Review
Derleme
DOI : 10.15197/sabad.4.1.15
Göğüs Hast Yoğun Bak Derg 2014;1(2): 85-91
J Chest Dis Crit Care Med 2014;1(2): 85-91
Management of the Frequently Observed Symptoms in Advance
Stage Chronic Obstructive Pulmonary Disease Patients
Züleyha Kılıç, Hanife Özçelik
ABSTRACT
Advanced stages of COPD is referred as a period of sickness which include high density and multiple symptoms, severe airflow limitation,
high risk of exacerbation and additional comorbidity of the disease. Advanced stage COPD patients experience mainly dyspnea, among other
symptoms, and suffer reduced functional capacity and quality of life. At this stage the commonly observed symptoms are: intolerable dyspnea,
tiredness and fatigue, weight loss, depression, anxiety, social isolation, low self esteem, frequent hospitalisation, long-term O2 treatment and
reduced quality of life. The care of advanced stage COPD patients should be provided by a multi-disciplinary team and the main aim should be
to relieve the symptoms, particularly dyspnea, which create serious problems for the patient and to provide comfort to improve the patient’s
quality of life as much as possible. In the symptom management process, communication with the patient and his/her family should be open,
honest and sensitive, and the patient and his/her family should supported in participating in decision making. It is vital that the multi-disciplinary team members are aware of the aims of the advanced stage COPD patient’s treatment and have the clinical skills to manage these aims,
and that they are able to communicate sensitively and humanely in order to ensure the patient’s effective, satisfactory and quality treatment.
This study is aimed at the management and treatment of the frequently observed symptoms in advance stage COPD patients.
Key words: COPD, symptom, team.
İleri Evre Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığında Sık Görülen Semptomların Yönetimi
ÖZET
KOAH’da ileri evre, yüksek yoğunlukta ve çoklu semptomun yaşandığı, ileri derecede hava akımı kısıtlamasının olduğu, alevlenme riski yüksek
ve ek komorbid hastalık durumlarını içeren hastalık dönemi olarak refere edilmektedir. İleri evre KOAH hastası dispne başta olmak üzere diğer
bir çok semptom deneyimleyen, fonksiyonel kapasitesi ve yaşam kalitesi azalmış bir hasta grubudur. Bu dönemde sık görülen semptomlar arasında, tolere edilemeyen dispne, yorgunluk ve bitkinlik, kilo kaybı, depresyon, anksiyete, sosyal izolasyon, düşük benlik saygısı, sık hastaneye
yatışlar, uzun süreli O2 tedavisi ve düşük yaşam kalitesinin azalması yer almaktadır. İleri evre KOAH hastasının bakımı multidisipliner bir
ekiple sağlanmalı, öncelikli hedef hastada ciddi düzeyde problem oluşturan dispne başta olmak üzere semptomların giderilmesi ve hastanın
konforunun sağlanarak yaşam kalitesinin olabildiğince artırılması olmalıdır. Semptomların yönetimi sürecinde hasta ve ailesiyle açık, dürüst
ve duyarlı bir iletişim kurulmalı; öncelikle hastanın ve sonrasında ailesinin karar almaya katılımı desteklenmelidir. Multidisipliner ekip üyelerinin ileri evre KOAH hastasının bakımındaki amaçları bilme ve yönetebilme klinik becerisine, insani ve duyarlı iletişim kurabilme yeteneğine
sahip olması etkili, yeterli ve kaliteli ileri evre KOAH hastasının bakımı için hayatidir. Bu derlemenin amacı ileri evre KOAH’ta sık görülen
semptomların yönetimi ve bakımıdır.
Anahtar kelimeler: KOAH, semptom, ekip
Erciyes Üniversitesi Sağlık bilimleri Fakültesi İç hastalıkları Hemşireliği
Anabilim Dalı, Kayseri
2Niğde Üniversitesi Sağlık bilimleri Fakültesi İç hastalıkları Hemşireliği
Anabilim Dalı, Niğde
1
İletişim Yazarı: Züleyha Kılıç
Adres: Erciyes Üniversitesi Sağlık bilimleri Fakültesi İç hastalıkları
Hemşireliği Anabilim Dalı, Kayseri
E-mail: [email protected]
Received: 06.08.2013, Accepted: 05.09.2014
Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Dergisi 2014; 1 (2): 85-91
KOAH’ta semptomyönetimi
Giriş
Kronik solunum yolu hastalıkları tüm dünyada önemli
mortalite ve morbitide sebebidir (1). Türkiye’de toplam
ölümler içerisinde solunum sistemi hastalıklarına bağlı
ölümler % 9’dur (2). Kronik solunum sistemi hastalıkları akciğerlerin ve hava yollarının kronik, inflamatuar
hastalıklarıdır ve çoğunluğunu astım, Kronik Obstrüktif
Akciğer Hastalığı (KOAH) oluşturmaktadır (3). Kronik
solunum hastalıkları içerisinde yer alan KOAH önemli
mortalite ve morbidite nedeni bir hastalıktır. KOAH ölüm
nedenleri arasında dünyada 4. ve Türkiye’de 3. sıradadır
(4). Türkiye’de 2013 yılında toplam ölümler içerisinde
KOAH ve bronşiaktazi’ye bağlı ölüm sayısı 21870’dir (5).
