ERZURUM TARIM RAPORU 2012
ERZURUM
TARIM RAPORU
2012
ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
ERZURUM ŞUBESİ
YAYIN KOORDİNATÖRLERİ
Erdal ŞENGÜL - ZMO Erzurum Şubesi II. Başkanı
Yrd. Doç. Dr. Kenan BARİK - ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Doç. Dr. Mehmet TOPAL - ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Süreyya Emre DUMLU - ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Mehmet TOPARLAK - ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Erhan AKSOY - ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
EDİTÖRLER
Yrd. Doç. Dr. Adem Yavuz SÖNMEZ - ZMO Erzurum Şubesi Başkanı
Dr. Okan DEMİR - ZMO Onur Kurulu Üyesi
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Kapak - Sayfa Tasarımı : Hüseyin YALÇIN
Rapordaki yazıların sorumlulukları yazarlarına aittir.
Yazarlar tarafından rapor için verilen yazıların telif hakları ZMO Erzurum Şubesine aittir.
Kısmen veya tamamen kullanımlarında izin alınması ve referans gösterilmesi gerekmektedir.
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Değerli Okuyucular,
Ziraat Mühendisleri Odası Erzurum Şubesi olarak yaklaşık
bir yılın emeği olan elinizdeki bu eseri ilimiz tarımına
kazandırmaktan büyük bir mutluluk duymaktayız.
ODA olarak Ziraat Mühendisleri ve üyelerimizin özlük
haklarına yönelik yaptığımız çalışmalar kadar ilgili kanunların
bizlere yüklemiş olduğu diğer bütün vazifeleri sizler adına
gayretle yürütmeye çalışıyoruz. İlimizdeki tarımsal alanların
korunmasından tarımsal potansiyelin geliştirilmesi ve
artırılmasına kadar çok geniş bir yelpazede yaptığımız
çalışmalar kısmen sekteye uğrasa da hedefine ulaşmaktadır.
Bu bağlamda ilimiz tarımsal iştigalin diğer iş kollarına
göre nispeten yoğun olduğu bir ildir. Bu yoğunluk şüphesiz
ki sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar kimi
zaman uygulamadan kaynaklı teknik sorunlar kimi zaman ise
politika eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Sebebi her ne
olursa olsun bu aksaklıkların giderilmesinde vazife bizlere
yani tarım camiasının içerisinde olanlara düşmektedir.
Buradan hareketle ilimiz tarımsal durumunu, aksaklık, sorun
ve çözüm önerilerini içine alan bu teknik raporun ilgili
mekanizmaları harekete geçirmesi adına oldukça faydalı
olacağını düşünmekteyim.
Bu vesile ile raporun hayata geçmesinde emeği geçen başta
kıymetli bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşan değerli
hocalarımıza, yönetim kurulu üyelerimize ve editörlüğünü
birlikte üstlendiğimiz şubemiz önceki dönem başkanı
Dr. Okan DEMİR’e şükranlarımı sunarım.
Saygılarımla…
Yrd. Doç. Dr. Adem Yavuz SÖNMEZ
Ziraat Mühendisleri Odası
Erzurum Şube Başkanı
Haziran-2013
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Editörün Notu
Tarım, Türkiye için yaşamsal bir sektördür. Tarım sektörü, insanların beslenmesi, istihdamı, ekonomiye
katkısı ve ihracat potansiyeli bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle Avrupa Birliğine uyum
sürecinde, kırsal alandaki sorunların tespiti ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunması öncelikli bir
konudur. Çiftçilerimizin; iç ve dış pazarlar için üretim yapar hale gelmeleri, daha iyi gelir düzeyine
kavuşabilmeleri için üretim kaynaklarını daha etkin kullanmaları gerekmektedir.
Tarım sektörü çok geniş paydaş gurubuna sahiptir. Üreticisinden - işleyicisine; Tüccarından ihracatçısına; Kredi kooperatiflerinden – üretici birliklerine; Sivil toplum kuruluşlarından – kamu
kuruluşları – üniversitelere; Toptancısından – tüketicisine tüm paydaşlar, tarımın geleceği için düşünmek,
fikir yürütmek, stratejiler geliştirmek, araştırmalar planlamak zorundadır. Özellikle geleceğe yönelik
üretim stratejilerinin geliştirilmesi, araştırmaların planlanması, bunların finansmanı, uygulanması ve
üreticiye aktarılması için özel organizasyonlara gereksinim vardır.
Tarım, yalnız bir veya birkaç paydaşın sorumluluğuna bırakılmayacak kadar kapsamlıdır. Tarım
Sektöründeki paydaşların her biri kendi rutinleri ile öylesine meşguldürler ki, resmin tamamını görememiş
veya en elzem konulara gündemlerinde yer verememiş olabilirler. Diğer taraftan bölgesel ve kentsel
sorunların Türkiye’nin genel sorunlarından farklı olabileceği ve genel gündemde yer alamayabileceği de
bir gerçektir. Örneğin Erzurum ilinde civil peynir üretimi ve pazarlamasına ait bir sorun veya Pasinler’de
patates üretimi yapan çiftçilerin sorunları ile ilgilenmek öncelikli olarak Erzurum ilinin araştırma konusu
olabilir. Bu konuların, Türkiye genelindeki öncelik sıralamasında yer alması beklenmemelidir.
Bu noktadan hareketle Ziraat Mühendisleri Odası Erzurum Şubesi, bölgesel ve ulusal düzeyde temel bir
aktör olması gereken, rekabet edebilirlik düzeyi yüksek bir Erzurum tarımı ortaya koymak amacına yönelik
olarak, Erzurum Tarım Raporu’nu çıkarmıştır. Bu eser, ildeki mevcut tarımsal kapasiteyi, kaynakları
ortaya koymak, mevcut potansiyeli değerlendirerek gelişmeyi onlar üzerine inşa etmek, ilin yeni güçlü
yanlar geliştirmesini sağlamak ve il tarımını değişen şartlara uyum sağlayabilecek özelliklerle donatmak
üzere gösterilen bir çabadır.
Erzurum Tarım Raporu’nun hazırlanması; tarımsal kaynakların ve problemlerin belirlenmesi, kaynak ve
potansiyelin değerlendirilerek verimliliğin ve çiftçi gelirlerinin artırılması, tarımın çevre, sanayi, turizm
gibi diğer sektörlerle ilişkilerinin değerlendirilmesi, doğal kaynakların ve çevrenin korunması açısından
önem taşımaktadır.
Bu eser, Erzurum Tarımının farklı alt sektörlerini ele alan 15 makaleden oluşmaktadır. Makaleler,
konusunda uzman bilim adamları tarafından hazırlanmıştır. Makalelerin bilimsel içeriğine yönelik olarak
bir müdahale olamayacağı ve çalışmanın başında yazarlara yönelik herhangi bir standart yaklaşım tarzı
sunumuna gerek duyulmadığı için, her bir makale birbirinden bağımsız ve özgündür.
Bu eser, ele alınan konu, kapsamı ve içeriği yönüyle Erzurum için önemli bir kaynak olmaya namzettir.
Doğal olarak, eksikliklerden münezzeh değildir. Çalışmanın sonu itibariyle, edinilen tecrübenin eseri
olarak birçok eksiklikler de tespit edilmiştir.
Çalışmanın tarımın bütün paydaşlarına faydalı olması, aşığı olduğumuz Erzurum’un kalkınmasına bir
katre kadar dahi olsa hizmet etmesi temennisiyle…
Saygılarımla.
Dr. Okan DEMİR
Haziran 2013, ERZURUM
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
İÇİNDEKİLER
Önsöz............................................................................................................................................................................................................ 3
Editörün Notu............................................................................................................................................................................................4
BİTKİSEL ÜRETİM.........................................................................................................................................................................................7
Erzurum İlinde Tahıl Tarımı, Verimlilik Sorunları ve Çözüm Önerileri...................................................................................... 7
1. Giriş...........................................................................................................................................................................................................8
2. Erzurum İlinin İklim Özellikleri ve Arazi Varlığı..........................................................................................................................8
3. Erzurum İlinde Tahıl Tarımı .............................................................................................................................................................. 9
4. Sonuç......................................................................................................................................................................................................17
Erzurum’da Endüstri Bitkileri Yetiştiriciliği, Problemleri ve Çözüm Önerileri.....................................................................20
1. Giriş.........................................................................................................................................................................................................20
2. Doğu Anadolu Bölgesinde Endüstri Bitkilerinin Potansiyeli..............................................................................................21
3. Erzurum İlinde Yetiştirilen Endüstri Bitkilerinin Potansiyelleri, Problemleri ve Çözüm Önerileri.........................21
Erzurum’da Yem Bitkileri Tarımının Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri.......................................................................32
1. Giriş.........................................................................................................................................................................................................32
2. Erzurum Tarımının Genel Yapısı ...................................................................................................................................................33
3. Erzurum’da Yem Bitkileri Kültürünün Durumu........................................................................................................................34
4. Kaba Yem İhtiyacı ve Karşılanma Oranı......................................................................................................................................36
5. Erzurum’da Yem Bitkileri Tarımının Sorunları...........................................................................................................................37
İlimizdeki Çayır ve Meralar.......................................................................................................................................................................44
1. Giriş.........................................................................................................................................................................................................44
2. Çayır ve Meraların Önemi................................................................................................................................................................45
Erzurum Meyveciliğinin Mevcut Durumu ve Geliştirilmesi.......................................................................................................52
1. Erzurum’un Meyveciliği...................................................................................................................................................................52
2. Erzurum Meyveciliğinin Problemleri...........................................................................................................................................54
3. Sonuç ve Öneriler...............................................................................................................................................................................56
Erzurum İli Sebze Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu, Problemleri ve Çözüm Önerileri .................................................58
1. Giriş ......................................................................................................................................................................................................58
2. Açıkta Sebze Yetiştiriciliği ...............................................................................................................................................................59
3. Örtüaltında Sebze Yetiştiriciliği.....................................................................................................................................................66
4. Sonuç......................................................................................................................................................................................................67
HAYVANSAL ÜRETİM................................................................................................................................................................................69
Erzurum İli Büyükbaş Hayvancılığının (Sığır Yetiştiriciliğinin) Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri.................70
1. Giriş.........................................................................................................................................................................................................70
2. Türkiye Sığır Varlığı ve Hayvansal Üretimi.................................................................................................................................71
3. Erzurum İli Sığır Varlığı ve Hayvansal Üretimi..........................................................................................................................72
4. Erzurum İlinde Sığır Yetiştiriciliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri.................................................................................79
5. Sonuç......................................................................................................................................................................................................93
Erzurum İlinde Küçükbaş Hayvancılığın Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri............................................................95
1. Giriş.........................................................................................................................................................................................................95
2. Erzurum’un Kısa Tarihçesi................................................................................................................................................................95
3. Erzurum İlinin Topoğrafik Yapısı ve İklim Özellikleri..............................................................................................................95
4. Çayır-Mera ve Yem Bitkileri Durumu...........................................................................................................................................96
5. Erzurum’da Koyun Yetiştiriciliği ve Islah Stratejileri...............................................................................................................97
6. Erzurum’da Keçi Yetiştiriciliği ve Islah Stratejileri................................................................................................................. 103
7. Erzurum’da Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri.......................................................... 104
Kanatlı Hayvancılığının Ülke ve Erzurum İli Bazında Değerlendirilmesi........................................................................... 107
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 107
2. Kanatlı Yetiştiriciliğinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri ............................................................................... 108
3. Erzurum İli Kanatlı Hayvancılığın Mevcut Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri................................................. 110
Erzurum İlinde Su Ürünleri Üretim Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri..................................................................... 113
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 113
2. Ülkemizde Su Ürünleri Yetiştiriciliğinin Durumu................................................................................................................. 113
3. Erzurum İli Su Ürünleri Potansiyeli ve Mevcut Durum....................................................................................................... 115
4. Sorunlar ve Çözüm Önerileri....................................................................................................................................................... 117
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU............................................................................................................................... 121
Erzurum’da Tarımsal Yapıların Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri.............................................................................. 122
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 122
2. Erzurum İlin’de Tarımsal Yapılar ve Mevcut Durum............................................................................................................. 123
3. Erzurum’un Tarımsal Kalkınmasında Tarımsal Yapılar Yönünden Öneriler ................................................................ 127
4. Sonuç .................................................................................................................................................................................................. 135
Erzurum İlinde Su Kaynakları İle Tarımsal Sulamaya İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri........................................ 137
1. Giriş ..................................................................................................................................................................................................... 137
2. Suların Kalitesine İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri ...................................................................................................... 138
3. Genel Sulama Sorunları ............................................................................................................................................................... 141
4. Sonuç ve Öneriler............................................................................................................................................................................ 144
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON....................................................................................................................... 149
Erzurum İlinin Tarımsal Yapısı, Üretimi ve Gelişme Potansiyeli............................................................................................. 150
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 150
2. İşletme Büyüklüğü ve İşlenen Arazi.......................................................................................................................................... 150
3. Erzurum İlinde Tarımsal Üretim.................................................................................................................................................. 152
4. Sonuç ve Öneriler............................................................................................................................................................................ 155
Erzurum, Pasinler ve Daphan Ovası Tarım Topraklarının Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi.................. 157
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 157
2. Erzurum Ovası Tarım Toprakları ve Şehir Merkezindeki Bazı Kavşak Topraklarının Verimlilik Durumunun
Değerlendirilmesi............................................................................................................................................................................ 159
3. Pasinler Ovası Tarım Topraklarının Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi ........................................................ 167
4. DAPHAN Ovası Tarım Topraklarının Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi ...................................................... 172
5. Genel Sonuç ve Öneriler............................................................................................................................................................... 176
Erzurum İli Tarımının Makinalaşma Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri.................................................................. 181
1. Giriş...................................................................................................................................................................................................... 181
2. Tarımsal Arazi Varlığı...................................................................................................................................................................... 181
3. Traktör, Alet ve Makina Varlığı.................................................................................................................................................... 183
4. Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi.................................................................................................................................................. 193
5. Sonuç ve Öneriler............................................................................................................................................................................ 196
BİTKİSEL ÜRETİM
BİTKİSEL ÜRETİM
Yayın Koordinatörü
Süreyya Emre DUMLU
ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
7
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum İlinde Tahıl Tarımı, Verimlilik Sorunları ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Ali ÖZTÜRK
Şule ERKOVAN
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Erzurum 25.066 km2’lik yüzölçümü ile Konya, Sivas ve Ankara illerinden sonra ülkemizin dördüncü, Doğu
Anadolu Bölgesinin ise en büyük ilidir. Ülkemiz yüzölçümünün % 3.2’sini oluşturan Erzurum ili arazisinde dağlar,
yaylalar ve ovalar iç içedir. Dağlık alanlar il alanının % 60’dan fazlasını oluşturmaktadır. İlin güneyinde 2700–
3000 m rakıma sahip Palandöken Dağları, kuzeyinde 2800–3000 m rakımlı Dumlu Dağı, doğusunda Kargapazarı
Dağının güneye doğru uzantısı bulunur (Atalay, 1978). Erzurum ili 780.847 kişilik nüfusu ile Türkiye nüfusunun
% 1.07’sini barındırmakta olup, en yüksek nüfus yoğunluğu Yakutiye ilçesinde, en düşük nüfus yoğunluğu ise İspir
ilçesindir. İldeki nüfusun % 40.2’si kırsal kesimde yaşamakta olup, ilin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalıdır
(Anon., 2011a).
2. Erzurum İlinin İklim Özellikleri ve Arazi Varlığı
Erzurum, ülkemizin ve Doğu Anadolu Bölgesinin en yüksek rakımlı (1.869 m) ili olup ülkemizin diğer iklim
bölgelerine göre daha soğuk bir iklime sahiptir. Karasal iklimin hâkim olduğu ilde kışlar soğuk ve karlı, yazlar
serin ve kuraktır. Kış döneminde düşen yağışlar kar şeklinde olup bu kar örtüsü yaklaşık 150 gün kalmaktadır.
Arazinin yüksek ve kırık olması, yağışların genellikle sağanak yağışlar şeklinde olmasına neden olur. Uzun
yıllar ortalamasına (1990–2011) göre ilin yıllık toplam yağış miktarı 398.7 mm, yıllık ortalama sıcaklığı 5.0 0C,
yıllık ortalama nispi nemi ise % 64.4’tür (Tablo 1). Yağışların aylara ve mevsimlere göre dağılışı düzensizdir. En
fazla yağış Mayıs ve Nisan aylarında, en az yağış ise Ağustos ayında düşmektedir. İlde en düşük aylık ortalama
sıcaklıklar Ocak (-10.7 0C) ve Şubat (-9.1 0C), en yüksek aylık ortalama sıcaklıklar ise Temmuz (19.1 0C) ve
Ağustos (19.3 0C) aylarında görülür. Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat ayları boyunca tamamen don olayı görülürken;
Mart, Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarında da donlu günlere rastlanılabilir (Anon., 1990-2011). Ani sıcaklık
değişimleri ve kısa vejetasyon süresi ilin tipik iklim özelliklerindendir. Ekolojik yapı bitkisel üretimde verimi ve
çeşitliliği sınırlarken, yetersiz yağışlar kuru tarım alanlarında nadas uygulamasını zorunlu kılmaktadır.
Tablo 1. Erzurum ili rakımı ile uzun yıllar ortalaması (1990-2011) yağış ve sıcaklık değerleri
Rakım
(m)
1.869
Yıllık Toplam Yağış Yıllık Ortalama Sıcaklık Yıllık Ortalama Nispi Nem
(mm)
(0C)
(%)
398.7
5.0
64.4
Kaynak: Anon., 1990-2011
İlde çayır-mera alanlarının oranı oldukça yüksektir (% 64.7). Arazinin % 12.2’si ürün getirmeyen topraklardan
oluşurken, % 9.3’ ü orman, % 9.2’si ekili tarla, % 4.5’i nadas ve % 0,1’i bahçe alanlarından oluşmaktadır (Tablo
2). İşlenebilir tarım alanlarının % 45’inde sulama imkânı bulunurken, % 55’inde kuru tarım yapılmaktadır. Toplam
işlenebilir tarım arazisi 345.605 ha olup, bu alanın % 99.3’ünde tarla tarımı yapılmaktadır. Ekili tarla alanın
% 62.8’i tahıllara aittir (Tablo 3). Tahılları azalan sıra ile yem bitkileri (% 33.2), yumrulu bitkiler (% 1.3), endüstri
bitkileri (% 1.3), yağlı tohumlu bitkiler ( % 0.8) ve yemeklik tane baklagiller (% 0.7) takip etmektedir (Anon., 2010a).
8
BİTKİSEL ÜRETİM
Tablo 2. Erzurum ilinde arazinin kullanım durumu (ha)
Yüzölçümü
Ekili Tarla
Bahçe
Çayır-Mera
Nadas
Orman
Diğer
2.506.600
231.315
2.400
1.622.520
111.890
231.626
306.849
Kaynak: Anon., 2010a
Tablo 3. Erzurum ilinde ekili tarla arazisinin ürün gruplarına göre dağlımı (ha)
Tahıllar
Yemeklik tane
Baklagiller
Endüstri
Bitkileri
Yağlı Tohumlu
Bitkiler
Yumrulu
Bitkileri
Yem
Bitkileri
145.253
1.650
2.940
1.808
2.946
76.718
Kaynak: Anon., 2010a
3. Erzurum İlinde Tahıl Tarımı
Tahıllar, ülkemiz insanının temel besin kaynağını, hayvan varlığımızın da temel yem kaynağını oluşturur.
Artan nüfusumuzun besin ve hayvan varlığımızın yem ihtiyaçlarını karşılama sorunu tahıl üretimine ayrı bir önem
kazandırmaktadır. Nadas alanlarının da esas olarak tahıl üretimi için kullanıldığı dikkate alındığında, ülkemizde
olduğu gibi (% 73.5) Erzurum ilinde de (% 74.4) tahılların tarım alanları içerisindeki payı diğer ürün gruplarına
ayrılan alanların toplamından daha fazladır. Bu nedenle tahıllar, Türk tarımının olduğu gibi, Erzurum ili tarımının da
karakterini belirleyen ürün grubudur. İldeki 231.315 ha ekili tarla alanın 145.253 ha’ında tahıl tarımı yapılmaktadır
(Tablo 3).
Buğday, 103.872 ha ile ilde en geniş ekim alanına sahip tahıl cinsidir ve tahıl ekim alanlarının % 71.4’ünü
oluşturmaktadır. Erzurum ilinin bütün ilçelerinde yetiştirilen arpa 34.009 ha ekim alanı ile tahıl alanları içerisinde
% 23.4’lük paya sahiptir. Ekiliş alanı yönünden üçüncü sırada gelen çavdar 6.897 ha ekim alanı ile tahıl alanlarında
% 4.7’lik paya sahip olup en çok Aşkale, Aziziye ve Çat ilçelerinde ekilmektedir. Tritikale, Şenkaya ve Palandöken
ilçelerinde olmak üzere toplam 390 ha alanda ekilmekte ve tahıl alanlarında % 0.27 oranında yer almaktadır. Yulaf,
yalnızca Aşkale ve Palandöken ilçelerinde olmak üzere toplam 34 ha alanda ekilmektedir. Sıcak iklim tahıllarından
mısır 218 ha ekim alanı ile tahıl alanlarında % 0.15’lik paya sahiptir ve sıcaklık ve nemin yüksek olduğu kuzey
ilçelerinde (İspir, Narman, Oltu, Olur, Şenkaya, Tortum, Uzundere) yetiştirilmektedir. Sıcaklık ve nem isteği diğer
tahıllardan fazla olan çeltik ise yalnızca İspir ilçesinde olmak üzere 23 ha alanda ekilmektedir (Tablo 4). En yüksek
tane verimleri buğdayda Palandöken, Pasinler ve Hınıs; arpada ise Palandöken, Aşkale ve Pasinler ilçelerinde elde
edilmektedir (Anon., 2011b).
Erzurum ilinde buğday ekim alanı 1960–64 döneminde 68.031 ha iken, 1985–89 dönemine kadar düzenli
şekilde artarak 126.776 ha’a ulaşmış, bu dönemden sonra azalarak 1995–99 döneminde 106.355 ha’a inmiştir (Tablo
5). Tarımsal destekleme politikalarının muhtemel sonucu olarak, ildeki buğday ekim alanı 2000–04 döneminde en
yüksek değer olan 140.868 ha’a ulaşmış, daha sonra destekleme politikalarındaki değişiklikler nedeni ile tekrar
azalarak 2005–10 dönemi ortalaması olarak 115.680 ha olmuştur. Buna göre, 1960–2010 döneminde ildeki buğday
ekim alanları % 70.0 artmış, bu artış oranı ülkemiz ortalamasından
9
10
(ha)
143
172
213
182
310
304
596
91
-
10.840
3.245
208
-
(ha)
210
237
288
-
Pasinler
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
1.866
-
(ha)
Karaçoban
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
103.872
34.009
6.897
34
390
218
23
Kaynak: Anon., 2011b
Buğday
Arpa
Çavdar
Yulaf
Tritikale
Mısır
Çeltik
İlçeler
Buğday
Arpa
Çavdar
Yulaf
Tritikale
Mısır
Çeltik
İlçeler
Buğday
Arpa
Çavdar
Yulaf
Tritikale
Mısır
Çeltik
İlçeler
Erzurum
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
264
150
42
-
(ha)
105
127
-
126
103
153
-
Pazaryolu
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
7.845
600
-
(ha)
154
206
250
-
Karayazı
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
5.464
950
1.094
-
Aziziye (Ilıca)
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
3.416
4.348
315
9
-
(ha)
175
178
240
-
157
182
300
360
-
Şenkaya
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
12.894
1.825
358
-
(ha)
140
237
288
187
-
Köprüköy
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
4.313
270
1.875
30
-
Aşkale
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
84
158
163
-
Verim
(kg/da)
5.103
250
781
-
(ha)
98
158
144
236
-
63
83
106
-
Tekman
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
5.072
1.137
102
40
-
(ha)
Çat
Narman
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
7.050
1.800
1.302
-
Ekiliş
alanı
Tablo 4. Erzurum ili ve ilçelerinde tahılların 2011 yılındaki ekiliş alanları ve verimleri
(ha)
126
103
153
315
-
1.580
1.474
71
12
-
140
142
191
359
-
Tortum
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
Verim
192
178
192
-
(kg/da)
Oltu
3.054
1.520
47
128
-
(ha)
Ekiliş
alanı
7.200
1.705
42
-
Hınıs
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
1.078
785
2
-
(ha)
112
178
312
-
140
178
304
-
Uzundere
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
478
417
13
-
(ha)
129
174
192
-
Olur
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
21.475
7.047
47
-
Horasan
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
(ha)
1.763
1.503
521
-
(ha)
210
277
192
177
351
-
122
146
178
-
Yakutiye
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
2.049
758
684
4
75
-
(ha)
140
127
183
314
596
Palandöken
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
2.640
2.200
44
16
23
İspir
Ekiliş
Verim
alanı
(kg/da)
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
BİTKİSEL ÜRETİM
(% 11.6) çok yüksek olmuştur (Tablo 5). İlin buğday verimi 1960–64 döneminde 86.2 kg/da iken,
2005–10 döneminde % 49.7 artışla 129.0 kg/da’a çıkmıştır. Buğday veriminin çevre koşulları ve özellikle
yağışa olan sıkı bağımlılığı nedeniyle, verim artışları istikrarsız bir seyir izlemiştir. İl buğday veriminde
1960–2010 dönemindeki artış oranı, aynı dönemde ülkemiz buğday verimindeki artışın (% 120.9) çok
gerisinde kalmıştır (Tablo 5). İldeki arpa ekim alanları 1960–64 döneminde 30.487 ha iken, bu dönemden
sonra düzenli sayılabilecek bir artışla 2000–04 döneminde 64.539 ha’a ve en yüksek değerine ulaşmıştır.
Destekleme politikalarının muhtemel sonuçları olarak, arpa ekim alanları da bu dönemden sonra hızla
azalmış ve 2005–2010 dönemi ortalaması olarak 46.459 ha olmuştur. İldeki arpa verimi de, buğday ile benzer
üretim koşulları nedeniyle istikrarsız bir artış göstermiş, 1960–64 dönemi ortalaması olarak 134.4 kg/da
olan verim, 2005–10 dönemi ortalaması olarak % 27.2’lik artışla 171.0 kg/da’a ulaşmıştır. Buğday üretimi
ile benzer olarak, 1960–2010 döneminde ilin arpa ekim alanlarındaki artış oranı Türkiye ortalamasına göre
oldukça yüksek iken, ilin arpa verimindeki artış oranı ülke ortalamasından (% 93.0) çok düşük olmuştur
(Tablo 5).
Tablo 5. Erzurum ili ve Türkiye’de buğday ve arpanın 1960–2010 dönemindeki ekiliş ve verimleri ile
1960–64 ortalamasına göre indeksleri
ERZURUM
Buğday
Yıllar
Ekiliş Alanı
(ha)
Arpa
%
Verim
(kg/da)
1960–64
1965–69
1970–74
1975–79
1980–84
1985–89
1990–94
1995–99
2000–04
2005–10
68.031
83.473
92.510
105.209
110.267
126.776
114.877
106.355
140.868
115.680
100.0
123.0
136.0
155.0
162.1
186.3
169.0
156.3
207.1
170.0
86.2
74.1
78.4
113.9
106.1
119.2
100.2
108.0
106.0
129.0
1960–64
1965–69
1970–74
1975–79
1980–84
1985–89
1990–94
1995–99
2000–04
2005–10
7.787.400
8.192.000
8.726.000
9.305.000
9.100.000
9.380.200
9.656.000
9.374.000
9.290.000
8.687.233
100.0
105.2
112.1
119.4
117.0
120.1
123.0
120.4
119.3
111.6
108.3
118.4
131.6
177.0
186.6
197.1
204.9
203.0
218.0
239.2
%
100.0
86.0
91.0
132.1
123.1
138.2
116.2
125.3
123.0
149.7
TÜRKİYE
100.0
109.3
122.0
163.4
172.3
182.0
189.2
187.4
201.3
220.9
Ekiliş Alanı
(ha)
%
Verim
(kg/da)
30.487
38.893
39.338
45.164
45.169
55.332
55.043
51.423
64.539
46.459
100.0
128.0
129.0
148.1
148.2
181.4
181.0
169.0
212.0
152.4
134.4
118.3
88.6
125.4
141.9
164.4
149.8
156.0
154.0
171.0
100.0
88.0
66.0
93.3
106.0
122.3
112.0
116.1
115.0
127.2
2.804.400
2.724.400
2.570.000
2.651.000
3.010.400
3.378.400
3.445.000
3.600.000
3.573.800
2.782.738
100.0
97.2
92.0
95.0
107.4
121.0
123.0
128.4
127.4
99.2
125.6
134.1
137.4
183.2
195.6
192.8
211.9
223.4
233.0
242.0
100.0
107.0
109.4
146.0
156.0
154.0
169.0
178.0
186.0
193.0
%
Kaynak: Anon., 1960-2010
Erzurum ilinde çavdar, yulaf, tritikale, mısır ve çeltik ekim alanlarının tahıl ekim alanları içerisindeki
toplam payı % 5.2 olup, son derece düşüktür. Bu tahıl cinsleri içerisinde en geniş ekiliş alanı çavdara
ait olup, son yıllarda çavdar ekim alanlarında artış görülmektedir. Çavdar, soğuğa ve kurağa dayanıklı,
diğer kültür bitkilerinin yetişemeyeceği verimsiz, asitli, alkali ve tuzlu topraklarda yetişebilen bir bitkidir.
Bu özelliklerinden dolayı, izlenecek destekleme politikalarına da bağlı olarak, ilin ekstrem alanlarında
çavdar üretimi daha da artabilir. İlde, suni bir tahıl cinsi olan tritikale yetiştiriciliğine 2005 yılından itibaren
başlanmış olup, 2005–10 dönemi ortalaması olarak ekim alanı 338 ha’dır. Yüksek rakımlı, buğday tarımına
uygun olmayan derinliği az kumsal topraklarda tritikale üretimi buğday üretimine göre daha ekonomik
olacağından, ilde tritikale ekiliş alanlarının daha da artması beklenebilir. Uygun olmayan ekolojik koşullar
11
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
ve düşük verimlilik nedeni ile tane amaçlı mısır üretim alanlarının 1990’lı yıllardan günümüze doğru düzenli
olarak azalması dikkat çekmektedir. Yulaf, serin ve nemli iklimleri sevmesi, düşük sıcaklıklara dayanıksız oluşu ve
yazlık ekimlerde düşük verim sağlaması nedeni ile esas olarak Erzurum ekolojisine uygun bir tahıl cinsi değildir.
İldeki yulaf ekimi alanları azdır ve istikrarsız bir seyir izlemektedir. Çeltik üretimi ise mikro klima özelliğine sahip
İspir ilçesinde çok az bir alanda yapılmakta olup, ilin tahıl faaliyetleri içerisinde önemli bir yeri yoktur (Tablo 6).
Tablo 6. Erzurum ilinde çavdar, yulaf, tritikale, mısır ve çeltiğin ekiliş alanları ve verimleri
Yıllar
Çavdar
1990–94
1995–99
2000–04
2005–10
4.845
4.481
5.695
7.327
1990–94
1995–99
2000–04
2005–10
135
135
150
185
Yulaf
Ekiliş Alanı (ha)
46
13
235
91
Verim (kg/da)
Tritikale
Mısır
Çeltik
338
826
623
548
445
2
7
15
28
176
121
406
212
190
193
204
234
267
200
138
128
277
Kaynak: Anon., 1960-2010
Erzurum ilindeki 145.253 ha toplam tahıl ekim alanının % 94.8’i buğday ve arpaya aittir (Tablo 4). Bu
nedenle, buğday ve arpa, Erzurum ilinde tahıl tarımının karakterini belirleyici ürünler olarak tanımlanabilir.
Buğday ve arpa tarımındaki sorunların tespit edilerek bu sorunlara yönelik sağlıklı çözüm önerilerinin ortaya
konulabilmesi, ilin tahıl tarımına ilişkin değerlendirmelerin daha iyi anlaşılmasına imkan verecektir.
3.1 Tahıl Tarımında Verimliliği Kısıtlayan Faktörler ve Çözüm Önerileri
Artan nüfusa karşılık tarım alanları artmamakta, hatta bazı bölgelerde çeşitli nedenlere bağlı olarak
azalmaktadır. Artan nüfusun besin ve hayvan varlığının yem ihtiyacı için gerekli bitkisel üretimin sağlanması,
birim alandan elde edilen verimlerin artırılmasına bağlıdır. Verim artışları ya genetik potansiyelin geliştirilmesi
veya verimi sınırlayan olumsuz çevre faktörlerinin azaltılması ile sağlanabilir. Ancak, Erzurum ili tahıl tarımında
verimi ve üretim miktarını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen çok sayıda faktörden söz edilebilir.
3.1.1 İklim
Erzurum yöresindeki karasal iklim koşulları, bitkisel üretimde çeşitliliği ve verimliliği doğrudan sınırlayan
en önemli faktördür. Yörede buğday üretimi genellikle kuru tarım koşullarında yapılmakta ve yıllık yağışın
önemli bir kısmı Kasım-Mayıs döneminde, yani buğdayın vejetatif gelişme döneminde düşmektedir. Buğdayın
başaklanma dönemine yakın başlayan kuraklığın tane dolum döneminde etkisini artırması, tane ağırlığı ve
verimde azalma ile sonuçlanmaktadır (Öztürk, 1999). Yörede buğdayın yaklaşık % 30 oranında yazlık olarak
ekilmesi, kuraklığın verim üzerindeki olumsuz etkisini daha da artırmaktadır. Kurağa bağlı verim kayıplarının
azaltılabilmesi için, yörede buğday kışlık olarak ve Eylül ayının ilk yarısında ekilmelidir. Arpa, fazla soğuk ve
fazla sıcak olmayan, nispi nemi yüksek yerlerde iyi gelişen bir bitkidir. Çoğu arpa çeşitleri, kar örtüsüz -15 0C’nin
altındaki düşük sıcaklıklara dayanamadığından, Erzurum gibi kışı sert geçen yerlerde güvenilir bir şekilde kışlık
olarak ekilememektedir. Bu durum, yörede yaygın olarak yetiştirilen yerel arpa popülasyonu ve daha düşük ekim
oranları olan Tokak 157/37 ve Tarm 92 arpa çeşitlerinin kışlık ekim şansını ortadan kaldırmaktadır. Ancak, 2011
yılında Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından tescil ettirilen mutlak kışlık Olgun arpa çeşidi,
yörede arpanın kışlık olarak yetiştirilebilmesi ve yazlık ekimlere göre daha yüksek verimlerin elde edilebilmesi
için güçlü bir ümit ışığıdır. Bunun için, çiftçi koşullarında yürütülecek demonstrasyon denemeleri ile bu yeni
çeşidin çiftçilere tanıtılması ve yeterli tohumluğunun üretilmesi gerekmektedir. İlkbahar geç donları ve sonbahar
erken donlarının bitki yetişme süresini kısıtlaması ve düşük günlük ortalama sıcaklıklar nedeni ile Erzurum Ovası
koşullarında tane amaçlı mısır üretimi en erkenci çeşitler için dahi son derece risklidir. Ancak, erkenci ve orta
erkenci çeşitler silaj amaçlı olarak yetiştirilebilmektedir (Öztürk ve Akkaya, 1996). Mayıs ve Haziran aylarındaki
ekstrem düşük sıcaklıklar da bitki gelişmesini olumsuz etkilemekte, 0 0C’nin altındaki düşük sıcaklıklar kışlık
ekilen buğday ve arpada çiçek ölümlerine neden olarak başaktaki tane sayının ve tane veriminin azalmasına neden
olmaktadır. Yörenin bu iklim koşulları karşısında, soğuğa ve kurağa dayanıklılık ıslahına daha da önem verilmesi
12
BİTKİSEL ÜRETİM
ve bu karakterler yönünden ıslah edilmiş çeşitlerin kullanımının yaygınlaştırılması ile iklim koşullarının olumsuz
etkileri azaltılabilir.
3.1.2 Toprak
Toprak, bilinçli ve tekniğine uygun kullanılması durumunda, bir yörede ulaşılabilir verimlerin elde
edilmesinde belirleyici olan doğal bir kaynaktır. Erzurum ili tarım topraklarının % 77’si organik madde, % 70’i ise
fosfor yönünden fakirdir (Anon., 1984). Özellikle tahıl üretim alanlarının önemli bir bölümü farklı şiddette erozyona
maruz kalmakta ve sığ topraklardan oluşmaktadır (Karaçal ve ark., 1990; Anon., 2010b). Kuru tarım alanlarında
uzun yıllardır süre gelen monokültür buğday üretimi veya tahıl-nadas uygulaması, toprak işlemedeki yanlışlıklar
ve topraktan kaldırılan besin maddelerinin gübreleme ile yeterince iade edilmemesi, özellikle buğday üretim
alanlarının organik madde yönünden fakirleşmesine ve verimliliklerinin azalmasına neden olmuştur. Toprakların
organik madde bakımından zenginleştirilerek fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin iyileştirilmesi büyük
önem arz etmektedir. Organik madde oranı toprak kalitesinin en önemli ölçütü olup, organik madde oranının
artırılması toprak yapısını iyileştirmekte, erozyonu azaltmakta, toprağın su, besin maddesi ve hava içeriğini
artırmakta, toprağın daha kolay ısınmasını sağlamakta, kaymak bağlamayı önlemekte, diğer tarımsal girdilerin
etkinliğini de artırarak verim ve kaliteyi artırmaktadır. Bu nedenlerle, tahıl üretim alanlarında sürdürülebilir
toprak verimliliği açısından hayati öneme sahip olan organik madde içeriğini artıracak ve koruyacak yetiştirme
sistemlerini uygulamak artık geleceğimiz için zorunlu hale gelmiştir (Akkaya, 2008). Bu amaç doğrultusunda; yöre
koşullarına uygun ekim nöbeti sistemleri, çiftlik gübresi ve yeşil gübreleme uygulamaları ile ön bitki artıklarının
tekrar toprağa kazandırılması önemli alternatifleri oluşturmaktadır. Tosun ve ark. (1996) tarafından Erzurum
kıraç koşullarında 28 yıl yürütülen bir araştırmasında, ‘‘3 yıl korunga-nadas-buğday-nadas-buğday’’ ve ‘‘3 yıl
korunga-buğday-nadas-buğday’’ şeklindeki ekim nöbeti sistemlerinin toprağın organik madde ve azot içeriğini
artırdığı belirlenmiştir. Erzurum yöresinde, en önemli organik gübre kaynağı olan ahır gübresi doğru şekilde
değerlendirilmemektedir. Alternatif yakacak temini ve uygulanacak diğer özendirici politikalar ile ahır gübresinin
tarımda kullanımının sağlanması, ahır gübresinin tahıl alanları için de ‘‘lüks’’ olarak düşünülmemesi, toprakların
besin içeriği ve yapısal yönden iyileşmesine önemli katkılar sağlayacaktır. Toprak işlemenin daha kolay olacağı
düşüncesi ile anız kesinlikle yakılmamalı, ön bitki artıkları uygun işleme ile toprağa karıştırılarak uzun vadede de
olsa toprak yapısının iyileştirilmesine çalışılmalıdır.
3.1.3 Eğitim, Araştırma ve Yayım
Çiftçilerin eğitim durumları ve yaşları, yeni teknoloji ve üretim teknikleri ile değişen şartlara uyum
sağlamada en önemli faktördür. Erzurum’da yapılan bir araştırmada çiftçilerin ortalama yaşının 48.7 olduğu,
% 5.2’sinin okur-yazar olmadığı, % 8.6’sının yalnızca okur-yazar olduğu, % 63.8’inin ilkokul mezunu, % 14.9’unun
ortaokul mezunu, % 6.3’ünün lise mezunu, % 1.2’sinin ise üniversite mezunu olduğu belirlenmiştir. Geçmiş yıllara
göre çiftçi yaşı daha genç ve eğitim düzeyi az da olsa ilerlemiş olmakla birlikte, mevcut durumun yeniliklerin takip
edilmesi, benimsenmesi ve kaynakların etkin kullanımı için yeterli olmadığı, bu durumun geleneksel yöntemlerle
üretime devam edilmesine yol açtığı vurgulanmış, kırsal kesimdeki öğrenciler için tarım dersinin verilmesi
önerilmiştir (Akın, 2005). Uzun yıllardan beri Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü ve Doğu
Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen araştırmaların sonucu olarak, Erzurum yöresinde tahıl
tarımını daha verimli kılacak gerekli ve yeterli teknik bilgi düzeyine ulaşıldığı söylenebilir. Verimliliği artırmayı
ve yenilikleri amaçlayan tarımsal araştırmalar ile bunların sonuçlarını çiftçilere ve diğer kullanıcılara iletilmesini
amaçlayan tarımsal yayım faaliyetleri arasında etkin bir ilişki kurulamaması nedeniyle, bu faaliyetlerden beklenen
fayda elde edilememektedir. İlgili kuruluşlarda yeniden yapılanma ile ‘‘araştırma ve yayım’’ faaliyetleri birlikte ele
alınmalı, çiftçilerin üretimle ilgili sorunları sürekli olarak araştırıcılara iletilmeli, çiftçi koşullarında denemelere önem
verilerek araştırma sonuçlarının hızla çiftçilere ulaştırıldığı bir mekanizma kurulmalıdır. Kalkınmış ülkelerde tarımın
ileri seviyede olmasının en önemli nedenlerinden biri de çiftçilerin eğitimli ve teknolojik yeniliklere açık olmasıdır.
Diğer tarımsal girdileri de kullanan insana ve eğitime gerekli önemin verilmesi ve tarım kesiminde çalışanlara köylü
değil çiftçi olmaları gerektiği bilincinin kazandırılması, verimliliğin artırılmasında ayrı bir güç kaynağı olacaktır.
3.1.4 Nadas Alanları ve Ekim Nöbeti
Erzurum ilinde 111.890 ha alanda nadas uygulanmakta, yani ilin tarla alanının % 32.6’sından iki yılda bir
ürün alınmaktadır. Yağış miktarının yetersiz ve dağılımının düzensiz olması nedeniyle, sığ profilli ve kaba bünyeli
yamaç ve sırt alanlarda nadas uygulanması yaygındır. Hastalık, zararlı ve yabancı otlar nedeniyle olan verim
kayıplarını azaltmak, toprağın su ve besin durumunu iyileştirmek için bir tarlaya besin ve su istekleri farklı bitkiler
13
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
belli bir sıra ile ekilmelidir. Arazi kullanımındaki yanlışlıkların düzeltilmesi ile nadas alanlarının azaltılması ve
erozyondan korunması sağlanabilir. Bu alanlarda ‘‘nadas–buğday’’ uygulaması yerine uygun ekim nöbeti sistemleri
uygulanmalıdır. Erzurum kıraç koşullarında yürütülen bir araştırma sonucunda, ‘‘nadas–buğday’’ sistemine göre
buğday verimini artırması, daha fazla ot üretilmesi, toprak verimliliğinin iyileşmesi ve nadas alanlarının önemli
oranda azalması nedeniyle ‘‘3 yıl korunga-nadas-buğday-nadas-buğday’’ veya ‘‘3 yıl korunga-buğday-nadasbuğday’’ şeklindeki ekim nöbeti sistemlerinin uygulanması önerilmiştir. Ekim nöbetinde bir yıllık bitkilerin
tercih edilmesi durumunda ise, ot sağlaması yanında buğday verimini de artıran ve nadas oranını % 33’e düşüren
‘‘fiğ-nadas-buğday’’ sisteminin en karlı üçüncü alternatif olduğu belirlenmiştir (Tosun ve ark., 1996). Buğday ve
arpa, Erzurum yöresi sulu tarım alanlarında ise şeker pancarı, patates ve yonca ile ekim nöbetine girebilir. Tuza
dayanıklı olduğundan ve topraktan fazla tuz kaldırdığından, sulu tarım alanlarındaki ekim nöbeti sistemlerinde
arpaya mutlaka yer verilmelidir.
3.1.5 Sermaye ve Tarımsal Girdi Kullanımı
Birim alandan daha fazla ve daha nitelikli ürün elde edilebilmesi için yeni ve gerekli teknolojik girdilerin
kullanılması zorunludur. Ancak, yeni teknoloji ve girdilerin kullanımının yaygınlaştırılabilmesi, üreticilerin yeterli
sermaye ve teknik bilgiye sahip olmasıyla mümkündür. Erzurum’da tarımsal işletmelerin büyük çoğunluğunun
küçük aile işletmeleri olması, arazilerin küçük ve parçalı oluşu, işletmelerdeki sermaye yetersizliği tarımda
makineleşme, sulama, gübreleme tarımsal mücadele vb. girdilerin zamanında ve yeterli düzeyde kullanımını
kısıtlamakta, bu durum tahıl üretiminde miktar ve kalitede düşüşlere neden olmaktadır. İldeki tarım alanları
içerisinde tahıl alanların oranı % 74.4 iken, ildeki çiftçilerin % 43.1’inin traktör, % 42.5’inin pulluk, % 29.3’ünün
harman makinesi, % 10.4’ünün kültivatör ve % 12.6’sının mibzere sahip olduğu belirlenmiştir (Akın, 2005).
Destekleme politikaları kapsamında gübre ve ilaç gibi girdilerin kullanımı artırılabilir. Özellikle mibzer ve
pülverizatör gibi yaygın olmayan makineler için, küçük işletmeler arasında ortak kullanımı özendirecek ve mevcut
kredilerden çiftçilerin yararlanmalarına yönelik çalışmalar tahıl tarımında mekanizasyonun gelişmesine yardımcı
olabilir.
3.1.6 Çeşit Seçimi ve Tohumluk
Ekolojik koşullara ve yetiştirme tekniğine uygun çeşit seçimi; genetik, fiziksel ve biyolojik değerleri
yönünden üstün tohumluk kullanımı verim ve üretim artışlarının sağlanmasında çok önemli unsurlardır. Bu
unsurlardan genetik değer ayrı bir öneme sahiptir. Nitekim, tahıllarda sulanan koşullarda kuru tarım koşullarına
göre beklenen verim artışının yaklaşık % 50’si, kuru tarımdaki verim artışının ise % 20–30’u yetiştirilecek çeşidin
genetik yapısına bağlıdır (Kün ve ark., 1995). Erzurum yöresi buğday tarımında yüksek verimli ıslah çeşitlerinin
ekiliş oranlarının son yıllarda arttığı bir gerçektir. Bununla birlikte, özellikle kuru tarım alanlarında olmak üzere,
verim potansiyeli düşük ve girdilere zayıf reaksiyon gösteren Kırik gibi yerel popülasyonların ekilişinin hala % 3040 oranında olduğu tahmin edilmektedir (Anon., 2011b). Yörenin sulu tarım alanlarında Bezostaja 1 ve Karasu 90,
kuru tarım alanlarında ise Doğu 88, Gerek 79 ve Palandöken 97 buğday çeşitlerinin ekiliş oranlarının artırılması
ile önemli verim artışları sağlanabilir. Erzurum ili ortalama buğday verimi 143 kg/da iken, Çağlar ve ark. (2006)
tarafından Erzurum kuru tarım koşullarında yürütülen araştırmada Doğu 88 ve Gerek 79 çeşitlerinin sırasıyla 461 ve
408 kg/da tane verimi sağladığı tespit edilmiştir. Yörede arpa ekimleri halen yazlık olarak yapılmakta ve üreticilerin
çoğunluğu çeşit olarak yerel popülasyon kullanmaktadır (Kara ve ark., 2008a). Islah çeşitlerinden Olgun, Tokak
157/37 ve Tarm 92 çeşitlerinin ekiliş alanlarının yaygınlaştırılmasına yönelik önlemler yöredeki arpa verimlerinin
artırılmasında önemli rol oynayacaktır. Erzurum ili ortalama arpa verimi 172 kg/da iken, Öztürk ve ark. (2001),
Erzurum sulu tarım koşullarında yazlık olarak ekilen Tarm 92 ve Tokak 157/37 arpa çeşitlerinden sırasıyla 279
kg/da ve 258 kg/da tane verimi elde etmişlerdir. Akın (2005), Erzurum yöresinde sertifikalı tohumluk kullanım
oranının buğdayda % 8.5, arpada ise % 4.0 olmak üzere çok düşük olduğunu belirlemiştir. Bu durum, yöredeki
tahıl üreticilerinin tohumluğun büyük çoğunluğunu ya kendi ürettiklerinden ayırdıklarını veya birbirlerinden temin
ettiklerini göstermektedir. Yöre şartlarına uyumlu ve mevcut çeşitlerden daha üstün yeni çeşitlerin geliştirilmesine
ve yöreye kazandırılmasına yönelik ıslah ve adaptasyon çalışmalarına gereken önem verilmelidir. İlgili kurumlar
arasında yapılacak organizasyonlarla, yöreye önerilen buğday ve arpa çeşitleri için yeterli sertifikalı tohumluğun
üretilmesi ön şarttır. Bu çeşitlerin ekiliş alanlarının daha hızlı artırılabilmesi için, çiftçi koşullarında yerel çeşitlerle
karşılaştırmalı olarak küçük örnek çalışmalar yürütülmeli, önerilen çeşitler çiftçilere daha iyi tanıtılmalı ve
üstünlükleri gösterilmelidir.
14
BİTKİSEL ÜRETİM
3.1.7 Yetiştirme Tekniği
Tahıl üretiminde başarı, üstün nitelikli tohumluk kullanımı yanında, kullanılan çeşide ve ekolojiye uyumlu
yetiştirme tekniklerinin uygulanmasına bağlıdır. Yetiştirme teknikleri paketi, bir yörede ulaşılabilir verimlerin
elde edilebilmesi için uygulanması gereken toprak işleme, çeşit seçimi, tohumluk, ekim, gübre, su, ilaç ve
mekanizasyon gibi tüm girdiler ile bunların uygulama zamanı, miktarı ve yöntemlerini kapsar. Erzurum yöresindeki
buğday ve arpa tarımının ekstansif nitelikte olduğu söylenebilir. Yörede ulaşılabilir düzeyden çok daha düşük
verimlerin elde edilmesi, teknik bilgi eksikliği yanında, girdilerin zamanında, gerekli miktarda ve uygun yöntemle
uygulanmamasından kaynaklanmaktadır.
3.1.7.1 Toprak işleme: Erzurum yöresinde buğday-nadas sisteminin uygulandığı alanlarında ilk toprak
işlemenin ilkbaharda toprak tava geldiğinde yapılması gerekli iken, bu işlem yer yer Haziran ayı sonuna kadar
geciktirilmektedir. Ayrıca, tarlanın otlanma durumuna göre yapılması gereken ikileme ve üçleme gibi yüzeysel
toprak işlemeleri ihmal edilmektedir. İlk toprak işlemenin zamanını geciktiren çiftçiler, sonraki yüzeysel
işlemelerden kurtulmak suretiyle masrafları azaltmak düşüncesindedir. Ayrıca bazı yörelerde, meraların zayıf
oldukları ilkbahar aylarında nadas alanlarının işlenmeyerek hayvanlara otlatıldığı görülmektedir. Nadas
uygulamasının esas amacı toprakta nemi biriktirmek ve korumak olduğu halde, yörede yaygın olan bu hatalı
uygulama şekli, yabancı otların su ve besin maddelerini sömürmesine neden olmakta, yabancı otların tohumlarını
olgunlaştırıp dökerek tarladaki yabancı ot yoğunluğunu artırmakta ve nadasın faydasını ortadan kaldırmaktadır.
Ayrıca, toprak işlemenin geciktirilmesi nedeniyle tavını kaybetmiş toprağın işlenmesi için daha fazla çeki gücü
ve operasyon gerekmekte, bu durum bir taraftan yakıt ve zaman israfına neden olurken, diğer taraftan ve daha
önemlisi toprak yapısının bozulmasına ve organik maddenin azalmasına neden olmaktadır. Bunun için, Erzurum
yöresi nadas alanlarında ilk toprak işleme Mayıs ayının ilk yarısında toprak tava geldiğinde, kulağı küçültülmüş
pullukla, 15-20 cm derinliğinde, tesviye eğrilerine paralel (eğime dik) olarak ve toprağı devirmeden (yırtarak)
yapılmalıdır. Özellikle bahar yağışlarından sonra olmak üzere tarla belli aralıklarla kontrol edilmeli, tarla yüzeyinin
yaklaşık yarısı yabancı otlarla kaplandığında kültivatörle 8-10 cm derinliğinde olmak üzere ikileme yapılmalıdır.
Tarlada yabancı otların tekrar gelişmesi durumunda kültivatörle yapılacak üçlemenin derinliği 5-8 cm olmalıdır.
Sulanabilen veya her yıl ürün alınan alanlarda ise toprak, hasattan hemen sonra gölge tavında pullukla derince
sürülmeli, erozyon tehlikesinin olmadığı düz alanlarda sürüm yönüne dik ‘‘kültivatör + tapan’’ kombinasyonu
çekilerek sağlıklı bir ekim işlemine imkan verecek düzgün bir tohum yatağı hazırlanmalıdır. Yüksek verim için
yazlık ekimlerin mümkün olduğu kadar erken tarihte yapılması esas olduğundan, bu alanlarda ilk toprak işleme
sonbaharda yapılmalıdır.
3.1.7.2 Ekim zamanı: Yüksek bir verim için kültürel uygulamalar içerisinde ekim zamanının ayrı bir önemi
vardır. Erzurum yöresinde buğday yaklaşık % 70 oranda kışlık, % 30 oranında yazlık olarak, arpa ise % 100
oranında yazlık olarak ekilmektedir (Kara ve ark., 2008a,b; Anon., 2011b). Buğdayda kışlık ekimler Eylül-Ekim
aylarında yapılırken, yazlık buğday ve arpa ekimleri Nisan-Mayıs aylarında yapılmaktadır. Yazlık ekimlerden,
kışlık ekimlerin yaklaşık yarısı kadar verim alınabildiğinden, buğday ve arpa tarımında zorunlu olmadıkça yazlık
ekim yapılmamalıdır. Çiftçilerimiz arasında söylenen ‘‘Güzlük varlık getirir, yazlık tohum götürür’’ atasözü bu
gerçeği vurgulamaktadır. Buğday kışlık olarak ve zamanında ekilmelidir. Yörede kışlık ekimler yaygın olarak
Ekim ayı sonlarına kadar geciktirilerek ‘‘gömme’’ veya ‘‘dondurma’’ olarak isimlendirilen ekim uygulanmaktadır.
Dondurma ekim yazlık ekime göre genellikle üstün ise de, yörede ‘‘yeşertme’’ olarak bilinen ve zamanında yapılmış
kışlık ekim kadar avantajlı değildir. Ozturk ve ark. (2006), kışlık ekimin yazlık ekime göre % 57, dondurma ekime
göre % 14 daha fazla tane verimi sağladığını tespit etmişlerdir. Kışlık buğdayın ekim zamanı bitkilerin 3–4 yapraklı
olarak kışa girmesini sağlayacak şekilde ayarlanmalıdır. Akkaya ve Atken (1989), Erzurum yöresinde kışlık
buğday için en uygun ekim zamanının 22 Ağustos–3 Eylül tarihleri arası olduğunu belirlemişlerdir. Buna göre,
yörede kışlık buğday ve arpa ekimlerinin 20 Ağustos–15 Eylül tarihleri arasında yapılması gerektiği söylenebilir.
Yazlık ekimler ilkbaharda mümkün olduğu kadar erken yapılmalıdır. Ekim zamanındaki gecikme elverişli suyun
yeterince kullanılamamasına ve bitkinin daha erken generatif döneme girmesine neden olmakta, generatif gelişme
devresi ve tane dolum dönemi kuraktan daha fazla etkilendiğinden tane verimi azalmaktadır.
3.1.7.3 Ekim yöntemi: Erzurum yöresi tahıl tarımında düşük verimliliğin önemli nedenlerinden birisi de
ekim işlemlerinin tahıl alanlarının çoğunda elle serpme olarak yapılmasıdır (Kara ve ark., 2008a,b; Anon., 2011b).
Mibzer varlığının yetersiz oluşu, mibzerle ekim imkanını kısıtlamaktadır. Tahıl tarımında zorunlu kalmadıkça
serpme ekim uygulanmamalıdır. Mibzerle ekimde bitki sıklığı ve ekim derinliği ayarlanabilmekte, daha az
tohumluk kullanılmakta, gübre tohum yatağına verilebilmekte, daha düzenli çimlenme ve iyi bir bitki tesisi ile
daha yüksek verimler elde edilmektedir. Öztürk ve Çağlar (2001) tarafından Erzurum kuru tarım şartlarında
15
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
yürütülen bir araştırmada, baskılı mibzerle ekim yönteminin serpme ekime göre % 33 daha yüksek tane verimi
sağladığı belirlenmiştir. Bu nedenle, yörede mibzer varlığının artırılarak mibzerle ekimin yaygınlaştırılmasına
yönelik çalışmaların birim alan verimlerinin artırılmasında önemli katkısının olacağı söylenebilir.
3.1.7.4 Ekim sıklığı ve derinliği: Tahıllarda verimi belirleyen önemli unsurlardan birisi de ekim sıklığı ve
buna bağlı olarak birim alandaki bitki sayısıdır. Seyrek ekimlerde tarla yeterince değerlendirilememekte, yabancı
ot sorunu artmakta ve verim azalmaktadır. Akkaya (1994), Erzurum koşullarında kışlık buğday için optimum ekim
sıklığını 475 tohum/m2 olarak belirlemiştir. Optimum ekim sıklığı çeşide ve ekim zamanına göre değişebilir. Oztürk
ve ark. (2006), Kırik buğday çeşidinde ekim sıklığının kışlık ve dondurma ekimlerde 525 tohum/m2, yazlık ekimlerde
ise 575 tohum/m2 olması gerektiğini tespit etmişlerdir. Erzurum koşullarında yazlık ekilen Tokak 157/37 ve Tarm
92 arpa çeşitleri ile yürütülen araştırmada en yüksek tane verimleri 500 tohum/m2 ekim sıklığından elde edilmiştir
(Çağlar ve ark., 2009). Bu araştırma sonuçları ışığında, Erzurum yöresinde mibzerle ekimlerde kullanılacak
tohumluk miktarı çeşit ve yetişme şartlarına göre değişmek üzere kışlık buğday için 20-22 kg/da, yazlık arpa için ise
22-23 kg/da olmalıdır. Yörede buğday ve arpanın mibzerle ekimlerinde uygulanan ekim sıklığının 20-30 kg/
da arasında ve normale yakın olduğu söylenebilir. Serpme ekimlerde kullanılan tohumluk miktarı ise 3035 kg/da arasındadır (Anon., 2011b). Serpme ekimin yaygınlığı, zamansız ekimler ve elverişsiz tohum
yatağı hazırlığının çimlenme ve çıkış kayıplarını artırması yörede daha fazla tohumluk kullanımını zorunlu
kılmaktadır. Bu durum, esas olarak yanlış ekim yöntemi nedeniyle Erzurum ilindeki 145.000 ha tahıl alanı
için her yıl fazladan yaklaşık 15.000 ton tohumluk kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca yüzeysel ekimlerin
alatav, kış ve kuş zararını artırması yörede fide tesisi ve verimleri olumsuz etkilemektedir. Bunun için, buğday
ve arpa tohumları kışlık ekimlerde 4-6 cm, yazlık ekimlerde ise 2-3 cm derinlikte olacak şekilde ekilmelidir.
3.1.7.5 Gübreleme: Erzurum yöresi tahıl alanlarında toprakların verimlilik düzeyi düşük olduğundan,
ulaşılabilir verimlerim elde edilebilmesi için bitkilere uygun zamanlarda ve yeterli miktarda gübre verilmelidir.
Yöredeki çiftçilerin % 65.5’inin tezek ihtiyacından arta kalan çiftlik gübresini tarımda kullandığı belirlenmiştir
(Akın, 2005). Çiftlik gübresi, hem bitkilere besin maddesi sağlaması hem de toprağın yapısını düzeltmesi nedeniyle
sürdürülebilir bir tarımsal üretim için çok önemli bir kaynaktır. Hayvan varlığı yönünden önde gelen Erzurum
yöresinde, elde edilen ahır gübresinin yakılmasının engellenerek ait olduğu tarım alanlarına kazandırılması
meselesi, acil çözüm bekleyen sosyoekonomik bir gerçektir. Öztürk ve ark. (2012) tarafından Erzurum kuru tarım
koşullarında yürütülen organik buğday tarımına yönelik bir araştırmada, dekara 1000 kg yanmış sığır gübresi
uygulamasının toprak organik maddesi ve toplam azot içeriğindeki önemli iyileşmeye de paralel olarak tane
verimini gübresiz koşullara göre % 26 artırdığı tespit edilmiştir. Akın (2005), Erzurum yöresinde çiftçilerin dekara
ortalama 4.3 kg kimyasal gübre kullandıklarına ve bu değerin Türkiye ortalaması olan 8.3 kg’ın yarısı kadar
olduğuna dikkat çekmiştir. Kimyasal gübrelerin ürünlere göre dağılımı dikkate alındığında, tahıl alanlarında
kullanılan miktarının belirlenen 4.3 kg/da’dan da az olduğu söylenebilir. Kara ve ark. (2008a,b), Kuzeydoğu
Anadolu’da tahıl tarımının sorunlarına yönelik anket çalışmalarında, buğday ve arpa tarımında ekimle birlikte
kimyasal gübre uygulayan çiftçilerin oranının sırasıyla % 87 ve % 88, ekimle birlikte yalnızca DAP uygulayan
çiftçilerin oranının sırasıyla % 80 ve % 76, ilkbaharda üst gübreleme yapan çiftçilerin oranının ise sırasıyla %
42 ve % 32 olduğunu belirlemişlerdir. Bu çalışmaya ait verilerden, yöredeki buğday ve arpa tarımında fosforlu
gübreleme ile ilgili genellikle sorun olmadığı, ancak çiftçilerin çoğunluğunun kritik öneme sahip ilkbahar azotlu
gübrelemesini yapmadıkları ve bu nedenle verimlerin önemli derecede sınırlandığı söylenebilir. Geniş bir alana
sahip Erzurum ilinde tahıl ekilen alanlar toprak özellikleri yönünden farklı olacağından, ekonomik bir üretim için
çiftçilerin ilgili desteklerden de yararlanarak yaptıracakları toprak analizleri sonuçlarına göre önerilecek uygun
gübre dozlarını kullanmaları esastır. Bununla birlikte, yörede günümüze kadar yürütülen araştırmaların ışığında
kuru ve sulu alanlarda buğday, sulu alanlarda yetiştirilen arpa için ekimle birlikte 5 kg/da fosfor uygulamasının
yeterli olduğu söylenebilir. Erzurum yöresi kuru tarım alanlarında buğdayın 6 kg/da azot; sulu tarım alanlarında
ise buğday ve arpanın 8 kg/da azot olacak şekilde gübrelenmesi, azotlu gübrenin yarısının ekimle birlikte, diğer
yarısının ise bitkilerin sapa kalkma döneminde verilmesi gerekmektedir (Köycü, 1974; Akkaya ve Akten, 1985;
Kıral ve Özcan, 1990; Akkaya, 1993; Yıldırım ve ark., 1997)
3.1.7.6 Sulama: Tarımsal üretimi sınırlayan en önemli faktörlerden birisi de yetersiz yağış miktarıdır.
Erzurum’da uzun yıllar ortalaması yıllık toplam yağış miktarı yaklaşık 400 mm olup, bu miktar ulaşılabilir verimlerin
elde edilebilmesi için yetersizdir. Akın (2005), Erzurum yöresinde tarım alanlarının % 41’inin sulanmakta olduğunu,
tüketilen sulama suyunun ise % 23’ünün buğday, % 17’sinin ise arpa tarımında kullanıldığını belirlemiştir. Benzer
olarak Kara ve ark. (2008a,b), Kuzeydoğu Anadolu’da çiftçilerin yaklaşık % 75’inin buğday ve arpa tarımında
sulama yapmadığını bildirmişlerdir. Sulama imkânlarının geliştirilmesi ve kritik bitki gelişme dönemlerinin kurak
geçtiği yıllarda tahılların sulanması verim artışlarının ve üretimde istikrarın sağlanmasında önemli katkısı olacaktır.
16
BİTKİSEL ÜRETİM
Çimlenme, sapa kalkma ve başaklanma dönemleri tahıllarda verimin oluşumunda belirleyici olduğundan, toprak
neminin yetersiz olması durumunda buğday ve arpa bu dönemlerde sulanmalıdır. Sevim (1988) tarafından Erzurum
koşullarında yürütülen araştırmada, kışlık buğdayda ‘‘ekim sonrası + sapa kalkma + çiçeklenme’’ dönemlerinde
olmak üzere üç kez sulamanın sulamasız koşullara göre tane verimini % 55 artırdığı tespit edilmiştir.
3.1.7.7 Yabancı otlarla mücadele: Erzurum yöresi tahıl alanlarında çok yaygın olan yabancı otlar verim
ve kaliteyi düşürmek suretiyle önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Akın (2005), Erzurum yöresinde
işletmelerin % 57’sinin tarımsal ilaç kullandığını, dekara kullanılan ilaç miktarının Türkiye ortalamasının % 30’u
kadar olduğunu, ilaç kullanan işletmelerde yabancı otlara karşı ilaç kullanımının ise % 24 olduğunu belirlemiştir.
Güncan (1976), yabancı otların Erzurum yöresinde yetiştirilen yazlık tahıllarda tane verimini % 24 azalttığını
belirlemiştir. Öztürk ve ark. (2012) tarafından Erzurum kuru tarım koşullarında organik buğday tarımına yönelik
yürütülen araştırmada, sapa kalkma başlangıcında yabancı otların elle yolunmasının kışlık buğdayın tane
verimini yabancı otlarla mücadele yapılmayan koşullara göre % 9.2 artırdığını saptamışlardır. Günümüzde çok
önem kazanmasına rağmen, Erzurum yöresi tahıl alanlarının yaklaşık % 75’inde yabancı otlarla hiç mücadele
yapılmadığı tahmin edilmektedir (Anon., 2011b). Öncelikle yabancı otların gelişmelerini engelleyecek; temiz
tohumluk kullanmak, zamanında ve gereği gibi toprak hazırlığı yapmak, zamanında ve uygun yöntemle ekim
yapmak, uygun sıklıkta ekim yapmak, iyi bir ekim nöbeti uygulamak gibi kültürel önlemlere önem verilmelidir.
Bu önlemlere rağmen tarlada ekonomik düzeyde zarar yapacak kadar yabancı ot var ise, iş gücünün ucuz ve alanın
küçük olduğu yerlerde elle mücadele yapılmalıdır. Ancak geniş alanlarda kısa sürede en etkili mücadele yolu
ot öldürücü ilaçların (herbisit) kullanılmasıdır. Buğday ve arpanın yabancı ot zararına karşı en hassas oldukları
dönem kardeşlenme dönemidir. Bu nedenle yabancı otlarla mücadeleye erken başlanmalı, herbisitler, buğday ve
arpanın 3 yapraklı dönemi ile sapa kalkma başlangıcı arasında (kardeşlenme dönemi) uygulanmalıdır. Bunun
için, yörede çok az sayıda üreticinin sahip olduğu pülverizatör varlığının artırılmasına yönelik çalışmalara önem
verilmelidir.
3.1.7.8 Hastalıklarla mücadele: Erzurum yöresi tahıl alanlarında ekonomik düzeyde zarar yapan
hastalıklar sürme ve pas hastalıklarıdır. Nitekim, Kara ve ark. (2008b) tarafından Kuzeydoğu Anadolu’da yürütülen
anket çalışmasında, işletmelerin % 80’i sürme hastalığını buğday verimini sınırlayan en önemli hastalık olarak
tanımlamış, % 68’inin hastalığa karşı tohum ilaçlaması yaptığı belirlenmiştir. Akın (2005), Erzurum ilindeki
işletmelerin % 57’sinin sürmeye karşı tohum ilacı kullandığını bildirmiştir. Diğer taraftan, Erzurum yöresindeki
buğday tarlalarında yapılan sürveylerde sürme hastalığı oranının % 8 olduğu, bu hastalığa yörede yetiştirilen
çeşitlerden Kırik ve Bezostaja 1’in duyarlı; Yayla 305, Lancer ve Doğu 88’in ise orta derecede duyarlı oldukları
belirlenmiştir (Kutluk ve Döken, 1995). Buğdayda en çok verim kaybına neden olan sürme hastalığına karşı tohum
ilaçlaması yapılarak mücadele edilmelidir. Ayrıca, mantar sporları tohumla taşınıp bulaştığından, sürme hastalığının
görüldüğü tarlalardan tohumluk ayrılmamalı ve temiz tohumluk kullanılmalıdır. Pas hastalıkları da özellikle
ilkbaharın yağışlı ve serin geçtiği yılarda bitki fotosentez yüzeyini azaltarak verim ve kaliteyi düşürmektedir.
Pasa dayanıklı ve erkenci çeşitlerin yetiştirilmesi, erken ekim ve kendi gelen buğdayların yok edilmesi ile pasların
olumsuz etkisi azaltılabilir.
3.1.7.9 Hasat: Tahıl hasadı genellikle biçerdöver ile yapılmaktadır. Yöredeki çiftçiler genellikle biçme
yüksekliğinin fazla olmasından yakınmakta, ürün kayıplarının arttığını, hasat sonrası toprak işlemenin zorlaştığını
ve bazen anız yakmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedir. Öncelikle çiftçiler, toprak hazırlığına gereken
önemi vererek, tarlanın uygun yükseklikte biçilebilmesi için düzgün ve tesviyeli bir tarla yüzeyi oluşturmalıdır.
Biçerdöver ayarları her çeşit ve tarla için yeniden yapılmalı, tarım il ve ilçe müdürlükleri ile üreticiler, konu ile
ilgili sözleşmelerin hazırlanmasında ve uygulamada daha dikkatli davranmalıdır.
4. Sonuç
Verimlilik, çok sayıdaki faktörün ortak bir sonucudur. Geniş tahıl alanı varlığına rağmen, Erzurum yöresi iklim
ve toprak koşullarının yüksek verimler için elverişli olmadığı söylenebilir. Ekolojik koşullardaki olumsuzluklar
yanında, yöredeki tarımsal işletmelerde sermaye ve teknik bilgi eksik, tarımla uğraşan nüfus yaşlı ve eğitim düzeyi
düşük, ilgili kuruluşların tarımsal yayım faaliyetleri yetersizdir. Yöredeki tahıl alanlarında nadas uygulaması ve
monokültür tahıl yetiştiriciliği çok yaygındır. Potansiyel verimi düşük yerel çeşitlerin ekiliş oranları yüksek,
sertifikalı tohumluk kullanım oranı çok düşüktür. Toprak işleme ve tohum yatağı hazırlığındaki yanlışlıklar, kışlık
ekimlerin geciktirilmesi ve yüksek oranda yazlık ekim yapılması, ekim işlemlerinin genellikle serpme yöntemle
17
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
yapılması, ahır gübresinin yakacak olarak kullanılması, kimyasal gübre uygulamalarındaki yetersizlikler ve
yabancı otlarla mücadele edilmemesi tahıl verimlerini önemli ölçüde sınırlamaktadır. Bununla birlikte, sıralanan
olumsuzlukların giderilmesine yönelik ekonomik, teknik ve idari önlemlerin alınması ile Erzurum ili buğday ve
arpa tarımında verimliliği mevcut düzeyinin çok üstüne çıkarmak mümkündür.
Kaynaklar
Akın, O., 2005. Tarım İşletmelerinin Üretim Araçlarından Yararlanma Biçimi ve Bunların Piyasayla
İlişkilendirilmesi: Erzurum İli Örneği. Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim
Dalı Yüksek Lisans Tezi, Erzurum.
Akkaya A., 1993. Fosforlu gübre miktarı ve uygulama yöntemlerinin kışlık buğdayda verim ve bazı verim
unsurlarına etkisi. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Derg., 3 (2): 135-140.
Akkaya, A., 1994. Erzurum koşullarında farklı ekim sıklıklarının iki kışlık buğday çeşidinde verim ve verim
unsurlarına etkisi. TÜBİTAK Türk Tarım ve Orm. Derg., 18: 161–168.
Akkaya, A., 2008. Tahılın kalbi Konya’dan çağrı. Ülkesel Tahıl Sempozyumu, 2-5 Haziran 2008, Konya, 1-13.
Akkaya, A., Ş. Akten, 1985. Farklı seviyelerde azotlu ve fosforlu gübrelemenin yazlık ekilen Tokak 157/37
çeşidinin verim ve bazı verim unsurlarına etkisi. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 16 (1-4): 73-84.
Akkaya, A., Ş. Akten, 1989. Erzurum kıraç koşullarında farklı ekim zamanlarının kışlık buğdayın verim ve bazı
verim öğelerine etkisi. TÜBİTAK Türk Tarım ve Orm. Derg., 13, 3b: 913–923.
Anonim, 1984. Erzurum ili verimlilik envanteri ve gübre ihtiyaç raporu. T.C., T.O.K.B. Köy Hiz. Gen. Müd. Yay.
No: 775, Ankara.
Anonim, 1960-2010. www.tuik.gov.tr TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu, Tarım İstatistikleri, Ankara.
Anonim, 1990-2010. www.tuik.gov.tr TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu, Tarım İstatistikleri, Ankara.
Anonim, 1990–2011. Erzurum Meteoroloji Bölge Müdürlüğü Yıllık İklim Rasatları, Erzurum.
Anonim, 2010a. www.tuik.gov.tr TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu, Tarım İstatistikleri, Ankara.
Anonim, 2010b. T.C. Erzurum Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Erzurum Çevre Durum Raporu 2010,
Erzurum.
Anonim, 2011a. www.tuik.gov.tr TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu, Nüfus Kayıt Sistemi İstatistikleri, Ankara.
Anonim, 2011b. Erzurum Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü İstatistikleri, Erzurum.
Atalay, İ., 1978. Erzurum Ovası ve Çevresinin Jeolojisi ve Jeomorfolojisi. Atatürk Üniv. Yay. No: 543, Ed. Fak.
Yay. No: 91, Araştırma Kitapları Serisi No: 81, s. 35–59. Erzurum.
Çağlar, Ö., A. Öztürk, S. Bulut, 2006. Bazı ekmeklik buğday çeşitlerinin Erzurum Ovası koşullarına adaptasyonu.
Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 37 (1): 1-7.
Çağlar, Ö., S. Bulut, A. Öztürk, N. Molla, 2009. Ekim sıklıklarının Tokak 157/37 ve Tarm 92 arpa çeşitlerinde
bitki gelişmesi ve verim üzerine etkileri. Türkiye VIII. Tarla Bitkileri Kongresi, 19-22 Ekim 2009, Hatay, 520-525.
Güncan, A., 1976. Erzurum çevresinde bulunan yabancı otlar ve önemlilerden bazılarının yazlık hububatta
mücadele imkanları üzerinde araştırmalar. Atatürk Üniv. Yay. No: 466, Ziraat Fak. Yay. No: 209, Erzurum.
Kara, A., S. Kadıoğlu, Ü. Küçüközdemir, T. Yıldırım, M. Olgun, N. Küçük, 2008a. Kuzeydoğu Anadolu’da arpa
tarımı ve sorunları. Ülkesel Tahıl Sempozyumu, 2-5 Haziran 2008, Konya, 794-801.
18
BİTKİSEL ÜRETİM
Kara, A., S. Kadıoğlu, Ü. Küçüközdemir, T. Yıldırım, M. Olgun, N. Küçük, 2008b. Kuzeydoğu Anadolu’da buğday
tarımı ve sorunları. Ülkesel Tahıl Sempozyumu, 2-5 Haziran 2008, Konya, 802-815.
Karaçal, İ., F. Gülser, Ş. Tüfekçi, 1990. Doğu Anadolu’da arazinin kullanımı ve sorunları. Doğu Anadolu’da
Tarımın Verimlilik Sorunları Sempozyumu, 9-10 Ekim 1990, Van, 28-40.
Kıral, A., H. Özcan, 1990. Doğu Anadolu Bölgesinde farklı çevre ve iklim koşullarında kışlık ekmeklik, makarnalık
buğday ve arpa çeşitlerinin dane verimi ve adaptasyonu üzerine araştırmalar. Doğu Anadolu Tarımsal Araş. Enst.
Yay. No: 4, Erzurum.
Köycü, C., 1974. Erzurum şartlarında azot ve fosforlu gübreleme ile sulamanın bazı kışlık buğdayların tane verimi,
ham protein oranı ve Zeleny sedimantasyon test kıymetine etkileri. Atatürk Üniv. Yay. No: 345, Ziraat Fak. Yay.
No: 164, Erzurum.
Kutluk, N.D., M.T. Döken, 1990. Erzurum yöresinde buğdaylarda görülen Tilletia foetida (Warl) Liro’nın
morfolojisi, bio-ekolojisi ve patojenitesi üzerinde çalışmalar. VII. Türkite Fitopatoloji Kongresi, 26-29 Eylül 1995,
Adana, 145-148.
Kün, E., M. Avcı, V. Uzunlu, N. Zencirci, 1995. Serin iklim tahılları tüketim projeksiyonları ve üretim hedefleri.
Türkiye Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi. 9–13 Ocak, Ankara, 417–428.
Öztürk, A., O. Caglar, S. Bulut, 2006. Growth and yield response of facultative wheat to winter sowing, freezing
sowing and spring sowing at different seeding rates. J. Agronomy and Crop Sci. 192 (1): 10-16.
Öztürk, A., 1999. Kuraklığın kışlık buğdayın gelişmesi ve verimine etkisi. TÜBİTAK Türk Tarım ve Ormancılık
Derg. 23 (5): 531–540.
Öztürk, A., A. Akkaya, 1996. Erzurum yöresinde silaj amacıyla yetiştirilebilecek mısır çeşitleri. Atatürk Üniv.
Ziraat Fak. Derg. 27 (4): 490–506.
Öztürk, A., Ö. Çağlar, 2001. Erzurum kuru tarım koşullarında ekim yöntemlerinin buğdayın verim ve bazı
agronomik karakterlerine etkisi. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 32 (1): 17-24.
Öztürk, A., Ö. Çağlar, A. Tufan, 2001. Bazı arpa çeşitlerinin Erzurum koşullarına adaptasyonu. Atatürk Üniv.
Ziraat Fak. Derg. 32 (2): 109-115.
Öztürk, A., S. Bulut, N. Yıldız, M.M. Karaoğlu, 2012. Effects of organic manures and non-chemical weed control
on wheat. I. Plant Growth and Grain Yield. Journal of Agricultural Sciences, (Basımda).
Sevim, Z., 1988. Erzurum koşullarında buğdayın su tüketimi. Köy Hizmetleri Genel Müd. Araşt. Enst. Müd. Yay.
No: 19, Rapor Seri No: 16, Erzurum.
Tosun F., M. Altın, Ş. Akten, A. Akkaya, Y. Serin, N. Çelik, F. Kantar, Ö. Çağlar, 1996. Wheat yields in relation to
cropping systems under rainfed conditions in Eastern Anatolia. Aspects of Applied Biology, 47: 371–374.
Yıldırım, T., M. Olgun, O. Aydoğmuş, Ü. Öztürk, H. Özcan, 1997. Karasu 90 Buğday Çeşidinde Azotlu Gübre
Dozu, Gübre Uygulama ve Sulama Zamanlarının Tespiti Üzerine Araştırmalar. Türkiye II. Tarla Bitkileri Kongresi,
22–25 Eylül 1997, Samsun, 46–50.
19
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum’da Endüstri Bitkileri Yetiştiriciliği, Problemleri ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Kemalettin KARA
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Erzurum Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu bölümünde yer alan yüzölçümü 24 741 km2 olan ilimizdir.
Arazi konumu itibariyle %64’ünü dağlar, %20’sini platolar, %12’sini yaylalar ve %4’ünü ovalar oluşturmaktadır.
İl sınırları içerisinde Aşkale, Erzurum, Pasinler ve Hınıs ovaları bulunmaktadır. Erzurum’da iki tip toprak hâkimdir.
Bunlar kestane rengi (doğu, batı ve güney kesimleri) ve bazaltik topraklardır. Allüviyal topraklar ilde Aras ve
Karasu nehrileri ile az miktarda Çoruh ve kollarının yatakları boyunca lokal alanlarda bulunmaktadır. Yine Erzurum
Merkez, Ilıca ve Pasinler ilçesinde bulunan geniş ve düz ovaları, allüviyal topraklar oluşturmaktadır. Kollüviyal
topraklara dağlık kesimlerin eğiminin kırıldığı tüm sahalarda büyük araziler halinde veya lokal sahalar şeklinde
rastlamak mümkündür (Anon., 1989).
İl genellinde şiddetli bir karasal iklim hâkimdir. Kışlar soğuk, sert ve karlı, ilkbaharları yağışlı, yazları ise
sıcak ve kurak geçmektedir. Kış dönemi 6 aydan daha uzun bir süreyi kapsamakta, sıcaklık ekim ayında düşmekte,
nisan ayında artmaya başlamaktadır. Yirmi bir yıllık ortalamalara göre; yıllık sıcaklık ortalaması 5.0 0 C, en soğuk
ay ortalaması -10.7 0 C, en sıcak ay ortalaması 19.3 0C’dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık
8 0 C’nin altında seyreder. Yağışların aylara dağılımı düzensiz olup, yirmi bir yıllık yağışların ortalama toplamı
401.7 mm, nispi nem ise % 66.4 olarak kaydedilmiştir ( Anon., 2011 a).
Erzurum ilinin toplam su potansiyeli 6 145 milyar m3 olup, bunun 0.215 milyar m3’ünü yer altı suyu
oluşturmaktadır. Sulu tarım yapılabilir arazinin ancak %32.6’sı sulanabilmektedir. Sulanan arazinin 42 770 dekarı
göletler, 289 030 dekarı sulama amaçlı barajlar ve 157 620 dekarı yer altı sulama kuyuları vasıtası ile sulanmaktadır
(Anon., 2011 b).
