşülerek
hazırlanan bir seri yazı dizisinde ilk şiirini 14-15 yaşlarında yazdığını ve bu
şiirin Kıbrıs Türk gazetelerinde Söz gazetesinde yayımlandığını belirtir1.
Rauf Denktaş ilk şiirlerinde “Akın Yılmaz” takma adını bazen de ‘’R.D.R’’
kısaltmalarını kullanmıştır ki aslında bu kendi isminin yani Rauf Raif
Denktaş kısaltmasıdır. Ancak bu kısaltmada da ‘’R.R.D’’ yerine ‘’R.D.R’’
şeklinde bir kısaltmayı tercih etmiştir.
Anahtar Kelimeler: Rauf Denktaş, Şiir, Kıbrıs, Bayrak.
Abstract
TRNC President Rauf Denktas political identity is a well known
statesman. However, one of the special interests of Rauf Denktash is
poetry. Rauf Denktash, who was born in 1924 when her mother was 18
months old, his father lost the age of 18, these two events and then his
sufferings by making his rich inner world of feeling, and allows them was
cast into the pen. Rauf Denktash prepared a series of interviews with him in
a series of articles that he wrote his first poem at the age of 14-15, and this
poem in Turkish Cypriot newspapers published in the newspaper indicates.
Rauf Denktash, the first poem "Ali Yilmaz," the nickname'' sometimes''
RDR has used the acronym Rauf Raif Denktas ie the fact that it is an
abbreviation of its name. However, in this acronym RDR instead of RRD
has chosen an abbreviated form.
Key words: Rauf Denktaş, poetry, Cyprus, Flag.
*
Araş. Gör. KKTC Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi,
[email protected]
**
Bu makale daha önce uluslararası bir sempozyumda poster bildiri olarak
sunulmuştur.
1
Gökdel, M.A, 22 Mayıs, 1986, “Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Şiir Dünyası”, Halkın
Sesi, s.4.
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Giriş
Rauf Denktaş’ın şahsiyetinin şekillenmesinde milliyetçi bir insan olan
babası hâkim Raif Bey’in ile öğretmenlerinin, özellikle de hocası Turgut
Sarıca’nın rolü büyüktür. Rauf Denktaş, hem Türkçülük fikriyle beslenir,
hem de dinî bilgiler öğrenir. Yazdığı şiirlerde de milliyet ve maneviyat
kavramlarının, duygularının izleri karşımıza çıkar. Rauf Denktaş Mart 2010
tarihinde KKTC Bayrak Radyo ve Televizyonu (BRT)’nda katıldığı
“Kültür Adalarımız” programında “bir haksızlık, milli bir olay ve milli bir
dava” ‘nın etkisiyle şiir kaleme aldığını belirtir. Kendisinin devamlı
okuduğu şair ve yazarlar olarak ise Namık Kemal, Mehmet Emin
Yurdakul, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Faruk Nafiz
Çamlıbel gibi isimleri zikreder.2 Arif Nihat Asya’nın “Fetih Marşı” adlı
şiirini gençlere sık sık okuyan Denktaş3, uzun dönem Avrasya Radyo
Televizyonun (ART)’deki “Denktaş’ın Gündemi” programını da daima bir
şiirle kapatmıştır.
Rauf Denktaş’ın yazdığı ilk şiirlerde “Ziya Gökalp, Türkçülük fikri ve
Kızıl Elma” etkisi çok belirgindir. O dönemde kaleme alınan şiirlerine
örnek olarak 20 Temmuz 1942’de yazdığı ve Kıbrıs’ın Söz gazetesinde
çıkan “Bozkurt” şiirini verebiliriz:
Hız aldık rüzgarlardan, ses aldık boralardan
Fırtınalar şaşırttık, yıldırımları geçtik
Yenilmez azmimizle kurtulduk saltanattan
Başımıza bir güneş, bir ateş, bir alev seçtik.
Güneş otları yaktı, ateş yangınlar yaptı
Her bir gönlün ateşi bir gönülde toplandı
Toplanan bu ateşle kelepçeler eridi
Kararmış ufkumuzda parlak güneş belirdi.
Ufkumuza ağartan, gönlümüzde yer açan
Sönmez ateş ile ruhlara ışık saçan
Ebedi Atamızla millet şefimiz oldu
Türklük bu iki baştan serbestisini buldu.
Başımızda o güneş, gönlümüze o ateş
Sönmeyen bir alevle arşa kadar gideriz
2
Gökdel, M.A, 1986 s.4
Kıbrıs Türk mücadele tarihi içindeki önemli isimlerden biri olan Fuat Veziroğlu
1957-1958’li yıllarda düzenlenen halka açık şiir gecelerinde şiir okuduğunu, o
geceye gelen ve şiirini beğenen isimlerden birinin de Rauf Denktaş olduğunu
belirtir: ”Yanılmıyorsam Denktaş o sıralarda savcılık görevinden istifa etmiş
yeniden avukatlığa dönmüştü. Ben 22-23 yaşlarında bir gençtim”. Sayın Denktaş
“Okuduğun şiiri beğendim; senin gibi gençlere ihtiyacımız olabilir. Böyle bir ihtiyaç
halinde görev verilirse bir Türk genci olarak hazır mısın?” diye sordu, Zor YıllarFuat Veziroğlu’nun Anıları, (Haz: Ece Günser Borucu) KKTC Sivil Savunma
Teşkilat Başkanlığı Yayını:4, 2009, s.20.
3
38
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Ergenekonu aşan şanlı bozkurt bizleriz
Bozkurtları biliriz kendimize candan eş.
Yine Türklük ve Bozkurt temalı şiirlerine örnek olması açısından
“Bozkurtların Sesi” adlı şiirini buraya alabiliriz. Rauf Denktaş bu şiiri 29
Nisan 1942’de yazmış ve şiir defterine kendi el yazısıyla “6 Mayıs 1942
tarihli Halkın Sesinde” diye bir not düşerek, bu şiirin tanınmış Kıbrıs Türk
gazetesi Halkın Sesi’nde çıktığını belirtmiştir.* (EK-I) “Bozkurtların Sesi”
adlı bu şiir de biz coşkun ve lirik bir dille Rauf Denktaş’ın milliyetçi
ruhunu buluruz. Türklüğü içinde hisseden ve onu önünde hiçbir engel
bulunmadan akan bir sele, ardından bir ateşe benzeten Rauf Denktaş
kaynaksız bu selin sularla dolup gümbür gümgür akması, ateşin sönmemesi
için İslamiyet öncesine giderek Türklerin Gök Tanrı’sından ses bekler.
Gençliği harekete geçirecek olan Türklük ateşidir ve 1942’de yazılan bu
şiirde Kıbrıs Türklerinin İngiliz sömürge yönetimi altında bulunduğu
düşünülürse Denktaş’ın Türklük ve milliyetçilik ruhuna seslenme sebebi
daha iyi anlaşılacaktır. Birçok Türkçü şair gibi Rauf Denktaş’da
damarlarında Ergenekon Destanı’nı hissederek Bozkurt olmaktan söz eder:
Kaynaksız bir seliz biz, hiç dinmeden akarız.
Akışımız derindir, sessiz akan sularız.
Yoksa da yağmurumuz doldursun kaynağımızı.
Çekilen setler yine kesemez hızımızı.
Köpüren bir ateşiz, ateşten erleriz biz.
Bu ateşi kül etti azgın sular, hepimiz,
İrkilmeden bahtımız sönen bu ateşlere
Demlerinden kül olan adsız kalmış bu erlere.
Düştüm şimdi ben yola, bir acıyan ararım.
Bir gün olacak yine ses verecek gök tanrım.
Sesimizi boğan sis bizi söndüren sular
Uykumuzdan dağılıp hep buhar olacaklar.
Uyanırken bu gençlik önümüzde coşacak,
Hissiz kalan kalbimiz yaşla dolup akacak,
Bu ateşli yaşlarla tekrar parlayacağız.
Ta ezelden ün salan bozkurtlar olacağız.
Rauf Denktaş’ın milliyetçi bir insan olarak karakterinin
şekillenmesinde İngiliz Sömürge yönetiminin Türk bayrağı, ulusal bando,
*
Merhum KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bir şiir defteri tutmuş ve
gazetelerde çıkanların yanında pek çok şiirini bu deftere kaydetmiştir. Çalışmamız
sırasında merhum Denktaş’ın bu şiir defterinden de yararlandık. Şiir defterinden
Rauf Denktaş’ın kendi el yazısıyla resimli örnek almamıza izin veren oğlu sayın
Serdar Denktaş Bey’e teşekkür ederim. Ayrıca Rauf Denktaş’ın Lefkoşa’daki
çalışma ve kabul bürosuna da bazı şiirleri bize sağladıkları ve gösterdikleri yakın
ilgi için teşekkürü bir borç bilirim.
39
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
kırmızı beyaz renk yasakları kadar Rumların hasmane tutumu etkili
olmuştur. Rauf Denktaş 3 Nisan 1943’te bir Rum gazetesinin Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhakı demek olan Enosis çığlıkları üzerine “Kim Demiş” adlı
şiiri ile cevap vermiştir:
Kim demiş ki benim için bu beldede âti yok,
Kim demiş ki bu toprakta Türk oğlunun hakkı yok...
Bu diyarlar sizin için etmez diyen cahil kim?
Haykırırım cevap versin bizi fazla gören kim?
Ey Türk oğlu bu beldede senin için her şey var,
Bu toprağın her adımı senden bir parça saklar.
Türk kanıyle kızıl güller veriyorken bu diyar,
Ümit yoktur bu beldede Türk'e diye kim demiş?
Bu topraklar senin için yeşerirken burada,
Ataların destanları inilderken sularda,
Kim demiş ki yabancısın ey Türk oğlu bu yurtta.
Bu toprakta emeğin yok, çekil burdan kim demiş?
Ey asîl Türk, bu sözleri söyleyecek herkesin,
Demir gibi yumruğunu vur başına inlesin
Bu toprakta atan kalpler nerden gelmiş dinlesin,
Türk'e yer yok bu diyarda, çıksın, gitsin, kim demiş?
Rauf Denktaş’ın şiirlerindeki temlerden motiflerden biri de “bayrak ve
bayrak sevgisi”dir. Kendisinin hayattayken televizyonlardan okuduğu ve
ölümünden sonra KKTC ve Türkiye’deki kimi kanallarda verilen “Benim
İki Bayrağım Var” adlı şiiri çok sevilmişti. Ancak bu şiirden önce bayrak
temasının başlangıçtan beri
Denktaş’ta bulunduğuna kanıt olması
bakımından 1942 tarihinde yazdığı “Albayrak” şiirini görelim:
Hasretken bunca yıldır kavuştuktu sana biz,
Seni ilk gördüğümüz gün titrediydi kalbimiz,
Kanımıza karıştı al rengin kaynayarak;
Şimdi nerelerdesin sallansana Albayrak?
Hürriyetin timsali Bayrağımız sallansın,
Onu gören her Türk'ün göğsü yine kabarsın,
Gölgelesin vatanı neşe ile sallanarak
Fakat hani nerdedir, dalgalan Albayrak?
Onun kızıl rengiyle kalbimiz tutuşurken,
İçime serin verdi, gölgesinde yattım ben,
O gölgede yatarken ruhum kaçtı uçarak,
Gitti aramak için dalgalanan Albayrak.
Gel dalgalan Bayrağım, al gölgende yatayım,
40
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Kızıl rengin altında bir er gibi yaşayım,
Gel gölgele toprağımı neşe ile sallanarak
Fakat nerelerdesin güzel sevimli bayrak? (EK-II)
Rauf Denktaş’ın bayrak-albayrak sevgisini gösteren ve üslup
bakımından daha da akıcı yoğun ve dolgun bir söyleyişe ulaştığı şiiri
“Benim İki Bayrağım Var” adını taşır. Ömrünü Kıbrıs Türklüğüne adayan
ve içindeki büyük Türkiye sevgisiyle Türkiye’yi daima Anavatan olarak
zikreden Rauf Denktaş için özgürlüğün simgesi olan Türkiye ve KKTC
bayrakları da kutsaldır ve ayrılmaz ikilidir. Rauf Denktaş Kıbrıs Türk
Varoluş Mücadelesi’nin sonuçlanmasında, 15 Kasım 1983’te bağımsız
KKTC’nin ilanında ve bugünkü KKTC bayrağının şekillenmesinde birinci
derecede payı bulunan isimdir:
Benim iki bayrağım var
Biri ana, birisi kız
Benim iki bayrağım var
İkisinin de bağrında
Namusumdur ayla yıldız
Biri damarlarımda kan
Biri alnımda aktır
Benim iki bayrağım var
Birisi gönül yarası
Biri tükenmeyen aşktır
Biri yüreklerde sabır
Biri yaştır kirpiklerde
Kıbrıs’ın Ziya Gökalp’i olarak adlandırılan Turgut Sarıca’nın Türklük
duygusunu aşılama ve fikirlerini geliştirme açısından üzerinde büyük etki
bıraktığını Rauf Denktaş özel sohbetlerinde ve yazdığı eserlerinde dile
getirmiştir. Rauf Denktaş, KKTC BRT TV’deki “Kültür Adalarımız” adlı
programda (Mart 2010) öğretmenlerinden Turgut Sarıca’nın kendilerine
milli şiirler okuyup, milli şiirler dikte ettirdiğini ve kendilerini vatan
aşkıyla yetiştirdiğini kaydeder.
Rauf Denktaş’ın şiirlerinde bazen doğal bir afetle Kıbrıs Türklüğünün
mücadelesini birleştirdiği görülür. Adada meydana gelen ve Kıbrıs
Türklerini zarara uğratan bir doğal afet, büyük fırtına Denktaş’ın ruhunda
Rumların adayı Yunanistan’a ilhakı demek olan Enosis fırtınası ile birleşir
ve böylece “Ağlama” şiiri doğar:
Yıkılmış ocaklar sönmüş kül olmuş,
Hınçkıran kalplerden akar kanlı yaş,
Henüz dün gülenler bak nasıl solmuş?
Fırtına bırakmamış anne, arkadaş...
Dün bir yuvaydı bu gördüklerin,
Dağlarda bir olmuş virane değil,
Ağlıyan herkes senin sözlerin,
41
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Ne güzel teselli verir, bunu bil...
Bir yandan bozulmuş yuvalar durur,
Bir yandan oğulsuz anneler ağlar,
Allahım hınçkıran sesleri sustur,
Bu matem sesinde sanki zehir var...
Teselli sesimiz yükselsin buradan,
Şenlensin ağlıyan, bozgun yuvalar,
Hınçkıran bu sese koşmuzsan UTAN
Kalpleri kül olmuş anneler ağlar!!!
Ufuklar daralsa yine ağlama,
Kalbimiz sizinle her an beraber,
Hınçkıran anneler, bizi dağlama.
Acına ortağız biz de ağlarız,
Kararmış ufkunda bir gün doğarız
Yıkılan köyüne cennet kurarız,
Gecenin gündüzü vardır, ağlama!!!
Rauf Denktaş’ın yazdığı şiirlerde Türklük, vatan, millet ve merhamet
duyguları işleyenlerin yanında didaktik diyebileceğimiz öğüt-nasihat veren
parçalar da bulunur. Örneğin oğlu Raif Denktaş doğmadan önce yazdığı ve
evlenirken ona armağan ettiği ”Oğluma Öğütlerim” adlı şiir bu türdendir:
Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
İnsanlar mesut olur,
Evlâdım buna inan.
Gıpta etme paraya,
Düşme sakin sefâya,
İşinde tutumlu ol,
Dayan daima cefaya.
Îmânına dayan sen,
Kuvvetine inan sen,
Fakat sakın saldırma,
Ortada sebep yokken.
Yalana sapma sakın,
Düşmanlarından sakın,
Herkesi dost bil de sen,
Daima güleryüz takın.
Calış, uğraş durmadan,
Bir gün olursun adam,
Paraya kul olma sen,
Oğlum ol hakka tapan.
42
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Herkese ol bir örnek,
Al herkesten görenek,
Daima içinden inan,
Terbiye hayat demek.
Sana vurana vurma,
Fazla duygulu olma,
Bu dünyada cefâ çok,
Henüz doğmadan solma.
Saat gibi durmadan,
Gece gündüz çalışan,
Temiz kalpli insan ol,
İmrensin sana bakan.
Rauf Denktaş’ın bir özelliği de mücahit olması ve her cephede yer
alarak İngiliz ve Rumlara karşı verilen varoluş mücadelesini sürdürmesi ve
bu savaşımı bağımsız KKTC ile taçlandıran mücadele insanlarının başında
bulunmasıdır. Rauf Denktaş için Türk kültüründeki alperen tipinin bir
noktada Kıbrıs Türkleri arasında ki devamıdır demek hiç te yanlış olmaz
sanırım. Onun 1964’te kurulan ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Türklerin
atılması ve Rum saldırı ve cinayetlerinin artması üzerine her alanda verdiği
mücadele kayda değerdir. Türk kültüründe içinden geçilen ve yaşanılanları,
bağımsızlık mücadelesi yolunda çekilenleri ve kahramanlıkları anlatan
destansı şiir parçalarının en güzel örneklerinden birini de Rauf Denktaş
yazmıştır. Rumların Türklere karşı başlattığı saldırılar, Türk pilot Cengiz
Topel’in önce esir, sonra şehit edilişi ve Kıbrıs’ın Erenköy bölgesinde
1964’te Rum saldılarını püskürtmeyi başaranların öyküsünü Rauf Denktaş,
‘’Erenköy’’ Destanı adlı uzun şiirinde, poeminde çok başarılı dile
dökmüştür. Destan türünün şiirdeki güzel örneklerinden biri olan Erenköy
Destanı’ndan son bölümleri okuyalım:
Kahveden sesleniyor bir genç
“Nerede kaldı şu hücümbotlar?
Niye sustu sahra topları?
İsmet Paşam çok yaşasın
Çizmesini giydi artık..”
“Yok oğlum’’ diyor bir ihtiyar
“Çizme giymedi kanat taktı
8 aydır bizi yakanların
Canını oh… ne güzel yaktı…”
Radyodayız
Veriyor haberleri
Marşlar çalıyor Ankara’da
Kahramanlık şiirleri okuyorlar
Jetlerimizin yaptıklarını anlatıyorlar.
Ölümle ağlamayan gözlerde yaş var şimdi.
43
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Ağlıyoruz.
Vatanın kalbinde çarpan hız
Nabzındaki kuvvet olduk diye…
Ağlıyoruz
Alındı 8 aylık öcümüz
Yarınlar artık bahtlı
Yarınlar ölenlerden kalanlara hediye.
Mağaralardan çıkıyor
Çıplak kadınlar, korkulu gözlerle yavrular
Bakıyorlar bize…
Ağlayan insanların gözlerindeki kahkahayı görüyorlar
Mağaralardan çıkan
Çıplak kadınlar ve çocuklar
Bir anda sevinçle gülüyorlar.
Eller göklerde
Türk milletine
Onun büyüklerine
Mehmetçiklere
Dua ediyorlar.
Erenköy destandır bu işte…
Bir avuç insanın imanı
4000 Rum’un saldırısına karşı
Günlerce göğüs gerdi.
Yıkılmak üzereyken başı
Yükseldi
Yine göklere erdi…
Ölenlere ağlamayanların gözlerinde
Bir yas…
Kendilerini kurtarmak için gelen
Şehit Topel’in unutulmaz derdi,
Türk’ü Türk’tür kurtaracak ateşten
Başka dostumuz yok
Erenköy’de bunu çok iyi anladım ben,
Güneş batıyor
Erenköy’de nazlı bir gelin gibi
Dalgalanıyor al sancak,
Bu imanla, bu ruhla,
Bayrağımız
Kıbrıs semalarında
ilelebet hür ve şen
Dalgalanacak.
Şiire genç yaşta başlayan ve her zaman şair olmak iddiası taşımadığını
bilhassa ifade eden Rauf Denktaş, aslında Türk siyaset tarihinde, İslamiyet
öncesi dönemlerden günümüze pekçok örneğini gördüğümüz-Yusuf Has
Hacib, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Bülent Ecevit v.s .devlet büyüklerinin şiirler uğraşması geleneğinin yani “şair devlet adamı”
tipinin bir devamıdır. Onun şiirlerini şahsi hayatı, iç duygulanmaları,
44
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
Türklük duygusu, Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesi şekillendirmiştir
diyebiliriz. Anı, tarih ve siyaset alanlarında pek çok kitaba imza atan ve
sanatın özellikle fotoğrafçılık dalında uzmanlaşan Rauf Denktaş’ı şiir
vadisinde de toplumcu, hamasi, milliyetçi şiirin XX. yüzyılda Kıbrıs Türk
edebiyatındaki ve genel anlamda da Türk şiirindeki takipçilerinden biri
olarak kabul edebiliriz. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Arif
Nihat Asya gibi Türkçü şairlerden özellikle beslenen Rauf Denktaş kendine
özgü bir söyleyiş tarzına da ulaşmış akıcı ve yalın bir şiir dili yakalamıştır.
KAYNAKÇA
Borucu ,Günser Ece, Zor Yıllar-Fuat Veziroğlu’nun Anıları, KKTC Sivil
Savunma Teşkilat Başkanlığı Yayını:4, 2009, s.20.
Denktaş, Serdar, Rauf Denktaş’ın Şiir Defteri (Özel Koleksiyon).
Gökdel, Mehmet Ali, “Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Şiir Dünyası”,
Halkın Sesi, 22 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 23 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 24 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 25 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 26 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 27 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi 28 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Ses,i 29 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 30 Mayıs 1986, s.4.
Halkın Sesi, 31 Mayıs 1986, s.4.
Rauf Denktaş, Lefkoşa Özel Bürosu’ndan alınan Rauf Denktaş’ın Bazı
Şiirleri.
45
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
EKLER:
EK-I: “Bozkurtların Sesi” Şiiri (Kendi El Yazısıyla)
46
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
EK-II: “Albayrak” Şiiri (Kendi El Yazısıyla)
47
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
EK-III: Şiir Defterinden kendi el yazısı ve imzasıyla bir sayfa
48
Rauf Denktaş’ın Şiir Dünyası / İbrahim ARSLAN
EK- IV Şiir defterinden kendi el yazısıyla “19 Mayıs” Adlı Şiiri
49
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI İÇİNDE RAUF DENKTAŞ’IN
FAALİYETLERİ
Rauf Denktas’ Activities in Turkish Resistance Organisation
Ayşe Aydın
Başak Tuncay
Özet
Kıbrıs Adası, jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemli
ve mücadele alanı olan bir coğrafya olmuştur. II. Dünya savaşı sonrası
Oniki adanın Yunanistan’a verilmesi, Enosis’i gündeme getirmişti. Bu da
Kıbrıs meselesinin uluslar arası bir mesele olmasında etkili olmuştur.
Kıbrıs Türkleri’nin bağımsızlık davası, Rauf Denktaş’ın varoluş sebebi
haline gelmiştir. Denktaş bu meseleye gönlünü ve ömrünü vermiş bu
uğurda da hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.
Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Rauf Denktaş, Türk Mukavemet
Teşkilatı, Enosis
Abstract
Cyprus Island where is important and a struggle area, has been a
geography in relation to its geostrategic position. After second world war,
because of the fact that dodecanese were given to Greece, Enosis came up.
Because of this issue, Cyprus had become an international issue.
Independency case of the turkish in Cyprus turned out to be a cause fort he
existance of Rauf Denktas. Denktas had been wedded to this case.
Key Words:
Organisation, Enosis.

Cyprus,
Rauf
Denktas,
Turkish
Resistance
Yrd. Doç. Dr. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Tarih Bölümü,
[email protected]

Y. Lisans Öğrencisi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü,Tarih Anabilim Dalı, [email protected]
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
Giriş
Akdeniz’in kuzey doğu bölgesinde yer alan Kıbrıs, Anadolu
toprağının doğal bir uzantısı konumunda bulunmakta ve iklim şartları
bakımından da benzerlikler göstermektedir 1. 1570 tarihinde Osmanlı
Devleti topraklarına dâhil olan Kıbrıs, 4 Haziran 1878’deki Kıbrıs
Antlaşması ile Osmanlı Devleti tarafından adanın yönetimi İngilizler’e
devredilmiştir2.
1914’te başlayan I. Dünya Savaşı, İngiltere’ye bu defa Ada’ya tam
olarak yerleşme imkânı tanımıştır. 5 Kasım 1914’de ilhak kararını
Osmanlılar, protesto etmiş ancak herhangi bir netice elde edememişlerdir.
Savaş sonrasında Anadolu’da başlayan Yunan işgali, Türk Orduları’nın
1922’de kesin zaferi ile sonuçlanınca Kıbrıs’a çok sayıda Rum göç etmeye
başlamıştır. Bu göçler kısa zaman içinde, Kıbrıs’taki Rum nüfusunun
Türkler’e oranla artmasına neden olmuştur3.
Yunanistan, “Megali İdea” fikri içinde yer alan Enosis4 düşüncesini,
I. Dünya Savaşı ve Türkiye’deki Milli Mücadele döneminde de
gerçekleştirmek için yoğun bir çaba içerisine girmiştir. Yunanistan’a bu
konuda başlangıçta İngiltere önemli bir destek verse de daha sonra
Anadolu’daki Milli Mücadele’nin seyri ile bu destekleme fikrinden
uzaklaşmasına neden olmuştur. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan
Antlaşması’nın 20. maddesi ile Kıbrıs, İngiltere’ye verilmiştir 5.
1-Kıbrıs’ın Uluslararası Bir Sorun Haline Gelmesi
Milli Mücadele sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması ile
Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmesi üzerine 1925’de, İngiltere Kıbrıs’ı İngiliz
kraliyet sömürgesi olarak ilan etmiştir. Ancak bu durum adadaki Rumları
hayal kırıklığına uğratmış ve adada İngiltere aleyhinde eylemlere
başlamalarında etkili olmuştur6.
Kıbrıs’ın İngiliz yönetimine geçmesinden sonra meydana gelen ilk
olaylar, 20 Ekim 1931’de Rumlar’ın Limasol’de yaptıkları bir mitingde
ortaya çıkmıştır. Rumlar, bu miting sırasında İngilizler’e ait ev ve
dükkânlara karşı hücuma geçmişler ve olaylar ancak İngilizler’in Mısır’dan
1
H. Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Ulus Ofset, Lefkoşe, 1988, s. 1-2.
Dilek Yiğit Yüksel, “Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi (1914-1958)”, ÇTTAD, C. VIII,
S. 18-19, Bahar/Güz, 2009, s. 162.
3
Ertuğrul Önalp, Geçmişten Günümüze Kıbrıs, Berikan Yayınevi, Ankara 2010, s.
82
4
Megali İdea (Büyük Ülkü) hedefi çerçevesinde olan Enosis, Kıbrıs’ın Yunanistan’a
bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. Kelime anlamı ile “İlhak” demek
olan Enosis, ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791-1796 yıllarından beri
gündemde olmuştur. Sabahattin İsmail, 100 Soruda Kıbrıs Sorunu, Lefkoşa, 1992,
s.12.
5
Erol Manisalı, Dünden Bugüne Kıbrıs, İstanbul, 2000, s. 15-16.
6
Yüksel, a.g.m., s. 166.
2
51
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
getirttiği takviye askerler ile bastırılabilmiştir. Bu olaylar sırasında 10 kişi
ölmüş ve 23’ü Türk olmak üzere 68 kişi yaralanmıştır 7.
Yunanistan geçici bir süre Enosis fikrini geri plana atmış ancak bu
fikirden tamamen vazgeçmemiştir. II. Dünya savaşı sonrasında dünya
ülkeleri tarafından yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bu dönemde ortaya
çıkan iki kutupluluk ve sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanması
prensiplerinin benimsenmesi (self determinasyon), Birleşmiş Milletler
Antlaşması’nın sömürge karşıtı maddeleri, Yunanistan’ın yeniden Enosis
konusunda umutlanmasına yol açmıştır. II. Dünya Savaşı’nın
sonuçlandıran, 1947 Paris Antlaşması ile Oniki Ada’yı alan Yunanistan,
yaşadığı iç karışıklar dolayısıyla kamuoyunun dikkatini başka bir yöne
kaydırma politikası, Kıbrıs üzerinde yoğunlaşmasında etkili olmuştur 8.
II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği yıllarda Kıbrıslı Rumlar,
komünist düşünceli Çalışan Halkın İlerici Partisi (AKEL)’i kurmuşlardır.
Buna karşılık Ada’daki Türk’ler de örgütlenmiş ve Kıbrıs Adası Türk
Azınlığı Kurumu (KATAK) ve Türk Milli Halk Partisi’ni kurmuşlardır 9.
AKEL’in çalışmaları Enosis doğrultusunda olmuş ve 1948 yılından sonra
hız kazanmaya başlamıştır. Rumlar’ın Enosis istemiyle Kıbrıs Rum
Komünist Partisi AKEL tarafından 31 Ekim 1948’de gösteri
düzenlenmiştir. Bu gösteriyi protesto etmek amacıyla 28 Kasım 1948 günü
Lefkoşe’de, Aya Sofia (Ayasofya-Selimiye) meydanında, Kıbrıs Türkler’i
tarafından düzenlenen mitingin konuşmacıları arasında Rauf Raif
Denktaş10 da yer almıştır. Denktaş’ın yıldızı kendi deyimi ile bu mitingde
parlamıştır11. Dr. Fazıl Küçük, Türkler’in yaptığı bu gösteri ile ilgili olarak
Cumhurbaşkanı İnönü’ye gönderdiği telgrafta şunları yazmıştır: “28 Kasım
1948’de Lefkoşa’daki Ayasofya Mitinginde 15 bin Türk, Kıbrıs
Rumlar’ının Yunanistan’a ilhak ve muhtariyetin tamamı ile Türklüğü
7
Önalp, a.g.e., s. 86.
Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
Ankara, 1991, s. 529; Baskın Oran, Türk Dış Politikası, C. I, İletişim Yayınları,
İstanbul, 2001, s. 581-583.
9
Önalp, a.g.e., s. 90.
10
Rauf Raif Denktaş, 27 Ocak 1924’te Kıbrıs’ın Baf kasabasında doğmuştur.
Denktaş’ın babası Hakim Mehmet Raif Efendi, annesi Emine Hanım’dır. Denktaş,
annesi Emine Hanım’ı çok küçük yaşta kaybettiği için aile büyükleri tarafından
büyütülmüştür. 1944 yılında İngiltere’deki Lincoln’s Inn’de hukuk eğitimi almaya
başlamış, eğitimini tamamladıktan sonra tekrar Kıbrıs’a dönmüştür. 28 Mayıs
1948’de Kıbrıs Türkleri’nin düzenlediği mitingde hatiplik yapmıştır. 1949 yılında
İngiliz yönetimi tarafından savcılığa atanmış ve 1958’e kadar bu görevde
bulunmuştur. 27 Ekim 1957’de Kıbrıs Türk Kurumları Federayonu’nun
Başkanlığı’na seçilmiştir. Aydın Akkurt, TMT 1957-1958 Mücadelesi, Seçil Ofset,
İstanbul 1999, s. 1; Murat Metin Hakkı, Kıbrıs Çıkmazı, Emre Yayınları, İstanbul,
2006, s. 76; Rauf Raif Denktaş, Hatıralar Toplayış, C. 10, Boğaziçi Yayınları,
İstanbul, 2004, s.4, 16.
11
Hakkı, a.g.e., s. 76.
8
52
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
mahvına sebep olacağına ve adanın asayişini bozacağına olan inançlarını
bu şekilde tekrar dile getirmişlerdir”12.
Kıbrıs’ta, 8 Ekim 1950’de, Makarios Başpiskopos seçilmiştir.
Makarios, ilk olarak Ortodoks kilise teşekkülleri ve resmi makamlar ile
temasa geçerek onların yardımlarını sağlamış ve bu yolla Enosis için geniş
bir propaganda kampanyası gerçekleştirmiştir 13.
1950 yılında AKEL ve Kilisesi’nin işbirliği sonucunda, Rum
kiliselerine konulan defterler vasıtasıyla, plebisit (halk oylaması) yapılmış
ve katılanların %96’sının Enosis’i istediği bu sayede dünya kamuoyuna
duyurulmuştur14. Kıbrıs Rumları, Yunanistan’a bağlanma isteklerini
gerçekleştirmek için, gündeme gelen self determinasyon (halkın kendi
kendini idaresi) parolası ile Kıbrıs meselesini Birleşmiş Milletler (BM)’e
götürmeye karar vermişlerdir. 26 Eylül 1950’de Kıbrıs Meselesi ilk defa
BM bünyesinde gündeme gelmiştir15.
Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar meseleyi bir taraftan Birleşmiş
Milletler’e götürürken diğer taraftan da Kıbrıs’ta tedhiş eylemlerini
başlatmak sureti ile meseleyi Enosis emelleri doğrultusunda
sonuçlandırmaya karar vermişlerdir. 1951 yılı içinde Albay Grivas 16
Kıbrıs’a gönderilmiş ve kendisinden Rum Gençlik Teşkilatı PEON ve
OXEN’i organize etmesi istenmişti. Ancak 1953 senesinde İngiliz idaresi
bu cemiyetlerin faaliyetine son vermiştir. Bu teşkilatlar daha sonra EOKA
(Ethniki Organisos Kyprakion Agoniston) adı altında Makarios’un emrinde
gizli bir tedhiş teşkilatına dönüşmüştür17. Rum Başpiskopos’u Makarios
EOKA’nın kuruluş amacını şu cümleler ile ifade etmiştir: “Helenizmin
müthiş bir düşmanı olan Türk ırkının, bir kısmını teşkil eden bu küçük
Türk topluluğu, Kıbrıs’tan atılmadıkça EOKA kahramanlarının görevleri
asla bitmiş kabul edilemez” diyerek, Türkler’e yönelik terör eylemlerinin
hız kazanacağının mesajını vermiştir18.
Türkiye, Kıbrıs konusunda hem CHP iktidarı hem de DP iktidarı
döneminde bu mesele üzerine çok fazla eğilme ihtiyaçları duymamıştır.
1952 yılında Kıbrıs sorununu gündeme getiren ilk isim Hürriyet
Gazetesi yazarı Sedat Simavi olmuştur 19. Sedat Simavi 1 Şubat 1952’de
12
BCA, 40-241-14-2.
BCA, 030-01-123-785-2.
14
Yüksel, a.g.m., s. 168.
15
Nesrin Demir, “Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu”, Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 15, S. 1, Elazığ, 2005, s. 350-351.
16
Grivas, 1919’da Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunda teğmen olarak işgale
katılan, II. Dünya Savaşı yıllarında komünist partizanları arkadan vuran “x”
örgütünü kuran ve gerilla savaşını bilen birisidir.
17
Mustafa Tarakçı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve
İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 1998, s. 21.
18
Ramazan Tosun, “Kıbrıs Meselesi”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi, S. 10, 2001, s. 100.
19
Hürriyet, 31 Ocak 1952, No. 1358.
13
53
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
Yunan Başbakanı Venizelos ile 12 Ada ve Kıbrıs konusunda görüşmelerde
bulunmuştur. Venizelos görüşmeler sırasında her milletin kendi kaderini
belirleme hakkından bahsetmiştir. Açıklamalarından nüfus yoğunluğuna
dayanarak Enosis taraftarı olduğu anlaşılmaktadır 20. Sedat Simavi ayrıca
Menderes’in Yunan Başbakanı Venizelos ile görüşmelerini ve DP’nin
Kıbrıs politikası konusundaki faaliyetlerini eleştirmiştir 21
1 Nisan 1955’te Kıbrıs Baş Piskopos’u Makarios’un emrindeki
Grivas, EOKA ile birlikte adada silahlı saldırıya başlamıştır. Başlangıçta
İngilizler’e karşı görünen bu saldırı zamanla Kıbrıs Türkleri’ne
yönelmiştir22. EOKA’nın, 1955’teki saldırıları karşısında İngiltere, 29
Ağustos 1955’te, Türkiye ile Yunanistan’ı Londra Konferans’ına
çağırmıştır. Yunanistan bu konferansta “self-determinasyon” maskesi
altında Enosis’i, Türkiye ise iki halkın “self-determinasyon” hakkını
savunmuştur23. Londra Konferansı’nın ikinci bölümü 6 Eylül 1955’te
başlamıştır. Konferans devam ederken, Türkiye’de, 6-7 Eylül Olayları’nın
yaşanması da konferansın bir sonuca varmadan dağılmasında ve durumun
Türkiye aleyhine dönmesinde etkili olmuştur24. Bu olaylar sonrasında
EOKA Kıbrıs’taki eylemlerini iyice arttırmıştır. Türkiye’nin taraf
olmasından sonra güçlenen Kıbrıs Türkleri de harekete geçmiştir. İlk
direniş örgütü olarak Volkan kurulmuştur25. 1956 yılında da EOKA,
Türklere yönelik saldırılarına devam etmiştir. Başpiskopos Makarios, 9
Mart 1956’da, İngiliz yönetimi tarafından Kıbrıs’tan sürülmüştür 26.
Makarios’un sürgün edilmesinden sonra bu saldırılar daha da artmıştır.
Bütün bu gelişmeler üzerine adadaki Türkler, küçük bölgesel direniş
örgütleri meydana getirerek mücadele etmeye başlamışlardır. Volkan, Kara
Çete, Dokuz Eylül Cephesi, Türk Mukavemet Birliği ve Kıbrıs Türk
Komandoları gibi bölgesel direniş örgütleriyle EOKA saldırılarına karşı
koymaya çalışmışlardır27. Bu örgütler herhangi bir maddi-manevi yardım
almadan kendi imkânları ile EOKA’nın faaliyetleri karşısında halka bildiri
dağıtmak, gösteri düzenlemek, herhangi bir Türk’ün canına ve malına zarar
gelmesi halinde aynı şekilde karşılık vermek gibi faaliyetler içinde
bulunmuşlardır28. Ancak birbirinden kopuk ve dağınık halde bulunan bu
20
Hürriyet, 1 Şubat 1952, No. 1359.
Hürriyet, 22 Nisan 1952, No. 1440.
22
Necdet Yurdakul, Tarih Işığında Kıbrıs Davamız, Garanti Matbaası, 1968, s. 129.
23
İsmail Bozkurt, “Kıbrıs’ın Tarihine Kısa Bir Bakış”, Avrupa Birliği Kıskacında
Kıbrıs Meselesi (Bugünü ve Yarını), (Ed. İrfan Kaya Ünver ve Ertan Efegil), HD
Yayıncılık, Ankara 2001, s. 14.
24
Ahmet C. Gazioğlu, Enosise Karşı Taksim ve Eşit Egemenlik, Özyurt Matbaacılık,
Ankara, 1998, s. 99-103.
25
Yüksel, a.g.m., s. 169-170.
26
Yurdakul, a.g.e., s. 129.
27
Akkurt, a.g.e., s. 15; Harry Scott Gibbons, Kıbrıs’ta Soykırım, Lefkoşa 2003, s.
67-69; Ahmet C. Gazioğlu, Enosis Çemberinde Türkler, Özyurt Matbaacılık,
Ankara, 2000, s. 2-4.
28
Sibel Akgün, “Kıbrıs Türk Toplumunun Bağımsızlık Sürecinde Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın Yeri ve Önemi”, Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede
21
54
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
direniş örgütlerinin, Yunanistan’ın maddi-manevi her türlü desteğini gören
EOKA’ya karşı Türk Halkı’nı gerektiği gibi koruması mümkün
olmamıştır29.
Yunanistan tarafından yoğun bir şekilde desteklenen EOKA’nın
saldırılarına ara vermemesi, İngilizlerin EOKA’ya karşı şiddetli bir silahlı
mücadeleye girmesine neden olmuştur. EOKA içindeki çoğu liderin
öldürülmesi ve bir kısmının tutuklanması üzerine, 14 Mart 1957’de,
EOKA, mütareke ilan etmiş, ancak Türkler’e karşı saldırılarını
sürdürmüştür30. İngiltere, Makarios’un açıkça EOKA tedhişinin
durdurulmasını sağlaması halinde Kıbrıs’a dönmemek şartıyla serbest
bırakılmasına kararını almıştır31. Böylece 1956’da İngiltere’de Macmillan
Hükümeti tarafından Seyşel Adaları’na sürülen Makarios, Kıbrıs’a
dönmemek şartıyla 28 Mart 1957’de serbest bırakılmıştır 32.
2-TMT’nin Kuruluşu ve Rauf Denktaş
Kıbrıs’ta, EOKA’nın Türkler’e yönelik saldırılarının artması ve bu
saldırılara küçük bölgesel direniş örgütleri vasıtasıyla karşı koyma çabası
yetersiz kalmıştır. Bu nedenle Kıbrıs’ta daha geniş ve bilimsel esaslara
göre teşkilatlanacak yeni bir direniş örgütüne ihtiyaç duyulmuştur.
Denktaş’a göre, ilk kurulan direniş örgütü Volkan, ses getiren büyük
bir direniş örgütü haline gelmiş olsa da sistemli bir yapıda
bulunmadığından dolayı EOKA’ya karşı istenilen başarıyı ulaşması
mümkün görünmemiştir. Bu nedenle TMT’nin kurulmasına karar
verilmiştir33. TMT`nin kuruluş amacı nefis müdafaası yapmak, EOKA’nın
saldırılarına karşılık vermek, Türk bölgelerini korumak, adadaki Türk
varlığının devamını sağlamak olarak belirlenmiştir 34. Bu düşüncelerle
Kıbrıs Türk Kurumları Başkanı Rauf R. Denktaş, Kıbrıs’ta, Türkiye’nin
Başkonsolosluğunda idari ateşe olarak çalışan M. Kemal Tanrısevdi ve
Kıbrıs Türk Kültür ve Yardım Cemiyeti Genel Sekreteri Dr. Burhan
Nalbantoğlu tarafından 26 Kasım 1957’de ilk Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın temelleri atılmıştır35. Rauf Denktaş, bu sırada Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyon Başkanlığı’nda bulunduğu için halk kendisine
güven duymuş ve TMT’yi desteklemiştir 36. Ayrıca Denktaş, Halkın Sesi
TMT’nin Yeri, Uluslararası Sempozyum, 19-25 Ekim 2008, C.I, Lefkoşa, 2009, s.
368.
29
Esat Fellahoğlu, Baf’da Direniş, Lefkoşa, 1995, s. 8; Ahmet Tolgay, Fırtına ve
Şafak, Lefkoşa, 1998, s. 24; Alasya, a.g.e., s. 176.
30
Yurdakul, a.g.e., s. 129.
31
Gazioğlu, Enosise Karşı Taksim, s. 297-298.
32
Hüseyin Agun, Demokrat Parti İktidarı’nın Kıbrıs Politikası 1950-1960,
Demokratlar Kulübü Yayınları No: 13, Ankara, 1997, s. 58; Yurdakul, a.g.e., s. 130.
33
Yüksel, a.g.m., s. 175.
34
Tosun, a.g.m., s. 100.
35
Gazioğlu, Enosis Çemberinde Türkler, s. 7-8.
36
Yüksel, a.g.m., s. 175.
55
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
gazetesine de yazılar yazarak, Kıbrıs halkını mücadele için aydınlatmaya
çalışmıştır37. Yerel ve bölgesel direniş örgütlerinden Volkan, Karaçete,
Dokuz Eylül Cephesi gibi örgütlerde TMT içine alınmıştır38. Rauf Denktaş,
TMT’nin daha sağlıklı çalışabilmesi için, Türk Hükümeti’ne ve
Genelkurmay’a bağlı bir kuruluş haline getirilmesi gerektiğini ikinci
toplantıda dile getirmiştir. TMT içindekileri bu fikre ikna etmiş ve
söylediklerini yapması için TMT tarafından, Kasım 1957’de, yetkili
kılınmıştır39. Denktaş aynı zamanda, Nacak gazetesindeki yazılarıyla da
halkın TMT’ye katılmasını teşvik etmiştir. Böylece kısa sürede TMT’nin
üye sayısında önemli ölçüde bir artış olmuştur 40.
1957 yılının son günlerinde Türk Hükümeti sürmekte olan Kıbrıs
görüşmeleri ile ilgili fikir alışverişinde bulunmak için Kıbrıs Türktür Partisi
Başkanı Dr. Fazıl Küçük ile Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanı
Rauf Denktaş’ı Ankara’ya çağırmıştır. Dr. Fazıl Küçük, 31 Aralık 1957’de
Dışişleri Bakanlığı’na giderek genel sekreter yardımcısı Zeki Kuneralp ile
özel bir görüşmede bulunmuştur. Ardından Rauf Denktaş’ın da gelmesiyle
Küçük ve Denktaş, 2 Ocak 1958’de, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile
uzun süren bir görüşme yapmıştır41.
Bu görüşmeler sırasında Küçük, Kıbrıs Meselesi’ni konuşmuş ve
TMT’nin ihtiyaçlarını dile getirmiştir. Denktaş ise TMT’nin kuruluşundan
bahsetmiş EOKA’nın faaliyetlerini Yunanistan ile birlikte yürüttüğünü dile
getirdikten sonra, Türkiye bu konuda TMT’ye yardımcı olmazsa bir sonuca
ulaşılamayacağını bu nedenle Türkiye’den silah istediklerini belirtmiştir 42.
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, görüşmelerden sonra konuyu, Genel
Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’a iletmiştir. Bu gelişmeler üzerine Genel
Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Salih Coşkun, Seferberlik Tetkik Kurulu
Başkanı Emekli Orgeneral Daniş Karabelen’i Genel Kurmay Başkanlığı’na
çağırarak konuyu anlatmıştır43. Gerçekleşen görüşmeler sonucunda Genel
Kurmay Başkanlığı’nın kararı ile gerekli silah ve paranın temin
edilebileceği, Kıbrıs’a gönderilecek subaylara süresiz izin verilmesi gibi
kararlar alınmış ve bu bilgiler Dışişleri Bakanlığı’na iletilmiştir44.
Ankara’da yapılan görüşmeler sonrasında, hem Kıbrıs’ta hem de
Türk Silahlı Kuvvetleri’nde uzun bir bekleme süresi başlamıştır. Bu
37
Ulvi Keser, “Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları
Federasyonu-Nacak İşbirliği ve Ekonomik Kalkınma Gayretleri”, History Studies,
Volume 4/1, 2012, s. 304-305.
38
Sabahattin İsmail, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu-Çöküşü ve Unutulan Yıllar
(1964-1974), KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları No:26, Başbakanlık
Basımevi, 1992, s. 13.
39
Yüksel, a.g.m., s. 175.
40
Keser, Kıbrıs Türk Mücadele, s. 308-310.
41
Akkurt, a.g.e., s. 81-82.
42
Yüksel, a.g.m., s. 176.
43
Akkurt, a.g.e., s. 81-89.
44
Nur Batur, Yeniden Yaşasaydım Rauf Denktaş, Doğan Kitapçılık, İstanbul, 2007,
s. 176; Cumalıoğlu, a.g.m., s. 17.
56
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
bekleme süresinde TMT, Kıbrıs’ta halkın moralini yüksek tutmak için
bildiriler dağıtmış ve halkı pasif direnişe çağırmıştır. Ayrıca TMT Taksim
tezini45 savunarak adadaki Türk Halkı’nın desteğini kazanmış ve
teşkilatlanmasına devam etmiştir.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başkanlığında toplanan, Türk
Hükümeti’nin 22 Mayıs 1958’de yaptığı toplantıda, Dışişleri Bakanı Zorlu,
Kıbrıs’taki gelişmeler hakkında bilgi vermiş, toplantı sonunda Denktaş ve
Küçük’ün tekrar çağrılmasına karar verilmiştir. Ayrıca Zorlu, TSK’dan
aldığı bilgileri hükümette tartışmaya açmış ve Başbakan Adnan Menderes’i
ikna etmeye çalışmıştır. Başbakan Menderes, Yunan Başbakanı Karamanlis
ile yakın dost olması nedeniyle meseleyi barışçı ve diplomatik yolla
çözebileceğine inanmakta ve Kıbrıs’ta silahlı çatışmalara yol açılmasından
endişe etmekteydi. Başbakan Menderes’in bu düşüncelerine rağmen,
Dışişleri Bakanı Zorlu, Yunanistan’ın Kıbrıs Rumlar’ını silahlandırdığını,
EOKA’yı desteklediğini bilmekte ve meselenin sadece diplomatik
yollardan çözülmeyeceğine inanmaktadır. Zorlu, tüm endişelere rağmen,
Türk hükümetinin TMT’ye “uzman subay ve malzeme” desteği
yapılmasında ısrarcı olmuştur. Beş ay sonunda Türk hükümeti, TMT’nin
“uzman subay ve malzeme ile takviye edilmesine” karar vermiştir 46.
Başbakan Menderes, Kıbrıs’ta Türk varlığının korunması için silahlı gizli
bir örgütün kurulmasını uygun gördüğünü, gizlilik esasına dikkat
edilmesini, hazırlanan projenin hayata geçirilmesini, hükümetin bu konuda
bütünüyle destek vermeye hazır olduğunu belirttikten sonra başarı dilekleri
ile bu gizli yazıyı bitirmiştir47.
Türk Hükümeti’nin aldığı kararlar üzerine, Genelkurmay Başkanlığı
tarafından hazırlıklara hız verilmiştir. Kıbrıs’ın İstirdat Projesi (KİP)
adında bir proje hazırlanmıştır48. Ancak daha sonraki dönemlerde Rum ve
İngilizler’in tepkisini çekmemek için bu isim değiştirilerek TMT
denilmiştir. Proje hazırlanırken Amerikan gizli harekât teknik ve
yöntemlerinden ve II. Dünya Savaşı’nda Fransızlar’ın Almanlar’a karşı
yaptığı direnişten esinlenildiği belirtilmiştir49.
Ankara’da tümgeneral, binbaşı, yüzbaşı ve astsubaylardan oluşan 22
kişilik bir grup kurulmuştur50. Bu projeye bağlı olarak Kıbrıs’a
gönderilecek subayların seçimlerine başlanırken aynı zamanda seçilenlerin,
45
Yunanlılar’ın Enosis fikri karşısında, Türk Hükümeti, 1956 yılında “Taksim”
tezini savunmaya başlamıştır. Bu tez ile adada gerek özerklik gerekse selfdeterminasyon ilkesinin Kıbrıs’taki Türkler ve Rumlar için ayrı ayrı kabul edilmesi
gerektiği kabul edilmiştir. Gazioğlu, Enosise Karşı Taksim, s. 217-219.
46
Ayten Koruroğlu, “Kıbrıs Türk Halkının Gizli Silahı: TMT”, Kıbrıs Türk Milli
Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri, Uluslararası Sempozyum, 19-25 Ekim
2008, C.I, Lefkoşa, 2009, s. 27; Akkurt, a.g.e., s. 212-215.
47
Batur, a.g.e, s. 176.
48
Koruroğlu, a.g.m., s. 27; Batur, a.g.e., s. 179.
49
İsmail Tansu, Aslında Kimse Uyumuyordu, Ankara 2002, s. 32.
50
Akgün, a.g.m., s. 370; Tansu, a.g.e, s. 62.
57
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
gerilla ve gizli harekât konusunda eğitim görmüş personelden olmasına da
dikkat edilmiştir. TMT lideri olarak da Yarbay Rıza Vuruşkan seçilmiştir 51.
5 Haziran 1958’de Ankara Kızılay’da, Modern Palas Oteli’nde, Dr.
Fazıl Küçük, Rauf Denktaş, Daniş Karabelen, Rıza Vuruşkan ve İsmail
Tansu gizli bir toplantı yaparak, TMT’nin temel ilkelerini görüşmüşlerdir.
Bu toplantıda yer alan herkese bir kod adı verilmiştir. TMT’nin lideri olan
Yarbay Rıza Vuruşkan bayraktar olarak “Bozkurt”, General Daniş
Karabelen “Cankurt”, İsmail Tansu “Doğan”, Rauf Denktaş “Toros”, Dr.
Fazıl Küçük “Ağrı” kod adlarını almışlardır. Denktaş, TMT’nin adadaki
siyasi temsilcisi seçilmiştir52.
3-Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurulması ve Rauf Denktaş
1958 yılına gelindiğinde Kıbrıs’ta, Rumlar ve Türkler’in EOKA ve
TMT aracılığı ile birbirlerine karşı sürdürdükleri şiddet artmıştır. NATO,
Türkiye ile Yunanistan’ın Kıbrıs’ta bir savaşa girmesinden kaygılanmış ve
arabuluculuk önerisinde bulunmuştur. Türkiye ile Yunanistan, 1958 yılı
sonbaharında yapılan NATO Konferans’ında, adaya kısıtlı bağımsızlık
verilmesini prensip olarak kabul etmiş, Taksim ve Enosis fikri
kaldırılmıştır53. 18 Aralık 1958’de Paris’te yapılan toplantıda Türkiye,
İngiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanları bir araya gelmişler ve Kıbrıs
konusunda olumlu yönde bir hayli ilerleme sağlanmıştır 54.Gelişmeler
üzerine Yunanlılar’ın savunduğu Enosis ve Türkler’in savunduğu Taksim’e
karşı bir orta yol olarak, adanın bağımsızlığı fikri doğmuştur. Bu fikrin,
İngiltere, Yunanistan, Türkiye ve ABD tarafından benimsenmesinden sonra
11 Şubat 1959’da Zürih Antlaşması imzalanmıştır 55. Zürih Antlaşması’nın
geçerlilik kazanması için bütün taraflarca imzalanması gerekmiştir. 17
Şubat’ta Londra’ya gelen Dr. Küçük Başkanlığı’nda bulunan Türk
Heyeti’nde, Rauf Denktaş ve sonradan kurulacak kabinede Savunma
Bakanı olarak görev yapacak Osman Örek de bulunmuştur. 19 Şubat
1959’da taraflar, Zürih ve Londra Antlaşmaları adı verilen ve üç antlaşma
ile bir memorandumdan oluşan belgeleri imzalamışlardır 56. Bu
antlaşmaların hazırlanmasında Denktaş’ın oldukça fazla emeği geçmiştir.
Zürih ve Londra Antlaşmaları ile çizilen esaslar çerçevesinde
kurulacak olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı hazırlamak üzere
ortak bir komisyon kurulmuştur. Kurulan komisyonda Türkiye ve
Yunanistan’dan uzmanlar ve Kıbrıs Türk ve Rum Halkları’nı temsil eden
hukukçular ile İsviçre’li tarafsız bir uzman bulunmuştur. Uzun çalışmalar
51
Tansu, a.g.e., s. 66-69.
Denktaş, a.g.e., s. 160.
53
Salahi R. Sonyel, Kıskaç Altında Dış Güçlerin Türkiye’yi Bölme ve Yıpratma
Çabaları (1923-2000), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010, s. 240.
54
Alasya, a.g.e., s. 193.
55
Demir, a.g.m., s. 353.
56
Önalp, a.g.e., s. 59.
52
58
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
sonucunda hazırlanan anayasa, 16 Ağustos 1960’da imzalanmıştır. Bu
anayasanın hazırlanmasında hukukçu olmasından dolayı Denktaş’ın da
katkısı büyük olmuştur. Böylece Londra ve Zürih Antlaşmaları’nın
öngördüğü şekilde Kıbrıs bağımsızlığına kavuşmuştur 57. Kıbrıs’ta, iki
halkın ortak egemenliğinde ve yönetiminde iki toplumlu bir Kıbrıs
Cumhuriyet’i kurulmuştur 58. Başkanlık rejimine dayanan bir cumhuriyet
olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Rum,
Cumhurbaşkanı Vekili ise Türk olacak, her ikisi de 5 yıllık bir süre için
kendi toplumları tarafından seçilecekti. Bakanlar Kurulu 7 Rum ve 3 Türk
bakandan oluşacaktı.. Yasama Meclisi’nin üyeleri %70 Rum ve %30 Türk
olacaktı. Kamu görevlerinde de %70 Rum, %30 Türk çalışacaktı.
Kurulması düşünülen ordunun da %60’ını Rumlar, %40’ını Türkler
oluşturacaktı59.
Rauf Denktaş Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Türk Cemaat
Meclisi ile İcra Komitesi Başkanlığı’na seçilmiş ve çalışmalarına devam
etmiştir60.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasından kısa süre sonra Rumlar,
Anayasa’daki bazı hükümlere itiraz etmeye başlamışlardır. Özellikle Türk
belediyelerinin ayrı oluşu, Türkler’in devlet görevlerine %30 oranında
alınmaları, Türk Cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkına sahip olması
gibi konular, Rumlar’ın, anlaşmazlık çıkarmalarına neden olmuştur 61.
1960–1963 yılları arasındaki 3 yıl içinde Makarios, Londra ve Zürih
Antlaşmaları’nın isabetsiz ve kendi iradesinin dışında imzalandığını
tekrarlarken, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ise Enosis fikrini gerçekleştirmek için
birinci basamak olarak görmüştür. Bu süreç içinde EOKA’nın bütün ileri
gelenleri kilit noktalarda görevlere getirilmiş ve gizli silahlanmaya da hız
verilmiştir62. Makarios, bu dönemde bütün gücünü Anayasanın ve özellikle
Türkler’le ilgili olan 13 maddenin değiştirilmesi yönünde yoğunlaştırmış,
30 Kasım 1963’te Cumhurbaşkanı Vekili Fazıl Küçük’e muhtıra
göndererek 13 maddenin resmen değiştirilmesini istemiştir 63. Makarios’un
teklifleri, Kıbrıs Türkleri tarafından reddedilmiştir. Türk Hükümeti,
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un Anayasa dışı davranışlarını
izlemiş ve gerekleri ikazları yapmıştır. Ancak Makarios politik sahada
Türkler tarafından desteklenmeyeceğini bildiği için, Türkleri katlettirmek
57
Seyit Yolak, 1571’den Günümüze Kıbrıs Türk Yönetimleri, KKTC Milli Eğitim ve
Kültür Bakanlığı Yayınları, Lefkoşa, 1989, s. 36-37; Demir, a.g.m., s. 353.
58
BCA, 030-01-38-227-17.
59
Önalp, a.g.e., s. 60.
60
Orhan Özbey, “Özgürlük Aşığı Bir Meslektaş: Rauf Raif”, Hukuk Gündemi,
2012/1, s. 26.
61
Ahmet Gülen, “İnönü Hükümetleri’nin Kıbrıs Politikası (1961-1965)”, Ankara
Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 50, 2012, s. 395.
62
Ulvi Keser, “Kıbrıs’ta 21 Aralık 1963 Kanlı Noel Sürecinde Kızılay Faaliyetlerine
Kesitsel Bir Bakış”, Akademik Bakış Dergisi, S. 34, Ocak-Şubat 2013, s. 2.
63
Sabahattin Egeli, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Nasıl Yıkıldı, Zafer Matbaası, İstanbul,
1991, s. 31-32.
59
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
amacıyla hazırladığı Akritas Planı’nı devreye sokarak, Kıbrıs Türkleri’ni
teslim olmaya zorlamayı hedeflemişti64. Kıbrıs’ta, Rumlar’ın, Türkler’e
yönelik faaliyete geçecekleri konusunda İngilizler’in de, bilgisinin
bulunması sonucunda, İngiliz İçişleri Bakanlığı da harekete geçmiştir.
Buna göre: adada ortaya çıkan hareketlilikle ilgili olarak TMT karargâhı,
bölge komutanlıklarına direktif vererek Rumlar tarafından Türkler’in
haklarına yönelik meydana gelebilecek herhangi bir harekete derhal karşı
konulmasını emretmiştir. Ayrıca Türk bölgesine geçmeye çalışan ve
Kıbrıs’lı Türkleri taciz etmeye yönelik girişimlerde bulunan EOKA’cıların
hareketleri, TMT tarafından da yakından takip edilmiştir65. 21 Aralık
1963’te Rumlar tarafından başlatılan Kanlı Noel Olayları ile pek çok Kıbrıs
Türk’ü hayatını kaybetmiştir. EOKA’nın saldırılarına karşısında Türk tarafı
da harekete geçmiştir66. 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de bu olaylar
ile etkinliğini yitirmiştir. 1963 yılından itibaren yaşanan gelişmelere bağlı
olarak TMT gizli örgüt olmaktan çıkmış, faaliyetlerini açık bir şekilde
sürdürmeye başlamıştır. Hem TMT hem de bünyesindeki isimler, Kıbrıs’ın
Kuva-yi Milliye’si olmuştur.
Sonuç
II. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda Enosis
politikası aktifleşmeye başlayınca adadaki Türk halkı varlığını kendi
imkânlarıyla mücadele ederek sürdürmeye çalışmıştır. Ancak kısa sürede
kendi imkânlarıyla bu mücadele de başarılı olamayacaklarının farkına
vararak başta Rauf Denktaş olmak üzere Türkiye ile işbirliği içerisine
girmeye karar vermişlerdir.
Türk Hükümeti ile yapılan görüşmeler sonucunda TMT kurulmuş,
Denktaş’ta, TMT’nin adadaki siyasi temsilcisi seçilmiştir. Denktaş aynı
zamanda Halkın Sesi ve Nacak gazeteleri ile ada halkını mücadeleye teşvik
etmiştir. Kısa süre içerisinde bu faaliyetlerinde başarılı olan Denktaş,
TMT’nin üye sayısını önemli ölçüde arttırmıştır. Bütün bunların yanında
Kıbrıs Meselesi’nin uluslararası platformlardaki görüşmelerde de ısrarla
savunmuştur. Bu faaliyetlerinden dolayı da Rauf Denktaş, “Son Kahraman”
olarak nitelendirilmiştir. Rauf Denktaş Kıbrıs adası siyasi temsilcisi sıfatını
hayatının sonuna kadar da devam ettirmiştir.
KAYNAKÇA
Arşiv Belgeleri
BCA, 030-01-123-785-2.
BCA, 030-01-38-227-17.
64
Alasya, a.g.e., s. 218-221.
Keser, a.g.m., s. 2-3.
66
Önalp, a.g.e., s. 72, 95.
65
60
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
BCA, 40-241-14-2.
Gazeteler
Hürriyet, 31 Ocak 1952, No. 1358.
Hürriyet, 1 Şubat 1952, No. 1359.
Hürriyet, 22 Nisan 1952, No. 1440.
Kitap ve Makaleler
AGUN, Hüseyin. Demokrat Parti İktidarı’nın Kıbrıs Politikası 1950-1960,
Demokratlar Kulübü Yayınları No: 13, Ankara, 1997.
AKGÜN, Sibel. “Kıbrıs Türk Toplumunun Bağımsızlık Sürecinde Türk
Mukavemet Teşkilatı’nın Yeri ve Önemi”, Kıbrıs Türk Milli
Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri, Uluslararası
Sempozyum, 19-25 Ekim 2008, C.I, Lefkoşa, 2009, s. 365-378.
AKKURT, Aydın. TMT 1957-1958 Mücadelesi, Seçil Ofset, İstanbul 1999.
ALASYA, H. Fikret. Tarihte Kıbrıs, Ulus Ofset, Lefkoşe, 1988.
ARMAOĞLU, Fahir. 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, Ankara, 1991.
BATUR, Nur. Yeniden Yaşasaydım Rauf Denktaş, Doğan Kitapçılık,
İstanbul, 2007.
BOZKURT, İsmail. “Kıbrıs’ın Tarihine Kısa Bir Bakış”, Avrupa Birliği
Kıskacında Kıbrıs Meselesi (Bugünü ve Yarını), (Ed. İrfan Kaya
Ünver ve Ertan Efegil), HD Yayıncılık, Ankara 2001, ss.9-15.
DENKTAŞ, Rauf Raif. Hatıralar Toplayış, C. 10, Boğaziçi Yayınları,
İstanbul, 2004.
DEMİR, Nesrin. “Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu”,
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 15, S. 1, Elazığ, 2005,
ss.347-367.
EGELİ, Sabahattin. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Nasıl Yıkıldı, Zafer Matbaası,
İstanbul, 1991.
FELLAHOĞLU, Esat. Baf’da Direniş, Lefkoşa, 1995.
GAZİOĞLU, Ahmet C. Enosise Karşı Taksim ve Eşit Egemenlik, Özyurt
Matbaacılık, Ankara, 1998
GAZİOĞLU, Ahmet C. Enosis Çemberinde Türkler, Özyurt Matbaacılık,
Ankara, 2000.
GİBBONS, Harry Scott. Kıbrıs’ta Soykırım, Lefkoşa 2003.
GÜLEN, Ahmet. “İnönü Hükümetleri’nin Kıbrıs Politikası (1961-1965)”,
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu
Dergisi, S. 50, 2012, ss.389-428.
61
Türk Mukavemet Teşkilatı İçinde Rauf Denktaş’ın Faaliyetleri / Ayşe
AYDIN-Başak TUNCAY
HAKKI, Murat Metin. Kıbrıs Çıkmazı, Emre Yayınları, İstanbul, 2006.
İSMAİL, Sabahattin. 100 Soruda Kıbrıs Sorunu, Lefkoşa, 1992.
İSMAİL, Sabahattin. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu-Çöküşü ve Unutulan
Yıllar (1964-1974), KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı
Yayınları No:26, Başbakanlık Basımevi, 1992.
KESER, Ulvi. “Kıbrıs’ta 21 Aralık 1963 Kanlı Noel Sürecinde Kızılay
Faaliyetlerine Kesitsel Bir Bakış”, Akademik Bakış Dergisi, S. 34,
Ocak-Şubat 2013, ss.1-25.
KESER, Ulvi. “Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları
Federasyonu-Nacak İşbirliği ve Ekonomik Kalkınma Gayretleri”,
History Studies, Volume 4/1, 2012, ss. 299-333.
KORUROĞLU, Ayten. “Kıbrıs Türk Halkının Gizli Silahı: TMT”, Kıbrıs
Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri,
Uluslararası Sempozyum, 19-25 Ekim 2008, C.I, Lefkoşa, 2009,
ss.25-35.
MANİSALI, Erol. Dünden Bugüne Kıbrıs, İstanbul, 2000.
ORAN, Baskın. Türk Dış Politikası, C. I, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001.
ÖNALP, Ertuğrul. Geçmişten Günümüze Kıbrıs, Berikan Yayınevi, Ankara
2010.
ÖZBEY, Orhan. “Özgürlük Aşığı Bir Meslektaş: Rauf Raif”, Hukuk
Gündemi, 2012/1, ss.24-27.
SONYEL, Salahi R. Kıskaç Altında Dış Güçlerin Türkiye’yi Bölme ve
Yıpratma Çabaları (1923-2000), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010.
TANSU, İsmail. Aslında Kimse Uyumuyordu, Ankara 2002.
TARAKÇI, Mustafa. Kıbrıs Barış Harekâtı, Hacettepe Üniversitesi
Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, (Yayınlanmamış
Doktora Tezi), Ankara, 1998.
TOLGAY, Ahmet. Fırtına ve Şafak, Lefkoşa, 1998.
TOSUN, Ramazan. “Kıbrıs Meselesi”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi, S. 10, 2001, ss.95-107.
YOLAK, Seyit. 1571’den Günümüze Kıbrıs Türk Yönetimleri, KKTC Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, Lefkoşa, 1989.
YURDAKUL, Necdet. Tarih Işığında Kıbrıs Davamız, Garanti Matbaası,
1968.
YÜKSEL, Dilek Yiğit. “Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi (1914-1958)”,
ÇTTAD, C. VIII, S. 18-19, Bahar/Güz, 2009, ss.161-184.
62
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
KIBRIS’TA YERALTI FAALİYETLERİ VE RAUF RAİF
DENKTAŞ
Underground Activities in Cyprus and Rauf Raif Denktaş
Ulvi KESER
Barış ÖZDAL
Özet
Tarihin her döneminde sorunlar, mücadeleler ve çatışmalar adası
olan Kıbrıs 1950’li yıllardan itibaren bu sürece bir kere daha girmiştir.
Rumların, Yunanistan’ın desteğiyle kurdukları EOKA terör örgütü
karşısında Kıbrıs Türkleri de kendilerini korumak amacıyla savunma
örgütleri kurmaya başlamıştır. Bu kapsamda çalışmamızda 1 Nisan 1955
tarihinden itibaren Adada yaşanılanlar ve Kıbrıs Türklerinin kendilerini
korumak amacıyla nasıl çareler aradıkları ve Türkiye’nin desteğiyle neler
yaptıkları ve bu süreçte Rauf R. Denktaş’ın rolü analiz edilecektir.
Anahtar Kelimeler: TMT, Kıbrıs, Rıza Vuruşkan, Fatin Rüştü
Zorlu, Rauf R. Denktaş
Abstract
Cyprus which turned to be the island of the issues, struggles and the
disputes once more comes into such a period again subsequent to 1955, and
Turkish Cypriots start founding underground organizations against EOKA
terrorist organization founded and backed by Greece. This study will focus
on how Turkish Cypriots have tried to defend and protect themselves from
EOKA attacks and what they have done in support of Turkish government
and Turkish military personnel assigned by Turkey legally starting from
April 1, 1955 as well as Rauf R. Denktaş’s function.
Key Words: TMT, Cyprus, Rıza Vuruşkan, Fatin Rüştü Zorlu, Rauf
R. Denktaş

Prof. Dr. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Avrupa Birliği İlişkileri Bölüm Başkanı,
Akdeniz ve Kıbrıs Araştırmaları (UKÜ-AKKA) Merkezi Müdürü,
[email protected]

