Every Sky In My Heart Will Be Blue
On The Day I Come Back To You
By Awakencordy
Fandom: The Mortal Instruments
Zaman: Beşinci kitap sonrası.
Ana Çift: Alec/Magnus
Derece: NC-18 (18 yaş altı için uygun değildir.)
Tarih: 22.06.2014
Konu: “Ay’ın da kendi ekseni var.”
Not: Bu hikaye sona sahip olsa da ani olarak kesilmiş ve bitirilmiştir, (cliffhanger), yarım
kalan bir hikaye gibi hareket etmeniz tavsiye olunur.
1
Awakencordy
merkez-masa.com
Every Sky In My Heart Will Be Blue
On The Day I Come Back To You
By Awakencordy
Atli Örvarsson – Mortal Instruments - The Opening
“Buraya gel seni küçük-“ arkandan yükselen seslenişler gittikçe kızgınlaşıyorken vaktin olsa
kahkaha atabilecek gibi hissediyorsun.
Ardı ardına koşan adımların toprağı yiyip bitiriyorken büyük mezarlık korku dolu bir arazi
olmaktansa sanki yeşillikler içinde bir park gibi duruyor.
“Oraya kaçtı! Oradan gidin!”
Büyük bir ağacın arkasına geçerek birkaç saniye soluklanırken onların nereye dağıldıklarını
incelemek için arkanı döndüğünde patlayan silahla ilk başta bir şey anlamasan da başını
aşağı eğince tek söyleyebildiğin küçük bir ‘oh.’
Minik bir delik, çevresi koyu ıslaklıkla kaplanırken geriye doğru bir adım atman ileride
birinin adını seslenmesiyle aynı anda oluyor.
“ALEC!”
Başını oraya çevirdiğinde kimin seslendiğini anlamasan da verdiği his göğsünde.
Ev.
“Alec! Hayır, hayır hayır hayır-“ yer mi sarsılıyor?
Yer sarsılıyor.
“Hepsini ölü sayabilirsin, dert değil, hepsi çoktan öldüler-bana bak ne olur-“ seni saran
kolların sahibi konuşsa da sen etrafınızda olanlara bakıyorsun: hepsi gerçekten öldüler.
Nasıl?
“Alexander, lütfen-“ başın dönüyorken yavaşça tekrar ona dönsen de vücudun sanki seni
dinlemiyor. Konuşan -adam?- seni yere yatırarak yarana ellerini bastırıyorken hissettiğin
tek şey biraz sıcaklık, çokça soğukluk, bal?
Gözlerini yavaşça açıp kapatarak yukarıdaki gökyüzüne bakarken yıldızları görebildiğini
düşünüyorsun.
New York’ta yıldızlar gözükmez.
Karanlık.
*
Christina Perri – sad song
2
Awakencordy
merkez-masa.com
“Alec?”
İrkilerek o tarafa baktığında gördüğün sarışınla hafifçe gülümserken ‘Daphne’ diyorsun, o
da sana gülümserken soruyor:
“Burada ne arıyorsun?”
Başını çevirerek ilerideki mezarlığa döndüğünde kaşların çatılı, hatırlamadığını söyleyince
o gülümseyerek koluna girip konuşuyor:
“O zaman seni bulduğum iyi oldu.. Diğerlerinin endişelenmesini istemem..”
Elini boynuna götürerek kolyeni çıkartırken adamanın hala beyaz olduğunu göstererek
cevaplıyorsun:
“Gitmemem gereken bir yerde değilim..”
“Yine de risk almaya gerek yok, ne dersin? Gel..”
Başını sallayıp onunla ilerlerken geriye attığın bakışta onca canlı ağacın ortasında yer alan
yanmış ve kurumuş ağaç hala diğerlerinden daha farklı gözükürken önüne döndüğünde
önünde yeni bir gün var.
*
“Haftaya gölge çalışmasından bir sınav yapacağım, sonra duymadığınızı söylemeyin-“
salondaki herkes mırıldanırken sen kara kaleminle kağıdındaki bir noktayı inatla çiziyor,
siliyor, tekrar dolduruyor olsan da bir türlü tam hissettirmiyorken yanına gelen adamı
duyunca başını kaldırarak işaret ediyorsun:
“Neden olmuyor?”
İnce bir gözlüğü olan akademisyenin yavaşça gözlüğünü çıkartırken ‘bence olmuş’ diyor,
‘neresi olmamış gibi hissettiriyor?’
Bakışlarını senden aldığı deftere götürürken ‘gerçek hissettirmiyor’ diyorsun, o ise
cevaplıyor:
“Alexander, ne zaman serbest portre çalışsak bu yüzü çiziyorsun.. Bu aşamada bu
adamdan daha iyi bir yüz çizebileceğini düşünmüyorum, neden hala tam hissettirmiyor?”
Elinde kömürün, başını iki yana sallarken onun anlamadığını düşünüyorsun.
Hiçbir ayrıntıyı tamamen gözünde canlandıramıyorsun, nasıl tam olsun?
*
Kolunun altında çizim defterin, kahveciye girerken dışarı çıkan bir kadına kapıyı açtığında
sana teşekkür ediyor, sen de gülümseyerek yola devam ediyorken içeri girdiğinde kahve
kokusu ısınmana yardımcı oluyor.
Cüzdanını çıkartıp kahveni alırken bir yandan tabletinin ve defterinin zarar görmemesi için
çalışsan da gelenlerden birinin köpeği senin mükemmel bir oyun arkadaşı olduğuna karar
vermiş olmalı, bacaklarına atladığında köpekle tablet arasında seçim yapman gerekiyor.
Kolunu geriye savurarak köpeği korumaya çalışırken birisi kahveyi elinden alıyor, sırtın
ona dayanırken tableti de diğer eliyle kavrayıp senden çektiğinde sen bir an koordineli bir
3
Awakencordy
merkez-masa.com
kapkaç çetesine yakalanmış gibi hissetsen de arkandaki çekilmeyince sakinleşiyor, yeni
bir nefes alıyorsun.
Köpekse hala bacaklarına dayalı, sana bakıyor.
Öncelik onun.
*
Köpek ve sahibi gittiklerinde sen de dönerek adama teşekkür ediyor, bir yandan da
tuttuğu şeyleri elinden alıyorken cevaplıyorsun:
“Çok hızlı hareket ettiler, gerçekten üzgünüm-“ adam tabletinle kahveni sana verirken
dert olmadığını söylüyor: sıcak kahveyi kimse üzerinde istemez, değil mi?
Sen gülümserken onun kahvesinin de hazırlandığını ve adama uzatıldığını görüyor,
ardından tekrar ona dönüyorken mavi gözlü adam sana gülümseyerek dönüp çıkışa
gidiyor, kendi hayatına devam ediyorken sen derin bir nefes almış, bir süre ortada
kalıyorsun.
*
“Alec?”
Başını kaldırarak ona baktığında Jace kulaklıklarını senin kulaklarından teker teker
çekiyor, bir yandan da karşına otururken konuşuyor:
“Saati kaçırdın..”
Başını dışarı çevirdiğinde akşam olduğunu fark etmenle ona dönerek özür dilemen bir
oluyor, alarm da kurmuştun, gerçekten“Önemi yok.. Ben de biraz hava aldım, iyi oldu.. Ne çiziyorsun?”
Başını eğerek resmine bakarken ‘bilmem’ diyorsun, hayali bir manzara“Ve Mike..”
Hafifçe gülerken Mike’ı her resme koymak artık bir hobi, o da biliyor. Ne kadar uzun
süredir her resimde bir yerde o da var? Portrelerde onun yüzü, renklerde onun gözleri?
Jace masaya dağıttığın eşyalarını toparlarken ‘neden Mike?’ dediğinde sana bir bakış atıp
tekrar kalemlere dönüyor, cevaplıyor:
“Neden olmasın? Daha iyi bir ismin var mı?”
Omzunu silkerken ona hiç isim vermediğini düşünüyorsun, Jace yıllardır Mike diyor, sen
de karşı çıkmıyorsun.
“Hazır mısın Picasso?”
Gülümseyerek kalkarken hazır olduğunu söylüyorsun, o da bütün eşyalarını toplamış,
hepsini kendi kolu altında tutarken seninle birlikte kapıya giderek konuşuyor:
“Clary çantaları hazırladı, sabah erken çıkacağız, Alicante dolmadan biz varalım diyoruz..”
Başını salladığında seni zorlamak istemediğini söylüyor ama bu sefer gelmen gerekiyor,
bu onuncu yıl ve güvenlik yüzünden hepinizin orada olması gerekiyor, tam takım.
4
Awakencordy
merkez-masa.com
“Jace, sadece o dönemi hatırlamıyorum, 1 aydır her gün söylediğin şeyleri değil..
Biliyorum, geleceğim..”
Jace gülümserken sadece şüpheye yer bırakmamaya çalıştığını söylese de onu metronun
merdivenlerine ittirdiğinde gülerek iniyor, sen de peşinden gidiyorsun.
*
“Hazır mısın?”
Derin bir nefes alarak başını salladığında Jace bir elini, Clary de diğerini tutarak önünde
açılmış portala giriyor, seni de yanlarında götürüyorlar.
Alicante hala gördüğün en güzel şehir.
Jace ve Clary’i karşılayanları bırakarak geniş koridorlarda ilerleyip taş balkona çıkarak
şehri bulduğunda parmakların kalemlerini özlüyor.
Cam duvarlardan akan sular, ormanlar, uçan kuşlar ve kalabalıkHer yer, her yer dolu.
‘Başardık, başardık.’
Kendi kendine hafifçe ‘başardık’ dediğinde parmakların taşlardaki güneşi hissediyor, kendi
kendine gülümsüyorsun.
Nasıl yaptığınızı tam olarak bilmesen de, başardınız.
*
Fernando Velázquez – He Looked So Happy
Gece zirveye ulaşacak kutlamalar şimdiden başlamış, sokaklar hınca hınç dolu, herkes
mutlulukla ve neşeyle oradan oraya gidiyor, dans ediyor, uzun süredir görmediği
dostlarıyla kucaklaşıyorken sen ellerin cebinde, onların arasında geziniyorsun.
10 yıl önce her gün doğumu son günü getirebilecek gibiyken şimdi yarına dair planlar
yapabilenlerden olmak kıymetini bildiğiniz bir lüks. Gelecek kaygısı taşımamak, geçmişi
sadece geçmiş olarak hatırlamakSen hariç.
Yanından geçtiğin herkes sana gülümsüyor, selam veriyor, yol gösteriyor. Onların
geleceği için kendi geçmişinden vazgeçmiş adam diye düşünüyorlar, söylüyorlar,
fısıldıyorlar.
Acaba nelerden vazgeçti, neleri sildi.
Parmakların bir çiçekçinin sattığı çiçek demetlerinin uçlarında gezinirken bunu en son ne
zaman merak ettiğini düşünmeden edemiyorsun. ‘Ne unuttum Jace? Beni tanıyanlar
bazen ağlayacak gibi duruyorlar-‘ demenin üzerinden en son ne kadar zaman geçti? Onun
sana sarılarak dert etmemeni, geleceğinin açık olduğunu söylemesinin üzerinden?
5
Awakencordy
merkez-masa.com
Mavi yapraklı çiçekler parmak uçlarını öperken uzun zaman sonra ilk defa tekrar merak
ediyorsun.
Unutmaya değer miydi?
Öyle umuyorsun.
*
Herkes dans ediyorken sen kenarda gülümsüyor, ortadaki Clary ve Jace’e başını
sallıyorken onların görüntüsünü takip ediyorsun. En güzel çift yıllardır onlar, hep onlar.
El çırparak onların birbirlerine verdikleri sözün başlangıcına gülümsüyorken tutup
tutmayacaklarını merak ediyorsun: ‘on yıl sonra evleneceğimizi söyledi, ancak o zaman
bittiğine inanacakmış, bu kız deli Alec.’
Çevrendeki gülenler ve alkışlayanlar belli belirsiz sustuğunda o tarafa dönünce herkesin
ilerideki bir adama baktığını görüyorsun. Önemli biri gelmiş olmalı.
Zachariah? Belki.
Yüzünü göremediğin siyah saçlı bir adam arkasını dönmüş, başka biriyle konuşurken
diğerleri senin tarafını gösterince adam oraya dönüyor ve tüm kalabalığa rağmen seni
buluyorken göz göze geldiğinizde sen de ona bakıyorsun.
Sarı gözleri, güneş bronzu teni ve siyah saçları var ama ilgini çeken o değil.
Bir an, göz göze kaldığınız o tek bir an o kadar mutlu gözüküyor ki sanki tüm dünyalar
onun olmuş gibi duruyorken senden başka birine baktığından emin, başını çevirerek kimin
onu o kadar mutlu ettiğine baksan da birini bulamıyor, yine önüne dönüyorken
kalabalığın dans ettiğini görünce tekrar Clary ve Jace’e dönüyorsun.
Herkes ne kadar mutlu.
*
“Sen Alec misin?”
Küçük bir kızın bacağına asılarak sorduğu soruyla manzaradan koparken dönerek onun
sorumlusunu arasan da etrafta kimse gözükmeyince tekrar ona dönüp alçalıyor,
cevaplıyorsun:
“Evet.. Sen kimsin?”
“Marla..”
“Merhaba Marla.. Annen ya da baban nerede?”
Küçük sarışın eliyle meydan tarafını gösteriyorken kalabalıkta kimseyi bulamayacağın için
onların sizi bulmasını beklemeyi tercih ederek yere oturduğunda Marla da seninle birlikte
yere oturup soruyor:
“Herkes senin hatırlamadığını söylüyor.. Doğru mu?”
Onaylarken taşların arasından çıkmaya başlamış otlardan birini yoluyor, yavaş yavaş
parçalara ayırıyorken cevaplıyorsun:
“Savaşın son gününde hepimiz bir şeyden vazgeçtik.. Benden anılarımı istediler..”
6
Awakencordy
merkez-masa.com
Diye anlattılar.
“Neden?”
Başını çevirerek miniğe baktığında senin yıllar önce sorduğun soruya karşı ezberlediğin
cevabı vererek anlatıyorsun:
“En önemli şeylerden oluşturduğumuz bir silah yapıyorduk da ondan.. Hepimizden birer
parçayı birleştiren güç benden anılarımı istedi..”
“Kimi unuttun?”
Kimi. Neyi değil.
Derin bir nefes alarak manzaraya dönerken parmağın otu kendine sarıyor, cevaplıyorsun:
“Arkadaşım bana savaşla ilgili bazı detayları unuttuğumu söylüyor, ki bu iyi bir şey, eğer
hatırlasaydım çok kötü şeyler hatırlayacaktım, öyle anlatıyor..”
