1- BASIN AÇIKLAMASI - TÜRKİYE'DE KIRMIZI VE BEYAZ ET KONUSUNDA HERHANGİ
BİR SIKINTI YOK –TARIM BAKANLIĞI - 26.06.2014
RAMAZAN ÖNCESİ ARTAN TALEBİN KARŞILANMASI İÇİN ET VE SÜT KURUMU GEREKLİ BÜTÜN
TEDBİRLERİ ALDI.
VATANDAŞLAR PİYASADAN DAHA UCUZA ET SATAN ET VE SÜT KURUMU'NUN SATIŞ MAĞAZALARINA
DAHA ÇOK İLGİ GÖSTERİYOR.
Son günlerde bazı basın ve yayın kuruluşlarında Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü mağazalarında et
kalmadığı, et satılmadığı yönündeki haberler gerçek dışıdır.
Bakanlığımızın ilgili kuruluşu Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü'nün çeşitli illerde 17 adet satış mağazası ve 63
adet franchise mağazası bulunmaktadır.
Mağazalarda satılan et ürünlerinin fiyatının piyasa fiyatlarına göre daha cazip olması ve ramazan ayına girerken
et ürünlerine olan talebin artışına bağlı olarak bir yoğunluk yaşanmaktadır.
Mağazalarda küçükbaş ve kanatlı et satışında hiçbir sıkıntı yoktur. Dana etinde ise;
Aksine franchise satış mağazalarına 2013 yılının ilk 5 ayında aylık ortalama 300 ton dana eti verilmişken, 2014
yılının aynı döneminde %62'lik artışla aylık 482 ton et talebi sorunsuz olarak karşılanmıştır.
2013 yılı ramazan ayı öncesi aylık satış ortalaması 300 ton iken ramazan ayında %166 artışla 805 tona
çıkmıştır.
Dolayısıyla franchise satış mağazalarının kurum tarafından gönderilen etleri doğrudan tüketiciye perakende
olarak satması, toptan satışlara yönelmemesi gerekmektedir. Toptan satış yaparak mağazalarda et kalmadığı
yönünde imaj oluşturulması girişiminden vazgeçilmelidir.
Kurum, mağazaların artan %62'lik talebini sorunsuz karşılamış olup önümüzdeki ramazan ayı boyunca da
gerekli tedarik sağlanacaktır. Hayvan alımı ve bağlantılarda da herhangi bir sıkıntı yoktur.
Her ramazan ayı öncesi benzer spekülasyonların yapılarak tüketiciye daha pahalı et yedirilmemesi,
spekülatörlerin amacına hizmet edilmemesi için herkesin duyarlı olması gerekmektedir.
Kamuoyunun dikkatine saygıyla sunulur.
http://www.tarim.gov.tr/Sayfalar/Detay.aspx?OgeId=54&Liste=BasinAciklamalari
2- Et ve Süt Kurumu mağazalarında Ramazan öncesi 'et krizi' – Hürriyet - 26 Haziran 2014
Et ve Süt Kurumu’na (ESK) bağlı 80 kadar bayii Ramazan öncesi ‘et krizi’ yaşıyor. Bayiler verdikleri siparişin beşte biri
kadar mal alabildiklerini söyledi. Hurriyet.com.tr’nin görüştüğü bir çok bayii “Halk bizi karaborsacılıkla suçluyor. Kimisi küfrederek
mağazadan çıkıyor” derken ESK’dan yapılan açıklamada yoğun talep nedeni ile sıkıntı yaşandığı kaydedildi.
Türkiye genelinde Et ve Süt Kurumu’nun 63'ü franchise toplam 80 mağazası bulunuyor. Üç-dört yıl kadar önce açılan mağazalar
sayesinde, tüketicinin daha düşük fiyata et alabilmesi amaçlandı. Kasaplarda ve ESK mağazalarında satılan ürün fiyatı
arasındaki fiyat farklılığı da bu durumu ortaya koyuyor. Örneğin kıyma fiyatı ESK bayilerinde 20 lira iken, kasaplarda kıyma 30
liraya satılıyor. Yine kuşbaşı etin kilosu ESK mağazalarında 25, kasaplarda ise 35 lira seviyesinde.