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tam olarak
geri dönüşümlü olmayan, ilerleyici hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır (4). Hastalığın doğal
gelişimi bireyler arasında büyük farklılıklar göstermekte,
tüm hastalarda aynı seyri izlememektedir. Fakat KOAH
özellikle zararlı etkenlere maruziyet devam ettikçe genellikle ilerleyici bir hastalıktır (6). KOAH şiddetinin
değerlendirilmesinde; semptomların düzeyi, spirometrik
anormalliğin şiddeti, hastalığın sağlık durumu üzerine
etkileri, alevlenmelerin sıklığı, komorbidite ve komplikasyonların varlığı önemlidir. Global İnitiative For Chronic Obstructive Lung Disease (GOLD) hava akım kısıtlığını solunum fonksiyon testlerinde, FEV1 / FEVC < %
70 (Forced Expiration Volume (birinci saniyedeki zorlu
ekspirasyon volümü) / Forced Vital Capacity (zorlu vital kapasite) olarak tanımlamış ve hastalığın şiddetinin
belirlenmesi için sınıflandırmanın yapılması gerektiğini
ifade etmiştir (7).
İleri evre KOAH
KOAH progresyonu farklılık gösterdiği için, yeni rehberler hastalığın ağırlığının değerlendirilmesinde semptomların, spirometri testi ile hava akımı kısıtlaması
derecesinin, alevlenme riskinin ve komorbiditelerin
belirlenmesini istemektedir. (8). Öncelikle semptom
yoğunluğunun belirlenmesi için farklı ölçekler geliştirilmekte ve üzerinde çalışılmaktadır. Bu ölçeklerden elde
edilene sonuçlarda şiddeti yüksek ve çoklu semptom ağır
hastalık derecesi işaret etmektedir. Bu testler arasında
KOAH değerlendirme testi ve Modifiye British Medical
Research Council (mMRC) dispne skalası yer almaktadır.
Bir diğer prognostik değerlendirme ise hava akımı kısıtlamasının derecesinin belirlenmesidir. Post-bronkodilatör
spirometri sonuçlarına göre, hastalar ağır (%30 ≤ FEV1 <
86
Journal of Chest Diseases and Critical Care 2014; 1 (2): 85-91
beklenenin %50’si) ve çok ağır (FEV1< beklenenin %30’u)
şeklinde sınıflanabilir. KOAH’ta alevlenme riskinin fazla
olması ve hastaların başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere ek komorbid hastalıklara sahip olması
kötü prognozu refere etmektedir (7,8). Ayrıca fonksiyonel kapasitede ileri derecede azalma (Modified Medical Research Council (MMRC) dispne indeksi 4-5), ileri
beslenme bozukluğu ve pulmoner hipertansiyon varlığı
artmış mortalite riskinin göstergeleri olarak kabul edilmektedir (9). Son dönem KOAH hastaları ciddi şekilde
hava kısıtlaması, en yüksek derecede dispne yaşarlar ve
yaşam kaliteleri çok kötüdür. Bu durum onların aktivite
yeteneklerini, sosyal, mesleksel ve boş zaman aktivitelerine katılımlarını etkiler. Yorgunluk ve dispne sonucunda
aktivitelerinde azalma yaşanır ve çoğunlukla hastaneye
yatmayı gerektiren solunum alevlenmeleri yaşarlar. Oksijen desteği gerektiren hipoksemi, ventilasyon desteği
gerektiren hiperkapniyle birlikte hastaların gaz değişimi
anormaldir. Bu hastalar periferik kas disfonksiyonu, beslenme ve psikolojik disfonkisyonlar gibi KOAH’a bağlı
yaşanan ağır semptomlar yaşamaları muhtemeldir (10).
İleri Evre KOAH’ta Semptomlar ve Yönetimi
KOAH’ta semptomların doğru bir şekilde değerlendirilmesi için hastadan alınan anamnez çok önemlidir. Semptomların başlama yaşı, başlama şekli, sigara dumanı veya
irritan gaz ve tozlara maruziyet gibi bilgilerin doğru bir
şekilde alınması önemlidir (11). Semptom yönetiminin
en önemli basamaklarından biri, hastada var olan semptomların kapsamlı ölçeklerle değerlendirilmesidir (12).
KOAH’la ilişkili semptomları her zaman tam olarak tedavi etmek mümkün olmamasına rağmen bu semptomların
etkili bir şekilde yönetilmesi ile hastaların yaşam kalitelerinin artırılması mümkündür (13). KOAH’ta sık karşılaşılan fiziksel semptomlar; solunum güçlüğü/dispne,
öksürük, balgam çıkarma, bulantı-kusma, yetersiz beslenme/ iştahsızlık, konstipasyon, yorgunluk/güçsüzlük,
dehidratasyon, anksiyete, deliryum ve depresyondur.
İleri evre KOAH’ta sık görülen semptomlar ise tolere edilemeyen dispne, yorgunluk ve bitkinlik, kilo kaybı, depresyon, anksiyete, sosyal izolasyon, düşük benlik saygısı,
sık hastaneye yatmalar, hobilerin olmaması, uzun süreli
O2 tedavisi ve düşük yaşam kalitesi yer almaktadır (12).
