THOMAS HOBBES
(1588-1679)
1
Leviathan (Ölümlü Tanrı)
…
2
Leviathan (Deniz canavarı)
3
Hobbes
• Thomas Hobbes, mutlak iktidarın zorunluluğunu
ortaya koymuş; bu mutlak iktidar anlayışıyla modern
devletin temelini atmıştır.
• Hobbes’un siyasal teorisinde yaşadığı dönemin
olaylarının önemli bir rolü vardır.
4
Hobbes
• Kral-parlamento sürtüşmesinin içsavaşa
dönüştüğü İngiltere’de yaşamıştır. Kralın feodal
beylerden, parlamentodan ve dinsel
cemaatlerden özgür olmasını savunmuştur. Bu
yönüyle mutlak monarşiden yanadır.
• Özgür monarşilerin gerçek yasası: Kral yasaların
üstündedir, bütün yasaları keyfince yorumlamakuygulamak hakkına sahiptir.
5
GENEL FELSEFESİ
• Siyaset kuramını genel felsefe içinde sunar.
• Siyasal iktidarın temelleri ve mutlak iktidarın
zorunluluğu eserlerindeki başat temalardır.
• Hobbes’un kuramında beliren mutlak iktidar
anlayışı, modern devletin ta kendisidir.
• Auctaritas ile potestas’ın tek merkezde toplandığı,
bu merkezin de rasyonel bir meşrulukla
donatıldığı siyasal yapı modern devlettir.
6
SİYASET FELSEFESİ
“Doğal Hukuk’un ve Siyaset’in öğeleri hakkında açık
bir düşünceye sahip olunmasında, insan doğasının
bilinmesi önemli bir yer tutar. … Eğer insan
eylemlerinin nedenleri, şekillerdeki niceliklerin
nedenleri gibi kesin bir biçimde bilinirse, …
insanlık saldırılamayacak denli durağan bir barışa
kavuşur.”
Bu nedenle insan doğasını araştırır ve toplum
sözleşmesini de bu doğayla açıklar.
7
Toplum Sözleşmesi
• Sözleşme anı: Sözleşme devleti doğurur. Rasyonel bir
panik gibidir. Ölüm korkusu herkeste aynı rasyonel
davranışı uyandırır.
• Usavurmanın sonuçları, konuşma yoluyla bütün insanlara
yayılır. Siyasal toplumu kurmanın gerekliliği üzerinde
uzlaşılır.
• Devletin temelinde, herkesin davranışına aklın hakim
olması yatmaktadır. İnsanların ortak bir erkin bulunmadığı
yerlerde barış içinde yaşamaları olanaksızdır.
• Devletsiz toplum bir ütopyadır.
8
TOPLUM SÖZLEŞMESİ
• Bu nedenle insanlar, haklarını karşılıklı olarak bir
üçüncü kişiye devrettikleri bir sözleşme yaparlar
ve kendilerini bir ortak erkin buyruğuna sokmanın
gerektiğini kavrarlar.
• Toplum sözleşmesini tek tek bireyler
gerçekleştirir: Kalabalık. Temsilci ise bunları
olduğu gibi yansıtmaz. Temsil, yansıtmaz,
gerçekleştirir.
9
• Bireyler devleti yaratır ama bir olan “halk” ancak devlet
tarafından yaratılır. Kalabalık, temsil yoluyla “tek bir
kişi”ye dönüşür. Yurttaşlar, siyasal birliklerini egemenin
kişiliğinde bulur.
• Yurttaşlar, kendilerini egemenin eylemlerinin yapımcıları
olarak kabul ettiğinden, kendi kendileriyle çelişmeden
bunlara karşı çıkamazlar.
10
Toplum Sözleşmesi
• Sözleşme, aralarında eşitlik bulunan ya da birbirlerini
eşit gören insanlar tarafından yapılır. Yönetenyönetilen ayrımını doğal eşitsizlik yerine doğal eşitlik
üzerine oturtarak klasik siyaset felsefesini baş aşağı
eder.