Fiyatın yanı sıra ESK ürünlerinin daha güvenilir olduğu algısı bu bayilere yoğun bir talebin oluşmasına yol açtı. Ancak et
piyasasında yüzde 3,5’luk bir payı bulunan ESK’nın bayileri şimdilerde et bulamamaktan şikâyetçi.
‘ELİMİZDE BU KADAR VAR’ YANITI
İstanbul Bahçelievler’de Et Süt Kurumu Mağazası işleten S.K. ise verdikleri siparişin üçte biri kadar ürün aldıklarını söyledi. S.K.
açıklamasının devamında “Önümüz Ramazan… Daha yoğun bir talep var. Ama bizde et yok. 1 ton sipariş verdik 200 kilo et
geldi. Ki bu mağazanın ayakta kalabilmesi için en az 1 ton et satışı yapması gerekir. Halkla biz karşı karşıya kalıyoruz. Bizi
karaborsacılıkla suçluyorlar. Bağlı bulunduğumuz depoya sorduğumuzda ise elimizde bu vardı bunu gönderdik diyorlar” şeklinde
konuştu.
KARABORSACILIK SUÇLAMASI
Bir başka mağaza ise “Her mağazanın aylık ortalama 30 ile 45 bin lira arasında gideri var. Bizler mal satamazsak nasıl bu gideri
karşılayacağız. Bakın bugün için 2 ton kıyma siparişi verdik gelecek olan miktar 350 kilogram. Yine 1 ton kuşbaşı siparişi verdik
gelecek olan kuşbaşı 300 kilogram. Bizler, tüketici ile Et ve Süt Kurumu arasında aracı durumundayız. Vatandaş et bulamayınca
bize kızıyor. Küfreden var, bizi karaborsacılık yapmakla suçlayan var… Üstelik bir de Ramazan geliyor… Durumumuz daha da
kötüleşecek” şeklinde bilgi verdi.
GELEN ELİ BOŞ DÖNÜYOR
Beşiktaş bayisi M.A. ise yaşadıklarını “1,5 ton sipariş veriyoruz gelen et 500 kilogram. Bu et de 2-3 saat içinde bitiyor. İnsanlar
da bize serzenişte bulunuyor. Onlar da haklı. Yaşlı insanlar, emekliler dolmuşa binip et almaya geliyor, ancak bulamayınca bize
kızıyorlar” sözleri ile anlattı.
KISA SÜREDE ÇÖZÜLEMEYECEK
Ankara’dan bir bayii ise “Biz bu sıkıntıyı 2-3 haftadır yaşıyoruz. Kurum’dan aldığımız duyumlara göre ise bu sorunun kısa sürede
çözülemeyeceği, en azından Ramazan ayı süresince böyle olacağı yönünde… Sorunun kaynağında, Kurum’un piyasa alım
yapamamasından kaynaklanıyor. Besiciler ile kurum arasında sorun var. Onlar kesim yapamayınca bize de ürün temin
edemiyorlar. Geçtiğimiz pazartesi günü 700 kilogram kıymalık et siparişi verdik 130 kilogram geldi. Bu gelen et de 1 saat de bitti.
Bu durum bizim müşteri kaybımıza yol açıyor” şeklinde konuştu. İzmir’den bir bayii ise, benzer sıkıntıları ifade ederek Ramazan
ayı ile birlikte sıkıntının daha da artacağı endişesi içinde olduklarını ifade etti.
TALEP YOĞUNLUĞU VAR
Konuya ilişkin ESK tarafından yapılan açıklamada ise talep yoğunluğu nedeni ile zaman zaman sıkıntı yaşandığı kaydedildi.
Açıklamanın devamında ise "Fiyatlarımızın piyasa fiyatlarına göre yüzde otuzlara varan oranda daha düşük olması, ürünlerimize
olan talebi artırmakta. Uygun fiyatlarla satışın devam etmesi, bir önceki yıla göre mağaza satış miktarlarını yüzde elli artırmıştır.
Ayrıca Ramazan ayındaki yüzde yüzlük talep artışı dikkate alındığında mağaza satış miktarlarımız Ramazan ayında diğer aylara
göre yüzde yüz elli civarında yükselmektedir. Özetle; Fiyatların uygun olması ve Ramazan ayında artan talep, mağazalarımıza
olan talebi de artırmıştır. Artan taleplerden dolayı zaman zaman sıkıntı yaşansa da, halkımızın kaliteli, güvenilir ve ucuz et
ürünlerine ulaşması için gerekli tedbirler alınmaktadır" görüşüne yer verildi.