Doç. Dr. Uludağ Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyasi Tarih
ABD., [email protected]
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Giriş
1950 yılında bizzat dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı tarafından
sarf edilen “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktur” sözünün ardından
tartışmaların yaşandığı bir süreçte Kıbrıs Türkleri, Anavatan kabul ettikleri
Türkiye’ye gücenmeden, ona halel gelmemesi için dualar ederek kendi
yağlarıyla kavrulmaya gayret göstermişlerdir. Bu mücadele böylece
yedisinden yetmiş yedisine, kadını, çocuğu, genci, yaşlısı herkesin elinden
geldiğince destek verdiği bir halk hareketi haline gelmiştir. Aslında Türk
Mukavemet Teşkilatı (TMT) ve Kıbrıs Türklerinin mücadelesi Rauf Raif
Denktaş yanında Ordu Perşembeli Ahmet Oğuz Kotoğlu ve Reşat Yavuz
Kaptan, Celal ve Vehbi Mahmutoğlu, Asaf Elmaz, Hikmet Rezvan, Kemal
Abdullah, Erdoğan Tilki, Ali Rıza Vuruşkan, Kenan Coygun, Gülten
Keser, Ayten Berkalp, Mehmet Özden, Ulus Ülfet, İsmail Beyoğlu, Ertan
Celal, Kubilay Altaylı, Kemal Mişon gibi isimsiz kahramanların varoluş
mücadelesinden başka bir şey değildir.
İlk defa 21 Kasım 1949 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM)’e
müracaat eden Rumlar, “Anavatan Yunanistan’la birleşmek için selfdeterminasyon hakkının halkımıza tanınmasını istiyoruz” diyerek Adanın
Yunanistan’a ilhakını talep etmişlerdir. 15 Ocak 1950 Pazar günü 1 Kıbrıs
Adası’nda neticesi önceden belli olan bir plebisit yapılmıştır. Seçime
katılan toplam 224.700 seçmenden 215.108’inin (%96’sı) 2 lehte kullandığı
oylarla Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak kararı alınmıştır. Ancak Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhakını sağlamak amacıyla Rumların başlattığı taşkın
hareketlere karşı sert tedbirlerin alınacağının duyulması üzerine Rumlar,
Ada sathında 12 Ağustos tarihinden itibaren protesto ve grevlere
başlamışlardır.3 Neticede 17 Aralık 1954’te BM Genel Kurulu 8 çekimser
oya karşılık 50 oyla Kıbrıs meselesinin şimdilik görüşülmemesi kararını
almıştır.4 BM Genel Kurulu’nda Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların
isteklerinin aksine olumsuz bir sonucun çıkması Yunanistan’da ve Ada’da
olayların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle bütün Ada sathına yayılan
gösteriler zaman zaman ayaklanma şekline dönüşmüştür. Adada Rum
tedhiş faaliyetlerinin artış göstermesiyle birlikte 19 Aralık 1954 tarihinden
itibaren polis tarafından bazı ilave emniyet tedbirleri alınmış ve umumi
yerlerde beşten fazla insanın bir araya gelmesi yasaklanmıştır. Bu şekilde
toplananların polis gücüyle dağıtılacağı ve silah, taş, sopa gibi maddelerin
taşınmasının, bulundurulmasının yasaklandığı, aksine davrananların en az
üç yıl hapis cezasına çarptırılacakları duyurulmuştur.5
1
Suat Bilge, Le Conflit De Chypre Et Les Cypriotes Turcs, Ankara Üniversitesi,
Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay., Ankara, 1961, s. 31.
2
Achille Emilianýdes, Histoire De Chypre, Paris, 1963, s. 109.
3
BYGM, Olayların Takvimi, “Kıbrıs Meselesi”, Ankara, Ağustos 1954, No. 249, s.
181.
4
Kıbrıs’taki İngiliz idaresi tarafından basılan yıllık rapordan (Annual Report)
istifade edilerek hazırlanmış 3 yıllık değerlendirme raporu. Government of Cyprus,
Review of Events In Cyprus 1955-1957, Lefkoşa, 1958.
5
BYGM., “Kıbrıs Meselesi”, Ankara, Aralık 1954, No. 253, s. 105.
64
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Öte yandan Kıbrıs Rum lideri Başpiskopos Makarios ve George
Grivas Kıbrıs milliyetçisi değil; Yunan milliyetçisi olduklarından asıl
gayeleri Kıbrıs Türklerine hiç yer vermeyen Enosis ile Adanın
Yunanlaştırılmasıdır. Yunanistan’ın büyük desteğiyle 1955 yılı ortalarında
kuruluşunu tamamlayan EOKA (Ethniki Organosis Kibriyon Agoniston)6
tedhiş örgütünün siyasi lideri Makarios, askeri lideri ise Yunanistan iç
savaşı sırasında “X” kod adıyla bir yeraltı örgütü kuran ve İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra örgütü aşırı uçta partileştiren George Grivas’tır. İkinci
Dünya Savaşı süreci içerisinde özellikle 1941-1942 döneminde kurulan
silahlı yer altı örgütleri ve ELAS, EDES gibi komünist örgütler Alman
işgal güçlerine karşı direnişe girmişken Grivas’ın faşist X örgütü
Almanlara işbirliği teklif etmiştir7. İhanetine rağmen Grivas’a, 1950’de
Yunan hükümeti tarafından Savaş döneminde kurulan bütün yer altı
örgütlerinin üyelerine olduğu gibi Devlet onur madalyası verilmiştir. Bir
vatan hainine neden onur madalyası verildiği sorusunun cevabı ise birkaç
yıl sonra Yunanistan’ın kurdurduğu EOKA terör ve tedhiş örgütüyle ortaya
çıkacaktır. Grivas’ın deyimiyle Adayı yönetenlerin yıllar boyunca “sessiz
bir kadın köle” olarak gördükleri Adayı kurtarma zamanı gelmiştir. 8
“Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü” olarak adlandırılan bu örgütün,
“ulusal” kavramıyla kastettiği Elen düşüncesi ve Enosis fikrinden başka bir
şey değildir.9
Her zaman Yunanistan’ın bir parçası olarak görülen ve EOKA
bildirilerinde hep “Yunanistan’ı hatırlatan bir Ada olarak isimlendirilen”10
Kıbrıs’ta “ya özgürlük, ya ölüm”11 parolasıyla hareket eden Grivas, St.
6
Bir yeraltı örgütünün hangi şartlarda ve ne şekilde kurulabileceği, hangi
faaliyetlerde bulunacağı ve nasıl başarılı olacağı konusunda bilgi veren ve bu
bağlamda EOKA’nın içyüzünü anlatan bu kitap bizzat Grivas’ın sözlerinden
hareketle ve birinci ağızdan Charles Foley’in editörlüğünde kaleme alınmıştır.
Charles Foley, 20 Mart 1959 tarihinde Grivas’ı Lefkoşa’daki havalimanında
Yunanistan’a uğurlayanlar arasındadır. Charles Foley, Guerrilla Warfare and
EOKA Struggle; General Grivas , Longman Yay., Londra, 1964, s. 109.
7
Almanlar bu teklifi fazla ciddiye almayınca işbirliği teklifi fiiliyata geçmemiş;
fakat kendi ülkesine ihanet eden bir askeri kişiliğin bu davranışı “vatan hainliği”
yaftasından kurtulamamıştır.
8
KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No.1318 ve 1319.
9
R. R. Denktash, The Cyprus Triangle, Lefkoşa, 1982, s. 22.
10
Enosis ittifakının yapılmasından sonra Grivas ve Makarios, Yunanistan iç
savaşında komünistlere karşı mücadelesinde ve İtalya’ya karşı Arnavutluk
Savaşında milli kahraman olan General Papagos’la da görüşürler. Grivas anılarında
27 Ocak 1951 tarihinde, Papagos yanlısı Yunanistan Genelkurmay Başkanı General
Kosmas tarafından kendisine tam destek sözü verildiğini yazar. Bu görüşmeden
hemen sonra Grivas son 20 yılda ilk defa doğduğu yer olan Kıbrıs’a kendi ismi,
kendi pasaportu ve karısıyla beraber 5 Temmuz 1951’de gider ve Lefkoşa’da doktor
olan kardeşinin evinde kalır. Grivas’ın ‘Agoratos Anthropos/Görünmeyen Adam’
olarak nitelendiği Atina’da, X kod adıyla kurulan ve Kral yanlısı bir askeri güç olan
teşkilat adına yayımladığı gazeteye politik yazılar gönderen Makarios’la ilk
tanışması da 1946 yılında Atina’da olmuştur.
11
KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No.1318 ve 1319.
65
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
George isimli tekneyle12 10 Kasım 1954 tarihinde gizlice Adaya gelmiştir.
“Dighenis Burada / Akritas Burada” parola ve işaretiyle Adaya çıktıktan
sonra Digenis kod adıyla yayımladığı bildirilerde amaçlarının Enosis
fikrini gerçekleştirmek olduğunu, bu doğrultuda İngilizlerle Türkleri
düşman kabul ettiklerini ve düşmanlarının her ne pahasına olursa olsun
bertaraf edileceğini açıklamıştır.
EOKA, 1 Nisan 195513 günü giriştiği eylemlerle varlığını ilk kez
deşifre ederken, aynı gün Adanın pek çok bölgesinde Digenis imzasıyla ilk
bildirileri dağıtılmış ve tedhiş hareketinin nedenleri ve EOKA’nın amaçları
ilk defa açıklanmıştır.14 EOKA tedhiş ve terör hareketleri özellikle 1963’e
kadar geçen dönemde yüzlerce masum ve silahsız Kıbrıslı Türk insanının
hayatını kaybetmesine, binlerce Kıbrıslı Türk’ün de evlerini terk etmesine
neden olmuştur15.
12
Derviş Manizade, Kıbrıs Dün Bugün Yarın, KTKD İstanbul Bölgesi Yay.,
İstanbul, 1975, s. 174. Khlorakas Köyü yakınlarında Adaya çıkan Grivas’dan hemen
önce Adaya çıkartılan silahlar ve mühimmat şöyledir: 656 mermisiyle 34 tabanca,
4000 mermisiyle 4 Steiger otomatik silah, 4000 adet 9 milimetre mermi, 350 kilo
dinamit, 300 libre Nobel 808 cinsi patlayıcı, 100 mayın, 300 el bombası, 700
ateşleyici, 100 sis bombası, 1100 metre saniyeli fitil, kameralar ve dürbünler.
13
Byford Jones ise Grivas’ın 1 Nisan gününü seçmesiyle ilgili olarak “Acaba
Grivas mı salak yoksa biz mi bilemiyorum”der. Jones, op. cit., s. 71. Ayrıntılı olarak
belirtirsek; Ayios Georghios gemisinin Baf yakınlarında EOKA adına silah
boşaltırken yakalanması ve İngiliz istihbaratının EMAK ile ilgili bilgilere ulaşması
ile Adada bir şeyler olacağı kesinleşmiştir. Nitekim Makarios ile Grivas’ın 25 Mart
akşamı mı yoksa 1 Nisan akşamı mı olsun tartışmalarından sonra 1 Nisan gece
03.00’de Kıbrıs’ta yer yerinden oynamıştır. Önce elektrikler kesilmiş, daha sonra da
bombalar patlamış, makineli tüfekler rasgele ölüm saçmış, çeşitli işyerleri ve İngiliz
bankaları havaya uçurulmuştur. Genel Valilik, Müsteşarlık Dairesi, Wolseley
Kışlası’nda bulunan Ortadoğu İngiliz Kara Kuvvetleri Genel Karargâhı ve radyo
istasyonu da patlamalardan nasibini almıştır. İngilizlerin o gün içindeki zararları
yaklaşık olarak 60.000 Sterlindir. Markos Dragos ve dört adamı radyo istasyonunu
basıp içeride bulunanları etkisiz hale getirmiş ve binayı havaya uçurmuşlardır.
Larnaka’da Mahkeme, Valilik ve polis karargâhı bombalanırken 13, Limasol’da ve
Mağusa’da da aynı şekilde patlamalar olmuştur. Grivas ise bütün bu olup biteni
Lefkoşa’da gizlendiği evde koruması Gregoris Louka ile zevkle takip etmiştir.
14
Halkın Sesi, 2 Nisan 1955.
15
Bu kanunsuzluk ve zorbalıklar öncelikle cinayetler, sabotajlar, kundaklama
faaliyetleri, duvarlara EOKA ve Enosis yanlısı sloganlar yazılması ve bildiriler
dağıtılmasıyla gerçekleşmiştir. Zaman içinde Kıbrıs Rum toplumunun ileri gelenleri
de bu olup bitenleri eleştirmek yerine susmayı ve daha sonra da desteklemeyi tercih
etmişlerdir. Atina Radyosu ise “özgürlük ancak kan ile alınır” çığırtkanlığıyla
olanları körüklemeye devam ederken, Kıbrıs Radyosu adını kullanmıştır. Atina
Radyosu’nda görevli hemen bütün spikerler ellerinden gelen tüm çabayı göstererek
gün boyu EOKA’ya bağlı direniş gruplarını kışkırtmaya yönelik konuşmalar
yapmışlardır. Aydın Samioğlu ile 29 Kasım 2004 tarihinde Lefkoşa’da yapılan
görüşme.
66
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Kıbrıslı Türklerin Örgütlenme Çabaları
EOKA’nın önce İngilizlere, daha sonra da Türklere ve neredeyse
kendilerine destek olmayan Rumlar da dâhil bütün Ada insanına karşı
giriştiği terör ve tedhiş hareketleri karşısında Kıbrıs Türkleri öncelikle çok
küçük çaplı ve bölgesel örgütlenmelerin içerisine girmeye ve kendilerini
ellerinden geldiğince Rum saldırılarından korumaya çalışmışlardır. 16 Bu
çabalar dahilinde ilk olarak son derece amatör, tamamen lokal ve etkisiz
örgütlenmeler olarak Üçok, Kıbrıs Türk Fedailer Birliği vb. kurulur17.
Kendi aralarında iptidai usullerle teşkilatlanan bu gençler ilk etapta
Lefkoşa’da Deveciler Sokağı’nda ortaya çıkan Karapençe olarak da
adlandırılan Karaçete isimli teşkilat bünyesinde toplanır. Ancak yapılanlar
Türk bölgelerinde yaşayan tek tük Rum aileleri taciz etmek ve Rum
bölgesine göndermekten ileriye geçmeyen başıbozuk, disiplinden uzak
hareketlerden öteye geçmez.18 Karaçete’nin yaptığı en önemli eylemler
arasında Lefkoşa’nın Türk kesiminde bulunan Ayluka Rum Mahallesindeki
evlerin duvarlarına sloganlar yazılması vardır. Tantin’in Hamamı ile
Aykasyano Rum Mahallesi arasındaki bölgede faaliyet gösteren Karaçete
daha sonraki kısa süreçte 40-50 kadar bölge gencini etrafında toplamayı
başarmıştır.19 Daha çok kasaplardan oluşan Karaçete’nin ilk büyük icraatı
1956 yılı içinde Lefkoşa’nın Türk kesiminde bulunan Ermeni ve Rumlara
ait dükkânların soyulması ve ardından da yakılmasıdır. 20 Rauf R. Denktaş
da Karaçete’yi ulusal yeraltı faaliyetleri arasında olumlu bir hareket olarak
değerlendirmez.21 Daha ziyade “biraz zor kullanarak, yıldırma”22 ile ortaya
çıkan Karaçete’nin nasıl bir teşkilat olduğunu Kemal Mişon, “Karaçete
burada oturan bir adamdır. Yalancının biridir o. Yaptıkları da yalan dolan,
boş iş”23 sözleriyle ifade ederken Volkan teşkilatının kurucularından
16
KTKD İzmir Şubesi Başkanı merhum Mustafa Tunçalp ile 18 Ekim 2002
tarihinde yapılan görüşme.
17
Bu dönemde Kıbrıs Türkleri, tamamen kendilerini savunma amaçlı olarak
yaşadıkları köylerde, mahallelerde bir araya gelerek bir takım savunma
mekanizmaları oluşturmuşlardır. Bunları daha sonraki süreçte tesis edilecek olan
tamamen profesyonel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından onay görmüş ve
doğal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından desteklenmiş Türk Mukavemet
Teşkilatı ile mukayese etmemek gerekmektedir.
18
Halkın Sesi, 5 Temmuz 1955.
19
Mehmetali Tremeşeli’den aktaran Ortam, 22 Nisan 1992.
20
Erdoğan Tilki ile 10 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme. Selçuk
Osman’dan aktaran Hasan Demirağ, Kıbrıs; Onlar ve Biz, Lefkoşa, Ekim 2003, s.
459.
21
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Soyalp Tamçelik “Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın Bilinmeyen Bazı Yönleri”, Türk Yurdu, Sayı 71, Temmuz 1993,
İstanbul.
22
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de
yapılan görüşme.
23
Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
67
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Selçuk Osman ise Karaçete’yi “Karaçete’nin bombası, silahı yoktu. Onlar
yalnız vurur, kırar, döker, döverdi” 24 şeklinde ifade etmektedir.25
EOKA’nın tedhiş, terör, baskı ve yıldırma hareketlerinin sadece
İngilizler ve Rumlarla sınırlı kalmaması ve Türkleri de hedef alarak
öldürmeye varan şiddet hareketlerinin baş göstermesi üzerine Kıbrıs
Türktür Partisi’nin o günkü Genel Başkanı Dr. Fazıl Küçük’ün
gayretleriyle Volkan kurulmuştur. Adını “Var Olmak Lazımsa Kan
Akıtmamak Niye”26 ifadesinin baş harflerinden aldığı iddia edilen Volkan
teşkilatının ilk nüvesi Dr. Fazıl Küçük tarafından 1955 yılı Nisan ayında
görüş birliğine vardığı arkadaşı Şakir Özel’le27 beraber atılmıştır.28 Bu
şekilde örgütlenme çabaları içine giren Volkan örgütü bir yandan da
dağıttığı bildirilerle varlığını gerek Rumlara ve gerekse Kıbrıs Türklerine
duyurmaya çalışmıştır. İl başlarda ciddi bir organizasyon söz konusu
değilken29 bir süre sonra Kıbrıs Türk halkına moral ve motivasyon
kazandırmak amacıyla Volkan teşkilatının ilk bildirileri 30 kamuoyuyla
buluşmaya başlamıştır.31
Volkan teşkilatının faaliyetleri TMT’nin kurulmasıyla beraber
ortadan kalkıncaya kadar geçecek sürede son derece kısıtlı bir personelle
neredeyse yok denecek kadar az birkaç basit, el yapımı silahla
yürütülmüştür.32 O güne kadar duvarlara yazı yazmaktan ve bazı bildiriler
dağıtmaktan başka bir hareketin içine girmeyen Volkan ile ilgili olarak
İngiliz idaresinin de aldığı herhangi bir tedbir olmamıştır. Volkan
teşkilatını çok fazla önemsemeyen hatta “sosyal içerikli bir dernek olarak
gören”33 Rauf R. Denktaş’ın da belirttiği üzere TMT öncesi dönemde
24
Selçuk Osman’dan aktaran Demirağ, op. cit., s. 461.
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
Erdoğan Balcılar ile 10 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
Erdoğan Tilki ile 10 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
26
Kemal Mişon ise böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirterek: “Hep bunlar
yalan. İsmi Volkan. O kadar. İnanma sen. Burada ne kadar yalan duyarsan inanma.
Ben, yani ne Denktaş bilir, ne hiç biri bilmez’ diyerek bu konuda her şeyi kendisinin
bildiğini ileri sürmüştür. Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da
yapılan görüşme.
27
TMT’nin Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi Nevzat Uzunoğlu da Volkan’ın kurucuları
olarak öğretmen Selçuk ve marangoz Şakir’i gösterir. Nevzat Uzunoğlu ile 13
Temmuz 2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
28
Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
29
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz 2003’te
Girne’de yapılan görüşme.
30
Volkan’ın elinde öldürülen her Türk’e karşılık 5 Rum öldürecek bir silahlı güç
olmamakla beraber Volkan bildirilerindeki bu sözler daha sonra Volkan teşkilatı ve
Kıbrıs Türkleri aleyhine kullanılacaktır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Halkın
Sesi, 17 Ocak 1956. Halkın Sesi, 18 Kasım 1955.
31
KTMA, TMT Bildirileri Koleksiyonu.
32
TMT Limasol Sancağı mensubu merhum Mehmet Y. Manavoğlu ile 25 Ağustos
2004 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
33
Halkın Sesi, 5 Ağustos 1997.
25
68
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Kıbrıs Adası’nın dört bir yanında Volkan, 9 Eylül gibi örgütlenmelerin
bulabildikleri ve sahip oldukları silahların sayısı neredeyse iki elin
parmakları kadardır34. Grivas’ın deyimiyle 1956 yılı ortalarından itibaren
değişik şekillerde ikna edilerek Rumlara karşı ittifaka alınan Türk gençleri
esasında Volkan’ın üyeleridir ve durumları ne olursa olsun Rumlara karşı
silahlarını her koşulda kullanmaktadırlar.35
Volkan örgütlenmesi sonrasında teşkil edilen örgütlerden birisi de 9
Eylül’dür. Volkan’ın daha aktif bir rol oynaması için girişimlerde bulunan;
ancak bundan sonuç alınamaması veya farklı bir taktik güdülmesi
neticesinde Kıbrıslı gençlerden bazıları daha sonra ayrılarak 9 Eylül
örgütünü kurmuşlardır. Esasında Volkan’ın faaliyetlerine son verdiği tarih
ile 9 Eylül’ün kuruluşu arasında belirgin bir sınır söz konusu değildir.
Dolayısıyla 9 Eylül örgütünün ne zaman faaliyete geçtiği de net olarak belli
değildir. Bununla beraber 9 Eylül grubunda lider kadro olarak ortaya çıkan
isimler Ulus Ülfet36, İsmail Beyoğlu, Kubilay Altaylı ve Mustafa Ertan
Celal’dır. Söz konusu bu teşkilat Volkan sonrasında son derece kısıtlı bir
dönemde ve genellikle Lefkoşa’da faal olmakla beraber dağıttığı
bildirilerde ismi 9 Eylül Cephesi olarak geçmektedir. 9 Eylül ile ilgili
olarak ortaya çıkan en belirgin isim bu örgütün lideri konumunda olan Ulus
Ülfet’tir. Ulus Ülfet’in Küçük Kaymaklı’da Gardiyan Mustafa’nın evinde
meydana gelen beklenmedik patlama şehit olmasından sonra bu örgüt de
fazla bir varlık gösteremeden ortadan kalkar. Bu dönemde 9 Eylül ismi
Kıbrıs Türkleri tarafından özellikle seçilmiş önemli bir tarihtir. Çünkü
gerek İzmir’in Yunan işgalinden kurtulması ve gerekse 1571’de Kıbrıs’ın
fethi sırasında Lefkoşa’nın fethi hep aynı tarihte olur. Ancak 9 Eylül’ün
faaliyetleri de profesyonel EOKA karşısında çok fazla etkili
olmayacaktır.37 Evde meydana gelen patlama sonrasında bu teşkilatın üst
kadrosu hayatını kaybeder ve 9 Eylül de eyleme geçemeden ortadan
kalkar.38
34
Bu silahların 10 tanesinin 9 mm, 3 tanesin de 11.43 mm olmak üzere toplam 13
adet olduğu belirlenmiştir.
35
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Charles Foley, The Memoirs Of General
Grivas, Longman Yay., Londra, 1964, s. 73; Charles Foley, Guerrilla Warfare and
EOKA Struggle; General Grivas, Longman Yay., Londra, 1964, s. 50.
36
Hami Özsaruhan anılarında Ulus Ülfet’in okul arkadaşı olduğunu, ayrıca Ulus
Ülfet’in Alparslan Türkeş’in de akrabası olduğunu belirtir. Ayrıntılı bilgi için bkz.
Hami Özsaruhan, “Emektar üyelerimiz”, Kıbrıs Mektubu Dergisi, No.5, Kasım
1998, Ankara, s. 36.
37
TMT Limasol kadrosundan merhum Macit Aydınova ile 13 Temmuz 2003
tarihinde Girne’de gerçekleştirilen görüşme.
38
İngiliz idaresi ise yaptığı açıklamada söz konusu patlamanın meydana geldiği
evde 11 bomba, 20 kilo barut ve 60 kadem uzunluğunda fitil bulunduğunu açıklar.
İngiliz yetkililer bulunan bomba sayısını daha sonra 16 olarak açıklar. Evde ayrıca
avludaki kümesin arkasında ve tavan arasında da patlayıcı madde bulunur. Bu
konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Cumhuriyet, 2 Eylül 1957; Halkın Sesi, 4 Eylül
1957; Halkın Sesi, 6 Eylül 1957.
69
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kıbrıs’ta Kurulma Aşaması
Yukarıda da belirttiğimiz üzere Bağımsızlık mücadelesi veriyormuş
gibi görünen; ancak Adada bulunan insanlara kan ve gözyaşından başka bir
şey vermeyen EOKA tedhiş hareketlerine karşı Türkler de tepki duymaya
başlamışlardır:39
“...EOKA’nın ilk ortaya çıkışı St. George kayığının yakalanmasıyla
görüldü. İşte biz bütün bunları Dr. Küçük’e aktarırdık. Dr. Küçük
Konsolosluk vasıtasıyla Türkiye’ye gönderirdi. Bizim yaptığımız oydu.
Savcılıkta elimize geçen bilgileri, bu gibi bilgileri verirdik. Rum başsavcısı
Tornalides daha bu gemi yakalanmadan (önce) bir gün bizim odamıza
geldi. Meslektaşım Rum Lauzidou bana dedi ki ‘Ne dersiniz be çocuklar.
Kıbrıs’ta böyle yeraltı faaliyetleri kurulup komando hareketleri yapacak
yürek var mı bizde? Böyle şey olur mu?’ ‘Niye sordunuz?’ dedik. Valilikte
icra komitesi toplantısı vardı. ‘Bu İngilizler deli oldu.’ dedi. ‘Olmaz yahu
olmaz böyle şey Kıbrıs’ta’ dedi. ‘Valla ben yapılabilir diye düşünüyorum
dedim. ‘Nereden biliyorsun?’ dedi. ‘Enosis’i falan bilmem.’ dedim. ‘Hadi
canım sende. Makarios bu kadar beyanat veriyor, şey yapıyor kara sakallı’
dedi. Yani demek ki İngilizlerin böyle bir şeyi vardı. İcra mekanizmasında
meydana bunu getirdiler ve Rum danışmanlar gelip böyle bir şeyin
olamayacağını söylediler; ancak bir süre sonra oldu...”
İngiliz idaresinin “son derece sıkı kenetlenmiş, çok sadık ve çok
disiplinli” olarak nitelendirdiği40 TMT’nin tesis edilmesi ve Kıbrıs
Türk’ünün malını, canını koruyabilmek için mücadeleye başlaması Türkiye
ve Kıbrıs’ta yapılan çalışmaların bir sonucudur. 41. Kara Çete, Volkan ve 9
Eylül örgütlenmelerinden sonra EOKA’ya karşı mücadele edecek daha
organize daha profesyonel ve kapsamlı teşkilatlanmanın Kıbrıs’taki ilk
adımı olan TMT’nin kurulma kararı ilk defa ve resmen 27 Temmuz
1957’de Rauf Denktaş, Doktor Burhan Nalbantoğlu ve Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği’nde kripto memuru ve idari ataşe
olarak çalışan Mustafa Kemal Tanrısevdi arasında alınır ve bu kişiler
TMT’nin Kıbrıs’taki kurucuları olarak tarihe geçerler.42
“Bu işin ancak silahla halledilebileceğine inanmış”43 olan Rauf R.
Denktaş gibi Dr. Fazıl Küçük de Kıbrıs’ta Türkiye’nin hamiliğinde bir
teşkilatın kurulmasının elzem olduğu konusunda arkadaşlarıyla görüş
birliğine varmıştır.44 Ancak Dr. Fazıl Küçük gerek bu dönemde gerekse
daha sonraki süreçte siyasi faaliyetlerle bulunduğundan, TMT oluşumuyla
39
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
40
FO.371/168967-XC.14311.
41
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
42
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
43
TMT Komutanı Rıza Vuruşkan’dan aktaran Derviş Manizade, op. cit., s. 581.
44
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz
2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
70
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
doğrudan fazla ilgilenmemiş ve çok fazla ön plana çıkmamıştır. 45 1950
plebisiti sonrasında yaşananları savcılıkta görevli olduğu sırada daha ciddi
bir gözle inceleyen ve gelişmeleri anında Dr. Fazıl Küçük’e bildiren Rauf
R. Denktaş, Grivas’ın Adaya gelmesi ve EOKA’ya silah getiren teknenin
yakalanması üzerine Kıbrıs Türk toplumunun karşı karşıya kalacağı
tehlikenin büyüklüğünü fark ettiği için avukatlığa dönme kararından
vazgeçmiştir.46
“...1950 Plebisiti’nden sonra durumun daha ciddi bir hal aldığını
ben savcılığa gelen raporlarda gördükçe bunları Doktor’a bildiriyordum.
Bunların fazla bir etkisi olur muydu olmaz mıydı bilemem. Ama artık
Doktorla irtibat halinde direniş hareketini hızlandırmaya başlamıştık.
1954’te St. George kayığının Baf yakınlarına gelişi var. Grivas Adaya
sızdı, yakalandı. 1954’te artık benim avukatlığa dönme hazırlığım var.
Çünkü artık tümüyle ilgili yasalar geçirilmiş ve kanımca memuriyetteki
işim bitmişti. Ama St. George kayığının yakalanışı ve onunla ilgili
evrakların ortaya çıkışı, yeni bir durum yarattı. Artık çok büyük
tehlikelerin içinde olduğumuz görülüyordu. İşte bunu anlayıp takip edecek
beyin takımının bir arada olması lazımdı. Bu işe koyuldum ve zaten ortaya
çıkan belgelerle de artık EOKA’nın doğmak üzere olduğu belliydi. Biz
kayık ve sızma davasını sonuçlandırmadan EOKA patlak verdi. Bu bizi
1957’ye kadar getirdi. EOKA’nın devamlı tehdidi altında çalışıyorduk.
Fakat görevden ayrılamazdım. Çünkü elimize çok değerli bilgiler
geliyordu. Toplum çok ciddi bir tehlike karşısındaydı...”
TMT’nin kuruluş çalışmalarıyla ilgili olarak faaliyetlerin
yoğunlaştığı 1957 yılı içinde Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ziyaretçileri
vardır. Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, karşısında heyecanla
konuşan genç adama dikkatle bakar. Bu kişi Dr. Fazıl Küçük’le birlikte
Ankara’ya gelmiş olan Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu (KTKF)
Başkanı Rauf R. Denktaş’tır. Kıbrıs gibi milli bir meselede Anavatanın
gerekli güvenceyi vermesi ve bu insanlara sahip çıkması gerektiğini
düşünen Dışişleri Bakanı Zorlu, Rauf Denktaş’ın konuşmasını sonuna
kadar sessizce ama büyük bir ilgiyle dinler, çeşitli notlar alır.
Konuşmasının sonunda Denktaş’a “Size silah göndersek alır mısınız?”
diye sorar ve bu Kıbrıs’ta yeni bir sayfanın açılır. TMT’nin kurulmasıyla
ilgili olarak Türkiye Dışişleri Bakanı ile yapılan görüşme sonrasında
çalışmalar iyice hızlanır. Hemen akabinde Türkiye’de bu konuda ilk
45
O dönemde özellikle Dr. Fazıl Küçük’le beraber hareket eden Osman
Güvenir’den alınan 20 Temmuz 2005 tarihli bilgi notu. Kıbrıs’ta EOKA gibi
Yunanistan destekli profesyonel bir silahlı yeraltı örgütü karşısında ancak silahlı
direniş yapılması gerektiği ve bunun için de Türkiye’nin desteğinin alınması
gerektiği konusunda ısrarcı olan ise Rauf R. Denktaş olacaktır.
46
Rauf R. Denktaş’tan aktaran Erten Kasımoğlu, Eski Günler Eski Defterler,
Lefkoşa, 1986, s. 43.
71
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
toplantı Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Dr. Küçük ve KTKF Başkanı
Rauf Raif Denktaş arasında Ocak 1958’de yapılır: 47
“Biz TMT örgütünün kuruluş çalışmalarını Kıbrıs’ta başlatmıştık.
Çekirdek toprağa atılmıştı. Ama profesyonel uzman askerlerin yönetimine
ve yönlendirmesine kesinlikle ihtiyaç vardı. Anavatan Türkiye’nin desteği
olmadan bir yere varılmazdı. Yunanistan, EOKA’nın bilfiil arkasındaydı.
Zorlu’ya bunları anlattım, subay ve silah yardımı istedim.”
Türkiye’nin desteği ile yeniden tesis edilecek TMT’ye “başla” emri
verilmeden önce Kıbrıs’taki TMT faaliyetlerini yoğunlaştırır ve ilk
bildirisini 15 Kasım 1957 tarihinde dağıtır.48 Halen Rum bölgesinde kalan
Eğlence Köyü’nde yapılan ilk faaliyetlere Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa
Büyükelçiliği’nde görevli Mustafa Kemal Tanrısevdi ev sahipliği yapar 49.
Bu faaliyetlerin yoğun olarak devam ettiği süreç içinde 15 Kasım 1957
tarihinde Rauf R. Denktaş’ın evinde bir kokteyl verilir. Davetliler arasında
Osman Örek, Hazım Remzi, Alaaddin Gülen, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve
Mustafa Kemal Tanrısevdi de vardır. Kokteyl sonrasında herkesin
dağılmasını müteakip evde Dr. Burhan Nalbantoğlu, Rauf R. Denktaş ve
Mustafa Kemal Tanrısevdi kalırlar. Yapılan görüşmede teşkilatın ismi
TMT olarak belirlenirken Rauf R. Denktaş ‘Mülayım’, Kemal Tanrısevdi
‘Nazım’ ve Dr. Burhan Nalbantoğlu da ‘Raci’ kod ismini alır.50 Bu toplantı
TMT’nin daha öncekilerden farklı, profesyonel, Türkiye destekli ve bütün
Ada sathına yayılmış bir yeraltı teşkilatı olarak resmen kurulduğu
toplantıdır ve kararlar Rauf R. Denktaş’ın öncülüğünde toplam 3 kişi
tarafından alınmıştır. TMT’nin ilk bildirisi de o gün kaleme alınır ve Rauf
R. Denktaş’ın evinde hazırlanan bu teksirler Dr. Burhan Nalbantoğlu
vasıtasıyla Türk Lisesi’nde çoğaltılır 51, ertesi günde bütün Adaya
dağıtılır:52
47
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
48
Avrupa, 9 Şubat 1998.
49
Dr. Burhan Nalbantoğlu ve Rauf R. Denktaş Adanın dört bir tarafını dolaşarak
bölgeyi öğrenmeye çalışan Mustafa Kemal Tanrısevdi’nin Türkiye tarafından resmi
görevle gönderildiği düşüncesindedirler ve bu düşünceden hareketle onu ziyarete
karar verirler.
50
Akkurt, op. cit., s. 38.
51
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi Nevzat Uzunoğlu bu durumu “Bazı broşürler
basmaya başladılar. Bunları Mezunlar Birliği vasıtasıyla köylere, oraya buraya
dağıtmaya başladılar. O zaman da isim yine TMT’ydi” şeklinde açıklamaktadır.
Merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de yapılan
görüşme. Ancak Rauf R. Denktaş, Kemal Tanrısevdi’nin aksine teksirlerin orada
çoğaltılmadığını belirtir. Rauf R. Denktaş’tan aktaran Ahmet Tolgay, Fırtına ve
Şafak, KTMD Yay., Lefkoşa, 1998, s. 23.
52
Bu bildiri 15 Kasım 1957 tarihinde düzenlenen kokteylde çoğaltılıp orada
bulunanlara dağıtıldığına göre Kıbrıs Türk kamuoyuyla buluşması da ilk defa 16
Kasım 1957 tarihinde gerçekleşecektir.
72
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
“Sayın Kıbrıs Türk Halkına,
Volkan, 9 Eylül Cephesi ve buna benzer teşkilatlar lağvedilmiştir.
Bunun yerine, Kıbrıs Türk’ünün bağrından çıkmış, gerek emperyalist
sömürge idaresine, gerekse Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak yolunda Enosis’i
temine çalışan Rum sürülerine karşı Kıbrıs Türklerini savunma görevini
üstlenmek üzere yeni bir teşkilat kurulmuştur. Bu bir saldırı değil; bir
savunma teşkilatıdır. Bütün Kıbrıs Türklerini bu teşkilata destek olmaya ve
bu teşkilat içinde yer almaya çağırıyoruz.
Türk Mukavemet Teşkilatı”
“İhaneti katiyet kesbetmedikçe hiçbir Türk’ün burnunun
kanatılmasına, tek bir Türk’ten tek bir kuruş alınmasına müsaade
edilmeyecektir”53 parolasıyla kurulan ve bunu gerek Kıbrıs Türk halkına ve
gerekse TMT mensuplarına bir direktif olarak bildiren ve halkın moralini
dağıtılan bildirilerle ayakta tutmaya çalışan TMT, Ada sathında ikinci
bültenini de 13 Aralık 1957 günü dağıtmıştır. 54 TMT’nin kuruluş
aşamalarını tamamladıktan sonra Ada sathında yavaş yavaş faaliyete
geçmesiyle beraber yayımladığı bu ikinci bildiride ismi Türk Mukavemet
Teşkilatı Komitesi olarak geçmektedir. Daha sonraki dönemlerde bu
ifadedeki ‘Komitesi’ ibaresi de kaldırılarak teşkilatın ismi bilinen şekliyle
TMT olacaktır55. İlk bildirilerden de anlaşılacağı üzere kurulan teşkilatın
silahlı mücadele etme gibi bir düşüncesi yoktur. Öncelikle uygulanmak
istenen pasif direnişler ve eylemlerdir. Kişilerin kendilerine ait olan ve
evlerinde bulunan bir kaç silah dışında, teşkilatın herhangi bir silahlı gücü
veya potansiyeli de bulunmamaktadır. Yani bu şekliyle daha önce kurulan
9 Eylül ve Volkan teşkilatlarından çok farklı da değildir. Ancak bu yeni
teşkilat daha sonra sadece bölgesel faaliyetlerin içine girmeyecek ve bütün
Ada sathına yayılarak bütün Kıbrıs Türkleri için mücadele edecektir. 56
Öncelikle Lefkoşa ve çevresinde genişleyen bu teşkilatlanma faaliyetleri
daha sonra Adanın farklı noktalarına da yayılmaya başlamıştır. 57
Kıbrıs İstirdat Planı’nın Ortaya Çıkması
İsmail Tansu, Seferberlik Tetkik Kurulu (STK)’da Lojistik Şube
Müdürü olarak binbaşı rütbesiyle uzun yıllar görev yapmış, 7 Temmuz
53
Ortam, 29 Mayıs 1997.
TMT Limasol Sancağından merhum Mehmet Y. Manavoğlu ile 25 Ağustos 2004
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
55
Konuyla ilgili olarak kendisiyle görüşülen TMT Limasol Sancağı mensubu
Merhum Mehmet Y. Manavoğlu da Volkan, Karaçete, 9 Eylül ve diğer küçük
mahalli oluşumların ortadan kalkmasıyla beraber Rauf. R. Denktaş, Dr. Burhan
Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi tarafından kurulan teşkilatı “...Federasyonun
genel kurulundan (Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu) sonra başlayan bir şey
oldu ve TMT kuruldu; ama MİT’iyle Genelkurmay’la ilişkili değil. 1957
Kasım’ından sonra kuruluyor bu seçimden sonra” sözleriyle ifade eder.
56
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
57
Ibid.
54
73
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
195858 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrıldıktan sonra da aynı dairede
sivil uzman personel olarak çalışmaya devam etmiştir. STK Başkanı
Tümgeneral Daniş Karabelen ve kurmayları Ankara’da, Rauf Denktaş ve
kurmayları da Kıbrıs’ta kendilerine verilecek harekete geçin emrini 7 ay
beklemişlerdir. Zira askeri kanatta Kıbrıs’a yönelik olarak hazırlıklar
tamamlanmış olmasına rağmen; hükümet kanadından uzun bir süre ses
seda çıkmamıştır. Esasında böyle bir konuda karar verebilmek o kadar da
kolay değildir. NATO içerisinde Yunanistan ve İngiltere ile birlikte yer
alan Türkiye’nin söz konusu bu iki ülke yanı sıra diğer NATO ülkeleri
karşısında da zor duruma düşebileceği, gizlice ve yasal olmayan yollardan
Kıbrıs Türklerini silahlandırdığı suçlamasıyla karşılaşabileceği hükümet
kanadını haklı olarak daha dikkatli adım atmaya sevk etmiştir. 59 60
1951 yılında Yunanistan Başbakanı Papagos’un Rumları
silahlandırdığını ve Adaya daha sonra Korgeneralliğe kadar yükseltilen
Albay Grivas’ı gönderdiğini bilen Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı
Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs meselesinin artık diplomasi ile halledilemeyeceği
düşüncesindedir. Gerekli iznin alınmasıyla beraber Binbaşı İsmail Tansu ve
Tümgeneral Daniş Karabelen hemen gerekli koordineyi sağlayarak
Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Ankara’ya davet ettikleri Kıbrıs Türk
toplumunun iki önemli lideri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş ile
Kıbrıs’ta kurulacak teşkilatı ve işbirliğinin nasıl organize edileceği
konusunda ilk toplantıyı61 1958 yılı Haziran ayında Ankara, Kızılay’da
bulunan Modern Palas Oteli’nin lobisinde yaparlar. TMT’nin temellerinin
atıldığı bu toplantının62 ardından Ankara’da eğitilmek üzere sağlam,
güvenilir ve gönüllü Kıbrıslı gençlerin temini konusu gündeme gelir.
58
Bu tarih Kıbrıs tarihi açısından da ilginçtir çünkü Kıbrıs’ta İngiliz yetkililerin
bildirdiğine göre 1 Nisan 1955 gününden itibaren Temmuz 1958 gününe kadar
toplam 316 kişi EOKA tarafından öldürülmüştür. Halkın Sesi, 4 Temmuz 1998.
59
TMT’nin teşkil edilmesinin ardından harekete geçilmesi konusunda neden bu
kadar uzun süre beklendiğini, Kıbrıs’a sevk edilen silahlarla ilgili olarak bir
seferinde Binbaşı İsmail Tansu ile görüşen Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun
kendisi açıklar. Emekli Albay İsmail Tansu ile 18 Mart 2005 tarihinde Ankara’da
yapılan görüşme.
60
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş da bu bekleme dönemini
“...Fatin Rüştü Bey (Kıbrıs’ta teşkilatlanma fikrini) Adnan Menderes’e açıyor.
Adnan Menderes karar verinceye kadar sekiz ay mı dokuz ay mı ne geçiyor. O işte
bir şey dönemidir. Burada olan hadiseler var, disiplinsizlikler var. O dönemde
olmuştur işte ve işte en sonunda Eylül 1958’de İş Bankası’nın müfettişi olarak
arkadaşlarıyla birlikte Rıza Vuruşkan geliyor ve dizginleri ele alıyorlar” şeklinde
izah eder. KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
61
Kıbrıs İstirdat Planı ve Adada oluşturulacak teşkilat konusunu masaya yatırıldığı
ve toplam 6 kişinin katıldığı bu toplantıda Dr. Fazıl Küçük, Rauf R. Denktaş ve Dr.
Nalbantoğlu’nun yanı sıra STK’yi temsilen gelen Karabelen Paşa, Bnb. Tansu ve
Yb. Vuruşkan ilk kez yüz yüze görüşmüşlerdir.
62
Emekli Albay İsmail Tansu ile 18 Mart 2003 tarihinde Ankara’da yapılan
görüşme. Bu toplantı ile ilgili olarak üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan husus
Bnb. İsmail Tansu tarafından Rauf R. Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük’e Kıbrıs’ta
74
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Bu aşamada devreye Rauf R. Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük
vasıtasıyla o günlerde Ankara’da bulunan Dr. Burhan Nalbantoğlu 63 girer
ve söz konusu Kıbrıslı gençlerin temini konusunu üzerine alır. Üniversite
eğitimi için Türkiye’ye gelmiş olan öğrenciler arasından teşkilata faydalı
olacak, ağzı sıkı, sorumluluk sahibi ve gönüllülük esasına göre çalışacak
gençlere ihtiyaç vardır. Daha sonra ilk etapta Türkiye’de okuyan Üniversite
öğrencisi Kıbrıslı gençler arasından Dr. Burhan Nalbantoğlu tarafından
bulunan sekiz kişi TMT kuralları, gizlilik ve ketum olma üzerine yemin
ettikten sonra eğitilmeye başlanırlar. Bu gençlere geceleri teorik derslerin
verildiği yerlerden bir tanesi de Ankara, Kızılay’da bulunan Zafer
Hanı’ndaki Kıbrıs Türk Kültür Derneği (KTKD) lokalidir.
Bu kapsamda ayrıca personel temini ile ilgili listeler hazırlanır ve
öncelikle komando eğitimi almış, gerilla ve gizli harekât uzmanı olan
gönüllü subaylar arasından TMT’nin Türkiye listesi yavaş yavaş şekillenir.
Soğuk yaklaşım usulüyle tepkisi ölçülen personele yapılacak faaliyetle
ilgili bilgi verilir. Olumsuz fikir beyan edenlere ise “Gönüllü olmak
esastır. Ne sen bizim teklifimizi aldın, ne de biz senin cevabını aldık”
denilerek başarıya ulaşmak için arzulu, istekli ve gönülden çalışacak kadro
için gerekli işlemler başlatılır ve yeni kadro oluşturulur. KİP projesi
hazırlanırken yalnızca Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlayacak bir
savunma örgütü kurmayı hedef almakla yetinilmez. Rumların
Yunanistan’ın destek ve teşvikiyle er geç bir gün mutlaka Enosis’i
gerçekleştirme girişiminde bulunacaklarına inanıldığından, planlanan örgüt
Kıbrıs Türk’ünün özgürlüğü, kurtuluşu ve Adanın tekrar Türk vatanına
katılması için son derece gizli kurallarla yeraltında çok iyi teşkilatlanmış ve
silahlandırılmış olarak kurulacak ve savaşa hazırlanacaktır.
Bu kapsamda vurgulanması gereken husus TMT’nin yer altı
mücadelesine uygun olarak teşkilatlanmış bir organizasyon olduğudur.
TMT için klasik cephe savaşı söz konusu değildir. Kaldı ki EOKA’nın
faaliyette bulunan bir takım örgütlerle ilgili olarak yöneltilen sorudur. Bnb. Tansu
bu ilk görüşme sırasında Adada Volkan, Karaçete, 9 Eylül gibi bir takım
örgütlerden
bahsedildiğini
duyduklarını,
bu
örgütlerden
faydalanılıp
faydalanılamayacağını öğrenmek istediklerini belirtir. Bnb. Tansu’nun ifadesine
göre bu soruya Dr. Fazıl Küçük herhangi bir cevap vermezken Rauf R. Denktaş
Adada kayda değer bir örgütlenme olmadığını, adı geçen örgütler içerisinde vatanını
seven cesur Kıbrıslı Türk gençleri olmakla beraber her şeye sıfırdan başlanılması
gerektiğini belirtir. İsmail Tansu ile 15 Eylül 2007 tarihinde Ankara’da yapılan
görüşme.
63
Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun Kıbrıs’ta örgütleme faaliyetleri esasında çok daha
öncelere dayanmaktadır. Binbaşı İsmail Tansu’nun ifade ettiği gibi TMT ile ilgili
çalışmalara STK’ye bu konuda dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından
resmi yetki ve görev verilmesinin ardından hemen başlanır. Kurulacak teşkilat ile
ilgili bir plan hazırlanır ve söz konusu plan Org. Salih Coşkun’un yerine
Genelkurmay 2. Başkanlığı görevine getirilen Orgeneral Cevdet Sunay’a arz edilir.
Bu plan daha sonra Kıbrıslı Rumların ve Yunanların Enosis emellerine karşı olarak
Türklerin Kıbrıs’ı geri alması anlamına gelen “İstirdat” kelimesinden hareketle KİP
yani Kıbrıs İstirdat Planı adını alır.
75
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Kıbrıs Türklerini topyekûn ortadan kaldırmaya kalkıştıkları 21 Aralık 1963
döneminde bile TMT’nin böyle bir girişimi söz konusu olmamıştır. Ayrıca,
Türkiye’nin garantör Devlet sıfatı ve hakkıyla 15 Temmuz 1974 Nikos
Sampson darbesi sonrasında Adaya yaptığı müdahale sürecinde de
TMT’nin Adayı işgal yönünde bir girişimi söz konusu değildir. TMT
tamamen meşru müdafaaya yönelik olarak kurulmuş bir organizasyon
olarak kuruluş sürecinde tespit edilen kurallara ve ilkelere tamamen sadık
kalmıştır. TMT bu ilkeler doğrultusunda Türk hükümetinin gizlice Kıbrıs’a
gönderdiği silah, mühimmat ve subaylarla kurulma aşamasına gelir. 64 İlk
etapta Kıbrıs’a Yb. Rıza Vuruşkan, Bnb. Necmettin Erce, Bnb. Şefik
Karakurt, Yzb. Mehmet Özden ve Yzb. Rahmi Ergün’ün de içinde
bulunduğu 5 muvazzaf subay ve 15 de gerilla ve gizli mukavemet
konusunda eğitim görmüş personel gönderilmesine karar verilir. Bu
kadroya daha sonra başka subaylar da eklenecektir. Bu arada Yarbay
Vuruşkan’a da “yeri gelince biri birinin dizinde can verecek kadar sadık”
kendi istediği 2 personeli seçme şansı da verilir. Binbaşı İsmail Tansu’nun
da belirttiği üzere, bu ilkelerin benimsenip planların ona göre yapılması 21
Aralık 1963 Katliamı ile 15 Temmuz 1974 Nikos Sampson Darbesi göz
önüne alınınca ne kadar isabetli karar verildiğini göstermektedir. TMT’nin
kuruluş amaçları ise şu şekilde sıralanabilir: 65
1. Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak.
2. Enosis’e ve bu uğurda yapılan girişimlerle estirilen teröre karşı
durmak.
3. Türklere yapılacak saldırıları geri püskürtmek.
64
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, Sebep ve Sonuçlarıyla 1974 Barış
Harekâtı, Girne, 1996, s. 53.
65
Yakan Cumalıoğlu, “TMT Özel Sayısı”, Mücahit Dergisi, Kıbrıs Türk Mücahitler
Derneği, Lefkoşa, 1 Ağustos 1998, s. 16. Bu bağlamda TMT’nin değişmeyen esas
özellikleri şu şekilde gösterilebilir:
1. TMT Türk halkı tarafından oluşturulan bir halk örgütüdür.
2. TMT Türk halkının savunma örgütüdür.
3. TMT Türk halkının Enosis’e karşı direnme örgütüdür.
4. TMT Türk halkı tarafından oluşturuldu ve mücadelesinin bütün safhalarında
halkla olan bağlantılarını muhafaza eder.
5. TMT faaliyetlerini anavatan Türkiye ve onun halkından aldığı destekle yürütür.
6. TMT Kıbrıs’ı Yunan lobisine döndürecek olan Enosis hareketine karşı direnen
anti-emperyalist, kolonilere bağlı olmayan bir örgüttür.
7. TMT tarafından organize edilen direnişler, faşist ve ırkçı EOKA’ya karşı insancıl
hareketlerdir.
8. TMT tarafından organize edilen direnişler anti-demokratik Enosis hareketine
karşı demokratik bir harekettir.
TMT’nin Kıbrıs’ta ilk aşamada üç kurucusundan birisi olan Rauf R. Denktaş ise
TMT ile ilgili son derece önemli bir noktanın altını çizer: “...TMT bir halk
teşkilatıydı. Türkiye’nin bir teşkilatı değildi. Türkiye’den gelen bir nüfusun kurduğu
teşkilat değildi. Burada halkın kurduğu, içten doğma bir mukavemet teşkilatıydı...”
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
76
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
4. Türk toplumunun birliğini ve bütünlüğünü sağlamak.
5. Rumlara ve İngilizlere karşı Kıbrıs Türklerinin haklarını
savunmak.
6. Anavatan Türkiye ile sıcak ilişkiler ve Türk toplumunun
Anavatana bağlılığını sürdürmek.
EOKA terörü ve Enosis kampanyaları karşısında Kıbrıs Türk
halkının haklarını savunmaya yönelik olarak tesis edilen TMT’nin ilk
prensipleri de bu arada belli olur:66
1. Kıbrıs meselesindeki gelişmeler nedeniyle, Kıbrıs’ta bir gizli
teşkilat kurulması zarureti hâsıl olmuştur.
2. Kurulacak örgütün adı Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’dır.
3. Kurulacak Türk Mukavemet Teşkilatı’nı, Türkiye Cumhuriyeti
hükümeti gayri resmi olarak el altından bütün imkânları ile destekleyecek,
her türlü silah, malzeme ve mali destek sağlayacaktır.
4. TMT’nin kuruluşu dünya ve Türkiye kamuoyundan gizli
tutulacak, Türkiye’de Devlet kuruluşları arasında bu konuda herhangi bir
yazışma yapılmayacaktır.
5. TMT’nin herhangi bir sebeple ortaya çıkması halinde,
uluslararası alanda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu faaliyetin dışında
tutulacak ve TMT’yi Kıbrıs Türk toplumunun bağrından çıkmış bir güç
olarak vücut bulmuş olduğuna özen gösterilecektir.
6. Örgüt Ankara’da General Karabelen tarafından yönetilecektir.
Yardımcısı Binbaşı İsmail Tansu’dur.
7. TMT’nin Kıbrıs’taki lideri Albay Rıza Vuruşkan, Kıbrıs’taki
icraatinde kendisine verilen talimat çerçevesinde tam yetkiye sahiptir ve
doğrudan Karabelen Paşa’ya karşı sorumludur. TMT lideri, Kıbrıslı
toplum liderleriyle karşılıklı güven ve samimi bir işbirliği içinde
çalışacaktır. TMT lideri, Kıbrıslı liderlerin toplumsal ve siyasal
faaliyetlerine karışmayacak, onlara gerektiğinde danışılacak ve önerileri
dikkate alınacaktır. TMT lideri Denktaş ve Dr. Küçük TMT’nin gittikçe
kuvvetlenmesi
ve
geliştirilmesine
müştereken
azami
gayret
göstereceklerdir. TMT’nin üst düzey kadrosunda görev alacak olan
güvenilir kişileri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf R. Denktaş, TMT liderine
tanıtacaklardır.
8. Örgüt son derece gizlilik içinde kurulacak ve faaliyetini de aynı
derecede gizlilikle sürdürecektir. Örgütün varlığı hiçbir şekilde belli
edilmeyecek, hiçbir eylemde bulunulmayacak ve bildiri dağıtılmayacaktır.
66
Emekli Albay İsmail Tansu ile 18 Mart 2005 tarihinde Ankara’da yapılan
görüşme.
77
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
9. Ayrı ayrı hücrelerden oluşturulacak örgüt üyeleri kendi hücresi
dışındaki TMT üyelerini bilmeyeceklerdir.
10. Örgüt, TMT adından söz edilmemek ve herhangi bir eylemde
bulunmamak da dahil olmak üzere, bir yeraltı teşkilatının, kendine mahsus
özel kuralları çerçevesinde yönetilecektir. Bu sebeple teşkilata alınacak
kişilerin bu niteliklere uygun olması gerekmektedir. Örgüte alınmadığı
sürece hiç bir kimseye TMT’nin varlığından söz edilmeyecektir.
11. TMT’nin adından ancak (X) gününde ‘Harekete geç.’ emri
verildiği zaman ve ancak izin verilmesi şartıyla söz edilebilecek ve varlığı
açıklanabilecektir. (X) günü Rumların Türklere saldıracakları güne
endeksli olacaktır. Bu yeraltından çıkış, yani karşı eylemlere geçiş TMT
liderlerinin emri ile yapılacaktır.
12. Örgüt 18 yaşını geçmiş gençlerden başlanarak, orta yaşlılara
doğru erkek, kız ve kadınlarla kurulacaktır. Örgüte alınacak bütün
personel, Kıbrıs’ta veya Ankara’da özel eğitimlerden geçirilecektir.
13. Bir kısım personel 25’er kişilik gruplar halinde Ankara’ya
eğitim için gönderileceklerdir. Türkiye’ye turist gibi gelecek bu personel
için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır.
14. Hedefimiz bütün Adayı kapsayacak şekilde ilk etapta 5 bin, daha
sonra 10 bin kişilik örgüt kurmak ve silahlandırmaktır.
15. Lüzumlu silah ve cephane temin edilmiştir. Ada buna hazır
olduğunda gönderilecektir.
Kıbrıs Türkleri kendi içlerinde organize olmaya uğraşırlarken, bir
yandan da kendilerine bu konuda yardımcı olacak kadroların Kıbrıs’a
getirtilebilmesi için çaba sarf ederler. İngiliz idaresine ve Rumlara
hissettirmeden yapılacak bu faaliyetler için halk eğitimi öğretmenliği gibi
bir görev tahsis edilir ve Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu (KTKF)
Başkanı Rauf R. Denktaş vasıtasıyla ilk adım atılır. 16 Eylül 1958 tarihinde
Maarif Müdürlüğü’ne gönderilen bir yazıyla Türkiye’den halk eğitimi
öğretmeni alınacağı bildirilir ve bu tarihten sonra TMT mensupları Kıbrıs’a
gelmeye başlar. TMT’nin siyasi kanadında her şeyden sorumlu olan Rauf
R. Denktaş böylece KTKF Başkanı olarak da Kıbrıs Türklerinin öğretmen
ihtiyacını ileri sürerek askeri personelin Kıbrıs’a gelmesini ve TMT
teşkilatlanmasını tamamlamalarını sağlar. Bu dönemde Rıza Vuruşkan’ın
en büyük yardımcıları Rauf R. Denktaş, Dündar Nişancıoğlu 67 (Türkiye İş
Bankası Lefkoşa Şube Müdürü), Burhan Işın (Türkiye Cumhuriyeti
Lefkoşa Başkonsolosu) ve Vefa Besim (TMT Telsizcisi/Kıbrıslı)’dir.
67
Banka müdürü olan Dündar Nişancıoğlu çalıştığı bankanın genel müdürlüğü
tarafından kendisine verilen talimat çerçevesinde TMT lideri Rıza Vuruşkan’ın
çalışabileceği uygun bir ortamı etrafa hissettirmeden hazırlar.
78
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Kıbrıs’ta İlk Adım
Türkiye İş Bankası’nın Lefkoşa şubesine banka müfettişi olarak
atanan Ali Conan, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’na geldiğinde böyle
gelişmiş bir şehirle karşılaşacağını beklemediğinden biraz şaşırır. Ali
Conan aslında İstanbul-Lefkoşa seferini yapan THY uçağından inmesi
büyük bir heyecanla beklenen TMT’nin lideri Albay Rıza Vuruşkan’dan
başkası değildir. Türkiye’den Kıbrıs’a görevli giden her subayın bir maske
vazifesi ve bir kod adı vardır. TMT lideri olarak Lefkoşa’ya gelen Albay
Vuruşkan’ın maske görevi banka müfettişliği, kod adı da Ali Conan’dır.
Dağ Komando Okul Komutanlığı’nda görev yapmış 68 ciddi, ağırbaşlı,
“heybetli duruşu, güven telkin eden yaklaşımları ve keskin bakışlarıyla”
sakin ve cesur bir Türk subayı olan Albay Vuruşkan, Kore’de bulunduğu
sırada da gizli harekât teknikleri konusundaki bilgi ve becerisini de
arttırmıştır. Kıbrıs’a kâğıt üzerinde hiç olmayan büyük yetkilerle; ancak
büyük bir güvenle giden Albay Vuruşkan bir yandan bankada teftiş yapıyor
görünecek, bir yandan da yeni teşkilatın oluşturulması faaliyetlerini
yürütecektir. Albay Vuruşkan burada yapmakta olduğu banka müfettişliği
görevini o kadar mükemmel yapmaktadır ki bu durumu bilen birkaç kişi
dışında hiç kimse ne olup bittiğinin farkında değildir. 69
TMT lideri Albay Vuruşkan’la beraber Kıbrıs’a giden yardımcısı
Yzb. Mehmet Özden de İş Bankası müfettiş yardımcısı olarak “Necdet
Bayazıt”70 ismiyle görev yapar ve o da maaşını Türkiye İş Bankası’ndan
alır. Kıbrıs’a gelen bu 2 kişilik ilk gruptan sonra 5 kişilik bir grup daha
öğretmenlik maske görevleriyle Kıbrıs’a gelerek değişik okullarda göreve
başlarlar ve organizasyondaki yerlerini alırlar. Bu personelin Türkiye’deki
maaşları görev bitimine kadar saklı tutulur. TMT’nin kuruluş günlerinden
faaliyete geçtiği günlere kadar gerek Genelkurmay Başkanlığı ve gerekse
hükümetten herhangi bir müdahale olmamış bu konuda hiçbir talimat, emir
veya direktif verilmemiştir. Dolayısıyla TMT’nin idari faaliyetlerine
karışılmamış, verilen bilgilerle yetinilmiştir.
TMT’nin Kıbrıs’taki İlk Üyeleri
Kıbrıs’ta göreve başlayan Albay Vuruşkan, Adaya gelince Kıbrıs
Türk toplumu lideri Rauf R. Denktaş’la temasa geçmiş ve kendisinin
destekleriyle ilk iş olarak Lefkoşa, Mağusa, Larnaka, Lefke, Limasol, Baf
ve Girne’de görev yapacak subaylarla çalışacak mahalli liderler ve
güvenilir kişiler seçilerek ve teşkilata alınmıştır. TMT’nin kurulmasıyla
beraber teşkilata ilk katılanlar Rauf Raif Denktaş, Posta Müdürü Kemal
Şemiler, Dr. Fazıl Küçük, Burhan Nalbantoğlu ve Avukat Osman Örek, Dr.
68
Cumhur Evcil, Yavru Vatan Kıbrıs’ta Zaferin Hikâyesi, Genelkurmay Başkanlığı,
Ankara, 1999, s. 117.
69
TMT lideri Albay Rıza Vuruşkan’ın kızları Yasemin Vuruşkan Mesci ve Ferizet
Vuruşkan ile 24 Kasım 2002 tarihinde yapılan görüşme.
70
Halkın Sesi, 9 Haziran 1997.
79
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Şemsi Kazım, Dr. Necdet Ünel, Dr. Niyazi Manyera, Dr. Orhan
Müderrisoğlu, Nevzat Uzunoğlu, Baf Belediye Başkanı Halit Kazım,
Öğretmen Necdet Hüseyin ile gerek Volkan ve gerekse TMT’nin
teşkilatlanmasında devamlı görev yapan İsmail Sadıkoğlu olmuştur.
Bir örnek vermek gerekirse mesela Kemal Şemiler, Rauf R.
Denktaş’ın bürosunda yapılan ilk TMT toplantısında yemin ederek
teşkilata katılır. Ancak bütün güvenilirliğine rağmen Albay Vuruşkan’ın
son derece ihtiyatlı bir subay olması sebebiyle teşkilat liderinin yüzünü
göremez ve sadece sesini duyabilir. Albay Rıza Vuruşkan bu yemin töreni
sırasında odanın ortasına gerdirdiği bir ipin üzerine battaniye örttürerek
odayı ikiye böldürür ve birbirlerinin sadece seslerini duymak suretiyle
yemin törenini tamamlatır. Gizlilik konusunda uygulanan bu kural,
TMT’nin kuruluş faaliyetleri hakkında ne İngiliz polisine ve ne de Rumlara
en küçük bilgi sızmasını ve kuşku duyulmasını önler. 71
TMT’nin Teşkilatlanması ve Askeri Yapısı
“Türk bölgelerindeki halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması,
Türk toplumunun mukavemet azminin daima canlı tutulması ve bu konuda
devamlı eğitilmesi, toplumun Anavatan bağlılığının devamının ve
güçlendirilmesinin sağlanması ve muhtemel bir harekâtta Adaya çıkacak
TSK’ne yardımcı olacak şekilde faaliyette bulunması görevleri ile kurulmuş
olan72” TMT başlangıçta Türk mitolojisine ve özelliklerine uygun olarak
teşkilatlanır ve kullanılacak kod isimleri de buna uygun olarak seçer.
Burada vurgulanması gereken en önemli husus ise TMT’nin tamamen STK
bünyesinde emir-komuta zinciri içerisinde çalışan bir organizasyon olduğu
ve hiçbir siyasi örgütlenme veya siyasi yapıyla ilgisinin bulunmadığıdır.
Teşkilat daha sonra haberleşmede gizliliğin daha kolay tesis edilebilmesi
gayesiyle değişikliklere de gider. TMT Türkiye karargâhı 1958 Mayıs
ayında Ankara’da, TMT Komutanı’nın karargâhı da Lefkoşa’da Temmuz
ayında kurulur. TMT’nin örgütlenme planında öngörülen ve Adanın 6
bölgesinde ilk 3 yılda oluşturulan sancaklardaki toplam mücahit sayısı
hepsi de silahlı olmak üzere 5000’e kadar çıkar. Bu sayının müteakip
dönemlerde 10.000’e kadar çıkması planlanır ve bununla ilgili tüm alt yapı
imkânları araştırılır. Kıbrıs’ta kullanılacak her tür silah Anamur ve
Mersin’de oluşturulan depolarda her an gönderilmeye ve kullanılmaya
hazır vaziyette ambalajlanmış olarak saklanmaktadır. Rumların muhtemel
bir Enosis girişiminin TMT için Kıbrıs’ta durumu Türk tarafının lehine
çevirecek bir fırsat yaratabileceği düşünüldüğünden böyle bir fırsat
çıktığında savaşıp idealleri gerçekleştirme yolunda belirlenen hedeflere
doğru yürünecektir. TMT beş kişilik hücrelerden oluşan bir yeraltı
71
TMT Limasol kadrosundan Macit Aydınova ile 13 Temmuz 2003 tarihinde
Girne’de yapılan görüşme.
72
Eğitim ve Doktrin Komutanlığı (EDOK) Alınan Dersler Merkezi (KALDEM),
Geçmişten Geleceğe Kıbrıs, Askeri ve Siyasî Gelişmeler, Anılar ve Olaylar, Ankara,
2000, s.8.
80
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
teşkilatıdır. Hücre üyesi, yalnızca kendi hücresindeki beş kişiyi tanır, diğer
hücreleri ve personelini tanımaz. Üst kademe ile irtibatı sağlayanlar ise
sadece hücre liderleridir.73
TMT’nin komutanı olarak görev yapan kişi “Bozkurt” adıyla bilinir
ve teşkilatın en üst düzey yöneticileri haricinde hiç kimse tarafından
bilinmez74. Rauf R. Denktaş tarafından TMT lideri Bayraktar Vuruşkan’a
teşkilatın tesisinde yardımcı olmaları için önerilen toplumun üst düzey
aydın kişileri de büyük bir gizlilik ve disiplin içerisinde teşkilata kabul
edilir ve çalışmaya başlarlar. Bu teşkilatlanma ve profesyonel bir
düzenlemeye geçme faaliyetleri Adanın diğer kazalarında da devam eder. 75
Son derece kısıtlı bir şifre sistemi üzerine kurulmasına rağmen TMT,
yukarıda aktardığımız yapısı sayensinde 21 Aralık 1963 Kanlı Noel’iyle
beraber yer üstüne kendi isteğiyle çıkıncaya kadar ne İngilizler ne de
Rumlar tarafından varlığından haber alınabilen bir teşkilat vasfını kazanır.
73
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme. TMT’nin 1958 yılında kurulan ilk yapısı otağ, oba ve
çadır olarak üç kademeli olarak belirlenir. (TMT Limasol Sancağından merhum
Mehmet Y. Manavoğlu ile 25 Ağustos 2004 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.) 5
kişilik hücreler çadır, hücre üyeleri arı, otağa bağlı köyden sorumlu birim de oba idi.
Ancak bu yapılanma ve verilen isimlerin politik çağrışımlar yapabileceği
endişesiyle daha sonra sembollerde değişiklikler yapılır ve bunların yerine kovan,
petek ve oğullar oluşturulur. Her oğul 5 arıdan oluşur ve daha sonra otağın yerine
kovan, obanın yerine petek, çadırın yerine oğul getirilir.
74
1960 yılından itibaren TMT 6 bölgede 6 birlik teşkil eder ve Mağusa (Erzurum),
Lefke (Akşehir), Larnaka (Hatay), Baf (İzmir), Lefkoşa (Konya), Limasol (Antalya)
sancaklarında 3–4 taburdan oluşan bir askeri güç oluşturur. Bu sancakların
komutanlığını ise Konya Sancağı’nda Necmettin Erce, Erzurum Sancağı’nda Şefik
Karakurt, Hatay Sancağı’nda Turgut G. Budak, Antalya Sancağı’nda Eftal Akça,
İzmir Sancağı’nda K. Karakullukçu ve Akşehir Sancağı’nda da Osman Nalbant
yaparlar. Her taburda 50’şer kişilik teşkilatlanmış ve eğitilmiş bir kuvvet
bulunmaktadır. Her birliğin başında da “Serdar” adı verilen Sancaktar olarak da
adlandırılan komutanlar görev yapmaktadır. Daha sonraki süreçte Serdar olarak
adlandırılan kişiler genellikle Kıbrıs Türkleri arasından seçilmiş, Sancaktar
Yardımcısı olarak da bilinmeye başlanmıştır. Bu bağlamda Konya Sancağı Serdarı
Kemal Şemi, Erzurum Sancağı Serdarı Hasan Güvener, Hatay Sancağı Serdarı
Hüseyin Necdet, Antalya Sancağı Serdarı Ziya Rızkı, İzmir Sancağı Serdarı Halit
Kazım ve Akşehir Sancağı Serdarı Aziz Fedai olur. Sancakların en üst düzey
komutanı konumundaki kişi Tabur seviyesindeki askeri bir birliğe komuta edecek
şekilde eğitilmiş olan Binbaşı-Yarbay rütbesindeki personeldir. Bu kişilerin
özellikle TMT’nin kuruluşunu müteakip görev alanlarına gizlice intikal etmeleri de
başlı başına bir harekât olur. (TMT Limasol kadrosundan merhum Macit Aydınova
ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.) Baf Serdarı, Magusa
Serdarı, Lefkoşa Serdarı, Limasol Serdarı, Lefke Serdarı, Larnaka Serdarı olarak
bilinen komutanların genellikle yırtıcı kuş isimlerinden olan “Şahin, Atmaca” gibi
değişik kod adları bulunmaktadır. KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R.
Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
75
TMT Limasol Sancağından merhum Mehmet Y. Manavoğlu ile 25 Ağustos 2004
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
81
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından
Bayraktar olarak görev yapan Kurmay Albay rütbesindeki subaylar hem
Türk Büyükelçiliği’nde idari ataşe görevini hem de Bayraktarlık görevini
sürdürür. 4 taburdan oluşan Lefkoşa Sancağı ile 3 taburdan oluşan Boğaz
ve Serdarlı Sancakları güç ve yapı olarak en kuvvetli sancaklardır. 1960
sonrasında sistemin artık iyice rayına oturmasıyla beraber yeni
düzenlemelere de gidilmiştir. Örneğin; Lefkoşa Sancağı; Atilla Hattı ve
Yeşil Hat olarak bilinen bölgenin kuzeyi ile Ortaköy - Hamitköy
bölgelerinin güvenliğini, Boğaz Sancağı da Girne-Lefkoşa yolunu kontrol
eden Boğaz bölgesi ile o bölgedeki St. Hilarion Kalesi 76 ve civarını kontrol
etmektedir. 1974 Barış Harekâtı’na kadar Girne’den Lefkoşa’nın Rum
bölgesine veya Lefkoşa’nın Rum bölgesinden Girne’ye gitmek isteyen
Rumlar, BM kontrolünde ve Türk bölgesinden geçmek suretiyle geçiş
yapabildiklerinden bölgenin stratejik önemi çok büyüktür.
Eğitim Faaliyetleri
TMT’nin eğitimleri; “Hasret’te” yapılan esas eğitim, Ada içerisinde
yapılan eğitim ve kovanların kendi birimleri içerisinde yaptıkları eğitimler
olmak üzere üç ayrı kategoride incelenebilir. Ada içerisindeki kamplarda
yapılan eğitimlerle ilgili olarak dört ayrı yerde TMT mensupları için izci
kampı77 adı altında askeri kamplar açılmıştır. Çiçeklik78, Küçüksu,
Yağmuralan, Esentepe ve Kümürlü’deki bu kamplarda silah atışı hariç
çeşitli konularda eğitim79, öğretmenler veya maarifçiler tarafından
verilmiştir.80. TMT’de görev yapan personel öncelikle “Personel, Gizli
Harekât Tekniği, Pusu, Baskın81, Sabotaj ve Silahlar, Atış, Yanaşık Düzen,
Kamuflaj, Haberleşme, Sır saklama, İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma,
Hedeflere Yaklaşma ve Hedeflerden Uzaklaşma” konusunda eğitime tabii
76
Kartal yuvasını andıran Saint Hilarion Kalesi, tarihin değişik dönemlerinde
Büyük İskender’in, Antonius’un, Arslan Yürekli Richard’ın ve Cenevizlilerin
saldırılarına uğramış ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun Adayı fethettiği 1571
yılından itibaren hep Türklerin hâkimiyetinde kalmıştır. Rumların yoğun baskı, ateş
ve silah üstünlüğüne rağmen bu bölgeyi savunan TMT’ciler bölgeyi Rumlara
kaptırmaz. Lefkoşa’daki bayraktarlık bünyesinde ayrıca Limasol, Mağusa, Baf,
Larnaka, Yeşilırmak, Serdarlı, Boğaz, Erenköy, Lefke ve Mehmetçik
Sancaktarlıkları da tesis edilir.
77
TMT’nin ilk ve en temel prensibi olan ketumiyet ve gizlilik çerçevesinde izci
kamplarında eğitimler aralıksız olarak devam etmiştir. TMT Limasol Sancağı
mensubu Aydın Aygın ile 20 Ağustos 2004 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
78
KTMA, TMT Özel Arşivi, Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
79
Kovanların kendi içlerindeki birimler bazında yaptıkları eğitimlerde de silah atış
eğitimi hariç, silahın kurulması, bozulması, haber alma, istihbarat ve istihbarata
karşı koyma, pusu, baskın, savunma ve köy savunmalarıyla ilgili planlar
öğretilmiştir. TMT Lefkoşa Sancağı mensubu Erdoğan Tilki ile 10 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
80
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da
yapılan görüşme.
81
KTMA, TMT Arşivi. Dosya. No. 1188/37 ve 298/007.
82
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
tutulmuştur.82 TMT’nin personel eğitimleri Ada içerisinde ve Türkiye’de
olmak üzere 2 kısma ayrılmıştır. Ada içindeki eğitim faaliyetleri izci
kamplarının dışında spor kulüplerinde ve köylerde (köy ileri gelenlerinin
evlerinde) halk eğitimi öğretmeni83, vaiz gibi maske görevler yapan
personel tarafından verilmiştir. Söz konusu personel tarafından TMT
mensuplarına silahların özellikleri ve nasıl ambalajlanacakları,
saklanacakları ile yeraltı faaliyetlerinin özellikleri üzerine bilgiler
verilmiştir.
Değişik seçmeler sonucunda belirlenen personel ise farklı