Marla anlamadığı belli, sana bakıyorken sen açıklıyorsun:
“Savaştaki ortağımı unutmuşum.. Onun çevresindeki olayları unutmuşum..”
“O kimmiş?”
Gülümserken hatırlamadığını söylüyorsun. Adını her gün saatlerce suratına bağırsalar da
bir an sonra unutursun, bir işe yaramaz. Herkes önünde saatlerce her şeyi anlatsa dahi
anlamazsın, gözünü bir kere açıp kapatman yeterli.
“Bilmiyorum.. Ama herkes iyi biri olduğunu söylüyor.. Bizi kurtarmış..”
Marla şiddetle başını iki yana sallarken ‘hayıııır’ diyor, ‘hayır, bizi Alec Lightwood kurtardı!’
Herkese öyle anlatıldığını bildiğin için hafifçe gülümsediğinde o ciddiyetle evde, okulda,
ailede, yollarda öğretileni tekrarlıyor:
“Alec Lightwood çok seviyordu, çok güçlüydü-bizi o kurtardı!”
Başını sallıyorken onun elindeki çiçeği alıp kulağının üzerine takıyor, bir yandan da
gülümseyerek öyle yaptığını söylüyorsun.
Hatırlamasan da.
*
David Bisbal – Burbuja
Gecenin dönmesiyle Alicante’nin dört yanındaki kuleleri koruyan adamalar özel bir sihirle
donatılmış, her biri farklı bir renkle parladığında karşı karşıya duran mavi ve sarıya çalan
kahverengi -bal rengi?- kuleler dudağını kemirmene neden oluyor.
Kırmızının Clary, beyazı da Jace olduğunu biliyorsun. Mavi
kaybettiklerinizin olmalı. Dört renk, dört etki, dört farklı ihtimal.
senin,
sonuncu
da
Herkes alkışlıyor, seni tanıyanlar seni işaret ediyorken sen yapabildiğin kadar kibarlıkla
gülümsüyor, bir yandan da Jace ve Clary’i arıyorsun. Onlar bu durumlarda ne yapman
gerektiğini biliyor, senin yerine hatırlıyorlar.
7
Awakencordy
merkez-masa.com
Kalabalıkta ilerleyerek onları aranırken birisi sana yaklaşmış, adını söylediğinde ona
dönüyorsun: senden biraz daha uzun boylu, yakışıklı bir adam. Sarı gözleri endişeyle
karışık bir ilgiyle sana bakıyorken sen kaşlarını kaldırdığında nefesi boğazında kalmış gibi
bir ses çıkartıyor, sen de iyi olup olmadığını soruyorken o cevaplıyor:
“Gözünü kırpma, kırma-“ çevrenizde bir sessizlik oluşuyorken sen o tarafa baktığında
önündeki bir adam ‘hayır!’ diyor, irkilerek ona döndüğünde sarı gözlü bir adam bulurken
o ellerini kaldırmış, konuşuyor:
“Alec?”
Onaylayarak ‘evet?’ dediğinde o sana bakıyor, sen ona bakıyorsun, çevrenizdekiler
konuşmuyor, sen ne olduğunu anlamaya çalışsan da başarısız olurken Jace ve Clary’e
bakmak için başını çevirecek olduğunda ‘hayır’ diyerek atılıyor, sense farkında dahi
olmadan hançerini çekerek ona bakarken o tekrar ellerini kaldırıyor.
İkiniz göz göze, sen dikkatle onun her hareketini izliyorken yutkunarak özür diliyorsun.
Hançer hiç bırakmadığın bir alışkanlığın: uzun yılları hatırlamayan bir adam bazen metal
bir güven istiyor.
“Önemli değil.. Ani hareket ettim, dert değil.. Alec, beni hatırlıyor musun?”
Reddettiğinde gözünü kapatmamanı söylüyor, sen de kapatırsan ne olacağını soruyorsun.
Çevrenizdeki fısıltı artıyor.
Nefesleri hızlı, tüm dikkatiyle sana bakıyorken ‘Magnus der misin?’ dediğinde kaşlarını
çatıyor, ‘neden?’ diyorsun. İsmini söyleyişini net duyamasan da dudaklarının Magnus
şeklini aldığını düşünüyorsun. Herhalde öyle dedi ancak bu söyleyeceksin demek değil.
Bilmediğin kelimeleri söylememeyi çocukken öğrendin.
“Benim adım.. Savaşta benimle çalışmıştın, hatırlamıyorsun..”
Bakışlarını ondan ayırmazken ‘doğru mu söylüyor?’ dediğinde çevrenden kollektif olarak
yükselen ‘evet!’ ile kaşlarını çatsan da dudakların kuru, sırf oldukça içten gözüktüğü için
adamın dileğini yerine getiriyorsun:
“Peki.. Beni geriyorsun, benden istediğin bir şey mi var Magnus?”
Sarı gözleri dolu dolu olmuş adam başını iki yana sallarken ‘yok’ diyor, ‘istemiyorum’.
Garip adam seni izlemeye devam ederken gözünü kırpıştırıp Jace ve Clary’i arıyorken
kalabalığın seni izliyor olması seni gerse de yoluna devam ederek siyah saçlı bir adamı
geçip arkadaşlarını arıyor, daha ne kadar kalacağınızı öğrenmek istiyorsun.
*
“Burada dur..”
Jace’in söylediğini yaparken sırtını mavi kuleye verip bir yandan da ne yapacağınızı
soruyorken o sadece duracağını söylüyor, gerisini Magnus halledecek.
“Kim dedin?”
Jace başını silkelerken ‘büyücü’ diyor, sen de gürültüden duyamadığın şeye başını
sallayarak Clary’nin büyücüyü getirmesini bekliyorsun. Jace’in anlattığına göre 10 sene
önce de dördünüz bu büyüyü beraber yaptınız fakat tamamen farklı koşullarda. Büyünün
8
Awakencordy
merkez-masa.com
tamamlanması ve oturması için bugün burada olmanız gerekiyordu, tek yapmanız
gereken bu.
Clary ‘geldik’ dediğinde sen oraya dönüyor, onun yanında getirdiği sarı gözlü bir adamı
görürken gülümseyerek ona başını sallıyor, elini uzatırken de cevaplıyorsun:
“Alec..”
Adam bir an sana baksa da ardından elini uzatarak ‘Magnus’ diyor, sen gürültüden pek
anlamasan da kibarlıkla başını sallayıp diğerlerine dönerek soruyorsun:
“Ne yapacağız?”
Clary ‘duracağız, o halledecek’ dediğinde dönerek karşında duran sarı gözlü adama
bakıyor, gülümseyerek selam veriyorsun. Büyücü o olmalı.
Evet gerçekten o olmalı çünkü elini havaya şöyle bir savurduğunda çevrenizde bir küre
oluşuyor, o da ‘dışarıdakiler görmüyor’ derken Clary ‘ne söylediğinin bilinmemesi
gerekiyor’ diye açıklıyor, güvenlik için.
Sen onaylayarak beklerken başını kaldırıp küreye bakıyor, ardından tekrar diğerlerine
dönüp önünde duran sarı gözlü bir adama bakıyorsun, o ise sana bir bakış atıp tekrar
havaya çizdiği minik işaretlere dönerken Jace sessiz olduğu için sen de sessiz duruyorsun.
Adamın çizdiği işaretler ardında sarı, mavi, kırmızı ve beyaz izler bırakıyorken renklerin
birbirine geçişini izlemek hipnotik bir etki yaratıyor. Sessiz, onun işini bitirmesini
beklerken o bir süre sonra ‘bitti’ dediğinde üçünüz aynı anda başlarınızı kaldırıp kulelere
bakıyorsunuz: adamalar daha da güçlü parlıyor.
Çevredeki herkes alkışlayarak kutlarken Clary gülümsüyor, sen de ona gülümsedikten
sonra karşına dönerken nefesin kesilerek soruyorsun:
“Magnus?”
Küreyi inceleyen adam o kadar hızlı başını çevirerek sana dönüyor ki sen boynunun
incinmiş olması gerektiğini düşünürken Jace garip bir ses çıkartıyor, Magnus ise soruyor:
“Alec?”
Gülümserken ‘evet?’ diyorsun, o ise gözleri kocaman olmuş, ‘beni tanıyor musun?’ diye
sorarken sen diğer ikisine bakarak onun ne demek olduğunu soruyorsun.
Ne demek istiyor?
Ancak diğer ikisi de benzer birer şaşkınlık içerisindelerken Magnus ilerleyerek bir an sonra
dudaklarını örtünce sen panik dolu bir sesle ona tutunsan da hem sağından hem solundan
eller sana destek oluyor, Magnus seni kendine çekiyorken hiç böyle öpülmemiş, başın
dönerek kendini ona bırakırken ayrıldığınızda dudağını ıslatarak soruyorsun:
“Sebep?”
Magnus ağlayacak gibi bir ses çıkartarak ‘hiç’ derken yüzünü tutuyor, ‘hiç meleğim, bir
şey yok’ diye mırıldanırken sen bir şey olduğunu anlasan da o sırada gördüğün şeyle
yavaşça onun kolundan çıkarak işaret ediyorsun:
“Adamalar soluyor-“ Clary ve Jace oraya bakarken gözlerini senden ayırmayan Magnus
‘önemi yok’ diyor, ‘büyü oturuyor, birazdan söner-‘ sesi boğulduğunda sen ne olduğunu
9
Awakencordy
merkez-masa.com
soruyorsun, o ise gözleri dolmuş, uzanarak yüzünü tekrar tutarken yine ‘hiç’ diyor ama
Clary ‘Magnus?’ derken gözlerini senden ayırmayan sevgilin cevaplıyor:
“Adamalar sönene kadar..”
Clary elini ağzına kapatırken sen ona ve Jace’e bakıyor, ‘ne?’ diyorsun ama Jace bir şey
olmadığını söylerken onlardan cevap alamayacağın ortada.
Magnus’a dönerek ne olduğunu bastıracak olsan da o elini indiriyor, sense karşındaki sarı
gözlü bir adamın gözleri dolu dolu sana baktığını görürken endişeyle soruyorsun:
“İyi misiniz?”
Adam başını iki yana sallarken hafifçe gülüyor ama o kadar acı dolu ki sen diğer ikisine
dönecek olsan da etrafınızdaki küre yok olduğunda sihre gülümsemeden edemiyorsun:
kar tanesi gibi dantel dantel açılarak yok oluyor, ne kadar zarif, ne kadar ince.
*
Bill Thompson – Bella Notte
Jace ve Clary söz verdikleri gibi evlenme kararı aldıklarında Clary önünde yere diz
çökmüş adama başını sallıyor, ikisi kalabalığın alkışları arasında sarılıyorlarken sen
arkandan karnına sarılan kollarla bir an irkilsen de sonra ona gevşeyerek cevaplıyorsun:
“Sonunda oldu..”
“Ve sen de bana kaldın.. Nihai planım gerçekleşti..”
Güldüğünde Daniel da sırıtarak ilerideki arkadaşlarınızı izliyor. Etrafı tamamen mutluluğun
sardığı bu gecede sen derin bir nefes alarak ona yaslanırken Daniel bir süre sonra seni
hafifçe sarsıp ayrılıyor, ikiniz beraber köprülere giderken arkadaşın soruyor:
“Çok bir şey kaçırdım mı?”
Omzunu silkerken ‘pek değil’ diyorsun ama gülümseyerek devam ettiğin şeyi o da biliyor:
“Benim hatırladıklarıma güvenilmez, değil mi?”
Mavi gözlü arkadaşın gülerek onay verirken asma köprünün kenarına tutunarak aşağı
eğiliyor, yüksekliğe bakıyorken sen nedensizce yapmamasını söylüyorsun, o da başını
kaldırarak sana bakınca tekrarlıyorsun:
“Yapma.. Geri çekil..”
Daniel söz dinleyip dikleşiyor ve etrafı adam gibi izliyorken sen de derin bir nefes almış,
soruyorsun:
“Daniel, bir şey istesem-“
“Yaparım ama lütfen basit bir şey iste..”
Onun hazırlığına gülümserken bu adamı ne yaparak hak ettiğini yine merak ediyor ama
sormuyor, onun yerine cevap veriyorsun:
“Enstitü’ye gidebilir miyiz?”
10
Awakencordy
merkez-masa.com
Köprünün diğer ucundaki asmaya sarılmış adam bir anda hareketsizleşirken sen ne
istediğini biliyor, bekliyorsun.
*
“Neden?”
Omzunu silkerken görmek istediğini söylediğinde Jace huzursuz görünüyor, Clary’nin
sorduğu sorudan sonra da kendisi konuşuyor:
“Alec, orayı kapatmamızın-“
“Bir nedeni var, biliyorum.. Ne olduğunu bilmesem de.. İçeri girmem güvenli değil mi?”
“Sana güvenli.. Sanırım.. Bilmiyorum, en son girişinin üzerinden zaman geçti Alec,
girmesen olmaz mı?”
Bir kere inat etmiş, gireceğini söyleyince o da ‘iyi tamam’ diyor, sonra Daniel’a dönerek
konuşuyor:
“Magnus’a da söyleyin, nasılsa o açacak..”
Daniel tamam derken sen ‘kime?’ diyorsun, tam duyamadın.
“Büyücüye.. Gel..”
İkiniz Jace ve Clary’e iyi geceler dileyip Büyücü’yü aramaya giderken sen adamın adını
sorduğunda o bir şeyler söylüyor ama etraf bu gece çok uğultulu, isimleri ısrarla
duyamıyorsun, yine sormak da rahatsız edici hissettirir gibi geliyor, susuyorsun.
İlerideki oturma gruplarından birine giderken Daniel yarı yolda gelerek senin burada
beklemeni istiyor, sebebini sorduğunda da cevaplıyor:
“Kimin istediğini ancak kabul edince söyleyeceğim.. Bekle..”
Başını salladığında o uzaklaşıyor, sense senden başka kimin isteyebileceğini merak
ediyorsun, oraya senden başka girmek isteyen biri olabilir mi? Herkes geçmişten
kaçmaya çalışıyor.
Hatırladıkları için.
*
Atli Örvarsson – Pretty Far from Brooklyn
Daniel’ın sırtı sana dönük adamla konuşması ve sonra yanına gelip hallettiğini söylemesi
üzerine uzun süredir hissetmediğin bir heyecanla nasıl yapacağınızı soruyorsun, yanına
gelmiş diğer adam da cevaplıyor:
“Portalı açacağım, Daniel sen ona yardım et.”
Daniel senin elini tutarken sen sarı gözlü adama teşekkür ediyor, onun açtığı portala
bakarken de Daniel’a soruyorsun:
“Büyücü de gelmeyecek miydi?”