‘DÜŞÜK FİYAT VERİYOR’
Konu ile ilgili ESK’dan bir açıklama yapılmazken, sektör kaynakları yaşanan sorunun temelinde “ESK düşük fiyat teklif ediyor.
Besici de malını vermeyince bu sıkıntı yaşanıyor” görüşünü dile getiriyor.
PİYASADA HAYVAN VAR
ETBİR (Et Üreticileri Birliği Derneği) Başkanı Mustafa Bılıkçı ise piyasada hayvan bulma sorunu yaşamadıklarını ifade etti.
Bılıkçı, ithalatı gerektirecek bir ortamın ise olmadığına işaret etti.
[email protected]
- http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/26681520.asp
Cumhuriyet Gazetesi -24.06.2014
3- Müsteşar Mirmahmutoğulları: “Spekülatörler piyasayı rahat bırakmıyor” – GIDA HATTI –
26.06.2014
Ekibimizi konuk eden Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları,
Ramazan öncesinde üzerinde fırtınalar kopan gıda fiyatlarından, temel gıda ürünlerinde arz açığımız
olup olmadığına ve şu sıralar en çok konuşulan konulardan biri olan et ithalatı üzerine Gıdahattı’na
önemli açıklamalarda bulundu.
Bakanlığın Eskişehir yolu üzerindeki kampüsünün içinde yer alan Küçük Ev’de ekibimizi konuk eden Müsteşar
Mirmahmutoğulları, bu yılı tabii afetlerle uğraşmakla geçirdiklerini söylüyor: “Pek çok üründe hasat henüz
bitmedi, bu nedenle net durum, hasat bitince ortaya çıkacak. Biz bunları önceden öngörmek suretiyle Tarım
Sigortası Kanunu’nu çıkarttığımız ve bu kapsamda tarım sigorta primlerinin yüzde 70’ini biz ödediğimiz için, bu
yıl çiftçimizin büyük bir kısmını zarardan kurtardık ama sigortasını yaptıranların. Bizi dinlemeyip, sigorta
yaptırmayanlar şimdi sızlanıyorlar.”
Yaşanan afetler nedeniyle son yapılan tahminlerin pek çok üründe düşük rekoltelere işaret etmesinin piyasada
ve tüketicide endişe yarattığını hatırlattığımızda ise şu cevabı veriyor:
“Çok şükür, temel gıda ürünlerinde arz açığımız yok. Geçen senenin sonbaharında bazı bölgelerimiz ciddi
oranda yağış aldı; tabii aynı esnada bazı bölgelerimizde de don olayı yaşandı. Ülkemizin böyle bir durumu var;
örneğin, Güney Doğu Anadolu Bölgesi iyi yağış aldı, toprak nemi güzeldi. O bölgedeki rekolte de güzel.
Trakya’da da rekolte çok iyi.
Türkiye çok zengin bir agroekolojik alana sahip. Ülkenin bir tarafında kuraklık olurken farklı bir bölgede yağış
oluyor. Bundan dolayıdır ki tarımsal biyoçeşitliliğimiz çok fazla. Düşünün, dünyadaki 12 bin bitki çeşidinin 4 bin
200’ünün gen kaynağı Türkiye’dir. Bugün tüm dünyayı doyuran buğdayın anavatanı Anadolu toprakları; 11 bin
yıl önce bu topraklardan dünyaya yayılmış.
Örneğin Avrupa kıtası… Türkiye’nin yaklaşık 15 katı büyüklüğe sahiptir ama bugün Avrupa’da sadece 2 bin 400
bitkinin gen kaynağı mevcuttur. İşte biyoçeşitliliğimizdeki bu zenginlik, bize müthiş bir avantaj sağlıyor. Yani
ülkenin bir bölgesinde sıkıntı varsa, bu, başka yerinde bir fırsata dönüşebiliyor.