Erzurum yöresi arazisinin % 8.75’i tarımsal faaliyetlere, % 13.71’i de kontrollü (kısıtlı) tarımsal faaliyetlere
uygundur. Geri kalan %67.54’lük kısmı ise işlemeli tarıma uygun olmayan çayır mer’a ve boş arazilerden meydana
gelmiştir (Anon.,2009). İlin toplam tarım alanı 3.458.258 dekar olup, 2.315.364 dekarını ekilen tarla alanı,
1.118.895 dekarını nadas alanı, 7 918 dekarını sebze bahçelerinin ekim alanı ve 16 091 dekarını ise meyve bahçeleri
ekim alanı oluşturmaktadır. Erzurum’da tarıma elverişli arazinin yalnızca 2.100.000 dekarında bitki yetiştiriciliği
yapılmakta, geriye kalan %9.3’ü ise kullanılmamaktadır. Tarıma elverişli arazinin 790 690 dekarında sulu tarım
yapılmaktadır (Anon., 2008). Erzurum ilinde bitki yetiştiriciliği yapılan 2 100 000 dekar arazinin %3.7’de, yani 76
940 dekarında endüstri bitkileri tarımı yapılmaktadır (Çizelge 1).
Tablo 1. Erzurum İlinde Endüstri Bitkilerinin Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Bitkiler
Aspir
Ayçiçeği (Çerezlik)
Patates
Şekerpancarı
Toplam
Kaynak: Anon., 2010a
20
Ekim Alanı (dekar)
58
18.023
29.459
29.400
76.940
Üretim (ton)
30
4.969
65.527
108.451
178.977
Verim (kg/da)
517
275
2.224
3.686
-
BİTKİSEL ÜRETİM
2. Doğu Anadolu Bölgesinde Endüstri Bitkilerinin Potansiyeli
Ülkemizde endüstri bitkilerinden aspir, ayçiçeği, haşhaş, keten, kenevir, kolza, lif kabağı, pamuk,
patates, soya, şekerpancarı, tütün, yerelması ve yerfıstığı yetiştiriciliği yapılırken, Doğu Anadolu Bölgesinde
ise bu bitkilerden aspir, ayçiçeği (çerezlik/yağlık), kolza, patates, susam, şeker pancarı ve tütün bitkisinin tarımı
yapılmaktadır (Tablo 2).
Tablo 2. Doğu Anadolu Bölgesinde Endüstri Bitkilerinin Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Bitkiler
Aspir
Ayçiçeği (Çerezlik)
Ayçiçeği (Yağlık)
Kolza
Patates
Tütün
Susam
Şekerpancarı
Toplam
Ekim Alanı (dekar)
200
32.325
13.294
10
76.627
5.345
1.265
355.952
485.018
Üretim (ton)
66
8.980
1.442
2
184.378
459
140
1.361.553
1.557.020
Verim (kg/da)
300.0
267.0
185.5
200.0
2406.2
85.9
110.7
3825.1
-
Kaynak: Anon., 2010a
Bölgede, endüstri bitkilerinden ekim alanı ve üretimi bakımından ilk sırayı şeker pancarı almakta, Hakkari
ve Ardahan hariç diğer illerde bu bitkinin tarımı yapılmaktadır. Bu bitkiyi bölgenin tüm illerinde yetiştirilmekte
olan patates takip etmektedir. Bölgede çerezlik ve yağlık ayçiçeği tarımı da yapılmakta olup, Erzurum, Erzincan,
Malatya, Kars illerinde çerezlik ayçiçeği, Ağrı, Elazığ, Hakkâri ve Muş illerinde yağlık ayçiçeği, Bingöl ve Iğdır
illerinde hem yağlık hem de çerezlik ayçiçeği üretimi yapılmaktadır. Aspir bitkisi tarımı Elazığ, Erzurum ve Muş
illerinde, Kolza tarımı sadece Muş ilinde, tütün tarımı Bitlis ve Muş illerinde, susam tarımı da Elazığ ve Hakkari
illerinde yapılmaktadır (Anon., 2010 a).
Erzurum’da karasal iklimin etkili olması, kışların soğuk ve uzun, yazların kısa ve kurak geçmesi nedeniyle
endüstri bitkilerinden sadece şekerpancarı, patates, ayçiçeği ve aspir yetiştirilmektedir. Ayrıca, bu bitkilerin dışında
haşhaş, keten, kenevir, kolza ve yerelması tarımı yapılabilir. 2010 yılı istatistiki verilerine göre; Erzurum’da endüstri
bitkilerinin ekim alanı 76.940 dekar, üretim ise 178.977 tondur (Tablo 1). Erzurum’daki endüstri bitkilerinin ekim
alanı Doğu Anadolu Bölgesindeki ekim alanın %15.9’unu, üretimin ise %11.5’ini oluşturmaktadır. İlde ekim alanı,
üretim ve verim yönünden şekerpancarı ve patates ilk sırayı almakta, bunları çerezlik ayçiçeği ve aspir takip
etmektedir (Tablo 1).
3. Erzurum İlinde Yetiştirilen Endüstri Bitkilerinin Potansiyelleri, Problemleri ve Çözüm
Önerileri
3.1 Patates
Patates temel besin maddelerinden biridir. Patatesin beslenme değeri yüksek olup, yumurtadan sonra ikinci
sırada bulunmaktadır. Sağlık yönünden önemi büyüktür. Şöyleki; mide ve on iki parmak bağırsağındaki ülserleri
tedavi eder. Karaciğer şişkinliğini giderir, safra akışını kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde
yardımcı olur. Kandaki şeker oranını düşürür. Bu nedenle patates şeker hastaları için yararlı bir besindir. Sindirimi
kolaylaştırıcı ve kabızlığı önleyicidir. Kansere karşı koruyucu sebzelerdendir. Bağırsak gazlarını ve basur
ağrılarını hafifletir. El ve ayak çatlaklarına iyi gelmektedir. Damar sertliğini giderici etkisi vardır. Böbrekler için
yararlıdır. Kanı temizler. Patates halsizliğe ve yorgunluğa karşı da etkilidir. Cilt sağlığı için de gerekli olan patates
normal ve kuru ciltlere faydalı bir besindir. Patates birinci ve ikinci derecedeki yanıklar için tedavi edici olarak
kullanılmaktadır. Radyasyon ve kimyasal artıklara karşı kanı zehirlerden temizler, hücreleri yeniler (Anon., 2011
c).
Ülkemizde patatesin hemen hemen tüm illerde üretimi yapılmaktadır. Ülkemizde ilk olarak patates
yetiştiriciliği 19. asrın sonlarında Erzurum ovasında başlamıştır. Erzurum, ülkemizde patates yetiştiren başlıca iller
21
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
arasında yer almaktadır. Patates ılıman ve serin iklim bölgelerinin bir bitkisidir. Patates hem düşük hem de yüksek
sıcaklıklardan hoşlanmamaktadır. Temmuz ayının sıcaklık ortalaması 21oC dolayında veya biraz daha düşük olan
bölgeler, patatesin yetiştirilmesi için sıcaklık bakımından ideal sayılmaktadır. Yumruların büyümesi için en uygun
sıcaklık derecesi 15.5–18.3 0C arasındadır (Esendal,1990). Patates yetiştiriciliğnde uygun olan bu iklim faktörleri
Erzurum’da mevcuttur. Şöyleki; uzun yıllar ortalamasına göre, Haziran ve Temmuz ayları sıcaklık ortalaması
olan 19.1/19.30C patates üretimi için en uygun sıcaklık değerleridir (Tablo 3). Ayrıca nispi nemin ve sıcaklığın
düşük olması, patatesin hastalık amillerinin gelişmesini önlemektedir. Yetişme devresinde muntazam olarak
dağılmış olan 300-400 mm’lik yağış yeterli iken, Erzurum’da patatesin yetişme mevsimi içerisindeki toplam yağış
215.4 mm olup yetersiz ve aylara dağılışı düzensizdir. Bu nedenle patatesin sulanması gerekir.
Tablo 3. Erzurum’un 20 Yıllık Ortalama Bazı İklim Verileri
İklim Ocak
Fak.
Sıcaklık -10.7
(C 0 )
Yağış
(mm)
Nem
(%)
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haz.
Tem.
Ağu.
Eylül
-9.1
-2.6
5.2
10.4
14.8
19.1
19.3
13.9
7.7
-0.1
-7.1
5.0
16.6
20.4
36.4
61.1
66.4
43.5
24.7
14.4
21.2
45.2
28.5
23.1
401.7
78.1
77.5
75.1
68.1
63.7
59.2
53.8
50.4
52.8
65.5
73.3
78.9
66.4
Ekim Kasım Aralık
Ort.
Kaynak: Anon., 2011a
Gerek ülkemizde gerekse Erzurum ilinde, 1991 ve 2000 yılları arasında dikim alanı ve üretim yönünden
dalgalanmalar görülmektedir. Ülkemiz de 2005 yılından sonra azalmaya başlayan dikim alanı 2010 yılında
1.388.000 dekar olurken, üretim 4.513.000 ton ve dekara verimi ise 3.251 kg olmuştur. 2010 yılında Doğu Anadolu
Bölgesinde patatesin dikim alanı 76.627 dekar, üretim 184 378 ton ve dekara verim ise 2406.2 kg’dır. Erzurum’da
ise patates dikim alanı 1991 yılından itibaren 1995 yılında kadar artış göstermiş, bu tarihten sonra ise tekrar
azalmıştır. Erzurum’da 2010 yılında patatesin dikim alanı 29.459 dekar, üretim 65.525 ton ve dekara verim ise
2 .224 kg olmuştur (Tablo 4).
Tablo 4. Türkiye’de ve Erzurum’da Patatesin Dikim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
1991
1995
2000
2005
2010
Dikim Alanı (dekar)
Türkiye
Erzurum
2.004.000
93.330
2.000.000
103.560
2.050.000
68.490
1.528.000
48.530
1.388.000
29.459
Üretim (ton)
Türkiye
Erzurum
4.600.000
160.328
4.750.000
172.648
5.370.000
114.218
4.060.000
94.175
4.513.000
65.527
Verim (kg/da)
Türkiye
Erzurum
2.307
1.765
2.377
1.676
2.638
1.668
2.672
1.941
3.251
2.224
Kaynak: Anon., 2010a
Erzurum’daki patatesin dikim alanı Türkiye’deki dikim alanın %2.1’ini, Doğu Anadolu Bölgesindeki dikim
alanın %38.5’ini, üretim ise Türkiye’deki üretimin %1.5’ini, Doğu Anadolu Bölgesindeki üretimin % 35.5’ini
oluşturmaktadır (Tablo 2 ve 4).
Erzurum’da 2010 yılı istatistiki verilerine göre; Aşkale, Çat, İspir, Karaçoban, Karayazı ve Tekman ilçelerinde
patates tarımı yapılmamaktadır. İlçeler içerisinde en fazla patates tarımı Pasinler, Narman, Oltu, Şenkaya, Tortum
ve Palandöken ilçelerinde yapılmaktadır (Tablo 5).
22
BİTKİSEL ÜRETİM
Tablo 5. Erzurum’da Patatesin Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
Hınıs
Horasan
Azizye (Ilıca)
Köprüköyü
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tortum
Uzundere
Palandöken
Yakutiye
Erzurum
Dikim Alanı (dekar)
55
300
780
450
2.800
2.350
50
17.000
60
2.150
1.389
100
1.040
935
29.459
Üretim (ton)
110
450
1.482
180
1.260
4 .700
100
46.750
108
4.300
2 778
200
2.080
1.029
65.527
Verim (kg/da)
2.000
1.500
1.900
400
450
2.000
2.000
2.750
1.800
2.000
2.000
2.000
2.000
1.101
2.224
Kaynak: Anon., 2010a
3.1.1 Erzurum’da Patates Yetiştiriciliğinin Problemleri ve Çözüm Önerileri
Yetiştiricilikle İlgili Problemler: Yemeklik patates üreticileri, bazı yörelerde kendilerinin yetiştirebilecekleri
kadar bir alanda yetiştiricilik yapacakları yerde, kazanma arzusu ile ne kadar dikim alanı varsa, tohumluk temin
edebileceği ölçüde arazilerinin büyük çoğunluğunda patates dikimi yapmaktadırlar. Plansız ve hesapsız başlanan
üretimde fazla miktarda tohumluk, gübre, mazot, zirai ilaçlar, sulama sistemi, alet ve ekipman ihtiyacı olmaktadır.
Özellikle üreticiler, girdileri vadeli olarak temin yoluna gitmektedirler. Bu yüzden üretim maliyetlerinde bir artış
ile işin başında karşı karşıya gelmektedirler.
Üreticileri bilinçlendirmek amacıyla gerekli eğitim faaliyetlerini yürütmek, üreticilerin ihtiyaç duyduğu
teknik desteği vermek, ziraat ile ilgili kuruluşların daha verimli çalışmasını sağlamak amacıyla ilgili kuruluşların
bünyesinde ziraat mühendisi istihdamı sağlanmalı, bu ziraat mühendislerine yemeklik ve tohumluk patates
yetiştiriciliği konusunda teknik bilgiler verilmelidir.
Patateste maliyeti etkileyen en önemli faktörlerden biri tarımsal sulamada kullanılan elektrik bedelleridir.
Patates üreticilerinin elde ettikleri gelirin yaklaşık üçte biri elektrik ödemelerine gitmektedir. Tarımsal sulamada
kullanılan elektriğin birim fiyatı düşürülmelidir.
En az 3 yıllık ekim nöbeti uygulanmalıdır. Patates bitkisi kendisinden sonra ekilecek bitkiye temiz ve
havalanmış bir toprak bırakmaktadır. Aynı tarlaya her yıl üst üste patates dikilmesi önerilmez. Çünkü, birçok
patates hastalığı toprakta uzun süre canlılığını koruyabilmektedir. Her yıl üst üste patates dikimi yapılan tarlalarda,
topraktan geçen hastalıkların yoğunluğu artacağından dolayı, patates yumru veriminde de önemli azalmalar
meydana gelebilir. Bu nedenle her yıl üst üste aynı tarlaya patates dikilmemelidir. Patates; yetiştirildiği bölgelerde
şekerpancarı, ayçiçeği, tahıllar ve baklagiller ile çok ideal bir ekim nöbeti oluşturabilmektedir. Yapılan araştırmalar
göstermiştir ki, baklagillerden sonra patates dikildiğinde verim yüksek olmaktadır.
Tohumluk: Tohumluk birim alandan elde edilen verimi artıran en önemli faktörler arasında yer almaktadır.
Genel olarak tohumluğun verime etkisi %10-20 arasında değişmektedir (Gökçora, 1973). Bu bağlamda, ülkemizde
patateste verimi etkileyen en önemli faktör tohumluktur. Patateste verimi ve üretimi artırmak veya en azından
aynı seviyede tutabilmek için, her üç yılda bir tohumluğun değiştirilmesi ve virüsten ari tohumluk kullanılması
gerekmektedir. Taze patates ithalatımızın %75’inin tohumluk patates olduğu dikkate alındığında, ülke kaynaklarının
heba edilmesi bakımından sertifikalı tohumluk üretimi teşvik edilerek, tohumluk denetimlerinin tekniğine uygun
şekilde yapılması gerekmektedir (Anon., 2010 b).
Tohumluk üretimi için üniversiteler ve araştırma kuruluşları ile işbirliği yaparak tohumluk üretimini
geliştirerek üreticilerimizin ihtiyaç duyduğu tohumluk yurt içinden temin edilmelidir. Ülkemizin tohumda dışa
bağımlılıktan kurtulması sağlanmalıdır.
23
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tohumluk kontrollerine gereken önem verilmeli, bu konuda donanımlı laboratuarlar oluşturulmalıdır.
Ayrıca, firmaların getirdiği her çeşidin üretime girmesi önlenmeli, Türkiye’de yetiştirilecek çeşitlerin adaptasyon
yeteneği kanıtlanmış olmalıdır.
Sertifikalı patates tohumluğu yetersizliği nedeni ile yemeklik patatesler tohumluk olarak kullanılmaktadır.
Bunun sonucunda özellikle mantarı hastalıklara karşı gerekli ilaçlama yapılmadığı veya yetersiz ilaçlama yapılan
alanlarda yumruların yeterince büyümediği görülmüştür. Patates yetiştiricileri her yıl 500-600 kg anaç kademede
tohumluk alıp bundan sertifikalı tohumluklarını üretebilirler.
Erzurum’da ortalama her yıl 29.000 dekar patates dikilmekte, l7.250 ton sertifikalı patates tohumluğuna
ihtiyaç duyulmaktadır. Belirtilen miktarda patates tohumluğu her yıl karşılanamamakta, üretici tohumluk ihtiyacını
ya kendi ürettiği patatesten sağlamakta yâ da tohumluk patates yetiştiren illerden (Nevşehir ve Niğde) temin
etmektedirler. Bu yolla temin edilen patateslerin sağlıklı olup olmadığı bilinmemekte, dolayısı ile yöreye telafisi
olmayan bazı hastalıkların girmesine sebep olunmaktadır. Dolayısı ile dış ve iç karantina yasalarının uygulanması
gerekmektedir.
Patates tarımında yüksek verim alabilmek için, ilk şart, bölgeye uyum sağlayabilen yüksek verimli ve erkenci
çeşitlerin temin edilmesidir. Her patates çeşidi, tüm bölgelerde ve toprak şartlarında iyi sonuç vermeyebilmektedir.
Bu nedenle, temin edilecek patates çeşidinin o bölgede en az iki yıl süre ile denenmiş olması gerekmektedir.
Patatesin verim gücü, büyük oranda kullanılan tohumluğun kalitesine bağlıdır. İyi bir patates tohumluğunun bazı
özelliklere sahip olması istenir ki, bunlar kısaca şu şekilde özetlenebilir.
a. Tarlaya dikilen yumru öyle bir özellikte olmalıdır ki, dikimden hemen sonra sürgünlerin oluşumu ve
toprak sathına çıkışları mümkün olabilsin. Bu nedenle yumrularda göz önünde bulundurulması gereken ilk özellik
hastalıksız olmalarıdır. Patates yumruların da mantar ve virüs hastalıkları genellikle en fazla görülen hastalıklar
olup, tohumluk patateslerin hastalıklardan arî olması, etinde siyah lekeler ve kabuk kısmında ur bulunmamalıdır.
b. Tohumluk patatesler her şeyden önce kaliteli, kullanılma yönüne göre tüketicinin isteklerine uygun
çeşitlere ait olmalıdır. Patates ıslahında ve yeni çeşit elde etmede üzerinde durulan en önemli özellik bu olmaktadır.
c. Tohumluk patatesler hastalıksız sağlam ve sıhhatli yumrulardan seçilmelidir.
ç. Tohumluk patatesler belirli bir çeşidin yumruları olmalı, diğer çeşitlerle karışık bulunmamalıdır. Bilhassa
erkenci patateslerle, geç olgunlaşan patates çeşitleri; yemeklik patates çeşitleri ile nişastalık patates çeşitleri
birbiriyle karışık olmamalıdır.
d. Tohumluk patatesler dikim zamanına kadar çok iyi bir şekilde muhafaza edilmelidir. Buna dikkat
edilmediği takdirde tohumluk özelliklerini kolayca kaybedebilirler.
e. Tohumluk patatesler hastalık etmenlerinin ve zararlı böcek populasyonlarının düşük olduğu yerlerde
yetiştirilmelidir.
f. Tohumluk yumrular, yetiştirme amacına göre uygun irilikte olmalıdır.Tohumluk üretimi için 28–35 mm’lik
yumrular, normal üretim için ise 35–60 mm iriliğindeki yumrular kullanılmalıdır. Daha büyük yumrular, maliyeti
önemli ölçüde yükseltmektedir. İri yumruların kesilerek dikilmesi de mümkündür. Ağırlık esasına göre, tohumluk
yumruların ağırlığı ortalama 60 g civarında (40–60 g) olmalıdır.
Gübreleme : Patates yetiştiricileri birim alandan daha fazla verim almak için aşırı gübre kullanmaktadırlar.
Bitkinin ihtiyacı ve topraktaki besin durumu dikkate alınmadan ve toprak analizi yaptırmadan gübreleme
yapılmaktadır. Patates tarımında yeterli ve ekonomik anlamda bir ürün kaldırabilmek için, toprak analizlerine
göre gübreleme yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, azotlu gübre uygulamaları için patates dikimi yapılacak
tarlalarda 60 cm derinden toprak numunesi alınarak her yıl, fosfor (P) ve potasyum (K) için ise 15 cm derinlikden
numune alınarak 3–5 yıl ara ile toprak analizleri yapılmalıdır.
Çiftçilere tekniğine uygun gübre kullanımı konusunda yeterli eğitim ve yayım hizmeti götürülmeli, toprak
analiz laboratuarları, bölgelerin özellikleri de dikkate alınarak yurt düzeyinde yaygınlaştırılmalı, çiftçilerin gübre
uygulamalarını toprak analiz sonuçlarına göre yapmaları ilgili kurumlar tarafından da desteklenmelidir.
Üretilerek veya ithal edilerek piyasaya arz edilen kimyevi gübreleri kullanan üreticilerin güvenli ürün
kullanmalarının temini ve etkin bir piyasa denetimi sağlanması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Gübre satışı yapan kuruluş ve şahıslar denetlenerek daha sıkı bir kontrol sisteminin getirilmesi üreticilerin yararına
olacaktır.
24
BİTKİSEL ÜRETİM
Aşırı gübre kullanımının söz konusu olduğu yörelerde çevre kirliliği de olmakta, insan sağlığı da tehlikeye
girmekte ve patatesin kalitesi bozulmaktadır.
Zirai Mücadele: Günümüzde yaygın bir şekilde uygulanan kimyasal mücadele yöntemi; kolay uygulanması
ve kısa sürede sonuç vermesi, dar bir zaman periyodu içerisinde geniş alanlarda mücadele imkanı sağlanması
gibi olumlu yönlere sahip olmasının yanı sıra, tarımsal ilaçların bilinçsiz kullanılmasından dolayı doğal dengenin
bozulması, toprak, hava ve su gibi çevre elemanlarında kirliliğe neden olması, besinlerde kalıntı bırakması, hastalık
ve zararlılarda, zamanla direnç ortaya çıkarması, gibi olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Bu nedenle, uygun ve
zamanında tarımsal mücadele ilaçlarının kullanılabilmesi için, çiftçilerin eğitimine gereken önem verilmelidir.
Depolama: Türkiye’de ve Erzurum’da Eylül-Ekim aylarında ürün miktarı zirveye ulaşmaktadır. Patates
bünyesine %70-80 oranında su ihtiva etmesi nedeniyle özel koşullarda depolanması gerekmektedir. Ancak
depolama yetersiz ve ilkel şartlarda yapılmaktadır. Depo yetersizliği nedeniyle patateste stoklama söz konusu
olmamakta, ürünün bir an önce elden çıkarılması zorunlu hale gelmekte ve %20’ye yaklaşan rakamlarda kayıplar
olmaktadır. Ayrıca, yetersiz depolama kapasitesi de pazarlama periyodunu kısaltarak ürün fiyatlarında üretici
aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle hem tohumluk hem de yemeklik ürünlerin sağlıklı ve yeterince
depolanabilmesi için gerekli modern depolar oluşturulmalıdır. Erzurum’da 2 adet modern depo bulunmakta, bu
depolar da yeterli olmamaktadır. En fazla patates dikim alanı ve üretime sahip olan Pasinler ilçesinde acilen en az
5 000 tonluk modern patates deposunun yapılması gerekmektedir.
Pazarlama : Genelde ülkemizde patates talebi arza göre yıl içerisinde durağandır. Belirli dönemlerde pazara
arz edilen ürün, fiyatlarda o dönem için düşmelere yol açmakta; üretimin pazara arz edilmediği dönemlerde de var
olan talebi karşılamayan arz sonucunda da fiyatlar yükselmektedir. Bu duruma bağlı olarak da patates üretiminde
dalgalanmalar meydana gelmektedir. Patatesin de içinde bulunduğu bazı ürünlerde, üretici kararını diğer faktörler
yanında en çok bir önceki dönem elde edilen hâsılat etkilemektedir. Yani patateste üretim bir önceki dönem fiyatına
göre şekillenmektedir. Yapılan bir araştırmada tüketicinin ödediği fiyatın ancak %45.9’unun üreticiye yansıdığı,
%54.1’nin ise pazarlama marjı olduğu belirtilmektedir. Pazarlama marjının %21’inin üretici ile toptancı arasında,
%79’unun ise toptancı ile perakendeci arasında paylaşıldığı ifade edilmektedir.
Ülkemizin patates ihracatında istikrarlı ve düzenli bir pazarı bulunmamaktadır. Artan patates üretiminin
ihracata yöneltilmesinde teknik ve politik tedbirler alınmalıdır. Özellikle yurt dışına pazarlanacak patatesler başta
olmak üzere, pazara arz edilecek bütün patateslerde standardizasyona gidilmelidir. Ürünler uygun ambalajlara
konulup etiketlenmelidir. Nişasta ve protein oranlarına, yemeklik, cipslik ve pürelik olmalarına göre sınıflandırma
yapılmalıdır.
Patateste hem kalite kayıplarını hem ürün kayıplarını önlemek, hem de pazarda belli dönemlerde yığılmaları
engelleyerek piyasaya daha uzun süre ürün sunmak açısından gıda sanayi entegrasyonunu sağlamak suretiyle,
patateste üretim ve işleme çeşitliliği sağlanmalıdır. Bu sayede meydana gelebilecek arz dalgalanmalarında zarar
gören üretici sayısı azaltılabilir ve milli servetin heba olması önlenebilir.
Ülkemizde patates haşlama, yemeklik ve kızartmalık olarak değerlendirilmektedir. Farklı tüketim şekilleri
basın-yayın yoluyla bütün tüketicilere tanıtılmalı, tüketimin artması sağlanmalıdır. Türkiye’de kişi başına 60.7 kg
patates tüketilmektedir (Anon., 2011 c). Yemeklik veya sanayilik patates ithalatı mutlaka önlenmelidir.
Pazarlama problemlerin ne patateste ne de başka bir üründe yaşanmaması için eğitim faaliyetlerine gereken
önem verilmeli, üretim planlaması yapılmalı, çiftçi nerede ne kadar ürün yetiştireceğini bilmeli, üretim Türkiye’nin
ihtiyaçlarına göre planlanmalıdır.
Patateste pazarlama problemlerinin halledilebilmesi bakımından bu ürünle ilgili Pasinler ilçesinde kurulan
“Patates Üreticileri Birliği”nin faaliyetlerinin kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenmesi gerekmektedir.
Hal yasası yeniden gözden geçirilerek gerekli düzenlemeler yapılmalı, üreticinin kendi ürettiği ürünü
satabilmesine imkân sağlanmalıdır.
Destekleme Politikası: Taze patates ihracatına teşvik primi verilmemekte, işlenmiş patates için 68 dolar
teşvik primi verilmektedir. Ancak, ihracat iadesi patatesin ihracat bedeli üzerinden %20’yi geçemez kuralı vardır.
Ayrıca ihracat bağlantılı tarımsal üretim sözleşmesi kapsamında temin edilerek ihraç edilmeleri halinde, ihracat
iade miktarları ve azami ödeme oranlarının %40 oranında artırılması ve bu suretle hesaplanacak tutarın %80’i
üreticiye nakit olarak ödenmesi öngörülmektedir. Patateste ihracat imkânlarının daha da artırılabilmesi bakımından
25
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
patatese de ihracat iadesi verilmelidir.
3.2 Ayçiçeği
Ayçiçeği ülke ekonomisindeki önemli bitkilerden biridir. Ülkemizde yağlık ve çerezlik olarak yetiştiriciliği
yapılmaktadır. Ayçiçeği “sağlıklı” bir besin olarak kabul edilmektedir. Uzun zamandan beri çerezlik olarak insanlar
tarafından kullanılmakta olup, dünyada yüzden fazla gıda çeşidinde, örneğin ekmek, pasta, dondurma, çikolata,
kurabiye, v.s.’de ayçiçeği tanesi iç olarak kullanılmaktadır (Lofgren, 1997). Çerezlik ayçiçeğinin yaklaşık 450 g
kabuklu ayçiçeği tanesi, 58.8 g protein, 115.8 g yağ, 48.7 g karbonhidrat, 294 mg Ca, 20-50 mg fosfor, 17.4 mg
Fe, 73 mg Na, 2.25 mg potasyum içerdiği gibi A ve B2 vitaminlerince zengindir (Lofgren, 1978).
Türkiye’de ve Erzurum’da yağlık ayçiçeğinin ekim alanı ve üretimi yıllar itibari ile dalgalanmalar
göstermektedir. Türkiye’de 2010 yılında yağlık ayçiçeği ekim alanı 5.514.000 dekar, üretim 1.170.000 ton ve
dekara verim ise 212 kg’dır. Doğu Anadolu bölgesinde yağlık ayçiçeği ekim alanı 13.294 dekar, üretim 1.442 ton
ve dekara verim ise 109 kg’dır. 2009 yılından itibaren Erzurum’da yağlık ayçiçeği üretimi yapılmamaktadır. 2008
yılında Erzurum’daki yağlık ayçiçeği ekim alanı 7.089 dekar, üretim 1.533 ton ve dekara verim ise 216 kg’dır
(Tablo 6).
Tablo 6. Türkiye’de ve Erzurum’da Yağlık Ayçiçeğinin Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
1991
1995
2000
2005
2008
2010
Dikim Alanı (dekar)
Türkiye
Erzurum
5.675.000
1.630
5.850.000
29.720
5.420.000
29.850
4.900.000
2.790
5.100.000
7.089
5.514.000
-
Üretim (ton)
Türkiye
Erzurum
800.000
1.845
900.000
3.921
800.000
4.147
865.000
415
900.000
1.533
1.170.000
-
Verim (kg/da)
Türkiye
Erzurum
142
113
154
133
148
144
177
149
177
216
212
-
Kaynak: Anon., 2010a
Türkiye’de ayçiçeği üretiminin %2.6’sı çerezlik ayçiçeğidir. Çerezlik ayçiçeği üretimimiz, ihtiyacın çok
altında kalmakta, dolayısıyla ithalat yoluyla karşılanmaktadır. İthalatımız 6-12 bin ton civarında olup, her yıl 4-5
milyon $ civarında döviz ödeyerek, çoğunluğu ABD olmak üzere, İsrail, Macaristan ve Kanada gibi ülkelerden
karşılanmaktadır (Kaya ve ark., 2001). Ülkemizin 2008 yılında çerezlik ayçiçeği üretimi 91 613 ton, ithalatımızda
18 972 ton olarak gerçekleşmiştir.
Ülkemizde çerezlik ayçiçeği yetiştiriciliği, Ankara, Aksaray, Amasya, Balıkesir, Bursa, Burdur, Çorum,
Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Iğdır, Isparta, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırşehir, Tekirdağ, Uşak ve Yozgat
illerinde yapılmaktadır. Çerezlik ayçiçeği ile ilgili verileri 2004 yılından itibaren kayıt altına alınmıştır. Türkiye’de
2004 yılından itibaren ekim alanı, üretim ve dekara verimde artış olmuştur. Erzurum’da ise ekim alanında azalma
meydana gelmiş, üretimde ve verimde ise yıllara göre dalgalanmalar gözlenmiştir. Türkiye’de 2010 yılında çerezlik
ayçiçeği ekim alanı 900.000 dekar, üretim 150.000 ton ve dekara verim ise 167 kg’dır. Doğu Anadolu bölgesinde
çerezlik ayçiçeği ekim alanı 33.615 dekar, üretim 8 980 ton ve dekara verim ise 267 kg’dır. Erzurum’da çerezlik
ayçiçeği ekim alanı 18.023 dekar, üretim 4.960 ton ve dekara verim ise 275 kg’dır (Tablo 7).
Tablo 7. Türkiye’de ve Erzurum’da Çerezlik Ayçiçeğinin Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
2004
2005
2010
Ekim Alanı (dekar)
Türkiye
Erzurum
700.000
21.290
760.000
20.360
900.000
18.023
Kaynak: Anon., 2010a
26
Üretim (ton)
Türkiye
Erzurum
100.000
3.642
100.000
3.300
150.000
4.960
Verim (kg/da)
Türkiye
Erzurum
143
171
146
162
167
275
BİTKİSEL ÜRETİM
Erzurum’daki çerezlik ayçiçeği ekim alanı Türkiye’deki ekim alanın %2.0’sini, Doğu Anadolu Bölgesindeki
ekim alanın %53.6’sını, üretimi ise Türkiye’deki üretimin %3.3’ünü, Doğu Anadolu Bölgesindeki üretimin
%55.3’ünü oluşturmaktadır.
Erzurum’da çerezlik ayçiçeği yetiştiriciliği Pasinler, Köprüköy, Horasan ve Palandöken ilçelerinde, özellikle
de en fazla Pasinler ilçesinde yapılmaktadır. Pasinler ilçesinde çerezlik ayçiçeği ekim alanı Erzurum ilindeki ekim
alanın % 95.27’sini, üretimin ise %94.55’ini oluşturmaktadır (Tablo 8).
Tablo 8. Erzurum’da Çerezlik Ayçiçeği Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
İlçeler
Horasan
Köprüköyü
Pasinler
Palandöken
Erzurum
Ekim Alanı (dekar)
89
746
17.170
18
18.023
Üretim (ton)
Verim (kg/da)
21
245
4.690
4
4.960
236
328
273
222
275
Kaynak: Anon., 2010a
3.2 .1 Erzurum’da Ayçiçeği Yetiştiriciliğinin Problemleri ve Çözüm Önerileri
Erzurum ilinin iklim ve toprak koşulları yağlık ve çerezlik ayçiçeği yetiştiriciliği için uygun olmasına
rağmen, yağlık ayçiçeği üretimi yapılmamaktadır. Erzurum ilinde yağlık ayçiçeği üretiminin yapılmamasının
nedenleri ve çözüm önerileri aşağıda belirtilmiştir:
a. Bölgede yağlık ayçiçeği alıcısı olarak kurum ve kuruluşları bulunmamaktadır. Bölgede “Trakya Birlik”
gibi alıcı kuruluşların oluşturulması gerekmektedir.
b. Yağlık ayçiçeğinin fiyatı yörede üretimi yapılan çerezlik ayçiçeğinden düşük olmaktadır.
c. Mekanizasyon uygulanmamaktadır.
d. Satın alan ilgili kurumlar tarafından fire yüksek tutulmaktadır.
e. Yöreye uygun çeşitlerin önerilmesi (özellikle erkenci çeşitler) gerekmektedir.
f. Ayçiçeği depoları bulunmamaktadır.
g. Pasinler ilçesinde 14 Temmuz 2010’da kurulan “Ayçiçeği Üreticiler Birliği” nin faaliyetlerinin kurum ve
kuruluşlar tarafından desteklenmesi gerekmektedir.
h. Ayçiçeği taban fiyatı yerine ekilebilecek ikame bitkisinden elde edilecek gelirin üzerinden gelir getirecek
şekilde tespit edilmeli, esas olarak gerçek maliyet alınmalıdır.
Erzurum’da çerezlik ayçiçeği ile ilgili problemler bulunmaktadır. Bu problemleri ve çözüm önerileri
aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
3.2.1.1 Yetiştiriciliği ile İlgili Problemler:
Çeşit: Yörede çerezlik ayçiçeği üretiminde kullanılan tohum, sertifikalı olmayıp, dışarıdan temin edilen
gri beyaz veya siyah beyaz çizgili, ayrıca yöredeki ayçiçeği yetiştiricilerden temin edilen siyah renkli tohumlar
kullanılmaktadır. Siyah renkli ayçiçeği tohumunun ebatları ve bin tane ağırlığı fazla, verimi ve dane içi oranı
sertifikalı çeşitlere göre düşük, dallanmaları fazladır. Mildiyö hastalığı ve orobanş’a karşı dayanaklı değildirler.
Dolayısı ile yörede yetiştirilen siyah renkli çerezlik ayçiçeğinin ıslah programına alınması gereklidir.
Ekim Zamanı: Ekim zamanı toprak sıcaklığı ile yakından ilgilidir. Çimlenmenin iyi olabilmesi için toprak
sıcaklığı en az 8-10 0C olmalıdır. O yılın iklim durumu da ekim zamanını belirlemede kuşkusuz önemlidir. Yörede
ekim, mayıs ayının ilk haftasında yapılmaktadır. Sulamanın sınırlı olması nedeniyle yağışlardan istifade etmek
27
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
için ekimin 15 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında yapılması gerekmektedir. Ekimde geç kalındığında hasat da geç
kalınmakta, dolayısı ile hem verim azalmakta hem kurutmada ve depolamada problem çıkmaktadır.
Ekim Metodu: Yörede çerezlik ayçiçeğinin ekimi genelde serpme yapılmaktadır. Dolayısı ile çıkışların
farklı zamanlarda ve düzensiz olması nedeniyle bakım ve hasat işlemlerinde problem çıkmaktadır. Bu problemlerin
giderilmesi için ekimin mibzerle 70x40 cm ekim sıklığında ve 4-6 cm arası derinlikte yapılmalıdır.
Münavebe: Ayçiçeği toprağı yoran bir bitkidir. Aynı tarlaya dört yılda bir ekilmelidir. Bir tarlaya birkaç yıl
üst üste ekildiği zaman tohum verimi azaldığı gibi, haşere ve hastalıklardan ileri gelen zararlılarda çoğalmaktadır.
Özellikle şekerpancarı ekim alanlarında, ekim nöbetine sokulması ile önemli verim artışları elde edilmiştir. Yörede
sulu şartlarda hububat, patates, şekerpancarı ve baklagillerle münavebeye girmelidir.
3.2.1.2 Bakım İşlemleri İlgili Problemler
Yabancı Ot Mücadelesi: Ayçiçeğinde çeşitli hastalık ve zararlıların yanında, yabancı otlardan dolayı
da önemli ürün kayıpları meydana gelmektedir. İlçede 27 familyaya bağlı 67 yabancı ot türü belirlenmiştir.
Convolvulus arvensis, Sinapis arvensis ve Circium arvense sırasıyla en yaygın bulunanlarıdır. Ayçiçeğinde yabancı
ot mücadelesine çıkışla birlikte başlanıp 3 ile 6. haftalar arasında devam edilmelidir.
Çapalama: Ayçiçeği bitkisinin boyu 30-50 cm arasında bir devrede iken sıra araları kazayağı veya çapa
makinesi ile işlenmelidir. Eğer zamanında ve yeterli miktarda çapalama yapılmazsa ayçiçekleri yabancı otlar
tarafından istila edilmek suretiyle olumsuz yönde etkilenmektedir. Genelde, ayçiçeğine en az 2-3 çapa yapılması
önerilmektedir.
Seyreltme ve Tekleme: Ayçiçeği yetiştirilen alanlarda genelde serpme ve ocak usulü ekim yapılmakta, sıraya
ekim yapılmamaktadır. Serpme ekim nedeniyle çıkışlar düzenli olmamakta, dolayısı ile seyreltme ve tekleme
yapılmaktadır. Bitki boyu 8-10 cm olduğunda öncelikle zayıf, hastalıklı ve zarar görmüş fideler ayıklanmalı, şayet
sıksa iyi gelişkin fidelerden bırakılıp diğerleri uzaklaştırılmalıdır.
Boğaz Doldurma: Yörede ayçiçeğine boğaz doldurma işlemi yapılmamaktadır. Sulama yapıldığı zaman
hem ayçiçeklerinin devrilmesini önlemek hem de yapılan seddeleri sulama kanalı gibi kullanmak amacıyla boğaz
doldurma işleminin yapılması gerekmektedir.
Gübreleme: Yörede ayçiçeği yetiştiricileri herhangi bir toprak analizi yaptırmadan kendi tecrübelerine
dayanarak gübre kullanmaktadırlar. Oysa toprak analizleri neticesinde gübrelemenin yapılması gerekmektedir.
Ayçiçeği üretiminde dekara 10-12 kg saf azot, 4-6 kg saf fosfor ve saf potasyum verilmesi önerilmektedir.
Azotun yarısı ile fosfor ve potas ekimden önceki son sürümde toprak altına, azotun diğer yarısı ise ekimle birlikte
verilmelidir.
Sulama: Yeterince sulama söz konusu değildir. Özellikle tabla oluşum çiçeklenme ve dane doldurma
döneminde sulamanın yapılması önerilmektedir. Oysa yöre çiftçisi sulamayı zamansız ve en fazla 1-2 defa
yapmaktadır.
Hastalık ve Zararlılar: Yörede iklim şartlarına bağlı olarak, tabla çürüklüğü (Rhizopus spp., Botrytis spp.),
pas (Puccinia helianthi schw), mildiyö (Plasmopora helianthi), verticillium solgunluğu (Verticilium dahliae),
ayçiçeği gövde ve tabla çürüklüğü-beyaz çürüme (Sclerotinia scleretirum), alternaria (Alternaria helianthi), gri
küf (Botrytis cinerca) ve gri çürüklük (Sclerotinia libertiana) çok sık görülen hastalıklardandır. Ayrıca yoğun
olarak orobanş (Orobanche spp.) problemi de mevcuttur.
Zararlı olarak; ayçiçeği yetiştirilen alanlarda toprak kurtları (Agrotis spp.), tel kurtları (Agrotis spp.),
kadılokması, mayıs böceği (Melolontha melolonthas) danaburnu (Grylotalpa vulgaris), yeşil kurt (Heliothis
armigera) ve kış yumağı çok sık görülen zararlılardandır. Ayrıca, kuş zararı da fazla olmaktadır. Bu nedenle
tablanın eğik ve yüzeye paralel duran tiplerinin yetiştirilmesine önem verilmelidir.
Hasat, Harman ve Kurutma: Hasat genelde bitkinin sarardığı bir dönemde yapılmaktadır. Serpme
ekim nedeniyle ayçiçeğinin hasat olgunluğuna gelmesi farklı tarihlerde olmakta, dolayısı ile hasat ve harman
işlemleri farklı tarihlerde yapılmaktadır. Bu durum işçilik masraflarını da artırmaktadır. Genelde hasat ve harman
elle yapılmaktadır. Oysa, mibzerle sıraya ekim yapılsa, bitkiler aynı zamanda olgunlaşacak, dolayısı ile hasat,
harman ve kurutma işlemleri aynı zamanda başlayıp bitirilecektir. Harman sonrasında tanelerin 0.7 cm’lik elekten
28
BİTKİSEL ÜRETİM
geçirilmesi gerekmektedir. Genelde kurutma yere serilen sergilerde güneşte kurutma şeklinde yapılmaktadır.
Aslında kurutmanın yanlardan açık, üstü kapalı bir kurutma ortamında yapılması gerekmektedir. İyi bir şekilde
kurutma yapılmadığında tanede bulunan renk maddesi (antisonlar) problem olmaktadır. Kurutmadan sonra boş
taneler tınaz makinesiyle savrulmak suretiyle ayırt edilmektedir.
3.2.1.3 Depolama İle İlgili Problemler
Çiftçinin hasat edip pazara sevk ettiğinde satılmayıp elinde kalan materyal evlerde kilerlerde uygun olmayan
şartlarda depo edilmektedir. Dolayısıyla küflenme oluşmakta ve pazar değeri düşmektedir. Yörede ayçiçeğinin
depolanabileceği genel bir modern deponun yapılması gerekmektedir.
3.2.1.4 Pazarlama İle İlgili Problemler
Ayçiçeği alımı kurumlar tarafından yapılmamakta, sadece kabzımallar (komisyoncular) tarafından
alınmaktadır. Dolayısı ile çerezlik ayçiçeğinin fiyatı bu şahıslar tarafından belirlenmektedir. Pasinler’de 14 Temmuz
2010’da kurulan “Ayçiçeği Üreticiler Birliği”ne tüm ayçiçeği üreticilerinin üye olması gerekir. Bu birlik vasıtası ile
hem pazar temin edilir hem de fiyat belirlenir. Ayrıca, yine bu birlik vasıtası ile ayçiçeği üreticilerine ayçiçeği ile
ilgili gelişmeler hakkında bilgiler verilebilir.
3.3 Şeker Pancarı
Ülkemizde üretilen şekerin hammaddesi olan şeker pancarı, sağladığı sosyal ve ekonomik katma değerle
en önemli stratejik tarımsal ürünlerimizden biridir. Şekerpancarı tarım sektörünün yanı sıra, yan ürünleriyle gıda
ve kimyasal sanayinin de önemli bir hammaddesidir. Şeker pancarının bir dekarı yaklaşık 8 işgücü istihdam
etmektedir. Şeker fabrikalarında yılda yaklaşık 20 bin kişiye istihdam sağlanmaktadır. 2011 yılında Erzurum şeker
fabrikasına bağlı 5342 çiftçi üretim yapmıştır. Bir dekarın fotosentez yoluyla havaya verdiği oksijenin, 6 kişinin
bir yılda tükettiği oksijene eşdeğer olduğu kaydedilmektedir.
Ülkemizin Güney ve Ege sahil bölgeleri hariç, hemen hemen her yerinde şeker pancarı tarımı yapılmaktadır.
1991 yılından itibaren 1995 yılına kadar hem ekim alanı ve üretim hem de verim bakımından bir azalma olmuş,
2000 yılında artmış, bu tarihten sonra azalmış, 2005 yılından sonra yalnızca verimde artış olmuştur. 2010 yılında
şeker pancarı ekim alanı 3.291.669 dekar, üretim 17.942.112 ton ve dekara verim ise 5.459 kg olmuştur. Erzurum
ilin de ise hem ekim alanı hem de üretimde 2000 yılına kadar artış olmuş, bu tarihten sonra ise azalma tespit
edilmiştir. Dekara verim yönünden ise yıllar arasında dalgalanmalar belirlenmiştir. 2010 yılında Erzurum ilinde
şeker pancarı ekim alanı 29.400 dekar, üretim 108.451 ton, dekara verim ise 3.689 kg olmuştur. Erzurum’daki şeker
pancarı ekim alanı Türkiye’deki ekim alanının %0.9’unu, Doğu Anadolu Bölgesindeki ekim alanının %8.3’ünü,
üretim ise Türkiye’deki üretimin %0.6’sını, Doğu Anadolu Bölgesindeki üretimin % 8’ini oluşturmaktadır
(Tablo 9).
Tablo 9. Türkiye’de ve Erzurum’da Şekerpancarının Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
1991
1995
2000
2005
2010
Dikim Alanı (dekar)
Türkiye
Erzurum
4.013.210
29.400
3.122.510
53.170
4.100.230
66.620
3.358.120
51.880
3.291.669
29.400
Üretim (ton)
Türkiye
Erzurum
15.474.097
108.451
11.170.569
108.891
18.821.033
191.720
15.181.247
148.813
17.942.112
108.451
Verim (kg/da)
Türkiye
Erzurum
3.868
3.689
3.610
2.048
4.611
2.878
4.524
2.868
5.459
3.689
Kaynak: Anon., 2010a
29
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 10. Erzurum’da Şekerpancarının Ekim Alanı, Üretimi ve Verimi
Yıllar
Aşkale
Hınıs
Horasan
Azizye (Ilıca)
Karaçoban
Köprüköyü
Oltu
Pasinler
Şenkaya
Yakutiye
Erzurum
Ekim Alanı (dekar)
350
140
2.850
796
560
11.279
523
12.471
167
264
29.400
Üretim (ton)
811
610
20.328
1.516
2.141
29.340
2.179
29.340
768
449
108.451
Verim (kg/da)
2.317
4.357
7.133
1.905
1.905
2.601
4.166
2.601
4.599
1.701
3.689
Kaynak: Anon., 2010a
Erzurum’da şeker pancarı üretimi Aşkale, Hınıs, Horasan, Aziziye, Karaçoban, Köprüköy, Oltu, Pasinler,
Şenkaya ve Yakutiye ilçelerinde yapılmakta, Çat, İspir, Karayazı, Olur, Pazaryolu, Tekman, Tortum, Uzundere,
Palandöken ve Merkez ilçede üretim yapılmamaktadır (Tablo 10).
3.3.1 Şeker Pancarı Yetiştiriciliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri
a. Doğu Anadoludaki şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmesi gerekmektedir.
b. Ülkemizde 19/04/2001 tarihinde yürürlüğe giren 4634 sayılı “Şeker Kanunu” ile getirilen kotanın bölge için
uygulanmaması gerekmektedir. Kotanın uygulanması ile ilde şekerpancarı ekim alanı ve üretiminde azalmalar
olmuş, il’de göçün hızlanmasının sebeplerinden biri durumuna gelmiştir.
c. Şeker pancarı üretimi yapılan işletmelerin ortama büyüklüklerinin AB ülkeleri ile kıyaslandığında düşük düzeyde
olduğu görülmektedir. Bu durum, işletmelerde sabit giderlerin yüksek olmasına ve işletme giderlerinin artmasına
neden olmaktadır. Dolayısı ile miras yolu ile arazilerin bölünmesinin yasal olarak önlenmesi gerekmektedir.
d. Son 10 yıldır şeker pancarı taban fiyatlarının düşük tutulması, il çiftçisinin şeker pancarı ekiminden uzaklaşmasına
neden olmaktadır.
e. Doğu Anadolu için verilen ve sonradan kaldırılan teşvik priminin yeniden verilerek şekerpancarı ekimi
özendirilmelidir.
f. Tarım girdilerinin (mazot, gübre alet ve ekipman v.s.) fiyatları en alt seviyeye çekilmelidir.
g. Şeker pancarı digestion oranına teşvik priminin verilmesi ve bu primin yüksek tutulması gerekmektedir.
h. Bölgede digestion oranı ve verimi yüksek erkenci çeşitler önerilmelidir.
i. Şeker pancarına verilen avansların zamanında verilmesine özen gösterilmelidir.
j. Bakanlar kurulunca “Nişasta Bazlı Şeker” oranının artırılmaması gerekir.
30
BİTKİSEL ÜRETİM
Kaynaklar
Anonymous, 1989. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Toprak Potansiyeli Etütleri Projesi.
Anonymous, 2008. Erzurum Tarım İl Müdürlüğü İstatistikleri.
Anonymous, 2010 a.http://tuikapp.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul
Anonymous, 2010. b. FAOSTAT | © FAO Statistics Division 2010 | 16 September 2010
Anonymous, 2011a. http://www.mgm.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m= ERZURUM
Anonymous, 2011 b. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Etüt Raporları ve Resmi Yazıları, Erzurum.
Anonymous, 2011 c. Patates Faydaları Vitamin Mineral Değerleri, http://www.saglik- bilgisi.net/patatesfaydalari-vitamin-mineral-degerleri-saglik-icin-onemi-t1771.html
Esendal, E. 1990. Nişasta ve Şeker Bitkileri ve Islahı. Cilt.1 Patates. Ondokuz Mayıs Üniv. Ziraat Fak. Yayın
No.101. İzmir.180.
Gökçora, H., 1969. Tarla bitkileri Islahı ve Tohumluk, Ankara Üniv. Zir. Fak. Yayınları 490, Ders Kitabı: 164.
Ankara Üni. Basımevi, Ankara
Lofgren. J. R. 1978. Sunflower for Confectionery Food. Brid food and pet food. P. 441-456.
In J. F. Carter (ed) Sunflower Tecnology and Production. ASA. SCSA Monograph. No:19. Madison. WI.
Lofgren. J. R., 1997. Quality and Production of Sunflower for Human food. In Proceedings of The 13th
International Sunflower Conference. Pisa.Italy.September 7-11. 1992.
Kaya, Y., Mutlu ve G. Evci., 2001. Ülkemizde çerezlik ayçiçeğinin durumu ve ekilen köy popülasyonlarınının
bazı karakterlerinin belirlenmesi. Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi, Endüstri Bitkileri Bildiriler Kitabı Cilt 2.
Tekirdağ, 17-21 Eylül 2001, s.91- 94. 31
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum’da Yem Bitkileri Tarımının Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Mustafa TAN
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Yem bitkileri yetiştiriciliği tarımın sigortası durumundadır. Tarım alanlarında yem bitkilerine yeterli payın
ayrılması hayvan besleme için kaba yem üretimi yapılmasını sağlar. Dünyanın her yerinde çiftlik hayvanlarının
ihtiyaçları en ucuz ve en kolay yem bitkileri ile karşılanmaktadır. Erzurum gibi kendine has ekolojik ve ekonomik
şartları olan illerde, yem bitkileri tarımının önemi çok daha fazladır. Çünkü Erzurum hayvancılığın yoğun olarak
yapıldığı bir il olup, kış dönemi uzun ve soğuk geçmektedir. Bu da büyük miktardaki hayvan varlığının uzun bir
süre barınaklarda beslenmesini zorunlu kılmaktadır.
Doğu Anadolu ve bu bölgede yer alan Erzurum ili, karasal iklimin hakim olduğu, yazları kurak, kışları ise
soğuk ve kar yağışlı geçen bir coğrafyadır. Tarım alanlarının büyük çoğunluğu sulanamayan kıraç alanlardır. Belirli
ovaların dışındaki tarlalar eğimlidir ve topraklar verimsizdir. Hayvancılık özellikle kırsalda yaşayan insanların en
önemli geçim kaynağını oluşturmakta ve yaz aylarında geniş ölçüde meraya dayalı olarak yapılmaktadır. Çayır ve
meralar entansif hayvancılığın yanında ekolojik dengenin korunmasında ve arıcılık içinde potansiyel oluşturması
bakımından önemli yer tutmaktadır.
Hayvanların besin maddesi ihtiyacını karşılamanın en kolay ve ekonomik yolu kaba yemlerle beslemektir.
Kaba yemlerin sağlandığı 3 ana kaynak; meralar, çayırlar ve tarım alanlarında yetiştirilen yem bitkileridir.
Hayvancılık, çayır-mera ve yem bitkileri kültürü birbirileri ile iç içe olan bir zincirin halkaları gibidirler. İlimizin
en önemli avantajlarından biri olan geniş çayır-mera alanlarının verimli ve sürdürülebilir kullanılması tarım
arazilerinde yapılan yem bitkisi tarımı ile desteklenmesine bağlıdır.
Meralarda yapılacak her türlü ıslah ve yönetim çalışması tarım arazilerindeki yem bitkileri tarımı ile
desteklenmelidir. Meralar sadece otlatma mevsiminde yem sağlarlar. Yenilenebilir kaynaklardan olan meraların
üretkenliklerinin devam edebilmesi için zaman zaman, özellikle de kritik dönemlerde dinlendirilmeleri
gerekir. İşte bu aşamada hayvanların meradan alınması ve ihtiyaç duydukları yemin ahır ve ağıllarda verilmesi
gerekmektedir. Zaten ülkemizde kış aylarının soğuk geçtiği ve meraların karla kaplı olduğu yörelerde hayvanların
meradan çekilmesi bir zorunluluktur. Bu dönemde hayvanların ot ihtiyacını karşılayacak kaynaklar çayırlar ve
tarla arazilerinde yetiştirilen yem bitkileridir. Bilindiği gibi çayırlar taban suyunun yüksek olduğu yerlerde ortaya
çıkmış, biçilerek değerlendirilen sık ve yüksek boylu vejetasyonlardır. Kendisine has ekolojisi olan çayır alanları
ülkemizde yaklaşık 1.449.313 ha’dır (Anon., 2001). Çayır alanlarından elde edilecek kaba yemi kısa sürede
artırmak mümkün olmadığına göre kışlık kaba yem ihtiyacını karşılamada üzerinde durulması gereken en önemli
kaynak yem bitkileri ekim alanlarıdır. Kışlık kaba yem ihtiyacının karşılanamadığı yerlerde meralara olan baskılar
artmakta; meralarımız kapasitesinin üzerinde ve çok uzun bir süre otlatılmaktadır. Bu nedenle meralar üzerindeki
baskının hafifletilebilmesi için tarım alanlarında ekimi yapılan yem bitkileri tarımı geliştirilmelidir.
Yem bitkileri tarımı sadece hayvan besleme açısından önem taşımaz. Bunun yanında tarım arazilerindeki
ekim nöbeti sistemlerinin uygulanmasında ve toprakların erozyona karşı yerinde tutulmasında da önem taşır. Bu
nedenle yem bitkilerinin tarım arazilerimizdeki ekim oranının yüksek olması gerekir. Bu oranın Erzurum gibi illerde
ülkemizin batı illerine göre daha yüksek olması beklenen bir durumdur. Tarım arazilerimizde yem bitkilerine hangi
oranda yer verileceği hayvanların kaba yem ihtiyacına ve tarım arazilerinde uygulanacak münavebe sistemlerine
göre ayarlanmalıdır. Erzurum için hazırlanan bu raporda yem bitkileri tarımının durumu ve sektördeki sorunlar
üzerinde durulmuştur.
32
BİTKİSEL ÜRETİM
2. Erzurum Tarımının Genel Yapısı
Erzurum’da tarım arazileri genel olarak dağınık ve engebelidir. Toprak yapısı taşlı, genellikle sığ profilli
olup verim düşüktür. Bunun yanında Erzurum ovası ve Pasinler ovası gibi toprak yapısının daha iyi olduğu tarımın
daha kolay yapıldığı geniş ve düz allüviyal toprakları olan verimli ovalar da bulunmaktadır. İlin geneline hakim
olan engebeli topografya ve verimsiz topraklar birçok ürün grubunda karlı bir tarım yapılmasını engellemekte, ürün
çeşitliliğini sınırlandırmaktadır. Arazinin büyük bir kısmı mera ve yayla vasfında olup hayvancılığa elverişlidir. İl
yüzölçümünün %60’tan fazlası (1.351.138 ha) mera arazisidir (Anon., 2001). Bu nedenle kırsalda yaşayan nüfusun
büyük bir kısmı hayvancılıkla uğraşmaktadır. Hayvancılık yaz aylarında büyük oranda meraya dayalı olarak
yapılmaktadır. Genelde bölgenin mera alanlarının önemli bir bölümü VI. ve VII. sınıf arazilerde bulunmaktadır.
İl arazisinin büyük çoğunluğunda, karasal iklim özellikleri egemendir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve
haziran ayından sonra kurak geçer. Uzun yıllar ortalaması yıllık yağış toplamı 405,3 mm’dir. Yağışların önemli bir
kısmı kış döneminde kar şeklinde olup, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise 114 gün
kadardır (Anon., 2010a). En yağışlı devre kış sonu ve ilkbahar mevsimleridir. Meteorolojik koşullar üretimin miktarı
ve kalitesi üzerinde etkili olup, ürünlerin birim maliyetleri de doğal koşullara göre değişmektedir. Erzurum ilinde
kısa yetiştirme süresi ve sert geçen kış ayları tarımsal faaliyetler üzerinde büyük ve olumsuz etki yapmaktadır.
Resim 1. Erzurum meralarından bir görüntü
Erzurum’da 3.458.528 dekar tarım arazisi bulunmaktadır (Anon., 2010b). Bu arazinin 2.339.363 dekarı
ekilmekte, 1.118.895 dekarı (%32,4) her yıl nadasa bırakılmaktadır. Ekilen alanın 2.315.364 dekarı tarla arazisi
olup geri kalan alan meyve-sebze yetiştiriciliği için kullanılmaktadır (Tablo 1).
Tablo 1. Erzurum’da tarım arazilerinin kullanım şekli
Tarım Arazisi
Tarla
Nadas
Sebze
Meyve
TOPLAM
Alan (dekar)
Oran (%)
2.315.364
1.118.895
7.908
16.091
3.458.258
67,0
32,4
0,2
0,4
100,0
Kaynak: Anon., 2010b
33
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tarla arazisi olarak kullanılan alanın 1.454.435 dekarı (%62,7) tahıl üretimine ayrılmıştır. En fazla ekimi
yapılan diğer tarla bitkisi grubu yem bitkileridir. Yem bitkileri ekim alanı 774.358 dekar ile tarla arazisinin %33,5’ini
oluşturmaktadır. Bunları 29.720 dekar ve 29.400 dekar ekim alanı ile yumrulu bitkiler ile endüstri bitkileri takip
etmektedir. Baklagillerin ve yağlı tohumların ekim alanlarının oranı %1’in altındadır (Tablo 2).
Tablo 2. Erzurum’da tarla arazisinin kullanım şekli
Bitki Grubu
Tahıllar
Endüstri Bitkileri
Baklagiller
Yağlı Tohumlar
Yumrulu Bitkiler
Yem Bitkileri
Toplam
Alan (dekar)
1.454.435
29.400
9.370
18.081
29.720
774.358
2.315.364
Oran (%)
62,7
1,3
0,4
0,8
1,3
33,5
100,0
Kaynak: Anon., 2010b
3. Erzurum’da Yem Bitkileri Kültürünün Durumu
İlimizde yem bitkileri yetiştiriciliği kırsalda yaşayan insanımızın kültüründe var olan bir üretim dalıdır.
Bu bölgede hayvancılıkla uğraşan insanlar yüzyıllardır yem bitkileri ile ilgilenmişlerdir. Ancak Erzurum’da
yetiştiriciliği yapılan yem bitkisi türlerinin çeşitliliği fazla değildir. Bu konuda toprak ve iklim faktörlerinin
kısıtlayıcı etkisi önemli etkenlerdir. Ağırlıklı olarak yonca, korunga ve fiğ gibi yem bitkilerinin tarımı yapılmaktadır.
İldeki hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olduğu düşünülürse yem bitkileri tarımının ağırlıklı olması Erzurum tarımı
için uygun bir seçimdir. Üstelik tarla arazileri büyük oranda sulanamayan kıraç alanlar olduğundan korunga gibi
kurağa dayanıklı yem bitkileri tarımının önemi daha da artmaktadır. Bu bitkilerin ekim nöbeti sistemleri içerisinde
buğday ve diğer bitkilerle uygun bir sıra dahilinde ekilmesi gerekir. İlimizdeki yem bitkisi türlerinin sayısının
artırılması, diğer yandan da bu bitkilerden alınan verimin yükseltilmesi için gerekli tedbirlerin uygulanması
konusunda çalışmalar yapılmalıdır.
Erzurum’da 2.315.364 da tarla arazisinin 774.358 da’ı (%33,5) yem bitkileri yetiştiriciliğine ayrılmaktadır
(Tablo 3; Anon., 2010b). İlde tarımı yapılan yem bitkileri içerisinde ilk sırayı yonca almaktadır. Yonca Erzurum’da
374.351 dekar ekim alanına sahiptir ve ilin yem bitkisi ekim alanlarının %48,5’ini oluşturmaktadır. Yoncadan
yılda 919.419 ton yaş ot üretilmekte olup, bunun kuru ot olarak karşılığı 229.855 ton olmaktadır. Yoncanın
dekara kuru ot verimi ise 614 kg’dır. Yem bitkileri ekiminde ikinci sırada korunga gelmektedir. İlde korunga ekim
alanları 203.600 dekardır (%26,4). Korungadan üretilen kuru ot miktarı yılda 70.706 tondur. Erzurum’da en fazla
ekilişi olan yem bitkilerinden birisi de fiğdir. Toplam 185.600 dekar ekim alanı ile yem bitkileri ekim alanlarının
%24,2’sini oluşturmaktadır. Ancak fiğ ekim alanlarının 7.182 dekarı ot üretimi amacıyla değil tane yem üretmek
amacıyla kullanılmaktadır. Bu nedenle fiğden yılda 51.958 ton kuru ot 879 ton tohum üretilmektedir.
Tablo 3. Erzurum’da tarımı yapılan yem bitkisi türleri, ekim alanları ve verimleri
Yem
Bitkileri
Yonca
Korunga
Fiğ
Fiğ (Tohum)*
Mısır (Silajlık)
Mısır (Hasıl)
Çayır Üçgülü
Toplam
Ekim Alanı
(dekar)
374.351
203.600
178.418
7.182
10.742
45
20
774.358
Oran
(%)
48,5
26,4
23,2
1,0
1,5
0,1
0,1
100,0
Yaş Ot
Kuru Ot
Üretim (Ton) Verim (kg/da) Üretim (Ton) Verim (kg/da)
919.419
282.826
207.832
879
51.536
68
40
1.462.600
2.456
1.389
1.165
122
4.798
1.511
2.000
*Yem bitkileri ekim alanına dahil olup, ot üretimine dahil değildir
Kaynak: Anon., 2010b
34
229.855
70.706
51.958
879
17.179
23
10
370.610
614
347
291
122
1.599
504
500
BİTKİSEL ÜRETİM
Kaba yem üretim amacıyla mısır ekilişleri Erzurum’da son yıllarda hızla artmaktadır. 2010 yılı verilerine
göre 45 dekar hasıl mısır, 10.742 dekar silajlık mısır ekim alanı bulunmaktadır. Silajlık mısırın yaş ot üretimi 51.536
ton olup dekara silajlık verimi 4.798 tondur. Bunlara ilave olarak Erzurum’da 20 dekar çayır üçgülü ekim alanı
olduğu kayıtlarda yer almaktadır. İl genelinde ekilen yem bitkisi ekim alanlarından 1.462.600 ton yaş, 370.610 ton
kuru ot üretilmektedir.
Erzurum’daki yem bitkileri ekim alanlarının son 10 yıldaki durumu incelenecek olursa önemli değişimlerin
olduğu görülecektir (Anon., 2010b). 1991 yılında ilin yonca, korunga, fiğ ve silajlık mısırdan oluşan toplam yem
bitkisi ekim alanları 329.510 dekardır. Bunun içerisinde yine en yüksek pay yoncaya ait olup (161.020 da), bunu
korunga (97.860 da) ve fiğ (61.850 da) ekim alanları izlemiştir. İldeki yem bitkisi ekim alanları 1995 ve 2000
yıllarında çok fazla değişim göstermemiş sırasıyla 311.430 ve 348.190 dekar olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak
2005 yılına gelindiğinde yem bitkileri ekim alanları neredeyse iki kat artışla 666.140 dekara sıçramıştır. Bu artış
2010 yılında da devam etmiş ve yem bitkisi ekim alanları 774.358 dekara ulaşmıştır. 10 yıl öncesinde ilin yem
bitkisi ekim alanı tarla arazisinin %14’ü civarındayken bu gün bu oran %30’un üzerine çıkmıştır. Yonca ekim
alanları 2,3 kat, korunga ekim alanları 2,1 kat ve fiğ ekim alanları 3,0 kat artış göstermiştir (Tablo 4).
Resim 2. Erzurum’da bir yonca tarlası
Yem bitkileri ekim alanlarında 2000 yılından sonra gerçekleşen bu artışın sebebi 2000/467 Sayılı Hayvancılığın
Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararıdır. Bu uygulama ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yem
bitkileri ekimlerini desteklemeye başlamış ve buna bağlı olarak yem bitkisi ekim alanlarında belirgin artışlar
başlamıştır. Benzer bir durum Doğu Anadolu’nun diğer illerinde ve diğer bölgelerimizde de gözlenmektedir. Bu
uygulamanın devam etmesi halinde ilk yıllarda ki kadar olmasa da yem bitkileri ekim alanlarının artış göstereceği
tahmin edilmektedir.
Tablo 4. Erzurum’da yem bitkisi ekim alanlarının yıllara göre değişimi.
Yıllar
Ekim Alanı (da)
Yonca
Korunga
Fiğ
Silajlık Mısır
Toplam
1991
161.020
97.860
61.850
8.780
329.510
1995
152.910
91.870
66.650
7.800
311.430
2000
179.710
77.230
85.870
5.380
348.190
2005
374.800
172.890
112.110
6.610
666.410
2010
374.351
203.600
185.600
10.787
774.358
Kaynak: Anon., 2010b
35
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
4. Kaba Yem İhtiyacı ve Karşılanma Oranı
Erzurum’da 1.047.458 adet büyük ve küçükbaş hayvan bulunmaktadır. Bunun 343.902’si melez olmak
üzere toplam 536.982 adedi sığırdır. Koyun sayısı ise 457.159’dur. İlin hayvan varlığı kültür ırkı büyükbaş
hayvan birimine dönüştürülünce ortaya çıkan hayvan varlığı 433.529 adettir (Tablo 5). Mevcut hayvanların büyük
çoğunluğu yaz aylarında meralarda otlatılmakta, kış aylarında ise barınaklarda beslenmektedir. İl genelinde
meralardaki üretim ekim ayında sona ermekte ve otlatma olgunluğuna en erken nisan ayında ulaşmaktadır. Merkez
ve güney ilçelerde otlatmaya başlama zamanı mayıs ayının ortalarına kadar kayabilmektedir (Altın ve ark., 2011).
Bu sebeplerden dolayı Erzurum’da meralar 6 aylık kış döneminde hayvan beslemede kullanılamamaktadır. Bu
dönemde barınaklarda hayvan besleme zorunlu hale gelmektedir.
Kış döneminde hayvanların kaba yem ihtiyacının karşılandığı iki kaynak bulunmaktadır. Bunlardan birisi
çayır arazileri, diğeri ise tarım alanlarına ekimi yapılan yem bitkileridir. Erzurum’da 973.287 dekar çayır arazisi
vardır (Anon., 2001). Bu arazilerden üretilen kuru ot miktarı 389.315 tondur (Tablo 6). İlde 774.358 dekar
yem bitkisi ekilişinden elde edilen kuru ot miktarı ise 370.610 tondur. Dolayısıyla ilde çayır ve yem bitkileri
ekilişlerinden üretilen kuru ot miktarı 759.925 tondur. Erzurum’da mevcut hayvan varlığının kış döneminde 6 aylık
kaba yem ihtiyacı 780.352 ton olarak hesaplanmaktadır. Bu durumda il genelinde hayvanların yaşam payı kaba
yem ihtiyacının %97,4’ü karşılanmakta, geriye çok az bir açık kalmaktadır (Tablo 6).
Tablo 5. Erzurum ili hayvan varlığı ve kaba yem ihtiyacı
Yerli Sığır
145.679
0,50
72.839
Kış Dönemi (6 Aylık)
Kaba Yem İht. (ton)
131.111
Melez Sığır
343.902
0,75
257.926
464.268
Kültür Sığır
Hayvan Cinsi
Adet
Katsayı
BBHB
47.401
1,00
47.401
85.322
Manda
1.032
0.90
929
1.672
Koyun
457.159
0,10
45.716
82.288
Keçi
39.191
0.08
3.135
5.644
Eşek
4.668
0,30
1.400
2.520
Katır
304
0,40
122
220
8.122
0,50
4.061
7.310
433.529
780.352
At
Toplam
1.047.458
Kaynak: Anon., 2010b (hayvan varlığı için)
Tablo 6. Erzurum’da kış ayları için (6 aylık) kaba yem üretimi, ihtiyacı ve karşılanma oranı
Kaba yem ihtiyacı
780.352 ton
Yem bitkilerinden kaba yem üretimi
370.610 ton
Çayırlardan kaba yem üretimi
389.315 ton
Toplam kuru ot üretimi
759.925 ton
Kış dönemi ihtiyacın karşılanma oranı
%97,4
Kış dönemi kaba yem açığı
%2,6
Yem bitkileri ekim alanları ve çayır varlığı Erzurum ilinin kaba yem üretimindeki güçlü yönlerindendir.
Tablo 2’de de görüldüğü gibi tarım alanlarının %33,5’i yem bitkileri ekilişlerine ayrılmaktadır. Yine 973.287 dekar
çayır varlığı ile ülkemizin en önde gelen ili konumundadır. Bu durum ilde kaba yem üretiminin yüksek olduğunu
göstermektedir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2000 yılından beri uygulamakta olduğu yem bitkileri
desteklemeleri sonuçlarını vermiş ve yem bitkileri ekim alanları 2000 yılında 348.190 dekardan 2010 yılında
774.358 dekara yükselmiştir. Son yıllarda hayvan sayısının da azalmasıyla kaba yem üretimi kış dönemindeki
36
BİTKİSEL ÜRETİM
besleme için hayvanların kaba yem ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye ulaşmıştır. Önceki yıllarda yapılan
hesaplamalar Erzurum’da kaba yem açığının olduğunu gösterirken (Tan ve Serin, 1998; Tan, 2007), bu gün tamamı
il içerisinde kullanılması halinde üretilen otun kış döneminde hayvanların yaşama payı için neredeyse yeterli
olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak ilimizdeki hayvan sayının artma eğiliminde olduğu ve ilimizde üretilen otun
bir bölümünün başka illere satıldığı bilinen bir gerçektir.
5. Erzurum’da Yem Bitkileri Tarımının Sorunları
Erzurum ili ülkemizin birçok iline göre yem bitkileri ekiliş alanı yönünden iyi durumdadır. Ancak yem bitkilerinin
ekim alanlarının yüksekliği yeterli olmayıp aynı zamanda birim alandan alınan verimlerin de yüksek olması
gerekmektedir. Çünkü dekardan alınan verimlere bakılırsa ilimizde yoncadan 614 kg, korungadan 347 kg, fiğden
291 kg kuru ot, mısırdan 4.798 kg silajlık verim alınmaktadır. Bu verimler diğer bölgelerimizdeki illerin verimlerine
kıyasla oldukça düşüktür. Bu nedenle bir yandan yem bitkisi ekim alanlarını artırırken diğer yandan da birim
alandan alınan verimin artırılması gerekmektedir. Bunun için de üretimlerin geleneksel yöntemlerle değil modern
tekniklerle usulüne uygun olarak yapılması gerekmektedir. Erzurum ilinde yem bitkileri tarımı ile ilgili sorunlar ve
bazı çözüm önerileri aşağıdaki bölümde gruplandırılarak ana başlıklar halinde ele alınmıştır.
5.1 Hayvancılığın Sorunları
Yem bitkilerinin yetiştiriciliği hayvan besleme amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle hayvancılık sektöründe
yaşanan her türlü olumsuzluk yem bitkileri tarımını etkilemektedir. Bu nedenle yem bitkilerinin sorunları ele
alındığında ilk önce hayvancılık ile ilgili sorunların göz önüne alınması gerekir. Hayvancılık ile ilgili sorunlar
çözümlenir, bu iş ile uğraşan kişiler yeterli gelir elde etmeye başlarsa yem bitkileri sorunları da çözülmeye başlar.
5.2 Üreticilerin Bilinçsizliğinden Kaynaklanan Sorunlar
Erzurum’da bitkisel ve hayvansal üretim büyük oranda geleneksel usullerle yürütülmektedir. Bu durum üreticimizin
yeni teknolojilerden haberdar olmamasından ve bilgi düzeyinin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Benzer
sorunları sadece yem bitkileri üretiminde değil, tarımın bütün kollarında görmek mümkündür. Hayvan besleme
ve yetiştirme, bitkisel üretim ve ürün değerlendirme bu bilgi eksikliğinin örnekleri ile doludur. Bu nedenle yem
bitkileri tarımı sorunlarının çözümü öncelikle eğitim çalışmaları ile başlamalıdır. Bitkisel üretim ve hayvancılık
yapan üreticilere yem bitkilerinin hayvan beslemede, ekim nöbeti sistemlerinde ve toprak-su muhafazasındaki
önemi anlatılmalıdır. Bu eğitim çalışmalarında üzerinde durulması gereken konuların bazıları aşağıdaki gibidir. - Kaba yemlerin hayvan beslemedeki önemi
- Kaba yemle beslemenin ekonomik yönü
- Hayvan beslemede saman kullanımının azaltılması
- Ot satıp saman alarak yapılan hayvan beslemenin yanlışlıkları
- Yem bitkilerinin ekim nöbeti sistemlerindeki faydaları
- Yem bitkilerinin toprak ve su muhafazasındaki önemi
- Yem bitkileri tarımının mera ıslahındaki önemi
Bölgemizde yapılacak olan bu eğitim çalışmaları kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile
oluşturulan projeler kapsamında planlı bir şekilde yapılmalıdır. Teorik eğitimlerin yeterli olmayacağı göz önüne
alınarak mutlaka, demonstrasyonlar, tarla günleri, başarılı çiftçilerin ödüllendirilmesi ve teknik gezi gibi aktiviteler
ile birleştirilmesi gerekir.
5.3 Yem bitkileri Yetiştiriciliğinde Yapılan Yanlışlıklar
İlimizde yem bitkileri yetiştiriciliği büyük oranda atadan görme geleneksel usullerle devam ettirilmektedir.
Bu durum verim ve besleme değerinin düşük olmasında büyük pay sahibidir. Yetiştiricilik ile ilgili yanlışlıklar
aşağıdaki gibi sıralanabilir.
37
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Resim 3. Erzurum’dan Karadeniz Bölgesine ot götüren ve Güneydoğu Anadolu’dan
Erzurum’a saman getiren kamyonlar.
a. Çeşit seçimindeki hatalar: Bitkisel üretimde başarının ön şartlarından birisi ekolojiye uygun çeşit
seçimidir. Eğer uygun çeşit seçimi yapılamazsa daha sonraki aşamalar ne kadar uygun olsa da üretim başarısız
olur. Örneğin Erzurum’da yetişme süresi uzun olan silajlık mısır çeşitlerinin verim ve silaj kaliteleri düşüktür
(Güney ve ark., 2010).
b. Tohum yatağı hazırlığı ve ekim: Yem bitkilerinin büyük çoğunluğu küçük tohumlu bitkilerdir. Bu nedenle
tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. İyi bir tohum yatağı iyice ufalanmış, düzeltilmiş ve bastırılmış olmalıdır. Yem
bitkileri yetiştiriciliğinde en fazla karşılaşılan yanlışlık ekimlerin serpme ve çok sık yapılmasıdır. Serpme yapılan
ekimlerde çok fazla tohumluk kullanmak gerekir, tohumlar istenilen derinliğe düşürülemez, bitkiler arasındaki
mesafeler ayarlanamaz ve çıkıştan sonra mekanik olarak yapılacak bazı işlemleri yapmak zordur. Ekim yapacak
uygun bir mibzer olmayan yerlerde serpme ekim bir zorunluluktur. Ancak ilimizde mibzer bulabilme şansı olsa
da bazı üreticilerimizin serpme ekim alışkanlığına devam ettiği görülmektedir. Oysa mibzerle yapılan ekimlerde
verimler yüksek olur, daha bol yapraklı ve uzun ömürlü yem bitkisi tarlaları oluşturur. Üstelik mibzerle ekimde
tohumdan ciddi tasarruf edilir. Serpme yapılan ekimlerde yoncadan 6-8 kg/da tohumluk kullanılmaktadır. Oysa
yapılan araştırmalar ot üretimi için dekara 2 kg yonca tohumunun yeterli olduğunu göstermektedir (Mermer ve
Serin, 2007). Mibzer kullanılarak yapılan ekimlerde tohumdan edilen tasarruf kısa zamanda mibzerin maliyetini
karşılamaktadır.
Resim 4. Serpme ve mibzerle ekilmiş yonca tarlaları
38
BİTKİSEL ÜRETİM
Üreticilerimiz yonca, korunga ve fiğ gibi yem bitkisi türlerini sık ekmeyi tercih etmektedirler. Oysa sık
ekimler yaprak oranını azaltır ve besleme değeri düşük ot elde edilmesine sebep olur. Bu nedenle her bitkiyi en
uygun sıklıkta ekmek gerekir. Örneğin yonca Erzurum şartlarında ot için dekara 2 kg, korunga ve fiğ 10-12 kg
dozunda ekilmelidir (Mermer ve Serin, 2007; Serin ve ark., 1996; Serin ve Tan, 1997).
c. Sulama ve gübreleme: Yem bitkilerinin bir çoğu kurağa dayanıklı türlerdir. Ancak yonca ve çayır üçgülü
gibi bitkiler sulandığı zaman tekrar tekrar büyümekte ve verim artmaktadır. Bu nedenle sulama şansının olduğu
yerlerde sulama yapılmalıdır. Ancak sulama yapılırken gelişigüzel su verilmemelidir. Çünkü yanlış sulama hem su
kaynaklarının azalmasına hem de toprakta yıkanma ve erozyona sebep olmaktadır. Üreticilerimiz yem bitkilerini ve
çayırlarını sularken suyu buldukları her dönemde sulama yapmaktan vazgeçmelidirler. Bitkilerde su ihtiyacı ortaya
çıktığında usulüne uygun su verilmelidir. Salma sulama yerine yağmurlama sulama sistemlerinin kullanılmasına
ağırlık verilmelidir (Tan ve Serin, 2008). Çomaklı (1991) yem bitkilerinin topraktaki faydalı suyun %50’ye düşmesi
halinde tarla kapasitesine gelinceye kadar sulanmasını tavsiye etmektedir. Bu tavsiye pratik olarak yaz aylarında
8-10 günde bir sulama yapılması anlamına gelmektedir.
Resim 5. Yoncada salma ve yağmurlama sulama
Bitkilerin verimli olabilmesi için ihtiyaç duydukları bitki besin elementlerini topraktan almaları gerekir.
Eğer topraklar ihtiyaca cevap veremiyorsa eksik besin elementlerinin gübre formunda uygulanması gerekir.
Gübrelemenin birinci kuralı toprak tahlili yaptırmaktadır. İlimizde genel olarak yem bitkilerine gübre verilmemekte,
verilse de yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Baklagil yem bitkilerine sadece ekimle birlikte 3-5 kg N/da dozunda
azotlu gübre verilmeli daha sonraki dönemlerde azotlu gübre uygulaması yapılmamalıdır (Tan ve Serin, 1995;
Serin ve ark., 2005). Baklagiller fosfora daha fazla ihtiyaç duyarlar. Yonca için her yıl 12-15 kg/da, korunga için
5 kg/da, fiğ için ise 6-8 kg/da P2O5 önerilmektedir (Tan ve Serin, 1997; Öden, 1987; Taş, 1996). Buğdaygiller
ise fosforlu gübreye fazla tepki göstermemekte, azot uygulamasını daha iyi değerlendirmektedirler. Genel olarak
ilimiz şartlarında buğdaygiller için kıraçta 10 kg/da, sulu da ise 15 kg/da N uygulaması faydalı görülmektedir
(Serin, ve Tan, 1998).
d. Yabancı ot, hastalık ve zararlılarla mücadele: Hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele yem bitkileri
tarımında göz ardı edilen önemli konulardan birisidir. Oysa başta yabancı otlar olmak üzere hastalık ve zararlılar
yem bitkilerinin verim ve besleme değerine ciddi zararlar vermektedirler. Yabancı otlar içerisinde tam parazit bir
bitki olan cinsaçı (Cuscuta sp) ilimizde yonca tarlalarının en önemli sorunudur. Yoncanın kısa zamanda kesilmesine
ve elden çıkmasına neden olur. Cinsaçının en kolay yayılma yolu bulaşık tohum kullanılmasıdır. Tohumları yonca
tohumuna benzediği için kolay kolay ayırt edilemez. Bu nedenle bu tür yabancı otlarla mücadelenin ilk şartı temiz
ve sertifikalı tohum kullanmaktır.