• Bireysel güçlerin, erklerin bir başka kişiye
devredilmesi doğal biçimde olamayacağı için bir
vazgeçmeyi, feragat etmeyi gerektirir. Herkes güç
kullanma hakkından vazgeçer; herkes bir diğerinin
yolundan çekilir ve böylece elinde tuttuğu doğal
hakkını özgürce kullanmasına olanak tanır.
11
•SONUÇTA,
VAZGEÇİLEN
GÜÇLERİN
TOPLAMINDAN DAHA
ÜSTÜN EGEMEN BİR
GÜÇ, YANİ LEVİATHAN
ORTAYA ÇIKAR.
12
Toplum Sözleşmesi
• Temsil,
• Yönetenleri yönetilenlerden ayıran mesafeyi
kaldırır. Halkı bir kişi olarak yaratır. Halkın kişiliği,
egemenin kişiliğinde erir.
• Kalabalık ise kişiliğe sahip değildir. Bu nedenle egemenin
bunlara karşı sorumluluğu yoktur.
• Sözleşme sürekli olarak, egemenin her eyleminde
yinelenmektedir. Temsil, süreklidir.
13
Toplum Sözleşmesi
• Sözleşmenin Özellikleri
• Leviathan güç kullanma tekelidir.
• Leviathan güç ilişkilerini tek bir eksende toplar ve
kurumsallaştırır.
• Leviathan yurttaşlarına düşmanca davranmaz. Tek kişinin
egemenliği ve diğerlerine buna bağlı üstünlüğü, onu hiç
kimseye kötü davranmasını gerektirmeyecek bir duruma
sokmuştur. Her şeye sahiptir, kimseyle rekabete ihtiyacı
yoktur. O ÖLÜMLÜ TANRI’DIR.
14
Toplum Sözleşmesi
• Siyasal topluma geçiş oybirliğine dayanır ama egemeni
seçenlerin oyçokluğu yeterlidir.
• İkinci sözleşme egemenin belirlenmesi ile ilgilidir.
• Yaratılan devletin sürekliliğini sağlamak salt güce
dayandırılamaz. Siyasal iktidar kendisini bir otorite olarak
ortaya koymak, kendisini yönetilenlere benimsetmek
zorundadır. Ortak onay gereklidir ama siyasal bedeni
oluşturmaya tek başına yetmez. Her birey kendi iradesini
egemenin iradesine bağlı kılmalıdır. Egemenin iradesini
kendi iradesi olarak tanımalıdır.
15
EGEMENİN ÖZELLİKLERİ
• Egemen mutlaktır ve ondan daha üstün bir erk
yoktur: Siyasal rejim ne olursa olsun, egemen
birdir ve tek bir iradeye sahiptir. Sözleşmenin
tarafı olmadığından yükümlülüğü yoktur. Egemen
tek başına doğa durumunda bulunur.
• Egemenin erki süreklidir ve bölünmez.
• Egemen yasaları yapar ve yaptığı yasalar bağımlı
değildir: Elinde savaşın ve adaletin kılıcını birlikte
tutar.
16
• Egemene bu üstün kişiliğini veren, toplum
sözleşmesinden doğan bu eşitsizlik durumudur.
• Egemenin sınırı: Devleti yıkıp dağıtamaz.
Sözleşmeyi bozamaz. Erkini bölemez,
devredemez.
17
JOHN LOCKE
Liberalizmin Öncüsü
18
John Locke (1632-1704)
→ A Letter Concerning Toleration (Hoşgörü
Üzerine Bir Mektup)
→ Two Treatises of Government (Hükümet
Üzerine İki Deneme)
→ An Essay Concerning Human
Understanding (İnsan Anlığı Üzerine Bir
Deneme)
→ Some Thoughts Concerning
Education (Eğitim Üzerine Düşünceler)
…
Locke
• Locke en önemli eserlerini 1670-1690 yılları arasında
vermiştir. Bu yönüyle, düşüncelerinin İngiltere’de 1688
Devrimini (Şanlı Devrim) hazırlayan koşullar içinde
biçimlendiği belirtilebilir.