bölgelerden olmalarına da dikkat edilerek 25–30 kişilik gruplar halinde
turist olarak “Hasret” eğitimine Türkiye’ye gönderilmiştir 84. Ankara’da
Sincan yakınlarında oluşturulan askeri kampta ve ayrıca Antalya’daki
kampta85 yapılan bu eğitimin ismi “Hasrete Gitmek”tir.86 Bir ay süreli olan
bu eğitimlerde temel askerlik bilgilerini öğrenenler ayrıca silah bakımı,
telsiz, eğitim, komando şeklinde bir ihtisaslaşmaya geçtikten sonra tekrar
Kıbrıs’a dönmüşlerdir. Özellikle Kıbrıs’tan ayrılırken İngilizlerin ve
Rumların dikkatini çekmeme konusunda son derece dikkatli davranan TMT
yönetimi87, Zir Kampı’nda eğitim görmek üzere gönderilecek olanların
mantıklı sebeplerle çalıştıkları iş yerlerinden mazeret belirterek
ayrılmalarını sağlamış ve bölgelerdeki Sancaktarlıklar vasıtasıyla onları
Adana veya Ankara’ya göndermiştir.
82
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz 2003
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
83
TMT’nin Ada sathında örgütlenmesinde ve etkin bir teşkilatlanmaya gitmesinde
özellikle okulların, Kıbrıs Türk Lisesi Mezunlar Derneği gibi kuruluşların ve
öğretmenlerin çok büyük desteği olmuştur. Erdoğan Balcılar ile 10 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
84
KTMA, TMT Arşivi. Dosya. No. 1188/37 ve 298/007.
85
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme. Tek bir
kampın yeterli olmaması sebebiyle Eylül 1959 tarihinden itibaren faaliyete geçen
Antalya- Kemer yolu üzerinde orman içerisindeki askeri kampa gelen Kıbrıs
Türkleri 1 aylık eğitim sonrasında Adaya dönerek burada yeni eğitime alınanların
eğitimlerine yardımcı olmuşlardır. (Erdoğan Balcılar ile 15Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.) Bu kampın komutanı Binbaşı Şadi Demirbilek’tir ve
kampın lojistik desteği Albay Naim Tan’ın komutanlığını yaptığı Eğirdir Dağ
Komando Okulu Komutanlığı tarafından karşılanmıştır. (İsmail Tansu, Aslında Hiç
Kimse Uyumuyordu, Minpa Matbaacılık, Ankara, s. 105.)
86
KTMA, TMT Arşivi. Dosya. No. 1188/37 ve 298/007.
87
Kıbrıs’taki TMT yönetimi kadar Ankara’daki yetkililer de gizlilik konusunda son
derece dikkatli ve ketum davranmıştır. Ankara’da farklı otellere yerleştirilen ve
kamuoyunun dikkatini çekmelerinin önüne geçilen bu “Kıbrıslı turistler” daha sonra
Zir Kampı’na götürüldüklerinde sivil elbiselerinden arındırılmış ve ceplerindeki
sigara paketine varıncaya kadar teslim etmeleri veya imha etmeleri istenmiştir.
83
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Personel ve Personel Temini
Tecrübeli bir gerilla subayı olan Grivas yönetimindeki EOKA’nın
katliamlarına karşı koymak üzere teşkil edilen TMT için seçilen kişilerin
öncelikle güvenilir olması şartı aranmıştır. Uzun bir seçim aşaması
sonrasında istihbarat yapılarak, çeşitli ortamlarda denendikten sonra 88 bu
kişilerin soğuk yaklaşımla duygu ve düşünceleri belirlenmiş 89, uygun
bulunması halinde sıcak yaklaşımla90 doğrudan doğruya TMT saflarına
girmeye davet edilmiştir. Ancak bu aşamalardan sonra TMT’de görev
yapmaya gönüllü bu kişiler yemin ederek teşkilata alınmıştır. 91 Diğer bir
deyişle güven ve tamamen gönüllülük esasına dayalı bir teşkilat olan
TMT’de görev yapacak personelin temininde son derece titiz, sabırlı ve
uzun süreli bir araştırmanın içerisine girmiştir 92. Millî duygularla dolu,
gizlilik prensibine azami dikkat eden ve askeri eğitimden geçirildikten
sonra TMT’ye faydalı olacağı düşünülen kişilerle ilgili olarak üst
kademenin emirleri doğrultusunda istenen sayıda personelin temini için
araştırmalar başlamış ve iğneyle kuyu kazarcasına, kılı kırk yararak ağzı
sıkı, güvenilir personel bulmaya çalışılmıştır. 93
Sıcak ve soğuk yaklaşım dışında TMT tarafından uygulanmakta
olan bir başka usul ise daha önce farklı şekillerde TMT içerisine alınmış
olan ancak muhtelif nedenlerle artık TMT dışında tutulması gereken
personelin soğutulması usulüdür. Gerek TMT için yapılan fedakârlıklar
gerekse TMT içerisinde ve kamuoyunda kişinin rencide olmaması ve
incinmesinin önüne geçilebilmesi için bu noktada son derece dikkatli ve
hassas davranılarak TMT mensubunun gönlü hoş tutulmuş ve bir yandan
da görev verilmeyerek, bilgi aktarımı yapılmayarak kişi devre dışı
bırakılmıştır. Bununla beraber “eğer icap ederse bu kişi veya kişiler tekrar
TMT’ye alınabilirler çünkü TMT için yemin vermişlerdir. O yemini artık
bozamazlar ve aksi davranamazlar”.94 Bu kısıtlı imkânlar içerisinde verilen
88
Emekli Tümgeneral Cumhur Evcil, op. cit., s. 117.
Önce soğuk yaklaşımla, daha sonra da kendisine belli edilmeden ve haber
verilmeden denenen kişi kendisine psikolojik moral verilip tutumunun öğrenilmesi
sonrası teşkilata alınmıştır. TMT Limasol lider kadrosundan merhum Macit
Aydınova ile 13 Temmuz 2003’de Girne’de yapılan görüşme.
90
Soğuk yaklaşmada kişiye itimat edilirse sıcak yaklaşım yapılır, Türk toplumunun
mücadelesi anlatılır ve TMT’ ye giriş sağlanır. TMT Limasol Sancağı’ndan merhum
Mehmet Y. Manavoğlu ile 25 Ağustos 2004’de Girne’de yapılan görüşme.
91
O dönemde özellikle Dr. Fazıl Küçük’le beraber hareket eden Osman
Güvenir’den alınan 20 Temmuz 2005 tarihli bilgi notu.
92
Sıcak yaklaşımla iyice kontrol edilen ve birkaç aylık gözlem sürecinden sonra
TMT’ye alınanlardan birisi de TMT Mağusa Sancağı mensubu Nemci Gençay’dır.
TMT Mağusa Sancağı mensubu Mert kod isimli Necmi Gençay ile 27 Temmuz
2005 tarihinde Gazi Mağusa’da yapılan görüşme.
93
TMT Lefkoşa Sancağı mensubu Erdoğan Tilki ile 18 Ağustos 2000 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
94
TMT Mağusa Sancağı mensubu Mert kod isimli Petek Beyi Necmi Gençay ile 27
Temmuz 2005 tarihinde Gazi Mağusa’da yapılan görüşme.
89
84
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
mücadele daha sonraki yıllarda da Kıbrıs Türklerinin mücadelesine rehber
olmuştur.
İstihbarat
TMT’ye alınanların kabul ettikleri en önemli ve hayati özellik “bilgi
bizimle kalacak, saklanacak ve ölünce bizimle beraber öbür dünyaya
gidecek. Kısaca teşkilatla ilgili bilgiler teneşire kadar içimizde
saklanacaktır” şeklindedir. Çünkü bir TMT üyesi için “tek şeref arkada
mezar taşı bile bırakmamaktır”. Bütün silahların, gizli harekât planlarının,
coğrafi bölgelerin bile gerçek isimleri yerine kodlarla tanındığı bir
teşkilatta başka türlü davranılması da doğru değildir. Çünkü TMT adsız
gönüllüler ve adsız kahramanlar topluluğudur ve yapılanlar da sadece
yapanlar tarafından bilinir. 95 “Beşikten mezara kadar yeminli olan
TMT’ciler ser verip sır vermedikleri için” TMT’nin askeri manada
teşkilatlanması döneminde EOKA örgütünün ne olup bitenlerden ne de
Bayraktar Rıza Vuruşkan’ın kimliğinden haberi olmuştur.
Dönem içinde Türkiye’den gelen ve TMT’de Sancaktarlık görevini
üstlenen personele Kıbrıs Türklerinin ve TMT mensuplarının saygı ve
sevgisi tarif edilemez bir ölçüdedir ki “sancaktara bu memlekette İkinci
Atatürk veya Paşa” 96 denilmiştir. TMT mensubu herkes farklı birimlerde
çalışıyor olsalar dahi istihbarat konusunda her türlü ortamdan istifade
etmenin de yollarını bulmuşlardır.97 İstihbarat konusunda ilgili birimler ve
personel aracılığıyla yapılan çalışmalar gerek personel temini, gerekse
silahlanma, haberleşme ve eğitim konularında olsa da esas istihbarat
çalışmaları ağırlıklı olarak EOKA’ya ve Rumlara yönelik olarak
yapılmıştır. EOKA’nın ve Rumların askeri gücü, silah mevcudu,
cephanelikleri, eğitim alanları, personel durumu, hastane, cephanelik,
karargâh, askeri garnizonlar gibi hassas bölgeleri devamlı mercek altına
alınmış, krokileri çıkartılmış, mümkünse fotoğraflanmıştır. 98
TMT’nin verdiği hürriyet mücadelesinde başarılı olmasının sırrı
mütevazı, ortada görünmekten hoşlanmayan, yaptığı görevle ilgili olarak
uluorta konuşup kendisini, ailesini ve Kıbrıs Türk toplumunu tehlikeye
atmayan, kendisine verilen görevi layıkıyla yerine getirip sessizce yeni
görevler verilmesini bekleyen bu insanlarda gizlidir 99. Bununla beraber
95
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da
yapılan görüşme.
TMT Mağusa Sancağından Mert kod isimli Necmi Gençay ile 27 Temmuz 2005
tarihinde G. Mağusa’da yapılan görüşme.
97
Murad Hüsnü Özad, Baf ve Mücadele Yıllarım, Akdeniz Haber Ajansı yay.,
İstanbul, Temmuz 2002, s. 5.
98
TMT Mağusa Sancağından Mert kod isimli Necmi Gençay ile 27 Temmuz
2005’de G. Mağusa’da yapılan görüşme.
99
TMT’de görev alanlar gündüz normal işlerini, geceleri de teşkilatın işlerini veya
eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle yeraltı teşkilatlarında çalışanlar
“gündüz külahlı, gece silahlı” olarak tanımlanmıştır. (Emekli Tümgeneral Cumhur
85
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
istihbarata karşı koyma kapsamında yanlış yapanlar veya yanlış yaptığını
bilemeyenler de teşkilatın gizliliğini koruma bağlamında kontrol altında
tutulmuş ve bu kişiler teşkilat dışına çıkartılarak, aktif görevden alınmıştır.
Böylelikle EOKA’ya ve İngiliz idaresine bilgi akışının önüne
geçilmiştir.100
Silah, Mühimmat, İkmal ve Depolama
1958 yılından başlayarak Türkiye’den balıkçı tekneleriyle Adaya
küçük çaplı silahların getirildiği dönemlerde bin bir zorlukla getirilen ilk
parti 8–10 bavul içindeki silahlar Rauf Denktaş’ın kendi evinde, hatta
çocuklarının yatakları altında saklanmıştır. Adaya getirilen silah ve
cephane, ihtiyacı tam olarak karşılayamadığından TMT kendi imkânlarıyla
silah imal etmeye başlamış ve Lefkoşa’da Kırıkkale 101 ismi verilen atölye
açılmıştır. Su borularından el bombaları, Lefkoşa’daki silah atölyesinde A–
4 makineli tüfeği ve Sten tipi silahlar, otomobillerin direksiyon millerinden
piyade tüfekleri imal edilmiştir. Ayrıca Limasol’da uçaksavar makineli
tüfek, Lefke’de 60 ve 81 mm.lik havan,102 Serdarlı Sancağı’nda ağızdan
dolma küçük çaplı top yapılmıştır. Bu silahların dışında kamyonetlerin yan
kısımlarına kalın saç levhalar yerleştirmek suretiyle imal edilen 3 zırhlı
araç da Boğaz Sancağı’nın ürünü olup St. Hilarion ve Boğaz bölgelerinde
cephane taşıma görevini üstlenmiştir.
Silahların dip ve sır çanaklara gömülmesi103 faaliyetleri en az silah
temini kadar önemli, hassas ve sorumluluk isteyen bir görevdir. Bu işle
Evcil, op. cit., s. 117.) TMT’de görev yapan insanlar eğer Devlet hizmetinde
çalışıyorlarsa sabahleyin normal iş yerlerine gitmişler ve mesai sonuna kadar
“işledikten” sonra da derhal ikinci görevlerine koşarak TMT saflarındaki görevlerini
devralmışlardır. KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz
2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
100
KTMA, TMT Arşivi. Dosya. No. 1188/37 ve 298/007.
101
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz
2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
102
Lefke’de bulunan Teknik Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapan
Kemal Özalper 60 ve 81 mm havan yapımı konusunda kıt imkanlarla da olsa büyük
başarılar elde etmiş ve neredeyse imkansızı başarmıştır. Ne acıdır ki öğretmen
Özalper yaptığı havan mermilerini test ettiği sırada namluda bulunan 81 mm havan
mermisinin namluyu parçalaması sonucunda şehit olmuştur. Kemal Özalper’in naaşı
Türkiye’ye gönderilmesine rağmen halen 27 şehidin bulunduğu Lefke’deki şehitliğe
anısını yaşatmak için Öğretmen Kemal Özalper ismi verilmiştir. Halil Sadrazam,
Kıbrıs’ta Varoluş Mücadelemiz, Şehitliklerimiz ve Anıtlarımız, İstanbul, 1990, s.
219.
103
Köylerde dip ve sır çanaklarda saklanan silahlar için bulunan yerler arasında
samanlıklar, dikkati çekmeyecek ve hiç kimsenin aklına gelmeyecek ortalık yerdeki
çeşmeler, mezarlıklar, köylerde ve yol kenarlarında bulunan ağaçların altları,
garajlar, doğal mağaralar, evlerde tavan araları, çeyiz sandıkları da sayılabilir. TMT
Lefkoşa Sancağı’ndan Tilki Komutan Erdoğan Tilki ile 23 Ekim 2008 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
86
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
ilgili olarak görevlendirilen iki kişi faaliyetlerini son derece dikkatli
yapmak zorundadırlar. Çünkü silahların yerinin ilgisiz kişilerce tespit
edilmesi, EOKA veya İngiliz idaresi tarafından yakalanması, gömülen
yerin konumuna göre sivil halkın bu silahları bulması pek çok kişinin
sıkıntıya girmesine neden olacağı gibi aynı zamanda teşkilatın güçlüklerle
temin ettiği silahlardan mahrum kalması manasına da gelmektedir. Bu işle
görevlendirilen TMT mensupları dışında hiç kimse silahların nereye
saklandığını bilmemektedir ve çanaklama görevi verilen TMT’ciler de bu
bilgiyi hiç kimseyle paylaşmazlar. Görevlendirilen kişiler dağarcıklama
beyanını son derece dikkatli bir şekilde doldururlarken, konuyla ilgili
merkezdeki kayıtlar da aynı dikkatle yapılmıştır 104.
Paralel bir biçimde Türkiye’den gönderilecek silahlar da Millî
Savunma Bakanlığı ve özellikle de bu konuyu yakından takip eden Millî
Savunma Bakanlığı Müsteşarı Orgeneral Salih Coşkun’un direktif ve
yardımlarıyla belirlenen depolara sevk edilmiştir. Bu depolardan teslim
alınan silahlar Mersin ve Anamur’da askeri birliklerin kontrol ve
denetiminde gizlice depolanarak sevkiyat için hazır bekletilmiştir. Değişik
yollardan elde edilen silahlar bölgelerde bulunan Sancakların kayıtlarına
alınmış ve daha sonra Kovanlara teslim edilmiştir. Temizlenen ve gerektiği
şekilde ambalajlanan silahlar senet mukabilinde iki kişinin sorumluluğuna
verilerek gizli yerlerde saklanmıştır105.
Anamur’dan Lojistik Destek
Türkiye’den Kıbrıs’a silah sevkiyatı ve sonrasında TMT’nin silah
gücünün artırılması yönünde başlatılan girişimlerde “köprübaşı vazifesi
gören”106 Erenköy bölgesinin ve Erenköy ahalisinin ayrı bir yeri vardır.
Çünkü Türkiye’den derme çatma, fındık kabuğu gibi sandallarla 16
Ağustos 1958 tarihinde Kıbrıs’ta Erenköy bölgesine silah ve mühimmat
sevkiyatı başlatılmıştır. Silah sevkiyatının Türkiye’deki ikmal merkezi
Kıbrıs’a 70 kilometre mesafedeki Anamur’dur. 1 Ocak 1959 tarihine kadar
bu şekilde ve haftada iki defa yapılarak devam eden silah sevkiyatında en
104
KTMA, TMT Arşivi. Dosya. No. 1188/37 ve 298/007.
Çanaklama ismi verilen bu işlem iki ayrı şekilde yapılmıştır: a) Sır Çanak:
Eğitim için kullanılan silahlar da dâhil olmak üzere hemen kullanılacak olan
silahların saklandığı usuldür. b) Dip Çanak: Belli miktarda silah ve cephanenin
greslenip, ziftli ve katranlı veya balmumlu bezlere sarılarak demir veya tahta
sandıklar içinde iki kişinin sorumluluğunda gizli bir yere gömülmesi işlemidir. Bu
şekilde sandıklara yerleştirilen silahlar sandıklara konulduktan sonra sandık
aralıkları da aynı şekilde balmumu ve gresli bezlerle kapatılır ve silahlar yeraltına
gömülür. Böylece uzun sere yeraltında kalacak olan silahların hava ve su ile irtibatı
kesileceğinden nemlenme, rutubetlenme ve paslanma riskinin de önüne geçilmiş
olur. Bu silah ve cephanelerin teslim ve depolamasında “Dağarcıklama Beyanı ve
Andı” denilen kodlu senetler kullanılır.
106
Erenköy Mücahitler Derneği üyesi Kâmil Nuri’nin 8 Ağustos 2005 günü BRT’de
yaptığı bir açıklama.
105
87
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
fazla görev alanlar kendi maddi manevi imkânlarıyla cansiperane çalışan
Vehbi ve Celal Mahmutoğlu kardeşlerdir ve 4,5 aylık bir dönem içinde 6
sefere çıkmışlardır. Ancak bu seferler bizzat TMT tarafından organize
edilen faaliyetler değil, tam tersine Kıbrıslı TMT’cilerin vatan sevgisi
sonucunda vukuu bulan tamamen gönüllü faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerin
odağında ise Celal ve Vehbi Mahmutoğlu kardeşler bulunmaktadır.
Adada 5–10 bin kişilik bir kuvvet oluşturmanın derme çatma
kayıklarla silah ikmali yapmak suretiyle gerçekleşemeyeceği
düşüncesinden hareketle, kış şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bu
uygulamadan vazgeçilmiş ve Kıbrıs Türk Kültür Derneği’ne para
aktarılarak Başkan Mehmet Ertuğruloğlu aracılığıyla 25 tonluk büyük bir
balıkçı teknesi alınmıştır. 24 Mart 1958’den itibaren her seferde Erenköy
(Koçina)’e 15–20 tonluk silah sevkiyatı yapmaya başlayan tekneye bu
uğurda hayatını kaybeden Asaf Elmaz’ın anısına “Elmas” adı verilmiştir.
Teknenin alınması sonrasında güvenilir, ağzı sıkı, ketum, görevden
kaçmayacak ve canını dişine takarak gerekirse ölümü de göz alacak bir
personelin bulunması gerekmiştir.107 Bu faaliyetleri gerçekleştirmek üzere
İstanbul Sarıyer’de Reşat Yavuz Kaptan ile Ahmet Oğuz Kotoğlu hiçbir
maddi çıkar beklentisi içerisine girmeden ve canlarını tehlikeye atarak
görevi kabul etmişlerdir.
Türkiye’den Kıbrıs’a silah sevkiyatına “Bereket”, silahların ilk
etapta toplandığı yere de “Bereket Çadırları” adı verilmiştir. Bereketçilik
denilen faaliyetler önce Erenköy (Koçina)’den başlamış, daha sonra planlı
bir şekilde Balalan, Akdeniz ve Ozanköy köylerindeki ikmal merkezleri
aracılığıyla silah sevkiyatı tamamlanmıştır. 108 Daha sonraki süreçte 8 sefere
daha çıkarak İngiliz uçaklarını, radarlarını, sahil koruma ve savaş
gemilerini atlatarak kendilerine teslim edilen silahları Kıbrıs’a nakletmeyi
başaran ekip, 18 Ekim 1959 gününü 19 Ekim’e bağlayan gece İngilizler
tarafından Girne’nin 8 mil açığında yakalanmıştır. Bu gelişme üzerine
tekneyle silah gönderilmesine de bir süre ara verilir ve başka yollar
denenir.
Türk Mukavemet Teşkilatı’nda Muhabere
TMT, Kanlı Noel olarak bilinen 21 Aralık 1963 günü Rumların
Akritas planı çerçevesinde başlattıkları saldırı gününe kadar gizliliğini
korumayı başarmıştır. Kıbrıs gibi küçük bir Adada ve üstelik iki ayrı
toplumun yaşadığı bir yerde yürütülen faaliyetlerin başarıya ulaşması ve
istenilen sonucun elde edilebilmesi için gerekli olan en önemli şart
muhaberenin gizlilik prensibi dâhilinde yapılmasıdır. Özellikle EOKA’nın
tedhiş faaliyetlerine karşı koyabilmek için gizlilik vazgeçilmez ön şarttır.
107
TMT’nin Alev kod isimli kahramanı Ordu Perşembeli merhum Ahmet Oğuz
Kotoğlu ile 1980-2009 sürecinde yapılan çeşitli görüşmeler.
108
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz
2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
88
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Bunun bir sonucu olarak teşkilat içerisinde bu prensibe azami özen ve
dikkat gösterilmiştir. Bugün bile sistemin çok iyi işlemesinin bir sonucu
olarak TMT, dünyanın gizemini en çok koruyan yeraltı teşkilatlarından
birisidir.
Faaliyetlerini çok büyük bir gizlilik içerisinde yürüten teşkilatın
doktrini de bu yöndedir. Günlük faaliyetleri çerçevesinde hayatına devam
eden TMT mensubunun gördüklerini görmezlikten gelmesi ancak bütün
olup bitenleri çok dikkatli bir gözle takip etmesi, hiç ilgilenmiyormuş ve
konuyla ilgili hiçbir bilgisi yokmuş gibi davranması istihbarat ve
istihbarata karşı koyma açısından “hem görürüm, hem görmem uykudaki
göz gibi” sözünde belirtildiği gibi gerçekleşir. Bu dönemde TMT’nin
Türkiye - Kıbrıs bağlantısı Ankara ve Lefkoşa’da oluşturulan telsiz hattıyla
sağlanır. TMT’ye bağlı sancaklara da imkânlar ölçüsünde zaman içerisinde
telsiz imkânı verilmeye çalışılır.109 TMT bünyesinde görev yapan herkes
aynı zamanda kurye vazifesi de görür. Bu dönemde Bayraktarlık ile
Kıbrıslı Türk liderler arasındaki haberleşme ve yazışmalar da azami dikkat
gösterilmek suretiyle gerçekleştirilir. 110 Haberleşme için kullanılan canlı
postaların dışında bir de cansız postalardan istifade edilir. TMT’ye ait
herhangi bir mesajın yerine ulaştırılması için kendisine görev verilen kurye
bu mesajı doğrudan kişiye götürüp teslim etmez. Bunun yerine daha
önceden tespit edilen ve güvenlik durumuna göre farklılıklar gösteren ve
zaman zaman değişen mevki ve yerler kullanılır. Buna göre mesaj bir ağaç
kovuğu, bir mezarlık, bir posta kutusu, yıkık bir binanın duvarı gibi çok
farklı yerlere bırakılır ve görev tamamlanır. 111 Bu şekilde haber iletimi
sayesinde mesajı alanla mesajı oraya koyan kişi birbirlerini görüp tanımaz
ve herhangi bir tehlike de söz konusu olmaz. 112
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Mali Yapısı
TMT ile ilgili faaliyetlerin Türkiye ayağını Ankara’nın Yenişehir
semtinde Tuna Caddesi’nde bulunan iki katlı bina oluşturmuştur. TMT’nin
Ankara karargâhı için yer bulma çabalarının devam ettiği günlerde KTKD
Genel Başkanı Mehmet Ertuğruloğlu113 bu iş için kendi binalarını
verebileceklerini belirtir ve böylece yeni karargâh buraya kurulur 114.
109
KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No. 1318 ve 1319.
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de
yapılan görüşme.
111
Naciye Vardar ile 15 Ocak 2003 tarihinde İzmir’de yapılan görüşme.
112
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de
yapılan görüşme.
113
Amortisman ve Kredi Sandığı Genel Müdürü olan Mehmet Ertuğruloğlu; Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin daha sonraki dönemde ilk Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.
114
Kıbrıs’taki Bayraktarlık ile bağlantıyı sağlamak üzere telsiz ve telefon
bağlantıları sağlanarak karargâh hazır hale getirilir. Kıbrıs ile irtibatı sağlayacak
olan telsiz sistemi de Ankara, Kızılay’da KTKD’nin de bulunduğu Zafer Çarşısı’na
yakın Zafer İşhanı’ndaki yerine yerleştirilir
110
89
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Mehmet Ertuğruloğlu gerek bu binada ve gerekse daha sonraki süreçte
Kıbrıs Cumhuriyeti Büyükelçiliği yaptığı dönemde Kıbrıslı Türk gençlerini
hafta içinde burada, hafta sonlarında ise Büyükelçilik binasında toplayarak
destek olur ve sahip çıkar. Ancak Mehmet Ertuğruloğlu bu konuyla ilgili
olarak hiç de hak etmediği bir takım suçlamalarla da karşılaşır. Dernek
başkanının Binbaşı İsmail Tansu ve diğer personelle bir takım para
alışverişinde bulunduğunu duyan derneğin yönetim kurulu üyeleri bir
takım dedikodular üretmekte geç kalmazlar. Gizlilik nedeniyle bir
açıklamada bulunamayan, zor durumda ve zan altında kalan Mehmet
Ertuğruloğlu, Binbaşı İsmail Tansu’dan yardım ister.
Bu gelişmeler üzerine TMT’nin her türlü faaliyet ve çalışmalarında
en üst düzey kişi olan Daniş Karabelen Paşa, ödeneklerin kullanılması işini
kendi üzerine almamış ve personelin hareket kabiliyetini arttırarak süratle
çalışılmasının önünü açmıştır. Mali ödemelerin ve bunlarla ilgili kayıtların
sorumluluğu ise İsmail Tansu tarafından Yzb. Recep Atasu’ya verilmiştir.
Bu ödenekler eğitim faaliyetleriyle Kıbrıs’a silah sevkiyatı konusunda
kullanılmıştır. Silah sevkiyatı için alınan 25 tonluk Elmas adlı teknenin ve
bu teknenin kaptan, makinist ve mürettebatına yapılan ödemeler o ana
kadar yekûn tutan en önemli masraflardır. TMT için 1958–1960
döneminde yapılan toplam ödemeler ise son derece mütevazıdır. Çünkü
TMT para gücü ile kurulmuş ve para ile adam tutulmuş bir teşkilat değildir.
150.000 liraya alınan Elmas teknesi, 1959 Eylül’ünde Albay Rıza
Vuruşkan’a Adaya dönerken verilen 55.000 lira da dâhil olmak üzere
harcanan para toplam 400.000 liradır. Bu paranın o günkü karşılığı da
sadece 44.000 Amerikan Dolarıdır.
27 Mayıs 1960 Sonrasında Türk Mukavemet Teşkilatı
27 Mayıs 1960 tarihinde TSK’nın idareye el koymasının ardından
TMT için de sıkıntılı bir süreç başlamıştır. Faaliyetler konusunda bilgisi
olmayan bu yeni dönemin yetkilileri, TMT organizasyonunu ilk etapta
‘Menderes’in Kıbrıs Adasındaki silahlı gücü’ olarak değerlendirmiştir.
TMT faaliyetleri konusunda bilgi toplanmaya başlandıktan sonraysa son
derece haksız bir suçlamayla “Gestapo” veya “Menderes’in Özel ordusu”
olarak nitelendirilmiştir. Dönemin ilk günlerinin olağan karşılanabilecek bu
yakışıksız nitelemeler ve suçlamalar sonrasında STK Başkanlığı görevini
yaklaşık 7 yıldan bu yana yapmakta olan Daniş Karabelen de bu
görevinden alınmıştır. Bu nedenle TMT, 27 Mayıs 1960 tarihinde
Türkiye’de ortaya çıkan yeni durumdan en çok etkilenen kuruluşların
başında yer almıştır. O güne kadar yaklaşık 5.000 Kıbrıslı Türk’ü
mukavemet konusunda bilgilendiren ve eğiten TMT, Türkiye’de oluşan
yeni dönemle beraber birçok asılsız iddia sonrasında çalışmalarını sağlıklı
olarak devam ettiremez ve faaliyetler ister istemez sekteye uğrar. Daniş
Karabelen’in en büyük yardımcısı Binbaşı İsmail Tansu da 2 Eylül 1960
tarihinde emekliliğini isteyerek görevden ayrılır ve yerine 1937 devresi
Kara Harp Okulu mezunu Kurmay Binbaşı Şaban Başsoy getirilir.
90
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Kıbrıs’ta TMT’nin ilk Bayraktarı olarak görev yapan Albay Rıza Vuruşkan
da bundan birkaç ay sonra başka bir göreve tayin edilerek Kıbrıs’tan geri
çağrılır. Genel ve soyut olarak aktardığımız bilgilerden de anlaşıldığı üzere
27 Mayıs İhtilali TMT’ye; moral motivasyon, faaliyetlerin devamlılığı ve
Kıbrıs’taki çalışmalar açısından ard arada üç darbe birden vurmuştur.
Bu dönemde TMT’nin çalışmalarını yavaşlatan, TMT üst
yönetiminde görev yapan insanlar arasına neredeyse nifak tohumları saçan
bir diğer mesele de 15 Ağustos 1960 tarihinde İngiltere, Yunanistan ve
Türkiye’nin üçlü garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Emin
Dırvana’nın Türkiye’nin ilk Kıbrıs Büyükelçisi olarak atanmasıyla ortaya
çıkmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması sonrasında da Kıbrıs Türk
toplumu liderlerinin “Rumlar, Türklere karşı saldırı hazırlığı içerisindedir.
Gerekli önlemleri almalıyız” yolundaki raporları Kıbrıs’ta Türkiye
Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak bulunan Emin Dırvana tarafından ciddiye
alınmaz.
Esasında Londra ve Zürih Anlaşmaları sonrasında 16 Ağustos 1960
tarihinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, TMT faaliyetlerine asıl sekteyi vuran
oluşumdur. Zira, Türkiye’de idareyi ele alan yönetimin Kıbrıs’ta sorun
istemez bir görüntü çizmesi ve Büyükelçi Dırvana’ya bu yönde talimatlar
verilmesi, 1960–1963 sürecinde Büyükelçilik ile TMT ve Kıbrıs Türk
toplumu arasında pek çok çatışmaların yaşanmasına da neden olmuştur.
Özellikle Büyükelçi Dırvana’nın Kıbrıs Türk toplum lideri Rauf R.
Denktaş’ı Adnan Menderes hükümetiyle işbirliği içerisinde çalışan birisi
olarak kabul etmesi ve TMT’nin geçici Bayraktarı ile kendisini Ankara’ya
bağlı, Rauf R. Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük’ü ise ‘ötekiler’ olarak
değerlendirmesi sıkıntının giderek büyümesine neden olmuştur.
21 Aralık 1963 ve Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Yeryüzüne
Çıkışı
TMT Bayraktarlığı, (X) gününün geldiği fikrinden hareketle
21Aralık 1963 günü başlayan ve Kıbrıs tarihine Kanlı Noel olarak geçen
saldırının ardından 22 Aralık 1963 Pazar günü bütün sancaklara harekete
geçmeleri için emir verir. Her ne pahasına ve hangi şartlar altında olursa
olsun Türk halkının canını, malını ve namusunu korumakla yükümlü
TMT’nin bütün personeli göreve hazırdır, ancak o güne kadar çok iyi
silahlanmış Rumlara karşı ellerinde etkili, vurucu gücü yüksek silahların
olmaması önce sıkıntı yaratır. Bu dönem sadece Kıbrıslı Rumların ve
EOKA teşkilatının değil, ayrıca Kıbrıs Türklerinin de TMT ile ilk defa
karşılaştıkları dönem olacaktır. O güne kadar adı duyulan, varlığı
hissedilen ancak somut olarak ortada görünmeyen TMT böylece kendisini
ilk defa ifşa etmiştir.115
115
O dönemde özellikle Dr. Fazıl Küçük’le beraber hareket eden Osman
Güvenir’den alınan 3 Haziran 2005 ve 20 Temmuz 2005 tarihli bilgi notu.
91
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
1963 yılıyla beraber efsanevi bir direniş gösterip bütün dünyaya
kendisini ispat edecek olan TMT mensupları yıllarca saklanan silahların
deneme atışları sırasında yeni bir sürprizle karşılaşır. Esasında bu silahların
yarattığı hayal kırıklığı sadece eğitimlerde değil, özellikle 21 Aralık 1963
sürecinde de kendisini çok yakından hissettirir. Yıllarca toprak altında
kalması, farklı ve zorunlu sebeplerden dolayı yapılması gereken bakım ve
özenin gösterilememesi nedeniyle silahlar etki gücünü ciddi oranda
kaybeder. Bütün bunlara bir de mermi, silah ve farklı cephane konusunda
yaşanılan eksiklik ve sıkıntı da eklenince kullanılan her silah ve mermi
parmak hesabıyla ve çok dikkatli kullanılmak zorunda kalınır. 116 Mermiler
nemlidir ve silahlar paslıdır ve çoğu da ateş etmemektedir.117 1950’li
yıllardan itibaren “teşkilatçı” olarak isimlendirilen Kıbrıs Türkleri, 21
Aralık 1963’de olayların patlak vermesiyle beraber artık “mücahit” olarak
isimlendirilirler. Bütün olumsuzluklara rağmen Kıbrıs Türkleri milletlerin
tarihinde ender rastlanan bir direniş ve mukavemet gösterir. 118
Kanlı Noel haftasında Kıbrıs Adasında TMT üst düzey komuta
kademesi Bayraktar Kenan Çoygun (Kemal Coşkun)119, Lefkoşa Sancaktarı
Remzi Güven (Remzi Bey), Lefkoşa Serdarı Kemal Şemiler, Mağusa
Sancaktarı Turgut Sökmen (Avni Bey), Mağusa Serdarı Hasan Güvener,
Larnaka Sancaktarı Turgut Giraybudak (Turgut Bey), Larnaka Serdarı
Hüseyin Necdet, Limasol Sancaktarı Eftal Akça (Eftal Bey), Limasol
Serdarı Ziya Rızkı, Baf Sancaktarı Kemal Karakullukçu (Kemal Bey) ve
Baf Serdarı Aziz Altay’dan oluşmaktadır. Kenan Çoygun’un da 1967
yılında beklenmedik bir şekilde Adadan ayrılarak Türkiye’ye dönmesi
Kıbrıs’ta üzüntü ve şaşkınlığa da yol açar.120 Ancak burada belki de en
dikkat çekici nokta o güne kadar gizliliğini tam manasıyla koruyan,
mevcudiyeti 21 Aralık 1963 tarihinde yeraltından yer üstüne çıkarak cephe
savaşına girmesiyle Rumlar tarafından öğrenilen TMT’nin Kıbrıs’taki en
üst askeri yöneticisi konumundaki Bayraktar’ın kimliğinin ifşa edilerek
Kıbrıs Türk basınında ilk defa olarak resminin yayımlanmasıdır. Bu resmin
ne şekilde gazetelerin eline geçtiği veya kimler tarafından gazetelere
verildiği ise bilinmemektedir. Albay Kenan Çoygun’un gizlice ve
beklenmedik bir şekilde Adadan ayrılması özellikle İngiltere ve ABD’ye
karşı tepkilere de neden olur. Bu konuda en sert tepki gösterenlerden birisi
116
Bu dönemde Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Komutanlığı’ndan talep edilen silah
ve cephane ise onların da silah gücünün mahdut olması ve ayrıca birliğin BM
nezareti ve kontrolünde olması nedeniyle sayılı ve envantere kayıtlı olması
nedeniyle istenildiği şekilde gerçekleşmez.
117
TMT Limasol kadrosundan merhum Macit Aydınova ile 13 Temmuz 2003
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
118
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de
yapılan görüşme.
119
Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Kemal Coşkun
olarak göreve başlayan TMT’nin ikinci komutanı ve Bayraktarı Kemal Coşkun kod
isimli Albay Kenan Çoygun da 3 Ekim 1962 günü başladığı görevini 24 Şubat 1967
tarihinde tamamlar ve Türkiye’ye döner.
120
Zafer, 25 Şubat 1967.
92
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
de “Bir takım adamlar Osmanlı dolapları ile Bozkurt’a karşı durmuş ve
onu Ankara’ya jurnal etmişlerdir. Bunların başında Bozkurt ve
arkadaşlarının Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk Devleti kurmaya hazırlandıkları
da vardır. Ve ne yazıktır ki bu palavraya da inanılmıştır. Bozkurt’tan sonra
sırasıyla Sancaktar da çekilecektir. Türkiye Kıbrıs’tan gelen jurnaller ve
palavralar üzerine stratejisini, kurulu savunma düzenini dağıtmaktadır”121
diyen Zafer Gazetesi’nde İsmet Kotak’tır.122
Sonuç Yerine: Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Günümüze
Yansımaları ve Yanlış Bilinenler
Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı görevi yapmış olan Orgeneral
merhum Kemal Yamak TSK’ya özel harp çerçevesinde verilen görevin
“gayri nizami harp” olduğunu; ancak ayırt edilmesi gereken en önemli
hususun ise bunun “gayri kanuni harp” olmadığını belirtmektedir. Ayrıca
“gayri nizami askeri kuvvetler” ifadesiyle kastedilen de “gayri kanuni
askeri kuvvetler” değildir.
Bu nedenle “gayri nizami harp” olarak bilinen ifade, “seferde
düşman gerisinde kalarak veya çeşitli usullerle düşman gerisine sızarak,
düşman gerisinde kalan halkla beraber silahlı kuvvetlerin harekâtını
desteklemek veya mukavemeti tek başına üstlenerek kurtuluşu sağlamak
maksadıyla yapılan ve uygulamada özellikleri olan bir harp türüdür.”123
Emekli Orgeneral Kemal Yamak tarafından özellikle üzerinde durulan
husus ise “özel olarak eğitilmiş gayri nizami harp unsurlarının
gerektiğinde eğitilmesi, yönetilmesi, teşkilatlandırılması dâhil her konuda
uzmanlaşmış, teknik ve özel görevleri bilfiil yapacak şekilde yetişmiş askeri
personelden kurulu birliklerdir.”124 Dolayısıyla bu birlikler “gayri nizami
veya kanun, kural dışı birlikler” değildir. Söz konusu askeri
teşkilatlanmayla ilgili olarak Emekli Orgeneral Kemal Yamak tarafından
altı çizilen bir başka önemli nokta ise “bu personelin barışta gördüğü özel
eğitim ve tatbikatlar dışında hiçbir yetki, görev ve sorumluğu yoktur.
Kendilerine hiçbir malzeme, silah ve mühimmat verilmez. Herhangi bir
ödeme yapılmaz” 125 hususudur.
Öte yandan öncelikle bilinmesi gereken diğer bir unsur Kıbrıs’ta
TMT tarafından verilen mücadelenin Kıbrıs Adası’ndaki Türklerin
Kuvaayı Milliye mücadelesi olduğudur. Zira unutulmamalıdır ki TMT, 1
Nisan 1955 tarihinde Yunanistan destekli olarak yeraltı harbi ve psikolojik
harp konusunda son derece tecrübeli Kıbrıs asıllı Yunan subayı Georges
Grivas tarafından EOKA tedhiş örgütünün kurulmasının ardından, Kıbrıs
121
Zafer, 10 Mart 1967.
Zafer, 25 Şubat 1967.
123
Kemal Yamak, Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler, Doğan Kitap, İstanbul,
Ocak 2006, s.246.
124
Ibid.
125
Ibid., s. 247.
122
93
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Türklerinin teşkil ettikleri bir savunma ve direnç teşkilatıdır. Ayrıca,
EOKA’dan farklı olarak kendi insanına da Rum sivil halkına da aynı şefkat
ve ihtimamla yaklaşmış, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na kadar
geçen süreçte moral motivasyonu ayakta tutarak sadece askeri alanda değil
kültürel, sosyal, ekonomik her alanda insanlara yardım ve destek olmuştur.
TMT’nin, Volkan, Karaçete, 9 Eylül gibi mahalli, etkisiz, amatör ve
EOKA karşısında güçsüz Türk direniş örgütlerinden farklı bir kimlik ve
yönetim şemasıyla ortaya çıkması ve doğrudan Türkiye’nin desteğini
alması ise Kıbrıs Türk mücadele tarihinin en önemli figürlerinden belki de
ilki olan Rauf R. Denktaş sayesinde olmuştur.
KAYNAKÇA
Arşiv Kaynakları
Kıbrıs Türk Milli Arşivi (KTMA)
KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No.1318 ve 1319.
KTMA, TMT Bildirileri Koleksiyonu
KTMA, TMT Özel Arşivi, Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
İngiliz Dışişleri Arşivi (Foreign Office) :
FO.371/168967-XC.14311.
Basılı Kaynaklar
BİLGE, Suat, Le Conflit De Chypre Et Les Cypriotes Turcs, Ankara
Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay., Ankara, 1961
BYGM., Kıbrıs Meselesi, Ankara, Aralık 1954, No. 253, s. 105.
BYGM, Olayların Takvimi, Kıbrıs Meselesi, Ankara, Ağustos 1954, No.
249, s. 181.
DEMİRAĞ, Hasan, Kıbrıs; Onlar ve Biz, Lefkoşa, Ekim 2003.
DENKTASH, R. R., The Cyprus Triangle, Lefkoşa, 1982.
EĞİTİM VE DOKTRİN KOMUTANLIĞI (EDOK) Alınan Dersler
Merkezi (KALDEM), Geçmişten Geleceğe Kıbrıs, Askeri ve Siyasî
Gelişmeler, Anılar ve Olaylar, Ankara, 2000
EMİLİANYDES, Achille, Histoire De Chypre, Paris, 1963
EVCİL, Cumhur, Yavru Vatan Kıbrıs’ta Zaferin Hikâyesi, Genelkurmay
Başkanlığı, Ankara, 1999
FOLEY, Charles, Guerrilla Warfare and EOKA Struggle; General Grivas,
Longman Yay., Londra, 1964
94
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
FOLEY, Charles, The Memoirs of General Grivas, Longman Yay., Londra,
1964
GOVERNMENT of CYPRUS, Review of Events In Cyprus 1955–1957,
Lefkoşa, 1958.
KASIMOĞLU, Erten, Eski Günler Eski Defterler, Lefkoşa, 1986
KIBRIS TÜRK BARIŞ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI, Sebep ve
Sonuçlarıyla 1974 Barış Harekâtı, Girne, 1996
MANİZADE, Derviş, Kıbrıs Dün Bugün Yarın, KTKD İstanbul Bölgesi
Yay., İstanbul, 1975
ÖZAD, Murad Hüsnü, Baf ve Mücadele Yıllarım, Akdeniz Haber Ajansı
Yay., İstanbul, Temmuz 2002
SADRAZAM, Halil, Kıbrıs’ta Varoluş Mücadelemiz, Şehitliklerimiz ve
Anıtlarımız, İstanbul, 1990
TANSU, İsmail, Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu, Minpa Matbaacılık,
Ankara
TOLGAY, Ahmet, Fırtına ve Şafak, KTMD Yay., Lefkoşa, 1998.
YAMAK, Kemal, Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler, Doğan Kitap,
İstanbul, Ocak 2006
Makaleler
CUMALIOĞLU, Yakan, “TMT Özel Sayısı”, Mücahit Dergisi, Kıbrıs
Türk Mücahitler Derneği, Lefkoşa, 1 Ağustos 1998, s. 16
ÖZSARUHAN, Hami, “Emektar Üyelerimiz”, Kıbrıs Mektubu Dergisi,
No.5, Kasım 1998, Ankara, s. 36.
TAMÇELİK, Soyalp “Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Bilinmeyen Bazı
Yönleri”, Türk Yurdu, Sayı 71, Temmuz 1993, İstanbul
Süreli Yayınlar
Halkın Sesi, Ortam, Cumhuriyet, Zafer
Sözlü Tarih Çalışmaları
Aydın Samioğlu ile 29 Kasım 2004 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
KTKD İzmir Şubesi Başkanı merhum Mustafa Tunçalp ile 18 Ekim 2002
tarihinde yapılan görüşme
TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile 13 Temmuz 2003 tarihinde
Girne’de yapılan görüşme.
Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
Fuat Veziroğlu ile 16 Kasım 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
95
Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış
ÖZDAL
Erdoğan Balcılar ile 10 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan
görüşme.
TMT Lefkoşa Sancağı mensubu Erdoğan Tilki ile 18 Ağustos 2000 ve 10
Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
TMT Lefkoşa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13
Temmuz 2003’te Girne’de yapılan görüşme
TMT Limasol Sancağı mensubu merhum Mehmet Y. Manavoğlu ile 25
Ağustos 2004 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
TMT Türkiye Sorumlusu Emekli Alb. İsmail Tansu ile 18 Mart 2005, 18
Eylül 2007 ve 15 Eylül 2007 tarihinde Ankara’da yapılan görüşme.
TMT Limasol Sancağı mensubu Aydın Aygın ile 20 Ağustos 2004
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
TMT Limasol lider kadrosundan merhum Macit Aydınova ile 13 Temmuz
2003’de Girne’de yapılan görüşme.
TMT Mağusa Sancağı mensubu Mert kod isimli Necmi Gençay ile 27
Temmuz 2005 tarihinde Gazi Mağusa’da yapılan görüşme.
Naciye Vardar ile 15 Ocak 2003 tarihinde İzmir’de yapılan görüşme.
TMT’nin Alev kod isimli kahramanı Ordu Perşembeli merhum Ahmet
Oğuz Kotoğlu ile 1980-2009 sürecinde yapılan çeşitli görüşmeler
TMT lideri Albay Rıza Vuruşkan’ın kızları Yasemin Vuruşkan Mesci ve
Ferizet Vuruşkan ile 24 Kasım 2002 tarihinde yapılan görüşme.
Diğer:
Erenköy Mücahitler Derneği üyesi Kâmil Nuri’nin 8 Ağustos 2005 günü
BRT’de yaptığı bir açıklama.
KKTC Lefkoşa’da Osman Güvenir’den alınan 20 Temmuz 2005 tarihli
bilgi notu.
96
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
TMT’NİN TOROS’U VE KIBRIS’TA DİRENİŞİN ŞİFRELERİ308
Tmt’s Toros and Codes of the Resistance in Cyprus
Haluk ÖLÇEKÇİ**
Özet
Devlet adamı ve diplomat kimliği ile Kıbrıs Türkleri’nin milli
mücadelesinin önderliğini yıllarca yürüten Rauf Denktaş, aynı zamanda
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurucularındandır. TMT Rumların tedhiş
hareketlerine karşı Kıbrıs’taki Türk varlığının nefsi müdafaasını örgütleyen
bir direniş örgütüdür. 20. yüzyılın en önemli direniş örgütlerinden olan
TMT’nin başarıya ulaşmasında, politik misyonu ve faaliyetlerinin yanı sıra,
teşkilat içindeki haberleşme yöntemleri de etkili olmuştur. Daha
başlangıçta, eğitim gören Mücahitlerin yemin töreni ile gizliliğe ve sır
saklamaya özel önem veren Teşkilat; silahların, gizli faaliyetlerde
kullanılan tabirlerin, hatta coğrafi mevkilerin kod isimlerini kullanmış,
haberleşmelerinde değişik şifreleme yöntemlerini başarıyla uygulayarak
uzun süre deşifre olmamıştır. Bu makalede, Kıbrıs Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın kullandığı haberleşme teknikleri, kodlar, şifreler ve teçhizatlar
incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, TMT, Haberleşme, Kodlar, Şifreler.
Abstract
Statesman and diplomat of the national struggle with the identity of
the leadership of the Turkish Cypriot Rauf Denktaş, who walked for years,
but also one of the founders of the Turkish Resistance Organization. TMT
terrorist act against the Greeks of Turkish presence in Cyprus, organized
self-defense is a resistance organization. For succeeding of the Turkish
Resistance Organisation (TMT), that is one of the most important
resistance organisations of the 20th century, communication methods in the
organisation had also influence as well as its political mission and
proceedings. Even at the beginning, the organisation which places special
emphasis on confidentiality and secretion through swearing ceremony of
trainee TMT members, used code names of guns, expressions that are used
for secret movements, even to geographical places. They did not come to
light for a long period of time by practising different encoding orders
308
Bu çalışma “2. Uluslararası Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede
TMT'nin Yeri Sempozyumu”nda sözlü olarak sunulmuştur.
**
Dr,
Gazi
Üniversitesi
İletişim Fakültesi
Gazetecilik
Bölümü,
[email protected]
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
successfully. In this article communication methods, codes, crypto and
equipments, used by the Turkish Resistance Organisation, are analyzed.
Key words: Cyprus, TMT, Communication, Codes, Crypto.
Giriş
Akdeniz’in adeta ayırmak için araya girdiği Türk vatanının iki
yakasında, Beşparmak dağları ve Toroslar’ın bu bölünmüşlüğe isyan
edercesine birbirlerine doğru uzanmaya çalıştığı bir manzaraya şahit
oluruz. Bu iki kardeş dağ silsilesi, tıpkı Anadolu Türklüğü ile Kıbrıs
Türklüğü gibi birbirlerine kavuşabilmek için karşı tarafa uzanmaya
çalışmaktadır. Anadolu’nun aklından Beşparmaklar hiç çıkmayacağı gibi,
Kıbrıs’ın gözü ise hep Toroslar’da olmaya devam edecektir.
Kıbrıs’taki Türk varlığını yok etmeyi tarihi bir misyon kabul etmiş
Helenizmin karşısına Toros kod adını kullanan Rauf Denktaş’ın çıkarak
Türk milli derinişini örgütlemesinin sembolik anlamı vardır. Beşparmaklar
ile Toroslar’ın, yani Anadolu ile Kıbrıs’ın vuslatı için ömrünü adamış tarihi
bir şahsiyet olarak Rauf Denktaş’ın kullandığı Toros unvanı, Türk
Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kullandığı diğer sembol ve kodlarla bir
mana bütünlüğü sergilemektedir.
Kıbrıs’taki Türk varlığının milli mücadelesini örgütleyen, Türk
Mukavemet Teşkilatı’nın kuruluşunda rol alarak Ada’daki Türklerin izzet
ve namuslarını korumalarını, özgürlüklerine sahip çıkmalarını sağlayan
Rauf Denktaş, Anadolu’da verilen milli mücadele kahramanlarının
ardından Türk milletinin çıkardığı son büyük mücahittir. İsmi Kıbrıs ile
bütünleşen Rauf Denktaş, oradaki Türklerin bağımsızlık mücadelesinin her
safhasında yer almıştır. Türklerin nefsi müdafaası için kurulan yeraltı
direniş örgütü TMT’den bağımsız bir Türk devletine ulaşılmasında başrol
oynamıştır. 1983 yılında bağımsızlığı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin kurucu cumhurbaşkanlığı görevini uzun yıllar devam
ettiren Denktaş, mücahitliğinin yanı sıra büyük bir devlet adamı ve
uluslararası müzakerelerde ülkesinin hakkını savunan bir diplomat
kimliğiyle hayatının tamamını mücadele içerisinde geçirmiştir.
Rauf Denktaş’ın devlet adamı ve diplomat kimliği göz önünde icra
edildiği için daha fazla bilinmekle birlikte, onu asıl tarih sahnesine çıkaran
teşkilatçı ve mücadeleci TMT’li yıllarıyla fazla tanınmamaktadır.
Kıbrıs’taki Türklerin kendilerine uygulanan tedhiş hareketleri karşısında
savunma refleksini örgütleyen Türk Mukavemet Teşkilatı’nın mücadele
yöntemleri gereği gizliliği esas alması, teşkilatın liderlerinden Rauf
Denktaş’ın hayatının o yıllarının bir sır olarak kalmasını sağlamıştır. Bir
zamanlar bütün dünyanın dikkatini üzerine toplayacak ölçüde büyük
olayların cereyan ettiği, başta İngiltere ve Yunanistan gibi devletlerin
bizzat müdahil olduğu adada aktif faaliyet göstermesine rağmen gizliliği
bir sır olarak korumasını bilen TMT ve Denktaş, Kıbrıs’ta Türkler adına bir
tarih yazmışlardır. Kıbrıs milli mücadelesinde başat bir rol oynayan
98
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Denktaş ile TMT’nin gizliliğe ve sır saklamaya önem veren teşkilat yapısı,
adanın tamamındaki Türkleri kendilerinden çok daha güçlü Rumlar
karşısında korumayı başarmıştır. TMT’nin giriştiği eylemlerde ve teşkilat
içi haberleşmelerde kullandığı yöntemler, mücadelenin başarıya
ulaşmasında etkili olmuştur. Bu makalede Toros kod adıyla sivil kanadının
liderliğini Rauf Denktaş’ın yaptığı TMT’nin teşkilat yapısı, kullandığı
haberleşme teknikleri ve şifreler üzerinde durulacaktır.
Kıbrıs’taki Türk Varlığı
Doğu Akdeniz’in stratejik adası Kıbrıs, 1571 yılında 50 bin şehit
verilerek Türk egemenliğine geçmiştir (Alptekin, 2013: 12). Uğrunda
yapılan savaşlar ve verilen şehitlerle vatan toprağı yapılan, ancak
İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşında oldubittiye getirerek tek bir kurşun
dahi sıktırmadan ilhak ettiği Kıbrıs adasındaki Türk varlığının sorunları o
günden beri devam etmektedir. Türk milletinin son birkaç yüzyılı bulan
savunma refleksinin en tipik örneklerinden birisi bu tarihi adada yakın
zamanda bütün dünyanın gözleri önünde yaşanmıştır. Türk egemenliğinden
koparılmasıyla yetinmeyenler, Kıbrıs’taki Türk varlığına dahi tahammül
göstermemişler, Türklerin yaşam haklarını da ellerinden almak için tedhişe
başvurmaktan çekinmemişlerdir.
Bir zamanlar Türk hükümetlerinin “Kıbrıs diye bir davamız yoktur”
(Mütercimler ve Öke, 2004: 292) sözleriyle kendi kaderine terk edilen,
ancak Anadolu’nun adeta bir parçası ve güvenliği için vazgeçilmezi olan
bu Ada, aslında her zaman Doğu Akdeniz bölgesinde büyük devletlerin ilgi
odağı olmuştur. 1830 yılında bağımsız devletini kuran Yunanistan’ın
ardından, Kıbrıs Rum toplumu Yunan ulusal kimliği ile giderek daha sıkı
bağlar kurmaya ve Yunan devlet doktrini olarak şekillenen ‘Megali
İdea’nın bir parçası haline gelmeye başlamıştır (Akgün, 2009: 149). Bu
fikrin Kıbrıs’ta süratle taraftar kazanmasıyla birlikte ‘enosis’ milliyetçiliği,
Kıbrıslı Türkler için yok olma anlamına gelecek hedefler oluşturmuştur.
Kıbrıs Rum toplumu önderlerinin 1950’li yılların başından itibaren
yürüttükleri yoğun politik ve diplomatik ‘enosis’ kampanyasına ilave
olarak silahlı mücadele için de hazırlıklar yapması, Türk toplumundaki
tedirginliği artırmaya ve bir karşı mücadeleye hazırlanmaya doğru itmiştir.
Varlığına tahammül gösterilmeyen ve yok edilmek istenen Türkler ayrı bir
millet olmanın verdiği son derece insani ve demokratik haklarını hayata
geçirebilmek için mücadele etmekten başka çareye sahip olmamışlardır.
Öyle ki, 1955 yılının 1 Nisan günü başlayan ve Türk toplumunu
sindirmeyi amaçlayan EOKA saldırıları nedeniyle terk edilen köylerin
sayısı 30, göç edenlerin sayısı da o günlerde 3000’i bulmuştur (Emircan,
2007: 142). 1957–1958 yıllarında ise EOKA tarafından Türklere karşı
sistematik bir biçimde katliamlara girişilmeye başlanmıştır.
99
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Türk Direniş Örgütleri ve TMT
Hem Rum toplumundaki tahrikler hem de İngiliz sömürge
yönetiminin uyguladığı politikalara paralel olarak Türkler arasında
teşkilatlanma gereksinimi bir zaruret haline gelmiş ve bunun sonucu bazı
adımlar atılmıştır. 1924 yılında kurulan “Kıbrıs Türk Cemaat-ı İslamiyesi”,
1942’de kurulan “Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu” ve 1949’da kurulan
“Kıbrıs Türk Birliği” gibi teşkilatlar Rum taşkınlığı ve sömürge
yönetimine karşı direnişin öncüleri olarak tarihe geçmiştir (Kilercioğlu,
2007: 88). 1955 yılında saldırıların artması üzerine, aynı yılın
Temmuzunda kurulan “Volkan” ve ardından faaliyete geçen “9 Eylül
Cephesi” ile “Kara Çete” yeraltı teşkilatları da benzer direniş çabalarını
yürütmüşlerdir (Yüksel, 2009: 171).
1957 yılında EOKA olaylarının artması ve bunlara karşı bütün
Kıbrıs Türklüğünü koruyabilecek organize bir teşkilat kurulması ihtiyacı,
Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) doğurmuştur. Arkadaşlarıyla birlikte
TMT’yi kuran Rauf Denktaş, “Toros” ünvanıyla teşkilatın bir numaralı
mücahidi olarak kaydolmuş ve teşkilatın sivil kanadının lideri olarak görev
yapmıştır. Türk Mukavemet Teşkilatı, kendisinden önce daha çok bölgesel
düzeyde mücadele eden ve yetersiz kalan bütün direniş örgütlerini
bünyesine dâhil ederek önemli bir birlik oluşturmuştur. Türk milletinin
neredeyse 500 yıla yaklaşan mazisinin olduğu vatan topraklarının kurtuluşu
ve insanlarının güvenliği için kurulmuş bir teşkilat olan TMT; adından da
anlaşılacağı üzere, Türk insanının korunma ve savunmasını
amaçlamaktadır. Bu husus, TMT’nin kuruluş bildirisinde de açıkça ifade
edilmektedir. EOKA’ya karşı Kıbrıs Türkü’nün can ve malını korumak,
Türk vatanının ‘enosis’ ile yok olmasını önlemek en önemli gayedir.
TMT’nin Sırrı Gizlilik ve Disiplin
Kurulduğu günden itibaren Kıbrıs Türk milli mücadelesini
sahiplenen ve bu davayı kurtuluşa erdiren Türk Mukavemet Teşkilatı, 20.
yüzyılın en önemli direniş örgütlerinden birisidir. Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın başarısının ardında yatan sırlardan birisi, politik misyonu ve
faaliyetlerinin yanı sıra teşkilat içindeki haberleşme yöntemlerinde saklıdır.
Bütün dikkatlerin toplandığı iki toplumlu Adada yürütülen bu tür
faaliyetlerin başarıya ulaşabilmesinin şartı haberleşmedeki gizlilikle
orantılıdır. Bu yüzden Teşkilat son derece sıkı bir gizlilik ve disiplin
üzerine kurulmuştur. Daha işin en başında eğitim gören Mücahitlerin
yemin töreni ile gizliliğe ve sır saklamaya özel önem veren Türk
Mukavemet Teşkilatı’nda “Gör, Duy, Konuşma” prensibi daima geçerli
olmuştur (Naşit, 2005: 8).
Kurulduğu Kasım 1957 tarihinden, Türkiye’den subayların geldiği
Ağustos 1958’e kadar yapılanmasını sürdüren TMT’de teşkilatın
silahlandırılması ve mücahitlerin eğitim alması ise Türkiye’nin devreye
girmesi ile mümkün olmuştur (Koruroğlu, 2009: 32). 1 Ağustos 1958
100
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
gününden itibaren teşkilatta yer alan bütün üyeler gizlilik ve disiplin
kuralları konusunda önemli bir eğitimden geçirilmeye başlanmıştır (Tansu,
2009: 60). Öyle ki, TMT mücahitlerinin kendi aralarında dahi Teşkilatın
adından söz etmemelerine dikkat edilmiştir. Bu kurallara uyulmasının bir
sonucu olarak yeraltında kalınan altı ayı aşkın bir süre boyunca TMT’nin
Adadaki faaliyetlerinden İngilizler ve Rumlar herhangi bir bilgi
edinememiştir (Gazioğlu, 2000: 30–31).
Kıbrıs gibi herkesin birbirini bildiği, üstelik İngiliz, Yunan ve Rum
istihbaratı ile Eoka’nın cirit attığı bir yerde bunlardan habersiz faaliyette
bulunmanın bütün güçlükleri, TMT’nin gizliliğe verdiği önem ve üye
seçimindeki dikkati sayesinde aşılmıştır. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın
başarısında, seçimlerinde büyük dikkat gösterilen üyelerinin yüksek
vatanseverlik ve fedakârlık hasletlerine sahip olmalarının payı ise
büyüktür.
Bu başarının sağlanması için TMT üyeliğine davet ve kabul için
önemli bir takip ve eleme süreci işletilmiştir. Üyelik için düşünülen kişiler
öncelikle dikkatli bir gözlem sürecinden geçirilerek duygu ve düşünceleri
belirlenmiş, ardından uygun bulunulurlarsa üyeliğe davet yoluna
gidilmiştir. Seçilen kişilerin Teşkilatın gizliliğine riayet edecek ve
amaçlarına inanmış kişiler olmasına bilhassa önem verilmiştir. Seçilen
üyelerin vatansever ve milliyetçi kişiler olması TMT’nin olmazsa olmaz
şartıdır. Yeni üyeler, genellikle perde arkasında olduğu için göremedikleri
bir kişinin huzurunda Kuran-ı Kerim, bayrak ve silah üzerine el basarak
teşkilata dâhil edilmiştir (Sadrazam, 1998: 66). Bu yemin merasiminde
TMT üyesi olmak için yemin eden mücahitlere bir tutanak imzalattırılır ve
son derece gizlilik içerisinde muhafaza edilen bu belgeye ‘Nişan Yüzüğü’
kod adı verilirdi (Naşit, 2005: 83).
1963 yılına kadar sınırlı sayıda üye kabul ederek gizliliğini koruyan
TMT, önemli siyasi ve askeri istihbarat başarılarını bu gizlilik prensibi
sayesinde elde etmiştir TMT’nin kendisini ne kadar başarılı bir şekilde
gizlediğini gösteren örneklerden birisi, İngiliz idaresi tarafından 23
Temmuz 1958’de Teşkilatın kanun dışı ilan edilmesi ile yaşanmıştır.
Rumların başlattığı kampanya sonucu 59 Türk genci TMT’ci diye
suçlanarak İngiliz tecrit kampına konmasına rağmen, gerçekte bu
gençlerden ancak 5–10 kadarı Teşkilat mensubu idiler. Denktaş’a (1997:
128–129) göre, bu tutuklananlar arasında İngiliz istihbaratına çalışanlar
dahi vardır. Ancak TMT’ciler hiçbir zaman ortaya çıkarılamamıştır.
Türk Mukavemet Teşkilatının Yapısı
Önemli gayrinizamî savaş başarılarından birisini elde ederek
tarihteki yerini almış olan TMT, üzerinde yükseldiği son derece güçlü bir
teşkilat ağına sahipti. Kendisinden önceki direniş hareketlerini de içerisinde
eriterek ulusal birliği sağlayan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın başarısında,
bu güçlü teşkilat yapısının payı büyüktür. Kasım 1957’de kurulan Türk
101
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Mukavemet Teşkilatı, 1958 Temmuzunda Türkiye-Kıbrıs birlikteliğiyle
yeniden tasarımlanmasının ardından yeni bir anlayışla yönetilmeye
başlanmıştır. Öncelikle TMT’nin alt yapısı ele alınarak bazı küçük
değişiklerle askeri bir esasa oturtulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında
Fransızların Alman işgaline karşı yürüttüğü direniş harekâtından esinlenen
ve Amerikan gizli harekât teknik ve yöntemlerine göre hazırlanan Projeyle
(Batur, 2007: 179–180), Kıbrıs Türkünün sivil liderliğindeki TMT kabuk
değiştirerek Türkiye’nin devlet düzeyindeki desteğiyle daha güçlü bir
mücadeleye hazır hale gelmiştir.
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın örgütlenme biçimini Kıbrıs
Türk’ünün önderi Rauf Denktaş, hücre olarak açıklamaktadır (Tayhani,
2009: 195). Bu yapılanma biçiminde, ‘Çadır’ olarak adlandırılan ve
teşkilat yemini etmiş üç ya da beş kişiden oluşan hücrelerin dışında kimse
kimseyi bilmeyecektir. Bu hücre mensupları başlangıçta ‘Kurt’, daha sonra
‘Arı’ olarak adlandırılmıştır. Beş arıdan oluşan hücrenin kod adı ise 1960
sonrası ‘Oğul’ olmuş, liderine ise ‘Oğul Beyi’ denmiştir. Beş-sekiz
‘Oğul’un (Çadır) bir araya gelmesiyle daha sonra ‘Petek’ ismini alacak
olan ‘Oba’lar meydana gelmiş ve yöneticisine ‘Oba Beyi’ denmiştir.
Obaların (Petek) bir araya gelmesiyle ise ‘Otağ’ (Kovan) oluşturulmuş, bu
yapının başındaki yöneticiye de ‘Otağ Beyi’ (Kovan Beyi) adı verilmiştir.
Otağlar (Kovanlar) bölgelere göre birleşerek ‘Yaylaları’ oluşturmuş,
bunların Kıbrıslı yöneticilerine ise ‘Baş Yayla’ adı verilmiştir. Daha sonra
bu ‘Yaylalar’ ‘Sancaklar’a dönüştürüldüğünde idareci olarak Türkiyeli bir
subay yönetici olarak ‘Sancaktarlık’ görevini üstlenirken, eski yapıda
Yayla’nın lideri olan Kıbrıslı Türkler ise bir nevi Alay Komutan
Yardımcısı olarak ‘Serdar’ sıfatını kullanmaya başlamıştır. Sancaktarların
bağlı olduğu otorite ise, Lefkoşa’da bulunan ve ‘Bozkurt’ kod adını
kullanan ‘Bayraktar’dır (Sadrazam, 1998: 70–71).
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın hücre tipi yapılanması, gizliliği
sağlayan en önemli unsurdur. Teşkilatın en küçük yapı birimi olan
‘Oğul’daki ‘Arılar’, başka oğulların varlığından haberdar olmadıkları gibi,
daha üstlerindeki ‘Kovan’ı da bilmezlerdi. Onlar sadece bağlı oldukları
‘Kovan Beyi’nden haberdardılar. Bunun yanında, ‘Oğul ve Kovan Beyleri’
bir araya gelerek iletişim kurmamaya özen göstermekte, aralarındaki
iletişim özel metotlarla yapılmaktaydı (Kasapoğlu, 2009: 94–95). Bu
sayede, TMT’nin herhangi bir üyesi deşifre olsa dahi, Teşkilatın bütünü
hakkında verebileceği bilgiler çok sınırlı kalacaktır.
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın ilk hücresinde Yarbay Rıza
Vuruşkan, Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve Dr. Burhan Nalbantoğlu yer
almıştır. Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın TMT lideri Albay
Vuruşkan’a tanıttığı üst düzey tanınmış ve aydın kişilerin Teşkilata
alınmasıyla hücreler kurulmaya başlanmıştır. Lefkoşa’nın ardından hücre
kurma faaliyetleri Kıbrıs’ın diğer Türk yerleşim bölgelerine de yayılarak
geniş bir direniş ağı örülmüştür (Batur, 2007: 179–184–185).
102
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Teşkilatın hücrelerden sonraki her kademesinde lider kadrosunun
gerilla ve gizli harekât eğitimi görmüş subaylardan oluşturulması
planlanmıştır (Sadrazam, 1998: 61). Daha ilk aşamada, 1958 Ağustos’unda
TMT’nin Lefkoşa’daki karargâhı kurulmuş vaziyettedir. TMT’nin liderlik
karargâhının Türkiyeli subaylarla birlikte tam kadro çalışmaya
başlamasının ardından, tıpkı İş Bankası müfettişi sıfatı ve Ali Conan takma
adıyla gelen Albay Rıza Vuruşkan gibi değişik maskeler altında Adanın
dört bir tarafına görev yapmak üzere yedek subaylar dağılmıştır.
Bayraktarlık ve bunlara bağlı Sancaktarlıklar, bu ilk gelen subaylar
tarafından kurulmuş ve Teşkilatın üst kademelerinde bu subaylar görev
almıştır.
TMT’nin idare edildiği Lefkoşa’daki karargâhın adı olan
Bayraktarlık, ilk teşkilatlanmada kendisine bağlı 6 Yayla’dan (Sancak)
oluşmaktadır. Bunlar Lefkoşa, Mağusa, Larnaka, Limasol, Baf ve Lefke
Yaylalarıdır (Cumalıoğlu, 2000: 80–86). Yayla sayısı değişen şartlara göre
1964’te 9, 1969 yılında 10 ve 1975 yılında 15’e çıkarılmıştır. TMT teşkilat
yapısı içerisinde ayrıca her Sancağın ve Kovan’ın bir karargâhı mevcuttur.
Karargâh mensupları ise ‘Dal’ kod adı ile anılmaktadır.
TMT’nin Kullandığı Kodlar
TMT teşkilat yapısı içerisinde gizliliğin ve buna bağlı olarak
güvenliğin sağlanması amacıyla değişik kod isimleri kullanılması son
derece yaygındır. Silahların, gizli faaliyetlerde kullanılan tabirlerin, hatta
coğrafi mevkilerin gerçek adlarının iletişimde kullanılmamasına özel önem
verilmiştir. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kullandığı kodlarda Türk
mitolojisine ve Türk milletine has isimler bilhassa tercih edilmiştir.
TMT’nin lideri de dâhil olmak üzere her kademesinde görev yapan
mücahitler bu kod isimleriyle anılmıştır. TMT’nin ilk lideri Albay Rıza
Vuruşkan’ın kod adı ‘Bozkurt’tur. 1 Ağustos 1976’da TMT’nin Kıbrıs Türk
Güvenlik Kuvvetleri’ne dönüştüğü tarihe kadar TMT liderleri ‘Bozkurt’ kod
adını kullanmaya devam etmişlerdir. Kıbrıs’ın önemli liderlerinden Dr.
Küçük’ün kod adı ‘Ağrı’, Rauf Denktaş’ın kod adı ‘Toros’ olarak
belirlenmiştir (Tansu, 2001: 52). Her kademede görev yapan mukavemetçi
erler için önceleri ‘Kurt’ kod adı kullanılırken, 1960 sonrası ‘Arı’ denmeye
başlanmıştır. Bunlar eğitimci ise ‘Temizlik Kurdu’, silah ikmalinde
çalışıyorlarsa ‘Bereket Kurdu’, istihbarat işlerinde iseler ‘Fal Kurdu’ olarak
ayrıca sınıflandırılmıştır (Tayhani, 2009: 195).
Kıbrıs’ın idari olarak ayrıldığı 6 bölgenin her birine Yayla kodu ve
Türkiye’deki bir şehir ismi verilmiştir. Buna göre TMT liderliği olan
Bayraktar’a (Bozkurt) bağlı Yaylalar’dan Lefkoşa’ya ‘Sivas Yaylası’,
Mağusa’ya ‘Erzurum Yaylası’, Larnaka’ya ‘İskenderun Yaylası’, Limasol’a
‘Antalya Yaylası’, Baf’a ‘İzmir Yaylası’ ve Lefke’ye ‘Bursa Yaylası’ kod
adı verilmiştir. Kıbrıs Türk toplumunun en saygın kişileri arasından seçilen
103
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Yayla’nın en üst düzey yöneticisine ise ‘Baş Yayla’ adı verilmiştir
(Emircan, 2007: 155–159; Naşit, 2005).
Türkiye’de yaşanan 1960 ihtilalinin ardından TMT’nin yeniden
düzenlenme çalışmaları, Teşkilatın kuruluş şemasındaki idari makamların
kodlarında da kendini hissettirmiştir. TMT liderliğinin Bayraktar
anlamında kullandığı ‘Bozkurt’ kod adı değiştirilmeyerek kullanılmaya
devam etmiştir. Buna karşılık Alay Komutanları için kullanılan ‘Baş Yayla’
kod adı ‘Sancaktar’ ile değiştirilmiştir. Alay Komutan Yardımcılarına ise
‘Serdar’ denmeye başlanmıştır. Tabur Komutanları ‘Otağ Beyi’ yerine
‘Kovan Beyi’, Bölük Komutanları ise ‘Oba Beyi’ yerine ‘Petek Beyi’ olarak
kodlanmıştır. Manga komutanları 1960 öncesi ‘Çadır Beyi’ kod adını
kullanırken sonrasında ‘Oğul Beyi’, mukavemetçi erler ise ‘Kurt’ yerine
‘Arı’ya dönüşmüşlerdir. Türkiye’den gelen komutanların yaygınlaşmasıyla
birlikte, bunların deşifre olmaması için komutanlara atfen ‘Kara Sakal’
tabirini de halk geliştirmiştir. (Cumalıoğlu, 2000: 78–86).
Türk Mukavemet Teşkilatı, kullandığı silahlarla ilgili de kodlama
yapmıştır. Büyük çoğunluğu türlü fedakârlıklar ve can kayıpları pahasına
balıkçı tekneleriyle getirilen silahlar için ‘Bereket’ kod ismi kullanılmıştır.
Silah dağıtımında görev yapan kişiler ise “Boz Petek” kod adı ile
tanınmışlardır. Silahların saklandığı, genellikle Erenköy bölgesindeki TMT
silah depolarına ‘Bereket Çadırı’, silahların nakline ‘Bereket Kervanı’
denmiştir. TMT jargonunda falcı-istihbaratçı, iğne-tabanca, iğne kutusutabanca şarjörü, iğne ucu-tabanca mermisi, raptiye-sten otomatik tabanca,
çivi-piyade tüfeği, zımba-bren otomatik tüfek, çalgı-telsiz, çalgıcı-telsizci,
top-el bombası demektir (Batur, 2007: 186).
TMT’nin onayı ve emri ile eğitim almak amacıyla Türkiye’ye
gidilmesi ‘Hasrete gitmek’ olarak adlandırılmıştır. Bu kişilerin Lefkoşa’da
birbiriyle buluşmasında genellikle sağ ceplerinde ya da sağ ellerinde
başkanlığını Rauf Denktaş’ın yaptığı Kıbrıs Türk Kurumlar