39
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Resim 6. Yonca tarlasında yabancı otlar ve tam parazit cinsaçı (Cuscuta sp.) bitkisi
Yem bitkileri tarlalarında görülen yabancı ot, hastalık ve zararlılar için mutlaka entegre mücadele
düşünülmelidir. Temiz tohum ve temiz tohum yatağı, erken biçim, mekanik mücadele ve münavebe uygulamak
gerekir. İlaçla yapılacak kimyasal mücadele en son çare olarak, özellikle de tohum üretimlerinde düşünülmelidir.
e. Hasat ve depolama: Yem bitkilerinde hasat yapılırken besleme değeri, verim ve devamlılığın yüksek
olmasına dikkat edilmelidir. İlimizde genellikle üreticiler yem bitkilerini daha fazla ot elde etmek amacıyla geç
biçmektedirler. Bu durumda ot kartlaşmakta ve besin değeri azalmaktadır. Oysa yoncanın çiçeklenme başlangıcında,
korunganın %50 çiçeklenme ve fiğlerin alt baklalar dolduğu dönemde biçilmesi gerekmektedir (Manga, 1978;
Temel ve Tan, 2002).
Üretilen otlar ihtiyaç fazlası değil ise satılmamalı, sağlıklı bir şekilde depolanıp hayvanlara yedirilmelidir.
Üretilen otların açıkta depo edilmesi hem çürüyüp ziyan olmalarına, hem de besin değerlerinin azalmasına neden
olmaktadır. İlimizde oldukça yaygın olan açıkta yığın şeklinde depolamadan vazgeçilmeli, en azından ot yığınları
naylon ile sarılmalıdır.
Resim 7. İlimizde otun açıkta, samanın ise örtülerek saklanmasını gösteren yanlış bir uygulama
40
BİTKİSEL ÜRETİM
5.4 Tohumluk ve Çeşit Çorunu
Yem bitkileri üretiminin en önemli darboğazlarından birisi tohumluk ve çeşit sorunudur. Bu sorun ilimizde de
kendini büyük oranda hissettirmektedir. Türkiye’de tescilli yem bitkisi çeşitleri çok azdır ve tescilli çeşitlerin
büyük bir kısmı yabancı orijinlidir. Örneğin korungada 2 adet yeni çeşidimiz geliştirilmiş olup, halen bunların
tohumlukları piyasada bulunmamaktadır. En kısa zamanda bölgemize uygun yem bitkisi çeşitleri çoğaltılmalıdır.
Uygun çeşitlerin geliştirilmesi yeterli değildir. Bu çeşitlerin uygun fiyata üreticilerin aradığı dönemde
ulaşılabilir olması gerekir. Örneğin Erzurum’da ekimi yaygınlaşmakta olan kışlık Macar fiği tohumu kg fiyatı 2
TL olmasına rağmen, ekimlerin yapıldığı eylül ayında bu fiyat iki katına çıkmakta ve tohum bulunmamaktadır.
Bu durumun önüne geçmek için kullanımda olan çeşitlerin ve yeni geliştirilen çeşitlerin tohumluk üretimlerinin
yaygınlaştırılması gerekir. Bölgemiz ve ilimiz yaz aylarında rutubetin düşük olması, güneşli günlerin ve tozlayıcı
böceklerin çok olmasından dolayı baklagil yem bitkilerinin tohum üretimine son derece uygundur. İyi bir sistem
ve alt yapı kurulursa bu bölge diğer bölgelerimize ve hatta ülke dışına tohum satan bir merkez haline gelebilir.
5.5 Ekim nöbeti Sistemlerinin Uygulanmayışı
Ülkemizde yem bitkileri tarımının yeterince gelişmeyişinin en önemli sebeplerinden birisi tarım
alanlarımızda planlı bir ekim nöbeti sisteminin uygulanmamasıdır. Yem bitkileri, münavebe sistemleri içerisinde
mutlaka yer almalıdır. Yemlik olarak ekilen bitkiler birim alana sık ekilirler ve erkenden biçildikleri için toprak
yorgunluğunu giderirler, toprağa besin elementi ve organik madde katkısı yaparlar. Bu nedenle yem bitkileri
kendinden sonra ekilen ürünün verimini artırırlar. Erozyonu önlerler, hastalık, zararlı ve yabancı otların hayat
çemberlerini kırarlar, toprağın alt tabakalarını havalandırır ve gevşetirler ve kurak alanlarda nadas alanlarının
azaltılmasını sağlarlar. Hayvancılık ve bitkisel üretimin birlikte yapıldığı işletmelerde kaba yem üretilmiş olur.
İlimizde hem sulu hem de kıraç alanlarda tahıl ağırlıklı ekim sistemleri uygulanmaktadır. Sulu şartlarda
ağırlıklı olarak uygulanan sistem bir yıl buğday ikinci yıl pancar, patates, ayçiçeği veya arpa gibi bir bitkidir (Tablo
7). Bu iki yıllık ekim nöbeti sistemi sağlıklı bir sistem değildir. Çünkü bu sistemde toprağı dinlendiren ve toprağa
katkı yapan unsurlar yoktur. Bunun yerine bir yıl buğday, ikinci yıl bir çapa bitkisi (pancar, patates veya ayçiçeği)
üçüncü yıl ise fiğ veya yem bezelyesi gibi toprağı dinlendiren bir baklagil yem bitkisinden oluşan 3 yıllık bir
ekim nöbeti son derece faydalıdır. Tek yıllık yem bitkilerinden kışlık iyi performans gösteren Macar fiği ve bunun
ardından silajlık mısır da devreye sokulabilir. Özellikle ilimizin ılıman ilçelerinde kışlık Macar fiği ve ardından
aynı yıl silajlık mısır ekilerek ikinci ürün yetiştiriciliği yapılabilir. Sulu şartlarda ki ekim nöbeti sistemleri yonca
ve çayır üçgülü gibi çok yıllık baklagil yem bitkileri ile daha uzun süreli olarak planlanabilir (Tablo 7).
Tablo 7. Sulu şartlarda uygulanan ve uygulanması gereken bazı ekim nöbeti sistemleri
Uygulanan
Tavsiye Edilen
B-Pan/Pat/Ayç/A
B/A-Pan/Pat/Ayç-F/YB
B-Pan/Pat/Ayç/A
Y-Y-Y-Y-Y-Y-B- Pan/Pat/Ayç-A
B-Pan/Pat/Ayç/A
MF-SM (2. ürün)
B-Pan/Pat/Ayç/A
MF-SM-B/A/Pan/Pat /Ayç
B: Buğday, Pan: Pancar, Pat: Patates, Ayç: Ayçiçeği, A: Arpa, F: Fiğ, MF: Macar Fiği,
Y: Yonca, SM: Silajlık Mısır, YB: Yem Bezelyesi
İlimizde kıraç alanlarda uygulanan sistem Buğday-Nadas ekim nöbeti sistemidir. Hatta yağışın çok
düşük olduğu ve toprak yapısının daha kötü olduğu lokasyonlarda Buğday-Nadas-Nadas şeklinde kara nadas
denilen sistem uygulanmaktadır. Nadas yağışın düşük olduğu şartlarda sulama yapılamazsa bir zorunluluktur.
Ancak tarım arazilerimizde nadasa bu kadar fazla yer vermeyebiliriz. Kurağa dayanıklı baklagillerle yapılacak
sistemler yardımıyla nadası daha düşük seviyelere çekmek mümkündür. Bu amaçla yem bitkilerinden fiğ, Macar
fiği, korunga, yonca ve yemeklik baklagillerden mercimek kullanılabilir (Tablo 8). Böylece hem nadas alanları
azaltılmış hem de yem bitkileri ekim oranları artırılmış olur (Tosun ve ark., 1987).
41
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 8. Kıraç şartlarında uygulanan ve uygulanması gereken bazı ekim nöbeti sistemleri
Uygulanan
Tavsiye Edilen
B-N
F-N-B, Me-N-B
B-N
K-K-K-K-K-B-N-B (yıllık yağış 400 mm)
B-N-N
K-K-K-K-K-N-B-N-B (yıllık yağış 300-350 mm)
B-N-N
Y-Y-Y-Y-Y-N-B-N-B (yıllık yağış 400-450 mm)
B: Buğday, A: Arpa, F: Fiğ, Y: Yonca, N: Nadas, K: Korunga, Me: Mercimek
5.6 Teknik Sorunlar
İlimizde modern bitki yetiştiriciliğinin yaygınlaşmasının önündeki engellerden birisi teknoloji yetersizliğidir.
Bölgemizdeki işletmeler genellikle gelir seviyesi düşük, küçük işletmelerdir. Pahalı tarım alet ve makinelerini tek
başına almaları söz konusu değildir. Örneğin her işletmede hassas mibzer, çapa makineleri, azaltılmış toprak işleme
yapabilecek makineler ve hasat makinesi gibi teçhizat yoktur. Bu nedenle bu teknolojinin olmaması yem bitkileri
tarımının daha modern ve daha verimli olarak yapılmasını engellemektedir. Örneğin ilimizde üreticilerimizin
silaj tekniğini kullanma oranı oldukça düşüktür. Silajın faydalarının iyi bilinmesine rağmen mısır ekimi yapacak
mibzerlerin ve silaj hasat makinelerinin yaygın olmayışının bu durumda önemli payı vardır. Her üreticinin bu tür
makinelere sahip olması mümkün değildir. Ancak köylerde kurulan birlik ve kooperatif gibi kümelenmeler ile
soruna çözüm getirmek mümkündür.
5.7 Yem bitkilerinin Pazarlama Sorunları
Yem bitkileri yetiştiriciliği bölgemizdeki insanın kültüründe var olan bir tarım koludur. Son yıllardaki
desteklemelerden sonra hayvancılık yapmayan işletmeler dahi yem bitkisi üretmeye başlamıştır. Hayvancılık
yapmayan veya ihtiyaç fazlası otu olan üreticiler ürününü bölge içinde ve Karadeniz Bölgesi gibi diğer bölgelere
pazarlamaktadırlar. İklim şartlarına bağlı olarak bazı yıllar ot fiyatları oldukça yükselmekte, bazı yıllar ise
beklentilerin altında kalmaktadır. Bu nedenle hem üreticinin hem de kaba yem satın alan kesimlerin zarar
görmemesi için bölgedeki kaba yem ticaretinin sağlam bir piyasaya oturtulması gerekir. Bunu sağlamak için
de Toprak Mahsulleri Ofisi’ne benzer bir Ot Borsası’nın kurulması isabetli olacaktır. Böylece üreticiler satmak
istedikleri otu gerçek değerinden satabilecekler, ot almak isteyenler ise yılın her döneminde istedikleri kalitede
kaba yemi gerçek değerinde satın alabileceklerdir. Bu uygulama kış şartlarının uzun sürdüğü yıllarda samanın
çok yüksek fiyata satılmasını da engelleyecektir. İlimizde gerçekleştirilecek böyle bir oluşum ülkemizin diğer
bölgelerine de örnek teşkil edecektir.
Resim 8. Erzurum’da silajlık mısır hasadı
42
BİTKİSEL ÜRETİM
Kaynaklar
Altın, M., Gökkuş, A., Koç, A., 2011. Çayır ve Mera Yönetimi (2. Cilt). Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, TÜGEM,
Ankara, 314 s.
Anonim, 2001. Genel Tarım Sayımı. Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara.
Anonim, 2010a. Erzurum Meteorloji Bölge Müdürlüğü İklim Verileri, Erzurum.
Anonim, 2010b. Bitkisel Üretim Verileri. Türkiye İstatistik Kurumu, Ankara.
Çomaklı, B., 1991. Farklı sıra aralığı, sulama seviyesi ve fosforlu gübrelemenin, çayır üçgülü (Trifolium pratense
L.)’nün kuru ot ve ham protein verimi ile otun ham protein oranına etkileri üzerinde bir araştırma. Türkiye 2.
Çayır-Mer’a ve Yembitkileri Kongresi, 28-31 Mayıs 1991, İzmir.
Güney, E., Tan, M., Dumlu Gül, Z., Gül, İ., 2010. Erzurum şartlarında bazı silajlık mısır çeşitlerinin verim ve silaj
kalitelerinin belirlenmesi. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg., 41(2): 105-111.
Manga, İ., 1978. Yonca ve Korungada Değişik Olgunluk Devrelerinde Yapılan Biçimlerin Ot verimine, Otun
kalitesine ve Yedek Besin Maddeelerine Etkileri Üzerinde Araştırmalar. Atatürk Üniv. Yay. No: 482, Ziraat Fak.
Yay. No: 228, Erzurum.
Mermer, A., ve Y. Serin, 2007. Farklı sıra aralığı ve tohum miktarı uygulamalarının adi yonca (Medicago sativa
L.)’nın Bilensoy çeşidinde tohum verimi ve bazı verim unsurlarına etkisi. Türkiye 7. Tarla Bitkileri Kongresi, 2527 Haziran 2007, Erzurum.
Öden, O., 1987. Iğdır Ovası Koşullarında Yoncanın Fosforlu Gübre İsteği ve Uygulama Zamanı. Erzurum Köy
Hizmetleri Araşt. Enst. Müd. Gen. Yay. No: 16, Rapor No: 13.
Serin, Y. ve M. Tan, 1997. Sıra aralığı ve fosforlu gübre uygulamalarının korungada ot ve protein verimi ile otun
ham protein oranına etkileri. Türkiye II. Tarla Bitkileri Kongresi, 22-25 Eylül 1997, Samsun, s: 416-420.
Serin, Y., H. Şeker ve M. Tan, 1996. Farklı sıra aralığı ve tohum miktarının fiğ (Vicia sativa L.)’in ot verimi ve
kalitesi üzerine etkileri. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Der., 27: 375-386.
Serin, Y., M. Tan ve H. İ. Erkovan, 2005. Yoncada azot ve fosforla gübrelemenin kuru ot ve ham protein verimi ile
ham protein oranına etkileri üzerinde bir araştırma. Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi, 5-9 Eylül 2005, Antalya,
s:953-956.
Serin, Y., M. Tan, 1998. Buğdaygil Yembitkileri. Atatürk Üniv. Yay. No: 859, Ziraat Fak. Yay. No: 334, Ders Kit.
No: 81, Erzurum, 172 s.
Tan, M. ve Y. Serin, 1995. Erzurum sulu şartlarında Rhizobium aşılaması ve değişik dozlarda azotla gübrelemenin
adi fiğ (Vicia sativa L.)’de ot, tohum, sap ve ham protein verimi ile otun ham protein oranına ve nodül sayısına
etkileri üzerinde bir araştırma. Türk Tar. ve Orm. Der., 19: 137-144.
Tan, M. ve Y. Serin, 1997. Korungada tohum üretiminde sıra aralığı ve fosforlu gübre ihtiyacının belirlenmesi.
Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Der., 28(4): 637-645.
Tan, M., 2007. Erzurum’da çayır mera yem bitkilerinin sorunları ve çözüm önerileri. Erzurum İli Büyükbaş Hayvan
Islahı Projesi 3. Yılında Değerlendirme Paneli. 13 Aralık 2007, Erzurum.
Tan, M., Y. Serin, 1998. Doğu Anadolu Bölgesinde kaba yem üretimi, ihtiyacı ve yembitkileri tarımının geliştirilmesi.
Doğu Anadolu Tarım Kongresi, 14-18 Eylül 1998, Erzurum, Cilt: I, s: 407-418.
Taş, N., 1996. Erzurum Ekolojik Şartlarında Fosforla Gübrelemenin Bazı Fiğ Türlerinin Verim ve Verim Unsurlarına
Etkileri Üzerine Bir Araştırma. Y. Lisans Tezi, Atatürk Üniv. Fen Bil. Enst., Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Erzurum.
Temel, S. ve M. Tan, 2002. Erzurum şartlarında adi fiğ (Vicia sativa L.)’in ekim ve hasat zamanlarının belirlenmesi
üzerine bir araştırma. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Der., 33 (4): 363-368.
Tosun, F., Ş. Akten, Y. Serin, M. Altın, A. Akkaya ve N. Çelik, 1987. Erzurum kıraç şartlarında bazı ekim nöbeti
sistemlerinin buğday verimine etkileri üzerinde bir araştırma. Türkiye Tahıl Sempozyumu, Tar. ve Orm. Araşt.
Grubu, 6-9 Ekim 1987, Bursa.
43
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
İlimizdeki Çayır ve Meralar
Prof. Dr. Binali ÇOMAKLI
Yrd. Doç. Dr. Mahmut DAŞCI
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Ülkemizde 1940’lı yıllarda 46 milyon hektar olan çayır-mera arazileri çeşitli faktörlerin etkisiyle 1950’li
yıllarda 37 milyon hektara ve günümüzde 21.7 milyon hektara düşmüştür (Anon., 1978). Hatta kadastro
çalışmaları sırasında gerçek mera arazisi olup ta hazine arazisi olarak kayda geçen arazilerde dikkate alındığında
bazı kaynaklarda bu alan 13 milyon hektar olarak ifade edilmiştir (Erkun, 1999; Anon., 2000). Bu nedenle mera
kanununun amaçlarından biri olarak bir an önce meraların tespit ve tahdit işlemlerinin yapılması gerekmektedir.
Aksi takdirde ülkemizde yanlış arazi kullanımı ve tahribatından dolayı gerçek mera arazilerinin amaç dışı kullanımı
söz konusu olacaktır. Halbuki mera kanunu 1998 yılında çıkmasına rağmen tespit ve tahdit uygulamaları çok yavaş
seyretmektedir. Nitekim ülkemiz genelinde mera tespit çalışmaları yapılan toplam köy veya belediye sayısı 20.560,
toplam mera alanı 6 milyon hektar civarında iken tahdit çalışması tamamlanmış köy veya belediye sayısı 9.400,
tahdit çalışmaları yapılmış toplam mera alanı ise 2.8 milyon hektar civarındadır. Mera ıslah projeleri de ülkemizin
değişik bölgelerinde yürütülmekte olup yaklaşık 550 ıslah projesi 2.3 milyon hektar mera alanında yürütülmüştür
(Özbay, 2007). Yaklaşık 1000 civarında köyü bulunan Erzurum’da mera ıslah çalışmaları hali hazırda 10 köyde
yapılmıştır (Çamlıca, 2012). Yeni teknikler kullanılarak ve kadastro çalışmalarına hız verilerek bu işlemlerin bir an
önce tamamlanması ülkemiz ve bölgemiz açısından son derece önemlidir.
Resim 2. Islah Çalışmaları kapsamında meralarda
gübreleme uygulaması
Resim 1.Mera Islah çalışmaları kapsamında mera
mibzeri ile suni mera tesisi
44
BİTKİSEL ÜRETİM
Resim 3. Islah Çalışması yapılmış bir mera alanı
Çayır meralarda alan yönünden önemli kayıpların yanında çeşitli faktörlerin etkisiyle vejetasyonlarında
da önemli bozulmalar meydana gelmiştir. Nitekim ülkemiz meralarının %70’inde bitki örtüsünün zayıflamış
olduğu ve bu zayıf örtünün toprağı yerinde tutamayacak duruma geldiği belirtilmektedir (Erkun, 1999). Mera
vejetasyonlarında bu bozulmada ülkemiz meralarının büyük çoğunluğunun kurak ve yarı kurak yağış kuşağında yer
almasının önemli bir etkisi vardır. Bunun yanında amenajman ilkelerine uygun olmayan kullanım söz konusudur.
Dolayısıyla bir taraftan otlatmayı kontrol altına alarak uygun kullanımı sağlamak, diğer taraftan bu vejetasyonları
uygun metotlarla ıslah etmek gerekmektedir (Çomaklı ve Menteşe, 1999).
Resim 4. Islah edilerek taşıma kapasitesine uygun sayıda hayvanla
münavebeli otlatma yapılan bir mera alanı
2. Çayır ve Meraların Önemi
Çayır mera vejetasyonları gerek tarımsal yapı içerisinde ve gerekse ekolojik denge açısından büyük önem
arz etmektedir (Büyükburç, 1999). Bu hususu maddeler halinde kısaca aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
1- Ekolojik sistemde bitki temel faktör olup bitkisiz insan ve hayvan yaşamı düşünülemez.
2- Çayır meralar hayvanlar için en önemli yem kaynağıdır.
3- Toprak ve su muhafazasında önemlidir.
4- Su kaynaklarının oluşumu, gelişimi ve kalitesini etkilerler.
5- Marjinal alanları en ekonomik bir şekilde değerlendiren bitki örtüleri çayır meralardır.
45
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
6- Çayır mera bitki örtüleri fazla miktarda CO2 kullanarak sera gazı etkisini azaltmaktadır.
7- Kırsal kesimde yakacak ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olur.
8- Biyolojik çeşitlilik ve gen merkezi konumundadırlar.
9- Hayvan beslemede ekonomik bir yem kaynağıdır.
2.1 Ülkemiz Hayvan Varlığı ve Kaba Yem Üretimi
Ülkemizde toplam alana oranlandığı zaman en geniş çayır mera alanı Doğu Anadolu Bölgesinde yer almakta
olup toplam çayır mera alanlarının % 40.1’i, çayır alanlarının ise % 47.2’si bölgemizde bulunmaktadır. (Anon.,
1978).
Ülkemiz büyükbaş hayvan birimi olarak hayvan varlığının yaklaşık 1/4’ü bölgemizde yer almakta ve bu
hayvanların neredeyse tamamı meralarda otlatılmaktadır. Hâlbuki ülke genelinde toplam hayvan varlığının ancak
%80’inin meralarda otlatıldığı hesaplanmıştır. Yine bölgemiz 1 BBHB’ne düşen mera alanı (1.32 ha) bakımından
ikinci sırada yer almakta ve hayvanların yem ihtiyacını karşılama süresi bakımından 106 gün ile ilk sırada yer
almaktadır. Bu durum bölge hayvancılığı açısından meraların önemini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesinde otlatma sezonu 150 gün (Bakır, 1987) olarak kabul edildiğinde, 1 BBHB’ne ayrılması
gereken alan 17.7 da olarak önerildiği (Koç ve Gökkuş, 1998) göz önünde bulundurulduğunda bölgemizde de
diğer bölgeler kadar olmasa da ağır otlatmanın olduğu görülmektedir.
Ülkemizde çayır mera alanlarında yaklaşık 12-13 milyon ton kuru ot üretimi gerçekleştirildiği ifade
edilmektedir (Gökkuş, 1994; Özbay, 2007). Bu üretim içerisinde 510.762 ton sindirilebilir protein (SP) ve
7.499.843 ton toplam sindirilebilir besin maddesi (TSBM) bulunmaktadır. Böylece ülkemizin toplam kaba yem
üretiminin %28.6’sı, SP üretiminin %56.8’i ve TSBM’nin %33.4’ü çayır meralardan sağlanmaktadır. Başta
saman olmak üzere bitki artıklarının kaba yem olarak kabul edilmemesi durumunda ülkemiz kaba yem üretiminin
%86.2’si, SP’nin %69.6’sı ve TSBM’nin %87’si çayır meralardan sağlanmaktadır (Gökkuş, 1994). Bu veriler çayır
meraların ülke hayvancılığı bakımından önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
2.2 Mera Erozyon İlişkisi
Mera alanlarındaki tahribatın sonucu olarak hem hayvansal üretimde düşüş görülmekte hem de erozyon problemi
ortaya çıkmaktadır. Bu tahribatta a) mera alanlarının tarla arazisine dönüştürülmesi b) fiyat politikalarının tarla ve
endüstri ürünlerinin lehine geliştirilmesi c) son yıllarda hayvansal ürünlere yeterli teşvik yapılmayıp et ve süt gibi
hayvansal ürünlerin ithalatının yapılması gibi birçok faktör etkili olmuştur. Dolayısıyla meraların öneminin gereği
gibi kavranamamasının sonucu gerek tarım arazilerinde gerekse yerleşim yerlerinde önemli tahribatlara yol açan,
can ve mal kaybını ortaya çıkaran sel baskınlarında artış görülmektedir.
İyi bir mera vejetasyonu;
a) Toprağı yerinde tutar
b) Toprağın yerinde muhafazası bitkisel üretimi artırarak ekonomik hayvancılığın yapılabilmesine imkan
sağlar.
c) Mera alanlarının daha aşağısında bulunan araziler ve tesisler tahrip olmaktan kurtulmuş olur.
Mutlak çayır mera arazilerinin vasfını değiştirmek yukarıda bahsedilen problemleri beraberinde getirmektedir.
Nitekim bilimsel değerlendirmelere göre bu alanlardan hayvan otlatma veya ot üretimi yaparak faydalanma teknik
bir zorunluluktur. Konuyla ilgili bir Fransız bilim adamı “Çayır meraların dengesini bozmak o alana atom bombası
kadar zarar verir” ifadesini kullanmıştır (Erkun, 1999).
46
BİTKİSEL ÜRETİM
Resim 5. Aşırı ve zamansız otlatmanın etkisiyle bitki örtüsü tahrip olmuş bir mera alanı
Ülkemiz mera alanlarının tahribatında hukuki boşlukların önemi büyüktür. Tarihi kayıtlara göre Anadolu’da
MÖ 1350-1390 yıllarında yaşayan Hititler’in mera ve otlak alanlarının kullanımı ile ilgili otlatma kanunu yaptıkları
belirtilmektedir. Ülkemizde Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve Cumhuriyet döneminde meralarla ilgili kanuni
düzenlemeler yapılmış ise de ihtiyaca tam anlamıyla cevap verememiştir. Meralarla ilk kapsamlı kanun teklifi 1958
yılında verilmiş fakat kanun çıkarılamamıştır. Bu tarihten 40 yıl sonra 25 Şubat 1998 tarihinde TBMM’de oylamaya
katılan tüm milletvekillerinin kabul oyuyla Mera Kanunu yasalaşmış ve 28 Şubat 1998 tarih ve 23272 sayılı resmi
gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4342 sayılı mera kanunu ile doğal yem alanlarının geliştirilmesi, korunması
ve sınırlarının muhafaza altına alınması amaçlanmıştır. Bu gelişme meralarımız açısından hukuksal boyutta çok
önemlidir. Ancak kanunun uygulanmasında beklenilen performans gösterilememektedir. Kanun gereği olarak bir
an önce meralarımızın tespit ve tahdit işlemleri tamamlanmalı ve bu alanların ıslah çalışmaları hızlandırılmalıdır.
3. Bölgemiz ve Erzurum İlinin Ekolojik ve Tarımsal Yapısı
Doğu Anadolu Bölgesi ve dolayısıyla Erzurum ili ekolojik şartları ve topoğrafik yapısı itibariyle tarımı
hayvancılığa dayalıdır. Ekolojik şartlar bir çok tarımsal ürünün yetişmesine imkan tanımamasından dolayı (Andiç,
1977) bölgede yapılacak tarımsal faaliyetlerin hayvancılığı destekler nitelikte olması gerekmektedir.
Doğu Anadolu Bölgesi 163 bin km2 alana sahip olup bu alan ülke yüzölçümünün yaklaşık %21’ine tekabül
etmektedir. Topoğrafik yapısı dağlık ve engebeli olan bölgemizin ortalama rakımı 2000 m iken Erzurum il
merkezinin ortalama rakımı 1850 m dir. Bölgemiz ve ilimizde kışları uzun ve karlı, yazları kurak geçen karasal
iklim hüküm sürmektedir.
Doğu Anadolu Bölgesinde toplam 10.568.677 ha tarım arazisinin % 74.49’una karşılık gelen 7.872.564
ha’ı çayır meralardan oluşmaktadır. Bu durum bölgemiz açısından mera alanlarının ne denli önemli olduğunu
göstermektedir. Erzurum ili bölge illeri içerisinde en geniş çayır mera alanına sahip olup 1.680.631 ha çayır mera
alanı bölge toplam çayır mera alanının yaklaşık % 21’lik kısmını oluşturmaktadır (Anon., 1997; 2000).
Doğu Anadolu Bölgesi genelinde ve Erzurum ilinde hayvan besleme bakımından önemli olan kaba yem
kaynakları ve üretilen kaba yemlerin ihtiyacı karşılama oranlarını incelediğimizde bölgemizde mevcut 13.212.283
baş (Küçükbaş + büyükbaş) hayvanın 12.306.356 ton kaba yeme ihtiyacı olduğu, bu ihtiyacın ancak %60.7’si
karşılandığı hesaplanmaktadır. Dolayısıyla hayvan beslemede yaklaşık %40 oranında bir kaba yem açığı söz
konusudur. Erzurum ilinde bölge ortalamasına yakın bir değerde yem açığı söz konusu iken en fazla açık Muş ilinde
(%75.9), en az açık ise Bitlis ilinde (%16.4) mevcuttur. Bölgemizde üretilen toplam kaliteli kaba yemin yaklaşık
%80’i çayır meralardan sağlanmaktadır. Kaliteli kaba yem ihtiyacının karşılanmasında neredeyse tek kaynak
konumundaki çayır meralar üzerindeki baskıyı azaltmak için yem bitkileri gibi kaliteli kaba yem kaynaklarının
geliştirilmesi, mevcut durumda %7’lik ekim alanlarının planlı bir şekilde %50’lere çıkarılması gerekmektedir (Tan
ve Serin, 1998).
47
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
4. Çayır Meraların Kullanım ve Islahı ile İlgili Öneriler
Meraların ürettiği yem ile merada otlayan hayvan sayısı arasında denge kurulmalıdır. Genellikle üretilen
yemin yarısının otlatılması şeklinde mera kapasitesi belirlenmelidir. Bu esasa göre bölgemizde 1 BBHB’ne (250
kg lık yerli sığır) 1.7 ha’lık mera alanı hesaplanmalıdır (Koç ve Gökkuş, 1998).
-Üretilen yemin en elverişli mevsimde otlatılması esastır. Türler otlatma olgunluğuna geldiğinde otlatmaya
başlanmalıdır. Bu dönem Erzurum ilinde mayıs ayının ikinci yarısına denk gelmektedir. Bu konuda indikatör
bitkilerden de faydalanılmalıdır. Örneğin Erzurum’da kara kavakların (Populus nigra) ilk yapraklandığı dönem
otlatmaya başlama zamanı olarak alınabilir (Koç, 1991). İki otlatma arasında yeterli dinlendirme yapılmalı ve
otlatmaya son verme tarihine dikkat edilmelidir. Sonbaharda ilk donlardan önce otlatmaya son verilmelidir. Bu
dönem Erzurum ili için Ekim ayının ikinci yarısına denk gelmektedir.
Resim 6. İlkbaharda erken otlatılan bir mera alanı
-Hayvanların mera üzerinde sevk ve idaresini uygun bir şekilde temin ederek üniform otlatma sağlanmalıdır
(Andiç ve Çomaklı, 1999).
-Meranın ürettiği yemin tipine uygun hayvanla otlatılması gerekmektedir. Örneğin taban mera veya
buğdaygillerin çoğunlukta olduğu meralarda sığırların, engebeli alanlarda ve geniş yapraklı vejetasyonlarda
koyunların ve çalılık vejetasyonlarda ise keçilerin otlatılması önerilebilir (Ekiz, 1999).
-Meralarda otlatma baskısını azaltmak için özellikle büyük yerleşim merkezlerinin yakınlarında ahır
hayvancılığı teşvik edilmeli ve tarla arazileri içerisinde rotasyon meraları oluşturulmalıdır (Serin ve ark., 1997 ve
1998). Bu durum özellikle kültür ırkı hayvan yetiştiriciliğinde büyük öneme sahiptir.
-Meralar üzerindeki otlatma baskısını azaltmak, özellikle erken otlatmayı önlemek için köylünün yeterli
kaba yem stoklarının bulunması gerekmektedir. Bu amaçla da yem bitkileri üretiminin artırılması gerekir.
-Tespit ve tahdit işlemlerinin yapıldığı köylerde gerekli vejetasyon etütleri yapılarak mera amenajman ve
ıslah haritaları oluşturulmalıdır.
-Bölgesel bazda Çayır Mera ve Zootekni Araştırma Enstitülerinin kurulması veya mevcut araştırma
enstitülerinde bu birimlerin güçlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü mera ıslahı ve amenajmanının vazgeçilmez
şartlarından biri de bu konuda yeterli sayıda yetişmiş elemanın bulunmasıdır. Bu enstitülerde hangi merada hangi
ıslah metodunun uygulanacağına karar verme için ön araştırmalar yapılmalı, daha sonra uygulamaya geçilmelidir.
-Mera ıslahı ve amenajmanı konusunda bu alanları kullanan köylüyle işbirliği halinde çalışmak ve konunun
önemini onlara anlatmak gerekmektedir.
48
BİTKİSEL ÜRETİM
Resim 7. Köylülerle işbirliği yapılarak mera ıslah çalışmalarında başarı oranı artmaktadır.
- Otlatmada, otlatma olgunluğuna daha erken gelen düşük rakımlı yerlerden başlanılmalı ve yüksek rakımlara
doğru devam edilmelidir.
- Mera ıslahında gübreleme ile olumlu sonuçlar alınmıştır. Vejetasyondaki baklagil türü bitkilerin oranı
dikkate alınarak 5-10 kg N/da azot ve 4-8 kg P2O5/da’lık fosforlu gübreleme önerilebilir (Altın, 1975; Koç ve ark.,
1994).
- Sürülüp terk edilen alanlar başta olmak üzere toprak yapısı ve topoğrafik yapının uygun olduğu yerlerde
bölgeye uygun türlerle karışım halinde suni mera tesisi kurulmalıdır (Tosun ve Altın, 1977).
- Çayırlarda taban suyu seviyesi ve sulama uygulamalarında çiftçi eğitimine yer verilmelidir.
- Çayırlarda ilkbahar otlatması ortalama %30 oranında verim düşüşüne yol açmaktadır (Gökkuş, 1989).
Bu durum bölgemizde bir gelenek haline gelmiştir (Çomaklı ve Menteşe, 1998). Bu konuda çiftçi eğitimine
gidilmelidir.
Resim 8. Çayırlarda erken ilkbahar otlatması
49
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
-Çayırların gübrelenmesinde bitki kompozisyonuna dikkat edilmelidir. Vejetasyondaki baklagil türü
bitkilerin oranı dikkate alınarak 10-15 kg N/da azot ve 5-10 kg P2O5/da fosforlu gübreleme önerilebilir (Çomaklı,
1991a).
-Çayır vejetasyonlarındaki yabancı ot oranını azaltıcı tedbirler alınmalıdır.
-Bölgemizde çayırlarda hasadın geç yapıldığı bilinmektedir. Hasat uygun zamanda yapılmalıdır (Ta ve Faris,
1987; Çomaklı, 1991b; Çomaklı ve ark., 1998).
-Hasatta ve ot muhafazasında mekanizasyona gidilmelidir. Özellikle çayır biçme makinası ve balya
makinalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Yukarıda bahsedilen ıslah ve amenajman çalışmalarıyla çayırlarda verimi 2-3 kat, meralarda ise 1 kat
artırmak mümkün olabilmektedir. Bu tedbirlerin alınmaması durumunda ise bölgemizde ekonomik bir hayvancılık
yapılması mümkün görülmemektedir. Ayrıca erozyon probleminin önemli boyutlara ulaştığı günümüzde; erozyon
alanlarının önemli bir kısmını oluşturan meralardaki bozulma önlenmeli ve erozyon kontrol altına alınmalıdır.
Sonuç olarak ekonomisi hayvancılığa, hayvancılığı da büyük ölçüde çayır meralara dayalı olan bölgemizde
çayır meraların, yem bitkilerinin ve hayvancılığın problemlerini bir bütün olarak ele alıp bu duruma göre uygun
politikalar geliştirilmelidir.
Kaynaklar
Altın, M., 1975. Erzurum Şartlarında Azot, Fosfor ve Potasyumlu Gübrelerin Tabii Çayır ve Meranın Ot Verimine,
Otun Ham Protein ve Ham Kül Oranına ve Bitki Kompozisyonuna Etkileri Üzerinde Bir Araştırma. Atatürk
Üniversitesi Basımevi, Araştırma Serisi No:95, Erzurum.
Andiç, C., 1977. Erzurum Yöresi Çayır ve Mera Vejetasyonlarının Ekolojik ve Fitososyolojik Yönden İncelenmesi
Üzerine Bir Araştırma (Basılmamış Doçentlik Tezi), Erzurum.
Andiç, C., B. Çomaklı, 1999. Otlatmayı Düzenleyici Yapı ve Tesisler. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yay.,
Ankara, s. 273-283.
Anonim, 1978. Türkiye Arazi Varlığı-kullanma-Sorunlar. Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı, Topraksu Genel
Müdürlüğü, Ankara.
Anonim, 1997. Tarımsal Yapı. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara.
Anonim, 2000. Doğu Anadolu Bölgesi tarım İl Müdürlükleri Yıllık Raporları.
Bakır, Ö., 1987. Çayır Mera Amenajmanı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yay. No:992, Ders Kitapları No:
292, Ankara.
Büyükburç, U., 1999. Mera ve Çayırların Önemi ve Özellikleri. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yay., Ankara,
s. 137-147.
Çamlıca, M., 2012. Erzurum ilinde uygulanan mera ıslah çalışmaları ve elde edilen sonuçlar (Mezuniyet Çalışması).
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, Erzurum
Çomaklı, B., 1991a. Çayır Amenajmanı (İdaresi). Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Çayır Mera Yembitkileri
ve Hayvancılığı Geliştirme Projesi Eğitim Semineri. 20-22 Şubat 1991. S. 53-75. Erzurum.
Çomaklı, B., 1991b. Çayır Islahı ve Yeniden çayır Tesisi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Çayır Mera
Yembitkileri ve Hayvancılığı Geliştirme Projesi Eğitim Semineri. 20-22 Şubat 1991. S.76-103.
Çomaklı, B., A. Koç, Y. Serin, A. Gökkuş, M. Tan, 1998. Hay Yield and Quality of Red Clover-Smooth Bromegrass
Mixture in Relation to N Application and Cutting Stage”, Proc. 2nd Balkan Symp. on Field Crops, Novi Sad, Vol.
50
BİTKİSEL ÜRETİM
2, 481-484, Yugoslavia.
Çomaklı, B. ve Ö. Menteşe, 1998. “Erzurum Çayırlarının Problemleri Konusunda Yapılan Bir Araştırma”, Doğu
Anadolu Tarım Kongresi, Cilt 1, 429-440, Erzurum.
Çomaklı, B. ve Ö. Menteşe, 1999. “Mer’a Islahını Gerektiren Nedenler”, T.C. Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve
Erozyon Kontrol Genel Müdürlüğü, Mer’a Islahı Eğitim - Uygulama Semineri, Erzurum, s. 1-9.
Ekiz, H., 1999. Mera Amenajmanı Teknikleri. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yay., Ankara, s. 173-181.
Erkun, V., 1999. Çayır Meraların Önemi ve Tarihi Gelişimi. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yay., Ankara, s.131137.
Gökkuş, A., 1989. Gübreleme, Sulama ve Otlatma Uygulamalarının Erzurum Ovasındaki Çayırların Kuru Ot ve
Ham Protein Verimlerine Etkileri. Doğa Türk tarım ve Ormancılık Dergisi, 13(3b):1002-1020.
Gökkuş, A., 1994. Türkiyenin kaba Yem Üretiminde Çayır Mera ve Yem bitkilerinin yeri ve önemi. Atatürk
Üniversitesi Ziraat Fak. Derg., 25(2):250-262.
Koç, A., 1991. Güzelyurt köyü (Erzurum) meralarında otlatmaya başlama ve son verme zamanlarının belirlenmesi
ile toprak üstü bioması ve otun kimyasal kompozisyonunun yıl içerisindeki değişimi üzerine bir araştırma (Yüksek
lisans Tezi). Atatürk Üniversitesi Fen Bil. Enst. Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Erzurum.
Koç, A., A. Gökkuş, 1998. Doğu Anadolu’da yapılan Çayır ve Mera çalışmalarının Pratiğe Aktarılması. Doğu
Anadolu Tarım Kongresi 14-18 Eylül, s. 419-429, Erzurum
Koç, A., B. Çomaklı, A. Gökkuş ve L. Tahtacıoğlu, 1994. “Azot ve Fosforlu Gübreleme ile Korumanın Güzelyurt
Köyü (Erzurum) Mer’asının Bitki Örtüsüne Etkileri”, Tarla Bitkileri Kongresi, Cilt III, 78-83, İzmir.
Özbay, O., 2007. Mera kanununda gelinen durum ve hedefler. Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi 25-27 Haziran
2007 Erzurum. s.22-33.
Serin, Y.,A. Gökkuş, M. Tan, A. Koç ve B.Çomaklı, 1998. “Sun’i Çayır Tesisinde Kullanılabilecek Uygun
Yembitkileri ve Karışımlarının Belirlenmesi”, Türk Tar. ve Orm. Derg., 22, 13-20.
Serin, Y., A. Gökkuş, M. Tan, B. Çomaklı, ve A. Koç, 1997. “Otlakiye Amacıyla Kullanılabilecek Baklagil ve
Buğdaygil Yembitkileri ile Bunların Karışımlarının Belirlenmesi”, Tarla Bitk. Merk. Araş. Enst. Derg., 6, 15-26.
Ta, T.C., M.A. Faris, 1987. Effect of Alfalfa Proportion and Clipping Frequencies on Timoty-Alfalfa Mixtures I.
Competition and Yield Advantages. Agron. J., 79:817-820.
Tan, M., Y. Serin, 1998. Doğu Anadolu Bölgesinde kaba Yem Üretimi, İhtiyacı ve Yem Bitkileri Tarımının
Geliştirilmesi. Doğu Anadolu Tarım Kongresi 14-18 Eylül, s. 407-419, Erzurum.
Tosun, F., M. Altın, 1977. Erzurum Ekolojik şartlarında Azot, Fosfor ve Potasyumlu Gübrelerin Korunga +
Buğdaygiller karışımı yapay meraların ot verimi ve botanik kompozisyonuna etkileri üzerine bir araştırma. Atatürk
Üniversitesi Ziraat Fak. Derg., 7:67-80.
51
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum Meyveciliğinin Mevcut Durumu ve Geliştirilmesi
Doç. Dr. Rafet ASLANTAŞ
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü- Erzurum
1. Erzurum’un Meyveciliği
Doğu Anadolu bölgesinin en sert karasal iklimi ile Kara Denizin bölgesinin deniz iklimi arasında çok değişik
iklim karakterinde, oldukça geniş sayılabilen coğrafik alana sahip olan Erzurum ili genel olarak iklim ve toprak
şartları bakımından çeşitlilik arz etmektedir. Bu özellikler de bitki çeşitliliğine değişik oranda fırsatlar sunmaktadır.
Tarım arazisi kullanımı açısından Erzurum’un istatistiki verileri ülkemizin verileri ile karşılaştırıldığında, genelde
bahçe bitkilerine özelde ise meyve alanlarına ayrılan alan oldukça sembolik bir durum arz etmektedir. Ülkemiz
tarım arazilerinin varlığı (26.946.000 ha) dikkate alındığında yaklaşık %9.2’si meyve üretim alanına tahsis edilmiş
durumdadır. Bu oran Erzurum için ancak %0.3 seviyesindedir (Güleryüz ve ark., 1998; Aslantaş, 2009).
Tarıma uygun arazilerin meyveciliğe tahsis edilen alanı il genelinde oldukça düşük olmasına rağmen, söz
konusu alan Erzurum’un sınırlı yörelerinde yoğunlaşmıştır. Çok geniş coğrafyaya sahip olan Erzurum’da meyve
üretim alanlarının oranı çok düşük olarak algılansa da, miktar olarak önemi ve özelliği gözardı edilemez. Çünkü
bazı yörelerin temel uğraşı ve çiftçilerin en önemli geçim kaynaklarından birisidir. Güleryüz ve ark., (1998)
tarafından Erzurum iline bağlı ilçelerin meyve üretim durumunu dikkate alarak bir gruplandırma yapılmıştır. Üç
grupta yapılan değerlendirmede;
- Meyve üretiminde pay sahibi olan ilçeler: İspir, Pazaryolu, Oltu, Olur, Tortum ve Uzundere,
- Meyve üretiminde çok az pay sahibi olan ilçeler: Narman, Şenkaya, Hınıs, Horasan ve Aşkale,
- Meyve üretiminde pay sahibi olmayan ilçeler: Aziziye, Yakutiye, Palandöken, Çat, Karaçoban, Karayazı,
Köprüköy, Pasinler ve Tekman’dır.
Ülkemiz ölçeğinde Erzurum meyveciliği önemli bir yer işgal etmese de, il merkezinin kuzeyinde yer alan ve
Çoruh Vadisi’nin devamı niteliğindeki yerlerde bulunan ilçeler ve bağlı yerleşim yerleri mikroklima niteliğindedir
ve meyvecilik için önemlidir. Buralar meyvecilik açısından varlığının ötesinde önemli potansiyele de sahiptir.
Mevcut haliyle Uluslararası kriterlere göre bahçe bitkileri yöresidir (Aslantaş, 2009). Arazi yapısı ve coğrafik
konumu itibariyle meyve yetiştiriciliği için uygun araziler yerleşim yerleri civarı, vadi tabanları ve yamaç arazilerde
yoğunlaşmıştır.
Meyvecilik kültürü oldukça eskilere dayanan yörede, arazi boyutları küçük ve geometrik şekilleri oldukça
farklıdır. Meyilli arazilerde toprak-su koruma tedbirleri kapsamında oluşturulan seki teraslar, alan kullanım
etkinliğini de artırmaktadır (Şekil 1). Yörede genel anlamda asırlık meyve ağaçlarının varlığı ve uzun yıllara dayanan
kültür etkileşiminden dolayı, birçok yerleşim yerinin ismini meyvelerden almış olması göz ardı edilmeyecek bir
gerçektir. Örneğin; Cevizli, Cevizlidere, Kirazlı, Vişneli, Elmalı, Elmadüzü, Erikli, Dutlu, Bademli, Üzümbağı ve
Ayvalı gibi isimlere sahip yerleşim yerleri mevcuttur. Meyve isimli yerleşim yerleri ve yakın çevresi söz konusu
türün en ekonomik olarak yetiştirildiği yörelerdir (Güleryüz ve ark., 1998; Aslantaş ve Olgun 1999; Aslantaş ve
Güleryüz 2007; Aslantaş, 2009).
52
BİTKİSEL ÜRETİM
Kültür tarihi eski olmasına rağmen, Erzurum’un kuzeyinde yer alan ilçelerdeki meyveciliğin arzulanan
seviyede olmadığı da bir gerçektir. Genel anlamda piyasa tercihlerine riayet edilmeden, geleneksel usullerle,
yıllık bakım işleri kısmen veya tamamen ihmal edilerek, doğal yapıdan istifade edilerek karışık kültürde meyve
yetiştiriciliği yapılmaktadır (Şekil 2). Verimsizlik ise kaderci bir yaklaşımla kolay kabullenilmektedir (Aslantaş,
2009).
İklim ve toprak faktörlerinin uygun olmasından dolayı kışın yaprağını döken meyve türlerinin tamamı
yörede yetiştirilebilmektedir. Dar alanlarda daha karlı meyvecilik yapmak için mevcut bahçelerde verimin
artırılması ve ürün kalitesinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların planlanması gerekirken, yeni tesis edilecek
meyve bahçelerinde ise modern meyve yetiştiriciliğinin temel ilkelerine riayet edilmelidir.
Günümüzde ekonomik olarak üretimi yapılan yumuşak çekirdekli (elma, armut, ayva, muşmula), sert
çekirdekli (kayısı, erik, kiraz, vişne, şeftali, kızılcık), sert kabuklu (ceviz, badem) ve üzümsü meyvelerin (üzüm,
dut, çilek, ahududu ve böğürtlen) tamamının yetiştiriciliğinin yöre kültürünün bir parçası olduğu rahatlıkla ifade
edilebilir. Ayrıca doğadan yabanileri toplanarak tüketilen bazı meyve türleri (kuşburnu, alıç, ahlat, çakal eriği,
yabani trabzon hurması, yabani iğde, kızamık vb.) de vardır (Aslantas ve ark., 2007). Günümüze kadar standart
usullere göre meyve üretim deseninin oluşturulmaması verimlilik açısından olumsuzluk olarak ifade edilse de,
genetik kaynak çeşitliliği açısından bunlar hazine değerindedir. Çünkü ekolojik şartlara ve damak zevkine göre
özellikle tohumla üretim metoduyla oluşturulan populasyonlar önemli ıslah materyalleridir. Bu itibarla, yörenin bu
biyo-stratejik varlığının tahribatının engellenmesi ve yerinde korunmasına ihtiyaç vardır (Aslantaş 2012).
Tarafımızdan Erzurum’un kuzey ilçelerinde yetiştirilen meyve türlerinin standart olmama oranları yapılan
bir araştırmada belirlenmiş ve Tablo 1’de sunulmuştur. Tablo 1’de görülebileceği üzere, yörenin en ekonomik
ürünlerinden olan ceviz, dut, kızılcık, muşmula ve badem hiç standart değil, diğer türlerin ise standart olma oranı
düşüktür (standart meyve üretiminin yolu, standart anaç kullanıp aşı ile üretimle mümkündür). Yöre kültürünün
bir parçası olarak meyveler değişik şekillerde işlenip saklanabilmektedir. Kuru, kurutulmuş ve kabuklu meyvelerin
organik kapsamda yöreden ticareti konusunda yurt dışında akrediteli labaratuvarda tarafımızdan yaptırılan
analizlerin sonuçlarını yansıtan rapor “%100 doğal, fakat standart değil” şeklindedir. Yetiştiricilikte, üretilen
üründe, işleme, ambalajlama ve pazarlamada standardizasyonun sağlanması hiç şüphesiz zor ve zahmetlidir.
Ancak başarıldığı taktirde hiç şüphesiz karlı marka değerler kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü, küreselleşen
dünyada lokal değerler ön plana çıkmaktadır.
Tablo 1. Erzurum’da Meyve Veren Ağaç Sayısı ve Çeşit İsmi Bilinmeyenlerin Oranı
Meyve Adı
Meyve Veren Ağaç
(Adet)
Çeşit İsmi
Bilinmeyenlerin
Oranı (%)
Elma
139.325
63
Armut
51.684
82
Ayva
20.657
76
4.430
100
Erik
30.691
89
Kayısı+Zerdali
30.730
87
Şeftali
13.738
52
Kiraz
16.278
48
Vişne
40.442
77
Kızılcık
37.255
100
Ceviz
38.299
100
877
100
35.351
100
Muşmula
Badem
Dut
Çilek
(1 hektar)
Kaynak: (Güleryüz ve ark., 1998; Aslantaş ve Güleryüz 2007).
53
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
2. Erzurum Meyveciliğinin Problemleri
Esas itibariyle Erzurum meyveciliğindeki mevcut durumu/problemleri Çoruh Vadisi’nden ve ülkemizin pek
çok geçit bölgelerindekinden ayrı düşünemeyiz. Bu yörelerde çözüm bekleyen pek çok problem mevcuttur. Bu
problemleri üç temel grupta toplamak mümkündür (Güleryüz ve ark., 1998; Aslantaş, 2009). Bunlar;
1. Çoğaltma ve yetiştiricilikle ilgili problemler,
2. Hasat ve hasat sonrası problemler,
3. Sosyo–ekonomik problemlerdir.
2.1 Çoğaltma ve Yetiştiricilikle İlgili Problemler
Yörede bulunan bahçelerin tamamı karışık ve yoğun kolleksiyon bahçesi niteliğindedir. Karışık bahçelerde
meyveli ağaçların arasında, meyvesiz ağaçlar da bulunmaktadır (Şekil 2). Bu karışıklığın sebebi, yörede yetişebilen
her türden yetiştirme arzusu ile şuur altında herhangi bir türe ait risk durumunda diğerlerinin meyvesinden istifade
edebilme duygusudur. Bir bakıma bu duygu, bir türün verimini diğer türlerle sigortalama anlamına gelmektedir.
Yetiştiricilerin tercihi olmakla beraber karışık kültür, verimsizliğin ve kalite düşüklüğünün de temel sebebidir. Bir
birinden farklı yaşta ve değişik yıllık bakım isteklerine sahip olan türlerin özel istekleri yetiştiriciler tarafından pek
dikkate alınmamaktadır.
Meyve fidanları dikilirken bitkinin ekonomik ömrü içerisinde oluşturacağı boyutlar dikkate alınmamakta,
boş görülen her yere meyveli ve meyvesiz türler dikilmektedir. Bitkilerin allolapatik ilişkisi (bitkilerin birbirine
fitotoksik zararı, birbiriyle rekabeti veya uyumu) ve gölgeleme durumu dikkate alınmamaktadır. Allolapatik
ilişkide, ceviz gibi bazı türlerin bitki öz suyu diğer bitkiler için farklı seviyelerde fitotoksik (zehirleyici) özellik
arz edebilir. Güneş görmeyen/az gören ağaç ve dallarda çiçek tomurcuğu oluşumu ya çok az, ya da hiç yoktur.
Gölgelenme şiddetine göre ağaç ve dallarda kurumalar da kaçınılmazdır.
Sertifikalı ve standart fidan temininde de gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Erzurum için fidan, dikim
zamanı olan ilkbahar mevsiminde temin edilmeye çalışılmaktadır. Oysa ülkemizde meyve fidanı ticareti sonbaharkış mevsiminde yapılmaktadır. Yöreler için benzer ekolojilerden alınan fidanlar dikilecek yerin şartlarına göre
muhafaza edilmelidir. Bu duruma riayet edilmediği için diğer yörelerin ıskarta meyve fidanları büyük ümit, emek
ve maliyetle alınıp dikilmekte, yüksek oranlarda fidan kurumaları ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Döllenme biyolojisi açısından olmazsa olmaz dölleyici çeşitlere yer verilmemektedir. Çiçekli bitkilerde
meyve tutumu için tozlanmanın gerekliliği ve tozlanmaya uygun dikim sistemi ile tozlayıcı çeşit yoğunluğu
önemsenmemektedir.
Kırılan ve kuruyan ağaç/dalın dışında ağaçlarda kesim yapılmamaktadır, budamanın temel prensipleri bile
tam olarak kavranılmamıştır. Yöre çiftçisi bitki fizyolojisi açısından çok önemli olan budama konusunda, yeterli
bilgiye de sahip değildir (Şekil 1, 2, 3).
Dünya Sağlık Örgütü tarafından temiz çevre olarak ilan edilen yörede, hastalık ve zararlı kontrolü bilinçli
olarak yapılmamaktadır. Hasat mevsiminden sonra bahçeler terk edilmekte, hatta büyük ve küçükbaş hayvanların
otlamasına açılmaktadır. Hastalık ve zararlılar için konukçu durumundaki kurtlu, çürük ve ıskarta meyveler ile
yaprakların temizliği genel olarak sonbahar mevsiminde değil de, ilkbahar mevsiminde yapılmaktadır (Şekil 3).
İlkbahar mevsimine bırakılan bahçe temizliği sayesinde, meyve hastalık ve zararlılarının kışı geçirmesi için ideal
ortamlar oluşturulmuş olmaktadır.
Karışık bahçelerde yetiştirilen meyveler yerli ve standart olmayan çeşitlerden oluşmaktadır, pazarda yüksek
fiyata alıcı bulan çeşitlere pek yer verilmemektedir. Albenisi düşük meyvelerin rekabet gücü düşük olduğu için
tüketicisi de sınırlı kalmaktadır.
Son yıllarda dahi dikilen bahçeler modern usullere göre planlanmayıp, terbiye edilmemekte ve basınçlı
sulama sistemlerinden damlama sulama sistemi ile sulanmamaktadır. Sulama suyunun toprak kanallarla taşındığı
ve cazibe ile akıtıldığı bahçelerde çanak usulü veya kontrolsüz sulama durumu hakimdir. Kontrolsüz sulamanın
yapıldığı ve taşkınların yaşandığı bahçelerde topraktaki bitki besin elementleri yıkanmakta ve topraktaki yüksek
neme bağlı hastalıklar da artmaktadır.
54
BİTKİSEL ÜRETİM
Meyve verimi adına beklenti içerisinde bulunan yetiştiricilerimizin tamamının, bitki besleme ve gübreleme
konusunda yeterli bilgilerinin olmadığı ve pek de ilgi duymadıkları bir gerçektir. Toprak ve bitki analizlerine göre
uygun zaman ve miktarda gübrelemenin yapılmadığı, ancak sınırlı da olsa çiftçi imkanları ölçüsünde kontrolsüz
gübreleme yapılmaktadır. Özellikle çiftlik gübresinin olgunlaştırılmadığı, taze kullanımı ile ilgili olarak ilişkili
problemlerin sıklıkla yaşandığı müşahade edilmektedir.
Meyve bahçelerinde uygulanan yıllık bakım işlerinden birisi toprak işlemedir. Toprak işlemesi toprağın
havalandırılması ve yabancı ot mücadelesi için gerekli iken, bahçelerdeki yeşil örtü hayvan besleme ve zaman
zaman piknik için tercih edilmektedir. Bu ve benzeri çelişkili uygulamalara sıklıkla rastlanılabilmektedir.
Yıllara göre verimde dalgalanmalar çok belirgindir, bu duruma periyodisite denilmektedir. Bu fizyolojik
problemin şiddeti özellikle budama, çiçek ve meyve seyreltmesi ile azaltılabilir. Bu olumsuzluk kolay kabul edilen
bir olgu halindedir, değiştirilmesi ve doğruların öğretilmesi gerekmektedir.
Devlet mekanizması içerisinde taşra teşkilatlanması güçlü olan tarım teşkilatlarında duygusal özel uzmanlık
alanı taassubunun olumsuzlukları giderilmelidir. Ziraat Mühendisliği mesleği içerisinde uygun bölüm mezunları,
yörelerin ürün desenine göre çalıştırılmalıdır. Bu yaklaşım konu ile ilgili pek çok problemin çözümüne katkı
sunabilir.
2.2 Hasat ve Hasat Sonrası Problemler
Çoğaltma ve yetiştiricilik aşamasında söz konusu olan problemler, hasat ve hasat sonrası dönemlerde daha
da önemli olmaktadır. Aynı dönemde hasat olgunluğuna gelmeyen türler/çeşitler ile çok yüksek taç oluşturan
ağaçların hasadı zorlaşmakta ve hasat masrafı artmaktadır. Hasat yapmakta zorluk yaşayan yetiştirici, sabırsızlıkla
ağacı veya dalı sarsma, silkme ve çırpmak suretiyle hasat etmektedir. Özellikle dokusu zedelenen meyveler
çok çabuk olgunlaşmakta ve çürümektedir. Hasat esnasında zarar gören dokudan dolayı meyveler albenisini
kaybetmektedir. Tam olarak hasadı yapılmayan, ağaçlarda bırakılan meyveler ise özellikle zararlılar için önemli
konukçudur. Bu hususlar yörede yaygın yanlışlıklardandır. Pek çok meyvede hasadın birden fazla yapılması, dalda
kalan meyvelerin kalitesini artırma adına seyreltme etkisi yapmaktadır. Bu durum yörede genel olarak dikkate
alınmaz.
Hasat sonrası sınıflama tam olarak yapılamamakta ve kontrolsüz şartlarda saklanan meyvelerin muhafaza
ömrü değişik olduğu için yüksek depo kayıpları söz konusu olmaktadır. Hasat mevsiminde pek değerli olmayan
meyvelerin paketlenmesi ve muhafazasına yönelik de tesis bulunmamaktadır.
Yalnızca mahalli pazarlarda satış şansı bulan yetiştiricilerin standart meyve üretimini benimsemeleri ve uygun
ambalaj kullanarak, yörenin doğallığını değerlendiren üretim anlayışına yönelmelerinde fayda bulunmaktadır. Çok
ürün yılında kalitesi düşük ürünlerin pazar değerinin düşük oluşu, üreticilerin yıllık bakım işlerini aksatmasına
önemli bir gerekçe olarak gündeme getirilmektedir.
Hammadde olarak yörede pek değerli olmayan meyvelerin, mamul maddeleri çok daha değerlidir. Fakat
kitlesel üretime yönelme ve sürdürülebilir yaklaşımla markalaşma adına teşebbüsler de bulunmamaktadır.
Yörenin ekonomik değeri en yüksek olan meyvelerinden birisi şüphesiz cevizdir. Tam hasat olgunluğuna
gelmeden sırıkla yapılan hasat, takip eden yılın ürün kaybının en önemli sebebidir. Bütün bunların özenle dikkate
alınmasında olağanüstü fayda vardır.
2.3 Sosyo-Ekonomik Problemler
Bu kapsamda göç olgusunu ve mevsimlik nüfus hareketlerini değerlendirmek ve yorumlamak gerekir. Göç
olgusunun sonucu olarak sahipsiz kalan ve kısmen bakılmayan yaşlı bahçelerde verimsizlik durumu hakimdir
(Şekil 4). Ayrıca terk edilmiş bahçeler, bitki hastalık ve zararlıları açısından konukçu durumundadırlar.
Yörede verasetle küçülen parseller üzerinde, ekonomik düşünce hakim olamamaktadır.
Yörede meyvecilik meteorolojik şartların müsaade ettiği ölçüde yapılabilmektedir. Meteorolojik risklere
karşı tarım sigortası yapılmamakta, bu yönlü eğilimlerde belirsizlik ve karamsarlık görülmektedir.
Ülkemiz, bölgemiz ve yöremiz şartlarında siyasetin ve siyasetçinin her konuda belirleyici olması önemli bir
55
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
handikaptır. Özel uzmanlık gerektiren konularda bile mülki idareciler ve yerel yönetimler isabetsiz yaklaşımlar
sergileyebilmektedir. Bu itibarla, Erzurum’un geçmişinde olumsuz örmek sayısı oldukça fazladır.
“21. Yüzyılda insan eliyle değiştirilen coğrafya, Çoruh Vadisidir” özellikle son yıllarda yörede yapılan barajlar
ve Hidro Elektrik Santralleri yöre çiftçisi için en önemli ve güncel problemlerdendir. Çünkü vadi tabanlarında ve
yerleşim yerleri etrafında yoğunlaşan bahçeler ya inşaat alanı içerisinde tahrip edilmekte, ya da su toplama havzası
içerisinde kalmaktadır (Aslantaş, 2012). Şüphesiz her felaket, yeni fırsatlar doğurur. Ümit edelim ki, felaketi
yaşayanlar fırsattan istifade edebilsinler. Bunun için planlamaların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
3. Sonuç ve Öneriler
Erzurum’un meyveciliği günümüz şartlarındaki teknik ve teknolojik gelişmelerden yeterince nasibini
almamış bir durumdadır. Mevcut durum analizi araştırma ve tecrübelere dayalı olarak yukarda özetlenmiştir.
Modern meyve yetiştiriciliğinin gereklerinden olan uygun tür/çeşit seçimi ve karışık yetiştiricilikten ziyade
kapama bahçelerde yetiştiricilik; her yıl kaliteli ve düzenli ürün alabilme durumu; değişen ekolojik şartlara ve
piyasa tercihlerine kolay uyum; iyi tarım uygulamaları ve bodur meyve yetiştiriciliği konularında eğitim ve
uygulamalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Ekolojisi uygun, kültürün ayrılmaz bir parçası olarak görülen Erzurum’un Kuzeyindeki ilçelerde, en
ekonomik uğraşlardan birisi olan meyveciliğin modern usullerle yapılması yöre, bölge ve ülkemiz meyveciliğine
katkı sağlayacaktır. Profesyonel yaklaşımlarla yeni uğraşlar, iş imkanları sağlanabilir ve dengeli beslenme adına
katkılar sunulabilir.
İl genelinde ekolojik çeşitliliği dikkate alarak meyve tür ve çeşit seçiminde uygunluk veya risk haritaları
oluşturulabilir.
Uzun ve kısa yaz periyodunda yetiştirilebilen, dinlenme döneminde düşük sıcaklıklara en dayanıklı,
içerdikleri fitokimyasallarla insan sağlığı açısından özel öneme sahip, dar alanlarda ekonomik ve dekoratif özelliği
önemli meyve türleri ile (elma, armut, ayva, vişne, kiraz, erik, kayısı, şeftali, badem, ceviz, dut, çilek, ahududu,
kızılcık ve kuşburnu) yetiştiricilik hamlesi başlatılabilir.
Muhatap kitlesi çiftçi olan kamu kurum ve kuruluşlar ile ilgili sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarının
tamamını paydaş olarak kabul edip, özel konularla ilgili ortak akıl oluşturulmalı. İmkânlar bir organizasyonla
muhatabına ulaştırılmalı. Meyvecilik açısından sağlanan teşvik, maddi ve teknik destekler tek elden yürütülmelidir.
Unutmayalım ki toplumların gelişmişliği de, geri kalmışlığı da bir bütündür. Meyvecilikteki yeniliklerin
Erzurum’da uygulamaya biran önce aktarılmasının olumlu sonuçlarının olacağı kaçınılmaz bir durumdur.
Kaynaklar
Aslantaş, R. ve M. Olgun, 1999. İklim Verilerinden Faydalanarak Çoruh Vadisinde Yetişen Cevizlerde Verim
Tahmini ve Modellemesi, Türkiye III. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 305–309, Ankara.
Aslantas R., Pırlak L., Güleryüz M, 2007. Nutritional Value of Wild Fruits form the North Eastern Anatolia Region
of Turkey. Asian Journal of Chemistry, 19 (4):3072-3078.
Aslantaş R. ve M. Güleryüz, 2007. Çoruh Vadisi Ceviz Populasyonunun Bazı Morfolojik Özellikler Bakımından
Dağılımı,” Türkiye V. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 858–861, Erzurum, 2007.
Aslantas, R., 2009. Necessity of Modern Fruit Growing and Fruit Culturea in the Çoruh Valley. International Rural
Development Symposium, Atatürk University İspir Hamza Polat Vocational School, Erzurum.
Aslantaş, R., 2012. Çoruh Vadisi ve Biyolojik Çeşitlilik. Bahçe Haber 1(3),15-17.
Güleryüz, M., R. Aslantaş ve L. Pırlak, “Oltu ve Çevre İlçeleri Meyveciliğinin Bugünkü Durumu ve Geliştirilmesi,”
Geçmişten Geleceğe Oltu ve Çevresi Sempozyumu, 447-457, Oltu-Erzurum, 1998.
56
BİTKİSEL ÜRETİM
Ekler
Şekil 1. Toprak-su koruma tedbiri ile beraber alan kullanım etkinliği aktarılmıştır (orj.)
Şekil 2. Karışık kültürde meyve yetiştiriciliği (Orj.).
Şekil 3. Bahçe temizliği sonbaharda yapılmalı (Orj.).
Şekil 4. Yaşlı, terk edilmiş bakımsız bahçe (Orj.).
57
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum İli Sebze Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu,
Problemleri ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Atilla Dursun
Prof. Dr. Ertan Yıldırım
Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Türkiye Dünyada ekolojik zenginliğe sahip ülkelerin başında gelmektedir. Anadolu en eski gen kaynağı
merkezlerinden biridir. Bu durum ülkemizi diğer tarım ürünlerinde de olduğu gibi sebzecilik açısından da şanslı
bir konuma getirmektedir. Ülkemiz ekolojisinde ılıman ve subtropik iklim kuşağında yetişebilen 50 civarında
sebze türü bulunmaktadır. Sebzeler Türkiye’de insan beslenmesinde çok önemli paya sahip olan ürünlerdir ve
% 29 ile en büyük dilimi oluşturan tahıllardan sonra % 24 ile ikinci sırayı almaktadır (Abak, 2006). Ülkemizde
2010 verilerine göre yaklaşık 800 bin ha alanda 26 milyon ton civarında sebze üretilmektedir (Anonim, 2011).
Bu üretim miktarı ile ülkemiz, Çin, Hindistan ve ABD’den sonra dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Doğu
Anadolu Bölgesi Türkiye toplam sebze üretiminde % 2, Erzurum ise % 0.1 gibi çok düşük bir paya sahiptir.
Kuzey-Doğu tarım bölgesi’nde 9–10 bin ha alanda 250-260 bin ton, Erzurum’da ise yaklaşık 7900 da alanda 26
bin ton sebze üretilmektedir. Bu verilere göre, ülkemizde sebze üretiminden elde edilen ortalama verim dekara
yaklaşık 3.300-3.400kg iken, Kuzey-Doğu Bölgesi ve Erzurum’da ise sırasıyla 2.800-2.900kg ve 1.600-1.700kg
civarındadır (Anonim 2008). Kış aylarının oldukça düşük sıcaklığa sahip olması ve uzun sürmesi; gece ve gündüz
arasında sıcaklık farkının çok fazla olması ve vejetasyon süresinin kısa olması Erzurum’u da içine alan KuzeyDoğu Anadolu Bölgesi’nde birçok sebze türünün yetiştiriciliğini sınırlamaktadır.
Erzurum’da sebze tarımı, üretim miktarı ve verimliliğin düşük olması yanında, tür ve çeşitliliği bakımından
da zengin değildir. Toplam sebze üretiminde %35-40’lık bir pay ile lahana ilk sırada yer almakta, bunu yaklaşık
olarak %20 ile domates, %20 ile hıyar ve %10-15 ile fasulye izlemekte, diğer sebze türlerinin üretim miktarları ise
oldukça düşük kalmaktadır (Tablo 1, 2). Erzurum sebze üretim miktarı bakımından Kuzey-Doğu Tarım Bölgesi’nde
bile ancak % 10’luk bir paya sahiptir.
Bu duruma, üretimde kullanılan girdi miktarının az olması, kültürel uygulamaların uygun miktar ve zamanda
yapılmaması, tarım yapılan arazilerin parçalı olması gibi faktörler etken olabilir. Nitekim bölgelerimiz arasında en
düşük gübre tüketiminin Kuzey-Doğu Tarım Bölgesi’nde olduğu bildirilmiştir (Aydeniz ve Brohi 1993).
Ülkemizde son 50 yılda meydana gelen gelişmelerden dolayı örtüaltı sebze yetiştiriciliği geleneksel bir tarım
dalı haline gelmiştir. Toplam örtüaltı alanlarımız 55 bin ha alana ulaşmış ve 5 milyon ton ürün elde edilmektedir
(Abak, 2006). Toplam örtüaltı alanlarımızın % 86’sı Akdeniz Bölgesi’nde yer almaktadır (Tüzel ve ark., 2005).
Örtüaltı yetiştiriciliği son yıllarda ülkemizde bazı mikroklimalarda ve jeotermal alanlarda yayılış alanı bulmaya
başlamıştır. Nitekim genel iklim karakteri bakımından örtüaltı sebzeciliği yapılmasına elverişli olmayan Doğu
Anadolu Bölgesi’nde bazı mikroklima alanlarda da bu tarım sektörü gelişme göstermektedir. Bu bağlamda, Çoruh
vadisinde sera tarımı 1988 yılı itibariyle Artvin-Yusufeli, Erzurum-Uzundere, Tortum, İspir ve Pazaryolu ilçelerinde
başlamıştır (Dursun ve Aydın, 1998). Tarım bölgelerimiz içerisinde gerek sebze ekim alanı gerekse üretim miktarı
en az olan bölge Erzurum’un içinde bulunduğu Kuzeydoğu tarım bölgesidir Yıldırım ve ark., 2002a).
58
BİTKİSEL ÜRETİM
2. Açıkta Sebze Yetiştiriciliği
Erzurum İli iklim, arazi formu, toprak yapısı ve/veya arazi örtüsüne göre 4 agroekolojik bölgeye ayrılmış
ve haritalandırılmıştır. Sebze yetiştiriciliğinin en yoğun yapıldığı İspir, Pazaryolu, Oltu, Olur, Tortum ve Uzundere
ilçeleri yukarı Çoruh vadisinin bulunduğu ve iklim koşullarının sebze yetiştiriciliği için daha elverişli olduğu 1. alt
bölgede yer almaktadır.
ERZURUM İLİ AGRO EKOLOJİK ALT BÖLGELER HARİTASI
I.ALT BÖLGE
II.ALT BÖLGE
III.ALT BÖLGE
IV.ALT BÖLGE
Resim 1. Erzurum İli Agroekolojik Alt Bölge Haritası
Tarım bölgelerimiz içerisinde gerek sebze ekim alanı gerekse üretim miktarı bakımından en az olan bölge
Erzurum’u da içine alan Kuzeydoğu tarım bölgesidir. Bu bölgenin Türkiye sebze üretimindeki payı % 0.70
civarındadır (Dursun ve Güvenç, 1998). Karasal iklimin hüküm sürdüğü ilimiz bölgenin en büyük ilidir. Erzurum’da,
gerek vejetasyon süresinin yetersizliği gerekse ortalama sıcaklık değerlerinin düşük olması sebze yetiştiriciliğini
özelliklede sıcak iklim sebzelerinin yetiştiriciliğini sınırlandırmaktadır. Ancak, 1. Alt bölge iklim verileri
incelendiğinde sıcaklık ortalamasının daha yüksek olması ve mikroklima özellik göstermesi, don görülmeyen
ayların çokluğu 6-7 aylık bir vejetasyon süresine olanak tanımakta, dolayısı ile tropik yada subtropik iklim türleri
hariç bir çok sebze türünün yetiştiriciliğine olanak tanımaktadır. Ayrıca son yıllarda Atatürk Üniversitesi, Bahçe
Bitkileri Bölümü Üniversiteye ait deneme alanlarında yörede şimdiye kadar yetiştiriciliği yapılmamış bürüksel
lahanası, karnabahar, brokoli, alabaş, hindiba gibi oldukça çeşitli sebze türünün ekonomik olarak yetiştirilebildiğini
göstermiştir.
59
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum ve bağlı ilçelerinde 2010 yılına ait verilere göre sebze üretim miktarları Tablo 1 ve Tablo 2 de sunulmuştur.
Tablo 1. Erzurum da sebze türlerine ait 2010 üretim miktarları (TÜİK)
Ürünler
Üretim Miktarı (ton)
Yaprağı yenen sebzeler
Lahana (beyaz)
8541
Lahana (kırmızı)
15
Marul (kıvırcık)
169
Marul (göbekli)
Ispanak
9
240
Tere
9
Roka
12
Pazı
14
Semizotu
24
Maydanoz
40
Dere otu
3
Baklagil sebzeleri
Fasulye
1676
Bezelye
9
Barbunya fasulye
28
Meyvesi yenen sebzeler
Balkabağı
143
Kabak (sakız)
877
Kavun
419
Karpuz
579
Hıyar
Patlıcan
Domates
Biber (dolmalık)
Biber (sivri)
5371
29
5454
79
144
Soğansı, yumru ve kök sebzeler
Sarımsak
Soğan (taze)
1192
Havuç
94
Turp
42
Şalgam
TOPLAM
60
6
215
25457
BİTKİSEL ÜRETİM
Tablo 2. Erzurum İli İlçeleri 2010 yılı Sebze Üretim Değerleri (TÜİK)
İLÇE ADI
HINIS
GRUP ADI
ÜRÜN ADI
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
7
Kavun
56
Karpuz
26
Biber (Sivri)
2
Hıyar (Sofralık)
6
Meyvesi Yenen Sebzeler
Domates (Sofralık)
34
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Soğan (Taze)
1
Yaprağı Yenen Sebzeler
Lahana (Beyaz)
74
Toplam
206
Baklagil Sebzeler
Meyvesi Yenen Sebzeler
HORASAN
Fasulye (Taze)
11
Balkabağı
15
Hıyar (Sofralık)
26
Domates (Sofralık)
6
Soğan (Taze)
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Havuç
Turp (Bayır)
Yaprağı Yenen Sebzeler
113
2
4
Lahana (Beyaz)
270
Marul (Göbekli)
11
Tere
2
Maydanoz
4
Toplam
464
Baklagil Sebzeler
Meyvesi Yenen Sebzeler
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
AZİZİYE
(ILICA)
Yaprağı Yenen Sebzeler
Toplam
ÜRETİM (ton)
Fasulye (Taze)
19
Kabak (Sakız)
30
Hıyar (Sofralık)
31
Domates (Sofralık)
24
Soğan (Taze)
146
Havuç
68
Turp (Kırmızı)
26
Şalgam
75
Lahana (Beyaz)
640
Marul (Göbekli)
26
Ispanak
83
Pazı
14
Semizotu
20
Tere
3
Dereotu
3
Maydanoz
5
Roka
12
1.225
61
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
İLÇE ADI
GRUP ADI
ÜRÜN ADI
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
653
Bezelye (Taze)
9
Balkabağı
64
Kavun
225
Karpuz
280
Biber (Dolmalık)
25
Biber (Sivri)
18
Hıyar (Sofralık)
988
Domates (Sofralık)
930
Meyvesi Yenen Sebzeler
Sarımsak (Taze)
İSPİR
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Yaprağı Yenen Sebzeler
240
Havuç
15
Turp (Kırmızı)
6
Şalgam
90
Lahana (Beyaz)
610
Lahana (Kırmızı)
15
Marul (Göbekli)
26
Marul (Kıvırcık)
9
Ispanak
37
Tere
4
Maydanoz
16
4.273
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
20
Meyvesi Yenen Sebzeler
Hıyar (Sofralık)
15
Domates (Sofralık)
22
Lahana (Beyaz)
25
Yaprağı Yenen Sebzeler
Toplam
82
Baklagil Sebzeler
OLTU
Meyvesi Yenen Sebzeler
Fasulye (Taze)
113
Kavun
60
Karpuz
35
Patlıcan
3
Biber (Dolmalık)
1
Biber (Sivri)
2
Hıyar (Sofralık)
352
Domates (Sofralık)
415
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Soğan (Taze)
160
Yaprağı Yenen Sebzeler
Lahana (Beyaz)
350
Ispanak
25
Toplam
NARMAN
Toplam
62
4
Soğan (Taze)
Toplam
KARAÇOBAN
ÜRETİM (ton)
1.516
Meyvesi Yenen Sebzeler
Yaprağı Yenen Sebzeler
Hıyar (Sofralık)
68
Domates (Sofralık)
34
Lahana (Beyaz)
120
222
BİTKİSEL ÜRETİM
İLÇE ADI
OLUR
GRUP ADI
ÜRÜN ADI
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
394
Kavun
18
Karpuz
28
Kabak (Sakız)
21
Biber (Dolmalık)
15
Biber (Sivri)
19
Meyvesi Yenen Sebzeler
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Yaprağı Yenen Sebzeler
Toplam
1.288
Domates (Sofralık)
1.522
Soğan (Taze)
32
Lahana (Beyaz)
50
Marul (Göbekli)
62
Ispanak
20
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
78
Kabak (Sakız)
788
Meyvesi Yenen Sebzeler
Kabak (Çerezlik)
20
Hıyar (Sofralık)
563
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Soğan (Taze)
75
Yaprağı Yenen Sebzeler
Lahana (Beyaz)
Ispanak
Toplam
Toplam
Hıyar (Sofralık)
3.469
PASİNLER
PAZARYOLU
4.675
30
6.229
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
200
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Soğan (Taze)
25
Yaprağı Yenen Sebzeler
Lahana (Beyaz)
14
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
146
Balkabağı
32
Kabak (Sakız)
23
Patlıcan
23
Biber (Dolmalık)
28
Biber (Sivri)
88
Hıyar (Sofralık)
820
239
Meyvesi Yenen Sebzeler
TORTUM
Domates (Sofralık)
Soğan (Taze)
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Yaprağı Yenen Sebzeler
Toplam
ÜRETİM (ton)
2.028
200
Havuç
7
Turp (Bayır)
6
Şalgam
9
Lahana (Beyaz)
315
Marul (Göbekli)
16
Ispanak
30
Maydanoz
9
3.780
63
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
İLÇE ADI
GRUP ADI
ÜRETİM (ton)
Balkabağı
2
Hıyar (Sofralık)
42
Domates (Sofralık)
15
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Soğan (Taze)
27
Lahana (Beyaz)
10
Yaprağı Yenen Sebzeler
Marul (Göbekli)
2
Meyvesi Yenen Sebzeler
ŞENKAYA
ÜRÜN ADI
Marul (Kıvırcık)
Toplam
98
Baklagil Sebzeler
Barbunya Fasulye (Taze)
28
Balkabağı
30
Kavun
60
Karpuz
210
Kabak (Sakız)
7
Patlıcan
3
Biber (Dolmalık)
10
Biber (Sivri)
15
Meyvesi Yenen Sebzeler
Hıyar (Sofralık)
Domates (Sofralık)
UZUNDERE
Sarımsak (Taze)
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
Yaprağı Yenen Sebzeler
Soğan (Taze)
1.162
424
2
148
Havuç
2
Lahana (Beyaz)
5
Marul (Göbekli)
4
Ispanak
6
Maydanoz
Toplam
1
2.117
Baklagil Sebzeler
Fasulye (Taze)
35
Meyvesi Yenen Sebzeler
Kabak (Sakız)
8
Hıyar (Sofralık)
10
Soğan (Taze)
25
Şalgam
41
Soğansı-Yumru-Kök Sebzeler
YAKUTİYE
Lahana (Beyaz)
1.383
Marul (Göbekli)
22
Ispanak
9
Semizotu
4
Yaprağı Yenen Sebzeler
Maydanoz
Toplam
GENEL TOPLAM
*Sebze üretimine, örtüaltı üretimi de dahildir (açıkta sebze+örtüaltı).
64
1.537
25.457
BİTKİSEL ÜRETİM
Tablo 1 ve Tablo 2 incelendiğinde, Erzurum ilinde en fazla yetiştiriciliği yapılan sebzenin lahana olduğu ve
bunu domates ve hıyarın takip ettiği görülmektedir. İlçeler bazında değerlendirildiğinde ise en fazla serin iklim
sebze türleri (lahana, marul, aş otu, reyhan, nane vb.)’nin üretiminin yapıldığı ilçe Pasinler olup bunu sıcak iklim
sebze türleri (domates, hıyar, fasülye, kavun vb.)’nde İspir ilçesi takip etmektedir.