• Devrimin ardından 1689 yılında parlamentodan geçen
“Haklar Yasası” ile (Bill of Rights), Kral’ın yasaları
yürürlükten kaldırma yetkisi elinden alınmış,
Parlamento’nun izni olmadan vergi ve asker toplaması
engellenmiş, yargısız tutukluluk ortadan kaldırılmıştır.
Bu gelişmeler, İngiltere’de Mutlak Monarşi’nin
tamamen ortadan kaldırılması, Monarşi’nin yasaların ve
parlamentonun onayına bağlı bir demokrasi olarak
Anayasal Monarşi’ye dönüşmesi anlamına gelir.
20
• LOCKE, en önemli çalışması olan Yönetim Üzerine iki
İnceleme kimi yorumculara göre 1688 Devrimi’ni
onaylayan ve haklı çıkaran bir yapıt olarak kaleme
alınmıştır. Bazıları ise, bu kitabın devrimi haklı çıkarmak
için değil, Devrim’in temellerini hazırlamak için
yazıldığını iddia eder.
21
Siyasal teorisi
• Meşru ve sınırlandırılmış bir siyasal iktidar kuramı
getirir. Mutlak monarşi kuramlarına güçlü bir eleştiridir.
• Doğa durumu, siyasal iktidarı doğru anlamak ve onu
kaynağından türetmek için başvurduğu bir açıklamadır.
Mutlak iktidarı yermenin bir aracıdır.
• Doğa durumunda, savaşa neden olan bir değişme.
Savaş durumu, herkesin bir diğerini mutlak iktidarı
altına alabilecek, onun özgürlüğünü, hatta yaşamını
ortadan kaldırabilecek bir fırsatı ve olanağı elinde
bulundurmasıdır.
22
Doğa durumundan siyasal topluma geçilmesinin
nedenleri:
• “Eşit ve özgür insanlar kendilerini neden bir otoriteye
bağlı kılıyorlar?” sorusunu sorar. Bunun nedenleri:
• İnsanlar arasındaki anlaşmazlıklarda başvurulacak, “ortak rıza” ile
oluşturulmuş, yerleşik ve herkesçe bilinen bir yasanın
bulunmayışı
• Anlaşmazlıklar durumunda böyle bir yasaya bağlı olarak karar
verecek tarafsız bir yargıcın bulunmayışı
• Haklı olarak verilmiş bir cezanın arkasında duracak ve
uygulamaya geçirecek bir “iktidar”ın (yargılama gücünün)
bulunmayışı
23
Doğa durumundan siyasal topluma geçilmesinin
nedenleri:
• Doğa durumu her an tehlikeler ve korkularla doludur.
İnsanların doğal özgürlükleri ve hakları vardır ancak bunlar
güvende değildir.
• İnsanlar canlarını, mallarını ve özgürlüklerini korumak için
topluma, kendi aralarında bir sözleşme ile katılırlar.
• Sözleşmenin temel nedeni:
• Mülkiyetin (insanların mallarının, canlarının ve
özgürlüklerinin) doğa durumunda olduğundan daha iyi
biçimde korunacağı düşüncesi.
24
Toplum Sözleşmesi
• Doğa durumuna son verip siyasal toplum
kurulduğunda insanlar iki iktidardan vazgeçerler:
• İlki, kişinin “toplum tarafından yapılan yasalarca düzenlenmek
üzere son verdiği, kendisinin ve insanlığın geri kalanının
korunması için gerekli bulduğu her şeyi yapma iktidarıdır”.
Siyasal toplumdaki yasama gücü bu iktidardan kaynağını alır.