Nefes darlığı (dispne), hasta tarafından algılanan subjektif bir semptomdur. Kişinin solunumunu yetersiz bulması durumudur (14). Hastalar nefes darlığını “tıkanma,
hava açlığı, nefes almada zorluk, çabuk yorulma, bacak
yorgunluğu” gibi ifadelerle tanımlayabilir. Nefes darlığı-
Kılıç ve Özçelik
Tablo 1: KOAH’ın Spirometrik Sınıflandırması
Evre
Semptomlar
Evre 0: Riskli
Spirometre normal
Kronik semptomlar
Tablo 2: Son Dönem KOAH’ta Semptomları
Değerlendirmede Kullanılan Ölçekler
SKALA
ÖLÇÜM AMACI
Karnofsky Skalası;
Fonksiyonel durumu tanılar.
Hastayı 10 düzeyde değerlendirir
(0-100)
Evre I: Hafif KOAH
FEV1/FVC<%70
FEV1 ≥%80 beklenen
Evre II: Orta KOAH
FEV1/FVC<%70
%50 ≤FEV1<%80 beklenen
EORTC QIQ-C30/LC13;
Akciğer kanserli hastalarda yaşam
kalitesini belirler.
Evre III: Ağır KOAH
FEV1/FVC<%70
%30 ≤ FEV1<%50 beklenen
Borg CR10 skalası;
Evre IV: Çok Ağır KOAH
FEV1/FVC<%70
FEV1<% 30 beklenen veya
FEV1<% 50 solunum yetmezliği
varlığı
Aktivite veya istirahat halindeki
dispnenin şiddetini ölçer. Hiç
ile çok şiddetliyi içeren 9 düzeyi
vardır.
Breathlessness Skala;
Dispnenin yoğunluğunu ölçmede
kullanılır (5 soruya verilen cevap
ile puanlanır).
Kaynak: Global Initiative for Chronic Obstructi ve Lung
Disease (GOLD), ‘
FEV1: Forced Expiratory Volume in First Second - İlk
Saniyedeki Zorlu Ekspiratuvar Volüm
FVC: Forced Vital Capacity-Zorlu Vital Kapasite
KOAH: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı
nın şiddetini belirlemek için “Değiştirilmiş İngiliz Tıbbi
Araştırma Konseyi” (Modified Medical Research Council,
MMRC) dispne skalası kullanılır (9). Dispne son dönem
KOAH hastalarının %80’ninden fazlasında en belirgin
yakınma olduğu için semptomatik tedavisi önemlidir
(15). Hastalarda solunum sıkıntısına neden olan faktörler, çoğunlukla solunum yolları obstrüksiyonu, bronkospazm, hipoksi, plevral efüzyon, pnömoni, pulmoner
ödem, pulmoner emboli, koyu – yapışkan sekresyon,
anemi, metabolik sorunlar, anksiyete ve finansal, yasal,
spiritüel distreslerden oluşur. Hastada dispnenin nedeni belirlenmeli ve hastaya destek olunmalıdır. Stres ve
anksiyete yaşayan hastalar rahatlatılmaya çalışılmalı ve
hasta ile aileye gevşeme teknikleri öğretilmelidir. Bu durum hastanın psikolojik olarak rahatlamasını ve solunum
sıkıntısının azalmasını sağlar (12). Dispnenin farmakolojik tedavisinde uzun süreli maske ya da kanül ile verilen oksijenin önemli bir rolü vardır. Son dönem KOAH’ta
oksijen 24 saat gerekebilir. Burada amaç oksijen saturasyonunu % 90’a veya üzerine çıkarmaktır. Ayrıca dispnenin tedavisinde opioidlerden sıkça yararlanılmaktadır.
Bronkodilatörler KOAH’lı hastalarda dispne tedavisinde
kullanılan ilaçlar arasında en ön sırada yer alır. Bu amaçla
kısa ve uzun etkili semptomamimetik, antikolinerjikler
ve teofilin türevleri tek başına veya kombinasyon şeklinde verilebilir (16). Dispne tedavisinde steroidlerin de
önemli yeri vardır. Özellikle alevlenmelerde kısa süreli
Kaynak: Özkan S. Ağır kronik obstrüktif akciğer
hastalığında palyatif ve yaşam sonu bakımı.
oral steroid tedavisi etkili olmaktadır. Oral steroidlerin
ayrıca öforik etkisi de yararlı olabilir. Morfin ve türevleri son döneme gelmiş, başka tedavi seçeneği olmayan
hastalarda dispnenin semptomatik tedavisinde kullanılabilir. Dispnenin semptomatik tedavisinde göğüs fizyoterapisinin de rolü vardır. Solunum ve yürüme egzersizleri,
vibrasyon tedavisi gibi yöntemler dispne yakınmasının
azaltılmasında etkili olduğu bilinmektedir (15). Dispneye yaklaşımda hemşire bireyin dispne ifadesini, dispne skalasını, yaşam bulgularını, bilinç düzeyini, göğüs
duvarı hareketlerini, pulse oksimetrisini değerlendirir.
Hastanın dispne ifadesini kabul ederek, gevşeme tekniklerini, derin solunum-öksürük egzersizlerini, inhalasyon
tekniklerini hastaya öğreterek uygulamasını sağlar (17).