Federasyonu’nun resmi yayın organı ‘Nacak Gazetesi’nin taşınması da
işaret olarak kullanılmıştır (Emircan, 2007: 162–163).
TMT'nin Haberleşmede Kullandığı Yöntemler
Türk Mukavemet Teşkilatı, personelini, silahlarını ve coğrafi
mevkileri kodlayarak kullanmakla yetinmemiş, benzer bir uygulamayı
haberleşme metinlerine uygulamıştır. Teşkilat içerisindeki gizli
haberleşmelerde değişik şifreleme teknikleri kullanılarak güvenlik
sağlanmıştır.
Günlük hayatlarında sıradan birer insan olarak dikkat çekmeyen
TMT mensupları, milli dava söz konusu olduğunda bütün riskleri göze
alarak yaptıkları fedakârlıklarla gizli haberleşme yöntemlerinin başarıyla
uygulanmasında büyük paya sahiptirler. Her TMT’ci aynı zamanda
Teşkilatın bir kuryesi olarak görev yapmıştır. Haberleşme için kullanılan en
basit yöntem olan kurye sistemi, aslında hem mesaj hem de kurye
104
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
açısından son derece güvensiz olduğu için, düşman eline geçtiğinde fazla
zarar vermeyecek genellikle daha basit bilgi aktarımında kullanılmıştır.
Mesajların sözlü değil de, kuryeler vasıtasıyla yazılı aktarımında ise
metnin şifrelenmesi ve değişik kodlar kullanılması söz konusudur. Mesajın
Teşkilat için taşıdığı öneme göre şifrelemenin niteliği değişmekte ve
bunların nakledilmesinde kullanılacak kuryeler de farklılaşmaktadır. Büyük
önem taşımayan mesajların iletilmesinde TMT mensuplarının yanı sıra
dikkat çekmeyecek gazete dağıtıcısı, postacı, köy muhtarları gibi
kimselerden de istifade edilmiştir. Bunlar çoğunlukla taşıdıkları mesajın
muhtevası hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadan görevlerini yerine
getirmiştir. Ancak söz konusu mesaj Teşkilat için önem taşıyorsa sıradan
insanlarla gönderilmeyerek, TMT içerisinde söz sahibi güvenilir kişiler
vasıtasıyla iletilmiştir.
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın haberleşmede kullandığı yöntemler
arasında canlı postalar vardır. Canlı posta kutuları daha çok ticaretle
uğraşan ve gün boyu hareketli olan kişiler arasından seçilmiştir. Bu
yöntemde dükkânlarının vitrinlerine çeşitli işaretler koyarak, içerinin uygun
olup olmadığı, mesaj bulunup bulunmadığı gibi şifreler belirlenmiştir.
Canlı posta uygulamasında, mesajı taşıması için görevlendirilen kişi belli
bir tarih ve saatte istenilen kişi ile buluşarak daha önceden tespit edilen
parola vasıtasıyla mesajı iletmektedir. Bu yöntemde mesajın yanlış ellere
geçmesi önlenmekle birlikte, mesajı alanla mesajı taşıyanın birbirini
görmesi ve deşifre olması kolay olduğu için çok fazla tercih edilen bir
yöntem değildir (Tolgay, 1993: 29).
Teşkilatın mesajlarını iletmesinde kullanılan yöntemlerden bir
başkası ise cansız postalardan yararlanmak suretiyle gerçekleştirilmektedir.
Bu yöntemde, mesajı iletmekle görevlendirilen kurye, mesajı daha önceden
tespit edilen yerlere bırakmaktadır. Bu yerler güvenlik durumuna göre
değişebilen, bazen bir ağaç kovuğu, bir posta kutusu veya bir mezarlık
olabilmektedir. Böylelikle, bu haberleşme yöntemi sayesinde mesajı
taşıyanla mesajı alan kişinin birbirini görmesi ve dolayısıyla herhangi bir
tehlikeli durumun yaşanması da söz konusu olmamaktadır. Türk
Mukavemet Teşkilatı’nın cansız posta olarak kullandığı ağaç kütüklerinden
bazıları bugün Lefkoşa’daki Hürriyet ve Mücadele Müzesi’nde
sergilenmektedir (Keser, 2005: 359–360).
Türk Mukavemet Teşkilatı, yeterli teknik imkânlara, cihaz ve
operatörlere sahip olduktan sonra mesaj iletiminde telsizleri kullanmaya
başlamıştır. TMT ile Türkiye’deki Karargâh arasındaki haberleşme,
önceleri elçilik ile dışişleri arasındaki telsiz haberleşmesinden ve
kuryelerden faydalanılarak yapılmıştır. Amerikan ordusu tarafından gizli
görevlerde kullanılmak üzere üretilmiş bir telsiz ve yine Amerikan yardım
heyeti “JUSTMAT”ın özel projeler şubesi subaylarından temin edilen,
deşifresi o günün şartlarında zor olan şifreleme ve çözme sistemleri
eğitimlerde öğretilerek kullanılmıştır (Tansu, 2001: 101–102).
105
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Kıbrıslı Türklerin ulaşımda Rumların tekelinden kurtarılmasında
önemli bir rol oynayan Lozan Taksi adlı şirket ise TMT’nin pek çok işi için
kullandığı bir paravandır. Lefkoşa, Limasol ve Girne yolcularının yanı sıra
kuryelik işleri ve gizli silah nakli de bu sayede güvenle yürütülmüştür.
Alfabetik ve Şifreli Sistemler
Haberleşmede kullanılan mesajların güvenliği için Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın başvurduğu en önemli yöntem, kripto sisteminin kullanılmaya
başlanmasıdır. İlk olarak Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliği vasıtasıyla
kullanılan bu sistem, daha sonra eğitim gören TMT’ciler tarafından
kullanılmaya devam etmiştir.
TMT’nin kriptolu haberleşmelerinde alfabetik ve şifreli sistemler
kullanılmıştır. İletilecek haberin bir algoritma vasıtasıyla şifreli bir hale
getirilmesinin ardından hazırlanan bir anahtar vasıtasıyla bu sistem
kullanılır hale getirilmiştir. Algoritma bilinse dahi tek başına bir anlam
ifade etmemekte, gönderici ve alıcının elindeki anahtarla metin anlam
kazanmaktadır. Benzer bir şekilde; yerleştirme ve değiştirme metoduyla,
orijinal metin içerisindeki harfleri karşılayan rakamlar ve işaretlerle
oynanarak pek çok şifreleme yöntemi kullanılmıştır.
Sabit Sistem adı verilen şifreleme yöntemiyle, alfabedeki harflerin
sırası kaydırılarak hazırlanan metin değişme tablosuyla çözümlenmektedir.
Belirli frekans farkıyla hazırlanan anahtarların çözülmesi son derece kolay
olduğu için pek fazla tercih edilmeyen bir yöntem olmuştur. Şifrelerin
başkası tarafından çözümünü engellemek için, TMT’nin genellikle
kullandığı bir deyim ya da kelime üzerinden hazırlanan anahtara bağlı
olarak alfabetik bir sıraya dayanmayan Düzensiz Sistem, ya da çözülmesi
neredeyse imkânsız Devirli Sistem tercih edilen şifreleme teknikleri
olmuştur. Devirli sistemde, iki farklı eksen üzerine rastgele sıralanan her
harfin koordinat hesabına dayalı şifreleme yapılmıştır. II. Dünya Savaşında
Alman Gizli Servisi tarafından kullanılan ve metin üzerinde sütunlar
halinde değiştirmeye dayanan Değiştirme Metodu da kullanılan şifreleme
yöntemleri arasında yer almıştır (Tamçelik, 1997: 127).
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın haberleşmede gizlilik esasına verdiği
önemin boyutları öylesine ileri safhaya ulaşmıştır ki, mesajların yetkisiz
kişilerin eline geçmesi halinde çözümünü imkânsızlaştırmak üzere
yerleştirme ve değiştirme metotlarının ardı ardına kullanıldığı karma
şifrelemeler dahi son derece yaygındır. Bu yüzden şifreleme sistemlerinde
sıklıkla iki anahtar kullanılması tercih edilmiş, bu sayede Türk Mukavemet
Teşkilatı’nın Adanın her köşesine yayılmış üyeleriyle ve Türkiye ile
haberleşmeleri deşifre edilememiştir.
106
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Sonuç
Bugün Kıbrıs Adasındaki Türk toplumunun yaşadığı güvenli
hayatta, verdiği onurlu mücadele ile Türk Mukavemet Teşkilatı’nın ve
Rauf Denktaş’ın önemli payı vardır. İlk yapılanma anından itibaren
gerçekleştirdiği bütün faaliyetlerinde ve haberleşmelerinde gizliliğe büyük
önem veren TMT, bu sayede yer üstüne çıkarak açıkça mücadeleye
başladığı güne kadar hakkında bilgi sahibi olunamayan, silah sevkıyatları,
depoları ve mensuplarının sırrını koruyan bir efsane olarak kalmıştır.
1950’lerin sonundan itibaren düşmanca politikalara karşı Kıbrıs
Türkünün kendini savunma güdüsüyle hayata geçirdiği bir irade olan TMT,
Barış Harekâtına kadar Adadaki Türklerin koruyuculuğunu üstlenmiş ve
sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun
açılmasında aktif rol almıştır. Rauf Denktaş ise sadece Kıbrıs’ta Rum ve
Yunan ikilisine karşı değil uluslararası arenada milleti ve vatanı için
mücadelesini son nefesine kadar sürdürmüştür. Ancak, sağlanan huzur
ortamının ardından Kıbrıs Türkünün hak arayışının bittiğini ve TMT
ruhunun misyonunu tamamladığını söylemek mümkün gözükmemektedir;
çünkü Adadaki Türk varlığına yönelik tehditler son bulmamıştır. Kıbrıs’ta
Türkleri azınlık sayan ve yönetmeye kalkan zihniyet dünden bugüne sadece
şekil değiştirmiş, zayıflamak bir tarafa daha güçlü ve çok boyutlu hale
gelmiştir. Bir zamanlar Türk Mukavemet Teşkilatı efsanesini var eden ve
Denktaş’ın temsil ettiği mücadeleci ruhun, Kıbrıs’taki Türk egemenliğinin
korunmasına yönelik savaşını zamana ve zemine uygun bir şekilde, her
türlü politik, ekonomik ve kültürel enstrümanları da kullanarak devam
ettirmesi gerektiğine inanıyoruz. Rauf Denktaş başta olmak üzere TMT
mücadelesinin ve Kıbrıs şehitlerinin
KAYNAKLAR
Akgün, Sibel (2009). “Kıbrıs Türk Toplumunun Bağımsızlık
Mücadelesinde TMT Öncesi Kurulan Direniş Örgütlerinin Yeri”,
Birinci Uluslararası Kıbrıs Sempozyumu, Kıbrıs Türk Kültür
Derneği, Ankara.
Akkurt, Aydın (1999). Türk Mukavemet Teşkilatı 1957–1958 Mücadelesi,
Seçil Ofset, İstanbul.
Alptekin, Ali Berat (2013). “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Anlatılan
Efsanelerin Motif ve Tip Yapısı”, TÜBAR-XXXIII / 2013-Bahar, s.
11-44.
Batur, Nur (2007). Yeniden Yaşasaydım- Rauf Denktaş, Doğan Kitap,
İstanbul.
Cumalıoğlu, Yakan (2000). “Türk Milletinin Teşkilatlanma Kabiliyeti ve
KKTC’nin Temelindeki Harç (TMT) Türk Mukavemet Teşkilatı”,
Rauf Denktaş’a Armağan, Turan Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul.
107
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Çay, Abdulhaluk (1989). Kıbrıs’ta Kanlı Noel–1963, Türk Kültürünü
Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara.
Denktaş, Rauf (1997). Koloni İdaresinde Kıbrıs, Akdeniz Haber Ajansı
Yayını, İstanbul.
Emircan, Mehmet S. (2007). Kıbrıs Türk Toprağıdır, Birinci Kitap
“Başlangıçtan 1960”a, Türk-Ar Araştırma Dizisi, Ankara.
Gazioğlu, Ahmet C. (2000). Enosis Çemberinde Türkler, Özyurt
Matbaacılık, Ankara.
________, (2000). Direniş Örgütleri, Gençlik Teşkilatı ve Sosyo-Ekonomik
Durum (1958–1960), Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi, Ankara.
Gürel, Şükrü Sina (1985). Kıbrıs Tarihi 2 (1878–1960), Kaynak Yayınları,
İstanbul.
İsmail, Sabahattin (tarihsiz). Kıbrıs Cumhuriyetinin Doğuşu-Çöküşü ve
KKTC’nin Kuruluşu (1960–1983), Akdeniz Haber Ajansı
Yayınları–7, İstanbul.
Kasapoğlu, Can (2009). “Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Etnik Çatışma ve
Gayri Nizami Harp Olguları Çerçevesinde İncelenmesi”, Kıbrıs
Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri Sempozyum
Bildirileri, Lefkoşa.
Keser, Ulvi (2005). 1955–1963 Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Türk
Mukavemet Teşkilatı, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve
İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İzmir.
Keskin, Venhar (1998). Megali İdea-Enosis ve Baf’tan KKTC’ne, Lefkoşa.
Kilercioğlu, Orhan S. (2007). Unutulan Bedel, Kıbrıs Türk’ünün Acı ve
Cesaret Dolu Yılları, Fark Yayınları, Ankara.
Koruroğlu, Ayten (2009). “Kıbrıs Türk Halkının Gizli Silahı: TMT”,
Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi ve Bu Mücadelede TMT’nin Yeri
Sempozyum Bildirileri, Lefkoşa.
Kumkale, Tahir Tamer (2004). Kıbrıs’ta Sona Doğru, Q-Matris Yayınları,
2004.
Mütercimler, Erol ve Öke, Mim Kemal (2004). Düşler Ve Entrikalar
Demokrat Parti Dönemi Türk Dış Politikası, Alfa Yayınları,
İstanbul.
Naşit, Engin (2005). Dünden Bugüne Kıbrıs, Yorum Yayınları, Lefkoşa.
_______, (2005). Nişan Yüzüğü, Ateş Matbaası, Lefkoşa.
Sadrazam, Halil (1998). “Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)”, İkinci
Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi, C.2, Doğu Akdeniz
Üniversitesi, Gazimağusa.
108
Tmt’nin Toros’u ve Kıbrıs’ta Direnişin Şifreleri / Haluk ÖLÇEKÇİ
Tamçelik, Soyalp (1997). “Türk Mukavemet Teşkilatı’nda Muhabere
Sistemlerinin Özellikleri”, Journal For Cypriot Studies, C.3, S.2,
Mağusa.
Tansu, İsmail (2001). Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu, Ankara.
Tolgay, Ahmet (1993). Kanlı Noel-Kıbrıs Türkü’nün Ateşle Sınavı, Kastaş
Yayınları, İstanbul.
Yüksel, Dilek Yiğit (2009). “Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi 1914–1958”,
Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü
Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.VIII, S. 18–19,
s.161–185.
109
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
GİRİT VE KIBRIS TÜRKLERİ BAĞLAMINDA SABA
ALTINSAY’IN KRİTİMU-GİRİTİM BENİM ADLI ROMANI
The Novel Named Kritimu-Giritim Benim of Saba Altinsay, in
the Context of Crete and Turkish Cypriots
Emin ONUŞ
Özet
Girit ve Kıbrıs’ın Akdeniz’deki stratejik önemi büyük devletlere her
zaman büyük bir ilgi uyandırmıştır. Girit ve Kıbrıs’ta XIX. yüzyılın ikinci
yarısından sonra yaşanan sosyal-siyasî meseleler birbiriyle benzer
özellikler ihtiva eder. Her iki adada yaşanan acı olaylar, Girit ve Kıbrıs’ı
ele alan kültür ve edebiyat temalı eserlerde de yerini alır. Biz bu çalışmada
Saba Altınsay’ın, Kritimu-Girit’im Benim adlı romanından yola çıkarak
bazı Kıbrıs temalı eserlerdeki benzer yönleri ortaya koymaya çalışacağız.
Anahtar Kelimeler: Girit, Kıbrıs, Saba Altınsay, KritumuGirit’im Benim.
Abstract
Large states has a great interest on Crete and Cyprus which has
strategic importance in the Mediterranean Sea.After the second half of the
XIX. Century,
experienced social-political issues contain similar
characteristics to each other in both islands. Experienced painful events on
the island of Crete and Cyprus takes place in addressing the cultural and
literary-themed works. In this study, Saba Altınsay’s novel, KritimuGirit’im Benim will be analyzed to show the similar aspects of some
Cyprus themed pieces.
Key Words: Crete, Cyprus, Saba Altınsay, Kritimu-Girit’im
Benim.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Araştırma Enstitüsü
Türk Dili ve Edebiyatı Doktora Programı Öğrencisi. [email protected]
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Giriş
Stratejik konumları nedeniyle Girit ve Kıbrıs yüzyıllarca sosyal ve
siyasî meselelerin yoğun yaşandığı adalar olmuştur. Her iki Ada’nın da
Osmanlı hâkimiyetinde olması, Avrupalı devletler için Doğu Akdeniz’de
büyük bir tehlike ihtiva etmekteydi. XIX. yüzyılda Osmanlı’nın
zayıflamasını fırsat bilen Avrupalı devletler Yunanistan’ı her fırsatta
Osmanlı Devleti ile karşı karşıya bırakmış ve kendilerine pay çıkarmak
istemişlerdir.
Avrupa Devletleri ve özellikle Rusya’nın desteğiyle 1829’da Edirne
Antlaşmasıyla Yunanistan bağımsızlığını kazanmış,1 1830’daki Londra
antlaşmasıyla da kesin olarak sınırları tespit edilmişti. Ancak bu toprakları
yetersiz görmeye başlayan Yunanistan, Megali İdea (Büyük Ülkü)
dedikleri ideolojilerini savunmaya başladılar. Milliyet prensiplerine
dayanarak Yunanlıların yaşadığı bütün toprakların Yunanistan’a
katılmasını arzu etmişlerdir.2 Yunanistan bu tezle bir nevi genişleme
politikasına girmiş ve başta Girit olmak üzere Eğriboz, Sisam, Makedonya
ve diğer yerleri elde etmeye çalışmıştır. Bu ideali dolayısıyla Yunanistan,
artık Osmanlı devletiyle sürekli bir çatışmaya girmiş ve bu çatışma uzun
yıllar devam etmiştir.3 İşte bu yayılma emellerini gerçekleştirmek isteyen
Yunanistan, Osmanlı tebaası altında yaşayan Rum ahaliyi sürekli
kışkırtmış, özellikle de Girit ve Kıbrıs gibi adaları Yunanistan’a katmak
için uğraş vermiştir. Osmanlı tebaasındaki Rumlar da, bağımsızlıklarını
ilân eden Yunanistan’ı artık anavatan olarak benimsemiş, Osmanlı devleti
ile girilen her savaşta da Yunan taraftarlığı yapmıştır.
Girit meselesi uzun süre Osmanlı Devleti için büyük bir problem
olmaktan kaçamamıştır. I. Balkan Savaşı’nda Yunanistan, Bulgaristan ve
Sırbistan ile girdiği savaşlarda tüm cephelerde kaybeden Osmanlı Devleti,
30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması uyarınca adayı
Yunanistan’a bırakmak zorunda kalmıştır. 4 Girit ile aynı kaderi paylaşan
Kıbrıs da, önce 4 Haziran 1878’de İngiltere’ye kiralanmış ve üç asırlık
Osmanlı hâkimiyeti son bulmuştur. I. Cihan Harbi’nde Osmanlı
Devleti’nin Almanya safında (İttifak Devletleri) İngiltere’ye karşı (İtilaf
Devletleri) savaşa girmesi üzerine ise İngiltere, 1878 Berlin Antlaşması’nı
1
Gülser Oğuz, “Osmanlı Gazetesinin (1897-1904) Girit İsyanlarına Bakışı, Ahi
Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi (KEFAD), C.7, S.2, 2006.
kefad.ahievran.edu.tr, s.107.
2
Enver Ziya Karal, “Osmanlı-Yunan Harbi”, Birinci Meşrutiyet Ve İstibdat
Devirleri (1876-1907), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih
Kurumu Yayınları, C.4, Ankara, 1995, s.112.
3
Metin Hülagü, “1897 Türk-Yunan Harbine Kadar Osmanlı İdaresinde Girit”,
İncelemeleri CIEPO–14 Uluslararası Türk İncelemeleri Kongresi, 18–22 Eylül
2000, Ege Üniversitesi, İzmir. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000.
www.metinhulagu.com.
4
Emin Ünsal, Girit’in Türk Hakimiyetinden Çıkışı, T.C. Trakya Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı
(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Edirne, 2009, s.108.
111
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
hükümsüz sayarak 5 Kasım 1914’te adayı tek taraflı ilhâk ettiğini
açıklamıştır.5 Ancak 1923’te bağımsızlığını ilân eden Türkiye Cumhuriyeti
ile bağını hiçbir zaman koparmayan Kıbrıs Türkü 1955’lerde başlayan
EOKA tedhiş hareketlerinden 1974 Mutlu Barış Harekâtı’na kadar gelişen
süreçte yıllarca var olma mücadelesi vererek bağımsızlığını kazanmıştır.
Kıbrıs ve Girit coğrafyaları sosyal-siyasî bakımdan birbirleriyle benzerlik
gösterse de zayıflamış Osmanlı Devleti Girit’i ve Kıbrıs’ı elinde
tutamamış, ancak Türkiye Cumhuriyeti 1974 Mutlu Barış Harekâtı’nda
Kıbrıs adasında taksim tezini uygulayarak Kıbrıs Türkü’ne ayrı bir devlet
kurma yolunu açmıştır.
Akdeniz’de yüzyıllarca süren savaşlar toplumları derinden sarsan
trajik olaylara sahne olur. Girit ve Kıbrıs Adaları da Akdeniz’deki kanlı
savaşların bir parçası olmaktan kurtulamamıştır. XIX. yüzyıldan itibaren
Yunanlıların, Girit ve Kıbrıs Adalarını ele geçirme arzusu, Osmanlı tebaası
altında yaşayan Rumları her fırsatta kışkırtıp ayaklandırması, bunun sonucu
olarak da her iki adada Müslüman Türklerin yıllarca zulüme uğraması bir
nevi onların ortak kaderini çizmiştir. Bu acı olayların yaşandığı tarih içinde
gelişen mekân coğrafyadır.6 Tarih ve coğrafya merkezli yaşanan bu trajik
olaylar kültür ve edebiyat hayatımızda da yerini bulmuştur.
Girit ve Kıbrıs coğrafyalarında yaşanan tarihî olaylar, Kıbrıs’ta
1890’lardan itibaren yayıma başlayan gazetecilikte genişçe yer bulmuştur.
Kıbrıs’ın gerçek anlamda ilk Türk gazetecisi olarak kabul edilen Ahmed
Tevfik Efendi’nin gazeteleri Kokonoz, Akbaba, Mîrât-ı Zaman ve ikinci
kez yayımladığı Kokonoz gazetelerinde Kıbrıs ve Girit meseleleri karşımıza
sıkça çıkar. Bu gazetelerde kimi zaman Kıbrıs’ın kiralanması meselesine
yer verilirken, kimi zaman da Kıbrıs’ta gerçekleşen Rum taşkınlıklarına
yer verilmektedir. Girit meselesi hakkında ise cezirede Rumların
Müslüman Türklere karşı yaptığı zulüm ve katliamlara, Girit’te muhtariyet
hakkı verilmesi vs. gibi olaylar anlatılmaktadır. Ahmed Tevfik Efendi,
Mîrât-ı Zaman gazetesindeki “Girit Ceziresi” başlıklı bir makalesinde Girit
ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhâk edilme meselesine şöyle temas eder:
“Bugün Rumlar Girit’in, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhâkını istiyorlar!
Müslümanları mahv etmedikçe bu memaliklerin de Yunanistan’a ilhâkı
5
Bu konu hakkında geniş bilgi için bkz: Halil Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Ulus
Ofset Tesisleri, Lefkoşa, 1988, s125-142.
6
Emel Kefeli, Edebiyat Coğrafyasında Akdeniz adlı eserinde tarih-coğrafya
ilişkisini değerlendirir ve insanlar üzerinde bıraktığı etkilere temas eder:
“Toplumların sosyal, siyasi, ekonomik hayatını, gelişme ve değişmelerini nesilden
nesile aktaran önemli kaynaklardan biri olan edebiyat, içinde bulunduğu tarihî
şartlarla yakından ilgilidir. Bir milletin edebiyatını anlamak, zihniyetini
kavrayabilmek için tarihindeki evreleri, gelenek ve göreneklerini bilmek gerekir.
Tarihin içinde geliştiği mekân ise coğrafyadır; tabiat şartlarına bağlı olarak
yerleşim merkezlerini belirleyen, ekonomik hayatı yönlendiren; tarihî gelişmelerde
önemli bir rol oynayan coğrafya o bölgede yaşayan insanların fizyolojileri ve
psikolojileri üzerinde de etkilidir.” Bkz: Emel Kefeli, Edebiyat Coğrafyasında
Akdeniz, 3 F Yayınevi, İstanbul, 2006, s.11.
112
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
kabul olmayacağını pekâla bildiklerinden bilâ-ittifak-ı Memâlik-i
Osmaniye’yi kâmilen taksime ve bu suretle oralarda bulunan
Müslümanları zencir-i esarete rabt ile mahvetmek için gece ve gündüz
çalışıyorlar.”7
Girit’in Osmanlıların elinden çıkması her daim Kıbrıs meselesine
örnek olmuştur. Tevfik Efendi, kimi yazılarında Girit’te Müslüman
Türklere karşı yapılan zulümleri değerlendirirken, daha o dönemde Girit’te
yaşanan olayların Kıbrıs’a ibret olması gerektiği yönünde de görüş
bildirmektedir. Tevfik Efendi, Mîrât-ı Zaman gazetesinin 254. Sayısındaki
bir yazısında Girit’te yapılan katliamları anlatılır ve bu olayların Kıbrıs
Müslümanlarına ibret olmasını söyler.8
Kıbrıs’ta
1950’lerden
itibaren
başlayan
İngiliz-Rum
tedirginliklerine karşı Türkiye ve Kıbrıs’taki aydın yazarlar, Girit’te
yaşanan olayların Kıbrıs’ta da yaşanmaması için olaylara daha bilinçli
yaklaşmış, hem tarihî-siyasî, hem de edebî yönde birçok eser
neşretmişlerdir.
Girit’te yaşananların Kıbrıs’a örnek olunması gerekçesiyle kaleme
alınan ve propaganda ihtiva eden en önemli tarihî-siyasî eser arasında,
KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın, Kıbrıs Girit
Olmasın adlı çalışması zikredilebilir. Kıbrıs’ta yaşanan tarihî ve siyasî
olayların belgelerle ele alındığı bu eserde Denktaş, Kıbrıs’ta Rumların
yaptığı katliamları, Girit’te yapılanlarla kıyaslar. Denktaş, Girit’teki
zulümlere temas ederken; Rumların Girit’te bir ay içinde soğukkanlılıkla
birçok işkence ve zulümlerle Resmo, Kandiye ve Hanya gibi şehirlerde
öldürülen Müslüman Türklere değinir ve bunun Girit Türklerini yok etmek
veya adadan firara zorlamak için yapıldığını ifade eder. 9 Bu durum Kıbrıs
Türkleri’ne de yıllarca uygulanmış, onları yok etmek ve firara zorlamak
için çeşitli zulümlere başvurmuşlardır.
Midilli’li Mehmet Hayrettin’in Girit hatıralarını kaleme aldığı bir
yazısını günümüz Türkçesine aktaran Türkiye’nin tanınmış şairlerinden
Behçet Kemal Çağlar’ın bir nevi propaganda ihtiva eden Girit’in Talihi ve
Kıbrıs adlı eseri de dikkat çekicidir.
Behçet Kemal Çağlar önsözünde, eserin neden yazıldığına dair bilgi
verir ve Girit’in Kıbrıs meselesinde örnek alınması gerektiğini şu sözlerle
anlatır:
“Hiçbir hikâye anlatmak veya tarih yazmak iddiası olmayan bir
cefâkeş eski Türk’ün, hâtıralarına sadık kalarak eski koyu Osmanlı dili ile
kaleme almış olduğu bu küçük kitap, Osmanlı imparatorluğunun son çökme
ve dağılma günlerinin büyük trajedisini gözönüne sermektedir. Bu küçük
7
Ahmed Tevfik Efendi, “Girit Ceziresi”, Mîrât-ı Zaman, S.262, 10 Zilkade 1325 /
16 Kanun evvel 1907, s.4.
8
Bkz: Ahmed Tevfik Efendi, “Kıbrıs Müslümanlarına İbret, Artık Bıçak Kemiğe
Dayandı”, Mîrât-ı Zaman, S.254, 30 Şaban / Kanun evvel 1907, s.4-5.
9
Rauf Raif Denktaş, Kıbrıs Girit Olmasın, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005, s.161.
113
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
kitap medeniyet ve hamiyet namına harekete gelen din sömürücülüğünün,
büyük Batı devletlerinin yüzünü kızartacak bir açık tablosudur. (Megalo
idea) cı maceraperest Rumların Kıbrıs’ı ilhak için hangi yollardan hareket
etmek istediklerini bu Girit misali bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır.
Tarihin tekerrür etmesi için onların bu misalden ders almasından evvel
bizim ibret almamız, uyanmamız şarttır.”10
Bu eser aynı zamanda edebiyatta hatırat türünün de bir örneğini
teşkil eder.
Girit’te yaşanan olayların, Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi konulu
bazı şiir kitaplarında da bir vesileyle dile getirildiğini zikredebiliriz.
Cemal Oğuz Öcal’ın Kıbrıs’a Seferim Var adlı makale ve
şiirlerinden oluşan eserinde Girit’in, Kıbrıs meselesine de örnek olunmasını
şöyle ifade etmektedir:
Dün bir şâirimiz, Girit Adası için, şu mısraları söylemiş:
Girit bizim canımız,
Fedâ olsun kanımız!..
Bugün, biz de, o vatanperver şâirimizi rahmet ve minnetle anarak ,
şöyle diyoruz:
Kıbrıs bizim canımız,
Fedâ olsun kanımız!..
Okunur tarihinde:
Şerefimiz, şanımız!..
Bayraktar’la, Canbolad,
Oynatmışlar orda at!..
Etmeliyiz mutlaka,
Ruhlarını bir gün şâd!..11 (…)
Kubilay Beliğ’in “Kıbrıs Gerçekleri” başlıklı şiirinde ise Girit Adası
şöyle hatırlatılmaktadır:
İngiliz hep Rum’a döndü yüzünü,
Okunmadı hiç Türk’ün esamesi.
10
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayınları No. 2, “Önsöz”, Girit’in Talihi ve Kıbrıs,
(Haz: Behçet Kemal Çağlar), Refah Basım Evi, y.y.y, y.t.y, s.III.
11
Fazlıoğlu Cemal Oğuz Öcal, Kıbrıs’a Seferim Var, Sinan Matbaası, İstanbul,
1958, s.15.
114
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Zaten bunlar ayni bağın üzümü,
Hep istavros kulübünün üyesi.
Arkaları okşanınca Rumların,
Ner’de papaz varsa düştü yollara.
Girit’te Rodos’ta gördük bunları,
Gözü kara, kalbi, cübbesi kara.12
Hülâsa, Girit ve Kıbrıs adasında yaşanan tarihî ve siyasî gelişmeler
birbiriyle benzerlik göstermektedir. Her iki adada da Enosis’i
gerçekleştirmek amacıyla başvurulan yöntem aynıdır. Bu yöntemin esası
tedhiş hareketleri ve yıldırma, ekonomik kısıtlama ile göçe zorlamalar,
Avrupalı büyük devletlerin desteğinin sağlanması, Girit ve Kıbrıs üzerinde
başlatılan Megali İdea ve Enosis hareketlerinin arkasında Rum-Ortodoks
kilisesi ve Yunanistan’ın oluşu başı çeken yöntemlerdir. İşte tam da burada
Girit ve Kıbrıs’ı tarihî yönüyle ele alan romanlardan söz etmek yerinde
olacaktır. Bu bağlamda Girit ve Kıbrıs hakkında yazılmış romanlarda bazı
ortak temalar dikkat çekicidir. Biz bu çalışmada Saba Altınsay’ın, Kritimu
Girit’im Benim adlı romanıyla bazı Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi temalı
romanları mukayese edeceğiz.
Saba Altınsay, Kritimu Girit’im Benim adlı romanında, Osmanlı
Devleti’nin zayıfladığı ve arka arkaya girdiği savaşlarda topraklarını
kaybetmeye başladığı dönemi ele alır. Eserde, 1896 Girit ihtilâli, hemen
ardından 1897 Tesalya (Türk-Yunan) savaşı, Girit’e muhtariyet hakkı
tanınması ile 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilân edilmesine kadar olan
dönemler ele alınmaktadır. Yazar bu dönemleri ele alırken yüzyıllarca bir
arada yaşayan Müslüman-Hristiyan halkın; örf, adet, gelenek ve
göreneklerinin, hatta ortak bir dil özelliği taşıdığını anlatarak toplumları
derinden yaralayan savaşların, bu denli birbiriyle kaynaşmış iki halkı bile
birbirine düşman ettiğini ve siyasî oyunların kurbanı olduklarını anlatır.
Altınsay, Lozan Mübadelesi ile Anadolu’da kalan Ortodoks Rumlar ve
Yunanistan topraklarında kalan Müslümanların zorunlu olarak göç
ettirildikleri meselesini de anlatmaktadır. Eserin başkahramanı İbrahim
Yarmakamakis’dir. Aslında romanın başkahramanı, Altınsay’ın ailesinin
kökenlerinden gelmektedir. Onun ailesinin ve dostlarının yıllarca çektiği
zorluklar ve korku dolu yaşamlar anlatılır. Girit’teki çeşitli ayaklanma ve
savaşlardan sonra doğup büyüdüğü toprakları ağlayarak keder içinde terk
etmek zorunda kalırlar. Onların anılarını, atalarının öldüğü toprakları, güzel
kokulu Girit’i bırakmak zorunda kalmaları ve zorunlu göçleri
anlatılmaktadır.
12
Kubilay Beliğ, “Kıbrıs Gerçekleri”, Kır Çiçekleri, Ajans Yay Ltd, Lefkoşa, 2007,
s.114.
115
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Altınsay, eserinde göç meselesine değinirken şu duygusal sözlere
yer verir:
“Girit’te doğmuşlardı. Girit’te ölecek olsalardı ya… Yaşlılığın
sıcak ve halsiz yatağında, odaya bir girip bir çıkan, ağlamaktan gözleri
şişmiş karılarını, telaşlı gelinlerini, tıpkı kendi gençliklerine benzittikleri
oğullarının üzgün ve erkekçe hallerini, fersiz gözlerinin aralığından
izleyerek, artık sesleri ayırmakta zorlanan kulaklarında, bahçede oynayan
torunlarının neşeli çığlıklarıyla, usulca ve huzur içinde ölselerdi ya…
Ne güzel bir ölüm olurdu bu. Tüm sevinçlere, acılara, ümitlere
doymuş ihtiyar başlarını, yumuşak ve fesleğen kokulu bir yastığa
bırakırken, hayatı tasasız bir ölümle değişerek ve ölmenin, şimdi en
doğrusu olduğunu bilerek burada, Girit’te ölebilecek olsalardı… Belki de
kısmet olmayacaktı. Göç, sadece gideni değil, kalanı da peşinden
sürüklüyordu.”13
Yazar-coğrafya ilişkisi edebiyat incelemelerinde ele alınan dallardan
biridir. Yazarın semt, şehir, bölge, vatan ve yabancı ülkelerle
ilintilendirdiği konular şeklinde ufak motiflere ayırmak mümkündür. Saba
Altınsay’ın, Kritimu-Girit’im Benim adlı eseri yazarın ailesinin yaşadığı ve
metnin roman türünde doğduğu coğrafyayı belirginleştirir. Emel Kefeli,
yazarın hayat coğrafyası hakkında şunları ifade eder:
“Yazarın hayat coğrafyası bir anlamda coğrafya merkezli bir
biyografi çalışmasıdır. Yazarın ailesinin kökenleri, doğup büyüdüğü ve
hayatının değişik evrelerinde farklı nedenlerle bulunduğu coğrafya
incelenir. Bu inceleme yazarın eserlerindeki bazı motifleri, işlenen temaları
aydınlatması bakımından önemlidir. Lamartine’in “büyük bir yazarın
yeryüzündeki macerası boyunca yaşadığı, yaşamak için seçtiği memleket
bana daima onun en anlamlı sağlıklı imajı olarak görünmüştür; dehasının
ve eserlerinde bir bölümü sessiz kalan ruhunun, hayatının, düşüncelerinin
canlı bir yorumudur” şeklindeki yaklaşımı önemlidir. Yazarın yaşadığı ya
da seçtiği coğrafyanın eseri açıklayıcı yönünü işaret eder.”14
İşte Altınsay da bu eserinde, ailesinin kökenlerini, doğup büyüdüğü
yer olan Girit coğrafyasını seçer ve inceler. Altınsay’ın seçtiği coğrafyanın
eseri açıklayıcı yönünü işaret eder. Altınsay’ın bu romanında ele aldığı bazı
tarihî konular, Kıbrıs konulu neşredilmiş birçok romanla benzerlik gösterir.
Şimdi Saba Altınsay’ın, Kritimu Girit’im Benim adlı romanıyla Kıbrıs Türk
Varoluş Mücadelesi konulu bazı romanlar arasındaki ortak temaları
inceleyebiliriz:
13
Saba Altınsay, Kritimu-Girit’im Benim, Can Yayınları, 2.baskı, İstanbul, 2004,
s29-30.
14
Emel Kefeli, “Coğrafya Merkezli Okuma”, Turkısh Studies, Volume / 4 1-I
Winter 2009. www.turkishstudies.net, s.431-432.
116
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
1.Osmanlı Askerinin Girit ve Kıbrıs’tan Çıkması:
Osmanlı askerinin Girit ve Kıbrıs Adalarından çıkması birbiriyle
ortak özellik teşkil eder. Avrupa Devletleri Osmanlı’ya verdikleri notayla
Girit’ten askerini çekmesini istemiştir. Avrupa Devletleri, askerin adadan
çekilmesiyle Giritli Müslüman Türklerin katledilmelerine seyirci kalmış ve
Girit’te Rum bağımsızlığını sağlamışlardır. Osmanlı askerinin çekilmesiyle
Giritli Müslüman Türkler yıllarca korku içinde yaşayarak savunmasız
kalmanın tedirginliğini yaşamışlardır. Saba Altınsay Kritimu-Girit’im
Benim adlı eserinde başkahramanı İbrahim’in kuyumcu dükkânın önüne
düşen bir kâğıda değinir ve Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya adına bir bildiri
verildiğini anlatır. Yazar, Başkahramanı İbrahim’in ağzından anlattığı
bildiriye göre; Osmanlı askerinin Girit adasından çekilmesine, Müslüman
Türklerin memuriyet haklarının alınmasına, Osmanlı devletinin
hükümranlık haklarının saklı kalmasına, ancak Osmanlı bayrağının, hami
devletlerin işgalindeki Resmo, İsfakiye, Kandiye, Kisamo ve Girit
Valiliğinin bulunduğu Hanya’da İngiliz ve İtalyan bayraklarıyla
çekileceğine, yine bundan sonra Girit Valisinin mezkûr devletler tarafından
atanacağına, asayişin mezkûr devletler tarafından sağlanacağı gibi konuları
anlatır.15 Bildiriyi okuyan İbrahim, panik içinde romanın bir başka
kahramanı Koçinebeto’nun dükkânına gider. Osmanlı askerinin adadan
çıkmasına karşılık şu sözlere yer verilir:
“Öyle dersin oğlum da bak, ne diyor orada? ‘Osmanlı’nın askerini
geri yolluyorum’ diyor. Kim koruyacak bizi dersin? Canımızı, malımızı
kime teslim ederiz, biliyorsan söyle.”16
Osmanlı Devleti’nin 1878 yılında Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiralamasıyla
Girit’deki gibi Kıbrıs’ta da Osmanlı askeri adadan çekilmiştir. Ancak
1959’da Londra ve Zürih antlaşmaları uyarınca Türkiye Cumhuriyeti,
garantör devlet olmuş ve herhangi bir saldırıya karşı müdahele hakkı
almıştır. Buna mukabil 650 kişilik Türk Alayı yıllar sonra giden Osmanlı
askerinin yerine Türk askeri (Mehmetçiği) yeniden gelmiştir. Turgut
Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs adlı romanında bu konuya şöyle temas
eder:
“Son Türk askerinin 82 yıl önce Kıbrıs’tan ayrılışını ağlayarak
izleyenleri bulmuşlardı. Bunlar yüz yaşına yakın birkaç insancıktı.
Magosa’ya getirilmiş, askerleri en iyi görebilecekleri yere oturtulmuşlardı.
Dünyanın en mutlu insanları onlardı. Türk’ün gideceğini görmüşlerdi.
Bugün geri döndüğünü göreceklerdi.” 17
15
Saba Altınsay, a.g.e, s.13-14.
Saba Altınsay, a.g.e, s.16.
17
Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, 4.baskı, İstanbul, 2012,
s.134.
16
117
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
2.Megali İdea(Enosis) ile Girit ve Kıbrıs Türklerini Yok Etme:
Yukarıda da zikrettiğimiz gibi Yunanistan bağımsızlığını
kazandıktan sonra Büyük Ülkü tezini savunurlar. Kıbrıs ve Girit
Adalarında Emosisi gerçekleştirmek adına yapılan girişimler aynıdır.
Kıbrıs ve Girit’i Yunanistan’a bağlamak adına yapılan girişimler tedhiş
hareketlerine dayanarak her iki adadaki halkı yıldırma ve yok etme
çabasıdır. Her iki adada yapılan girişimlere Avrupa devletleri destek vermiş
veya görmezlikten gelmiştir. Yine Girit ve Kıbrıs Adalarında başlatılan
Megali İdea, Enosis kampanyalarının arkasında da Rum Ortodoks Kilisesi
ve Yunanistan vardır.
1896’daki Girit ihtilâlinde Rumların başlattığı terör olaylarıyla
binlerce Müslüman-Türk katledilmiştir. Saba Altınsay, Rumların tedhiş
hareketini şöyle ifade eder:
“İki sene önceki, Rumların o kanlı 96 ayaklanmasının ardından tam
bin beş yüz asker Pire’den, Selânik’ten akın akın gelmişti; bir o kadar da
silah Ne kadar köy, kaza varsa Müslüman ahali, evini barkını bırakıp
şehirlere sığınmıştı gelir de kesiverirler diye.Hanya adam almıyordu ondan
beridir. Sokaklarda, camilerde, tekkelerde yatıyorlar, hasta oluyorlar, aç
kalıyorlar, kurşunlanıyorlar, ölüyorlardı. Can pazarıydı Girit.”18
Kıbrıs’ta da aynı Girit gibi Megali İdeaya bağlı kalan Rumlar,
Başpiskopos Makarios önderliğinde Eoka tedhiş örgütü ile 1955’lerde
başlattığı saldırılar belli aralıklarla yaklaşık 20 yıl sürer. İbrahim Örs,
Mücahitin Oğlu adlı romanında Enosisi gerçekleştirmek isteyen Eoka
tedhiş örgütünün Kıbrıs Türklerine karşı saldıraları için şu sözlere yer verir:
“Ne var ki, giderek Rumlar saldırılarını sıklaştırmaya başladılar.
Özellikle Eoka’cı denilen Rumlardı bunlar… Ne mi istiyorlardı? Türkleri
Ada’dan silmek, tamamen yok etmek ve Enosis dedikleri şeyi sağlamak.
Enosis, bağımsız Kıbrıs devletinin sona ermesi ve Ada’nın tamamen
Yunanistan’a bağlanması demekti. Bu da ancak Türklerin susturulması,
ezilmesi, yok edilmesiyle olurdu onlarca… Takvimler 21 Aralık 1963’ü
gösterdiği gün Yeşil Ada’daki Türklere karşı yapılan saldırılara bir yenisi
eklendi. Rumlar özellikle Lefkoşe’de büyük bir katliama giriştiler.
Tanrı’dan korkmadan, kalpleri, vicdanları sızlamadan Türkleri öldürdüler,
Türk evlerini yıktılar, yağma ettiler…”19
3.Girit ve Kıbrıs Türklerinin Göç Etmesi:
Kıbrıs ve Girit Adalarında göç hareketleri iki büyük sebebe dayanır
diyebiliriz. Bunlar, Avrupa devletlerinin her iki Ada’da yönetimleri ele
geçirmesi ve Yunanistan ile Rum Ortodoks Kilisesinin yönettiği Enosis’e
bağlı tedhiş örgütlerinin uyguladığı yok etme ve yıldırma hareketlerine
18
19
Saba Altınsay, a.g.e, s.19.
İbrahim Örs, Mücahitin Oğlu, Milliyet Yayınları, 1.baskı, y.y.y, 1975, s.28-29.
118
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
karşı olan göçlerdir.20 Saba Altınsay eserinde 96 ayaklanması, Osmanlı
askerinin Ada’dan gitmesi ve Avrupa Devletlerinin yönetimi ele geçirdiği
yılları anlatırken yaşanan bir göç olayını anlatır. Romandaki Gromozakis
Hasan adındaki kahraman bu meselelerden huzursuz olur ve Başkahraman
İbrahim’in babası Mustafa Efendi’ye Abdala’nın kahvesinde Anadolu’ya
göç edeceğini söyler ancak Mustafa Efendi kalmasından yanadır. Buna
karşılık Gromozakis şunları söyler:
“Yapma dersin Yarmakam. Hangimizin rahatı var toprağımızda,
bunu da de o zaman. Başını yastığa koyamadığın, yarını bilmediğindendir.
Hatta bu geceyi ne biliyorsun ha, ne biliyorsun? Nizami’den sonrayı ben
hiç görmüyorum Girit’te. Sen görüyorsan söyle; durma dinliyorum.
‘Yapma’ deme bana, Allahını seversen deme. Dudun mu?
Sanırsın şimdi karar verdim? Sanma! 96 kıyametinden beri aklım
kesiyor bunu. Bekledim, bakalım ne olacak, bakalım Osmanlı ne diyecek?
Dedi işte, gördünüz.21
Kıbrıs’ta da Osmanlı Devletinin adayı İngiltere’ye kiralamasından
dolayı Türk halkı huzursuz olmuş ve birçok kişi Anadolu’ya göç etmiştir.
Turgut Özakman bu konuya değinerek şu sözlere yer verir:
“İngilizlerin bu tutumu ve Rumların enosis istemeleri, Türkleri çok
rahatsız etmişti. Rumlarla yer yer kavgalar, çatışmalar yaşanıyordu. Bu
çatışmalar, kalabalıklar, küçümsemeler Türklerin direniş ruhunu
güçlendiriyordu. Bazıları rahatı seçti. Türkiye’ye göç başladı. Göç eden
aile sayısı kısa sürede on bini geçecek, göç kanayan bir yara gibi devam
edip gidecekti.”22
4.Girit ve Kıbrıs Türklerinin Yaşadığı Ekonomik Sıkıntılar:
Her iki adada da yapılan kıyım ve yıldırma hareketlerinden dolayı
halk maddi-manevi yıpranmış ve ekonomileri sarsılmıştır. Ekonomik
sıkıntıların teşkil ettiği başıca sıkıntılar ise açlık, yokluk, hastalık, ürününü
toplayamama buna bağlı olarak yokluklardan malını-mülkünü toprağını
satma mecburiyetinde kalmak Girit ve Kıbrıs’daki Müslüman Türklerin
20
Oğuz Karakartal , Kıbrıs’taki göç hareketini üç büyük sebebe bağlar ve
‘Kıbrıs’ın İngiltere’ye kiralandığı 1878 tarihi ile adanın İngiltere tarafından ilhak
edildiği 1914 ve Lozan Antlaşması sonucu adanın İngiltere’de kalmasının kabulü
ardından 1925’tir.’ Diye ifade eder. Bkz: Oğuz Karakartal, Kıbrıs’ta Türkiye Kültür
Adamları ve Eserleri (1873-1974), Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul, 2010, s.23.
Kıbrıs’ta 1955’lerde başlayan Eoka saldırılarıyla Mutlu Barış Harekâtı’na kadar
olan süreçte de birçok Kıbrıs Türk’ü adadan göç etmiştir. Girit’te yapılan göçlerde
ise yine Enosis doğrultusunda Rumların 1821’den itibaren başlattığı ayaklanmalar,
Osmanlı’nın girdiği savaşlar ve nitekim 1923’deki Nüfus Mübadelesi Girit’teki
başlıca göçler olarak gösterilebilir.
21
Saba Altınsay, a.g.e, s.28.
22
Turgut Özakman, a.g.e, s.23.
119
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
ortak özelliğidir.23 Saba Altınsay halkın 1896’daki Girit ihtilali sırasında
çektiği sıkıntıları şöyle dile getirir:
“Hanya adam almıyordu ondan beridir. Sokaklarda, camilerde,
tekkelerde yatıyorlar, hasta oluyorlar, aç kalıyorlar, kurşunlanıyorlar,
ölüyorlardı. Can pazarıydı Girit.”24
Altınsay, yapılan terör olaylarına karşı Girit halkının çektiği bir
başka sıkıntıyı da yine şöyle ifade eder:
“Hanya’da bile geceleri bir vakitten sonra komşuna gidemediğinde,
korkundan uzaktaki bağına bahçene elin ermediğinden cümle toprağın
ziyan olduğunda, daha korkacak çok potokosu olurdu insanın.” 25
Altınsay yaşanan ekonomik sıkıntılara karşı malını-mülkünü
satmaya kalkışan Girit Türklerini ise şöyle tanımlar:
“Geçimleri zora girmişti. Fatma’nın iki evini birbiri ardına
satmışlar, yine ona ait olan büyükçe bağlar da bakımsızlıktan perişan
olmuş, kıymeti kalmamıştı. Girit’te herkesin başı sıkışmıştı çoktan.”26
Yaşanan tüm bu zorluklar Kıbrıs’ta da gerçekleşmiştir. Yapılan
kıyım ve yıldırmalardan sonra halk ciddi bir ekonomik sıkıntıya girmiş ve
yıllarca yokluk çekmiş bunun sonucunda da malını-mülkünü satmaya
kalkmıştır.
Hayrani Ilgar Kıbrıslı Bir Mücahidin Romanı adlı eserinde Kıbrıs
Türklerinin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı şöyle ifade eder:
“Ada’da yüzde otuz beş nisbetinde bulunan Türkler, maddi
bakımdan hergün biraz daha gerilemeye, düşmeye ve ikinci plâna atılmaya
zorlanmaktaydılar.”27
Osman Güvenir ise Üç Pencere adlı romanında yokluk çeken Kıbrıs
Türkünü şöyle anlatır:
“Bu çırpınışlar içinde Türkiye’den Kızılay yardımları gelmeye
başlamıştı. Herkese birer yeşil yiyecek karnesi vermişler ve belli
zamanlarda yiyecek tevziatından biz de yararlanmaya başlamıştık. Kızılay
bir de doktor ve hemşire ekibi göndermişti.”28
23
Birçok araştırmacı yazar ve akademisyen Kıbrıs ve Girit halkına yapılan tüm bu
zulümlerin İngiliz, Yunan ve Rumların plânlı programlı bir şekilde yapıldığını ifade
ederler ve neticede yıpranan Türk halkının malını mülkünü satıp hem toprak
azaltılmasına hem de göçe zorlanmasına neden olarak gösterirler.
24
Saba Altınsay, a.g.e, s.19.
25
Saba Altınsay, a.g.e, s.24.
26
Saba Altınsay, a.g.e, s.224.
27
Hayrani Ilgar, Kıbrıslı Bir Mücahidin Romanı, Özdemir Basımevi, İstanbul, 1976,
s.7.
28
Osman Güvenir, Üç Pencere, Alfa yayınları, İstanbul, 2011, s.39.
120
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
5. Girit:
Sampson:
Venizelos-Georgios
ve
Kıbrıs:
Makarios-Nikos
Kıbrıs ve Girit Adalarında Enosis’e bağlı tedhiş örgütlerini yürütüp
başı çeken liderler de birbirleriyle benzerlik gösterirler. Bu liderler Girit
adına Elefterios Venizelos ve Prens Georgios iken Kıbrıs adına da Nikos
Sampson ve Başpiskopos Makarios gelmektedir. 1897 Türk-Yunan savaşı
sonrasında 1898 yılında Girit adasına Vali olarak Prens Georgios
atanmıştır. Girit’in bir an önce Yunanistan’a bağlanmasını isteyen
Elefterios Venizelos adada çeşitli ayaklanmalar düzenlemiş ve Georgios ile
birbirlerine ters düşmüştür. Neticede Venizelos Georgios’u makamından
düşürmeyi başarmıştır. Kıbrıs’ta da benzer durumu Nikos SampsonMakarios çatışmasında görmekteyiz. Enosis’i bir an önce gerçekleştirip
Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak isteyen Sampson, Yunanistan ile işbirliği
yaparak Eoka B örgütünü kurup, Makarios’a darbe yaparak onu saf dışı
bırakmıştır.29
Saba Altınsay Georgios ve Venizelos’un zıt düşüncülerini aktarır.
Yazar, Girit’in Yunanistan’a bağlanması için Venizelos’un Georgios’a
karşı kilisede halkı kışkırtmasını Venizelos’un yaptığı konuşmayla şöyle
aktarır:
“Evet kardeşlerim. Talihsiz Girit bu defa kendi içinden çürütülüyor.
Prens Yeorgios’u altı yıldır bekliyoruz. Daha ne kadar bekleyeceğiz?
Yunanistan’a iltihâk etmemizi istemiyor, oyalıyor bizi. Ne yaptı bunca
zamandır biri çıksın söylesin. Hemen şimdi söylesin! Haydi Sfakiyanis,
Kandiyeli! Sen söyle bakalım. Peder Dionizos siz söyleyiniz. Evet, başınızı
sallıyorsunuz. Hiçbirşey kardeşlerim. Niye getirdik Yeorgios’u buraya,
Yüksek Komiser yaptık? Bizim anamız, özbeöz anamız Yunanistan’a iltihâk
etmemizi sağlasın diye. O ne yapıyor? İngiltere’nin, Fransa’nın,
Rusya’nın, İtalya’nın dediklerini yapıyor. Onlar bekleyiniz diyor, Prens de
bekliyor. Peki biz neyi bekliyoruz?
“Sabrımız taştı artık. Bunun için çok kan döktük, dökmedik mi?
Cevap verin, duymak istiyorum! Damarlarınızda kan mı kalmadı yoksa?
Girit’in kaderini, bir kişinin ellerine mi bıraktınız? Bu bizim kaderimizdir.
Bizim kaderimiz! Kendi kaderimizi kendimiz yaratırız. Giritliyiz biz
Giritli!”
Kalabalık, kendinden geçiyor, çıldırmış gibi bağırıyordu.”30
Kıbrıs’ta ise Nikos Sampson’un, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak
adına Başpiskopos Makarios’a yaptığı darbeyi Osman Güvenir Üç Pencere
29
Girit’te Georgios’u makamından düşüren Venizelos 1913’te Girit’i Yunanistan’a
bağlamayı başarmıştır. Ancak Kıbrıs’ta durum farklıdır. Nikos Sampson’un, yaptığı
darbeyle Makarios’u saf dışı bırakması işe yaramamıştır. Çünkü Türkiye
Cumhuriyeti, Garanti Antlaşmasındaki haklarını kullanarak adaya barış getirmek
için çıkmış ve Kıbrıs Türkleri bağımsızlıklarını kazanmıştır. Bkz: Halil Fikret
Alasya, Tarih’te Kıbrıs, Ulus Ofset Tesisleri, Lefkoşa, 1988, s. 240-243.
30
Saba Altınsay, a.g.e, s.116-117.
121
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
adlı romanında başkahramı Özkan’ın ağzından anlatır. Yazar bu darbeyle
duygularını Ada Türklerinin, Batı Trakya Türkleri ve Girit Türkleri ile aynı
kaderi yaşamamasına bağlar:
“15 Temmuz, 1974 sabahı bir bomba patlamıştı Kıbrıs’ta.
Makarios’a bir darbe düzenlenmişti. Azılı Eoka’cı Nikos Sampson, Yunan
Cuntası ile bir olarak, Makarios’a bir darbe düzenlemişlerdi. Radyo ve
televizyonlar, Makarios’un öldüğü, Nikos Sampson’un Cumhurbaşkanı
olduğunu, Ada’nın Yunanistan’a bağlandığı haberini veriyordu. Bu haberi
duyduğumda başımdan kaynar sular dökülmüştü sanki. Büyük bir telaşa
kapılmıştım. Deli divane gibi gelişmeleri izlemeye başlamıştım.
Eoka’nın yarım asıra yakın döktüğü masum insan kanlarının bedeli
bu mu olmalıydı? Varoluş için verdiğimiz onurlu mücadele hüsranla mı
bitecekti? Bir an için kendimi Batı Trakya Türklerinin yerine koymuştum.
Modern çağda bile Yunanistan’daki Türk köylerine sadece paso ile girip
çıkan Türklerin acı hayatlarını, asimile operasyonlarını ve özgürlüklerinin
kısıtlanışını düşünmüştüm.
Şayet Enosis gerçekleşmişse ve bu oldu-bitti operasyonu kalıcı
olursa, bizim sonumuz Batı Trakya Türkleri veya Girit Türkleri gibi
olmayacak mıydı Kıbrıs’ta? Osmanlı’nın çocukları kahretmezler mi
atalarının tarihi hatalarını düşündüklerinde benim gibi? Veya Atatürk’ün;
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” deyişinin gerçekleşememesine
üzülmezler mi? Kıbrıs Türkünün hakkı değildi böyle bir hüsrana
uğramak.”31
6.Girit ve Kıbrıs Adasından Osmanlı ve Abdülhamid’e Sitem:
Girit ve Kıbrıs Adalarındaki Türklerin yıllarca katledilmeleri,
ekonomik baskı altında kalarak birçok zorluklar çekmesi, Yurdunu bırakıp
doğup büyüdüğü yerlerden göç etmesi kısacası Megali İdea’nın kurbanı
olmaları onlarda doğal olarak korunma ihtiyacı duygusu oluşturmuştur. Bu
tarihi gerçeğe bağlı kalarak kültür ve edebiyat tarihimizde birçok yazar
kaleme aldıkları eserlerde Girit ve Kıbrıs hakkında Osmanlı Devleti’ne ve
her iki adanın da en kritik olayların yaşandığı dönemlerde padişah olan
Abdülhamid’e sitemde bulunurlar.
Kıbrıs’ın gerçek anlamda ilk Türk gazetecisi olan Ahmed Tevfik
Efendi, 1896-1898 yılları arasında yayımladığı ilk mizah gazeteleri
Kokonoz ve Akbaba’da Girit’te yapılan Rum ayaklanmaları, Müslümanlara
yapılan kıyımlar, Tesalya savaşı gibi konulara temas eder. Hatta Girit
meselesi ve Tesalya savaşında Kıbrıs’taki Rumların da onlara destek
verdiklerinden söz eder. Tevfik Efendi, tüm bu konuları ele alırken
Osmanlı Devleti ve Padişah Abdülhamid’i korkusuzca eleştirmektedir.
Tevfik Efendi, Akbaba’nın 17. sayısında Girit meselesi ve Tesalya’da
31
Osman Güvenir, a.g.e, s.609-610.
122
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
kazanılıp geri verilen topraklara karşı Osmanlı yönetimi ile padişahı şu
sözlerle eleştirir:
“Hükümet de doğru söyleyenlerin mahv ve izalesini murad
buyuruyor! Ne kadar tezat ne derece mugayeret! Tesalya verilmiş sesini
bile çıkarmamayı Girit mesela ihsan edilmiş umurumda bile olmamayı bir
vatandaşını, dindaşını nahak yere yakalamışlar, bin türlü işkencelerden
sonra ya nefye yahut denizin dibine göndermişler “aleyhi mayestehak” etti
de buldu demeyi vicdanına, insaniyetine, islâmiyetine yakıştırabilirsen
makbule geçersin yoksa ele geçtin mi hiç şüphe yok ki gideceğin mahal ya
tabakat-ı cehennemden numune-nüma olan işkencegâh-lahrar-ı ümmet
veyahut dünyanın nihayeti, ahiretin bidayeti olan hak-i şehadettir.”32
Saba Altınsay, Girit’te 1898 yılında Osmanlı’nın Ada’dan çekilmesi
ve adaya Vali atanması olayını aktarırken başkahramanı İbrahim ve bir
diğer kahramanı Koçinebeto’nun karşılıklı diyaloğunda Osmanlı’nın
tutumuna değinir. Bu söyleşide Osmanlı’ya karşı sitem olduğunu
görmekteyiz:
“Oturacak Osmanlı, vuracak yumruğunu masaya, ‘Girit’i ben
bilirim, ben söylerim’ diyecek. Bak o zaman sesi çıkar mı kimsenin.
Güldürme Koçinebeto. Kimsenin masasına yumruğunu vurabilemez
Osmanlı. Doğrudur dediğin o zaman, yazık oldu ölenlere.” 33
Saba Altınsay, eserindeki kahramanları Doktor Ragıp Bey ile
Gazeteci Hüseyin Aziz Bey’in ağzından Abdülhamid ve Osmanlı’ya şu
sitemde bulunur:
“Aziz Bey anladı; doktorun açtığı yoldan dosdoğru ilerledi.
Abdülhamit’i
sürükledikleri
istikâmetten
bahsediyorsunuz.
Osmanlı’yı oyalama taktiklerinden. Aman statüko bozulmasın, aman
birbirlerini yesinler. Onlar ekmeği bir ucundan kemirirken biz nafile yere
nota üstüne nota veriyoruz.”34
Saba Altınsay, Abdülhamit’e olan sitemini ise eserinin
başkahramanı İbrahim’in ağzından yapar. İbrahim bir diğer kahraman
Yüzbaşı Mersin’e şunları söyler:
“Burada Müslümanların yarasıdır Yüzbaşım. Biz bekledik durduk,
Abdülhamit kılını kıpırdatmadı.”İttihatçılara güvendik; ilk heyecan,
galeyan derken o da bitti. Kaldık işte böyle.”35
Kıbrıs’taki durumda da konu Girit gibidir. Ada’yı İngiltere’ye
kiralayan Osmanlı’ya karşı sitem eden Turgut Özakman, Çılgın Türkler
32
Ahmed Tevfik Efendi, “Ciddî Muhavere”, Akbaba, S.17, 27 Mayıs 1314/08
Haziran 1898, s.2.
33
Saba Altınsay, a.g.e, s.17.
34
Saba Altınsay, age, s.90.
35
Saba Altınsay, age, s.161.
123
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Kıbrıs adlı eserinde İngiltere’ye kiralanan adanın değişikliklerini şu
sözlerle açıklar:
“Osmanlı Yönetimi Ada’nın mülkiyeti bizdedir diye kendini
avutadursun, İngiliz yönetimi kira bedelini Osmanlı’nın borcuna sayıp
ödemedi, Türk yöneticilerin çoğunu değiştirdi. Yerlerine İngilizleri,
Rumları atadı. Türkçe ve Rumcaya ek olarak İngilizce’yi de resmi dil ilân
etti.”36
7.Girit ve Kıbrıs Adasında Müslüman-Hıristiyan Çatışması
Akdeniz’in asırlar boyu Hıristiyan-Müslüman savaşında sahne
alması şüphesiz ki Girit ve Kıbrıs Adalarında da kendini göstermiştir.
Venediklilerin Kıbrıs ve Girit’te ticaret gemileri ve hacca giden gemileri
yağmalaması Akdeniz’de tedirginlik yaratmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin
Venedik’in elinde bulunan Girit ve Kıbrıs Adalarını fethetme nedeni de
Akdeniz’de güvenliği ve barışı sağlamak amacına dayanır. 37 Daha önce de
zikrettiğimiz gibi Girit ve Kıbrıs Adalarının Yunanistan’a bağlanmak
istenmesi ortak özelliklerini teşkil eder. Yunanlıların Megali İdea tezini
savunması, Rumların Yunanistan’ı anavatan olarak benimsemesi ve
temelinde Rum-Ortodoks Kilisesi’nin olduğu bilinmektedir. Girit ve Kıbrıs
olaylarında arka plânda kilisenin desteği vardır.
Buna göre; Saba Altınsay, Girit’teki fanatik hıristiyanların
kilisedeki hareketlerini şöyle aktarmaktadır:
“Metropolit canlanmış, yüzünün her noktası kızıla kesmişti. İri
pençeli bir arslan gibi ileri atılarak kükrüyordu:
36
Turgut Özakman, a.g.e, s.23.
Kıbrıs’ın 1571 yılında fethedilmesi İslâmî-Hıristiyan çatışmasından kaynaklanır.
Kıbrıs, Müslüman ve Hıristiyan dünya için asırlardan beri önem taşıyan bir adadır.
Ada, Latinler ve özellikle de Venedikliler için Levant’da önemli bir yerdi. Onlar
hem politik hem de ticari gayeler için adayı kullanıyorlardı. Mehmet Akif Erdoğru,
Ada’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesinin İslâmiyet için önemli olduğunu ve
meşhur Şeyhülislâm Ebussud Efendi’nin fetvasıyla gerçekleştiğini şöyle aktarır:
“Kutsal topraklara giden Avrupalı Hacılar için Ada, Avrupa ile Kudüs arasında
önemli bir ara durak idi. Osmanlılar adayla ciddi olarak XV. Yüzyılın sonlarında
ilgilenmeye başladılar. İstanbul ve çevresinde hâkimiyetlerini sağlamlaştırdıktan
sonra, Memluklar ve Venediklilerle olan ilişkilerin yeniden gözden geçirdikleri
vakit, Ada’nın kendi toprakları için ne kadar bir tehlike arz ettiğinin farkına
vardılar. Venedik ile Osmanlılar arasında yürürlükte olan bir barış anlaşması
olmasına rağmen, meşhur Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin fetvasıyla, Kıbrıs
Adası’nın eskiden bir İslâm toprağı olduğu ve fethedildiği takdirde bütün İslâm
dünyasına menfaat sağlayacağı düşüncesiyle, anlaşma tek taraflı olarak bozuldu ve
neticede 1571 yılında Ada, Osmanlılarca zor bir mücadeleden sonra
Venediklilerden alındı.” Bkz: Mehmet Akif Erdoğru, Kıbrıs’ta Osmanlılar, Galeri
Kültür Yayınları, Lefkoşa, 2008, s.30-31.
37
124
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Yakındır çocuklarım! Efendimizin kurtuluşu gibi Girit’in de
kurtuluşu yakındır. Girit de dirilecektir onun gibi. Dirilip yepyeni, sırmalı
bir elbise giyecek, sevgilisine, Yunanistan’a kavuşacaktır. Parıltısını
şimdiden görüyorum. Bakın! İsa efendimize bakın!
Arkasını dönerek başı göğsüne düşmüş İsa tasvirini işaret etti.
“Nasıl da kaldırıyor başını!”
Salondan bir uğultu yükseldi.
Kaldırıyor! Göğe dikiyor gözlerini. Bakın! Efendimiz diriliyor!
Kanatlanıp yükseliyor işte! Açın gözlerinizi. Göz çukurlarınıza topraklar
dolmadan sizden sonrakilere anlatın bu günü. Efendimiz’in dirilişini
gördüm deyin. Girit’in dirilişini gördüm deyin. Gözleriniz kamaşsa bile
bakın. İşte orada!”38
Benzer durum Kıbrıs’ta da söz konusudur. Aslen bir Papaz olan
Rum lideri Makarios, tedhiş örgütünü kiliseye bağlı kalarak yönettiği de
bilinmektedir.
Nebioğlu Yayınları’nın çıkardığı İngiliz Kemal Kıbrıs Muamması
Peşinde adlı romanda başkahraman İngiliz Kemal’in ağzından anlatılan
bilgilerde İngilitere’deki Kıbrıs eksenli Ortodoks Kilisesi’nin faaliyetleri
şöyle anlatılır:
“Kıbrıs meselesiyle ve diğer Yunan gayeleriyle ilgili olarak
Londra’daki Ortodoks Kilisesi’nin ne gibi sinsi faaliyetlerde bulunduğunu,
geceli gündüzlü olmak üzere durmadan çalışan kızılları ne gibi şartlar
çerçevesinde desteklendiğini tam adamından öğrenmeyi kafama
koymuştum. Bu adam Londra’daki Ortodoks başpapazının ta
kendisiydi…”39
Sonuç
Her iki adanın da Osmanlı’nın zayıflamış dönemlerine denk gelmesi
Girit ve Kıbrıs Türklerinin kaderini çizmiştir. Akdeniz bölgesinin ortak
kaderi savaşlar ve savaşların bıraktığı izlerdir. Akdeniz coğrafyası edebiyat
eserlerinde; savaşın açtığı yaralar, acılar, izler, sevinçler, hüzünler, umutlar,
bekleyişler, özlemler, kaybetme korkusu, zaferler, yüceltmeler ve eleştiri
gibi duygularla savaşın etkilerini yansıtacak biçimde işlenirler. Kısacası bu
öğeler savaşların kaynağı Akdeniz’in sosyal-siyasî anlamda huzur bulan
veya bulmayan yüzünü anlatır. Girit ve Kıbrıs Türklerinin XIX. yüzyılda
sosyal-siyasî sahada yaşadığı birbirine benzer trajik olaylar, edebî eserlerde
ele alınan konularda da benzerlik gösterir. Bu bağlamda Saba Altınsay’ın,
38
Saba Altınsay, a.g.e, s.67-68.
Nebioğlu Yayınları, İngiliz Kemal Kıbrıs Muamması Peşinde, Nebioğlu Yayın
Evi, İstanbul, (y.t.y) s.55.
39
125
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Kritimu-Girit’im Benim adlı eseri ve Kıbrıs temalı bazı romanlardaki
konuların benzerliği dikkat çekicidir.
Siyasî konjöktürde yaşanan gelişmeler Girit ve Kıbrıs için benzer
özellikler ifade etse de onları temelde ayıran en büyük farklılık Girit
Türklerinin tamamen topraklarını terk etmek zorunda kalması, Kıbrıs
Türklerinin de topraklarında özgürlüğüne kavuşmasıdır. Saba Altınsay,
Kritimu-Girit’im Benim adlı romanında Girit Türklerinin, zaman içinde
Hıristiyanlarla kaynaştığını, birbirlerinin kültürlerini benimsediklerini,
hatta ortak bir dillerinin dahi oluştuğunu ifade eder. Tüm bunlar aslında
Girit Türklerinin millî değerlerini kaybettiğinin birer göstergesidir. Kıbrıs
Türkleri ise tarih boyu Osmanlı veya Türkiye’den hiçbir zaman kopmamış
dilini ve dinini koruyarak millî değerlerini kaybetmemişlerdir. Kıbrıs
Türkleri, Ada’nın 1878’de İngiltere’ye kiralanmasından 1974 Mutlu Barış
Harekâtına kadar yaklaşık yüz yıl var olma savaşı vermiş ve topraklarında
Türk-İslâm kimliğini korumayı başarmıştır. Kültür ve edebiyat tarihimizde
yayımlanan birçok eserde Girit Türklerinin yaşadığı zulümlerin, Kıbrıs
Türklerine de ders olması gerektiği ifade edilir. İşte, merhum kurucu
Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın, Kıbrıs Girit Olmasın adlı eseriyle,
birçok Kıbrıslı ve Türkiyeli şairin Girit meselesine vurgu yapması hep
bundan kaynaklanır. Millî bir duyarlılıkla gerek Türkiye, gerekse Kıbrıs’ta
kaleme alınan bu eserler ve inanç var olduğu sürece Kıbrıs Türkü her
zaman var olacaktır.
KAYNAKÇA
Kitaplar
Alasya, Halil Fikret. Tarihte Kıbrıs, Ulus Ofset Tesisleri, Lefkoşa, 1988.
Altınsay, Saba. Kritimu-Girit’im Benim, Can Yayınları, 2.baskı, İstanbul,
2004.
Beliğ, Kubilay. Kır Çiçekleri, Ajans Yay Ltd, Lefkoşa, 2007.
Denktaş, Rauf Raif. Kıbrıs Girit Olmasın, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005.
Erdoğru , Mehmet Akif. Kıbrıs’ta Osmanlılar, Galeri Kültür Yayınları,
Lefkoşa, 2008.
Güvenir, Osman. Üç Pencere, Alfa yayınları, İstanbul, 2011.
Ilgar, Hayrani. Kıbrıslı Bir Mücahidin Romanı, Özdemir Basımevi,
İstanbul, 1976.
İstanbul Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayınları No: 2, “Önsöz”, Girit’in
Talihi ve Kıbrıs, (Haz: Behçet Kemal Çağlar), Refah Basım Evi,
y.y.y, y.t.y.
Karakartal, Oğuz. Kıbrıs’ta Türkiye Kültür Adamları ve Eserleri (18731974), Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul, 2010.
126
Girit ve Kıbrıs Türkleri Bağlamında Saba Altınsay’ın Kritimu-Giritim
Benim Adlı Romanı / Emin ONUŞ
Karal, Enver Ziya. “Osmanlı-Yunan Harbi”, Birinci Meşrutiyet Ve İstibdat
Devirleri (1876-1907), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, C.4, Ankara, 1995.
Kefeli, Emel. Edebiyat Coğrafyasında Akdeniz, 3 F Yayınevi, İstanbul,
2006.
Nebioğlu Yayınları, İngiliz Kemal Kıbrıs Muamması Peşinde, Nebioğlu
Yayınevi, İstanbul, (y.t.y).
Öcal, Fazlıoğlu Cemal Oğuz. Kıbrıs’a Seferim Var, Sinan Matbaası,
İstanbul, 1958.
Örs, İbrahim. Mücahitin Oğlu, Milliyet Yayınları, 1.baskı, y.y.y, 1975.
Özakman, Turgut. Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, 4.baskı, İstanbul,
2012.
İnternet:
Hülagü, Metin. “1897 Türk-Yunan Harbine Kadar Osmanlı İdaresinde
Girit”, CIEPO–14 Uluslararası Türk İncelemeleri Kongresi, 18–22
Eylül 2000, Ege Üniversitesi, İzmir. Türk Tarih Kurumu Yayınları,
Ankara 2000. www.metinhulagu.com, (28.03.2013).
Kefeli, Emel. “Coğrafya Merkezli Okuma”, Turkısh Studies, Volume 4/1-I
Winter 2009. www.turkishstudies.net, (26.04.2013).
Oğuz, Gülser. “Osmanlı Gazetesinin (1897-1904) Girit İsyanlarına
Bakışı”, Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi
(KEFAD), C.7, S.2, 2006. kefad.ahievran.edu.tr, (28.03.2013).
Ünsal, Emin. Girit’in Türk Hakimiyetinden Çıkışı, T.C. Trakya Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yakınçağ Tarihi
Bilim Dalı (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Edirne, 2009.
(193.255.140.18/Tez/0075342/METIN.pdf), (23.05.2014).
Gazeteler:
Tevfik, Ahmed. “Ciddî Muhavere”, Akbaba, S.17, 27 Mayıs 1314/08
Haziran 1898.
Tevfik, Ahmed. “Girit Ceziresi”, Mîrât-ı Zaman, S.262, 10 Zilkade 1325
/ 16 Kanun evvel 1907.
Tevfik, Ahmed.“Kıbrıs Müslümanlarına İbret, Artık Bıçak Kemiğe
Dayandı”, Mîrât-ı Zaman, S.254, 30 Şaban / Kanun evvel 1907.
127
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
KIBRIS TÜRK MÜCADELE TARİHİNDE KIBRIS TÜRK
KURUMLARI FEDERASYONU VE RAUF RAİF DENKTAŞ
Federation of Turkish Cypriots Associations and Rauf Raif Denktaş in
the History of Turkish Cypriot Struggle
Ulvi KESER
Barış ÖZDAL
Özet
Resmi amacı “Kıbrıs Türklerinin siyaset dışındaki problem ve
ihtiyaçlarını temin yolunda başta Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu
(KATAK) ve Kıbrıs Türk Millî Halk Partisi (KTMHP) olmak üzere bütün
Türk kurumlarının işbirliği içinde çalışmasını sağlamak” olan Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyonu (KTKF) 8 Eylül 1949 tarihinde kurulmuştur.
Federasyonun ilk başkanı olan Faiz Kaymak 1949-1957 döneminde görev
yaptıktan sonra yerini 27 Ekim 1957 tarihinde Rauf R. Denktaş’a
bırakmıştır.Özellikle Rauf R. Denktaş’ın başkanlığa gelmesinin ardından
bir yandan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) diğer yandan Nacak Gazetesi
vasıtasıyla Kıbrıs Türk toplumunu ayakta tutmaya gayret gösteren KTKF,
Türkçenin düzgün kullanılmasından, sosyal hayatın düzelmesine, Kıbrıs
Türk ekonomisinin canlanmasına ve özellikle ağır Rum baskıları karşısında
ayakta durmasına destek vermiştir.Bu kapsamda çalışmamızda KTKF’nin
faaliyetleri ve bu faaliyetleri cansiperane bir gayretle yönlendiren Rauf R.
Denktaş’ın rolü analiz edilecektir.
Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Rauf Raif Denktaş, Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyonu, Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu, Kıbrıs Türk
Millî Halk Partisi.
Abstract
Federation of Turkish Cypriots Associations (FTCA), whose official
aim was “Providing to work cooperatively of all Turkish associations,
notably Association of Turkish Cypriots Minority (ATCM) and Turkish
Cypriots National People Party (TCNPP), for provisions of problems and
needs except politics of Turkish Cypriots”, was established in 8 September
1949. Faiz Kaymak, who was the first head of Federation, gave his
presedency place to Rauf R. Denktaş in 27 October 1957 after he had been