2.1 Yetiştirme Tekniği, Gübreleme, Sulama, Mekanizasyon, Mücadele İle İlgili Sorunlar ve Çözüm
Yolları
Yörede sebzecilik küçük işletmelerde yürütüldüğü için mekanizasyon düzeyi düşük olup, sadece geniş
alanlarda mekanizasyon kullanılabilmektedir. Bu da zaman kaybına ve birim alandan daha az ürün alınmasına
neden olmaktadır. İşletmelerin yapısı büyük ölçekli hale getirilerek bu sorun çözülebilir.
Yöre sulama olanakları yönünden şanslı bir konumdadır. Yeterli miktarda sulama suyu mevcut olmakla
beraber, bunun yeni teknolojiler eşliğinde kullanımı gereklidir. Atadan kalma usullerle sulama yapılamayacağı
benimsenmiş olup, yeni teknikler kullanımı artarak sürmektedir. Günümüzde damlama sulama sistemine ağırlık
verilmeli, aşırı sulamadan kaçınılarak yeterli ihtiyaç nispetinde bilimsel esaslar çerçevesinde su kullanılmalıdır.
Sebze üretiminde yörede bilinçsiz bir şekilde gübreleme ve zirai mücadele yapılmaktadır. Gübrelemede
toprak ve yaprak analizlerine dayanan bir gübreleme programı izlenmelidir. Son yıllarda çevreyle dost bir
şekilde üretilmiş ürün için artık yurt içi piyasalardan da talep gelmektedir. Bilinçsiz gübrelemeden kaçınılarak
toprağın bozulması önlenebilir. Yörede bitki hastalık ve zararlılarıyla mücadele de ya hiç ilaç kullanılmamakta
ya da kullanım bilinçsiz bir şekilde yapılmaktadır. Bu amaçla bitki koruma ilaçları ve gübre kullanımı düzenli
hale getirilmeli ve bilinçsiz kullanımların önüne geçilmelidir. İlaçlamalar yetkili kişi ve kuruluşlar gözetiminde
yapılmalıdır. Kimyasal mücadele dışında kalan mücadele metotları üreticiye tavsiye edilmeli, gerek insan, gerek
çevreye dost bir tarım sistemi olan organik yetiştiricilik teşvik edilmelidir. 2.2 Yeterli Kaliteli Uygun Fiyatla Tohum, Fide Temini, Çeşit Tespiti İle İlgili Sorunlar ve Çözüm
Yolları
Ülkemizde tohum seçimi, fide temini konusunda son yıllarda hızlı gelişmeler kaydedilmiştir. Genellikle
örtüaltı sebzeciliğinde %98 oranla hibrit tohum kullanılmakla birlikte, bu oran açık alanda yapılan üretimde de
artmaya başlamıştır. Yörede örtüaltı tarımında F1 çeşitler kullanılmakta ancak açıkta sebze yetiştiriciliğinde üretici
kendi tohumluğunu kendisi üretme yoluna gitmektedir. Bu durum homojen ürün üretimini olumsuz etkilemekte
verim ve üründe kalite azalmalarına yol açmaktadır. Yörede açıkta sebze yetiştiriciliğinde de tescilli çeşit kullanımı
teşvik edilmelidir.
2.3 Hasat, Depolama, İşleme, Ambalajlama, Standardizasyon, Nakliye İle İlgili Sorunlar ve Çözüm
Yolları
Ülkemizde hasat esnasındaki kayıplar büyük orandadır. Hasat esnasında kayıplar % 15-35 arasında değişmekle
birlikte, türe göre %40 ‘a kadar çıkabilmektedir. Ambalajlama konusunda yeterli hassasiyet gösterilmemektedir.
Benzer durum yörede de görülmektedir. Bünyelerindeki yüksek su içeriği ile çabuk solma ve bozulmaya meyilli
olan sebzeler için uygun hasat yöntemleri, sınıflandırma, ambalajlama ve depolama yöntemlerinin uygulamaya
aktarılması için çaba gösterilmesi gerekmektedir. Nakliye konusunda ise en hızlı ve muhafazalı şekilde ürünleri
nakledecek vasıtalar kullanılmalıdır. Taşıma esnasında dikkatli olunmalı ve frigo taşıyıcı sistemler kullanılmalıdır. 2.4 Pazarlama İle İlgili Sorunlar
Pazarlama diğer sektörlerde olduğu gibi sebzecilik sektöründe önemli bir sorundur. Bu sorun pazar için
tüketicinin isteğine uygun standart ve kalitede ürün üretmekle çözülebilir. Kalitesiz bir ürünü pazarlamak imkânsızdır.
Yöre, İspir fasulyesi ve kavunu, Hasankale lahanası, fasülyesi ve hıyarı, Narman mısırı gibi önemli ürünlere sahiptir.
Özellikle İspir fasulyesinin ve Hasankale lahanasının tescili yapılarak markalaşması sağlanmalıdır. Diğer sebze
türlerinde yeterli kalitede ve standartlarda üretim yapılamamaktadır. Kalitenin arttırılması ve standardizasyonun
sağlanması gereklidir.
65
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
2.5 İşletmelerin Yapısı, Büyüklüğü, Çalışma Yapısından Kaynaklanan Sorunlar ve Çözüm Yolları Yörede işletmeler küçük yapıdadır. Bunda arazinin parçalı ve dağlık olması da etkendir. Gelişmiş tarım ülkelerinde
küçük ölçekli işletmeler bulunmamaktadır. Büyük ölçekli işletmeler genelde her zaman daha başarılı olmaktadır.
2.6 Örgütlenememe, Kooperatifleşme, Üretici Birliklerinin Kurulmaması İle İlgili Sorunlar ve Çözüm
Yolları Yörede kooperatifleşme ve üretici birliklerinin yeterince kurulamaması en büyük eksikliklerden biridir.
Kooperatifleşmeye gereken önem verilmelidir. 2.7 Üreticinin Eğitim Eksikliği, Kurumlarla Arasındaki Yetersiz Diyalog ve Çözüm Yolları Üreticiler için düzenlenen hizmet içi kurslar ve tarla günlerinin sayısı niteliği anlaşılırlığı artırılmalıdır.
Kurumlarımızın kapısının üreticilere her zaman açık olduğu bilinmeli, üreticilerimizin bilgi edinme ziyareti için
çekinmemeleri gerekmektedir. 2.8 Alternatif Ürünlerin Aranmaması, Organik Yetiştiriciliğe Ağırlık Verilmemesi İle İlgili Sorunlar
ve Çözüm Yolları Sebzecilik sektörünün alternatif nitelikte olabilecek yeni türler ve çeşitlere ağırlık verilmeli organik
yetiştiriciliğe önem verilmeli organik tarımın prensipleri mümkün olduğunca uygulanmalıdır. 3. Örtüaltında Sebze Yetiştiriciliği
Erzurum ilinde örtüaltı sebze yetiştiriciliği daha çok iklim koşullarının daha elverişli olduğu kuzey
ilçelerinin bulunduğu 1. Alt bölgede yoğunlaşmıştır (Tablo 3, Tablo 4). Örtüaltı yetiştiriciliğinde kullanılan ürün
kompozisyonu çeşitlilik açısından yeterli olmayıp birkaç ürünle sınırlıdır. En çok yetiştiriciliği yapılan türler
domates ve hıyardır. Yörede genellikle plastik örtülü seralar kullanılmakta ve ısıtma yapılmamaktadır. Bu nedenle,
domates ve hıyar gibi sıcak iklim sebzelerinin yetiştiriciliği ilkbaharda başlayıp yaz sonuna kadar devam etmekte
ve sonbahar döneminde seralar çoğunlukla boş kalmaktadır.
Tablo 3. Örtüaltı üretim alanları (dekar)
Cam Sera
Plastik Sera Yüksek Tünel Alçak Tünel
Erzurum
-
193
-
-
193
Hınıs
-
30
-
-
30
Ilıca
-
2
-
-
2
İspir
-
14
-
-
14
Narman
-
2
-
-
2
Oltu
-
10
-
-
10
Olur
-
14
-
-
14
Şenkaya
-
3
-
-
3
Tortum
-
55
-
-
55
Uzundere
-
65
-
-
65
Kaynak: Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Kayıtları, 2012
66
TOPLAM
BİTKİSEL ÜRETİM
Tablo 4. Erzurum ilçelerinde Örtüaltı Üretim miktarları (ton)
Uzundere
İspir
Oltu
Olur
Hınıs
Tortum
Şenkaya Narman
Ilıca
Hıyar
576
120
146
37
12
30
24
5
1
Domates
450
108
75
79
104
42
5
6
1
Biber
11
-
-
-
-
-
-
-
-
Patlıcan
7
-
-
-
-
-
-
-
-
Kaynak: Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Kayıtları, 2012
Yöredeki seralarda mevcut problemler ve çözüm önerileri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
3.1 Yöredeki Seralarda Yapısal Problemler
Yörede bulunan seralar daha çok 50-250 m2 alana sahiptirler. Konstrüksiyon malzemesi olarak galvanize çelik,
ahşap, demir kullanılmış ve örtü materyali olarak plastikten yaralanılmıştır. Normalde taban alanın % 20’si kadar
olması gereken çatı havalandırması yöredeki seralarda mevcut olmayıp yazın sıcaklık 45 C0’yi geçebilmekte bu
durum yetiştiriciliği olumsuz etkilemektedir (Dursun ve Aydın, 1998; Yıldırım ve ark., 2002a).
3.2 Toprak hazırlığı ile ilgili problemler
Yöredeki seralarda yeşil gübreleme, toprak dezenfeksiyonu yapılmamakta, seraların çoğunda yalnızca
çiftlik gübresi (yanmamış) kullanılmakta, çok azında ticari gübrelerden yararlanılmakta ve genellikle toprak
analizi yaptırılmamaktadır (Dursun ve Aydın, 1998)
3.3 Üretim materyali ile ilgili problemler
Üreticiler fide gereksinimlerini genellikle il dışından temin etmekte, fideler taşıma esnasında
zarar görebilmekte, kalitelerini kaybetmekte ve çoğunlukla bölgeye adaptasyon kabiliyeti düşük çeşitler
kullanılabilmektedir.
3.4 Yetiştiricilikle ilgili problemler
Yörede seralarda ürün kompozisyonu zengin olmayıp seraların tamamında uzun yıllardan beri yalnızca
domates ve hıyar üretimi yapılmakta erken ilkbahar ve sonbaharda seralar boş kalabilmektedir. Bu nedenlerden
dolayı zaten yeterli olmayan araziden maksimum düzeyde faydalanılmamaktadır. Dolayısı ile mevcut sera alanları
etkili şekilde kullanılmamaktadır. Oysa yapılan araştırmalar seraların erken ilkbahar ve sonbaharda marul gibi
kısa vejetasyona sahip ürünlerin yetiştiriciliği ile değerlendirilebileceğini göstermiştir (Yıldırım ve ark., 2002b;
Karataş ve ark, 2007; Karataş ve ark., 2008). Marul, ıspanak, turp ve taze soğan gibi serin iklim sebzelerinin
yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi ile hem seralar daha etkin kullanılacak hem de üreticilerin elde edecekleri gelir
artmış olacaktır.
Bunun yanında her yıl aynı alanda aynı ürünlerin yetiştiriciliğinin yapılması bir çok hastalık ve zararlıların
artışına yol açmış, üreticilerin bunlarla nasıl mücadele edeceklerini bilememekte ve bilinçsiz ilaçlamalar
yapabilmektedirler. Bu durum ürünlerde kanserojen olabilen pestisit kalıntılarına yol açabilmektedir. Toprak
analizi yapılmadığından bilinçli gübreleme yapılamamakta dolayısı ile ürün miktarı sınırlı kalmaktadır. Üretim
dönemi sonunda ürün artıkları serada bırakılmakta buda birçok hastalığın sonraki yetiştirme yıllarına taşınmasına
sebep olmaktadır.
4. Sonuç
Yörede, üreticiler gerek açıkta gerekse örtüaltı sebze yetiştiriciliğinde genellikle kendi bilgilerine göre
kültürel uygulamalar kullanmakta; tohum ekimi, fide yetiştirilmesi, dikim, gübreleme, sulama, budama vb. işlemler
kuralına uygun yapılmamakta, dolayısı ile birim alandan elde edilen verim ve gelir düşük olmaktadır. Yörede açıkta
ve örtü altı sebze yetiştiriciliğinde birim alandan elde edilen gelirin artırılması yeni ürün desenlerinin oluşturulması
ve yetiştiricilik süresince kullanılan kültürel uygulamaların bilimsel kurallara bağlı olarak yapılması ile mümkün
olacaktır.
67
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Yörede açıkta ve örtüaltında yapılan sebze yetiştiriciliğinde kültürel uygulamaların iyileştirilmesi,
karnabahar, brokoli, bürüksel lahanası, hindiba, alabaş, kırmızılahana, baş marul, kıvırcık, roka, pazı gibi yörede
henüz yetiştiriciliği yapılmayan veya çok az üretilen alternatif ürünlerin adaptasyonu ve örtüaltı yetiştiriciliğinde
ikinci ürün olarak da kullanılması üreticilere benimsetilerek yayınlaştırılmalarına çalışılmalıdır. Organik sebze
yetiştiriciliği de yörede üzerinde durulması gereken konulardan birisi olmalıdır. Yörede geleneksel yetiştiriciliği
yapılan kendine özgü bazı sebze genotipleri (İspir fasulyesi, Hınıs fasulyesi gibi, Hasankale lahanası ve hıyarı)
bulunmaktadır. Bu genotipler yörede yaygın olarak yetiştirilmekte, bazı büyük şehirlerde özel pazarı bulunmaktadır.
Türkiye’nin birçok bölgesinde tanınan söz konusu fasulye genotipleri üzerinde yapılan ıslah çalışmaları ve
sonuçları tescil edilerek markalaşma sağlanmalıdır.
Sonuç olarak;
Sebze tarımının Erzurum ve yöresinde yaygınlaştırılması, bölge ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır.
Erzurum ili ve yöresinde yoğun patates ve lahana üretimi yapılmakta olup diğer sebze türleri fazla
yetiştirilmemektedir. Oysaki yapılan araştırmalar patates tarımı yerine diğer bazı sebzelerin yetiştirilmesi ile mesela
domates yetiştirildiğinde % 340, karnabahar yetiştirildiğinde % 66 ve sarımsak yetiştirildiğinde ise % 400 daha
karlı olabileceğini göstermiştir (Dursun ve Güvenç, 1998) . Bu kapsamda, serin iklim sebzelerinden karnabahar,
brokoli, bürüksel lahanası, hindiba, alabaş, kırmızılahana, baş marul, kıvırcık, roka ve taze soğan gibi sebzelere
bölgede yer verilmeli, aynı zamanda malç kullanılarak kavun ve karpuz gibi bazı sebze türleri yetiştirilmelidir.
Yörede ürün deseni zenginleştirilmeli. Bölgedeki mikroklima alanlarda ve jeotermal kaynakların bulunduğu
yerlerde örtüaltı yetiştiriciliği geliştirilmelidir. Nitekim domataes tarımı dikkate alındığında ülkemizde tarla
şartlarında dekardan hasat edilen ürün 5-7 tondur. Örtüaltı yetiştiriciliğinde bu değer 15-20 tona çıkabilmektedir.
Sebze üreticileri için en önemli sorunlardan biri pazarlama problemidir. Alternatif pazarlama kanallarının
bulunması ve üreticilerin ortak hareket etmeleri gerekmektedir.
Kaynaklar
Abak, K., 2006. Türkiye Sebzeciliği ve Geleceği. VI. Sebze Tarımı Sempozyumu, 246-249, Kahramanmaraş, 2006.
1-5.
Anonim, 2008. http://www.tuik.gov.tr
Aydeniz, A. ve Brohi R., 1993. Gübreler ve Gübreleme. Gaziosmanpaşa Üniv. Ziraat Fak. Ders Kitapları No: 1,
Tokat, 883 s.
Dursun, A. ve Aydın, A., 1998. Çoruh Vadisindeki Seracılık, Sorunları ve Çözüm Önerileri Üzerine Bir Araştırma,
Doğu Anadolu Tarım Kongresi, 660-666, Erzurum, 1998.
Dursun, A. ve Güvenç, İ., 1998. Oltu ve Yöresinde Açıkta ve Örtüaltında Sebze Yetiştiriciliği, Geçmişten Geleceğe
Oltu ve Çevresi Sempozyumu, 458-463, Oltu-Erzurum.
Karataş, A., Yıldırım, E., Güvenç, İ., 2007. Farklı Örtüaltı Yapıları ve Dikim Zamanlarının Sonbahar Dönemi
Yetiştiriciliğinde Marulda Bitki Gelişmesi ve Verime Etkisi, VI. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, Erzurum.
Karataş, A., Yıldırım, E., Güvenç, İ., 2008. Farklı Örtüaltı Yapılarında İlkbahar Dönemi Marul Yetiştiriciliğine
Uygun Dikim Zamanlarının Belirlenmesi. VII. Sebze tarımı Sempozyumu 26-29 Ağustos 2008-Yalova.
Tüzel, Y., Gül, A., Daşgan, H.Y., Özgür, M., Özçelik, N., Boyacı, H.F., Ersoy, A., 2005. Örtüaltı Yetiştiriciliğinde
Gelişmeler. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak Ankara, 609-627.
Yıldırım, E., Dursun, A., Turan, M., 2002a. Erzurum İli İspir ilçesi örtüaltı sebze yetiştiriciliği üzerine bir inceleme.
Atatürk Univ.Zir.Fak.Derg. 33 (1), 35-43.
Yıldırım, E., Güvenç, İ., Narmanlıoğlu, K., 2002b. Sonbahar Üretim Dönemine Uygun Marul Çeşitlerinin
Belirlenmesi. IV. Sebze Tarımı Sempozyumu, 17-20 Eylül 2002, Bursa.
68
HAYVANSAL ÜRETİM
HAYVANSAL ÜRETİM
Yayın Koordinatörleri
Doç. Dr. Mehmet TOPAL
ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Mehmet TOPARLAK
ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
69
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum İli Büyükbaş Hayvancılığının ( Sığır Yetiştiriciliğinin ) Durumu,
Sorunları ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Naci TÜZEMEN
Prof. Dr. Mete YANAR
Doç. Dr. Recep AYDIN
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Erzurum ilinde büyükbaş hayvan yetiştiriciliği denildiğinde ilk akla gelen ve dikkate alınması gereken en
önemli tür sığırlar olup bu çalışmada da yalnızca sığır yetiştiriciliği dikkate alınmıştır. Erzurum ili sığırcılığının
durumunu analiz edebilmek için Dünya ve Türkiye’deki sığır yetiştiriciliğine kısaca bakmak gerekir.
Bilgi ve iletişim çağı, açlığa gerçek manada çare üretmemiş, ancak açlıkla ilgili istatistiklerin toplanması ve
duyurulmasını kolaylaştırmıştır. FAO ‘ya göre 2009 yılında Dünya’da aç insanların sayısı bir milyar geçmiştir. Bu
rakam, Türkiye nüfusunun 15 katı veya ABD, AB, Rusya Federasyonu ve Türkiye nüfusları toplamı kadar insan
demektir.
İnsanlar için yeterli beslenmenin tek ölçüsü günlük enerji ve protein tüketimi değildir. Özellikle beslenme
kalitesi açısından bunların hangi besin kaynaklarından sağlandığı da önem taşır. Türkiye’de kişi başına günlük
protein tüketimi 96 gram kadardır. Bu değer kişi başına protein tüketimi bakımından Türkiye’yi dünya ülkeleri
arasında 33. sıraya taşımaktadır. Fakat hayvansal besinlerden sağlanan protein esas alındığında yaklaşık 26
gram tüketim ile 2003-2005 dönemi değerleriyle Türkiye 176 ülke içerisinde 135. sıraya gerilemektedir. Dünya
sıralamasındaki bu yer Türkiye’nin hayvansal protein üretimindeki yetersizliğini, dolayısıyla da beslenme kalitesine
ilişkin sorunu en kısa yoldan anlatmaktadır.
Türkiye’de hayvansal protein üretimine katkıda bulunan ürünler süt, et ve yumurtadır. Kişi başına 26 gram
kadar olan hayvansal protein üretiminin % 35’i (9,1g) etten, % 51’si (13,2 g) sütten, ve % 14’ü (3.6 g) yumurtadan
sağlanmaktadır. Bu değerler Türkiye hayvansal protein üretiminde sütün rolü ve önemini açık biçimde ortaya
koymaktadır.
Türkiye’de süt üretiminin önemli kaynağı sığırlardır. Sığırların toplam süt üretimindeki payı TÜİK
verilerinden yaklaşık % 92 olarak hesaplanmaktadır. Bu değer AB ve Dünya için sırasıyla % 98.0 ve % 83.5’tir.
Sığırlardan sağlanan tek besin maddesi süt değildir. Sığırlar dünya et üretiminin yaklaşık % 22’sini, AB
et üretiminin de % 19’unu üretir (FAO). Domuz eti de dahil edilerek hesaplanan kırmızı et üretimi söz konusu
olduğunda, Dünya ve AB(27) et üretiminde sığırın payı sırasıyla % 34,8 ve % 25,4 iken Türkiye için bu değer %75
civarındadır.
Türkiye sığır sayısı ve sığırdan elde edilen üretim miktarları açısından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda
yer almaktadır. Örneğin yaklaşık 11 milyon baş sığır varlığı ile dünya ülkeleri arasında 25., AB ülkeleri arasında
da üçüncü sıradadır. İnek sütü ve sığır eti üretimi bakımından dünya sıralamasındaki yeri sırasıyla 12 ve 26’dır.
AB ülkeleri arasında ise 5. ve 7. sırayı almaktadır. İnek başına süt verimi ve sığır başına karkas ağırlığı söz konusu
olduğunda durum bir hayli farklılaşmakta ve Türkiye oldukça gerilere 60. ve 52. sıralara inmektedir. AB ülkeleri
içerisinde ortalama süt verimi Türkiye’den daha düşük ülke yoktur. Ama karkas ağırlığı söz konusu olduğunda
Türkiye’nin gerisinde kalan 3 ülke bulunmaktadır (Akman ve ark., 2010).
70
HAYVANSAL ÜRETİM
2. Türkiye Sığır Varlığı ve Hayvansal Üretimi
TÜİK veri tabanında Türkiye’nin 2010 yılı sığır varlığı 11.3 milyon baş olarak yer almaktadır. Bunların
% 36.92’si kültür ırkları, % 21.67’si yerli ırklar, % 41.40’ını kültür ırkı melezlerinden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Toplam sığır varlığında 2008 ve 2009 yıllarında net bir azalmanın meydana geldiği bunun sebebinin izlenen
hatalı politikalar olduğu söylenebilir. Yine TÜİK verilerinden 2010 yılında toplam 4.3 milyon baş ineğin sağıldığı
bunlardan üretilen sütün 12.4 milyon ton olduğu ve bu üretilen inek sütünün % 50.80’i kültür ırklarından,
% 10.04’ü yerli ırklardan, % 39.14’ü ise kültür ırkı melezlerinden elde edildiği görülmektedir ( Tablo 1 , 2 ve 3 ).
Tablo 1. Türkiye Sığır Varlığı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%)
Toplam Sığır Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
3.295.678
3.554.585
3.723.583
4.197.890
29.86
32.73
34.72
36.92
4.465.350
4.454.647
4.406.041
4.707.188
40.45
41.01
41.08
41.40
3.275.725
2.850.710
2.594.334
2.464.722
29.68
26.24
24.19
21.67
11.036.753
10.859.942
10.723.958
11.369.800
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 1 ve 2 ‘den yıllar itibari ile sığır varlığı ve sağılan inek sayısındaki değişim incelendiğinde son 4 yılda
düzenli olarak kültür ırklarının sayısının arttığı ve bu artışın % 7.06, aynı şekilde sağılan inek sayısında da % 6.55
‘lik artış olduğu görülmektedir. Türkiye yerli ırklarında ise bu yıllarda benzer bir hızla azalmanın olduğu ve bu
azalışın % 8.01 ve sağılan yerli inek sayısında % 7.36 ‘lık bir azalma olduğu anlaşılmaktadır.
Tablo 2. Türkiye’de Sağılan İnek Sayısı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%).
Sağılan İnek Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
1.299.750
1.385.730
1.470.886
1.626.412
30.73
33.96
35.58
37.28
1.698.801
1.665.189
1.686.064
1.787.012
40.16
40.81
40.79
40.96
1.230.889
1.029.324
976.198
948.417
29.10
25.22
23.61
21.74
4.229.440
4.080.243
4.133.148
4.361.841
Kaynak: TUİK, 2010
Kültür ırkı sığır ve sağılan inek sayılarındaki artışın Türkiye’deki inek sütü üretimindeki artışı da beraberinde
getirdiği Tablo 3’ten görülmektedir. Türkiye ‘de son dört yılda kültür ırkı sığırlardan üretilen süt miktarında %
6.03’lük bir artış görülmektedir. Yerli ırklardaki süt üretimindeki azalmanın % 4.32 olduğu ancak bu azalmanın
sağılan yerli inek sayısındaki azalmadan daha düşük olduğu görülmektedir. Bu durum son yıllarda yerli sığırlardaki
verim yönünde olumlu bazı gelişmelere işaret edebilir (bakım ve besleme tekniklerinin iyileştirilmesi gibi).
Tablo 3. Türkiye’de İnek Sütü Üretimi ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%).
İnek Sütü Üretimi (Ton)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
5.050.533
5.380.715
5.713.004
6.309.065
44.77
47.80
49.32
50.80
4.608.728
4.520.465
4.585.859
4.861.835
40.85
40.16
39.59
39.14
1.620.079
1.353.996
1.284.450
1.247.644
14.36
12.02
11.08
10.04
11.279.340
11.255.176
11.583.313
12.418.544
Kaynak: TUİK, 2010
71
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 4. Türkiye’de Doğan Buzağı Sayısı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%)
Doğan Buzağı Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Yerli Irklar
Kültür -Yerli Melezi
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
840.872
924.747
992.687
1.114.786
31.18
34.80
37.38
39.85
1.096.645
1.072.923
1.060.072
1.124.718
40.67
40.38
39.92
40.21
758.760
659.108
602.315
557.462
28.14
24.80
22.68
19.93
2.696.277
2.656.778
2.655.074
2.796.966
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 4’den izleneceği üzere, son 4 yılda Türkiye’de doğan kültür ırkı buzağıların oranı % 8.67’ik bir artış
gösterdiği ve buna karşılık yerli ırklarda aynı oranda bir azalmanın olduğu görülmektedir. Melezlerde ise % 40’lık
oranın pek değişmediği anlaşılmaktadır.
Tablo 5. Türkiye’de 2007-2009 Yılı İtibarı İle Kesilen Sığır Sayısı, Sığır Eti Üretim Miktarları ve Çeşitli
Sığır Sınıflarının Ortalama Karkas Ağırlığı.
2007 YILI
Sığır
Sınıfları
Tosun
Düve
Dana
Boğa
İnek
Öküz
Toplam
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
1.066.871
246.749
314.543
45.638
322.986
7.204
2.003.991
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
250.236
43.479
63.141
12.082
61.228
1.794
431.960
2008 YILI
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
234.5
928.533
176.2
141.847
200.7
290.450
264.7
39.821
189.5
329.070
249.0
6.386
215.5 1.736.107
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
213.881
25.499
55.406
10.684
63.709
1.437
370.616
2009 YILI
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
230.3 847.015
179.7 146.015
190.7 176.659
268.3
32.208
193.6 293.315
225.0
6.861
213.4 1.502.073
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
197.336
26.059
34.444
8.306
57.677
1.460
325.282
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
232.9
178.4
194.9
257.8
196.6
212.7
216.5
Kaynak: TUİK, 2010
TÜİK veri tabanından Türkiye’de 2007-2009 yılları arasında kesilen sığır varlığı 2.0 milyon baştan 1.5
milyon başa indiği yani kesilen hayvan sayısında % 25 ‘lik bir azalma, sığır eti üretiminde de aynı oranda bir
düşüş görülmektedir. TÜİK verilerinden 2007 yılında toplam 431 bin ton sığır eti üretilirken 2009 yılında bu değer
325 bin tona düşmüştür. Gerek toplam sığır varlığında ve gerekse kesilen sığır varlığında 2008 ve 2009 yıllarında net
bir azalmanın meydana geldiği bunun sebebinin izlenen hatalı fiyat ve ithalat politikaları olduğu söylenebilir (Tablo 5 ).
3. Erzurum İli Sığır Varlığı ve Hayvansal Üretimi
TÜİK veri tabanından Erzurum‘un 2010 yılı sığır varlığı 536 bin baş olarak görülmektedir. Bunların
% 8.82’si kültür ırkları, % 27.12’si yerli ırklar, % 64.04’ünü kültür ırkı melezlerinden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Erzurum ili toplam sığır varlığında 2008 ve 2009 yıllarında, Türkiye genelindeki duruma paralel bir şekilde sığır
sayısında bir azalmanın olduğu gözlenmektedir. Yine TÜİK verilerinden 2010 yılında toplam 194 bin baş ineğin
sağıldığı, bunlardan üretilen sütün 485 bin ton olduğu ve bu üretilen inek sütünün % 12.08’i kültür ırklarından,
% 15.84’ü yerli ırklardan, % 61.70’i ise kültür ırkı melezlerinden elde edildiği görülmektedir ( Tablo 6, 7 ve 8 ).
72
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo 6. Erzurum İli Sığır Varlığı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%)
Toplam Sığır Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
17.124
25.366
35.744
47.401
3.07
4.70
6.72
8.82
217.716
308.085
342.136
343.902
39.15
57.16
64.40
64.04
321.199
205.518
153.369
145.679
57.76
38.13
28.86
27.12
556.039
538.939
531.249
536.982
Kaynak: TUİK, 2010
Bu değerleri Türkiye geneli verileri ile karşılaştırdığımızda, kültür ırkı sığırların oranı Türkiye geneli %
36.92, sağılan inek sayısı % 37.28 ve üretilen süt miktarı ise % 50.80 gibi Erzurum ili değerlerinden çok yüksek
olduğu görülmektedir. Erzurum ili sığır varlığı ve üretiminde yerli ırklar ve bunların melezlerinin daha ağırlıkta
olmasının, verim ve üretim değerlerinin düşük olmasında önemli etkisi söz konusudur.
Tablo 7. Erzurum’da Sağılan İnek Sayısı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%).
Sağılan İnek Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
5.828
8.529
14.233
15.808
3.25
5.13
7.20
8.10
66.360
87.652
121.338
120.302
37.10
52.72
61.43
61.70
106.632
70.056
61.924
58.861
59.63
42.14
31.35
30.18
178.820
166.237
197.495
194.971
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 8. Erzurum’da İnek Sütü Üretimi ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%).
İnek Sütü Üretimi (Ton)
Kültür Irkları
Kültür -Yerli Melezi
Yerli Irklar
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
21.646
31.677
52.862
58.712
6.11
8.37
10.87
12.08
193.107
255.068
353.093
350.079
54.51
67.41
72.51
72.06
139.475
91.633
80.996
76.991
39.37
24.21
16.63
15.84
354.228
378.378
486.951
485.782
Kaynak: TUİK, 2010
73
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 9’den izleneceği üzere son 4 yılda Erzurum’da doğan kültür ırkı buzağıların oranı % 6.89’luk bir
artış gösterdiği ve buna karşılık yerli ırklarda % 32.69’luk bir azalmanın olduğu görülmektedir. Melezlerde ise
% 25.79 ‘luk bir artışın olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye 2010 yılı kültür ırkı doğan buzağı oranlarında % 39.85
iken, aynı yıl Erzurum ilinde bu değer % 10.27 gibi çok düşük düzeyde kalmıştır.
Tablo 9. Erzurum’da Doğan Buzağı Sayısı ve Çeşitli Genotiplerin Payı (%).
Doğan Buzağı Sayısı (Baş)
Kültür Irkları
Yerli Irklar
Kültür -Yerli Melezi
Toplam
Yıllar
Miktar
%
Miktar
%
Miktar
%
2007
2008
2009
2010
4.908
8.387
10.028
13.080
3.38
6.28
8.10
10.27
59.678
78.082
82.450
85.188
41.13
58.52
66.67
66.92
80.492
46.957
31.188
29.013
55.48
35.19
25.21
22.79
145.078
133.426
123.666
127.281
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 10. Erzurum’da 2007-2009 Yılı İtibarı İle Kesilen Sığır Sayısı, Sığır Eti Üretim Miktarları ve
Çeşitli Sığır Sınıflarının Ortalama Karkas Ağırlığı
2007 YILI
Sığır
Sınıfları
Tosun
Düve
Dana
Boğa
İnek
Öküz
Toplam
2008 YILI
2009 YILI
Kesilen
Sığır
Sayısı
Sığır
Eti
Üretimi
Ort.
Karkas
Ağır.
Kesilen
Sığır
Sayısı
Sığır
Eti
Üretimi
Ort.
Karkas
Ağır.
Kesilen
Sığır
Sayısı
Sığır
Eti
Üretimi
Ort.
Karkas
Ağır.
18.587
1.299
73
1.286
28.017
0
49.262
4.377
189
7
378
3.970
0
8.921
235.4
145.4
95.8
293.9
141.6
181.0
17.589
10.042
82
402
12.979
257
41.351
4.173
1.469
8
74
1.839
48
7.611
237.2
146.2
97.5
184.0
141.6
186.7
184.0
11.750
2.881
60
262
16.710
126
31.789
2.239
405
6
54
2.511
25
5.240
190.5
140.5
100.0
206.1
150.2
198.4
164.8
(Baş)
(Ton)
(Kg)
(Baş)
(Ton)
(Kg)
(Baş)
(Ton)
(Kg)
Kaynak: TUİK, 2010
TÜİK veri tabanından Erzurum ilinde 2007-2009 yılları arasında kesilen sığır varlığı 49 bin baştan 31
bin başa indiği yani kesilen hayvan sayısında % 35’lik bir azalma, sığır eti üretiminde ise % 41’lik bir düşüş
görülmektedir. TÜİK verilerinden 2007 yılında toplam yaklaşık 9 bin ton sığır eti üretilirken 2009 yılında bu değer
5 bin tona düşmüştür. Gerek toplam sığır varlığında ve gerekse kesilen sığır varlığında 2008 ve 2009 yıllarında
önemli düşüşün meydana geldiği bunun sebebinin uygulanan hatalı fiyat ve ithalat politikaları ve hayvancılığın
sorunlarının isabetli belirlenememesi ve uygun çözümler üretilememesinden kaynaklandığı söylenebilir (Tablo10).
Erzurum ilindeki sığır varlığı ve üretim değerlerindeki değişimin ilçelere ve ırklara göre durumu yıllar itibari
ile Tablo. 11, 12, 13 ve 14 de verilmiştir. Türkiye genelindeki tablonun Erzurum’a ve buradan da ilçelere yansıdığı
görülmektedir. Ancak bir farkla 2009 yılı Türkiye’deki toplam sığır sayısına (10.7 milyon baş ) karşılık aynı yıl
toplam 1.5 milyon baş sığır kesilmiştir. Yani toplam sığır varlığının % 14’ü kesilirken, 2009 yılında Erzurum’da bu
değerin (toplam 531 bin baş sığırdan, 31 bin başı kesime sevk edilmektedir) % 5.8’i olduğu görülmektedir.
Bu değerin bölgede üretilen sığırların büyük bir kısmının canlı olarak Türkiye’nin diğer bölgelerine sevk
edildiği ve oralarda besiye alınıp kesildiği veya doğrudan kesime sevk için nakledildiği anlaşılmaktadır. Bu durum
ise Erzurum ili üreticilerinin oluşan katma değerden gerekli şekilde yararlanamadığını göstermektedir.
74
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo. 11. Erzurum İlçelerine göre Yerli Sığır Varlığı, Süt Üretim Miktarları ve Doğan Buzağı Sayıları
2009 YILI
İLÇELER
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye(Ilıca)
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Palandöken
Yakutiye
Doğan
Buzağı
Sayısı
(Baş)
2.769
900
690
2.280
820
412
709
5.000
1.847
1.912
950
850
0
658
4.782
5.400
0
249
935
25
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
14.472
4.560
5.000
18.260
3.820
2.565
13.676
12.150
11.992
5.750
3.432
2.900
4.756
2.438
17.693
21.743
2.155
674
5.203
130
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
6.266
1.936
1.082
5.588
1.100
1.074
8.955
4.400
6.459
2.112
1.186
1.540
1.987
1.188
5.724
6.679
1.716
264
2.642
26
2010 YILI
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
8.195
2.532
1.415
7.309
1.438
1.404
11.712
5.755
8.448
2.762
1.551
2.014
2.599
1.553
7.486
8.736
2.244
345
3.455
34
Doğan
Buzağı
Sayısı
(Baş)
2.628
1.281
690
2.160
820
220
570
4.625
1.452
1.652
720
750
0
454
4.616
5.530
0
100
710
35
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
12.649
6.266
5.912
18.210
3.820
1.386
12.595
11.110
13.002
5.281
2.665
2.540
4.429
1.632
15.981
22.181
2.100
420
3.370
130
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
5.720
2.288
2.728
5.720
1.100
35
8.800
3.960
6.380
1.859
986
1.329
1.913
749
5.109
6.908
1.690
211
1.346
31
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
7.481
2.992
3.568
7.481
1.438
46
11.510
5.179
8.345
2.430
1.289
1.738
2.502
979
6.682
9.035
2.209
276
1.761
40
Kaynak: TUİK, 2010
75
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo. 12. Erzurum İlçelerine göre Kültür Melezi Sığır Varlığı, Süt Üretim Miktarları ve Doğan Buzağı Sayıları.
2009 YILI
İLÇELER
Doğan
Buzağı
Sayısı
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye(Ilıca)
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Palandöken
Yakutiye
Kaynak: TUİK, 2010
76
(Baş)
2.835
1.920
8.946
5.630
7.203
1.080
443
11.100
2.767
5.534
3.775
4.050
7.848
305
6.558
1.025
580
456
4.445
5.950
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
14.380
12.461
26.646
34.126
28.570
16.406
4.464
26.100
17.792
15.843
13.585
9.750
28.537
1.463
22.149
5.256
23.040
1.151
12.812
27.605
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
5.469
7.040
4.840
8.106
8.197
6.160
2.754
7.920
9.569
5.566
4.125
3.080
7.220
598
6.781
1.109
13.596
449
5.119
13.640
2010 YILI
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
15.915
20.486
14.084
23.587
23.853
17.925
8.015
23.047
27.846
16.197
12.002
8.962
21.008
1.741
19.733
3.226
39.564
1.306
14.896
39.692
Doğan
Buzağı
Sayısı
(Baş)
2.960
1.905
5.700
5.650
7.205
4.057
1.000
10.000
2.198
4.089
4.312
4.300
8.109
373
11.173
2.087
470
400
4.000
5.200
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
14.149
13.784
18.810
34.010
28.580
15.257
5.420
23.500
13.734
13.204
15.856
11.354
31.356
1.882
38.827
10.487
20.050
1.657
11.485
20.500
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
6.090
7.876
4.893
8.131
8.202
88
3.080
7.040
7.856
4.750
5.380
3.960
8.736
686
14.503
2.037
12.448
880
4.690
8.976
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
17.720
22.919
14.238
23.661
23.866
256
8.962
20.486
22.860
13.823
15.656
11.523
25.421
1.997
42.204
5.928
36.222
2.560
13.649
26.120
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo. 13. Erzurum İlçelerine göre Kültür Sığır Varlığı, Süt Üretim Miktarları ve Doğan Buzağı Sayıları
2009 YILI
İLÇELER
Doğan
Buzağı
Sayısı
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye(Ilıca)
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Palandöken
Yakutiye
(Baş)
853
1.184
220
710
100
620
1.400
2.515
384
55
650
47
562
0
95
33
350
250
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
1.808
3.812
1.480
2.310
561
3.752
4.520
7.187
1.004
160
3.034
149
3.018
355
339
100
1.200
955
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
352
1.566
834
792
160
2.066
1.760
2.530
406
70
999
70
1.589
312
30
35
352
308
2010 YILI
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
1.307
5.817
3.098
2.941
594
7.674
6.536
9.396
1.506
261
3.709
261
5.902
1.160
111
130
1.307
1.143
Doğan
Buzağı
Sayısı
(Baş)
990
1.542
2.100
710
120
650
1.415
2.772
320
39
522
180
590
410
95
335
290
Toplam
Sığır
Sayısı
(Baş)
2.172
5.012
7.462
2.270
300
3.920
4.695
7.921
965
121
2.826
493
3.019
3.525
350
1.200
1.150
Sağılan
İnek
Sayısı
(Baş)
431
2.071
880
792
0
2.200
1.778
2.788
418
53
968
162
1.568
968
37
343
352
Toplam
İnek Sütü
Üretimi
(Ton)
1.601
7.690
3.268
2.941
0
8.170
6.602
10.354
1.552
196
3.595
601
5.824
3.595
137
1.274
1.307
Kaynak: TUİK, 2010
77
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 14. Erzurum İlçelerine Göre 2009 Yılı İtibarı İle Kesilen Sığır Sayısı, Sığır Eti Üretim Miktarları ve
Ortalama Karkas Ağırlıkları
TOSUN
İLÇELER
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye(Ilıca)
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Palandöken
Yakutiye
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
Kaynak: TUİK, 2010
78
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
76,500
306
32,208
176
27,084
148
50,400
280
32,391
177
32,391
177
37,600
235
641 115,380
34,404
188
66,978
366
32,391
177
51,522
277
58,520
385
33,489
183
182
29,120
32,208
176
7.676 1.496,820
İNEK
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
250
183
183
180
183
183
160
180
183
183
183
186
152
183
160
183
195
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
950 142,500
670 100,500
11,620
83
70,290
426
1,325
5
5,687
47
4,350
29
14.500 2.175,000
BOĞA
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
150
150
140
165
265
121
150
150
Kesilen
Sığır
Sayısı
(Baş)
50
87
24
1
20
30
50
Sığır
Eti
Üretimi
(Ton)
10,500
14,790
4,680
0,289
3,400
5,550
15,000
Ort.
Karkas
Ağır.
(Kg)
210
170
195
289
170
185
300
HAYVANSAL ÜRETİM
4. Erzurum İlinde Sığır Yetiştiriciliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri
4.1 Sığır Irkları, Verimleri ve Damızlık Temini ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’de olduğu gibi Erzurum ili içinde kültür ırkı yetiştiriciliği ve melezlemede kullanılan ırkların
seçiminde, kültür ırklarının yaygınlığı ve genel özellikleri ile bu konularla ilgili olarak işbirliği yapılan ülkelerin
hakim ırkları etkili olmuştur.
Ülkemizde çok sayıda ırk grupları ve bunların melezleri bulunmaktadır, bu ırkları şu şekilde gruplandırmak
mümkündür (Tablo 15) (Resim 1).
Tablo 15. Türkiye’de Bulunan Sığır Irkları ve Gruplandırmalar
DAK, GAK Yerli Kara, Boz Irk ve Zavot
Yerli Irklar ve karışık yerli melezler
Esmer, Siyah Alaca, Simmental , Jersey
Saf Kültür Irkları,
Baba hattı Esmer olan melezler
Esmer Melezi,
Baba hattı Siyah-Alaca olan melezler
Siyah-Alaca Melezi,
Baba hattı Simmental olan melezler
Baba hattı Simmental, Brangus, Limusin, Chiana veya Belçika Mavisi;
Ana hattı Jersey veya Siyah Alaca olan melezler
Simmental Melezi
Baba hattı Angus, Hereford, Şarole, ana hattı DAK olan melezler
Etçi x DAK Melezleri
Etçi x Sütçü Melezleri,
Ülkemiz genelinde 2010 yılında kültür ırklarının ortalama süt verimi Tablo (2 ve 3)’den hesaplandığın da
3879 kg olduğu anlaşılmaktadır. Tabi ki ülkemizin batı bölgelerinde ve bir organizasyon (birlik, kooperatif gibi)
içerisinde olan işletmelerde süt verimlerinin çok daha yukarılarda olduğu bilinmektedir. Erzurum ilinde ise 2010
yılı kültür ırklarında inek başına süt verimi ortalaması 3714 kg olduğu anlaşılmaktadır (Tablo 7 ve 8 )
Resim 1. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Yetiştirilen Kültür Irk Sığırlar
Önemli bir hayvancılık bölgesi olan Erzurum ilinde bu değerlerin en azından Türkiye ortalamasının üzerinde
olması beklenir. Ancak aşağıda sıralanan sorunlar zinciri sonucunda yerli ırklarda olduğu gibi kültür ırklarında da
verimlerin istenilen seviyelere gelmediği görülmektedir. Erzurum’da 2010 yılı itibari ile yerli genotiplerin oranı
% 30’lardadır. Bunların önemli bir kısmı da karışık yerli melezlerdir. Esasen yerli saf ırkların hızla azaldığı ve bu
durumun yerli gen kaynaklarımız içinde önemli bir tehlike oluşturduğu gerçeğini unutmamalıyız (Resim 2).
79
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Resim 2. Karışık Yerli Sığır Sürüsü
Esasen ırk seçiminin ülke, bölge ve il bazında yapılmasının doğru olmayacağı açıktır. Irk seçiminin
işletmelerin üretim karakterine, işletmelerin bakım, besleme ve teknik bilgi gibi birçok unsura bağlı olarak
yapılmasının daha doğru olacağı bir gerçektir. Örneğin Doğu Anadolu bölgesinde herhangi bir ırkın ifade edilmesi
ve buna yönelik çalışmaların yapılması yerine yetiştiriciler ayrı ayrı değerlendirilmeli, böylece bazı işletmelere
yalnızca kültür ırkı tavsiye edilirken, bir başka işletmeye yerli ırk veya melezler tavsiye edilmelidir.
Damızlık hayvan temininde bölge yetiştiricilerinin birçok sıkıntıları bulunmaktadır. Ülkemizin damızlık
sığır ihtiyacı karşılanamamakta önemli ölçüde dışa bağımlılık sürmektedir. İthal edilen damızlıkların ise genotip
x çevre interaksiyonu nedeniyle yeterince verimli olamadıkları bilinmektedir. Dolayısıyla hem ülkemizde hem
de bölgemizde damızlık üretim merkezleri acilen kurulmalıdır. Bu damızlık üretim merkezlerinde genetik değeri
yüksek ve bölgeye adapte olmuş boğalar üretilerek, yetiştiricilere sunularak sığırcılığımızın dışa bağımlılığı önemli
oranda ortadan kalkacak ve arzu edilen gelişmeler hızla gerçekleşebilecektir. Ayrıca damızlık üretim merkezleri
ile beraber sperma üretim ve suni tohumlama istasyonları oluşturulmalıdır. Suni tohumlama çalışmalarının yaygın
ve etkin hale getirilmesi bölge sığırcılığının gelişmesinde önemli bir unsur olarak değerlendirilmeye devam
edilmelidir.
4.2 Suni Tohumlama Hizmetleri ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Erzurum ilinde 2007 yılında toplam 43.446 adet suni tohumlama yapılmış iken, 2009 yılında toplam
5.490 adete inmiştir. Buradaki anormal yükseliş ve düşüş hatalı destekleme uygulamalarının bir sonucudur. Tohumlama
başına verilen bu desteğin hatalı olduğu anlaşılmış ve bu uygulamadan vazgeçilerek, suni tohumlama sonucu doğan
yavru başına destekleme yapılması ile suni tohumlama sayısında yeniden normal bir artış trendine girilmiştir. Ancak
Tablo 16. Erzurum İlinde 2007-2011 Yılları Arasında Toplam Suni Tohumlama Sayıları
Yıllar
2007
2008
2009
2010
2011
80
Toplam Suni Tohumlama Suni Tohumlamada Toplam
Sayısı (adet)
Doğan Buzağı Sayısı
43.446
7.167
5.490
13.815
25.160
13.512
7.112
2.645
4.465
8.028
Suni Tohumlamada
Başarı %’si
31.10
99.23
48.17
32.31
31.90
HAYVANSAL ÜRETİM
suni tohumlamadaki başarının % 30’lar da (ideal olanı % 70-80’lerdir) olması suni tohumlama uygulamasının
yaygınlaşması önündeki en önemli engel olarak görülmektedir. Suni tohumlama uygulamasını yapan teknik
personelin ve uygulamadaki başarısızlıkların dikkatle irdelenerek gerekli tedbirlerin alınması zorunludur (Tablo 16).
10000
Tohumlama Sayısı Adet
Tohumlama Sayısı Adet
4000
3000
2000
1000
0
1
2
3
4
5
6 7
Aylar
8
9
10 11 12
8000
6000
4000
2000
0
1
2010 Yılı
2
3
4
5
6
Aylar
7
8
9
10
2011 Yılı
Şekil 1. 2010 ve 2011 yıllarında Erzurum ilinde Suni Tohumlamanın Aylara Göre Dağılımı
Şekil 1’den görüleceği üzere suni tohumlama uygulaması Erzurum da yılın 4, 5, ve 6. aylarında
yoğunlaşmakta diğer aylarda ise çok azalmaktadır. Bunun nedeni olarak, bölge yetiştiricilerinin doğumların 2.
ve 3. ayda gerçekleşmesini istemesi, damızlık ineklerin üreme fonksiyonları açısından ilkbaharla birlikte iyileşen
besleme koşullarına bağlı olarak döl tutma oranının yükselmesi gösterilebilir. Ayrıca 1., 2. ve 3. aylarda bölgemizin
iklim koşullarına bağlı olarak bir kısım köylere tohumlama zamanında veteriner hekimlerin ulaşım güçlükleri de
eklenebilir. Esasen Suni tohumlamanın yılın diğer aylarına da dengeli dağılması, özellikle süt üretiminin azaldığı
ve değerlendiği sonbahar aylarında doğumların sağlanması yetiştiricilerin yararına olacaktır.
4.3 Kredi ve Desteklerle ilgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Hayvancılığı gelişmiş birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de çok gelişmiş çeşitli hayvancılık kredileri ve destekleri
değişik dönemlerde uygulamaya konulmaktadır. Ancak bu kredi ve destekler çoğunlukla siyasi ve politik etkilerden
kurtulamamaktadır. Bu etkilerden kurtulmanın yolu gerçekten üretim yapan ve belli bir zaman diliminden önce
bir organizasyona giren, kayıt altında olan yetiştiricilere organizasyonlar kanalı ile destek, teşvik ve krediler
verilmelidir. Verilen destek ve kredilerin uygulamaları dikkatlice takip edilmeli, geri dönüşler ve aksaklıklar
objektif bir biçimde tespit edilerek yeni düzenlemeler bu tecrübeler ışığında hızla ve yerinde geliştirilmelidir.
Verilen desteklerin olumlu etkilerini görebilmek için uzun süreli (en az 5 yıllık) olması ve üretim döneminden önce
açıklanması önem arz etmektedir.
4.4 İşletme Büyüklükleri ve İşletmedeki Hayvan Sayıları ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’de işletme başına düşen ortalama hayvan sayısı 5 baş iken Erzurum ilinde işletme başına 9 baş
hayvan bulunduğu Tablo 17 ve 18’den görülmektedir. Türkiye’de bitkisel ve hayvansal üretim yapan işletmelerin
en yoğun olduğu gruplar 10-100 dekar araziye sahiptir. Bu gruplarda ortalama hayvan sayıları ise 3.50- 6.48
arasında değişmektedir.
81
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 17. Türkiye’de İşletme büyüklüğü ve işletme tipine göre işletme sayısı, işletmenin tasarrufunda
bulunan arazi büyüklüğü ve hayvan sayısı,
Toplam İşletme
İşletme
büyüklüğü
(dekar)
Arazisi olmayan
-5
5-9
10 - 19
20 - 49
50 - 99
100 - 199
200 - 499
500 - 999
1000 - 2499
2500 - 4999
5000+
Toplam
Arazi
İşletme
(dekar)
Sayısı
54.523
178.006
481.987
290.461
1.952.471
539.816
7.378.022
950.840 29.531.622
560.049 38.127.035
327.363 43.884.397
153.685 42.075.498
17.429 11.218.554
4.199
5.476.930
222
695.541
57
3.526.175
3.076.650 184.348.232
Toplam
Büyükbaş
hayvan
Sayısı
299.662
265.354
480.001
1.250.855
3.129.549
2.746.636
1.852.716
948.991
111.534
44.150
2.434
15.556
11.147.438
Bitkisel Üretim ve Hayvancılık Yapan İşletme
İşletme
Toplam
Büyükbaş Başına Düşen
Hayvan
İşletme
Arazi
hayvan
Sayısı
(dekar)
Sayısı
Sayısı
86.229
236.297
257.320
2.98
167.908
1.130.126
474.719
2.82
348.260
4.785.947
1.220.061
3.50
681.095 21.279.153
3.095.446
4.54
422.906 28.833.941
2.744.171
6.48
244.552 32.718.926
1.849.680
7.56
109.522 29.603.182
948.272
8.65
10.777
6.904.276
111.534
10.34
2.951
3.935.401
44.150
14.96
204
640.355
2.434
11.93
35
3.370.673
15.556
444.4
2.074.439 133.438.277 10.763.343
5.18
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 18. Erzurum’da İşletme büyüklüğü ve işletme tipine göre işletme sayısı, işletmenin tasarrufunda
bulunan arazi büyüklüğü ve hayvan sayısı
Toplam İşletme
İşletme
büyüklüğü
(dekar)
Arazisi olmayan
-5
5-9
10 - 19
20 - 49
50 - 99
100 - 199
200 - 499
500 - 999
1000 - 2499
2500 - 4999
5000+
Toplam
İşletme
Sayısı
866
1.129
2.478
7.893
13.811
13.583
9.730
4.036
145
2
53.673
Arazi
(dekar)
3.477
18.070
105.802
452.250
888.818
1.215.724
889.956
99.786
2.880
3.676.763
Toplam
Büyükbaş
hayvan
Sayısı
3.701
3.520
10.253
40.850
117.967
110.396
91.841
45.184
2.986
402
427.100
Bitkisel Üretim ve Hayvancılık Yapan İşletme
İşletme
Toplam
Büyükbaş Başına Düşen
Hayvan
İşletme
Arazi
hayvan
Sayısı
(dekar)
Sayısı
Sayısı
793
2.542
3.520
4.43
2.084
15.385
10.253
4.91
6.838
92.939
40.850
5.97
11.993
398.585
117.967
9.83
11.928
781.952
110.396
9.25
9.142
1.132.750
91.841
10.04
3.993
879.421
45.184
11.31
144
99.286
2.986
20.73
2
2.880
402
201.0
46.917
3.405.740
423.399
9.02
Kaynak: TUİK, 2010
Tablo 18’den görüleceği üzere Erzurum ilinde işletme başına düşen ortalama hayvan sayısı 9 baştır. Erzurum’da
bitkisel ve hayvansal üretim yapan işletmelerin en yoğun olduğu gruplar 20-200 dekar araziye sahiptir. Bu gruplarda
ortalama hayvan sayıları ise 9.83- 10.04 arasında değişmektedir. Bitkisel ve hayvansal üretim yapan işletmelerin
gerek arazi büyüklüklerinin ve gerekse hayvan sayılarının yetersizliği tarım tekniklerinin uygulanmasında zorluklar
meydana getirmektedir. Bu zorlukların aşılabilmesi için küçük işletmelerin desteklenmesi ve üretimden tüketime
kadar bir kısım organizasyonlara girmeleri teşvik edilmelidir.
82
HAYVANSAL ÜRETİM
4.5 Alet Ekipman ve Teknoloji ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Modern yetiştiricilikte, yem bitkisi üretiminden, hayvanların yemlenmesine, temizliğine ve sağımına kadar
üretimin her aşamasında bir çok alet-ekipman ve teknolojik yatırıma ihtiyaç bulunmaktadır. Bunların bir kısmı
ortak yatırımlarla gerçekleştirilebilir. Diğer bir kısmı ise kredi ve desteklerle karşılanabilir. Örneğin, ortak yatırım
olarak bir köye (veya birbirine yakın birden fazla köye) modern bir sağım ünitesi kurularak köyün bütün hayvanları
bu tesiste sağılır, böylece temiz ve kaliteli sütün elde edilmesi yanında bu tesiste hayvanların düzenli kayıtlarının
tutulması sağlanabilir. Ayrıca bir veya birden fazla köyün ortaklaşa modern bir yem fabrikası kurarak kaliteli ve
ucuz karma yem üretimi gerçekleştirilebilir. Bu tip faaliyetlerin bir organizasyon içinde yürütülmesi daha kolay
olacaktır.
4.6 Kayıt Tutma ve Değerlendirme ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’de hayvansal istatistiklerde çelişkiler ciddi bir kayıt dışılık vardır. Ülkemizin gerek süt ve et üretimi
gerekse kesilen hayvan sayıları ulusal ve uluslar arası kuruluşların yayınlarında farklılık arz etmektedir. Türkiye
İstatistik Kurumu (TUİK), 2005 yılı et üretimini kombina, mezbaha ve kurban bayramı kesimlerini dikkate alarak
409 bin ton olarak gösterirken, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 640 bin ton olarak açıklamaktadır.
Yine aynı şekilde TUİK aynı yıla ait kesilen hayvan sayısını 6,5 milyon baş açıklarken, FAO 21,7 milyon baş
olarak açıklamaktadır. Örneğin TUİK ‘in aynı ilin farklı ilçelerinde aynı rakamları tekrarla verdiği görülmektedir.
Bu durum Erzurum’a ait ilçelere ait verilerin Tablo 14 ‘de görüldüğü gibi kesilen tosun sayısı (177 baş) ve üretilen
et miktarı (32,391 ton) olarak Aziziye, İspir ve Pazaryolu ilçelerinde aynı rakamların olması kayıt tutmada önemli
eksikliklerin olduğunu göstermektedir.
Erzurum’da toplam 53.673 hayvancılıkla ilgili işletme bulunmakta iken bunun yalnızca 1.762’si soy kütüğüne
kayıtlı işletmedir, 9.568 işletme ise ön soy kütüğüne kayıtlıdır. Erzurum’daki hayvancılık işletmelerinin yalnızca
% 3.2’si soy kütüğüne kayıtlı, % 17.8’i ise ön soy kütüğüne kayıtlı işlemelerdir. Erzurum’da yetiştirilen sığırların
% 79’u çeşitli verimleri yönünden kayıt altına alınmamış durumdadır (Tablo 19). Gerek Erzurum ve gerekse
Türkiye’de sığır yetiştiriciliği hayvancılığı gelişmiş ülkeler ile yarıştırmak istiyorsak hayvanlarımızı mutlaka soy
kütüğü ve verim kaydı altına almamız gerekir. Bunun yolu verilen ve verilecek, teşvik, destek ve kredilerin ön şartı
olarak, yetiştirilen sığırların Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerine kayıtlı olması zorunluluğu getirilmelidir.
Tablo 19. Erzurum İlindeki Hayvancılık İşletmelerinin ve Yetiştirilen Sığırların Kayıt Türüne Göre Dağılımı
Ön Soy Sütüğüne
Soy kütüğüne Kayıt Olan
Kayıt Olan İşletme Sayısı
İşletme Sayısı
Miktar
9.568
%
12.4
Miktar
1.762
%
2.2
Ön Soy Sütüğüne
Soy kütüğüne Kayıt Olan
Sayıt Olan Hayvan Sayısı
Hayvan Sayısı
Miktar
26.202
%
4.8
Miktar
44.752
%
8.2
Kayıt Altına Alınmayan
İşletme Sayısı
Miktar
65.751
%
85.3
Kayıt Altına Alınmayan
Hayvan Sayısı
Miktar
468.513
%
86.8
Toplam Hayvancılık
İşletme Sayısı
Miktar
77.081
%
100
Toplam
Hayvan Sayısı
Miktar
539.467
%
100
Kaynak: DSYB Kayıtları, 2011
Sığır yetiştiriciliği ile ilgili olarak; soy kütüğü, yemleme, et ve süt verimleri, aşım, doğum ve sağlık
kayıtlarının düzenli ve güvenilir bir şekilde tutulması verimlerdeki gelişmelerin vazgeçilmez şartıdır. Bunun için
organizasyonlar içinde kayıt tutma ve bilgi işlem birimleri oluşturulmalı ve üreticilerin hayvanlarına ait bilgiler
teknik elemanlar tarafından toplanarak kayıt altına alınmalıdır.
4.7 Organizasyonla İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Toplumsal hayata uyum sağlamada bir kısım sorunlar tek başına kişileri ilgilendirirken, bazı problemlerin
çözümünde kişilerin tek başına çabaları yeterli olamamaktadır. Dolayısıyla güç birliği yapılması ve ortak hareket
edilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde yaygın olarak bulunan küçük aile işletmeleri hayvansal ve bitkisel üretim, iş gücü ve toprak
verimliliğini artıracak sermayeyi oluşturamamaktadırlar. Küçük üreticiler güvence yetersizliği ve yüksek risk
83
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
nedeniyle kredilendirilmemektedir.
Ülkemizdeki üreticilerin birlikte hareket etmeleri pazar şartlarının düzenlenmesini hatta ürünlerini işleyecek
endüstrilerini kurmalarını ve üretici gelirlerinin artırılması için üreticilerin bir kısım organizasyonlara katılmalarına
ihtiyaç bulunmaktadır. Ülkemiz de bunun için kurulan ve öne çıkan iki önemli organizasyon bulunmaktadır. Bunlar,
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri ve Kooperatiflerdir.
Tablo 20. Erzurum’da İlçe Bazında DSYB ‘ne Üye İşletme ve Hayvan Sayıları ( Ekim-2011 Yılı İtibari ile)
ERZURUM İLİNDE İLÇE BAZINDA İŞLETME VE HAYVAN SAYILARI
SOYKÜTÜĞÜ
İşletme
Sayısı
İLÇELER
AŞKALE
AZİZİYE
ÇAT
HINIS
HORASAN
İSPİR
KARAÇOBAN
KARAYAZI
KÖPRÜKÖY
NARMAN
OLTU
OLUR
PALANDÖKEN
PASİNLER
PAZARYOLU
ŞENKAYA
TEKMAN
TORTUM
UZUNDERE
YAKUTİYE
TOPLAM
112
154
194
124
87
7
17
46
10
460
115
3
57
200
2
18
56
9
1
133
1,805
İnek
Sayısı
(Baş)
1,839
2,126
3,288
1,480
1,480
85
256
753
160
4,976
1,196
19
861
2,852
14
312
862
180
10
2,032
24,781
ÖN SOYKÜTÜĞÜ
Toplam
Kayıtlı Sığır
Sayısı
İşletme
Sayısı
(Baş)
3,877
4,035
5,391
2,199
2,408
147
346
1,258
324
8,949
2,217
30
1,682
5,922
16
488
1,412
221
21
3,809
44,752
491
595
483
501
332
492
594
412
345
1,094
555
353
165
1,017
199
266
687
409
36
474
9,500
İnek
Sayısı
(Baş)
994
1,256
695
997
350
896
1,719
1,186
609
2,612
830
640
264
3,299
298
792
1,351
823
42
1,411
21,064
Toplam
Kayıtlı Sığır
Sayısı
(Baş)
1,305
1,713
748
1,103
517
1,285
2,003
1,404
712
3,244
875
716
310
4,777
361
1,085
1,375
981
47
1,641
26,202
4631 Sayılı Hayvan Islahı Kanunu çerçevesinde kurulan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri, Islah
Amaçlı Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik çerçevesinde kurulmuş yetiştirici
örgütleridir. Bu amacı gerçekleştirmek için il bazında soy kütüğü sistemi yürütülmekte, sığırlarda pedigriye esas
teşkil edecek ebeveyn ve verim kayıtlarları takip edilmektedir.
Türkiye’de soy kütüğüne katkı sağlayacak nitelikte kayıt tutma çalışmaları İtalya ve Almanya hükümetleri
ile ortak yürütülen projelerle başlamıştır. İtalya hükümetinin desteklediği Türk Anafi-Süt Sığırcılığını Geliştirme
Projesi (ANAFI) 1989-1994 yılları arasında 9 ilde (Aydın, Balıkesir, Burdur, Isparta, İzmir, Denizli, Manisa,
Muğla ve Uşak) yürütülmüştür. 1995 yılında başlayan ve Almanya Hükümeti ile ortak yürütülen Sığır Yetiştiriciliği
Enformasyon Sistemi Projesi (GTZ) ise 7 ilde (Bursa, Edirne, Kırklareli, Konya, Sakarya, Samsun ve Tekirdağ)
yürütülmüş ve 2000 yılında sona ermiştir.
Her iki projenin de amacı Türkiye’de bir kayıt sistemi oluşturmak ve bu kayıt sistemini yürütecek birliklerin
kurulmasını sağlamaktır. Nitekim bu projeler ile yetiştiriciler örgütlenmeye yönlendirilmiş, 1995 yılından itibaren
84
HAYVANSAL ÜRETİM
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlikleri kurulmaya başlanmıştır.
Kurulan 16 il birliği 1998 yılında bir araya gelerek üst örgütleri olan Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri
Merkez Birliği’ni kurmuştur. Merkez Birliği’ne üye il birliği sayısı 76’ya ulaşmıştır.
Erzurum Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği 2001 yılında 13 üye ile kağıt üzerinde kurulmuş fakat 2005
yılında tam olarak faaliyete geçmiştir. 2011 yılı itibari ile 4 Veteriner, 1 Ziraat Mühendisi, 3 İşletmeci olmak üzere
toplam 20 personelle hizmet vermektedir.
Erzurum’da toplam 77.081 hayvancılıkla ilgili işletme bulunmakta iken bunun yalnızca 1.762’si soy
kütüğüne kayıtlı işletmedir, 9.568 işletme ise ön soy kütüğüne kayıtlıdır. Erzurum’daki hayvancılık işletmelerinin
yalnızca % 2.28’i soy kütüğüne kayıtlı, % 12.41 ise ön soy kütüğüne kayıtlı işlemelerdir. Yani ildeki sığırların
% 85’i çeşitli verimleri yönünden kayıt altına alınmamış durumdadır (Tablo 19).
Mevcut yasal düzenlemelere göre Türkiye’de üreticilerin hayvan yetiştiriciliği amacıyla kooperatif kurma
yetkileri bulunmamaktadır. Tarımsal kalkınma kooperatiflerinin kuruluş amaçları en azından bitkisel ve hayvansal
üretimi kapsamak zorundadır. Böylece bir köyde veya yöredeki bütün çiftçilerin bir çatı altında toplanıp güç birliği
yapmaları hedeflenmiştir. Bu durumun ilk sakıncası ihtisas organizasyonlarının kurulamamasıdır. Ayrıca geniş
amaçlı organizasyonlarda örgüt bağları daha zayıftır.
Tablo 21. Erzurum’da İl Bazında DSYB ‘ne Üye İşletme ve Kayıtlı Hayvan Sayıları
( Ekim-2011 Yılı İtibari ile)
İL GENEL TOPLAMI
İLÇELER
KAYITLI TOPLAM
İŞLETME SAYISI
AŞKALE
AZİZİYE
ÇAT
HINIS
HORASAN
İSPİR
KARAÇOBAN
KARAYAZI
KÖPRÜKÖY
NARMAN
OLTU
OLUR
PALANDÖKEN
PASİNLER
PAZARYOLU
ŞENKAYA
TEKMAN
TORTUM
UZUNDERE
YAKUTİYE
TOPLAM
603
749
677
625
419
499
611
458
355
1,554
670
356
222
1,217
201
284
743
418
37
607
11,305
KAYITLI TOPLAM
İNEK SAYISI
2,833
3,382
3,983
2,477
1,830
981
1,975
1,939
769
7,588
2,026
659
1,125
6,151
312
1,104
2,213
1,003
52
3,443
45,845
KAYITLI TOPLAM
SIĞIR SAYISI
5,182
5,748
6,139
3,302
2,925
1,432
2,349
2,662
1,036
12,193
3,092
746
1,992
10,699
377
1,573
2,787
1,202
68
5,450
70,954
Kaynak: DSYB Kayıtları, 2011
85
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Hayvancılığı gelişmiş ülkelerde tarımsal faaliyetlerinin büyük bir bölümü (% 85-95 kadarı) kooperatifler
tarafından gerçekleştirilmektedir. Bilhassa hayvansal üretim dalında, üretim ve değerlendirme faaliyetlerinde
tarımsal amaçlı kooperatiflerin fonksiyonları en üst seviyededir.
Şekil 2 ve 3’de Et ve Süt üretiminin bölgede geliştirilmesine yönelik oluşturulması gereken organizasyonlar
gösterilmiştir. Bu organizasyonlarda mutlaka ilgili üretici yer almalı ve devletin bu organizasyonları geliştirmeye
yönelik teşvik, kredi ve destekler sağlaması, hatta bütün teşvik ve desteklerin ön şartını bu organizasyona en az bir
yıllık üye olan yetiştiricilere verilmesi gerçekleştirilmelidir.
ÜRETİCİ
Teknik ve Sağlık Hizmetleri
MERKEZİ ORGANİZASYON
(Vakıf, Dernek, Birlik,
Kooperatif veya Şirket)
TÜKETİCİ
Şekil 2. Hayvansal Üretimin Geliştirilmesinde Üretici ve Tüketicinin Yararına Olacak Organizasyon Modeli
MERKEZİ ORGANİZASYON
YÖNETİMİ
Karma Yem Üretimi,
Depolama ve Dağıtım
Ünitesi
Süt Toplama, Depolama
ve İşleme Ünitesi
Teknik Hizmetler
Sağlık Hizmetleri
Suni Tohumlama
Hizmetleri
Hayvan Kesim, Depolama
ve İşleme Ünitesi
Yayım ve Pazarlama
Ünitesi
Şekil 3. Et ve Süt Üretiminin Geliştirilmesine Yönelik Sığır Yetiştiriciliğinde Merkezi Organizasyonun Örgütlenmesi
(Vakıf, Birlik, Dernek, Kooperatif veya Şirket)
Bu organizasyonlar üye üreticilerine teknik ve sağlık hizmetleri vermeli, kaliteli fabrika yemi temin
edebilmeli, ürünlerini işletmeden en uygun şekilde almalı ve sahip olduğu veya anlaşma yaptığı tesislerde (yem
fabrikası, et kombinası ve süt fabrikası gibi) işleyip ambalajlayarak bayi veya marketlere satış için dağıtmalıdır.
Böylece yetiştirici yalnızca üretimin bir aşaması ile ilgilenecek, tüketiciye kadar olan diğer aşamaları ise, üyesi
veya ortağı olduğu organizasyon onlar adına yapacaktır.
86
HAYVANSAL ÜRETİM
4.8 Yem ve Yemleme ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’de kaba yem üretim kaynakları 5 grupta toplanabilir. 2006 verilerine göre ülkemizin kaba yem üretimi;
Çayır Mera
: 12.0 milyon ton
Yem Bitkileri ekilişleri
: 8.8 milyonton
Silaj yapımından
: 9.9 milyon ton
Bahçe içi otlaklar
: 5.0 milyon ton
Sap, saman, anız artıkları : 10.0milyon ton olmak üzere toplam 45.7 milyon tondur.
Ülkemizin yıllık 50 milyon ton kaba yem ihtiyacı dikkate alındığında, kaliteli kaba yem açığı 4.3 milyon
gözükmekte ise de, sap saman anız artıkları kaliteli kaba yem olarak değerlendirilmediğinden, kaliteli kaba yem
açığımızın 14.3 milyon ton olduğu görülmektedir. Bu açığın Erzurum için söylenebilmesi söz konusu değildir.
Ancak Erzurum ve yöresinde üretilen kaliteli kaba yemin diğer bölgelere özellikle Karadeniz bölgesine satıldığı,
bunun yerine Güneydoğu ve İç Anadolu bölgesinden saman satın alınarak hayvanların kışın samanla beslendiği
bilinmektedir.
Yukarıda ifade edilen açığın kapatılması; Çayır mera alanlarının ıslah edilerek otlatma kapasitelerinin
artırılması, yem bitkileri ekilişlerinin artırılarak ekili tarla tarımı içerisindeki oranının % 25’lere çıkarılması,
yıl boyunca ihtiyaç duyulan yeşil ve sulu kaba yem ihtiyacının giderilmesi için yeşil yem zincirinin kurulması
yani, silaj yapımının yaygınlaştırılması ile mümkün görülmektedir. Özellikle Erzurum’daki sığır yetiştiricilerinin
yemler ve yemleme konusunda bilinçlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Kesif yem fiyatlarının yüksekliği, gerekli denetim yetersizlikleri ve kaliteli yem üretiminin sağlanamaması da
yemlerle ilgili sorunların bir başka yönüdür. Ayrıca yetiştiricinin hayvanın anatomisi, fizyolojisi ve morfolojisi gibi
birçok konuda bilgi noksanlıkları sonucu, sığırlar için hangi dönemlerde nasıl bir yemleme rejiminin uygulanması
gerektiği konusunda hatalar yapılmaktadır. Bu nedenle etkili bir organizasyon içerisinde yer alarak düzenli teknik
hizmetlerin bu organizasyon kanalı ile gerçekleştirilmesi yem ve yemleme sorunlarının çözümü için gereklidir.
Sığırın biyolojik özellikleri rasyonda kaliteli kaba yemlerin yer almasını gerektirmektedir. Bu gerekliliği
karşılamak isteyen işletmeler imkanları ölçüsünde kaba yem üretmeye ve satın almaya yönelmektedirler. Kaba
yem üretimini artırmak amacıyla verilen teşvikler bu amacı gerçekleştirmeye önemli katkı sağlamıştır.
Sığır yetiştiriciliğinde karma yem kullanımı ve karma yemin toplam maliyetteki payı, verim seviyesi arttıkça
ve kaba yem kalitesi bozuldukça önem kazanmaktadır.
4.9 Barınak ve Barındırma ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Ülkemizde ve özellikle Erzurum yöresinde sığır yetiştiriciliği genellikle kapalı ahırlarda yapılmaktadır. Bu
ahırların çoğu karanlık rutubetli ve sağlıksız bir durumdadır. Özellikle bölgemizdeki ahırlar temiz hava ve bol
ışık alabilecek şekilde yapılmamıştır. Ahırda biriken idrar ve dışkıdan çıkan çeşitli gazlar hayvanlarda kronik
zehirlenmeler yaparak yemden yararlanmalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bununla beraber hayvanlarda
canlı ağırlık artışı düşmekte ve üretimin kârlılığı çok azalmakta hatta kârlılık ortadan kalkmaktadır.
87
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Resim 3. Serbest Kapalı Ahırlar
Aslında ahır olarak hayvanları yağmur, rüzgâr, kardan koruyan ve aşırı sıcak havalarda güneşten koruyacak
şekilde planlanan barınaklar yeterlidir. Kapalı ahırların maliyet ve işçilik giderlerinin yüksekliği, kapalı ahır
ortamının kolayca hayvanların sağlıklarını olumsuz etkileyecek hale gelmesi sonucu, buna alternatif açık
ahırlar geliştirilmiştir. Açık veya yarı açık ahırlarda üretim yapmanın kapalı ahırlara nazaran birçok avantajları
bulunmaktadır (Resim.3, 4, 5 ve 6).
Resim 4. Yarı Açık Ahırlarda Besi ve Süt Sığırcılığı
Resim 5. Serbest Kapalı Ahır Sığır Besisi
88
HAYVANSAL ÜRETİM
Hayvancılığı gelişmiş ülkelerde, sığırların kapalı ahırlarda bağlı olarak üretime alınması uygulaması terk
edilmiştir. Artık modern sığır yetiştiriciliğinde kapalı, açık ve yarı açık ahırlarda gruplar halinde serbest olarak
üretim yapılmaktadır. Ancak ne yazık ki, Ülkemizde ve özellikle Erzurum ve yöresinde izlenilen politikalar ve
uygulanan projeler açık ve yarı açık ahırları ve serbest yetiştirme sistemini teşvik etme yönünde değildir.
Resim 6. Sundurma Tipi Ahırlardan Görünümler.
4.10 Yetiştirici Eğitim ve Öğretimi ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Yurdumuzda kırsal kesimde üretimle meşgul olan esas üretici grup, henüz gerekli tarım eğitimini almamış ancak
okur-yazar olan bir kitledir. Üreticilerin büyük bir kısmı, hayvanların yaşaması ve ayrıca üretimde bulunabilmesi
için, ayrı ayrı miktarlarda besin maddelerine muhtaç olduklarını bilmedikleri gibi, rasyon düzenlemede belirli bir
ölçü ve esasları da yoktur. Hayvanların bakım ve beslenmesinde ebeveynlerinden kazandıkları bilgi ve görüş esas
olarak hakimdir. Yemlemenin bilgili olarak yapılması, bakım ve idare tarzının gerektiği gibi uygulanması sonunda,
hayvan mevcudumuzun üretim kapasitesi bugünkü düzeyin çok üzerine çıkacaktır ( Resim 7).
Resim 7. Buzağıların Emzikli Kovalardan Sütle Beslenmesi
Uygun teknolojinin kullanılması ve sığır yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için üreticilerin eğitim ve öğretiminde
Avrupa Birliği fonlarından ve Ülkemiz kaynaklarından daha çok ve etkili bir şekilde yararlanılmalıdır. Bu kapsamda
hazırlanan projeler kanalı ile sığır yetiştiriciliğindeki her türlü yenilikler ve gelişmeler üreticilerimize, eğitim,
geziler ve demonstrasyonlar şeklinde anlatılmalıdır.
89
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
4.11 Teknik ve Sağlık Hizmetleri ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sığır yetiştiricilerimizin belki de en fazla ihtiyaç duydukları hizmetlerin teknik ve sağlık hizmetleri olduğu
söylenebilir. Gelişen teknoloji, ulaşım ve iletişim imkanları bu hizmetlerin daha hızlı ve kolaylıkla verilmesinin
yolunu açmıştır. Ancak sığır yetiştiricisinin bu imkanlardan tek başına yararlanmasının zorlukları bellidir. O halde
sığır yetiştiricilerine bu hizmetlerin bir organizasyon içerisinden, yani yetiştiricinin bir organizasyona üye olması
yoluyla karşılanması hem etkinlik hem de maliyet açısından daha uygun olacaktır.
Sığır yetiştiriciliğinde hem karlılığı, hem de ürün kalitesini ve toplum sağlığını etkileyen unsurların en
önemlilerinden birisi hastalıklardır. Ne yazık ki hastalıkların ne kadar önemli olabildiği Bovine spongiform
encephalopathy (BSE) (deli dana hastalığı) ile gündeme gelmiştir. BSE elbette önemli bir hastalıktır. Fakat
bu hastalığın Brucella, Tüberküloz, Kuduz vb hastalıkları gündemden düşürecek şekilde öne çıkarılmasında
başkalarınca yaratılan gündemi Türkiye gündemi olarak değerlendirmeyi olağan ve geçerli sayan anlayışın büyük
payı vardır. Türkiye’de bu anlayış değiştirilmeli, insan sağlığıyla ilgili hastalıklar başta olmak üzere, salgın
hastalıkların kontrolü ile yetinen uygulamalar yerine, eradikasyonu hedefleyen sağlık politikaları benimsenmelidir.
Esasen Ülkemizde hayvan sağlığı bakımından yapılması gerekli veteriner hizmetleri yetersizdir. Yurdumuzun
batı bölgelerinde bu hizmetler, doğu bölgelerine oranla daha iyi durumdadır. Üreticilerin sığır yetiştiriciliğinde
sağlığı koruyucu önlemlerin alınması konusunda teknik bilgi ve becerileri artırılabilirse, bugün ortaya çıkan
veteriner hizmetleri ihtiyacı, şüphesiz ki azalacaktır. Böylece, gerekli bakım ve besleme yanında, hijyenik kurallara
uyulması ile birçok hayvan sağlığı sorununun ortaya çıkması önlenecektir.
Ülkemizin hayvan hastalıkları ile ilgili sıkıntıları her dönemde olmuş ve bu durumun kolayca ortadan
kalması beklenmemelidir. Ancak sığır yetiştiricilerinin üretimle ilgili olarak üyesi olduğu bir organizasyondan
veteriner sağlık hizmetlerini düzenli olarak alması ile sorunlar en aza inebilecektir.
4.12 Ürün İşleme, Tanıtım, Pazarlama ve Tüketim ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Bugünün dünyasında elde edilen et ve sütün birçok ürüne işlenmesi ve uygun ambalajla tüketiciye
ulaştırılması ve iyi bir pazarlama stratejisinin oluşturulması birçok yatırımı beraberinde getirmektedir. Üreticinin
ürettiği ürünlerin işlenmesinden pazarlanmasına kadar bütün aşamalarında, profesyonel ekiplere ve teknolojik
yatırımlara ihtiyaç vardır. Bunun için, yetiştiricinin ortağı olduğu organizasyonların etkin biçimde desteklenmesi
ve aktif rol oynamaları sağlanması gereklidir.
Uygun bir organizasyon aracıları ortadan kaldırarak hem üreticinin gelirlerinin artmasını sağlayacak, hem
de tüketiciye daha kaliteli ve daha ucuz hayvansal ürünler sunacaktır. Yetiştiricilerin kuracağı bu organizasyonlar
kanalı ile ve devlet desteği sonucu bütün öğrencilere(ilkokullardan üniversitelere kadar) süt ve süt ürünleri yanında
bir kısım et ürünleri dağıtılması sağlanmalıdır. Böylece yetişen genç nesillerin sağlıklı büyüme ve gelişmeleri
sağlanacak ayrıca tüketimin canlanması ile üretiminde hızla artması söz konusu olacaktır. Sonuçta, sadece
ülkemizde kendine yeten bir üretim değil, dünyada açlıkla boğuşan ülkelere de yardım eden ve ihracat yapan bir
üretim hedeflenmelidir.