Ayrıca hastanın anksiyete seviyesinin değerlendirilerek
endişe ve hissettiklerini ifade edebileceği bileceği bir
ortamın hazırlanması, hastaya uygun pozisyon vererek
yatak istirahatinin sağlanması, günlük yaşam aktivitelerine katılma durumunu belirlenerek destek olunması,
hastanın öz yönetiminin desteklenmesi ve geliştirilmesi
ve Dr. istemine uygun ilaç tedavisini uygulanması önemli
hemşirelik girişimlerindendir (18,19).
Öksürük ve balgam; ileri evre KOAH olgularında dispneden sonra en sık görülen belirtilerdir. Öksürük ve balgam
özellikle akut alevlenmeler sırasında daha belirgin hale
gelir. Bu hastalarda öksürük nöbetleri durumu daha kötü
hale getirebilir. Gece gelen öksürük nöbetleri uykusuzluGöğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Dergisi 2014; 1 (2): 85-91
87
KOAH’ta semptomyönetimi
ğa neden olabilir. Ayrıca mobilizasyonun azalması ve kas
güçsüzlüğü bronşial sekresyonların atılmasını zorlaştırır
ve hava yolunda balgam tıkaçları oluşur. Sekresyonların
ve tıkaçların tedavisinde bronkodilatör ve antienflamatuar ilaçlar, hidrasyon yararlı olabilir. ileri evre KOAH
olgularında sekresyonların atılmasında fizyoterapi de yararlıdır (15). Eğer kuru öksürük varsa kodein ve küçük
doz morfinle tedavi edilebilir (13). Hemşire öksürük ve
balgamı olan bireyde solunum hızı, ritmi, solunum seslerini, öksürük ve balgamın özelliğini değerlendirir (20,21).
Uygun olan kontrollü öksürme konusunda kişiye eğitim
yapar. Ayrıca semi fowler pozisyonunun verilmesi, gerektiğinde hava yollarının aspire edilmesi, postüral direnaj
uygulanması, yeterli hidrasyonun ve nemli bir ortamın
sağlanması, hastaya dinlenme periyotlarının düzenlenmesi ve olumlu geribildirimler kullanarak öksürme konusunda hastanın cesaretlendirilmesi hemşirenin öksürüğü
ve balgamı olan bireye yaklaşımda esastır (19,20,21).
Anksiyete ve depresif semptomlar KOAH’da çok sık görülmektedir (22,23). Çünkü KOAH birçok kronik hastalığa benzer biçimde ciddi fiziksel zorluk ve ekonomik maliyetin yanı sıra, ruhsal, işlevsellik ve yaşam kalitesinde
belirgin düşme ile seyreder. KOAH yaşam kalitesi üzerine
birçok sistemik hastalık ve nörolojik bozukluktan daha
fazla olumsuz etki yapabilir ve daha fazla yeti yitimine
neden olabilir (24). Sigara dumanına maruz kalmak, artan dispne hissi, fiziksel inaktivite ve sosyal izolasyon,
kronik hipoksi ve uzun sureli oksijen terapisi KOAH’ın
neden olduğu psikolojik bozukluklara katkıda bulunur
(22). KOAH ile görülen anksiyetenin prevalansı oldukça
yüksek olarak kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalarda
KOAH hastalarında görülen anksiyete için sıklığının %296 arasında olduğu bulunmuştur (22). KOAH’lı bireyler
nefes alamama, nefessiz kalma korkusu yaşarlar (16).
Dispne ve anksiyete arasındaki ilişkiyi KOAH hastalarının anksiyeteyi hastalığın alevleneceğinin bir işareti olarak tanımlamasını bir parça da olsa açıklamaktadır (25).
Buna ek olarak öfke ve tükenmişlik duygusu anksiyetenin potansiyel tetikleyicisi olarak tanımlanmış ve dispne
algısını artırmıştır (26). Bu nedenle dispne ve anksiyete
arasındaki karmaşık ilişki KOAH’da anksiyete ile ilişkili
bozuklukların prevalansının artmasına neden olmaktadır
(22). Anksiyetenin farmakolojik tedavisinde anksiyolitikler kullanılır. Farmakolojik olmayan tedavide ise bilişsel
davranış tedavisi de içeren psikoterapi, KOAH’lı bireylerde dispne-anksiyete-dispne döngüsünü kırarak anksiyeteyi azaltmaktadır. Pek çok çalışmada KOAH hastalarında pulmoner rehabilitasyonun anksiyeteyi azalttığı
88
Journal of Chest Diseases and Critical Care 2014; 1 (2): 85-91
gösterilmiştir (22). Hemşire anksiyete yaşayan KOAH’lı
bireyin anksiyete düzeyini belirlemelidir (20). Bireyin
yanında olmalı, kısa ve basit cümleler kullanmalı ve empatik bir anlayış aktarmalıdır (19). Anksiyete ile ilişkin
duygu ve düşüncelerini ifade etmesine fırsat vermeli, baş
etme yöntemlerini değerlendirerek, uygun yönetimi kullanmasını sağlamalıdır. Fazla uyaranlar uzaklaştırılmalı
ve güven ortamı sağlanmalıdır (21).