Bu noktadan hareketle söylüyorum; şu anda temel gıda ürünlerimizin arzında hiçbir sıkıntı yok. Mesela,
baklagillerde hiçbir sıkıntı yok. Aksine, örneğin nohutta fiyat düşüyor, fakat spekülatörler piyasayı kendi haline
bırakmıyor. Bir yerde kuraklık varsa bu, sanki Türkiye’nin tamamında varmış ve sanki bu kuraklıktan bütün
ürünler etkilenmiş gibi bir hava yaratıyorlar. Baklagiller konusu da aynı şekilde… Medya da basın da buna ciddi
şekilde bilerek ya da bilmeyerek hizmet ediyor. Spekülatörler de zaten puslu havayı seviyor. Bu tip haberler ne
yazık ki onların ekmeğine yağ sürüyor.”
Şu anda ‘Ramazan’da gıdaya zam” haberleri dolaşıyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Fiyatları takip ediyor
musunuz?
“Tabii ki… Bana tüm gıda fiyatları günlük gelir. Bu yetmez, TÜİK’in yayınladığı fiyatlarla piyasa fiyatlarını
karşılaştırırız. Dün bir gazetede okudum, diyor ki; ‘TÜİK’in Haziran ayında açıkladığı rakamlara göre nohutta
yüzde 3’lük bir artış var’. Hâlbuki aksine yüzde 3’lük bir fiyat düşüşü var nohutta. Bulgurda yüzde 2’lik bir artış
var ama aynı haber diyor ki yüzde 29’luk artış var. Mercimekte yüzde 3’lük bir artış belirlemiş TÜİK, haber yüzde
74’lük bir artış var diyor. Hâlbuki TÜİK, Haziran ayı fiyatlarını 3 Temmuz’da açıklayacak.
Yine karkas et fiyatının 22TL’den 25 TL’ye yükseldiği haberleri görüyorum. Bu ülkenin tarihinde karkas et fiyatı
22 TL olmadı ki hiç.
Tüketici fiyatlarını da yakından takip ediyoruz. Bu fiyatlar bizde il il, market market bellidir. Örneğin et; Et ve Süt
Kurumu’ndan başlayarak 9-10 ulusal ve yerel market zincirinin fiyatları var şu anda önümde. Kıyma, bonfile,
pirzola, tavuk, tavuk but, sucuk, pastırma, süt ve diğerleri. Bu fiyatlar her gün bana gelir. Ayrıca sadece bir
önceki aya veya yıla göre değil, son dört yıllık değişimi de görüyorum.
İşte elimdeki göstergelere göre, 2010 Nisan’ına göre dana kıymada değişim Türkiye genelinde eksi 2,96 olmuş.
En fazla artış yüzde 16 ile kuzu gerdanda ve ardından kuzu biftekte gerçekleşmiş.”
Konu et fiyatlarından açılmışken; ette son durum nedir? İthalatı gerektirecek bir durum var mı?
“Ete gelmeden evvel şunu söyleyeyim; Türkiye’de şu anda süt para ediyor. Sanayicisi üreticisi artık daha ilk
toplantıda fiyat konusunda anlaşabiliyorlar. Eskiden hiç öyle olur muydu? Yani Ulusal Süt Konseyi’nde kimler
var? Süt sanayicileri var, süt üreticileri var, kamu var, bunun ticareti ile iştigal edenler var. Bakınız, geçen bir
araya geldiler ve daha ilk toplantıda fiyatta anlaştılar. Neden? Çünkü artık süt ineği olan kar ediyor.
Bir de Türkiye gerek tarımın genelinde gerekse et ve süt üretiminde çok ciddi bir ilerleme kaydetti. Bu ülke
bundan 12 yıl önce 8,4 milyon olan sütü aldı, 18,3 milyon tona çıkardı.”
“Süt tüketimi aynı oranda artmıyor”
“Süt üretimi artıyor ama tüketim aynı oranda artmıyor. Süt tüketimi artmayınca, açıkçası bu beni korkutuyor,
çünkü iç pazar, üretimin sürdürülebilirliğini sağlamalı. Çok şükür ki dünyada süt tozu fiyatları yüksek, hatta
bugünlerde Türkiye fiyatlarının da üzerinde. Bu nedenle Türkiye çok ciddi oranda süt tozu ihracatı yapıyor. Süt
tozu ihracatı yaptığı için şu an sanayici de üretici de kazanıyor.
Dikkat ederseniz olayı süt boyutu ile ele aldım; neden?
Çünkü mevcut inek varlığınızın yüzde 40’ı tamamen süt ırkı hayvanlardan oluşuyor. Diğerleri de aslında sütü
için besleniyor. Dolayısıyla anaç hayvan yani belirleyici süt ırkı. Süt para kazanıyor, tutuyor.