Daniel cevap vermek yerine seni ittirince sen içeri geçiyor, New York gecesine girerken
önündeki büyük yapıya bakıyorsun.
11
Awakencordy
merkez-masa.com
Tıpkı hatırladığın gibi. En azından bazı şeyler hala hatırladığın gibi.
Portal arkanızdan kapanırken geriye döndüğünde sarı gözlü bir adamın elini kendi siyah
saçlarından geçirmesini yakalıyor, onun kim olduğunu soruyorken önüne dönüp binanın
kapısına gittiğinde Daniel da peşinden geliyor.
Bir sonraki adımında görünmez bir bariyere çarpınca hafif bir ses çıkartıyorsun, Daniel da
şaşkınlığına gülerken cevaplıyor:
“Boşuna kilitli demedik şaşkın melek, içeri girilmiyor..”
Ellerini görünmez bariyere koyarak sihrin parmaklarını karıncalandırmasını hissederken
uzun süredir sihir hissetmediğini mırıldandığında Daniel sesi yumuşak, soruyor:
“Alec, en son ne zaman sihre dokundun?”
Parmakların havada mavi pırıltılar çıkartan duvarda yükselip alçalıyorken ‘bilmem’
diyorsun; muhtemelen çocukken. Uzak anılar gibi hissettiriyor.
*
Büyük kapılar iki yana açıldığında nefesin kesiliyor.
İçerisi harabe.
Devasa kapıların ortasında kendini minicik hissederek içeri doğru bir adım attığında
Daniel’ın bir elinde stele, diğerinde de hançerini taşıdığını fark etmiş, soruyorsun:
“İçeride biri olabilir mi?”
Belli olmaz derken nereye gitmek istediğini sorduğunda sen büyük girişte kalmış, başını
kaldırarak patlamış çatının aralarından yakaladığın gökyüzüne bakarken cevaplıyorsun:
“Bilmiyorum.. Odam?”
Daniel onaylayarak öne düştüğünde sen onun peşinden gidiyor, kolyeni çıkartmış, beyaz
adamanın yaydığı ışıkla basamakları tırmanıyorken bırakılmış eşyalara basmamaya
çalışıyorsun.
Her şeyi bırakıp gitmişler.
Daniel üst kata eriştiğinizde sağa kırıyor olsa da sen sırtındaki ürpertiyle dönerek aşağı,
karanlığa baktıktan sonra fırladığında birisi arkandan ‘Alec!’ diyor ama tanıdığın bir ses
değil, onun sesine Daniel’ın ‘Alec, nereye?’si karışırken sen koşarak kalıntıların üzerinden
geçiyorsun.
İleri, ileriTahta kapıları iki kolunla iterek kütüphaneye daldığında o da bir nefes arkandan dalıyor
ama aradığın şeyi bulmuş, önüne bakıyorken daha fazla koşmuyorsun.
Orada.
Kütüphanenin -ve enstitünün- tam ortasında büyük, hatta devasa mavi bir küre dolusu
enerji son hızla kendi içerisinde dönüyor, patlamaya hazır bir süpernovayı andırıyorken
nefesin kesilmiş, soruyorsun:
12
Awakencordy
merkez-masa.com
“O nedir?”
Daniel yanında, ‘sen’ dediğinde nefesin kesilirken ‘nasıl?’ diye soruyorsun.
Nasıl ben?
Daniel yine kaçmanı engellemek istermiş gibi bileğini tutarak son büyü sırasında bunun
oluştuğunu söylüyor, Enstitü bu yüzden kapalı: novayı engelleyemiyor veya
kaldıramıyorlar.
Başını parlak maviden çevirerek ona bakarken ‘büyücü olan?’ diye soruyorsun. O da mı
kaldıramıyor? En güçlü olanın o olduğunu söylemişlerdi.
“Kaldırmamayı tercih ediyor. Bunu kaldırırsa senin başka şeyleri de kaybetmenden
korkuyor.”
Hayretle tekrar büyük mavi novaya dönerken ‘benim için Enstitü’yü mü kapattınız?’
dediğinde sesinde öylesine büyük bir şaşkınlık var ki ‘şaşkın melek’ ünvanı bir kez daha
sana oldukça uygun görünüyorken o cevaplıyor:
“Alec, yapabileceğimiz en kolay şey buydu..”
Beyaz ışıklar mavinin içinde ne kadar da güzel dolaşıyor, ne kadar da hızlı hareket
ediyorlarFarklı renkler de var. Arada minik, küçük, bal renkli teller“Hayır Alec..”
Nova’ya uzandığını bileğin tekrar indirilirken anladığında ‘neden?’ diyorsun, o da
cevaplıyor:
“Dokunduğunda senden daha fazla hatıra alıyor.. Yeterince şey kaybettin..”
Daha önce de buna dokunmuş olmalısın.
Bakışlarını tekrar tüm kütüphaneyi dolduran ışığa çevirirken ‘ne kadar güzel gözüküyor’
dediğinde sanki birisi hayal meyal ‘çünkü o sensin’ diyor ama Daniel yanında ve o bir şey
söylemiyor.
*
Daniel orada bekleyeceğini söyleyerek seni serbest bıraktığında Enstitü’nün gerisi
hatırladığın gibi, sadece dağınık ve unutulmuş.
Üst katların basamaklarını bitirerek koridorun sonundaki odana ulaştığında kapı aralık.
Geri dönecekmişsin gibi duruyor.
Bu dönüşün sayılır mı?
Ahşabı yavaşça ittirerek içeri girdiğinde göğsündeki adama parlak, tozlu odayı
aydınlatıyor. 10 sene öncesinde kalan genç bir delikanlının odası. Haritalar, atlaslar,
defterler ve kıyafetler.
Geri dönecekmiş gibi duruyor.
13
Awakencordy
merkez-masa.com
Odada ilerlerken ışığının erişmediği yerlerde sanki geçmişten gelen fısıltılar var, havada
duruyorlar ama dokunamıyorsun: güneşli günlerde elini havada uçuşan tozlardan
geçirmek gibi, oradalar ama ulaşılamıyorlar.
Ama hep çevrendeler.
Yatağa oturarak başucundaki beyaz kutup ayısını alırken minik oyuncağın tozlu kafası onu
okşamanla temizleniyor, mavi gözleri sana bakıyorken hafifçe gülümsüyorsun. Kim bilir
nerede aldın, ya da kim sana verdi.
Derin bir nefes alarak ayağa kalkıp cama ilerlerken kanatları açtığında hiçbir Sıradan’ın
göremeyeceği manzara ayaklarının ucuna seriliyor. New York en iyi açısıyla gözlerinin
önünde.
Ellerini yavaşça pervaza koyarken temiz havayı içine çekiyor, gençken burada yaşamanın
nasıl olduğunu hatırlıyorsun: huzur dolu sabahlar, sessiz akşamlar, yakalayamadığın
yüzlerin arasında Jace, annen, babanParmakların pervazda kıvrılırken tırnakların taşa sürtünse de ince bir kabartı parçası
hissedince parmağını daha da kıvırıyor, bir yandan da öne eğiliyorsun“Alec?”
İrkilerek o tarafa dönerken parmakların her ne söktüysen avcuna gizlemiş, Daniel’a onu
korkuttuğunu söylediğinde Daniel temkinli, camdan uzaklaşmanı söylüyor ve soruyor:
“Gidelim mi? Merakın geçti mi?”
Ona ilerlerken neden öyle söylediğini sorduğunda Daniel genelde birkaç ayda bir buraya
gelmek istediğini söyleyince kaşlarını çatıyor ama bir şey söylemiyor, onu geçerek
merdivenlere gidiyorken basamakları hızla indiğin sırada avucunu açarak ne bulduğuna
bakıyorsun.
Damla şeklinde kehribar renkli bir taş. Altın bir zırhı var.
Oraya saklanmıştı. Sen saklamıştın.
Taşı cebine sokarken sana yetişen Daniel’a gülümsüyor, eve gitmeye koyuluyorken düğün
hakkında ne düşündüğünü sorduğunda sohbet etrafınızda, dışarı çıkıyorsunuz.
Taş cebini yakıyor.
*
Atli Örvarsson – Your Secret Is Safe
Daniel gittikten sonra kapıyı kilitleyip salonunda ilerliyor, bir yandan da elini cebine
daldırarak taşı çıkartıyorsun. Her minik harekette içindeki ışık yer değiştiriyor.
Neden oradaydı? Neden oraya saklanmıştı?
Acaba kim verdi?
Hatırlamadığına göre unuttuğun partnerinle ilgili olduğunu düşünüyorsun ancak onunla
ilgili her şeyi unutuyor olman gerekmiyor mu? Yoksa bu taşa her baktığında tekrar tekrar
ilk defa mı hatırlıyorsun?
14
Awakencordy
merkez-masa.com
Hayır. Hayır, taşı camın pervazından söktüğünü hatırlıyorsun, unutmadın.
İç çekerek odana gidip buradaki yatağına çökerken hayatının büyük bölümünü geçirdiğin
odanın bu odaya yardımcı olmasını umuyorsun.
Neden sakladın?
Bir delikanlının diğerlerinin bulmasını istemediği şeyler arasında bir taş pek de listeye
giren bir şey olmasa da gerçek ortada.
Taşı kaldırıp dudaklarına sürterken kesiminin pürüzleri yeni ve derin bir nefes almana
neden oluyor.
Ne kadar çok soru var ve ne kadar az cevap.
*
Pink Martini – Aspettami (First Recording)
Tavanı izlerken sızdığın uykunu bölen piyano ve kadın sesiyle gözlerini açtığında bir süre
sesin nereden geldiğini pek de anlayamıyorsun ancak anladığında nefesinde hafif bir
gülüş, yatakta dönerek yine tavanı buluyorsun.
Gizemli komşun.
Buraya taşınmadan önce apartmanı gezerken bina sahibi onun kendi halinde ama garip
bir adam olduğunu söylemiş, senin dairende yaşayanların ondan pek şikayetçi olmadığını
belirtmişti ancak esas onayı Jace vermiş, adamla tanıştıktan sonra buraya taşınabileceğini
söylemişti.
‘Zararsız bir adam, varlığını fark edeceğini sanmam.’
Arkadaşının adam hakkında edindiği izlenim doğru çıktı: arada sırada üst kattan gelen
sesler dışında adamı ne gördün ne de duydun.
Ona dair bildiğin tek şey arada sırada üzüntülü şarkılar dinlediği. Şimdiki gibi.
Parmakların saçlarında, siyah uçları göremesen de yavaşça parmakların arasında
döndürüyorken onun neden hep böyle üzgün şarkılar dinlediğini merak ediyorsun. Neyin
üzüntüsünü yaşıyor? Hep uzakta olan bir aşka dair şarkılar dinliyor, sense tanımadığın bir
adamın üzüntüsünü merak ediyorsun.
Yatakta dönerken yukarıdaki piyano başa sarıyor, sense uzanarak taşı parmakların
arasına alırken hafifçe gülümsüyorsun.
Bugün yeni bir şeyler başladı, neden olmasın?
*
Adama kolyen tişörtünün içinde, taşın cebinde, tamamen Sıradan gibi göründüğünden
emin olduktan sonra uzanarak kapıya vuruyorsun.
Adımlar kapıya yaklaşırken içinde hafif bir heyecan var. Belki aptalca ama yıllardır
duyduğun biriyle tanışmak heyecan verici.
15
Awakencordy
merkez-masa.com
Kapı açılarak komşunun suratını görmene izin verdiğinde ikiniz de ilgiyle birbirinize
bakıyorsunuz.
Senden daha uzun, siyah saçları ve bal renkli gözleri var.
Ayrıca kıpırdamadan sana bakıyor.
Kapıyı sen çaldın, değil mi?
“Merhaba, ben Alec-Alexander.. Aşağı katta yaşıyorum, daha önce hiç görüşmedik ve bu
saat pek de uygun değil biliyorum ama müziği duyunca neden olmasın dedim-“ elindeki
kupalardan birini ona uzattığında bal renkli bakışları aşağı inerek içindekine bakıyor.
“Süt. Kurabiyem kalmamıştı-“
“Süt..”
Onayladığında dudağını kemirerek sana bakıyor, ardından kapıdan çekilerek sana yol
verirken sen de içeri giriyor, ona gülümsüyorsun ama eşikten geçtiğinde aldığın nefes
manasızca sana büyük bir şey yapıyormuşsun gibi hissettiriyor.
Klasik utangaçlığını zorladığın için olmalı.
*
IKEA gibi duran evde ilerleyerek mutfağa girdiğinizde o dolaplardan birini açarak bir poşet
çıkartıyor, ardından açarak ilerlerken sen paketi tanıyınca gülerek işaret ediyorsun:
“Benim de en sevdiğim onlar..”
Sana bakmadan ‘öyle mi?’ diyerek kurabiyeleri tabağa dökerken bir an rahatsız
hissetmeden duramıyorsun. Gecenin bir yarısı evine daldın, tabii ki lanet olacak. Sen hiç
eve bile almazdın.
Kurabiye dolu tabağı ortanıza koyup hala elinde duran diğer kupayı alırken diğer
iskemleye oturuyor, ardından sana bakıyorken sen ayakta kalmış, neredeyse kekeleyerek
konuşuyorsun:
“Rahatsız ettim-düşünmedim, gideyim-“ dönerek kapıya giderken onun arkandan iç
çektiğini duyuyorsun, doğal olarak. Kim bilir nasıl lüzumsuz görünüyorsundur.
Hızlı adımlarla çıkıp kapıyı arkandan çektikten sonra aşağı indiğinde kendi evin bir
sığınak, sessiz bir huzur.
Bir süre sonra yukarıda klasik bir müzik duyulduğunda sen dudağını kemirmiş, tavanı
izleyerek sırtını kapıya veriyor, sesini çıkartmıyorsun.
*
Fariborz Lachini – Blossom
Ertesi akşamüstü eve gelirken aldığın pakete ‘rahatsızlık verdiğim için özür dilerim’
notunu iliştirip onun kapısına bırakıyor, sonra tekrar aşağı iniyorken mutfakta çay
yaptığın sırada kapın şiddetle vuruluyor, ardı ardına vuruluyor, koşarak oraya giderken
bileğinin içindeki hançer sana sağlamlık veriyor“Beni hatırlıyor musun?”
16
Awakencordy
merkez-masa.com
Adamın suratına bakarken şaşkınlıkla ‘evet?’ dediğinde bu sefer garip görünen o. Neden
onu hatırlamaman gerekiyor? Daha doğrusu“Daha önce hatırlamadım mı?”