KOAH’ta depresyon hastalığın ilerleyen doğası, acı çekme ve zor ölüm potansiyeli ile ilişkilidir (16). Lou et al.
yaptıkları çalışmada KOAH hastalarında depresyon prevalansının yüksek olduğunu belirtmişlerdir (23). Majör
depresyon tanımlandıktan sonra KOAH’lı bireylerde farmakolojik tedaviye başlamak gereklidir. Seçilecek olan antidepresanın çeşidi depresyona da bağlıdır. KOAH tedavisinde sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini iyileştirdiğinden
pulmoner rehabilitasyon geniş kabul görmüştür. Fizik tedavi ve eğitim seanslarına eklenen psikoterapi depresyon
skorlarını iyileştirmiştir (27). Depresyondaki bir bireye
hemşirelik yaklaşımında hastanın görünüm ve davranışlarının değerlendirilmesi, hastanın intihar potansiyeli
olup olmadığının belirlenmesi çok önemlidir. Hemşire
intihar girişiminin önlenmesinde, bireyin güç kaynakları ve yaşamına anlam veren olayların belirlenmesinde
(21), bireyin temel gereksinimlerinin karşılanmasında ve
bağımsız fonksiyonlarının en üst seviyeye getirilmesinde
önemli rol oynar. Bunun için hemşire hastayla iletişimde
basit ve somut kelimeler kullanmalı, öz bakım konusunda hastayı desteklemeli, belirli grup aktivitelerine katılımını sağlamalı, hastanın gün içerisinde aralıklı ve etkin
dinlenmesi sağlamalı, hasta ve ailesini bakım ve tedavide
bilgilendirmeli ve desteklemelidir (28,29).
Ağrı KOAH hastalarında yeterince incelenmemiş bir
semptomdur (30). Araştırmalar ağrının KOAH’lı bireylerde yaygın olduğunu göstermektedir (31,32). Bentsen
et al. KOAH’lı bireylerde ağrı prevalansına ve özelliğine
yönelik yapmış oldukları çalışmada KOAH’lı bireylerin
büyük bir kısmı ağrının genellikle göğüs, boyun, omuz
ve boğaz bölgesinde olduğunu ifade etmişlerdir (33).
Son dönem akciğer hastalığı olan bireylerde gaz değişimindeki bozulmaya bağlı olarak hiperkapni ve hipoksi
nedeniyle özellikle sabahları görülen baş ağrıları olabilir (34). Ağrı bu hastaların günlük yaşam aktivitelerinde
önemli olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Hastalar ağrıya
bağlı olarak yataktan kalkamamakta, evden dışarı çıkamamakta ve sosyal izolasyon yaşamaktadırlar (30,31).
Analjezikler bu hastalarda kullanılabilir fakat her zaman
reçete edilemezler. Kodein ağrı için kullanışlıdır fakat
Kılıç ve Özçelik
yan etki olarak konstipasyon bazı hastalarda sıkıntılıdır
(13). Hemşire ağrıya müdahale edebilmek için ilk olarak
ağrıyı değerlendirilmeli ve hastanın ağrıya tepkisini kabul etmelidir. Ağrı değerlendirmesinde hastanın verdiği
subjektif verileri dikkatli bir şekilde toplamalıdır. Hastaya ağrının yayılımı, şiddeti, seyri, artıran ve azaltan faktörleri ve ağrıyı dindirmek için neler yaptığını sormalıdır
(35). Hemşire ağrı yönetiminde masaj, gevşeme egzersizi
dikkatin başka yöne çekilmesi, sıcak- soğuk uygulama,
gibi davranışsal tedavi yöntemlerinden yararlanılabilir.
Ayrıca günlük yaşam aktivitelerinden hangilerinin ağrıyı
artırdığı ya da azalttığı hasta ile tartışılmalı ve hastaya
uygun dinlenme periyotları hazırlamalıdır (19,21). Hemşire, hasta ve aile ağrının kaynağını ve onu giderme yolunu birlikte saptamalıdır (12).
KOAH’lı bireylerde uykuya girerken normal olgulardan
daha yorgun bir solunum kası, artmış bir solunum yolu
direnci ve daha düşük bir parsiyel oksijen basıncı mevcuttur. KOAH’lı bireyler yardımcı solunum kaslarını fazlaca
kullanırlar. Sırt üstü yatış nedeni ile diyafram işlevleri
daha da zorlanır ve yardımcı solunum kasları da verimli çalışamaz. Sonuç olarak patolojik boyutta hipoksi ve
hiperkarbi eğilimi vardır. Ayrıca öksürük ve semptomların varlığı da uyku kalitesini bozar (36). KOAH’lı bireyler birçok kronik hastalıkta olduğu gibi uykusuzluktan
yakınırlar. Uykusuzluk anksiyete ve depresyonla ilişkili
kompleks bir semptomdur. Ayrıca hareketsizlik ve sedatif etkili ilaçlar, KOAH yönetiminde kullanılan teofilin
ve steroidler de önemli bir etkendir. Ayrıca uykusuzluğun korpulmonale ile işkili olabileceği unutulmamalıdır
(13,16). KOAH’lı olgularda uykusuzluk için hipnotik
kullanımı sıktır. Antihistaminikler ve benzodiazepinler
en sık kullanılan hipnotiklerdir. Ancak benzodiazepinler
ve benzodiazepin dışı-benzodiazepin reseptör agonistlerinin (Zolpidem, Zaleplon) solunumu deprese etme potansiyelleri olduğu unutulmamalıdır (37). Hemşire iyi bir
uyku hijyeni sağlamak konusunda bireyin uyku düzeni
ve alışkanlıklarını değerlendirerek, altta yatan anksiyete
ve depresyonu dikkate alarak, nefes alıp vermeyi kolaylaştırmak için dinlenme periyotları sağlayarak hastaya
yardımcı olur. Ayrıca bireyin ortama uyumunun sağlanması, ortamdaki gürültü ve sesleri azaltılması, işlemleri
uyku döneminde iken en az rahatsızlık verecek şekilde
düzenlenmesi, bireylerin alışkanlıkları doğrultusunda
uykuya geçişi kolaylaştıran uygulamaların planlanması,
birey ile birlikte gündüzleri için bir aktivite programı düzenlenmesi uyku hijyenini sağlamada önemli hemşirelik
girişimlerindendir (16,19-21).