• İkincisi, “kişinin tümüyle son verdiği cezalandırma iktidarıdır”.
Doğa durumunda, doğa yasasının yürütülmesinde kullandığı
bu “doğal gücünü” insan, toplum haline geçtikten sonra
yürütme gücüne yardım edecek şekilde kullanır.
25
Toplum Sözleşmesi
• Bazı yorumculara göre Locke’ta iki sözleşme söz
konusudur:
• Birinci sözleşmede, insanlar bir araya gelerek TOPLUM’u
oluştururlar. Doğa durumunda taşıdıkları iktidara son
verirler. Bu sözleşme oybirliğiyle gerçekleştirilir.
• İkinci aşamada ise devlet oluşturulur. Toplum, yetkilerini
yönetime devreder ve yönetim biçimini belirler.
Toplumun alacağı bu türden kararlarda çoğunluğun
rızası yeterli görülür.
26
• Uygar Yönetimin Meşruluk Temeli: Rızadır.
• Önce toplumu oluşturmak için RIZA gösterilir; sonra ise
çoğunluğun iradesine ve kararlarına uyulacağına dair örtük bir
rıza işler.
• İktidara rıza göstermenin koşulu:
• Ortak yararı gözetmesi
• Yerleşik hukuk kurallarıyla bağlı olması
• (yasalarla bağlı olmayan keyfi ve mutlak bir iktidarın bulunduğu yerde
hala doğa durumundayızdır)
• İnsanların mülkiyetini koruması
27
•Bir kişi, belli bir devletin yurttaşı olarak kendini
görüyorsa, o devletin yasalarına uyacağı
konusunda rıza da gösteriyor demektir. Bu
nedenle daha önceki kuşakların yapmış olduğu
sözleşme sonraki kuşaklar için de geçerlidir.
28
• Sözleşmeyle: Doğa durumunda tamamen özgür olan
insan, yargılama ve yasaları uygulama hakkını bir insana
veya kurula EMANET etmiştir. Bunun karşılığında
yönetim SORUMLULUK altına girmiştir.
• Artık bu bir güven ilişkisidir. (TRUST)
• Hükümdar iktidarı kamu yararına uygun biçimde
kullanmazsa bu ilkeye dayanarak görevden el
çektirilebilir.
29
Doğal bir hak olarak mülkiyet
• Adaletsizlik mülkiyet hakkının gaspı anlamına
gelir. Böyle bir durumda yönetime karşı devrim
hakkı doğar.
• 17. yüzyılda mülkiyet, kralın lütfu ile edilen bir
haktı. Locke, mülkiyeti her şeyden önce bir hak
olarak tanımlar.
• Mülkiyetin iki anlamı:
• Sahip olunan mallar
• Yaşam, özgürlükler ve mallar
İkinci anlamıyla mülkiyet, uygar yönetime geçerken
korunması gereken şeydir.
30
Yönetimin sınırları
• Topluluk, hiçbir yönetime mutlak ve keyfi bir iktidar
veremez. İnsanlar doğa durumunda kendi
yaşamlarını ortadan kaldıracak ya da başkalarının
yaşamlarını ve mülkiyetini ortadan kaldıracak keyfi
bir iktidar kullanamaz. Böyle bir hakları olmadığına
göre bunu siyasal iktidara devredemezler de.
• Yasalar kamu yararı dışında amaç gözetemez.
• Siyasi iktidar kimseden rızası olmaksızın mülkiyetini
alamaz.
• Yasama iktidarını halktan aldığı için bu iktidarı başka bir
kişiye ya da organa devredemez.
31
Direnme Hakkı
• Sınırsız, mutlak iktidar doğa yasasının çiğnenmesi demektir.
Despotik iktidar, fetih ve gasp yoluyla gelen iktidar, tiranlık
Meşru değildir.
•Tek meşru yönetim keyfi olmayan, sınırlı yönetim
• İnsanların özgürlüklerinin/mülklerinin ve canlarının teminatı
olarak gördükleri yönetimin bunları tehdit eder bir hale gelmesi
ile DİRENME hakkı doğar.
