Istantouilvm Zabtından ^orxrei
tiii-ttlerde
Dr. A. SÜHEYL ÜNVER
Tıb Tarihi E n s t tUsU D i r e k t ö r ü
tstaııbul Türkler taralından za])lolımnıadan evvel Selçuklulardan bize devrolan lıastahaneler ve buralardan yetişen hekimler ve
hastahanelerle kütüphaneleri ve hekimlerin
hususî kütüphanelerini
zenginleşdiren tıbbî
eserleri mühim bir yekûna baliğ olur. Hekim­
ler zamanlarınm icabları Tieyi iktiza ediyorsa
ona uyarak çalışmışlardır. Onlarm gösterdik­
leri lüzum üzerine yaptırdıkları sıhhî mües­
seseler ve içtimaî muavenet yurtları, terceme
ve telifte âmil oldukları eserler zamanlarmda Şarkta hem muasır oldukları milletlere na­
zaran hiç de geri kalmadık!armı gösterir.
Bizde İstanbul fethine gelinceye kadar
Anadoluda haslahanelcr mükemmelen vazi­
felerini yapıyorlardı. Buıalardan hekim yeti­
şiyor ve yurdun e n mühim yerlerine dağılı­
yorlar veyahud davet olunuyorlardı. Selçuk­
lular devrinden kalan tıbbî eserler arabça ve
farsçaya vâkıf hekimlerimiz elinde dolaşmış­
tır. Halkın da an'anelere juüsleuid maddî ve
ruhî tedavilerde başvurduğu vasıtalar noksan­
sızdır, llâçlarm çoğu ve n.ühimleri hariçden
geliyor. Lâkin ınemlckelleki nebatlar vesair
maddelerin de tedavide Lv-sir tarzları malijm
ve bunlar da kolayca um.umî ve hususî vası­
talarla ledarik olunalnliyor. llokimler Anadaluda memleket haricinde meselâ Mısırda.
Suriyede ve başka Şark i i h r i n d o lalisilde bu­
lunabiliyorlar.
îşle bu ihmale şayan olmayan lıbljî var­
lık Istanbulun zaplnıa kadar bu şekilde de­
vam etmiştir.
Şimdi !)urada İslaııbdlıuı Tüıklcr larafmdan zaptından sonra buna ilâve olunmuş
cihetler nedir? Onu burada, şu kısa mukad­
dimeyi yazdıktan sonra tebarüz ettireceğiz.
Görülecektir k i bu devir Türklerin i l i m tari­
hinde en mühim bir merhaledir ( 1 ) .
(1)
Abdülhak
che» les turcs ottomans
Adn on ,
La science
du commencement
jusjju'a
İstanbulu Türkler yeni baştan süslemeğe
başladılar. Karşılarmda kalabilenlerden mu­
hafazası icab eden birçok harab veya kısmen
mamur Bizans âbidelerini yüksek bir sanat
duygusile muhafaza etmeği ihmal etmediler.
İse yarar bir Bizans eserini yıkmadılar. İşe
yaramıyanlarm ve mevcud olmayan binala­
rın yerlerinden istifade ettiler. Fakat Bizans
sanatı denilen tarzı kendi millî varlıklarma
karıştırmadılar. Çünkü Anadoludan millî bir
mimarî ve sanat getirdiler. İstanbul az bir za­
manda birçok mamurelerile bir Türk şehri
halini aldı ve halkın yeni efsaneleri bunun ta­
şını ve toprağını bile pek çabuk Türkleştirdi.
Bu devirde Istanbulda yükselen binaları ve
yerlerini Fatihin tanzim ettirdiği vakıf bize
gösteriyor. İşte Ijir bekim bu yükselen bina­
lar arasmda Fatih KüUiye'd (Üniversite) için­
de büyük bir binada toplanan
Darüşşijayı
yanındaki bahçenin yaıunda imareti onun
Dariizziyafesi olan misafirlerle zayıfların ka­
labildikleri labhanesini ve a y r ı c a misafirha­
neyim bu Üniversiteye daliil hamamla bera­
ber müteaddit hamamları. Şehzadebaşındaki
Darülâceze mahiyetinde Kalenderler
yurdu­
nu İstanbulini fetiıiııden sonra sıhhî ve içti­
maî vaziyelin icabı ya]Hİau bu binaları tefahürle seyreder.
İslaııbuluu muhtelif zamanlarda görüp
geçirdiği âfetler dolayisilc bu kuşbakışı ile
gördüğümüz bu binaların pek azı kalmış, bir
kısmının yerleri de tayin edilemez bir hale
gelmiştir.
İstanbul yalnız binalatile değil, halkı i t i barile de pek çabuk Türkleşmiş ve geldikleri
yerlerden getirdikleri isimleri İstanbul mahal­
lelerine de koymuşlardır. Bu meyanda arzusile veyahud davetle gelen birçok hekimler
la jin
365.
du moyen • ûge.
1937.
Archeion Fasc 4, P. 347 -
B u makale Fatih zamanında Türklerde
İlim seviyesini gösterir m ü h i m Wr tetkiktir.
Dr.
72
A.
SÜHEYL
Ü NV
ER
de vardır. Bunların Lir kısmı tarihe geçmiş,
tesinde biz ayrıca bir Td,
bir kısmı malûm değildir. Bu hekimlerin bir
ruz. Fakat diğer medreseler uibi ı Uclje
kısmını İstanbul'da Fatih Darüşşifasında ça­
hangi şubeyi lakib ederse elsin ı n ı r n yen bir
lışmışlardır ve hekimliğin noksan olan ihti­
odada oturmuş ve ilitisas şubesi
yaçları, diğer âlimlere sorulduğu gibi sorul­
orada çalışmıştır. Fatih Derüssij,ıs,:
muştur. Onların terceme ve istinsahını arzu
yetişir. Bunlar lalebelikleriıult^ | i , ı , ;v,,u
ettikleri eserler de arzulan veçhile temin e-
linde bu medreselerde ınüııasiiı o.l, l^.ıj
dilmiştir k i İstanbul kütüphanelerinde bilhas­
etmişlerdir. O halde bu Fatih k i i l l i \ .
sa bu noktadan tıb kitabları diğer ilmî eser­
rüşşifası da hekim yelislireıı liir / '
ler gibi mühim bir yekû» tutar.
Fatih Darüşşifası
Istanbulda bu tıbbî müdevvenat dolayısi-
mcdrrs,
• ; Imluy-Q.
! , u de
ise
A:i hekim
i,,;,,
//(/nlır
ycıi elycvr
tahhanr nırdrcscsimu
her
hnarctin.
ınuknlıiIiıulrK :
:n],en
o zamanki ihtiyacını tatmin eder bir halde ya-
m
ar.
Camiin ceıınbu şiiıkîsinc \c Dc^h ).
«car­
şısnıa tesadüf eder. Fatih KülIi\ ı ^! •
im eski halini gösteren biniihır ı n c ş a n n
, yerini
pılmışdır. Hekimler do b\ı arzularınnı tatmin
bildiğinnzden I)arii.şşifnı\\.\
le tam bir yenilik buluyoruz. Eskiden Türk
illerinde nievcud olan sıhhî ve içtimaî mua­
venet müesseselerinin
benzerleri Istanbulun
edildiği bu yeni şehirde bunlardan
çalışma
sağma tesadüf eder büyük bir sal,
i)iııahıı • •.; kkıııda
tenevvür edelıiiiyornz. Muhakkak
. .i iık
lıızlarnu arllırınışlardır. O halde biz o dev­
binadır ve tarzı ınjnıaıîsi
rin tıbbî tekâmülünde şu üç noktayı biraz
lahhane medresesine uygundur,
daha etraflıca tetkik edelim:
kıble tarafında sağ ve so<l!du i k i v. ,, ;s<;al e-
1 — Sıhhî ve içtimaî muavenet müesse­
dr
lifuJeki
nıııl,
/ i i ! camiin
den bu iki binanın umumî ınimarî
. . . i y^g^.
mamak için birbirine mütenazır o ; ; asj icab
seleri
2 — Hekimler
eder.Netekim diğer büyüklü ve k ü t n i / ı i onaltı
3 — Tıbbî Eserler.