Yorgunluk KOAH’lı bireylerde yaygın olarak görülen bir
semptomdur (38,39). KOAH’lı bireylerde doku oksijenlenmesindeki bozulma, enfeksiyonlar, beslenme dengesizlikleri, uyku bozukluğu, aşırı stres ve bazı ilaçların yan
etkilerine bağlı olarak yorgunluk gelişebilir (40). Yapılan
bir araştırmada dispne, yorgunluk ve fiziksel aktivite arasında önemli bir ilişkinin olduğu saptanmıştır (41). Yorgunluğu olan hastaya yaklaşımda ilk olarak yorgunluk yapan potansiyel sebepler ortadan kaldırılmalıdır. Santral
yorgunluğu olan bireye terapötik yaklaşım daha zordur.
Hastaların yorgunlukla birlikte görülen davranışsal problemlerinin tedavi edilmesi gerektiği bilinmektedir. Klinik
olarak antidepresan tedaviye başlanmalıdır. Kronik hastalarda santral yorgunluğu tedavi etmek için herhangi bir
terapi yoktur ve farmakolojik olmayan yaklaşımlar potansiyel kullanımda yararlı olabilir (42). Hemşire yorgunluğu olan hastaya yaklaşımda yorgunluğun nedenlerini,
artıran ve azaltan faktörleri tanımlaması gerekir. Hastanın yorgunluğun yaşamı üzerindeki etkilerine ilişkin duygularını ifade etmesine izin verilmesi, öncelikli aktivitelerini tanımlaması ve planlamaların yapılması konusunda
destek olunması, enerji koruma tekniklerinin öğretilmesi
ve aktivite ile dinlenme arasındaki dengenin kurulması
önemlidir (40,19).
Beslenme bozukluğu KOAH’ta ve özellikle son dönemde
karşılaşılan yaygın bir semptomdur. KOAH’lı bireylerle
yapılan bir çalışmada beslenme indeksine göre % 68’inde
malnütrisyon saptanmıştır (43). Diğer bir çalışmada ise
ileri evre KOAH olgularında beslenme yetersizliği diğer
evrelere göre yüksek bulunmuştur (44). Açıklanamayan kilo kaybı nutrisyonel anormallikler içinde yer alan,
KOAH olgularının en belirgin bulgularından birisidir.
Kilo kaybı, iskelet kas kitle kaybı ile birlikte; iskelet kas
disfonksiyonu, nefes darlığı ve egzersiz kapasitesinde
azalmalara neden olmaktadır. Bu durum düşük vücut
ağırlığı ve kötü prognozla karakterize bir klinik tabloyu tariflemektedir (45). Ayrıca bulantı ve kusma iştahı
azaltabilir. Depresyona bağlı olarak kişide anoreksiya
meydana gelebilir (12). KOAH hastalarında uygun kalori
desteğinin sağlanması oldukça yaşamsaldır. Bu desteğin
yetersiz kalması durumunda kas proteinlerinin yıkılabilir
ya da fazla sağlanması ise aşırı CO2 üretimine neden olabilir (46). Beslenme bozukluğu olan hastaya hemşirelik
yaklaşımında hastanın nütrisyonel durumu, günlük olarak kilo takibi, hastada kilo kaybına ilişkin faktörler, hastanın aktivite düzeyi, fizyolojik risk faktörleri, psikolojik
durumu, kullandığı ilaçlar ve varsa yan etkileri ve laboratuvar bulguları değerlendirilir (21). Hastanın yemek yedi-
Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Dergisi 2014; 1 (2): 85-91
89
KOAH’ta semptomyönetimi
ği ortamın temiz, ferah ve rahat olması, yemek öncesinde
hastanın dinlenmesinin sağlanması, yemek öncesinde
ağrılı işlemelerden kaçınılması, sevdiği yiyeceklerin zorlanmadan sık aralıklarla ve az verilmesi, yemek öncesinde
ve sonrasında iyi bir ağız hijyeninin sağlanması önemli
hemşirelik yaklaşımlarıdır (19,20).