• Ama bu tehdit birkaç kişiye değil, halkın büyük kısmına yönelik olmalı.
32
JEAN JACQUES ROUSSEAU
(1712-1778)
HALK EGEMENLİĞİ
33
 Discours sur les Sciences et les
Arts
(Bilimler ve Sanatlar
Üzerine Söylev)
 Discours sur l’Origin et les
Fondements
de l’Inegalite
(İnsanlar Arasındaki
Eşitsizliğin Temeli ve Kökenleri
üzerine Söylev)
 Emile ou de l’Education (Emile
ya da
Eğitime Dair),
 Du Contrat Social (Toplum
Sözleşmesi)
 Confessiones (İtiraflar)
…
Aydınlanma düşüncesi ve Rousseau
• Aydınlanma filozofları, özgürlükler ve haklar adına,
despotlukla bağdaştırdıkları merkezi egemen devlete
karşı çıkarlar. Rousseau ise özgürlüğün (ve hakların)
yalnızca mutlak bir egemenlikle bezenmiş merkezi bir
devlette gerçekleşebileceğini ileri sürer.
• Ancak onun savunduğu egemen devlet, dönemin mutlak
monarşisi değildir.
• Rousseau devleti halktan türetir ve halkla özdeşleştirir. Egemen
olan halktır.
• Böylece Rousseau devleti demokratik bir nitelikle donatır.
35
Aydınlanma Çağı
Her konuda akla öncelik tanıyan düşünce sisteminin
etkisi ile 18. yüzyılda Avrupa’da bilimde ve felsefede
büyük gelişmelerin olduğu döneme AYDINLANMA
ÇAĞI denir.
…
Aydınlanma nedir?
Aydınlanma filozofu Immanuel Kant’a göre:
“Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir
ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin
olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının
kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu
ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun
nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını
başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak
kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda
aramalıdır. Sapere aude! Aklını kendin kullanmak
cesaretini göster! Sözü imdi Aydınlanma’nın parolası
olmaktadır.”
Rousseau- Siyasal teorisi
• Uygar toplumu, rekabetin, bencilliğin, hoşa gitme
isteğinin ve sivrilme, üstün olma tutkusunun hüküm
sürdüğü bir toplum olarak tanımlar. Bu toplumda
yaşayan herkes
• “ne bir insan ne bir yurttaştır; yalnızca bir burjuvadır.”
Kimse “olduğu gibi görünmeye cesaret edemez”, herkes
var olan değerlerin, kalıpların, önyargıların, görünüşlerin
etkisi altındadır.
38
•Bu kötü toplumun kaynağında eşitsizlik
olgusu bulunur: Bilimler ve sanatlar da bu
nedenle kötüdür. “Eşitsizlikten zenginlikler
ortaya çıkmıştır … Zenginliklerden lüks ile
aylaklık doğmuştur; lüksten güzel sanatlar,
aylaklıktan da bilimler kaynaklanmıştır”.
39
Siyasal teorisi
•Çözülmesi gereken temel sorun, erdemsizliğin
hüküm sürdüğü ve her türlü kötülüğün kol
gezdiği bozuk toplumun nasıl olup da ortaya
çıktığıdır.
•Yani insanlar arası eşitsizliğin kaynağını araştırır.
• Bunun için çok çok gerilere, toplumsal yaşamın henüz
belirmediği doğa durumunun ve burada yaşayan doğal
insanın kavranması gereğine değinir.
40
• “Bize insanları oldukları gibi görmekten başka bir şey
öğretmeyen bütün bilimsel kitaplar … yalan söyleyen
kitaplar” terk edilip “hiç yalan söylemeyen doğa”ya
başvurulması gerekir. “Doğadan gelecek olan her şey
doğru olacaktır”.