Peki, et kazanıyor mu? Ette para kazanıyor. Çünkü süt ineğinin genellikle bir yavrusu dişi, bir yavrusu erkek
doğar. Dişi doğarsa bu genellikle üretken oluyor ve bu hayvanlar süt ve et üreten danayı doğuruyor. Erkek
doğarsa besiye alınıyor.
Bundan 12 yıl önce 9,8 milyon büyükbaş hayvan mevcudumuz vardı. Bugün TÜİK rakamlarıyla 14,3 milyon baş
hayvanımız var. Şu anda yaptığımız, sürü projeksiyonu tablolarında, kasaplık güç oranında Türkiye’nin yıllık 1,5
milyon ton dolayında bir kırmızı et üretimi olduğunu görüyoruz.
Bunun 1,3 milyon tonu büyükbaştan, 200-250 bin tonu da küçükbaş hayvandan geliyor. Şu anda küçükbaşta
çok büyük bir artış var. Mevcudumuz 31 milyon baştan 39 milyona yükseldi.”
“Kırmızı ette yeterli arz var”
“Şimdi et para ederse, süt para ederse, meraların en yeşil döneminde iken bu sektör para kazanmaz mı? Bu
sektör kazanıyor şu anda. Bir tek beklediği şey var sektörün; bu yeşil meradan bir ay daha fazla yararlanmak.
Çünkü şimdi sıfır maliyetle hayvan besliyor üretici.
Özeti şu; ette yeterli arz var, şu anda tamamen spekülatif haberler ve hareketlilik var. Vatandaşımız da bunu
böyle bilmeli.”
“Ramazan’ın ikinci haftası et fiyatları normale döner”
“Ette şu anda arz açığı yok. Tabii ki toplumumuzun hayat standardı yükseldikçe protein içerikli yiyeceklere doğru
tüketim alışkanlıklarında kayma başlıyor. Bir yandan da turizm mevsimi yaklaşıyor. Dolayısıyla ülkemizin 77
milyon nüfusunun yanına bir de 34 milyona yakın turisti ekleniyor. Üstelik bu sezon hem turizm, hem Ramazan
hem de piknik sezonu.
Bu üçü bir araya geldiğinde iki şey oluyor: Birincisi tüketim artıyor; ikincisi spekülatörler çıkıyor ortaya.
Göreceksiniz, Ramazan’ın ikinci haftasından sonra et fiyatları normale dönecek. Bu hep böyle olmuştur.”
Peki, vatandaş ne yapmalı, ne önerirsiniz?
“Koyun eti fiyatı gittikçe düşüyor, çünkü koyun miktarı artıyor. 9 milyon baş anaçta arttırmışız.
Hani bir söz vardır: “Yarım doktor candan, yarım imam dinden eder” diye. Şimdi çıkıp diyorlar ki ‘koyun etinde
kolesterol vardır.’ Halbuki hiç alakası yok. Bir zamanlar da yumurtada kolesterol var demediler mi? Sonra bunun
doğru olmadığı ortaya konulmadı mı?
Nasıl tavukçulukla ilgili bir kamu spotu hazırladık. Bence koyun eti tüketiminin arttırılması ile ilgili bir kamu spotu
hazırlanması lazım.”
“Coğrafyamız küçükbaşa daha uygun”
“İkincisi, ‘Tarımsal faaliyeti coğrafya determine eder’. Türkiye’nin coğrafyası kırmızı et için koyunculuğa uygun.
Çünkü 14,6 milyon hektar mera varlığın var ve bu meralarda ot boyu kısa. Sığır otlanmasına müsait değil.
Türkiye zaten Doğu Karadeniz bölgesini çıkarın, 350-400 mm. yağış alıyor. Bu yağışla da merada otlayacak
hayvan, koyun – keçidir, büyükbaş değildir.
Dünya genelinde kırmızı etin yüzde 55’i domuzdan gelir. Yani küresel kırmızı etin teminatı domuz etidir.