medresenin de sağda ve w.lda
1 — Sıhhî ve İçtimaî Muavenet Müesse­
k;!İ.ıhlarında
mimarî bir tenazur vardır. 1in
Dwn^sijnnm
umumî plânı hakkında İju ufak Iıcıı/ı yiş il^ti-
seleri :
Istanbulun 857 (1453) de zaptından son­
ra Fatih Mimar Başı Ayazağa'ya
bir
külliye
malinden başka birşey s ö y l i y e ı n i y e ı e - i z . Yal­
nız Darüşşifa
Mescidi
diye luı d a u r şifanın
(Üniversite) mahallesi haline koyduğu Fati­
bahçesi ortasında olması kuvvetle m r i ' ı u z mes­
hin ortasında elyevm mevcud camiden biraz
cidin Fatih zamanından kalma ])iıı,ı • resmi­
ufak, i k i minareli, Istanbulun zaptından ev­
ni Paspati yapmışdır. Kıble larafi i i ü , İm ca­
velki Anadolu Osmanlı Türkü eserlerine uy­
mile hem muasır Davutpaşa
gun bir cami ve etrafına 8 büyük ve 8 küçük
tarafile de benzerliği vardır. \\u
medresesi, imareti, lıastahancsi, tabhanesi, da-
yevm plânda çizgi ile işaret olunan
rüzziyajcsi,
yeri ortasında bir jıarça duvar ı \c i,> uı biraz
hamamı
\e misafirhanesi,
kütüp­
aımi''
.,, kıble
(^ ^uiin el­
hanesi vesair müştemilâtile cesim ağaçlarla
ileride asıl darüşşijanm
örtülmüş büyük külliye (Üniversite)
bir jıarça yolun kaldırımı k e n a n ı u h ı
mıştır
(2). Ve bu Üniversitenin
yaptır­
hocalarını
'i-ırüşşifa
kalın (lu\aı larmdan
yıkıcının bahçesinde göriihneklcdi ı
ve bir
(:>). Bu
da bu mahallenin etrafında oturmağa teşvik
binada diğer hastahanclerde oldnfiii villi med­
eyler. Oraya bir can verilmiştir, ve burası
rese tarzındadır.Plândaki yerine u i i ı r iıin met­
şehir içinde küçük bir şehir halini almıştır.
re murabbaı kadar bir sahayı işgal c i n .0 hal-
İşte bu cami; bu kidliyemn
diğer medresele-
rindeki ufak dershanelerden
maada büyük
derslere ve yerli ve hariçten gelen âlimlerin
vereceklri konferanslara ve bu ders saatleri
haricinde beş vakitte cami olarak kullaranıl-
(3) Hadikatül-ccvami
mail
ya darüşşifa
darüşşifa
mescidi
derununda
matt lâzimesinin
fndan
verileffelmişdir.
ye (Üniversite) ye mülhak olan darüşşifa
nlnde
demirciler
875
der
^.in
İs­
( v e f a t ı 1201 ( i , , (O B u r a ­
(cild 1, S.
müstakil
bir
vezaifi muayyenesi
mak üzere büyük bir dershanesidir. Bu külli(1470) de tamam olmuştur. Fatih Üniversi-
sahibi H a l ı
Ayvansarayî
vc 1 1 5 ) .
maohbUr.
Hide,
yine i.,:ndi
vak.
demekle beraber c i m ! y a k ı .
mescidinden
da banisi Fatihin Cerrah başısı
bahsecityo; .
Ali
Bunun
t> î r n d 1 dir.
Müruru eyyam İle harap olup yerinde <:• ınlrciler İs­
(2) Dr.
A.
S-üheyl,
Fatih Darüsjifası
(1470). Hopital Mehmea Fatih İstanbul 1932.
875
kân ederek nice zaman n a malum knlnijK iken 1176
(1762) Beblyül'evvellnde m ü t e v e l l i s i t a ; a y n ı d a n ya-
TIBBİ
TEKÂMÜL
de etrafı da tarihî resimlorle görüleceği veç­
hile duvarla mestur muazzam bir eserdir.
E v l i y a Ç e l e b i ııiıı zikrettiği 70 hüc­
reli
ve 8Ü kubbeli bir darüşşifa, mescidi
vesair kısmılarile ancak bu kadar sahaya sı­
ğar. 1557 - 1561 seneleri arasmda Istanbulda bulunan İM e 1 h i o r e L o r i s şehrin
umumî manzarası meyanuıda tersim ettiği Fa­
tih Caniiimn cenubu şarkîsinde darüşşiju kub­
beleri görülmektedir [-1).
Luna) diye yazılıdır.
Hastalara divanelere
defi cünurı için mıtrıban ve hanendegân ta­
yin edilmiştir
diye ayrıca bir kaydı vardır.
Evliya Çelebinin
hekim basısından maada
dersiamın mevcud olduğunu bildirmesi şaya­
nı kayıddır. Fatih külliyesinde yüksek tahsili
ikmâl edip ihtisas için tıb tahsiline başlayan
talebeye dariişşifada tatbikatı tıbbiyeye dair
nazarî ve belki amelî dersler verecek ve bun­
ları hastahanede sevk ve idare edecek bir zat­
tır. Bu suretle Fatih darüşşifasını bu Fatih
külliyesinin
de yalnız hasta yatırılacak bir
^ yer değil, ayni zamanda hekim yetiştirecek
bir müessese ve klinik olduğunu ve Evliya
Çelebinin yaşadığı XVII inci asırda bile ayni
usulün carî olduğu
görülüyor.
E v l i y a Ç e l e b i Fatih Kadınlar ve
gayri müsl imler için de başka bir köşede timarhane yaptırmıştır, demektedir. Fakat ge­
rek Fatih vakfiyesinde \o gerek başka yer­
lerde henüz bunu tevsik edecek mahiyette bir
kayda tesadüf olunmamıştır.
E v l i y a Ç e l e b i (,cild i ) darüşşifa
hakkmda (70 höcrc ve 8U lubhelidir. 200 hiz­
metçisi vardır: Dersiam ve hekim basısı var­
dır. Ayinde ve rüvcııdegândan bir adam hasta
olsa bimarhaneye götürüp ona hizmet eder­
ler. Münasip edviye ile tedavi ederler. Diba
ve şlb ve zerbâj harir came hâbları
vardır.
Her gün iki defa hastalara günâgün etimei ne­
fise bezlolunur. Ev kufi o derece kavidir ki
vakıfnamesinde
(eğer rriu'.kakda keklik ve tıraç ve sülün kuşlarının eti bulunmazsa bül­
bül, serçe ve kebuter pişip hastalara bezlopılmışdır demekdedir. HadikatüVcevarnie
göre bu da­
rüşşifa mescidi ile demirciler mescidi ayrıdır.
Pas­
pati tarafından İ s t a u b u l a dair eserinde bu DarüşçlTa ve camii ve m ü ş t e m i l â t ı Lips Manastırı
gösteriliyor.
Mehmed
S.
37-39.
B u Manastırın
ziya
yeri h â l e n
İstanbul
ve
Tımarhane
mescidi
bunu Demirciler
itibar eder.
yerinde
bilinmiyor.
Boğaziçi
Demirciler camiini Fatihin
cild
1.
binası
olan
civar
halk
Lâkin
camii diye bilmez. Paspati darüş­
şifa mescidinden ayrı Demirciler mescidini bulama­
dığından görüp de yaptığı kısımlar Darüşşifa mes­
cididir.
Mahmud
ya n a k l e t t i ğ i n d e n
I I . Demirciler e s n a f ı m
darüşşifa mescidine de
şifa
Darüş­
mescidi olarak resmetmişdir.
(4)
şekli
buıa-
Demirci­
ler mescidi denilmiş ve ayni mescidi Paspati
Ağaoğlu
aslisi
ve
Hayat mecmuası
yalnız mahdud
Bekir
Türk
Mehmed
Sanatı
camiinin
mimarisindeki
clld 2 No.
menabie
^
- Fatilı
45
göre
1927-
mevkii,
B u makale
yazılmışdır.
Ebu
B e h r a m ü d d i m l ş K l ' nin Atlası Mayer
termesinde
camiin m ü h i m ve mufassal tavsifi var­
dır. Ayni zamanda Türk menabllnde bu camiin m ü ­
teaddit resimleri ve keza Parisde Bihliotek
Nasyo-
noî'de Estampe dairesinde bu makalede mevcud ol­
mayan resimler nazara çarpmaktadır.
Başlayan
bu
tetkikin yeni membalara göre t a m a m l a n m a s ı n ı
te­
menni ederiz.
73
Evliya Çelebci Seyahatnamesinde Fatih
Camiinin şimûl ve cenubundaki medreseleri
tarif ettikten sonra da: bu medreselerin cani­
bi şarkîsinde yol aşırı, merzu, fukara, mis­
kinler için bir darüşşifa yaptı. Onda olan üstadıkâmil ve hâzik hükema ehliderde deva
edip elbette ifakat bulur, bir asitanei cihanbahşdir.) der.