Üretimin en önemli motoru tüketimdir. Ülkemizde ne yazık ki gerek et ve et ürünleri ve gerekse süt ve
süt ürünlerinin tüketimi gelişmiş ülkelere nazaran çok düşük seviyelerdedir. Hayatın her döneminde ihtiyaç
duyulan hayvansal ürünleri 7 den 70 ‘e bütün insanlarımızın yeterince tüketebilmesinin yolları aranmalıdır. Bunun
için öncelikle yetişen genç nesillerimizin hayvansal ürünleri(et ve süt ürünleri) tüketebilmesinin en kolay yolu
ilköğretim, lise ve üniversite gençliğine bu ürünlerin ücretsiz dağıtılmasıdır. Bunun için okullarda bir hafta süt ve
süt ürünleri ambalajlı olarak dağıtılmalı, ertesi hafta et ve et ürünlerinin verilmesi gerçekleştirilmelidir. Hayvansal
ürünlerin vücudumuza yararları (fiziki ve zihinsel gelişimin en temel unsurlarının hayvansal gıdalar ile olduğu)
ilkokuldan itibaren bütün gençliğe öğretilmelidir.
Son 10 yıllık süre zarfında tüketimimiz yarı yarıya düşmüştür. Buna karşılık yıllık kişi başı kanatlı ürünleri
tüketiminin 1994 yılında 2,7 kg iken 2005 yılında %214 artışla 8,5 kilograma yükseldiği görülmektedir.
Kırmızı et ve et ürünlerine ulaşmada sıkıntı yaşayan halkımızın, tavuk eti ürünleri yanında ciddi oranda
makarna ve pirince yöneldiği görülmektedir. Yüksek gelir grubu içerisinde yer alan ülkeler daha önce de belirtildiği
gibi sadece kırmızı ette yıllık olarak ülkemizin 4-6 katı daha fazla et tüketmektedirler.
90
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo 22. Seçilmiş Bazı Ülkelerle Türkiye’de Kişi Başı Et Tüketiminin Karşılaştırılması (kg/yıl/kişi)
Ülkeler
Arjantin
Avustralya
Brezilya
Kanada
Avrupa Birliği
Y. Zelanda
ABD
*Türkiye
Sığır - Dana Eti
Toplam Et
65,9
37,0
37,3
32,6
17,5
38,1
42,3
10,1
99,5
93,9
87,1
91,9
76,0
86,5
116,7
18,6
Diğer Ülkelerin
Türkiye’ye Oranı
5,3
5,0
4,7
4,9
4,1
4,7
6,3
1,0
Kaynak: FAO, 2012
Devletin yapması gereken denetimi, medyanın sansasyonel bir şekilde yapması da tüketicilerin sütten
ve kırmızı etten kaçmasına neden olmaktadır. Neticede tüketimden kaçış, üretim yapan bütün kesimleri zarara
sokmaktadır.
Ülkemizde bazı yayın organları tarafından süt ve kırmızı et tehlikeli bir gıda gibi gösterilmekte, kansere ve
kolesterol yüksekliğine yol açması gibi gerekçelerle, halk için hayati önemde olan hayvansal ürünlerden kaçışına
neden olunmaktadır. Batı ülkeleri kaynaklarından bilinçsizce yapılan bu alıntılar yayınlanırken bizim diğer ülkelere
kıyasla neden çok az süt ve et tükettiğimizin belirtilmemesi ise düşünülmesi ve üzerinde durulması gereken bir
husustur.
Ayrıca, günümüzde, hayvan ve hayvansal ürünlerin etkili bir rekabet ortamında olması, yetiştiricilerin tek
başına ürünlerini tanıtması çok zor görülmektedir. Bu çalışmaların uzmanlık ve maddi güç istediği bilinmektedir,
yetiştiricilerin birlikte hareket edebileceği oluşumlara ihtiyaç bulunmaktadır.
4.13 Fiyat İstikrarı İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye sığır yetiştiriciliğinde işletme sahiplerinin şikayeti büyük ölçüde süt fiyatları ile ilgilidir. Tablo 23’de
görüleceği üzere yıllar itibari ile süt/yem paritesi (Süt fiyatının yem fiyatına oranı) düşmekte ve üreticinin alım
gücü azalmaktadır. Süt üretiminde sürdürülebilirliğin sağlanması için süt/yem paritesinin 1.5 ile 2 arasında olması
gerekmektedir. Söz konusu parite AB ve ABD’de yaklaşık 2.00 civarındadır. AB ülkelerinde süt/yem paritesi yasal
yöntemlerle korunmakta ve paritenin 2’nin altına düşmesi durumunda, süt üreticisini korumak amacıyla kamu
kaynakları harekete geçirilerek müdahale alımları yapılmaktadır.
Tablo 23. Türkiye’de Yıllara Göre Süt / Yem Paritesi (TL/kg)
Yıllar
1990
1995
2000
2005
2006
2007
2008
2009
Süt /Yem Paritesi
1.33
1.15
2.29
2.03
2.21
1.17
1.00
0.84
Kaynak: Orijinal Hesaplamalar
Yalnız fiyatlar ile ilgili yakınmalar sadece fiyat düşüklüğünden ibaret değildir. Yakınmalarda yıl içindeki
fiyat değişimleri, iller arasında ya da aynı il içinde görülen farklılıklar ile girdi fiyatlarındaki düzensiz değişmelerin
de payı vardır. Kısaca süt piyasasında hem süt hem de girdi fiyatlarında bir istikrar söz konusu değildir ve üretimin
güvenle sürdürülmesini engelleyen istikrarsızlığın ortadan kaldırılması zaman alacak gibi görünmektedir. Çünkü;
91
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Süt arzının sürekliliği henüz sağlanamamıştır.
Süt sanayinin kapasitesi arzulanan ölçüde yükseltilememiştir.
Tüketicinin alım gücü düşüktür.
Üretici örgütleri yeterince güçlü değildir.
Kamu, meseleye yeterince önem vermemektedir.
Süt piyasasında istikrarsızlık sadece üretici açısından sorun teşkil etmez. Sanayici ve tüketici başta olmak
üzere sektörle ilgili diğer birimler de istikrarsızlıktan zarar görür. Üretimi planlanabilen ve temel besin maddesi
niteliği olan bir ürün için fiyat istikrarsızlığı bir an önce sorun olmaktan çıkarılmalıdır.
4.14 Siyasi ve Politik olan Hatalı Uygulamalarla İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Ülkemizde çeşitli dönemlerde özellikle seçim dönemlerinde siyasi popülizm yapılarak hayvancılıkla hiç
ilgisi olmayan kişilere hayvancılık kredileri ve desteklerinin verilmesinin bölge ve ülke hayvancılığına hiçbir katkısı
bulunmamaktadır. Bu dönemlerde siyasi yönü etkili kişilerin müdahaleleri hatalı uygulamalara yol açmaktadır.
Bunun için kredi ve desteklerin verilebilmesinde, yetiştiricilerin en az bir yıl çeşitli hayvancılık organizasyonları
içinde üretici olarak yer alma şartı getirilmelidir, ilgili organizasyon kanalları etkin bir biçimde kullanılmalıdır.
4.15 Çıkarılan Yasa ve Yönetmenliklerle İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Hayvan yetiştiriciliği ile ilgili yasa ve yönetmenliklerin hazırlanmasında ülke geneli dikkate alınmaktadır
ancak Doğu Anadolu bölgesinin bu yasa ve yönetmenliklerinden yeterince yararlanamadığı hep şikayet konusu
olmuştur. Örneğin bir kısım hayvancılık destek projelerinden yetiştiricilerin eğitim ve bilgi eksikliği yanında, bu
alanda görev alan teknik ve idari personelinde yetersiz kalması söz konusu olabilmektedir. Bu tip projeler ve çıkan
yeni yasa ve yönetmenliklerden en iyi şekilde yararlanmasının yolunun iyi bir organizasyon içine yetiştiricilerin
alınması, burada gerekli bilgi ve desteklerin düzenli bir şekilde açıklanmasıdır. Destekleme politikalarının
bölgeselleştirilmesi hatta daha da yerelleştirilmesi yararlı olacaktır.
4.16 Ürün Kalitesi ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sığırdan elde edilen iki temel üründen biri süttür. Çok değişik koşullarda oldukça farklı ürünlere işlenebilen
sütün temel özelliklerinden ikisi muhafazasının özel koşullar gerektirmesi ve uzun süreli olmamasıdır. Bu nitelikleri
ve üretiminin durdurulamaması sütün, soğutma imkanı olan işletmelerde bile, kısa sürede pazara sunulmasını
zorunlu kılar. Bu da üreticinin pazarlık gücünü önemli ölçüde düşürür. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak için
üreticilerin şu ya da bu şekilde sütün doğrudan pazarlanması, ürüne işlenmesi aşamalarında da yer almaları gerekir
ve bu sağlanmalıdır.
Sütün özel koşullarda muhafaza edilme gerekliliği ve çabuk bozulma özelliği sadece üretici için değil
süt sanayi için de büyük bir sorundur. Her şeyden önce hammaddenin nitelik kaybı nihai ürünü doğrudan
etkilemektedir. Böyle bir sorunla karşılaşmak istemeyen sanayici de ürünün muhafazası sürecine eskiye göre daha
fazla yatırım yapmaya ve bu süreci denetlemeye çaba harcamaktadır. Süt kalitesi ile ilgili sorun sadece soğutmanın
eksikliği değildir. Başta meme hastalıkları olmak üzere hayvan sağlığı ve sağım hijyenine bağlı sorunlar da süt
kalitesini düşüren unsurlardır. Sağım hijyeninden kaynaklanan sorunların büyük bir bölümü sağım makinesinin
yaygınlaştırılması ile önemli ölçüde çözülebilir.
Üreticilerin kaliteli ürün üretebilmesi ancak teknolojik yatırım ve bilgi ile olabilir. Elde edilen ürünün
kalitesi yanında tüketiciye en uygun ambalaj ve en uygun fiyat ile pazarlanması da bir başka uzmanlık alanı olup
üreticilerin tek tek bu sorunu aşmaları pek mümkün görülmemektedir. Elde edilecek kaliteli ürünün en uygun
şekilde tüketiciye ulaşabilmesinde de iyi bir organizasyona ihtiyaç vardır.
92
HAYVANSAL ÜRETİM
4.17 Üniversite, Araştırma Enstitüsü ve Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri Arasında İşbirliği
ve İletişim Eksikliği ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Hayvan yetiştiricilerinin karşılaştığı özel problemler Gıda Tarım ve Hayvancılık il müdürlüğünün ilgili
elemanları tarafından yerinde tespiti, üniversitenin ilgili birimleri ve araştırma enstitülerine iletilmesi gereklidir.
Böylece hayvan yetiştiricilerinin tespit edilen sorunlarının çözümü için, üniversite ve araştırma enstitülerinde
projeler geliştirilir ve gerekli çalışmalar yapılır. Böylece üretilen çözümler ve elde edilen sonuçlar, tarım il
müdürlüğünün elemanları aracılığı ile hayvan yetiştiricilerine geri dönmelidir.
Örneğin, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni bölümünde 50 yıllık bir dönemde et ve süt
sığırcılığı, buzağı yetiştirme ve sığır besisi üzerine 150 den fazla teorik ve uygulamaya dönük araştırma yapılmış
ve yayınlanmıştır. Bir çalışmamızda, Simmental ve Şarole kültür ırkları (Resim 8) kullanılarak yerli Doğu Anadolu
Kırmızısı sığırlarla melezleme yapılmıştır. Bunun sonucu elde edilen erkek yavrular besiye alınmış ve bu melezlerin
13 aylık yaşta 500 kg canlı ağırlığa ulaştıkları tespit edilmiştir.
Ülkemizin ve Bölgenin ihtiyaç duyduğu kaliteli ve hızlı büyüyen besi materyali üretiminde bu tip bir
melezlemenin uygun olacağı tespit edilmiştir. Ancak bu çalışmalar yeterince hayvan yetiştiricilerine tanıtılamamıştır.
(a) Simmental
(b) Şarole
Resim 8. Et Üretimi İçin Melezlemede Kullanılan Kültür Irk Sığırlar;
Ayrıca çiftçilerin hayvan yetiştirme ile ilgili sorunları da üniversite ve araştırma kuruluşlarına taşınmamıştır.
Bu noktada kurumlar arası iletişim ve işbirliği çok fazla önem kazanmaktadır. Son yıllarda kamunun hayvancılıkla
ilgili bir çok kurumlarını bir araya getiren Büyükbaş Hayvan Islahı Projesi benzeri çalışmaların geliştirilerek
çoğalması bu sorunun çözümüne faydalı olabilecektir.
5. Sonuç
Sonuç olarak, sığır yetiştiriciliği üretimin her aşamasında bilgi ve destek ihtiyacı olan önemli bir sektör haline
gelmiştir. Yetiştiricilerin tek başına yalnızca üretimin bir aşamasını yapabileceği bilinmeli, diğer aşamalarında
mutlaka çok yönlü işbirliği ve destekler olmalıdır. Örneğin sığırların dengeli ve sağlıklı beslenmesi için ihtiyaç
duyulan bilgi yanında, uygun yemlerin üretimi (silaj, yem bitkisi gibi) veya dışarıdan kaliteli yemin temin ve
tedariki (süt inek yemi, buzağı büyütme yemi gibi) ile suni tohumlama, kayıt tutma, sağım, sağlık ve teknik
hizmetler yetiştiricilerin tek başına başarabileceği işler değildir. Ayrıca üretilen etin ve sütün direk pazarlanması
veya işlenerek ambalajlanıp tanıtımı ve tüketiciye sunulması kolay işler değildir. Ayrıca bütün bu faaliyetler için
uygun ve gerekli alet-ekipmanların temini ve kullanımı genellikle uzmanlık gerektirir.
İşte bütün bu nedenlerle sığır yetiştiricisi, et ve süt sektöründe tek başına bırakılmamalıdır. Bir çok Avrupa
ülkesinde sığır yetiştiricilerinin hemen tamamı ( % 90-95’i) birlik, dernek veya kooperatif gibi organizasyonların
içerisinde bulunmaktadırlar. Ülkemizde ve özellikle en önemli geçim kaynağı hayvancılık olan Erzurum ve
yöresinde sığır yetiştiricilerinin yalnızca % 2.28’i soy kütüğüne kayıtlı olup, hayvancılık işletmelerinin birlik
veya kooperatif gibi bir organizasyona girmeleri daha güçlü bir şekilde sağlanmalıdır. Bunun için üretimin her
aşamasında devletin vereceği bütün teşvik ve desteklerin ön şartı bir hayvancılık organizasyonuna en az bir yıllık
üyeliğinin olmasıdır. Böylece verilen teşvik ve desteklerin hedef kitleye ulaşması ve üreticilerin hayvanlarının her
türlü kayıtlarının tutulması sağlanabilecektir.
93
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Son söz, sığır yetiştiriciliğinde ülkemizin ve dolayısıyla bölgemizin hedefi kendi kendine yeten değil, et ve
süt ürünlerini kendi öğrencilerine ve yoksul ülkelere dağıtan ve dünyaya satan bir üretim hedeflemek olmalıdır,
bunun için planlar, projeler geliştirebilmenin ve uygulamanın önü açılmalıdır. Ülkemizde ve bölgemizde, damızlık
üretim merkezlerinin kurulması ve buradan gerek sperma ve gerekse damızlık erkek üretiminin gerçekleştirilmesi
hedeflere ulaşmada başlangıç noktası olacaktır.
Kaynaklar
Akbulut, Ö., Yanar, M., Tüzemen, N., Bayram, B. 2004. Türkiye’de Et Üretiminin Artırılmasında Kültür Irkı
Sığırlardan Yararlanma İmkanları. “IV. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi“, SDÜ Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü,
01-04 Eylül, İsparta.
Akman. N., E. Tuncel., N. Tüzemen., S. Kumlu., M. Özder., Z. Ulutaş. 2010. Türkiye Sığırcılık İşletmelerinin
Yapısı ve Geleceğin Sığırcılık İşletmeleri . Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi. 11-15 Ocak 2010. TMMOB
Ziraat Mühendisleri Odası, Ankara.
Akman. N., Tuncel.E., Yener. M., Özkütük. S., Tüzemen. N., Yanar. M., Koç. A., Şahin. O., Kaya.Y.Ç., 2005.
Türkiye’de Sığır Yetiştiriciliği. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak, Ankara.
Çukur, F., Demirbaş, N., Yıldız, Ö., 2009. Avrupa Birliği Perspektifinden Türkiye’de Süt Sığırcılığı Sektöründeki
Gelişmeler. Hr.Ü.Z.F.Dergisi,2009,13(4): 31-39
http://www.dsymb.org.tr/filesandimages/file/excel/projeksiyon.xls
http://www.fao.org/economic/ess/food-security-statistics/en/
http://www.tuik.gov.tr/hayvancilikapp/hayvancilik.zul
http://www.tzob.org.tr/tzob_web/rapor.htm
http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=4593&tipi=3&sube=0
Özhan, M., Tüzemen, N., Yanar, M . 2011. Büyükbaş Hayvan Yetiştirme. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Ders Notu, Yayın No :134, Erzurum.
Özyürek.S., 2012. Erzurum Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğine Üye İşletmelerin Genel Yapısı. Seminer notları,
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Erzurum.
Tüzemen, N. 2006. Hayvancılık Organizasyonları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Notu, Erzurum
(Basılmamış).
Tüzemen, N., Yanar, M., Akbulut, Ö., Aydın, R., 1998. Türkiye Sığır Islahı Stratejisi. «Doğu Anadolu Tarım
Kongresi», 14-18 Eylül, 1998, Erzurum.
94
HAYVANSAL ÜRETİM
Erzurum İlinde Küçükbaş Hayvancılığın Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Hakkı EMSEN
Prof. Dr. Ebru EMSEN
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Dünyada gelişen bilim ve teknoloji ile sanayi ve hizmetler sektöründe önemli değişimler yaşanmaktadır.
Buna rağmen hayvancılık sektörü; hayvanın, hayvansal ürünlerin ve hayvancılık işletmelerinin kendine has
özellikleri nedeniyle insan yaşamı ve ülke ekonomisindeki yerini ve önemini korumaya devam etmektedir. Yeni
milenyumda uluslararası stratejik ham madde kimliğini kazanan gıda maddeleri, 21. yüzyılda ülkeler arası siyasi
ve ekonomik dengelerin oluşmasında, petrolün 19. ve 20. yüzyılda oynadığı rolden daha fazlasını oynayacaktır. Bu
nedenle kendine yeterliliğin dışında ürettiği gıda maddelerinde ihracat potansiyeline sahip olacak ülkeler güçlü ve
lider konumunda olacaklardır.
2. Erzurum’un Kısa Tarihçesi
Tarihçesi M.Ö. 4900’lü yıllara kadar uzanan Erzurum, 415 tarihinde Roma İmparatoru Theodosios’un
emri ile Doğu orduları komutanı Anatolius tarafından “Theodosiopolis’’ ismi ile kurulmuştur. Tarihi süreç içinde;
Theodosiopolis, Kalikala (Halı Şehri), Erzen, Kara Erzen, Erzen’i Rum isimleri ile anılan il, 1048’de Anadolu’yu
fetheden Selçuklular zamanında Erzurum ismini almıştır (Anon., 2012a).
Tarih boyunca; Urartular, Kimmerler, İskitler, Medler, Persler, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular,
Bizanslılar, Moğollar, İlhanlılar ve Safeviler tarafından yönetilmiş olan Erzurum, 1071 Malazgirt zaferinden sonra,
Alpaslan’ın kumandanlarından Ebü’l Kasım tarafından feth edilerek ilk Türk Beyliği olan Saltuklu’lar tarafından
kurulmuştur. 1202’ye kadar Saltuklu Beyliği’nin başkenti olan il, 1242’de Moğolların, 14. yüzyıl sonunda
Karakoyunlular’ın ve Timur’un, 1502’de Şah İsmail’in eline geçmiştir. 1514’de Yavuz Sultan Selim zamanında
Osmanlı idaresine giren, daha sonra tekrar Safevi’lerin eline geçen Erzurum, Kanuni Sultan Süleyman zamanında
kesin olarak Osmanlı idaresine girmiştir (Anon., 2012a).
İpek Yolu üzerindeki stratejik konumu ile Erzurum tarih boyunca bölgenin siyasi, ekonomik ve kültürel
merkezi olma özelliğini sürdürmüş, ulusal birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Kongreye, 23
Temmuz 1919’da ev sahipliği yapmıştır.
3. Erzurum İlinin Topoğrafik Yapısı ve İklim Özellikleri
390 10’ – 400 57’ kuzey enlemleri, 400 15’ – 420 35’ doğu boylamları arasında yer alan Erzurum kuzeyde
Rize ve Artvin, doğuda Kars ve Ağrı, güneyde Muş ve Bingöl, batıda Erzincan ve Bayburt illeri ile çevrilmiştir.
Erzurum’da rakım 1850 m olup, yer yer 2000 m’ye kadar yükselmektedir. Kuzeyde Dumlu dağları, güneyde
Palandöken dağları ile çevrili olan il topraklarının doğu yarısı, Hazar Akaçlama Havzası, batı yarısı Basra Körfezi
Akaçlama Havzası, kuzey kesimi ise Karadeniz Akaçlama Havzası içinde yer almaktadır.
Erzurum ilinde batı kesiminin sularını Karasu, kuzey kesiminin sularını ise Çoruh nehri toplamaktadır. İlin
en önemli doğal gölleri Tortum Gölü (660 ha), Aşkale Şah Gölü (100 ha), Ağır Gölü (140 ha ), en önemli göletleri
Şenkaya, Kapıkaya, Porsuk (20 ha ), Köyceğiz, Ürünlü, Palandöken (20 ha), en önemli barajları Kuzgun (12 km2),
Demirdöven (1.45 km2), Palandöken (22 km2) ve Tortum Barajıdır.
95
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
25.303 km2.lik yüzölçümü ile Doğu Anadolu’nun en büyük, Türkiye’nin ise Konya (40.813 km2), Sivas
(28.567 km2) ve Ankara’dan (25.402 km2) sonra dördüncü büyük ili olan Erzurum’da toplam 20 ilçe ve 1042 köy
bulunmaktadır ( Anon., 2012b ).
Karasal iklimin hüküm sürdüğü Erzurum’da yıllık ortalama sıcaklık 60C, yıllık ortalama yağış 453 mm,
ortalama donlu gün sayısı 154 gün ve ortalama nispi nem %60 civarındadır. 70 yıllık meteoroloji gözlemlerine
göre ilde en düşük sıcaklık – 350C, en yüksek sıcaklık +350C olup, yılın yaklaşık 220 gününde sıcaklık 80C’nin
altında seyreder. İlde kar yağışlı gün sayısı 50, karla kaplı gün sayısı 114 gündür ( Anon., 2012 c).
Erzurum ilinde hakim doğal bitki örtüsü step karakterdedir. Bu örtü 1900-2000 m.den başlayıp 2400 m’lerde
son bulmaktadır. Orman örtü alanları Oltu, Olur, Şenkaya ilçelerinde sarıçam ve meşe, Aşkale-Erzincan sınır
bölgelerinde meşe şeklindedir ( Anon., 2012d ).
Şekil 1. Erzurum İlinin Sınırları ve İdari Bölünüşü
4. Çayır-Mera ve Yem Bitkileri Durumu
Karlı bir hayvancılığın en önemli koşullarından biri, girdilerin %70’ini oluşturan yemin ucuza teminidir.
A.B.D’de et ve sütün maliyetinin yarısı meralardan karşılanmakta, böylece et ve süt daha ucuza mal edilmektedir.
Erzurum’da kar suları ile beslenen yaklaşık 1.6 milyon hektar kaliteli çayır-mera, yaklaşık 825 km2’lik Erzurum
ovası, 420 km2’lik Pasinler ovası, 200 km2’lik Hınıs ovası ucuz et ve süt üretimi açısından büyük bir avantaj
oluşturmaktadır.
Türkiye genelinde %30, Doğu Anadolu Bölgesinde %54’ler civarında olan çayır–mera alanı Erzurum’da
%64’ler dolayındadır. İlçeler bazında çayır-mera alanı incelendiğinde Aşkale, Tekman, Karayazı ve Pazaryolu
ilçelerinin ilk sırada; Köprüköy, Oltu, Uzundere, Horasan ve Şenkaya ilçelerinin ise son sıralarda yer aldıkları
görülmektedir.(Tablo 1)
96
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo 1. Erzurum ve İlçelerinde Mer’a ve Çayır Alanları Oranları (%)
İlçeler
Mera Alanı Çayır Alanı
Erzurum İli
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karayazı
Narman
Oltu
Olur
Şenkaya
61.2
82.7
66.0
68.3
46.5
50.7
78.3
69.2
40.6
54.6
48.3
3.0
4.5
11.2
2.8
2.3
0.6
3.9
0.6
0.4
0.4
0.9
İlçeler
Tekman
Tortum
Aziziye
Palandöken
Yakutiye
Karaçoban
Köprüköy
Pazaryolu
Uzundere
Pasinler
Mera Alanı Çayır Alanı
77.9
70.8
70.0
56.7
53.0
60.0
36.5
81.2
43.2
53.6
6.4
0.9
3.6
3
3
2.8
2.6
0.6
0.8
2.6
Kaynak: Anon., 2012e
2010 itibarıyla Erzurum’da 799.456 da arazide yem bitkileri (fiğ, korunga, mısır, tritikale, üçgül, yonca,
yulaf) ekimi yapılmış ve 1.465.784 ton üretim elde edilmiştir. İlimizde yem bitkileri ekim alanı %28’ler civarında
olup, Türkiye ortalamasının yaklaşık 9 katı kadardır. (Tablo 2).
Tablo 2. Erzurum ve İlçelerinde Yem Bitkileri Ekim Alanı ve Üretim Miktarı
Yem Bitkisi
Fiğ (Yeşil ot)
Korunga (Yeşil ot)
Mısır (Hasıl) 1.ekiliş
Mısır Silajlık(1.ekiliş)
Tritikale (Yeşil ot)
Üçgül (Yeşil ot)
Yonca (Yeşil ot)
Yulaf (Yeşil ot)
TOPLAM
Ekiliş Alanı (da)
208489
203600
45
10742
500
20
374351
1709
799.456
Üretim (ton)
207831,9
282824,65
67,5
51536
750
40
919418,7
3315,2
1.465.784
Kaynak: Anon., 2012e
5. Erzurum’da Koyun Yetiştiriciliği ve Islah Stratejileri
Ülkenin ve bölgenin diğer illerinden farklı özellikler gösteren Erzurum ve yöresinde mevcut ekolojik koşullar
tarımsal üretimin şeklini önemli ölçüde belirlemektedir. Çayır-mer’a zenginliği, vejetasyon süresinin kısalığı
vs. gibi nedenlerle Erzurum’da polikültür bir tarımdan ziyade hayvancılık ön plana çıkmaktadır. Erzurum’da
hayvancılık, hem ülkenin milli geliri açısından, hem de tarımsal üretim kaynaklarının etkili olarak kullanılması,
ekonomik denge ve sosyal güvenlik açısından büyük önem taşımaktadır.
Ortalama 1850 m rakıma, yıllık ortalama 6 0C sıcaklığa, 453 mm yağışa ve %64 civarında kaliteli meraya
sahip Erzurum koyunculuğa uygun özellikler taşımaktadır. Yöre halkının hayvancılık konusundaki geleneksel
alışkanlıkları, ilin iklimi ve engebeli topoğrafik yapısı koyunculuğa büyük şans tanımaktadır. Çünkü özellikle
yüksek rakıma ve yetersiz yem durumuna koyunlar sığırlara göre daha az duyarlıdır. Mevcut kaliteli meralar
ekonomik olarak et, süt, kuzu ve yapağı üretimi açısından koyunculuk sektöründe Erzurum’u bölge ve ülke genelinde
öncelikli ve avantajlı il konumuna sokmaktadır. Erzurum’un ekonomik kalkınmasının bir ayağını oluşturan
koyunculuk sektöründe üretimi artırıp, Erzurum’u ülkenin diğer bölgelerine, Orta Asya Türk Devletlerine ve
diğer komşu ülkelere ihracat yapan ticari bir merkez konumuna getirmenin çok yönlü yararları vardır. Koyun eti ve
97
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
sütü pazarının odak noktasında yer alan Erzurum, et ve süt koyunculuğu, turfanda kuzu üretimi ile sektörel bazda
yeni bir ekonomik kimlik kazanacaktır. Yeni Zelanda, İngiltere, Arjantin, Avustralya ve Uruguay bunlara somut
örneklerdir. Sahip olduğu potansiyel ile 15-20 sene öncesine kadar koyunculukta bölgenin arteri durumunda olan
Erzurum gerek bölge ve ülkenin diğer illerine, gerekse komşu ülkelere canlı koyun ve karkas ihracatı ile önemli
bir ticaret merkezi konumundaydı.
Halen mevcut 457 078 baş koyun varlığı (2010 yılı itibarı ile) ile Doğu Anadolu Bölgesinde Van ve Iğdır’dan
sonra 2. sırada, Türkiye’de ise 20. sırada yer alan Erzurum’un ilçeleri bu üretim kolu için aynı potansiyele ve
imkana sahip değildir (Tablo 3)
Tablo 3. Erzurum ve İlçelerde Koyun Varlığı ( Baş )
İlçeler
Yakutiye
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye
İspir
Karaçoban
Karayazı
Uzundere
Koyun Varlığı (Baş)
5715
14565
43755
53000
25700
16255
3572
28500
69724
10360
İlçeler
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Palandöken
Koyun Varlığı (Baş)
20368
823
12170
5250
19042
1370
16140
95769
8700
6300
Kaynak: Anon., 2012e
Tablo incelendiğinde koyun varlığı bakımından ilk sırada 95.769 baş ile Tekman yer almakta, bu ilçeyi
69.724 baş ile Karayazı, 53.000 baş ile Hınıs, 43.755 baş ile de Çat ilçeleri izlemektedir. Sektörel açıdan potansiyeli
en az olan ilçeler ise 823 baş ile Narman, 1.370 baş ile Pazaryolu, 3.572 İspir’dir.
Türkiye’de koyun sayısı son 20 yılda %41 oranında azalmıştır. Bölge illerinde ve Erzurum’da koyun
popülasyonunda son 20 yılda önemli düşüşler gözlenmiştir. Bu düşüş oranı bazı ilçelerde %80’lerin (İspir:
%96, Narman: %86) üzerinde gerçekleşmiş, Tekman’da %38, Uzundere ve Şenkaya’da %27’ler civarında artış
sağlanmıştır ( Anon., 2012e).
Erzurum’da hâkim ve yaygın koyun ırkı, Morkaraman olup çok az sayıda Akkaraman, Tuj, İvesi ve bazı
kurumlarda ıslah materyali olarak Romanov, Charolais, Suffolk gibi kültür ırkları
bulunmaktadır. Türkiye koyun varlığının %21’ini oluşturan Morkaraman yağlı
kuyruklu, kaba-karışık tip yapağılı ıslah edilmemiş yerli bir ırkımızdır. Canlı
ağırlığı koyunlarda 45-50 kg, koçlarda 50-55 kg civarında olan Morkaramanlardan
4-5 aylık laktasyonda kuzunun emdiği hariç 30-35 kg civarında süt alınmaktadır.
Bu miktar, İvesi dışındaki diğer yerli ırklarımızda da aynı düzeydedir. Temmuz
ayında yapılan kırkımda elde edilen 1-1.5 kg gibi çok düşük miktardaki yapağının
kalitesi de iyi değildir. Bu özellik, Kıvırcık ve kısmen Dağlıç dışındaki diğer yerli
ırklarımız için de söz konusudur. Döl verimi de düşük olan Morkaramanlarda
doğuran 100 koyundan ortalama 110 kuzu alınabilmektedir. Sakız ve İmroz
Resim 1. Morkaraman ırkı
ırklarımız ile Ege Bölgesinde geliştirilen Tahirova ve Sönmez gibi koyun tiplerinin
dışındaki diğer yerli ırklarımız da benzer özelliğe sahiptirler. Morkaramanlarda yağın çok büyük bir kısmı kuyrukta
toplandığı için et lifleri arasında yağ birikimi yetersiz olup, et kalitesi düşüktür. Bu durum Kıvırcık ve Karayaka
dışındaki diğer yerli ırklarımız için de geçerlidir. Ortalama karkas ağırlığı 20 kg civarında olan Morkaramanların
büyük yağlı kuyrukları nedeniyle karkas randımanı da %40’lar civarında olup, karkas ağırlığı içinde but ve pirzola
gibi değerli parçaların oranı düşük ve tüketicinin arzu etmediği koku ve aroma çok belirgindir. Bu özellik Türkiye
yerli koyun ırklarının %88’ini oluşturan tüm diğer yağlı kuyruklu koyunlarımız için de söz konusudur (Kaymakçı
2006).
98
HAYVANSAL ÜRETİM
Akkaraman ırkı, vücutları beyaz olup, ağız, burun, göz etrafında, kulaklarında
ve bacaklarında siyah lekelere tesadüf edilir. Yağlı kuyruklu bir ırk olup, kuyruk
ağırlığı 6 kg civarındadır. Canlı ağırlık koyunlarda 35-40 kg, koçlarda 50-60
kg civarındadır. Et kaliteleri iyi değildir. Yağlı kuyrukları nedeniyle karkas
randımanları düşüktür. 5 aylık laktasyonda kuzunun emdiği hariç, 25-30 kg
süt verirler. Döl verimleri düşük olup, doğuran 100 koyundan 110-120 kuzu
alınabilmektedir (Kaymakçı, 2006 ve Aytuğ vd., 1990).
Resim 2. Akkaraman ırkı
Tuj ırkı, renkleri beyaz olup, ağız, burun, göz etrafında ve bacaklarında siyah
lekelere tesadüf edilir. Uyluğu yağlı bir ırktır. Annelik içgüdüsü, yürüme ve
otlama kabiliyetleri iyidir. Günlük canlı ağırlık artışları 190-200 gr civarında
olup, kolay semirirler. Canlı ağırlık koyunlarda 45-50 kg, koçlarda 50-55 kg
civarındadır. Bölge koşullarında kuzularda yaşama gücü %80-90 civarındadır.
4 aylık laktasyonda kuzunun emdiği hariç, 45 kg civarında süt verirler. Döl
verimleri düşük olup, doğuran 100 koyundan 108-126 kuzu alınır ( Özcan 1989).
Resim 3. Tuj ırkı
İvesi ırkının vücutları kirli beyaz olup, başları ya tam beyaz veya kahverengi yahut
siyahtır. Kuyrukları yağlı olup, 1.5-5 kg civarındadır. Canlı ağırlık koyunlarda 3540 kg, koçlarda ise 50-55 kg civarındadır. Et kalitleri iyi değildir. Irkın en önemli
özelliği süt verimidir. Islah edilmemiş İvesiler ekstansif koşullarda 90-100 kg,
ıslah edilmiş olanlar 6 aylık laktasyonda 200-250 kg civarında süt verirler. Döl
verimleri düşük olup, doğuran 100 koyundan 110-120 kuzu alınmaktadır. Sürü
ve mera koyunculuğuna uygun özellik taşırlar. Hastalıklara ve aşırı sıcağa olan
üstün adaptasyon kabiliyetlerini yüksek nem, aşırı soğuk, bol karlı ve çok soğuk
geçen kış koşullarında gösteremezler (Özcan 1989 ve Kaymakçı 2006).
Resim 4. İvesi ır
Romanov, değişik iklim koşullarına üstün uyum kabiliyeti, erken yaşta (810 aylıkken) damızlıkta kullanılabilme özelliği, yüksek döl verim özelliği
(doğuran 100 koyundan 250-350 kuzu) ve mevsim dışı kızgınlık özelliği ile
dikkati çeken bir ırktır. Benzer özelliğe sahip diğer ırklardan (Fin, Dorset, Doğu
Friz) kuzu büyütme kabiliyeti, kuzularında yüksek yaşama gücü, sürü ve mera
koyunculuğuna uygun özellikleri ile ayrılan Romanov, kasaplık kuzu üretiminde
özellikle melezleme çalışmalarında dünyada ilk sıralarda tercih edilen bir ırktır
( Anon., 2012f).
Resim 5. Romanov ırkı
Resim 6. Charolais ırkı
Charolais, az yağlı, kaliteli ve yüksek randımanlı (%50-60) karkas özelliği,
yüksek döl verim (doğuran 100 koyundan 180-200 kuzu) özelliği, erken
yaşta damızlıkta kullanılabilme kabiliyeti ile popüler olan bir ırktır. Üstün
analık kabiliyetine ve mevsim dışı kızgınlık özelliğine sahip Charolais ırkı
oldukça iri cüsseli olup, canlı ağırlık koyunlarda 80-100 kg, koçlarda 130160 kg civarındadır. Charolais, İngiltere’de düzenlenen ‘’Royal Welsh Show’’
yarışmasında 40 farklı ırktan 3000 koyun arasında karkas kalitesi bakımından
birinci seçilmiştir ( Anon., 2012f).
99
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Suffolk, baş ve bacakları siyah renkli olan, iri cüsseli (canlı ağırlık koyunlarda
75-90 kg, koçlarda 100-130 kg), geniş ve düz sırtlı, derin ve yuvarlak göğüslü,
sırt ve butlarında kas gelişimi oldukça iyi olan bir ırktır. Erken gelişme
kabiliyeti geri olmasına rağmen kasaplık melez kuzu üretiminde yoğun bir
şekilde kullanılmaktadır. Etleri yağsız ve sulu olup, süt ve döl verimleri iyidir.
Doğumları kolaydır (Anon., 2012f ).
Resim 7. Suffolk ırkı
İlimizin ve bölgemizin hakim ırkı olan Morkaraman, bölge koşullarına üstün uyum yeteneği dışında düşük
verimli, üreticisine yüksek gelir sağlamayan, ekstansif koyunculuğa uygun özellik taşıyan, makul bir sürede
mutlaka ıslahı gereken bir ırkımızdır. Çünkü koyunculukta ileri Yeni Zelanda, Arjantin, Avustralya ve İngiltere
gibi ülkelerde koyun başına et, süt, kuzu, yapağı verim ve kalitesi entansif koyunculuğun doğal bir yansıması
olarak üreticisine yüksek düzeyde gelir sağlamaktadır. Koyun başına düşük verim düzeyi, Morkaramanlardan elde
edilen toplam süt, et ve yapağı veriminin de düşük olmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle Erzurum sahip olduğu
koyun varlığı ile orantılı olarak maalesef et, süt ve yapağıda beklenen üretim hacmine sahip değildir. Nitekim
Erzurum’da küçükbaş hayvanlardan üretilen toplam süt 15.105 ton, et 1.509 ton ve yapağı 365.66 ton civarındadır
(Tablo 5). İlçeler bazında et üretiminde 459 ton ile Yakutiye ilk sırada yer almakta, bu ilçeyi Tekman (196 ton),
Karayazı (156 ton) ve Hınıs (142 ton) izlemekte, Pazaryolu, Narman, Olur, İspir ve Tortum son sıralarda yer
almaktadır. Süt üretiminde ise Tekman 2 761 ton ile ilk sırada yer almakta, bu ilçeyi Karayazı (2.593 ton), Hınıs
(1.949 ton) ve Çat (1.720 ton) izlemekte, Narman, İspir ve Pazaryolu son sıralarda yer almaktadır (Tablo 4).
Tablo 4. Erzurum İlçelerinde Küçükbaş Hayvansal Ürün Üretimi (ton)
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
Kaynak: Anon., 2012e
100
ET
SÜT
YAPAĞI
KEÇİ YILI
36
35
93
142
55
14
62
156
45
4
53
11
13
40
3
43
196
19
29
459
1.509
571
621
1.720
1.949
1.053
116
311
2.593
580
44
319
178
150
915
38
338
2.671
271
447
219
15.104
11.65
13.00
35.00
42.40
20.56
2.86
22.80
55.78
16.29
0.66
9.74
4.20
5.04
15.23
1.10
12.91
76.62
6.96
8.29
4.57
365.66
0.89
0.50
1.30
3.74
0.00
1.81
1.21
4.15
1,18
0.07
0.19
0.17
0.12
0.58
0.08
0.56
1.21
0.38
1.26
0.18
19.55
HAYVANSAL ÜRETİM
Irkın ıslahı başarıldığında söz konusu verimlerin %50 ile %150 arasında artırılması sonucu ilde, gelir
kaynağını doğrudan veya dolaylı olarak bu üretim kolundan sağlayan 300.000’in üzerindeki ailenin yaşam
standardı da kendiliğinden yükselmiş olacak, sonuçta Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesi ve ülke kazançlı çıkacaktır.
1934’lü yıllarda başlatılan koyun ıslah çalışmalarında 1980’li yıllara kadar genellikle yapağı verim ve
kalitesi üzerinde durulmuştur. Bu amaçla Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden değişik zamanlarda ithal edilen yapağı ve
et-yapağı tipi merinoslarla Trakya ve Marmara Bölgesinde Kıvırcık ırkının, 1950’li yılların başından itibaren Orta
Anadolu’da Akkaraman ırkının ve 1960’lı yıllardan itibaren de Doğu Anadolu Bölgesinde Morkaraman ırkının
yapağısı kalite ve kantite yönünden iyileştirilmeye çalışılmıştır. Genellikle Merinosa doğru çevirme melezlemesi
şeklinde yürütülen ve merinoslaştırma programı olarakta dikkati çeken bu uygulama üretici bazında beklenen kabul
ve ilgiyi görmemiştir. Türk dokuma sanayinin ihtiyaç duyduğu 15000 ton civarındaki kaliteli yapağıyı ülke içinden
temini amaçlayan bu ıslah çalışmasında ülke genelinde ve bölgemizde elde edilen değişik genotipli melezlerde
canlı ağırlık, yapağı verim ve kalitesinde kısmen amaca ulaşılmış, ancak ileri kan dereceli melezlerde adaptasyonda
ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır. Ayrıca Türkiye’de kaliteli yapağı fiyatı ile ilgili ücret politikası bugüne kadar
üreticiyi tatmin edecek düzeye ulaşmamıştır. Bu nedenle tek verim yönlü bu ıslah çalışması ülke ve bölge genelinde
maalesef sonuçsuz kalmıştır. Çünkü, ıslah çalışmalarında önemli ölçüde kaynak ve zaman harcanarak elde edilen
yeni genotipler, bölgeye uyum sağlayıp üretici açısından karlı olabildikleri taktirde tutulmuşlar, aksi halde yok
olmuşlardır. Nitekim bu ıslah programında 1980’lı yıllarda 5 milyon merinos ve melezi hedeflenmesine rağmen
günümüzde bu rakam sadece 1000 000 civarında kalmıştır.
Modern ve teknik koyun yetiştiriciliğinde bir koyunun et, süt, kuzu ve yapağı verimleri bakımından yeterli
düzeyde olması entansif koyunculuğun en önemli koşullarından birini oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda
dünyanın çeşitli ülkelerinde geliştirilmiş çok değerli koyun ırkları mevcuttur.
Bölgemizde ve ilimizde öteden beri süre gelen ve uygulanan koyunculuk faaliyetleri içerisinde,
Morkaramanlar üzerinde üreticilerin arzuladığı daha yüksek verimli ve karlı bir koyun tipi geliştirmek amacıyla
ilk çalışma Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü tarafından 1962’de başlatılmıştır. Bu
çalışmada; öncelikle Morkaramanların verim özellikleri ve potansiyelleri, ıslaha muhtaç yönleri belirlenmiş ve
verim özelliklerini iyileştirme yönünde bir dizi ıslah programına geçilmiştir. Tarım Bakanlığının ıslah politikası
doğrultusunda; Morkaramanların önce yapağı kalite ve kantitesini iyileştirmek amacıyla Merinoslarla melezleme
çalışmaları başlatılmıştır. Araştırmalarda çeşitli kan dereceli melezlerin et, süt, yapağı ve döl verimleri ile
adaptasyon kabiliyetleri mukayeseli olarak incelenmiş ve yeni tiplerde, Morkaramanlara göre yapağı özelliklerinde,
besi performansı ve canlı ağırlıkta olumlu sonuçlar alınmıştır. Ancak ileri kan dereceli melezlerde süt verimi, canlı
ağırlık ve yaşama gücünün gerilemesi bu çalışmaları il ve bölge bazında sınırlamıştır.
Süt üretim ve tüketiminin büyük önem arz ettiği ilimizde ve bölgemizde Morkaramanların süt verimlerini
artırmak amacıyla 1973 yılından itibaren bölge koşullarına adaptasyon özelliğine sahip İvesilerle ıslah programı
başlatılmıştır. İvesilerle yapılan melezleme çalışmalarında Morkaramanlara göre 2-3 kat daha fazla süt veren
genotipler elde edilmiştir. Ancak çok sınırlı imkanlar nedeniyle Üniversite koyunculuk şubesinde elde edilen çalışma
sonuçları il ve bölge geneline yaygınlaştırılamamıştır. Yine aynı imkansızlıklar nedeniyle Morkaramanların döl
verimini, et verim ve kalitesini artıracak özelliklere sahip, aynı zamanda bölge koşullarına uyum sağlayabilecek
yüksek verimli yeni kültür ırkları bu güne kadar denenememiştir.
Yüzyıllardır bu coğrafyada, düşük verimli bu ırkla yetinmek zorunda kalan kanaatkar üreticimize yeni
alternatif genotiplerin, bölge şartları da dikkate alınarak sunulması ertelenmiş bir hizmettir. Üretici, bölge ve ülke
ekonomisine ivme kazandıracak karlı bir koyunculuk için yüksek döl verimi, kaliteli ve ucuz karkas özellikleri
dikkate alınmalıdır. Bu yapılırken yerli gen kaynağımız olan Morkaraman ırkı da mutlaka korunmalıdır. Bu
amaca ulaşmada, ıslahın seleksiyon ve melezleme olmak üzere iki yönteminden birine başvurulur. Seleksiyon,
en güvenilir, garantili yol olmasına ve gen kaynağının saflığının korunması avantajına rağmen, sonuca ulaşmak
için 20-30 yıl gibi uzun zamanı gerektiren bir yöntemdir. Bu konuda en kısa yol ise, söz konusu verim özellikleri
üstün kültür ırklarının (Romanov, Fin, Charolais, Doğu Friz, Booroola Merinosu) devreye sokulmasıdır. İngiltere
başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde, A.B.D’de, Yeni Zelanda’da mevcut et tipi koyun ırklarının %90’ı yerli
ırkların kültür ırkları ile melezlenmesinden elde edilmişlerdir. Kültür ırklarının koçları kullanılarak doğal aşım
veya suni tohumlama ile yapılacak melezlemede tercih edilecek ırkın:
101
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
a. Döl verimi yüksek olmalıdır (doğuran koyun başına en az 1.5-2.0 kuzu)
b. Kuzularda yaşama gücü yüksek olmalıdır.
c. Kuzular erken yaşta ( 5-6. ayda) kasaplık çağa ulaşmalıdır.
d. Kuzular erken yaşta (8-10 aylıkken) damızlıkta kullanılmalıdır.
e. Yemden yararlanma özelliği yüksek olmalıdır.
f. Karkas randımanı ve kalitesi yüksek olmalıdır.
g. Mera koyunculuğuna uygun olmalıdır.
h. Mevcut şartlarda verim özelliklerini sürdürebilmelidir.
Hangi ırkta, bu özelliklerden hangilerinin üzerinde durulacağını bölge ve işletme özellikleri ve pazar
talebi doğrultusunda üretim hedefleri belirleyecektir. Bu bilgilerin ışığı altında ekonomik kalkınmaya ivme
kazandırabilmek için Erzurum’da;
1-Et koyunculuğuna,
2-Süt koyunculuğuna ve
3-Turfanda kuzu üretimine mutlaka ağırlık verilmelidir.
Erzurum’un kaliteli doğal mera ve yaylaları et koyunculuğuna uygun özellik taşımaktadır. Bu amaçla et
üretimini artırmak için:
a. Et tipi koyun oluşturmak: Erzurum’da kaliteli ve yüksek miktarda koyun eti üretimi için
Morkaramanlardan; karkas kalitesi daha iyi, erken yaşta kasaplık çağa ulaşan, besi kabiliyeti daha iyi ve döl
verimi daha yüksek olan yeni bir etçi koyun tipi geliştirilmelidir. Bu amaçla Morkaraman önce Romanov koçları
ile suni tohumlama ile melezlenerek süt ve döl verimi yüksek yavrular elde edilir. Bunların dişileri bu kez karkas
kalitesini ve verimini artırmak için Charolais veya Suffolk koçlarından biri ile çiftleştirilerek %25 Romanov,
%25 Morkaraman ve %50 Charolais veya Suffolk genotipi içeren melez tipler elde edilir. Nitekim bu konuda
ilimizde yapılan araştırmalarda elde edilen melez dişilerin üstün üreme performansına, 10 aylıkken damızlıkta
kullanma çağına, doğuran koyun başına ortalama 1.8-2.2’lik kuzu verimine, mevsim dışı kızgınlık özelliğine,
melez erkeklerin ise üstün besi kabiliyetine (hızlı canlı ağırlık artışı ve yüksek yemden yararlanma kabiliyeti),
erken yaşta (5-6 aylıkken 40-45 kg canlı ağırlık) kasaplık çağa ulaşma ve daha kaliteli karkas özelliklerine sahip
oldukları tespit edilmiştir.
Erzurum’da her ne kadar iklim ve mevsim turfanda kuzu üretimine ve bu amaçla ithal edilecek yüksek
verimli kültür ırklarına çok uygun olmasa da, bakım ve barınak koşulları iyileştirilerek, koyunlarda kızgınlık
toplulaştırılıp, flushing (koç katım öncesi zengin yemleme) uygulanarak arzu edilen mevsimde elde edilen turfanda
kuzular pazara sevk edilerek büyük katkı sağlayacaktır.
b. Süt tipi koyun oluşturmak: Rogufort, Rabiola, Colby, Blue Cheese gibi kaliteli peynirlerin hammaddesini
koyun sütü oluşturduğundan koyunculuğun bu sektör açısından tartışılmaz çok önemli bir yeri vardır. Avrupa
Birliğine giriş sürecini sürdüren ülkemizde kaliteli koyun peyniri üretimi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle
Morkaramanlarda düşük olan süt verimini artırmak bir zorunluluktur. Koyunculuğun büyük ölçüde mera ve
yaylaya dayandığı ilimizde üretilen sütün fabrika ve mandıraya ulaştırılması bir sorun gibi gözükmektedir. Ancak
mera-mandıra ikileminde bu sorunu olmayan merkez dahil, bir çok ilçe vardır.
Morkaramanların süt verimini artırmak için akla gelen ilk ırk İvesi’dir. Bölge koşullarına uyum özelliği
ile temayüz etmiş olan İvesi’nin düşük döl verimi sınırlayıcı bir karakter olarak ortaya çıkmaktadır. Halbuki
koyunculukta et ve süt üretimi büyük ölçüde doğumdaki yavru sayısına bağlıdır. İvesilerin döl verim özelliği ise
Morkaramanlarla hemen, hemen aynıdır. Bu amaçla yeni bir ıslah materyali olarak döl ve süt verimi son derece
yüksek olan, ayrıca bölge koşullarına uyum sağlayabilecek Romanov ırkının denenmesi çok isabetli ve yararlı
olacaktır. Dünyanın diğer ülkelerinde de başarılı sonuçlar veren Romanov ile ıslah programında G1 düzeyine (%75
Romanov genotip) kadar çevirme melezlemesi yapıp, sürüde tip sabitleştirilmesine gidilmelidir.
102
HAYVANSAL ÜRETİM
6. Erzurum’da Keçi Yetiştiriciliği ve Islah Stratejileri
Büyükbaş süt hayvanı yetiştirme imkanından ekonomik ve doğal koşullar itibari ile yoksun bölge
ve işletmelerde fakirin süt ineği olarak tanımlanan keçi, aile ve ülke ekonomisine değişik ürünleri ile katkıda
bulunmaktadır. Erzurum’un toplam keçi varlığı 39.101 baş olup, Kıl keçisi sayısı bakımından Erzurum’un ilçeleri
incelendiğinde (Tablo 5) 8.300 baş ile Karayazı ilçesinin ilk sırada yer aldığı, bu ilçeyi 7.470 baş ile Hınıs, 3.620
baş ile İspir ilçesinin izlediği, Pazaryolu, Narman, Palandöken Oltu, Olur, Yakutiye ve Tortum ilçelerinin son
sıralarda yer aldığı görülmektedir.
Son 20 yılda ilimizde keçi sayısında %60 civarında bir azalma meydana gelmiş, en dramatik düşüş Çat,
Hınıs, İspir, Oltu, Olur ve Şenkaya ilçelerinde yaşanmıştır.
Tablo 5. Erzurum ve İlçelerinde Keçi Varlığı
İlçeler
Palandöken
Aşkale
Çat
Hınıs
Horasan
Aziziye
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Keçi Varlığı (Baş)
230
1776
2598
7470
2600
1000
3620
2410
8300
2363
İlçeler
Narman
Oltu
Olur
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Keçi Varlığı (Baş)
138
379
338
1156
154
1129
2425
750
2510
355
Kaynak: Anon., 2012e
İlimizde yaygın olan Kıl keçisi süt, kıl ve oğlak verimi ile karkas verim ve kalitesi son derece düşük olan
ıslah edilmemiş yerli bir ırktır. Bu nedenle gerek aile, gerekse il ekonomisi bazında kıl keçisinden elde edilen
verimler maalesef katma değer yaratacak düzeyde değildir. Dolayısıyla koyunculukta olduğu gibi keçi üretiminde
de elde edilen verimler hayvan sayısı ile mukayese edilemeyecek kadar düşüktür. Nitekim keçi yetiştiriciliğinde
ileri ülkelerde ortalama süt verimi 200-1.400 kg arasında değişirken kıl keçilerinde bu değer, oğlağın emdiği hariç,
50-75 kg civarındadır. Keza doğumdaki oğlak sayısı Saanen, Alpin gibi bazı ırklarda 4-5 arasında değişirken kıl
keçisinde 1 civarındadır. Aynı durum et verim ve kalitesi içinde geçerlidir.
Kıl keçilerinde et kalitesi düşük olup, ortalama karkas ağırlığı 15-17 kg civarındadır. Hâlbuki 20-25 kg
civarında kaliteli karkas veren ırklar (Boer ırkı) mevcuttur. Bu genelleme bölge ve ülke için de geçerlidir. Çünkü
gerek bölgemizde, gerekse ülkemizde hâkim keçi ırkı, Kıl keçisidir.
İlimizde ticari turfanda oğlak eti üretimi, ticari turfanda kuzu eti üretimine göre daha zayıf görünmesine
rağmen yinede üretici gelirini artırmak için Kıl keçilerinde süt, döl ve et verimlerini yükseltmek gerekmektedir.
Bu amaçla bölge koşullarına uyum sağlayabilecek Alpin tekeleri kullanılarak suni veya doğal aşımla F1 veya Gı
(Alpin ırkına doğru) melezleri elde edilir. Bu melezlerde tip sabitleştirilmesine gidilerek verim ve adaptasyon
çalışmalarından olumlu sonuç alındığında bunların, alt yapı ve potansiyeli uygun olan ilçe ve işletmelerde üretimine
geçilir. Ancak bu konuda başarılı olup hedefe ulaşmak için devletin oğlak eti üretimini teşvik politikası, il ve bölge
çapında bir üretim amacının tespiti ve pazarlama garantisinin olması gerekmektedir.
103
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
7. Erzurum’da Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri
7.1 Sorunlar
Erzurum’da küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile ilgili sorunları bölge ve ülke hayvancılığının sorunlarından
kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Ülke ve bölge hayvancılığının çözüm bekleyen sorunlarının bazıları
ağırlaşarak, bazıları ise hafifleyerek değişik boyutlarda il hayvancılığına yansımaktadır.
2010 yılı itibarıyla toplam 496.179 baş küçükbaş hayvan varlığına sahip Erzurum ilinin sektörel bazda önemli
sorunları başlıklar halinde aşağıda özetlenmiştir:
* 1980 sonrası uygulanan yanlış ekonomi ve tarım politikaları
* Devletin küçükbaş hayvancılık konusunda geleceğe yönelik bir plan, program ve stratejisinin olmaması
* İşletmelerin küçük ve dağınık olması, bu işletmelerdeki işgücünün çok büyük bir kısmının ücretsiz çalışan
işçi statüsündeki, hayvancılık konusunda eğitimsiz kadınlardan oluşması
* Üreticilerin örgütlenmesindeki yetersizlik, kooperatiflerin arzu edilen düzeyde faaliyet gösterememesi
* Üreticilerin teknik hayvancılık konusundaki bilgi düzeyinin yetersiz olması
* Mevcut koyun ve keçi ırklarının tamamının ıslah edilmemiş düşük verimli ırklardan oluşması
*Yerli koyun ve keçi ırklarında suni tohumlamanın sığır yetiştiriciliğindeki kadar yaygın ve başarılı olamaması.
Bunun nedenlerini; koyunculuğun ekstansif yapısı, bu konuda üreticinin örgütsüz olması, suni tohumlama sırasında
hayvan başına düşen işgücü maliyetinin yüksekliği, suni tohumlama organizasyonu için gerekli yatırımın koyun ve
keçi yetiştiriciliği için ekonomik olmaması, dondurulmuş sperma ile yapılan tohumlamada başarı oranının düşük
(%65) olması, koyun üreticisinin kar marjının düşüklüğü nedeniyle suni tohumlama için hizmet alım gücünün
yetersiz olması, şeklinde özetlemek mümkündür.
* Barınak koşullarının ilkel ve gayri hijyenik olması
* Üreticileri teknik ve finansman açıdan destekleyecek, kamu kuruluşu dışında etkin bir kuruluşun mevcut
olmaması
* Klinik ve subklinik olarak seyreden hastalıklardan dolayı oluşan verim kaybı
* Erzurum’da koyun yetiştiriciliğinin büyük ölçüde, ekonomik gücü ve ortak hareket etme becerisi düşük
kesimlerce, ekstansif şartlarda sürdürülmesi. Bu durum hem girdi temininde, hem de ürün pazarlama sürecinde
üreticinin rekabet gücünü düşürmektedir.
* Çayır ve meraların düzensiz otlatılması, kaliteli kaba yemin yetersiz ve pahalı olması
* Verim kapasitesi yüksek damızlık koç ve teke teminindeki sorunlar
* Diğer hayvancılık kollarındaki yüksek desteklemenin küçükbaş hayvanlarda yetersiz olması
*Yeni üretim teknikleri ve teknolojilerinin küçükbaş hayvanlarda çok düşük düzeyde kullanılması
* Morkaraman ırkının kültür ırkı ile ıslahında, yağlı kuyruğu nedeniyle doğal aşıma uygun olmaması
* Özellikle genç kuşağın koyun, kuzu, keçi, oğlak eti ve süt ürünleri konusunda ön yargılı davranıp itibar
etmemesi.
7.2. Çözüm Önerileri
Erzurum, iklim ve ekolojik olarak olumsuz bazı koşullara rağmen küçükbaş hayvan yetiştiriciliği için uygun
göstergelere sahiptir. Erzurum’un küçükbaş hayvan yetiştiriciliği açısından sahip olduğu imkanlar kapsamlı,
rasyonel ve istikrarlı bir plan ve programla değerlendirildiğinde il, bölge ve hatta ülke bazında önemli bir katma
değer sağlayacaktır. Erzurum’da küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin sektör olarak iyileştirilmesi, beraberinde göç
104
HAYVANSAL ÜRETİM
dahil birçok sosyo-ekonomik sorunu da çözüme kavuşturacaktır. Bu nedenle, aşağıda başlıklar halinde özetlenen
çözüm önerilerinin kısa, orta ve uzun vadede yerine getirilmesi için üreticiden, bilim adamı ve politikacıya kadar
herkesin üstlendiği sorumluluğunun gereğini yerine getirmesi il, bölge ve ülkenin ulusal yararları açısından büyük
önem taşımaktadır.
* Bölgenin hakim ve yaygın ırkı olan Morkaramanların sayısını artırmadan, önümüzdeki 5 yıl içinde ırkın
%25’i et tipine (bu uygulamada Charolais veya Suffolk koçları, Romanov x Morkaraman melezi dişilerle suni
tohumlanacak), %25’i ise süt tipine (bu uygulamada İvesi x Morkaraman melezlemesi yapılacak) çevrilerek et ve
süt üretimi 4-5 kat artırılabilir.
* İlde mevcut Kıl keçilerinin, önümüzdeki 5 yıl içinde, %5’i Alpin veya Saanen tekeleri ile melezlenerek süt
üretimi 4 kat artırılabilir.
* Morkaraman ve Kıl keçilerinin kültür ırkları ile ıslahında çabuk, ekonomik ve etkili olması açısından suni
tohumlama il genelinde yaygın hale getirilmelidir.
* Suni tohumlamada beklenen başarılı sonuca ulaşabilmek için sosyal, ekonomik ve teknik sorunların
çözümü için gerekli önlemler alınmalı ve bu konuda üreticiler eğitilmelidir.
* Islah çalışmalarında başarılı olabilmek için kontrollü ve pedigrili koyun ve keçi yetiştiriciliği bakımından
ilimizde mevcut ‘’Yetiştirme Birliği’’nin çalışmaları desteklenmelidir.
* İl bazında optimum büyüklükte ihtisaslaşmış örnek koyunculuk ve keçi işletmeleri kurulmalı ve
desteklenmelidir.
* Özel ve kamu sektör aracılığı ile “sözleşmeli çiftçi’’ modeli gerçekleştirilmelidir.
* Yeterli miktarda kaliteli, ucuz kaba ve kesif yem üretimi sağlanmalıdır.
* Hayvan hastalıkları ile etkili mücadele edilerek, 5 yıl içinde bölge hastalıklardan arı hale getirilmelidir.
* İlçeler ve iller arası hayvan hareketleri mutlaka kontrol altına alınmalıdır.
* Göçer hayvancılığın meralardaki tahribatını önleyecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
* Teknik hayvancılık için eğitim ve yayım çalışmaları yaygınlaştırılmalı, çeşitli fizyolojik dönemlerdeki
(gebelik, kuruda, laktasyonda, aşım mevsiminde, beside) bakım ve beslemenin ilkeleri ve önemi anlatılmalıdır.
Bu konuda; üreticiye hizmet için mobil veteriner hekim ve ziraat mühendisi uygulaması etkin ve yeterli düzeye
getirilmelidir.
* Bilinçli ve uzman çoban eğitimi konusunda kurslar düzenlenmelidir.
* Hayvansal ürün üretim ve tüketimini teşvik edici, destekleyici politikalar oluşturulmalı ve bu konuda
kamuoyu bilinçlendirilmelidir. Yeni Zelanda’da 15 Şubat’ın “kuzu günü’’ olarak ilan edilmesi bunun en çarpıcı
örneğidir.
* Üreticiye, ürettiği ürün konusunda fiyat ve pazar garantisi sağlanmalıdır.
* Başarılı, örnek üreticiler düzenlenecek etkinliklerde ödüllendirilmelidir.
Sorunların çözümü ile ilgili bu öneriler yerine getirildiğinde, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine emek ve
sermaye yatıracak olan ve bu faaliyeti devletin yardım ve desteğine çok da muhtaç olmadan sürdürecek olan
üretici aile, il, bölge ve ülke ekonomisine yapacağı mütevazı katkının mutluluğu ve gönül rahatlığı ile doğduğu
yerde, devlete yük olmadan, yaşamına devam edecektir. Bu başarıldığında; il, bölge ve sonuçta ülke küçükbaş
hayvancılık sektöründe hak ettiği yeri alacaktır.
Not: Hayvan, hayvansal ürün, çayır-mera ve yem bitkileri üretimi ile ilgili veriler konusundaki yardım ve
katkılarından dolayı Erzurum Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’ne teşekkür ederiz.
105
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Kaynaklar
Anonymous 2012 a. Erzurum – http://tr.wikipedia.org/wiki/Erzurum (12.01.2012).
Anonymous 2012 b. İllerin yüzölçümü ( illerin büyüklükleri ) ne kadar ? Bilgi ve ufku. http://www.bilgiufku.com/
illerin-yuzolcumleri-illerin-buyuklukleri.html (08.01.2012).
Anonymous 2012 c. Erzurum ili tanıtımı ve tarihçesi. http://www.topragiz.biz/erzurum-151/erzurum-ili-tanitimive-tarihcesi-2254/#.UP5TTSeyA2I (12.01.2012).
Anonymous 2012 d. Erzurum’un coğrafi yapısı- TC Erzurum Valiliği. http://www.erzurum.gov.tr/cografi.asp
(20.01.2012).
Anonymous 2012 e. Erzurum Tarım, Gıda ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, 2010 Tarım İstatistik Verileri.
Anonymous 2012 f. Er-Gen Biyoteknolojileri. Çiftlik hayvanlarında biyoteknolojik uyg. Koyun ırkları. http://
www.er-gen.com/kultur.html (22.01.2012).
Aytuğ, C.N., Yalçın, B.C., Alaçam, E., Türker, H., Özkoç. Ü. ve Gökçen, Hazım. 1990. Koyun- Keçi Hastalıkları
ve Yetiştiriciliği. TÜM VET Hayvancılık Hizmetleri Yayını No: 2, İstanbul.
Kaymakçı, M.2006. İleri Koyun Yetiştiriciliği, genişletilmiş 2. baskı. Bornova / İzmir.
Özcan, L. 1989. Küçükbaş Hayvan Yetiştirme ( Koyun ve Yapağı Üretimi ). Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No:
106, Adana.
106
HAYVANSAL ÜRETİM
Kanatlı Hayvancılığının Ülke ve Erzurum İli Bazında Değerlendirilmesi
Doç. Dr. Ş.Canan BÖLÜKBAŞI AKTAŞ,
Yrd. Doç. Dr. Adem KAYA
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Hayvancılıkla ilgili istatistik verilerine bakıldığında ülkemizde son 20 yılda önemli gelişmelerin ve büyük
ilerlemelerin yaşandığı faaliyet kolunun kanatlı hayvan yetiştiriciliği olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Değişik
dönemler için düzenlenen tüm kalkınma planlarında öngörülen projeksiyonların daima ötesinde büyüme ve
gelişme gösteren yegâne sektör tavukçuluk olmuştur (Tablo 1). Söz konusu sektörde ülkemiz gerek kullanılan
hayvanlar, gerekse yetiştirme sistemleri, sağlık hizmetleri, barınak-ekipman, besleme, kesim, pazarlama ve
verimlilik konularında yürütülen faaliyetler itibariyle Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerle boy ölçüşecek
düzeydedir. Tavukçuluktaki bu güzel gidişatın yakın zamanlarda hindi-kaz ve ördek yetiştiriciliği gibi diğer kanatlı
hayvanlar için de gerçekleşeceğine yönelik umut ışıkları belirmiştir.
İnsan beslenmesinde hayvansal kaynaklı protein ihtiyacının karşılanması için tavuk ürünleri tartışılmaz bir
yere ve öneme sahiptir. Ülkemizde tavuk ürünleri tüketiminde önemli ilerlemeler sağlanmış olmasına rağmen söz
konusu ürünlerin iç tüketim miktarı gelişmiş ülkelerin hala çok gerisindedir (Tablo 2). Çiftlik hayvanları içerisinde
yemi en kısa sürede ve en etkili biçimde ete ve yumurtaya dönüştüren tavuk olduğundan protein üretimi ve tüketimi
konusunda uzun vadeli hedeflere ulaşabilmek ve bu açığı kapatabilmek için kanatlı sektörünün geliştirilmesine
yönelik tedbirlerin alınması önem arz etmektedir. Zira ülke şartlarında söz konusu protein açığının kapatılmasında
en etkili yol tavuk ürünlerinin arttırılmasından geçmektedir.
Hayvancılıkta besleme konusu, tüm faaliyetlerin özünü teşkil eder. Besleme tekniklerinin doğru bir
şekilde bilinmesi, üretimde başarının temelini oluşturur. Modern kanatlı üretiminde ise beslemenin önemi diğer
hayvancılık kollarından daha büyüktür. Tavukların tek mideli olması nedeniyle rasyonlarının protein, enerji,
mineral ve vitamin yönünden dengelenmesi gerekliliği yem hammaddelerinin kaliteli ve pahalı oluşunu beraberinde
getirmektedir. Bu sebeple, büyükbaş ve küçükbaş hayvanların optimum beslenmesi daha düşük maliyetle mümkün
iken, tavukçulukta yem giderleri kolay kolay toplam maliyetin % 70-75’inin altına düşürülememektedir. Ayrıca,
besleme yetersizliklerine tavukların verdikleri tepkiler yine diğer hayvanlardan daha şiddetli olup verimleri
kolayca etkilenmekte ve büyük zararlar söz konusu olabilmektedir (Özen ve ark., 2005). Kanatlı beslemede amaç
hayvanların türü, yaşı, verim yönü, metabolik ve fizyolojik özelliklerinin dikkate alınarak uygun yem hammaddeleri,
yem katkı maddeleri ve yemleme teknikleri kullanılarak beslenmeleridir.
Tablo 1. Yıllara Göre Türkiye Kanatlı Hayvan Sayısı
Yıllar
2006
2007
2008
2009
2010
2011
Yumurta Tavuğu
Et Tavuğu
Hindi
(adet)
(adet)
Kaz
Ördek
58.698.485
64.286.383
63.364.818
66.500.461
70.933.660
78.956.861
286.121.360
205.082.159
180.915.558
163.468.942
163.984.725
158.916.608
3.226.941
2.675.407
3.230.318
2.755.349
2.942.170
2.563.330
830.081
1.022.711
1.062.887
944.731
715.555
679.516
525.250
481.829
470.158
412.723
396.851
382.223
(adet)
(adet)
(adet)
Kaynak: TUİK, 2011
107
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 2.Yıllara Göre Türkiye Kanatlı Eti ve Sofralık Yumurta Üretimi
Yıllar
Broyler Eti Üretimi
Yumurtacı Tavuk Eti
2000
2003
2008
2009
2010
2011
639.342
862.956
1.069.696
1 277 082
1 300 000
-
4.114
9.463
17.985
16.233
18.000
-
(Ton)
(Ton)
Toplam Tavuk Eti
Üretimi (Ton)
643.456
872.999
1.087.681
1.293.315
1.444.059
1.613.309
Yumurta Üretimi
(1000 Adet)
13.508.586
12.666.782
13.190.696
13.832.726
11.840.396
12.954.686
Kaynak: TUİK, 2011
2. Kanatlı Yetiştiriciliğinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Kanatlı hayvancılığında pek çok çözüm bekleyen sorunlar olmasına rağmen en önemlileri aşağıda sıralanmıştır.
2.1 Üretim Maliyetleri
Kanatlı eti ve yumurtasında üretim maliyetlerinin dış ülkelere kıyasla yüksek olması önde gelen sorunlardan
biridir. Üretim maliyetleri dış dünya ülkeleriyle aynı seviyeye çekilemediği takdirde ülkemiz kanatlı sektörünün
geleceği daima sıkıntılı olacaktır. Yurt içi üretimini korumak amacıyla, kanatlı etine % 65, sofralık yumurtaya
% 76.5 oranında gümrük vergileri uygulanmaktadır. Bu engelleme sayesinde dış pazarın rekabeti önlenmektedir.
Ancak, tarımsal ürünlerin tamamının Gümrük Birliğine alındığı gün ithalata konulan vergiler kalkacağı için dış
ülkelerin kanatlı ürünlerinin ülkemize rahatlıkla girecek olması üretimimizi durma noktasına getirebilecektir. Bu
sorunun çözümü öncelikle ele alınmalıdır (Türkoğlu ve Sarıca, 2009).
2.2 Yem Hammaddeleri
Kanatlıların beslenmesinde, bütün dünyada sadece karma yemler kullanılmakta ve bunlar otomatik veya
yarı otomatik yemliklerle serbest (ad-libitum) olarak sunulmaktadır. Kanatlı beslemedeki sorunlar büyük ölçüde
karma yem sanayinin sorunlarından kaynaklanmaktadır (Özen ve ark., 2005).
Tablo-3. 2008-2010 Yılları Yem Sanayiine Ait İthalat Miktar (Ton), Değer ($) Ve Fiyatları ($/Ton)
Cinsi
Karma Yem
Kedi-Köpek Maması
Yem Katkı Maddeleri*
Mısır
Arpa
Balık Unu
Miktar
(Ton)
34.028
2008
Değer
Fiyat
($)
($/Ton)
50.728.340 1.490,8
Miktar
2009
Değer
Fiyat
(Ton)
23.811
($)
($/Ton)
35.868.497 1.506,4
19.710
27.256.468 1.382,9
Miktar
2010
Değer
Fiyat
(Ton)
14.615
($)
($/Ton)
30.176.955 2.064,8
20.986
28.769.808 1.370,9
20.624
26.940.603 1.306,3
108.576
269.024.432 2.477,8
110.650 230.580.582 2.083,9
210.265 379.765.773 1.806,1
356.000.503
314,1
464.479 108.927.209
434.520 103.718.786
0
0,0
11.434
57.990.318 1.051,2
52.282
1.133.464
0
55.167
2.259.568
234,5
197,6
2.500
58.666.466 1.122,1
50.771
363.750
238,7
145,5
76.607.458 1.508,9
Kepek
363.101
73.376.650
202,1
348.725
42.852.364
122,9
406.342
72.979.440
179,6
Soya Fasülyesi Küspesi
359.556
158.425.156
440,6
351.832 152.392.400
433,1
408.369 168.923.355
413,7
Ayçiçek Küspesi
203.768
48.372.013
237,4
322.288
144,3
479.889
118.106.011
246,1
1.239.065
647.899.927
522,9
973.574 429.297.868
441,0 1.756.064 742.419.616
422,8
Soya Fasülyesi
46.515.085
Kaynak: TÜRKİYEM-BİR Kayıtları
Kanatlı eti ve yumurta üretim maliyetinin en az % 70’ini yem masrafları oluşturmaktadır. Devletin
uyguladığı fiyat politikası sonucu mısırın iç pazar fiyatları dış pazar fiyatlarının iki katını aşmıştır. Ülkemizde
yeterli miktarda üretilemeyen yem hammaddesi mısırın % 30’u, soyanın ise % 90’ı ithalattan karşılanmaktadır
(Tablo 3). Balık unu, dikalsiyum fosfat (DCP) gibi ham maddelerin tamamı veya büyük kısmı ithal edilmektedir
ve maliyetleri de hayli yüksektir. Mısır ve soya ihtiyacının yeterli miktarda yurt içinde üretilmesini temin için
bu tür yem bitkileri teşvik primi kapsamında tutulmalı, alternatif ürün projesi kapsamındaki ürünler listesindeki
108
HAYVANSAL ÜRETİM
yem hammaddeleri içerisinde mısır, tritikale, sorgum gibi ürünlere öncelik verilmeli ve desteklenerek üretiminin
artırılması sağlanmalıdır (Türkoğlu ve Sarıca, 2009).
Diğer taraftan ithal ürünlerde kalite kontrolü ön plana çıkartılmadığından mikotoksin (hatta kanserojen
dioksin)’den kaynaklanan sorunlar yaşanmaktadır. Keza, ithal edilen ve ileri teknoloji ürünü oldukları için pahalı
olan premiks ve premiks ham maddeleri ile enzim ve probiyotik benzeri katkı maddelerinde yetersiz denetimden
kaynaklanan “beyan edilen miktar ve oranlarda aktif madde içermeme” problemi ile sıkça karşılaşılmaktadır. Yağ
sanayiinde kullanılan teknolojilerin geriliği nedeniyle yurt içinde bol miktarda üretilen ayçiçeği ve pamuk tohumu
küspelerinin protein içerikleri düşük, selüloz kapsamları yüksek olup bu yüzden de soya küspesine alternatif olarak
yeterince değerlendirilememektedir. Et-kemik unu ve tavuk unu gibi ürünlerde, hem besin madde kompozisyonu
hem de hijyenik özellikler ve mikrobiyolojik bulaşma açısından ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Karma yemlere
katılması yasaklanan sistemik etkili bazı antibiyotiklerin, hala kullanıldığı gözlemlenmektedir. Ülkemizde
kanatlılar için üretilen karma yemler mevcut ihtiyacın büyük bir kısmını karşılayacak düzeyde olup (Tablo 4)
fiyatları oldukça pahalıdır.
Tablo 4.Yıllara Göre Türkiye Karma Yem Üretimi (ton)
Yıllar
Broyler Yemi
Yumurta Yemi
2000
2004
2005
2006
2007
2008
1.912.270
2.131.884
2.127.088
2.026.069
2.471.075
2.886.165
744.583
623.509
536.685
494.172
674.571
692.659
Kaynak: Türkiyembir ve Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Kayıtları
Son zamanlarda yem fiyatlarındaki artışlar, hayvansal ürün fiyatlarındaki artışların 2 katı düzeyinde
seyretmiştir. Karma yem mevzuatı yetersiz olup denetim mekanizması da hem parasal-örgütsel açılardan hem de
laboratuvar altyapısından olduğu kadar, cezai yaptırımlar yönüyle de çok yetersizdir (Özen ve ark, 2005).
2.3 Kredi Faizleri ve Vergi Oranlarının Yüksek Olması
Yatırım esnasında üretici tarafından kullanılmak istenen kredilerde faiz oranı ile işletim döneminde de elde
edilen ürünlere uygulanan vergi oranları çok yüksektir. Canlı tavuk, hindi, civciv, yumurta ve kanatlı etleri ile bir
kısım yem hammaddelerine uygulanan KDV oranı % 8’dir. İleri işlenmiş kanatlı eti ürünlerine uygulanan KDV ise
% 18’dir. Diğer temel gıda maddelerinde olduğu gibi KDV’nin % 1’e indirilerek maliyetlerin düşürülmesi üretimi
teşvik etmesi bakımından son derece yararlı olacaktır. İleri işlenmiş kanatlı eti ürünlerine uygulanan KDV’nin de
% 8’e indirilmesinde aynı şekilde yarar görülmektedir (Türkoğlu ve Sarıca, 2009).
2.4 Canlı Hayvan ve Karkasta Fire ve Kayıpların Fazlalığı
Yetiştirme esnasındaki kayıplar (mortalite) ile karkas randımanındaki kayıplar fazla olup azaltılması önem
taşımaktadır. Türkiye’de broiler yetiştiriciliğindeki kayıp % 10’dan % 7’lerin altına indirilmiş ise de gelişmiş
ülkelerde normal kabul edilen (% 2-3) oranın hala üzerindedir. Bunun için yetiştiricilikte modern tavukçuluk
teknikleri uygulanmalıdır. Kuralların tam uygulanmasıyla ilaç ve dezenfektanlar gibi hem maliyeti yükselten hem
de insan sağlına ve çevreye zararlı olan maddelerin kullanımı mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır.
2.5 İhracat Sorunu
Tavukçuluk sektöründe Türkiye’nin dış satımı günümüz koşullarında son derece sınırlıdır. Dünya dış ticaretine
konu olan piliç etinin 1/3 lük kısmı Ortadoğu ülkeleri ile Rusya Devletler Topluluğu tarafından satın alınmaktadır.
Adı geçen devletler Türkiye›nin komşuları olması münasebetiyle önemli bir ihracat potansiyeli sağlasa da bu
pazardan alınan pay ne yazık ki % 0.1’in altındadır. Sadece iç tüketime yönelik üretim sektörün gelişmesinde ciddi
bir engeldir. İhracatın düşük olmasının en büyük nedeni ise üretim maliyetlerinin yüksek olmasıdır (Türkoğlu
ve sarıca, 2009). Türkiye’de yılda takriben üretilen 10 milyon ton yemin ham madde ihtiyacının % 25’i ithal
109
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
edilmektedir. Bütün bunlara rağmen 2011 yılında tavukçuluk, ihracatı en çok artan sektör olmuştur. 2010 yılında
141 bin ton olan piliç eti ihracatı, 2011 yılında 235 bin tona yükselmiştir. 2010 yılında ihraç edilen piliç eti ihracat
geliri 207 milyon dolar iken, 2011› de 386 milyon dolara yükselmiştir. Piliç etinde 2010 yılından 2011 yılına gelir
artışı % 87 civarında olmuştur. Yumurtada 2010 yılında 156 milyon dolar olan ihracat, % 83 artarak 286 milyon
dolara yükselmiş ve bir rekora imza atılmıştır. Başka bir ifade ile 3.5 milyar adet yumurta ihracatı gerçekleşmiştir.
Ancak bu miktar toplam yumurta üretimimizin yaklaşık % 2.5’ine tekabül etmektedir. Maliyeti düşürerek ihracatın
geliştirilmesi gereklidir.
2.6 İşletmelerin Küçüklüğü
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre kanatlı işletmelerinin büyük çoğunluğu ekonomik
kapasitelerinin altında faaliyet göstermektedir. Teknolojinin tam anlamı ile kullanılabilmesi ve ekonomik bir
üretim için kurulu kümes kapasitelerinin en az 15.000 olması gerekmektedir.
2.7 Üretici Birlikleri Yapılanması
Tavukçuluk sektörünün sorunlarını sahiplenecek az sayıda dernek ve danışma kurulu mevcut olsa da diğer
kanatlı sektörünün sorunlarını gündeme getirecek bir birlik bulunmamaktadır. Kanatlı eti ve yumurta konusunda
üretim planlamasından ve pazarlamaya kadar etkin rol oynayacak Tarımsal Üretici Birliklerinin kurulmasına
gereksinim bulunmaktadır.
2.8 Dışa Bağımlılık;
a-Damızlıkta dışa bağımlılık:
Gerek tavukçulukta gerekse hindicilikte ebeveyn ve büyük-ebeveyn bakımından dışa bağımlılık halen devam
etmektedir. Her yıl damızlık ve kuluçkalık yumurta veya civciv ithal edilerek sektörün ihtiyacı karşılanmaktadır.