41
Doğa durumundan çıkış ve siyasal toplum
• Rousseau, ilkel durumun yitirilişi ile toplum durumuna
geçiş arasında uzun bir sürenin bulunduğunu ileri sürer.
Doğa durumu, tam anlamıyla insanların siyasal toplumu
oluşturmalarıyla son bulur. İnsan, bu noktaya ulaşıncaya
kadar “ikinci doğa durumu” içinde yaşar:
• 1. Evre: Dışsal bir engelle yalnız yaşamaktan vazgeçer.
• Kaynakların kıtlığı sonucunda, gereksinimleri karşılanana kadar,
geçici birliktelikler ortaya çıkar. Konuşma bir gizilgüç olmaktan
çıkar.
42
•2. Evre: Farklılaşma ve mülkiyet ortaya çıkar.
• Barınaklar inşa edilir; ailelerin bir araya gelmesiyle daha
büyük birlikler kurulur. İnsanlık patriarkal bir döneme
girer. Toprak mülkiyeti henüz ortaya çıkmamıştır.
Toplayıcılık ve avcılıkla geçinilir. Aile kurumu, mülkiyeti
ve kadınla erkek arasındaki ilk farklılaşmayı ortaya
çıkarır.
43
Doğa durumundan çıkış
• 3. Evre: Madencilik ve tarımın bulunması.
• Doğal işbölümünden toplumsal işbölümüne geçilir:
İnsanlar madenleri işlemeye ve toprakları ekip biçmeye
başlar. Yapay gereksinimler oluşur. Her şey kötüye
gitmeye başlar.
• Doğal eşitsizlikler ekonomik eşitsizliğe dönüşür.
Mülkiyetle birlikte rekabet, çıkar çatışması,
başkalarından üstün olma tutkusu, kişisel çıkarı
başkalarının zararına sağlama arzusu doğar.
44
• 4. Evre: Savaş durumu.
• İki sınıf belirir. Zayıflıkları ya da gevşeklikleri nedeniyle
mülk edinemeyip hiçbir şey yitirmemelerine karşın
yoksul düşmüş olanlar; mülk edinip zenginliklerine
zenginlik katmaya çalışan insanlar.
• Zenginler, ilk oturma hakkına ya da ilk el koyma hakkına
dayanarak toprakların mülkiyetinin kendilerine ait olduğunu
ileri sürerler; ancak mülkiyetleri yoksulların gözünde birer
hakka dönüşememiştir. Yoksullar da onlara karşı “güçlünün
hakkı”nı ileri sürebilmektedirler. Bu durum kaçnılmaz olarak
savaşı getirir.
İnsanların homo homini lupus’a dönüştüğü bu genel savaş ortamı,
Hobbes’un iddia ettiğinin aksine, doğa durumunun değil,
toplumsallaşmanın bir ürünüdür.
45
Yalancı Sözleşme:
Devlet temelinde mülkiyet bulunan yalancı bir
sözleşmeyle kurulur.
• “Bize gereksiniminiz var, çünkü biz zenginiz, siz ise
yoksul; öyleyse aramızda bir sözleşme yapalım: Sizi
yönetme zahmetimizin karşılığı olarak elinizde kalan
birkaç şeyi de bize vermeniz koşuluyla bize hizmet etme
onurunu size bağışlayacağız.”
46
•Bu yalancı sözleşmeyle, güç hak, boyun eğme
ödev haline gelir.
•Siyasal eşitsizlik: doğa, yasaya; güçlü halk, zayıf
olana boyun eğer.
•Doğal özgür insan, toplumsal köle insana
dönüşür. Toplumsallaşan insan, doğasını yadsır.
47
TOPLUM SÖZLEŞMESİ
• Her bireyi özüne yabancı kılan ve bölünmüşlüğe
uğratan toplumsal ilişkiler, insanları sürekli bir rekabet
ortamı içine sokmakta ve aralarında sonu gelmez bir
savaş durumu yaratmaktadır.