Türkiye’de ise kırmızı etin teminatı küçükbaştır. Dolayısıyla stratejilerimiz arasına küçükbaş hayvancılığın
geliştirilmesini koyduk. Türkiye’nin coğrafyasının başlıca ürünü buğday, hayvancılığı ise küçükbaştır. Küçükbaş
hayvancılığımız gelişiyor, sayı artıyor, piyasada sığır eti yerine koyun eti, tavuk eti ikame edilebilir. Ki; bundan
10 yıl evvel 620 bin ton tavuk eti üretiliyordu, şimdi 1 milyon 800 bin ton tavuk eti üretiliyor. Çok da güzel ihracat
yapıyoruz. Yumurta yine aynı şekilde. Ticarete konu olan yumurta 11 milyar adetti, şimdi bu rakam 15 milyar
adet oldu. Bunların hepsi alternatif proteindir.
Söz ihracattan açılmışken, coğrafyamızdaki son gelişmeleri de soralım. Örneğin, Irak’taki son durum.
İhracatçılarımız endişeli…
“Tabii, Irak’ta ve Suriye’de olağanüstü bir durum var. Şu anda oralarda siyaset üstü hatta uluslararası etkilerin
de dışında gelişmeler oluyor. Şu anda gelişmeler ihracatımızı ciddi olarak etkilemeye başlamadı ama bu büyük
bir risk olarak karşımızda duruyor. Biz ihracatımızın büyük bir kısmını o ülkelere yapıyoruz. Özellikle Irak’ın
bilhassa tavuk ürünleri ihracatımızda önemli bir payı var.
Bölgedeki kargaşanın sona ermesi için fiili olarak yapılacak bir şey yok gibi görünüyor. Ama yine de herkes
kendine düşen tedbirleri alıyor olacak. Bizim her türlü alternatif pazar arayışlarımız devam ediyor. Zaten
işadamlarımız da ayrıca sürdürüyor bu çalışmaları.
Bildiğiniz gibi dünya çok büyük bir finansal kriz yaşadı. Keza Avrupa’da öyle. Biz tarımsal ihracatımızın yüzde
70’ini Avrupa’ya yapıyoruz. İhracatımızın kaderini sadece Avrupa’nın talebine bırakmış olsaydık Türkiye’nin
ihracatı yüzde 450 artmazdı. 12 yılda tarım ve gıda ihracatımızı 4 milyar dolardan 17,7 milyar dolara
çıkaramazdık. Üstelik bu süre içerisindeki 9 milyon ilave nüfus ve 20 milyon ilave turist artışına rağmen.
Alternatif pazarlar Türkiye’yi zor durumdan kurtardı. İçeride finansal bir kriz yoktu, keza ticaret anlamında da bir
sıkıntıyla karşılaşmadık, aksine büyüdük. Mesela tarım, son 10 yılın 9 yılını büyüyerek geçirdi, bu yıl inşallah 11
yılın 10 yılını büyüyerek geçirmiş olacak. Çünkü ilk çeyrekte yüzde 3,9 büyüdü. Şöyle kıyaslayayım, AB’nin her
yıl 11 katı fazla büyüdük.
“Avrupa’nın birincisi olduk”
“Türkiye’nin 2023 stratejik ihracat hedefi 500 milyar dolar. Her sektörün yıllık %12 ihracatını arttırması gerekiyor.
Tarımsal ürün ihracatı 10 yıldır her yıl yüzde 13 büyüdü. Biz 2023 hedefimizi 40 milyar dolar gibi mütevazı bir
rakam olarak belirlemiştik, şimdi gelecek 10 yılda bu trendi devam ettirirsek 40 değil, 60 milyar dolar ihracat
yapmış olacağız inşallah.
Üretim değerinde de aynı şekilde. Bakın bir karşılaştırma yapayım. Fransa 2002 yılında 35 milyar dolarlık
tarımsal hasıla üretiyordu. Türkiye’den de 10 milyon hektar daha fazla tarımsal arazisi var. O zaman Türkiye 23
milyar dolarlık bir hasıla üretiyordu. Şimdi Fransa 46 milyar dolarlık bir hasıla üretiyor, biz ise 62 milyar dolara
çıkardık. Üstelik bizden 10 milyon hektar daha fazla tarım arazisine sahip.
Ve Türkiye son 5 yıldır bu alanda Avrupa’nın birincisi. Ben eskiden Avrupa’ya gittiğimde bizi ciddiye alarak
dinlemezlerdi. Şimdi Türkiye bunu nasıl başardı diye merak içindeler. FAO’nun, IFAD’ın genel kuruluna
gidiyoruz; diyorlar ki Türkiye’yi bir Vaka incelemesi yapalım. FAO Türk tarımındaki başarıyı yayınlayacak kendi
raporunda.”