Prof. Dr. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Avrupa Birliği İlişkileri Bölüm Başkanı,
Akdeniz ve Kıbrıs Araştırmaları (UKÜ-AKKA) Merkezi Müdürü,
[email protected]

Doç. Dr. Uludağ Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyasi Tarih
ABD., [email protected]
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
in charge between 1949 and 1957. FTCA efforting to support Turkish
Cypriots society via The Turkish Resistance Organisation (TRO) and
Nacak journal after especially Rauf R. Denktaş had become the head of
federation. Efforts of FTCA was varying from proper using of Turkish,
organizing of social life, booming of Turkish Cypriots economy to
supporting especially Turkish Cypriots Society remaining standing against
heavy Greek Cypriots pressure. In this context activities of FTCA and the
role of Rauf R. Denktaş who managed these activities wholeheartedly will
be analyzed in our work.
Key Words: Cyprus, Rauf Raif Denktaş, Federation of Turkish
Cypriots Associations, Association of Turkish Cypriots Minority, Turkish
Cypriots National People Party.
Giriş
Kıbrıs Adası’nın 1878 tarihinde İngiltere tarafından devralınmasının
ardından Kıbrıs Türklerinin de mücadele ve direniş süreci başlamıştır. Bu
dönemde çeşitli siyasi partiler, gizli teşkilatlar, farklı spor kulüpleri ve
dernekler Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak için mücadele etmiştir.
Bunlardan birisi de ilk başkanlığını eski bir öğretmen olan Faiz Kaymak’ın
yaptığı Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’dur. Bu dönemde Kıbrıs Türk
toplumunun ileri gelenleriyle bir araya gelen Faiz Kaymak toplumun
haklarının korunması amacıyla bütün oluşumların içinde yer almış ve
Adadaki Türklerin durumu konusunda Türkiye’ye bilgi gönderilerek acilen
yapılacak işler konusunda bilgi vermiştir.1
14 Mart 1942 tarihinde Halkın Sesi Gazetesi’nin yayımlanmaya
başlamasından sonra ise Kıbrıslı Türklerin bir araya gelmeleri ve korumaya
1
Ali Nesim, Batmayan Eğitim Güneşlerimiz, Lefkoşa, 1987, s. 128. Bu bağlamda
Kıbrıs Türk Milli Kongre Heyeti Merkeziyesi Reisi A. Said ve Türk Milli Kongre
Heyeti Merkeziyesi azası M. Necati Özkan tarafından da Başbakan İsmet İnönü’ye
26 Nisan 1937 tarihinde bir rapor gönderilmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.,
BA.030.10.130.28.19.
Savaş öncesinde Kıbrıs’ın genel görüntüsünü ve Adada olup bitenleri, tıp eğitimini
Lozan’da tamamlayarak Kıbrıs’a dönmüş olan Dr. Fazıl Küçük de şu sözlerle ifade
etmektedir: “...O zaman Kıbrıs’ta, Lefkoşa’da iki, Baf’ta bir olmak üzere üç Türk
doktor vardı. Buna karşılık epey Rum doktor bulunuyordu ve Türk mahallelerinde
Rum doktorlar epey hasta kazanmıştı... Vizite üç ila beş şilin arasında idi...
Memleket büyük bir kriz içinde idi. Bunu gördüğüm zaman halka ve bahusus
köylüye bir hizmet yapmak istedim. O dönemde köylü haftalık ihtiyacını gidermek
için Cuma günleri Lefkoşa’ya geliyordu. Bunu düşünerek haftanın Cuma günlerini
parasız muayene günü olarak seçmiş ve bu parasız muayeneyi 1958’e kadar devam
ettirmiştim. 1939’da İkinci Cihan Savaşı başladığı zaman Kıbrıs hükümeti ile
aramıza kara kedi girmişti”. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Fazıl Küçük,
“Kıbrıs Türk'ünün Geçirdiği Acı Günler”, Kıbrıs Mektubu, Sayı 1, Ocak 2002,
Ankara, s.7-8.
129
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
yönelik mücadelede yer almaları da hız kazanmıştır 2. 18 Nisan 1943 Pazar
günü Lefkoşa Türk Belediyesi üyelerinin yaptığı çağrı üzerine
Lefkoşa’daki Evkaf düğün salonunda gerçekleştirilen toplantıda Kıbrıs
Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) 3 kurulmuştur. Dr. Fazıl Küçük
KATAK’ın kuruluş aşamasının pek de kolay geçmediği düşüncesindedir ve
onun itirazı da daha başlangıçtan azınlık olmayı kabul edilmesinedir. 4 Faiz
Kaymak bu yeni oluşumla ilgili olarak “Bu parti, hemen Enosis’e karşı
cephe alarak, Türk haklarını korumak ve zorbalıkla alınmış olanları da
kurtarmak için harekete geçti”der.5 Ancak daha başlangıçta, kurulan
teşkilata “azınlık” isminin verilmesi tartışmalara neden olur ve KATAK da
uzun süreli bir dönem geçirilemez.
23 Nisan 1944 tarihinde ise Dr. Fazıl Küçük, A. Pertev, A.Faiz
Kaymak, Siret Bahçeli ve M. Münir’den oluşan heyet tarafından Kıbrıs
Türk Millî Halk Partisi (KTMHP) kurulur. 6 KATAK üyeleri kurulan yeni
partiyi “bölücülük ve bozgunculukla”7 suçlarken KTMHP yetkilileri ise
yeni partinin “birleştirici bir misyon üstlendiğini, Enosis tehlikesine ve
sömürge yönetimine karşı daha etkili mücadele verebilmek amacıyla
kurulduğunu”8 savunur. Faiz Kaymak, Fazıl Küçük, Niyazi Manyera gibi
toplum liderlerinin ılımlı bir politika takip ederek kurulan teşkilatların
gayesinin Enosis’e karşı mücadele etmek, İngiliz idaresine karşı Kıbrıs
Türk toplumunun haklarını korumak olduğunu anlatmaları sonucunda bu
çekişmeler de son bulmuştur 9
Türk İşleri Komisyonu ise Kıbrıs Valisi Lord Winster’ın talimatıyla
11 Haziran 1948 tarihinde kurulmuş ve “Kıbrıs Türk cemaatine ait işlerin,
istikbalde daha iyi bir tarzda tedvir ve idare edilme usullerini tetkik edip
rapor hazırlamakla” görevlendirilmiştir. Komisyon başkanlığına ise Lord
Winster tarafından emekli istinaf hâkimi Halit Bey getirilmiştir. Daha sonra
oluşturulan Komisyona ise Faiz Kaymak, M. Dana, D. N. Denizer, Suphi
Kenan, Avukat Fadıl Korkut, A. Pertev ve Rauf R. Denktaş seçilmiştir. 10
2
Ibid., s. 5.
Necati Özkan ise KATAK isminin açılımının esasında “Kemal Atatürk Türk Adası
Kıbrıs” olduğunu ileri sürer. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., İstiklal, 6 Ocak
1951’den aktaran Ergin M. Birinci, M. Necati Özkan (1899-1970), Cilt I, Necati
Özkan Vakfı Yay., Mayıs 2001, Lefkoşa, s. 251.
4
Fazıl Küçük, “Kıbrıs Türk’ünün Geçirdiği Acı Günler-III”, Kıbrıs Mektubu
Dergisi, No.3, Ankara, Mayıs 2002, s. 38.
5
Faiz Kaymak, Kıbrıs Türkleri Bu Duruma Nasıl Düştü?, Alpay Basımevi, İstanbul,
1968, s. 10.
6
Küçük, “Kıbrıs Türk’ünün Geçirdiği Acı Günler-III”, op.cit., s. 39-40.
7
Aydın Akkurt, Kutsal Kavgaların Korkusuz Neferi, Akdeniz Haber Ajansı Yay.,
Kasım 2000, Lefkoşa, s. 18.
8
Ibid., s. 19.
9
Hami Özsaruhan, “Emektar üyelerimiz”, Kıbrıs Mektubu Dergisi, No.5, Kasım
1998, Ankara, s. 33-35.
10
Fazıl Küçük, Evkaf’ın Kayıtsız Şartsız Topluma Devri-Teslimi 56 Yıl Süren
Kavga, 1999, Lefkoşa, s. 99-100.
3
130
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Sekreterliğini Oktay Feridun yaptığı11 Komisyon ilk toplantısını, 24
Haziran 1948 tarihinde Viktorya Kız Lisesi toplantı salonunda
gerçekleştirmiştir. Toplumun sorunlarına çözüm bulmak için kurulan bu
komisyon ilk etapta öncelikli konularda bilgi toplanılmasına karar
vermiştir. Vakıfların gelir gider durumları, buradan maaş alanların sayısı ve
genel masraf durumu, vakıflara ait camilerin sayısı ve genel masrafları,
vakıf mallarının kiralanması ve buradan sağlanacak gelir bu konuların
başında gelir. Ayrıca müftülükle ilgili genel durum, 1933 tarihli Aile
Kanunu, Şer’iyye Mahkemeleri, yetimler konusu, evlenen ve boşananların
sayısı ve okullar, kaç tane ilkokul, ortaokul, lise ve öğretmen bulunduğu,
bunların müfredat programları, öğretmen maaşları, ücretsiz okutulan
öğrencilerin durumu, mektep komisyonları da masaya yatırılan konular
arasındadır.12 Üzerinde durulan ve çözüm bulunması istenen hususlardan
bazıları da şöyle sıralanabilir. 13
“1-Her yıl 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim, Türk okulları için tatil
günleri olmalıdır.
2- Halihazırdaki kitapsız öğretime son verilmesi ve Türkiye’deki
Türk okullarında kullanılan kitaplar, Kıbrıs Türk ilkokullarında ders kitabı
olarak kabul edilmelidir.
3- Üç dört deneyimli öğretmen, pedagoji öğrenimi görüp Adaya
döndüklerinde okul müfettişi olarak görev almaları için Türkiye veya
İngiltere’deki yüksek öğretmen enstitülerine gönderilmelidir.
4- Kasaba ve köy komisyonları seçim ile oluşturulmalıdır.
5- Maarif encümeninin uygun gördüğü yerlerde ilk öğrenim zorunlu
olmalıdır.
6- İlkokul öğretmenleri, tercihen Omorfo Öğretmen Kolejine devam
etmiş Türk Lisesi mezunlarından alınmalı, münhaller emekli öğretmenlerle
doldurulmamalı ve bu yerler için Türk Lisesi mezunları tercih edilmelidir.
7- Lefkoşa’da, eskiden olduğu gibi iki okul daha açılmalıdır.
8- Birbirlerinden 1 milden daha fazla uzaklıkta olan köylerde iki
veya daha fazla ilkokul bir grup halinde birleştirilmemelidir. Bu uzaklık,
bir mil veya daha az olsa bile eğer bir okulda 12 veya daha fazla öğrenci
varsa o okul başka okulla birleştirilmemelidir.
9- Öğretmen evi olmayan köylerde öğretmenlere ev inşa etmek için
özel bir sandık oluşturulmalıdır. Öğretmen evi sağlanması işi kesin ve
nihai surette başarılmalıdır”.
11
Gönendere, 1906 doğumlu İsmail Savalaş’tan aktaran Zarif Soybay, Kaan
Bahçeci, İbrahim Denizer, Dinçer İzcan, Kıbrıs’ta Yaşlıların Anıları. KTMA.
061.1951.
12
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Halkın Sesi, 26 Haziran 1948.
13
Ahmet C. Gazioğlu, Direniş Örgütleri, Gençlik Teşkilatı ve Sosyo-Ekonomik
Durum 1958-1960, Cyrep Yay., Lefkoşa, Temmuz 2000, s. 97-98.
131
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun Kuruluşu
Resmi amacı “Kıbrıs Türklerinin siyaset dışındaki problem ve
ihtiyaçlarını temin yolunda başta KATAK ve KMTHP olmak üzere bütün
Türk kurumlarının işbirliği içinde çalışmasını sağlamak” olan Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyonu (KTKF) 8 Eylül 1949 tarihinde kurulmuştur.
Federasyonun kuruluş döneminde Kıbrıs Türk Kültür Derneği ile Kıbrıs
Okullarından Yetişenler Cemiyeti’nin çok büyük katkıları söz konusudur. 14
Ancak KTKF’nin resmen kuruluşu öncesinde de Kıbrıs Türk Kurumları
Mümessil Heyeti söz konusudur. Bu heyetle KTKD arasında Eylül 1949
öncesinde Kıbrıs’taki sosyal ve kültürel problemlerin çözümü konusunda
yazışmalar ve görüşmeler devam etmiştir.15 İlginç olan bir husus ise bu
oluşumun Kıbrıs’ta başta Necati Özkan ve Hikmet A. Mapolar tarafından
yok sayılması ve şiddetle tepki gösterilmesidir. Hikmet A. Mapolar böyle
bir heyetin olmadığını ileri sürmüştür.16 Bu yapay gerginlik ortamına
rağmen kendisine tek bir misyon yükleyen KTKF çok geniş bir yelpazede
toplumun sesi ve kulağı haline gelmiştir. 17
Federasyonun ilk başkanı olan Faiz Kaymak 1949-1957 tarihleri
arasında görev yaptıktan sonra yerini 27 Ekim 1957 tarihinde Rauf R.
Denktaş’a bırakmıştır. KTKF’nin ilk aylık faaliyet raporu Haziran 1952
tarihinde yayımlanırken, ikinci rapor ise Temmuz 1952 günü
yayımlanmıştır. Bu raporlarda kuruluş tarihi 1949 olarak gösterilmektedir.
26 Ocak 1953 tarihli ve 8 numaralı bültende ise kuruluş tarihi KATAK’ın
da kuruluş tarihi olan 1943 olarak belirtilmiştir. Bu dönemde federasyona
üye kurum sayısı 38’iken, bu sayı 1957 yılında 93 olmuştur. Kıbrıs’taki
faaliyetlerin tek bir merkez ve tek bir çatı altında birleştirilmesi ve daha
organize olmak şartıyla güçlü bir örgüt oluşturmak amacıyla girişimlere de
başlanmıştır.18 Federasyonun oluşturulması sonrasında KMTHP ve
KATAK 6 Kasım 1949 tarihinde Kıbrıs Millî Türk Birliği Partisi olarak bir
araya gelirler. Bu parti, EOKA’nın ve Kıbrıslı Rumların Enosis hedeflerine
karşı, Türkiye’de faaliyet gösteren Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti ile işbirliği ve
koordinasyon içinde çalışarak 15 Ağustos 1955 tarihinden itibaren Kıbrıs
Türk’tür Partisi olarak faaliyetlerine devam etmiştir.
14
Rauf R. Denktaş, Karkot Deresi, Akdeniz Haber Ajansı Yay., Lefkoşa, Aralık
1999, s.75-76.
15
Kıbrıs Mektubu Dergisi, Sayı 1, Ocak-Şubat 2002, s.24-25.
16
Aynı konuyla ilgili olarak bu bildirinin altına dip not düşen Ergin M. Birinci de
“O günlerde Kıbrıs Türk Kurumları Mümessil Heyeti adı altında bir örgütün varlığı
söz konusu değildir. Yani 17 Haziran 1949’da yayımlanan beyannamenin altındaki
imza hayalidir” der. Ergin M. Birinci, M. Necati Özkan (1899-1970), Cilt I, Necati
Özkan Vakfı Yay., Mayıs 2001, Lefkoşa, s. 289.
17
Hikmet Bil, Kıbrıs Olayı ve İçyüzü, İtimat Kitabevi, İstanbul, 1976, s. 100.
18
Bu toplantılara Kıbrıs Okullarından Yetişenler Cemiyeti Başkanı Doç. Dr. Derviş
Manizade de katılır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Yeşilada, 11 Eylül 1949.
132
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
1950–1958 Sürecinde Kıbrıs ve Kıbrıs Türk Kurumları
Federasyonu
Yunanistan’da plebisit fikrinin ortaya atılması sonrasında 21 Kasım
1949 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM)’e plebisit için müracaat eden
Yunanistan’a karşı Kıbrıslı Türkler de 28 Kasım 1948 tarihinde Ayasofya
Mitingini yapmışlardır.19 Bu mitingde konuşma yapanlar arasında Faiz
Kaymak da vardır.
Faiz Kaymak, o dönemde Kıbrıslı Türk köylüsünün sorunlarına
yönelik tedbirler ve çözüm arayışları ile hep gündemde olmuştur.
Ekonomik ve politik bağlamda köylülerin bilinçlenmesi için çok büyük
çaba harcanırken, Faiz Kaymak ve ekibi Adanın dört bir yanına dağılarak
Türk köylerini ziyaret etmişlerdir. Bu kapsamda öncelikle Evkaf idaresinde
bulunan tapulu araziler ve çiftlik arazileri mercek altına alınmıştır. Ancak
federasyon finansman bağlamında son derece kısıtlı bir bütçeye sahip
olduğu için, köyleri içine alan inceleme gezileri zaman içinde federasyona
yardım gezilerine dönüşür. Haklarına sahip çıkan ve Kıbrıs Türk
toplumunun sesini duyuran federasyona Türk toplumu çok büyük destek
verir ve maddi olarak yardımlarını da esirgemez. 20 Bu dönemde KTKF
tarafından hazırlanan kültürel kalkınma, sosyal hayat, beden terbiyesi ve
beden eğitimi, iktisadi kalkınma konulu “Kıbrıs Türkleri Hakkında Rapor”
da Türkiye ve Kıbrıs’ta ilgili bütün kurum ve kuruluşlara dağıtılır. KTKF
Başkanı Faiz Kaymak, Enosis çabalarına karşılık kurum adına protesto
gösterenler arasındadır ve tepkilerin yoğunlaşması yönünde çaba sarf eder.
21
Federasyon gerek Ada içindeki girişimleri, gerekse Türkiye ile
başlatılan sıkı işbirliği sonrasında ilk etapta ekonomik sıkıntılara çözümler
bulmaya çalışırken, Kıbrıs’taki İngiliz idaresinin bu durumdan pek de
memnun olduğu söylenemez. Bu dönemde KTKF’nin ilgilendiği
hususlardan bir tanesi ise din adamlarına ödenen maaşlardır. 1954’de
gündeme gelen bir başka konu ise yine Evkaf meselesinin tartışma
ortamına getirilmesidir. Kıbrıs’taki İngiliz idaresinin Türk İşleri
Komisyonu tarafından hazırlanan raporu ciddiye almaması üzerine KTKF
tarafından bir dizi faaliyet başlatılır. Bunların ilki 28 Mart 1954 tarihinde
Lefkoşa Halk Sineması’nda düzenlenen toplantı olur. Evkaf idaresinin
tekrar Türk toplumuna devredilmesini bekleyen Kıbrıslı Türkler bu duruma
büyük tepki gösterirler. Lefkoşa’da yapılan bu mitingde konuşma yapanlar
arasında KTKF Başkanı Faiz Kaymak bulunmaktadır. Yaptığı konuşmada
Evkaf dairesinin geçmiş safahatı hakkında bilgi veren ve Türk İşleri
Komisyonu tarafından hazırlanan rapordan gerekli bazı bölümleri okuyan
KTKF Başkanı Faiz Kaymak daha sonra o günkü duruma da değinir. 22
KTKF bir yandan Kıbrıs konusunu uluslararası platformlarda en iyi şekilde
19
BCA.030.01.40.241.14.
KTMA, KTKF A. K.No.64.
21
Kıbrıs Türk Kültür Derneği (KTKD) Genel Merkezi Arşivi. D.1
22
Halkın Sesi, 30 Mart 1964
20
133
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
tartışmaya çalışırken, bir yandan da federasyon için maddi destek bulma
gayretleri içindedir. Kıbrıs konusu Yunanistan tarafından uluslararası bir
sorun halinde dünya kamuoyunun önüne getirilirken, KTKF da 6. yıllık
kongresini 23 Ocak 1955 günü gerçekleştirir. Federasyon üyesi 53
kurumdan 71 delegenin katıldığı kongre sonrasında Faiz Kaymak
oybirliğiyle tekrar başkanlığa seçilir. Federasyonun kongre faaliyetleri
devam ederken, Kıbrıs Valisi İngiltere Müstemlekeler Bakanına da birer
telgraf gönderilerek Kıbrıs Türk toplumunun Evkaf’a yeniden ve şartsız
olarak tekrar sahip olma hakkındaki istekleri de iletilir. İngiliz idaresi 12
Mayıs 1955 günü Kıbrıs Türk toplumu liderleriyle Evkaf meselesini ele
alır. Bu görüşmelerin sonrasında ise 22 Temmuz 1955 tarihli resmi
gazetede yayımlanan ilanla “Yeni Evkaf Kanunu” yürürlüğe girer. Aynı
dönemde Başbakan Adnan Menderes ise Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili
hedeflerini şöyle açıklar. 23
“Kıbrıs’ın İngiltere’de kalmasını isteriz. Eğer İngilizler çekilecekse
Kıbrıs asli sahibi olan Türkiye’ye iade edilmelidir. Bu olmadığı takdirde
Yunanistan’la aramızda yarı yarıya taksim edilmelidir. Bu takdirde
İngiltere’ye arzu ettiği üsler ve bölge bırakılır. İngiltere, Ada halkına selfgovernment hakkı tanımayı tercih eder görünüyor. Bu tahakkuk ederse
Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin hakları ve emniyeti sağlamca
korunmalıdır. Hiç kabul edemeyeceğimiz şık, Kıbrıs’ın Yunanistan’a
verilmesidir.”
1958 Sonrası Süreç ve Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu
1955 yılından itibaren Türk mukavemet hareketlerinde görev yapan
Türkleri tespit etmeye çalışan İngiliz polisi Volkan mensubu olan ve daha
sonra da TMT ile ilgileri olduğunu tahmin ettiği ve isimlerini tespit ettiği
60 civarında Kıbrıslı Türkü de çıkartılan bu “Fevkalade Ahval” yasasıyla
tutuklamıştır.24 Böylece 1955 yılından itibaren Türk mukavemet
hareketlerinde görev yapan Türkleri tespit etmeye çalışan İngiliz polisi
Volkan mensubu olan ve daha sonra da TMT ile ilgileri olduğunu tahmin
ettiği ve isimlerini tespit ettiği 61 Kıbrıslı Türkü de çıkartılan bu yasa
çerçevesinde tutuklamış ve hapse göndermiştir. 25 Tutuklamaların
başlanmasının ardından faaliyete geçen tek kurum ise KTKF olmuş ve
23
BCA. 030.01. 38.227.1
Halkın Sesi, 21 Ağustos 1958.
25
Mustafa Kemal Tanrısevdi anılarında tutuklanan bu kişilerden 5–10 tanesinin
doğrudan TMT ile ilgileri bulunduğunu, aralarında biraz konuşkan ve heyecanlı
birisi olan Polili Necati Taşkın gibi sonradan görev verilenler bulunduğunu belirtir.
Ayrıca İngilizlerin bu tutuklamaları yapmalarına rağmen isimleri sağlıklı olarak
tespit edemediklerini ve bu yüzden istedikleri sonucu alamadıklarını belirtir.
Mustafa Kemal Tanrısevdi’nin açıklamalarına göre İngilizlerin politikalarına uygun
olarak tutuklananlar arasında 2 tane de İngiliz ajan vardır ve bu kişiler içeride
konuşulanları dışarı bildirmek ve şüphe çekmemek için tutuklanmışlardır. Ayrıntılı
bilgi için bkz. Ortam, 1 Haziran 1997.
24
134
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Türk tutuklular konusunda vakit kaybetmeden heyetler oluşturulmuştur.
Kendi içerisinde oluşturulan bu heyetler vasıtasıyla gerek tutuklanan Kıbrıs
Türklerine ve gerekse geride bıraktıkları ailelerine yönelik yardım ve
destek girişimlerine başlanmıştır. KTKF, tutuklananların ilk etapta köy
muhtarlarıyla irtibata geçmiş ve acilen yardım edilmesi gereken tutuklu
ailelerini tespit etmeye başlamıştır. Bu amaçla Mağusa’da Niyazi Manyera,
Lefke’de Dr. Selçuk, Limasol’da Ramadan Cemil, Poli’de köy muhtarı A.
Faiz, Larnaka’da Dr. Orhan Müderrisoğlu ilk etapta yardım istenilen
kimseler olmuştur. Mağusa’de Federasyon yetkilisi Niyazi Manyera’ya
gönderilen yazı şu şekildedir. 26
“Türk mevkufları arasında bulunan aşağıda isim ve adresleri yazılı
Mağusalı mevkufların ailelerinin mali durumlarının tahkiki ile yardıma
ihtiyaçları olup olmadığı ve eğer varsa şimdiye kadar kendilerine herhangi
bir yardımın yapılıp yapılmadığının lütfen bildirilmesini saygılarımla rica
ederim.
1- Erdoğan Yusuf, 12/Girne Yolu, Mağusa,
2- Süleyman Hasan Hüdaverdi, Ali Paşa, 4, Mağusa”
Polis memuru Musa Hayrettin de KTKF’den yardım talep eden
Kıbrıslı Türk polisleri arasındadır. 27
“Çok kıymetli Federasyon Başkanımız,
Gazetelerin ilan ettiğine göre bütün yardımcı polislerin hizmetleri
esnasında yaralanan ve aksaklığı kalan yaptıkları istidaların gerek kaza
kumandanına gerek merkez kumandan ve mesul olanlara göndermiş
olduğumuz istidaların kopyalarını daha önce yanınıza gönderdim ve yeni
aldığım bir cevabı ve yaptığım muamelenin kopyalarını tekrar yanınıza
göndermeyi lüzumlu görürüm. Üstün saygılarımla sonsuz selamlarımı
sunarım”
Salahi Ahmet tarafından KTKF Başkanlığına gönderilen yazı ise
Kıbrıslı Türk yardımcı polislerin içinde bulundukları sıkıntılı durumu ve
açmazı gayet net bir şekilde gözler önüne sermektedir. 28
“Sayın Kıbrıs Polis Başkumandanı, Efendim,
26
KTMA, KTKF Arşivi, Mevkuflar Dosyası, A–2/13–75, No.131.
KTMA, KTKF Arşivi, TMT Dosyası, Polisler Klasörü, KTKF Başkanlığına
yazılmış 2 Ekim 1959 tarihli şikâyet mektubu.
28
KTMA, KTKF Arşivi, TMT Dosyası, Polisler Klasörü, 388/15/59 numaralı ve 15
Eylül 1959 tarihli yazı. 25 Eylül 1959 tarihinde Larnaka’da Türk Ocağı’nda bir
araya gelen Kıbrıslı Türk polisler yaptıkları toplantıda dertlerini tartışırmışlar ve Dr.
Fazıl Küçük, Dr. Orhan Müderrisoğlu, Rauf R. Denktaş başta olmak üzere KTKF
başkanlığı ile Türk toplumu liderlerine verilmek üzere bir de muhtıra
hazırlamışlardır. Bu muhtıra için bkz., KTMA, KTKF Arşivi, 25 Eylül 1959 tarihli
muhtıradan hazırlanan 28 Eylül 1959 tarihli 345 Sayılı rapor.
27
135
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Esas mesleğim kunduracılık olup 13 Ekim 1956’da Kıbrıs
hükümetinin seyyar polis kuvvetlerine (Mobile Reserve) iltihak ettim ve
vazifemi de sonuna kadar layıkıyla yaptığımdan eminim. Fakat 10 Aralık
1957 günü Lefkoşa’da Rum Cimnasyosu’nda, vazifem icabı bir çarpışma
esnasında başımdan ağır surette yaralanarak Lefkoşa Askeri Hastanesi’ne
kaldırıldım ve 8 gün kadar bir müddet için orada yatmam elzem görüldü.
Fakat kafatasından ağır yaralar aldığım için maalesef etkisini hala
göstermekte ve yeniden mesleğime devam etmeme engel olmakta ve bu
durumda çok müşkül vaziyete düşmekteyim. Durumumu görülen lüzum
üzerine tarafınıza bildirir, nazar-ı dikkate almanızı rica ederim”
Bu arada KTKF Rauf R. Denktaş imzasıyla aldığı bir seri kararla
TMT’nİn profesyonel kadrosunu da öğretmen kisvesi altında Adaya
getirme çabası içindedir. Kıbrıs’ta ortaya çıkan fiili durum ve EOKA’nın
neden olduğu karışıklık ve kargaşa ortamında can ve mal emniyeti
tehlikeye düşen Kıbrıs Türkleri kendi içlerinde organize olmaya
uğraşırlarken, bir yandan da kendilerine bu konuda yardımcı olacak
kadroların Kıbrıs’a getirtilebilmesi için çaba sarf etmişlerdir. İngiliz
idaresine ve Rumlara hissettirmeden yapılacak bu faaliyetler için halk
eğitimi öğretmenliği gibi bir görev tahsis edilmiş ve KTKF Başkanı Rauf
R. Denktaş vasıtasıyla ilk adım atılarak, 16 Eylül 1958 tarihinde Maarif
Müdürlüğü’ne bir yazı gönderilmiştir. 29
“Kültürel ve sosyal kalkınma davamızda ne kadar hızlı hamleler
yapmamız icap ettiğini son hadiseler dolayısıyla karşılaştığımız
göçmenlerin durumu bir kere daha ispat etmiş oldu. Baf’ta, Dillirga’da,
Mağusa’da birçok köylülerin içerisinde bulundukları durumdan
kurtulabilmeleri olağanüstü çalışma ve tedbirlere dayanmaktadır. Bunu
göz önünde tutarak federasyonumuz, içinde bulunduğumuz tedris senesi
için yeni bir kalkınma programı hazırlamıştır. Bu cümleden olarak
hükümetten yardım görmeyen okullarda çoğu köyden gelen öğrencilerin
ders dışındaki durumları ile ilgilenmek ve okul talim heyetlerine yardımcı
olmak için muallim muavinliği yapmak maksadıyla 15-20 ilkokul
öğretmeninin Kıbrıs’a gelmesine müsaade edilmesini ve bunu sağlamak
için lazım gelen müracaatın yapılmasını veyahut da bize yol gösterilmesini
rica ederiz. Bu maksat için Türkiye Kıbrıs Başkonsolosluğu vasıtasıyla
Türkiye hükümetine müracaat etmiş bulunuyoruz. Gelecek olan
öğretmenler kurulmakta olan ve kısmen faaliyette bulunan halk eğitim
kurslarında da vazifelendirilecekler ve cemaatimizin tahsil çağını aşmış
unsurlarına okuma, yazma ve diğer faideli bilgileri öğretme gayesine
hizmet edeceklerdir. Kıbrıs Türklüğünün kalkınmasında büyük bir adımın
atılmasına hizmet edecek olan bu projemizi hoş karşılayacağınızı ve
öğretmenlerimizin bir an evvel gelmelerini sağlamak için lazım gelen
muamelenin en erken bir zamanda yapılacağını ümit ve temenni eder, en
derin saygılarımı sunarım.
29
Hüsnü Feridun, Eğitimle Bir Ömür, Boğaziçi Yay., (Yayım tarihi belli değildir.)
İstanbul, s.116.
136
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Rauf R. Denktaş KTKF Başkanı”
Kendisine yapılan bu müracaata 23 Eylül 1958 tarihinde cevap
veren Maarif Müdürü W. B. Tudhope ise biraz şüpheci bir tavırla Kıbrıs
Türklerine bu eğitimi verecek öğretmenlerin Adada olup olmadığını sorar.
Maarif Müdürü’nün öğrenmek istediği bir başka nokta ise gelecek olan bu
halk eğitimi öğretmenlerinin maaşlarının hükümet tarafından mı ödeneceği
hususudur. 30
“Efendim,
Yeni inkişaf programınız hakkında No. 159.19.58’ce 16 Eylül 1958
tarihli mektubunuzun vusulünü işar eylerim. Türkiye’den ilkokul öğretmeni
temin edilmesi hususundaki ricanızı hükümete arz etmeden önce bu proje
hakkında daha fazla malumat vermenizi rica ederim. Berveçhi peşin
öğrenmek istediğim sizce düşünülen vezaifi ifa edebilecek Kıbrıslı Türkler
mevcut değil midir mi ki bu gibi öğretmenlerin getirilmesini arzu
ediyorsunuz? Saniyen, bu gibi öğretmenlerin Türkiye’den getirilmesi
halinde bunların maaşlarının hükümet tarafından tediye edilmesini mi arzu
ediyorsunuz?
Muti bendeleri olmakla müftehir.
Maarif Müdürü W. D. Tudhope”
Konuyla ilgili olarak Maarif Müdürü’ne 21 Ekim 1958 günü cevabi
bir yazı gönderen KTKF Başkanı Rauf R. Denktaş, W. B. Tudhope’un
sorularına böylece cevap verir. 31
“Düşünülen vezaifi ifa edecek öğretmenlerin Türkiye’den celbine
sebep şudur. Bu öğretmenler devamlı surette halk eğitimi ile meşgul
olacaklar, icap eden merkezlerde yaşayacaklar, icabında serbest
ortaokullarda öğretmen yardımcılığını yapacaklardır. Kıbrıs’ta bu işle
meşgul olabilecek ilkokul öğretmenlerinin sayısı kendi normal kadrolarını
bile doldurmamakta ve kadro eksikliğini gidermek için eğitim kursu
görmeyen veya mütekait kimseler tayin edilmektedir. Hâlbuki halk eğitimi
meselesi senelerce ihmal edilmiş olan Türk köylüsü için hayati bir
meseledir ve enerji ile ele alınması gerekmektedir. 33 köyde Türklerin
Rumca konuşur olduğu malumunuzdur. Aynı zamanda Kıbrıslı ilkokul
öğretmenleri tayin oldukları köylerde ikamet etmemek için imtiyaz
kazanmış durumdadırlar. Birçok köylerde ilkokul öğretmeninin yüzünü bile
görmemiş köylüler vardır. Köylünün sosyal gelişmesi ve ekonomik
kalkınması ile alakadar olacak hiçbir kimse mevcut değildir. Bu vaziyet
karşısında berveçhi peşin öğrenmek istediğiniz sualin cevabının tebarüz
ettirilmiş olduğunu ümit etmekteyim. Gelecek öğretmenlerin maaşı serbest
ortaokullarda olduğu gibi Türkiye Hükümeti tarafından ödenecektir. Bizim
sizden istediğimiz sadece bu öğretmenlerin Adaya muvasalatlarında
kendilerine kanuni öğretim izninin verilmesi ve bunun temini için yapılacak
30
31
Ibid., s.117.
Ibid., s.117–118.
137
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
başka bir muamele varsa bize yol gösterilmesidir. Öğretmenlerin pek
yakında Adaya gelmeleri beklenmektedir”
Konuyla ilgili olarak kendisine yetki verilen Türk Maarif İdarecisi
M. Fuat Sami, 19 Kasım 1958 günü KTKF Başkanlığına gönderdiği yazıda
cevabın müspet olduğunu belirtir.32
“T.116/57 Sayı ve 30 Ekim 1958 tarihli mektubuna atfen
hükümetten aldığım talimat mucibince 159.22.58 numaralı ve 21 Ekim
1958 tarihli yazınızı cevaplandırmakla kesbi şeref eylerim. Yapılacak
tedrisat 12 yaşından yukarı kimselere mahsus bulunacağı cihetle içerisinde
mutasavver halk eğitim kurslarının tertip edileceği müesseseler kanunun
(Fasıl 205) 2. maddesi tahtindeki tali okullar kategorisine girdiği için
bunların aynı kanunun 6 ila 8. maddeleri ahkâmına imtisalın
kaydedilmeleri lazımdır. Bu itibarla bu gibi müesseselerin mahal, bina,
kadro tertibatı ve müfredat programlarının teferruatının bildirilmesi
gereklidir. Yukarıda belirtildiği veçhile bu müesseselerin gerekli
kayıtlarının ifası kanunun (Fasıl 205) 16 ila 22. maddeleri tahtinde öğretim
izni için alakadar öğretmenler tarafından lazım gelen istidaların yapılması
ve bunların tasvip edilmesi şartıyla Türkiye’den öğretmen istihdamı
hususunda hükümetin prensip itibarıyla bir itirazı yoktur. Bu gibi
öğretmenlerin bittabi 1952 senesi, 13 numaralı Ecanip ve Muhaceret
Kanunu tahtinde dilekçe yolu ile icap eden mutat çalışma ruhsatı istihsal
eylemeleri lazım geldiği bildirilir efendim.”
Maarif Müdürlüğü tarafından önerinin kabul edilmesi ve halk
eğitimi öğretmenlerinin ne şekilde Adaya gelebileceklerinin belirtilmesi
sonrasında gelen ilk halk eğitimi öğretmenleri de bir liste halinde yine
KTKF Başkanı Rauf R. Denktaş tarafından Muhaceret Müdürlüğüne
bildirilir. 33
“Aşağıda isimleri yazılı Türk vatandaşları Maarif Müdürü ile
yapmış olduğumuz yazışmalara uygun olarak Federasyonumuz adına Halk
Eğitimi öğretmeni olarak görevlendirilmek üzere Kıbrıs’a gelmişlerdir.
Bay Necat Ertekin, Bay (İlahiyatçı) Fevzi Başkan, Bay Şükrü Özdemir, Bay
Temel Naci Atalar, Bay Said Halim Ökten, Bay Cemal Ünsal, Bay Remzi
İpek, Bay İsmail Buyun, Bayan Cahide Büyük, Bay (Gazeteci) Necati Akar,
Bay Yakup Şen, Bay Zahit Pamukçuoğlu. Atamaları yıldan yıla, maaşları
ise yılda 840 İngiliz Lirası olacaktır. Kıbrıs’ta bulundukları süre boyunca
güvenliklerinden ve gerekirse geri yurtlarına dönüş giderlerinden
Federasyonumuz sorumlu olacaktır. Görevleri. gece kursları ve Pazar
Okulları organize ederek köylerimizin kültürel gelişimine katkıda
bulunmak olacaktır. Gerekirse size daha fazla detayı memnuniyetle
verebilirim. Sizden kendilerine en erken bir zamanda görevlerine
başlamalarına olanak sağlamak üzere öğretmen olarak işe alınma izni
verilmesini rica ederim.”
32
33
Ibid, s.119.
Ibid, s.120.
138
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Bu kadroda bulunanlar ilköğretim müfettişi, öğretmen ve imam gibi
bir takım görevlerle Adaya gider ve görevlerini başarıyla yapar. Söz
konusu halk eğitimi öğretmenlerinin Adaya gelişleriyle ilgili
düzenlemelerin yapılmasından sonra KTKF Eğitim ve Kültür Koluna
ilaveten “Federasyon Halk Eğitimi Merkezi” faaliyete geçer ve bu merkez
14 Mart 1959 tarihli ilk genelgesiyle programını “Halk Eğitimi”
çerçevesinde kamuoyuna açıklar. 34
“KTKF Halk Eğitimi Merkezi Sayı.1
KONU.
Programları
Halk
Eğitimi
Merkezi
Öğretmenlerinin
Çalışma
KTKF BAŞKANLIĞINA Lefkoşa
1. Federasyon Halk Eğitimi merkezinde görevli öğretmenler için
tertiplenen çalışma programı ilişikte sunulmuştur.
2. Bu öğretim programına göre öğretmenler EK.1’de gösterilen
köylerde hizalarında yazılı günlerde akşam köylünün istirahat ve toplanma
zamanı olan 19-21 saatleri arasında mektep, kahve veya köy odalarında
muntazaman programa uygun okuma-yazma, hesap, ziraat konularında
çalışmakta ve köylünün arzuladığı her mevzu üzerinde konuşmaktadırlar.
3. Çalışma saatleri haricinde ve dersleri bulunmayan günlerde
bölgenin diğer köylerini dolaşarak tetkikler yapmakta ve müteakip ders
gruplarını tespit etmektedirler.
4. Verilen raporlara göre öğretmen veya misafir olarak ziyaret
edilen köylerde kendilerine gösterilen ilgi çok fazladır. Köylü derslerin
bitiminden sonra geç vakitlere kadar her mevzudan, Zürih ve Londra
Anlaşmaları, günlük siyasi olaylar, iktisadi ve kültürel istikbalimiz
üzerinde konuşmayı istemekte, bu arada yapılması lazım gelen işlerimiz
yeteri kadar kendilerine anlatılmaktadır.
5. Ders harici olarak köyün, köylünün ders ve ihtiyaçları olarak
bazı isteklerde bulunulmakta ve bunların federasyona duyurularak hallini
istemektedirler ki önemli görülen bazıları köy adlarıyla birlikte takdim
kılınmıştır. Her hafta sonu verilecek raporlarımızda bu hususlar ayrıca
zikredilecektir.
6. Programımızın bir aylık takibinden sonra edinilen tecrübelere ve
alınacak raporlara göre bölgelerin hususiyetine uygun daha etraflı ve
değişik bir program takibi yoluna gidilerek federasyona sunulacağını arz
ederim.
Nejat Ertekin
34
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Ibid, s.121–126.
139
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Çalışma Programı
AMAÇ:
Muhtelif merkezlerde ve bu merkezlere bağlı köylerdeki okul dışı
kalmış vatandaşlarla milli hars ve milli anane ve ahlaki takviye ve
geliştirmeye hadim fikri ve bedeni çalışmalar yaparak milli faaliyetlerimizi
canlandırmak ve yüksek seviyeye ulaştırmaktır.
ÇALIŞMAMIZ İÇİN ÖZETLER.
A. Federasyon başkanlığınca vazifelendirilmiş bulunduğumuz
bölgelerdeki federasyon temsilcileriyle temas sağlanarak merkez ve
merkeze bağlı köyler hakkında malumat edinilecek ve köyler dolaşılmak
suretiyle halkla tanışılarak hasbıhal edilecek ve onlara vazifemiz ve
gayemiz hakkında bilgi verilecek, aydınlatılacaklardır.
B. Köy gezileri esnasında bölgelerdeki nüfus nispetleri, okul
durumları, dil (Türkçe, Rumca), okuryazar miktarları, çalışma mevsim ve
saatleri hakkında toplanan bilgileri havi raporlar (formlar) elden Halk
Eğitim Merkez Bürosu’na gönderilecektir.
C. Halk dershaneleri olarak talimatımızın 3. maddesi D fıkrası
gereğince köydeki okullar ve sair elverişli yerlerden istifade edileceğine
göre ilgililerle temas ile bu husus temin edilecek ve ders için gerektiğinde
hazır bulundurulacaktır.
D. Yine bu geziler esnasında ders verilecek köy adedine göre aynı
köye ders ziyaretinin ne zaman yapılabileceği planlanarak bir cetvel ile
eğitim merkezine gönderilecektir.
ÇALIŞMA PROGRAMI
A. Bir köyde verilecek ders için zaman 1.5–2 saattir.
B. Mevzuatlarımız Türkçe dil, okuma, yazma, hesap, ziraat, iktisat,
sağlık konuları ve milli mefahirimizdir.
TÜRKÇE.
1. Muhakkak olarak Türkçe konuşmamızın lüzum ve ehemmiyetini,
ana dili olmayan bir milletin zamanla ortadan silineceğinin tarihi
misallerle anlatılması. (Halen bazı köylerde ekseriyetin Rumca
konuştuğunu fakat buna karşılık Rumların Türkçe bilmediklerini.)
2. Halkın konuşma ve lisan ve lehçeleriyle meramlarını serbest
söylemesine fırsat vermek, zaman zaman düzeltmelerle şive değişmesinin
dikkat ve sabırlı hareket edilerek ancak biraz fark edeceğinin izahı.
3. Türkçe dilinin günlük konuşmalarda en çok kullanılan
kelimelerden başlayarak bu kelimelerin yazılıp okunmasını öğretmek
suretiyle kelime hazinelerini zenginleştirmek.
140
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
4. Dilimizin ana basit kaidelerini izah ile onlara ne kadar kolay ve
çabuk konuşabileceğimiz hakkında güven kazandırmak. (Türk olup
ekseriyeti Rumca konuşan köyler için.)
OKUMA- YAZMA.
A. Hiç okuma-yazma bilmeyenlere temel bilgi ve küçük harflerin
öğretilmesiyle başlanacaktır.
B. Kabiliyetli olanlara el yazısı vazifesi verilerek ayrı bir itina
gösterilecektir. Okuma-yazma faaliyeti daima beraber yürütülecektir.
Okumasını öğrenenler kelime ve cümleleri aynı zamanda yazabileceklerdir.
ŞU HUSUSLARA BİLHASSA DİKKAT EDİLECEKTİR.
A. Halkın hareketli ve serbest olmasını temin edecek kolaylığı
göstermek.
B. Çalışma şekil ve tekniğini sık sık değiştirerek öğretimi mekanik
bir hale getirmemek.
C. Geç öğrenen öğrencileri göz önünde bulundurarak çabuk
öğrenenlere bıkkınlık ve geç öğrenenlere usanç vermeyecek bir orta yol
bulmak.
D. Halkı kendi arzusuyla okumaya sevk etmek ve okumayı ihtiyaç
haline getirecek vasıtalar bulmak. (Gazete ve mecmua gitmeyen köylere
gazete ve mecmua temini.)
HESAP.
1. Rakamların öğretilmesi.
2. Basit olarak toplama, çıkarma, çarpma ve bölme gibi ameliyeler
üzerinde günlük hayat ve alışverişe uyan işlemler yapılması.
ZİRAAT, İKTİSAT VE MİLLİ KAHRAMANLIK konuları için
mufassal bir program tespit edilecektir. Şimdilik aşağıda yazılı hususlar,
köylerde yapılan geziler ve konuşmalarda edinilecek fikirlere göre bir
rapor halinde tez elden eğitim merkezine gönderilecektir.
ZİRAİ KONULAR.
a. Bölgenin zirai durumu umumi olarak incelenecek.
b. Çevrede yetiştirilen ürün, meyve ve sebzeler nelerdir?
c. Ağaçlık ve ormanlık bölgeler var mıdır, ne cinstir?
d. Bölgenin hayvancılık durumu nasıldır? Hayvan çeşitleri.
İKTİSADİ KONULAR.
a. İktisadi yönde birlikte hareket, kendi mamullerimizin kullanılması
fikir ve tatbiki gelişmiş midir? Ne şekilde takviyeye muhtaçtır?
141
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
b. Köylünün daha fazla çalışarak daha iyi yaşama düşünceleri,
işsizlik vaziyeti ve birbirlerine yardım durumları.
SAĞLIK KONULARI.
a. Bölgenin ve köylerin sıhhi yönden göze çarpan özellikleri var
mıdır, nelerdir? (Hastalık, sakatlık, temizlik bakımı)
b. Köylerde bir sağlık kolunun kurulması ihtiyacı.
c. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve korunma.
MİLLİ MEVZULAR.
Türk tarihi ile ilgili konular, kahramanlık hikâyeleri, konferanslar
ve milli oyunlarımız gibi milli birlik ve varlığımızı kuvvetlendiren
faaliyetlerimizi bilahare sinema, kültür kolları teşkili ve ekipler temini
suretiyle etraflı olarak programlayacak ve tatbik edeceğiz. Bölgelerde köy
adedi çok fazladır. Öğretmenlerin köylerde yapacakları çalışmalar
ekseriya mesai saatleri haricinde olacağından her gün için birçok köyü bir
arada dolaşarak ders vermek mümkün olamayacaktır. Bunun için bir hafta
köylerde kısa fasılalarla kalmak suretiyle bütün bölge dolaşılmış olacaktır.
Bu gezilerden alınan sonuçlara göre ilk plana okuma-yazma nispeti az ve
Türkçe konuşanların miktarları düşük olan köyler dâhil edilmek suretiyle
bir program tespit edilecek ve eğitime buralardan başlanacaktır.
Gruplanan köylerin birbirlerine yakınlıklarına ve uzaklıklarına göre her
grupta en az beş veya altı köy bulunmalı ve öğretmen her köyde haftada bir
ders verebilmelidir. Grupların ders görme müddetleri öğretmenlerden
alınacak raporlara göre takdir edilecektir. Hiç okuma-yazma
bilmeyenlerin adetleri fazla olan köylerden başlamak suretiyle yapılan bu
grupların birisinde ders müddeti hitam bulduktan sonra sıra ile diğer
grupların derslerine başlanacaktır. Her grubun dersleri devam ederken de
ders saatinde bu köyün yolu üzerindeki diğer köylere zaman müsaadesinde
uğranarak lüzumlu formaların doldurulması temin edilecektir.
Öğretmenler bu mevzularda her gün için bulundukları merkezlerden
telefonla eğitim merkez bürosu ile konuşarak fikir ve emir alabilirler.
KTKF Halk Eğitimi Merkezi Nejat Ertekin”
Söz konusu öğretmen, müfettiş ve imamların kimlikleri tam olarak
bilinmemekle beraber farklı bir görevle geldikleri konusunda Kıbrıs
Türkleri arasında yorumlar yapılmaya başlanır. 35
“...TMT’ye ilk girdiğimde komuta kademesinde olanları ben
bilmiyordum ama sadece işte şu bey müfettiş olarak şey ediliyordu. Tabi
yabancı olduğu için biz de yetişkindik artık ve 17-18 yaşına gelmiş
insanlardık.”
35
TMT Limasol Sancağı mensubu Aydın Aygın ile 20 Ağustos 2004 tarihinde
Girne’de yapılan görüşme.
142
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
TMT Ada sathında ve profesyonel uzmanlar tarafından yönetilen bir
savunma teşkilatı olarak görevine devam ederken silah konusunda sıkıntı
çekilmektedir ve insanlar Rum saldırılarına karşı silahlanmanın yollarını
aramaktadırlar. Tam da bu noktada KTKF Başkanı olarak Rauf R.
Denktaş’ın kapısı çalınmakta ve neredeyse bir şehir efsanesi dönüşen
“KTKF silaha sahiptir ve eğer 3 kişilik bir heyet gidecek olursa Denktaş
silah verecektir” Sözünün ardından köylerde oluşturulan üçer kişilik
heyetler Rauf Denktaş’ı ziyaret etmeye ve silah istemeye başlar. İngiliz
idaresi tarafından uygulanan sıkıyönetim, elde silah bulunmaması,
TMT’nin de silah sıkıntısı çekmesiyle birleşince gelen heyetlere verilen
cevap genellikle silahların İngiliz kontrolündeki bölgelerde saklandığı ve
uygun zamanda dağıtılacağı yönünde olur. Böylece insanların umutlarının
kırılmasının da önüne geçilmiş olur.36 KTKF’nin kurulması sonrasında,
iyice artan bu tip münferit ancak Kıbrıs Türk toplumu için zararlı
faaliyetler üzerine KTKF da bir açıklama yaparak Federasyonun isminin
bazı kimseler tarafından kişisel çıkarlar için kullanıldığını duyurur. 37
“Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’ndan
Halkımızın Dikkat Nazarına.
1- İmzasız gönderilen mektuplarla müracaatların nazarı itibara
alınmayacağı.
2- ‘Alparslan’ rumuzu altında sağa sola ‘Federasyon namına’
gönderilen mektuplarla Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun hiçbir
alakası olmadığı görülen lüzum üzerine açıklanır”
Bu arada Kıbrıs Türklerinin ayrı Türk belediyeleri kurma faaliyetleri
de hızla ilerlemektedir. Bu amaçla Kıbrıs Türk’tür Partisi, KTKF
temsilcileri ve Adanın sabık Türk belediye azalarının Lefkoşa’da toplam 55
kişinin iştirakiyle yaptıkları toplantı sonrasında alınan kararları Rauf R.
Denktaş açıklar ve karar metni çekilen bir telgrafla Kıbrıs Valisi Sir Hugh
Foot’a da iletilir. 38
“1. Her kaza merkezinde Rumlardan ayrı, müstakil bir Türk
belediye teşkilatı kurulması
2. Kıbrıs Türklerinin kendi belediye meclislerini seçmeleri için
bölge muhtarlarına icap eden talimatın ve seçmen listelerinin hazırlanması
hususunda gereken emirlerin verilmesi için hükümete mektupla müracaat
edilmesi
3. Seçimlerde tek namzet listesi gösterilmesi ve muhalif namzet
çıkmaması
36
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme.
37
Halkın Sesi, 15 Şubat 1958.
38
Halkın Sesi, 6 Mayıs 1958.
143
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
4. Her kaza merkezinde, seçimlerin yapılacağı tarihe kadar belediye
işlerine bakacak 5 kişilik birer komite kurulması”
Bu arada Federasyonu ve Kıbrıs Türk’tür Partisi adını kullanarak bir
takım insanların olumsuz davranışlar içerisine girmesi üzerine konuyla
ilgili olarak KTKF’nin gazetelere gönderdiği ilk duyuru 20 Haziran 1958
tarihlidir. 39
“Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve Kıbrıs Türktür Partisi
Başkanlığından
Son birkaç gün zarfında Lefkoşa’nın Türk kesiminde kalmış olan
bazı ecnebilere imzasız mektuplar gönderilmekte veya kim olduğu belirsiz
şahıslar gidip evlerini boşaltmalarını ihbar etmektedir. Bir kere daha bu
gibi hareketlerin Türk şerefi ile mütenasip olmadığını ve Türklüğü ile
övünen hiçbir kimsenin bu gibi hareketlerde bulunmayacağını ve
bulunmaması lazım geldiğini hatırlatırız. Türk muhitinde bulunan ve Türk
misafirperverliğine, Türk büyüklüğüne, Türk adaletine sığınan herkes
rencide edilmemeli ve bu ecnebilere baskı yapanlar her Türk tarafından
takbih edilmelidir. Bilmeliyiz ki bugünler bizim için en büyük bir imtihan
günleridir. Şümulsüz, ferdi ve şahsi menfaat için yapılan hareketler millî
davamızı baltalamaktan ileriye gidemez. İçimizdeki ferdi ve menfaatperest
kimselere dikkat edelim, onları doğru yola sevk edelim. Millî davamız bunu
icap ettirir”
Başkanlığını Rauf R. Denktaş’ın yaptığı KTKF’nin da büyük destek
verdiği ve “açık bir parola”40 olarak nitelendirilen Türk’ten Türk’e
seferberlikleriyle Kıbrıslı Türkler arasında ulusal dayanışmayı
gerçekleştirme gayreti iyice artırılır.41 Böylece Türk’ten Türk’e
Kampanyası çerçevesinde Adada yaşayan yediden yetmiş yediye bütün
Kıbrıslı Türkler de Türk malı kullanmaya davet edilirler. 42
“Muhterem aile reisleri, ev hanımları, genç kızlar.
Elinize sepetinizi aldınız, çarşıya çıktınız. Eğer bu Adada Türk
toplumu olarak insan gibi yaşamamızı istiyorsanız gelişigüzel alışveriş
yapmayın. Cebinizdeki sigara, ayağınızdaki ayakkabı, bakkalınızdan
aldığınız peynir, evinizdeki ayakkabı boyası, buzdolabınızdaki ağır ve hafif
içkiler Türk malı mıdır? Türkiye’den getirilen konserveleri tercih ediyor
musunuz? Ve.. ve bilhassa satın aldığınız ithal mallarının yüzde yüz Türk
acentleri tarafından ithal edildiklerine dikkat ediyor musunuz? Şimdiye
kadar etmemişseniz bugünden itibaren olsun dikkat ediniz. Yukarıdakileri
göz önünde tutmak senin de menfaatin icabıdır. Türk kardeşlerimiz
ellerinizi vicdanlarınıza koyunuz. Var olmanız için bu küçük kuralları
tatbik ediniz.
39
Halkın Sesi, 20 Haziran 1958.
Nacak, 10 Temmuz 1959.
41
Nacak, 10 Temmuz 1959.
42
Nacak, 17 Temmuz 1959.
40
144
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Türk gençleri,
Bu hafta bankanıza ne kadar para yatırdınız? Kooperatiflerinize ne
kadar para teslim ettiniz? İstikbalin neler getireceği meçhuldür. Paranızı
biriktirmezseniz bir gün pişman olacaksınız. Bankanızda daima bir miktar
para bulundurunuz. Hem kendi kendinizi, hem cemaatinizi iktisaden
kalkındırmış olursunuz. Birer birer kalkınırsak cemaatçe kalkınmış oluruz.
Gençlerin parası cemaatin parası demektir. Gençlerin parası varsa
cemaatin parası var demektir”
Aynı dönem içerisinde toplumlararası çatışmaların giderek artması
ve bunun sonucu olarak ekonomik hayatın da durma noktasına gelmesi
sonucu devreye yine Evkaf Dairesi ve Federasyon girerek sıkıntıları
gidermeye çalışır. 43
“Son Fevkalade Ahval dolayısıyla ekonomik bünyemizde sıhhi bir
muvazene temini yolundaki sair teşebbüslere ilaveten hükümetin
cemaatimizi mahrum bıraktığı iş bulma ve işsizlere yardım gibi hizmetlerin
imkânlarımız dâhilinde görülmesi için Lefkoşa’da hususi müşterek bir
teşkilat kurduğumuzu sayın halkımıza duyururuz. Bu teşebbüsümüzde
muvaffak olmak için halkımızın maddi ve manevi yardımına ve işverenlerle
işçilerimizin sıkı işbirliğine ihtiyaç olduğunu bilhassa belirtmek istiyoruz.
İş bulma ve işsizlere yardım hizmetlerinin görülmesi için Lefkoşa’daki
Evkaf Dairesi’nin yanında Londra Sokağı No.16’da hususi bir büro açmış
bulunuyoruz. Herhangi bir sahada işçi isteyenlerin bunları doğrudan
kendilerinin temin etmeyip bu büroya müracaat etmelerini bilhassa rica
ederiz. Hangi iş için nasıl bir işçi istediklerini bu büroya bildirmeleri
üzerine kendilerine istedikleri işçiler temin edilecektir. İşsizler de bu
büroya müracaat edip istenilen tafsilatı hususi formalara
kaydettirmelidirler.
Sosyal
sigorta
kartlarını
da
beraber
götürebilmelidirler. Sosyal sigorta kartı olmayanların ilgili hükümet
makamlarından böyle bir kart temin etmeleri elzemdir. Halkımızdan bu
maksat için maddi yardımda bulunmak isteyenlerin bu yardımlarını ya
Evkaf Dairesi’ne veya Federasyon’a yapmalarını rica ederiz”
KTKF özellikle Kıbrıs Türklerinin ekonomik hayatlarını düzeltme
ve düzenleme girişimlerine yönelmişken bunları Gazetesi konumundaki
Nacak’ta yayımlamaya da devam eder. 44
“Sayın vatandaş,
Şahsi servetinizi milli sermaye haline getirmek istiyorsanız, en
küçük tasarrufunuzu bile sanayide işleterek gelir temin etmeği
düşünüyorsanız, cemaatimiz iktisadi bütününde büyük işletmeler
kurulmasını arzu ediyorsanız, cemiyete büyük işletmeler kurarak
işçilerimize, elemanlarımıza yeni iş sahası açılmasında hemfikir iseniz,
cemaatimizin topyekûn milli gelirini artırmakla iktisaden yükselme
43
44
Halkın Sesi, 10 Temmuz 1959
Nacak, 4 Eylül 1959.
145
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
gayretlerinde payınız olmasına hevesli iseniz anayurdumuz Tekel Genel
Müdürlüğünün iştiraki ve desteği ile kurulmakta olan Yüksel İspirtolu
İçkiler ve Şarap Fabrikası Limited Şirketi’nin hisselerinden almağı ihmal
etmeyiniz”
KTKF ayrıca Kıbrıslı Türk tüccarlara ve gençlere yönelik de birer
duyuruda bulunur. 45
“Sayın Türk tüccarı, seksen yıllık bir mücadeleden sonra en nihayet
kendimize ait bir çarşı tesis ettik. Bu çarşıyı yaşatmak senin elindedir.
Kendi ırkından insanların başka çarşılara akmasını durduracak ticari
tedbirleri sen almalısın. Ecnebi tüccarla rekabet etmeli, aynı ticari şart ve
kararı sen de yaratmalısın. Bu cemaat fakirdir, makul olmalısın. Kısa
zamanda zengin olmak hayaline kapılmamalı, az kâra kanaat etmelisin.
Müşteri seni sevmeli, sen müşteriyi saymalısın. Türk’ten Türk’e
Kampanyası’na önce sen hürmet etmeli ve uymalısın. Müşterini elinde
tutmasını bilmelisin. Türk gençleri, bu hafta bankanıza ne kadar para
yatırdınız? Kooperatiflerinize ne kadar para teslim ettiniz? İstikbalin neler
getireceği meçhuldür. Paranızı biriktirmezseniz bir gün pişman
olacaksınız. Bankanızda daima bir miktar para bulundurunuz. Bu suretle
hem kendi kendinizi, hem cemaatinizi kalkındırmış olursunuz. Birer birer
kalkınırsak cemaatçe kalkınmış oluruz. Gençlerin parası cemaatin parası
demektir. Gençlerin parası varsa cemaatin parası var demektir”
Federasyonun bölge temsilcilerinin özverili çalışmaları neticesinde
gerek Kıbrıs Türk köylüsü gerekse Kıbrıs Türk gençliği, KTKF’nin
faaliyetlerine gönülden destek olmaya başlar. Kıbrıs Türk gazetelerine ve
özellikle hemen bütün Türk köylerine teker teker dağıtılan Nacak
Gazetesi’ne verilen ilanlar vasıtasıyla da KTKF’nin faaliyetleri Kıbrıs Türk
toplumuna tanıtılmaya çalışılır. 46
“Federasyona damla damla verdiğiniz paralar cemaatimizin
ihtiyaçları için kullanılıyor. Az veriniz, öz veriniz. 13.000 liraya alınan Süt
Bar47, işletmecilik hayatımızda yeni bir hamledir. Yeni bir talebe yurdunun
Köşklüçiftlik’te inşaasına başlanmak üzeredir. Leymosun’da ortaokul için
yurt binaları inşa ediliyor. Yağmuralan’da 3000 lirayı mütecaviz bir
okulun inşaasına başlanıyor. Siliku’da bir üzüm kurutma ambarı için 1000
lira verildi.
Kooperatiflerimizin inkişafı için yapılan yatırımlar 10.000’i aştı.
Fakir çocukların tahsili için sarf olunan para, genç sanatkârlara verilen
45
Nacak, 16 Ekim 1959.
Nacak, 4 Eylül 1959.
47
Süt-Bar, Beşparmak Dağları’nda bulunan 9 dönümlük bir araziye sahip bir süt
çiftliğidir. 1922 yılında Singapur’dan dönüşte babası tarafından faizcilerden
borçlanmak suretiyle babası tarafından alınan bu araziyi İngiliz vatandaşı Newman
daha sonra KTKF’na satacaktır. Çiftlikte o gün itibarıyla 57 yavrusuz inek
bulunmaktadır. Tesis KTKF’nun bu alandaki ilk tesisi unvanına da sahiptir. Nacak,
28 Ağustos 1959.
46
146
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
sermaye, fakirlere yardım, izci teşkilatının kuvvetlenmesi için yardım,
Gençlik Teşkilatı’nın kalkınmasına yardım... Bunlar için de muazzam bir
meblağ sarf olunmuştur. Federasyonun kefaleti ile borçlanarak işini
yürütenlerin sayısına bir bakınız. 6 kasabada belediyelerimizin yanındayız.
Okullarımıza yapılan yardımlar, Türkiye’den gelen heyetlerin
ağırlanması... Bütün bunları sizin adınıza, sizin verdiğiniz paralarla yaptık
ve yapmaktayız. Daha büyük işler başarmak istiyoruz. Sizin yardımınızla
başaracağız da. Damla damla göl olur. Akar gider sel olur. Damla damla,
az veriniz. Her Türk senede 10 şilin verse, ne kadar toplayacağız, ne büyük
işler yapacağız! Az veriniz, öz veriniz. Yardımlarınız devamlı olsun. Hemen
yapılması icap eden işler bizi bekliyor, sizin yardımlarınızı bekliyor.
R. R. Denktaş”
Aynı tarihli Nacak Gazetesi’ne Federasyon tarafından verilen bir
başka yazı ise Kıbrıs Türk ekonomisini ayağa kaldırmakla ilgilidir.
“Sayın vatandaş,
Şahsi servetinizi milli sermaye haline getirmek istiyorsanız, en
küçük tasarrufunuzu bile sanayide işleterek gelir temin etmeği
düşünüyorsanız, cemaatimiz iktisadi bütününde büyük işletmeler
kurulmasını arzu ediyorsanız, cemiyete büyük işletmeler kurarak
işçilerimize, elemanlarımıza yeni iş sahası açılmasında hemfikir iseniz,
cemaatimizin topyekûn milli gelirini artırmakla iktisaden yükselme
gayretlerinde payınız olmasına hevesli iseniz anayurdumuz Tekel Genel
Müdürlüğünün iştiraki ve desteği ile kurulmakta olan Yüksel İspirtolu
İçkiler ve Şarap Fabrikası Limited Şirketi’nin hisselerinden almağı ihmal
etmeyiniz”
Öte yandan aynı günlerde KTKF’nin mercek altına aldığı ve
ziyaretler gerçekleştirdiği ilk yerleşim merkezleri ise Lefkoşa-Poli yolu
üzerindeki köylerdir. Akaça’da fakir öğrencilere ve fakir ailelere yapılan
yardımdan sonra Gaziveren’e geçilir. Kserovunoy ve Limnidi’de de
köylülerle beraber olarak onların dertlerini dinleyen KTKF Başkanı Rauf
R. Denktaş ve beraberindeki heyet ve Dr. Burhan Nalbantoğlu daha sonra
tekrar Lefkoşa’ya dönerler.48 Köy ziyaretleri sonrasında Kıbrıs Türk
toplumunun Türkiye ile bağlarını sağlamlaştırmak ve dünya ile irtibatı
sağlamak üzere KTKF başta Yalya, Vreisa, Vitsada, Terazi, Tremetuşa,
Sarama, Singrasi, Pitargu Petrofan, Pileri, Malya, Monyat, Mamunlu,
Avgalida, Yukarı ve Aşağı Arodez, A.Irini, Afanya, Aytoma, Anafodia,
Asproya, Klavya, Anglia olmak üzere ilk etapta Türklerin yaşadığı 34 köye
Türkçe gazete gönderilmesine başlar. Köy muhtarları veya köylerde
bulunan spor kulüplerine gönderilen bu gazeteler Lefkoşa’daki Türk spor
kulüplerinden veya Hazım Remzi Ticaretevi’nden alınmaktadır.49 Daha
sonra bütün Ada sathına yayılacak olan Türk’ten Türk’e Kampanyası da bu
dönemde hayata geçirilir. Bu kampanyayla Kıbrıs Türklerinde ulusal bilinç
48
49
Halkın Sesi, 7 Ocak 1958.
Halkın Sesi, 15 Ocak 1958.
147
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
uyandırılmaya, birbirleriyle olan ilişkilerinde daha duyarlı olmaya ve
birbirlerine her açıdan destek olmaya yönelik gayretler ön plana
çıkartılmaya çalışılır. Böylece KTKF’nin Kıbrıs Türklerine desteği de bu
bağlamda artarak devam eder. 50
“Bir kere bir yeraltı teşkilatının varlığı hissediliyordu. Türk’ten
Türk’e Kampanyası, Volkan zamanında başladı ve sonra TMT’ye geçti
ama bizim Rum’a verdiğimiz para mermi oluyor, askerî vergi alınıyor
Rum’dan bilinen şekilde. Bunları yaydık ve neticesini elde ettik. Türk
acentelikleri doğdu. Türk tacirler, tüccarlar meydana çıkmaya başladı
küçük küçük de olsa. Bunları da tabii suiistimal edenler oldu. Bir çarşı
murakabe komisyon heyeti kurduk. Başına kelli felli adamlar koyduk.
Onları dinlemeyenler yahut baskı yaptıydı efendim. Adama diyoruz ki ‘İşte
bak burada Türk malı var. Bunu al.’ Gider Rum’dan alırdı daha ucuz diye.
Yakalanınca ve kendisine bir ceza verilince kıyametleri koparırdı. Neticede
bir Türk çarşısının ve bir Türk ekonomisinin doğmasına sebep oldu o
kampanya”
KTKF’nin düzenlediği bu faaliyetlerin bazı kimselerce yanlış
anlaşılması ve halka da yanlış aktarılması üzerine bu konuya da açıklık
getirme zarureti doğar ve bu görevi bizzat Rauf R. Denktaş’ın kendisi
yapar ve gazetelerde yayımlanan ‘Federasyon Yararına Büyük Konser’
başlıklı köşe yazısıyla Kıbrıs Türk toplumunun kafasında oluşabilecek
sorulara da cevap verir. 51
“Federasyonumuzun yardımına koşanlar arasında Ankara
Radyosu’nun tanınmış ses sanatkârlarından Nusret Ersöz de var. Nusret
Ersöz’ü müteaddit defalar dinlemek fırsatını bulduk. Türkiye’nin tatlı
havasını ahenkli sesinde yaratan ve yaşatan mütevazı sanatkâr federasyon
yararına bir konser vermek için sabırsızlanıyor. ‘Bu memleket davasında
benim de küçük bir payım olsun.’ diyor. Bizce Mağusa, Galatya,
Leymosun, Evdim, Baf, Poli, Lefke, Sinde, Konedra, Larnaka, Lefkoşa ve
civarı halkına birer konser vermek mümkündür ve rağbet görecektir. Şunu
da peşinen ilave edelim ki bu konserlerde federasyon menfaatine teberru
toplanmayacaktır. Gayemiz halkımıza güzel bir akşam yaşatmak ve giriş
bedelinden istifade etmektir. Bize cömertçe teberruda bulunmuş olan
halkımızdan ayrıca teberru toplanması kararında samimiyiz. Alakadarların
bu hususa dikkat etmelerini rica ederiz. Giriş bedeli sandalye mevkiine 3,
4, 5 şilin olacaktır. Yukarıda bahsi geçen kasaba ve köylerdeki
alakadarların bir an evvel Federasyon Sekreterliği’ne müracaat edip
konserlerin tarihi, nerede verileceği hakkında malumat vermelerini rica
ederiz. Kasaba ve köyler salon ve mikrofon teşkilatını tedarik edeceklerdir.
Kati bir gün edilmeden önce sekreterliğimize müracaat olunmasını rica
ederiz. Konserin bilet ve afişleri Lefkoşa’da temin edilecek ve alakalı köy
ve kasabalara verilecektir. Mart ayında başlayıp bitecek olan bu eşsiz
50
KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 8 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme
51
Halkın Sesi, 22 Şubat 1958.
148
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
konserde zamanımızın en çok beğenilen şarkılarını zevkle dinlemeye
hazırlanınız. 25 eseri mütecaviz bu programda ‘ Her yer karanlık,
Neyleyim, neyleyim ben bu yâri, Geceler, Ninno, gazeller ve türküler’ de
mevcuttur. Eğlence içinde kendi kendimize yardım fırsatını bulacaksınız”
Faaliyetlerin daha somut ve olumlu yönde gelişebilmesini
amaçlayan girişimler sonrasında 50 Kıbrıs Lirası mükâfatlı bir de anket
yapılarak Ada sathında Kıbrıs Türkleri arasındaki toplumsal dayanışmanın
daha da geliştirilmesi amaçlanır. Buna göre 3 önemli konuyla ilgili sorulan
3 soruya verilecek cevaplar arasında en beğenilenler ödüle uygun
görülecektir. 52
“1. Çarşımızın büyümesi, olgunlaşması için neler lazımdır? Ne
yapılmalıdır?
2. Kooperatif ithalat ve ihracat merkezleri, kooperatif bakkaliyeleri
hayatı ucuzlatacak mı?
3. Cemaatimizin en erken
düşündüğünüz tedbirler nelerdir?”
bir
zamanda
yükselmesi
için
Bu üç soruluk ankete yönelik olarak Adanın dört bir tarafından
katılım söz konusudur. Verilen cevaplar arasında Türk’ten Türk’e
kampanyasının güçlendirilmesi, modern sanayinin geliştirilmesi, sanat
okullarının açılması, çarşı esnafının Rumlarla rekabet edebilecek ekonomik
güce sahip olması, tembellik yerine devamlı çalışmak gibi cevaplar yanında
son derece bilimsel hazırlanmış cevaplar bulunmaktadır. 53 Anket çalışması
sonrasında büyük ödül olan 12 sterlini İstanbul Üniversitesi Türkoloji
Bölümü’nden Ekrem Ural Aratan kazanır. 54 Federasyon Adanın dört bir
köşesindeki Kıbrıs Türklerine yönelik faaliyetlerine aralıksız devam eder.
Örneğin Haziran 1959 döneminde Baf’ın Dimi, Mandriya, Aksilu,
Yoğurtçular, Dağaşan, Gökçebel, Soğucak, Boozalan köyleri ziyaret
edilerek buralarda İşçi Birliği, Türk Çiftçiler Birliği ve Milli Türk Birliği
kurulması için faaliyetlere girişilir. Köylerde ayrıca kooperatif şirket ve
bakkaliyesi açılması, ayrıca halk odaları tesis edilmesi de kararlaştırılır. 55
Böylece Federasyon iktisadi kalkınma kampanyası içinde yıllardır alıcı
konumunda olan Kıbrıs Türk çiftçisini, esnafını ve köylüsünü satıcı ve
üretici duruma getirmenin yollarını aramaya başlar. 56 Federasyon’un bu
faaliyetlerine en büyük destek her zaman Nacak Gazetesi’nden gelir.
Köylüyle iç içe çalışmalara başlanmasının ardından insanların sosyal ve
ekonomik sorunları daha net görülmeye başlanır ve Nacak Gazetesi
vasıtasıyla duyurulan bu sorunlara yönelik çözümler de ortaya çıkmaya
başlar.57 Bu dönemde yapılan yardımların tutarı ise 20. 154.103 sterlin
52
Nacak, 18 Eylül 1959.
KTMA, KTKF Arşivi, Pazar Dosyası.
54
Ibid.
55
KTMA, KTKF Arşivi, Köyler Dosyası.
56
KTKF Nisan 1959 Aylık Bülteni.
57
KTMA, KTKF Arşivi, Tarihçe Dosyası.
53
149
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
olarak ortaya çıkar. Bu faaliyetlerden birisi de yerli malı kullanma ve ulusal
ekonomiyi canlandırma girişimleriyle ilgilidir. KTKF’nin bu faaliyetlerine
en büyük destek ise şüphesiz Nacak Gazetesi’nden gelir. Federasyon
tarafından yürütülen kampanyalardan bir tanesi de yerli malı kullanma ve
ulusal ekonomiyi canlandırma girişimleriyle ilgilidir. 58
“Çarşımızı Boşaltmayalım.
Geçenlerde bir arkadaşım mesleğine elzem küçük bir şey arıyordu.
Türk çarşısını aradı taradı bulamadı. En nihayet komşu çarşıdan getirtti.
Getirtti amma fiyatı azami 125 mili aşmayan bu eşya için iki mislini
ödemeye mecbur kaldı. Komşu çarşıdaki tüccar o eşyanın Türk çarşısında
bulunamadığını anlamış olacak ki, geçer fiyatı istemeyi aklından bile
geçirmedi. Türk çarşısını genişletmek bu küçük misalden de görülüyor ki
her Türk ferdi için daha elverişli olmaya mukadderdir. Belki bugün yeni
kurulan ticarî müesseselerin başlangıç masraflarını karşılamak için birkaç
kuruş daha fazla ödemeye mecbur kalıyoruz. fakat ilerisi için kendi
kendimize bir yatırım yapmış oluyoruz. Kısacası ileride maruz
kalabileceğimiz herhangi bir iktisadî bir baskıyı önlemiş oluyoruz. Türk
çarşısında bulamadığımızı komşu çarşıdan fahiş fiyatla tedarik etmek
mecburiyetini şimdi verdiğimiz ehemmiyetsiz fiyat farklarıyla bertaraf
etmiş oluyoruz.
Komşu çarşıdaki bazı çeşitlerin biraz ehven fiyatları hiç şüphesiz
celb edicidir. Fakat bunun muvakkat olduğunu gözden kaçırmamalıyız.
Ticarette muhasımı iflas ettirmek maksadıyla bir müddet için daha ucuz
satıp ziyana katlanmak tarih kadar eski bir taktiktir. Muhasım bir defa
ortadan kalktı mı fiyatlar hemen yükselir ve alıcılar o zaman geçmişleri de
ödemiş olurlar. İşte çarşı monopolü bu şekilde yine bir ellerine geçerse o
sözde ucuz fiyatlar ani olarak ortadan kalkacak ve yerine keyfi ve fahiş
fiyatlar hüküm sürecektir. İktisaden en büyük garantimiz çarşımızın
sönmemesine dikkat etmektir. Bu Adada hür bir cemaat olarak yaşamak
için iktisaden mümkün mertebe müstakil olmamız şarttır. İktisaden
çürümüş bir varlık kölelik etmeye mahkûmdur. Bunu takdir edebilmemiz
istikbale emniyetle bakmamızın en parlak delilidir”
İlginçtir ki buna benzer faaliyetlerin içerisine EOKA da girer ve
Kıbrıslı Rumların kesinlikle İngiliz malı almamaları, Türklerle alışveriş
yapmamaları konusunda Kıbrıslı Rumlar devamlı uyarılırlar. EOKA’nın
bildirilerindeki tek fark ise aksi davranışlarda bulunanların tehdit edilmeleri
ve söz konusu bu kişilerin zaman zaman ölümle cezalandırılmalarıdır. 59
“Kıbrıslılar,
58
Nacak, 10 Temmuz 1959.
EOKA’nın 6 Mart 1958 tarihinde Lefkoşa’da dağıttığı Yunanca bildiri. KTMA,
EOKA Bildirileri Dosyası No. 1318 ve 1319.
59
150
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
1. Her yıl 200.000 Kıbrıs Lirasından fazla paranın İngiltere
damgalı çikolata ve şekerleme için harcandığını, hâlbuki bizim ülkemizde
çok daha iyilerinin üretildiğini,
2. En iyi şarapları ve içecekleri üretmemize rağmen üreticisi
tarafından ihraç edilsin veya edilmesin satın alan kimsenin İngiliz
idaresine şişe başına 100 Mils vergi ödediğini,
3. Her şişelenmiş likörde üreticisi tarafından ihraç edilsin veya
edilmesin satın alan kimsenin İngiliz idaresine şişe başına 100 Mils vergi
ödediğini,
4. Ayakkabı üreticilerimizin yurtdışından ve özellikle de İngiliz malı
ayakkabıları tercih etmemiz nedeniyle işsiz olduklarını biliyor musunuz?
Mademki her Kıbrıslı yukarıdakileri biliyor, o halde bizleri esir
olarak tutmaya devam eden, bizleri kullanan ve bizleri yönetenleri
sarsmak, Kıbrıslı üreticilere destek olmak ve Kıbrıslı işçilere iş imkânları
sağlamak amacıyla.
a) İngiltere’den şekerleme türü şeyler ithal etmemeliyiz. Eğer
bunlardan herhangi birisi ithal edilirse bunları boykot etmeli ve mahalli
olarak bölgemizde üretilen şekerlemeleri satın almalıyız.
b) İngiltere’den alkollü içki ithal etmemeliyiz. Kıbrıs şarap
üreticilerini desteklemek amacıyla burada yapılanları içmeliyiz.
c) Mühürlenmiş şişelerde satılan her içecekten Kıbrıs’taki tiran
rejimini desteklemek amacıyla İngilizlere vergi verildiğinden mühürlenmiş
şişelerde satılmayan mahalli içecekleri içmeliyiz.
d) Kıbrıs’ta yapılan ayakkabıları giymeliyiz. Bir atasözü “Böyle bir
ayakkabının yamalı olup olmadığını göz önüne almadan kendi ülkende
yapılan ayakkabıyı giy” der.
Haydi Kıbrıslılar! Bütün Kıbrıslı vatanseverler zorba yönetimi
sarsın. Bu şekilde bütün Kıbrıslı Rumlar mücadele eden oğullarıyla
beraber mücadelede yer alacaklardır. İyi bir başlangıç olarak silahlı
mücadeleyi kazandığımız gibi pasif mukavemet mücadelesini de
kazanacağız ve zaferle taçlanmış bir sona erişeceğiz. Yalnızca yukarıdaki
emirlere uymak değil ayrıca diğerlerine tavsiyelerde bulunmak ve onların
da uymalarını sağlamak her Kıbrıslı Rum’un görevidir. Diğer emirler de
yakında gelecektir”
Federasyonun hayata geçirdiği ve bütün Kıbrıs Türklerini katılmaya
davet ettiği kampanyalardan birisi de Vatandaş Türkçe Konuş
kampanyasıdır. Bu kampanyayla hedeflenen ise özellikle karma köylerde
veya Kıbrıs Türklerinin azınlıkta kaldıkları bölgelerde Türkçenin ve Türk
kültürünün tekrar ayağa kaldırılmasıdır. 60
60
. Denktaş, op.cit., s. 128–130.
151
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
“... Yıllar sonra, federasyona bağlı Gençlik Teşkilatı’nın 61 onayımız
ile başlattığı ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyası da bazı yazarlar
tarafından arada sırada gündeme getirilmekte ve eleştiri konusu
yapılmaktadır. Bu konuda da kampanyanın esasını teşkil eden nedenleri ve
kampanyadan doğan sonucu değerlendirmeksizin bu kampanyada
sorumsuz veya heyecanlı birkaç gencin yaptıkları ile değerlendirmek büyük
haksızlık olur. KTKF’nin esas görevlerinden bir tanesi de Türk kültürünü
güçlendirmekti. Halk oyunları ile hikâyeleri, masalları, müziği, nameleri
ile Anadolu’dan gelmiş olan Kıbrıs Türkleri uzun bir zaman dilimi içinde,
benliklerine ve kimliklerine hâkim olmak için, büyük bir Rum Ortodoks
baskısı altında devamlı surette mücadele vermek zorunda kalmışlardır. Bu
mücadelede ilgisizlikten, okulsuzluktan, yoksulluktan yenik düşen bir kısım
insanımız zaman içinde dilinden, daha sonra da dininden olmuştur.
Dillirga yöresinde 33 köyümüz Rum papazların okul, iş teklifleri
neticesinde (yıllarca Rumca konuşur hale getirildikten sonra) din
değiştirmişlerdir. Yolda başka köyler de vardı. Akıncılar da bunlardan bir
tanesiydi. Erenköy ve etrafındaki 5–6 Türk köyünde de Rumca geçerli ana
lisan olmuştu. ‘Bayrağım’ diye her milli heyecanı bizlerle paylaşan bu
insanlar ana dilleri olan Türkçeyi ikinci bir lisan olarak öğrenmek zorunda
bırakılmışlardı. Bunun suçu bunca yılın ihmalindeydi.”
Değişik sebeplere bağlı olarak zaman içerisinde bazı Türk
köylerinde Rumcanın hâkim olması ve Türk köylülerin Türkçeyi
bilmemeleri üzerine başlatılan bu kampanya daha sonra bütün Adayı
kapsayacak şekilde devam eder. 62 Ancak durum göründüğünden çok daha
ciddidir. 63
“...1955 yılında Baf’ta sosyal yardım memuru idim. Özellikle iş
icabı Baf köylerini her ay ziyaret ederdim. Türk-Rum tüm halk tarafından
sevilen, sayılan ve hürmet gören birisi idim. Aynı zamanda Rumcayı çok
güzel konuşan ve yazan birisiyim. Günün birinde Drinya köyünün
kahvehanesinde Rumlarla hasbıhal ederken birisi bana ‘Bayis cisdin
Atyavarvaran kabode-kabode Murad Efendi’ dedi... Türkçesi ‘Arada
sırada Ayavarvara köyüne gittiğin olur mu Murad Efendi?’ idi. Cevap
olarak ‘Evet’ dedim. O da ‘Raif’i görürsen benden çok selam söyle.’ dedi.
61
Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı’nın Ada içerisindeki asli görevlerinden birisi de
Kıbrıs Türk gençliğini kaynaştırmak, millî duyguları harekete geçirmek ve gençliği
tek bir çatı altında toplayarak örgütlü bir hale getirmektir. Bu amaçla yapılan
faaliyetler arasında gençlik festivalleri de bulunmaktadır. Söz gelimi 24 Temmuz
1959 günü başlayan ve 26 Temmuz 1959 gününe kadar 3 gün boyunca devam eden
festival kapsamında ilkokulların halk dansları, Lefke, Larnaka, Girne ortaokullarının
jimnastik gösterileri, izcilerin ilk yardım gösterileri, kasa minder hareketleri, halat
çekme yarışmaları, yağlı güreş müsabakaları, fener alayları, temsil ve müsamereler
ile yürüyüşler ve halk dansları gösterileri bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz.
Nacak, 24 Temmuz 1959.
62
TMT Limasol Sancağı mensubu merhum Aydın Aygın ile 20 Ağustos 2004
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
63
Murad Hüsnü Özad, Baf ve Mücadele Yılları, Akdeniz Haber Ajansı Yay.,
İstanbul, Temmuz 2002, s. 19.
152
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Kendisine ‘Görürsem kimden selam söyleyeyim?’ diye sordum. O da
‘Kardeşi Yorgi’den.’ dedi. ‘Bu nasıl olur?’ dedim. ‘Türk idik ve Rum
olduk.’ dedi ve köyü kastetti. Nedenini sordum. Bana cevap olarak ‘Ftoşa
ferni gloşa.’ dedi. Yani ‘Fukaralık miskinlik getirir.’ Cevabında bulundu.
Şurasını hemen belirteyim ki eski Lefkoşa milletvekili Harun Bey bahse
konu Raif’in oğludur.”
Bütün bu gerçeklerin ışığı altında gerek Nacak Gazetesi aracılığıyla,
gerekse daha sonra başlatılan Türk’ten Türk’e ve Vatandaş Türkçe Konuş
faaliyetleri toplumdaki birlik ve kaynaşma duygusunu iyice pekiştirir. 64
“... O zamanlar Türk’ten Türk’e kampanyası vardı. O zamanlar
Türk bölgesinde bazı inşaatlar vardı ve bazı inşaat sahipleri de işlerini
Rum’a yaptırma temayülündeydi. Bizim o zaman Volkan ve Gençlik
Teşkilatı buna karşıydı. Rumların Türk bölgesinde iş yapmasına veyahut
gelip bulunmasına tahammül edemiyordu güvenlik açısından veyahut bir
başka nedenden. Benim sınıf arkadaşlarım da ki isimlerini vermekte fayda
var Çetin Çeki, Gençlik Teşkilatı’nda aktif görevdeydi. Biz ona yardımcı
olmak bağlamında Gençlik Kolları başkanımız halen hayatta o dönem
tarih-coğrafya öğretmenimiz liseden Kemal Durmuş Bey’di Limasol’da. O
bize gizli görevler veriyordu ve Çetin, Kıbrıs kökenli ama Antalya
doğumlu. Babası Mersin’de gümrük müdürü iken annesi Zelha Hanım
teyzeyle evlendiler. Onun sonucunda Gültekin Bey, Nedime ablam ve Çetin
dünyaya geldiler. Asıl babaları Mustafa Sermet Bey ise Limasolludur.
Babaları vefat edince onlar da Limasol’a akrabalarının yanına geldiler...
O yıllarda Çetin’in Gençlik Kolları’nda faaliyetleri oldu. Anlatmaktaki
maksadım şu, Çetin’in şivesi Türkiye şivesi. Diksiyonu, konuşması, çok
muntazam Türkçesi vardı. Dolayısıyla Çetin’i o maksatla kullanmak daha
yararlı olacağı düşüncesiyle Çetin’i öne çıkarıyoruz, biz geride kalıyoruz.
Çetin gidip adamla konuşuyor tatlı tatlı, böyle Türkçe şivesiyle onu iknaya
çalışıyor. Adam ikna olmadığı zaman biz arkadan şey ediyoruz. Bir de
Vasıf Hasan diye bir arkadaşımız vardı nur içinde yatsın. Üçümüz birlikte
gidiyorduk.”
İnsanların kaynaşması, imece usulüyle birbirlerine destek olmaları,
birbirlerinin dertlerine çare olmaya çalışmaları bu dönemde en üst
seviyededir ancak daha alınacak çok yol vardır. 65
“...1954–1957 yılları arasında mesleğim icabı ilçenin (Baf) TürkRum köylerini muntazaman ziyaret etmekte idim. Dairemize sosyal yardım
için yapılan (müracaatlarda) tüm dilekçe sahiplerinin mali durumlarını
inceler ve durumuna göre hareket edilirdi. Tahkikat neticesi olarak tespit
edilen muhtaç, kimsesiz ve bikes ailelere mevcut tüzük tahtinde para
yardımı yapılmaktaydı. İsimlerinin ne olduğu sorulan yaşlı Rumlar genelde
babalarının Türk ismini verirlerdi. Hatta daha derin tahkikat neticesinde
64
TMT Limasol Sancağı mensubu merhum Aydın Aygın ile 20 Ağustos 2004
tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
65
Özad, op.cit., s. 24.
153
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
bunların da bir zamanlar Türk olduğu ve sonradan Rumlaştığı hususu
meydana çıkardı. Örneğin Eleni Sadık, Panayoti Hüseyin, Maria Hasan,
Andreas Hasip, Prokopis Yusuf ve buna benzer isimler vardı. Daha derin
tahkikat neticesinde bir zamanlar Türk oldukları, yani Eleni’nin Pembe,
Panayotu’nun Emine, Maria’nın Meryem, Andreas’ın Ali, Prokopis’in
Menteş olduğu ve sonradan irtidat ettikleri hususu meydana çıkmakta idi.”
Bu arada Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı (KTGT)66 da faaliyetleriyle
ve dağıttığı bildirilerle bu kaynaşmayı ayakta tutmaya çalışır. 67
“Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatından
Son günlerde müşahedelerimiz halkın bir kısmının oldubitti zihniyeti
içerisinde mütalaa edip, mesuliyetsiz, cemaat menfaatlerine, birlik ve
beraberliğe hizmetten uzak hareketlerde bulunduğu şeklindedir. Peşinen
şunu belirtelim ki bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe,
netice alıcı çalışmalara ihtiyacımız var. Hususi hayatımızın dışına
bakışlarımızı çevirdiğimiz zaman göreceğimiz manzara bizleri hakikaten
üzmelidir, düşündürmelidir. Bir tarafta yağmursuzluktan şikâyet eden
borçlu köylü kardeşlerimiz, bir tarafta işsiz güçsüz dolaşan şahıslar ve
bunların bakımsız aileleri ve bunların yanı başında her şeyden habersiz
kendi menfaati, huzuru ve zevkinden başka bir şey düşünmeyen kimseler.
Arkadaşlar, şunu bilelim ki cemiyet halinde huzura kavuşmak için
şahıslarınızdan fedakârlık etme zamanı gelmiştir. Cemaat olarak bir şeyler
kazanmak istiyorsak o cemaatin bir ferdi olarak vermesini bilelim. Kumar
yasağına, kumarla mücadeleye rağmen kumar masaları başında huzuru
bulmak elinizdeki üç beş kuruşu içki masalarına, fuzuli yerlere yatırmak,
kooperatifleri desteklememek, iktisada da riayet etmemek bugün için
cemiyet hayrına olmayan hareketlerdir. Emniyetli bir istikbal bu gibi
hareketlerle pek tabii kazanılamaz.
Kıbrıs Türk’ü
Sana hitap ediyoruz. Elini vicdanına koy. Atacağın her adımın
cemaat hayrına olup olmadığını düşün ve ona göre at. Umumi kaidelere
aykırı hareket edenleri ihtarla doğru yola davet et. Mesuliyet mevkiinde
olmasan da bunu yapmak senin için millî bir vazifedir”
Federasyonun bölge temsilcilerinin özverili çalışmaları neticesinde
gerek Kıbrıs Türk köylüsü gerekse Kıbrıs Türk gençliği, KTKF’nin
66
Hiçbir siyasî yönü olmayan bu teşkilatın gayesi 12–35 yaşları arasındaki Kıbrıslı
Türk gençlerini tek çatı altında toplamak suretiyle dinamik bir güç oluşturmayı ve
yapılacak değişik etkinliklerle eldeki bu potansiyel gücü değerlendirmektir. 24
Temmuz 1959 günü ilk kongresini gerçekleştiren Gençlik Teşkilatı bu tarihten
itibaren 27.000’i bayanlar olmak üzere toplam 53.000 üyeden oluşmaktadır. Gençlik
Teşkilatı’nın oluşturulduğu ilk gün Kaleburnu köyü ziyaret edilerek köyün
ihtiyaçları tespit edilmiş ve 17 Temmuz 1959 tarihine kadar geçen 41 gün içerisinde
Gençlik Teşkilatı’na bağlı “Yıldırım” ekipleri tarafından toplam 323 köyde
planlanan faaliyetlere başlanmıştır. Ibid., 24 Temmuz 1959.
67
KTMA, TMT Bildirileri
154
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
faaliyetlerine gönülden destek olmaya başlar. Kıbrıs Türk gazetelerine ve
özellikle hemen bütün Türk köylerine teker teker dağıtılan Nacak
Gazetesi’ne verilen ilanlar vasıtasıyla da KTKF’nin faaliyetleri Kıbrıs Türk
toplumuna tanıtılmaya çalışılır. 68
“Federasyona damla damla verdiğiniz paralar cemaatimizin
ihtiyaçları için kullanılıyor. Az veriniz, öz veriniz. 13.000 liraya alınan Süt
Bar69, işletmecilik hayatımızda yeni bir hamledir. Yeni bir talebe yurdunun
Köşklüçiftlik’te inşaatına başlanmak üzeredir. Leymosun’da ortaokul için
yurt binaları inşa ediliyor. Yağmuralan’da 3000 lirayı mütecaviz bir
okulun inşaatına başlanıyor. Siliku’da bir üzüm kurutma ambarı için 1000
lira verildi.
Kooperatiflerimizin inkişafı için yapılan yatırımlar 10.000’i aştı.
Fakir çocukların tahsili için sarf olunan para, genç sanatkârlara verilen
sermaye, fakirlere yardım, izci teşkilatının kuvvetlenmesi için yardım,
Gençlik Teşkilatı’nın kalkınmasına yardım... Bunlar için de muazzam bir
meblağ sarf olunmuştur. Federasyonun kefaleti ile borçlanarak işini
yürütenlerin sayısına bir bakınız. 6 kasabada belediyelerimizin yanındayız.
Okullarımıza yapılan yardımlar, Türkiye’den gelen heyetlerin
ağırlanması... Bütün bunları sizin adınıza, sizin verdiğiniz paralarla yaptık
ve yapmaktayız. Daha büyük işler başarmak istiyoruz. Sizin yardımınızla
başaracağız da. Damla damla göl olur. Akar gider sel olur. Damla damla,
az veriniz. Her Türk senede 10 şilin verse, ne kadar toplayacağız, ne büyük
işler yapacağız! Az veriniz, öz veriniz. Yardımlarınız devamlı olsun. Hemen
yapılması icap eden işler bizi bekliyor, sizin yardımlarınızı bekliyor.
R. R. Denktaş”
Nacak Gazetesi nin 28 Ağustos 1959 tarihli sayısında KTKF
tarafından desteklenen Süt Bar ile ilgili olarak Erol N. Erduran imzalı gayet
ayrıntılı bir haber yer alır. 70
“Beşparmak Dağlarının sisli eteklerini, bulutlu göğüslerini arabam
ağır ağır tırmanınca, Girne’yi, bu nazlı kasabayı karşımda buldum. Beş
dakika sonra Süt Bar’ın pırıl pırıl serininde rahatlayacak, birbirini
tamamlayan güzellikler arasında yorgunluğumu unutacaktım. Süt Bar
maviyle yeşile tutkun, içli bir musikiyle alabildiğince geniş, şiirli bir yalı
cennetidir. Şu oymalı taş direklerin başında teller arasına danteller ören
asma çardağı ne rahat, gölgesi ne kaba. Bağrından kopan yeşili,
Akdeniz’in taze nemiyle eritip gözlerinizi boyayınca bütün elemlerinizi
68
Nacak, 4 Eylül 1959.
Süt-Bar, Beşparmak Dağları’nda bulunan 9 dönümlük bir araziye sahip bir süt
çiftliğidir. 1922 yılında Singapur’dan dönüşte babası tarafından faizcilerden
borçlanmak suretiyle alınan bu araziyi İngiliz vatandaşı Newman daha sonra
KTKF’na satacaktır. Çiftlikte o gün itibarıyla 57 yavrusuz inek bulunmaktadır.
Tesis KTKF’nun bu alandaki ilk tesisi unvanına da sahiptir. Nacak, 28 Ağustos
1959.
70
Ibid.
69
155
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
unutur şöyle bir hafiflersiniz. Burun kaldırıp dümen kırmış minicik
sandallar gibi daire daire serpilmiş yatak sandalyelerinin birine gömülüp
soğuk sütünüzü yudumlarken, dondurmanızı dişlerinizde eritirken gönülce
yumuşarsınız. Çevrenizin büyülü hazzını içinize sindirir, sevgi ve zevkin
aradığı hürriyeti bulursunuz.
Şu tahta parmaklıklar gerisinde durmadan geviş getiren yavrulu
yavrusuz ineklerin sayısı 57. Yemli olduklarında 260, yemsiz olduklarında
100 okka süt veren analar oldukça kalabalık. İçtiğiniz sütün lezzetini
hazırlayan şu kocaman şeffaf gözlü munis hayvanın derisinde beyaz, sarı,
kahverengi toplanmış da ne güzel bir kompozisyon olmuş. Biraz sonra ağır
memeleri makineye girecek, kovalar 20 okka sütle dudak dudağa gelecek.
Kıllı kuyruğunu sağa sola sallayıp kaygısızca hoplamadan edemeyen başka
bir afacanın soluduğu hava, yakın denizin köpüklü dalgaları, yosunlu
kayaları arasından gelen sabah meltemidir. Süt Bar’da yüzünüzü okşayan,
kirpiklerinizi titreten ikindi rüzgârıdır.
Şu ihtiyar efkaliptolarda gelip geçmiş yılların sırları saklı.
Gölgeleri de onlar kadar büyük. Soluğunuza tazelik katarlar, içinizi
serinletirler. O geçmiş gizlilikleri en az bu ağaçlar kadar bilen, Süt Bar’ı
Federasyon’a satan Bay Newman’dır. Yaklaşırsanız çekinmeden söz
edecek bu kısacık adam, 1922’de Singapur’dan dönerken beğendiği bu yeri
faizcilerden borçlanıp babasının aldığını söyleyecek. Çocuklarıma taze süt
sağmak için bir inek sağlayayım derken sonradan işi büyüttüğünü, çoğalan
ineklerle de bollaşan sütü Girne’ye dağıtmak için 1923’de İngiltere’den bir
bisiklet getirttiğini tebessümle hikâye edecek. Süt Bar’ın arka tarafından
denize doğru yürürken içinizde belki de uzun zamandır donakalmış
duygularınız tekrar dirilecek. Gözleriniz tabiatın artık sizden
gizleyemeyeceği bilmecelerle sarmaş dolaş olacak. İyi yüklenince 50–55
litre yağ veren zeytin, bol meyve veren erik, portakal ağaçlarının dalları
arasında gezinen gün yeli tümsek tepelerin kayalı yamaçlarından size çam
kokuları getirecek. Hurma ağaçlarının dilim dilim gövdelerinde zamanın
çenesi kırık çapkınlarının hikâyeleri sırıtacak. Narların uzun, sığ
kumsaldan akseden akşam güneşinin kızıllığıyla renklendiğini, mısır
püsküllerinin arı kalabalığıyla sarhoş olduklarını göreceksiniz. Şu
geometrik tarhlar içinde boy boy büyüyen yoncalar günün 24 saatinde
dalga dalgadırlar. Örümcek ağı gibi 9 dönümlük toprak parçasının en
kuytu köşelerine kadar uzayıp giden su yolları aşk tanrıçasının yasak
dudakları gibi her gün, her gece nemlimi nemlidirler. Yedi adım ötede, o
yüksek direkler üstüne bindirilmiş kocaman yelpazedeki acelecilik, telaş
niye? Radarlar gibi uzak diyarlardan, denizler, bulutlar ötesinden gelecek
uçakları gözlemez de gündüz gece demez de Süt Bar’ın çiftliğine,
insanlarına, ziyaretçilerine döner döner serin ninniler dinletir.
Masallardan gerçekler çıkaran, toprağa hazineler döken bu yel değirmeni,
parça parça demir demir göğsünü yalının karnı oyuk teknelerini enginlere
uçuran rüzgâra satmıştır…”
Öte yandan 18 Eylül 1959 tarihli Nacak Gazetesi nde KTKF
tarafından bir duyuru da yayımlanır. Buna göre “Baf’ta son günlerde bir
156
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
gizli teşkilat adına faaliyette bulunulduğu, üye kaydedildiği, bu maksat için
fotoğraf istenip vesikalar imza ettirildiği ve bu arada da üyelerden para
sızdırıldığı haber alınmıştır. Üzerlerinde hiçbir mesuliyet hissi olmayan bu
menfaatperestlerin Kıbrıs Türklerinin lehine olan şimdiki durumu
baltalamak için giriştikleri bu gayreti takbih ederiz. Kıbrıs’taki cemaatlerin
müşterek bir hayat kurmak için uğraştıkları bu zamanda böyle menfi
hareketlerle istikbalimizi kirletmeye çalışanlara karşı uyanık
davranılacağına eminiz”71 denilir.
Bu faaliyetlerin pozitif sonuçları kendisini toplum hayatında yavaş
yavaş kendisini gösterirken Rumlar ve İngilizlerden de bir takım tepkiler
gelmeye başlar. 72
“... Piyango yoluyla Federasyona para kazandırmak kararını aldık.
Derhal Lefkoşa Komiseri (İngiliz) yasaklamayı getirmeye kalktı. Savcılıkta
edindiğim tecrübe işime yaradı. Başsavcının geçmişte verdiği bir görüşe
göre ‘bir kuruluşun üyeleri arasında piyango tertiplemek için izin gereği
yoktu.’ Komisere yazılı olarak Federasyonun tüzüğüne göre her köyün, her
kuruluşun Federasyona üye olduğunu duyurdum. Böylelikle Federasyonun
piyangoları satışa çıkarıldı. 10–15 bin Kıbrıs Lirası kadar bir ikramiye
dağıtabiliyorduk. Piyango satışından hayatını temin eden satıcılar da
türemişti. Bir gün Baf köylerinden, tanıdığım bir dosttan bir mektup aldım.
Piyango biletinin numarasını veriyor, ekonomik sıkıntı içinde olduğunu
duyuruyor ve birinci ikramiyeyi kendisine çıkartmamı istiyordu. O ayın
piyangosu çekilinceye kadar büyük bir sıkıntı yaşadım. Ya büyük ikramiye
bu bilete isabet ederse ne olacaktı? Herkes ‘İkramiyeyi Denktaş istediğine
çıkartır.’ sonucuna varacaktı. Talihliler açıklanınca rahatladım. Ekonomik
sıkıntı içinde olan dostuma şans gülmemişti. Bu dönemde el sanatlarına
önem verdik. Anavatandan gelmeye başlayan üniversite mezunlarına
ekonomik açıdan yardımcı olmak uğraşı verildi. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30
Ağustos, 29 Ekim gibi milli günleri daha görkemli bir şekilde kutlamak için
gereği yapıldı. Öğretmenlerimiz her etkinlikte ön safhadaydılar.”
KTKF’nin girişimleriyle yapılan faaliyetler yavaş yavaş semeresini
vermeye başlar. Kıbrıslı Türkler arasındaki dayanışma ve birlik ruhu gözle
görülür bir ölçüde artış gösterir ve yediden yetmişe herkes elinden hangi iş
gelirse onu yapabilmek için seferber olur. Bu bağlamda Türklerin
yaşadıkları bölgelerde iyileştirme, kalkındırma, yenileme ve tamir
çalışmaları da kendisini gösterir. Nacak tarafından Kıbrıslı Türkleri eğitme
ve ulusal bilinç kazandırma yönündeki gayretler bunlarla da sınırlı
kalmayacaktır. Tarımla uğraşan çiftçilere her konuda destek olmak, onların
tarımsal faaliyetlerden azamî verim sağlamalarını temin etmek üzere
tohumluk buğday ve arpa temininden sebze yetiştiriciliğine ve kooperatif
kurmaya kadar çok farklı alanlarda köylülere ve çiftçilere yönelik Türk
köylüsünün korunması için yapılması gerekenler, ilkokulların sayılarının
artırılarak yeteri kadar öğretmen tahsis etmek, okulların kitap ihtiyaçlarını
71
72
Nacak, 18 Eylül 1959.
Rauf R. Denktaş, Hatıralar-Toplayış 10. Cilt, Aralık 2000, İstanbul, s. 126.
157
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
karşılamak, şehir hayatının imkânlarından köylülerin de istifade etmesini
sağlamak, köy insanlarının teknik konulardaki sorunlarına yardımcı olacak
birimler kurmak, köylerde birlik ve düzeni bozmaya çalışanlara karşı
uyanık olmak ve bu şekilde davrananları cezalandırmak, Türk’ten Türk’e
kampanyasını kötü niyetlerle kullanmaya çalışanlara karşı uyanık olmak ve
çiftçi çocuklarını ziraat ve tarım konusunda yetiştirerek eğitmek gibi
girişimler yapılmaktadır.73 Bütün bu uyarılara rağmen yine de işlerin hiç de
istendiği gibi gitmediği anlar da olmaktadır. 74
“Lefkoşa’nın Girne Kapısı’ndaki bir kahvedeyim. Karşımda bir
sigara satıcısı var. Boyuna satıyor, iyi iş yapıyor. Bir dikkat edeyim dedim,
meğer ne göreyim. Hep yabancı sigaralarından satmıyor mu? Çok değil,
yalnız yarım saat dikkatle takip ettim. Neticeyi size de bildireyim. Yarım
saatin içinde 10 tane yabancı sigara, 2 tane de Türk sigarası satıldı. Ne acı
bir gerçek değil mi? Kendi kendime bu daha, kaç zaman devam edecek? Bu
acı duruma, bu derin derde ne zaman çare bulunacak diye düşündüm,
üzüldüm, üzüldüm. Ah dedim ah. Bu Türk’ten Türk’e kampanyamızı ne
zaman temiz kalple benimseyeceğiz? Ne zaman doğru yolu seçeceğiz?
Yoksa ille ensemize sopa vurulsun mu istiyoruz. Akıllarımız, vicdanlarımız
bizi neden doğru yola sevk etmesin? Yazık!”
Böylece Kıbrıslı Türkler arasında sıkıntıların giderilmesi yönündeki
faaliyetler sosyal hayatın her alanında artarak devam eder.75 Ancak 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla beraber Türk’ten Türk’e kampanyası
da yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başlar ve kendiliğinden ortadan kalkar.
76
“...(Türk’ten Türk’e kampanyasını) Ne zaman bozduk? Dırvana 77
geldi ve ikinci, üçüncü gece Dr. Küçük bir yemek verdi. Dr. Küçük de bu
şikâyetleri işittikçe bunalıyordu. O gece Dr. Küçük’te kiraz gördük ilk defa
olarak. Kiraz Rum tarafından gelir. Ben şaka olsun diye ‘Neredendir
bunlar?’ diyince iş meydana çıktı. Dırvana çullandı bize ‘Bu iş olmaz,
yürümez.’ diye ve orada bu iş durdu. Belki de daha fazla devam etmesi de
doğru olmayabilirdi. Ben onu da bilmiyorum. Artık barış, görüş olmuş,
Cumhuriyet ordusu falan. Kendiliğinden söndü gitti o da”
Bu dönemde esas görevlerinden bir tanesi de Türk kültürünü
güçlendirmek olan Federasyon bu bağlamda halk oyunları, hikâyeler,
masallar, müzik ve nameleriyle Anadolu’dan gelmiş olan Kıbrıs Türklerini
benliklerine ve kimliklerine hâkim insanlar yapabilmek için bir yandan
73
Nacak, 10 Temmuz 1959.
Nacak, 10 Temmuz 1959.
75
Dosya No. 1188/37 ve 298/007.
76
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 13 Temmuz 2003 tarihinde
Lefkoşa’da yapılan görüşme
77
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki ilk büyükelçisi olan Emin
Dırvana, Harp Akademisi ve Londra Askeri Ataşeliği görevlerinden sonra Paris’teki
NATO Başkomutanlık Karargâhı’ndaki görevinden Kur. Yarbay kendi isteğiyle
ayrılır ve siyasete atılır. Hürriyet, 18 Eylül 1957.
74
158
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Nacak Gazetesi vasıtasıyla Kıbrıs Türk toplumuna yönelik sosyal
programlar hazırlarken, bir yandan da toplumu bir araya getirecek ve imece
usulü çalışmayı ve yardımlaşmayı teşvik edecek girişimler söz konusudur.
Federasyon bu dönemde de bütün Türk köyleriyle ilgili ayrıntılı çalışmalar
yapmaya devam eder ve köylerin genel görüntüsü, ekonomik durumu, gelir
kaynakları, sorunları, altyapı özellikleri, köylülerin istekleri ve köyde
acilen yapılması gerekenler gibi hususlarda çalışmalar yapar. Federasyonun
hayata geçirdiği ve bütün Kıbrıslı Türkleri katılmaya davet ettiği
kampanyalardan birisi de Vatandaş Türkçe Konuş kampanyasıdır. Bu
kampanyayla hedeflenen ise özellikle karma köylerde veya Kıbrıslı
Türklerin azınlıkta kaldıkları bölgelerde Türkçenin ve Türk kültürünün
tekrar ayağa kaldırılmasıdır.78 Öte yandan Kıbrıs Türk Gençlik
Teşkilatı’nın da süratle Ada sathında teşkilatlanması ve dertlere derman
olmaya başlamasıyla Kıbrıslı Türklerin moralleri yükselir ve herkes elinden
geldiğince bu faaliyetlere destek olmaya çalışır. 79
“Yatağından taşan bir sel nasıl her türlü zaman ve mekân
ölçüsünün dışında bir enerji ile dolu olursa Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı
da bu dinamik hava içinde bir çığ gibi büyümektedir. Bu, normalin üstünde
öyle bir şahlanıştır ki bunu benzeri olaylarla bile mukayese etmek mümkün
değildir. Celal Hordan’ı en az Kıbrıslı genç kardeşlerimiz kadar içten
gelen bir takdir ve muhabbetle tebrik etmeyi vazife addediyoruz. Kısa
zamanda 323 köyü adım adım, karış karış dolaşarak 53.000 üye kaydetmek
ve 25.000 lira teberru temin etmek şüphesiz ki kıymetli liderlerin ilgisiyle
beraber Celal Hordan’ın gayret ve organize gücünün eseridir.”
Bu arada KTKF tarafından yapılan bir duyuruda öğrenci vekilleri ve
ortaokul mezunlarına seslenilir. 80
78
“... Yıllar sonra, federasyona bağlı Gençlik Teşkilatı’nın onayımız ile başlattığı
“Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası da bazı yazarlar tarafından arada sırada
gündeme getirilmekte ve eleştiri konusu yapılmaktadır. Bu konuda da kampanyanın
esasını teşkil eden nedenleri ve kampanyadan doğan sonucu değerlendirmeksizin bu
kampanyada sorumsuz veya heyecanlı birkaç gencin yaptıkları ile değerlendirmek
büyük haksızlık olur. KTKF’nun esas görevlerinden bir tanesi de Türk kültürünü
güçlendirmekti. Halk oyunları ile hikâyeleri, masalları, müziği, nameleri ile
Anadolu’dan gelmiş olan Kıbrıs Türkleri uzun bir zaman dilimi içinde, benliklerine
ve kimliklerine hâkim olmak için, büyük bir Rum Ortodoks baskısı altında devamlı
surette mücadele vermek zorunda kalmışlardır. Bu mücadelede ilgisizlikten,
okulsuzluktan, yoksulluktan yenik düşen bir kısım insanımız zaman içinde dilinden,
daha sonra da dininden olmuştur. Dillirga yöresinde 33 köyümüz Rum papazların
okul, iş teklifleri neticesinde (yıllarca Rumca konuşur hale getirildikten sonra)din
değiştirmişlerdir. Yolda başka köyler de vardı. Akıncılar da bunlardan bir tanesiydi.
Erenköy ve etrafındaki 5-6 Türk köyünde de Rumca geçerli ana lisan olmuştu.
‘Bayrağım’ diye her milli heyecanı bizlerle paylaşan bu insanlar ana dilleri olan
Türkçeyi ikinci bir lisan olarak öğrenmek zorunda bırakılmışlardı. Bunun suçu
bunca yılın ihmalindeydi..” Denktaş, op.cit., s. 128–130.
79
80
Nacak, 24 Temmuz 1959.
Nacak, 25 Eylül 1959
159
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
“Yeni bir idareye giriyor, yeni bir devreye başlıyoruz. Eski idareyle
beraber eski usulleri de unutmak lazımdır. Gelecekte iş sahalarımız daha
başka evsafta gençlere ihtiyaç gösterecektir. Lefkoşa’da bir Ticaret Lisesi
ile Sanat Okulu, Lefke’de yine bir Sanat Okulu açılıyor. Gelecekte bu okul
mezunlarına daha fazla ihtiyaç hissedilecek, daha fazla iş sahası
açılacaktır. Gençlerin ille ve ille eski usule uyarak yalnız liseye devam
etmekte ısrar göstermeleri faydasızdır. Pek yakında iş hayatımızda daha
büyük bir canlılık doğacak, Ticaret Lisesi ve Sanat Okulu mezunları her
tarafta aranacaktır. Ortaokul mezunları bu okullara kaydolmaktan
çekinmeyin. Bu okullardan ilk çıkanlar bilhassa kazançlı olacaklardır”
Federasyon’un Tekel Genel Müdürlüğü’nün de iştirakinin
bulunduğu 200.000 sterlin sermayeli şirkete ortak olması, ayrıca 13.000
liraya satın alınan Süt Bar İşletmesi gibi ekonomik girdi sağlayacak
yatırımları da bütün Kıbrıs Türkleri tarafından desteklenen faaliyetler
arasındadır. Bu arada yapılan bütün faaliyetlere büyük destek veren Nacak
Gazetesi nde 9 Ekim 1959 tarihli sayısında ayrıca KTKF tarafından verilen
bir duyuru da bulunmaktadır.
“Yarının adamı. Ticarette yükselmek için ticari bilgiye ihtiyaç
vardır. Ticaret Lisemiz yarın için en kıymetli elemanları yetiştirecektir.
Çocuğunuzu Ticaret Lisesine kaydettiriniz. Onu yarının adamı yapınız.
Altın bilezik. sanat elde altın bileziktir. Sanat okulları çocuğunuzu bekliyor.
Sanatkârı modern metotlarla yetiştirilen toplum daha çabuk ilerler.
Sanatkârsız toplum ilerleyemez. İktisadi kalkınma. Federasyon birlik ve
beraberliğin, iktisadi kalkınma davamızın öncüsüdür. Halkın yardımı ile
halka yardım eden Federasyonumuz devamlı yardımlarınıza muhtaçtır. Az
veriniz, devamlı veriniz, öz veriniz. Federasyona yapılan yardım Kıbrıs
Türk’üne yapılan yardımdır. Türk çarşısında yenilikler vardır. Türk
ithalatçılarının ithal ettikleri mallar her geçen gün artmaktadır. Her yerde,
daima, ısrarla Türk çarşısını destekleyiniz. Cebinizdeki sigaradan,
kibritten tutunuz da evinizdeki tuz, şeker, pirinç ve iğneye kadar Türk malı
ve yerli Türk malı olanı seçmek vazifenizdir. Boğaziçi, Yeni Harman,
Birinci senin sigarandır”
Federasyon’un faaliyetlerini ve kültürel gelişmeleri aktardığı ilk
yayın organı ise Yarına Doğru dergisi olur.81 Bu dergide 27 Kasım 1959’da
verilen habere göre ise Milli Türk Birliği, KTKF ve Gençlik Teşkilatı
yöneticileri arasında yapılan görüşmeler neticesinde Kıbrıs Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Muavinliği için tek aday olarak Dr. Fazıl Küçük’ün kabul
edilmesi kararlaştırılır. Gazetenin verdiği bir başka haber ise Meriç (Mora)
köyünde KTKF Halk Eğitimi öğretmenleri tarafından düzenlenen
münazara olur. “Yükselmek için birbirimize yardım etmemiz şarttır” tezini
Meriçliler adına Erdoğan, Sinan ve Lisanî Bey savunurken karşı tezi ise
halk eğitimi öğretmenleri savunurlar. Meriç muhtarı, Hasan Oktay ve bir
gazetecinin jüri olduğu münazara sonrasında Meriçliler galip gelen taraf
olurlar. Bu arada gazetede “Köylü” imzalı “Hey Lefkoşalı! Hey kasabalı!
81
KTMA, KTKF Arşivi, Tarihçe Dosyası.
160
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Uyan. Sen de yardıma koş. Bir Pazar olsun sinemayı bırak. Yeniden
yapılan köylerde işe koş. Biz yaparken siz bakmayın” şeklinde pankartların
da resimleri yayımlanır. Bunlar Federasyon tarafından başlatılan Rumlarca
yakılıp yıkılmış köylerle can güvenliği kalmadığı için terk edilen yerleşim
yerlerinin tekrar imar edilmesiyle ilgili faaliyetlerdir. Bu arada KTKF
tarafından yapılan bir duyuruyla da Köşklüçiftlik Tabakhane arsasında
projesini Yüksek Mühendis Mimar Ayer Kâşif ve Hakkı M. Atun mimari
bürosunun hazırladığı 120 kişilik fakir öğrencilere yönelik bir öğrenci
yurdu ve kütüphane yapılması için ihale açıldığı bildirilir.82 Nacak Gazetesi
nin aynı sayıda verdiği bir başka yazı ise Fikri Abit imzasıyla KTKF
Başkanlığına gönderilen ve gazetede yayımlanan “Çarşımızın Büyümesi
İçin” başlıklı seri yazının beşincisidir ve Kıbrıs Türk toplumunun
ekonomik hayatını kalkındırmaya yönelik tedbirleri ortaya koymaktadır. 83
SONUÇ
Özellikle Rauf R. Denktaş’ın başkanlığa gelmesinin ardından bir
yandan TMT öte yandan Nacak Gazetesi vasıtasıyla Kıbrıs Türk
toplumunu ayakta tutmaya gayret gösteren Kıbrıs Türk Kurumları
Federasyonu, Türkçenin düzgün kullanılmasından Kıbrıs Türklerinin
dillerine, kültürlerine sahip çıkmasına, sosyal hayatın düzelmesine, Kıbrıs
Türk ekonomisinin canlanmasına ve özellikle ağır Rum baskıları karşısında
ayakta durmasına destek vermiştir.
Bütün bu faaliyetlerin başında ise cansiperane gayret gösteren Rauf
R. Denktaş olmuştur. Yaklaşık 70 ayrı spor kulübü, işçi sendikası, sosyal
faaliyetlerde bulunan sivil toplum örgütlerinin desteğiyle oluşturulan
KTKF böylece misyonunu Rauf R. Denktaş’ın başkanlığında 1960 yılında
tamamlayacaktır.
KAYNAKÇA
ARŞİV KAYNAKLARI
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi
BA.030.10.130.28.19.
BA.490.01/599.75.7.
BA. 030.01. 38.227.1.
BA.030.01.40.241.14.
BA.030.01/21.121.4.
BA.030.01/123.785.2.
BCA.030.01/123.783.8.
82
83
Nacak, 9 Ekim 1959
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Nacak, 1 Ocak 1960.
161
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
Kıbrıs Türk Milli Arşivi
KTMA. 061.1951.
KTMA, K.No.64.
KTKD Arşivi
KTKF Başkanı Faiz Kaymak’ın Kıbrıs Türk Kültür Derneğine gönderdiği
28 Haziran 1951 tarihli mektup.
KTKF tarafından yazılan 10 Mart 1952 tarihli cevap yazısı.
KTKF tarafından 29 Ekim 1953 günü gönderilen mektup.
Faiz Kaymak’ın 1 Aralık 1953 tarihli mektubu.
KTKF adına Faiz Kaymak imzasıyla 11 Aralık 1953 günü gönderilen
mektup.
Türk Mukavemet Teşkilatı Özel Arşivi
KTKF Arşivi
BASILI KAYNAKLAR
AKKURT, Aydın, Kutsal Kavgaların Korkusuz Neferi. Niyazi Manyera,
2000, Lefkoşa.
AKKURT, Aydın, Türk Mukavemet Teşkilâtı 1957-1958 Mücadelesi,
Aralık 1999, İstanbul.
BİL, Hikmet, Kıbrıs Olayı ve İçyüzü, İtimat Kitabevi, İstanbul, 1976.
BİLGE, Suat, Le Conflit De Chypre Et Les Cypriotes Turcs, Ankara, 1961.
BİRİNCİ, Ergin M., M. Necati Özkan, I. Cilt, Mayıs 2001, Lefkoşa.
CLOGG, Richard, Modern Yunanistan Tarihi, İletişim Yay., İstanbul,
1992.
DENKTASH, R. R., The Cyprus Triangle, Lefkoşa, 1982.
DENKTAŞ, Rauf R., Karkot Deresi, Akdeniz Haber Ajansı Yay., Lefkoşa,
Aralık 1999.
DENKTAŞ, Rauf R., Hatıralar-Toplayış 10. Cilt, Aralık 2000, İstanbul.
EGELİ, Sabahattin, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın Nedenleri Gelişimi
Sonuçları, Kastaş Yay., İstanbul, 1988.
EMILIANYDES, Achille, Histoire De Chypre, Paris, 1963.
ESENBEL, Melih, Ayağa Kalkan Adam (1) , Bilgi Yay., Ankara, Nisan
1993, s. 44.
GAZİOĞLU, Ahmet C., Direniş Örgütleri, Gençlik Teşkilatı ve SosyoEkonomik Durum 1958-1960, Cyrep Yay., Lefkoşa, Temmuz 2000.
162
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
GAZİOĞLU, Ahmet C., Kıbrıs Tarihi İngiliz Dönemi ( 1878 - 1960 ),
Lefkoşa, Eylül 1997.
GAZİOĞLU, Ahmet C., Enosise Karşı Taksim ve Eşit Egemenlik, Nisan
1998, Lefkoşa.
GOVERNMENT of CYPRUS, Review of Events in Cyprus 1955-1957,
Lefkoşa, 1958.
FOLEY, Charles, Guerrilla Warfare and EOKA Struggle. General Grivas,
Londra, 1964.
IOANNIDES, Christos P., In Turkey’s Image-The Transformation of
Occupied Cyprus into a Turkish Province, New Rochelle
Publications, New York, s. 54.
İSMAİL, Sabahattin, 20 Temmuz Harekatı’nın Nedenleri, Gelişimi,
Sonuçları, İstanbul, 1988.
JONES, Byford, Grivas And The Story Of EOKA, Londra, 1959.
KAYMAK, Faiz, Kıbrıs Türkleri Bu Duruma Nasıl Düştü?, İstanbul, 1968.
KOUCHOUK, M. Fazıl, The Voice of Cyprus, Lefkoşa, Kasım 1956.
KÜÇÜK, Fazıl, Evkaf’ın Kayıtsız Şartsız Topluma Devri-Teslimi 56 Yıl
Süren Kavga, Yayına Hazırlayan Altay Sayıl, KKTC Vakıflar
İdaresi Yay., Nisan 1999, Lefkoşa.
KÜRŞAD, Fikret, Belgelerle Kıbrıs’ta Yunan Emperyalizmi, İstanbul,
Haziran 1978.
MÜTERCİMLER, Erol, Kıbrıs Harekatı’nın Bilinmeyen Yönleri, İstanbul,
1990.
NESİM, Ali, Batmayan Eğitim Güneşlerimiz, Lefkoşa, 1987.
OBERLING, Pierre, Kıbrıs Faciası, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara,
1990.
BASIN YAYIN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, Special Committee On Cyprus
Affairs, Cyprus. Past - Present- Future, Ankara, 1964.
STAVRİNİDES, Zenon, The Cyprus Conflict, Stavrinides Press Yay.,
Lefkoşa, 1999.
TOLGAY, Ahmet, Şahinler Yılı, KTMD Yay., Lefkoşa, 1996.
TORUN, Şükrü, Kıbrıs’ın Politik Durumu, İstanbul, 1956.
UÇAROL, Rifat, Siyasi Tarih (1789-1994), İstanbul, 1995.
163
Kıbrıs Türk Mücadele Tarihinde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve
Rauf Raif Denktaş / Ulvi KESER-Barış ÖZDAL
SÜRELİ YAYINLAR
Nacak, Kıbrıs Mektubu, Halkın Sesi, Ateş, Ortam, Milliyet, Yeşilada,
Ayın, Takvimi, Son Posta, Güvenlik Kuvvetleri, Dünya, Hürriyet
MAKALELER
CANKAT, Mehmet Cemal, “İçimizden Biri”, Kıbrıs Mektubu, No.1, Cilt
13, Ankara, Ocak 2000, s. 19-21.
EVRE, Bülent, “Kıbrıslı Bir Portre. Müftü Mehmet Dana Efendi”, Kıbrıs
Mektubu Dergisi, Sayı 1, Ocak-Şubat 2002, Ankara, s. 12.
KÜÇÜK, Fazıl, “Kıbrıs Türkünün Geçirdiği Acı Günler,” Kıbrıs Mektubu
Dergisi, Sayı 1, Ocak-Şubat 2002, Ankara, s.7-8.
KÜÇÜK, Fazıl, “Kıbrıs Türkünün Geçirdiği Acı Günler-II”, Kıbrıs
Mektubu Dergisi, Sayı 2, Mart-Nisan 2002, Ankara, s.5-7.
KÜÇÜK, Fazıl, “Kıbrıs Türk’ünün Geçirdiği Acı Günler-III”, Kıbrıs
Mektubu Dergisi, No.3, Cilt 15, Ankara, Mayıs-Haziran 2002, s. 3840.
KÜÇÜK, Fazıl, “Her Sahada İleri”, Yarına Doğru, KTKF, Lefkoşa 1958, s.
2.
PAŞA, Halil, ”Türk Mukavemet Hareketi’nin Tarihi Nedenleri Ve
Özellikleri”, Güvenlik Kuvvetleri Dergisi, Lefkoşa, Mart 1987, s. 17
ÖZSARUHAN, Hami, “Emektar Üyelerimiz”, Kıbrıs Mektubu Dergisi,
No.5, Kasım 1998, Ankara, s. 33-35.
SÖZLÜ TARİH KAYNAKLARI
Ahmet Göksan’la 24 Kasım 2002 tarihinde Ankara’da yapılan görüşme.
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’la 8 Temmuz 2003
tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
164
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
MEGALİ İDEA’DAN ENOSİS’E KIBRIS
(1814-1974)
Cyprus: From Megali Idea to Enosis
(1814-1974)
İbrahim KAMİL
Ümran GÜNEŞ
Özet
Osmanlı İmparatorluğu’ndan illegal örgütlenmeler, isyan ve
ihtilallerle ayrılan ve devlet olarak kurulan Yunanistan, hedefleri itibarıyla
elde ettiği sınırlarla yetinmemiş, daha da genişlemek ve yayılmak
istemiştir. Bu amaçla kurulan Etniki Eterya Derneği, Megali İdea (Büyük
İdeal) olarak belirlediği hedeflere ulaşmak için her türlü çabaya girişmiş,
gerektiğinde savaşlar dahi çıkartmıştır.
Yunanistan’ın Megali İdea hedefleri içerisinde Kıbrıs adası da
vardır. Akdeniz bölgesinin en stratejik yerinde bulunan bu adayı ele
geçirmek ve Türkiye’yi güneyden de çevreleyerek açık denizlere çıkışını
engellemek amacındadır. Bu sebeple Lozan Antlaşması’nda, İngilizlerin de
diplomatik desteğini alarak bazı haklar elde etmiş, Kıbrıs Rumlarının
hamisi kesilmiştir.
Kıbrıs’ın ele geçirilerek Yunanistan’a ilhak edilmesi yani Enosis’in
gerçekleştirilmesinin buradaki Türklerin yok edilmesi ile mümkün
olduğunu bilen Yunanistan, Makarios, Grivas gibi siyasetçi, din adamı ve
subayları
adada
görevlendirmiş,
örgütlemiş
ve
gerektiğinde
Yunanistan’dan askerler getirerek yerleştirmiştir. Ayrıca EOKA ve EOKAB gibi terör örgütleri kurdurarak bunların eylemleri ile adadaki Türk
toplumunu sindirmek, baskı altına almak, öldürmek ve göç etmeye
zorlamak yollarıyla Kıbrıs’a hâkim olmaya çalışmıştır.
Ancak, Anavatan Türkiye’nin varlığı, Kıbrıs Türklerine sahip
çıkması, Londra-Zürih Antlaşmalarından doğan garantörlük haklarını
kullanarak, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını önlemesi, Yunan hedeflerinin
yarıda kalmasına sebep olmuştur.
Anahtar Kelimeler: Yunanistan, Kıbrıs, Etnik-i Eterya Cemiyeti,
Megalı İdea, Türkiye, Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs Rumları, Enosis (İlhak).