Bir an ne diyeceğini bilemezmiş gibi dururken sözlerini tekrar bulunca gergin, cevaplıyor:
“İlk taşındığın dönem-neyse-“ herhalde savaş sonrası onu gördün ama hatırlamadın,
doğal, o zaman çok git gelin vardı ama adam onu ciddiye almadın sanıyorduysa“Özür dilerim, gerçekten.. Eminim benim hatamdır, dün de hatalıydım-“
“Değildin.”
Onun kesin sesiyle ‘peki’ dediğinde o elinde hala taşıdığı kurabiye paketi ve notu, bütün
dünyası karman çorman olmuş gibi durarak sana bakıyorken sen de pek emin değil,
soruyorsun:
“Süt?”
Adam gülünce sanki yeni bir şarkı başlıyor, seni de gülümsetiyor.
*
“Güzel Sanatlar’da okuyorum, son sınıftayım-“ kurabiyesini sütüne batırırken ‘okul için
yaşlı değil misin?’ dediğinde gülümseyerek 30 yaşında olduğunu söylüyor, sonra da
cevaplıyorsun:
“Hayatıma dair istediğimi yapma şansım biraz geç geldi..”
Seni izlerken sesini çıkartmıyor, sadece sessizce kurabiyesini çiğniyor. Sessizliği ilgi çekici
derecede rahat, seni sıkmıyor.
“Sen ne yapıyorsun?”
İlgi kendisine dönünce ‘oh’ diyor, dikleşirken cevaplıyor:
“Yazar-yazar! Yazı yazıyorum-“
“Bildiğim bir şey var mı?”
Gülerken reddediyor, kimsenin anlamadığı ıvır zıvırlara dair yazılar yazıyor, gerisinde de
ailesinden kalmış birikimi yiyor, ona dair özel bir şey yok inan“Sanmıyorum.. Yani, herkes özeldir, değil mi?”
Gözlerinde ilginç bir pırıltı, ‘öyle’ dediğinde senin gözlerini kaçırmana neden oluyor,
gülümsüyorsun.
*
Sütler bittikten sonra sen ‘yemek söyleyecektim, sen de bir şey ister misin?’ dediğinde
bal gözleri parlayarak onay veriyor, bir yandan da paketi kapatıyorken kazağının kolu
yukarı sıyrıldığında gördüğün işaretle onun bileğini yakalaman bir oluyor.
Açık renkli tenin üzerinde duran siyah işaret bildiklerinden: aidiyet.
Bakışlarını ona kaldırdığında burnundan verdiği nefesi sessiz, onun bileğini bırakınca
cevaplıyor:
17
Awakencordy
merkez-masa.com
“Sohbetin konusu acilen değişecek, değil mi?”
Onay verdiğinde bu sefer kendini garip hisseden o, açıklayarak cevaplıyor:
“Savunma olarak senin bana geldiğini söyleyebiliyor muyum? Ben sana dokunmuyordum,
sen geldin-“
“Kim olduğumu biliyorsun-“
“Kim olduğunu hepimiz biliyoruz.. Sen kendini tanıtmadan seni tanıdığını söyleyenlerden
bıkmadın mı?”
Gerginlikle ona bakarken hak versen de dünyaya karşı bir adım geride olman temkinli
olmayı sana öğretmiş durumda.
“Arkadaşın beni onayladı, değil mi? Sen taşınmadan önce beni taradılar, onay
vermeselerdi burada kalmana izin vermezlerdi ya da beni çıkartırlardı.. Onları arayıp
sorabilirsin..”
Doğru.
İkiniz birbirinizi inceliyorken onun bileğini bırakıp bir adım geri atıyor, soruyorsun:
“Eşin nerede?”
Bakışları şaşırmadığın bir üzüntüyle dolarken savaşta yok olduğunu söylüyor.
Şarkıların neden çaldığı belli oldu.
*
Pizza söylemeyi önerdiğinde dehşetle karşı çıkarak bir şeyler yapabileceğini söylüyor:
‘neden o kadar kalorili şeyler yiyorsun!?’
Onun isyanına gülerken dolabında bir şey olmadığını söylesen de o ne zaman aldığını bile
hatırlamadığın malzemeleri dolaptan ardı ardına çıkartıp tezgaha dizmekle meşgul. Jace
almış olmalı.
Kısa bir süre sonra ocaktaki bölmeler yanıyor, aynı zamanda bir sürü şeyi kesip
doğruyorken senin tezgaha dayalı onu izlemenden rahatsız olmuş gibi de durmazken
soruyor:
“Neden kapımı çaldın?”
Bir şey söyleyemezken
cevaplıyorsun:
onun
bıçak
hareketlerini
izliyor,
ancak
bir
süre
sonra
“Neden olmasın dedim..”
Bıçağını durdurarak sana bir bakış attıktan sonra işine dönünce de devam ediyorsun:
“Çaldığın şarkıları bazen duyuyorum..”
Bıçağı tablaya bıraktığında omuzları sertleşmiş görünüyor. Kızacağını mı sanıyor?
“Rahatsız olmuyorum, güzel şeyler çalıyorsun..”
18
Awakencordy
merkez-masa.com
Dönerek sana baktığında ‘duymaman gerekiyordu, duvarlarda engel var’ diyor ama sen
gülümserken elinle başını göstererek cevaplıyorsun:
“İşaretler arada bende işe yaramıyor..”
Seni izlerken ona benzer bir şeyler duyduğunu söylediğinde onaylıyor, anlatıyorsun:
“Her ne olduysa, sen benden daha iyi biliyorsundur, ayarımı biraz bozdu.. Bazı işaretler
bende işe yaramıyor, sessizlik çemberin de ondan duvarı aşıyor olabilir.. Bak-“ kollarını
sıyırıp tişörtünün yakasını açarak gösterirken konuşuyorsun:
“Hiçbir işaretim kalmadı..”
Bakışları kollarında ve boynunda dolaşırken ‘bunu da biliyor olmalıydın’ dediğinde
‘biliyordum’ diyor, ‘ama görmemiştim.’
Doğal olarak.
Derin bir nefes alırken ona gülümsediğinde o da gözlerinde hafif bir mutlulukla sana bakıp
önüne dönüyor, kesmeye devam ediyorken sen öneriyorsun:
“Eğer gerçekten duyulmak istemiyorsan bizim büyücümüze söyleyebilirim..”
Sana bakmadan işine devam ederken
onaylayarak cevaplıyorsun:
‘özel büyücün mü var?’ diye soruyor, sen de
“Normalde hiçbirinden bir şey rica etmiyorum ama Jace bizim dünyamızda kimden bir şey
istesem sorgulanmadan yapılacağını söylüyor-“
“Doğru söylüyor.. Seni reddedecek olanlar karşı taraftakiler olur, o da ortaya çıkar..”
Onaylıyor, ardından anlatıyorsun:
“Bizim takımın ayrı bir büyücüsü var, savaşta da bize oldukça yardım etmiş..”
“Miş?”
Kafanı işaret ettiğinde ‘ah’ diyor, sen de gülümsüyorken devam ediyorsun:
“Öğrendiğime göre onunla iyi geçiniyormuşuz.. Yüz yüze isteyebilecek olmasam da not
gönderebilirim, evindeki işaretleri güçlendirebilir.. Benim evimi de o koruyor..”
Teklifine karşılık o ‘problem değil’ derken kestiği yeşillikleri tabağa aktarıyor: sen rahatsız
değilsen benim çekindiğim bir şey yok.
“Rahatsız değilim.. Hem artık konuşuyoruz da..”
Gülerken garip bir sesle ‘işte o nasıl oldu hala anlamış değilim’ diyor, sense keyifli,
gülümsüyorsun.
*
“Büyücünüz.. Arkadaşınız mı?”
Tabaklarla kanepeye giderken ‘bilmem’ diyorsun, o ise sesini çıkartmıyor.
“Hatırlayamadığım şeyler arasında yer alıyor, merkezde o da varmış.. Ama hala
yaşıyormuş, onu biliyorum.. Ve hala bizimkilerle görüşüyormuş, o da güzel.. En azından
tamamen yalnız kalmadık.. Başka hatırlamayanlar da varsa..”
19
Awakencordy
merkez-masa.com
Otururken ‘var mı?’ dediğinde bilmediğin cevabını veriyorsun.
“Clary’nin anlattığına
biliyorsundur..”
göre
en
güçlü
büyücü
oymuş,
mutlaka
kim
olduğunu
Çatalları ve bıçakları ayırırken tahmin ettiğini söyleyince onaylıyorsun:
“O olmalı.. Tarifesi çok pahalıymış ama bize ücretsiz..”
“Sana olmasın?”
Kendi çatalını alırken bakışlarını kaçırmış, gülümserken mırıldanıyorsun:
“Kötü hissettiği için olmalı.. Herkes benim için kötü hissediyor, bu da size düşen görev..”
Cevap vermezken verebileceği bir cevap olmadığını bildiğin için rahat, çatalı ağzına atıyor
ve tatla ona uzanıp onu dürtüyorken o ‘nasıl?’ dediğinde baş parmağını kaldırıyorsun.
“Bundan sonra her akşam kapını tırmalayabilirim-“ sana bakarken problem olmayacağını
söyleyince memnun, ağzını biraz daha yemekle dolduruyorsun.
*
“Çoğunlukla yalnızım, fakülteye arkadaş bulmak için gitmedim, bizim dünyamızda da
arkadaşım olabilecek çok az kişi var: herkes Lightwood’u görüyor..”
“Hiç arkadaşın olmadığına inanamam..”
Gülümserken ‘hiç demedim’ diyorsun. Jace var, Clary var. Daphne var, Daniel var.
“Hepsinin işleri var, hepsi önemli yerdeler.. Yeni Clave-“
“Yeni Dünya, evet.. Arkadaşa ihtiyacın varsa yardımlarımı sunabilirim, ben de pek meşgul
sayılmam..”
Kaşını kaldırdığında ‘sandığım gibi değilsin’ diyor, sen de gülerken ‘ne sanıyordun?’ diye
sorunca bal bakışları üzerinde, mırıldanıyor:
“Bilmiyorum.. Bana bakınca beni görmeyeceğini düşünüyordum..”
Yutkunurken ‘ama gördüm’ diyorsun, görülmeyecek biri değil: oldukça yakışıklı ve
karizmatik, böyle endişeleri olması manasız ama bir şey söylemiyorsun.
“Ama gördün.. Ben de seni görebilirim..”
Kalbin sekerken bakışlarını kaçırıp tabakları alıyor, mutfağa gidiyorsun.
Uzun süredir kimse seninle flört etmemişti.
Etmiş miydi?
*
Kapıdan çıkıyor, sana dönüyorken bunu yaptığınıza sevindiğini söylüyor.
“Kapımı çaldığın için memnunum..”
Sen de memnunsun.
“Tekrar çalacak mısın?”
20
Awakencordy
merkez-masa.com
Dürüstçe başını salladığında yüzünü aydınlatan gülümsemesi o kadar güzel ki yeni
tanışmış biri için oldukça fazla duygu barındırıyorken soruyorsun:
“İsmin nedir?”
Derin bir nefes alarak sana dönüyorken ‘Dai’ diye cevaplıyor, sen de mırıldanıyorsun:
“Büyük..”
Kaşını kaldırarak sana bakınca gülerek artık çok da kullanılmayan garip kelimeleri bildiğin
cevabını veriyorsun, Dai büyücülükte kullanılan kelimelerden biri, büyük güç gerektiren
büyülerde kullanılıyor.
Derin bir nefes alırken ‘Magnus gibi’ dediğinde duyamamış, kaşlarını çatarak ‘ne gibi?’
diyorsun, o da ‘Alexander gibi’ diyor.
“Alexander da büyük demek.”
Gülerek iyi geceler dilediğinde sırıtıyor, dönerek basamaklara gidiyor.
*
“Stelen yok mu?”
Reddettiğinde kaşlarını kaldırıyor, sen de gülümseyerek cevaplıyorsun:
“Hangi işaretin işe yarayacağı belli değil, risk almama gerek yok.. Ayrıca artık savaşta
değiliz, bir şey istediğimde yapabilecek arkadaşlarım var..”
“Büyücün de var..”
Gülerek onayladığında o da gülümseyerek kurabiye karışımını çırpmaya devam ediyor,
sonra da mırıldanıyor:
“Sana aitmiş gibi konuşuyorsun..”
Arada sırada senin de fark ettiğin bir ayrıntı olduğu için sesini çıkartmıyor, onun istediği
gibi erimiş çikolatayı karıştırmaya devam ediyorken soruyorsun:
“Eşin.. Kaybolduğunu söyledin, öldüğünü değil.. Aramadın mı?”
Çikolatayı senden alırken ‘tüm diyarları’ dediğinde ona inanıyor, sonra ne olduğunu
soruyorken o da iç çekerek birbirine geçen beyazla siyahı izleyerek cevaplıyor:
“Bulamadım.. Hem ulaşabileceğim bir yerde, hem de ulaşamayacağım..”
“Nerede olduğunu biliyorsun, öyle mi?”
Onaylarken çırpıcıyı geri almış, tekrar karıştırmaya başladığında soruyorsun:
“Neden peşinde değilsin?”
Bitirmiş, yoğunlaşmaya başlayan karışımı eline alarak hoplatırken ‘kararlarını yıkamam’
diyor, ‘beni öldürür’.
Ona bir bakış atarken sesini çıkartmıyorsun. Sen de bir karar verdin, bak neler oldu. O da
büyük kararlar vermiş olmalı.
21
Awakencordy
merkez-masa.com
Parça parça koparttığı hamurdan beraber yuvarlaklar -veya kareler Alec, neden kare
olmasın?- yaparken uzunca süre konuşmuyorsunuz ama dert değil: Dai çoktan beraber
sessiz olabildiğin biri haline gelmiş durumda.
*
“Sana asılıyor mu?”
“Hayır! Jace!”
Jace ‘ne?’ derken asılacak bir adam olduğunu söyleyip devam ediyor:
“Ayrıca artık 30 yaşına geldin, bence vakti geldi-“
“Jace.. Dai sadece arkadaşım..”
‘Hımmm’ derken zerre inanmadığı belli olsa da merdivenleri çıkıp kapına giderken üst
kattan inen adamı görünce yüzünün aydınlanmasının ona malzeme verdiğinin farkındasın.
“Dai! Gidiyor musun?”
Dai onaylarken Jace’e bakıyor, o da Dai’ye gülümseyen bir selam verirken elini uzatarak
konuşuyor:
“Jace..”
İkisi el sıkışırken onların daha önce tanıştıklarını hatırladığını hatırlattığında biraz daha
rahatlıyorlar, Dai konuşuyor:
“Gitmem gerek, acil bir işim çıktı, sonra görüşürüz Alec-“ başını sallayarak onun gidişini
izlerken Jace ‘üzülme Romeo’ diyor, ‘geri gelecek.’