“Dünya gıdanın önemini anladı”
“Dünya 2008 krizinden sonra gıdanın ne demek olduğunu, önemini çok iyi anladı. 2007-2008 kuraklığı
hükümetleri iyi bir silkeledi açıkçası. Ve hükümetler kendilerine çok ciddi yeni tarımsal politikalar belirlediler.
Gıda güvenliği ve güvencesini öncelikli politikaları arasına aldılar. Kendi arazileri ile yetinmediler, yurtdışından
arazi satın almaya ve kiralamaya başladılar. Resmi rakamlara göre -ki gerçek rakamlar bunun en az 5 katıdır206 milyon hektar tarım alanı, üçüncü ülkeler tarafından alınmış ya da kiralanmıştır.
Şöyle bir örnek vereyim; 2008’de gıda krizi vardı ve dünya buğday fiyatları yüzde 60 artmıştı. Çünkü o yıl,
yılbaşı stoğu 123 milyon tondu, dünya üretimi de 607 milyon ton. Yani üretim de stoklar da yetersizdi. Buna
rağmen buğday fiyatı sadece yüzde 60 arttı. Ama 2010’da dünyada stok 199 milyon tondu. Üretim 677 milyon
tondu, yılsonu stoğu 1 milyon ton azalışla 198 milyon ton olarak gerçekleşmişti. Ama Rusya buğday ihracatını
durdurduğuna dair bir beyanat verdi; ‘Topraklarımın bir bölümünde kuraklık var ve ürünüm sadece bana yeter’
dedi. Zaten Rusya’nın dünya buğday ticaretindeki payı 10 milyon tondu. Spekülatörler devreye girdi ve ne oldu
biliyor musunuz; makarnalık buğdayda yüzde 155 artış oldu. Arpa da yüzde 105, mısırda yüzde 89, çeltikte
yüzde 23 arttı. Biz Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasa düzenlemesi konusundaki etkinliği sayesinde bu fırtınadan
fazla etkilenmedik.
Tabii bir de iç arzınız önemli. İç arzınız yeterli olmazsa, kendi kendinize yeterli olamazsanız, dünyadaki bu
haberlerin oluşturduğu fırtınalar karşısında da zor durursunuz.
Bu neye sebep oldu? Gıdada ithalata bağımlı olan ülkelerin harcamaları korkunç derecede arttı. İşte, dünyadaki
sosyal huzursuzlukların sebebi de bu. Totaliter rejimlerin bile en korktuğu şey açlıktır.
“Dikey büyümeliyiz”
“Biz de bazı ürünlerde dışa bağımlıyız. Türkiye’nin nüfusu artıyor. Ekonomisi gelişiyor, konut ihtiyacı artıyor,
sanayisi gelişiyor fabrika ihtiyacı artıyor. Bunu nerelerden karşılıyoruz; tarım alanlarından. Zaten 23,8 milyon
hektar tarım alanımız var. Her gün konut ve fabrika ihtiyacın artarsa araziyi korumak öncelikli bir hal alıyor.
Dünya da bunun bilincinde.
Kendi insanınızın gıda güvenliğini sürekli sağlayabilmek için öncelikle arazinizi çok iyi muhafaza ediyor olmanız
lazım. Yetmez, Ar-Ge’ye yatırım yapmalısınız. Çünkü yatay olarak arazinizi genişletemeyeceğinize göre dikey
büyümeniz lazım. Bu da Ar-Ge ve teknoloji ile olur. Biz de bunu yapıyoruz. İyi bir kanun çıkarttık, tarımda Ar-Ge
ile ilgilenenlerin alın terini, mirasa konu yaptık. Araştırmacı, bir çeşit geliştirirse geliri ona ait, ölürse mirasçı
babasının aldığı gelirin yüzde 25’ine sahip olacak.