Yrd. Doç. Dr. Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası
İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. [email protected]
 
Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim
Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi. [email protected]
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Abstract
Becoming state as a result of the separation from the Ottoman
Empire , by the activities of illegal organizations, by the riots and coups
occured in this period ,Greece has not been content with the existant
boundaries and sought to further expand and spread them . In order to
achieve its goals formulated as Megali Idea ( Great Ideal) the Etnik-i
Eterya Society that was established for this purpose, has made all kinds of
efforts even war .
The Cyprus island is also existing among Greece’s Megali Idea
goals. In this respect Creece aims to conquer the island that is very
stategically located in Mediterranean region and by circlying Turkey by
South to prevent its excit to seas . For this reason Greece getting the back
of the British diplomatic efforts have acquired certain rights with the
Treaty of Lausanne and became the protector of the Cyprus’ Greeks.
The invasion and the annexation of Cyprus to the Greece in other
worlds the realization of Enosis is possible with the extermination of the
island’s Turks . Relazing that Greece employed politicians, clergy and
commissioned soldiers in the island such as
Makarios, Grivas and has placed its troops there . By creating
terrorist organizations such as EOKA and EOKA-B Greece is also tryed to
intimidate the Turkish community on the island , to oppress it , to kill and
forcing it to emigrate and by this way to dominate the whole of the island.
However, the presence of motherland Turkey which is always
protecting Turkish Cypriots, the prevention by Turkey of the annexation
of Cyprus to Greece by using guarantor rights arising from the Treaties of
London and Zurich and the Treaty of Guarantee, prevented Greece to
achieve its goals.
Key Words: Greece, Cyprus, Ethnic -i Eterya Society, Megalo Idea,
Turkey, Turkish Cypriots , Greek Cypriots , Enosis
A - Yunanistan’ın
Dernekler ve Megali İdea
Bağımsızlığı
Yolunda
Rol
Oynayan
1-Yunanistan’ın Bağımsızlığını Sağlamak Amacıyla Kurulan
Dernekler
Yunanlılar, yaklaşık dört yüz yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun
egemenliği altında kalmışlardır. Rum-Ortodoks kilisesine tanınan kültürel,
idarî ve dinî imtiyazlar sayesinde varlıklarını korumuşlar, ekonomik ve
sosyal özgürlüklerini rahatça yaşamışlar, çok milletli imparatorluklardaki
diğer milletlere nazaran, Osmanlı sınırları içersinde ayrıcalıklı bir yere
sahip olmuşlardır.
Ancak XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Avrupa’da meydana gelen
Fransız Devrimi ile Sanayi Devrimi ekonomik, siyasi ve sosyal dengeleri
166
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
sarsmış ve imparatorluklarda yaşayan farklı din, dil ve milliyetteki
toplulukları etkilemiştir.
Balkanlarda Yunanlıların yaşadığı bölgeler, politikalarını bu
coğrafyaya yönelten sömürgeci büyük devletlerin nüfuz alanına girmiştir.
Bu ilgi ileride Rumların isyan ettirilerek bağımsızlıklarını isteme noktasına
kadar gidecek hatta sonrasında da artarak varlığını sürdürecektir.
Yunanlıların Osmanlı Devleti’nden ayrılma amacıyla isyan
etmelerine sebep olan birçok faktör vardır. Bu faktörleri; a) Fransız
devriminin etkileri b) Avrupalı büyük devletlerin çıkarları c) Rusya’nın
sıcak denizlere inme amacı bağlamında bu bölgedeki isyanları kışkırtması
d) Zenginlemiş Fenerli Rumların ve diğer ticaret erbabı Rumların bu yeni
hareketlere ilgi duyarak desteklemeleri ve e) Rumların entelektüel
çevrelerle yakınlık ve kültürel amaçlı faaliyetler çerçevesinde belirli
dernekler etrafında toplanması, şeklinde sıralamak mümkündür.
Özellikle dernekler, Rumların aralarında milliyetçilik duygularının
ve birlik ruhunun oluşmasına ve bir araya gelerek ekonomik, siyasal,
sosyal ve kültürel amaçlı faaliyetler yapmalarına sebep olmuştur. Bu
dernekler, Avrupa’nın büyük şehirlerinde Filhelen denilen “Helen Dostu”
adıyla kurulmuşlar ve hükümetler üzerinde baskı kurarak 1 Yunanistan’ın
bağımsızlığı için çalışmışlardır. Söz edilen derneklerden bazıları şunlardır:
a- Nisan 1790’da, daha derneğin kurulmasının ilk çalışmaları
yapılırken Panos Kiri, Khrizos Lazotsi ve Nikolaos Pangalos isimli üç
Rum, Rus Çariçe’si II. Katerina’ya başvurarak kendisinden yardım talep
etmişler, Yunanistan’ın başına Çariçe’nin soyundan gelen Konstantin’in
Kral olarak getirilmesini ve Rusya’nın duruma müdahale etmesini
istemişlerdir.2
b- “Symomotie” Derneği: tanınmış Rum şair Apostelides Rigas
XVIII. yüzyılın sonlarında adı geçen derneği kurmuştur. 1760 yılında
Teselya’da doğan Rigas, Fransızca, Almanca ve İtalyanca bilmektedir.
Müziksever ve şairdir. Rumlara yeni savaş şekillerini öğretmek amacıyla
kitaplar yazmıştır. Rigas bir süre Tarabya’da Fenerli Beylerin yanında
yaşamış ve XVIII. yüzyıl sonlarında Eflak Beyi Mavroyani ile birlikte
Bükreş’te bulunmuştur. Sonra Viyana’ya giderek Yunanistan’ın
bağımsızlığı için çalışmaya başlamıştır. O sırada büyük Yunanistan
haritasını çizmiş ve bastırmıştır. Rigas’ın çizdiği Yunanistan’ın sınırları
çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Doğu sınırları Anadolu ortalarından,
Kuzey sınırları Karadeniz’in Kuzeyinden, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun
Kırım’ı kaybetmeden önceki XVIII. yüzyıl sınırlarından ve Karpat dağları
1
Serap Toprak, XIX. Yüzyılda Balkanlarda Ulusçuluk Hareketleri ve Avrupalı
Devletlerin Balkan Politikası, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi
SBE., Tarih (Genel Türk tarihi) ABD, Ankara, 2011, s.146.
2
M. Murat Hatipoğlu, Yunanistan’daki Gelişmelerin Işığında Türk-Yunan
İlişkilerinin 101. Yılı (1821-1922), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yay.,
No:85, Seri III, Sayı: A.23, Ankara, 1988, s. 6, dipnot No: 17.
167
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
ile Tuna ve Sava nehirlerinden, Batı ve Güney sınırları ise Adriyatik ve
Akdeniz’den geçmektedir.3
Rigas büyük ve bağımsız Yunanistan’ın kurulmasını amaçlayan
şiirler de yazmıştır. Hatta ilk Yunan hanedanı değişinceye kadar onun
güftesi milli marş olarak çalınmıştır. 4 Rigas, Yunanlılara methiye olarak
yazdığı bir şiirinde, “Haydi kalkın, Helen çocukları, şeref ve şan günü
gelmiştir; meşhur ecdadınıza lâyık evlat olduğunuzu gösterin!...” diye
yazmış, nakarat olarak da “Helen çocukları, silâha sarılın, düşmanımızın
(yani Türklerin) menfur kanı ayaklarımız altında seller gibi aksın!...”5
ifadesini kullanmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulması emeli
için yazdığı bir başka şiirinde ise “Şarktan Garba, Şimalden Cenuba
hepimiz vatan için aynı hissi taşıyoruz. Bulgarlar, Sırplar, Arnavutlar,
adalı veya karalı Yunanlılar, hepimiz aynı savletle kılıç kuşanıp hürriyeti
fethedelim…”6 demiştir. Şair Rigas’ın hayalleri milli ve ırkî idealleri
aşmış, şiir ve şarkıları ihtilâlcı Yunanlılar tarafından hep söylenmiştir.
Rigas, Rusya’nın etkisiyle bir ayaklanma gerçekleştirmek
üzereyken, Avusturyalı Semlin otoriteleri tarafından yakalanmış,
aleyhindeki suç delilleriyle Belgrat’taki Türk makamlarına teslim edilmiş
ve 1798’de suç ortaklarıyla birlikte idam edilmiştir. 7 Şair’in idamı üzerine
gizli dernek dağılmış ve 16 yıllık bir süre içinde toparlanamamıştır. 8
c- “Athena” Derneği: 1800’lerin başında aralarında şair Adamantios
Korais’in de bulunduğu ve üye sayısının bilinmediği bir dernek
kurulmuştur. Bu dernek, Fransa’nın yardımıyla Yunan bağımsızlığının
kazanılmasını hedeflemekteydi. 9
d- “Hotel Grec” Derneği: 1813’te Paris’te, Fransa’nın İstanbul’daki
eski elçilerinden Comte Choiseul-Gouffie’in kurduğu bu derneğin üyeleri
arasında, sonradan Filiki Eterya derneğinin de kurucusu olan, Athanasios
Tsakalof da bulunmaktaydı. Derneğin sekreterliğini Osmanlı Devleti’nin
Paris’teki maslahatgüzarı Angelopulos yapmıştır.
e- “Finiks” Derneği. Osmanlı Devleti’nde görevliyken Rusya’ya
kaçan Aleksandros Mavrokordatos tarafından kurulmuştur. Amacı,
Rusya’nın yardımıyla Bizans’ın yeniden canlandırılmasıdır. Nikolaos
Skufas ve tüccar Zosimos dışında önemli üyeleri olup olmadığı tespit
edilememiştir.
3
Yusuf Akçura, Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri, (XVIII. ve XIX. Asırlarda),
T.T.K. Basımevi, Ankara 1985, s.19.
4
Cemal Kutay, Etniki Eterya’dan Günümüze Ege’nin Türk Kalma Savaşı, Boğaziçi
Yay, İstanbul 1980, s.24.
5
Akçura, a.g.e., s.20.
6
Aynı yer.
7
La Gorce, Çağlar Boyu Yunanlılar, Belge Yayınları, İstanbul 1986, s.282.
8
Hamdi Ertuna-Necati Ökse, Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea, Genelkurmay
Harp Tarihi Başkanlığı, Resmi Yayınlar, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1975,
s.19.
9
Toprak, a.g.t., s.148.
168
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
f- “Filoloğiki Eterya” (Dil-Edebiyat) Derneği: 1810’da, Bükreş’te
Arta Mertopoliti İgnatius tarafından kurulmuştur.
g- “Philomuslar Derneği”: 1812’de,”Hellen” kültürünü oluşturmak
için Atina’da kurulan edebi ve ilmi10 bir dernektir. “Filomusi” diye de
anılmaktadır. Esasında bu derneği Yunanlılardan çok hatıralar ve anıtlar
bakımından zengin olan bu şehirdeki yabancılar kolonisi kurmuştur.
Bunların arasında Lord Guilford, Avusturya devletinin temsilcisi olan
Konsolos Gropius, Yunanlıların kahramanlık destanlarını tercüme eden
Fauvel gibi şahsiyetler bulunmuştur. 11 Amacı, “Yunanlıların Eğitimi”
olan derneğin ünü kısa zamanda yayılmıştır. Rus Çar’ı I. Aleksandr’ın
Dışişleri Bakanlığı müşavirlerinden olan Korfu’lu Rum Kont İoannis
Kapodistrias derneğin Viyana’da yaptığı kongrede “Yunan Meselesi’ni”
gündeme getirmiş, katılan delegelerin çoğunu derneğe üye yaparak büyük
miktarda yardım toplamıştır. Kapodistrias daha sonra bu derneğin
başkanlığına getirilmiştir.12
Tarih boyunca bu türden çok sayıda küçüklü büyüklü dernek
kurulmuştur. Eğitim, kültür ve sanat için kuruldukları ifade edilmesine
rağmen siyasal amaçlarlara sahip olmuşlar ve bu amaçlar doğrultusunda
faaliyet göstermişlerdir. Bunlardan en bilinenleri şunlar olmuştur:
a-“Filiki Eterya” (1814-1876): Kuruluş yeri Odessa olan derneğin
amacı Yunan bağımsızlığı ve Megali İdea’dır.
b-“Etniki Eterya” (1894-1919): Kuruluş yeri Atina olan derneğin
amacı, Trakya, Batı Anadolu ile Girit’in alınmasıdır. İstanbul’da bulunan
şubesi KORDUS adı ile bilinmektedir. 13 Dernek, Patrikhane’ye bağlı
olarak faaliyet göstermiştir.
c- “Mavri Mira” (1919-1922): Kuruluş yeri İstanbul olan derneğin
amacı, Anadolu’nun alınması ve Rum-Pontus devletinin kurulmasıdır.
Dernek, İngilizlerle ve Ermenilerle işbirliği yapmıştır.
d-“EOKA” (1954-1977): Kuruluş yeri Kıbrıs olan derneğin amacı,
Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesidir. 14
10
Yorga, Osmanlı Tarihi, c.V, (1774-1912) Çev. B. Sıtkı Baykal, Güney Matbaası,
Ankara 1948, s.252.
11
Aynı yer.
12
Hatipoğlu, a.g.e., s. 6-7.
13
CORDUS, “Rum Göçmenleri Merkez Komitesi” anlamına gelmektedir.
14
Nurettin Tursan, Yunan Sorunu, 3. Baskı, Ankara, 1987, s.35-36.
169
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
2- “Filiki Eterya” Derneği
Yunanistan’ın bağımsızlığı yolunda en etkin derneklerin başında
gelmesi nedeniyle “Filiki Eterya” derneği daha ayrıntılı olarak ele alınıp
irdelenecektir.
a-Derneğin Kuruluşu ve Üyeleri:
“Filiki Eterya” Derneği 16 Ocak 1814 tarihinde Odessa’da
kurulmuştur. Derneğin adı
Dostlar Derneği anlamına gelmektedir.
Kurucuları Nikolaos Skufas, Athanasios Tsakalof ve Emmanuel
Ksantos’tur.15 Ksantos’un Mason olması, derneğin diğer Mason
derneklerinin kuruluş ve faaliyet şekillerini kabul etmesine yol açmıştır. 16
Bazı kaynaklara göre, dernek kurulmamış aksine yeniden aktif hale
getirilmiştir.17 Derneği aktif hale getirenler kurucu olarak bilinen
kişilerdir.18
“Filiki Heteria”19 olarak da adlandırılan “Filiki Eterya” derneği,
Rumları Osmanlı Devleti’ne karşı isyana hazırlamak hatta Balkanlar’daki
diğer Hıristiyan toplulukların da bu isyana katılmalarını sağlamak amacıyla
çalışmalarına başlamıştır. Bu dönemde başkanın kimliği gizli tutulmuştur.
Ancak bu kişinin Rus Çar’ı I. Aleksandr veya Kapodistrias olabileceği
tahmin edilmektedir.20 Yaygın kanaat ise başkanın Aleksandr İpsilanti
olduğudur.21
Dernek, mali konulardaki problemleri aşmak amacıyla üyeliğe
armatör ve tüccarlar öncelikli olmak üzere zengin kişileri kaydetmiştir.
Halk üzerinde etkili olabilmek için ise “Apostol” adı verilen papazları
kullanmıştır. Papazlar, Rumların kalabalık olarak yaşadığı Mora, Adalar,
Kıt’a Yunanistan’ı gibi yerler ile Rum olmayan Hıristiyan halkın yaşadığı
Tuna kıyıları, Sırbistan, Bulgaristan gibi bölgelere gitmişlerdir. Burada
Osmanlı Devleti’ne karşı ortaklaşa isyanlar çıkarmak için faaliyet
yapmışlardır.22

Derneğin ismi ile ilgili açıklamalar ve tartışmalar konusunda bkz. Hatipoğlu,
a.g.e., s.8, dipnot No: 33 ve Necla Günay, “Filik-i Eterya Cemiyeti”, Gazi
Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, (2005), s.267, dipnot
No: 29 ve Toprak, a.g.t., s. 149, dipnot No:417.
15
Hatipoğlu, a.g.e., s.8-10.
16
Günay, a.g.m., s.274.
17
A. Suat Bilge, Büyük Düş, Türk Yunan Siyasi İlişkileri, 21.Yüzyıl Yayınları,
Ankara, 2000, s.16.
18
Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri ve Etniki Eterya, İstanbul
1968, s.147.
19
Coşkun Üçok, Siyasal Tarih (1789-1960), II. Basım, A.Ü. Hukuk Fakültesi Yay.
No: 423, Ankara 1978, s.66.
20
Ayrıntılı bilgi için bkz., Hatipoğlu, a.g.e., s.10, dipnot No: 37.
21
İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, 1995, s.71.
22
Hatipoğlu, a.g.e., s.10.
170
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
“Filiki Eterya” derneği kısa zamanda Osmanlı coğrafyasında şubeler
açmış ve İstanbul başta olmak üzere İzmir, Sakız, Bükreş, Yanya, Yaş ve
Trieste gibi önemli şehirlerde üye sayısını arttırmıştır. Ayrıca Moskova,
Viyana, Paris’te faaliyet göstermiş ve buralarda fikirlerini yaymıştır. 23
Osmanlı Paşalarının Mora, Arnavutluk, Tırhala gibi yerlerdeki saraylarında
çalışan Rumlar “Filiki Eterya” derneğine üye olmuşlardır. Ayrıca Anadolu
sahil şeridinde yaşayan Rum tüccarların yanı sıra İstanbul’daki tanınmış
Rum aileleri de bu derneğe katılmışlardır.24 Derneğin önemli üyeleri
arasındaki diğer bazı şahsiyetler ise Odessa’dan Kara Yorgi, Yunan
bölgesinden T. Kolokotronis, Patras Metropolitliğinden Piskopos
Germanos, Mani Başkanı Mavromichalis, Eflâk’tan Aleksandr
İpsilantidir.25
Derneğin başkanlığına İpsilanti’nin getirilmesi, onun kendi imzası
ve özel mührü ile mektuplar yazması ve bunları çeşitli yerlerdeki
Yunanlılara göndermesi, Rus Çarı’nın yaveri olarak bilinmesi gibi
faktörler, çekingen ve pasif davranan Rumların derneğe üye olmasına ve
faaliyetlere katılmasına yol açmıştır. İstanbul’daki Rum Patriği Grigorios
bile bu derneğin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. 26
Dernek üyeleri, hedeflerinin ciddiyetini taraftarlarına göstermek, bir
fikir etrafında toplanılmasını, irtibatın sağlanmasını ve verilen görevlerin
tam anlamıyla yerine getirilmesini denetlemek amacıyla kendi aralarında
derecelendirmeye gitmişlerdir. Öncelikle dört dereceye ayrılmışlardır.
Bunlardan birincisine “çoban”, ikincisine “papaz”, üçüncüsüne “tavsiyeli”,
dördüncüsüne de “zararsız” isimleri verilmiştir. Birinci derecedeki
çobanların görevi: Türkler ile mücadele etmektir. Bu derecede olanlar
derneğin kuruluş amacına ve sırlarına vakıf elemanlardır. Diğer
derecelerdeki papaz, tavsiyeli ve zararsız isimli personel gerekli görüldüğü
zaman yeterli miktarda silah ve cephane tedariki vazifesi ile mükelleftirler.
Dernek üyeleri çoğalınca dereceler yediye çıkarılmıştır. 27Ayrıca “Filiki
Eterya” derneğinin yöneticileri kendi aralarında şifreli kelimeler, işaretler
ve isimler kararlaştırmışlardır28.
23
Günay, a.g.m., s.274.
A.g.m., s.275.
25
Georges Castellan, Balkanların Tarihi, 2.Baskı, Milliyet yayınları, Çev. Ayşegül
Yaraman-Başbuğu, İstanbul, 1995, s.270.
26
Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, V. Cilt, 4. Baskı, T.T.K. Basımevi, Ankara,
1983, s.110.
27
Salışık, a.g.e., s.148-149.
28
Örneği, silah ve cephaneye,“cihaz”, zorunlu masraflara da: “çizme”, ismini
vermişlerdir. Yine “bigaraz” kelimesi padişahı, “muhibb-i insaniyet”: Rusya
İmparatoru’nu, “ziyade meşgul”: sadrazamı, “kaynana”: Yanya Valisi Tepedenli Ali
Paşa’yı anlatmak için kullanılmıştır. Keza “eski”: Patrik, “merhamet”: Kont
Kapudistirya, “Milleti Galibe”: Fransa, “2”: Mora, “62”: İstanbul, “yabancı”:
Müslümanlar, kullanılan şifreli kelimelerdir. Süleyman Kocabaş, Tarihte ve
Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi, Bayrak Yay., İstanbul 1984, s.51.
24
171
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
b-Derneğin Amaçları
“Filiki Eterya” derneğinin amacı Osmanlı Devleti sınırları içersinde
yaşayan Hıristiyanlara yönelik eğitim-öğretim faaliyetleri yapmaktır. Legal
faaliyetler yaparken bunu sıkça dile getirmiştir. Ancak asıl amacı, Fener
Rum Patrikhanesine bağlı bütün Rumları, yaşadıkları yerlerle birlikte bir
araya getirerek bir devlet kurmak ve nihayetinde Bizans İmparatorluğu’nu
yeniden ihya etmektir.29 Dernek bu amacına ulaşmak için Rumlara ve diğer
Hıristiyan topluluklara yönelik propagandalar yapmış, onları isyana teşvik
etmiş hatta silahlandırmıştır.30 Dernek, öncelikli olarak Fenerli Rum
Beylerin egemen olduğu Eflâk ve Buğdan’ı ayaklandırmayı ve orada bir
ordu kurmayı planlamıştır. Sonra oradan Mora’ya gidilerek bütün
Balkanlar’ın Yunanlılaştırılması hedeflenmiştir. Bu tür çabalar sürerken
Avrupalı devletlerden de destek alınması düşünülmüştür. 31
Bu dönemde Rusya, kuruluşundan amaçlarını gerçekleştirmeye
yönelik bütün aşamalarda “Filiki Eterya” derneğine aktif destek
sağlamıştır. Rus çarları saraylarında Rum asıllıları çalıştırmışlar, önemli
görevler vermişler ve Balkanlar’daki Yunan isyanlarının hazırlayıcısı
olmalarına imkân tanımışlardır.32
Fransa da Rusya gibi Yunan bağımsızlık hareketlerini
desteklemiştir. Napolyon Yedi Adaları işgali sırasında burada yaşayan
halka milliyetçilikten ve bağımsızlıktan söz etmiş, Paris’te Yunan
bağımsızlığı yönünde faaliyet gösteren bir dernek kurdurmuş, hatta bu
derneğin destekleyicisi ve koruyucusu olarak Fransa’nın İstanbul elçisini
görevlendirmiştir. Bu dönemde Fransa’nın amacı, Balkanlara hâkim
olabilmek için bölgede kendisine tabi olacak devletler kurdurmaktır. 33
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu farklı din, dil, milliyetteki
toplulukları sınırları içersinde barındırdığından Osmanlı topraklarında
çıkabilecek isyanları desteklememiş, Yunan bağımsızlığı yaklaşımına
soğuk bakmış, hatta Başbakan Metternich Eflâk-Boğdan ayaklanmasında
başarısız olup kendisine sığınan İpsilanti’yi hapse attırmıştır. AvusturyaMacaristan genel olarak Rusya’nın Balkanlar’daki ilerlemesinden
rahatsızlık duymuştur.34
c-Derneğin faaliyetleri
“Filiki Eterya” derneği Eflâk-Boğdan’da halkı isyana kışkırtmak
amacıyla bildiriler hazırlayıp dağıtmıştır. Bu bildirilerde genel olarak
Sırpların ayaklandırılması, Karadağlıların İşkodra’yı işgal etmesi için
girişimlerde bulunulması, Ali Paşa emrinde bulunan Rum kaptanların
29
Aynı yer.
Günay, a.g.m., s.275.
31
Hatipoğlu, a.g.e., s.12.
32
Tursan, a.g.e., s.26.
33
Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), T.T.K. yay., Ankara, 1997,
s.83.
34
Günay, a.g.m., s.281.
30
172
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
derneğe üye yapılması, İstanbul Patriği Grigorios’un Akdeniz bölgesindeki
halkı ayaklanma için inandırması, Osmanlı donanmasının yakılması veya
ele geçirilmesi konusunda müzakere yapılması, Filiki Eterya derneğinin
kontrolünde olan ticaret gemilerinde çalışanların isyana katılmalarını
sağlamak için Kıbrıs’tan gerekli ihtiyaçların temin edilmesi, Mısır Valisi
Mehmet Ali Paşa’nın olası gelişmelere müdahale edememesi için çareler
düşünülmesi, yabancı devletlerde çalışan Mora’lıların iade edilerek buraya
silah ve cephane sevk edilmesi gibi konulardan bahsedilmiştir. 35
Bildirilerin yayınlanması dışında Tepedelenli Ali Paşa’nın Osmanlı
Devleti’ne isyan etmesinden faydalanmak isteyen Aleksandr İpsilanti, 6
Mart 1821’de 450 kişilik gönüllü bir orduyla Eflâk-Boğdan’a saldırmıştır.
İpsilanti bu eylemiyle Ruslardan yardım almayı ve Balkan Ortodokslarını
ayaklandırmayı amaçlamış36 ancak Romen köylülerinin kendisi ve
Yunanlılarla birlikte hareket etmemeleri ve Osmanlı güçlerinden önce
isyanı bastırmaları37 üzerine başarısız olmuş, Avusturya’ya kaçmış ve
burada tutuklanıp hapsedilmiştir.
Bu başarısız ayaklanmadan sonra yeni bir isyan başlatılmıştır. Bu
isyan etnik bakımdan daha uygun olduğu düşünülen Mora’da olmuştur.
Kısa zamanda Adalar’a ve Balkanlar’a sıçrayan bu ayaklanmanın başında
İpsilanti’nin kardeşlerinden Dimitrios İpsilanti bulunmuştur. Fener Patriği
V.Grigorios da bu isyana katılmıştır. Osmanlı Devleti’nin aldığı tedbirler
üzerine Patriğin Mora isyancıları ile mektuplaştığı ve “Filiki Eterya”
derneğinin İstanbul’daki başkanı olduğu tespit edilmiş 38 22 Nisan 1821’de
Patrikhane kapılarının birinde resmi kıyafeti ile asılarak idam edilmiştir. 39
“Filiki Eterya” derneğinin başlatmış olduğu isyanlar Mora dahil
başarıya ulaşamamış olsa da Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’ne karşı
işbirliği yapmalarına ve Yunan davasını sahiplenip desteklemelerine yol
açmıştır.
Nitekim İngiliz, Fransız ve Rus donanmalarının, 20 Ekim 1827’de
Navarin’de Osmanlı donanmasını yakıp yok etmeleri, 40 Rusya’nın Nisan
1828’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilanı, 41 bunların sonucu olarak 14 Eylül
1829’da Edirne Antlaşması’nın imzalanması, arkasından İngiltere ile Rusya
arasında Fransa’nın da onayladığı Petersburg Protokolü’nün kabulü, Edirne
35
A.g.m., s.281-282.
Aşkın Koyuncu, “Yunanistan’da Bağımsız Devlet” Balkanlar El Kitabı,
1.Cilt:Tarih,Editörler, Bilgehan A. Gökdağ-Osman Karatay, 2.Baskı, Akçağ yay.,
Ankara, 2013, s.483.
37
Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı
Devleti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007, s.51.
38
Günay, a.g.m., s.283.
39
Armaoğlu, a.g.e., s.171.
40
Rıfkı Salim Burçak, “150 Yıllık Türk-Yunan İlişkilerinin Düşündürdükleri”,
Prof.Dr. Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ayrı Basım, A.Ü.Basımevi, Ankara,
1981, s.48.
41
Günay, a.g.m., s.284.
36
173
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Antlaşması’ndan beş ay sonra 3 Şubat 1830’da bu üç devlet arasında
Londra Antlaşması’nın imzalanması42 gibi gelişmeler bağımsız bir
Yunanistan’ın kurulmasına yol açmıştır.
Londra Antlaşması, modern Yunanistan Devleti’nin kurulmasında
en önemli antlaşma olmuştur. Antlaşma uyarınca İngiltere, Fransa ve
Rusya Yunanistan’ın sınırlarını ve yönetim şeklini belirlemişlerdir.
Özellikle İngiltere’nin ısrar etmesiyle bir özerk devlet yerine bağımsız bir
devlet kurulmasına karar verilmişlerdir. Bu üç devlet daha sonraki
müdahalelere zemin hazırlamak amacıyla kendilerini garantör devlet olarak
ilân etmişlerdir.43
“Filiki Eterya” derneği bu gelişmelerin daima içinde olmuştur.
Dernek faaliyetlerini 1876 yılına kadar devam ettirmiştir. 44
3. Megali İdea ve Yunanistan
a-Megali İdea’nın Amaçları
“Filiki Eterya”’nın direktifleri mevcut şartlara göre değişiyor
olmasına rağmen esasta dernek, daha ilk kurulduğu zamanlarda ortaya
atılan temel prensiplerden oluşmaktadır. Söz konusu prensipler, bugün
“Megali İdea” dediğimiz ve Yunanistan’da iktidara gelen bütün partilerin
ve idarecilerin vazgeçmediği hedeflerdir. Bunlar daha 1814’te Aleksandır
İpsilanti tarafından tespit edilmiş ve Odessa’daki Çarlık sarayında yapılan
gizli toplantıda okunmuştur.45 Hedefler on madde halinde gösterilmiştir:
1. Yunan milletinin tam istiklâlinin sağlanması;
2. Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı;
3. Ege Adalarının Yunanistan’a ilhakı;
4. On iki Ada’nın Yunanistan’a ilhakı;
5. Girit Adası’nın Yunanistan’a ilhakı;
6. Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı;
7. Pontus Rum hükümetinin kurulması;
8. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı;
9. İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı;
42
Hatipoğlu, a.g.e., s.25.
Barbara Jelavich, Balkan Tarihi, 18. ve 19. Yüzyıllar, 2.Baskı, Küre yay.,
İstanbul, 2009, s.253.
44
Tursan, a.g.e., s.35.