Darüşşifadan başka bir yerde bahsetti­
ği halde burada tekrar zikredilmiştir. E v l i ­
ya Ç e l e b i
bu lıastahane hakkmda bize
hakikaten kıymetli malûmat vermiş ve İstan­
bul fethinden sonra açılan bu hastahanenin
iki asır sonra h'ûe ayni vakıf hükümlerine gö­
re vazifesine devam ettiğini işaret etmiştir.
Şimdi Fatih Darüşşifası \akfiyesini Fatihin
umumî arabça vakfiyesiniiı bilâhara türkçeye terceme edilen vakfiyesinden tetkik ede­
lim (5).
Haslahane kadrosu budur :
Günde
2 Tabib (biri seı tabib) beherine
20 akçe
1 Kehhal (,göz mütehassısı)
8
1 Cerrah O'li'iielle yemek yiyenler
8
arasında 3 adet görülüyor)
1 Eczacı
6
1 Emin
4
1 Vekilharç
4
1 Emini mahzen
4
2 Aşqı
beherine
3
1 Kapıcı
3
2 Hastabakıcı
beherine
2
1 Temizleyici (Manünnukuş)
(5) Dr.
A.
Süheyl,
Fatih
DarüşşUası,
(1470)- Hopltal Mehmed Fatih, İstanbul
1932.
875
Dr.
74
Muhtasar
vakfiyede
A.
Ü NV
ER
Fatih Darüşşifası kadrosuna aid kayıtlar hiid\ır
Günde
Kadro
2 Tabib
SÜHEYL
beherine
1 Kilerci
] Vekilharç
1 Kehhai
1 Cerrah
20 şer akça
(birisine reisi etibba deniydi )
4
»
4
»
8
»
8
(Inıaretten yemek yiyen Tu;
ruh gösteriliyoı)
] Tdl)bahı eşribe
(In)aretleıı yemek yiyenler nieya
nında şeri)el<;i diye kayıtlı)
1 Hâfı/.ı eşril)e
1 Hevvah
4
2 Aşçı
3
2 Cameşuy
»
1 Duvarda nakışlan mfen'eden
1 Şeyh
Şimdi bunların vazifesini ve vakıfname­
nin şartlarını tetkik edelim:
Darüş§ija^da. tecrübeli ve hâzık, hastala­
rın ahvali nabzına vâkıf, ilmi teşrihi bihakkin bilir, fenni tıb ve kanunu şifada cidden
faik tecrübeli i k i tabib olacak. Bunlar her
gün i k i defa hastalan dolaşacak ve onları dik­
katle ve kütübü tıbbiyede okudukları münasib ilâçlarla tedavi ederek uhdelerine veril­
miş vazifeleri tamamen yapacaklar ve bu hiz­
metlerine mukabil vakıftan her birine 20 ak­
ça verilecektir. Hâzik bir göz mütehassısma
günde 8 akça verilecek, bu zat göz hastahklarmm teşhisi ve tedavisile meşgul olacak­
tır. Bir zat ta darüşşifanm emini olacak, bu da
hastalann mühtaç olduğu içecek ve yiyecekle­
r i tedarik ve bunları kilerde hıfzederek lü­
zumu halinde çıkaracaktır. Diğer bir mutemed adam da vekilharçtır. Bu da hastane levazımmı satın alarak emine teslim edecek ve
hastalar hizmetini her umurundan akdem bi­
lecektir. Vazifeleri günde 4 akçadır. 8 akça
yevmiye ile üstad bir cerrah tayin olunmuş­
tur. Bu mütehassıs ta lâzımgelen tedavileri
yapacaktır. Tabib ler, Kehhal ve Cerrah an­
cak mühtaç olanlar için evkafça tedarik olu­
nan ilâçları anc'ak darüşşifaya berayi tedavi
gelmiş hastalara hasrederek darüşşifa hari­
cindeki lere ilâç göndermiyecektir. Tecrübeli
bir zat ta şurublar, macunlar, haplar, müshiller gibi ilâçları ihzar edecek ve bunları era
3
3
2
20
(imaretten yemek yiyenk'r ineyjinmda hapıcı denmiş)
(Hastalara aid yemek ayrı | ) i ş i yor. imaretten hastalara yemek
verildiğine göre kayıt yoklıır )
(Dahiliye müdürü makamnıdadır i
rolunan yerlere verecek ve buna mukabil
de altı akça alacaktır.
Ayrıca tayin olunan emini mahzen runde 4 akça alacak ve hastahane maJızenijıe
konulan deva ve ş u r u b l a n vesaire lev - i m
ve cezayi muhafaza ederek her gün bu mah­
zeni vakfın nazın ve darüşşifa veyahud kay­
makamı huzurunda açıp tabibin emri ile has­
talara olan şurub ve devaları taksim \M ta­
yin ve tabib muktezâsı ile hasta b a k ü i i a r a
teslim edecek ve mahzeni Kapayacak ve iiazırun da mühürliyecektir. İki aşçı her gün iabib
nezareti altmda merhamete lâyik ve ınıuılel i f hastalıklardan zayıf ve meyus düşer. i;astalara hayat vermek için pişirdiği y e m d leri
hastanm yanma götürecek ve hastalar; tatlı
dillerile tatyib edeceklerdir. Vazifeleri i-çer
akçadır.
Darü§§ifamn kapıcısı vaktü zanuun ile
kapıyı açıp kapayacak ve hariçten kimsenin
hasta yanma duhulüne ve hattâ orada gece­
lemesine müsaade etmiyecektir. Vazifesi gün­
de üç akçadır. İşini becerir ve y o n ı h n a k ne­
dir bilmez ve hastalara hizmetten yükhiuımez
i y i kalbli i k i hastabakıcı da hastaların lüzmetine bakacak, tatlı d i l ve güler yüz bekliyen hastaların gıda ve ş u r u b l a n n ı hazıılayacak ve her vesile ile hatırlarını soracaktır.
Yataklarını düzeltecek, elbiselerini lenüzliyecek, helalara bakacaklar ve buna nnıkabil
yevmiye üç akça alacaklar ve diğer hademenin
TIBBÎ
vazifelerini tanzim edeceklerdir. Duvarların
telvisine mani" olacak ve Lıı hizmetle duvar­
ları kirletmesinler diye dolaşacak hir şahıs
da günde i k i akça alacak, vazifesi icabı ayni
hizmeti medreseler ve telümnıelerine, darüttalim ve imarete kadar görecektir.
Bu vakfiye pek mühimdir. Hastahanede
iki hekim var, Liri liaşhekimdir. Hastahaneye her çeşid hasla kabul olunmuştur. Yani
umumî liizmellerc mahsus haslahanedir. De­
lilere mahsus değildir. Tabibler, Cerrahlar ve
Kehhallerin bulunması buuu gösterir. Delile­
re ve onların muhafaza ve tedavilerine dair
vakfiyede bir kayda tesa lüf olunmamışür.
Etibbaya verilen ücret bugünkü rayiçle he­
sab olunursa az değildir. Ayrıca imaretten is­
tihkaklarını almışlardır. Haftada bir güu vakfm nazın, hekim (başhekim olacak) ve kâ­
tip darüşşifada toplanıp İstanbulda evinde
hasta olup ilâç almağa kudreti olmayan ve
nezdine hekim çağırmaktan âciz ve kasir müslümanlar tarafmdaiı gelip müracaat edenle­
rin de istedikleri driğ olunmıyacaktır.
Hekimler darüşşifaya yalan hastalar gi­
bi oraya ayaklan tedaviye müracaat eden fa­
kirlere poliklinik yaparak bakmışlardır. İcab
eden fakirlere ilâç vermeğe de salâhiyettardırlar. Yalnız hariçle gördükleri hastalara
ilâç gönderemiyeceklerdir. İlâçların terlib ve
imalinden daima hekim mesuldür. Bu lıaslahanelerin teşkilâtı da bugünkü ihtiyaçların
ayni teşkilâta çok uyar. İlâçları bir mahzen­
de dikkatle muhafaza etmişlerdir. Aşçılar has­
taların yemeklerini pişirmeğe itina göstere­
cekler ve bunları hastalara verirken her hu­
susta hastalan tatyib edeceklerdir. Kapıcı ha­
riçten içeriye yabancı bir adam sokmadığı gi­
bi orada kalmasına da müsaade vermiyo/.
Darüşşija hademesinin vazifeleri her gün
100 akçadan eksik veya fazla olmıyacaktır.
Bir başhekim de dahil olmak üzere kadroya
dahil olan bütün zevat vakıfça tahsis olunan
para her gün için 200 akçadır. Muhtasar vak­
fiyede buna ölenlerin teçhiz ve lekfini da­
hildir. Bu da bize gösterir k i hastahane her
vakit için hastalarla doludur.