Onu dirseklerken Romeo’nun öldüğünü hatırlatıyorsun, o da yüzünü buruşturuyor.
*
Bir gün onun katında banyodan çıkarken aniden önünden geçen bir şeyle o kadar hızlı
geriliyor, kolunu savurduğun vazoyu kırarken bir yandan da düşerek dizini yere
vuruyorsun ki kedi senden daha fazla korkarak içerilere kaçarken Dai yanına koşmuş,
soruyor:
“Ne oldu!?”
Sen hem utanmış hem de korkmuş, yere bastırırken ‘kedi’ diyorsun, ‘daha önce fark
etmemiştim’.
Seni kollarından tutarak kaldırırken ‘genelde benim odamda da ondan’ diyor, seni salona
döndürürken adımın tekleyince cevaplıyorsun:
“Bileğim döndü..”
Gözlerini devirerek beline kolunu sarıp seninle birlikte ilerlerken sen gerginlikle gülüp
‘savaştan nasıl sağ çıkmışım’ diyorsun, ‘bazen çok sakar oluyorum’.
O ise seni kanepeye oturturken herkesin arada sırada düştüğünü söylüyor, önünde yere
çökerken de elini dizine uzatıyor ama sonra kendini durduruyorken sen ‘Dai?’ dediğinde o
bakışları sende değil, dönerek kalkıp odasına gidiyor.
22
Awakencordy
merkez-masa.com
Onun neden kendini durdurduğunu anlamasan da -sana dokunmaktan endişe mi
duyuyor?- geri döndüğünde elindekini görünce ‘oh’luyorsun.
Stelesini getirmiş.
Önünde tekrar yere çökerken ‘işe yaramayabilir’ dediğinde ‘deneyelim’ diyor, sen de
sesini çıkartmıyorsun.
Eşofmanının paçasını çekerek önce bileğini çıkartıyorken sen onun elindeki steleyi fark
ederek mırıldanıyorsun:
“Çok güzel görünüyor..”
Sesini çıkartmadan steleyi önce bileğine sonra da dizine getirerek üzerine birer işaret
çiziyor, normalde canını acıtması gereken şey su gibi teninde gezerken sen geçtiğini
mırıldanınca o da hafifçe gülümseyerek kalkıyor.
“Nasıl o kadar hafif yaptın?”
Dai yanına otururken herkesin farklı yetenekleri olduğunu söylüyor, sense gülümseyerek
onun avucundaki steleye uzanırken ‘bakabilir miyim?’ dediğinde onaylayarak sana
veriyor.
Esas rengi koyu mavi, üzerinde kar deseni gibi incecik çizgiler var-mavi, beyaz, gri,
incecik minicik altın renkleri“Ne kadar zarif.. Eski mi?”
Başı sana yanaşmış, ‘özel olarak döktürttük’ dediğinde sen başını kaldırarak ona
bakıyorsun, o ise bakışları stelede, anlatıyor:
“Kızkardeşler bizim için özel olarak dökmeyi kabul ettiler..”
Profili hüzünle dolu, sense alçak sesle cevaplıyorsun:
“Kızkardeşler’i etkileyecek kadar, öyle mi?”
Başını sana çevirdiğinde ‘herkesi’ diyor, sense hafifçe gülümseyerek konuşuyorsun:
“Her çifti kabul etmediklerini duymuştum..”
“Doğru.. Bizi kabul edeceklerini ben de düşünmüyordum.. Ama ettiler..”
Sen dürüstlükle sevindiğini söyleyerek tekrar parmakların arasındaki steleye dönüyor,
konuşuyorsun:
“Size göre yaptıkları ortada, silahınız bu kadar güzel gözüküyorsa kim bilir siz nasıl
gözüküyordunuz..”
Sesi üzüntülü, ‘büyüleyici görünüyorduk’ dediğinde bakışlarını kucağındaki steleden ona
çeviriyorsun, o ise seni izleyerek tekrarlıyor:
“Büyüleyici görünüyorduk Alec, biz yan yanayken önümüzdeki herkes geri adım atıyordu,
biz yan yanayken bizden başkası yoktu..”
Onun gözlerinde kalmış, yavaşça yutkunduğunda o başını çevirerek ayaklanıyor, steleyi
senden alırken ‘ancak geçmişte kaldı’ diyerek odasına giderken senin canın yanıyor.
23
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Çok güzel bir steleydi Clary, görsen aşık olurdun..”
Clary kendi beyaz stelesini parmakları arasında gezdirirken ‘hey’ diyor, ‘ben kendiminkini
seviyorum, teşekkür ederim’.
Sen ona gülümserken yine de ‘çok güzeldi’ diyor, görüntüsünü bir daha anlatıyorsun, o da
bir daha dinliyor. Ne de olsa o da güzel şeylerden anlıyor.
“Dai bazen çok üzgün gözüküyor ama benimle takılmak ona iyi geliyor gibi hissediyorum:
yeni insanlar tanımak güzel bir şey, üzüntülerini unutmasına yardımcı oluyorsam iyi, değil
mi?”
Clary ‘kesinlikle’ derken anı yaşamanızı istiyor, yarın ne olacağını kim bilir?
Özellikle senin durumunda.
*
“Kedin içeride mi?”
Gülerken onaylıyor, sen de eve girerken cevaplıyorsun:
“Üzgünüm, kediler beni huzursuz ediyor..”
O da gülümserken ‘dert değil’ diyor, ikiniz salonda ilerlerken devam ediyor:
“Ben onu senin yerine de seviyorum, merak etme..”
Sen ona gülerek otururken bu gece ne yapacağınızı sorduğunda elinde bir dvd kutusu,
sana zorla Doctor Who izlettireceğini söyleyince sen dramatik bir şekilde kanepeye
bayılıyorsun, o da sırıtarak televizyona ilerliyor.
*
“Hep böyle bir aşk istedim..”
Dai kahvesine şeker yığıyorken ‘nasıl?’ diye soruyor, sen de çenenle göstererek
cevaplıyorsun:
“Onlarınki gibi.. Rahat..”
Gösterdiğin çift kanepelerden birinde birbirine sokulmuş, çocuğun bacağında duran
tabletten bir şeyi inceliyor. İkisinin de nerede bittiği ve başladığı belli değil.
“Belki de çılgın sorunları vardır, bilemezsin-“
“Ama birbirlerine dokunuşları sessiz.. Bilmiyorum, belki de hep bir koşturmacada
yaşadığım içindir..”
İkiniz beraber başka bir masaya giderken Dai ‘ama şimdi sakinsin’ diyor, sen de
otururken cevaplıyorsun:
“Şimdi de fırtınalı bir şey istiyorum..”
Güldüğünde sen de gülümsüyor, omzunu silkerek anlatıyorsun:
24
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ben hiç öne çıkan değildim, Jace hep daha çok dikkat çekendi.. Güneşin olduğu yerde Ay
gözükmez, ben de kimsenin dikkatini çekmezdim..”
Seni izliyorken bakışları farklı bir şey söylese de sen yanaklarının pembeleşmemesi için
anlamamış gibi duruyor, mırıldanıyorsun:
“Bir gün birinin dikkatini çekmeyi hem istiyor hem de korkuyordum.. Biri her Jace’i
görende olduğu gibi beni görünce adımını şaşırsa veya bütün düşünce akışı değişse nasıl
olurdu merak ediyordum..”
Bakışlarını kahvesine indirmiş, ‘Ay’ın da kendi ekseni var’ dediğinde hafifçe gülümsüyor,
cevaplıyorsun:
“Değil mi? Ben de onu istiyordum: biri de benim eksenimde dönsün.. Eskiden sakinini
istiyordum ama şimdi biri benim ayağımı kaydırsın istiyorum.. Belki de çok sakin
yaşadığım için..”
Başını kaldırırken ‘belki’ diyor, başka da bir şey söylemiyor.
‘Ay’ın da kendi ekseni var’, ne kadar güzel bir söz.
*
Ludovico Einaudi – Bella Notte
“Hiç tekrar unutabileceğinden korkmuyor musun?”
Akşam gezintileriniz artık bir gelenek olmuş, bu akşamüstü Central Park’ta sırtlarınızı
ağaçlara vererek oturmuşken yanından gelen soruyla ‘her zaman’ diyor, mırıldanıyorsun:
“Jace’in söylediğine göre alakalı bir şey gördüğümde hala unutuyorum, hep de
unutacağım.. Unuttuğumun farkında olmadığım için sıklıkla beni kontrol ediyorlar-“ ona
dönerken ‘seninleyken etmiyorlar, ne zaman ayrılsak söylüyorum’ diyorsun, o da sana
gülümserken cevaplıyor:
“Ben de ne zaman çıksak Jace’e haber veriyorum..”
Çıksak.
Dudağını kemirerek gülümserken önüne dönmüş, devam ediyorsun:
“Unuttuğum şeylerin farkında olmadığım için endişem yok.. Sadece unuttuğum şeyler
unutmamam gereken şeylere de sıçrarsa diye korkuyorum.. Bir gün kendime geldiğimde
nerede olduğumu bilmemekten, kim olduğumu bilmemekten, en çok ondan
korkuyorum..”
Bir süre cevap vermediğinde sen ilerinizde uzanan yeşilliğe takılmış, gülümseyerek
konuşuyorsun:
“Acaba onu da feda etmeye hazır mıydım? Beni uyardılar mı? Bir gün kim olduğumu
unutma riskim de var mı? Bunu söylediler ve yine de kabul ettim mi?”
Başını sana çevirirken ‘onu mu hatırlamak isterdin?’ dediğinde onaylıyorsun.
“Neden vazgeçtiğimi bilmiyorum.. En çok kabul ettiğim anı hatırlamak istiyorum: neyi
nasıl kabul ettiğimi bilsem, belki bu kadar içimi kemirmezdi..”
25
Awakencordy
merkez-masa.com
Bal renkli bakışları üzerinde,
kemirmesin?’ diyorsun:
‘içini
kemiriyor
mu?’
diye
sorunca
gülerek
‘nasıl
“Savaşı sonlandırdığımı söylüyorlar, ‘Alec Lightwood çok seviyordu’, herkesin söylediği
bu.. Neyi seviyordum? Kimi seviyordum?”
Seni incelerken ‘kimi?’ dediğinde kendi kendine gülümseyerek dizlerine konuşuyorsun:
“Belki de birini seviyordum, kim bilir? Yani, siz çoktan bilmiyorsanız..”
Başını kaldırıp
soruyorsun:
ona
döndüğünde
sesini
çıkartmıyor,
sense
nefeslerin
hızlanmış,
“Biliyor musun? Herkes biliyor mu?”
“Her ne cevap vereceksem unutmayacak mısın?”
Onaylasan da şu an bilmek istiyorsun, dönerek dizlerin üzerinde durduğunda da çimler
etrafında.
“Gözlerimi kırpmadığım sürece bana her şeyi söyleyebilirsin, unutmam-“
“Ama sonra unutursun.. Alec-“ reddederken ‘lütfen’ diyorsun, birkaç saniyeliğine bilmek
istiyorsun, çok mu kötü?
Derin bir nefes aldığında kabul ettiğini fark etmiş, gülümseyerek topuklarına otururken
soruyorsun:
“Kimi seviyordum?”
Sana bakıyorken cevap vermediğinde ‘hadi’ diyorsun, saniyelerin var“Magnus.. Magnus Bane’e aşıktın, onu seviyordun-“
“Duyamadım ama muhtemelen hiç duyamıyorum, o beni seviyor muydu?”
Gülerken ‘hem de nasıl’ diyor, ‘senin için yapmayacağı şey yoktu’.
Kaşlarını çatarak ona bakarken ‘nasıl’ dediğinde gözlerinin önünde bal rengi gözleri
sarılaşıyor, yüzü farklılaşıyor“Bilmek istediğin şey bu: beni seviyordun.. Ve ben hala çevrendeyim Alec, seni bir gün
bile bırakmadım, beni görmedin ama bırakmadım-“ gözün sulandığı için açıp kapattıktan
sonra ona bakarken dudağını kemirmiş, soruyorsun:
“Söyledin mi?”
Onaylarken üzüntülü görünüyor, sense ‘nasıl tepki verdim?’ diye soruyorken cevaplıyor:
Gözlerini kapattın.
*
“Üzgün hissediyorum.”
Yanında yürürken ‘neden?’ dediğinde önünüzdeki yolda güneş batıyor olsa da senin kafan
farklı şehirlerde.
“Senden bir şey istesem yapar mısın?”
Ona döndüğünde ne olduğuna bağlı diye cevaplıyor, sen de anlatıyorsun:
26
Awakencordy
merkez-masa.com
“Büyücü.. Onunla iletişim kurmak istiyorum, sormak istediğim bir şey var.”
O da hareketlerini durdururken ne soracağını soruyor, sen cevaplıyorsun:
“Limitlerimi en iyi o biliyor olmalı, değil mi? Sen savaşta yoktun, tamamen dışarıdan bir
bağsın, o sana anlatsa, sen de bana anlatsan, belki o bilgileri unutmayabilirim.. En
azından bir yolumuz yolur-“
“Alec, geçen gün bana savaşta kimi sevdiğini sordun, söyledim ama unuttun..”
Bir an çaresiz hissetsen de ardından dikleşmiş, devam ediyorsun:
“Başka bir formata sokabilirsin, değil mi? Bilmiyorum, hatırlamak istiyorum!”
Üzüntüyle seni izliyorken 10 senedir ilk defa mı bu kadar istediğini sorunca başını
kaldırarak cevaplıyorsun:
“Birine aşık olursam önceden sevdiğim kişiye ihanet etmiş olacak mıyım Dai?”
Bal renkli gözler büyüyerek sana bakarken sen tehlikeyi ortaya koyup devam ediyorsun:
“10 senedir farklı bir hayattayım, o ne yapıyor bilmiyorum, belki beni aştı hatta şu anda
başka biriyle, öyle bile olsa haberim yok, öyle bile olsa onu bile hatırlayamıyorum! Belki
de savaşta öldü, belki bir hayal beni meraktan delirtiyor ama onu da hatırlamıyorum! Her
gün her dakika bana ne olduğunu anlatsanız da unutuyorum, bunu bilmek ne kadar
yorucu, bir fikrin var mı?”
Sesini çıkartmıyorken sen ellerinle onu gösterip pes ederek konuşuyorsun:
“Ve sonra sen çıkıyorsun.. Ya da ben seni buluyorum, fark etmez.. Kaç ay oldu, artık
hayatımda senin de olmadığın bir gün hayal edemiyorum-en son ne zaman diğerleriyle bu
kadar sık takıldım onu bile hatırlamıyorum.. Bütün arkadaşlarım beni ne zaman öpeceğini
merak ediyor-benim seni ne zaman öpeceğimi soruyor-“ Dai birdenbire ilerleyerek
yüzünü kavradığında sen de onun bileklerini tutmuş, birleşen dudaklarınıza nefesini
bırakıyorsun.