Sektörün damızlık konusunda dışa bağımlılıktan kurtarılabilmesi için, saf hatlardan başlayarak kesintisiz üretim
zincirinin tüm aşamalarını elinde tutacak kamu veya özel sektör ıslah işletmeleri oluşturulmalıdır. Bu kuruluşlar
hibe, düşük faizli kredi, vergi muafiyeti gibi teşviklerle desteklenmeli, yatırımlar özendirilmelidir.
b- Aşı, ilaç, premiks ve ekipmanlarda dışa bağımlılık:
Sektörde kullanılan aşıların yaklaşık % 30’u yerli aşıdır. Türkiye genelinde kullanılan yem katkı maddelerinin
% 70’lik kısmı kanatlı grubuna aittir ve çoğunluğu ithal edilmektedir. Aşıdan etkili bir şekilde yararlanılması için
lokal suşlardan üretilmesi en uygun şekildir.
c- Yem hammaddelerinde dışa bağımlılık
Başta mısır ve soya fasulyesi olmak üzere çeşitli yem hammaddeleri yurt dışından alınmaktadır. Bu durum
uluslararası rekabet şansımızı da azaltmaktadır. Mısır ve soyanın ihtiyaca yeterli miktarda yurt içinde üretilmesini
temin için, teşvik primi ödenerek üretim cazip hale getirilmelidir. Alternatif ürün projesi kapsamındaki ürünler
listesindeki yem hammaddeleri mısır, triticale, sorghum gibi ürünlere öncelik verilmeli ve desteklenerek üretiminin
artırılması sağlanmalıdır (Türkoğlu ve Sarıca, 2009).
3. Erzurum İli Kanatlı Hayvancılığın Mevcut Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri
Daha önceden de belirtildiği gibi ülkemizde tavukçuluk sektörü 1960’lı yıllardan sonra hızlı ve sürekli bir büyüme
göstermiştir. Bunda, sektöre yapılan büyük yatırımlar kadar sektörün mukayeseli avantajları da rol oynamıştır.
Söz konusu tavukçuluk avantajlarından yararlanılarak üretiminin geliştirilmesi ve yeni istihdam imkanlarının
oluşturulması yoluyla bir taraftan ekonomik kazanç, diğer taraftan köyden kente göçün azaltılması yoluyla da
sosyo-kültürel faydalar sağlanmıştır.
Sanayi sektöründe olduğu gibi tavukçuluk sektörümüz de Marmara Bölgesi ağırlıklı olarak gelişme
göstermiş ve halihazırda kanatlı eti üretiminin tamamına yakını Bolu, Bursa, Bandırma ve İzmir civarlarında
yapılır hale gelmiştir. Geçmişte, Türkiye’nin diğer bölgelerinde tavukçuluk yarı özerk olarak Köy-Tür firması
ile yaygınlaştırılmaya teşvik edilmiş fakat firmanın 2001 yılı krizinde üretimini durdurması ile Doğu illerinde de
faaliyetini sonlandırmıştır. Köy-Tür’den kalan Doğudaki birkaç işletmeyi özel müteşebbisler işletmeye çalışmış,
110
HAYVANSAL ÜRETİM
ancak kanatlı sektöründeki dalgalı grafik sebebiyle bu tür teşebbüsler de hedefine ulaşamayarak zaman içerisinde
üretimi durdurmak zorunda kalmışlardır. İl’de daha çok iç tüketime yönelik çok düşük sayılarda kanatlı hayvan
bulunduran aile tipi işletmeciliği kapsamında yetiştiriciliği yapılmaktadır (Ünal, 2004). Bu bağlamda Erzurum’daki
kamuda ve özelde tavukçuluk sektörü Doğu genelinde gözlenen tablodan farklı bir durum sergilememiştir. İlde,
kamu alanında geçmişten günümüze bilimsel araştırmalar kapsamında faaliyetini küçük ölçekte ve 50 yılı aşkın
bir süredir kesintisiz sürdüren halihazırda tek ünite Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat İşletme Müdürlüğü
bünyesindeki Tavukçuluk Ünitesidir. Ancak son zamanlarda yumurtaya olan talebin artması ve arz-talep dengesinin
oluşamaması Bölgede özellikle yumurta tavukçuluğuna yönelik orta ölçekli modern işletmelerin az sayıda da olsa
kurulmasına yol açmıştır.
Tavukçuluğun Erzurum’da gelişememesini sektörün ülkesel problemlerin etkisinden bağımsız düşünmek
şüphesiz yanlış olur. Diğer taraftan İlde hakim olan başta iklim, alt yapı, çiftçi alışkanlıkları, pazar ve maliyet gibi
sorunlar yumurta veya et tavukçuluğu amacıyla açılan işletmelerin başarıya ulaşamamasında sayılabilecek diğer
olumsuz faktörlerdir.
Erzurum ili için 2011 yılı itibarıyla 202.903 adet yumurta tavuğu tespit edilmiş olup (Tablo 5) toplam
yumurta üretiminin 23.383.674 adet olarak gerçekleştiği bildirilmiştir (TÜİK, 2011).
Tablo 5.Erzurum İli Kanatlı Hayvan Sayıları (adet)
Yıllar
2000
2005
2009
2010
2011
Yumurta Tavuğu
Et Tavuğu
Hindi
(adet)
(adet)
Kaz
Ördek
403950
252807
206726
181475
202903
261430
88000
10980
10312
-
29740
19397
15619
14330
14915
32390
22788
16439
15198
12328
20580
3514
5446
4642
4302
(adet)
(adet)
(adet)
Kaynak: TUİK, 2011
Yukarıda da bahsedildiği üzere, Erzurum ili kanatlı hayvancılık sorunlarını Türkiye kanatlı hayvancılığı
sorunlarından kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Ülke hayvancılığının sorunları bazen ağırlaşarak, bazen
de hafifleyerek değişik boyutlarda bölgeye yansımaktadır. Ayrıca Erzurum’un büyük şehirlere uzak olması, damızlık
üretiminin olmaması, büyük işletmelerin genelde Türkiye’nin batısında kurulmuş olması nedeniyle kanatlı eti
ihtiyacının donmuş veya yarı donmuş olarak temin edilmesi, bölgede ve ilde kış şartlarının ağır ve uzun sürmesi ve
mevcut kümeslerin yalıtımının olmaması sebebiyle ısıtma giderlerinin çok yüksek olması ve dolayısıyla batıdaki
büyük işletmelerle rekabet şansının kalmaması gibi sorunlar nedeniyle kanatlı sektörü başarıya ulaşamamıştır.
Bunlara ek olarak; tavukçuluğun entansif yapıldığı şehirlerde üreticiler tam istenilen düzeyde olmasa bile kısmen
örgütlü olarak çalıştığı için pazarda büyük oranda söz hakkına sahiptirler. Halbuki bu sahada tek tesisle veya birkaç
kümesle Erzurum’un başarılı olma şansı yok denecek kadar azdır.
Sektörün İl bazında canlandırılması için yapılması gerekenler:
1- Uygun şartlarda kredilendirme imkanları sağlanarak özel teşebbüsün tavukçuluk entegre tesislerini
(yem fabrikası, kuluçkahane, yetiştirme kümesleri, kesimhane ve atık ürün işleme tesisleriyle beraber) Erzurum’a
kurmaları teşvik edilmelidir.
2- Kanatlı hayvanların rasyonel bir şekilde beslenmesi için gerekli olan karma yem üretimini artıracak
tedbirler alınmalıdır. Bu bağlamda karma yem üretimi için yem bitkileri (mısır, buğday, ayçiçeği tohumu gibi)
ekimi teşvik edilmelidir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın denetiminde yem borsası oluşturularak, yem
bitkileri üretimi ve ticareti işler hale getirilmelidir. Yeni yem fabrikaları kurulmalı, mevcut durumdaki fabrikalar
modernize edilip kapasiteleri artırılmalıdır.
3- Üretici birliklerinin kurulması teşvik edilmeli, devlet desteklerinde önceliğin örgütlenmiş ve eğitim almış
(sertifikalı) yetiştiricilere verileceği belirtilerek, örgütlenme çalışmalarına destek verilmelidir.
4- Atıl durumdaki kümesler modernize edilmeli veya iklim şartlarına elverişli çevre kontrollü kümesler inşa
edilmelidir.
111
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
5- Eğitim ve demonstrasyon çalışmaları için teknik eleman, Tarım Teşkilatı ve Üniversite işbirliğine dayalı
girişimler başlatılmalıdır. Bu bağlamda yetiştiricilere kurs ve seminer programları düzenlenmelidir.
6- Yetiştiricilerin yaptığı işten gerekli kazancı sağlayabilmesi adına uygun hayvana, kaliteli yem kaynağına,
teknik desteğe, örgütlü bir yapıya ve uygun pazarlama ağına sahip olabilmesi için gereken nakdi ve ayni destek
sağlanmalıdır.
7- Potansiyel pazar olan ve batıdaki işletmelere göre ilimize daha yakın olan İran ve Irak gibi komşu ülkelere
kanatlı ürünleri ihracatını artırmaya yönelik girişimlerin başlatılarak bu amacın gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
Kaynaklar
Özen, N., Kırkpınar, F., Özdoğan, M., Ertürk, M.M., Yurtman, İ.Y., 2005. Hayvan Besleme. TMMOB Ziraat
Mühendisleri Odası Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi (3-7 Ocak, Ankara), s: 753-771.
Türkoğlu, M. ve Sarıca, M., 2009. Tavukçuluk Bilimi, Yetiştirme, Besleme, Hastalıklar. Beyofset Matbaacılık,
Ankara.
Ünal, Ç., 2004. Erzurum’un Hayvancılık Potansiyeli. Doğu Coğrafya Derg., 9:12, 257-274.
112
HAYVANSAL ÜRETİM
Erzurum İlinde Su Ürünleri Üretim Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Muhammed ATAMANALP
Yrd. Doç. Dr. Arzu UÇAR
Yrd. Doç. Dr. E. Mahmut KOCAMAN
Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi - Erzurum
1. Giriş
“Su ürünleri yetiştiriciliği veya akuakültür, su canlılarının (balıklar, çift kabuklu yumuşakçalar,
eklembacaklılar, algler ve diğerleri) en azından hayatlarının belirli bir safhasında stoklama, besleme, büyütme,
üretme, ıslah ve muhafaza amacıyla kontrollü şartlar altında yetiştirilmesi” olarak tanımlanmaktadır (FAO). Genel
anlamda üretim ve istihdam sorunuyla karşı karşıya bulunan ülkemiz açısından sahip olunan tüm kaynaklardan
etkin ve rasyonel bir biçimde yararlanmak ekonomik bir zorunluluktur. Su ürünleri sektörü, gıda ve imalat sanayi,
sağlık, çevre, turizm ve ulaştırma sektörleri ile doğrudan veya dolaylı ilişkisi nedeniyle ayrı bir ekonomik anlam
taşımaktadır (Özer ve Öğmen, 2008).
Su ürünleri yetiştiriciliği, insanların sağlıklı beslenmesi, sanayi sektörüne hammadde temini, istihdam
oluşturması, kırsal kalkınmaya katkı sağlaması, yüksek ihracat imkânı ve doğal kaynakların daha etkin yönetimi
ile biyolojik çeşitliliğin korunması konularında önemli fırsatlar oluşturmaktadır. Su ürünleri sektörü protein
açığının kapatılmasında oldukça önemli bir konuma gelmiştir. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin bilincinde olan
toplumlar hayvansal protein ihtiyaçlarının karşılanmasında su ürünlerinden yüksek oranda yararlanmaktadır. Bu
konum itibariyle 1984’den beri her yıl %11’in üzerindeki büyümeyle, gıda sektörleri arasında en hızlı büyüyen ve
gelişen sektör unvanını almıştır (FAO, 2004).
Ülke ekonomimiz içerisinde tarım sektörü ve tarım sektörünün içerisinde yer alan su ürünleri sektörünün payı
oldukça düşük ve yetersiz durumdadır. Ülkemizin su ürünleri potansiyelinin yüksek oluşu gözönüne alınırsa, bu
konuda gerekli yatırım ve çalışmaların yapılması halinde ülke ekonomisi için daha önemli katkılarda bulunacaktır
(Doğan 1997).
2. Ülkemizde Su Ürünleri Yetiştiriciliğinin Durumu
Türkiye, dünyadaki konumu itibariyle zengin su kaynakları potansiyeline sahip olup, toplamda 25.577.200
ha su ürünleri üretim alanı bulunmaktadır. Söz konusu bu alanın yaklaşık %95.48’ini denizler (24.607.000 ha),
%3.52’sini doğal göller (906.118 ha), %1.35’ini baraj gölleri (342.377 ha), %0.79’unu akarsular (2.000 km2),
%0.27’sini lagün gölleri (70.000 ha) ve de yaklaşık %0.04’ünü (10.000 ha) göletler oluşturmaktadır (Tablo 1)
(Çelikkale ve ark., 1999).
Tablo 1. Türkiye’nin su ürünleri potansiyeli
Kaynak
Sayı
Alan (ha)
Doğal Göller
Baraj Gölleri
Göletler
Denizler (Toplam Yüzey Alanı)
TOPLAM
200
206
952
4
1.362
906.118
342.377
27.032
24.607.200
26.000.000
Kaynak: Civaner, 2004
113
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Ülkemizde yetiştiricilik giderek gelişmekte olup, 2001–2010 döneminde Türkiye›de kültür balığı üretimi
yüzde 148 artarak, 67.244 ton’dan 167.141 ton’a yükselmiştir (Şahin 2011).
Ülkemizin iç su ürünleri potansiyeli yüksek olmasına rağmen, üretim miktarı oldukça düşüktür (Şekil 1).
Son 10 yıllık verilere göre toplam üretimin %7-10’u içsulardan karşılanmaktadır. İçsulardaki üretimin toplam
üretime katkısı düşük olmakla birlikte, kırsal alanlarda istihdam açısından önemi büyüktür (Karakaş ve Türkoğlu
2005).
Şekil 1. İç su ürünleri potansiyeli (TÜİK 2011)
Avlanan deniz balıklarının miktarı 2011 yılında 432.246 ton olmuştur. Diğer deniz ürünleri ise
2011 yılında 45.412 tondur. 2011 yılında yetiştiricilik üretimi denizlerde 88.344 ton, iç sularda yetiştiricilik üretimi ise
100.446 tondur (Tablo 2) (TÜİK 2012).
Tablo 2. Türkiye’de su ürünleri sektörü
Dönemi
Su Ürünleri Üretimi (Ton)*
Tüketilen Su Ürünleri (Ton)**
2011
2010
2009
2008
2007
2006
2005
2004
2003
2002
2001
2000
1999
703 545.2
653 080
622 962
646 310
772 323
661 991
544 773
644 492
587 715
627 847
594 977
582 376
636 824
468 040,5
505 059
545 368
555 275
604 695
597 738
520 985
555 859
470 131
466 289
517 832
538 764
503 249
Kaynak: TÜİK, 2012
114
*Avlanan Deniz Balıkları, diğer deniz ürünleri ve içsu ürünleri ile kültür
balıkçılığı(yetiştiricilik) dahildir.
**İç Tüketim
HAYVANSAL ÜRETİM
İçsularda balık yetiştiricilik sektörünün %50’sini, üretim kapasitesi 3 ile 10 ton/yıl olan alabalık tesisleri
oluşturmaktadır. Ancak son yıllarda üreticiler önemli kapasite artırımına gitmiştir. İçsularda yetiştiricilik,
ağırlıklı olarak akarsulardan su temin edilerek havuzlarda yapılmaktadır. Az sayıda göl ve baraj göllerinde farklı
büyüklükteki yüzer ağ kafes sistemlerinde yetiştiricilik yapılmaktadır (DPT 2006).
3. Erzurum İli Su Ürünleri Potansiyeli ve Mevcut Durum
Doğu Anadolu Bölgesi iç su kaynakları açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Özellikle baraj göllerinin
varlığı kafes balıkçılığının yaygınlaştırılması açısından bu bölgeleri daha avantajlı hale getirmektedir. Bölgedeki
su ürünleri yetiştiriciliği tesislerinin kuruluşundaki belirgin artışın 1996-1997 yılları arasında olduğu gözlenmiştir.
Bu artış katlanarak devam etmektedir. Ancak mevcut olan zengin potansiyelin halen yeterince kullanılmadığı da
bir gerçektir (Ural ve Balcı, 2007).
KAFES
İŞLETMELERİ
KARASAL
İŞLETMELERİ
MARMARA 1.500
4.082
KARADENİZ 5.704
5.970
İÇ ANADOLU 12.495
5.289
G.DOĞU ANADOLU 5.565
773
EGE 9.400
17.054
DOĞU ANADOLU 13.451
2.576
AKDENİZ 16.062
4.709
%0
%20
%40
%60
%80
%100
Şekil 2. Alabalık işletme kapasitelerinin bölgelere göre dağılımı (Emre ve ark., 2011)
En fazla sayıda kafes işletmesi Doğu Anadolu Bölgesinde yer almakta olup (89 adet) onu 80 işletme ile
Akdeniz Bölgesi 31 işletme ile Karadeniz 30 işletme ile İç Anadolu 25 işletme ile Ege ve 2 işletme ile Marmara
Bölgesi izlemektedir ( Şekil 2) (Emre ve ark., 2011).
Su ürünleri sektörü ve özellikle yetiştiricilik gerek ülkemiz gerekse ilimiz açısından önemli bir gelir
kaynağı durumundadır. Erzurum ili bulunduğu coğrafi konum itibarı ile zengin içsu kaynakları potansiyeline sahip
olmasına rağmen bu kaynakları ekonomik anlamda tam olarak değerlendirememektedir. Su ürünleri kapsamında
yöre açısından uygun üretim, kültür balıkçılığı alanındadır. Suni yemleme ve dölleme kullanılarak havuzlarda,
kafeslerde, insan eliyle yapılan kültür balıkçılığı; ucuz istihdam, toprak değerlendirme, yem değerlendirme ve
gelir yoluyla tarımın en avantajlı dallarındandır.
Doğu Anadolu Bölgesi’nin en önemli su kaynaklarını Fırat, Dicle, Aras, Çoruh ve Kızılırmak nehirleri
oluşturmaktadır. Bu nehirlerin ana kollarını oluşturan su rezervi yüksek nehirlerin yanında birçok dere ve çayda
yer almaktadır. Erzurum’da bir adet doğal gölün (Tortum gölü) yanı sıra ilde bulunan göletlerde sunî balıklandırma
çalışmaları ile tatlı su balıkçılığı geliştirilmektedir. Başta alabalık olmak üzere Karasu ve Aras ile bunların yan
derelerinde balıkçılık yapılmaktadır.
115
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum’da su ürünleri üretimi iç sularda yapılan avcılık ve yetiştiriciliğe bağlıdır. Sadece alabalık
yetiştiriciliği yapılan bölgede avcılıkla elde edilen üretimin % 90’ı ise sazan balığı avcılığıdır. Bölge alabalık
yetiştiriciliğinde 1,147 tonluk üretimle Türkiye’nin % 1,74’ünü karşılamakta olup Erzurum ve Erzincan bölgedeki
üretimim % 86’sını karşılamaktadır (Tablo 3).
Tablo 3. Erzurum Su Ürünleri üretim miktarı
Miktar (Ton)
Erzurum
503
Doğu Anadolu Bölgesi Ülke İçindeki Payı
İçindeki payı (%)
(%)
43,85
0,76
Kaynak: TÜİK, 2009
Alabalık yetiştiriciliğinden sağlanan sosyo-ekonomik yararın sürekliliği işletmelerin ekonomik anlamdaki
sürdürülebilirliğine ve etkinliğine bağlıdır. Fiziki ve biyoteknik parametreler mali performansı doğrudan
etkilediğinden işletmelerin fiziki (yapısal) unsurları (havuz, suda üretim ve boşaltım sistemleri gibi) doğru tasarım ve
yapımı ile üretimin biyolojik ve teknik yönlerinin başarılı bir şekilde yönetimi sürdürülebilir üretim açısından büyük
bir önem taşımaktadır. İşletmelerin yapısal özellikleri ve biyoteknik performansı üretim maliyetini etkilediğinden
işletmenin rekabet gücü ve dolayısıyla sürdürülebilirliğinin belirlenmesinde temel rol oynamaktadır. Bu nedenle
alabalık işletmelerinin yapısal özelliklerinin belirlenmesi ve biyoteknik performanslarının irdelenmesi gerek
sektörün yönetimi gerekse bu yöndeki yayım faaliyetlerinin şekillenmesi ve akademik çalışmaların planlanması
açısından önem taşımaktadır (Rad ve Köksal, 2000).
Erzurum ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan 25 adet işletme bulunmaktadır. İçsu balıkları yıllık toplam
üretim kapasitesi 1492 ton/yıl’dır. İlde faaliyet gösteren işletmelerin çoğunluğunu düşük üretim kapasitesine sahip
olan küçük aile tipi işletmeler oluşturmaktadır.
Erzurum ilinde son verilere göre proje aşamasında olan 11 adet tesis bulunmaktadır. Bu tesislerin kapasitesi
toplamı 4469 ton /yıl’dır (Tablo 4).
116
HAYVANSAL ÜRETİM
Tablo 4. Erzurum ili su ürünleri üretim miktarı
İLÇESİ
KÖYÜ
TORTUM
TORTUM
TORTUM
TORTUM
UZUNDERE
UZUNDERE
UZUNDERE
UZUNDERE
UZUNDERE
UZUNDERE
UZUNDERE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
PASİNLER
PASİNLER
PASİNLER
YAKUTİYE
YAKUTİYE
OLUR
İSPİR
ŞENKAYA
KARAÇOBAN
ŞENKAYA
OLTU
İSPİR
TEKMAN
HORASAN
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
AZİZİYE
TOPLAM
BAĞBAŞI
PEHLİVANLI
ALAPINAR
KAZANDERE
ULUBAĞ
SAPACA
SAPACA
SAPACA
SAPACA
SAPACA
SAPACA
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
MERKEZ
DEMİRD. BRJ G.
YAVUZLAR
ARIBAHÇE
KIRKGÖZE
BEĞENDİK
AVCI
GAZİLER
MERKEZ
KAYNAK
BAŞAKLI
AKSU
HAMZANLAR
MURATBAĞI
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
KUZGUN BRJ G.
ATLIKONAK
ADI - SOYADI
Hüseyin ÇAKMAK
Ali KOÇAK
Ali YALÇIN
İsfender YILDIRIM
Ali GÜMÜŞÇÜ
Recep DURAN
Ahmet DURAN
Nuri KARAHAN
İbrahim ALKAN
İsmail AKAR
Mustafa KARAHAN
Hüseyin ÇAKMAKÇI
Ahmet OKUYAN
Adem EZGİN
ALTUĞ ALABALIK
ALTUĞ ALABALIK
Seyithan CAMOĞLU
Bünyamin TORTUMLU
Rahmi POLAT
Zeki AYDIN
Hüsamettin ÖGE
Ahmet Alp ARSLAN
M.Şefik ÇAĞLAR
Gökhan KAZANHAN
Ahmet ÜSTÜN
Cuma-Zikrullah ÇAKMAKÇI
Ümit KALDIR
Cengiz POLAT
Recai ORAK
Ali AKIN
Yanık Kardeşler
Karadeniz Et Balık
Aktaşlar Balıkçılık
TAİ
KEBAN
ÇIRÇIR
İ. HAKKI YANIK
Sebahattin ŞİŞMAN ve ORT.
KAPASİTE
10
30
12
10
29
7
3
10
9
3
3
500
200
200
20
250
15
5
3
25
42
25
29
15
12
10
15
10
200
100
490
300
250
950
950
950
240
4
25
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Mevcut
Belge Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
Proje Aşama
YENİ MÜR.
YENİ MÜR.
13 Proje
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KAFES
KAFES
KAFES
KARA
KAFES
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KARA
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KAFES
KARA
Kaynak: Erzurum İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, 2012
4. Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’nin sahip olduğu su ürünleri üretim potansiyeli ile üretimi kıyaslandığında, üretimin beklenen
düzeyde olmadığı görülmektedir. Üretimin beklenen miktardan az olmasında çeşitli etmenler söz konusudur. Bu
etmenler arasında, su ürünleri sektöründe pazarlama ve üretimle ilgili araştırmaların yeterli olmaması ya da yapılan
araştırma sonuçlarının ilgili yerlere ulaştırılamaması gösterilebilir. Hangi sektör olursa olsun üretim ve yatırım
faaliyetlerinde başarı elde edebilmek için, öncelikle iyi bir pazar araştırması, üretim planlaması, satış planlaması
ve finansman planlamasının yapılması gerekmektedir. Bunun en önemli koşulu, sağlıklı verilerin elde edilmesi ve
117
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
bu verilerin objektif, ön yargısız ve doğru bir şekilde yorumlanmasıdır (Atay ve ark., 1995).
İlimizde kültür balıkçılığı, gelişmesi yanında bir takım sorunları da taşımaktadır.
Kültür balıkçılığında ucuz ve kaliteli balık üretiminin yolu, yemi en ekonomik şekilde kullanmaktır. Balık
yemi rasyonlarında hayvansal protein kaynağı olarak balık unu kullanılmaktadır. Balık unu üretiminde hammadde
temininin balıkçılığa bağlı olması nedeniyle, değişkenlik göstermesi, fiyatının giderek yükselmesi, yem ve balık
üretimini sınırlandırıcı en önemli faktör haline getirmektedir.
Sektörün finansal ve teknolojik açıdan desteklenmesi, etkin bir örgütlenmenin oluşturulması,
kooperatifleşmenin teşvik edilerek üretim alanlarında verimin korunması ve arttırılması ile otokontrolün sağlanması
zorunluluk taşımaktadır (Yavuz ve ark., 1995).
Kültür balıkçılığında karşılaşılan bürokratik sorunlar müteşebbisleri çoğu zaman zora sokmaktadır.
Pazarlamadan çevre sorunlarına değin olumsuz birtakım etkenler ve mevzuat sorunları kültür balıkçılığında
yaşanılan ciddi problemlerdendir.
Karasal iklim özelliklerine sahip olan Erzurum’da kış mevsimlerinde 5-6 ay boyunca dereler ve göllerin
büyük çoğunluğu buzların altında kalmaktadır. Bölge balıkçılığı için önemli bir engelde erezyon ve seldir. Bölge
toprakları genelde ormanlık bölge olmadığı için ilkbaharda karların erimesiyle sular bulanmakta ve yetiştiricilik
için çeşitli olumsuzluklara sebep olmaktadır (Kocaman ve Aras 1992).
Su ürünlerinin pazarlanmasında fiyat dalgalanmaları, işleme ve muhafaza problemleri, dağıtım problemleri
gibi sorunlar için sektör ilgilileri bir araya gelerek, üretim, pazarlama, fiyat, kalite, standart vb. politikalarda Dünya
piyasalarına göre belirlenmiş ortak kararlar alınarak sektörel bilgi, görgü ve teknik donanım eksiklerini giderici
çalışmalar yapılmalıdır.
Üreticilerin, geleneksel pazarlama yöntemleri dışında, ülke nüfusu ve balık tüketim miktarları da göz
önüne alınarak, önemli bir potansiyel bulunan iç ve dış pazarları daha da genişletmek için sistemli girişimlerde
bulunmaları, en önemlisi piyasaları yakından izlemeleri gerekmektedir. Örneğin baraj göllerinde üretilen balığın,
genellikle su sıcaklığının yükseldiği dönemde tüm üreticilerce pazara aynı anda arz edilmesi fiyatı olumsuz
etkilemektedir. Soğuk muhafaza zinciri ağının genişletilmesi ile bu sorunun olumsuz etkilerini hafifletmek söz
konusu olabilecektir (Emre ve ark., 2008).
Balık yetiştiriciliğinde orta ve düşük düzeyde deneyimli işgücü yetersizliği, üretime başlamada ve üretimin
ekonomik olmasında önemli bir sorun oluşturmaktadır. Su ürünleri yetiştiriciliği, diğer hayvansal üretime göre,
deneyimli, hünerli ve bilgili teknik elemana daha fazla gereksinim gösterir. İşletmeler, genellikle köylerde,
beldelerde veya sosyal alt yapısı olmayan yerlerde tesis edilmişlerdir. İşletmelerin sosyal açıdan yetersiz yerlerde
kurulmuş olmaları nitelikli personel istihdam edilmesini ve istihdamın devamlılığını etkilemektedir.
Su ürünleri yetiştiricilik alanları, özel alanlar hariç, genellikle kamuya ait arazi ve su alanlarıdır. Bu
alanlarda su ürünleri yetiştiriciliği yapacak olanlar mevzuatla ilgili sorunlarını çözümleyememektedirler. Kamuya
ait bu alanlar kiralanmış olsalar bile yöre halkı ve yerel yönetimle yetiştirici arasında yararlanma açısından çeşitli
sorunların çıkmasına neden olmaktadır.
Su ürünleri sektörü bugün itibariyle henüz tam anlamıyla örgütlü bir sektör değildir. Kooperatiflerin sosyoekonomik nedenlerden dolayı pazarlama, girdi temini, soğuk muhafaza, ihracat ve kredi temini konularında
yeterince etkili olduğu söylenemez. Bölgemizde su ürünleri yetiştiriciliği birliği ya da yetiştiricilere ait bir
kooperatif bulunmamaktadır. Su ürünleri kooperatifleri su ürünlerini üretme yetiştirme ve avlanma faaliyetlerini
düzenlediği gibi balıkların pazarlanmasında strateji oluşturarak yetiştiricilerin güçlenmesini sağlamaktadır.
Balıkçılıkta en büyük sorunlardan biri de halkımız tarafından balığın öneminin yeterince bilinmemesi
ve tüketiminin az olmasıdır. Su Ürünleri tüketiminde bölgeler arası büyük farklılıklar vardır. Üretimin % 70’i
Karadeniz bölgesinde tüketilip, geri kalan % 30’luk bölümü diğer bölgelerde tüketilmektedir. Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgesi toplam üretimin ancak % 2.04’ünü tüketmektedir (Doğan 1997). Ülkemizde kişi başına düşen
yıllık balık tüketimi 8,1 kg’dır. Bu miktarı arttırmak ve halka balık tüketim alışkanlığını kazandırabilmek için
basın-yayın destekli projeler geliştirilmelidir. Bu projelerde işlenmiş ürünlere yönelik temalara öncelik verilmesi
ana yaklaşım olmalıdır.
118
HAYVANSAL ÜRETİM
Kültür balıkçılığı büyük bir potansiyeli olmasına rağmen talebin zayıflığı bu sektörde yatırımı düşündürücü
kılmakta, ihracat amacıyla yatırımda ise büyük ölçekli yatırım söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla sektörün
gelişimi için destek ve teşvike ihtiyaç vardır.
Mevcut su ürünleri potansiyelimiz ve değişik türlerin üretilmesine imkan veren ekolojik avantajlarımızın
daha verimli kullanılması ve sektörün ekonomik sosyal ve çevresel sürdürülebilirliğinin sağlanması su ürünleri
yetiştiriciliği açısından önem arz etmektedir. Çok sayıda su ürünleri türlerinin yetiştiriciliği için uygun ekolojik
şartlara sahip olan bölgemizde, birkaç türle sınırlı olan yetiştiriciliğin diğer uygun türlerle çeşitlendirilerek ve
yaygınlaştırılarak geliştirilmesi gereklidir.
Su ürünleri ile ilgili yetiştiricilik, avcılık, tüketim gibi istatistiklerin gerek ülkemizde gerekse bölgemizde
düzenli bir şekilde tutulması sektörün zayıf noktalarının görülmesi açısından çözüm olacaktır.
Erzurum’da 2010 yılında kurulan Su Ürünleri Fakültesi, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde
bulunan ve 20 yıllık geçmişi olan Su Ürünleri Bölümü’nden gelen bilgi ve donanımı ile bu sektöre yoğun olarak
hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Ana işlevi sektörün ihtiyaç duyduğu zengin donanımlı su ürünleri mühendislerini
yetiştirmek olan fakülte bunun yanında tesis kurmak isteyen yatırımcılara ilk aşamada arazi ve suyun uygunluğu
analizlerini gerçekleştirmektedir. İkinci aşamada ise üreticilere yavru ve yumurta gibi canlı materyal desteğinde
bulunmaktadır. Daha ileri aşamalarda ise üreticilere besleme, yetiştirme, hastalık vb başlıklarda teknik katkılar
sağlamaktadır.
Üreticilere belli dönemlerde hızlandırılmış eğitimler verilmesi yanında öğrencilere çevredeki üretim
tesislerine teknik geziler düzenleyerek sektör bileşenlerinin yakınlaştırılmasını hedeflemektedir.
Fakülteye ait İçsu Balıkları Uygulama ve Araştırma Merkezi, öğrencilerine yoğun bir pratik, bölge
üreticilerine ise yeni teknoloji ve uygulamaları görme imkânı sağlamaktadır. Bu tesiste üretilen farklı alt türdeki
alabalıklar taze olarak Erzurum halkının tüketimine sunulmaktadır. Bu sunum; bölgede Türkiye ortalamasının çok
altında olan kişi başına balık tüketiminin artırılması amacıyla fileto, vakum ambalaj veya tütsü şeklinde işlenmiş
ürün olarak da çeşitlendirilmektedir.
Fakülte, kamu kurumlarında tüketilmek amacıyla piyasadan toplu olarak temin edilen su ürünlerinin
tüketim uygunluğunun analizlerini de yaparak sektöre katkı sağlamaktadır. Bunun yanında güncel donanıma sahip
laboratuarlarda yalnızca Atatürk Üniversitesi’nin değil diğer üniversitelerinde bu konuda çalışan araştırmacılarına
da çalışma imkânı sunmaktadır.
Doğayla dost üretim oluşturmak adına mevcut kaynaklarımızın korunması ve sürdürülebilirliği için çevre
kirliliği hakkında yetiştiricileri ve bölge halkını bilinçlendirmek su ürünleri yetiştiriciliği açısından önemli bir
adım olacaktır.
İl ve İlçe Müdürlükleri bünyesinde bulunan Su Ürünleri Mühendisi sayısını artırmak, müteşebbislerin
yetiştiricilikle ilgili teknik konularda veya hastalıklar konusunda uzman elemanların istihdam edilerek çözüm
noktasında işbirliğinin artırılması gerekmektedir.
Kaynaklar
Atay, D., Korkmaz, A.Ş., Polatsü, S., Yıldız, H. ve Rad, F.1995. Su Ürünleri Tüketim Projeksiyonları ve Üretim
Hedefleri. Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 9-13 Ocak 1995, II. Cilt, s.809-823.
Civaner, E. Ç. 2004. Su Ürünleri Dış Pazar Araştırması. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı
Geliştirme Etüt Merkezi. 75 sayfa.
Çelikkale M. S., Düzgüneş E., Okumuş İ., (1999). Türkiye Su Ürünleri Sektörü, Potansiyeli, Mevcut Durumu ve
Çözüm Önerileri. İTO Yayın No: 1999–2 İstanbul.
Doğan, K., 1997. Su Ürünleri Sektörü Türk Ekonomisinin Neresinde. Sümder Ekim - Aralık 1997 (Sayı: 1)
Doğan, K., 2003. Türkiye’de su ürünleri yetiştiriciliği ve pazarlaması. Tarım İstanbul TKB İstanbul İl Müdürlüğü
Yayın Organı, 83: 12-21.
119
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı: Su Ürünleri Ve Su Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu,
ISBN 975-19-2809-5.
DPT, 9. Kalkınma Planı Balıkçılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu Ankara 2006.
Emre Y., Sayın C., Kiştin F., Emre N., 2008. Türkiye’de Ağ Kafeste Alabalık Yetiştiriciliği, Karşılaşılan Sorunlar
ve Çözüm Önerileri. Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 1-2.
Emre Y., Sayın C., Kiştin F., Emre N., Karaman S., 2011. Alabalık (Oncorhynchus mykiss L.) Kafes Yetiştiriciliğinin
Mevcut Durumuna Yönelik Bazı Değerlendirmeler. Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisi 4 (1): 119-127.
FAO, (2004). FAO Aquaculture Newsletter (FAN), Special Issue, June 2004, No:35, 57s.
Karakaş H.H., Türkoğlu H., 2005. Su ürünlerinin Dünyada ve Türkiye’deki durumu. HR.Ü.Z.F.Dergisi, 9(3):2128.
Kocaman, E.M., Aras M.S., 1992. Doğu Anadolu Bölgesi su ürünlerinin bugünkü durumu, potansiyeli, problemleri
ve yapılabilecek işlemler. 7. Mühendislik Haftası, 25-29 Mayıs, Isparta.
Özer G., Öğmen E., 2008. Su Ürünleri Üretim ve Yetiştirme Tesislerinin İmar ve Kıyı Mevzuatı Açısından
Değerlendirilmesi. Kemaliye 5. Geleneksel Su Ürünleri Bilimsel ve Kültürel Platformu (Ulusal) 31 Mayıs-1
Haziran 2008, Erzincan, Kemaliye.
Rad, F., Köksal G., 2001. Türkiye’deki Gökkuşağı Alabalığı (Oncorhynchus mykiss) İşletmelerinin Yapısal ve
Biyo-Teknik Analizi. Turk J Vet Anim Sci., 25: 567-575.
Şahin Y., 2011. AB ve İş Dünyası: Balıkçılık Sektörü. İKV Değerlendirme Notu. İktisadi Kalkınma Vakfı. Sayı: 38.
TÜİK 2009. http://www.kudaka.org.tr/2011_Bolge_Plani/#/220/zoomed
TÜİK 2011. http://www.tuik.gov.tr/Gosterge.do?id=3760&metod=IlgiliGosterge
TÜİK 2012. http://www.tuik.gov.tr/Gosterge.do?id=3716&metod=IlgiliGosterge
Ural M., Balcı M., 2007. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki Su Ürünleri Sektörünün Gelişimi Mevcut
Yetiştiricilik Tesisleri ve Sorunları. Fırat Üniv. Fen ve Müh. Bil. Dergisi, 19 (4), 481-492.
Üstündağ E., Aksungur M., Dal A., Yılmaz C., 2000. Karadeniz Bölgesi’nde su ürünleri yetiştiriciliği yapan
işletmelerin yapısal analizi ve verimliliğinin belirlenmesi. Sonuç Raporu. Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü,
Trabzon, 129 s.
Yavuz O., Yavuz F. ve Türkmen M. 1995. Gümrük Birliği bağlamında Türkiye-Avrupa topluluğu su ürünleri üretim
ve tüketiminin son durumu. Doğu Anadolu bölgesi III. Su ürünleri Sempozyumu, 14-16 Haziran, Erzurum.
120
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
TARIMSAL YAPILAR VE
SULAMA DURUMU
Yayın Koordinatörü
Erdal ŞENGÜL
ZMO Erzurum Şubesi II. Başkanı
121
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum’da Tarımsal Yapıların Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. A. Vahap YAĞANOĞLU
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Dünyamız 2000’li yıllara girerken, 102’si Nobel ödülü sahibi 160 bilim adamının yayınladığı “İnsanlığa İkaz
Tebliği”nde, Petrol ve doğalgaz savaşlarıyla biten eski bin yılın ardından büyük umutlarla girdiğimiz yeni binyılın
telekomünikasyon, tahıl ve su savaşlarına sahne olacağını belirtmişlerdir. Bu tespitin özü; 2000’li yıllara tarım
ürünlerinin egemen olacağı iddiasına dayanıyor. Böylece tarım üretimi ve ticaretini elinde bulunduran ülkelerin
21. yüzyılda uluslararası ilişkilere yön vereceği bir gerçektir.
Halen bir İsrail çiftçisi birim alanı sulamak için Daphan Ovası çiftçisine göre on beş misli daha fazla para
ödemektedir. Bu büyük fark Türk Tarımının ne kadar büyük bir stratejik avantaja sahip olduğunun açık göstergesidir.
Tarım politikalarımızın mimarları bu gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmemelidir. Bu avantaj kaybedilmemelidir.
Bugün ileri teknoloji içeren tarım faaliyetlerinin artmasına karşın, 800 milyon insan yeterince beslenemiyor.
2050 yılında 9 milyar insanın beslenmesi gerektiğini unutmamak gerekir. Bugünkünden 3 milyar daha fazla insanın
doyurulması nasıl gerçekleşecektir? Söz konusu 3 milyar insana yiyecek bulmak çiftçilerin ve bilim adamlarının
yaratıcı dehalarının sınırlarını zorlayacaktır.
Türkiye’de tarımsal nüfus, kendi dışında 1,5 kişiyi beslerken, bu değer AB ülkelerinde 20, ABD de ise 50
civarındadır.
Ülkemizde nüfusun yaklaşık olarak % 30’u, Erzurum İlinde ise %45,5’i kırsal alanda yaşamakta ve geçimini
tarımsal üretimden sağlamaktadır. Bu oran bazı yörelerde % 70’lere çıkmaktadır. Erzurum’da toplam istihdamın %
56’sı tarıma dayanmaktadır (Anon., 2010).
Bölgede önemli bir il olan Erzurum ili gayrisafi yurtiçi hasıla değerine göre iller sıralamasında son alt
sıralardadır. TUİK’in verilerine göre ise net göç hızı bakımından Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesinde en fazla göç
veren ikinci ildir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kırsal göç önemli bir sorun olarak değerlendirilmektedir.
Kırsal bölgelerin ekonomik yapısının temelini oluşturan tarım, göçün temel belirleyicisi konumundadır. Bu
nedenle, bölgelerdeki göçün önlenmesi ile tarımsal sorunların çözümü arasında yakın bir ilişki vardır.
Milli gelirden alınan pay, tarım sektörünün katma değerinin seyri, kişi başına refah göstergeleri, bölge
içi gelir dağılımı ve kamu-özel sektör kaynak akışı gibi göstergeler de yetersizlikler görülmektedir. Bölgenin
ekolojik şartları, hayvancılık, bitkisel üretim ve tarımsal ürünlerin değerlendirilmesine oldukça elverişlidir. Ayrıca,
mikroklima alanlarında, sebze-meyve, özellikle Pasinler ve Daphan Ovalarında patates ve şeker pancarı üretimi
önemli yer tutmaktadır.
Erzurum tarımsal kalkınma yönünden önemli fırsat ve potansiyellere sahiptir. Üniversitelerimizle önemli
bir bilişim birikimi olan ilimizde tarım sektörünün güçlendirilmesi fırsatı bulunmaktadır. Bölgede, yöre halkının
hayat standardını yükseltecek, işsizlikle ilgili sorunlarını çözecek, doğal çevreyi koruyacak ve sosyo-ekonomik
kalkınmasını sağlayacak projelerin hayatiyete geçirilmesi gerekir.
Tarım yapılacak alanlarımız son sınırına ulaşmış olup, hızla artan nüfusumuzun ihtiyaç duyduğu besin
maddelerinin karşılanması birim alandan alınan verim artışıyla karşılanabilir. Verim artışının sağlanması genotip,
yetiştirme teknikleri ve ekolojik koşulların iyileştirilmesiyle mümkündür.
122
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Her ekonomik faaliyetin sonucunda bir katma değer beklentisi vardır. Bu katma değer verimdir. Tarımsal
üretim faaliyetlerinden beklenilen katma değerin, pozitif olabilmesi için; toprak-su, sermaye, iş gücü, teknik
üretim yöntemlerin her zaman korunması ya da sürdürülebilir olması gerekir. Bu faktörlerin bilimsel esaslara
dayalı olarak iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve büyütülmesi sözü edilen katma değerin artırılması ve çiftçilerin refah
seviyelerinin düzeltilmesi sağlanabilir.
İlimizde tarım sektörünün toplam katma değer içindeki payı her yıl düşmekle birlikte, bu sektörün hala
önemli bir yere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Kırsal alanda yaşayan halkın çoğunlukla gelir düzeyi düşük
olup, yaşam düzeyi de yetersizdir. Kırsal kesimin kalkındırılmasında temel hedef, tarımsal üretimin artırılması ve
ekonomik bir gelişmenin sağlanması yanında sosyal, kültürel ve fiziksel gelişmelerin de gerçekleştirilmesidir.
Kırsal kesimdeki nüfus, kırsal yerleşim olarak adlandırılan birimlerde yaşamaktadır. Kırsal yerleşimler,
adından da anlaşılacağı gibi kırsal alan üzerinde kurulmuş, geçim kaynağı tarımsal üretime dayanan ve genellikle
nüfusu az olan ve köy olarak adlandırılan bir yerleşim şeklidir.
Kırsal yerleşimleri oluşturan ana birimler tarımsal işletmelerdir. Tarımsal işletmeler, kısaca tarımsal
faaliyetlerin bir bütün olarak yürütüldüğü birimler olarak tanımlanabilir. Diğer bir anlatımla tarımsal işletmeler,
bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretildiği, depolandığı ve bu ürünlerden bazılarının işlenerek mamul ya da yarı
mamul tüketim maddeleri haline dönüştürüldüğü birimlerdir.
Erzurum’da 53673 adet tarım işletmesi mevcuttur. Bu işletmelerin tamamına yakını aile işletmesi
özelliğindedir. İl de tarım işletmeleri genellikle bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte yapmakta ve bu işletmelerin
oranı da %87 ‘yi (46917adet) bulmaktadır (Anon., 2001). Genel tarım sayımı hane halkı 2001 yılı araştırma
sonuçlarına göre, Erzurum İli’nde 3.676.763 da arazi olup bu arazi 173.590 adet parça sayısından oluşmaktadır.
Türkiye genelinde olduğu gibi Erzurum İli’ndeki tarım işletmeleri, hızlı nüfus artışı ve artan nüfusun tarım dışı
sektörde istihdam edilmesi zorunluluğuna karşılık, bu sektörlerde iş gücü talebinin nüfus artışına uygun düzeyde
artırılamaması; tarımın gelişim hızının nüfus artışını karşılamada yetersiz kalması ve miras yoluyla arazilerin
bölünmesi gibi nedenlerle giderek küçülmüştür.
Köylerin fiziki görüntüsünün çok olumsuz olduğu, bunun fiziki düzenleme yapılmasını zorunlu kıldığı
sonucunu doğurmuştur. Köy konutları yaşanabilir ortamın çok dışında kalmakta, çağdaş yaşam koşullarının
tamamından yoksun bulunmaktadır. Mutfak, tuvalet, banyo gibi üniteler hanelerin çoğunda bulunmamaktadır.
Kırsal konutların sadece barınma ihtiyacını karşıladığı görülmüştür. Hemen her hanenin ağırlıklı uğraştığı faaliyetin
hayvancılık olduğu, ancak gerek hayvan barınaklarının oldukça olumsuz koşulları, gerekse yetiştiricilikteki
bilgisizlik üretimi en alt noktaya çekmiştir. Köylerde uzun kış döneminde (180-200 gün) hayvanlar, uygun olmayan
hayvan barınaklarında tutulmaktadır. Mera olanaklarının iyi oluşu yaz ayları için uygunsa da meralarda hayvan su
içme sorunu önemli bir boyuttadır. Köy içme suyunun yetersizliği, kışın hayvanların da kısıtlı su içmelerine neden
olmuştur. Köylerin çoğunda herhangi bir kanalizasyon tesisi bulunmamaktadır.
2. Erzurum İlin’de Tarımsal Yapılar ve Mevcut Durum
Tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü, tarla dışı hizmetlerin yapıldığı ve çiftçi ailesinin yaşadığı yer olan işletme
merkezinde tarımsal faaliyetlerin istenilen ve rasyonel bir şekilde yapılabilmesi için çeşitli yapı ve tesislere
gereksinim duyulur. Kırsal alanda bulunan ve tarımsal faaliyetlerde kullanılan her türlü yapı ve tesis, tarımsal
yapılar olarak adlandırılır. Tarımsal işletmelerde bulunan söz konusu yapı ve tesisler
- Kırsal konutlar,
- Hayvansal üretim yapıları (ahır,ağıl,kümes),
- Bitkisel üretim yapıları (sera),
- Koruma ve depolama yapıları,
- Ürün değerlendirme ve pazarlama yapıları,
- Diğer yapı ve tesisler şeklinde sıralanabilir
Erzurum İli’nde 1.035 köy ve 486 köy altı yerleşimi olmak üzere toplam 1.521 adet yerleşim mevcuttur.
123
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Bu yerleşimlerin önemli sayılacak bir bölümünde (%80), kırsal konutlar ve 40.000 adet dolayında tarım işletmesi,
çağdaş yaşam ve üretim koşullarına sahip değildir. Tarım işletmesi olarak adlandırılan işletmeler de ilkel yöntemlere
göre üretim yapılmaktadır. Oysa, kırsal konutlar, çiftçi ailesinin yaşadığı ve her türlü tarımsal faaliyetin planlandığı
ve yürütüldüğü yerdir. Bu nedenle, kırsal konutların planlanmasında sadece çiftçi ailesinin yaşama ihtiyaçlarının
değil tarımsal faaliyetlere uygunluğunun sağlanması da önemle dikkate alınmalıdır. Köylerde tarımsal yapıların
tümü ve konutlar, yuvarlak taş ve çamur harcıyla yapılan dayanımı oldukça düşük yapılar durumundadır. Nitekim
Doğu Anadolu Bölgesinde oluşan depremler hatırlandığında, Erzurum ve Kars’ta 1983 yılının Ekim ayında olan
6.8 şiddetindeki depremde Pasinler, Horasan ve Narman İlçelerinde 44 köyün yerle bir olduğunu, 1300 vatandaşın
hayatını kaybettiğini ve 3.351 konutun yıkıldığını unutmamız gerekir. 2004 yılının Mart ayında olan AşkaleKandilli depremi çok sayıda kırsal yerleşimleri yerle bir etmiş ve birçok vatandaşın hayatını kaybetmesine yol
açmıştır.
Bu depremlerde dikkati çeken unsur zararın ve can kaybının kırsal kesimde köylerde ve köy altı yerleşim
birimlerinde yaptığı zarardır. Tarafımızdan yapılan incelemeler de zayıf yapı özelliğine sahip bu işletmelerin
(Konut, ahır,ağıl, kümes, depo vb) hafif bir depreme bile dayanıklılıklarının olmayışıdır.
Hayvansal üretim yapıları, tarımsal işletmelerdeki hayvanlarının barındırıldığı yerlerdir. İşletmenin
özelliğine bağlı olarak, süt ve besi sığırı ahırları, genç hayvan ahırları, koyun ve keçi ağılları, tavuk ve hindi
kümesleri gibi çeşitli hayvansal üretim yapıları bulunabilir. Bu yapılar, işletmede üretilen bazı bitkisel ürünlerin
hayvansal ürünlere dönüştürüldüğü fabrikalar olarak da düşünülebilir. Hayvancılığın fazla bakım ve özen istemesi
nedeniyle bir tarım işletmesinin en önemli yapılarıdır.
Hayvan barınaklarının (ahır, ağıl, kümes) yapımından güdülen amaç, hayvanları uygun olmayan çevre
koşullarından koruyarak yüksek verim elde etmek için uygun bir yaşam ortamı sağlamaktır. Çevre koşullarının
hayvan barınaklarının yapım şekillerine olan etkileri önemlidir. Ülkemizde ve özellikle de Erzurum’da hayvan
barınaklarının yapımında uygun çevre koşullarını sağlayacak ana ilkelere uyulmamakta ve iklim koşullarının
kesin ayrılık gösterdiği bölgelerde bile aynı tip barınaklar planlanmakta yapı elemanları benzer şekilde
boyutlandırılmaktadır. Bu nedenle Erzurum koşullarında, barınaklar genellikle hayvan yetiştiriciliği yönünden
kendilerinden beklenen görevleri yerine getirememektedir. Erzurum İli’nde üretim yapılan hayvan barınaklarının
büyük bir bölümü ilkel planlama koşularına göre yapılmış olup, hayvanlarda beklenilen üretimin alınması çok
zor görülmektedir. Uzun kış günlerine sahip Erzurum’da barınak içi koşulların hayvan sağlık ve verimine uygun
biçimde tasarlanması kaçınılmazdır. Erzurum İli köy yerleşimlerinde hali hazırda yetiştiricilik yapılan ahır ve
ağıllara ilişkin görüntüler Resim 1’de verilmiştir.
Resim1. Ahır ve Ağılların Mevcut Durumu
AĞIL GÖRÜNÜMÜ
AHIRIN DIŞ GÖRÜNÜMÜ
Bitkisel üretim yapıları, başta çeşitli meyve ve sebzeler ile çiçeklerin yetiştirildiği seralar olmak üzere mantar
üretim tesislerinden oluşur. Bu yapıların bitkilerin gereksinim duydukları uygun üretim koşullarını sağlayacak
şekilde tasarlanmaları büyük önem taşımaktadır.
Erzurum mikro klima alanları olarak bilinen kuzey ilçelerinde (Uzundere, Tortum, Oltu, Olur ve İspir)
seracılık yönünden çok önemli gelişmeler görülmekte ve birçok üretici seracılık yapmak üzere girişimde
bulunmaktadır. Söz konusu mikro klima alanlarının Erzurum gibi büyük bir tüketim merkezine yakınlığı nedeniyle
sebze üretimi büyük önem taşımaktadır. Yörenin iklimi erkencilik için uygun olup örtü altı yetiştiriciliği için yeterli
koşullar bulunmaktadır. Erzurum’un seracılık yapılan yörelerinde TUİK 2010 verilerine göre 116 da alanda örtü
altı yetiştiriciliği yapılmaktadır.
124
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Seraların çoğunluğu ahşap, bir kısmı da çelik boru iskeletli olup örtü malzemesi olarak plastik kullanılmaktadır.
Seralarda önemli sayılabilecek ve üretimi etkileyebilecek hatalar bulunmaktadır. Seralarda sebze yetiştiriciliğine
yeni başlayan bazı aile işletmelerinin, hem bilgi yetersizliği hem de yeterli sermayeleri olmamaları nedeniyle çok
küçük alanlarda boyutları uygun olmayan ahşap iskelet malzemesi ve plastik örtü kullanarak kurdukları plansız
seralarda yetiştiriciliğe başladıkları görülmektedir. . Seraların çoğunda havalandırma bulunmamakta veya yetersiz
kalmaktadır. Seralar için ısıtma sistemleri de düşünülmemiştir. Yörede mevcut seralarda modern bir sulama yöntemi
uygulanmamaktadır. Az sayıdaki serada damla sulama uygulaması görülmekte olup, bunu yaygınlaştırılması
gerekir.
Koruma ve depolama yapıları, işletmede kullanılan alet ve makinelerin dış etkenlerden korunduğu ve
bakımlarının yapıldığı yapılarla, işletmede üretilen ürünlerin pazara sevk edilinceye ya da tüketilinceye kadar
depolandığı ve korunduğu her türlü yapıdan oluşur. Buna göre koruma ve depolama yapıları esas olarak, alet ve
makine koruma yapıları ve ürün koruma ve depolama yapıları olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Alet ve
makine koruma yapıları; hangar, bakım ve onarım binası ile yakıt deposundan oluşabilir. Ürün koruma ve depolama
yapıları ise esas olarak tahıl depoları, yeşil yem depoları, meyve ve sebze depoları ile kaba yem depolarından
oluşur. Bunların çeşit ve kapasiteleri, işletmenin şekline ve büyüklüğüne bağlıdır.
Erzurum İli’nde işletmelerin kendi olanaklarına göre oluşturdukları planlama tekniğine uymayan alet
ve makine koruma hangarları bulunmaktadır. Patates üretim alanlarında Pasinler’de patates muhafaza deposu
bulunmakta ise de yetersizdir.
Ürün değerlendirme ve pazarlama yapıları, koruma ve depolama yapılarına paralel olarak genellikle yıkama,
ayıklama, paketleme, sınıflama faaliyetleri ile birlikte ürünün tam ya da yarı mamul hale getirildiği yapılardan
oluşmaktadır. Bu yapılar, işletme içerisinde bağımsız olarak kurulabileceği gibi fazla yatırımın gerekmesi
durumunda çok sayıda işletmenin bir araya gelerek oluşturacakları ortak tesisler şeklinde de inşa edilebilirler.
Diğer yapı ve tesisler grubunda ise yukarıda belirtilen yapılar dışında kalan ve tarımsal faaliyetlerin
yürütülebilmesi için gerekli olan içme ve kullanma suyu tesisleri, atık su sistemleri, gübre depoları, biyogaz
tesisleri, toprak ve su koruma yapıları, sulama ve drenaj tesisleri, tarla içi yolları, çitler sayılabilir.
İlimizde biyogaz tesisi bulunmamakta, diğer yapı ve tesislerin çoğu ise ihtiyaçlara cevap vermekten uzaktır.
Ayrıca gübre yönetimi birkaç işletme dışında uygulanmamaktadır.
Erzurum’da tarımsal yapılar geleneksel yapısını büyük ölçüde koruyarak günümüze kadar gelmiştir. Bu
üretim modelini, verimsizliği ve doğal çevre üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle doğal varlıkların korunması
ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması şeklinde tanımlamak mümkün değildir. Bu sistem içerisinde ekonomik
üretim yapamayan, dolayısıyla dışarıdan gelen ürünlerle rekabet edemeyen yada ürettiğini verilen emeğin altında
bir fiyatta pazarlaması yada hiç pazarlayamaması gibi nedenlerle çiftçiler çareyi büyük şehirlere göç etmekte
bulmuşlardır. Bu sorunu yakından takip eden hükümetler iç ve dış kaynaklardan finanse edilen birçok kırsal kalkınma
projesini yörede uygulamaya koymuşlar fakat bu projelerden umulan başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Üretim
sisteminin verimliliğini artırabilecek yüzlerce yeni teknoloji üretilmiş olmasına karşın bunlar çiftçilere arzulanan
ölçülerde ulaştırılamamış veya bu bilgilerin birçoğu sosyo ekonomik açıdan kırsal alana uyumlu olmadıkları
için üreticiler tarafından kabul görmemişlerdir. Bu başarısızlık tarımsal kalkınma ve doğal kaynak yönetiminin
bütünsel bir yaklaşımla ele alınması, çiftçilere proje uygulama süreci içerisinde aktif rol verilmesi, tepeden inme
bir anlayışla yeni çözüm önerilerinin empoze edilmesi, yaşanan deneyimlerden ders alınmaması ve uygulanan
faaliyetlerin süreklilik arz etmemesi gibi faktörle açıklanabilir.
2.1. Tarımsal Yapıların Genel Durumu
Ülkemizde, bölgemizde ve Erzurum İli’nde tarımsal yapılarla ilgili olarak yapılan çeşitli çalışma sonuçlarına
göre tarımsal yapıların genel durumu aşağıdaki gibi özetlenebilir:
- Tarımsal yapıların planlanma ve projelenmesinde çoğunlukla yörenin iklim koşulları dikkate alınmamaktadır.
Bu nedenle, iklim koşulları büyük farklılık gösteren yörelerde bile aynı tipte yapılar yapılmakta ve yapı elemanları
aynı şekilde boyutlandırılmaktadır.
- Tarımsal yapılar, içerisinde yetiştirilecek canlının isteklerini ve davranış özelliklerini karşılamaktan
genellikle uzaktır.
125
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
- Çiftçiler, çevrelerinde gezip görebildikleri yapıların benzerlerini inşa etmekte, böylece mevcut hatalar
yeni yapılara da geçmektedir. Bu durum, tarımsal yapılardan beklenilen fonksiyonların elde edilememesine yol
açmaktadır. Tarımsal yapılarda mevcut hataların giderilmesi hem çok zor ve hem de çok daha maliyetli olmaktadır.
- Mevcut tarımsal yapıların büyük bir çoğunluğu kullanım amaçlarına uygun değildir. Bunun da en önemli
nedeni, projeye dayalı olarak yapılan yapıların bile, projelerinin genellikle tarımı, yetiştirilecek canlı ya da ürünün
özelliklerini ve tarımsal faaliyetleri bilmeyen kişiler tarafından yapılmasından kaynaklanmaktadır.
- Ülkemizdeki tarımsal yapıların maliyetleri, yapı elemanlarının kesitlerinin büyük tutulması ve malzeme
seçiminde yapılan hatalar nedeniyle yüksektir.
- Tarımsal yapıların planlanmasında fonksiyonel planlama ilkelerine uyulmaması, işgücü, zaman ve
ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
- Tarımsal yapıların genellikle çok yönlü kullanım olanakları azdır.
- Yapıların yönlendirilmesinde ve yer seçiminde çeşitli hatalarla karşılaşılmaktadır.
2.2. Tarımsal Yapıların Fonksiyonları ve Planlanmasında Etkili Faktörler
Tarımsal yapıların yapımında güdülen en önemli amaç, tarımsal üretimin artırılması ve kalitenin
yükseltilmesidir. Bunun için işletme yapılarının iklim koşullarına ve istenmeyen canlı ve cansızlara karşı iyi
bir koruma sağlaması, işletmede yürütülen işleri kolaylaştırması ve işletmecilik açısından yararlı olması gibi
işlevleri yerine getirmesi gerekir. Bu da, yapıların uygun çevre koşullarına sahip olmaları, yeterli alan sağlamaları,
yapılarda çeşitli birimlerin rasyonel bir şekilde düzenlenmesi ve yapıların çok yönlü kullanıma olanak verecek
şekilde planlanması ile gerçekleştirilebilir. Bunların gerçekleştirilebilmesi ise yapıların yapımında uygun kalitede
malzeme kullanılması, yapı elemanları ile birimlerinin en uygun bir şekilde planlanması, yapımı ve bunlarda
ilgili bilgilerin uygulanmasıyla sağlanabilir. Uygun malzeme, planlama ve yapım tekniğinin araştırılıp bulunması
da, yapı ile ilgili temel bilgilerin elde edilmesiyle olanaklıdır. Çünkü bir yapının planlanması, projelenmesi ve
yapımında mühendislik tekniğinin gerektirdiği noktaların analiz edilmesi ve sonuçlandırılması ancak bunların
dayandığı bilgi ile yapılabilir.
Tarımsal işletmelerde bulunacak yapıların çeşit, sayı ve büyüklüklerine etkili olan çok farklı faktörler söz
konusudur. Bunlar ( Olgun,2011);
- İşletmenin tipi
- İşletmenin büyüklüğü
- İşletmenin verimliliği ve gelir düzeyi
- İklim koşullarıdır.
Tarımsal yapıların inşa edilmesindeki temel amaçlar;
- Tarımsal üretimi artırmak, bitkisel ve hayvansal ürün kaybını en az düzeye indirmek,
- Tarımsal ürünlerin elde edilmesinde iş ekonomisi sağlamak ve üretim maliyetlerini düşürmek,
- Tarımsal ürünleri ve özellikle de gıda maddeleri ile kullanılan araç ve gereçleri daha iyi koruyabilmek,
- Tarımsal yapı ve tesislerin inşaat maliyetlerini, kendilerinden beklenilen fonksiyonlardan fedakarlık
yapılmaksızın en az düzeye indirmek,
126
- Çiftçi ailesinin gelir ve yaşam düzeyini yükseltmek.
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
3. Erzurum’un Tarımsal Kalkınmasında Tarımsal Yapılar Yönünden Öneriler
Günümüzde köyler tarım ve hayvancılık alanında üretim merkezleri olmanın yanında şehirlerde yaşayan
vatandaşlar için alternatif yaşam alanı haline gelmeye başlamıştır. Ancak köylerin 18. yüzyıldan kalma arazi
ve yerleşim yapısı vatandaşlar için alternatif yaşam alanı olmasını engellemektedir. Erzurum’un her alanda
gelişme ve ilerlemesine paralel olarak kırsal alanda kentlerde uygulanan kentsel dönüşüm benzeri köy yenileme
programlarının sistemli bir şekilde uygulanması uygun görülmektedir.
Tarımsal üretimde önemli bir rolü olan tarımsal yapılara; üretimin çeşidine, kapasitesine, iklim, toprak
ve topografyaya bağlı olarak değişen koşullarda gereksinim duyulmaktadır. Tarımsal yapıların gereksinimleri
optimum bir şekilde karşılaması ve çiftçinin elde edeceği karı maksimum seviyeye çıkarması için en iyi şekilde
planlanması ve projelenmesi gerekmektedir. Tarımsal yapıların planlanması ve projelenmesi, üretimin çeşidi
(hayvancılık, bitkisel üretim vb.), kapasitesi ve iklim koşulları etkenleri başta olmak üzere birçok faktöre bağlı
olmaktadır.
Tarımsal yapı ve tesislerin planlanmasında beklenilen fonksiyonlar aşağıdaki gibi belirtilebilir (Olgun,2011);
- Tarımsal yapılar, olumsuz iklim koşullarına, arzu edilmeyen canlı ve cansızlara, ses ve yangın gibi diğer
çevre unsurlarına karşı yeterli koruma sağlamalıdır.
- Tarımsal yapılar, işletmede yürütülen faaliyetleri kolaylaştırmalı ve işletmecilik yönünden yararlı olmalıdır.
- Tarımsal yapılar, yetiştiriciliğin çeşidine bağlı olarak gereksinim duyulan optimum üretim koşullarını
oluşturmalıdır.
- Tarımsal yapı ve tesisler, işletme sahibine gurur vermeli ve estetik bir görünüşe sahip olmalıdır.
- Tarımsal yapı ve tesisler üretim amacıyla kurulurlar. Bu nedenle tarımsal yapı ve tesislerin planlanma
ve projelenmelerinde ki temel hedef, en yüksek miktar ve kalitede verimin elde edilmesi ve böylece karın en
üst düzeye çıkarılmasıdır. Tarımsal yapılarda elde edilecek ürünün miktar ve yapının tüm özellikleri (bina tipi,
planlama sistemi, boyutlar, yapı elemanlarının özellikleri, kullanılan yapı malzemeleri vb.) dolaylı olarak etkilidir.
- Kırsal alandaki yapılar, arazi maliyetlerinin genellikle düşük olması nedeniyle daha geniş alanlar üzerine
kurulduklarından tek katlı veya iki katlı olarak yapılırlar. Dolayısıyla duvarlara ve diğer yapı elemanlarına gelen
yükler azdır. Bu nedenle tarımsal yapıların projelenme ilkeleri diğer yapılarla temelde aynı olmakla birlikte daha
kolaydır.
- Kırsal alanda kurulacak yapılarda kullanılacak yapı malzemeleri genellikle yöresel malzemelerden
seçilir. Buna göre yapıda kullanılacak malzemeler, tercihen çiftçinin tanıdığı, özelliklerini bildiği, hatta kendi
işgücü yardımı ile üretebileceği, hafif, dış koşullara dayanıklı, ucuz, bina içerisinde istenilen çevre koşullarının
oluşturulmasına olanak veren niteliklerde olmalıdır.
- Tarımsal yapılar kullanım amacına uygun olarak planlanıp projelenmeli ve olanak oranında ekonomik
olmalıdır. Özellikle ülkemizdeki tarımsal işletmelerin ekonomik durumlarının da kısıtlı olduğu göz önüne
alındığında tarımsal yapılara yapılacak yatırımın kısa sürede geri dönmesi amaçlanmalıdır.
- Tarımsal faaliyetler zaman boyutunda büyük değişkenlikler gösterebilir. Bu nedenle, tarımsal yapılar
planlanırken çok yönlü kullanım olanakları da önemle dikkate alınmalıdır. Mevcut bir yapı, az bir maliyetle ve
küçük değişikliklerle farklı amaçlarla kullanılabilecek özellikte olmalıdır.
- Tarımsal yapıların planlanıp projelenmesinde yörenin iklim koşulları mutlaka dikkate alınmalı ve çevre,
yapı ve üretim tekniği arasında uygun bir denge kurulmalıdır.
- Tarımsal yapıların planlanmasında fonksiyonel planlama ilkelerine uyulmalıdır. Bu durum, hem işletmedeki
binaların düzenlenmesinde ve hem de her bir bina içindeki unsurların düzenlenmesinde söz konusu olup, işgücü ve
mekanizasyon kullanımında ekonominin sağlanması açısından önemlidir.
- Tarımsal yapılarda yer seçimine gereken önem verilmelidir. Gelecekteki genişleme olanakları mutlaka göz
önüne alınmalıdır.
127
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
- Bu nedenle tarımsal yapıların planlanması ve projelenmesi özellik isteyen bir iştir. Tarımsal yapıların
projeleri, hem tarımı bilen ve hem de yapı projelemesi konusunda uzmanlaşmış ziraat mühendisleri tarafından
hazırlanmalıdır. Ziraat Mühendisleri Yetki Tüzüğü’nde de her türlü tarımsal yapının plan ve projelerinin hazırlanması
yetkisi söz konusu konularda uzmanlaşmış ziraat mühendislerine verilmiştir. Ancak tarımsal yapıların planlanması
ve projelenmesi konusunda uzmanlaşmış eleman sayısı da oldukça azdır.
3.1 Hayvan Barınakları (Ahır, ağıl, kümes)
Önemli bir hayvancılık merkezi olma özelliğine sahip Erzurum’da modern tarım çiftlikleri kurularak
tarımla uğraşan insanların refah seviyesinin artırılması yanında dış satım olanaklarının önemli noktalara taşınması
mümkündür.
Modern Tarım Çiftlikleri büyük bir bütünleşmiş (entegre) tesis olarak düşünülmelidir. Tarım ile tarımsal
endüstri birbirini tamamlayan unsurlardır. İleri bir endüstrinin ön koşulu ileri bir tarıma sahip olmaktır. Bu nedenle,
olabildiği ölçülerdeki bölünmemiş araziler çiftlik olarak, tarımsal işletmeler olarak ele alınabilir. Günümüzde miras
yoluyla bölünmüş araziler, ekonomik verimlilikten uzaktır. Son 30 yılın göçleri kırsal kesimde, insan kaynaklarını
tüketmek üzeredir. Ekonomisinin büyük bölümü tarım ve hayvancılığa dayanan Erzurum’da son yıllarda özel
müteşebbisler tarafından kurulan modern hayvancılık tesisleri, asırlardır geleneksel yöntemlerle yapılan süt
üretimine yeni bir boyut kazandırmaya başlamıştır. Bunların yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi gerekir.
Erzurum ilinde hayvancılık en kârlı ve verimli üretim şekli olarak görülmektedir. Kârlı ve verimli bir
hayvansal üretim ancak uygun nicelik ve nitelikteki hayvan popülasyonu ve uygun planlanmış barınakların
planlanmasıyla mümkündür.
Hayvan barınaklarının planlanmasında, çok sayıdaki etkili değişken nedeniyle, farklı alternatiflerle
karşılaşılır. Üretim sistemi, ekipman, yapı malzemeleri, boyutlandırma ve bina yerleşimi gibi planlama aşamalarının
her biri, faaliyetin karlılığı üzerinde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, belirtilen unsurların herhangi birisinin,
planlamada dikkate alınmaması veya iyi analiz edilmemesi, sistemin bütünü üzerinde olumsuz etkiler yapar.
Diğer yapı sistemlerine göre, hayvan barınaklarının planlanması önemli derecede farklılık göstermektedir.
Bunun nedeni, hayvan barınaklarının üretime yönelik, üretimin ise, hayvanların sağlık ve verimine bağlı olmasıdır.
İklim koşulları dikkate alınmadan mimari tasarımı yapılan barınaklarda, bina inşa edildikten sonra, genellikle, ısınem dengesi ve havalandırma yeterli düzeyde sağlanamamaktadır. Bu nedenle, hayvan barınakları tasarlanırken,
yapı üzerinde etkili olan iklim parametrelerinden sıcaklık, oransal nem, rüzgar ve ışık özellikleri titizlikle
incelenmelidir.
Erzurum ilinde geleneksel hayvancılık ağırlığını sürdürmektedir. Erzurum ilinde hayvancılık işletmeleri
çok küçük ölçeklidir. Erzurum›da bir haneye düşen süt ineği sayısı 3-5 adet, toplam sığır sayısı ise 8-10 adet
dolayındadır. Avrupa Birliğinde işletme başına düşen süt ineği sayısı 18 ve sığır sayısı 38’dir. Avrupa’daki
hayvanların verim farkı Türkiye›deki hayvanlara göre çok yüksek olduğu da dikkate alınırsa Türkiye›deki bu cüce
tarım işletmelerinin dünya piyasalarında rekabet edemeyecek durumda olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. O halde
temel sorun işletmeleri rekabet edecek güce kavuşturmak olmalıdır.
Erzurum için öncelikle aşağıdaki projelerin üniversite-kamu-sanayi işbirliği ile vakit geçirilmeden ele alınıp
gerçekleştirilmesi gerekir. Bu projeler;
- Köy hayvancılığının geliştirilmesi projesi,
- Besi projesi,
- Süt işletmeciliği projesi
- Tavukçuluğu geliştirme projesidir.
128
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Ahırlar
Erzurum ve yöresi için büyük çiftliklerin oluşturulması öncelikle düşünülmelidir. Küçük ölçekli işletme yapısından
büyük ölçekli işletme yapısına geçiş, tarımsal üretimin modernleşmesinde önemli rol oynar. Küçük işletmeler
için ise modern barınakların planlanması önerilir. Bu amaçla 20 adet ve üzeri hayvana sahip işletmeler için;
- Soğuk ahırlar
- Ilık ahırlar
- Sera Tipi Barınaklar
olmak üzere üç tipte projelenebilir. Bu ahırlar serbest duraklı olarak düzenlenmelidir. Küçük işletmelerde ise
bağlı duraklı ahır sistemi uygulanabilir. Söz konusu sisteme ilişkin taban planları Şekil 1’de verilmiştir (Arıcı ve
ark.2008).
Şekil 1. Serbest Duraklı ve Bağlı Duraklı Ahırların Taban Düzenlenmesi
129
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Koyun Ağılları
Erzurum, önemli bir mera varlığına sahip olup, koyunculuk için büyük bir potansiyel mevcuttur. Ancak son
yıllarda koyun yetiştiriciliğinde azalma olmuştur. Oysa, Erzurum’da özellikle Kırsal kesimde yaşayan halkımız için
kolay bir uğraş alanı ve aynı zamanda ekonomik güvence olan koyunculuk en eski hayvansal üretim alanlarından
biridir. İhtiyaç duyduğunda köylü için koyunculuk kasadır, en yakınındaki bankadır. Koyun yetiştiriciliği köyden
kente göçün önlenmesi, işsizlik ve ekonomik krizden çıkışa katkısı açısından da önemlidir.
Yörede görülen koyun barınakları konusunda yanlış bilgiden kaynaklanan sorunlar devam etmektedir.
Ağıllar alçak, havadar olmayan, karanlık yapılar biçimindedir. Bu koşullar koyun yetiştiriciliği açısından son derece
olumsuzdur. Erzurum’da koyun yetiştiriciliği yapacak olan büyük ve küçük sürüler için önerilebilecek barınak
taban planları Şekil 3 ve Şekil 4’de verilmiştir (Ekmekyapar,1997). Ağıllar kapalı ve açık olarak düzenlenebilir.
Şekil 2. Kapalı Ağıl Taban Planı
Şekil 3. Açık Ağıl Taban Planı
130
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Koyunculuğun gerilemesi ve koyun sayısının azalmasının başlıca nedeni, kısaca bu işkolunun cazibesini
yitirmesidir. Üretici, girdilerin temininden, çıktıların pazarlanmasına kadar olan bütün aşamalarda kendi başının
çaresine bakmak zorunda kalmıştır. Bu durum ve ekonomideki yeni oluşumlar, güçsüz bir sektör olan koyunculuğu
olumsuz yönde daha fazla etkilemektedir.
Erzurum’da nüfusun önemli bir bölümü kırsal bölgelerde yaşamaktadır. Genellikle sulu tarıma elverişli
arazileri az olan düşük gelir grubuna dahil çiftçilerdir. Bu nedenle yapabilecekleri en önemli iş koyunculuktur.
Verimli cins koyunlarla, yeni teknolojileri kullanarak yapılacak koyunculuk, her şeyden önce karlılığı da
beraberinde getirecek, kırsal kesimden kentlere göçü de azaltacaktır.
Koyunculuk yapan küçük üreticileri bu konuda eğitmek ve yetiştirmek için Sözleşmeli Üretim Modelini bir
an önce başlatmak yararlı olacaktır. Sözleşmeli Üretim Modelinden üreticilerin beklentileri şunlar olacaktır:
- Nitelikli ve amaca uygun genotip temini
- Yem temini
- Teknik destek
- Pazarlama garantisi
En önemlisi, sözleşmeli çiftçiliği uygulayan şirketler desteklenerek çiftçiye hem üretim girdisi temini, hem
de pazar garantisi verebilecek sistemin oluşturulması sağlanabilecektir.
Modelin hayata geçirilmesinin ülkenin ihtiyacı olan et, süt, deri yapağı gibi maddelerin karşılanmasında
koyun yetiştiriciliğinin üstüne düşen görevi, sahip olduğu potansiyele yaraşır bir şekilde, yerine getirmesine
önemli katkısı olacağı düşünülmektedir
Sözleşmeli işletmelerin; hayvan barınakları, barınak içi çevre koşulları ve hayvan materyali yönünden
geliştirilmesi, işletmelerin hayvan kapasitelerinin ve verimin artırılmasıyla ilgili yatırımların gerçekleştirilmesi
için, saptanacak kriterler dikkate alınarak geliştirme ve iyileştirme projeleri hazırlanabilmelidir. Özellikle küçük
işletmelerde karşılaşılan en önemli sorun, canlı materyalin yetersizliği, barınakların tekniğine uygun olarak inşa
edilmemiş olması ile bakım-besleme vb konulardaki eksikliklerdir. Ayrıca işletmelerdeki hayvan sayısının az
olması işletme sahiplerinin profesyonelce çalışmasını önlemektedir. Küçük boyutlu işletmelerin sınırlı üretimi,
pazarlamada rekabet imkanını ortadan kaldırmaktadır.
Kümesler
Tavuk, hindi, kaz, ördek, tavşan devekuşu gibi, et ve yumurta üretimi amacıyla beslenen hayvanların
barındığı yapılar kümes olarak adlandırılır. Kümes hayvanı varlığımızın %95’ini tavuklar meydana getirir.
Kümeslerde bakıldığından doğal şartlara bağımlı olmadan bütün bölgelerimizde yetiştirilebilmektedir. Kanatlı
eti ve yumurta üretiminde 1970’li yıllardan başlayarak hızlı bir gelişme gösteren Türkiye, bugün Dünya ülkeleri
sıralamasında önemli yerlere gelmiştir. Dünya tavukçuluk sektöründeki son gelişmeler yakından takip edilmekte
ve ülkemizdeki üretime yansıması çok hızlı olmaktadır. Özellikle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca verilen
teşvik ve destekler, özellikle piliç eti üretiminde modern tesislerin kurulmasında etkili olmuştur. Buna paralel
olarak çoğalan modern kesimhaneler sağlıklı bir piliç eti pazarlama olanağını sağlamış ve tüketiciler de sağlıklı
ürün tüketme olanağına kavuşmuştur.
Erzurum’da kümes hayvancılığı arzu edilen düzeye ulaşamamıştır. İlde üretilen yumurta il tüketimin ancak
% 10’unu karşılayabilmektedir. Daha çok başka illerden gelmektedir. 2001 Yılı krizinden önce Köy-Tür tarafından
uygulanan modelle piliç yetiştiriciliği yaygınlaşmış ve karlı bir üretim kolu haline dönüşmüşken, ekonomik kriz
nedeniyle işletmeler kapanmıştır. Hali hazırda Erzurum’da çok az sayıda kümes hayvancılığı yapılmaktadır. Oysa,
Erzurum ve yöresi yumurta ve et tavukçuluğu için önemli potansiyele sahiptir. Köy-Tür Modeli yeniden devreye
sokularak ilde tavukçuluk geliştirilebilir.
131
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tavukçuluk işletmelerinde, üretim çalışmalarını ve hayvanların performansını etkileyen önemli faktörlerden
biri, tavukların barındırıldığı kümeslerdir.
Kümesler, içerisine konulan tavukları elverişsiz iklim koşullarından koruyacak, uygun üretim ortamını
sağlayacak, yemleme, temizlik ve ürünlerin toplanmasında iş gücünü en aza indirecek, şekilde planlanmalıdır.
Tavukçuluk işletmelerinin et ve yumurta üretimi yönünden geleceği, kümeslerin rasyonel bir şekilde planlanmasına
ve bu planlara uygun olarak inşa edilmesine bağlıdır. Yöre için uygulanabilecek kümes taban planları Şekil 4 ve
Şekil 5’de verilmiştir (Ekmekyapar,1999).
Şekil 4. Izgara Tabanlı Kümes Planı
Şekil 5. Klasik Tip Kümes Planı
132
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
3.2 Biyogaz Tesisi
Erzurum tarımsal kalkınmada çok önemli bir potansiyele sahiptir. Çayır ve mera varlığının oldukça fazla
oluşu nedeniyle hayvancılık için bir cazibe merkezi konumundadır. 2 milyon 506 bin 602 hektar yüz ölçüme sahip
olan ilimiz, ülkemizin 4’üncü büyük şehridir. İlimizin toplam alanının yüzde 65’ i çayır ve mera arazisi olup,
Türkiye meralarının yüzde 13’ü ilimizde bulunmaktadır. Dolayısıyla ilimizin ekonomisi tarıma, tarım içerisinde
ise hayvancılığa dayanmaktadır.
Hayvancılığın temel geçim kaynaklarının başında geldiği Erzurum’da, 543 bin 894 büyükbaş hayvan ile
651 bin 253 adet küçükbaş hayvan mevcudu bulunmaktadır. Son yıllarda hayvancılığa verilen destekler sonucu
bazı projeler gündeme gelmiştir. Bu iyi bir gelişme ise de, yetersizdir. Erzurum’un hayvancılık için uygun olan
yörelerinde en az 50 baş olmak üzere değişik ölçeklerde çiftliklerin kurulması gerekir. Çiftlikler kurulurken
oluşan atıkların ve gübrenin iyi bir şekilde değerlendirilmesi zorunludur. Bu amaçla biyogaz tesisleri kurulmalıdır.
Biyogaz tesisleri özellikle köylerde ve çiftliklerde yaygınlaştırılması uygun olacaktır.
Biyogaz, hayvanların gübrelerinin uygun koşullar altında fermentasyona uğratılması işlemi
olarak tanımlanmaktadır. Bu şekilde bir taraftan gaz üretilirken, diğer taraftan çok kaliteli organik
gübre üretimi de gerçekleştirilmiş olacaktır. Dünyada 1700 yıllarından beri kullanılan biyogaz son
yıllarda özellikle Almanya, İsveç ve Danimarka’da yaygındır. Almanya’da 3 bin 500 adet biyogaz
tesisi bulunmaktadır. Ülkemizde ise 1957’de bir deneme yapılmış, daha sonraları ciddi bir tesise
rastlanılmamaktadır. Oysa biyogazı, Erzurum dahil ülkemizin her yerinde üretme olanağı bulunmaktadır.