“780 bin hektar arazi kiraladık”
“Bu yetiyor mu? Yetmiyor. Bizim de gidip dışarıda üretmemiz gerekiyor. Örneğin kauçuk ithal ediyoruz. Kauçuğu
biz Türkiye’de üretemiyoruz. Siz gidip Brezilya’da kauçuk üretmeniz gerekiyor ki endüstrinizin ham maddesini
garanti altına alabilesiniz. Mesela tekstilde çok iyiyiz. Çok iyi bir teknolojiye sahibiz ama o kalitede pamuk
ülkemizde yetişmiyor. O kalitede pamuk beyaz Nil ile Mavi Nil’in birleştiği yerde, yani Sudan’da yetişiyor. O
zaman biz orada gidip pamuk üretiyor olmamız lazım. Biz devlet olarak gittik 780 bin hektarlık arazi kiraladık.
Biz devlet olarak özel sektörün güvencesi oluyoruz.
“Japonya’dan sonra en pahalı şekeri tüketiyoruz”
Bu araziyi özel sektöre makul fiyatlarla kiralıyoruz ve diyoruz ki; “git orada pamuk üret, susam üret, şeker kamışı
üret. Japonya’dan sonra dünyanın en pahalı şekerini yiyen ülkeyiz. Sebebi, şeker pancarının maliyetinin çok
yüksek olması. Şeker kamışını ülkemde üretemiyorum, o zaman üretilen ülkede üretici olmamız lazım. Taahhüt
sektöründe nasıl dünyaya açıldık ve Çin’den sonra dünya ikincisi olduysak, Türkiye’nin tarımsal endüstrisinin
ham madde ihtiyacının temini için, ülkemiz kaynaklarının rasyonel bir biçimde tamamının verimli kullanılması
aynı zamanda da dışarıda ekolojimizin müsait olmadığı ürünleri de ithal eden değil üreten ve kendi üreticisinden
alan bir stratejiyi oluşturmak gerekiyor. Bu olursa, zaten biyoçeşitlilikte zengin olan Türkiye, bu avantajıyla
bölgenin gıda ambarı olur.
“Kendi kurumumuzun derinlik analizini yaptık”
“Sektörde gelişme tesadüfi olmuyor, ne yaptığınızı iyi bilmeniz lazım. Kaynaklarınızı iyi biliyor olmanız lazım. Biz
önce kendi kurumumuzun derinlik analizini yaptık. Bu analizin altında iki konu vardı. Birincisi SWOT analiziydi,
sektörün güçlü ve zayıf taraflarıydı. İkincisi paydaş görüş ve önerileriydi. Bunları aldık, harmanladık ve stratejik
plan hazırladık. Planı değişim ve dönüşüm programımızın üstüne oturttuk.
Değişim ve dönüşüm programını da üç sacayağına oturttuk. Kanunlar dedik, 17 tane kanun çıkarttık. Tarımın
kanunu yoktu. Türk tarımını perişan eden bir kanun vardı; Tarım Arazilerinin Korunması Kanunu. Bu 1926’da
İsviçre’den alınmış. İsviçre bakıyor ki tarım felakete gidiyor bu nedenle 1928’de değişikliğe gidiyor. Biz o günden
bugüne ölçek büyüklüğündeki arazilerimizi böle böle, atomize olarak, yani konut ya da endüstriyel tesis ihtiyacı
olarak değil, küçücük arazinin içinde traktör dönmediği için her 10 yılda bir 2 milyon hektar araziyi tarım
ekonomisinin dışında bıraktık. Çıkardığımız kanunla tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önüne geçtik.
İkincisi destekleri yeniden yapılandırdık. Üçüncüsü projeler ve tedbirlerdi. Üç sacayağını bunlar oluşturuyor.
Buna dayalı olarak; kaynağımız belli, sorunlarımız belli. Buna karşı bir aksiyon planı çıkardık. Bu aksiyon planını
da adım adım uyguluyoruz.”
4- Bakan Eker, Startı Erzurum’dan Verdi – Hayvancılığa Büyük Destek Geliyor – Adıyaman Güne
Bakış – 23.06.2014
5- ‘Sığır Pahalı ise Tüketici kuzu etini tercih etsin’ – Haber Türk – 27.06.2014
6- Et Tüketimi Artıyor – TÜRKSESİ –26.06.2014
7- Ramazan’da Protein Şart – Büyük Çekmece– 25.06.2014
8- Et, Vitamin ve Mineraller Bakımında Çok Zengin–Haber Vaktim – 25.06.2014
Download

Detaylar için Tıklayın... - Ulusal Kırmızı Et Konseyi