Gitmene izin verecek gibi değil, bir an sonra o kadar derin bir ses çıkartarak önünde
gevşiyor, ardından tekrar seni kavrayarak öpüyor ki bir yanın onun bunu ne kadar
zamandır beklediğini merak ediyor.
*
Ayrıldığınızda karşında gördüğün adam seni birkaç aydır tanıyan ve öpmek isteyen bir
adam değil. Bu öpücük öyle bir öpücük değil.
Nefeslerin hızlı, dudağını kemirirken onun tadını hala alabiliyor, soruyorsun:
“Seni unuttum, değil mi?”
Başını salladığında dolan gözleri seni de üzüntüyle dolduruyor, soruyorsun:
“O yüzden kapını çaldığımda sessizdin: daha önce de kapını çaldım ama seni unuttum..
Nasıl savaşa bağlısın da unuttum?”
‘Önemli değil’ derken şimdi hatırladığını söylüyor, sen de onun elleri arasında kalmış,
nefesini bırakırken konuşuyorsun:
27
Awakencordy
merkez-masa.com
“Peki.. Ama biraz önce söylediklerim hala geçerli, unuttuğum kim, öğrenmek istiyorum..”
Eli yüzünü kavramış, ‘ben olmadığım ne malum?’ dediğinde ona yalan söylemek
istemiyorsun.
“Sen değilsin..”
O da onaylıyor, ‘değilim’ diyor.
*
“Gel.. Ama iyi bir ev sahibi olamayacağım, çalışıyorum..”
İçeri girerken ‘önemi yok’ diyor, o da kanepede uyuklayabilir, takılmanız yeter.
Uzanıp onu öperken onu gülümsettiğinde sen de memnun, dönerek çizimine geri
gidiyorsun, o da seni takip ederken soruyor:
“Bir gün beni de çizecek misin Picasso?”
Adımın bir an sekerken dengeni tekrar bulduğunda ‘olabilir’ diyorsun, oturarak kalemlerini
tekrar toparladığında ise o arkanda durmuş, soruyor:
“Bu kim?”
“Mike..”
Arkandaki adam ‘Mike’ dediğinde onaylıyor, sırıtarak cevaplıyorsun:
“Okula başladığımda hayalden yüz çizmemizi istediler, ben de bunu çizdim.. Mike o
günden beri hayali projem..”
Uzanarak defteri masadan alırken yüzündeki ifade oldukça ilginç: düşünceli, kırgın,
kızgın, üzgün“İstersen seni de çizebilirim, daha teslim etmedim-“ sana dönerken gülümsüyor ama
gerçek değil, yine de deneyerek ‘gerek yok’ diyor, eğilip çeneni kaldırarak seni öperken
onun kıskanç bir adam olup olmadığını merak ediyorsun.
Hayali resimlere kadar?
*
Televizyonda Titanic var; Jack Rose’un resmini çiziyor.
“Örnek al, böyle şeyleri senden de görmek istiyoruz-“
“Sonunda ressam olan ölmüyor mu?”
Yüzünü buruşturduğunda sen gülümsüyor, sonra kalkıp odana gidiyorsun. O hala filme
yorumda bulunuyorken sen kehribar renkli taşını almış, ona geri getirirken soruyorsun:
“Seni de diğer Fransız kızlarım gibi çizeyim mi Rose?”
Attığın taşı yakalarken ‘olur’ diyor, ancak avucuna bakarak taşı gördüğünde yüzünün
ifadesi değişiyorken ‘ne oldu?’ dediğinde o başını kaldırarak soruyor:
“Bunu nereden buldun?”
28
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona ilerlerken ‘eski evimde’ diyerek taşı onun parmaklarından söküyor, soruyorsun:
“Neden?”
Gergin, senin parmaklarını izliyorken bir şey söylemek ister gibi durunca ne olduğunu
tekrarlıyorsun, o da bakışlarını sana kaldırarak cevaplıyor:
“O bir saklama taşı.. İçinde bir şey var..”
“Ne var?”
“Bilmiyorum.. Her ne sakladıysan o..”
Bakışlarını avucundaki taşa çevirirken bunun içine ne sığabileceğini sorduğunda
‘sandığından daha büyük’ diyor, seni bileğinden tutup yanına oturturken anlatıyor:
“Eskiden cadılar aranıp öldürüldükleri dönemlerde eşyalarını bu tip taşlarda saklardı..”
Bakışlarını taşa indirirken parmakların arasında çevirdiğinde bal renkli kehribar sarı
ışıklarını yansıtıyor, Dai ise devam ediyor:
“Sahibi bu taşlara isterse dünyayı sığdırabilir, geri çıkartabilecek olan da sadece kendisi
veya izin verdikleridir, onun dışında sadece bir taş gibi görünür, kontrollerin hepsinden de
geçer..”
Başını ona kaldırırken ‘bende ne işi var?’ diye sorduğunda ‘biri vermiş olmalı’ diye
cevaplıyor, ardından konuşuyor:
“Alec, bu taşlar büyü geçirmez..”
Hayretle ona baktığında söylediğini düşündüğün şeyi mi söylediğini soruyorsun, o da
onaylıyor:
“Bunun içinde her ne varsa, senin yaşadığın büyü ona dokunmadı..”
Kalbin gümbürdeyerek parmaklarını taşa kapatırken
açmayacağını söylüyor, sen itiraz ederken de cevaplıyor:
nasıl
açacağını
sorduğunda
“İçinde ne olduğunu bilmiyoruz! Taşı nereden buldun?”
“Pervazın içine gizlenmişti, ben gizlemişim, belli-“
“Nereden belli? Belli değil Alec, bir tuzak olabilir: Valentine da böyle bir boşluktan
sızmıştı, unuttun mu?”
“Aslını istersen evet, unuttum!”
Yüzü buruşarak senden özür dilediğinde sen de derin bir nefes alarak özür diliyor,
unutmadığını mırıldanıyorsun. Çevre şeyleri hala biliyorsun, sorun sende.
Dai derin bir nefes alırken parmaklarını senin eline kapatıyor, ardından taşı gevşemiş
parmakların arasından sökerken konuşuyor:
“Bunu büyücüne götüreceğim..”
Bakışlarını ona
soruyorsun:
kaldırdığında
yeni,
minik
bir
umudun
içine
girdiğini
hissederek
“O açabilir mi?”
Gülümseyerek yüzünü kavrarken ‘senin dışında açabilecek biri varsa o olmalı’ dediğinde
sen de gülümsüyor, ardından soruyorsun:
29
Awakencordy
merkez-masa.com
“Eğer açabilirse.. İçinden ne çıkarsa-“
“Zararsızsa, getireceğim.. Söz veriyorum..”
Başını sallarken öne düşerek alnını onunkine kapatıyor, onun kazağına asılıyorken
fısıldıyorsun:
“Bir şans varsa-“
“Biliyorum tatlım.. Bir şansın olmasını en çok ben istiyorum, inan..”
Başını çekerek ona baktığında o saçlarını düzeltiyor, elini çenene indirip dudaklarını
örtüyorken onun elinin titrediğini fark ettiğinde soruyorsun:
“Dai?”
Elini çekmiş, kalkarak gerilerken şimdi gideceğini söylüyor, en kısa zamanda sana haber
verecek, Jace’i çağırmasını istiyor musun?
Reddettiğinde dönerek çıkıp gidiyor, sense ancak kapı kapandıktan sonra fark ediyorsun.
Büyücünün kim olduğunu nereden biliyor?
*
İçin endişeyle dolu, salonda gezinip duruyorken kapı vurulduğunda ilerleyerek gözden
bakıyor, Dai’yi görünce de açarken onun yüzündeki üzüntüyle korkarak soruyorsun:
“Ne oldu?”
Dai içeri girerken elindekini kaldırarak cevaplıyor:
“Bu çıktı..”
Bir defter gördüğünde şaşırsan da atılarak onun elinden alıp evirip çeviriyor, ne olduğuna
bakarak soruyorsun:
“Boş?”
“Boş.. Alec-“ geri dönerek salonda ilerleyip büyük ışığın altına giderken ‘boş olamaz’
diyorsun, büyü buraya dokunmuyor dedin!
Yanına gelmiş, senin defteri bir ileri bir geri sarmanı izlerken beraber baktıklarını
söylüyor, her korunma büyüsüne karşılık saldırmayı denedi ama hiçbir şey bulamadı,
hepsi boş, büyü bir şekilde buraya da ulaşmış olmalı.
Başını iki yana sallamış, reddediyorken o kadar basit olmayacağını söylüyorsun.
“Biri bana o taşı verdiyse anlatarak vermiş olmalı, bunun içinde korunacağını biliyor
olmalıyım-“
“Alec, hazırlık yapacak bir süren yoktu diye biliyoruz-“ onu dinlemeyi reddetmiş, dönerek
masana gidiyor ve defteri açıp masaya yatırıyorken ‘hayır’ diyorsun.
Bir şey olmalı.
*
“Bir defter, okumak için ne yaparım, öyle mi? Gizli mesajı var?”
30
Awakencordy
merkez-masa.com
Onayladığında Clary hattın diğer ucunda ‘hımmm’lıyor, gözünün önüne bir işaret
gelmediğini söylüyorken cevaplıyor:
“Standart kaldırma teknikleri-“
“İşe yaramamış.. Standart dışı bir şey düşün..”
Clary ‘UV ışığı dene, bilmiyorum’ diye pes etse de sen kaşlarını çatmış, dönerek çalışma
odana gidiyorken Dai arkandan ‘UV ışığın mı var?’ diye soruyor.
Telefonu kapatmış, raflar arasında gezinirken ‘UV dövmeler için çalışmıştık’ diyerek eski
ışığı çekiyor, bir yandan da odanın ışığını kapatmasını istiyorken cevaplıyorsun:
“Denemekten zarar gelmez, değil mi?”
Dai ışığı kapatırken ‘UV kalemi nereden bulmuş olabilirsin’ diye sorsa da sen her yerde
satıldığını mırıldanıp ışığı açıyorDonuyorsun.
Satırlar dolu.
Dolu, doluSendeleyerek masadan gerilediğinde o ışığı senden kapmış, deftere tutarak ‘dolu’ diyor.
“Alec, defter dolu!”
Kalbin gümbürdüyorken ellerin yumruk, yutkunduğunda o elinde parlayan ışık çubuğu,
karanlığın ortasında dönerek sana baktığında sen kalp krizi geçirmek üzere, hafifçe
gülüyorsun.
Defter dolu.
*
Atli Örvarsson – Your Secret Is Safe
Kucağında sayfalar, açık ışığın altında oturuyorken bacağına dayadığın beyaz sayfalarda
okumaktan korktuğun şeyler var.
Dai sessizce yanında oturuyor, sen bir şey söyleyene kadar da söylemeyecekmiş gibi
duruyor. Ne söyleyebilirsin?
“Korkuyorum..”
İyi bir başlangıç.
“Ben de korkuyorum..”
Duymak istediğin cevap.
Başını çevirerek ona baktığında bal renkli gözleri endişe dolu, soruyor:
“Okumak istiyor musun?”
“Başka şansım var mı?”
31
Awakencordy
merkez-masa.com
Defteri savaşla ilişkilendirip sana empoze ederse unutturabileceğini söylüyor, sense kalın
şeye parmaklarını o kadar hızlı sararak ‘hayır’ diyorsun ki uzanarak sana sarılırken ‘hayır’
diyor.
“Elbette yapmayacağım.. Ama sen istersen bir yol var-“
“İstemiyorum.. Her ne olduysa ne kadar iyi saklanmış, görmüyor musun?”
Senden geri çekilerek deftere bir bakış atarken ‘acaba işe yarayacak mı?’ diyor, sen de
sehpaya bıraktığın ışığı alıp tekrar sayfalara eğiliyor, ışığı açıyorsun.
Denemekten başka ne yol var?
*
Boyce Avenue – We Are Young
Bugün hayatım bir anda değişti.
Aniden girdiğimin farkındayım ama en son 6 yaşında günlük tutmuştum, ilk defa kendim
isteyerek tutuyorum: unutmamak için.
Bu olanları unutmamam gerek, ileride bu güzellikler beni unutsa da ben istemiyorum. Gerçi,
bir avcı ne kadar yaşayabilir ama annemler yaşadılar, umut var. Bir gün yaşlandığımda
bunları okuduğumda gülümseyecek miyim? Umarım.
Bugün 18 yaşıma bastım ve biri beni öptü.
*
Başımızda çok dert olduğu için büyük bir parti yapmadılar-zaten büyük parti verdirecek
kadar tanıdığım yok, ne kadar kişiyim ki? Ama yine de bir grup vardı, Teriyaki’yi
kapatmışlardı ve hatta bana özel ‘Normal Ve Gerçek Cheesecake’ bile yapmışlardı-Jace
aşçıyı baştan çıkarttığını söyledi, inandım.
İlginin bana dönmesi garip, Iz ve Jace ben gerildiğimde toparladılar, Clary de benimle
birlikte oturdu, ben de ona herkesi anlattım. En azından bizim dışımızda da birilerini
tanıması iyi. Daphne ile de tanıştılar, sonra kız kıza takıldılar. Daphne iyi bir kız, tüylerimi
diken diken etmeyen nadir kurtlardan.
Herkes masamızda sohbet ediyorken ben içeri gireni ilk görendim, kapıya bakıyordum-ve
onu görmeyi hiç beklemiyordum-kimse çağırmamış! Nereden öğrendi? Nerede toplandığımızı
nereden buldu? Neden geldi? En büyük büyücülerden biri benim doğumgünüme neden
gelsin?
Clary’nin Jace’in kucağına düştüğü gün o da benim kafama düşmüş gibi hissediyorum
Magnus Bane.
*
Magnus Bane. Magnus Bane.
Ne kadar tanıdık ama ne kadar da yabancı.
32
Awakencordy
merkez-masa.com
Parmağın iki kelimenin üzerinden geçerken dudakların ‘Magnus Bane’ diye
şekilleniyor. Söylemeyi bildiğin bir isim, belli.
En son ne zaman söyledin?
Başını kaldırarak ona baktığında bal bakışları üzerine kilitlenmiş, bekliyor.
Oh evet.
Gözlerini açıp kapattıktan sonra aldığın nefeste bir başkası var:
“Magnus Bane.”