Darüşşifada ölenlerin melrukâtı veresesi­
ne, veriliyor. Veresesi olmıyanların eşyası sa­
tılarak darüşşifaya bırakılır. Ölülerin teçhizi
için günde 5 akça ayrıca tahsisat vardır. Kı­
sa vakfiyede darüşşifada ölenlerin levazımı­
TEKÂMÜL
75
na günde r> akça konduğu nıusarrahtır. Hastalıane idaresi için hiç bir masraftan çekinilmemiş ve herşey bol hesab edilmiştir.
Fatih imareti Fatih Üniversitesinde mü­
him bir mevki alır. Ayrıca neşrettiğim kısa
Fatih vakfiyesinde imaret vezaifi tebarüz et­
tirilmiştir. Burası yalnız fakirlerin yemek ye­
diği bir yer değildir, futilı
üııiıersitesinAf
çalışan ve kadroya dahil bilcümle insanla­
rın, âlimlerin, talebenin ve misafirlerin ye­
mek yedikleri, zayıfların günlerce kalıp ye­
mek yediği misafirlerin kaldıkları bir yer­
dir. Bu istihkaklardan artanlar fıkaraya ve­
rilmiştir.
Bir defa Fatih Darüşşifasında olanların
hepsi buradan şu suretle istilıkaklarmı al­
mışlardır :
— Darüşşifa hademesinden reisül'etibbaya ve aşağı yanında otuıan tabibe birer aş
verile
— Ve darüşşifa imamına ve müezzinine
ve kâtibine ve kilercisine \e vekilharcına bi­
rer aş verile
— \'e i k i nefer kehhala ve üç nefer cer­
raha ve i k i nefer şerbetçiye birer aş verile
— Ve i k i nefer edviye döğenlere ve iki
nefer cameşuya ve dört nefer kayyuma ve dört
nefer ibrikçiye birer aş verile
— Ve iki aşçıya ve «^.anakçıya vc nokta­
cıya birer aş verile
— \ e darüşşifada olan iki balahanelerde birer labib şakirdi oluj) daiiişmend aşı
gibi birer aş verile ,
— \c hu zikrolunaii hademeden gerek
imaret hademesinden ve gerek darüşşifa ha­
demesinden olsun birer , aşa mutasarrıf ola
]\Iulıtasar vakfiyede darüşşifa kadrosun­
da olmayıp ta imaretten yemek yiyenler ara­
sında :
1 imam, 1 müezzin, 1 kâtib, 2 edviye dö­
ken, 4 kayyum (orta isleıine bakan hizmet­
kâr veya hastabakıcı mâkamında) 1 ibrikçi,
1 çanakçı. 1 noktacı, ve bir tabib .şakirdi
vardır.
X V I inci asrın ortalarında İstanbııla ge­
len R a d i y ü d d i i ı
G a z i adındaki
seyyah Fatih imaretine misafir inmiştir.
Burada kendisinin karşılanmasını anlatır
ve (İmarethaneye bakan zat yanımıza gelerek
hal ve hatırımızı sorduktan sonra ihtiyaçları­
mızın i y i bir şekilde temin edileceğini vaad
Dr.
76
A.
SÜHEYL
tti. Doğrusu herşeyleri gibi yatak ve yor­
anları da temizdi) der (6). İşte bu kayıt Eaih misafirhane,
icaba hastalıane ne vakte
ER
bir tarzda yeniden inşa o l u n m u ş d u r .
tülccvami darüşşifadan baiıseder.
labhanesim müçtemi imarc-
in ne kadar mükemmel olduğunu
M a h m u d
Hadihn-
I I . P a r m ş k k a p ı yaıınınııı-
gösterir,
da yanan Demirciler esnafını Arasta gihi (|,,,.^
kadar vazifesine
duvarla mahdud (8) eski bimarhaııe illâk o-
îevam etmiştir?
Başvekâlet
V NV
lunan bu hastahanede yerleşdirilmişdir. F . a .
arşivinde Futilı
slâkadar eden bazı vesikalar
darüşşifasım
ele geçmiştir,
sen 1240 (1824) tarihine kadar hastalıaiR; taaldir. Sonralar harabe haline girmiş ve
her
""akat bir kısmınm tarihi yoktur ve daha mu­
odası bugün de gördüğümüz
ahhar zamanlara aid vesikalara henüz muttali
yerleşenlerin yedi tasarruf ve zaptına ge. >ı,is
Dİamadık. Yalnız 1240
(1824) de burasının
B e y a z ı d
(9) ve tedricen yıkılarak ahşab barakalar
I I . zama-
nmda Istanbulda vukua gelen şiddetli hareke­
sar görmüşdür. 1H24 (190.") de hurasunu
kaç odası meşhud i d i . Ortasındaki nuv;, ;,;:,,
ti arz esnasnıda hasara uğramış ve tamir olun-
1324
muşdur. 985 (1577) de !.u darüssijaya.
mışdır. Çırçır harikinden .sonra 1;)26
hamam ilâve edilir.
Sultan
bir
darü.şşifasinda. has­
kılmış ve ankazı kaldırılınışdır. Yalm/, ipc^-
rüşşifalarmda kâfi derecede hamam olması
cidin kubbe tarafından ve bir de humın
M u s a ' dır ( 7 ) . Hastahanelerin
,;,,•]
duvarından ufak bir kısım kalmışdır.
misâl gösterilerek inşasını isteyen ReisületibHacı
M"!'.;)
Fatih
talar için lüzumu olduğunu vesair selâtin da-
ba
(1908) Çırçır harikindc kublıesi \ .!.;|.
da yol tesviyesinde ve temellerine kadar y ı­
Bu hatnamın
Mehmed
Başvekâlet
Darüşşifasım
arşivinde şimdiye kadar / : . (/ı
alâkadar eden şu mealde \ si-
sıhhî işlerini tedvire memur reisületibba ol­
kalar elde edilmişdir. Taıilı sırasile lım
duğundan Hacı Musa bu hamamın inşası için
dercolundu:
ayrıca tahsisat istemiştir. Hastahane idaresin­
de biriken fazla paradan yaptıracağını söylü­
yor. Hamamın inşası hastahane masraflarmm
kısılması şartile, ve fazla israflara mahal verilmiyerek divanı himayunca
karar tahtına
alınmıştır. Bu vesika hastahane idareleri için
emsalsiz bir nümunedir.
M e h m e d
I V . zamanında (1032 -
1058) Fatih darüşşifasma.
d i n
Z e y n e 1â b i -
Reisületibba tayin olunmuşdur. Kendi­
sinin ayrıca Reisületibbalığı da vardır
ül'fuad
Şifa-
isminde tıbbî ve sıhhî bir risale kale­
me almışdır. Bu risale bilâhara tabı' da edilmişdir.
Hastahane E v l i y a
Ç e 1 e b i ' nin ya­
1 — 1016
Darüşşifasmâa
Y a k u b
(1607) Sultan Mehmed
l;.,,,
m
B e y in vefatile Loş kalan y» ı ;.,e
yine on akça ile tabibi bazik M u s t a f a
verilmesi Hekimbaşıdan islenmişdir
Ahmed
tan Ahmed Darüşşifasmm
tabibi evveli
S a l i h ,
tabibi evveli
M u s t a f a
Paşa Sarayının
Mustafa,
yerine Mağnisada Hafsıı
tan Darüşşifası
Bl. B u seyahatnamenin arabcası Veliyüddin
(7) A h m e d
bul
hayatı,
Tarihi
No.
tabibi
Osmani
asxrda
Encümeni
Sul­
tabibi evveli diğer M u s ı a -
yerine ehli ilijn ve müstahak olan M c i) -
3 — 1125
rüşşifası
vakfı
(1713) Saltan
üçüncü tabibi
Efendi Haseki Sultan
S a i \ h
Mehmed
Da­
M e h m e d
Darüşşifası
bibliğine naklolunmuşdur. Yerine
(8) M e h m e d
Onuncu
du^ar
ikinci
ta-
M u ş t a -
Efendi
2440.
Belik,
\n
Efendi daiicri,
yerine ibrahim
imzasile arz.
Kft-
laK/!)i
yerine Galatasarayr,
m e d ' in tayinine d"air Seretibba
(6) üniversite Tarih şubesinden E k r e m
\ iı -
m e d Efendi, yerine Fatilı Darüşşifası
sanisi
ta­
veft olub yerine .
(1765) de husule gelen şiddetli hareketi arz­
m l l , Tarih Semineri Derj/isi 1-2. 1937 Mezxmlyet te.