Hayvan gübresi çevrede biriktirilerek ya tezek olarak yakılmakta ya da çok önemli çevre kirliliği oluşturarak, kırsal
kesimlerin yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu atıklar, yer altı sularının kirlenmesine, hayvanlarda var olan bazı
hastalıkların bu atıklar yoluyla yayılmasına da yol açmaktadır. Gübrenin tezek olarak yakılması ise, önemli bir
ekonomik kayıp olarak görülmektedir. Toprağın bu gübreden mahrum bırakılması, toprakların artık üretkenliğini
kaybetmesine yol açmakta ya da çok fazla kimyasal gübre kullanımını gerektirmektedir.
Hayvan dışkısının tezek olarak yakılmasında sağlanan yarar, dışkıdan biyogaz elde edip bunun yakılması ve
kalan organik maddenin tarlaya verilmesi ile elde edilecek yarar yanında sembolik kalkacaktır. Biyogaz üretiminin,
kırsal kesimde sadece kirliliği azaltıcı değil, aynı zamanda gelir elde edici bir faktör olarak düşünülmesi gerekir.
Biyogaz, temiz ve ısı değeri yüksek bir enerji kaynağı olup, biyogaz üretiminden sonra atıklar yok
olmamakta, üstelik çok daha değerli bir gübre haline dönüşmektedir. Biyogaz üretimi sonucu hayvan gübresinde
bulunabilecek yabancı ot tohumları çimlenme özelliğini kaybetmektedir. 1 adet büyükbaş hayvan yılda 3,6 ton
yaş gübre, 1 adet küçükbaş hayvan 0,7 ton yaş gübre, 1 adet kümes hayvanı 0,022 ton yaş gübre üretmektedir.
Yaklaşık 37,5 kilo sığır gübresinden 1 metreküp biyogaz elde edilebilir. Bu 4 kişilik bir ailenin 1 günlük mutfak
tüpü ihtiyacını karşılar. Bu da 4 sığırdan elde edilmektedir. 20 sığırı olan bir işletme, yılda 2 bin 376 metreküp gaz
üretimi yapar. Bu gazın bir miktarı mutfak tüp giderini karşılar. Geri kalanı ise, ısıtma veya elektrik üretiminde
kullanılır. Bunların dışında çok kaliteli bir organik gübre elde edilir ve tarımsal üretim de artar.
Ortalama olarak 6000 kalorilik bir enerji veren l m3 biyogazın değişik kullanım alanlarına göre sağlayacağı
yararlar şunlardır (Alçiçek, A. ve Demiruluş, H.1994) :
1. 60 watt gücündeki fitilli bir lambayı 7 saat yakabilir.
2. 4 kişilik bir ailenin günlük yemek pişirme ihtiyacını karşılayabilir.
3. İki beygir gücündeki motoru l saat çalıştırabilir.
Bir m3 biyogazın sağladığı ısı miktarı 0.62 litre gazyağına, 1,46 kg odun kömürüne, 3,48 kg oduna, 0,43
kg bütan gazına, 12,4 kg tezek’e, 1,18 m3 havagazına, l litre alkole, 0,8l litre benzine ve 2.2 kW/saat’lik elektrik
enerjisine eşdeğerdir.Bunun için 12 metreküp kapasiteli bir biyogaz tesisi kurmak yeterlidir. Köylerde, tüm köyün
hayvan varlığı dikkate alınarak planlanacak tesisler olmalıdır. Her çiftçi verdiği kadar gübreyi geri alacak, gaz
üretiminden de payına düşeni kullanabilecektir. Böylece, enerji tasarrufu, temiz bir çevre, bol ürünlü bir tarım
yapmak mümkün olacaktır. Biyogaz tesisi 4 ile 5 yılda kendini amorti edebilmektedir. Hayvan sayısı arttıkça tesis
masrafı da düşecektir. 133
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
3.3 Koruma ve Depolama Yapıları
İşletmenin sahip olduğu alet ve makinelerin dış etkilerden korunduğu ve işletmede üretilen ürünlerin
tüketilinceye kadar veya pazara sevk edilinceye kadar depolandığı her türlü yapılardır. İlimizde bu anlayışa uygun
koruma ve depolama yapısı ya çok ilkel ya da yok denecek kadar azdır. Oysa Erzurum’un kuzey ilçeleri meyve
ve sebze üretiminde önemli bir potansiyele sahip olup, muhafazada ki olumsuzluklar nedeniyle önemli kayıplar
oluşmaktadır. Diğer yandan Pasinler ve Daphan ovalarında üretilen patatesin depolanacağı yeterli sayıda depo
mevcut değildir. Erzurum’un kuzey ilçelerinde meyve ve sebze depolarına, Erzurum merkez ve Pasinler İlçesinde
ise büyük kapasiteli patates depolarının yapılması zorunlu görülmektedir.
3.4. Seralar
Erzurum kuzey ilçelerinde örtü altı üretimi yoğun bir biçimde yürütülmektedir. Ancak seralar ve tüneller
ilkel planlama tekniklerine sahiptir. Bu da üretimde azalmalara yol açmaktadır. Örtü altında kaliteli ve bol
üretim ancak uygun şekilde projelenmiş tünel veya seralarda yapılabilir. Seracılık faaliyeti artış eğilimindedir.
Erzurum’da mevsim başında Mart ayından itibaren, marul, yeşil, soğan, ıspanak gibi ürünlerin örtü altında
yapılması mümkündür. Diğer sebzeler için ise fide ekimi ile bir erkencilik sağlanabilir. Yöreye uygun 6 m x 50 m
boyutlarında tünel tipi sera planı Şekil 7.de verilmiştir.
Şekil 6. Erzurum Kuzey İlçelerin İçin Uygulanabilecek Tunel Tipi Sera Planı
134
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
4. Sonuç
Erzurum’da tarım sektörünün en önemli unsuru olan çiftçilerin, tarımsal üretim olanaklarının ve buna bağlı
olarak gelirlerinin arttırılmasında etkili olan faktörler arasında tarım işletmesinin büyüklüğü başta gelmektedir.
İşletme büyüdükçe üretim hacminin ve dolayısıyla çiftçi gelirinin artacağı söylenebilir. Ancak gelir artışında;
işletmenin bulunduğu koşullarda uygulanan tarım tekniği ve üretim kaynaklarının daha etkin kullanımı gibi
hususlarda önem taşımaktadır. Böylece belirli bir gelirin mümkün olan asgari büyüklükteki bir işletmeden
sağlanması ve büyüklüğün sürdürülebilir bir tarım yapacak özelliklerde olması gerekir.
Tarımsal yapılara yapılan yatırım, tarımsal üretim amaçlı bir yatırımdır. Bu nedenle, tarımsal yapıların
planlanması ve projelendirilmesinde (tasarımında), yapılan yatırımın kısa sürede yüksek gelir olarak geriye
dönmesini sağlamak esastır. Bu esasa uygun bir tasarımın gerçekleştirilebilmesi için öncelikle bitkisel ve hayvansal
üretime ilişkin canlıların iyi bilinmesi gerektirdiğinden doğrudan Ziraat Mühendislerinin, uygulama alanı içerisinde
yer alması gerekmektedir. Nitekim tarımsal yapıların tasarımı, gelişmiş ülkelerde inşaat mühendisleri dışında
ziraat mühendislerinin sorumluluğundadır.
Erzurum’un tarımsal kalkınmasında aşağıda belirtilen hususların gerçekleştirilmesi gerekir:
- Erzurum’da yer alan 1035’i köy olmak üzere toplam 1.561 kırsal yerleşim birimlerinin her biri 8-10
adet köyden oluşacak gruplar oluşturmak uygun olacaktır. Böylece Erzurum’un tamamı için 148 adet köy grubu
oluşacaktır. Her grup köyden biri merkez seçilerek kırsal sanayi geliştirilmelidir. Her köye bir ziraat mühendisi
projesi kapsamında grup köylerde 10 tarım danışmanı görevlendirilerek köylerin tarımsal kalkınması eksiksiz
gerçekleştirilmesi,
- Büyük çiftliklerin oluşturulması,
- Tüm köy işletmelerinin sahip olduğu ahır, ağıl, kümesin hayvan sağlık ve verimini olumsuz etkilemeyecek
şekilde yeniden gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi,
- Köy evlerinin yaşama koşullarına ve depreme dayanmaya karşı uygun tasarlanması, iyileştirilmesi,
- Yöreye uygun modern hayvan barınaklarının planlanması,
- Meyve, sebze ve patates depolama tesislerinin planlanması,
- Seracılığın geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, ısıtma’da özellikle Pasinler ve Ilıca’da jeotermal kaynaklardan
yararlanılması, yöreye uygun tünel tipi sera tasarlanması,
- Çiftliklerde ve köylerde biyogaz tesisinin tasarlanması ve bunun yaygınlaştırılması,
Tarımsal yapılar, “özellikli yapılar” olup, tasarımı diğer yapılara göre önemli farklılıklar gösterir. Tarımsal
yapılar sadece bir bina veya tesis değil, bizzat tarımsal üretimin yapıldığı ortamlardır. Dolayısıyla tarımsal yapılar
üretim amacı ile kurulurlar ve tüm yapısal unsurları ile içerisinde gerçekleştirilen üretimin miktar ve kalitesi
üzerine etkilidirler.
Kaynaklar
Anonymous,2001.Genel Tarım Sayımı, Tarımsal İşletmeler (Hanehalkı) Anketi,TUİK, http://www.tuik.gov.tr Anonymous, 2006. Türkiye İstatistik Yıllığı, TUİK, http://www.tuik.gov.tr
Anonymous, 2010. Türkiye İstatistik Kurumu Bölgesel İstatistikler,TUİK, http://www.tuik.gov.tr
Anonymous, 2011.Adrese dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2010 Yılı Sonuçları.TUİK, http://www.tuik.gov.tr
Akman,N,.Emiroğlu,M,.Tavmen,A.,2001.Koyunculuk.Çamlıca Kültür ve Yardım Vakfı.İstanbul.
135
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Alçiçek,a. ve Demiruluş,h.1994.Çiftlik gübrelerinin biyogaz teknolojisinde Kullanılması I.Ekoloji ve Çevre
Dergisi 13.
Arıcı,İ.Şimşek,E.Yaslıoğlu,E.Kılıç,İ.2008 Süt Sığırı Ahırlarının Planlanması.Hayvancılık Serisi.4,Sütaş.Bursa.
Ekmekyapar,T.,1993. Tarımsal Yapılar. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Yayınları, No: 204. Erzurum.
Okuroğlu, M. ve Yağanoğlu, A. V., 2009. Kültürteknik. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Yayınları, No: 157. Erzurum.
Olgun,M.,2011 Tarımsal Yapılar.Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi,Yayın No:1577,Ders Kitabı No:529.Ankara
Öneş, A., 1986. Tarımsal Yapılar, Planlama ve Uygulama Sorunları. Sayfa:135 149. Kültürtekniğe Giriş (Editörler:
A.Balaban ve ark.), A.Ü.Ziraat Fakültesi Yayınları: 996, 236 s.
Uğurlu, N., 1993. Konya Yöresi Büyükbaş Hayvan Barınaklarının Yapısal Durumu ve Sorunlarının Tespiti. Selçuk
Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. Konya.
Ünal, H. B., H. İ. Yılmaz, H. Bayraktar, 2006. Hayvancılıkta Yeni Bir Yapı Konstrüksiyonu Sera Tipi Barınakların
Yapısal ve Ekonomik Yönden Uygulanabilirliği. Hayvansal Üretim 47(1): 8-158. S. D. Üniv. Ziraat Fak. Yayınları.
Isparta.
Ünal,H.B., 2009, Tarımsal Yapıların Ruhsatlandırılması Ege Üniv. Ziraat Fak. Dergisi, 46 (1):63-69.
Yağanoğlu, A.V., (2008) Sera Yapım Tekniği (Üçüncü Baskı), Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Yayınları, No: 200.
Erzurum.
Yağanoğlu, A. V., 1981. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi İşletmesindeki Süt Sığırı Ahırının Sorunları ve
Geliştirme Olanakları Üzerine Bir Araştırma, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Kültürteknik Bölümü (Doktora
Tezi).
Yağanoğlu,A.V., 2000.Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü ve Doğu Anadolu Bölgesine Yönelik Kültürteknik
Çalışmaları. Atatürk Üni. Ziraat Fak. Derg.31,Özel Sayı,s.69-86.
Yağanoğlu, A.V, Okuroğlu, M., Ünlükara, A., Kızıloğlu, F. (1998). Erzurum Mikrokilima Alanlarında Seracılık
Potansiyeli ve Yöreye Uygun Sera Planlarının Geliştirilmesi Üzerine Bir Çalışma., 427-446.
Yağanoğlu,A.V.,Kocaman,B.,2010. Doğu Anadolu Bölgesindeki Kırsal Yerleşimlerin Durumu ve Merkezi
Köyler İçin Yeni Bir Yaklaşım. I.Ulusal Sulama ve Tarımsal Yapılar Sempozyumu. Kahramanmaraş Sütçü İmam
Üniversitesi, Kahramanmaraş 27-29 Mayıs 2010.
Yağanoğlu, A.V. 2010. Doğu Anadolu Projesi (DAP) ve Tarımsal Kalkınmaya Etkileri. TMMOB Ziraat Mühendisleri
VII. Teknik Kongresi Bildiri Kitabı-2 .s.1251-1268. 11-15 Ocak 2010. Ankara
Yağanoğlu,A.V.2011.Biyogaz Çiftliği, http://www.erzurumgazetesi.com.tr/haber/Yaganoglu-ndan-BiyogazCiftligi-onerisi/48442.
136
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Erzurum İlinde Su Kaynakları İle Tarımsal Sulamaya İlişkin
Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Üstün ŞAHİN Doç. Dr. Fatih M. KIZILOĞLU Doç. Dr. Yasemin KUŞLU
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Erzurum ili 39006’ - 40057’ kuzey enlemleri ve 40016’ - 42036’ doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlin
yüzölçümü 2,533 milyon ha olup il toprakları ülkemiz topraklarının % 3,23’ünü oluşturmaktadır. Nüfusu 784000
olan Erzurum’da toplam nüfusun % 37’si kırsal, % 63’ü kentsel alanda yaşamaktadır. İlin kırsal alana yönelik
kamu yatırımlarından aldığı pay %1,34 düzeyindedir. İl genelinde kişi başına milli gelir 1.312 TL iken kırsal
alanda yaşayan kişi başına üretim değeri 820 TL civarında olup ülkemiz ortalamasının altındadır. Çalışan nüfusun
% 66,6’sı hizmet sektöründe, % 24,1’i tarım sektöründe, % 9,3’ü de sanayi sektöründe istihdam edilmektedir.
Erkek ve kadın toplam nüfusun iş gücüne katılma oranı % 52,4 iken, ildeki işsizlik oranı % 9,13 civarındadır (1)
Yem bitkileri ağırlıklı bitkisel üretim yapılan ilde çayır mera alanları 1.622.520 hektardır. Ormanlık ve
fundalık alanlar 231.657 hektar, diğer araziler 218.571 hektar iken işlenerek tarım yapılan arazi büyüklüğü 460.252
hektar, tarım dışı araziler ise 145.891 hektardır. Tarıma elverişli alanlardan 57.556 ha I., 156.103 ha II., 178.023
ha III. ve 377.955 ha ise IV. sınıf tarım arazileridir. Bu arazilerin önemli bir kısmı tarıma açılmamış alanlar ya da
hazine arazisi olup tarım yapılmayan alanlardır. Diğer araziler işlemeli tarıma uygun değildir. İlde hububat üretimi
224.011 ha, baklagiller 2.856 ha, endüstri bitkileri 5.208 ha, yağlı tohumlar 2.847 ha, yumrulu bitkiler 5.498 ha,
yem bitkileri üretimi ise 55.407 ha’lık alanda yapılmaktadır (2)
Erzurum ilinde yıllık ortalama yağış 432.5 mm’dir. Erzurum ili 6,05x109 m3/yıl yerüstü ve 0,22x109 m3/yıl
yer altı olmak üzere 6,27x109m3/yıl toplam su potansiyeline sahip bir il olarak kişi başına yaklaşık 8000 m3/yıl
düzeyindeki girdisi ile su kaynakları açısından önemli bir ilimizdir. Ancak ilde, yıl içerisindeki kaynak dağılımın
dengeli olmayışı, mansap akışları, su depolama - değerlendirme tesislerinin yetersizliği, sulama alanlarına yapılan
kamu yatırımlarının gecikmesi ve bu tesislerin etkin kullanılamaması, eğitim, finans ve diğer altyapı sorunları
nedeniyle su kaynaklarından yararlanma düzeyi yeterli değildir (3).
Tarımsal üretimin en önemli unsurları toprak ve sudur. Bu kaynakların etkin olarak kullanılabilmesi, sel ve
erozyon gibi zararların meydana gelmemesi için DSİ tarafından çalışmalar yapılmaktadır. İl Özel idaresi verilerine
göre Erzurum’da 460.252 hektar olan tarım arazilerinin 150.964 hektarlık kısmında sulama yapılmaktadır. Toplam
130.892 hektarlık alanda kuru koşullarda nadaslı münavebe ya da güzlük ekim uygulaması yapılmakta iken ancak
2972,2 hektarlık arazide meyve ve sebze üretimi yapılmaktadır. Sürekli bitkisel üretim yapılan arazi büyüklüğü
256.560 hektar iken 69.830 hektar arazi ise ya terk edilmiştir ya da kullanılmamaktadır (4).
Erzurum ovası, Daphan Ovası, Aşağı ve Yukarı Pasinler Ovası, Demirdöven Barajı sulama sahası ildeki
önemli sulama sahalarıdır. DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü verilerine göre Demirdöven Barajı sulama sahasında net
olarak 8.323 ha, Aşağı Pasinler sulama sahasında 3.892 ha ve Daphan Ovası I. kısım sulama sahasında 9.908 ha,
Alaca pompajı sulama sahasında 370 ha arazi teknik anlamda sulamaya açılmıştır. Diğer önemli yatırımlar ise Çat
köyleri sulaması 150 ha, Alvar sulaması 370 ha, Olur Ürünlü göleti sulaması 1.317 ha, Palandöken Göleti sulaması
405 ha, Köyceğiz Göleti sulaması 1.350 ha, Porsuk Göleti sulaması 170 ha, Kapıkaya Göleti sulaması 230 ha,
Şenkaya Göleti sulaması 350 ha’dır. Bundan başka Pasinler Regülatörü II. Kısım ile Daphan Ovası II. Kısım
137
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
sulama şebekesi ve Sakalıkesik Ovası sulama şebekesi inşa çalışmaları devam etmekte olup bu alanlarda sırasıyla
1.375 ha, 13.039 ha ve 11.408 ha olmak üzere toplamda 24.822 hektarlık arazinin sulamaya açılması çalışmaları
da yürütülmektedir. Toplamda 27.060 ha arazinin teknik anlamda sulamasına hizmet verecek olan Hınıs Başköy
Barajı, 12.038 hektar alanı sulayacak olan Palandöken barajı ve 605 hektarlık arazinin sulanmasında kullanılacak
olan Pazaryolu Barajı inşa çalışmaları da devam etmektedir (5).
Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü (KHGM) verilerine göre, Erzurum ilinde toplam 544 adet
proje sahasında 58.230 ha arazide teknik anlamda sulama yapılmaktadır. Bunun önemli bir bölümünü Pasinler
Ovası sulaması oluşturmaktadır. Toprak korumaya yönelik proje adedi 30 olup bu projelerin hizmet verdiği alan
büyüklüğü 4.163 hektardır. Öte yandan 7 adet proje ile toplam 6.516 hektarlık alanda tarla içi geliştirme projesi
uygulanmış, 19 proje sahasında toplam 5.501 hektarlık alanda drenaj ve arazi ıslahı çalışması yapılmıştır. Erzurum
ovasında 19.000 ha’lık arazide toplulaştırma faaliyetleri devam etmektedir. İlk etap çalışmaları tamamlanmış olup
alt yapı çalışmaları henüz tamamlanamamıştır (6).
Özet olarak mevcut durumda 460.252 ha olan toplam tarım arazisi varlığından 305.636 ha’lık kısmı
sulanabilir olup Erzurum’daki sulanabilir tarım arazilerinden mevcut durumda 154.672 ha alan sulanabilmektedir.
KHGM tarafından 47.153 ha, DSİ tarafından da 37.939 ha alan teknik anlamda sulamaya açılmış cazibe tipi sulama
şebekesine sahip alanlardır. Toplam 69.580 ha alanda ise halk sulaması yapılmakta olup ve çiftçi koşullarında
yapılmış altyapı tesislerini kapsamaktadır (2).
Ülkemizde yerüstü suyu tüketim miktarına göre, sulama % 82’lik oranla ilk sırada yer alırken, içme-kullanma
% 10 ile ikinci sırada ve sanayi % 8 ile son sıradadır. Erzurum, kişi başına su girdisi yüksek bir il olmasına rağmen
bazı köy yerleşimlerinde içme suyu açısından sorun yaşanmaktadır. İl genelinde 1.369 yerleşim biriminde içme
suyu sağlanmıştır. Ancak 59 birimde içme ve kullanma suyu yetersizliği gözlenmekte olup toplam 118 birimde ise
şebeke sistemleri ya atıl ya da henüz yapılmamış durumdadır (6).
Bu çalışma kapsamında Erzurum ili su kaynaklarının etkin kullanılmasına engel olan sorunlar dile getirilmiş
ve önerilerde bulunulmuştur.
2. Suların Kalitesine İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Su kalitesinin izleme ve değerlendirilmesi su kaynaklarının etkili kullanımı açısından önemlidir. İyi nitelikte
olmayan suların sulama amaçlı kullanımı sonraki dönemlerde sorunlu sulardan kaynaklanan pek çok problemin
ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Suların sulamaya uygunluğunun belirlenmesinde en çok kullanılan
ölçütler; tuzluluk ve sodyumla ilgili ölçütlerdir. Yüksek tuzluluk koşullarında bitki kök bölgesinde ozmotik basınç
artacağından bitkilerin su alımı olumsuz etkilenir. Sodyum zararı daha çok SAR ile belirlenir. Genel olarak
infiltrasyon tuzluluk artışı ile artar, SAR artışı ile azalır (7).
Sulama sularında bulunan bazı iyonlar bitkilere toksik etki yapabilmektedirler. Bu iyonların en önemlileri B,
Cl ve Na’dur. B elementi hemen hemen tüm sulama sularında değişik konsantrasyonlarda bulunur ve sular nadiren
yüksek düzeyde B içerirler. B’un birkaç mg/L’si bile başta meyve ağaçları olmak üzere çoğu bitkiye toksik etki
yapabilmektedir. Cl iyonunun 4–10 me/L arasındaki miktarlarında toksik etki ortaya çıkar ve 10 me/L’den daha
üst düzeylerinde ise sorun artar. Yüksek düzeydeki Na’da bitkilere toksik etki yapabilmektedir. SO4’ın sulama
sularında bulunması bitkiler için yararlı olabilmektedir. Ancak yüksek miktarda SO4, Ca’un çökelmesine neden
olarak bitkilere toksik etki oluşturabilmektedir (8, 9, 10).
Sulama sularının içerdiği çeşitli organik ve inorganik askı maddeleri, kimyasal maddelerin çökelmesi,
mikroorganizma faaliyeti atıkları ve gübreleme faaliyetleri sonucu sisteme giren maddeler kapalı sulama
sistemlerinde, özellikle basıncın yetersiz olduğu noktalarda siteminin tıkanmasına neden olmaktadır. Özellikle
Ca, Mg ve HCO3 iyonlarının yüksek konsantrasyonları, yüksek pH ve sıcaklık, kimyasal tıkanmaya neden olan
faktörlerdir. Sulama sularının pH değerinin 6,5-8,4 arasında olması önerilmektedir. Damla sulamada kullanılan
suyun pH değerinin 7,5’ten büyük olması ve yüksek düzeyde Ca ve Mg içermesi durumunda CaCO3 ve MgCO3
şeklinde çökelmelere neden olduğundan tıkanmalar oluşmaktadır (11).
Sulama sularında NO3 bulunması su kaynağının kirlendiğinin belirtisi olabilir. NO3’ın fazla konsantrasyonları
toprak permeabilitesi üzerine olumsuz etki yapmakla birlikte, 5 ppm değerinden fazla olması durumunda uygun
138
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
gübreleme programı da seçilmelidir. Sulama suyunda bulunan Fe oksitlenerek yüzey sulama uygulamalarında
bitki yaprakları üzerinde siyah ve kahverengi lekeler oluşturur. Ayrıca yüksek konsantrasyonlardaki Fe biyolojik
aktiviteye bağlı olarak kapalı sulama sistemlerinde tıkanmalara yol açmaktadır (7; 12).
Erzurum ilinde sulamada yaygın olarak kullanılan su kaynakları Tablo 1’de, bu kaynaklardan sulama
mevsiminde alınan numunelerinden belirlenen kimyasal özellikleri Tablo 2’de ve sulama sularının pH, EC ve SAR
değerleri de Tablo 3’te verilmiştir (7).
Tabloda da görüldüğü gibi, sularda Ca 0,15–4,50 me/L, Mg 0,0–4,80 me/L, Na 0,14–2,0 me/L, K 0,01–
2,85 me/L arasında belirlenmiş, B’a rastlanmamıştır. Sulama suyu kaynaklarından 14’ünde Fe’e rastlanmış
Tablo 1. Erzurum İli Önemli Su Kaynakları
Su Kaynağı
Su Kaynağı
Çoruh Nehri
Lezgi Çayı
Lezgi - Pisyan Çayı
Pulur Çayı
Karasu – Ilıca kolu
Karasu-Dadaş kolu
Dumlu Çayı
Pasinler Yeraltı
Sapaca Deresi
Su Kaynağı
Porsuk Göleti
Erzurum Yeraltı Suyu
Serçeme Deresi
Teke Deresi
Aras Nehri
Oltu Başaklı
Karakurt Deresi
Eğilmez Göleti
Murat Nehri
Dikyar Deresi
Oltu Memba
Oltu Çayı
Oltu Çayı
Tortum Çayı
Köyceğiz Göleti
Ürünlü Göleti
Köprüköy Göleti
Tablo 2. Sulama mevsiminde alınan numunelerin kimyasal içerikleri, me/L, (7)
Kaynak Adı
Ca
Mg
Na
K
CO3
HCO3
Cl
SO4
NO3
Fe
B
Çoruh Nehri
Lezgi Çayı
Lezgi Pisyan Çayı
Pulur Çayı
Karasu - Ilıca
Karasu-Dadaş
Dumlu Çayı
Pasinler Yeraltı
Sapaca Deresi
Porsuk Göleti
Erzurum Yeraltı Suyu
Serçeme Deresi
Teke Deresi
Aras Nehri
Oltu Başaklı Memba
Karakurt Deresi
Eğilmez Göleti
Murat Nehri
Dikyar Deresi
Oltu Memba
Oltu Çayı
Ormanağzı
Tortum Çayı
Köyceğiz Göleti
Ürünlü Göleti
Köprüköy Göleti
0,70
0,60
0,50
1,50
1,50
2,00
1,00
1,31
1,50
0,15
0,73
0,85
1,65
1,26
1,52
1,50
1,10
1,40
1,30
1,80
2,30
4,50
1,46
1,86
0,16
1,76
0,90
0,30
0,40
0,70
0,85
1,30
0,10
3,49
0,60
0,00
0,75
0,85
0,75
2,07
2,72
1,10
0,70
0,60
0,40
1,30
4,80
4,80
0,07
0,24
0,00
0,93
0,47
0,22
0,69
0,62
0,41
1,90
0,76
0,22
0,23
0,14
0,18
0,30
0,22
0,24
0,24
0,43
0,31
0,28
1,33
0,26
1,73
2,00
0,20
0,55
0,20
1,63
0,06
0,08
0,07
0,12
0,09
0,18
0,07
0,14
0,04
0,08
0,16
0,06
0,05
0,44
0,09
0,06
0,04
0,05
0,05
0,04
0,10
0,01
0,05
0,46
0,18
2,85
-
0,27
0,21
0,24
0,48
0,58
0,45
2,24
0,40
0,37
0,07
0,16
1,62
1,92
0,38
0,45
0,53
0,08
0,43
0,21
0,44
6,00
9,40
0,22
2,20
1,20
2,80
0,20
0,06
0,52
0,28
0,19
1,52
0,18
0,16
0,08
0,04
0,08
0,08
0,41
0,48
0,08
0,32
0,26
0,28
0,20
0,66
1,96
1,30
0,22
0,42
0,70
0,85
0,33
0,10
0,10
0,46
0,39
0,66
0,16
1,07
0,53
0,13
0,20
0,12
0,61
0,38
1,67
0,40
0,11
0,58
1,37
0,04
1,04
0,65
0,55
0,14
0,11
1,44
0,08
0,06
0,10
0,07
0,08
0,08
0,06
0,10
0,07
0,08
-
0,004
0,002
0,003
0,002
0,002
0,001
0,002
0,004
0,002
0,003
0,002
0,002
0,001
0,002
-
139
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
olup bulunan değerler 0,005 me/L ‘nin altındadır. HCO3 0,07–9,40 me/L, SO4 0,04–1,67 me/L, Cl 0,04–1,96
me/L olarak belirlenmiştir. Socifield sınıflandırma sistemine göre toksik etki yönünden sulama suları Cl ve SO4
konsantrasyonuna göre çok iyi sınıfına girmektedir. Yüksek konsantrasyondaki HCO3, Ca ve Mg’u bağladığından
Na zararını artırmaktadır. Suların HCO3 değerleri incelendiğinde; Dumlu Çayı, Serçeme Deresi, Teke Deresi,
Oltu Çayı, Köyceğiz Göleti ve Köprüköy Göleti sularının toprakta sorun oluşturabilecek sular sınıfında olduğu,
Ormanağzı su kaynağının şiddetli zarara neden olabilecek sular sınıfında olduğu, Ürünlü Göletinin kritik değere
yakın olduğu, diğer kaynakların ise HCO3 yönünden sorun yaratmayacak sular oldukları belirlenmiştir. Suların pH
değerleri 7,0–8,03 arasında olup pH açısından bir sorun bulunmamaktadır (7; 12; 13).
Sulama sularında kalsiyum veya magnezyum konsantrasyonu 50 ppm’in üzerinde, suyun pH’sı da 8’in
üzerinde olduğu durumlarda basınçlı sulama sistemlerinde tıkanma sorunu oluşabilmektedir. Buna göre Ormanağzı,
Oltu çayı ve Pasinler yeraltı su kaynakları kapalı sulama sistemlerinde kullanılması durumunda tıkanmaya yol
açabilecek sulardır.
Suların EC değerleri 117–1.397 µmhos/cm arasında değişmektedir (Tablo 3). EC açısından Ormanağzı,
Köprüköy Göleti ve Oltu çayı su kaynaklarının uzun vadede bitki ve toprakta sorun oluşturabilecek sular oldukları
gözlenmektedir. Bu su kaynakları ile sulanan alanlarda tuza dayanıklı bitkilerin tercih edilmesi, tarla içi geliştirme
projelerinin uygulanması, özellikle drenaj önlemlerinin alınması ve düzenli aralıklarla arazinin yıkanması uygun
olacaktır. Diğer su kaynakları, tuzluluk yönünden sorun yaratmayacak sular sınıfına girmektedir (7; 14).
Tablo 3. Erzurum ili su kaynaklarının pH, EC (µmhos/cm) ve SAR değerleri
140
Kaynak Adı
pH
EC
SAR
Çoruh Nehri
Lezgi Çayı
Lezgi Pisyan Çayı
Pulur Çayı
Karasu - Ilıca
Karasu-Dadaş
Dumlu Çayı
Pasinler Yeraltı
Sapaca Deresi
Porsuk Göleti
Erzurum Yeraltı Suyu
Serçeme Deresi
Teke Deresi
Aras Nehri
Oltu Başaklı Memba
Karakurt Deresi
Eğilmez Göleti
Murat Nehri
Dikyar Deresi
Oltu Memba
Oltu Çayı
Oltu Çayı kolu
Tortum Çayı
Köyceğiz Göleti
Ürünlü Göleti
Köprüköy Göleti
7,60
7,20
7,70
7,60
7,50
7,00
7,60
7,57
7,57
7,80
7,60
7,85
7,40
7,50
7,87
7,80
7,90
7,80
7,80
7,80
7,70
7,35
7,66
8,03
7,95
7,61
295
117
171
265
267
580
260
662
662
504
129
200
240
625
729
287
197
209
410
195
1027
1397
504
533
461
1278
0,525
0,321
1,029
0,591
0,374
1,479
1,025
0,144
0,221
0,508
0,208
0,325
0,196
0,184
0,165
0,377
0,327
0,280
1,443
0,209
0,918
0,927
0,230
0,541
0,684
1,405
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Su kaynaklarından alınan örneklerin SAR değerleri 0,144 – 1,479 arasında olup Na zararı düşük olan
sular sınıfındadır. En yüksek SAR değeri Karasu - Dadaş kolundan elde edilmiştir. SAR değerlerine bakıldığında
permeabilitenin olumsuz etkilenmeyeceği söylenebilir (7).
Sular USSL’e göre değerlendirildiğinde; Lezgi Çayı, Lezgi Pisyan Çayı, Erzurum Yeraltı suyu, Serçeme
Deresi, Tekederesi, Eğilmez, Murat Nehri ve Oltu Membasının C1S1 sınıfı, Çoruh, Pulur Çayı, Karasu Ilıca ve
Dadaş kolu, Dumlu Çayı, Pasinler yeraltı suyu, Sapaca Deresi, Porsuk Göleti, Aras Nehri Aşağı Pasinler sulaması su
alımı noktası, Oltu Başaklı, Karakurt Deresi, Dikyar, Tortum Çayı, Köyceğiz Göleti ve Ürünlü Göleti sularının C2S1
sınıfı, Oltu Çayı, Ormanağzı suları ve Köprüköy Göleti suyunun C3S1 sınıfı sulama suları oldukları görülmektedir.
C1S1 sınıfı sular; her toprak koşulunda, her bitki ve yöntem kullanılarak sulama yapılabilecek olan sulardır. C2S1
sınıfı sular ile birçok bitki orta derecede yıkama yapılarak ve tuzluluk için özel işlemelere gereksinim duyulmadan
yetiştirilebilir. C3S1 sınıfı sular; orta derecede tuza dayanım gösteren bitkilerin sulanmasında kullanılabilecek
sulama sularıdır. Söz konusu sular drenaj sorunu olmayan alanlarda kullanılabilirler, taban arazilerde kullanımları
sorun yaratabilir. Bu durumda etkin drenaj önlemlerinin alınması ve hatta uygun drenaj koşullarında bile bazı
önlemlerin alınması gerekebilmektedir (7).
İncelenen kaynaklardan Oltu Çayı, Oltu Başaklı, Pasinler yeraltı su kaynağı, Ormanağzı, Köprüköy Göleti
kaynakları yüzey sulamada bitki ve toprak açısından önlem alınması gereken kaynaklardır. Oltu, Köprüköy ve
Olur ilçeleri arazilerinin sulandığı kaynak sularında tuz konsantrasyonları yüksek bulunmuştur. Bu nedenle bitki
seçiminde tuza duyarlılığı fazla olmayan türlerin tercih edilmesi üretim açısından yarar sağlayacaktır. Ayrıca bu
sular ile sulanan alanlarda ise permeabilite sorunun yaşanabileceği belirlenmiştir. Bu nedenle topraklarda fiziksel
yapıyı iyileştirici önlemler arasında toprağa belirli aralıklarla organik materyaller karıştırılması ve ekim öncesi
topraklarda düzenli olarak ön sürüm yapılması gerekmektedir (7).
Kaynakların çoğunun, özellikle Oltu Çayı, Olur Ormanağzı, Köprüköy Göleti ve Köyceğiz Göleti sularının
kapalı sulama sistemlerinde kullanımı durumunda tıkanmaya neden olabilecek kadar çözünmüş kimyasal içerdikleri
belirlenmiştir. Tıkanmaya neden olabilecek başka bir faktör ise pH değerleridir. İncelenen suların pek çoğunun pH
değerleri 7,50’ nin üzerindedir. Suyla birlikte toprağa uygulanacak besin elementleri suların pH değerlerini daha
da yükselteceği göz önüne alınırsa bu durum basınçlı sulama sistemlerinde ve özellikle damla sulama sistemlerinde
tıkanmaya neden olabilecektir. Suların pH değeri kaynaklardan yirmibeşinde 7,0–8,0 arasında ikisinde ise 8,0’in
üzerindedir (7; 11, 12, 13, 14).
3. Genel Sulama Sorunları
Sulama ile ilgili sorunların önemli bir kısmı su kaynaklarının kirlenmesinin bir sonucu olarak ortaya
çıkmaktadır. Endüstriyel veya evsel kullanım sonucu kirlenmiş suların sulama amaçlı kullanımı; toprak, bitki ve
halk sağlığı açısından bir tehdit unsuru olabilir. Diğer taraftan su kaynaklarında niteliğin giderek zayıflaması ve
tarım dışı sektörlerin iyi nitelikte suya olan gereksiniminin artması nedeniyle tarımsal sulamada kullanılmış (atık)
sudan yararlanma bir çözüm olarak algılanmaktadır.
Her türlü üretim ve tüketim etkinlikleri sonucu ortaya çıkan ve fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri
nedeniyle karıştıkları ortamda değişikliğe yol açan maddelere atık denir. Bunlar kimi zaman doğrudan kimi zaman
ise dolaylı olarak birtakım zararlara yol açarak karıştıkları ortamın kullanma potansiyelini etkilemektedirler. İyi
nitelikteki su da diğer birçok tüketim maddesi gibi ilk kullanımından sonra atık durumuna geçmektedir. Örneğin
kentsel atık sular ve drenaj suları bu özellikteki sulardır (15).
Geleneksel sularda aranan nitelik sınırları atık sular için de geçerlidir. Ancak atık suların güvenle
kullanılabileceği koşulların oluşturulması için gerekli standartların ortaya konulması ayrı bir bakış açısı ve
çalışma alanı gerektirmektedir. Dünyada birçok ülke atık suyun tarımsal amaçlı kullanımında bir takım standartlar
ortaya koymuş ise de ülkemizde bu anlamda bir standart henüz geliştirilmemiştir. Yürürlükte olan “Su Kirliliği
Kontrol Yönetmeliği” ise daha çok sağlık kuruluşlarının geliştirdiği ve halk sağlığı bakımından değerlendirilerek
hazırlanmış bir yönetmeliktir. Oysa atık su kullanımı toprak ve bitki üzerinde de önemli sonuçlar doğurmaktadır
(7).
Atık sular sulama amaçlı kullanıldığında; arıtıldığı için çevreye olan zararları indirgenmiş olmakta, yüzey
suyu kaynaklarının daha fazla kirlenmesini önlemekte ve bitki besin elementlerinin bir kısmını karşılamaktadır.
Bunun yanı sıra toprakta ve bazen de bitkide birtakım kimyasal kalıntılara neden olmakta, yer altı suyunda NO3
141
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
birikimi oluşturmakta, su biriktirme ve iletim unsurlarında ötrofikasyona (beklenenden fazla alg gelişimi) neden
olmakta ve halk sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir (16).
Atık suların sulama amaçlı kullanımı son zamanlarda yaygınlaşmakla birlikte olumsuz etkilerinden dolayı
sınırlamaları bulunmaktadır. Dünya ülkelerinin atık suyun tarımsal amaçla kullanımı konusunda geliştirdiği Dünya
Sağlık Örgütünün (WHO) kabul ettiği standartlara bakıldığında sulama yöntemi bakımından en önemli sınırlamanın
yağmurlama sulama yöntemine getirildiği görülmektedir. Bu yöntemde atık su zerreler halinde püskürtüldüğünden
toplum sağlığını doğrudan etkileyebilmektedir. Benzer şekilde, bitki üzerine atık suyun doğrudan gelmesi özellikle
çiğ tüketilen sebze ve meyvelerde kötü sonuçlar doğurmaktadır. Damla sulama yöntemi ise güvenilir bir yöntem
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kullanım yeri açısından bakıldığında tüm kullanım alanlarında atık suyun katı materyallerden, parazit ve
yumurtalarından, bakterilerden ve kalıntı oluşturabilecek kimyasallardan arındırılması gerektiği vurgulanmaktadır
(17).
Tarımsal sulama amaçlı kullanılan sular ve atık sular, uygunluk ölçütleri ile sulama–çevre ilişkisi kesinlikle
gözetilerek uygulanmalıdır.
Erzurum ilinde yaygın olarak cazibe tipi sulama şebekeleri kullanılmakta, yüzey sulama yöntemlerinden
yararlanılmaktadır. Tarımsal sulamada teknoloji kullanımı son derece sınırlı olup basınçlı sulama sistemlerinin
kullanılması yaygınlaşmamıştır. Erzurum ili kuzey ilçelerinde yeni gelişmeye başlayan ve erkencilik şeklinde üretim
yapan seracılık alanlarında damla sulama sistemleri bazı kent parkları ile Karayolları alanlarında yağmurlama
sistemleri henüz yaygınlaşmaya başlamıştır.
Yüzey sulama yöntemlerinin yaygın kullanılması tarımsal alanlarda verimliliği sınırlandırmakta ve çevre
sorunlarına neden olmaktadır. Bu durum başta gübre verimliliğinde azalmalar olmak üzere, drenaj ve erozyon
sorunlarını beraberinde getirmektedir. Toprak koruma önlemlerinin de yetersizliği sulamaya bağlı toprak kayıplarını
artırmaktadır. Özellikle Erzurum ilinin Aras ve Çoruh havzalarına kalan kesimlerinde erozyon probleminin yoğun
olduğu söylenebilir (18).
Günümüzde il genelinde toprak işleme sistemi olarak geleneksel toprak işleme yöntemleri yoğun olarak
kullanılmaktadır. Geleneksel toprak işleme sistemlerinde toprak işleme pullukla yapılmakta, toprak yeterli derinlikte
ve alt-üst edilerek işlenmekte, bitki artıkları işleme öncesi yakılarak veya toplanarak uzaklaştırılmaktadır. Bu
durum, toprak organik maddesinin hızla kaybolmasına, strüktürel yapının bozulmasına ve daha da önemlisi ağır
toprak işleme alet ve makinaları altında toprağın sıkışmasına yol açmakta, toprağa infiltre olan suyun miktarını
azaltmakta, toprak havalanması ve kök gelişmesini sınırlandırmakta, yüzey akış ve erozyon kayıplarını ise önemli
ölçüde artırmaktadır. Geleneksel toprak işleme ile ekim yapılan arazilerde çiftçilerin aşırı su kullanma eğiliminde
olmaları sulamaya bağlı olarak toprak kayıplarını da artırmaktadır. Bu durum özellikle Kuzgun Barajı sulama
alanında toprak profil derinliği sığ olan alanlarda tarım arazilerinin kullanılamaz hale gelmesine yol açmaktadır
(19).
Halk sulaması diye tabir edilen çiftçi koşullarında yapılan ve işletilen şebekelerde tersiyer, sekonder ve ana
kanal düzeyinde toprak kanal bulunduğu görülmektedir. Bu durum düşük sulama oranını ve aşırı su kullanımını
beraberinde getirmektedir (20).
Ülkemizde tarımda su kullanım etkinliği göstergelerinden sulama oranı, sürdürülebilir sulama oranı ve sulama
randımanı Erzurum ili sulu tarım alanlarında genel olarak çok düşüktür. İlde yapılan bilimsel çalışmalar DSİ ve
mülga KHGM sulama şebekelerinde sulama oranı, sürdürülebilir sulama oranı ve sulama randımanı değerlerinin
ülkemiz geneline oranla daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Toplam sulama randımanı, genel anlamıyla
sulama suyu ihtiyacının kaynaktan saptırılan suya oranı olarak tanımlanabilir. DSİ ve devredilen sulamalarda
sulama oranı sırasıyla % 23 ve % 59’dur. Türkiye’de sulama randımanını düşüren en önemli faktör tarımda aşırı su
kullanımıdır. DSİ ve devredilen sulamalarda 2005 yılında 10.553 m3/ha su verilmiş ve toplam sulama randımanı
% 43 olarak gerçekleşmiştir. Erzurum açısından bu göstergeler daha kötüdür. İl genelinde yapılmış cazibe tipi
sulama sistemlerinde yapılan bilimsel çalışmalarda bitkiye ihtiyacı olan 1 m3 suyu verebilmek için 2 m3’ten daha
fazla su kullanıldığı ortaya konulmuştur. Klasik sulama yöntemleri yerine yağmurlama ve damla sulama yöntemleri
kullanılması durumunda uygulama randımanı yaklaşık % 60’dan sırası ile % 80 ve % 90’a çıkabilmektedir. Bu da
% 20 ile % 30’luk bir su tasarrufu demektir. Diğer taraftan mevcut sulama şebekelerinde suyun iletimi ve dağıtımı
toprak kanal, klasik beton kaplamalı kanal, kanalet ve borulu sistemlerle yapılmaktadır. Sulama şebekelerinde
142
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
ortalama % 10’luk bir iletim kaybı belirtilmesine rağmen, uygulamada bu kayıplar çok daha büyük değerlere
ulaşmaktadır. Bu durum işletim ve bakım onarım sorunlarından kaynaklanmaktadır (21).
Şebekelerde verimliliğin düşük olmasının asıl nedenlerinden biri olan bakım onarım sorunları şebekelerin
işletiminden kaynaklanmaktadır. Bu sorunların temel kaynağı da yönetim ve organizasyonla ilgilidir. Erzurum
ilinde toplam 26 adet sulama kooperatifi ve 3 adet sulama birliği bulunmaktadır. Bunlar; Aras, Demirdöven Barajı
ve Daphan sulama birlikleridir. Bu birliklere bağlı sulama sahalarında yapılan çalışmalar, her üç birliğin sahasında
da aylık ve günlük su temini oranının yeterli olmasına karşın sulama oranı, sürdürülebilir sulama oranı, toplam
sulama randımanı, karlılık oranı, mali etkinlik oranının düşük olduğunu göstermiştir. Bu durum tahakkuk ve tahsilât
oranlarının düşüklüğünden kaynaklanmaktadır. Tahakkuk ve tahsilât oranlarının düşüklüğü şebekelerde bakım ve
onarım gereğinin karşılanamamasına, sistemlerde performans düşüklüğüne yol açmaktadır. Tahsilat oranının Aras
sulama birliğinde % 8’ler düzeyine kadar düştüğü yapılan çalışmalardan gözlenmiştir. Bu değer açısından ülkemiz
ortalaması % 90’nın üzerindedir. Yine bu sahalarda sulama alanı oranı % 60’ın altındadır (20).
DSİ inşasını gerçekleştirdiği sulama projelerinin mülkiyetini değil, işletme bakım ve yönetim sorumluluğunu
kullanıcılara devretmektedir. Devir çalışmalarının ana amacı, çiftçilerin yönetime katılımı, işletme ve bakım
masraflarının azaltılması, kullanıcıların tesisleri kendilerinin denetlemesi, yönetmesi ve sulama etkinliğinin
artırılmasıdır (20).
Su ücretlendirmelerinin hacim esasına göre değil de alana ve ürüne göre yapılması bu sorunları
ağırlaştırmaktadır. Eğitim ve yönetim sistemlerinin yeniden yapılandırılması, bu alana ilişkin yasal ve politik
sorunların giderilmesi gerekmektedir. Sistem izleme değerlendirme sonuçlarının sürekli olarak yayınlanması ve
gerekli önlemlerin alınması bu alandaki sorunların aşılmasına yardımcı olabilir (22).
Sulama şebekelerinin performansını, sulama alanı, sulanan alan, verim, ürün fiyatı, şebekeye alınan
su miktarı, bitki su tüketimi, yönetim biçimi, personel bilgi düzeyi gibi çok sayıda parametre etkilemektedir.
Performans değerlendirilmesinde bu parametrelere uygun göstergelerin kullanımı oldukça önemlidir. Ancak,
sulanan alan brüt üretim değeri, proje alanı brüt üretim değeri, su temin oranı ve sulama oranı göstergeleri
yönünden projeler arasında önemli farklılıklar görülmektedir. Proje göstergelerini karşılamayan başka ölçütler ise
üretim değeri oranlarıdır (22). Atatürk Üniversitesinde Sulama birliklerinden ikisinin sulama sahalarına yönelik
yapılan optimizasyon çalışmaları ile buralara ilişkin yapılabilirlik raporları örtüşmemektedir.
Nitekim Demirdöven sulama şebekesinde sulamaya açılmış olan 8.328 hektarlık alanda yetiştirilen bitkilerin
mevsimlik su gereksinimleri, sulama alanı büyüklüğü, su kaynağı, bitkilerin ekilebilecekleri maksimum ve
minimum alan büyüklükleri, birim alan için toplam ve net gelir miktarları göz önüne alınarak yapılan bir çalışmada
en fazla geliri sağlayan bitki deseni kurak yıl için % 32,94 yem bitkileri, % 25 hububat, % 25 endüstri bitkileri, %
2,0 lahana, % 5,06 bostan; normal yıl için % 37,39 yem bitkileri, % 25 hububat, % 25,61 endüstri bitkileri, % 4
lahana, % 8 bostan; ve yağıslı yıl için % 43 yem bitkileri, % 16,59 hububat, % 28,41 endüstri bitkileri, % 4 lahana
ve % 8 bostan olarak belirlenmiştir. Kurak yılda ekilebilir alan oranı % 90 düzeyinde kalmıştır (23).
Daphan ovası için yapılan benzer çalışmada en yüksek geliri sağlayan bitki deseni kurak yıl için % 50 yem
bitkileri, % 19,4 hububat, % 26,6 endüstri bitkileri, % 2 lahana, % 2 bostan; normal ve yağışlı yıl için % 45 yem
bitkileri, % 19,4 hububat, % 31,6 endüstri bitkileri, % 2 lahana ve % 2 bostan olarak belirlenmiştir. Bu durum
suyun kıt bir kaynak olduğunu ve proje öngörülerinin karşılanması bakımından gerekli önlemlerin acilen alınması
gerektiğini ortaya koymaktadır (24).
Sulama birliklerinin performansı üzerinde yapılan çalışmalarda, sulama şebekelerinin devri genel olarak
sulamanın finansmanı, işletme-bakım, tarımsal ve ekonomik verimlilik üzerine olumlu etkide bulunmuştur.
Dünya’da sulama yönetim devirlerinin etkileri üzerinde yapılan çalışmalarda yer alan devirlerin etkileri çoğunlukla
olumludur. Devirlerin olumlu etkileri; sulamanın çiftçilere ve devlete olan maliyetindeki azalmalar, sulama
projelerinin mali yönden kendine yeterliliğinin artması ve hizmet alanlarının genişlemesi olarak sayılabilir. Ancak
işletme, bakım-onarım, personel durumu, su ücreti ile ilgili bazı sorunların bulunduğu görülmektedir. Yukarıda
belirtilen çalışmalarda da görüldüğü gibi, devir programı randımanlı su ve arazi kullanımını sağlayamamıştır (25).
Tarım alanına gereksinimden fazla suyun alınması sürdürülebilir sulu tarımı tehdit etmektedir. Bu nedenle,
öngörülen ekim desenlerine uyulmalı, sulama suyu mutlaka hacim esasına dayalı ölçülerek verilmelidir. Etkin bir
sulama yönetimi için tüm faaliyetlerin izlenmesi, denetlenmesi, teknik ve eğitim gereksinimlerinin karşılanması,
günlük ve sezonluk değerlendirmelerin yapılması ve sonuçları ilgili kişi ve kurumlara etkin bir izleme ve
değerlendirme sistemi ile aktarılması gerekmektedir. Ayrıca sulama yönetimini gerçekleştiren sulama birliklerinin,
143
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
sulama kooperatiflerinin ve mahalli idarelerin bu konudaki yasal altyapılarının oluşturulması gerekmektedir. Etkili
bir sulama yönetimi için öncelikle izleme ve değerlendirme bilgi sisteminin önemi, çiftçilerden yöneticilere kadar
her düzeydeki ilgililere iyi anlatılmadır. Bu başarıldığında, proje yönetiminde var olan sorunların ve çözümlerin
belirlenmesi daha hızlı ve kolay gerçekleşecektir (25).
Sulama yönetiminin amacı, randımanlı su ve arazi kullanımı yönünde gerekli koşulları sağlamaktır.
Sürdürülebilir sulu tarım üretiminin ilk koşulu çevreye zarar vermeden etkili ve verimli bir sulamanın
gerçekleştirilmesidir. Erzurum’da 1967 yılından bu yana gelişimini tamamlayamamış sulama sistemleri
bulunmaktadır. Söylemez barajı yatırımlarına başlanamaması Köprüköy ve Horasan’a bağlı köylerde 9.900 ha
alanda ürün çeşitliliği ve verimliliğini sınırlandırmaktadır. Bu durma Erzurum Ovası Projesi, Hınıs Başköy Barajı
Projesi ve Pazaryolu barajı projeleri de eklenebilir (4).
4. Sonuç ve Öneriler
Erzurum ili su kaynakları bakımından zengin bir il olmasına karşın Erzurum’da su kaynaklarının
geliştirilmesine ilişkin sorunlar, ekonomik kökenli sorunlar, arazi koşullarından kaynaklanan sorunlar ve tarım
topraklarının amaç dışı kullanımı nedeniyle sulanan alanlardaki daralma ile sulamadan beklenilen katma değerin
elde edilememesi şeklinde özetlenebilir.
Ekonomik ve finansal sorunlar planlama ve uygulama için gerekli olan parasal kaynakların bulunmasına
bağlı olarak ortadan kaldırılabilirler. Gelecek yıllarda ulusal stratejiler bağlamında büyük yatırımların yapılması
beklenmektedir.
Son yıllarda su kaynaklarına yönelik yatırımlarda enerji sektörü ön plana çıkmıştır. Depolamalı tesislerde
mansap su haklarına ilişkin su anlaşmazlıkları özellikle nehir tipi santrallerin yapılmaya başlanmasıyla artmış
durumdadır. Erzurum ilinde Tortum ve İspir ilçeleri bu sorunların yoğun yaşandığı ilçelerdir.
Planlama ve yapım aşamasındaki hatalar, yanlış işletim tekniklerinin kullanılması, politik - ekonomik ve
sosyal yaklaşımların değişkenliği, üreticilerin sulama bilgisi azlığı veya etkili bilgilendirilememesi gibi etmenler
uygulama ve işletme aşamasında sorunlara neden olmaktadır.
Erzurum’da sulanabilir nitelikteki toplam arazilerin tümü hala sulanamamaktadır. Tarım topraklarının amaç
dışı kullanımı, toplulaştırma hizmetlerinin yaygınlaştırılamaması, kırsal alandaki su anlaşmazlıkları ve sulama
projelerindeki gecikmeler ile Erzurum’da sulak alanlarda kültür tarımı yapılmasını kısıtlayan etmenler nedeniyle
ilin ekonomik ve teknik olarak sulanabilir arazi miktarında sürekli azalmalar meydana gelmektedir. Buna topografik
yapısı havzalar arası su nakline uygun olmayan, kaynak kıtlığı yaşanan alanlardaki çiftçilerin aşırı su kullanımına
bağlı olarak yaşanan kaynak daralmaları da eklenebilir. Sulak alanlarda vejetasyon başlangıcında ekim faaliyetleri
yapılamamaktadır. Oysa toprak-topoğrafya ve drenaj sorunları nedeniyle sulama dışı bırakılmış eşik araziler bu gün
damla, mini yağmurlama gibi tekniklerle sulanabilmektedir. Ancak ileri sulama teknolojileri Erzurum ilinde henüz
beklenilen seviyeye gelememiştir. Bunun nedeni araştırıldığında sulama alanındaki örgütlenmedeki noksanlıklar,
tarım politikalarındaki hatalar ile eğitim noksanlıkları ön plana çıkmaktadır (1, 2, 3, 21).
Erzurum ilinin yeraltı ve yerüstü su rezervleri, günümüz koşullarında, tam kullanılmamaktadır. Diğer yandan,
havzalar arası su iletimi tekniklerinin uygulanabilmesi şu an için mümkün gözükmese de su darlığı olan alanlarda
sulama amaçlı gölet yapımına ağırlık verilerek sulama mevsimi öncesi depolama çalışmalarına hız verilmesi ve
başlanılmış olan projelerin hızlı bir şeklide bitirilmesi gerekmektedir(1).
Teknik açıdan sorunlu olan sulak alanların kurutularak ıslah edildikten sonra sulu tarıma açılması,
Erzurum’daki bitkisel üretim açısından önemlidir. Mülk, Ortadüzü, Sıhköyü, Dadaş beldesi ve Garaz üretkenliğini
kaybeden toprakları nedeniyle göç veren önemli köy yerleşimleri arasındadır.
Palandöken barajının devreye alınmasıyla Erzurum ovasında şehre içme ve kullanma suyu sağlayan çok
sayıda kuyu kapatılmış, bu durum ovada su tablasının yükselmesine neden olmuştur. İlerleyen yıllarda Sakalıkesik
ovası sulaması drenaj alanı olan bölgelerden ovaya gelecek olan yüzey akışları bu sorunu daha belirgin hale
getirecek ve Erzurum ovasında ilkbaharda toprağın geç tava gelmesi nedeniyle ekim yapılamayacaktır. Bu durum
yerleşim alanlarını da tehdit etmektedir. Karasu kanalının ıslahı, taban kotunun düşürülmesi ve çevreden olan
yüzey akışlarının Erzurum ovasında bitkisel üretime engel olmayacak tarzda yüzey akışların kuşaklama sanat
yapıları ve drenaj kanalları yapılması suretiyle emniyetli bir şekilde ovadan uzaklaştırılması gerekmektedir (3).
144
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
Daphan ovası toprakları derin profilli olmayan topraklar olup Daphan sulamasında yüzey sulama yöntemleri
kullanılmaktadır. Bu durum çiftçinin de aşırı su kullanma eğilimi ile erozyonla toprak kayıplarını hızlandırmaktadır.
Çok yıllık yem bitkisi ekimi ile yağmurlama sulama sistemlerinin özendirilmesi bu kısım arazilerin korunması
açısından önemlidir.
İlin bazı bölgelerinde tarımsal sulama amaçlı kullanılan suların uygunluk ölçütleri ile sulama – çevre ilişkisi
gözetilmeden kullanılmasına göz yumulmaktadır. Bu tutum kısa sürede değiştirilmeli ya da atık suların üretim
alanlarında oluşturacağı kirlenme ve toprak degredasyonuna engel olabilecek yöntemler ve uygulamalar zorunlu
hale getirilmelidir. Kötü nitelikte sayılabilecek sulama suları bazı özel tekniklerle sulamada kullanılabilmektedir.
Üreticinin bu teknikleri kullanması mali desteklerle, eğitimlerle özendirilmelidir.
Aşağı Pasinler ovası sulamasında Aras nehri suları kullanılmaktadır. Bu kaynak 3. sınıf sulama suyu grubuna
girmektedir. Bölgede drenaj sistemlerinin bakım ve onarımının Aras sulama Birliğince yapılamadığı kanaati
hakimdir. DSİ bu tür alanlarda sadece ana kanal değil, drenaj sistemlerinin iyileştirmesinde rol üstlenerek üreticiyi
korumalıdır. Pasinler yer altı sulaması için de benzer durumlar söz konusu olup, jeotermal atıklar sulama suyuna
karışmaktadır. Su kalitesi ve toprak degredasyonu açısından sorun teşkil eden Pasinler jeotermal atıkları emniyetli
bir şekilde uzaklaştırılmalı ve bu suların sulamada kullanılması engellenmelidir (20).
Sulama yatırımlarından randımanlı yararlanma, çiftçilerin yeterli ve uygun bilgi birikimine, etkin bir
kurumsal yapıya ve deneyime sahip olmaları ile sağlanabilir. Bu nedenle ilgili kuruluşların çiftçi eğitimi, tarımsal
yayım, toprak reformu, arazi toplulaştırma, arazi tesviyesi, sulama, drenaj, tuzlu ve sodyumlu toprakların ıslahı ve
tarım ekonomisi konularında çalışmalar yapabilecek biçimde fonksiyonel hale gelmeleri önemlidir (22).
Sulama oranının düşük gerçekleşmesine ilişkin problemler incelendiğinde; sulayıcıların eğitim yetersizliği,
kurumlar arası koordinasyon eksikliği, sosyal ve ekonomik problemler, tarla içi geliştirme hizmetlerinin
yetersizliği, sulama suyu yetersizliği ve modern sulama yöntemlerinin yaygınlaşmaması, tarım arazilerinin tarım
dışı amaçlarla kullanımı ve katılımcılık anlayışının geliştirilmesi ihtiyacı ile karşı karşıya kalınmaktadır (21).
Arazi kullanım planlarının bulunmayışı ve tarım dışı arazi kullanımının artışı nedeni ile tarım alanları
azalmaktadır. Tarım topraklarının amaç dışı kullanımı Türkiye’de olduğu gibi Erzurum’da da önemli boyutlara
ulaşmıştır. Kırsal nüfusun düzensiz ve denetimsiz olarak kentlere göçü, endüstrileşme, üniversite yerleşkesi,
havaalanı, terminal, organize sanayi ve büyük boyutlu alt yapı yatırımları gibi etmenlerin etkisiyle tarım alanlarının
işgali giderek yaygınlaşmış ve ülke tarımı yönünden önemli bir sorun haline gelmiştir. Üreticinin toprağına
bağlanması için gelir düzeyini yükselten önlemler alınmalı su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi ile ilgili
yatırımlara önem ve öncelik verilmelidir. Ayrıca politik baskılara olabildiğince açık olan yasa ve yönetmeliklerde
gerekli değişiklikler yapılarak tarım topraklarının amacına uygun ve etkin kullanımları sağlanmalıdır (19, 20).
İlde sulu tarım yatırımlarından beklenen katma değer artışı, ekonomik, politik, sosyal ve teknik nedenlerle
oldukça düşüktür. Bu durum, sulama yatırımlarının özendirici olma özelliğini önemli ölçüde azaltmaktadır. KHGM
ve DSİ tarafından sulamaya açılan alanlarda beklenen sulama oranlarına bu güne kadar ulaşılamamıştır. Sulama
projelerinde kabul edilen gelişme periyodunun sonunda bile gerçekte sulanan alan başlangıçta sulanması öngörülen
alandan daha küçüktür. Diğer taraftan sulanır alanlarda gözlenen bitki deseni planlanandan büyük farklılıklar
göstermektedir. Bazen projede öngörülen sulama oranlarının çok altında kalınmaktadır. Öyle ki projelerin karlılığı
olumsuz yönde etkilenmekte; proje alanındaki üreticiler sulu tarımdan kuru tarıma geçmektedirler. Bu durum,
genellikle pazar koşulları, çiftçi gelenekleri, hastalık ve zararlılar ile tarımsal girdilerin fiyatlarındaki dalgalanmalar
ve özellikle üretim planlanmasının ülkemizde hala uygulanamamasından kaynaklanmaktadır. Sulama oranlarının
artırılması için etkin bir üretim planlamasına gidilmelidir. Üretim girdileri özellikle stratejik kimi ürünlerdesübvanse edilmelidir (20).
Zaman zaman sulama projeleri tam olarak bitirilmeden işletmeye açılmaktadır. Örnek olarak Daphan
Ovası Sulama projesinin çoğu ana drenaj ve sulama şebekeleri tamamlanmadan sistemin sağlayacağı yararın
çekiciliği dikkate alınarak işletmeye açılmıştır. Bu durum topraklarda ağır sorunlar oluşturmaktadır. Ekonomik
ve finans sorunlarının aşılarak, sulama projeleri ile tarla içi geliştirme projeleri eşzamanlı olarak tamamlanıp
hizmete açılmalıdır. Kurumlar arası işbirliği noksanlığı atıl yatırımlara neden olmakta veya tekrarlamalı yatırımlar
nedeniyle kaynak israfına neden olduğundan toplulaştırma çalışmaları ile sulama yatırımları eşgüdüm içerisinde
yapılacak tarzda kurumlar arasında işbirliği sağlanmalıdır (21, 25).
145
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Sulama hizmetlerinin sürekliliğini olumlu yönde geliştirmek için şebekelerin yönetimi, politik ortamdan
ayırıp bağımsız organizasyonlara verilmelidir. Bu amaçla çiftçilerin değinilen organizasyonlara asıl katılımcılar
olarak dahil edilmeleri zorunludur. Daha açık deyimle şebekelerin işletilmesi doğrudan üreticilere bırakılmalıdır.
İlde sulama alanında üreticinin örgütlenme eğiliminde olmadığı görülmektedir. Bu konuda özendirici çalışmalar
hızlandırılmalıdır.
Yeterli düzeyde ve etkin bir çiftçi eğitim servisinin bulunmaması nedeni ile sulu tarım alanlarında toprakbitki-su ilişkileri ve bunların insan ve çevreye olan etkileri üzerinde fazla durulmamaktadır. Bu nedenle üretici
yeterince eğitilememekte, aşırı su kullanma eğilimi ortaya çıkmakta, yüzey akış, derine sızma gibi su kayıpları
artmaktadır. Bunun sonucu olarak, sulama randımanları düşmekte; arazilerin sulamaya iyi hazırlanmaması, drenaj,
yüksek taban suyu, tuzluluk gibi bir dizi sorunla karşı karşıya kalınmaktadır (20, 21, 22).
Tarla içi sulama uygulamalarında su kayıplarını gösteren en iyi ölçüt, sulama performans değerleridir. Yakın
zamanlarda yapılmış çalışmalarda, bölgesel olarak işletmeye açılmış birçok sistemde sulama performanslarının
oldukça düşük olduğu belirlenmiştir. Proje alanlarında sulama suları; derine sızma, buharlaşma, yüzey akış ve
sulama sistemlerinin doğru işletilmemesi gibi nedenlerle kaybolmaktadır. Ülkemizde olduğu gibi Erzurum’da da
genellikle geleneksel açık kanal sistemleri yapılmaktadır. Bu sistemlerin hâkim olduğu alanlarda iletim ve dağıtım
randımanı % 60, su uygulama randımanı % 50 ve toplam proje randımanı % 30 dolayında gerçekleşmektedir.
Su iletim sistemlerinin, gelişmiş çağdaş teknikler kullanılarak yapılması, çıplak kanalların kaplanması ve
sızdırmazlığın sağlanması ile sızma kayıpları azaltılabilmektedir. Mansap denetimli açık kanal sistemleri ve
basınçlı borulu sulama sistemlerin kurulması, sulama randımanlarını arttıran, denetimli sulama olanağı yaratan ve
su artırımı sağlayan uygulamalar özendirilmelidir (20, 21, 22).
Tarla bazında suyun etkin kullanımı ve artırımı için geliştirilmiş yüzey sulama teknikleri örneğin fasılalı
karık, azaltılmış debili karık, döngülü karık, değişebilir veya sabit ardışık karık vb sulama ve sulama zamanının
otomasyonu, yağmurlama sulama ve düşük basınçlı-düşük akışlı modern sulama tekniklerinin kullanılması ile
su tasarrufu yanında, geleneksel sulama yöntemlerinin doğurduğu sakıncalar da giderilebilmektedir. Söz konusu
tekniklerin kullanımı yaygınlaştırılması ve çiftçilere benimsetilmesi için gerekli eğitim çalışmaları yaygınlaştırılmalı
ve parasal olarak desteklenmelidir (21,22).
Kaynaklar
1- Anonymous, 2006,. TRA11, Kuzeydoğu Anadolu Tarım Master Planı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ankara.
2- Anonymous, 2005., Erzurum Tarım Master Planı, 2005. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Erzurum İl Müdürlüğü,
Erzurum.
3- Anonymous, 1989., Erzurum Projesi Yapılabilirlik Raporu, 1989, Cilt-1; DSİ Genel Müdürlüğü, Ankara.
4- DSİ Resmi web sitesi, http://www2.dsi.gov.tr/bolge/dsi8/erzurum.htm
5- Erzurum İl Özel İdaresi Resmi web sitesi, http://www.erzurumozelidare.gov.tr/
6- Anonymous, 2000., Doğu Anadolu Projesi Ana Planı, Mevcut durum ve analizi Raporu, Başbakanlık Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Ankara.
7- Kızıloğlu, F.M., Y Kuşlu, T.Tunç, ve R. Yanık, 2010. Erzurum İlindeki Bazı Su Kaynaklarının Kalitelerinin
Bitki, Toprak ve Sulama Sistemi Açısından Değerlendirilmesi. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 38 (2), 173-179,
2007, ISSN : 1300-9036.
8- Hoffman G.J., R.S. Ayers, E.J. Doering and B.L. McNeal, 1983. Salinity in Irrigated Agriculture. Design and
Operation of Farm Irrigatiıon Systems. (Ed., M.E. Jensen). ASAE, 2950 Niles Road, St. Joseph, Michigan 49085,
145–185.
9- Rohades, J. D., 1972. Quality of Water for Irrigation. Soil Science, 113 (4): 277–284.
146
TARIMSAL YAPILAR VE SULAMA DURUMU
10- Tekinel, O, C. Kırda., 1978. Sulama Suları Niteliğinin Değerlendirilmesinde Yeni Gelişmeler. Topraksu
Dergisi, 48: 38–56
11- Kanber, R., C. Kırda ve O. Tekinel., 1992. Sulama Suyu Niteliği ve Sulamada Tuzluluk Sorunları. Çukurova
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 21, Adana, 341s.
12- Güngör, Y., A.Z. Erözel ve O. Yıldırım., 1996. Sulama. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No:
1443, Ankara, 295s.
13- Ross, D.S., 1990. Water Treatment for Microirrigation. The University of Maryland, Collage Park, MD 20742,
Facts 171.
14- Şahin, Ü., Ö. Anapalı ve A. Hanay., 1998. Erzurum İli Tortum ve Uzundere Seralarında Sulamada Kullanılan
Suların Toprak, Bitki ve Damla Sulama Yönünden Değerlendirilmesi. Doğu Anadolu Tarım Kongresi Bildiri
Kitabı, 1492–1503. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi. Erzurum.
15- Kanber, R ve M. Ünlü, 20078. Türkiye’de Sulama ve Drenaj Sorunları: Genel Bakış: Çevre ve Orman Bakanlığı,
DSİ Genel Müdürlüğü, Sulama ve Drenaj Konferansı, Adana, 2008.
16- Yurtseven, E, B. Çakmak, E. Polat ve B. Kendirli, 2009. Tarımsal Atık Suların Sulamada Yeniden Kullanılması,
Türkiye Ziraat Mühendisliği, VII. Teknik Kongresi, Ankara Üniv. Ziraat Fakültesi, Ankara.
17- Çakmak, B., Kendirli, B. ve G. D., Kesmez. 2003 Sulamada atik su kullanımı. 2. Ulusal Sulama Kongresi. pp.
236-247
18- Carter, D.L. (1990) Soil erosion on irrigated lands. In: Stewart, B.A. and Nielsen, D.R. (eds.) Irrigation of
Agricultural Lands. Agronomy, No. 30. pp. 1143-1171.
19- Kuşlu, Y., 2007. Effects of an irrigaiton project in prevention of migration from rural areas. Water Resources
Management, DOI 10.1007/s11269-007-9181-0.
20- Kızıloglu, F.M., 2002. Aşağı Pasinler Ovası Sulama Sisteminin Performansı, Sorunları ve Çözüm Önerileri
Üzerine Bir Araştırma (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Erzurum.
21- Aküzüm, T., Çakmak, B., Gökalp, Z., 2010. Türkiye’de Su Kaynakları Yönetiminin Değerlendirilmesi. 1.
Ulusal Su Kaynakları Yönetimi Sempozyumu, 20-22 Ekim, 15s., Karaman.
22- Çakmak, B., 1997. Devredilen Sulama Şebekelerinde Performansının Değerlendirilmesi: Konya Örneği. Tarım
Bilimleri Dergisi, 1997, 3(1), 79-86.
23- Fayrap, A v e F. M. Kızıloglu, 2010. Demirdöven Sulama Sahası İçin Optimum Bitki Deseninin Belirlenmesi,
GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(1), 35-41
24- Kızıloğlu, F. M, Y. Kuşlu, Ü. Şahin ve S. Diler, 2006. Erzurum Daphan Ovası Sulama Sahasında Optimum
Bitki Deseninin Doğrusal Programlama Yöntemiyle Belirlenmesi, Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg 37 (1), 73-80,
2006
25- Değirmenci, H., 2004. Kahramanmaraş Bölgesinde Bazı Sulama Şebekelerini Karşılaştırma Göstergeleri İle
Değerlendirilmesi, KSÜ Fen ve Mühendislik Dergisi 7(1)-2004.
147
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
148
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE
MEKANİZASYON
Yayın Koordinatörleri
Yrd. Doç. Dr. Kenan BARİK
ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
Erhan AKSOY
ZMO Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
149
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum İlinin Tarımsal Yapısı, Üretimi ve Gelişme Potansiyeli
Dr. Okan DEMİR1 Prof. Dr. Vedat DAĞDEMİR2
1
2
Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü - Erzurum
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Erzurum’da tarım sektörü; uzun yıllar ekonominin temel unsuru olmuş, ancak son yıllarda önceliğin
hizmetler sektörüne kayması sonucu tarımın ekonomide göreli önemi azalmıştır. Bununla birlikte, gayrisafi katma
değerin yaklaşık % 16’sı ve istihdamın % 48’ini oluşturması nedeniyle tarım sektörü, ekonomik olduğu kadar
sosyal sektör özelliği de taşımaktadır (Anon., 2012b). Diğer taraftan, temel ihtiyaç maddelerinin üretildiği bir
sektör olmasının yanı sıra diğer sektörlere hammadde temini, tüketim harcamaları ve bölgesel ticaretteki payı
sektörün sosyo-ekonomik açıdan sahip olduğu önemi arttırmaktadır (Demir ve Gözübüyük, 2012).
Erzurum ili 390 10’-400 57’ kuzey enlemleri ve 400 15’- 420 35’ doğu boylamları arasında yer almaktadır.
Erzurum; kuzeyinde Rize, Artvin, batıda Bayburt, Erzincan, güneyinde Bingöl, Muş, doğuda Kars, Ağrı, Ardahan
illeri ile komşudur. Erzurum İli Doğu Anadolu Bölgesinin kuzey doğu kesiminde yer alan Erzurum - Kars
bölümünün batı yarısını oluşturur. Çoruh, Fırat ve Aras havzalarının başlangıç alanında 25.066 km2’lik alanıyla
ülke topraklarının %3,2’sini oluşturmaktadır. Ortalama yüksekliği 1612 metredir (Anon., 2007). Erzurum ilinin
966 köyü ve 20 ilçesi bulunmaktadır. Bağlı ilçeler; Palandöken, Yakutiye, Aziziye, Aşkale, Çat, Hınıs, Horasan,
İspir, Karaçoban, Karayazı, Köprüköy, Narman, Oltu, Olur, Pasinler, Pazaryolu, Şenkaya, Tekman, Tortum,
Uzundere’dir. Erzurum ili yüzölçümünün büyük olması sebebiyle, dağınık bir yerleşim söz konusudur.
2. İşletme Büyüklüğü ve İşlenen Arazi
Tarım sektörünün temel görevi toplumun besin ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan gıda maddelerini
üretmektir. Bunun yanında tarım sektörü, istihdam, dış ticaret, sanayi sektörüne hammadde sağlayan ve iç ticarete
konu olan ürünlerin üretimi açısından gelişmekte olan ülkelerde daha büyük önem taşımaktadır.
Türkiye’de tarım alanları son sınırına ulaşmış olduğundan ve daha fazla artırmak mümkün olmadığından,
artan nüfusun beslenmesi için gerekli olan üretim artışını gerçekleştirmek amacıyla birim alandan yüksek verim
almaya çalışmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye tarımının en önemli yapısal özelliği, küçük, çok parçalı ve dağınık işletme sayısının fazla olmasıdır.
Türkiye’deki tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunun küçük işletmelerden oluştuğu, işletme sayısının zaman
içerisinde azaldığı gözlenmektedir. 1991 yılı tarım sayımına göre 4.068.432 olan işletme sayısı 2001 yılı tarım
sayımında azalarak 3.076.649 adet olarak belirlenmiştir. Yaklaşık olarak %24.4’lük bir azalma olmuştur.
2001 yılı tarım sayımı sonuçlarına göre, Türkiye’de bulunan toplam 3.076.649 adet tarım işletmesinin
tasarrufundaki arazi miktarı 184.348.223 dekardır. Bu sonuçlara göre Türkiye’de ortalama işletme büyüklüğü
60 dekar civarındadır. Türkiye’de tarım işletmelerinin tasarrufunda bulunan arazi 100-199 dekar arazi grubunda
yoğunlaşmış olup bu gruptaki arazi toplam arazinin %23.8’ini oluşturmaktadır. Türkiye’de tarım işletmelerinin
tasarrufunda bulunan arazilerin %34.45’i ve toplam işletmelerin %67.31’i 50-499 dekar işletme genişlik bandında
bulunmaktadır. Gerek işletme sayısı gerekse işletmelerin tasarrufunda bulunan arazi açısından Türkiye’de tarım
150
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
işletmelerinin 50-499 dekar işletme genişliği bandında yoğunlaşma eğiliminde olduğu söylenebilir.
Erzurum ilinde 2001 yılı tarım sayımı sonuçlarına göre 52.807 adet tarım işletmesi bulunmaktadır. Bu
işletmelerin tasarrufunda bulunan arazi miktarı ise 3.676.763 dekardır. Bu verilere göre Erzurum ilinde ortalama
işletme büyüklüğü 69.6 dekar olup ortalama işletme büyüklüğü Türkiye ortalamasının üzerindedir. Erzurum ilinde
bulunan işletmeler, Türkiye işletme sayısının %1.75’ini, tarımsal arazi varlığının ise %1.99’unu oluşturmaktadır
(Tablo 1).
Erzurum ilinde işletme büyüklüğüne göre işletme sayıları ve işlenen arazi dağılımı incelendiğinde, toplam
işletmelerin %85.25’inin 10-199 dekar arazisi bulunan işletme sınıfında bulunduğu ve yine aynı işletme kategorisinin
toplam arazi varlığının %72.42’sine sahip olduğu görülmektedir. En fazla işletme sayısının kümelendiği işletme
büyüklüğü kategorisi 20-49 dekar (%26.15), en fazla arazinin bulunduğu kategori ise 100-199 dekar (%33.07)
kategorisidir (Tablo 1).
Tablo 1. İşletme Büyüklüğüne Göre İşletme Sayıları ve İşlenen Arazi Dağılımı
İşletme
Büyüklüğü
(da)
Toplam
-5
5-9
10 - 19
20 - 49
50 - 99
100 - 199
200 - 499
500 - 999
1000 - 2499
2500 - 4999
İşletme Sayısı
Erzurum
52.807
1.129
2.478
7.893
13.811
13.583
9.730
4.036
145
2
-
Toplam Arazi
Türkiye
3.022.127
178.006
290.461
539.816
950.840
560.049
327.363
153.685
17.429
4.199
222
Erzurum
3.676.763
3.477
18.070
105.802
452.250
888.818
1.215.724
889.956
99.786
2.880
-
İşletme Sayısı
Toplam Arazi
(%)
(%)
1.75
0.63
0.85
1.46
1.45
2.43
2.97
2.63
0.83
0.05
-
1.99
0.72
0.93
1.43
1.53
2.33
2.77
2.12
0.89
0.05
-
Türkiye
184.348.223
481.987
1.952.471
7.378.022
29.531.619
38.127.032
43.884.395
42.075.497
11.218.554
5.476.930
695.541
Kaynak: Anon., 2001
Türkiye tarımının en önemli sorunlarından birisi de arazi tasarrufu ve mülkiyet dağılımında görülen
dengesizliktir. Türkiye genelinde olduğu gibi Erzurum ilinde de işletmelerin büyük bir çoğunluğu kendi mülk
arazilerini işlemektedir. Kira ve ortakçılıkla arazi işleyen işletmelerin sayısı oldukça düşüktür. 2001 yılı tarım sayımı
sonuçlarına göre Erzurum ilinde bulunan 52.807 işletmenin %86.6’sı yalnız kendi mülk arazisini işlemektedir.
Yalnız kendi arazisini işleyen işletmelerin tasarrufunda bulunan araziler, toplamın %83.2’sini oluşturmaktadır
(Tablo 2).
Tablo 2. Erzurum İlinde İşletme Büyüklüğü ve Arazi Tasarruf Şekline Göre İşletme Sayısı ve İşledikleri Arazi
İşletme
Büyüklüğü
(da)
Yalnız Kendi Arazisini İşleten
İşletme Sayısı
Toplam
-5
5-9
10 - 19
20 - 49
50 - 99
100 - 199
200 - 499
500 - 999
1000 - 2499
45.719
1.069
2.478
7.521
11.638
11.790
7.672
3.429
120
2
Arazi Miktarı (da)
3.059.335
3.387
18.070
101.064
373.222
764.021
951.746
764.410
80.535
2.880
Diğer Tasarruf Şekilleri (kiracılık, ortakçılık vs.)
İşletme Sayısı
7.088
60
0
372
2.173
1.793
2.058
607
25
0
Arazi Miktarı (da)
617.428
90
0
4.738
79.028
124.797
263.978
125.546
19.251
0
Kaynak: Anon., 2001
151
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum ilinde arazi kullanım durumu incelendiğinde toplam tarım arazisinin %51.9’unun ekilen tarla
arazisi olarak kullanıldığı görülmektedir. İlde nadasa bırakılan arazi miktarı oldukça büyük olup toplam araziye
oranı %21.6’dır. Erzurum ilinin hayvancılık potansiyeline paralel olarak daimi çayır arazileri toplamın %22.3’ünü
oluşturmaktadır (Tablo 3).