İleri evre KOAH hastasının bakım hizmeti oldukça gerekli ve çok temel insani bir sağlık hizmettir. Ancak bu hizmetin kalitesi ve yeterliliği hasta ve ailesinin zor ve kriz
olarak yaşadığı bu süreçte oldukça önemlidir. Bu yüzden
ileri evre hasta bakımında hastanın acı ve ıstırabını artıran semptomların giderilmesi, açık, dürüst ve duyarlı
bir iletişim, hasta ve ailesinin gereksinimlerinin karşılanarak olabildiğince yaşam kalitelerinin artırılması temel
hedeftir. Bu amaca ulaşmak için multidisipliner ekip üyelerinin ileri evre KOAH hastasının bakım hedefleri, etkili
semptom kontrolü, insani ve duyarlı iletişim kurma ve
yasal ve etik yaklaşım sergileme ile ilgili yeterli beceriye
sahip olması oldukça önemlidir.
Kaynaklar
1. Tatlıcıoğlu T. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı
(KOAH) ve geleceği. Tüberküloz ve Toraks Dergisi
2007; 55(3): 303-18
2.
Noncommunicable Diseases Country Profiles 2011. Erişim tarihi: 06.12.2012. Available from; http://whqlibdoc.who.int/publications/2011/9789241502283_
eng.pdf
3.
Doğan A. Dünyada ve Türkiye’de kronik solunum hastalıklarının epidemiyolojisi. J PMR Sci. 2010; 13: 1016
4.
Türk Toraks Derneği, ‘Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Tanı ve Tedavi Uzlaşı Raporu’, TDD A-1, Ankara,
2010: 5-63
5. Türkiye İstatistik Kurumu. http://www.tuik.gov.tr
Erişim Tarihi: 24.08.2014. Available from; http://
www.tuik.gov.tr
6.
7.
8.
90
Kocabaş A. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı epidemiyolojisi ve risk faktörleri. Bilgiç H, Karada M, ed. Tanımdan Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı,
Galenos Yayıncılık, Ankara, 2008; 1(6): 10-22
Global Initiative for Chronic Obstructive Lung Disease
(GOLD), ‘Global strategy for the diagnosis, management and prevention of chronic obstructive lung disease’, 2014. Erişim tarihi: 22.08.2014. Available from:
www.goldcopd.org
Sarınç Ulaşlı S, Ünlü M. KOAH’ın ağırlık sınıflamasında yeni konsept. Güncel Göğüs Hastalıkları Serisi
Journal of Chest Diseases and Critical Care 2014; 1 (2): 85-91
2013; 1: 13-9
9.
Atasever A, Kaçmaz Başoğlu Ö, Bacakoğlu F. Stabil
kronik obstrüktif akciğer hastalığı olgularında yaşam
kalitesini etkileyen faktörler. Türk Toraks Dergisi 2005;
6(1): 25-30
10. Ambrosıno N, Goldsteın R. Series on comprehensive
management of end-stage COPD. Eur Respir J 2007;
30: 828–30
11. Günen H. Kronik obstrüktif akciğer hastalığında klinik
bulgular ve tanısal yaklaşım. Bilgiç H, Karada M, ed.
Tanımdan Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Galenos Yayıncılık, Ankara, 2008; 1(6): 10-22
12. Özkan S. Ağır kronik obstrüktif akciğer hastalığında
palyatif ve yaşam sonu bakımı. Maltepe Üniversitesi
Hemşirelik Bilimi ve Sanatı Dergisi, Sempozyum Özel
Sayısı 2010:276
13. Scullion JE, Holmes S. Palliative care in patients with
chronic obstructive pulmonary disease. Nursing Older
People 2012; 23; (4): 32-9
14. Türker H. Semptomlar. Bilgiç H, Karada M, ed. Göğüs
Hastalıklarında Ayırıcı Tanı. Tuna Matbaacılık, Ankara, 2009: 22-38
15. Çöplü L. Son Dönem Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı. Bilgiç H, Karada M, ed. Tanımdan Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Galenos Yayıncılık,
Ankara, 2008; 1(6): 10-22
16. Dahlin C. It takes my breath away. End stage COPD.
Part 2: Pharmacologic and nonpharmacologic management of dyspnea and other symptoms. Home Healthcare Nurse 2006; 4: 218-24.
17. Kızılcı S. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireye hemşirelik yaklaşımı. Türk Toraks Derneği Okulu
Mesleki Kursları, Göğüs hastalıkları hemşireliği kursu,
İzmir, Mayıs 28-30, 2007.
18. Özkan S. KOAH ve astımda hemşirelik bakımı. Toraks
Derneği Okulu Mesleki Kursları Göğüs hastalıkları
hemşireliği kursu, İstanbul, Aralık 11-12, 2007
19. Carpenito-Moyet LJ. Hemşirelik Tanıları El Kitabı
(Çev: F Erdemir). Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul,
2005
20. Akdemir N, Birol L. İç Hastalıkları ve Hemşirelik Bakımı. Ankara, 2011: 2388
21. Birol L. Hemşirelik Süreci Hemşirelik Bakımına Sistematik Yaklaşım. Etki Matbaacılık Yayıncılık, İzmir,
2007
22. Hill K, Geist R, Goldstein R, Lacasse Y. Son dönem
KOAH’da anksiyete ve depresyon. European Respıratory Journal 2008; 3(2): 1-11.