Kanepeye bastırarak sana uzandığında dudaklarına kapanan dudaklara
gülümsüyor, diğer kolunla da ona sarılıyorken tüm gücünle sen de ona
dönüyorsun. Oldu, oldu, hatırlıyorsunMagnus, Magnus, Magnus.
*
“Magnus, Iz-hatırlıyorum Dai! Hatırlıyorum, büyüyü ben kendim mi
kıracağım?”
Bilmediğini söylüyorken bunu beklemediğini ekliyor, kimse
beklemiyordu, hatırlamayacağından emindiler, herkes her şeyi denedi-
bunu
“Magnus beni öpmüş, öyle yazmışım-o mu? Dai?”
Onay verdiğinde dönerek defterine bakıp gülümsüyorsun ama sonra aklına Dai
gelmiş, endişeyle ona dönerken cevaplıyorsun:
“Özür dilerim-öyle demek istemedim-“
“İstedin.. Ama dert değil..”
Şaşkın, ona bakarken ‘nasıl değil?’ diye soruyorsun. Önceden sevdiğin kişiyi
bulduğun için seviniyorsun ve bu dert değil mi?
“Alec, hatırlamanı istiyorum, inan.. Tam olman-“ sustuğunda sen de hafifçe
gülümsüyor, ardından soruyorsun:
“Magnus’u gördüğümde unutmaz hale gelirsem? O zaman ne olacak?”
“Onu sevdiğini hatırlarsan mı?”
Onayladığında derin bir nefes alarak ‘yaşayabilirim’ dediğinde sen de deftere
dönerek ‘iyi’ diyorsun, Dai senin Magnus’a ulaşma çaban kadar seni elinde
tutmak istemiyorsa kendi bileceği iş.
*
33
Awakencordy
merkez-masa.com
Magnus neden benim partime geldi, hiçbir fikrim yoktu, hala da yok! Ama diğerleri şaşırmış
değillerdi, sanki Magnus her zaman bizimle takılıyor gibiydiler. Ben onu görünce bir iş
olduğunu düşündüm ve kalkıp oraya gittim, sordum:
“Bay Bane-“
“Bay Bane? Hadi Alexander, sihrim kemiklerin arasında dolanıyor tatlım, biraz daha samimi
ol.”
Bazen yanaklarımın hemen kızarmasından nefret ediyorum, kimse de normalde benimle
böyle konuşmuyor. O konuşunca hemen kızarıyorum, o da eğleniyor, belli.
“İş için mi geldin Bane?”
“Daha iyi.. Ancak çarşaflar arasında beni ve Tanrı’yı bir arada sayıklaman daha iyi olurdu..”
“Ben Tanrı’ya inanmıyorum-“
“Söyleyeceğin tek şey bu mu?”
Beni hep kızartıyor!
“Ne var Bane?”
Parmakları arasından hemen bir şey yaratıp bana uzatırken doğum günüm olduğunu
duyduğunu söyledi, inanamadım.
“Kim söyledi?”
“Kuşlar..”
Diğerlerine baktığımda kimse bizimle ilgilenmiyordu, beni kurtaracak biri yoktu-belki de
büyü yapmıştı, olamaz mı? Olabilir, Teriyaki’nin büyü kalkanları var ama bu MAGNUS
BANE.
Ondan uzaklaşıp kutuyla oynarken onun ne olduğunu sordum, o da peşimden gelirken
‘hediye’ dedi, anlamamışım gibi. Gerçi muhtemelen çocuk olduğumu düşünüyor. Ki aslında
onun yanında çocuğum, değil mi? Kim bilir kaç yaşında, bense daha yeni 18 oldum, bir
çocuğu mutlu ediyor olmalı.
Ya da pedofildir. *
“Değil!”
Dai bir anda bağırdığında dönerek ona bakıyorsun, o ise öksürmeye başlamış,
bastırdıktan sonra tekrar deniyor:
“Yani, Bane pedofil değil-“ gülümserken öyle olmasını umduğunu söylüyor,
deftere dönerek mırıldanıyorsun:
“Ama 18 de oldukça genç, kabul et..”
Sesini çıkartmıyor.
*
34
Awakencordy
merkez-masa.com
İlk başta ne olduğunu anlamadım, kutuyu açma mekanizmasını bulamadığım için o da
peşimden gelip elimden aldı.
Oje sürüyor, biliyor muydun? Parmaklarında altın renkli bir kat vardı. Sanırım gözlerinin
etrafında da vardı, gözleri de sarı. Kedi gibi çekik gözleri var. Büyücülerin farklı birer
özelliği oluyor-gerçi niye açıklıyorum, bu benim günlüğüm.
İkimiz tuvaletin olduğu koridorda geçenlere izin verdik, sonra o paketi benden alıp ben
izlerken açtı ve içinden bir şişecik çıkarttı.
“O nedir?”
“Bu, sevgili avcım, bir direnç iksiri. Daha yeni saldırıya uğradın, değil mi?”
Mavi sıvı kendi içinde pırıldıyordu, ondan alırken ‘ücreti ne kadar?’ dediğimde o ‘hediye,
şaşkın’ diyordu ama ben bir şeyi fark ettim: başkalarından bir şey içmemem gerektiği aklıma
bile gelmemişti.
Beni daha önce kurtardığı için mi?
Neden beni kurtardı? Para da istemedi, neden? Bizi kendine borçlu kılmak için diye
düşünmek istiyorum ama neden? Üç çocuk ona ne yapabilir?
Teşekkür ettiğimde içmemi istedi, şişesi kıymetliymiş, onu geri istiyormuş.
İçtiğimde nedense okyanustaymış gibi hissettim ama okyanus suyu gibi tuzlu değildi.
Bitirince şişeyi ona verdim, o da tıpayı tekrar kapatırken ‘mutlu yıllar’ dedi ama orada
bırakmadı.
Ben dudaklarımdan iksiri silerken o beni tişörtümden çekip orada, ORADA beni öptü.
İlk öpücük, ilk gerçek öpücük-12 yaş deği 14 yaş da değil, İLK GERÇEK ÖPÜCÜĞÜM VE
BİR TUVALET KORİDORUNDA MAGNUS BANE BUNU ÇALDI!
Ne olduğumu bile anlamadım, bir eli tişörtümde -kaçmamam için?- diğeri de belimde, ben
cevap vermeyince iksirli dudaklarımı öptü, bir daha öptü, BİR DAHA ÖPTÜ, sonra da ayrılıp
bana göz kırptı ve gitti.
Şimdi ben ne yapayım?
*
Gülerek başını kaldırdığında o da yüzünde hafif bir gülümseme, seni izliyor.
“Tatlılar, evet..”
“Alec, o sensin..”
“Ama hatırlamıyorum..”
Saçının uçlarını parmaklarıyla geriye iterken ‘ama unutmuyorsun’ diyor, doğru
değil mi?
Unutmuyorsun, artık senin sayılmazlar mı?
*
35
Awakencordy
merkez-masa.com
Bugünlerde en çok duyduğum soru: “Alec iyi misin?”
Değilim!
Kimseye söyleyemediğim bir şey oldu ve adam hala her yerde karşıma çıkıyor, beni her
gördüğünde de sırıtıp duruyor!
En sonunda -eğer öyle bir amacı vardıysa- beni bugün bir köşeye kıstırdı -Jace devamlı
Clary’nin peşinde koştuğu için!“Nasılsın meleğim?”
Öyle irkildim ki anlatamam-meleği? Ben? Melek?
“Ben kimsenin meleği değilim Bane-“
“O yüzden benim meleğim olursan şikayetim olmaz tatlım.. Aç mısın?”
Elimde içeride ölüm kalımdan bahseden arkadaşlarımı gösterdiğimde elini sallayıp onların
idare edeceğini söylerken o kadar gerçekten öyle düşünüyordu ki beni sinir edip elimi
ayağıma dolaştırmasa bizi yetişkin gibi görebildiği için ona teşekkür edebilirdim.
Ama etmedim.
“Aç değilim. Büyüyü yapacak mısın, yapmayacak mısın?”
Derin bir nefes alıp onunla yemeğe çıkmayı kabul edersem yapacağını söylediğinde kendimi
bir an nasıl hissetmem gerektiğini bilemediğimi söylemem gerek: pahalı bir fahişe? Hayır
diyeceği kesin olan birinin yine de istenmesinin getirdiği gurur?
Fahişeyi seçtim.
“Elbette hayır! Paramız var-“
“Tatlım, istediğiniz şeyleri indirimli tarifem dahi karşılamaz.. Yüreğimden iyilik kopup hayır
işi tarifesi bile yapsam karşılayamazsın..”
Yanaklarımı kızartmaya bayılıyor, değil mi?
“Sadece yemek, öyle mi?”
Kedi gibi sırıtması beni hem geriyor, hem de kalbimi hızlandırıyor ama bunu ona
söylemektense“Daha fazlasını istersen açığım meleğim-“
“Ben senin meleğin değilim, kimsenin meleği değilim! Melek olanı istiyorsan-“
“Jace’e mi bakayım?”
Çenemi kapattırma hızı annemi şaşkına çevirebilir ama o bundan etkilenmiş gibi değildi.
Hatta o sırada olanların farkında olabilseydim (yazmak bu yüzden iyi geliyor) kızgın
olduğunu fark edebilirdim.
“Görüntüde parlak olan o, inkar edemem ama ancak güneşi istiyorsan gideceğin kişi o Alec,
sen hiç de Güneş değilsin..”
36
Awakencordy
merkez-masa.com
Övgü mü yergi mi anlaşılmayan laflardan, surat yapmak istesem de bana yaklaştığında
kendimi dikkatli hareket etmek zorunda hissediyorum, o yüzden bir şey söylemedim. O da
bundan faydalandı. Dibime gelmişken annemin devamlı kesmemi istediği saçlarımın ucunu
kenara ayırıp lafını mideme oturttu:
“Sen Ay’sın tatlım, bazen aydınlık, bazen karanlık, bazen de görünen yüzün diğer tarafta,
eksenini dolaşmak gerek.”
Orada kaldı mı sanıyorsun?
“Ve unutma meleğim: Ay’ın da kendi ekseni var, sana yakalandıysam etrafında dönmem
doğal olmaz mı?”
Midem.
*
“Bu bilinen bir laf mı? Ay’ın da kendi ekseni var?”
Dai bir şey söylemediğinde ona dönüyor, tekrarlıyorsun:
“Sen de öyle söyledin.. Onun bana öyle söylediğini herkes biliyor mu?”
İç çekerken bir şey söylemiyor. Acaba ne kadarınızı herkes biliyor ve sen hiçbir
şey bilmiyorsun?
*
Kylie Minogue – Kids
“Alec bizim için kendini satıyor çocuklar!”
Hepsinden nefret ediyorken siyah atkımı boynuma sarmaya -ya da kendimi boğmayaçalışıyordum, hepsi de Enstitü’nün boş koridorlarında şamata çıkartıyorlardı. Gerçekten,
neden bunlarla arkadaşım?
Daphne müziği dibine kadar açmış, taş girişte dans ediyordu, duyabiliyordum. Diğerlerinin
de orada toparlandıklarını duymak midemi eziyor olsa da Isabelle olduğuma karar
verdiğinde ben sordum:
“Romantik bir şey değil, neden kimse inanmıyor?”
Gülümserken ne kadar da güzel, ona bir şey olmasından her gün ödüm patlıyor.
“Senin olmadığını biliyoruz, çarpılan o-“
“Bana mı? Iz, ben onun yanında çocuğum-“
“Ama çarşaflara girmekten çekinmez inan-“
“Isabelle!”
Iz gülerken kapının gongu çaldığında ikimiz de irkildik, dönüp merdivenleri koşmaya
başladığımızda da panik içimizdeydi: Jace ve Magnus karşı karşıya gelirse-
37
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ve şehrin büyücüsü kapımızda-“ basamakları öyle bir uçup aralarına dalarak ‘Magnus’
dedim ki nefes nefeseliğime sırıtması işleri daha da karıştırdı, onun önünde dönüp Jace’in
omuzlarını tutup onu yavaşça gerilettiğimde kendimi bir an pembe dizilerdeki kızlar gibi
hissettiğimi sanırım buraya itiraf edebilirim.
Jace; benimle hiç ilgilenmeyecek ve beni hiç öyle görmeyecek olsa da parabataisini birine
vermekten ödünün patladığını biliyorum-aynı duygular bende de var.
Magnus; neden benim etrafımda dolaştığını bilmesem de dolaşması midemi hoplatıyor, bu
sık hissetmediğim bir şey.
İkisinin ortasında durduğumda ve lobimizde sadece deli bir müzik çalarken ne yapacağımı
bilemediğimde Magnus ilk defa olgunluğunu konuşturarak benim arkamdan sıyrılıp söz aldı:
“Herkes aç gözüküyor, burada da yiyebiliriz.. Uzun süredir içeri girmiyordum, nostalji olur..”
Dönerek ona baktığımda başını oynatmasa da sanki bana başını sallıyordu, ben de nefesimi
bırakarak Jace’e dönünce ancak o da onayladığında rahatladım.
Neden gergindim bilmiyordum ama Magnus beni alıp götürmektense Jace’in ulaşabileceği
bir yerde kalmayı önerdiğinde gerçekten rahatladım.
Sanki bana bir şey mi yapacaktı? Gerçekten? Bana bir şey yapmak istese karşı koyabilir
miyim? Gerçekten? Vampirler, kurtlar ya da iblisler kolay, onlara karşı yeteneklerimi ve
eğitimimi kullanabiliyorum ama büyücüler? Hem de en iyi büyücü?
Hiç şansım yok.
*
Ludovico Einaudi – Bella Notte
Tüm gece hepimiz yemek yedik, sohbet ettik, itiraf etmek istemiyorum ama gerçekten güzel
zaman geçirdim. Jace’i kahkaha atarken görmek, ilk başta diklendiği Magnus’la laf
yarıştırmasını ve bazen bana karşı takım olmalarını görmek güzeldi. Onu sonsuza kadar
seveceğim ortada, sadece şekli değişiyor, aşabiliyor olmam güzel, artık hissedebiliyorum.
Gecenin bir yarısı Clary ve Simon da içeri geldiklerinde etraf iyice çocuk bahçesine döndü:
Jace’in kendini birine beğendirmeye çalışmasını izlemek çok gördüğümüz bir şey değil: en
son kendini bize beğendirmeye çalışmıştı.
Clary onun ilgisiyle devamlı pembe pembe gezerken ikisine gülümsememek elde değil: beni
de ikna ettiler, başardılar.
Magnus’a da böyle mi görünüyoruz, merak ediyorum. Küçük masum çocuklar.
Isabelle saklambaç oynamamızı önerip beni Magnus’la takım yaptığında artık şaşırma
safhasını geçmiştim, Simon’la oynamak istediğinin ve -saklanmak- istediğinin farkındaydım,
olan zavallı Daphne’ye oldu.