(buyr,:l-
2 — 1077 (1666) Fatih Darüşşifa.s'
bibi evveli
da cami harab olduğundan bütün müştemilâ­
ha tevsi edilerek eski halinden tamamen ayrı
>. a
du).
f a
tı j^eniden tamir ediln^iş ve Fatih camii de da­
..a
on akça ile tabibi sails
şadığı zamanlarda tamamen mamurdur. 1179
kütüphanesindedir
,e
binalar yapılmışdır. Büyük harekette çok luı-
faal bir iıalde olduğunu öf reniyonız.
Evvelâ burası
veçhile or;ı,,>,
İstan­
KiUUyatı,
ziya,
İstanbul
ve
Boğasıiçi
cim 1, S. 137.
(9) O s m a n
diye, Clld. 4, B,
Nuri,
389.
Mecellei
Vmuru
Bele
TIBBÎ
f a Efendinin tayin olunması hakkında Reisületibbanın takriri vardır ı^Tıb 2 H ) .
4 _ 1136"(1723) Tıb şakirdi vazifesine
mutasarrıf M e h m e d E m i n Efendi öl­
mekle vazifesi Süleymaniye Tıb medresesinde
muid olan A h m e d Efendiye tevcih olun­
muş ve müceddeden eline rüusu verilmişdir.
(Tıb 204).
5 — 1176 (1762) yevmiye iki ak^;a va­
zife ile Fatih Sultan IMehnıed Han Darüsşifasında şakird olan D e r v i ş
e lı m e d
H a l i f e
ölmekle yerine İsmail Halifenin
tayin edilmesi bakkmda Roisületihlıa M e h m e d R e f i in imzasnn taşıyan arz {Tıh
150).
6 — 1210 (]795) diirüşşifada cerrah olan M u s t a f a b i n A h m e d ' in vefa­
tı üzerine vazifesinin H a f ı z
e lı m e d
Tayfur bin
I b r R h i nı e tevcihine
dair (Tıb 232).
7 — 1214
evvel ve sanisi
miye 8 akça
Efendiye kasrı
arz (Tıb 379).
(1799) Dırüssifanm c e n a b ı
Al e lı m e d T a y f u r ye\ cihetini H a c ı
H a l i l
yed ettiğinden tevcihine dair
1216 flSOl) D a r ü ş ş i f a • ya kâlib
tayinine dair arz (Tıb 133).
1218 (1803) Tabibi ;uınlik cihetinin he­
kimbaşı M u s t a f a B e h ç e t
Efendi
tensibile âhare tevcihine dair (Tıb 212)
1219 (1804) D a r ii ş ş i f a aşçı cihe­
tinin tevcihi (Tıb 218).
1219 (1804) D a r ü ş ş i f a " da şeıbelçilik ciheti tevcihi (Tıb 512).
1230 (1814) D a r ü ş ş i f a " nm mün­
hal aşçı ve kayyum ve kâfekeş (kâse veren)
cihetlerinin müştereken te\cihi mütevelli S e l i m S a b i t imzasile T ı b 309).
1231 (1815) Fatih narüşsifasındcı taliibi
evvel M u s t a f a
b i n A h nı c d fe\l
olub yeri hali kaldığından Al e lı m e d o ğ ­
l u A h m e d Efendinin tayini hakknıda
Reisületibba M u s t a f a
M e s " u d im­
zalı takrir (Tıb 315).
1240 (1824) Darüşşifada Alaniünıuikuş
ve yani duvarlara resim yapmağı ve yazı yaz­
mağı meneden hademe cihetinin l c \ r i h i lıakkında mütevelli tarafından ıTıb l l - i ı .
Falih t niversilesiuâc Tıb Akademici ma­
hiyetinde bir teşekül yajjihnisdn. Şakayıka
göre bu devir tabiblerinden Tebrizdcn İstan-
TEKÂMÜL
bula celbedilen hekim Kutbüddin ayda iyi bin
akça, günde 65 akça maaş ile bu Tıb Akade­
misine riyaset etmişdir (10). Fatih Vniıersitesitnn en büyük müderrisinin aldığı günde
5(J akçadan fazla ücret alnnşdır. Da da Fatih
devrinde ilmin ne derece yüksek tutulup hi­
maye edildiğini gösterir.
Sicilli Osmanînin verdiği izahata göre he­
kim K u t b ü d d i n A !ı m e d İran vezirlerindendir. E b ıı S a i d G ü r g â n î er­
kânından olub l z 11 n H a s a n elinde
maktul olan (hekim Kirnıanî) nin mahdınnudur. Pederinin elemile Ti'i'kiycye liicret etmiş
ve Fatihin teveccülıüne ve iümavcsine nıazhar
olmuşdıır.
903 t I 197i de vera( clıni< \e Eyüb Sul­
tan civarına del ncdilınişdii-. ICskidcıı nıcvcnd
kârsir mektebin yerinde -imdi alışab vc he­
kim Kııtbüddin mektebi itiâk olunan bir bi­
na \ardir.
İstaıdmlun lıilıiruleıı I - \ M ' I rn nn'ilünı he­
kimimiz Amasyalı S a b n n e u o ğ I u S e r e f e d d i n hin
A i i bin
İ 1 yas•
dır. 870 ( 1 l(ı5 l de K h ü ' k a < ı m ı Z e lı r a \ î " nin (as( if indeki cr'r;!İıi k(snıınm tas­
nifini ve esas kiâ-ik luıİ!İsi"i'ini değişdirıniyerek lâkin şalı.-î rniişalıcdelrriııi de ilâ\e ede­
rek çok mühim \c telif hakkını kuwetlendirecek kadar miÜıinı lıir eser vazarak Fatihe
takdim etmişdir.
Mukaddcmedc: IlTlt ( ! Uı5 ı yılnıda S u 1 t ;! n Al e lı ın e d b i n Al ıı r a d H a n
saltanatta daim iken ben Ainasya şehrinde sa­
kindim. (Hu tavki kaniisi nuiişetim killeti rüz­
gâr vc zanıanei dil azar elinde giriftardı. Di­
ledim bu nıiheni rüzgârdan kenlüzimi halâs
edem. 01 Sultanın lıabı nu rhaıiictine yüz sürmckliğe vesile taleb eltim, lîildim ki ol fazıl
kâmil melikin hazretinde ulûmdan mergub
nesne vokdur. Hususa ilmi tıb kim şanında
nısfurilim deııilmişdir. Pes İni mânadan bir
kitabı cerrahiye yazdım. İhı ömrü kasir ve
emeli tavil içinde bilib ve tecrübe edibilmelyakin ve ayııelyakin müşahede ettiğim amâli
vedden bir nice türlü acaib ve garaib işler
IİO) Hammer Tarihi. Türkçe tcrcomesi, olld. 3.
sahifc 218. Hammcrcic 875 ıMTdl dp Fatniin darıissif;. tesmiye olunan hastahane ve tnnarlıane denUen
darülmccaniu
yaplırmıçUr. Kaydı da vardn-. Lâkin
eami ve nıiiştcnıilâtı nıeyanuuıa ıı:rdan.-ı
.^ı-mını,
vicktcb
ve l>imari!-tan lıir kayda güre !ÎG7 ıU(;2l de
nışa olunmuşdur.
Dr.
78
A.
SÜHEYL
bu muhtasar içere derçettim. Zamanın cerrah­
ları bu zikrolunan amali yeddin ekserisini
ne görmüşler ve ne de işitmişlerdir. Bunlarm
nicesi âmilerdir. Kütübü mukaddimine nazar
edib ol kitablarm ahkâmnia tetebbü' edib saib
ameller kesbedüb tariki müstakim üzerine var­
mamışlardır. Belki kendi karihalarmdan ha­
tâ işler işleyib isyana mürtekib olurlar. Bu
kitabı Türkî yazdım. Türkî yazdığım sol ecel­
den oldu kim kavmi Rum Türki dilini söyler­
ler. Bu asrın cerrahları ekseriya ümmilerdir.
Okuyanları dahi Türki kitablar okurlar. Çün­
kü bu kitabı mütalea ederler. Çok türlü müş­
külleri hal olub her işin aslını bilib kendile­
r i hatâdan aliller belâdan kurtulalar diyerek
bu kitabm telifine sebeb Fatihe dua eder. Bu
mukaddime istanbul fethinden sonra bizde i l ­
mî cereyanların umumîliğine bir misaldir.