23. Lou P, Zhu Y, C hen P, et al. Prevalence and correlations
Kılıç ve Özçelik
with depression, anxiety, and other features in outpatients with chronic obstructive pulmonary disease in
China: a cross-sectional case control study. BMC Pulm
Med 2012; 12(53): 2-9.
24. Özmen M. Önen B. Kronik obstrüktif akciğer hastalığında psikiyatrik sorunlar. Bilgiç H, Karada M, ed. Tanımdan Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı,
Galenos Yayıncılık, Ankara, 2008; 1(6): 10-22.
25. Costi S, Brooks D, Goldstein RS. Perspectives that influence action plans for chronic obstructive pulmonary
disease. Can Respir 2006; 13: 362-8.
26. Bailey PH. The dyspnea-anxiety-dyspnea cycle - COPD
patients’ stories of breathlessness: “It’s scary / When
you can’t breathe”. Qual Health Res 2004; 14: 760-78.
27. Godoy DV, Godoy RF. A randomized controlled trialof
the effect of psychotherapy on anxiety and depressionin
chronic obstructive pulmonary disease. Arch Phys Med
Rehabil 2003; 84: 1154-7.
28. Şahin D, Aydın A. Şimşek N, Cabar HD. Yaşlılık, depresyon ve hemşirelik. J Psych Nurs 2012; 3(1): 38-41.
29. Pınar Ertekin Ş, Tel H. Depresyon tanılı birey ve hemşirelik yaklaşımı. J Psych Nurs 2012; 3(2): 86-91.
30. Lohne V, Heer HC, Andersen M, Miaskowski C, Kongerud J, Rustøen T. Qualitative study of pain of patients
with chronic obstructive pulmonary disease. Heard
Lung 2010; 39(3): 226-34.
31. Elkington H, White P, Addington-Hall J, Higgs R, Edmonds P. The healthcare needs of chronic obstructive
pulmonary disease patients in the last year of life. Palliative Med 2005; 19: 485-91.
35. Özçelik H, Fadıloğlu Ç, Uyar M, Karabulut B. Kanser
Hastaları ve Aileleri için Palyatif Bakım. İzmir, Üniversiteliler Ofset, 2010: 15-6.
36. Çuhadaroğlu Ç. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve
uyku. Bilgiç H, Karada M, ed. Tanımdan Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Galenos Yayıncılık,
Ankara, 2008; 1(6): 10-22.
37. Kutty K. Sleep and chronic obstructive pulmonary disease. Curr Opin Pulm Med 2004; 10: 104-12.
38. Theander K, Unosson M. Fatigue in patients with chronic obstructive pulmonary disease. J Adv Nurs 2004;
45(2): 172-177.
39. Walke LM, Byers AL, Tinetti ME, Dubin JA,Corkle R,
Fried TR. Range and severity of symptoms over time
among older adults with chronic obstructive pulmonary
disease and heart failure. Arch Int Med 2007; 167:
2503-8.
40. Yurtsever S. Kronik hastalıklarda yorgunluk ve hemşirelik bakımı. Cumhuriyet Üniv Hemşirelik Yüksekokulu
Derg 2000; 4(1): 16-20.
41. Woo K. A pilot study to examine the relationship of
dyspnoea, physical activity and fatigue in patients with
chronic obstructive pulmonary disease. J Clin Nurs
2000; 9(4): 526-33.
42. Swaın MG. Fatigue in chronic disease. Clin Sci 2000;
99: 1-8.
43. Balıoğlu M. Kömürcüoğlu B, Biçmen C. KOAH’lı hastalarda beslenme durumu ve solunum fonksiyonları.
Toraks Derg 2002; 3: 236-41.
32. Lynn J, Elly EW, Zhong Z. Living and dying with chronic obstructive pulmonary disease. J Am Geriatric Soc
2000; 48: 91–100.
44. Egemen Tüzel Ö. Zeren uçar Z. Tellioğlu B. ve ark.
KOAH’lı olgularda biyokimyasal beslenme parametreleri ile hastalığın şiddeti arasındaki ilişki. İzmir Göğüs
Hast Derg 2012; 26 (3): 157-63.
33. Bentsen SB, Rustøen T, Miaskowski C. Prevalence and
characteristics of pain in patients with chronic obstructive pulmonary disease compared to the Norwegian general population. J Pain 2011; 12(5): 539-45.
45. Erginen MS. Kronik obstrüktif akciğer hastalığında
sistemik etkiler. Bilgiç H, Karada M, ed. Tanımdan
Tedaviye Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Galenos
Yayıncılık, Ankara, 2008; 1(6): 10-22.
34. Fadıloğlu Ç. Akciğer Hastalıklarında Palyatif Bakım.
Göğüs Hastalıkları Hemşireliği Kursu–1. İzmir, 28–30
Mayıs, 2007.
46. Utku T, Dikmen Y. KOAH ve beslenme. Solunum 2002;
4(3): 421-9.
Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Dergisi 2014; 1 (2): 85-91
91
Download

muğla ili datça ilçesi kargı deresi hafriyat sahası toprak dolgu alanı