Yunancada “büyük fikir”, “büyük ülkü” anlamındadır. Ulaşılması gereken “büyük
ideal” kastedilmektedir. Megali İdea hakkında açıklayıcı bilgi için bkz., Hatipoğlu,
a.g.e., s.29, dipnot No:39.
45
Kutay, a.g.e., s.17.
43
174
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
10. İstanbul’un işgal edilerek Doğu Roma İmparatorluğu’nun ihyası
ve Megali İdea’nın gerçekleştirilmesidir. 46 Keza, büyük Yunanistan haritası
12 pafta olarak hazırlanmıştır. Bu haritada Kıbrıs, Ege adaları ve Türkiye
de Yunan topraklarında gösterilmiştir. 47
Özet olarak başlangıcı İstanbul’un fethine kadar giden Megali İdea,
tarihsel süreçte başta İstanbul olmak üzere, Yunanlıların yaşamış oldukları
iddia edilen toprakları ele geçirip yeniden Bizans İmparatorluğunu kurarak,
Yunanistan, Batı Anadolu ve şartlara göre Karadeniz kıyılarında bir
Pontus-Rum yönetimini oluşturan iki kıtalı ve İyon, Ege, Marmara
denizleri ile Karadeniz ve Akdeniz’i de içine alan beş denizli büyük bir
Yunanistan devleti,48 kurma hayalidir.
Megali İdea hedefine tek bir koldan yürünmemiş; bu hedef, çeşitli
zaman ve mekânlarda gerçekleştirilmek istenmiştir. Bu bağlamda önemli
görülen iki unsur ön plana çıkmıştır. Bunlar Kilise ve XIX. yüzyıldan
itibaren yaygınlaşan Milliyetçilik fikirleridir.
Rum-Ortodoks Kilisesi, öncesinde Osmanlı coğrafyasında devletin
kendisine tanıdığı hoşgörü ve imtiyazlar ortamında kendisine siyasi hareket
alanı bulmuş, Rumların ekonomik ve sosyal sorunları ile yakından
ilgilenmiş, sonrasında ise Balkanlardaki diğer Hıristiyan topluluklar
üzerinde nüfuzunu arttırmış ve Osmanlı bürokrasisinde yükselerek etkili
yerlere gelme imkânı yakalamıştır. Rum-Ortodoks Patriği bu dönemde
neredeyse tüm Hıristiyanların temsilcisi durumuna gelmiştir.49
Milliyetçilik fikirleri ise, Rumların Fransız Devrimi öncesinde
ekonomik, ticari, kültürel ve sosyal alanlarda Avrupa’da kurdukları
temaslar sayesinde ortaya çıkış ancak devrimin alevlendirdiği fikirlerle
gelişerek 1821 isyanına ve Yunan bağımsızlığına dönüşmüştür. Böylece
Megali İdea kavramı Yunan siyaset hayatına girerek iyice yerleşmiştir. 50
1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı, Rus ordularının Edirne’ye kadar
gelmeleri ve Doğu Anadolu’yu işgal etmeleri ile sonuçlanmış,51
bağımsızlık yolunda Yunanlılara yeni fırsatlar yaratmıştır. 14 Eylül 1829
tarihli Edirne Antlaşması uyarınca Osmanlı Devleti, Yunanlıların
özerkliğine ilişkin olarak İngiltere, Rusya ve Fransa’nın imzaladıkları 22
Mart 1829 tarihli Protokol’ü kabul etmiştir. 52 Büyük Devletler bununla da
yetinmemiş, Yunanistan’da tam bağımsız bir monarşinin kurulması için
46
Bilge, a.g.e., s.16. Ayrıca bkz. Salışık, a.g.e., s.149.
Erol Mütercimler, Satılık Ada Kıbrıs “Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Bilinmeyen
Yönleri”, Alfa Yayınları, İstanbul, 2007, s.80.
48
Hatipoğlu, a.g.e., s.29 ve dipnot No:40.
49
Mehmet S. Emircan, Kıbrıs Türk Toprağıdır. Bütün Türklerin Vatanıdır, Birinci
Cilt, Ankara 2007, s.96.
50
Hatipoğlu, a.g.e., s.30.
51
Hüner Tuncer, Osmanlı-Avusturya İlişkileri (1789-1853), Kaynak Yayınları,
Birinci basım, İstanbul, 2008, s.99.
52
Hüner Tuncer, Osmanlı Devleti ve Büyük Güçler (1815-1878), Kaynak Yayınları,
İstanbul, 2009, s.44.
47
175
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
baskılarını arttırmışlar, 3 Şubat 1830’da imzalanan yeni bir Protokol ile
Osmanlı Devleti’ne sınırları daraltarak bağımsız bir Yunanistan’ı kabul
ettirmişlerdir. Osmanlı Devleti de 24 Nisan 1830’da bu durumu onaylamak
zorunda kalmıştır.53
B - Kıbrıs Meselesi, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye
1.Kısa Tarihçe
Kıbrıs’ın bilinen tarihi milâttan önce XV. yüzyıla kadar
uzanmaktadır. Jeolojik devirlerde bir çöküntü sonucunda Hatay
bölgesinden ayrılıp ada biçiminde oluşan Kıbrıs’a ilk yerleşenlerin
Anadolu’dan geldikleri anlaşılmaktadır. 54 Ada’da Hititler, Fenikeliler,
Asurlar, eski Mısırlılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar,
Müslüman Araplar, İngilizler, Lusignanlar ve Cenevizliler yaşamışlardır.
Ada, Akdeniz’de çok önemli geçiş yolları üzerinde bulunması sebebiyle
farklı dinlere ve milliyetlere ev sahipliği yapmış ve bunların etkisi altında
kalmıştır.
XV. yüzyılın sonlarında Doğu Akdeniz’e egemen olan Osmanlı
İmparatorluğu, 1571 yılında siyasi, stratejik, ekonomik ve dini nedenlerle
Kıbrıs‘ı almıştır. Kıbrıs’ın fethine karar verilmesinde önemli bir sebep,
adayı kendilerine üs yapan Venedikli korsanların, Osmanlı deniz ticaretine
büyük zararlar vermiş olmalarıdır.55 Osmanlılar Ada’yı fethederken
Venediklilerin yönetiminden memnun olmayan yerli halktan yardım
almışlardır.
Fetihten sonra Türklerin buraya yerleşmeleri diğer yeni alınan
yerlere yaptıkları gibi Türk göçmenleri getirmeleri şeklinde olmuştur.
Ada’ya göçmenlerin nakledilmesi, Osmanlı Devleti’nin uyguladığı iskân
çeşitlerinden “sürgün” şekli olmuştur. Bu uygulama zora dayalı değildir.
Aksine yeni fethedilen topraklarda daha iyi bir hayat yaşamayı isteyen
kimseler arasından seçilerek gönderilmişlerdir. Bu nüfus nakline dair 9
Nisan 1571 tarihli bir belgede, Karaman eyaletinde oturanlardan kendi
rızaları ile Kıbrıs’a göç etmek isteyenlere hiçbir şekilde engel olunmaması
aksine teşvik edilmesi istendiği, görülmektedir. 56
53
Hüner Tuncer, Osmanlı-Avusturya İlişkileri, a.g.e., s.100-101.
Mütercimler, a.g.e., s.70.
55
http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/KibrisTarihiveKibrisSorunu_I.pdf, s.2, 04.01.2014
56
Cengiz Orhonlu, “Osmanlı Türklerinin Kıbrıs Adasına Yerleşmesi (1570-1580)”,
Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969), Türk Heyeti
Tebliğleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yay., No:36, Seri:I- Sayı: A2,
Ankara, 1971, s.91-93.
54
176
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
2.Osmanlı Devleti’nin Son Döneminde Kıbrıs’ta Çıkan İsyanlar
Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’taki etkisi XVII. yüzyıldan itibaren
azalmaya başlamıştır. Bunda devletin idari yapısının sarsılması yanında
Ada’daki yerli Hıristiyanların ve yurtdışından gönderilen casusların rolü
vardır.
a-Boyacıoğlu Ahmet İsyanı
Kıbrıs’ta ilk isyanlar bazı ağaların ayaklanması şeklinde olmuştur.
Osmanlı yönetimi bu ayaklanmaları bastırmak üzere Frenk Mehmet beyi
adada görevlendirmiş, o da 1685’te çıkan bir isyanı bastırmış,
ayaklananlardan 30 kişinin başını almış ve 50 000 altın vergi vermelerini
sağlamıştır.57
Ancak Mehmet beyin adadaki varlığını ve isyanları bastırmasını
çekemeyenler, Boyacıoğlu Ahmet liderliğinde isyan etmişler ve Mehmet
beyi öldürmüşlerdir. Böylece Boyacıoğlu Kıbrıs’ta güçlü hale gelmiş ve
gittikçe hâkimiyetini arttırmıştır. Adadaki bu isyanı bastırmak üzere
Osmanlı Yönetimi Çolak Mehmet Paşa’yı göndermiştir. Çolak Mehmet
Paşa başarılı olamayınca yerine Halepli Cuhutoğlu Ahmet Paşa
görevlendirilmiştir. İsyanın bastırılması epey zor olmuş ancak
sonuçlandırılmıştır. Yakalanan Boyacıoğlu’nun idam edilmemesi için bir
Fransız kadın çok miktarda para teklif etmiştir. Bu durum Fransızların ve
Rumların casuslar vasıtasıyla halkı isyana teşvik ederek Osmanlı Devleti’ni
yıkmayı amaçladıklarını, en azından Kıbrıs’taki gücünü kırmayı
hedeflediklerini göstermektedir.
b-Dizdar Halil İsyanı
Osmanlı Yönetimi’nin Kıbrıs’a muhassıl olarak tayin ettiği Çil
Osman Ağa’ya karşı kilise papazları harekete geçmişler, fazla vergi alıyor
bahanesi ile onu İstanbul’a şikâyet etmişlerdir. İstanbul’dan kendisine
yönelik olumsuz bir ferman alan Çil Osman papazları saraya davet ederek
sorgulamıştır. Sorgu sırasında çıkan arbedede bazı papazların yaralanması
üzerine Rum halkı isyan etmiş, Çil Osman ile 18 arkadaşı öldürülmüş,
devlet malları yağmalanmış ve saray yakılmıştır. Bu olaylar üzerine
Padişah III. Mustafa, Hafız Efendi’yi Kıbrıs’a murahhas olarak göndermiş,
daha sonra da bir müfettiş ve Kapıcıbaşı’yı göndererek meselenin
soruşturulmasını istemiştir.
Gönderilen müfettiş yakılan sarayın yeniden inşa edilmesini,
yağmalanan devlet mallarının geri verilmesini ve bu işler için para
bulunmasını kararlaştırmıştır. Rum halkı arasından dört piskopos bu görevi
üstlenmiştir. Ancak para toplanması sırasında Hafız Efendi, paranın içte
ikisinin Rumlardan, üçte birinin Türklerden toplanmasını isteyince,
Rumların çıkardığı bir isyanın tazminatını ödemek istemeyen Türkler
ayaklanmışlardır. Bu isyanın başını 300 Mesaryalı ve Mağusalı Türk
57
Halil Fikret Alasya, Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs’ta Türk Eserleri, T.K.A.E. yay., İkinci
Baskı, Ankara 1977, s.97.
177
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
çekmiştir. Bunlar Değirmenlikte toplanarak Lefkoşa’ya un üreten
değirmenleri ele geçirmişlerdir.58
İsyancılar 27 Temmuz 1765 tarihinde Girne’ye gelerek müstahkem
bir kalenin Dizdar’ı olan Halil’i bularak kendisini Müsellim tayin
ettireceklerini belirterek isyana katılmasını sağlamışlardır. Böylece Dizdar
Halil isyancıların başına geçmiş, kendisine katılan 5.000 isyancının
bazılarını komutan, kâhya gibi unvanlar vererek atamış adeta bir hükümet
kurmuştur. Daha sonra köylere haber göndererek kendisine boyun
eğmeyenlerin evlerini yakacağını, mallarını yağma edeceğini söylemiştir.
Bunun yanı sıra vergi toplamak için gelenlere para vermeyenlerin evlerini
de yaktırmıştır. Ayrıca Lefkoşa’yı da kuşatarak halkı açlığa mahkûm
etmiştir.
Önceleri Kıbrıs’taki bu isyanın adada bulunan yetkililer ve halk
tarafından bastırılacağını düşünen Osmanlı Yönetimi daha sonra adaya
asker göndermiştir. Olayın önemi ortaya çıkınca da Teke Sancağı
Mutasarrıfı Ahmet Paşa komutasında Silifkeli Güllüoğlu Mustafa’yı ve
Antalya Alaybeyi Cafer Paşa’yı isyanı bastırmak üzere göndermiştir.
Ahmet Paşa’nın 2.000 kişilik bir birlikle Kıbrıs’a gelmesi üzerine Dizdar
Halil Lefkoşa kuşatmasını kaldırarak Girne kalesine sığınmış, burada
devam eden 42 günlük kuşatma sonrasında kaleden kaçmak isterken
yakalanıp idam edilmiştir.59
c-1821 Olayı
1789 Fransız Devrimi’nin doğurduğu fikir akımları çerçevesinde
Osmanlı topraklarında yaşayan farklı din, dil ve milliyetteki halklara
yönelik ayrılıkçı faaliyetler Kıbrıs’ta da yapılmıştır. Rus, İngiliz, Fransız
misyonerler tarafından burada da Hıristiyan halk isyana teşvik edilmiş ve
Osmanlı Devleti’ni parçalamayı amaçlayan “Filiki Eterya” gibi örgütler
faaliyet göstermişlerdir.60 Kıbrıs’ta görev yapan ve bu yıllarda sözü edilen
ayrılıkçı faaliyetleri yerinde tespit eden ve Kıbrıs’ta görev yapan Muhassıl
Küçük Mehmet, başta Kıbrıs Başpiskoposu Kybrianos olmak üzere Baf,
Tuzla ve Girne Metropolitlerinin isyan hazırlıklarını ve planlarını-Baf’ın
Ayyani köyünden Dimitri adlı bir Rum’un ihbar etmesi sayesinde- 61 ele
geçirmiş, durumu İstanbul’a bildirmiş ve aldığı emir üzerine Başpiskopos
ve suç ortaklarını idam ettirerek olası bir isyanı önlemiştir. 62
58
Alasya, Kıbrıs Tarihi…, a.g.e., s.99.
Alasya, Kıbrıs tarihi…, a.g.e., s.101.
60
Sabahattin İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun Kökleri, İngiliz Yönetiminde Türk-Rum
İlişkileri ve İlk Türk-Rum Kavgaları, Akdeniz Haber Ajansı yay., 4, İstanbul, 2000,
s.18.
61
Sabahattin İsmail, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu, Çöküşü ve Unutulan Yıllar
(1964-1974), KKTC., Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Kültür Dizisi, 26.Kitap,
Birinci baskı, y.y., 1992, s.3.
62
İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun…, a.g.e., 21.
59
178
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
d-Gâvur İmam İsyanı
Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı amacıyla 1833 yılında Baflı Gâvur
İmam, Karpas’ın Ayilya köyünden bir papaz ile anlaşarak isyan etmiştir.
Osmanlı askerleri tarafından kısa sürede isyan bastırılmış, isyancılar
dağıtılmış, bir Yunan yelkenlisi ile Mısır’a kaçan Gâvur İmam Mısır Valisi
Mehmet Ali Paşa tarafından Kıbrıs’a geri gönderilmiş ve burada idam
edilmiştir.63
e-Karpaslı Papazın İsyanı
Aynı tarihlerde Gâvur İmam ile işbirliği yapan Karpaslı bir papaz
kilise tarafından görevden alınmış ve papazlıktan çıkarılmıştır. Söz konusu
papaz Larnaka’daki Fransız konsolosunun evine sığınmış, şehirde bulunan
Arnavut askerlerden temin ettiği asker elbiselerini giyerek ve yanına aldığı
kırk kadar adamıyla Karpas’a giderek isyan etmiştir. Ancak bu isyan kısa
sürede bastırılmıştır.64
3. Yunanistan’ın Bağımsızlığını
Kıbrıs’ta Enosis Faaliyetleri
Kazanmasından
Sonra
Kıbrıs’taki Türklerin baskı altına alınmasına ve Ada’dan göç
ettirilmesine yönelik çalışmalar Rumlar tarafından Osmanlı Yönetimi
zamanında yürütülmüştür. Kıbrıs Rumları nüfus çoğunluklarına, idari
anlamda validen sonra en güçlü konumda olan Başpiskoposlara, kilisenin
kendilerine sağladığı maddi, manevi ve siyasi desteğe ve Dragomanların 
vali üzerindeki etkisine güvenmişlerdir.65
Ada’daki Türklerin baskı altına alınması Başpiskoposluk ve onunla
işbirliği yapan Dragoman Hacı Yorgis Kornisos zamanında başlamıştır.
Başpiskopos kazalarda, Türklerin ve Rumların birlikte yaşadığı küçük,
karma köylerde savunmasız bazı Türk aileleri göçe zorlamış, Dragoman
Hacı Yorgis ise baskılar sebebiyle isyan eden Türkleri İstanbul’a şikâyet
etmiştir. Böylece Türk’ü Türk’e kırdırmayı amaçlamıştır. Bu dönem
olayları ile ilgili bilgi ve belgeler Kıbrıs’ta görev yapan yabancı
diplomatların raporlarında yer almıştır. Özellikle Fransız konsolosu
Regnault’un raporlarında ve Lapitsu köyü camisi vakıfnamesinde “Çamlı
Manastır” papazlarının Türkleri öldürdükleri belirtilmiştir. Ayrıca yerel
araştırmalar yapılarak, Türklerin yaşadığı köylerdeki mezarlıklar ve
kalıntılar incelenerek ve Rum halktan bilgiler alınarak Baf, Limasol, İskele,
63
Alasya, Kıbrıs Tarihi…, a.g.e., s.102.
Alasya, Kıbrıs Tarihi…, a.g.e., s.102-103.

Dragomanlar, Başpiskopos ile Osmanlı Yönetimi arasında tercümanlık yapan,
çoğunlukla Rum olan kişilerdir. Bunlar kilise ile işbirliğine girmiş, Başpiskopos ile
birlikte kendilerini Rum halkının sözcüsü olarak kabul ettirmişlerdir. Zenginleşen
Dragomanların Osmanlı Yönetimi üzerinde etkili oldukları bilinmektedir.
65
İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun…,a.g.e., s.19.
64
179
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Mağusa ve Lefkoşa bölgelerinde onlarca Türk köyünün yakıldığı,
köylülerin öldürüldüğü ve göç ettirildiği anlaşılmıştır. 66
Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra ise Kıbrıs
konusu Megali İdea hedefleri içersine girmiştir. Bu sebeple Yunanistan
Ada’ya yönelik faaliyetlerini arttırmış ve topraklarına katmak için eyleme
geçmiştir. Bu faaliyetlerden bazıları şunlardır:
a-Kıbrıslı piskopos yardımcısı Theofilos Theseus, Yunanistan’dan
gelen bir ticaret gemisinden inerek gizlice Larnaka’ya çıkmış ve Rumları
isyana teşvik eden bildiriler dağıtmıştır. Bu eylemin bastırıldığı, isyan eden
14 papazın Vali Küçük Mehmet tarafından astırıldığı daha önce bahse konu
olmuştur.
b-Bu isyandan kaçıp kurtulan bazı papazlar bir bildiri yayınlayarak
Kıbrıs’ın kurtarılmasını istemişler ve yardım dilenmişlerdir.
c-1829’daki Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında umutlanan Rumlar
Rusya yanlısı gösteriler yapmışlardır.
d-1859 yılında isyan bildirileri dağıtılmıştır. Bu olaydan sonra halkı
kışkırttıkları için Yunanistan uyruklu Rumlar ada dışına çıkartılmıştır.
e-1863’te Kıbrıs’ı ilhak etmek arzusuyla Yunanistan İngiltere’den
yardım istemiştir.
f-Aynı yıl Larnaka gümrüğünde Yunanistan’dan gönderildiği
anlaşılan, Rumları isyana çağıran kitap ve bildiriler ele geçirilmiştir. 67
Kıbrıs’ın 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının diyeti olarak
İngiltere’ye kiralanmasından sonra Enosis faaliyetleri daha da artmıştır.
Mesela:
a-22 Temmuz 1878’de Başpiskopos Sophoronios, İngiliz Yüksek
Komiseri (sonra valisi) Sir Garnet Wolseley’e Kıbrıs’ta yönetim
değişikliğine sevindiklerini, İngiltere’nin Ada’nın Yunanistan ile
birleşmesine yardım edeceğine inandıklarını söylemiştir.
b-Kıbrıs’taki Rum okullarına öğretmenler Yunanistan’dan
getirilmiş, onlar da Enosis ve Megali İdea fikirlerini çocuklara aşılamaya
başlamışlardır.
c-Osmanlı Yönetimi zamanında kiliseye tanınmış olan ayrıcalıkların
İngiliz Yönetimi tarafından kaldırılması üzerine Rumlar şikâyet etmeye
başlamışlar, konunun Avam Kamarası’nda tartışılmasını sağlamışlardır.
Kıbrıs Valisi Wolseley gönderdiği raporda söz konusu şikâyetlerin halktan
değil tahrikçilerden kaynaklandığını belirtmiştir.
66
Zihni İmamzade, “Osmanlı Yönetiminde Kıbrıs”, 28.04.1984, Söz gazetesinden
aktaran Sabahattin İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun…, s.20-21.
67
İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun…, s.22.
180
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
d-Teselya’nın Yunanistan’a bırakılması üzerine 7-8 Nisan 1881’de
Kıbrıs’taki Enosis’çiler “Teselya-Epir-Kıbrıs; Yaşasın Enosis” sloganları
eşliğinde eylem yapmışlardır.
e-Lefkoşa’daki Helen Kulübü İngiltere Başbakanına, ilhak
konusunda, telgraf çekerek teşekkür etmiş, konu ile ilgili Rum gazeteleri
makale ve haber yayınlamışlardır. Enosis iddialarını İngiltere ise
reddetmiştir. Ancak başta, merkezi İngiltere’de olan Helen Kulübü olmak
üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bulunan Rum-Yunan dernekleri
Kıbrıs’ı bir Yunan adası olarak göstermeye, tanımaya ve tanıtmaya devam
etmişlerdir.
f-19 Nisan 1895 tarihinde Rum gazetesi “Alithia” tahrik edici bir
haber yayınlamıştır. Haberde Baf’tan Karpaz’a, Limasol’dan Girne’ye
kadar Kıbrıs’taki Rumların ayaklanması istenmiş, Yunanistan ile birleşme
dışında hiçbir politik statü istenmediği belirtilmiş ve Rumlara “ilhakı ilân
ediniz, ilhakı gerçekleştiriniz” çağrısında bulunulmuştur. Bu çağrıya uyan
Rumlar Tahtakale, Vadili ve Vitsa’da gerginlikler yaratmışlar, Türklere
hakaret etmişler, zaman zaman ateşli silah kullanmışlar ve olayların
çıkmasına sebep olmuşlardır.68
g-1911 yılında Kıbrıslı Türkler, “Vatan” gazetesi başyazarı ve
sahibi Bodamyalızade Mehmet Şevket bey tarafından ilk defa organize
edilen ve Kıbrıs Türk basınından “Zaman”, “Yeni Zaman”, “Vatan”,
“Ankebut”, “Kıbrıs SEYF” gibi gazetelerin de çağrısıyla Lefkoşa, Lefke ve
Peristerona’da üç adet protesto mitingi düzenlemişlerdir. Bu mitinglerde
Türk halkının Enosis’i istemediği açıkça haykırılmış ve alınan kararla bu
durum bütün dünyaya ilan edilmiştir.69
h-Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplumlarının arasının gittikçe açılması,
yeni çatışmaları beraberinde getirmiştir. 1912 yılının Mayıs ayında Rumlar,
Hamit Mandralar ve Limasol’da Türklere saldırmıştır. Rumlar, Balkan
Savaşlarında Osmanlı ordusunun gerilemesini fırsat bilerek ve
Yunanistan’a destek vermek için eylemler yapmışlardır. “Yaşasın
Yunanistan” sloganları atmışlar, 3 Türk’ü öldürmüş, 40 kişiyi yaralamış,
yüzlerce evi ve dükkânı tahrip etmişlerdir.70
I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ise İngiltere Bakanlar
Kurulu 5 Kasım 1914 günü Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilan etmiş ve
Kıbrıs’ı ilhak kararı almıştır.71 Alınan bu kararda iki devlet arasında
savaşın başlaması sebebiyle 1878 Antlaşmasının geçerliliğini yitirdiği,
68
A.g.e., s.23-39.
İsmail, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu…, a.g.e., s.4-5.
70
A.g.e., s.5.
71
Yavuz Güler, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs
Meselesi”, Gazi Üniversitesi, Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 1,
(2004), s.103.
69
181
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
belirtilen tarihten itibaren Kıbrıs’ın ilhak edilerek Majestelerinin mülkünün
bir parçası haline geleceği,72 açıklanmıştır.
Bu karar İngiliz hükümetinin aldığı tek taraflı bir karar olmuştur.
1878 Antlaşmasına ve uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen
uygulanmıştır. Yeni durum karşısında İngiliz vatandaşlığına geçmek
isteyen Kıbrıslı Türklerin bir kısmı vatandaşlığa geçmiş, geçmek
istemeyenlerin bir kısmı da Türkiye’ye göç etmiştir. Böylece Kıbrıs’ta
Türk ve Rum nüfus arasındaki denge, bir kez daha, Rumlar lehine
bozulmuştur.
4. Lozan Antlaşması’na Kadar Kıbrıs’taki Gelişmeler
I. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İttifak Devletleri Osmanlı
İmparatorluğu’nu paylaşmak maksadıyla görüşmelere başladıkları zaman
Yunanistan Başbakanı Venizelos bu fırsatı kaçırmak istemeyerek bir
muhtıra yayınlamıştır. Toprak taleplerini tekrarlayan Venizelos’un
muhtırasında diplomatik ifadeler vardır. Özellikle Kıbrıs Adası hakkında
Venizelos Lloyd George’un yakın dostluğuna güvenerek ve 1915 yılında
Kıbrıs’ın kendilerine verilmesi teklifini unutmayarak barış görüşmelerinde
bu konuya değinmemiş ancak isteğini her fırsatta tekrarlamıştır. Venizelos
bu görüşmelerde “Balkan harpleri sırasında stratejik sebeplerle bunlardan
(adalardan) bir kısmının (Kıbrıs’ın) Yunanistan’a verilmeyişini mazur
gösteren şartlar bugün mevcut değildir73 demiştir. Keza Venizelos 3 Şubat
1919’daki Onlar Konseyi’nde de buna benzer ifadeler kullanmış, “Kıbrıs
konusunda kesin bir talepte niçin bulunmadığımız suali akla gelebilir.
Bunu yapmayışımızın çeşitli sebepleri vardır. En önemlisi elli yıl önce
İyonya adalarını vermek suretiyle Yunan Krallığı’nın büyümesine yardım
eden ilk devlet niteliğini kazanan ve harp sırasında Kıbrıs’ı Kral
Konstantin’e teklif etmiş olan İngiltere’nin sonunda Kıbrıs’ı da
Yunanistan’a verecek kadar lütufkâr davranacağına inanmakta
oluşumuzdur”74 şeklinde konuşmuştur. Mevcut şartlara göre derhal taktik
değiştirebilen Yunan uyanıklığı burada da kendini göstermiştir. Zamanın
propagandaya müsait olduğunu anlayan Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a
ilhak edilmesi için derhal faaliyete geçmişler, adanın Rum halkından ve
Yunanistan’dan bu işle görevlendirilmiş heyetler teşkil ederek İngiltere’ye
ve etkili olabileceklerini sandıkları diğer ülkelere göndermişlerdir.
Çalışmalarının ve yaptıkları propagandanın kısa sürede etkileri
görülmüştür.
13 Mart 1919’daki Dörtler Konseyi’nde “Lloyd George: “Niyetim
Kıbrıs Adası’nı da aynı şekilde Yunanistan’a vermektir.”
72
Ahmet Gazioğlu, Enosis Çemberinde Türkler, İstanbul, 1996, s.130.
Dimitri Kitsikis, Yunan Propagandası, Meydan Neşriyat, İstanbul, 1963, s.36.
74
Aynı yer.
73
182
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Clemenceau: “Unutmayınız ki, Berlin Antlaşmasına göre, bu
konuda benden izin almanız gerekmektedir.”
Lloyd George: “Bu izni bana vereceğinizi ümit ederim.”
Başkan Wilson: “Yunanistan’a bu hediyeyi verebilirseniz, büyük ve
değerli bir işi yapmış olacaksınız,”75 şeklinde diyaloglar gerçekleşmiş,
İttifak Devletleri kimin haklı kimin haksız olduğunu bile düşünmeye gerek
duymadan başkalarının topraklarını başkalarına hediye etmeyi
tasarlamışlardır.
I.Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıslı Rumlar Enosis için tekrar
çalışmaya başlamışlardır. 16 Ağustos 1919 tarihinde Kıbrıs’taki
Piskoposların ve Belediye Başkanlarının imzaladıkları Enosis isteklerini
belirten bir telgraf İngiltere Sömürgeler Bakanlığı’na gönderilmiştir. Amaç
o sıralar Londra’da bulunan ve görüşmeler yapmakta olan Rum heyetini
desteklemektir. Rum heyeti Enosis içerikli mektuplarını 15 Eylül ve 21
Ekim 1919’da İngiliz Hükümeti’ne iletmiştir. Yine 12 Nisan 1920’de
Kıbrıs’tan hareket eden bir başka Rum heyeti Paris’e giderek lobi
faaliyetlerinde bulunmuş ve Yunanistan Başbakanı Venizelos ile
görüşmeler yapmıştır. Paris heyeti oradan Londra’ya geçmiş, Sömürgeler
Bakan Yardımcısı ile görüşüp dileklerini iletmiştir. Ancak heyet,
Kıbrıs’taki Türk toplumunun Enosis’e karşı olduğu, adanın dörtte birini
oluşturan Türklerin bu isteklerinin göz ardı edilemeyeceği, Kıbrıs’taki
durumun, üzerinde hiç Müslüman yaşamayan İyonya adalarına
benzemediği,76 cevabı almıştır.
Kıbrıslı Türkler, başından beri Rumların Yunanistan ile birleşme
çabalarına karşı çıkmışlardır. Türkler Aralık 1918’de bir Milli Kongre
toplamışlar ve burada alınan kararları tüm dünyaya duyurmuşlardır. Ancak
Kongre’nin oluşturduğu ve Müftü Ziyai Efendi başkanlığındaki heyetin
Ada dışına çıkmasına izin verilmemiştir.77 Bunun üzerine Kıbrıs Türkleri
İngiltere Sömürgeler Bakanı’na bir dilekçe göndermiş ve adadaki 60.000
Türkün Enosis’e karşı olduğunu belirtmişlerdir. Arkasından daha radikal
kararlar alarak bir ayaklanma girişiminde bulunmuşlar ancak başarılı
olamamışlardır.78 Mücadele bitmemiş, Kıbrıs Türklerinin isteklerini
anlatmak üzere bir heyet İngiltere’deki Müslümanların önde gelen
liderlerinden Ağa Han ile görüşmüştür. Bu görüşme sonrasında Londra
Müslümanları Birliği, 25 Temmuz 1919’da İngiltere Dışişleri Bakanı’na bir
mektup vererek Enosis istemediklerini ve bunu protesto ettiklerini
belirtmiştir.
Yunanistan ise Kıbrıs Rumlarını kışkırtmaya devam etmiştir. Bir
taraftan Yunan ordusu İzmir’e çıkıp Batı Anadolu’yu işgal ederken, diğer
taraftan Kıbrıslı Rum Piskopos Metaksakis’i Atina Metropoliti olarak
75
Kitsikis, a.g.e., s.74.
Kitsikis, a.g.e., s.333.
77
İsmail, Kıbrıs Cumhuriyetinin Doğuşu…, a.g.e., s.6-7.
78
A.g.e., s.7.
76
183
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
seçtirip ona Enosis hakkında uzun uzun konuşma yaptırmıştır. Ayrıca 25
Mart 1921 yılında Kilise tarafından Kıbrıs’ta ilk Plebisit’in yapılmasını
örgütlemiştir. Bilinenin aksine daha 1921’de yapılan bu plebisit ile
Rumların Yunanistan’a ilhak konusunda ne kadar istekli, azimli ve
Yunanistan tarafından destekli oldukları anlaşılmaktadır.
Belirtilen tarihte Kıbrıslı Rumlar kiliselerde toplanmış, ayinden
sonra, önceden alınmış olan kararlar yaklaşık 500 kilisede aynı anda
okunmuş ve oybirliği ile kabul edilmiştir. Bu kararlarda Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhakı istenmiş, din adamları, öğretmenler, köy kalkınma
encümenleri ve okullardaki komiteler tarafından imzalanarak İngiltere ve
Yunanistan hükümetlerine gönderilmiştir. Alınan bu karaların ilk
maddesinde, Kıbrıs’taki Rumların isteklerinin tek ve değişmez olduğu ve
bunun anavatan Yunanistan ile birleşmek amacı taşıdığı belirtilmiştir. 79
Bundan yaklaşık bir yıl sonra, Mart 1922’de Yunanistan, Enosis
isteklerini kışkırtmak amacıyla Kıbrıs’a bir gemi göndermiştir; Kıbrıs
Türk halkı tahrik edilmek istenmiştir. İngiltere bu gelişme üzerine Nisan
1922’de davranışları konusunda Yunanistan’ı uyarmış ancak Yunanistan
tahriklerini sürdürmüştür.
Şubat 1931 tarihinde Kıbrıs Valisi Storrs, Ada’daki Enosis
faaliyetlerinin Yunanistan tarafından desteklendiğini, bu ülkenin Kıbrıs
Konsolosu olan Kyrou’nun bu faaliyetlerde önemli rolü olduğunu
belgeleyen raporunu Londra’ya göndermiştir. 80 Yunanistan ise Kıbrıs
üzerindeki emellerine devam etmiş, 3 Yunanlı subayın Ağustos 1931’de
Kıbrıs’a gelerek Yunanistan Konsolosu Kyrou ve Başpiskopos ile
görüşmeler yapıp propaganda broşürleri dağıtmalarına imkân tanımıştır. 81
Türk Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği bu yıllarda, yönetim
boşluğundan da faydalanan Rumlar, Enosis faaliyetlerini organize edecek
bir Ulusal Konsey kurmuşlar ve böylece gelişmelerin tek bir merkezden
yönetilmesini sağlamışlardır.
5.
Lozan Antlaşması’nda ve Sonrasında Kıbrıs Meselesi
Türkiye, Çarlık Rusya’sının yerine kurulan Sovyetler Birliği ile
yapılan anlaşma uyarınca, Ruslardan Kars, Ardahan ve çevresini geri
aldığını dolayısıyla da İngiltere’nin Kıbrıs’ı Türkiye’ye geri vermesi
gerektiğini ileri sürmüştür. İngiltere tek yanlı, usulsüz uygulamasında
direnmiş, Lozan Barış görüşmeleri sırasında da Türk tarafının konunun
üstünde fazla durmayışından yararlanarak Kıbrıs üzerindeki fiili
egemenliğini gerçekleştirmiştir.82 23 Temmuz 1924 tarihli Lozan
Antlaşması yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İtilâf Devletlerince
79
İsmail, Kıbrıs Sorunu’nun…, s.238-239.
A.g.e., s.239.
81
A.g.e., s.240.
82
Güvenç, a.g.e., s.32.
80
184
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
tanınmasını sağlamış ancak Kıbrıs konusunda Türk Devleti’ne taviz
verdirmiştir. Lozan Anlaşması’nın “Türkiye işbu Antlaşmada belirlenen
sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu
Antlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki
Adalarda - ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da
saptanacaktır - her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve
senetlerden vazgeçtiğini açıklar. İşbu maddenin hükümleri komşuluk
nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış
ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz” 83 ifadelerinin yer
aldığı 16. maddesi ve “Türkiye, Britanya Hükümetince Kıbrıs'ın 5 Kasım
I914'te açıklanan ilhakını tanıdığını bildirir”84 şeklindeki 20. maddesiyle
Türk Devleti Kıbrıs’tan vazgeçirilmiştir. Yine Lozan Antlaşması’nın: “5
Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs Adasında yerleşmiş olan Türk uyrukları, yerel
yasanın belirlediği koşullara göre, İngiltere uyrukluğuna geçecek ve
böylece Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Bununla birlikte, bu Türkler,
isterlerse, bu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak iki yıllık
bir süre içinde, Türk uyrukluğunu seçebileceklerdir. Bu durumda, seçme
haklarını kullandıkları günü izleyen on iki ay içinde Kıbrıs Adası’ndan
ayrılmak zorunda kalacaklardır. İşbu Antlaşmanın yürürlüğe konulması
günü Kıbrıs Adası’nda yerleşmiş bulunup da, yerel yasanın belirlediği
koşullara uyularak yapılan işlem üzerine, o gün İngiltere uyruklusunu
edinmiş ya da edinmek üzere bulunmuş olan Türk uyrukları da bu nedenle
Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Şurası da kararlaştırılmıştır ki, Kıbrıs
Hükümeti, Türkiye Hükümeti’nin izni olmaksızın Türk uyrukluğundan
başka bir uyrukluğu edinmiş olan kimselere İngiltere uyrukluğu tanımayı
reddetmek yetkisine sahip olacaktır”85 şeklindeki 21.maddesine göre de
adadaki Türk halkına Türk veya İngiliz vatandaşlıklarından birini seçmeleri
önerilmiştir.86 Bu anlaşmayla birlikte adadaki dengeler Rumlar lehine
değişmiştir. Türklerin ise Türkiye’ye yönelik göçleri artmış ve bunun
sonucunda Ada’daki Türk toplumunun nüfusu biraz daha azalmıştır. 87
Böylece Kıbrıs’ın İngiltere’ye ilhakını kabul eden Lozan
Antlaşması, İngilizler tarafından 6 Ağustos 1924 tarihinde onaylanmış, 10
Mart 1925 tarihinde ise Kral V. George Kıbrıs’a koloni adının verilmesini
teklif ederek Birleşik Krallığın mührü ile tasdik etmiştir. 88
83
İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları, I. Cilt, (1920-1945), T.T.K.
yay., Ankara, 1982,s.91.
84
Aynı yer.
85
Aynı yer.
86
Erol Manisalı, Dünden Bugüne Kıbrıs, Gündoğan Yayınları, İkinci Baskı,
İstanbul 2003, s.18.
87
Osman Metin Öztürk, Stratejik Açıdan Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Altınküre
yayınları, Ankara, 2003, s.23.
88
Abdülhalûk Çay, Kıbrıs’ta Kanlı Noel – 1963, Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü yayınları, Ankara, 1989, s.23.
185
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Kıbrıs, 1914 yılından 1960’a kadar İngiltere’nin egemenliğinde
kalmıştır.89
a-İngiliz Yönetiminde Kıbrıs’ta Rum İsyanları
Ardından Kıbrıs anayasasına getirilen düzenleme ile Yasama
Meclisi’nde görev yapacak olan üyelerin sayısı değiştirilmiştir. Yeni
duruma göre, Rum üye sayısı 12, atanmış resmi üye sayısı 9 olurken Türk
üye sayısı ise değişmeyerek 3 olarak kalmıştır.90 Rum tarafı Enosis
isteklerini 1930’un başlarına kadar sürekli tekrarlamış fakat her seferinde
İngiliz Hükümeti’nin ret cevabıyla karşılaşmıştır. Bunun üzerine Rumlar
zaman zaman isyanlar çıkarmışlardır. Rumların Yunanistan’la birleşme
istekleri ve bu amaçla gerçekleştirilen 1931 isyanındaki Yunanistan’ın ve
İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin desteği göz ardı edilemez bir
olgudur.91 Ortodoks Patrikhanesi, Enosis isteklerinin ortaya çıktığı ilk
zamandan itibaren en etkileyici ve destekleyici aktörlerinden biri olmuştur.
İsyanın başlıca nedeni, ağır ekonomik bir bunalımdan geçen İngiltere’nin
Ada’daki vergi oranlarını yükseltmesiydi. Vergilerin arttırılmasına yönelik
tepkiler Enosis isteklerine dönüşerek isyana yol açmıştır. Kanlı
çatışmalardan sonra İngiliz yönetimi sert uygulamalarla Kıbrıs’taki isyanı
bastırmış ve bundan sonraki yönetiminde de daha sert olmaya başlamıştır.
Böylece Rumların sömürgeden kurtulmak gibi bir dertlerinin olmadığı,
dertlerinin Yunanistan’a bağlanmak olduğu ve Enosis hedefi olan
Yunanistan’a ilhak için her türlü yola başvuracakları ve kanlı eylemlerden
dahi kaçınmayacakları anlaşılmıştır.
Tüm bu olanlardan sonra adadaki toplumsal hareketlilik artmaya ve
etkili örgütlenmelerle İngilizlerin sert yönetimleri yumuşatılmaya
çalışılmıştır. İngiliz yönetimi 1941 yılında yerel yönetimler için seçim
kararı almış ve bu amaç için yapılacak siyasal faaliyetlere izin verileceğini
açıklamıştır.92 Seçime hazırlık amacıyla Rum toplumu adına siyasi
örgütlenmeler çoğalmış ve hız kazanmıştır. Bunun en çarpıcı örneği ise
AKEL’in kurulmasıdır. 1943 yılında yapılan yerel seçimlerde AKEL
başarılı sonuçlar elde etmiştir.93
b-Kıbrıslı Türklerin ve Rumların Örgütlenmesi
Bu sırada Kıbrıs Türk Toplumu da boş durmamış Necati Özkan ve
Dr. Fazıl Küçük liderliğinde, 18 Nisan 1943’te, Kıbrıs Adası Türk Azınlığı
89
Mehmet Gönlübol, Cem Sar, A. Şükrü Esmer, Olaylarla Türk Dış Politikası
(1919-1973), C.I, A.Ü. SBF Yay. Ankara 1977, s.349.
90
Emircan, a.g.e., s.75.
91
http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi%201617/19_turgay_bulent_gokturk.pdf, s.338, 02.02.2014.
92
Baskın Oran(ed), Türk Dış Politikası, Cilt I(1919-1980), 15.Baskı, İstanbul 2009,
s.594.

Anorthotiko Komma Ergazomenou Laou – Emekçi Halkların İlerici Partisi.
93
Oran, a.g.e., s.595.
186
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Kurumu’nu (KATAK) kurmuşlardır.94 Bu kurumun birliği çok uzun
sürmemiş, Dr. Fazıl Küçük’ün, İngiliz yönetiminin ve Rumların Enosis
isteklerinin karşısında daha sert durulması gerektiğini belirten politikasını
destekleyen grup buradan ayrılarak Nisan 1944’te, Kıbrıs Milli Türk Halk
Partisi’ni (KMTHP) kurmuşlardır. Ancak bu bölünme 1949 yılının Kasım
ayında söz konusu kurum ve partinin birleşip Kıbrıs Türk’tür Partisi (KTP)
adını almasıyla son bulmuştur.95
Kıbrıs meselesi, Kıbrıslı Türk ve Rum Toplumları arasındaki ilişki
düzenini belirleyen faktörlerde aranmamalıdır. Esas mesele, Ada’nın Doğu
Akdeniz bölgesindeki stratejik konumundan kaynaklanmaktadır. Özellikle
İngiltere’nin bölgedeki etkinliği, II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan
milli kurtuluş hareketlerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasından dolayı
azalmaya başlamıştır ve bunun farkında olan İngiltere Kıbrıs’tan çekilmek
zorunda kalacağını bilmektedir. Bu sebeple hiç olmazsa Ada’da bir askeri
üs bulundurmak istenmiştir. İngiltere bu yıllarda Ada’nın Yunanistan ile
birleşmesi demek olan Enosis’i önlemek amacındadır. Birleşme Doğu
Akdeniz’de dengelerin değişmesi demektir. Ayrıca Enosis olmadan
Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet haline gelmesi NATO ve ABD stratejisi
açısından da sakıncalıdır. Bu yıllar Soğuk Savaş yıllarıdır ve Sovyetler
Birliği henüz dağılmamıştır. NATO’nun Güneydoğu kanadını oluşturan
Türkiye ve Yunanistan’ın yanı başında bağımsız dış politika izleyen küçük
bir ülkenin bulunmasının iki süper devlet arasında kriz doğurabileceği
düşünülmüştür. Öte yandan Enosis’le Kıbrıs’ın NATO üyesi Yunanistan’a
bağlanması avantaj yaratırken diğer NATO üyesi Türkiye’ye Yunanistan
karşısında dezavantaj getirmektedir. Bu sebeple, Kıbrıs konusunda, AngloAmerikan emelleri Enosis’le Kıbrıs’ın bağımsızlığı arasında kalınmasına
ve zorunluluktan doğan pasif durum takınılmasına yol açmıştır. 96
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Oniki Ada’nın da Yunanistan’a
ilhak edilmesiyle Megali İdea hedefinin birini daha gerçekleştirmiş olan
Yunanistan, Türkiye’yi oldukça zor durumda bırakmıştır. Bir yanda Rus
tehdidi sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri’nden yardım bekleyen
Türkiye, diğer yanda ise Kıbrıs’ın kendisine ilhakı karşılığında İngiltere ve
ABD’ye üs vadeden Yunanistan vardır. Bu koşullar Kıbrıs’ta Rumların
Enosis konusundaki girişimlerini arttırmalarına yol açmıştır. Hem
Ortodoks Kilisesi, hem de Rumların Komünist AKEL Partisi Yunanistan’a
ilhak konusunda birbirleri ile yarış içinde olmuşlardır. 97 Bu dönemde
Kıbrıs’taki Rumların Enosis isteği kilisenin desteğiyle siyasi zeminde güç
bularak daha da artmıştır. 28 Şubat 1947’de Kıbrıs’tan gelen baskılar
sonucunda Yunan Parlamentosu’nun Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesine
ilişkin bir karar almasına rağmen İngiltere’nin tutumunda bir değişiklik
94
Aynı yer.
Aynı yer.
96
Andreas G. Papandreu, Namlunun Ucundaki Demokrasi, İkinci basım, Ankara,
1988, s.162.
97
Manisalı, a.g.e., s.29.
95
187
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
olmamıştır.98 İngilizlerin görmezden gelen tutumları devam ettikçe Rumlar
ve Yunanlılar Enosis isteklerinde daha ısrarcı davranmışlardır. AKEL’in
etkin tutumu ve kilisenin desteğini alan Rumlar İngiltere’nin bu
aldırmazlığa devam etmesi karşısında 15 Ocak 1950’de bir referandum
düzenleyeceklerini açıklamışlardır. 15 Ocak Pazar günü ayinden sonra
başlayan ve yeterli katılım olmadığı için ertesi Pazar da devam eden halk
oylamasının sonucu katılanların yüzde 96’sının Enosis istediği
şeklindedir.99 Her ne kadar bu sonuç Kıbrıs toplumunun kararı gibi
gösterilse de Kıbrıs Türkleri bu oylamaya katılmamışlardır.
1950 tarihli gayri meşru Rum referandumundan sonra İngiltere
tarafından 1954 yılı içinde Kıbrıs’a ikinci defa olarak muhtariyet verme
teklifi ortaya atılmıştır. İngiltere bu girişimi ile meşruiyetini reddettiği
kilise önderliğinde yapılan plebisit sonuçlarına dayanılarak Rumların self
determinasyon talebiyle BM’ye gitmelerini engellemeyi amaçlamıştır.
Yunanlılar ve Rumlar bu teşebbüse de olumlu yaklaşmamışlar ve Kıbrıs
konusunu Yunanistan aracılığıyla Birleşmiş Milletlere götüreceklerini
açıklamışlardır.100 Kıbrıs’taki Türk toplumunun yok sayıldığı bu talep 14
Aralık 1954 günü BM tarafından reddedilmiştir. 101
Bu arada Kıbrıs Rum halkının önderliğinde AKEL’i geri planda
bırakan Kilise, Kitium Piskoposu M. Muskos’un, 18 Ekim 1950’de yapılan
seçimlerde III. Makarios adıyla başpiskoposluğu üstlenmesi üzerine siyasal
faaliyetlerini daha da arttırmıştır.102 Makarios gerçek bir Enosis taraftarı
olarak Başpiskoposluk görevini devralırken, ölünceye kadar Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhakı için savaşacağına dair yemin etmiştir.103
Makarios 1951 yılında Grivas’ı Kıbrıs’a davet ederek Rum Gençlik
Teşkilatı PEON’un örgütlenmesi görevini ona vermiştir. Başpiskopos bu
gençlik teşkilatının Grivas’ın Yunanistan’da kurduğu yeraltı örgütünün
ilkelerine göre yönlendirilmesini ve yönetilmesini de istemiştir.104 Bu örgüt
daha sonraları EOKA adıyla bilinecektir. Örgütün de desteğiyle birlikte
Makarios’un ana hedefinde olan terör eylemleri için hazırlıklar yapılmaya
başlanmıştır. Makarios, öncelikle, dini söylemlerle Ada’daki Rumları kilise
98
Oran, a.g.e., s.596.
Şükrü S. Gürel, Kıbrıs Tarihi (1878-1960), Kolonyalizm, Ulusçuluk ve
Uluslararası Politika 2, Kaynak yay., İstanbul, 1985, s.67-68.
100
Emircan, a.g.e., s.87.
101
Rıfat Önsoy, “Türk-Yunan İlişkileri Çerçevesinde Kıbrıs Meselesi (1939
Sonrası), Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü Uluslararası Sempozyumu (28 Ekim-2 Kasım
1991-Gazi Mağusa) Gazi Mağusa, 1991, s.255’ten aktaran Burcu Çoban , “Avrupa
Birliği-Türkiye İlişkileri Çerçevesinde Kıbrıs Sorunu Konusunda Politika
Önerileri”, Avrupa’dan Asya’ya Sorunlu Türk Bölgeleri, Der. Bekir Günay,
İstanbul, 2005, s.395.
102
Oran, a.g.e., s.597.
103
Süleyman Koç, Dünden – Bugüne Kıbrıs Sorunu ve Stratejik Yaklaşımlar, IQ
Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2005, s.127.
104
Mütercimler, a.g.e., s.98.