Kitab üç bab üzere birçok fasıllarda as­
i m i bozmıyarak yazar. Lâkin âletlerin en mü­
him kısmını aslına benzemiyecek adar zama­
nın ihtiyaçları dahilinde değiştirir. Yeni âlet­
lerin resimlerini kor ve bir de aslında ve şim­
diye kadar hiç bir yerden görmiyerek çizdiği
hekimlerin hastalarma ameliyat vaziyetlerini
gösterir resimlerle de süsler. Bunlar tama­
men orijinaldir, ve eserin kıymetini arttırmakdadır; bunlar o kadar mühimdir ki ve
şahsî müşahedelerine ve daha verdiği birçok
müfid izahatmın aslında olmamasını nazarı
itibara alarak bunu X V inci asrın en mühim
ve türkçe bir telif eseri addetmek hatâ değil­
dir.
Bu eserin müellif hattile olan, iptidaî ol­
makla beraber X V inci asırda Anadoluda re­
sim hayatının mükemmel ])irer nümunesi olan
minyalürlerile süslü bir nüshası îstanbulda
Emiri
Kütüphanesi
müzesinde
79 No. da
ka-
yıdlıdır. Halen müellifin elinden çıkma bir
nüsha olması ve çok nadide bulunması dolayısile tarih sergisinde te.^hir olunmakdadır.
Natamam ve sonradan istinsah edilen bir nüs­
hası da General Dr. Besim Ömer kütüphanesindedir. Bir nüshası da Parisde Millî kütüp­
hane yazma eserleri meyanındadır. Bu da
müellif hattiyledir. Resimlerinde farklar ba­
rizdir. Bu resimlerin hepsi Prof.
Abdul­
l a h A d a n a n ' ı n değerli nezaretile tama­
men istinsah ettirilmiş ve Tıb Tarihi
Enstitü­
süne gönderilmişdir. Yakında bu resimler
Enstitü tarafından neşrolunacakdır. Elimizde
C NV
ER
buradaki nüshanın bazı noksanlarını tamam­
layacak pekçok mühim resimler meydana
mış olacakdır.
çık­
S a b u n c u o ğ l u eserini 63 y a s I l H j ^
yazmışdır. Kendisi tababete 17 yasında s ü l ü k
etmişdir. 14 sene mütemadiyen Amasyada İlhanîler zamanında 705 (1305) de
ya])ilan
Anber bin Abdullah hastahanesinde hekimlik
etmişdir. Hattâ eserine de Kitabürcerralıiyetül'ilhaniye ismini vermişdir. Yukarıdaki ete­
r i rağbet bulunca 873 (1468) de 65
yaşnula
iken Cümhuru etibbadan bazılarmnı tecrübe
ettiği tertibleri cemedip muhtasar bir risale
yazmalarını rica etmişlerdir. Bunu 17 babda
yazmış ve Mücerrebname
ismini vermişdir.
Yine bir telifidir. Gerek Cerrahnnme ^e r ; rek bu gayet sade ve güzel bir türkçe ile v ızılmışdır. Güzel yazılı bir nüshası
Ayiisoi-.t
kütübhanes'mde
3729 numaradadır.
Hamidiye kütüphanesinde
de. bir niislwisi
vardır. Sonra 858 (1454) de Amasyada Kaiihin oğlu B e y a z 1 d I I . genç bir şeh/.adc iken (ehli tıbdan bir nice yarenler (Şc.»feddinden) bir türkçe akrabadin
yazm;i^;ıııı
iltimas etmişlerdir. Zamanın Calinas ve l i ^ k
rati makamında Ş e y h M e h m e d b i ;,
A h m e d M u t a t a b b i b i M a r d i u 'i
(Şehzadenin tabibidir) Ve tensibile bu esoıi
Ş e r e f e d d i n
yaznnşdır. Bu vesile iic
birçok Akrabadin eserlerini tetkik etmiş. I , ; ; .
kin Harzemşahiyi ihtiyar etmişdir. Aslı ;(
bab iken 2 bab da kendisi ilâve etmişdir. ' o
bu eserin lerceme olduğunu başda y a z a r . S i-ı
ilâve olnan 33 ü n c ü babda ıstılahları lop! :mışdır. Bunlar ç o k mühimdir. Hirer nüslıa ;
Ahmedi
Salis ve Kılmç
Ali
Paşa
lü/üphaıır
sinde 2124 numaradadır Kitabiircerralüyı i nin sonunda eserde ismi geçen b a z ı istilâlıia
rın da izahlarını yapar.
Ş e r e f e d d i n ' nin iıocası
neddin
B ü r lı a
A h m e d ' dir. Kendi silsilesin­
den hekim olanlar da vardır. Hocasııım hoca­
sı da H a r z e m 1 i
L o k m a n ' dır.
S .ı -
b u n c u o ğ 1 u ' mm nerede medlul öldüğü­
nü maalesef bilmiyoruz.
Ak Ş e m s e d d i n
de Falih
dev­
rinde tababet noktasından da şöhret buhiins
bir şahsiyettir. Kendisi maddî ve ruhî Iıa.ik
tababetinin o asırda en b ü y ü k ve m ü t e k â m i l
bir simasıdır. Tıbda hakikaten mahareti oldu­
ğu teracümü ehval kitablannda yazılıdır ve
TIBBİ
hattâ Nebatat kendisine ben filan derde de­
vayım diye lisanı lıalile söylermis diye riva­
yet ederek Lokman ve î b n i S i n a ' ya
da atfolunan bu meziyeti bu zata da atfeder­
ler. İstanbul fethinde muhasırlarnı maneviya­
tını ^ok takviye etmişdir. İstanbul fethinden
sonra Göynük'e çekilmiş \e orada hastalan
iyi etmekle meşgul olmuş 364 de vefat ederek
oraya defnolunmuşdur. Yt^zmış olduğu Risalei Tıbbiye'de bugün ehemmiyetle karşılanma­
sı icab eden şayanı dikkat fikirler vardır. Hastalarm maneviyatmı yükselterek tedavide mu­
vaffak olduğunu gösterir misaller az değildir.
Bugünkü tedavide bu telkin ile i y i neticeler
daima elde edilmekdedir.
Tarihî tetkilerle bize bu devirdeki he­
kimleri ve çalışmalarmı aydndatacak çok
mühim vesikalarm bulunacağı muhakkaktır.
Yoksa bu büyük devrin şahsiyeti ilmiyesi yal­
nız isim ve eserlerini bildiğimiz muayyen şah­
siyetlere aid değildir. Şüphesiz k i bu arada he­
nüz bulamadığımız bazı \esikalar olacakdır.
İleride bu bahsin daha çok işlenebileceğini ümid etmek isteriz.
Fatih devrinde ülema defterinin sou ye­
di ismi meyanında tabiblere tesadüf olunur.
Bunlardan K u t b u d d i n ve altıncı zade
İbni Z e İl e b î (ve Kuyumcu zade de denir")
marufdur. Hamid I. küiiiphaııcshıde
(Numara
1027 şerhi mucizirkaınuııuı !>oş salıifesindc
nadire namı altnıda şu müşahede vardır :
Asrı Fatih Sultan Mehmed'de Alluıcı zade namüe b i r zahid tabibe bir şı'.bıs gehniş k i bevii
yolunda bir lahmi zayid fjîeyda) etmiş, etıb­
ba ilâcmda âciz oinnışlar. barifi nıezlıur İb­
ni Zehebî A 1 t u ıı î z a d e " ye haber verdikde tebessüm edib ressasdaıı bir iğne düz­
müş, ucu içine gittikçe tedriçle yoğunca edib
tariki bevle bab bab idhal et seni incitmedikçe, içerisine ilet diye tenbih edeı ve yıhnadek
ol mahalli iğneden hali ko. eğer lekraı- hiier
ise yine idhal eyle deyn ısmarlar. Herif lınnn
etmekle bilkülliye marazdan halâs olmuşdur.
Diğer biri de Yaluıdilikden nnislüman olan
hekim Yakubdur. Yine Şerlu'
nuıcizirhaııunun b i r boş sahifesinde tıbbî muvaffakıvetlerine dair bazı müşahedeleri mezkûrdur. Fa­
kat bunlarm ilmî kıymeti yoklnr. \aklohmarak yazddığı için esas maksad kavlıolnıuşdur.
Fatih DarüşşifasmdsL dikkate şayan şahsiyetler
icrayı tababet ettikleri gibi yalnız yeniden
TEKÂMÜL
79
isimlerini bildiğimiz birçok hekimler de çalış­
mışlardır. Bunlarm içinde hiç bir gayri müslim hekimin ismine tesadüf olunmamışdır.
Esasen vakıf müesseselerindcki kadrolarda
buna itina ohmmuşdur.