• İlk sözleşme oybirliğiyle.
• Sözleşme tek tek bireyler ve kamusal bütün arasındadır.
• Sözleşmeyle doğal insan kendini tüm haklarıyla birlikte toplumun
tümüne bağlar.
• Tüm haklarını kolektif bütüne devreder ve yasalar yoluyla bunları
geri alır.
48
Toplum Sözleşmesi
• Her birey kendini tümüyle topluma verdiğinden ve
herkes aynı durum içinde bulunduğundan gerçekte her
birey hiç kimseye bağlanmamış olur. Toplumun her
üyesi, kendisi üzerinde başkalarına tanıdığı hakların
aynısını elde eder.
• “Her birimiz, varlığımızı ve bütün gücümüzü hep birlikte
genel iradenin yüce yönetimine veriyor ve her üyeyi
bütünün bölünmez bir parçası kabul ediyoruz.”
49
Toplum sözleşmesi
• Sözleşmenin yapılmasıyla birlikte, katılan bireylerin
kişisel varlığı yerine moral ve kolektif bir beden, bir
bütün ortaya çıkar.
• Bu bütün, kendine özgü bir yaşamı, bir ortak benliği ve bir
iradesi olan ve cumhuriyet ya da siyasal beden olarak
adlandırılan kamusal kişidir.
• Üyeleri ona, edilgin olduğu zaman devlet, etkin olduğu zaman
egemen, benzeri devletlerle kıyaslarken de egemen güç derler.
• Üyeler ise, bir birlik olarak halk, egemen otoriteye katılanlar
olarak teker teker yurttaş ve devletin yasalarına boyun eğen
kişiler olarak da uyruk adını alırlar.
50
• Devlet, egemen, egemen
güç aynı kavramdır:
• Devlet edilgen,
• egemen etken,
• egemen güç diğer
devletlerle kıyaslandığında.
• Uyruk, yurttaş, halk aynı
kavramdır:
• Uyruk edilgen, boyun eğen
• Yurttaş egemen otoriteye
katılan, etken
• Halk, birlik
51
Birey
• Uyruk
• Kendi iradesi, kişisel çıkarı
olan, boyun eğen soyut
insan
• Halk
• Soyut halk: yurttaşlardan
oluşan
• Somut halk: uyruklardan
oluşan
• Yurttaş
• Genel iradeye katılan soyut
insan. Salt bilinç, salt vicdan.
Aklını dinler
52
• Sözleşme, egemen olan halkın bütünü ve uyruk olan
yurttaşlar arasındadır.
• Egemenin üyesi olarak kişiler kişilere
• Devletin üyesi olarak kişiler egemene bağlanırlar.
• Yani egemen varlık sözleşmeyi kendi kendisiyle yapar.
• Kamusal bütün, kendini yarattığı varsayılan bireylerden
sözleşmenin bir tarafı olarak bağımsızlık ve üstünlük
kazanır.
53
• Toplum sözleşmesinin amacı ORTAK İYİLİK’tir.
• Ortak iyilikle bezenmiş bu toplumun, amacını tam
anlamıyla gerçekleştirebilmesi için ise ortak olanı, genel
olanı gözeten kendine özgü bir iradesi olması gerekir.
54
GENEL İRADE
• Ortak iyiliği gözeten değişmez iradedir.
• Bireysel iradelerin toplamından farklıdır.
• Değişmez, bozulmaz, her zaman var.
• Devredilemez.
• Akıl ile yönetilir ve ahlakidir.
• Yanılmaz.
• Herkesin eşitliğini ve özgürlüğünü dile getirir.
• Geneldir, hem özünde hem de konusunda.
• Oylamayla ortaya çıkar ama “herkesin iradesi”nden farklıdır.
55
Genel irade
• Genel irade, yurttaşların, dolayısıyla yurttaşları içeren halkın
iradesidir.