Eliza ile birlikte arama takımına geçtiklerinde ve binaya dağıldığımızda bir canavarla
eşleştiğimi anladım“Gel, gel, buradan-“
“Nereye gidiyoruz, orada bir şey yok-“ Magnus sırıtırken benim öyle sanmamı söyleyip eliyle
bir tuğlaya bastırdığında inanamadığım bir şey olarak bir geçit açıldı.
38
Awakencordy
merkez-masa.com
Hepsini keşfettiğimizi sanıyordum!
Beni hole sokup eliyle bir alev topu yarattığında onun ışığıyla birlikte koridorda yürümeye
başladığımızda fısıldayarak bunun nereye bağlandığını sordum, o da cevapladı:
“Hatırlamıyorum, eğlencesi de orada değil mi?”
Gözlerimi devirmiş olsam da bir an sonra yine nefesimi kesti:
“Şu haline bak: silahın yok, bana karşı koyamazsın ama nereye bağlandığını bilmediğin bir
tünele girerken hiç düşünmedin bile.. Bana güveniyor musun Alec?”
Ne denir ki?
“Hayatımı kaç kere kurtardın, öldürecek olsaydın-“
“Belki karanlıklarda öldürmeyi seviyorumdur?”
Buna güldüğümde somurttu, sonra da bir duvara vardığımızda ben nereye basacağımızı
sorarken duvarla ilgilenmek yerine alev topunu yukarımıza kaldırarak bana döndü.
Yine hoplamalar, yine mide kasılması.
“İtiraf etmelisin ki bu gece çok uslu davrandım Alec..”
Buna gülerken en azından bildiğim sulardaydım: kendini dünyanın merkezi sanan
karizmatik adamları tanıyorum, bende de bir tane var.
“Evet Magnus, karşılığında şeker istiyor musun?”
Onaylarken şekere bayıldığını söylediğinde gülümsemeden edemedim. Bu adamın orduları
çökerttiğine inanmak zor ama gücünü hissetmek de bir o kadar kolay.
“Bir öpücük alabilir miyim meleğim?”
Hayretle ona döndüğümde bütün gece sabrettiğini söyledi, ama ben ‘sadece yemek
demiştin!’i yapıştırınca garip bir şey oldu.
Ben pişman oldum, o ise başını salladı, sonra da gülümseyerek bir tuğlaya dokundu ve kapı
açıldı.
İkimiz kapının diğer tarafında -ki nereye açıldığı hakkında hiçbir fikrim yoktu- duruyorken
halinden ve tavrından artık oyunu bitirdiğini anlamıştım.
Bitirmişti, pes etmişti -hiç gerçekten istemiş miydi?Sıkılmıştı.
“Bitti, öyle mi? 2 kere bana göz süzdün, seninle yatağa dalacağımı düşündün ve hayır
dediğimde de bitti, öyle mi?”
Kaşlarını çattığında bana şaşırmasına katlanamadım.
“İyi ki evet dememişim, kim bilir evet deseydim ne yapacaktın-benimle gerçekten yatmayı
istedin mi yoksa o da mı eğlencesineydi?”
39
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap verecek olsa da izin vermedim, cevabı duymak istemiyordum.
“En azından bu saklambaçta bir şeyi bulduk, ne dersin? Şimdi de çıkışı bulalım, senin
oradan geçmen gerekecek.”
Bu sefer de lafı ben oturttum!
Dönüp dışarı çıktığımda bi an nerede olduğumuzu kesinlikle anlamadım: şeffaf ama değişik
bir yer, büyük, kubbe“Yıldız odası..”
Orada olduğunu bilsem de sesini duyduğumda irkildim, o da özür dileyen bir ses çıkarttıktan
sonra devam etti:
“Burada avcılar ve izin verdikleri büyücüler yıldızları okurdu.. Şimdi gökdelenlerden bir şey
gözükmese de burası eskiden şehirdeki en yüksek noktaydı..”
Nefesimi bırakarak manzaraya bakarken ona buraya gelmesine izin verilip verilmediğini
sorduğumda verildiğini söyledi. Yolu doğru hatırlıyormuş.
Parmaklarım toz tutan teleskoplardan birinin altınını çizerken taş duvarlardan başka kapısı
olmayan -kimsenin bizi bulamayacağı ve oyunu mutlaka kazanacağımız belli olan- odada
onunla yalnız kalırken o alçak sesle konuştuğunda bu sefer dürüst olacağının farkındaydım.
Ve ödüm patlıyordu.
“Alec, beni tanımıyorsun ve bana inanmak için bir nedenin yok biliyorum ama bu geceden bir
şey çıkmasa dahi bilmeni isterim ki seninle o tip bir oyun oynama peşinde değildim.. Bunu
yapmama gerek olmayacak kadar çok şey yaşadım ve ayrıca o kadar da pislik bir adam
değilim, başkaları sana ne söylerse söylesin..”
Teleskopu iyice temizledikten sonra ‘biliyorum’ dediğimde ‘o zaman neden öyle söyledin?’
diye sordu, ben de aynı dürüstlükle cevapladım:
“Çünkü beni korkutuyorsun.. Bunlar nasıl çalışıyor?”
Birkaç saniye hareket etmese de sonra tozlar yine havalandı, arkama geçerken altın kaplı
tüpü kaldırarak çevirdi, bir yandan da konuştu:
“İnsan gözüyle mi görmek istersin, benim gözümle mi?”
Arkamdaki adama başımı çevirirken ‘gözümü çıkartıp kafana sokmayacaksın, değil mi?’
dediğimde gülüşü nasıl dürüst, nasıl umulmadık ve nasıl mutluydu anlatamam.
Parmağının ucuyla çenemi tekrar teleskopa çevirdiğinde ne kadar yakınımda olduğunu da
fark ediyordum: göğsü omuzlarımı kapatıyordu, benden uzunluğunu şimdiye kadar hiç bu
kadar fark etmemiştim.
Nefesi ensemdeki saçlarımın arasına çarpıyordu ve oldukça dikkat dağıtıcıydı, belki de bu
yüzden olacakları göremedim.
Çenemi döndürdüğü parmağıyla teleskopu bir kere pıtpıtladığında altın sanki can buldu,
pırıl pırıl oldu-
40
Awakencordy
merkez-masa.com
“Güzel..”
Kulağıma doğru gülmeseydi iyiydi.
Bakmamı mırıldandığında gözümü teleskopun merceğine indirip bakınca çıkarttığım ses
doğaldı: keşke o manzarayı buraya geçirebilecek kadar yeteneğim olsa, ben ancak fazla
duygusal tasvirler yapabiliyorum, Jace öyle dalga geçiyordu, doğru olmalı.
Pırıl pırıl bir gökyüzü, minicik minicik yıldızlar, ışıltılar“Bu gerçek, değil mi? Sihir değil?”
Diğer eli belime ne zaman kondu bilmiyorum ama kendisini arkama biraz daha hizalarken
tüm evrenin bir sihir olduğunu söyledi.
“Şu anda baktığın şey geçmişin ta kendisi, zaman makinesi gözlerinin önünde Alec..”
Doğru. Yanıp sönen milyonlarca geçmiş hayat.
Acaba bizi görmek isterler miydi?
Teleskopu tekelime aldığımı fark ettiğimde ne kadar süre geçtiğini bilmiyordum, çekilip ona
geçmesini söylediğimde onunla dip dibe olmak da ayrı bir farkındalıktı.
İkimiz de bir elimiz teleskopun farklı yerlerinde, diğeriyle birbirimize tutunurken onun
ceketiyle gömleğinin arasındaki siyahlığın yukarıdaki siyahlıktan farkı olmadığını
düşündüğümü hatırlıyorum: siyah, karanlık ve içinde binlerce farklı ışık taşıyor.
Aynı zamanda bir o kadar ulaşılmaz.
“Alec?”
Bakışlarımı ona kaldırdığımda bu gece ona hep Magnus dediğimi ve umutlanmak istediğini
söylediğinde gözlerimi kapattım, onu da biliyorum.
“Benimle oynama, lütfen-“ daha fazla ne diyebilirdim?
Çenemi tekrar kaldırdığında ve gözlerimi açmamı istediğinde derin bir nefes alarak açtım:
bana o zamana kadar zarar vermemişti.
Sarı gözleri aklımdan geçenleri okumak ister gibi bana bakıyordu-üzerimde koruyucu işaret
olsa da bir an okuyup okumadığından endişe ettim-okusa ne bulurdu?
“Alec, çok uzun süredir yaşadığımı biliyorsun: ilgimi çeken çok kişi oldu..”
“Ve sıradaki ben miyim?”
İç çekerek bana baktığında ‘evet’ demesi gerekiyordu.
“Sıra demeyelim, olur mu? Kimseyi tüketmiyorum-“
“Çok kişiden biri miyim?”
“Öylesin ama garip bir şekilde daha fazlası da var.. Sadece güzel bir yüz ya da zarif bir düşüş
değilsin, sende bir şey var..”
41
Awakencordy
merkez-masa.com
Buna kaşımı kaldırdığımda gülerek ‘seksiliğinden bahsetmiyorum ama o da bonus’ dediğinde
gerginlikle gülmek refleks gibi bir şeydi, gerçi o gülümseyerek yüzümü tutunca o da gitti.
“Evime girdiğin anda o kadar parladın ki-“
“O Jace..”
İç çekerek gözlerini kapattığında ‘ama o Jace’ diye ısrar ettim, çünkü o Jace. Aurasının bir
ışık yaydığını biliyoruz, kaç cadı bunu söyledi, onun yanında durduğum için beni de
karıştırdı, gerçektenBir anda uzanarak dudaklarımı örttüğünde elim havada kaldım, hiçbir şey yapamadım.
Nefesimi çalmıştı, bir o kadarını ödünç yaşayıp elimi onun ceketine koyduğumda beni
belimden kavradığını hatırlıyorum, beni biraz daha çekti, biraz daha öptü, biraz daha
susturdu, sonra ayrılarak gözlerini açarken biraz daha usul, cevapladı.
“Hayır.”
Aptala döndüğüm ortada, ‘ne hayır?’ diye sorduğumda gülüşü hala gözlerimin önünde.
*
Ve şimdi buradayım. Beni başka bir gizli geçitten odama bıraktı -odama açılan gizli bir geçit
var!- ve sonra geceye karışıp gitti, üstelik ayrılırken “tam bir centilmen gibi davranıyorum,
benim yüzyıllarımda böyle yapılırdı” diyerek eğilip reverans verdi, beni güldürünce de sanki
amacı buymuş gibi bana göz kırptıktan sonra yok oldu.
Bir ilüzyonla kendini yok ettiğinden eminim, Enstitü’de cisimlenme yasak.
Şimdi yatağımda oturmuş, bunları yazıyorum. Anlatacak biri yok, Iz dünya tatlısı olsa da
bunu anlayamaz, Jace zaten Clary’i düşünüyor, ben de böyle aktarıyorum. Her şeyi tekrar
tekrar düşünüp tekrar tekrar okuyarak.
*
Nasıl böyle oldu? Defteri elime almayı bile unuttum, Magnus dünyamı o kadar hızlı ve o
kadar keskin bir şekilde değiştirdi ki anlamış değilim.
Geceleri son düşüncem o, onun yanında değilsem. İlk düşüncem o, ilk gördüğüm şey o
değilse.
Benden sıkılıp bırakacağı güne kadar ne kadar vaktimiz var bilmiyorum ama bana
baktığında gördüğüm şey bir yandan da aşka benziyor, ne yapacağımı bilmiyorum.
*
Görevlerin birinde sahte isimler seçtiğimizde kod adını Dai yaptı, 10 dakika güldüm-
Başını defterden kaldırarak ona baktığında gördüğün tek şey sarı gözler.
THE END
22.06.2014
30.06.2014

42
Awakencordy
merkez-masa.com
Every Sky In My Heart Will Be Blue
On The Day I Come Back To You
Hikaye adı Pink Martini’nin “Aspettami” şarkısındandır.
Daphne, Eliza ve Daniel karakterleri “Love Will Remember” hikayemde ortaya çıkan ve
diğer TMI hikayelerimde de yer alan karakterlerdir. (#awakenverse)
Son hakkında gerçekten üzgünüm ancak onların hikayesini burada bu hikaye altında yazmak istemedim,
kalbinizi havada bıraktıysam çok çok çok üzgünüm. Söyleyebileceğim bazı şeyler belki hafifletir:
Sarı gözleri gördü ve bundan sonra öyle kaldı, anladı, mini bir kavga sonrası Magnus anlatacaktı.
Magnus onun bir günlük yazdığını biliyordu, Alec onun evinde de yazıyordu ama Magnus hiç okumadı.
Alec Jace okumasın diye UV kalemiyle yazıyordu & Magnus’un getirdiği stele Alec’in stelesiydi.
Beyaz kutup ayıcığını Isabelle coca cola kapaklarını biriktirerek almıştı (#mywinters göndermesi)
Isabelle öldüğü için Alec onu hatırlamıyordu, günlükte bu ana kadar okurken de arkadaşı sanıyordu.
Kızkardeşlerin döktüğü stele aralarındaki evlilik gibiydi, ikisinden izler taşıyordu.
Magnus ona onun odasında pencere içinde otururken o taşı verdi, o gidince Alec sakladı.
“Eskiden cadılar aranıp öldürüldükleri dönemlerde eşyalarını bu tip taşlarda saklardı..”
43
Awakencordy
merkez-masa.com
Merhaba,
Okuduğunuz şeyden memnun kaldıysanız bir yorum bırakmanız beni oldukça memnun
eder.
.pdf’lerin arkadaşlar arası dolaşacağını ve o süre içerisinde sitenin iç adreslerinin
değişebileceğini hesaba katarak yorum için size iki yol vereceğim;
Mail.
Bana her zaman [email protected] yoluyla ulaşabilirsiniz.
Site.
Bu hikaye Verankton’a bağlı, mutlaka orada bir yorum formu vardır, oraya gidebilirsiniz:
http://verankton.merkez-masa.com
Fazla zahmetli, farkındayım, ancak çalışmayan bir servis sunmaktan iyidir diye
düşünüyorum.
Yorum gönderseniz de, göndermeseniz de, umarım okuduğunuzdan hoşnut kalmışsınızdır
ve umarım ben şu anda daha güzellerini yazıyorumdur.
Teşekkürler,
Awakencordy
Site: http://merkez-masa.com
Bu hikayenin geldiği alt site: http://verankton.merkez-masa.com
Her hakkı saklıdır.
44
Awakencordy
merkez-masa.com
Download

Every Sky In My Heart Will Be Blue On The Day I Come