Fatih
Darüşşifusımn
sddıî umuruna ba­
kan Reisül'etibba (hekimbaşı) dn-. Bütün ta­
yinleri, tebdilleri ve icab ederse azilleri onun
inhasile yaınlmısdır. O da merbut olduğu ma­
kamdan bunu arzlarla ist^^misdir. Vakfiyede
hekimler 20 akça alıyor. 1016 (1607') de bir
üçüncü hekimlik buluvoruz. Tahsisatı günde
on akçadır. Hastahanelerinıiz arasında silsilei merâtibe ehemmiyet verilmişdir. Fatih Dariişşifası da bu silsileve dahil bas hastalıanelerimizdendir. Başvekfdet arşi\ inden çıkan ve­
sikalardan öğreniyoruz k i Fatih Darüşşifasının 1125 (1713) de mevcnd üçüncü talnbi ter­
fi etekle FatiJı Dariifsiftısına ikinci değil, an­
cak Flaseki Üarüşşifasma ikinci hekim ola­
biliyor. 1077 (1666) tarüdi vesikadan Fatih
Dariişşifası Inrinci hekimliğine Sııllanahmcd
Darüşşifası tabibi evveli g'-çniişdir. Falih Da­
riişşifası ikinci lıekinıi birinci hekim olaınamışdır. Buna mukabil vhıe avni tarilide Fatilı
Darüşşifası ikinci lıekinıi Sultanahmed Darüşşifasma başhekim olnııışdur. İlmî dereceye
göre terfie eskiden çok elıcnımiyet \erildiğinden bu silsile ])Ozulınamakla lırrabcr bazı çok
muktedir hekimlerin belki !nı tertib haricinde
ehlivellerine mebni diğer nniidın verlere seçirildikleri kabul olunabilir. AIc<elâ 12.^0
fIRl.S) tarihli vesika bınıa misaldir. ^^'^C)
(1723) de Fatih Darİ!şvi"sni(^;t lib sikirdi
ıne\cud esas inıarellt>n vcnıck \ ivcnler kadro­
sunda da bunu buluvonı/. F.ıkal maaş alnnlaı ınevanında deSiblir. Afıas :d.inlar kadro­
sunda vazdı değil. Belki fahriven calı-:ivor.
Fakal ini'relten vemek vivor. îşlc bn larihdc
tıb şakirdi verine Siilcvmanivc medresesinde
nıuid olan üctirilmi^dir. O halde Sülcvmaınye lib medresesindeki muid urava terfian M I niişdir. Bu kayıtla Fatih Dar:'ıs-ifi!sıı\u\ Siilcvınanive tıb mektebinin Sülcvınanivcdc bir
tatbikat hastahanesi olmasilç beraber vine he­
kim vetişdiren bir müessese olduğmın ;:i'wteriyor. Sonra ayni vazifeye haricden dc lavin
olan vardır. Bu serelibbanın inha-ma t;"dıidir.
Cerrahlar bir sıra takib ctniemişdir. Ha-
Dr.
80
A.
SÜ HEY
riçden bu darijşşifaya lüzumu üzerine cerrah
altnmışdır.
1240 (1824) tarihine aid vesika ile hastahanenin bu tarihe kadar payidar olduğu ve
hattâ esas kadroda mevcud 2 akça gündelik
alan maniünnükuş adamın da vazifesine de­
vam ettiğini öğreniyoruz. Bu tarihden son­
ra hastahanenin tıbbî kadiosunu gösterir bir
vesikaya daha henüz muttali olamadık.
Bu mühim kayıtlarla hastahane kadrosu­
L
Û
NVER
arabca ve farsçadır. Türkçelerine d c arada te­
sadüf olunur. Tetkiatımız tamamlandığı ci­
hetle bunların şimdilik tam bir listesini vere­
miyoruz. Yalnız bazılarının isimlerini tezhip­
leri tavsif meyanında zikr ile iktifa edece­
ğiz (11).
(11) ş i m d i burada bu eserlerin tezhibi ı ı o k t a s m .
dan ufak bir mütalâa yürütmek emelindeyiz,
o
cin
şudru;
İ s t a n b u l u n fethi tarihte bildiğimiz v e ç h i l e ]->\\t ü n dünya medeniyetinde o l d u ğ u gibi T ü r k
mc.k'-
nu ve hekimlerini ve hastahanenin X I X un­
nlyetlnln yeni esaslarla bezenmiş devrini
cu asırlar ortasma kadar faaliyete devam et­
B u devir temamen yenidir ve yeniliklerin m e b a t ü -
tiklerini öğreniyoruz.
lerlle doludur. Avrupada başlayan R ö n e s a n s da b'- de sonra müessir olmağa
Fatih devrinde yazılan
tıbbî
enerler
:
Bu bahis çok şümullüdür ve mevzuu va­
açmışın-
fethinden
başlamışdır
İstanbulin',
evvel Anadolu, Mısır, Suriye, İ r a k ,
Tiiıi.
ırklle dolu İranda, Orta Asyada tezhlblerln ve v ı .
tab
clldlerinin ve
yazıların
mahiyetini
blliyon;/-,
kıf tıb kitabları noklasmdan çok alâkadar
Bunlarm
eder.
lar
İstanbul Kütüphanelerini süsleyen bir­
çok kitablara tesadüf ediyoruz ki bunlarm
.eserleridir. Fakat İstanbulun z a p t ı n d a n evvel
tıp;."
Selçuk mimarisinden sonra ayrı bir vasıf da
kuı,,-
mühim bir kısmmı Topkapı
den
Ayasofya,
Sarayı
Nuruosmaniyc,
hazinesin-
Fatih
ve Ha-
muhtelif
İstanbul
kikaten
Türk
harsına
İnkllâb
yapılmış
rlç memleketlerde
Hazine
kiitüphanesinâe
bu kabil eserlere çok tesadüf
edilmiş ve Ayasofya kütüphanesinde bilhassa
tıbbî eserlerle beraber fotoğrafları alınmışdır. Diğer kütüphanelerdeki aramalar henüz
nihayete ermemişdir. Tıh Tarihi
Enstitüsü­
nün bu hususda hazırladığı zengin malzemeyi
tahlil edecek olursak Fatihin tstanbulu fet­
hinden sonra imar harekatlerile beraber bir
çok ilmî müesseseler ve hastahane yapıldığı­
nı ve zengin kadrolarla hekimlerden istifade
edildiğini buluyoruz. Bu meyanda tıbbî eser­
lerin terceme ve istnsahlarına çok ehemmiyet
verilmişdir.
'^^
îstanbulun fethinden sonra yazma tıbbî
klâsiklerin celbine ve bunların nadide nüsha­
larının teksirine ve mükemmel bir surette Fa­
tih hazinesi için tezhib ve teclidine ehemmi­
yet verilmişdir. Şu muhakkak kî bunlar hep
âlimlerin ve hekimlerin ilmî ihtiyaçlarına bir
cevab olarak sırf onların arzu ve işaretlerine
göre hazırlanmış ve istifadelerine âmade bir
halde Fatihin hazinesine konmuşdur.
^
Bu eserler metinleri itibarile Tıb Tarihi- •
niizi çok alâkadar eden mevzulardır. Çoğu
kıymet
vcsik...
değildir.
H;ı
verdiren
görüyoruz. B u n l a r ı n
her kucağından birçok âlim ve
tar. Topkapı
Salis ve
az
sniKi
lan Osmanlı mimarisi gibi tezhlbde de m ü h i m ı,u-
hlb sanatının
Ahmedi
gösteren
kütüphanelerinde
mid l. kütüphaneleri
gibi kütüphanelere dağılmışdır ve sureti mahsusada Fatihin îstanbulu fethinden sonra yazdrnlmış ve tezhib ettirmişdir. Bu kitablar mühim bir yekûn tu­
Sarayı,
şekillerini
Anadohum ı
sanatkarların
landıgı ve yeni süslenmeğe başlayan İ g t a n b u l d a y,
pıldığına bizce bir kanaat hâsıl o l m u ş d u r . İ n c e l.bu devri lâyıktle tenvir
ctmomcNi'
beraber bunların İstanbul'da yapıldıklarına a i d do
lâii çokdur. Çünkü ayni senelerde İ s t a n b u l d a n
ve
sanat
yapılan tezhiblere
noktasından
birçok
benzememek»:
hususiyetleri
Ihti,,.
etmekdedlr.
Bir defa buraya koyduğumuz n ü m u n e l e r d e g ö r ' lecegl veçhile tezhibin esas nakışlarında b i r yeni!
nazara çarpmakdadır. Bunlar klâsik çizgiler ve r killerin
daha cazlb esasından u z a k l a ş m a y a n
landırılmış
ve
basltleşdlrtlmlş
usltıh
örnekleridir.
GcrcI
temellük kitabeleri ortasında ve gerekse levhalarr;
çok mükemmel örneklere tesadüf
ediyoruz.