• Sözleşmeyle yaratılan ortak gücü (devleti) ortak iyiliğe doğru
yönlendirmek genel iradenin işidir.
• Bu ilişki egemenlik adını alır. Rousseau’ya göre siyasal bütünün
ya da devletin var olması egemenlikle bezenmiş olmasına
bağlıdır.
• “Bir devlette mutlak üstün bir gücün, her şeyin ona bağlı olduğu bir
merkezin, her şeyin ondan kaynaklandığı bir ilkenin, her şeyi yapabilen
bir egemenin olması gerekir.”
• Egemen, yurttaşların bütünü anlamındaki halktır.
56
Rousseau’da egemenlik:
• Egemenlik genel iradenin uygulanması demektir.
• Egemen soyut halktır.
• Özgürlük gibi egemenlik de devredilemez.
• Temsil edilmez.
• Bölünmez.
• Mutlak ve doğrudur.
• Egemenin gücü YASALARdır. (Soyut düzeyden somut düzeye
geçmesinin aracıdır)
• Rousseau’nun devlet kuramının temelinde yasalara itaat ederek
özgür olmak yatar.
57
CUMHURİYET:
• Yasalarla yönetilen her devlet cumhuriyettir.
• Her meşru yönetim cumhuriyetçidir.
• Meşruiyet, yönetimin genel iradenin güdümünde
olmasıyla gerçekleşir.
• Hem auctoritas, hem potestas halktadır.
58
• Egemenlik bölünmez ancak her siyasal toplumda iktidar
iki ayrı parçadan oluşur: Edimi belirleyen irade ve edimi
gerçekleştiren güç.
• İradeye yasama erki, güce de yürütme erki denir.
• Egemenin ya da genel iradenin her türlü işlemi salt genel
(kamusal) olanı kapsadığından, halkın elinde doğrudan doğruya
yalnızca yasama erki bulunur.
• Yasaların yürütülmesi ya da devletin yönetimi özel edimlerle ilgili
olup özel konulara yöneliktir; bu nedenle egemenin yetki alanının
dışında kalır. Halk, kendini yasama erkiyle sınırlı tutup yasaların
uygulanması işini, yani yürütme erkini kendisinin dışında olan bir
görevliler kurumuna ya da aracı bir bütüne bırakır.
59
2) Potestas:
İktidar iki parçadan oluşur:
1) Auctoritas:
• Edimi belirleyen güç: Yasama
• Egemen olarak yasa yapan
halk uyruk olarak uyar.
• Güç devredilir ama irade
devredilmez. Özde güçler
birliği
• Hükümet biçimini yasayla
egemen halk saptar.
• Bu şekilde oluşan her
hükümet CUMHURİYETtir.
• Hükümet üyelerinin seçimiyse
özel bir edimdir.
• Edimi gerçekleştiren güç:
Yürütme
• Özel edimler, devlet
yönetimi yetkililere
devredilmiş.
• Hükümet yasaları uygular,
özgürlüğü korur. Halkın
görevlisidir. Egemenden
aldığı buyruğu halka iletir.
• Yönetim, yürütme erkinin
meşru biçimde
kullanılmasıdır.
• Prens, yönetimi üstlenen
kimsedir.
• Temsil var.
60
Hükümet türleri:
• Demokrasi:
• Yönetim işini halkın tümü ya da büyük bir bölümü üstlenir;
yönetici yurttaşların sayısı, sıradan yurttaşlardan fazladır.
(Doğrudan demokrasi).
• Rousseau’ya göre hiçbir zaman var olmasa da ulaşılması için çaba
gösterilmesi gereken bir idealdir.
• Aristokrasi:
• Orta büyüklükteki devletlere uygun düşer. Küçük bir azınlığın
yönetimidir.
• Monarşi:
• Büyük devletlere uygun düşer. Yürütme erkinin tek kişinin elinde
toplanmasıdır.
• Karma yönetim
61
Download

Toplum Sözleşmesi