Rumca Etniki Organosis Kipnakis Andistaseos – Kıbrıs Milli Direniş Örgütü.
99
188
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
etrafında toplamış, kilisenin gelirlerini EOKA örgütü emrine vermiş ve
böylece Etniki Eterya’nın varisleri olan bu örgüt militanları aracılığı ile
Pan-Helenik terörün ilk aşamasını başlatmıştır.
EOKA terör örgütü, ilk olarak amaçlarını kabul ettiremedikleri
Kıbrıslı Rumları hedef almıştır. Yüzlercesini Enosis’e bağlanmadıkları
gerekçesiyle öldürmüş; üzerlerinde baskı kurarak sindirmiştir. Daha sonra
da yayınladıkları bildirilerle karşılarındaki düşmanların İngilizler ve
Türkler olduğunu, İngilizleri Ada’dan çıkaracaklarını, Türkleri de imha
edeceklerini belirtmişler ve hedeflerinin Yunanistan’a bağlanmak olduğunu
açıklamışlardır. Devamında da eylemlere başlayarak İngiliz sömürge
kurumlarında çalışanların bazılarını öldürmüşlerdir. 105 Ayrıca çeşitli yerlere
bombalar atmışlar, EOKA’nın gizli silahlı kolunun lideri Albay George
Grivas ve siyasi-dini lider Başpiskopos Makarios’un öncülüğünde Enosis
savaşını başlatmışlardır.106 Bu savaşta Türklere yönelik eylemler de
yapılmış baskı ve şiddet giderek artınca onlar da kendilerini korumak üzere
örgütlenme yolunu seçmişlerdir.107
C. Kıbrıs Meselesi’nin Uluslararası Alana Taşınması
1.
29 Ağustos 1955 Tarihli Londra Konferansı
1955 yılı içersinde Kıbrıs’taki Rumlar Enosis yönündeki
faaliyetlerini yoğunlaştırıp silahlı mücadeleye başladığında İngiltere bu
konuda çözüm üretmek için “Doğu Akdeniz Bölgesindeki Güvenlik
Sorunları” konulu bir konferans düzenlemiş108 ve konferansa Yunanistan
ve Türkiye’yi de davet etmiştir. Türkiye daveti hemen Yunanistan ise
gecikmeli olarak kabul etmiştir. Konferansı ABD de desteklemiştir. 29
Ağustos 1955 tarihinde yapılmasına karar verilen konferans için
Yunanistan hazırlıklara başlamış, hükümet yetkilileri Makarios ile sık sık
görüşmüş ve self determinasyon konusunda ısrarlı olunarak gerekirse
Birleşmiş Milletlere başvurmayı kararlaştırmıştır.
Türkiye’de ise özellikle basın konuyu gündeme taşımış; Hükümet
Londra’ya, Türk tezini savunmak için bir heyet göndereceğini
duyurmuştur.
Londra Konferansı’nın ilk aşamasında İngiliz, Yunan ve Türk
temsilcileri görüşlerini bildirmişlerdir. İngiltere Ada’dan ayrılmak
niyetinde olmadığını ve Doğu Akdeniz’in savunmasında üç devletin
birlikte hareket etmesi gerektiğini söylemiştir. Yunan temsilcisi ise Kıbrıs
105
Yunanistan ve Terör, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi yayını, İkinci
baskı, Lefkoşa, 1987, s.16-17.
106
Vassilis K. Fauskas, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Soğuk Savaş Sonrası ABD
Politikaları, İstanbul, 2004, s.97.
107
Emircan, a.g.e., s.106.
108
Hüseyin Bağcı, “Kıbrıs Sorunu”, Türk Dış Politikası, 1919-2008, Editör, Haydar
Çakmak, Platin yay., Birinci Baskı, Ankara, 2008, s.523.
189
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
halkına self-determinasyon hakkının tanınması gerektiğinde ısrar etmiştir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Türk tezini anlatmıştır. Teze
göre, Kıbrıs coğrafî olarak Anadolu’nun bir uzantısıdır. Olası bir savaş
durumunda Türkiye sadece Kıbrıs’ın denetiminde bulunan güney
limanlarından ikmal yapabilecektir. Batıdan Anadolu’yu çevrelemiş
adalarla Kıbrıs’ın aynı gücün egemenliğinde bulunması önemlidir. Ayrıca
Ada’daki Türk halkının durumu ve tutumu açısından self-determinasyonun
gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyleyen Zorlu, Türkiye’nin Ada’ya
ilişkin politikasının statükonun sürdürülmesinden, yani İngiliz yönetiminin
devam etmesinden yana olduğunu ancak eğer statüko bozulacaksa Kıbrıs’ın
eski sahibine, Türkiye’ye, verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Konferans’ın ikinci aşaması, Yunanistan’ın isteği doğrultusunda 6
Eylül tarihine ertelenmiştir. Yunan basını Türkiye Dışişleri Bakanı
Zorlu’nun açıklamaları karşısında Yunan heyetinin başarısızlığa uğradığını
yazmışlardır. Konferans’ın bu aşamasına İngiltere’nin teklifleriyle
girilmiştir. İngiltere iki temel problemin olduğunu belirtmiştir. Birincisi
uluslararası durumun gerektirdiği asgari şartlarda Kıbrıs’taki toplumların
çıkarlarının sağlandığı ve adayı muhtariyete götürecek bir anayasa
hazırlanması gerektiğidir. İkincisi ise Kıbrıs’ın gelecekteki uluslararası
statüsü olarak problemlerinin neler olacağıdır. Bunlar için gerekli
tedbirlerin kendisi tarafından alınacağını belirten İngiltere, Türk ve Yunan
taraflarının desteğini istemiş ve gerekli şartları şu şekilde belirtmişti:
adanın içişlerinden tek sorumlu ve yetkili İngiltere olacak ve liberal bir
anayasa hazırlanacaktır. Anayasa çoğunluğa dayalı bir meclisi
öngörecektir. Türk toplumunun bakanlıklardan pay alması sağlanacaktır.
Başbakan valinin izniyle meclis tarafından seçilecektir. Anayasanın
hazırlanması için konferansa üçlü bir konferans kurulması gerektiğini
belirtmiş, ikinci problemin şimdilik uzlaşılması mümkün olmayan
özelliklerinden dolayı sonraya bırakılmasını istemiştir. Türkiye bu istekleri
adada tam bir barış havası olmadığından ve Rumların ilhak isteklerini daha
da ateşlendireceğini düşündüğünden kabul etmemiştir.
29 Ağustos’ta başlayan konferansta ileri sürülen önerilere Türk ve
Yunan tarafları ret cevabı verdiğinden konferans 7 Eylül’de başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.109 Bu konferans ile Kıbrıs’ın Türkiye’nin öncelikli
konularından olduğu, İngiltere’nin adadan çıkmayacağı ve self determinasyonun uygulanamayacağı anlaşılmıştır. İngiliz basını
yayınlarında Türk tezinin ne kadar kuvvetli olduğundan ve Yunanların ise
haksızlıklarından bahsetmiştir. Konferans Türk diplomasisi için bir zafer
niteliğindedir. Çünkü uluslararası ortamda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda
hak ve söz sahibi olduğu kabul edilmiştir.
Bu konferansta İngiltere’nin Türkiye’ye Kıbrıs’ta terör eylemlerinin
sonlanacağı ve akan kanın duracağı konusunda güvence vermiş olmasına
rağmen Rumlar tarafından gerçekleştirilen eylemler durmamıştır.
Eylemlerin sorumlusu olarak görülen Makarios, Şeysel adalarına sürgün
109
Süha Bölükbaşı, Barışçı Çözümsüzlük, İmge Kitabevi yay., Ankara, 2001, s.70.
190
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
edilmiştir. Fakat bu sürgün de eylemleri önlememiş aksine daha da
hızlandırmıştır. Bunun üzerine İngiltere 1955 yılının son haftalarında
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir girişimde bulunmuştur. 110
1956 tarihinde Kıbrıs ve İngiltere’de resmen ilân edilen anayasa Türkiye
tarafından, kanlı eylemlerin sonlandırılması şartıyla, görüşmeye açık
bırakılmıştır. Fakat Rumlar tarafından reddedilmiştir. Rumların gerekçesi,
anayasanın Kıbrıs halkının self-determinasyon hakkını ortadan kaldırması
yönünde olacağıdır.111
Türkiye’nin olumlu tavrının sebebi sorunun çözümüne yönelik yeni
bir formül geliştirmesiydi. Bu formül taksim tezidir. Buna göre Kıbrıs’ın
bir bölgesinde Türkler tarafından bir devlet yapısı oluşturulacaktı. 112 Bu
gelişmelerden sonra Türk hükümeti Kıbrıs sorununa tam olarak taraf
olmuştur.
1955-1958 arası dönemde olaylar ve EOKA saldırıları sonucunda
Kıbrıslı Türkler karma köyleri boşaltmaya başlamıştır. EOKA teröristleri
Türklerin yanı sıra kendi içlerinden olan Enosis karşıtı Rumları da
öldürmüşlerdir.
1957 yılının başından itibaren Türk hükümetinin isteği, İngiltere’nin
Türkiye ile uzlaşmaya yanaşması yönündedir. Türkiye, eğer İngiltere
Kıbrıslı Türkler ve Türk hükümeti lehine hareket etmezse Doğu
Akdeniz’deki İngiltere ile olan işbirliğini askıya alacağını belirtmiştir. Türk
tarafı bu noktaları vurgularken yine aynı dönemde Makarios İngiliz
hükümeti tarafından serbest bırakılmış ve Atina’ya geri dönmüştür. Türk
hükümeti bu gelişmeyi eleştirirken aynı zamanda İngiltere ve Makarios
müzakerelerini tanımayacağını açıklayarak tepkisini de ortaya koymuştur.
Türkiye’ye göre Enosis isteklisi olan ve bunun için kan dökmekten hiçbir
zaman geri durmayan Makarios, Kıbrıs meselesinin çözümü için barışçı
yolların kullanılmasını istememektedir. İngiltere her ne kadar Türkiye’nin
taksim tezini destekler görünse de Makarios ile görüşmelere devam
etmekteydi. Türk tarafı ise bu ilişkiyi İngiltere’nin Yunan politikasına
uygun hareket ettiği şeklinde yorumlamıştır ve bu durum Türk-İngiliz
ilişkilerinde gerilimin tırmanmasına sebep olmuştur.
a-Hugh Foot Planı
1957 sonundan itibaren İngiltere Kıbrıs sorununun çözümü için
yeni birkaç plan önermiştir. Bunlardan ilki, 3 Aralık’ta Ada’ya vali olarak
giden Hugh Foot’un kendi adıyla anılan plandır. 113 Bu plana göre çözüm
geniş bir sürede sağlanacaktır. 5-7 yıllık bir süre geçiş süresi olarak
tanımlanacak ve bu süre içinde her iki taraftan da gelen kendi lehlerinde
olan çözüm önerileri kabul edilmeyecektir. Taraflara bunun güvencesi
110
Nikolaos Stelya, İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti, Kalkedon Yayıncılık,
İstanbul 2013, s.63.
111
Emircan,a.g.e.,s.108.
112
Stelya, a.g.e.,s.66.
113
Oran, a.g.e.,s.606.
191
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
verilmiştir. Ayrıca Ada’daki olağanüstü durum kaldırılacak ve Makarios’un
Kıbrıs’a dönmesine izin verilecektir. Bu doğrultuda her iki toplumun
liderleriyle sistemin oturtulması için görüşmelere başlanacaktır.
Bu plan Türkiye tarafından, Ada’daki olağanüstü durumun
kaldırılması ve Makarios’un adaya dönmesine izin verilmesi maddeleri
gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Yunanistan için ise Türkiye’nin eşit
taraf yapılması ve nihai bir çözüm getirilmemesi planı kabul edilemez
kılmıştır.
b-Macmillan Planı
Bunun üzerine İngiltere ikinci planı, 19 Haziran 1958’de Macmillan
planını ortaya atmıştır. Buna göre, iki toplumun ve Türkiye ile
Yunanistan’ın görüşleri alınarak yeni bir anayasa yapılmasına
başlanacaktır.114 Ada’nın 7 yıl boyunca statüsü değişmeyecek yani İngiliz
egemenliğinde kalacaktır. Bu süre içinde Türkiye ve Yunanistan uzlaşmaya
varmak konusunda kararlı olurlarsa askeri üsler ve bazı imkânlar kendisine
bırakılmak şartıyla İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ile egemenliği
paylaşmaya hazır olacaktır.
Taraflarca bu plan da kabul edilmemiştir. Türkiye planın Enosis’e
yol açacağını, Yunanistan ise, Türkiye’nin taksim tezini destekleyeceğini
ileri sürerek reddetmiştir. Tarafların uzlaşma yöntemlerini reddetmeleri
Ada’daki gerilimi daha da arttırmıştır. Kıbrıs’ta Yunanistan tarafından
oluşturulan illegal örgütlenmeler açık alana çıkmış, eylemlere başlamıştır.
Rum-İngiliz gerilimi olarak başlayan olaylar artık Rum-Türk çatışması
şekline dönüşmüştür.
Bu arada Grivas tarafından EOKA terör örgütü kurulmuştur.
Makarios’un emri ile çalışan ve ilk önce Ada’daki İngiliz yönetimine sonra
da Türklere karşı acımasızca eylemlere giren bu örgütün amacı, Kıbrıs
uyuşmazlığını milletlerarası bir uyuşmazlık niteliğine büründürerek
Birleşmiş Milletler’de konuşulmasını sağlamak ve İngiliz kamuoyunu
etkileyerek İngiliz hükümetini Rum isteklerini kabule zorlamaktı. Türklere
karşı girişilen terör eylemlerinin amacı ise, öncelikle Türklerin güvenlik
kuvveti içinde Ada düzenini korumak için görev almalarını önlemek ve
daha sonra Türk cemaatini yıldırarak Ada’dan ayrılmalarını sağlamaya
yönelikti. Kıbrıs Türklerine karşı girişilen terör hareketleri 1956 yılından
itibaren gittikçe artarak bütün uyuşmazlık boyunca devam etmiş ve
sonunda toplumlararası arası bir çeşit iç savaşa dönüşmüştür. 115
Rum terörünün Türklere yönelmesi ve masum insanların
öldürülmeye başlaması üzerine kendilerini savunmak ve Ada’nın
Yunanistan’a ilhakını önlemek amacıyla Türk Mukavemet Teşkilatı
114
115
Aynı yer.
Gönlübol, Sar…, a.g.e., s.361.
192
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
(T.M.T.) 1957 yılında kurulmuştur.116 Rumların İngiliz ve Türklere karşı
başlattıkları şiddet eylemleri, tarafların masaya oturmalarını ve Kıbrıs’ın
geleceğini konuşmalarını sağlamıştır. Ancak amaçlar farklı olduğundan bir
türlü uzlaşmaya varılamamıştır. Türk tarafının taksim tezini ileri sürmesi
Rumları telaşlandırmış, self- determinasyondan bahseden Rumlar fikir
değiştirerek “Bağımsız Kıbrıs”tan söz etmeye başlamışlardır. Asıl
amaçları, öncelikle Ada’nın bağımsızlığını sağlamak, sonra da
Yunanistan’a bağlanmaktır.
2.
Kıbrıs Cumhuriyeti
a- Zürih ve Londra Antlaşmaları
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak Türk-Yunan çekişmesi en fazla
ABD’nin huzurunu kaçırmıştır. Çünkü bu iki devlet arasındaki çatışma
NATO’nun güneydoğu kanadını zayıflatabilirdi. Bu sebeple iki devlet
arasındaki çözüm çabalarına ABD de katılmış, Ankara ve Atina arasındaki
görüşmeler sonucunda Yunanistan’ı, Makarios’u ve Grivas’ı bağımsızlık
çözümüne onay vermeye ikna etmiştir. Makarios gerçekçi bir durum
değerlendirmesi yaparak taksimi ve Türklere bir daha geri alınmayacak
haklar verilmesini önlemek üzere bağımsızlık çözümünü onaylamıştır. Ona
göre, önce bir self- government dönemi olacak, daha sonra Türkiye ile ve
Yunanistan ile bağı olmayan bağımsız Kıbrıs Devleti kurulacaktır. Bu
bağımsızlık BM garantisi altına konulacaktır. Kıbrıs Türklerine azınlık
hakları tanıyacak olan bu yeni devlet İngiliz Uluslar Topluluğu içinde yer
alacaktır.117 Doğal olarak Türkler buna sert tepki göstermişler ve Kıbrıslı
Türklerin ‘da’da azınlık olarak kalmalarına sebep olacak bu anlayışa karşı
çıkmışlardır. Gerginlikler bir süre daha Ankara-Atina arasında devam
etmiştir. Fakat sonrasında dönemin büyük güçlerinin aktif politikalarının da
etkisiyle hem Türkiye hem de Yunanistan barışçı ve uzlaşmacı tutumlara
yönelmişlerdir.
Daha önce taraflarca kabul edilmeyen MacMillan Ortaklık planı,
İngiltere tarafından yeniden NATO Konseyi’ne getirilmiş, bazı
değişikliklere uğramış ve ortaklık yerine Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere’ye garantörlük verilmiştir. 15 Ağustos’ta açıklanan bu yeni plan 9
Ekim 1958’den itibaren İngiltere tarafından uygulanmaya başlanmıştır. 19
Şubat 1959’da ise Kıbrıs’ı bağımsız bir cumhuriyet haline getiren LondraZürih Antlaşmaları imzalanmıştır.118
a.1. 11 Şubat 1959 Tarihli Zürih Antlaşması
Antlaşmaya giden yolda Yunanistan, Birleşmiş Milletlerde selfdetermination prensibi uygulanarak Kıbrıs’ı ilhak etmesinin mümkün
116
Ayrıntılı bilgi için bkz, Sibel Akgün, Türk Mukavemet Teşkilatı, Ankara
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara, 2009.
117
Oran, a.g.e.,s.607.
118
Murat Metin Hakkı, Kıbrıs Çıkmazı, Emre Yayınları, İstanbul 2006, s.31.
193
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
olmadığını gördüğünden ve Ada’daki çatışmaların bir Türk-Yunan
savaşına sebep olmasını göze alamadığından Kıbrıs’ta bir bağımsız devlet
formülüne razı olmuştur.
Türkiye ise Kıbrıs’ta taksim tezini hedeflemiş olmasına rağmen
İngiltere’nin ileri sürdüğü tekliflere olumlu cevap vermiştir. Bunun
öncelikli sebebi İngiltere’nin 1955 yılından itibaren Kıbrıs meselesine
Türkiye’yi dâhil etmesidir. Diğer bir sebep ise Yunanistan’ın Kıbrıs için
uygulanmasını istediği self-determination prensibinin BM tarafından kabul
edilmesi halinde Kıbrıs Türklerinin zor durumda kalması ihtimali olmuştur.
Ayrıca 1958 yılında Irak’ta yapılan darbe yüzünden Bağdat Paktı’nın
zayıflaması ve Türk ekonomisinde yaşanan dönemsel kriz bu kararın
verilmesini gerekli kılmıştır.119
Zürih Antlaşması öncesinde taraflar ilk defa 4 Aralık 1958’de, New
York’ta BM Genel Kurulu’na bağlı Siyasi Komite toplantısı sırasında
Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Yunanistan Dışişleri Bakanı
Evangelos Averoff’un katılımıyla bir araya gelmişlerdir. Daha sonra, 6
Aralık’ta, bu defa doğrudan Kıbrıs konusunu ele almak amacıyla
buluşmuşlar, bu görüşmelerden henüz bir sonuç alınamamışken, 16-18
Aralık 1958 tarihinde Paris’teki NATO Bakanlar Konseyi toplantılarında
tekrar bir araya gelmişlerdir.120 Gizli olarak devam eden bu görüşmeler
1959 yılının Ocak ayı ortalarına kadar sürmüş, 17-21 Ocak 1959’da Türk
ve Yunan Dışişleri Bakanları Paris’te tekrar buluşmuşlardır. Bu
görüşmelerden ortaya çıkan metinlere son halini vermek üzere Türkiye ve
Yunanistan Başbakanları 5-11 Şubat’ta Zürih’te bir araya gelerek üç
antlaşmaya ve bir bildiriye imza atmışlardır.
11 Şubat 1959 tarihinde imzalanan bu antlaşmalar:
1-27 maddeden oluşan “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Temel Yapısı”
isimli antlaşma,
2-Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında
yapılması tasarlanan “Garanti Antlaşması”,
3-Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılması
tasarlanan “İttifak Antlaşması”121 ve
4-17 Şubat 1959 Tarihli İngiliz Hükümeti Bildirisidir.
1-Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ilişkin temel antlaşmaya
bakıldığında genel olarak oluşturulacak yeni yönetim çerçevesi
belirtilmiştir. Buna göre, Ada’nın Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı
Yardımcısı ise Türk olacaktır. Bu göreve gelecek kişiler her iki toplum
119
Kudret Özersay, Kıbrıs Sorunu, Hukuksal Bir İnceleme, ASAM yayınları,
Ankara, 2002, s.10-11.
120
Rifat Uçarol, Siyasi Tarih(1789-1994), Dördüncü baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul,
1995, s.747.
121
A.g.e., s.12.
194
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
tarafından 5 yıl süre için ayrı ayrı seçilecektir. Resmi dil olarak hem
Yunanca hem de Türkçe belirlenmiştir. Yasama yetkisinin dağılımı yüzde
yetmiş Rum, yüzde otuz Türk şeklinde yapılmıştır. Yürütmede ise
Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı bu yetkiyi Bakanlar Kurulu ile birlikte
kullanacaktır. Bakanlıkların paylaşımı konusunda da belirli kıstaslar söz
konusudur. Maliye, Savunma ya da Dışişleri Bakanlıklarından biri Türk
yöneticilere verilecektir. Bunun dışında Bakanlar Kurulunda 7 Rum 3 Türk
bakan bulunacaktır. Ayrıca sayısı 2.000 askeri geçmeyen yüzde altmışı
Rum, yüzde kırkı Türk olan bir ordu oluşturulacaktır. 122
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapısını en ince ayrıntılarına kadar
belirleyen Temel Antlaşma yeni devletin anayasasında Garanti ve İttifak
Antlaşmalarının da yer alacağını, Enosis ve taksimin yasaklanacağını,
İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye konusu ne olursa olsun yapılacak her
antlaşmada en gözetilen ulus hakkının tanınacağını, Yunanistan ve
Türkiye’ye kendi topluluklarına ait eğitim, kültür, spor kurumlarına ve
hayır işlerine mali yardımda bulunma hakkı verileceğini hüküm altına
almaktadır.123
2-Garanti Antlaşması’nda, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını,
İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin tanıyıp garanti altına aldığı
belirtilmekte bu garanti ve tanımaya uyulmadığında ya da herhangi bir
anlaşmazlık durumunda başvurulacak çözüm yolları ve taraflara düşen
görevler ortaya konmaktadır.
3-İttifak Antlaşması ise tamamen askeri nitelikte olup üslerin, asker
sayılarının ve savunma yöntemlerinin belirlendiği bir belgedir. Bu
antlaşmalarla oluşturulan bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti daha önce benzeri
görülmemiş bir devlet yapısındadır. Bu yapılanmanın bölgedeki halklara
bağımsızlık sağlamaktan ziyade bölgenin stratejik öneminden dolayı
NATO içindeki genel dengelerin korunmasına yönelik gerçekleştirildiğini
ifade etmek yanlış olmayacaktır. Fakat Kıbrıs tarafına göre kurulan
Cumhuriyet Ada’yı Enosis’e götürecek zorunlu bir yoldur. Türk tarafında
ise Ada’nın taksim tezine daha uygun hale geldiği şeklinde olumlu bir
görüş oluşmuştur.
4-17 Şubat 1959 Tarihli İngiliz Hükümeti Bildirisi ile İngiltere iki
ayrı konuda yükümlülük üstlenmektedir. Öncelikle Zürih’te Türkiye ve
Yunanistan Dışişleri Bakanlarınca paraflanan belgeleri Kıbrıs meselesinin
çözümüne yönelik esaslar olarak kabul edecektir. Sonrasında ise Kıbrıs
üzerindeki egemenliğini, İngiliz üsleri dışında, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne
devredecektir. Ancak bütün bunların yerine getirilmesi için İngiltere söz
konusu üs bölgesinin askeri üs olarak kullanılmasını sağlamak için gerekli
olan hakların tanınmasını, bu hakların kullanımına yönelik tarafların, yani
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs
122
123
Kudret Özersay, a.g.e., s.15-16.
Oran,a.g.e., s.611.
195
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Cumhuriyeti’nin garantiler vermesini, ayrıca ada halkının temel
insan haklarının ve kamu hizmeti yapanların çıkarlarının korunmasını ve
bu gibi konularda İngiliz Sömürge Yönetimi’nin yüklenmiş olduğu
sorumlulukların Kıbrıs Cumhuriyeti’nce yüklenilmiş olmasını istemiştir.124
İngiliz Hükümeti’nin istediği bu haklar söz konusu bildiriye dâhil
edilen Ekte detaylandırılmıştır. İngiltere ayrıca Ada’daki egemenliğin
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilmesinin mümkün olan en kısa tarihte
gerçekleştirilmesini Hükümet bildirisine koymuştur.125
Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları paraflanan bu metinleri,
aynı gün Londra’ya giderek İngiltere’nin ve Kıbrıs’ı temsilen orada
bulunan Türk ve Rum temsilcilerinin bilgisine sunmuşlardır. Söz konusu
üç antlaşma başka bazı belgeler de ilave edilerek 19 Şubat 1959 tarihinde
imzalanmış ve Londra Antlaşması adıyla aynen kabul edilmiştir.
Ancak Zürih Antlaşmasında yer alan hükümlerin Kıbrıs
Cumhuriyeti henüz kurulmadığı için hukuksal anlamda ve başka bazı
sebeplerle pratikte uygulanması mümkün olmamıştır. Bu sebeple taraflar
Londra’ya gitmişlerdir.
a.2. 19 Şubat 1959 Tarihli Londra Antlaşması
17 Şubat 1959’da başlayan Londra Konferansına İngiltere, Türkiye,
Yunanistan, Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri
katılmışlardır. Yapılan görüşmeler sonunda 19 Şubat 1959 tarihinde 126
Zürih’te daha önce kabul edilen belgelerle birlikte:
1-Birleşik Krallık Hükümeti’nin bildirisi,
2-Garanti Antlaşması’na ilâve edilecek ek madde,
3-17 Şubat 1959 tarihli, Türkiye ve Yunanistan Dışişleri
Bakanlarının bildirisi,
4-19 Şubat 1959 tarihli, Kıbrıs Türk Temsilcisi’nin bildirisi,
5-19 Şubat 1959 tarihli, Kıbrıs Rum Temsilcisi’nin bildirisi,
6-Kıbrıs’ta yapılacak yeni düzenlemelere hazırlık için üzerinde
anlaşmaya varılmış olan bazı tedbirler konulu belgeler de kabul
edilmiştir.127
Ayrıca konferans sonrasında İngiltere, Türkiye ve Yunanistan
“Kıbrıs Sorunu’nun Nihai Çözümü Konusunda Üzerinde Anlaşmaya
Varmış Oldukları Esasları Açıklayan Memorandum” isimli bir belge daha
imzalamışlardır.
124
Özersay, a.g.e., s.34.
A.g.e., s.35.
126
Uçarol, a.g.e., s.748.
127
A.g.e., s.14.
125
196
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Söz konusu antlaşmaları Kıbrıs halkı adına Dr. Fazıl Küçük ve
Makarios, Türkiye ve Yunanistan adına Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs
Başkonsolosu Vecdi Türel, Yunanistan adına ise Temsilci C. Hristobullos,
İngiltere adına Vali Sir Hugh Foot ile Müstemlekeler Bakanlığı Parlamento
Müsteşarı Julian Amery imzalamışlardır. İmza sırasında konuşmalar
yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük, yaptığı
konuşmada Türkiye ve Yunanistan’a teşekkür etmiş, Kıbrıs’ta Türk
toplumunun birlik ve beraberlik içinde mücadeleye devam ederken en
büyük yardımı Anavatan Türkiye’den gördüklerini belirtmiştir. 128
Zürih ve Londra Antlaşmaları gereği 16 Ağustos 1960 günü
Ada’daki İngiliz sömürge yönetimi sona ermiş ve Kıbrıs Cumhuriyeti ilân
edilmiştir.129 Makarios Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük ise
Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçilmiştir.
Bağımsızlık ilân edilmesi Ada’daki tüm sorunları çözmemiş ve
barış havası oluşturamamıştır. Rum belediyelerinden ayrı belediyelerle
Türk toplumuna hizmet verilmesi, Türklerin eşit yapı göstergesi olarak
veto hakkına sahip olması, vergilerin toplanması ve Kıbrıs ordusuyla ilgili
konularda anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Ayrıca Makarios yönetimi ilkin
barışçı yollardan Türklerin anayasal hak ve güvencelerini ellerinden
almaya, Türk toplumunu maddi ve manevi savunmasız, dayanaksız, ikinci
sınıf bir azınlık durumuna yeniden düşürmeye çabalamış, bunu
başaramayınca daha önce savurduğu tehditlere uygun olarak çok yönlü
zora başvurmaya başlamıştır.130 Yine Rum yönetimi Zürih ve Londra
Antlaşmalarını bozmaya yönelik eylemlere girişmiştir.
Özellikle
Makarios’un bu yöndeki faaliyetleri dikkat çekmiştir. 131
Vergi konusunda toplumların meclislerinde alınan kararlar
bakımından Türk tarafında aksama söz konusu olmuştur. Vergilerin
kalkınma planı için devamlı ve düzenli toplanması gerektiğini savunan
Makarios İngiliz usulüne dönülmesi gerektiğini belirterek her gelirden
vergi alınmasını söylemiştir. Denktaş bu karara karşı çıkmış ve olayı
anayasa mahkemesine götürmüştür.
Askeri olarak ortaya çıkan sorun ise Kıbrıs Türk tarafının karma
ordu sistemine karşı gelmesidir. Türk ve Yunan askerlerinin yetişme ve
gelenekler açısından aynı komuta altında bulunmalarının disiplinsizliğe yol
açacağını savunmuştur ve her iki topluluğun da ayrı ordu kurması
gerektiğini vurgulamıştır. Bundan dolayı Dr. Fazıl Küçük 1962’de veto
hakkını kullanmıştır.
128
Vehbi Z. Serter, Kıbrıs Türk Mücadele tarihi, C.II, (1959-1963), II. baskı, Halkın
Sesi Ltd., Lefkoşa, 1979, s.7.
129
Ahmet An, Kıbrıs Nereye Gidiyor? Everest yayıncılık, ikinci baskı, İstanbul,
2003, s.14.
130
Güvenç, a.g.e., s.87-88.
131
Rauf R. Denktaş, Milli Vizyon, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, İkinci Baskı,
İstanbul 2009, s.70.
197
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Belediyelerin işleyişi konusunda da anlaşmazlık yaşanmıştır. 1962
başında Makarios, beş büyük şehirdeki ayrı belediyelerin bütçeye ağır yük
getirdiği gerekçesiyle birleştirilmesini önermiştir. 29 Aralık 1962’de Türk
Cemaat Meclisi ayrı belediyelerin sürdürülmesini onaylamıştır. Buna
rağmen, Rum bakanlar ayrı belediyelerin kaldırılması kararı aldılarsa da
Türk belediyeler bu kararı yok saymışlardır. 132
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tamamen ele geçirmeyi planlayan Makarios
anayasa değişikliği yapmak istemiştir. Bu sebeple 30 Kasım 1963’te 13
maddelik bir anayasa değişikliği önermiştir. Bu önerinin bazı maddeleri
şöyledir: 1. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto hakları
kaldırılmalı ve her ikisi de Temsilciler Meclisi’nin yapacağı ortak
seçimlerle seçilmelidir. 2. Bazı vergilendirme yasalarına ayrı veto
uygulaması kaldırılmalıdır. 3. Ayrı belediyeler lağvedilmelidir. 4. Adli
sistem ile polis, jandarma ve güvenlik güçleri birleştirilmelidir. 5. İdari
yapı ve ordu içindeki görevlerin sayısal dağılımı nüfus oranına uygun
olarak yapılmalıdır. 6. Polis ve orduda görevlerin sayısal dağılımı yasayla
belirlenmelidir. 7. Kamu Hizmetleri Komisyonu, kararlarını basit
çoğunlukla almalıdır. 8. Cemaat Meclisleri ilga edilmelidir.133
Bu istekler Makarios tarafından devletin daha işlevli hale
getirileceği ve tıkanıklıkların aşılarak kalkınmanın daha etkin olacağı
istemiyle ortaya atılmıştır. Halbuki asıl amaç 1960’ta oluşturulan dengenin
ve Türklerin eşit durumunun ortadan kaldırılmasıdır. Bununla birlikte bir
diğer amaç ise Türklerin azınlık durumuna düşürülerek Rum Yönetiminin
hâkimiyetinde üniter bir devlet oluşturmaktır.
Türkiye kendisine iletilen bu istekleri kesin bir dille reddetmiştir.
Fakat Makarios bunları kabule sunulan istekler olmadığını sadece
bilgilendirme amacıyla belirtildiğini açıklamıştır. Bu gelişmeler üzerine
toplumlararası sular az da olsa durulmuşken tekrar gerilimli zamanlara
dönülmüştür. Kıbrıs’taki terör örgütleri de fırsatı derhal değerlendirmeye
başlamışlar; Ada’nın değişik bölgelerinde saldırılarda bulunmuşlar; Türk
milletvekillerini ve kamu yöneticilerini silah zoruyla görevlerinden
uzaklaştırmaya başlamışlardır.134
3.
1963 Yılı Olayları ve Sonrası
EOKA Terör Örgütü’nün eylemleri başlayınca Kıbrıslı Türkler
Anayasanın 173. maddesi olan “Cumhuriyetin en büyük beş şehrinde yani
Lefkoşa, Limasol, Magosa, Larnaka ve Baf’ta bulunan Türk halkı
tarafından ayrı belediyeler kurulur” 135 hükmüne istinaden Türk belediye
teşkilâtlarını kanunlaştırma yoluna gitmişlerdir. Makarios bu durumun
132
Oran, a.g.e., s.722.
Oran, a.g.e., s.723.
134
Manisalı, a.g.e., s.44.
135
Serter, a.g.e., s.13.
133
198
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
taksim anlamına geldiğini belirterek reddetmiştir. Dr. Fazıl Küçük bu ret
kararını veto edince olay Anayasa Mahkemesine götürülmüş, mahkeme
Kıbrıslı Türkler lehine karar vermiştir. Makarios da mahkeme kararını
kabul etmediğini ve Anayasayı açıkça çiğnediğini bildirmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Alman Prof. Ernest Forshoff daha
sonraları verdiği demeçte olayı şöyle anlatmıştır: “Bütün bunlar
Makarios’un Kıbrıs Türklerini tüm anayasal haklardan yoksun bırakmak
istemesi yüzünden oldu… Makarios Kıbrıs Türklerinin haklarını açıktan
yok etmeye başladığı anda şimdiki olaylar kaçınılmaz duruma geldi.”136
Bir başka siyaset bilimi Profesörü de: “1963’ten başlayarak Anayasa
buhranı olarak gelişen ve Rum toplumunun Türk toplumuna saldırmasıyla
ağır boyutlara varan 1964 buhranının sorumlusu Atina’dan çok kilise
yönetimiyle devlet yönetimini karıştıran Cumhurbaşkanı durumundaki
Başpiskopos Makarios’tur”137 demiştir.
Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumları arasında güven sağlanamadığını
anlatan Yunan tarihçi Dimitri Kitsikis: “Bu güven Makarios yüzünden
sağlanamadı. Tekrar ediyorum, yalnızca Makarios’un tutumu yüzünden
sağlanamadı. Çünkü Makarios, Londra ve Zürih Antlaşmalarını kabul
etmiyordu. Karamanlis’in tehdidi üzerine bu antlaşmaları zorla
imzalamıştı ve bunları uygulamamaya kararlı görünüyordu”138
açıklamasında bulunmuştur.
Makarios Ada’dan Türklerin tamamını sürüp atmak ya da imha
ederek Kıbrıs’ı bir Yunan Ada’sı haline getirmek istemektedir. Bu amaçla
kurulan EOKA Terör Örgütü büyük işler yapmıştır. Makarios örgüte olan
güveni ve onun görevleri konusunu, daha 4 Eylül 1962’de doğduğu köy
olan Panayin’de dile getirmiştir. O “Helenizmin müthiş düşmanı olan Türk
ırkının bir parçasını teşkil eden küçük Türk toplumu Ada’dan
kovulmadıkça, EOKA kahramanlarının görevi asla sona ermiş sayılmaz” 139
demiştir. Makarios’un kahramanları 20 bin kişilik Rum muhafız ordusunu
meydana getirmişlerdir.140 Ordunun hazırlanması Akritas adı verilen gizli
bir plan gereğince olmuştur.141 Akritas planına göre yeri ve zamanı
geldiğinde Kıbrıs Türkü tamamen imha edilecektir. Ada’daki Cumhuriyet
ilânından beri yapılan bütün faaliyetler hatta belediyeler meselesi bu plan
çerçevesinde uygulanmaktadır. İstenen Anayasanın işlemediğinin ispatıdır.
Bu uğurda belediye, ordu, memur meseleleri, vergiler üzerinde tartışma,
136
Milliyet Gazetesi, 10 Ocak 1973.
Hasan Köni, “1964-1975 Yılları Arası Türk-Yunan İlişkileri Algılama Analizi”,
Radyo konuşması, (Yazılı metin sayfa 3’ten alınmıştır.), Mayıs 1987.
138
Cumhuriyet Gazetesi, Dimitri Kitsikis, Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs, 15 Şubat
1982.
139
F. Kürşad - M. H. Altan - S. Egeli, Belgelerle Kıbrıs’ta Yunan Emperyalizmi,
Kutsun yay., İstanbul, 1978, s.129.
140
Derviş Manizade, Kıbrıs Dün, Bugün, Yarın, İstanbul, 1975, s.137.
141
Akritas Planı’nın Türkçe metni için bkz., Rauf R. Denktaş, Seçenekler ve Kıbrıs
Türkleri, Lefkoşa, 1986, s. 17-24.
137
199
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
hatta Anayasa mahkemesi reisinin yıpratılmasına kadar gidilmiştir. Amaç
Enosis’i tahakkuk ettirmektir.142
Akritas planının uygulamaya konulması EOKA Örgütü’nün
eylemleri ile başlamıştır. Örgüt bunun için bir provokasyona ihtiyaç
duymuştur. Toplumlararası çatışmayı başlatmak amacıyla 4 Aralık 1963’te
Lefkoşa’da Baf kapısı yakınında bulunan EOKA’cı Markos Drakos’un
heykeline bomba atmış, hemen arkasından bir bildiri yayınlayarak,
bombanın Türkler tarafından konulduğunu ilân etmiştir. Amaç olayların
başlatılması sorumluluğunu Kıbrıslı Türklere yıkmak, böylece yapacakları
eylemleri dünya kamuoyu gözünde haklı göstermektir.143
EOKA’nın eline çok geçmeden yeni bir fırsat daha geçmiştir. 21
Aralık 1963 gecesi Girne’den Lefkoşa’ya giden ve içinde Türklerin
bulunduğu bir otomobilin Rum polisleri tarafından sebepsiz aranması ve bu
yüzden çıkan olayda bir Türk kadınının ölmesi Türk toplumu arasında
heyecan uyandırmıştır. Basit bir olay gibi görülen bu durum toplumlar
arasında yeniden kanlı çarpışmaların başlamasına yol açmıştır. Ertesi günü
iki toplum arasında çeşitli yerlerde karşılıklı ateş açılmış, ölen ve
yaralananlar olmuştur. Daha sonraki günler çarpışmalar büyümüştür.144 Bu
arada Lefkoşa’daki Türk Lisesi avlusunda olayları protesto eden Türk
öğrenciler üzerine ateş açılmış, yaralananlar olmuştur. Böylece Enosis’i
gerçekleştirmek amacıyla siyasi ve askeri harekât için hazırlanan Akritas
planı devreye sokulmuştur.145
Bu dönemde EOKA Terör Örgütü’nün baskınları ile birçok masum
Türk öldürülmüştür. Örgüt militanları kadın ve bebekleri kahramanlıktan
sayarak kurşunlamışlar, süngülemişlerdir. Masum soydaşlarımızı, ellerini
arkalarına bağlayarak buldozerlerin açtığı derin çukurlara gömmüşlerdir.146
Eylemler bunlarla da kalmamıştır. 24-25 Aralık 1963 gecesi,
Rumlar tarihin eşini kaydetmediği en alçakça cinayeti işlemişlerdir. Türk
Alayı doktorlarından Binbaşı Nihat İlhan’ın görevde oluşunu fırsat bilerek
evini basmışlar, kendilerini korumaktan aciz 37 yaşındaki eşi Mürvet
İlhan’ı, altı yaşındaki oğlu Murat ile dört yaşındaki Kutsi’yi ve altı aylık
olan Hakan’ı banyo küvetinde kurşun yağmuru ile delik deşik
etmişlerdir.147
Katliamların artması üzerine Türkiye Garanti Antlaşması’nın
dördüncü maddesine dayanarak Yunanistan ve İngiltere’ye müdahale için
142
Akritas Planı, Kıbrıs Rum’unun Gerçek Niyetlerinin Belgesi, K.T.F.D.
Enformasyon Dairesi Yayını, Lefkoşa 1982, s.13.
143
H. Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi,
Ankara, Ulus Ofset Tesisleri, Lefkoşa,K.K.T.C., 1988, s.219.
144
Olaylarla Türk Dış Politikası, a.g.e., s.390-391.
145
Servet Cömert, “Kıbrıs Sorunu, Tarihsel Perspektif ve Annan Planı Eleştirisi”,
Ed. İrfan Kalaycı, Kıbrıs ve Geleceği, Ekonomi-Politik bir Tartışma, Nobel Yayın
Dağıtım, Ankara, 2004, s.344.
146
Vehbi Z. Serter, Kanlı Noel, 21 Aralık 1982, Lefkoşa, s.10.
147
Manizade, a.g.e., s.140.
200
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
çağrıda bulunmuştur. Ancak bir cevap alamayınca Türk savaş uçakları 25
Aralık günü Lefkoşa üzerinde ihtar uçuşu yapmak zorunda kalmıştır.
Türkiye’nin müdahaleye kesin kararlı olduğunu anlayan Rumlar geri adım
atmışlardır. İngilizlerin arabuluculuğu ile Makarios ateşkese ikna edilmiş,
Londra’da bir konferans düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. 148
Bu dönemde sadece Lefkoşa’da tespit edilen Türk şehitlerinin
sayısı 92, yaralıların ise 475’tir. Kayıplar bilinmemektedir. 149 Akritas planı
çerçevesinde Kıbrıs Türklerine yöneltilen saldırılarda ise genel olarak 146
kişi şehit düşmüş, 648 kişi yaralanmış ve 103 Türk köyü yakılmıştır. 150
I.ve II. Acheson Planları
Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik tarafların yaklaşımları
yumuşama göstermiş, bunun üzerine Türkiye’yi temsilen Nihat Erim 8
Temmuz 1964’te Cenevre’ye gitmiştir. Erim 11 Temmuz’da ABD’nin eski
Dışişleri Bakanlarından Dean Acheson ile bir görüşme yapmıştır. Bu
görüşme sonucu ortaya çıkan plan özetle şöyledir:
a-Karpaz yarımadası Türkiye’nin egemenliğinde olacak ve ada
yüzölçümünün yüzde beşini oluşturan bir üs Türkiye’ye verilecektir.
b-Türkiye buna karşılık Ada’nın Yunanistan ile birleşmesine razı
olacaktır.
c-Kıbrıs’ın yerel yönetim bakımından ayrıldığı 6 bölgeden 2
tanesinde denetim Kıbrıslı Türklere verilecektir.
d-Güvenlik endişeleri sebebiyle Meis adası Türkiye’ye verilecektir.
e-Ada’daki Türklere Lozan Antlaşması’nda öngörülen azınlık
hakları tanınacaktır.151
Bu plan, Ada’nın taksimi anlamına geldiğini öne süren Makarios
tarafından reddedilmiştir. Çünkü Makarios yaptığı açıklamalarda “katıksız,
koşulsuz ve hiçbir ülkeye tek karış toprak vermeden” Ada’yı Yunanistan’a
vermek istediğini belirtmiştir. 152 Yunanistan ise karşı teklifler sunmuştur.
Buna göre EL GREKO Burnu’nda 32 km. karelik bir bölge 25-30 yıllığına
sadece deniz ve hava üssü olarak kullanılması şartıyla Türkiye’ye
kiralanmasına izin verilecektir. Ayrıca Kıbrıs Türklerinin azınlık hakları
tanınacaktır. Bu teklifi Türkiye reddetmiştir. Taraflar esas olarak Taksim
tezini kabul edeceklerini açıklamışlardır.
148
Ali Kocamanoğlu, Türkiye Açısından Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi, Deniz
Basımevi, İstanbul, 2005, s.189.
149
Manizade, a.g.e., s.142.
150
Kocamanoğlu, a.g.e., s.189.
151
İsmail, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu…, a.g.e., s.370.
152
Aynı yer.
201
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
I.Acheson planının başarısızlıkla sonuçlanması aşamasında
Yunanistan Kıbrıs’a asker yığmaya başlamıştır. Nihat Erim’in bir sorusu
üzerine Acheson’un, olası bir antlaşmanın uygulanmasında bu askerlerin
yardımı olacağı şeklindeki cevabı bu yığmanın ABD’nin bilgisi dâhilinde
yapıldığını düşündürmüştür.
Rumların Türkler üzerinde uyguladıkları baskılar ve tarafların
buna seyirci kalması üzerine Türkiye, 8 Ağustos 1964’te Erenköy bölgesi
üzerinde bir hava harekâtı gerçekleştirmiştir. 20 Ağustos’ta ise ABD, II.
Acheson Planı adı altında ikinci teklifini sunmuştur. Bu plana göre:
a-Komikebir’in iki mil batısından geçen bir Kuzey Güney çizgisinin
doğusunda yaklaşık 200 mil kare Türkiye’ye 50 yıllığına kiraya
verilecektir.
b-Ada Türklerinin azınlık hakları tanınacaktır.
c-Lefkoşa’da
görevlendirilecektir.
Türklerin
işlerini
takip
eden
bir
memur
d-Ada’da önce Enosis sağlanacak sonra Türklerin hakları ABD’nin
garantisi altına alınacaktır.153
Bu plan da Makarios tarafından reddedilmiştir. Yunanistan da
reddetmiştir. Türkiye ise kendisine bırakılan yerler üzerinde tam egemenlik
istemiştir. Dolayısıyla bu plan sonuçsuz kalmış, çözüm Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’ne bırakılmıştır. Konsey’in arabulucu olarak atamış
olduğu Finlandiyalı Sakari Tuomioja ölünce yerine Ekvador Devlet
Başkanı Galo Plaza atanmıştır.154
“Sessiz Ateşkes”in uygulandığı dönemde Galo Plaza, Genel
Sekreterliğe bir rapor vermiştir.155 26 Mart 1965 tarihli bu rapora göre,
1963-1964 olayları sebebiyle artık Kıbrıs’ta eski duruma dönülmesi
imkânsızdır. Zürih ve Londra Antlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti
anayasası geçerliliğini kaybetmiştir. Galo Plaza’nın bu raporu ile
Makarios’un ileri sürdüğü iddia ve talepler kabul edilmiş, Kıbrıs Türk
Toplumu azınlık haline dönüştürülmek istenmiş ve Ada’nın askerden
arındırılması gerektiği ileri sürülerek Garanti Antlaşması da yok
sayılmıştır.156
Türkiye bu raporun uluslararası hukuka aykırı olduğu ve Galo
Plaza’nın arabuluculuk yetkilerini aştığı şeklindeki gerekçeleri ileri sürerek
reddetmiştir. Üstelik arabulucunun Türkiye’nin federal sistem tezini terk
153
A.g.e., s.372.
A.g.e., s.379.
155
Melek M. Fırat, 1960-71 Arası Türk Dış Politikası ve Kıbrıs Sorunu, Siyasal
Kitabevi, Ankara, 1997, s.156.
156
Oran, a.g.e., s.733.
154
202
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
etmesini ve Ada’daki Türklerin dışarıya göç etmelerinin sağlanmasını
istemesini taraf tutucu olarak gördüğünü açıklamıştır. 157
Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi genel olarak raporu olumlu
bulduklarını belirtmekle birlikte Kıbrıs’ta olabilecek bir self-determination
hakkının sınırlandırılmasına karşı çıkmışlardır. 158 Kıbrıs Rum Yönetimi
konuyu derhal ve üstelik Kıbrıs Hükümeti adına Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu’na götürmüştür. Genel Kurul’dan da 18 Aralık 1965 tarihinde
tamamen Rum görüşlerini yansıtan ve Kıbrıs Türklerine azınlık muamelesi
yapılmasını sağlayan 2077 sayılı kararı çıkarttırmıştır. Karara ret oyu veren
Türkiye ile birlikte dört ülke daha vardır. Bu ülkeler arasında bulunan
Amerika Birleşik Devletleri bu karara karşı çıkarken hem Türkiye’de
ortaya çıkmakta olan Batı karşıtı havayı yumuşatmak hem de Makarios
liderliğindeki Kıbrıs yönetiminin politikalarından hoşnut olmadığını
göstermek amacında olmuştur.159
2077 sayılı kararla Kıbrıs’ın anayasal iki toplumlu yapısı ve Türk
toplumunun ortaklık hakları çiğnenmiştir. Ayrıca BM Genel Sekreteri’nin
hazırlayıp Güvenlik Konseyi’ne verdiği yeni raporda gerçekler ortaya
çıkmış Kıbrıs Türk toplumunun çeşitli zorluklara maruz kalmaya devam
ettiği, sivillerin seyahat özgürlüklerinin kısıtlandığı, kamu hizmetlerinden
yararlandırılmamaları ve göçmenlik sorunlarının olduğu belirtilmiştir. 160
Galo Plaza Raporu’nun uygulamaya konulmasının mümkün
olmadığı anlaşılmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan
görüşmelerden de bir sonuç alınamamıştır. Bu sırada Yunanistan’da siyasal
kriz baş göstermiş Başbakan Yorgo Papandreu orduda tasfiyeler yapmak
isteyince kral tarafından azledilmiştir.
Türkiye’de ise 1965 seçimlerini Süleyman Demirel başkanlığındaki
Adalet Partisi kazanmış ve tek başına iktidar olmuştur. Zayıf koalisyonlar
döneminden medet uman Yunanistan’ın elinden bu koz da gitmiştir.
Keza hem Türkiye hem de Yunanistan ABD’den gelecek ekonomik
ve askeri yardımlara ihtiyaç duyduklarından NATO’nun Güneydoğu
kanadında huzursuzluk verecek bir çatışmayı başlatan taraf olmak
istememişler, bu sebeple 1966-67 yıllarında karşılıklı gizli görüşmeler
yapılmış, Kıbrıs’ta gerilimi azaltacak politikalar uygulandığı kanaati
yaratılmıştır.
O sıralarda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bir başka rapor
hazırlamıştır. Bu rapora göre, Kıbrıs Türk Toplumu ekonomik tecritle karşı
karşıyadır. Ticaret, sanayi ve istihdam açısından kenara itilmiştir. Ülkenin
157
Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yay.,
Ankara, 1992, s.793.
158
Özersay, a.g.e., s.84.
159
Faruk Sönmezoğlu, Türkiye-Yunanistan İlişkileri ve Büyük Güçler, Kıbrıs, Ege
ve Diğer Sorunlar, DER yay.,İstanbul, 2000, s.193.
160
Umut Arık, “Enosis Planları ve Kıbrıs Krizi”, (Ed.) Haydar Çakmak, Türk Dış
Politikasında 41 Kriz, 1924-2014, Kripto yay., 2. Baskı, Ankara, 2013, s.111.
203
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
ekonomik kalkınmasına ve kaynaklarının geliştirilmesine ortak
olamamıştır. 20.000 Türk göçmen ve işsizi Türkiye’nin mali desteği ve acil
yardımına ihtiyaç duymaktadır. Kıbrıs Türk Toplumu’nun üçte biri fakirlik
yardımı almaktadır.161
Yunanistan’da ise siyasetteki çalkantılar ve Kıbrıs’ta ilerleme
kaydedilememesi başta Grivas olmak üzere Yunan ordusunda rahatsızlık
yaratmıştır. Yaklaşan seçimlerde Yorgo Papandreu’nun kazanma
ihtimalinin artması ve geldiğinde orduda tasfiyeler yapacağının bilinmesi
Albayların ayaklanmasına yol açmış ve darbe yapılmasına sebep olmuştur.
Nisan 1967’de yapılan bu darbe162 ile Başbakanlığa eski Yargıtay
Başsavcısı Konstantin Kolias getirilmiştir. Yeni hükümetin programında
Kıbrıs konusunda barışçı müzakerelerle Enosis’in sağlanması için çaba
gösterileceğinin belirtilmesi163 yeni gelenlerin niyetlerini ortaya koymuştur.
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeler 1968 yılında
Denktaş ile Klerides arasında başlamıştır. 164 Türlü aşamalardan geçerek altı
yıl devam eden bu görüşmeler bir oyalama ve aldatmaca şeklinde olmuştur.
Bu dönemde Yunan politikacıları ve Makarios birtakım politik oyunlarla
Kıbrıs Türklerini Ada’nın çeşitli bölgelerinde tecrit etmişlerdir. Böylece
Makarios Kıbrıs’ın her türlü denetim ve yönetimini fiilen ele almıştır. 165
Devamında Kıbrıslı Rumlar, Makarios ve Yunan tarafı Enosis’i hiçbir
zaman unutmadıklarını ve nihai amaçlarının ilhak olduğunu söyleyip
durmuşlardır. Makarios 21 Ağustos 1964’te “Emelim Kıbrıs’ın
Yunanistan’la birleşmesini ve kısmen değil tamamen birleşmesini tahakkuk
ettirmektir… Kıbrıs’ı bütünü ile Yunanistan’la birleştireceğim ve böylece
Yunanistan’ın hudutları Kuzey Afrika sahillerine kadar yayılacaktır”166
demiştir. Aynı yıl Yunanistan Başbakanı G. Papandreu da Kıbrıs
konusundaki görüşlerini açıklamıştır. Ona göre, “Kıbrıs Büyük İskender’in
doğuya doğru ilerleme hayallerinin tahakkukunda bir tramplen olmalıdır.
Kıbrıs ufak bir adadır ve böyle bir hayali gerçekleştiremez, fakat
Yunanistan ile birleşen Kıbrıs halkı Ortadoğu’daki tarihi görevini ifa
imkânına sahip olacaktır.”167 Bu arada Kıbrıs Rumlarına yardım yapılması
ön plana çıkmıştır. Gerekirse Ada’ya Yunan askerinin bile gönderileceği
ifade edilmiştir. Yunan Başbakanı ile Makarios’un yaptığı görüşmelerden
sonra alınan karar üzerine geniş çapta yardım gönderilmeye başlanmıştır.
Bu yardım gizlice iletilmiştir. Silah ve asker dolu gemiler geceleri Ada’ya
161
R.R.Denktaş, The Cyprus Triangle, K.Rustem & Brother / George Allen &
Lınwin, London, 1982, p.46-47’den aktaran, Arık, a.g.m., s.112.
162
Sönmezoğlu, a.g.e., s.115.
163
Armaoğlu, a.g.e., s.795.
164
Evren Altınkaş, “Kıbrıs Sorunu, Türk Dış Politikası ve Uluslararası Hukuk”,
(Ed.) Cenap Çakmak, Nejat Doğan, Ahmet Öztürk, Uluslararası İlişkilerde Güncel
Konular ve Türkiye, Seçkin yay., Ankara, 2012, s. 50.
165
Manizade, a.g.e., s.201.
166
Hamza Eroğlu, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Kıbrıs Barış Harekatı, Emel Matbaası,
Ankara 1975, s.224.
167
Eroğlu, a.g.e., s.225.
204
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
yanaştırılmış, sivil elbiseler giymiş gönüllüler Kıbrıs’a çıkmış ve Kıbrıs
birliklerine katılmışlardır. Böylece 20 bin kadar tam teçhizatlı subay ve er
Kıbrıs’a çıkarılmıştır.168
Yunan askerlerinin Kıbrıs’a gizlice çıkarılmaları Ada’daki Rumları
iyice şımartmıştır. Ayrıca Yunanistan Başbakanı Papadapulos’un Ada’ya
gelerek Enosis konusunda işbirliği içinde yürütülecek bir siyaseti
Makarios’a ve Kıbrıs Hükümeti’ne danışacaklarını 169 açıklaması Kıbrıs’ta
hareketli günlerin yaklaştığını göstermiştir.
16 Kasım 1967’de Birleşmiş Milletler Barış gücünün gözleri
önünde Lefkoşa’daki Yunan Alayı’nın da katılmasıyla General Grivas ağır
silahlarla donatılmış 5-6 bin kişilik bir kuvvetle Lefkoşa’nın güneyinde
önemli birer stratejik mevkide bulunan Geçitkale ve Boğaziçi Türk
köylerine saldırmıştır. Çarpışmalarda 30 Türk mücahidi şehit olmuş, köy
halkı, başka Türk köylerine sığınmak zorunda kalmıştır.170 Bir yandan
saldırılar devam ederken diğer yandan Grivas Enosis’in gerçekleştiğini,
Yunan ordusunun Kıbrıs’a girdiğini söylemiş, Makarios da aynı ifadeleri
tekrarlamıştır.171
Geçitkale ve Boğaziçi’ne yapılan Rum saldırılarını bizzat Grivas
yönetmiş; Yunan subayları da fiilen çarpışmalara katılmışlardır. Zırhlı araç
ve ağır silahlarla yapılan saldırılar Barış Gücü’ne mensup bir subayın
ifadesiyle “vahşice ve hunharca” olmuştur.
Rum saldırıları karşısında devreye giren Türkiye Yunanistan’a bir
ültimatom vermiştir. Grivas’ın Ada’dan alınmasını, Yunan askerlerinin
çekilmesini, Türkler üzerindeki baskının kaldırılması ile birlikte zarar
gören Türk köylerine tazminat ödenmesini istemiştir. Hemen arkasından da
çıkartma hazırlıklarına başlamıştır. Türk hükümeti TBMM’den,
Anayasanın savaş ilân edilmesine ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı
ülkelere gönderilmesine dair 66. maddesine dayanarak Kıbrıs’a müdahale
yetkisini 435 üyenin 432’sinin oyu ile almıştır. Bu karar aynı zamanda
Yunanistan ile savaş halini de öngörmektedir.
Meclisten aldığı yetki ile Türk ordusu İskenderun’da çıkarma
hazırlıklarına başlamış, Türk donanması da buraya konuşlanmıştır. 17
Kasım’da Türk hükümeti Yunanistan’a ve diğer “dost ve müttefik”
devletlere çıkarma yapma niyetini açıklamış, bundan vazgeçilebilmesi için
Grivas ve burada bulunan Yunan askerlerinin Ada’yı terk etmelerini
istemiştir. Esasında böyle bir tutum sergileyerek Türk hükümetinin olayı
diplomatik yollardan çözmeyi düşündüğü anlaşılmaktadır.
168
Andreas Papandreu, Namlunun Ucundaki Demokrasi, Üçüncü Dünya Yay.,
İstanbul 1977, s.170. Ayrıca bkz. Özersay, a.g.e., s.88-89.
169
Papandreu, a.g.e., s.342.
170
Kocabaş, a.g.e., s.195
171
Murat Sarıca, Erdoğan Teziç, Özer Eskiyurt, Kıbrıs Sorunu, Fakülteler Matbaası,
İstanbul, 1975, s.152.
205
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Türkiye bu arada başka bir girişimde bulunmuş, Dışişleri Bakanı
İhsan Sabri Çağlayangil vasıtasıyla Yunanistan’a bir nota vermiştir. Bu
nota ile İttifak Antlaşması’na aykırı olarak Kıbrıs’a getirilip yerleştirilen
Yunan askerlerinin geri çekilmesi, Grivas’ın Ada’dan çıkarılması, Milli
Muhafız Birliği kuvvetlerinin dağıtılması, Türk toplumuna kendi
bölgelerinde mahalli idareler ve zabıta kuvveti kurma hakkının verilmesi
ve Kıbrıs Türklerinin uğradığı zararların tazmin edilmesi istenmiştir. 172
Yunanistan ise verdiği cevabi notada krize yol açan nedenleri
incelemek üzere Türkiye ile görüşebileceğini iletmiştir. Türkiye bunun
üzerine görüşmenin ancak Kıbrıs Türkleri üzerindeki tehdidin
kaldırılmasından sonra olabileceğini söylemiştir.
Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Kıbrıs Türklerinin
uğradığı katliamların sorumlusunun Yunanistan olduğunu söylemiştir.
ABD ise Türkiye’nin Ada’ya müdahalesini önlemek ve Türkiye ile
Yunanistan ilişkilerini yumuşatmak istemiştir. Bu süreçte NATO’dan gelen
öneriler de taraflarca reddedilince ABD Başkanı Johnson Kıbrıs konusunda
özel temsilci olarak Cyrus Vance’ın görevlendirildiğini ilan etmiştir. 173 22
Kasım 1967’de ise ABD Büyükelçisi Türkiye Dışişleri Bakanı
Çağlayangil’e Başkan Johnson’ın Vance’ı, taraflar arasında arabuluculuk
yapmak üzere, Türkiye’ye gönderdiğini söylemiştir. 174
Vance’ın Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi nezdinde
yaptığı görüşmelerden sonra taraflar aşağıdaki konularda uzlaşmaya
varmışlardır:
1.
Taraflar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve ülke
bütünlüğüne saygı göstereceklerdir.
2.
Türkiye ve Yunanistan antlaşmalar dışında Ada’da
bulundurdukları kuvvetlerini bir buçuk ay içersinde aşamalı
olarak geri çekeceklerdir. Bu iş Yunan kuvvetlerinin öncelikli
olarak ayrılmasının sağlanması için BM Barış Gücü
denetiminde yapılacaktır.
3.
Türkiye bunlardan sonra almış olduğu savaş tedbirlerini
kaldıracaktır.
4.
Boğaziçi ve Geçitkale köylerinde ölenlerin ailelerine tazminat
ödenecek ve köylülerin uğradığı zararlar karşılanacaktır.
5.
Ada’daki silahlar
toplanacaktır.
BM
6.
Grivas herhangi
dönemeyecektir.
bir
172
Arık, a.g.m., s.116-117.
Uçarol, a.g.e., s.761.
174
Bölükbaşı, a.g.e., s.185.
173
206
Barış
sebep
Gücü’nün
ve
denetiminde
gerekçeyle
adaya
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
7.
Türk ve Rum toplumlarının kurmuş olduğu Milli Kuvvetler
aşamalı olarak dağıtılacaktır.175
Taraflar arasında yumuşamaya yol açan bu görüşmelerden sonra
Kıbrıs Türkleri 29 Aralık 1967’de 1960 anayasasının tümü uygulanıncaya
kadar faaliyette bulunacak olan Kıbrıs Geçici Yönetimi’ni kurmuştur.
Böylece Kıbrıs Türkleri toplu halde yaşadıkları bölgelerde kendi
yönetimlerini oluşturmuşlar ve Kıbrıs’ta federatif bir çözüme doğru adım
atmışlardır.
4.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na Giden Yol
Silahlı bir mücadele ile Türkleri Ada’dan atamayacağına inanmaya
başlayan Makarios taktik değiştirerek Kıbrıs’taki Türk toplumu üzerinde
çeşitli psikolojik baskılar uygulamaya başlamıştır. Görünüşte basit gibi
gözüken bu davranışlar birçok Türk’ün anavatana göç etmesine sebep
olmuştur. Ekonomik baskılara da başlayan Rum yönetimi Ada Türklerine
Türkiye’den Uluslararası Kızılhaç Teşkilâtı kanalıyla gönderilen
malzemelere el koymuştur. Bu arada terör olaylarına devam edilmiştir.
Durum öyle bir hale gelmiştir ki belirli alanlara adeta hapsedilmiş hale
gelen Kıbrıslı Türkler kaybolma ya da öldürülme korkusuyla başka yerlere
çıkamaz olmuşlardır.176
Makarios’un Türkler üzerinde uygulamaya koyduğu uzun vadeli
taktikler başta Grivas olmak üzere EOKA yanlıları tarafından olumlu
karşılanmamıştır. Çünkü bu örgüt yanlıları Türklerin bir an önce yok
edilerek Ada’nın Yunanistan’a ilhakından yana olmuşlardır. Böylece su
yüzüne çıkmaya başlayan görüş ayrılıkları, 1968 yılından itibaren Rum
toplumu arasında Makarios’çular ve Grivas’çılar şeklinde iki ayrı grubun
oluşmasına yol açmıştır.
Kıbrıs’taki fikir ayrılıklarını yakından takip eden Yunanistan Enosis
doğrultusunda hareket ettiği Grivas ve taraftarlarını tutmuştur. Hatta
Makarios tarafından Ada’dan uzaklaştırılan Grivas’ı gizlice Kıbrıs’a
sokmuştur. 1971 yılında Grivas’ın yayınladığı bildiri Ada’ya niçin
geldiğini açıklamak bakımından önemlidir. Grivas şöyle demiştir:
“Kıbrıs Rumluğunun Anavatan ile birleşmesi için asırlardan beri
devam eden milli emellerinin gerçekleşmesi saati gelmiştir… EOKA’nın
şanlı mücadelecileri; Kalkınız! 1955 milli kahramanlık yıllarının eserini
tamamlamak zamanı gelmiştir. Vatanımızın, yeniden sizi mücadeleye
çağırmasından dolayı gurur duyunuz… Vatanıma şan ve defne dalları için
gelmedim. Asırlardan beri devam ede gelen emellerimizi, Anavatan
175
176
Oran, a.g.e., s.737.
Kocabaş, a.g.e., s.198.
207
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Yunanistan ile ilhakı gerçekleştirmek için geldim… Yaşasın ENOSİS,
Yaşasın Yunan Milleti.”177
Makarios ile Grivas arasındaki çatışmalar 1974 yılına kadar
şiddetlenerek devam etmiştir. Grivas’ın Ada’ya döndükten sonra tekrar
teşkilatlandırdığı EOKA Terör Örgütü178 bu defa EOKA-B adını almıştır.
Örgütün elemanları Makarios yönetimine karşı 15 Temmuz 1974 günü
darbe yapmışlardır.179 Makarios kaçarak İngiliz üslerine sığınmıştır.
İktidarı ele geçiren EOKA-B örgütü derhal Nikos Sampson’u
Cumhurbaşkanı ilân etmiştir.180 İlk etapta darbecilerin Yunan taraflısı
olmadığı sadece Ada’daki Rumlar için hareketin yapıldığı açıklanmışsa da,
sonrasında her taraf Yunan bayrakları ile donatılmıştır.181 Darbeciler
“Kıbrıs’ın bağımsızlığı” devam edecektir derken Yunanistan Kıbrıs’ın bir
iç meselesi olduğunu açıklamıştır. Ancak darbe sırasında Ada’dan kaçan
Makarios dünya kamuoyuna yaptığı açıklamada Atina’nın Kıbrıs’ı işgal
ettiğini söylemiştir. EOKA-B adlı örgütün Atina’dan her türlü yardım
aldığını da belirten Makarios Yunanistan ve Ada’da yapılan darbe için “hiç
utanıp kızarmadan, Yunan yönetimi son günlerin olaylarını Kıbrıs
Rumlarının iç sorunu olarak göstermeye gayret ediyor… Açıkça ortadadır
ki, söz konusu olan bir dış istiladır. Hava alanını zapt edenler, bu alan
civarında yerleşmiş bulunan Yunan Birliği’nin subay ve erleridir…” 182
demiştir.
Ada’daki durumun fiili bir Yunan müdahalesi olduğu anlaşılınca
Türkiye devreye girerek görüşlerini İngiltere ve ABD Büyükelçilerine
bildirmiştir. Türkiye’ye göre Ada’da bir Yunan idaresine ve bir ilhak
olayına izin verilmemelidir. Ancak ne İngiltere’den ne de ABD’den olumlu
bir cevap almıştır. Her ikisi de darbeyi kınamış Ada’da düzenin
bozulduğunu belirtmiş ancak aktif bir müdahaleyi düşünmemişlerdir.
Bunun üzerine Türkiye 16 Temmuz 1974’te İngiltere’ye bir nota vermiş,
Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine göre Kıbrıs’a birlikte müdahale
edilmesini istemiştir. İngiltere’nin bunu reddi üzerine Türkiye tek başına
177
Kürşad, a.g.e., s.267-268.
Çok yakın tarihte, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik KKTC ve Kıbrıs Rum
Kesimi arasında görüşmeler devam ederken Yunanistan, Başkent Atina’da terör
örgütü EOKA için anıt dikmiştir. EOKA anıtının açılışını Yunanistan
Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos
Anastasiadis yapmışlardır. Anıta “EOKA’nın 1955-1959 Kahraman Mücahitleri
Anıtı” adı verilmiştir. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yunanin-kustahligiatinaya-eoka-aniti-96345h.htm(07.04.2014). Yunan ve Rum taraflarının, amacının
ENOSİS’i gerçekleştirmek olduğu bilinen bu terör örgütü hakkında “kahramanlar”
ifadesini kullanmaları, Kıbrıs’ın ilhakına yönelik Yunan emellerinin halen sona
ermediğinin belgesi olarak, karşımıza çıkmaktadır.
179
Ayrıntılı bilgi için bkz., Pierre Oberling, Kıbrıs Faciası, (Çev. Fahir Armaoğlu),
TTK Basımevi, Ankara, 1990, s.15-18.
180
Şükrü S. Gürel, Tarihsel Boyut İçinde Türk Yunan İlişkileri (1821-1993), Ümit
yay., Ankara, 1993, s.63.
181
A. Şükrü Esmer, “Dünya Bunalım ve Kıbrıs Düğümü”, Milliyet 1 Ocak 1975.
182
Milliyet Gazetesi, 19 Kasım 1983.
178
208
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
müdahaleye karar vermiş ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nı 20 Temmuz’da
başlatmıştır.183
SONUÇ
Kıbrıs Ada’sı ilk oluştuğu zamanlardan bu yana jeopolitik ve
jeostratejik öneminin ve farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmasının
zorluklarıyla her zaman karşı karşıya kalmıştır. Kıbrıs İstanbul’un fethiyle
başlayan Yunan ülküsü Megali İdea’nın en büyük hedefleri arasında
olmuştur. Türler de üç yüz yıl Ada’yı yönetmişler ve vatan yapmışlar,
vatan bellemişlerdir.
Lozan Antlaşması sonrası Ada’daki İngiliz yönetiminin
uygulamaları, Rum ve Türk toplumlarının siyasal alanda bilinçlenmesi,
Kıbrıs Cumhuriyetinin oluşumu ve nihayetinde Ada’nın Yunanistan’a
ilhakı çabaları, bölgede süreklilik gösteren krizlerin çıkmasına sebep
olmuştur.
Konjoktürel olarak Ada’dan ve onun konumundan etkilenen veya
güvenliğinin tehlikeye gireceğini düşünen Türkiye, Yunanistan, İngiltere,
ABD, NATO, Kıbrıslı Rum ve Türk toplumları gibi taraflar yeni haklar
elde ederek güçlerini arttırmaya veya ellerinde var olan hakları korumaya
yönelik çabalarında baskıcı ya da taraf olmuşlardır.
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimlerde bulunulmuştur.
Ancak bu çabalarda Yunanistan çözüme yönelik bir yol izlememiş aksine
Ada’daki Rum toplumunu Makarios ve Grivas gibi dini, siyasi ve askeri
önderlerle etkilemeye ve Enosis’i gerçekleştirmeye çalışmıştır. Arada
Kıbrıs Türk toplumu kalmış, ezilmiş ve zulüm görmüştür. Türkiye onların
savunulmasına yönelik uluslararası antlaşmalardan doğan haklarını
kullanmış ve Ada’da eşit, hakça bir yönetimin olması için çaba sarf
etmiştir.
Kıbrıs sorununun çözülmemesinin diğer bir nedeni ise büyük
devletlerin de Kıbrıs üzerinden elde etmek istedikleri menfaatlerinin söz
konusu olmasıdır. Rusya sıcak denizlere inmek, İngiltere sahip olduğu
sömürgelere ulaşmak ve Rusya’nın güçlenmesini engellemek, ABD, Doğu
Akdeniz’de NATO dengeleri için güvenliğin ve huzurun sağlanmasını
istemektedir. ABD, Rusya ve İngiltere’nin ilerleyen dönemlerde Türk ve
Rum toplumları arasında sorun haline gelmeye başlayan Kıbrıs üzerinde
sorunun çözümüne çalışmakla birlikte çözümsüzlükten de faydalandıkları
görülmektedir. Stratejik anlamda önemli bir bölge olan Kıbrıs’ta Türk ve
Rum toplumları arasında yaşanan gerilim ve çatışmalar Ada’da barış ve
huzur ortamının oluşmasındaki en büyük engeldir. Zamanla Türkiye’nin
soruna dâhil edilmesiyle Kıbrıs meselesi Türkiye ve Yunanistan arasındaki
en temel problem haline gelmiştir.
183
Kocabaş, a.g.e., s.204.
209
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Ada’da yaşanan tüm olaylar şunu gözler önüne sermektedir. Her iki
toplum da Kıbrıs Adası’nı kendi milletleriyle bağdaştırmıştır ve milliyetçi
duyguların harekete geçirilmesiyle birlikte elde etmiş oldukları haklar
uğruna savaş vermekten çekinmeyecektir. Tarihi boyunca farklı
uygarlıkların yaşam merkezi olmanın yanı sıra bir güç dengesi etkileyicisi
olarak da pek çok dönem kanlı saldırıların ve mücadelelerin merkezi olan
Kıbrıs Ada’sı bir sorun olarak hala ülkelerin gündeminde, iç ve dış
politikalarında yer almaktadır.
KAYNAKÇA
Akçura, Yusuf; Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri, (XVIII ve XIX
Asırlarda), T.T.K. Basımevi, Ankara 1985.
Akgün, Sibel; Türk Mukavemet Teşkilatı, Ankara Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara, 2009.
Akritas Planı, Kıbrıs Rum’unun Gerçek Niyetlerinin Belgesi, K.T.F.D.
Enformasyon Dairesi Yayını, Lefkoşa 1982.
Alasya, Halil Fikret; Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs’ta Türk Eserleri, T.K.A.E.
Yayınları, İkinci Baskı, Ankara 1977.
Alasya, H. Fikret, Tarihte Kıbrıs, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel
Merkezi, Ankara, Ulus Ofset Tesisleri, Lefkoşa,K.K.T.C., 1988.
Altınkaş, Evren; “Kıbrıs Sorunu, Türk Dış Politikası ve Uluslararası
Hukuk”, (Ed.) Cenap Çakmak, Nejat Doğan, Ahmet Öztürk,
Uluslararası İlişkilerde Güncel Konular ve Türkiye, Seçkin
yayınları, Ankara, 2012.
An, Ahmet; Kıbrıs Nereye Gidiyor? Everest yayıncılık, ikinci baskı,
İstanbul, 2003.
Arık, Umut; “Enosis Planları ve Kıbrıs Krizi”, (Ed.) Haydar Çakmak, Türk
Dış Politikasında 41 Kriz, 1924-2014, Kripto yayınları, 2. Baskı,
Ankara, 2013.
Armaoğlu, Fahir, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), T.T.K. yay.,Ankara,
1997.
Armaoğlu, Fahir; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, Ankara, 1992.
Bağcı, Hüseyin, “Kıbrıs Sorunu”, Türk Dış Politikası, 1919-2008, Editör,
Haydar Çakmak, Platin yay., Birinci Baskı, Ankara, 2008.
Bilge, A. Suat; Büyük Düş, Türk Yunan Siyasi İlişkileri, 21.Yüzyıl
Yayınları, Ankara, 2000.
210
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Bölükbaşı, Süha; Barışçı Çözümsüzlük, İmge Kitabevi yayınları, Ankara,
2001.
Burçak, Rıfkı Salim, “150 Yıllık Türk-Yunan İlişkilerinin
Düşündürdükleri”, Prof.Dr. Ahmet Şükrü Esmer’e Armağan, Ayrı
Basım, A.Ü.Basımevi, Ankara, 1981.
Cömert, Servet; “Kıbrıs Sorunu, Tarihsel Perspektif ve Annan Planı
Eleştirisi”, Ed. İrfan Kalaycı, Kıbrıs ve Geleceği, Ekonomi-Politik
bir Tartışma, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2004.
Castellan, Georges, Balkanların Tarihi, 2.Baskı, Milliyet yayınları,
Çev.Ayşegül Yaraman-Başbuğu, İstanbul, 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 15 Şubat 1982.
Çay, Abdülhalûk; Kıbrıs’ta Kanlı Noel – 1963, Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü yayınları, Ankara, 1989.
Çoban, Burcu; “Avrupa Birliği-Türkiye İlişkileri Çerçevesinde Kıbrıs
Sorunu Konusunda Politika Önerileri”, Avrupa’dan Asya’ya
Sorunlu Türk Bölgeleri, Der. Bekir Günay, İstanbul, 2005.
Denktaş, Rauf R.; Milli Vizyon, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, İkinci
Baskı, İstanbul 2009.
Denktaş, Rauf R.; Seçenekler ve Kıbrıs Türkleri, Lefkoşa, 1986.
Emircan, Mehmet S.; Kıbrıs Türk Toprağıdır Bütün Türklerin Vatanıdır,
Birinci Cilt, Ankara 2007.
Eroğlu, Hamza; Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Kıbrıs Barış Harekâtı, Emel
Matbaası, Ankara 1975.
Ertuna, Hamdi - Necati Ökse; Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea, T.C.
Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Resmi Yayınları,
Genelkurmay Basımevi, Ankara 1975.
Esmer, A. Şükrü; “Dünya, Bunalım ve Kıbrıs Düğümü”, Milliyet Gazetesi,
1 Ocak 1975.
Fauskas, Vassilis K.; Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Soğuk Savaş Sonrası
ABD Politikaları, İstanbul, 2004.
Fırat, Melek M.; 1960-71 Arası Türk Dış Politikası ve Kıbrıs Sorunu,
Siyasal Kitabevi, Ankara, 1997.
Gazioğlu, Ahmet, Enosis Çemberinde Türkler, İstanbul, 1996.
Gönlübol, Mehmet, Cem Sar, A. Şükrü Esmer; Olaylarla Türk Dış
Politikası, c.I, (1919-1973) A.Ü. SBF Yayınları, Ankara 1977.
Güler, Yavuz, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna
Kadar Kıbrıs Meselesi”, Gazi Üniversitesi, Kırşehir Eğitim Fakültesi
Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, (2004).
211
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Günay, Necla, “Filik-i Eterya Cemiyeti”, Gazi Üniversitesi Kırşehir
Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, (2005).
Gürel, Şükrü S., Kıbrıs Tarihi (1878-1960), Kolonyalizm, Ulusçuluk ve
Uluslararası Politika 2, Kaynak yay., İstanbul, 1985.
Gürel, Şükrü S.; Tarihsel Boyut İçinde Türk Yunan İlişkileri (1821-1993),
Ümit yayınları, Ankara, 1993.
Hakkı, Murat Metin; Kıbrıs Çıkmazı, Emre Yayınları, İstanbul 2006.
Hatipoğlu, M. Murat, Yunanistan’daki Gelişmelerin Işığında Türk-Yunan
İlişkilerinin 101. Yılı (1821-1922 ), Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü yay., No:85, Seri III, Sayı: A.23, Ankara, 1988.
İsmail, Sabahattin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu, Çöküşü ve Unutulan
Yıllar (1964-1974), KKTC., Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı,
Kültür Dizisi, 26.Kitap, Birinci baskı, y.y., 1992.
İsmail, Sabahattin, Kıbrıs Sorununun Kökleri, İngiliz Yönetiminde TürkRum İlişkileri ve İlk Türk-Rum Kavgaları, Akdeniz Haber Ajansı
yay., 4, İstanbul, 2000.
Jelavich, Barbara, Balkan Tarihi, 18. ve 19. Yüzyıllar, 2.Baskı, Küre yay.,
İstanbul, 2009.
Karal, Enver Ziya; Osmanlı Tarihi V. Cilt, 4. Baskı, T.T.K. Basımevi,
Ankara 1983.
Kitsikis, Dimitri; Yunan Propagandası, Meydan Neşriyat, İstanbul, 1963.
Kocabaş, Süleyman; Tarihte ve Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi,
Bayrak Yayınları, İstanbul 1984.
Kocamanoğlu, Ali, Türkiye Açısından Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi,
Deniz Basımevi, İstanbul, 2005.
Koç, Süleyman; Dünden – Bugüne Kıbrıs Sorunu ve Stratejik Yaklaşımlar,
IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2005.
Koyuncu, Aşkın, “Yunanistan’da Bağımsız Devlet” Balkanlar El Kitabı,
1.Cilt:Tarih,Editörler, Bilgehan A. Gökdağ-Osman Karatay,
2.Baskı, Akçağ yay., Ankara, 2013.
Köni, Hasan; “1964-1975 Yılları Arası Türk-Yunan İlişkileri Algılama
Analizi”, Radyo konuşması, (Yazılı metin sayfa 3’ten alınmıştır.),
Mayıs 1987.
Kutay, Cemal; Etnik-i Eterya’dan Günümüze Ege’nin Türk Kalma Savaşı,
Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1980.
Kutlu, Sacit, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı
Devleti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007.
212
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Kürşad, F.- M. H. Altan- S. Egeli; Belgelerle Kıbrıs’ta Yunan
Emperyalizmi, Kutsun yayınları, İstanbul, 1978.
La Gorce; Çağlar Boyu Yunanlılar, Belge Yayınları, İstanbul 1986.
Manisalı, Erol; Dünden Bugüne Kıbrıs, Gündoğan Yayınları, İkinci Baskı,
İstanbul 2003.
Manizade, Derviş; Kıbrıs Dün, Bugün, Yarın, İstanbul 1975.
Milliyet Gazetesi, 10 Ocak 1973.
Milliyet Gazetesi, 19 Kasım 1983.
Mütercimler, Erol; Satılık Ada Kıbrıs “Kıbrıs Barış Harekâtının
Bilinmeyen Yönleri”, Alfa Yayınları, İstanbul, 2007.
Oberling, Pierre; Kıbrıs Faciası, (Çev. Fahir Armaoğlu), TTK Basımevi,
Ankara, 1990.
Oran, Baskın(Ed); Türk Dış Politikası, Cilt I(1919-1980), 15.Baskı,
İstanbul 2009.
Orhonlu, Cengiz, “Osmanlı Türklerinin Kıbrıs Adasına Yerleşmesi (15701580)”, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19
Nisan 1969), Türk Heyeti Tebliğleri, Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü yay., No:36, Seri:I- Sayı: A2, Ankara, 1971.
Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, 1995
Önsoy, Rıfat; “Türk-Yunan İlişkileri Çerçevesinde Kıbrıs Meselesi (1939
Sonrası)”, Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü Uluslararası Sempozyumu (28
Ekim-2 Kasım 1991-Gazi Mağusa) Gazi Mağusa, 1991.
Özersay, Kudret; Kıbrıs Sorunu, Hukuksal Bir İnceleme, ASAM yayınları,
Ankara, 2002.
Öztürk, Osman Metin; Stratejik Açıdan Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Altınküre
yayınları, Ankara, 2003.
Papandreu, Andreas; Namlunun Ucundaki Demokrasi, Üçüncü Dünya
Yayınları, İstanbul 1977.
Papandreu, Andreas G.; Namlunun Ucundaki Demokrasi, İkinci basım,
Ankara, 1988.
Salışık, Selahattin; Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri ve Etnik-i Eterya,
İstanbul 1968.
Sarıca, Murat, Erdoğan Teziç, Özer Eskiyurt; Kıbrıs Sorunu, Fakülteler
Matbaası, İstanbul, 1975.
Serter, Vehbi Z.; Kanlı Noel, Lefkoşa, 1982.
Serter, Vehbi; Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi, II. cilt, (1959-1963), II. baskı,
Lefkoşa, 1979.
213
Megali Idea’dan Enosis’e Kıbrıs (1814-1974) / İbrahim KAMİLÜmran GÜNEŞ
Soysal, İsmail; Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları, I. cilt, (1920-1945),
T.T.K. Yayınları, Ankara 1982.
Sönmezoğlu, Faruk; Türkiye-Yunanistan İlişkileri ve Büyük Güçler, Kıbrıs,
Ege ve Diğer Sorunlar, DER yayınları, İstanbul, 2000.
Stelya, Nikolaos; İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti, Kalkedon
Yayıncılık, İstanbul 2013.
Toprak, Serap, XIX. Yüzyılda Balkanlarda Ulusçuluk Hareketleri ve
Avrupalı Devletlerin Balkan Politikası, Yayınlanmamış Doktora
Tezi, Ankara Üniversitesi SBE., Tarih (Genel Türk tarihi ) ABD,
Ankara, 2011.
Tuncer, Hüner, Osmanlı-Avusturya İlişkileri
Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2008.
(1789-1853),
Kaynak
Tuncer, Hüner, Osmanlı Devleti ve Büyük Güçler (1815-1878), Kaynak
Yayınları, İstanbul, 2009.
Tursan, Nurettin, Yunan Sorunu, 3. Baskı, Ankara, 1987.
Uçarol, Rifat, Siyasi Tarih(1789-1994), Dördüncü baskı, Filiz Kitabevi,
İstanbul, 1995.
Üçok, Coşkun; Siyasal Tarih (1789-1960), II. Bası, A.Ü. Hukuk Fakültesi
Yayınları No: 423, Ankara 1978.
Yorga; Osmanlı Tarihi, c.V., (1774-1912), Çev. B. Sıtkı Baykal, Güney
Matbaacılık, Ankara 1948.
Yunanistan ve Terör, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi yayını,
İkinci baskı, Lefkoşa, 1987.
http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi%201617/19_turgay_bulent_gokturk.pdf, (02.02.2014.)
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yunanin-kustahligi-atinaya-eoka-aniti96345h.htm,(07.04.2014.)
214
Cilt: 2 Sayı: Rauf Denktaş Özel Sayısı, Mayıs 2014 /Volume: 2
Issue: Rauf Denktaş Special Issue, May 2014
TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI’NIN KURULUŞUNA
SAYIN RAUF RAİF DENKTAŞ’IN KATKILARI
Harid FEDAİ
Kıbrıs’ın Osmanlı Dönemindeki rahat ortamında Rumlar, Ada’yı
Yunanistan’a bağlamak hedefini gütmüşler; yazıları ve söylemleriyle bunu
hep dile getirmişlerdir. XIX. yüzyılın son çeyreğinde İngiliz
İmparatorluğu’nun Ada’ya gelişiyle de bu çığırtkanlıklarını ayyuka
çıkarmışlardır.
1890’lı yıllarda öğretmen kimliği ile Ada’ya Yunanistan’dan bir
militan gelir. Adı Kadalanos’tur. Bir-iki yıllık öğretmenlikten sonra
kendisini siyasete atar ve bir gazete çıkarmağa başlar. Bu şahıs,
tahrikleriyle Rum toplumunu ikiye böler ve Rumlar’ın Türkleri en büyük
düşman bilmelerini sağlayacak nifak tohumlarını eker. İngilizler, bu
militana uzun yıllar müsâmahalı davranır. Ancak O’nu 1920’li yılların
başlarında Ada’dan sürgün ederler. Kadalanos’un etkisinde kalanlar, ondan
aldıkları ilhamla mücâdelelerini sürdürmeğe devam ederler.
Yemen (1899), Trablus Garp (1911), Balkan Savaşları (19121913) ve I. Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında Kıbrıs Türklerine
yapmadıkları kalmaz. Ancak 29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurulması suratlarında bir şamar gibi patlar. 1920’li yılların sonlarına
doğru gerçekleşen dünya ekonomik buhrânı Kıbrıslıları da perişân eder.
Bundan en büyük zararı da Kıbrıs Türk Halkı görür. Ekonomik buhrânın
hemen ardından 1931’de Ada’da Rum isyanı başlar ve Lefkoşa’daki Vâli
Konağı ateşe verilir. Ada’ya getirilen sıkıyönetim, II. Dünya Savaşı’nın
ortalarına kadar sürer.
II. Dünya Savaşı’nın (1939-1945) başlamasıyla iş yerleri kapanır
ve geçim derdine düşen Kıbrıs halkının bir kısmı İngiliz askeri olarak
savaşa katılır.
Savaş sonrası İngilizlerin Ada’da çok kalmayacakları artık iyiden
iyiye anlaşılmaya başlamıştır. Bunu fırsat bilen Kilise 1951’de bir plebisit
yapar ve Rum halkının %90’dan fazlasının Enosis’e “evet” dediğini
açıklar. Bu sırada gerilimler artarak devam eder ve yeraltı teşkilâtı EOKA
Nisan 1955’de tedhişe başlar. Gelişmeler Kıbrıs Türkleri arasında derin
endişe ve telaşa sebep olur. O koşullarda Kıbrıs Türkleri için tek çâre
savunma imkânları aramaktır. Çok geçmeden Türklerin yaşadığı her
kazada, bu arayışa girilir.
Yıllar gelir 1957-1958 yıllarına gelindiğinde Kıbrıs adası Türkiye
ile Yunanistan arasında bir sorun olmuştur artık. Demokrat Parti’nin
dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Yunanistan’ın Başbakanı Karamanlis ve
Dışişleri Bakanı Averof arasında sorunun çözümü için sık sık toplantılar
yapmaya başlanır. Görüşmeler süresince Fatin Bey’in konuyu büyük bir
duyarlılıkla ve ehliyetle ele alması karşı tarafı kızdırmaktadır. Fatin Bey,

Araştırmacı-Yazar
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kuruluşuna
Denktaş’ın Katkıları / Harid FEDAİ
Sayın
Rauf
Raif
toplantılarda güçlü ve konuyu uzun uzun tartışmaktan çekinmeyen bir tavır
sergilemektedir. Karşı taraf, küçücük bir ada yüzünden Venizelos ve
Atatürk’ün kurdukları Türk-Yunan Dostluğu’nun gözardı edildiğini ileri
sürerek bu tutumdan vazgeçmelerini önerir kendisine. Nihayet Fatin Bey’in
konuya hâkim şekilde uzun uzun müdâfaalarından yorulan karşı taraf, en
sonunda baklayı ağzından çıkararır:
-Madem ki böyle yapıyorsunuz, biz de tutacağımız yolu biliriz!
-Peki yapacağınız nedir?
-Girid adasında yaptığımızı Kıbrıs’ta da tekrarlamak!.. Bizi buna
siz mecbur ediyorsunuz!
Bu diyaloğun yaşandığı son toplantı biter bitmez Fatin Bey,
Başbakan Adnan Menderes’e gider ve olayı sıcağı sıcağına heyecanla
anlatır:
-Bunların niyeti Kıbrıs’ta soykırım yapmak!
Başbakan da çok heyecanlanır ve Fatin Bey’den bu konuda ne
düşündüğünü sorması üzerine şu yanıtı alır:
-Kıbrıs’ta bir Mukavemet Teşkilâtı kurmak.
-Size büyük güvenim var; teklifinizi kabul ediyorum. Siz şimdi
gidip ilgililere emirlerinizi veriniz, arkadan ben de telefonla onlara
ulaşacağım.
Teşkilâtın projelendirilip uygulaması ise hâlen hayatta olan, Allah
uzun ömürler versin, şimdilerde Ankara’da yaşayan Emekli Albay İsmail
Tansu’ya düşer. Çok geçmeden hazırlıklar tamamlanır. Teşkilâtı Dâniş
Karabelen Paşa kuracak, Kıbrıs’taki kolunu da Rıza Vuruşkan
üstlenecektir. Böylesi bir kuruluş çok ama çok gizli tutulacak, her adımında
çok titiz davranılacaktır. Süreç içinde buna uyulmuş ve sonuç lehimize
olmuştur.
Hazırlıklar tamamlanınca 1958 Haziranının başlarında Dr. Fazıl
Küçük ile Sayın Rauf Raif Denktaş Ankara’ya çağrılırlar ve bu konuda
bilgilendirilirler. Bu gelişme Kıbrıslı liderleri tarifi zor bir heyecana sevk
eder ve “Allah sizden râzı olsun!” diye memnuniyetlerini bildirirler. İki
lider, teşkilâtın sahada ihtiyaç duyacağı personeli temin edecektir.
Görüşmelerde karşılıklı anlayış en üst düzeydedir. Sayın Denktaş’ın bir
numaralı mücahit olarak teşkilata alınması teklif edilir ve Sayın Denktaş
böyle bir görevi şerefle kabul edeceğini söyler. Böylece Ada’dan tamamen
silinmesini hedefleyen plan karşısında Kıbrıs Türkünün Ada’da kalma
mücadelesi verecek olan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulmuş olur.
Bu görüşmeler sırasında, Kıbrıs’ta bazı teşkilatların varlığıyla
ilgili haberler alındığı söylenir ve iki liderden bunlar hakkında bilgi istenir.
Bu sorunun cevabını da Sayın Rauf Raif Denktaş verir: Ankara’nın
elindeki bu bilgiler doğrudur; ancak bu oluşumlar bilgisiz ve deneyimsiz
eller tarafından kurulmuş, yerel özellikte bazı savunma hazırlıklarıdır.
216
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kuruluşuna
Denktaş’ın Katkıları / Harid FEDAİ
Sayın
Rauf
Raif
Üstelik, bunların kuruluş aşamasında kendilerine hiçbir bilgi verilmiş
değildir.
Ankara görüşmesinden 2 ay kadar sonra Rıza Vuruşkan 01
Ağustos 1958’de Kıbrıs’a gelip fiilen göreve başlamıştır. Teşkilât kısa
zamanda oluşturulmuş, elemanlar büyük dikkat ve titizlikle seçilerek
eğitimlerine başlanmıştır. Silâh sevki, korunması ve aktarılması bilinçli bir
kadronun ellerindedir. Bütün bunlar son derece gizlilik içinde yürütülür.
Süreç içinde Sayın Rauf Raif Denktaş, Rıza Vuruşkan’a içtenlikle destek
olmuş, Dr. Fazıl Küçük’le Teşkilâtın ilişkilerini ustaca ayarlamıştır. Sayın
Denktaş’ın TMT içindeki bu pozisyonu Rumlar tarafından hiçbir zaman
unutulmamış, vefatında bile O’nun için taziyede bulunmamışlardır. Buna
rağmen Akritas Planı’nın altında imzası bulunan Glafkos Klerides için ise
Türkiye Rumlara taziyelerini göndererek büyük devlet olduğunu bir kez
daha göstermiştir.
1963 Noel’inde Akritas Planı’nı uygulamayı kararlaştıran Rumlar,
bütün uğraşlarına rağmen, TMT hakkında gereken istihbârâtı elde
edememişlerdir. Kendi hesaplarına göre Lefkoşa’yı 6,5 saatte düşürme
planlarını yapmışlar; az sayıda donanımlı mücâhitlerle ve kısıtlı silâhlarla
başa çıkamamanın şaşkınlığını yaşamışlar, günümüze kadar da hâlâ
ayaklarını bir türlü bulamamışlardır (Bkz. Ahmet Saner’in Hâtıraları).
Sayın Rauf Raif Denktaş’ın Rumlara, Yunanistan’a ve bütün
dünyaya karşı bir avuç Kıbrıslı Türk’ün haklarını nasıl bir bilinçle
savunduğu bilinen bir gerçektir. Birleşmiş Milletlerdeki savunmaları ile de
haklı ile haksızı nasıl ortaya koyduğu bilinmektedir. Bunlar bir bütün
olarak “bilinen gerçekler” diye belirlenmiştir. Biz ise bunları ele alıp
bilinen gerçekleri tekrarlamak gereğini duymadık. Dahası, bir dolu kitapla
da Kıbrıs dâvâsıyla ilgili görüş ve düşüncelerini ortaya koymuş bulunuyor.
Ama Kıbrıs Türkleri’ni bugünlere ulaştıran TMT’dir ve Sayın Rauf Raif
Denktaş da bu kuruluşun “bir numaralı micâhidi”dir. Kıbrıs Türkleri
TMT’nin yöneticiliği altında on bir yıl ayrı ayrı gettolarda bir direniş
göstermiş ve 20 Temmuz 1974’de Kıbrıs Barış Harekâtı’nın
gerçekleşmesine alan açmıştır. Bu süre zarfında Türkiye’nin gösterdiği
destek fark u zarûrete düşmemizi önlemiştir.
Barış Harekâtı gerçekleşeli kırk yıl oluyor. Ogün bugündür kırk
bin asker sınırlarımızda nöbet tutuyor ve Doğu Akdeniz’de barış içinde
yaşanmasına vesile oluyor. Ama hiçbir devlet çıkıp da bu uğurda yaptığı
girişimden, özveriden, barışı korumasından dolayı Türkiye’ye teşekkür
dahi etmiş değildir.
Kaybetmek üzere iken Kıbrıs’ın tekrar vatan olmasını sağlayan
Türkiye idarecilerine, silahlı kuvvetlerin değerli komutan ve askerlerine,
hakkın rahmetine kavuşan şehitlerimiz ve gazilerimiz bütün TMT
mensuplarına, bilhassa da merhum Sayın Rauf Raif Denktaş’a minnet ve
şükranlarımızı yineleriz.
Lefkoşa: 06 Ocak 2014
217
MAKALE YAZIM KURALLARI
1. Yayınlanan makalelerin uluslararası indekslere eklenmesinde sorun yaşanmaması
için özet ve anahtar kelimeler gerekmektedir. Bu sebeple dergiye gönderilecek
makalede mutlaka Türkçe-İngilizce özet ve anahtar kelimeler bulunmalıdır. Özetler
200 kelimeyi geçmemeli, Anahtar kelimeler kısmında en fazla 7 kelime
kullanılmalıdır.
2. Makalelerin İngilizce başlığı, Türkçe başlığın altına eklenmelidir.
Yazılar, Microsoft Word programında yazılmalı ve sayfa yapıları aşağıdaki
tablodaki gibi düzenlenmelidir:
Kağıt Boyutu
A4 Dikey
Üst Kenar Boşluk
5,5 cm
Alt Kenar Boşluk
4,5 cm
Sol Kenar Boşluk
4 cm
Sağ Kenar Boşluk
4 cm
Yazı Tipi
Times News Roman
Yazı Tipi Stili
Normal
Boyutu (normal metin)
10
Boyutu (dipnot metni)
9
Satır Aralığı
Tek (1)
3. Makale içerisindeki başlıkların her bir kelimesinin sadece ilk harfleri büyük
yazılmalı, başka hiç bir biçimlendirmeye, yer verilmemelidir.
4. Gönderilecek bilimsel çalışmaların sayfa sayısı belge, kroki, harita ve benzeri
malzemeler gibi eklerle birlikte en fazla 25 sayfa olacaktır.
5. Makalede en fazla 10 şekil ve/veya tablo verilmelidir. Şekil ve tablolar metin
içerisinde mutlaka belirtilmelidir. Şekil ve tablo ebatları makale için belirtilen
ölçüler dışına taşmamalıdır.
6. İmlâ ve noktalama açısından, makalenin ya da konunun zorunlu kıldığı özel
durumlar dışında, Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu esas alınmalıdır.
7. Makalelerdeki dipnotlar, APA (American Psychological Association) veya klasik
dipnot verme formatında hazırlanıp metin içerisinde verilmelidir.
8. Metnin sonunda KAYNAKÇA başlığı altında, atıfta bulunulan kaynaklar
soyadına göre sıralanmalıdır.
Örnek:
Kitap: Fisher, Alan, W., The Crimean Tatars, Stanford, 1978.
Köprülü, M. Fuad, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ankara, 2003.
Makale: İnalcık, Halil, “Yeni Vesikalara Göre Kırım Hanlığı’nın Osmanlı
Tabiliğine Girmesi ve Ahidname Meselesi”, Belleten, VIII/30, Ankara, 1944, s.
185–229.
Tezler: Narinç, Ökkeş, 1712-1715 tarihleri Arasında Gaziantepte Sosyal- Siyasi ve
iktisadi Yapı (64 Numaralı Gaziantep Şer’iyye Sicilleri Metin Transkripsiyonu ve
Değerlendirilmesi), Kils 7 Aralık Üni. Sosyal Bilimler Enst. (Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi), Kilis, 2010.
Elektronik Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Paşa( 10.07.2012)
ARTICLE WRITING RULES
1. Abstract and key words are needed in order to avoid problems about being
included in the articles published in international indexes. For this reason, , EnglishTurkish abstracts and key words must be taken place in the the article which will be
sent to journal. Abstracts should not exceed 200 words, 7 words should be used as
maximum in the part of key words.
2. The title of the articles in English, should be added below the title of articles in
Turkish.
Manuscripts should be written in Microsoft Word, and page structure of the
program shall be in the following table
Paper Size
A4 vertical
Top Margin
5,5 cm
Lower Margin
4,5 cm
Left Margin
4 cm
Right Margin
4 cm
Font
Times News Roman
Font Style
Normal (Standard)
Size (plain text)
10
Size (footnote text)
9
Line Spacing
Single (1)
3. Only the first letters of each word in the article titles must be great, no other
formatting, should not be included.
4. Number of pages of scientific studies which will be sent , will have maximum of
25 pages, including attachments, such as the map and sketch and similar materials.
5. In article, up to ten shapes or tables must be given. Shapes and tables must be
noted in the text . Figure and table size should not be out of the specified dimensions
for the article.
6. Spelling and punctuation must be based on the Turkish Language Institution
Speller. the exceptions of some specified situations enforcing the terms of article or
topic.
7. Footnotes in the article should be given in the text by prepared in format of giving
classic format or APA((American Psychological Association) format.
8. At the end of the text, under the heading of AUTHORITIES ,the referenced
resources must be ordered alphabetically according to the surnames .
Examples:
Book: Fisher, Alan, W., The Crimean Tatars, Stanford, 1978.
Köprülü, M. Fuad, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ankara, 2003.
Arcitle: İnalcık, Halil, “Yeni Vesikalara Göre Kırım Hanlığı’nın Osmanlı Tabiliğine
Girmesi ve Ahidname Meselesi”, Belleten, VIII/30, Ankara, 1944, s. 185–229.
Theses: Narinç, Ökkeş, 1712-1715 tarihleri Arasında Gaziantepte Sosyal- Siyasi ve
iktisadi Yapı (64 Numaralı Gaziantep Şer’iyye Sicilleri Metin Transkripsiyonu ve
Değerlendirilmesi), Kils 7 Aralık Üni. Sosyal Bilimler Enst. (Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi), Kilis, 2010.
Electronic Resource: http://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Paşa( 10.07.2012) 181
219
Download

ASIA MINOR STUDIES