B u örneklerdeki nakışlar Anadoluda y a p ı l a n n,.
kışlara çok benzer ve çok çeşitlidir. Bilhassa m \ ı p
yen renkle çok m ü t e n e v v i ve sade bir tarzda
kıı) •
lanılmışdır. Şark resim t a r i h i n i alâkadar eden eser­
lerde İstanbulda fetihden sonra y a p ı l a n
tezhiblç-v
Bizans mozaylkiarı renklerinden çok m ü t e e s s i r
ol­
muşdur ve Bizans mozayiklerlni tezhlbde de t a t b i k e
kalkmışlardır derler. B u n u n ne kadar y a n l ı ş
nüldügüne
delil çokdur. Daha İ s t a n b u l u n
düştifethir. .
den evvel Anadoludaki şehirlerde ve T ü r k l e r i n I k l ı : cl
payitahtı
Edlrnede yapılan
sanat
eserlerindeki
renk t e n e v v ü ü n d e Bizans tesirini kabul e t m e k ha!:-,
sızlıkdır.
Selçukluların
türlü
renklerle
bezenml.ş
eserleri buna misâldir. B u o devir eserlerini t a n ı m a makdan mütevelllddlr, ve bunu sırf Türk müzehhi)>_
lerl yapmışlardır. 840 (1436) da
A h m e d
bin
H a c ı
A k s a r a y l ı
M a h m u d
bir m ü z e h h i b ve hattat tıbdan
m ı n d a manzum bir eser yazan— Ahıncdi
M u r a d
I I
adınckı
Tervihül'ervah
nH-
clivanviw
f M u r a d B i n Ç e l e b l
e h m e d J n a m ı n a yazmış ve n i ü k e m m e l
bir
2
Fatih
Camii
yandan
ve
Darüçgifasınm
görünüşü.
0
"m.
s
1 — Fatih
nin
Külliye
v e sarayın
i X V I n c ı asırdn
mış
b i r plana
Fatih
(Darüşşifa
X V I ncı asırda
görünüşü
ayrı
4
üniversitesi­
yapıl­
.L>(h-o).
3 _
Fatih
görünüşü
Camii
ve
Darüşşifasmın
<The T u r k s i n M D X X X I I I
önden
e.serinden)
üniversitesinin
plânı
çizgi
ile
umumî
plânı
gösterilmiştir).
Fatih
Darüşşifasındaki
mescit
(Paspatı).
6 — Hekim K u t b e d d i n
Eyüİ3
Sultan c i v a r ı n d a m e z a r t a ş ı ­
nın ö n d e n
7 —
Fatih
imareti
müştemilâtından
Tabhane'nin hali
1
t
4.V
hazırı
•
T
<^
10—Fatih
ait tarihi
yan
kâlet
bir
feddin'in
Hekim
Şere-
Mücerrebnâme'sinin
baş sahifesi ( A y a s o f y a
Kütüp­
hanesi, N u m a r a 3729).
Darüşşifasına
tesbit
olunmı-
vesika
Arşivi,
dosyası,
9 — Sabuncııoğlıı
görünüşü.
(Başve­
belediye
numara
4835).
İM
J2»
• V-f
ü
â
• •
•
-T
15
8 —
Amasyalı
aserinde
yada
(Bab.
Hekim
Sabuncuoğlu
1. F a s ı l . 6)
yapılan
bu
Falcı
resim
Şerefeddin'in
Veçhi'nin
Anadolu
Key
resim
hattı
destile
Cpfrahiyei
ile t e d a v i s i n i g ö s t e r i r
san'atmnı
güzel
Enıiı-i K ü t i l i î h a n e s i M ü / . e s i . N u m a r a 79).
l)ir
resim
ilhaniye
lAmas-
nümunosidii'.
12 — İstanbıilun fethinden
dair misaller: Huneyn
sonra
yapılan
bin İshak'ın
müzehhep
Kitabülmesail
ve
tıbbî
eserlere
Ecvibetiha
fittib
eserinin Fatih K ü t ü p h a n e s i için y a z ı l d ı ğ ı n ı g ö s t e r i r t e z h i p ü iki baş sahife
( A l ı m c d i Siilis K ü t ü p h a n e s i . N u m a r a
v
199(>).
m
11 _
840
(14361 da
Aksaraylı
m ü z e h h i p ve hfttat Ahmet tara­
fından
mış
ve
Murad
tezhip
Dlvanı'nın
M. n a m ı n a
edilmiş
temellük
istanbulun fethinden
yazıl­
Ahmedi
kitabesi,
evvel A n a -
doluda b a ş l ı y a n bu yeni O s m a n l ı
tezhibi
üslûbu
büyük
inkişafa
mazhar o l m u ş t u r ( H a m i d
tüphanesi,
13 — Fatih
namına
yazdırılıp
tezhip e t t i r i l m i ş Kitabülilel li Belimas nüshası ' A h m o d i Salis K ü ­
tüphanesi,
Numara
2082).
numara
I, K ü ­
1082).
ö\ / c
O'O
1
3
2
4
5
^
7
6
O
o
O
8
10
9
O
O
o
o
13
14
12
15
Tablo - 1
16
Tablo - 2
Tablo - 3
Tablo - 4
Tablo
- 5
6
68
67
69
70
72
71
i
Tablo - 6
Tablo - 7
Tablo - 8
\
I ^
I
100
o
Q
o o
o
104
103
102
106
105
107
108
109
anı.
112
111
115
114
113
116
Tablo - 9
117
Tablo - 10
TIBBİ
TEKÂMÜL
Fatih kütüphanesinin bu lezhiblerindeu
ve bir nebze bahsettiğimiz eserlerinden mül­
hem olarak ne kadar mühim olduğunu öğre­
niyoruz. Fatih Sultan Mehmedin ayrıca medresei Semaniye vakfeylediği kitablar pek çokdur. Bunlarm M o l l a
Fenarîoğlu
Ş a h Ç e l e b i ' nin müfettişliği zamannıda yapılan esacii küütp defterinde ( 1 2 ) şu
tıbbî kitabları da buluyoruz. Bu meyanda yal­
nız medarise aid olan kitablar ve kitabların
yazı ve kâğıd evsafı ve <^b'adı ve kaç varak
oduğu da musarrahdır.
81
Mezkûr fihristten çıkarttığımız kitablar:
sıırette tezhib etmişdlr. İşte bu eserin tezhib tarzı
daha evvel Anadoluda başUyan yeni tezhib ü s l u b u n u n
İstanbul fethinden sonra İ s t a n b u l d a revaç b u l d u ğ u ­
nu ve tekemmüle u ğ r a d ı ğ ı n ı bize gösterir. B u üslub
^'fj
^1:3 _5
^x.ltj-jll^-^tll
sonraları harlçden davet edilen sanatkârlar t a r a l ı n ­
dan değişdirlllr. B u yeril ü s l u b Anadolu T ü r k ü n ü n
en. mütekâmil tezhib
ü s l û b u n a bir misâldir.
nûmunelerlni k o y d u ğ u m u z
tezhlblerin
Bazı
hususiyeti
budur:
Anadoluda hususi ve yeni üslubla İnkişafa b a ş ­
layan Türk tezhibinin yeni numuneleridir ve bun­
lar bir mekteb mahsulüdür.. Sanatkrlarının İsim­
lerini eserlerinde bulamıyoruz. Ayni üslub bu mek­
tebe mensub sanatkârlar tarafından muhaafza olun­
muş, lâkin tenevvüe çok dikkat edilmlşdir. Muay­
yen renk tenevvüleri de çok mühimdir.. Üslub ba­
sit olmakla beraber çok şayanı dikkat hususiyetle­
ri İhtiva eder. Tezhibin en klâsik usullerinden en
sade tarzlarına kadar vardır ve çeşitleri biribirine
benzemlyecek kadar çokdur. B u da bize o devirde
sanatkârların büyük bir himayeye
mazhar olarak
ve teşvik görerek çalışdıklarmı gösterir.
(12) Topkapı
Sarayı
Arşivi,
numara 9559-
Görülüyor ki Türk Tıb Tarihi noktasından İ s tanbulun fethinden sonraki devre çok mühimdir.
On beşinci asır tababeti Türklerde m ü h i m ve zengin
bir devreyi doldurur. Gerek tıbbi müeşseseer ve ge­
rek buraarda çalışan ve yetişen hekimler telli vo
terceme o l u n m u ş ve yeniden istinsah edilmiş tıbbi
eserler noktasından bu zamanın bizde büyük ehem­
miyeti vardır. Hakikaten üzerinde daha bir müddet
durulacak çok değerli bir mevzu karşısındayız.
Download

View/Open