Tablo 3. Erzurum İlinde Arazi Kullanım Durumu
Arazi Miktarı
Oranı
3.676.763
1.908.151
792.644
20.420
24.130
7.169
820.347
45.273
29.352
29.274
100
51.9
21.6
0.6
0.7
0.2
22.3
1.2
0.8
0.8
(dekar)
Toplam Arazi
Ekilen Tarla Arazisi
Nadas
Sebze ve çiçek bahçeleri
Meyve ve diğer uzun ömürlü bitkiler
Kavaklık-Söğütlük
Daimi çayır arazisi
Tarıma elverişli olup kullanılmayan arazi
Otlak (Mera)
Tarıma elverişsiz arazi
(%)
Kaynak: Anon., 2001
3. Erzurum İlinde Tarımsal Üretim
Erzurum ilinde 2000 yılından 2010 yılına kadar olan dönem içerisinde işlenen tarım alanında artışlar
yaşanmıştır. Artış oranı 2001 yılında %2.7 ile en düşük artışı gösterirken en yüksek artış 2002 yılında %68.3 ile
gerçekleşmiştir. Erzurum ilinde incelenen periyotta işlenen tarım alanındaki ortalama artış oranı %31.7, ekilen
alandaki artış oranı %29.7, nadas alanlarında %38.9 olarak gerçekleşmiştir (Tablo 4). Sebze alanlarında ise azalış
gerçekleşerek ortalama %9.8 oranında azalma kaydedilmiştir. İncelenen periyotta, işlenen tarım arazisi statüsüne
alınan araziler sabit tesis olarak kullanılan araziler (daimi çayır, mera, meyvelik, kavaklık vs.) pulluk altına alınarak
kazanılmıştır. İşlenen tarım arazilerindeki aşırı artışın sebebini Doğrudan Gelir Desteği gibi üretimi teşvik eden
destekleme politikalarının bir sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Ayrıca incelenen periyotta, işlenen
tarım alanlarının artışına karşın nadas alanlarının da artış gösteriyor olması, pulluk altına alınan alanların kuru
tarım arazisi statüsünde olduğunu ortaya koymaktadır.
Tablo 4. Erzurum İlinde Yıllara Göre Tarımsal Alan Kullanımı Değişimi
Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
İşlenen
Tarım Alanı
Ekilen
Alan
Nadas
Sebze
(ha)
(ha)
273.835
281.364
460.875
374.552
378.541
378.890
375.483
330.856
411.772
357.547
344.217
204.316
207.086
360.505
277.571
295.739
294.832
278.619
244.847
276.896
243.384
231.510
67.809
72.436
98.557
95.116
81.171
82.385
95.184
84.728
133.614
112.780
111.890
1.710
1.842
1.813
1.865
1.631
1.673
1.681
1.280
1.263
1.383
817
(ha)
Kaynak: Anon., 2012a
152
(ha)
İndeks (2000=100)
İşlenen Ekilen Alan
Tarım Alanı
100.0
100.0
102.7
101.4
168.3
176.4
136.8
135.9
138.2
144.7
138.4
144.3
137.1
136.4
120.8
119.8
150.4
135.5
130.6
119.1
125.7
113.3
Nadas
Sebze
100.0
106.8
145.3
140.3
119.7
121.5
140.4
125.0
197.0
166.3
165.0
100.0
107.7
106.0
109.1
95.4
97.8
98.3
74.9
73.9
80.9
47.8
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Erzurum ilinde 2000-2010 yılları arasında üretilen tarımsal ürünler değeri ve kişi başına düşen değerler Tablo
5’te görülmektedir. İncelenen periyotta üretim değerleri artış eğilimi göstermektedir. Ancak verilen istatistikler,
ilgili yılın cari fiyatları üzerinden hesaplandığı için yıllar arasındaki fiyat dalgalanmalarının etkileri bertaraf
edilmemiştir. Bu sebeple kişi başına düşen üretim değerlerinin ele alınması daha doğru olacaktır. Kişi başına
üretim değerleri de yıllara göre artış göstermektedir. 2010 yılında Erzurum ilinde kişi başına 407 TL bitkisel,
1.696 TL canlı hayvan ve 1.304 TL hayvansal ürün üretimi söz konusudur. Erzurum ilinde 2010 yılında kişi
başına toplam hayvansal üretimin değeri 3.000 TL’dir. Tarımsal yapı itibariyle Erzurum ilinin hayvancılık ağırlıklı
üretimde bulunduğu rakamlardan da anlaşılmaktadır.
Türkiye’de kişi başına bitkisel üretim değeri 1.086, canlı hayvanlar değeri 636 ve hayvansal ürünler değeri
517 liradır (Anon., 2012a). Verilerden de anlaşılacağı üzere Erzurum ili, kişi başına üretim değerlerinde bitkisel
üretimde Türkiye ortalamasının altında, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde Türkiye ortalamasının üzerinde
üretimde bulunmaktadır.
Tablo 5. Erzurum İlinde Yıllara Göre Tarımsal Üretim Değeri
Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
Kişi Başına
Bitkisel Üretim Canlı Hayvanlar Hayvansal
Bitkisel Üretim Canlı Hayvanlar Hayvansal
Değeri
Değeri
Ürünler Değeri
Değeri
Değeri
Ürünler Değeri
(1000 TL)
(1000 TL)
(1000 TL)
(1000 TL)
(1000 TL)
(1000 TL)
50.760
89.189
170.508
191.185
220.085
204.661
195.902
225.764
244.674
235.755
313.052
201.442
257.962
362.657
481.004
612.367
633.624
714.212
735.185
807.540
889.802
1 304.503
105.912
142.777
201.711
393.714
331.009
326.175
346.513
352.612
420.979
469.837
1 003.164
288
316
305
407
937
1.042
1.149
1.696
449
543
607
1.304
Kaynak: Anon., 2012a
Erzurum ilinde önemli tarla ürünlerinin ekiliş alanları ve üretim miktarlarının incelenen dönemdeki seyri
Tablo 6 ve 7’de görülmektedir. Erzurum ilinde ekilebilir alanlar içerisinde en fazla kendisine yer bulabilen
ürün buğdaydır. Buğday hem temel tüketim maddesi olması hem de farklı toprak ve iklim özelliklerine uyum
gösterebilmesi açısından en yaygın olarak yetiştirilen, geleneksel bir tarım ürünüdür. Bu özellikleri itibariyle
de yıllara göre ekiliş alanlarında önemli bir değişim yaşanmamıştır. Ortalama ekiliş alanı 100-120 bin hektar
bandındadır. İncelenen periyotta buğday üretimi de 150 bin ton civarında seyretmektedir.
İncelenen dönem içerisinde çavdar ve yem bitkileri ekiliş alanlarında artış, arpa, dane mısır, patates, şeker
pancarı ve ayçiçeği ekiliş alanlarında azalış görülmektedir. Genel olarak ekilebilir alanlardaki faaliyetlerin yem
bitkileri lehine geliştiği görülmektedir. İncelenen dönemde özellikle patates ve şeker pancarı ekilişinin yüksek
oranlarda azaldığı dikkat çekmektedir. Bunun temel sebebinin hem fazla işçilik gerektiren tarımsal ürünler olması
hem de ürün fiyatlarında yıllara göre yaşanan durağanlığın olduğu düşünülmektedir (Tablo 6,7).
153
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Tablo 6. Erzurum İlinde Önemli Ürünlerin Ekiliş Alanları (ha)
Yıllar
Buğday
Çavdar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
93.252
104.133
209.104
141.953
149.733
146.417
125.141
109.009
122.719
106.887
103.872
3.783
4.103
4.103
7.976
8.492
8.172
9.218
6.312
6.228
7.135
6.897
Arpa
Mısır
(dane)
47.264
47.932
97.298
61.749
64.935
56.117
51.388
50.237
43.183
43.810
34 .010
Kuru
Şeker
Baklagiller pancarı
Patates
535
571
469
640
521
558
531
409
477
474
218
6.849
6.336
6.167
5.500
5.411
4.858
5.001
4.336
3.412
3.206
2.946
2.650
2.488
2.476
3.021
2.585
2.534
2.390
1.110
1.026
866
937
6.662
5.412
6.386
5.104
5.201
5.188
3.734
3.164
2.926
2.557
2.940
Ayçiçeği
Yem
Bitkileri
2.885
2.143
4.029
2.055
2.846
2.315
2.577
515
1.893
1.365
1.802
25.694
25.356
22.751
37.632
55.407
67.592
76.920
68.943
89.040
75.611
76.718
Kaynak: Anon., 2012a
Tablo 7. Erzurum İlinde Önemli Ürünlerin Üretim Miktarları (ton)
Yıllar
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
Buğday
88.663
119.719
215.567
158.026
156.970
159.712
145.461
147.849
166.946
142.612
148.455
Çavdar
4.959
6.825
7.017
10.933
12.313
13.825
16.079
11.404
11.281
13.802
14.681
Arpa
64.883
77.331
141.889
102.556
103.305
92.446
79.538
98.062
78.732
68.454
58.522
Mısır
(dane)
1.030
1.095
997
1.721
1.583
1.450
1.353
1.095
1.218
1.196
664
Patates
114.218
122.001
118.253
106.055
102.461
94.229
99.605
76.831
61.259
55.636
65.527
Kuru
Baklagiller
2.757
3.170
2.799
3.803
4.370
3.127
2.946
1.597
1.464
1.485
1.636
Şeker
pancarı
191.720
120.734
194.818
124.506
127.879
148.813
83.032
96.835
76.431
84.428
108.451
Ayçiçeği
4.147
2.981
6.046
2.164
4.999
3.715
5.391
859
3.462
1.995
4.960
Kaynak: Anon., 2012a
Hayvancılık sektörü; hayvansal ürünler ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra devamlı istihdam yaratması,
tarıma dayalı et, süt, yumurta, gıda, yem, yünlü tekstil ve deri sanayilerine hammadde sağlaması yönünden önem
arz etmektedir. Türkiye’de hayvan sayısı, hayvancılık sektörü gelişmiş pek çok ülkeden fazla olmasına rağmen
birim hayvan başına elde edilen verim daha düşüktür. Diğer taraftan işletme ölçeklerinin küçük ve üretimin de
geleneksel yapıda olması, hayvansal üretim artışını engellemektedir.
Erzurum ilinin sahip olduğu mera varlığı, rakımı ve iklim koşulları hayvancılığın daha avantajlı bir sektör
olmasına imkan tanımaktadır. Erzurum ili hayvan varlığının yıllara göre değişimi Tablo 8 ve 9’da görülmektedir.
İncelenen dönemde büyükbaş hayvan varlığında artış, küçükbaş, iş hayvanı ve kümes hayvan varlığında azalış
görülmektedir.
İncelenen dönemde inek varlığı %5’ler düzeyinde artmış, tosun-boğa varlığı %60 civarında artmış, dana ve
buzağı varlığında ise büyük bir değişiklik yaşanmamıştır. Yine incelenen dönem içerisinde koyun varlığı %47, keçi
varlığı %60, at-katır-eşek varlığı %48 ve kümes hayvanı varlığı %70 oranında azalmıştır.
Büyükbaş hayvan varlığında son yıllarda yaşanan artışın ve küçükbaş hayvancılıktaki azalışın sebebini
izlenen politikalarda aramak gerekmektedir. Büyükbaş hayvancılıkta, Bakanlıkların son yıllarda verdiği altyapı ve
hayvan alım desteklerinin katkısı önemli bir etkiye sahiptir. Büyükbaş hayvancılığın aksine küçükbaş hayvancılıkta
da etkin bir politika izlenmemesinin bir sonucu olarak küçükbaş hayvan varlığı yarı yarıya küçülmüştür. Kümes
hayvancılığında ise entegre işletmelerin azalması ve aile işletmelerinde de kuş gribi ile yaşanan itlaflar sektörün
daralmasına sebep olmuştur.
154
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Tablo 8. Erzurum İli Hayvan Varlığının Yıllara Göre Değişimi
Yıllar
İnek
Tosun - Boğa Dana - Buzağı
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
286.113
265.107
278.051
284.440
290.502
287.669
281.372
288.647
280.192
303.303
302.737
66.576
59.604
62.333
104.452
116.538
114.202
124.447
122.314
125.351
104.280
106.964
131.612
126.926
128.483
145.078
133.426
123.666
127.281
Koyun
Keçi
860.340
758.450
747.857
734.354
763.800
734.998
746.934
684.315
590.964
358.669
457.159
96.300
87.540
82.421
85.866
85.346
83.974
82.613
75.693
60.289
43.987
39.191
At - Katır Eşek
25.090
19.210
19.179
18.541
18.526
18.425
17.552
18.494
15.286
12.355
13.094
Kümes
Hayvanı
748.090
798.002
631.356
498.020
596.640
386.506
337.479
355.933
391.517
255.210
225.957
Kaynak: Anon., 2012a
Tablo 9. Erzurum İli Hayvan Varlığı İndeks Değerleri (2000=100)
Yıllar
İnek
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
100.0
92.7
97.2
99.4
101.5
100.5
98.3
100.9
97.9
106.0
105.8
Tosun - Boğa Dana - Buzağı
100.0
89.5
93.6
156.9
175.0
171.5
186.9
183.7
188.3
156.6
160.7
100.0
96.4
97.6
110.2
101.4
94.0
96.7
Koyun
100.0
88.2
86.9
85.4
88.8
85.4
86.8
79.5
68.7
41.7
53.1
Keçi
At - Katır Eşek
100.0
90.9
85.6
89.2
88.6
87.2
85.8
78.6
62.6
45.7
40.7
100.0
76.6
76.4
73.9
73.8
73.4
70.0
73.7
60.9
49.2
52.2
Kümes
Hayvanı
100.0
106.7
84.4
66.6
79.8
51.7
45.1
47.6
52.3
34.1
30.2
Kaynak: Anon., 2012a
4. Sonuç ve Öneriler
Erzurum ili hayvancılık için uygun doğal koşullara sahip olmasına rağmen hayvan varlığında görülen
düşüşler, il hayvancılığının iyi değerlendirilmediğini ve mevcut potansiyelden yararlanılmadığını göstermektedir.
Hayvancılık sorunlarının çözümüne yönelik önlemlerin alınması halinde Erzurum ili, özellikle mera hayvancılığı
yönünden önemli potansiyel taşımaktadır. İlde çayır mera alanlarının ıslah edilmesi ve yem bitkileri üretiminin
artırılması halinde mera hayvancılığında önemli gelişmelerin sağlanması mümkün olabilecektir.
Erzurum ilinde tarla tarımından yem bitkileri tarımına doğru bir dönüşüm olmaktadır. Önümüzdeki yıllarda
bu dönüşümün devam edeceği söylenebilir. Ancak, söz konusu dönüşümde, uygulanacak tarım politikaları ve
küreselleşme ile birlikte artan rekabet önemli rol oynayacaktır. Bu nedenle bölge tarımı için, özellikle verimlilik
ve rekabet gücünün artmasını sağlayacak etkin teknoloji kullanımı, tarımsal altyapının ve tarım işletmelerinin
yapısının iyileştirilmesi gibi tarım ürünleri maliyetlerinin azaltılmasını sağlayacak politikalara ağırlık verilmelidir.
Bölge tarımı, uzun dönemde ancak yukarıda belirtilen iyileştirmelerin sağlanması ile belirli bir rekabet gücüne
ulaşabilecek ve tarımsal potansiyeli değerlendirebilecektir.
155
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Kaynaklar
Anonim, 2001.TÜİK 2001 Yılı Genel Tarım Sayımı, Ankara.
Anonim, 2007. TRA Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi Tarım Master Planı 2007. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
ANKARA.
Anonim, 2012a. TÜİK Tarım İstatistikleri, Ankara.
Anonim, 2012b. TÜİK Seçilmiş Göstergelerle Erzurum 2011, Ankara.
Demir, O., Z. Gözübüyük, 2012. Erzurum İli Tarım İşletmelerinin Bazı Sosyo-Ekonomik Özelliklerinin
Araştırılması Üzerine Bir Araştırma. Alınteri Zirai Bilimler Dergisi, 23(B), 41-47, 2012.
156
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Erzurum, Pasinler ve Daphan Ovası Tarım Topraklarının
Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi
Prof. Dr. Nesrin YILDIZ
Atatürk Üniversitesi. Ziraat Fakültesi. Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Genel olarak bütün tarım topraklarında her çeşit bitki besin maddesinin az veya çok var olduğu bilinmektedir.
Bitki besin maddelerinin topraktaki varlıklarının miktarını etkileyen esas faktör ise uygulanan tarım rejimidir.
Uygulamak istenilen gübreleme programı toprakta eksik olan bitki besin maddesinin cins ve miktarını tespit
ederek, gübrelemenin zamanında ve usulüne uygun olarak yapılmasını sağlamaktır. Tüm amaçlara hizmet edecek
bir uygulama ise ancak toprak ve yaprak analizleri, sera ve tarla vb denemelere dayalı bir gübreleme programı
oluşturmaktan geçmektedir. Nitelikli bol ürün alınabilmesi için bitkilerin yeterli ve dengeli şekilde beslenmeleri
gerekir. Bitkilerin besin kaynağı olarak toprak ve atmosfer kabul edilmekle beraber çoğu kültür bitkisi, besin
gereksiniminin önemli bir bölümü için toprağa bağımlıdırlar. Kuşkusuz topraklar, bitkilere besin sağlama yeteneği
yönünden büyük ayrıcalıklar gösterirler. Uygun besin miktarı ve oranlarının belirlenmesinde bitkinin besin
gereksinimi ve toprağın besin sağlama gücü temel ölçüdür. Toprakların besin sağlama gücünün uygun yöntemlerle
değerlendirilmesinden sonra, dengeli gübreleme programı yapılması bitkilere gerekli besinin ne zaman, ne kadar
ve ne şekilde uygulanacağının saptanmasında önem taşır. Bütün gübreler doğru zamanda ve yeterli miktarda
uygulanmalıdır. Zira fazla gübre kullanmak ürünün verim ve kalitesini olumsuz etkilemekle kalmadığı gibi çevre
kirliği oluşturması yanında ekonomimize de gereksiz külfet getirmektedir.
Bitki besin maddeleri; Bitki metabolizmasını, kimyasal kompozisyonunu, morfolojisini, anatomisi ve
konukçu/patojen hayat döngüsünü yönlendiren mekanizmalara sahip olmaları nedeniyle konukçu-patojen
ilişkilerini etkileyebilmekte, bitki organlarının dış faktörlerden zarar görme düzeyini belirlemektedir . Bitki besin
maddeleri bitki organlarının dışa yakın hücrelerinde zarların incelmesi veya kalınlaşması, hücre boylarının ve
enlerinin artması veya azalması gibi morfolojik değişiklikler meydana getirerek, bitkilerin patojen zararına karşı
dayanıklılığını ve duyarlılığını etkilemektedir (Marshner, 1986).
Toprak verimliliğini (Toprakların besin sağlama gücünü) belirleme teknikleri; 1.Bitkilerde beslenme
bozukluğu belirtilerinin gözlenmesi ve tanısı, 2. Bitki analizleri (Doku testleri, toplam bitki analizleri) Biyolojik
denemeler (tarla veya serada yüksek veya ilkel bitki yetiştirme), 3. Kimyasal toprak analizleri olarak sıralanabilir
(Yıldız, 2012) .
Tarımsal Açıdan Toprak Analizleri;
a. Toprağın besin maddesi miktarı ve bitkilere besin maddesi sağlama gücünün belirlenmesi,
b. Uygulanacak gübre cins ve miktarının belirlenmesi,
c. Toprakta beslenme bozukluklarının kaynağının saptanması,
d. Tuzlu, sodyumlu alanların teşhisi ve ıslahı,
e. Arazi etüdü, genesisi ve sınıflandırılması,
f. Yetiştirilecek bitki çeşidi,
g. Drenaj sorunu ve çözümü gibi amaçlar için toprak analizleri yapılması zorunlu olmaktadır.
157
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Amacına uygun olarak yapılan toprak analizlerinden elde edilecek
yararlar oldukça çoktur.
Kültür bitkilerinin gübrelenmesi teorik olarak oldukça basit bir işlemdir. Burada yapılması gereken bitkinin
gelişmesi için, ihtiyaç duyduğu besin maddesi miktarından toprakta bitkiye yarayışlı halde bulunan bitki besin
maddesi miktarını çıkarmak ve aradaki farkı karşılamaya yetecek miktarda gübreyi toprağa vermektir.
Bu olay basit olarak şu şekilde formüle edilebilir.
Gübre Miktarı =
Bitkinin ihtiyaç duyduğu _ Topraktaki yarayışlı
besin maddesi miktarı
besin maddesi miktarı
Ancak gerçek durum burada ifade edildiği kadar basit değildir. Çünkü, bitkinin yetiştiği ortam olan toprak
durağan olmayıp dinamik bir yapıya sahiptir. Böyle bir dinamik yapıda yetiştirilen bitkilerin gelişmeleri de tek
bir faktörün değil, çok çeşitli faktörlerin gerek bireysel gerekse karşılıklı etkileri altındadır. Bu nedenle toprağa
bakarak yetiştirilecek bitkilerin gelişme durumlarını önceden doğru bir şekilde tahmin etmek imkansızdır. Aynı
şekilde, toprakta mevcut bitki besin maddelerinin miktarını ve bitkilere yarayışlılık düzeylerini güvenilir bir şekilde
belirlemek ve önerilerde bulunmak gerekir ( Taban, 2009 ).
Gübre önerilerine toprak analizlerinin mi, yoksa bitki analizlerinin mi daha iyi bir temel oluşturduğuna
ilişkin çok uzun süreli bir anlaşmazlık vardır. Her iki yöntemin kalibrasyonu da benzer bir temele dayanır. Yani
bitki veya topraktaki besin düzeyleri ve bu besin düzeylerine karşılık gelen büyüme ve ürün tepki eğrileri ilişkileri,
değişik düzeylerde gübre kullanarak, genellikle saksı veya tarla denemeleri aracılığı ile elde edilir. Birbirleri ile
karşılaştırınca, her iki yöntemin de kusurlu ve üstün yönleri olduğu gibi, elde edilen sonuçların nitelikleri de
farklıdır. Kimyasal toprak analizleri (çabuk toprak testleri), kök büyüme ve aktivitesi için uygun koşullar altında,
köklerce alınabilecek durumdaki besinlerin potansiyel elverişliliğini gösterir. Kesin anlamda bitki analizleri,
sadece bitkinin gerçek beslenme durumunu yansıtır. Dolayısıyla ilkesel olarak, gübreleme önerilerine temel
oluşturma açısından, tek başına bir yönteme göre, iki yöntemin birlikte kullanılması, daha yararlıdır. Ancak gübre
önerileri yapmak açısından, her yöntemin göreceli önem dereceleri, bitki çeşitleri, toprak özellikleri ve mineral
besin elementine bağlı olarak değişir. Topraklarda besin elementi elverişliliğinin belirlenmesinin en doğrudan
yolu, tarla parsellerinde gübreleme denemeleri aracılığıyla, bitkilerin büyüme tepkilerini ölçmektir. Ancak bu yol
zaman alıcı olduğu kadar, bir yörede elde edilen sonuçlar, bir başka yöreye de kolayca uygulanamazlar. Öte yandan
toprak analizleri (toprak testleri) topraklarda gübreleme önerilerine temel oluşturan besin elementleri elverişliliğini
belirleme yolu olarak nispeten çabuk ve ucuz yöntemlerdir. Genel olarak bitki yetiştiriciliğinde ve özel olarak
da sebzecilikte toprak testleri, uzun yıllardan beri sınırlı bir başarı ile uygulanmaktadır. Bu yöntemin başarısı,
toprak test sonuçlarının tarla gübre denemeleri ile kalibre edilmiş olup olmaması ve analiz sonuçlarının yorumu
ile çok yakından ilgilidir. Çoğu zaman toprak testlerinden beklentiler, toprak analizlerinin yetenek ve yeterliliğinin
çok üstüne çıkmaktadır. Toprak testi tekniği, çok geniş bir aralıkta değişen geleneksel ekstraksiyon yöntemlerini,
örneğin farklı formlardaki seyreltik asit, tuz ve kompleks oluşturucu çözeltiler kullanır. Ancak tek başına kimyasal
toprak analizleri temeline göre bitkinin gübreye tepkisini ölçmek ya da tahmin etmek, değişik nedenlerden ötürü
iyi sonuç vermemektedir. Bu nedenler şu şekilde özetlenebilir: 1. Kimyasal toprak analiz sonuçları sadece toprağın
bitkiye besin elementi sağlama kapasitesi ya da potansiyelini gösterir, 2. Hâlbuki besin elementinin topraktaki
hareketliliğini yeterince karakterize etmez, 3. Toprak test sonuçları, tarla koşullarında bitkinin besin elementi
alımında belirleyici rol oynayan bitki kök büyümesi ve bitki kökü tarafından rizosferde yaratılan değişimler gibi
bitki etkenleri konusunda hiçbir bilgi vermez (Yıldız, 2012).
Toprak analizi ile yarayışlı bitki besin elementleri kapsamının bulunmasında hareket noktası, toprağı belirli
bir çözücü (ekstraktant, ekstraktör) uygulayarak, ekstraksiyon (çözeltiye alma işlemi) yapılmasıdır. Bitkilerce
besin elementlerinin suda çözünmüş formlarının alınabildiği dikkate alınırsa, ekstraksiyonda çözücü olarak suyun
kullanılması gerektiği düşünülebilir. Ancak bitki besin maddelerinin büyük çoğunluğunun toprak kolloidlerine
bağlı olduğu ve bunların ancak iyon değişimi yoluyla bulundukları yerden sökülebileceği yine mineral ve organik
yapıda bağlı elementlerin de bitki gelişme döneminde serbest duruma geçeceği düşünülürse, suyun analiz için
yeterli bir çözücü olmadığı anlaşılır. Yapılan ekstraksiyon işleminde bitki kökleriyle gerçekleşen sömürme taklit
edilmekte ve kök yerine bitki besini uygulayan kimyasal çözücü bünyesine almaktadır. Çözeltiye geçen besin
elementi miktarı daha sonra analitik bir yöntemle belirlenmektedir. Buradan anlaşılmaktadır ki uygulanacak
çözücünün seçimi analizin en kritik aşamasını oluşturmakta ve bitki kökleriyle alınan besin maddesi miktarı
ile uyumlu değeri veren yöntem en başarılı sonucu vermektedir. Bu nedenle toprak analiz yöntemlerinin bitki
158
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
yetiştirilerek uygulanan sera ve tarla denemeleri gibi biyolojik yöntemlerle doğrulanması yani kalibre edilmesi
gerekmektedir.
Uygun yöntem kullanılarak analiz yapılmasına kadar bulunan rakamsal değerlerin ne anlama geldiğini
bilmek de çok önemlidir. Yani, analiz sonuçlarının yorumlanması ve belirlenen değerin bitki için yeterli olup
olmadığının açıklanması, sonucun tarlaya taşınması gerekmektedir. Bu amaçla her yöntem için toprak analiz
sonuçlarının değerlendirilmesinde kullanılan standartlar, sınır değerleri belirlenmiştir. Bu sınır değerleri, analiz
sonuçlarının bitki yetiştirilerek yapılan sera ve tarla denemeleri ile uyumlu hale getirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Sınır değerlerine bakılarak toprak analiz sonucunda elde edilen değerin yorumlanması gerçekleştirilmektedir. Sınır
değerleri yöntemlere göre rakamsal anlamda farklı olabilir. Ancak göreceli olarak aynı standardı ifade ederler
(Karaçal, 2008).
Tablo 1. Bazı bitkilerin analizlerinde öncelikli besin maddeleri (Alpaslan ve ark, 1998)
Çeltik
Y.Palmiye
H.Cevizi
Mısır
Ş. Kamışı
Çay
Pamuk
Kahve
Tütün
Cassava
Tahıllar
Keten
Yonca
Kolza
Bezelye
Patates
Ş.Pancarı
pH ve
Kireç
o
O:Birincil önem,
o
O
O
OM
K
o
o
O
o
o
o
O
o
o
O
O
O
O
o
O
O
o
O
O
Na
Mg
Ca
Al
o
o
o
o
o
O
Elverişli Elverişli Mikro
P
o
o
o
o
o
o
O
O
o
o
O
o
O
O
N
o
O
o
O
o
O
O
O
O
O
O
o
O
O
O
EC
o
o
Red
oks
o
S
o
o
o
o
o
o
o
o
o
o
o
o
o: İkincil önem
2. Erzurum Ovası Tarım Toprakları ve Şehir Merkezindeki Bazı Kavşak Topraklarının
Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi
Erzurum Ovası 41-42. doğu boylamları ile 40-42. kuzey enlemleri arasında olup, 40. kuzey enlemi Erzurum
Ovasının içinden geçmektedir. Alanı yaklaşık 57.000 ha olan ovanın eni 12-28 km, boyu 25 km olup, rakım
1.750-2.000 m arasındadır. Ovanın genel eğimi düz ve düze yakın olup çoğunlukla %2 dolayındadır. Ova kuzeyde
Dumlu, güneyde Palandöken ve doğuda da Kargapazarı dağları ile sınırlanmıştır. Etrafı yüksek dağlarla çevrili bir
çanak görünümündedir. Erzurum ovası doğuda Deveboynu adı verilen ve rakımı 2.000 m den fazla olan bir sırtla
Pasinler Ovasından ayrılmaktadır. Bu özelliği ile Erzurum Ovası ülkemizin en yüksek ovaları içerisine girmektedir
Bölgenin iklimi karasal nitelikte olup kışlar çok soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir.
Bölgede yıllık ortalama sıcaklık 5-9 0C, yıllık yağış miktarı 446,2 mm, ortalama yıllık buharlaşma 1.059 mm ve
yıllık ortalama nispi nem %61 ‘dir. Bölgede yüksek basınç şartları hakim olduğundan kışların şiddeti fazladır.
Yağışlar az ve büyük bir bölümü kar şeklindedir. Bölgeye en fazla yağış Mayıs ayında ve en az yağış ise Ağustos
ayında düşmektedir (Bilgin ve Yıldız 2009)
Çalışmanın yapıldığı alanda yayılım gösteren topraklar, önemli oranda Palandöken ve Dumlu dağlarından
taşınarak biriktirilmiş materyaller üzerinde gelişmiştir. Alüviyal materyallerin önemli karakteristiği olarak yatay
yönde oluşan materyalin büyüklük sıralaması, ova tabanında yer alan Karasu kanalından dağlara doğru üniform
bir şekilde kaba materyale dönüşmektedir. Çalışma alanında genel olarak, dağların birleştiği alt etek, orta etek ve
taban alanlarda toprak işlemeli tarım yapılmaktadır. Topraklar oluştukları koşullara bağlı olarak farklı özellikler
159
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
göstermektedir. Yörede hakim olan toprak oluş faktörlerinin etkisi ile Mollisol, Entisol, Vertisol, Aridisol ve
İnseptisol toprak sıralarının varlığı farklı çalışmalarla ortaya konulmuştur. Çalışma alanında örnekleme kriteri,
arazi pozisyonları değerlendirilerek ortaya konulduğundan taban ve etek pozisyonlarında yer alan topraklar,
özellikleri bakımından önemli farklılıklar göstermektedirler. Farklı pozisyonlarda yayılım gösteren topraklar,
tekstür, permeabilite, derinlik gibi özellikleri bakımından ayrılmaktadır. Özellikle düz ve düze yakın alanlarda
yörede ilkbaharda başlayarak önemli bir süre dağlardan gelen kar sularının etkisi ile toprak profili suya doygun
kalmaktadır. Yaz periyodunda kuraklığa bağlı olarak kuruma ve fiziksel özelliklerde değişim ortaya çıkmaktadır.
İnce tekstürlü alanlarda önemli fiziksel bozunumlar mevcuttur. Etek pozisyonlarında ise materyalin büyüklüğüne
bağlı olarak düşük su tutma kapasitesi ve taban suyu olmadığından yılın önemli kısmında kuraklık söz konusudur.
Çalışma alanı toprakları, oluştukları materyalin orjini, topoğrafik faktörler ve toprak-su ilişkilerine bağlı olarak
önemli farklılıklar göstermektedir.
2.1 Erzurum ovası işlenen ve işlenmeyen tarım topraklarında yetiştirilen mısır (Zea mays l.) bitkisinin kuru
madde miktarı ve mineral içeriği üzerine organik gübrelemenin etkisi konulu çalışma Erzurum Ovasını temsilen
hâlihazırda işlenmekte olan ve işlenmeyen yirmi iki farklı noktadan alınmış olan toprak örnekleri üzerinde
yetiştirilen mısır bitkisinin kuru madde verimi ve besin elementi içeriği üzerine organik gübre uygulamasının
etkisini belirlemek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Toprak örnekleri toprakların oluştuğu fizyografik arazi
grupları (taban ve etek) ve ana materyaller ile topoğrafik farklılıklar değerlendirilerek Erzurum Ovasında bulunan
Nenehatun, Kösemehmet, Muratgeldi, Karasu, Altıntepe, Börekli köylerinden toprak işlemeli tarım yapılan ve
işlemeli tarım yapılmayan alanlardan olmak üzere 22 farklı noktadan alınmıştır
Çalışmanın yapıldığı alan, yarı kurak iklim koşullarının olduğu, ustik nem rejiminin ve mesik sıcaklık
rejiminin olduğu bir bölgedir. Çalışmada, aynı iklim koşulları altında ancak farklı fizyografik arazi grupları (taban
ve etek) ve ana materyaller üzerinde gelişmiş topraklar seçilmiştir. Çalışmanın yapıldığı bölgede genellikle, ABD
tasnif sistemine göre, sıra düzeyinde Mollisol, Aridisol, Entisol, Vertisol ve Inceptisoller yayılım göstermektedir.
Çalışmada alınan örnekler, toprak sıralarını temsil etmekten çok, toprakların oluştuğu fizyografik arazi grupları
ile topoğrafik farklılıklar değerlendirilerek yapılmıştır. Karasu olarak tanımlanan alan taban arazi olduğundan bu
örneğe ait etek pozisyon örneklenmemiştir. Çalışmada kullanılan toprak örneklerinden, diğer 5 köyden alınan
örnekler, etek ve taban pozisyonlarda, işlenmiş ve işlenmemiş alanları temsil edecek şekilde seçilmiştir.
Sera şartlarında tam şansa bağlı deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülen çalışmada deneme
bitkisi olarak mısır (Zea mays.L.var Karadeniz yıldızı), organik gübre olarak çiflik gübresi ve biofarm isimli
organik gübreler kullanılmıştır. Sekiz hafta devam eden deneme sonucunda bitkiler hasat edildikten sonra; kuru
madde miktarı, N,P,K,Ca, Mg, Fe, Cu, Zn, Mn, Pb, Cd ve Cr elementel içerikleri belirlenmiştir.
Deneme mayıs-haziran aylarında Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi sera koşularında yürütülmüştür.
Denemede saksı olarak plastik fide poşetleri kulanılmıştır. Deneme saksılarına 4 mm ‘lik elekten elenmiş 2.5 kg
toprak konulmuştur. Tam şansa bağlı deneme desenine göre kurulan denemede 1 çeşit bitki, 3 uygulama (2 çeşit
organik gübre ve kontrol) ve 22 farklı toprak örneği 3 tekrarlamalı olarak (1*3*22*3=198 saksı) yürütülmüştür.
Denemede her bir saksıya başlangıçta 8 şer tohum ekilmiş daha sonra 4 er bitki kalacak şekilde seyreltme
yapılmıştır. Her bir toprak örneğinin su tutma kapasiteleri belirlenmiş ve saksılardaki toprak örneklerinin nem
içeriği başlangıçta tarla kapasitesine getirilmiştir. Deneme süreci boyunca toprak örneklerinin nemlilik düzeyleri
tarla kapasitesinde tutulmaya çalışılmıştır. Deneme 8 hafta boyunca sürdürülmüştür. Kontrol bitkileri hariç
saksılara mısır bitkisinin N ihtiyacı (15 kg N da), verilen gübrenin %20 sinin mineralize olduğu, dekara çiftlik gübre
dozu ve gübrelerin N içerikleri esas alınarak (çiftlik gübresinden 65 gr/ 2.5 kg toprak, biofarm gübresinden ise
50 gr/ 2.5 kg toprak ) çiftlik ve biofarm gübresinden uygulanmıştır.
Erzurum ovası tarım toprak örneklerinin kil içeriği %4.91-30.29, silt içeriği %27.54-51.87 ve kum içeriği
%36.51-64.42 arasında değişmekte olup, toprakların killi-tınlı-kumlu tınlı-killi tınlı –siltli tın ve kumlu killi tınlı
tekstür sınıfına girdiği belirlenmiştir. Toprak örneklerinin pH’ ları 6.86-8.82 arasında değişmekte olup, nötr ve hafif
alkalin reaksiyon sınıfına girmektedir. Organik madde içerikleri %0.46-4.49 arasında değişmekte olup, ‘çok az’
ile ‘yüksek’ yeterlilik sınıfına girmektedir. Toprak örneklerinin kireç içerikleri %1.01-13.97 arasında değişmekte
olup, “kireçli” ve “orta kireçli” sınıfına girmektedir. Yörede yağışın sınırlı olması, kirecin yıkanmasında etkili
olmadığını göstermektedir. Toprakların bitkiye yarayışlı kalsiyum içerikleri 12.9-13.85 cmol/kg/100gr arasında
değişmekte olup, deneme toprakları yarayışlı kalsiyum bakımından “yeterli ve fazla” yeterlilik sınıfına girmektedir.
Toprakların bitkiye yarayışlı magnezyum içeriği 9.63-11.9 cmol/kg arasında değişmekte olup, magnezyumca
yüksek (yeterli) sınıfa girmektedir ( Tablo 2 ve 3 ).
Sonuç olarak, organik gübre uygulamalarına bağlı olarak, bitki gelişimi olumlu ekilenmiş, bitki kuru
ağırlıkları, başta, azot içeriği ve azot alımı olmak üzere diğer makro ve mikrolement içerikleri önemli derecede
160
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
artış göstermiş ancak bu artışlar toksik düzeye ulaşmamıştır. Bu çalışmada organik gübre olarak seçilen Biofarm
(sertifikalı organik gübre) ve çiftlik (sertifikasız) gübresinin deneme topraklarına uygulanması sonucu, mısır
bitkilerinin kuru ağırlık verimi, kontrol bitkilere göre belirgin artış göstermiş ve istatistiksel anlamda önemli
bulunmuştur (p<0,001). Bu sonuç; organik gübre uygulamasına olumlu bitki gelişme tepkisinin, muhtemelen
deneme topraklarının azot, organik madde ve bazı diğer makro-mikro elementel konsantrasyonlarının genelde
az yada orta seviyede olması nedeniyledir. Ayrıca kuru madde artışı deneme topraklarından bazılarının hafif ve
orta alkalin reaksiyona sahip olması ve buna bağlı olarak organik gübrelemenin besin elementi yarayışlılığını
artırması nedeniyledir. Bitkiler için mutlak gerekli besin elementleri ister organik isterse inorganik formlarda
bitkilere sağlansınlar, hepsi bitki köklerince mineral (inorganik) formlarda alınmaktadır. Bu nedenle organik
tarımda kullanılan doğal veya organik kaynaklı gübreler, sonuçta gerek biyolojik gerekse kimyasal değişikliğe
uğrayarak bitki köklerine aynı formda (inorganik) alıma hazır duruma gelmektedirler. Organik ya da konvansiyonel
tarım amaçlı organik gübreleme tarımda olduğu gibi öncelikle topraklar toprak-bitki analizleri ve gübre ihtiyaç
denemeleri yapılarak uygun gübre çeşidi ve dozu belirlenmelidir. Çünkü besin elementleri hangi formda bitkiye
sağlanırsa sağlansın (organik, suni) bitkinin aldığı form aynıdır. Sonuç olarak tarımda kimyasal gübreler yerine
alternatif olarak doğal gübre ve düzenleyici kaynakların kullanılmasıyla, kimyasal gübrelerin çeşit ve dozunun
uygun seçilmediği durumlarda oluşan çevre kirlenmesi ve bitkisel artıkların bilinçsizce atılıp yakılması önlenecek,
topraklar daha verimli, bu topraklarda yetişen ürünlerle beslenen hayvan ve insanlar daha sağlıklı olacaktır. Böylece
hem petrolden sonra ithalatta en fazla para harcanan gübre sektöründe ülke ekonomisine katkıda bulunulacak, hem
de topraklarımızın üretkenlikleri arttırılarak gelecek kuşaklara daha nitelikli topraklar bırakılacaktır ( Bilgin ve
Yıldız , 2009).
2.2 Erzurum Ovası Topraklarının Fosfor ve Potasyum Durumunun Neubauer Fide Yöntemi ile Belirlenmesi
konulu bir çalışmada, Erzurum Ovasına bağlı altı köyden alınan 22 farklı yüzey toprak örneği (Her bir köyün
yamaç ve etek kısımlarının işlenmiş ve işlenmemiş alanlarından alınan toprak örnekleri) kullanılmıştır. Çavdar
(S.Cerale Tetraploid) bitkisi 17 gün süreyle yetiştirilmiştir. 100 g toprakta 100 adet çavdar bitkisi yetiştirilerek
oluşan çok dallı kök sistemiyle toprakta bulunan fosfor (P) ve potasyumun (K) kısa süre içerisinde sömürülmesi
sağlanmış, 17 günlük gelişme sonucunda bitkiler hasat edilmiştir. Bitkide P ve K konsantrasyonu kantitatif olarak
kimyasal analiz yöntemleriyle belirlenmiştir.
161
162
6.86
6.93
7.82
7.44
8.82
8.26
8.10
7.92
7.92
7.89
7.39
7.44
7.88
8.02
7.96
7.85
8.10
8.34
7.31
7.33
7.67
7.66
1
2*
3
4*
5*
6
7
8*
9
10*
11
12*
13
14*
15
16*
17*
18
19
20*
21
22*
CaCO3
(%)
1.29
1.01
4.33
5.31
7.16
8.23
6.74
4.36
3.16
2.96
1.07
1.36
4.92
5.51
7.94
10.16
13.97
5.57
1.04
2.59
2.88
3.10
*: İşlemeli tarım yapılmayan alanlar
pH
Top.
No.
O.M
(%)
2.57
3.49
0.46
3.79
3.55
2.04
1.98
2.79
0.79
1.56
1.20
2.63
3.43
2.53
2.39
3.60
2.24
3.31
1.63
1.74
1.21
1.55
Toplam N
(%)
0.07
0.17
0.04
0.23
0.13
0.09
0.09
0.13
0.06
0.08
0.05
0.07
0.12
0.09
0.06
0.10
0.07
0.10
0.05
0.08
0.05
0.05
KDK
(me/100gr)
49.60
52.10
55.55
47.58
49.19
45.80
48.27
51.34
38.84
36.01
29.98
29.75
44.57
32.64
44.19
49.93
40.74
37.92
22.85
20.42
30.83
35.77
Tablo 2. Erzurum ovası topraklarının bazı kimyasal ve fiziksel özellikleri
Değ. Na
me/100g
0.39
0.35
0.37
0.41
0.70
0.86
0.90
0.78
0.53
0.78
0.43
0.51
0.49
0.76
0.39
0.41
0.86
0.72
0.45
0.39
0.39
0.44
Değ. K
(me/100gr)
2.45
2.25
2.71
2.33
3.69
1.36
1.99
1.71
1.53
0.84
2.72
3.76
1.20
1.11
2.15
3.72
1.68
3.01
1.26
1.65
1.54
1.89
Değ. Ca
me/100gr
12.19
13.17
12.19
14.04
13.85
13.75
13.65
13.65
13.27
13.55
13.07
13.27
13.85
13.65
13.56
13.56
13.65
13.46
12.77
13.26
13.56
13.28
Değ. Mg
me/100gr
11.28
11.64
10.50
9.98
11.37
11.64
11.46
11.90
11.12
10.94
10.50
10.50
11.28
11.46
10.50
10.59
11.55
10.85
10.24
10.24
9.63
9.63
P
ppm
17.01
13.95
18.36
21.92
22.47
19.87
17.62
17.50
16.86
23.25
46.91
73.05
23.72
18.11
27.59
26.74
24.19
32.68
26.38
16.19
21.04
20.09
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
15,38
12,41
1,68
1,79
2,40
1,87
1,20
1,16
0,76
1,21
1,80
1,72
1,55
0,95
0,92
1,00
0,58
1,19
3,96
2,29
0,32
1,80
1
2*
3
4*
5*
6
7
8*
9
10*
11
12*
13
14*
15
16*
17*
18
19
20*
21
22*
3,53
3,59
1,36
0,75
1,97
3,94
1,88
2,16
1,89
1,15
2,03
1,99
1,94
1,31
2,68
2,12
1,35
1,97
1,12
1,49
1,34
1,87
Cu (ppm)
*: İşlemeli tarım yapılmayan alanlar
Fe (ppm)
Top.
No.
1,31
0,59
0,50
0,43
0,65
0,20
0,34
0,35
0,56
0,29
0,87
0,94
0,34
0,28
0,48
0,57
0,34
0,89
0,39
0,43
0,17
0,31
Zn (ppm)
50,66
19,50
7,53
7,99
9,70
9,39
10,53
9,17
8,95
9,78
14,64
15,33
16,50
11,26
11,48
12,96
14,15
15,66
13,94
11,98
11,35
10,53
Mn(ppm)
0,06
0,09
0,05
0,11
0,13
0,09
0,13
0,07
0,08
0,04
0,09
0,07
0,07
0,07
0,05
0,05
0,04
0,10
0,08
0,07
0,06
0,04
Cd (ppm)
Tablo 3. Deneme topraklarının bazı kimyasal ve fiziksel özellikleri (devam)
2,59
1,97
1,70
3,12
2,60
3,18
2,23
2,47
2,86
3,01
2,56
3,60
3,42
2,90
2,77
3,25
1,52
1,73
1,59
1,61
2,28
3,64
Pb (ppm)
19.31
19.96
23.98
13.50
19.92
15.60
13.50
13.50
13.52
9.65
17.32
21.69
30.29
17.41
23.74
19.67
17.61
15.33
4.91
4.92
13.22
9.11
kil %
27.54
27.60
31.15
33.75
38.14
35.83
46.41
39.97
42.28
51.87
37.11
33.06
33.20
35.25
33.31
36.66
29.34
47.66
30.67
34.84
33.66
43.48
Silt %
52.55
52.44
44.89
52.75
37.71
48.57
40.09
46.53
42.40
38.48
45.57
45.25
36.51
47.36
42.95
43.67
33.05
37.01
64.42
60.24
53.72
47.41
Kum %
Tın
Kil
Kumlu tın
Kil
Tın
Tın
Tın
Tın
Siltli tın
Tın
Tın
Killi tın
Tın
Tın
Tın
Kumlu tın
Tın
Kumlu tın
Kumlu tın
Kumlu tın
Tın
Kumlu killi tın
Tektür sınıfı
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
163
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Çavdar bitkisinin iyi bir ürünle kaldırabileceği yarayışlı P2O5 ve K2O miktarları: 50 ve 100 kg/hektardır
(Özbek, 1969). İyi bir çavdar ürünü için 100 gr toprakta en az 50/6= 8.33mg P2O5/100gr ve 100/6=16.6 mg/ 100
gr K2O bulunması gerekmektedir.
Erzurum ovası tarım toprakları için; 100 gr toprakta en az 8.33 mg / 100 gr P2O5 ve 16.6 mg K20 bulunması
gerektiği düşünülürse; toplam 22 örnekten 3 toprak hariç diğer tüm toprak örnekleri için P2O5 ve 6 ve 10 nolu
toprak örnekleri hariç K2O un yeterli düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır.
Uygulanacak Kg/ha P2O5 :
2, 6 ve 15 nolu topraklar için:
17.4kg P2O5 /ha x 100/20= 87kg/ha
40.8 kg P2O5 /hax100/20= 200 kg/ha
10.2 kg P2O5 /hax100/20= 51kg/ha P2O5 gübre gereklidir.
Uygulanacak Kg/ha K2O
6 ve 10 nolu topraklar için:
66.1kg K2O /ha x 100/60= 110kg/ha
10.6 kg K2O /hax100/60= 17.6 kg/ha K2O gübre gereklidir.(Yönteme göre bitki doğal koşullarda topraktaki
potasyumun 3/5 inden yararlanır
(Yönteme göre bitki, doğal koşullarda topraktaki fosforun 1/5 inden yararlanır).
Sonuç olarak 2,6 ve 15 numaralı topraklar hariç diğer tüm toprak örnekleri için P2O5 ve 6 ve 10 nolu toprak
örnekleri hariç K2O un yeterli düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu araştırmayla, toprak ve bitki analizleri
dikkate alınarak uygun gübre dozu belirlenmeye çalışılmış ve böylece gübre uygulamalarının Ekonomik ve
ekolojik olabilmesinin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır (Yıldız ve Bilgin, 2008)
2.3. Erzurum Ovası Tarım Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Bor (B) Durumunun Uygun Ekstraksiyon
Yöntemleri Seçilerek Değerlendirilmesi konulu çalışmanın amacı Erzurum ovası tarım topraklarının bitkiye
yarayışlı Bor (B) durumunun biyolojik ölçütlerle yüksek korelasyon veren kimyasal ekstraksiyon yöntemlerini
kullanarak belirlemektir. Bu amaçla, Erzurum Ovasına bağlı altı köyden alınan 22 farklı yüzey toprak örneği (Her
bir köyün yamaç ve etek kısımlarının işlenmiş ve işlenmemiş alanlarından alınan toprak örnekleri) kullanılmıştır.
Biyolojik ölçütlerin elde edilmesi amacıyla serada saksı denemesinde mısır (Zea mays L.Var.Karadeniz Yıldızı)
bitkisi 8 hafta süreyle ve Çavdar ( S.Cerale Tetraploid) bitkisi 17 gün süreyle yetiştirilmiştir. Bitkilerin hasat
edilmesi sonucu B konsantrasyonu kantitatif olarak kimyasal analiz yöntemleriyle belirlenmiştir. Bitkiye yarayışlı
B’un Kimyasal ekstraksiyon yöntemleri olarak; 1 M NH4-Asetat , 0.01 M CaCl2 (Azometin-H) , Sıcak destile su
ve 0.1 M KCl olmak üzere 4 farklı ekstraksiyon çözeltisi (ekstraktan) tercih edilmiş, bu çözücülerle ekstraksiyon
sonucu elde edilen verilerden, biyolojik ölçütlerle ( Mısır ve çavdar bitkisinin kuru madde miktarı ve B alımı)
yüksek korelasyon verenler uygun yöntemler olarak seçilmişlerdir.
Sonuç olarak, Erzurum ovasını temsilen seçilen 22 adet toprak örneğinden; 17 toprak örneğinde NH4Asetat yöntemi, 14 toprak örneğinde CaCl2 (Azometin-H ) yöntemi, 14 toprak örneğinde Sıcak destile su yöntemi
(Karmin ) ve 11 toprak örneğinde KCl yöntemi, biyolojik yöntemlerle yüksek ilişki vermiştir. Erzurum ovası
tarım toprakları için Bitki Bor içeriği dikkate alınınca, 22 toprakta yetiştirilen mısır bitkisinin 9 unda Bor içeriği
yeterlidir. Neubauer fide tekniğine göre, 22 topraktan 6 tanesinde bor yeterli bulunmuştur. Azometin-H yöntemine
göre 22 topraktan sadece 3 ünde bitkiye yarayışlı bor yeterli düzeydedir.
Erzurum ovasını temsilen seçilen 22 adet toprak örneğinden 17 tanesinde, NH4-Asetat yöntemi biyolojik
ölçütlerle yüksek ilişki vermiştir. 14 toprak örneğinde CaCl2 (Azometin-H ) yöntemi biyolojik ölçütlerle yüksek
ilişki vermiştir. 14 toprak örneğinde ise HW (Sıcak destile Su- Karmin) ve 11 toprak örneğinde KCl yöntemi,
biyolojik yöntemlerle yüksek ilişki vermiştir. Sonuç olarak Araştırma konusu Erzurum ovası tarım toprakları için
Bitkiye yarayışlı Bor ekstraksiyonunda sırasıyla; 1 M NH4-Asetat, CaCl2 , Sıcak Su ( Karmin ) ve KCl yöntemlerinin
Araç-gereç ve Kimyasal malzeme olanakları ölçüsünde tercih edilip kullanılabileceği önerilmektedir (Yıldız ve
Güler, 2010) .
2.4. Erzurum Atatürk üniversitesi çiftlik arazisi ve Rize yöresi topraklarında bitkiye yarayışlı çinkonun
belirlenmesinde kullanılan kimyasal ekstraksiyon yöntemleri konulu çalışmanın amacı, Erzurum Atatürk
164
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Üniversitesi Çiftlik arazisi ve Rize yöresi topraklarının Zn durumunu belirlemek ve aynı zamanda bu topraklarda,
bitkiye yarayışlı çinkonun belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun kimyasal ekstraksiyon yöntemlerini
seçmektir. Erzurum Atatürk Üniversitesi Çiftlik arazisi ve Rize yöresi tarım topraklarından alınan toplam 10
farklı yüzey toprak örneği kullanılmıştır. Bu amaçla, 8 farklı kimyasal ekstraksiyon yöntemi ve 2 biyolojik ölçüt
(çinko içeriği ve çinko alımı) kullanılmıştır. Biyolojik ölçütler test bitkisi olarak mısırın (Zea mays var. Inra 260)
kullanıldığı sera denemesi ile belirlenmiştir.
Sonuçları sadece Atatürk Üniversitesi Çiftlik arazisi toprak örnekleriyle sınırlı tutarsak, kimyasal ekstraksiyon
yöntemleri ve biyolojik ölçütler arasında yapılan korelasyon analizlerinde; Erzurum Atatürk Üniversitesi çiftlik
arazisi toprakları için 2N MgCI2 ve 1.5N NH4H2P04 ekstraksiyon yöntemleri denet bitki çinko içeriği ile (P<0.05,
r=0.90*, r=0.88*); Rize yöresi toprakları için, Çift asit (H2S04+HCI) ekstraksiyon yöntemi denet bitki çinko içeriği
ile (P<0.05, r=0.87*) önemli ilişki vererek, söz konusu topraklar için uygun yöntemler olarak seçilmişlerdir.
Deneme topraklarının bitkiye yarayışlı Zn durumlarının saptanabilmesi amacıyla, Zn noksanlığına duyarlı
bir bitki olan mısır bitkisinin (Zea mays var. İma 150) gösterge bitki olarak kullanıldığı 3 tekerrürlü bir sera
denemesi gerçekleştirilmiştir. Sera denemesi, 4 mm›lik elekten geçirilmiş 2 kg hava kurusu toprak konulan
saksılarda yürütülmüştür. Saksılara Zn, ZnS04 biçiminde ve çözelti halinde 3 ayrı düzeyde uygulanmıştır (Zno=0,
Znı=5 ppm, Zn2=10 ppm). Çinko gübresi uygulandıktan sonra her saksıya 4 mısır tohumu ekilmiş ve toprakların
nem düzeyi tarla kapasitesine çıkarılmıştır. Çimlenmeden sonra saksılarda, eş gelişme gösteren 2 mısır bitkisi
kalacak şekilde seyreltme yapılmıştır. Deneme 8 hafta devam etmiştir.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Çiftlik arazisi topraklarının pH ları 7.1 ile 8.1; organik madde içerikleri % 1.2
ile 2.7; kireç içerikleri % 0.2 ile 4.2; katyon değişim kapasiteleri 20.3 ile 35.6 me/100 g; tekstürleri tınlı; değişebilir
katyonlardan Ca+Mg 16.1 ile 30.4 me/100 g; potasyum 1.1 ile 3.7; sodyum 0.8 ile 3.9 me/100 g; bitkiye yarayışlı
Fe 4.3 ile 6.0; Mn 1.4 ile 8.7; Zn 1.5 ile 2.1; Cu 1.0 ile 1.7 ppm ve bitkiye elverişli fosfor içerikleri ise 1.3 ile 8.5
kg P205/da arasında değişmektedir.
1 N amonyum asetat ekstraktantı ile Erzurum Üniversite Çiftlik topraklarından ortalama 0.5 ppm, Erzurum
topraklarından ortalama 1.7 ppm, Erzurum topraklarından ortalama 1.7 ppm,; 1.5 N NH4H2PO4 ile Erzurum
topraklarından ortalama 4.1 ppm, sömürülmüştür. 0.1 M EDTA+1 M (NH4)2C03 ekstraktantı ile Erzurum
Üniversite topraklarından sömürülen Zn miktarı ortalama 3.5 ppm dir. 0.2 M HEDTA ile Erzurum topraklarından
sömürülebilen Zn ortalama 5.0 ppm, Çift asit (HCI+H2SO4) yöntemine göre Erzurum topraklarından sömürülen
ortalama Zn konsantrasyonu 1.1 ppm, DTPA yöntemiyle Erzurum topraklarından sömürülen ortalama Zn 1.6 ppm
dir.
Bu sonuçlara göre yöre topraklarında da NH4-asetat ve hidrokinon ekstraktantları ile sömürülen yarayışlı
Zn miktarları diğer yöntemlerle elde edilenlere göre daha düşük bulunmuştur. Deneme topraklarına 5 ve 10 ppm
düzeyinde uygulanan Zn’nun saksılarda yetiştirilen mısırın kuru madde üretimi ile denet saksılarda yetiştirilen
mısırın kuru madde miktarları arasında karşılaştırma yapılacak olursa genelde bitki tepkisi olmadığı görülmektedir.
Sadece Erzurum Atatürk Üniversitesi çiftlik topraklarından toplam 10 toprak örneğinden 3 tanesinde ve rize
topraklarının toplam 5 örneğinden bir tanesinde 5 ppm (Zn-ı) çinko uygulanmasında bitki tepkisi gözlenmiştir. Bu
sonuca göre söz konusu toprakların yarayışlı Zn düzeylerinin yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Zira, tüm topraklarda
Zn noksanlığını gerektiren sorun (yüksek kireç, pH, organik madde, vb) tespit edilmemiştir.
Sera denemesi verilerinin kendi aralarındaki ilişkilerinin sergilendiği Tablo 3’ün incelenmesinden
de görüleceği gibi gerek Erzurum Atatürk Üniversitesi çiftlik arazisi ve gerekse Rize yöresi topraklarında
gerçekleştirilen ve biyolojik ölçüt olarak seçilen kuru madde verimi ile bitki çinko alımı arasında P<0.01 düzeyinde
olumlu ilişki (r=0.979**, r =0.897**) saptanmıştır.
Erzurum Üniversite çiftlik arazisi toprakları için 2 N MgCI2 ile ekstraksiyon yöntemi ve 1.5 N NH4H2PO4
tel ekstraksiyon yöntemi, denet bitki çinko içeriği ile P<0.05 olasılık düzeyinde (r=0.9C* r=0.88*) önemli olumlu
ilişki vermiştir.
Sonuç olarak, gerek Erzurum Atatürk Üniversitesi çiftlik için yarayışlı çinko indeksini veren yöntemlerle
ekstraksiyon sonuçlarına göre söz konusu topraklarda yarayışlı çinko miktarları yeterli düzeylerdedir (< 0.5 ppm
olmadığı için). Erzurum Atatürk Üniversitesi toprakları için 2 N MgCI2 1.5 N NH4H2PO4 ekstraksiyon yöntemleri,
bitkiye yarayışlı toprak çinkosunun tahmininde rutin olarak laboratuvarca kullanılabilir nitelikte olduğu
belirlenmiştir.
165
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
2.5. Bazı Erzurum ve Rize yöresi tarım toprakları için Mehlich III metodunun bitkiye yarayışlı besin
elementlerinin (Ca, Mg, Na, K, Fe, Cu, Zn, Mn ve P) belirlenmesinde kullanılabilir olup olmadığının araştırıldığı
bu çalışmada, bu yöntemin biyolojik ölçütlerle ilişki vermediği görülmüştür ( Yıldız ve ark, 1997 ).
2.6. Erzurum koşullarında yetiştirilen mısır çeşitlerinin mineral beslenme farklılıkları konulu çalışma
Erzurum ovası koşullarında 2004 -2005 yılları arasında tesadüf blokları deneme planına göre yetiştirilen 17 farklı
mısır çeşidinin (BORA, F1, DK-440, DK 585, DK-647, MB-547, OTELLO, P-3394, POALİS, PROGEN- 1550,
RX-770, RX-788, SZE TC 513, TTM-81-3, DKC-6022, Yerli-OLUR, Yerli- TORTUM, Yerli -ŞENKAYA) mineral
beslenme farklılıkları incelenmiştir. Örneklerde yapılan P, K, Ca,Mg, Fe, Cu, Zn ve Mn analizleri; P, K, Ca, Mg,
Fe, Cu, Zn ve Mn yönünden ürün yılları arasındaki farklar ile K hariç diğer besin elementleri içeriği yönünden
yılxçeşit interaksiyonlarının önemli olduğunu göstermiştir. İlk yılda K ve Mg hariç, ikinci yılda ise K hariç diğer
besin elementleri yönünden mısır çeşitleri arasındaki farklar önemli bulunuştur. Süt olum dönemindeki kuru madde
verimi ile besin elementi içerik değerleri arasındaki bütün ikili korelasyonların önemsiz olduğu tesbit edilmiştir (
Yıldız ve ark, 2007) .
2.7. Erzurum şehir merkezindeki bazı kavşaklarda bitki (sarıçam, pinus sylvestris) ve toprakların ağır metal
(Fe, Cu, Zn, Mn, Cd, Pb ve Ni ) kontaminasyon durumunun belirlenmesi konulu bu çalışmada Erzurum İli Şehir
merkezinde trafik ve hava kirliliğinin yoğun olduğu 11 ayrı noktadan (Rektörlük, Üniversite Kavşağı, 100. Yıl Parkı,
Üniversite Kavşağı-Cemal Gürsel Stadyum arası, Üniversite Kavşağı-Havuzbaşı arası, Havuzbaşı, Tebrizkapı,
İstasyon (Migros), Gez, Günsazak (Yenişehir) ve Kayakyolu Kavşakları) Ağustos ayında toprak, Ocak ve Ağustos
aylarında bitki (sarıçam, Pinus sylvesteris) örneği alınarak ağır metal kirliliği araştırılmıştır. Laboratuara getirilen
bitki örnekleri, temizlenmeden kurutma dolabında sabit ağırlığa ulaşıncaya kadar kurutulduktan sonra ağır metal
içerikleri analiz edilmiştir. Elde edilen veriler toprak ve bitkiler için ağır metal sınır değerleriyle karşılaştırılarak,
normal ya da toksik seviyelerde olup olmadığı belirlenmiştir.
Sonuç olarak, örnekleme noktalarından alınan toprakların ve bitkilerin ağır metal içerikleri gerek noktalar
arasında ve gerekse dönemler arasında önemli düzeyde (p<0.01) farklılık göstermiştir.
Toprak örneklerinin ağır metal içerikleri 100. Yıl Parkında Fe, Cu ve Zn normal sınırın üzerinde bulunmuştur.
Sarıçam yüzeyine bulaşan ağır metaller dahil (yıkanmadan analize alınan) bitki örneklerinin ağır metal içerikleri
incelendiğinde; Fe metali tüm örnekleme yerlerinde (kavşaklarda) Ağustos ve Ocak ayında; Cu metali Ağustos
ayında Migros kavşağında, Ocak ayında Migros ve Üniversite kavşağında; Zn metali Ocak ayında HavuzbaşıÜniversite kavşağı arasında; Pb metali Ocak ayında Migros kavşağında; Ni metali Ocak ayında Günsazak (Yenişehir)
kavşağında toksik düzeyde bulunmuştur. Toksik düzeyde tesbit edilen ağır metallerin bulunduğu kavşaklar, ağır
metal salınımı ve emisyonunun genel olarak fazla olduğu kavşaklardır. Özellikle Pb salınımı, Pb’suz benzinle
çalışan araçların geçtiği çevre yollardan, diğer ağır metaller ise kapsamlı inşaatlardan, sanayi aktivitelerinden,
yerleşim bölgelerinden ve benzeri aktivitelerden yüksek oranda yayılmaktadır. Söz konusu ağır metaller kritik
düzeyin (tolere edilebilir düzeyin) üzerinde bulunduğu zaman ekolojik dengenin bozulmasına neden olmakta ve
insan sağlığını tehdit etmektedir. Bu nedenle, gelişmekte olan Erzurum ilinde de bütün hedeflerin (endüstriyel,
sanayi, yerleşim, ulaşım vb aktiviteler) planlanmasında ekolojik ve ekonomik düşüncelerin bütünleştirilmesi temel
ilkemiz olmalıdır ( Bayar ve Yıldız, 2009 ).
2.8. Atatürk Üniversitesi Çiftliği Topraklarının genel özelliklerini ölçü alarak verimlilik durumunu
değerlendirmek üzere planlanan ve yürütülen bir araştırmada, Atatürk Üniversitesi Çiftliği topraklarının kimyasal
özelliklerini, toprak verimliliği ve üretim potansiyellerini belirlemek, tarımsal üretimi artırmak için alınabilecek
tedbirleri ortaya koymak ve toprak özellikleri arasındaki karşılıklı ilişkileri değerlendirerek çiftlik arazisinde
yürütülecek araştırmalar için veri tabanı oluşturmak amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, çiftlik arazisinden
(yaklaşık 9000 da) KD-GB istikametinde 600 m, GD-KB istikametinde 300 m aralıklarla 52’şer adet örnek
(0-20 ve 20-40 cm) alınmış, gerekli kimyasal ve fiziksel analizler yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, 0-20
cm’den alınan toprak örneklerinin pH’ları 6.2-8.2, organik madde içerikleri %1.3-5.2, kireç içerikleri %0.2-26,
KDK’leri 15.1-48.1 cmol/kg, değişebilir Ca+Mg 13.8-44.9 cmol/kg, değişebilir K 1.0 - 4.3 cmol/kg, değişebilir
Na 0.1-3.8 cmol/kg, elverişli P 1.4-29.7 kg-P2O5 / da, ve toplam N içerikleri 45.4-515.3 kg-N/da arasında değiştiğini
belirtmişlerdir. Toprakların 20-40 cm katmanlarından alınan örnekler içinde benzer sonuçlar kaydedilmiştir.
Çiftlik toprakları, genel olarak bitkiye yarayışlı N ve elverişli P bakımından yetersiz, buna karşılık değişebilir
K bakımından son derece zengindir. İnceleme alanı topraklarının verimlilik seviyelerinin artırılması için, toprağın
N ve P kaynaklı çiftlik ve/veya ticari gübrelerle takviye edilmesinin gerekli olduğu ve gübre uygulamasının
belirlenen dağılım haritaları dikkate alınarak yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmişlerdir. .
166
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Çiftlik topraklarının verimliliğini ve üretim potansiyellerini artırmak, kimyasal ve fiziksel özelliklerini
iyileştirmek için özellikle toprakta organik madde miktarının artırılmasına yönelik uygulamalara (ahır gübresi,
yeşil gübre, münavebe v.s) ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır (Öztaş ve ark.1997 ; Aydın ve ark .1997).
3. Pasinler Ovası Tarım Topraklarının Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi
Araştırma alanı olarak seçilen Pasinler Ovası, 39º 50’- 49° 10’ kuzey enlemeleri ve 39º 50’- 49° 10’ doğu
boylamları arasında, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum-Kars bölümünde yer alan, doğu-batı yönlü uzanış
gösteren, etrafı yüksek dağlarla çevrili, tektonik kökenli bir havza özelliğindedir. Erzurum Ovası’ndan sonra ilin en
önemli ovası olan Pasinler Ovası yaklaşık 350 km² alanı bulur. Ovanın boyutları doğu-batı doğrultusunda 42 km.
yi, kuzey-güney doğrultusunda ise 15-16 km.yi bulur. Volkanik deveboynu eşiği ile Erzurum Ovası’ndan ayrılan
1600-1700 m. yüksekliğe sahip bir graben olup, alüvyal dolgu ovasıdır ve tarımsal açıdan Erzurum Ovası’ndan
daha verimlidir Ayrıca Erzurum Ovasına göre yüksekliğinin 200 m. daha az olması, sıcaklığın 0,5 °C daha yüksek
olmasına ve donlu gün sayısının daha az olmasına neden olur. Bu da bitkisel ürünlerin vejetasyon süresinin birkaç
gün daha uzun olmasına etki eder . Ova toprakları kolüvyal ve alüvyal olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Yamaç
araziler kolüvyal topraklara sahiptir. Bu topraklar organik maddece fakir, geçirgen ve sığ bir özellik göstermektedir.
Dağların eteklerinden başlayarak taban arazilere kadar uzanan, eğimleri % 4-12 arasında değişen bu sahaların
bir kısmı üreticilerin toprak işleme pratikleri ile teraslar oluşturmaya yönelik olmuştur. Yamaç arazilerin bittiği
yerde başlayan, % 0.5-4 arasında eğime sahip taban araziler alüvyal topraklara sahiptir. Bu topraklar organik
maddece normal, orta geçirgen ve derin profilli topraklardır. Yamaç arazilerde toprak profili 50-150 cm civarında
kum ve çakılla sınırlıyken, taban arazilerde ise toprak profili150 cm ve daha derindir. Ova topraklarının üst toprak
yapısı çoğunlukla granüler, alt toprak yapısı ise bloktur. Alan topraklarında kahverengi ve bu rengin çeşitli tonları
hakimdir. Topraklar mineral yapıda olup verimlilikleri orta düzeydedir. Toprakların pH değerleri genelde bitki
gelişimi için uygun olup pH 8-9 arasındadır. Ova arazisinde tuzluluk ve sodyumluluk problemi yoktur.
3.1. Erzurum-Pasinler Ovası Koşullarında bazı organik gübre ve doğal mücadele uygulamalarının Patates
bitkisinin (Solanum tuberosum L. Granola) Mineral kapsamı üzerine etkisi konulu bu çalışmanın amacı sığır
gübresi ve iki ticari organik gübre (Biofarm ve Abalıoğlu) ile iki farklı organik mücadele uygulamasının patateste
verim ve kaliteye etkisini geleneksel yöntemle mukayese etmektir.
Deneme, 2004 tarihinde başlamak üzere 2 yıl boyunca Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsünün
Pasinler’deki alt istasyonunda 5 yıl yonca ekili olan ve bu süre içinde hiç kimyasal gübre ve ilaç kullanılmayan arazide
tesadüf bloklar deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Yörede yaygın olarak dikimi yapılan orta
erkenci Granola patates çeşidi kullanılmıştır. Yumrular 35x70 cm mesafede dikilmiştir. Dikimden yaklaşık 15 gün
önce ve sonra patates böceğiyle mücadele için tuzak bitki dikimi yapılmıştır. Denemenin ilk yılında organik gübre
olarak Biofarm ve Abalıoğlu ticari organik gübreleri ile sığır gübresi kullanılmıştır. Patates böceğiyle mücadele,
tuzak bitkiler ve elle toplamayla yapılmaya çalışılmıştır. Kimyasal gübrelerin miktarları geleneksel uygulama esas
alınarak belirlenmiştir. Denemenin ikinci yılında ise aynı gübreler uygulanmış ve böcekle mücadelede bu yılda
tuzak bitkiyle birlikte Laser adlı organik ilaç kullanılmıştır. Her iki yılda da Mycoplasmayı önlemek için erken pir
öldürme yapılmıştır. Denemeler sonucunda iki üretim karşılaştırılarak bitki mineral kapsamı arasındaki farklılıklar
incelenmiştir.
İki yılın sonunda yapılan istatistik analizler neticesinde geleneksel uygulamayla organik uygulama arasında
önemli faklılık belirlenmiştir. Yıl x uygulama interaksiyonu makro besin elementlerinden azot, potasyum, çinko
ve demir için çok önemli çıkarken fosfor için önemsiz çıkmıştır. Uygulamaların bitki kalsiyum içeriğine etkisi
önemli; mangan, magnezyum ve sodyum içeriği üzerindeki etkisi önemsiz bulunmuştur. Beslenme açısından bitki
K/Ca+Mg oranının düşük olması arzu edilmektedir, nitekim bu çalışmada da K/Ca+Mg oranı düşük bulunmuştur
( Dizikısa ve ark, 2010 ).
Deneme topraklarının önemli bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerine ait analiz sonuçlarına göre; yöre
topraklarının tekstürleri kum, tın ve kil arasında değişmektedir. Toprakların reaksiyonları (pH) 6. ile 7.53 arasında
değişmekte olup, nötr ve hafif alkalin arasındadır. Toprakların kalsiyum karbonat içerikleri, % 0.49 ile % 2.62
arasında değişmekte olup, kireç içeriği düşük topraklardır. Deneme topraklarının katyon değişim kapasiteleri 18
me/100 gr ile 51 me/100 gr arasında değişmektedir. Kil kapsamına bağlı olarak normal değişim göstermeyen
toprakların yüksek KDK değerlerinin muhtemelen kil tipi ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Toprakların tarla
kapasitelerindeki nem içerikleri % 16.1 ile % 41.5 arasında değişmektedir. Toprakların organik madde içerikleri %
1.12 ile % 2.6 arasında değişmektedir. Toprakların bitkiye elverişli fosfor kapsamları 8.3 ppm ile 25 ppm arasında
değişmektedir. Toprakların değişebilir sodyum (Na) kapsamları 0.97 me/100 g ile 2.03 me/100 g, değişebilir
potasyum (K) kapsamları 0.48 me/100 g ile 2.31 me/100 g., değişebilir kalsiyum (Ca) kapsamları, 12 me/100 g,
ile 38 me/100 g, değişebilir magnezyum (Mg) kapsamları 1.7 me/100 g ile 5.9 me/100 g arasında değişmektedir (
Tablo 4).
167
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
3.2. Pasinler ovası topraklarının azot durumunu saptamak ve bu topraklarda bitkiye elverişli azot içeriklerinin
belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun kimyasal ekstraksiyon yöntemlerini seçmek amacıyla 1991-1994 yıllları
arasında yürütülen doktora tezi niteliğindeki araştırmada, bu amaçla yöre topraklarını simgeleyen, 6 Allüviyal, 3
kollüviyal ve 2 bazaltik büyük toprak gruplarından olmak üzere toplam 11 farklı örnekleme alanından ayrı ayrı alt
toprak örnek alınmıştır.
Sera denemesi şans blokları deneme desenine göre, üç tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Denemede test
bitkisi olarak mısır (Zea mays L. Var. Brussol inra 196)) bitkisi kullanılmış ve topraklara azot 0.50, 100 ve 200
ppm düzeylerinde (NH4)2 SO4 halinde uygulanmıştır. Denemede, normal bitki gelişmesini sağlamak için ayrıca,
bütün topraklara KH2PO4 halinde 50 ppm fosfor verilmiştir. Çimlenmeden 8 hafta sonra hasat edilen bitkilerde
kuru ağırlık, azot içeriği ve topraktan sömürülen azot miktarları belirlenmiştir.
Yıldız, 1994 den aktarıldığına göre, Pasinler ovası topraklarının yarayışlı azot kapsamlarını belirlemek
amacıyla, 14 farklı kimyasal ekstraksiyon yöntemi kullanılmış olup, bunlar sırasıyla: Mba-chiboğu ve ark. (1975)
Yöntemi I ve II, Prasad (1965) yöntemi I ve II. Sahrawat ve Burford Yöntemi I ve II, Synghal ve ark. (1959) Yöntemi,
Stanford ve Smith (1978) yöntemi, Stanford ve Hanway (1965) yöntemi, Bremner (1965) yöntemi, Keeney ve
Bremner (1966) yöntemi, Jackson (1962) yöntemi, Gasser (1961) yöntemi ve Stanford (1968) yöntemleridir.
Kimyasal yöntemlerden toprakların bitkiye yarayışlı azot durumlarını belirlemede en uygun olanların
seçilmesi amacıyla esas olarak azot “N” değerleri (doğrusal ve kuadratik regresyon eşitliklerinden kurumaddeye,
azot içeriğine ve azot alımına göre ayrı ayrı hesaplanan) biyolojik ölçüt olarak ele alınmış olup, bunun dışında
ve aynı amaçla kullanılan diğer biyolojik ölçütler sırasıyla, denet bitkilerinin kuru madde üretimi (g/saksı), azot
içeriği (%) ve bitkinin topraktan azot alımı (mg N /saksı) ölçüleri olmuştur.
Yapılan varyans analizi sonucunda azotlu gübrelemenin bitkinin kuru madde, azot kapsamı ve azot
alımındaki artışı, istatistiki bakımdan önemli bulunmuştur. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, kullanılan kimyasal
ekstraksiyon yöntemleri içinde azot “N” değerleriyle en yüksek ilişkiyi Mba-Chiboğu ve ark. yöntemi (I), Sahrawat
ve Burford Yöntemleri (1,11) vermiştir. Diğer biyolojik ölçütlerden denet bitki azot içeriği ile Bremner yöntemi,
Stanford’un eklemeli damıtılabilir NH4-N ve eklemeli toplam azot yöntemleri en yüksek ilişkiyi vermiştir. Denet
bitki azot alımı ile de Synghal ve ark. Yöntemi ve Stanford’un eklemeli toplam azot yöntemleri en yüksek ilişkiyi
vermiştir.
Sonuç olarak, denemeye alınan toprak örneklerinin tümünü yada büyük bölümünü içeren güçlü ilişkiler elde
edilememiş olmasına karşın, Mba-Chiboğu ve ark. Yöntemi I, (Başlangıç NH4-N’u yöntemi) ve Alkali permanganat
yöntemleri, Mba-Chiboğu ve ark. (1975) yöntemi I (Başlangıç NH4 azotu yöntemi) Pasinler Ovası topraklarının
bitkiye elverişli azot indekslerini veren asıl yöntem olarak seçilmiştir. Nitekim, söz konusu yöntem ile azot
içeriğine göre azot “N” değerleri (Y=bx+c) arasındaki korelasyon katsayısı (r=0.888***), yöntemin başarı ile
kullanılabileceğini göstermiştir. Kullanılan yöntemler arasında, Mba-Chiboğu ve ark. (1975) yöntemi I. (Başlangıç
NH4 azotu yöntemi) azot içeriğine göre azot “N” değerleri (Y=bx+c) ile çok önemli düzeyde (P<0.001, r =
0.888***) bir ilişki vermiştir. Aynı yöntem, toplam azot alımına göre “N” değerleri (Y=bx+c) ve azot içeriğine
göre “N” değerleri ile (Y=ax2+bx+c) önemli (P<0.05 r = 0.610, r = 0.681*) ilişkiler vermiştir. Bu nedenle, MbaChiboğu ve ark Yöntemi I, başlangıç NH4 azotunu veren yöntemdir. Toprak analiz laboratuvarlarında kullanım
açısından, son derece kolay ve çabuk sonuç alınan bir yöntemdir. 2N KCI çözeltisi ile bir süre çalkalanan toprak
ekstraktında NH4-azotu MgO ile damıtılarak, belirlenmektedir. Sonuç olarak, deneme topraklarına uygulanan
yöntemler arasında korelasyon katsayılarının önem derecesine göre, sırasıyla, Mba-Chiboğu ve ark. (1975) yöntemi
I., Sahravvat ve Burford (1982) yöntemleri, Synghal ve ark yöntemi (1959), Bremner (1965) yöntemi ve Stanford
(1968)’un damıtılabilir, NH4-azotu yöntemi toprak analiz laboratuarlarında rutin olarak kullanılabilir.
Deneme topraklarına artan düzeylerde uygulanan azotlu gübrenin sera koşullarında yetiştirilen mısır
bitkisinde kuru madde miktarı (g/saksı), bitkilerin azot kapsamı (%) ve bitkilerin toplam azot alımları (mg N/saksı)
üzerine etkileri de incelenmiştir. Uygulanan N dozlarına (N0, N-1, N2, N3) göre bulunan kuru madde miktarları,
11 toprağın ortalaması olarak sırasıyla 5.4, 6.8, 7.1, 7.8 g/saksı şeklinde belirlenmiştir. Kuru madde miktarları, 11
topraktan 8’inde doz artışına bağlı olarak N3 dozunda en yüksek değeri almıştır. Kurumadde miktarı 2 ve 3 nolu
toprakta N2 dozunda, 8 nolu toprakta N-2 dozunda doruk değerdedir. Deneme toprakları için en uygun azot düzeyi
100 mg / saksı ( 50 ppm N ) olarak belirlenmiştir. Bu bulgulara göre, deneme toprakları bitkiye yarayışlı azot
düzeyince yetersiz ya da azota tepki gösteren topraklardır. Dekara 12.5kg N bitkiye yarayışlı azotu yeterli düzeye
çıkarmak için uygun reçete olarak önerilmektedir (Yıldız ve Aydemir, 1994 )
168
Azot %
Organik Madde %
P(ppm)
Tekstür Sınıfı
(ppm)
Mikro
Elementler
(me\100)
Alınan Yerler
Bitki
pH
Kireç
KDK (me\100)
Na (me\100)
Değişebilir
Katyonlar
Toprak
Ca
Mg
K
Fe
Cu
Zn
Mn
B (Azometin-H)
B (ICP)
2
3
4
5
Merkez AltınBaşak
Alvar
Çakırtaş Çöğender
Lahana Ayçiçeği Ayçiçeği Ayçiçeği
Buğday
8,05
7,95
8,11
6,93
8,05
2,27
0,97
4,87
0,16
1,3
21,59
30,08
26,58
16,08
28,25
eseri
eseri
eseri
eseri
eseri
12,19
4,96
16,11
4,44
15,98
7,10
12,27
9,90
3,25
8,03
9,65
8,61
13,01
3,84
12,00
1,41
1,17
1,37
3,30
1,14
3,15
3,41
4,05
2,54
2,37
2,02
0,25
eseri
2,05
eseri
2,00
2,75
1,74
6,45
2,56
0,34
0,63
0,35
0,30
0,44
1,36
1,44
0,81
0,83
0,81
0,06
0,25
0,37
0,02
0,06
2,56
2,04
1,90
2,18
1,83
43,3
40
4
3
6,66
Kil
Killi-Tın Kumlu-Tın
Kil
Kumlu-Killi-Tın
1
Tablo.4 Pasinler Ovası Tarım Topraklarının Fiziksel Kimyasal Analiz Sonuçları
Kumlu-Killi-Tın
Korucuk
Buğday
7,83
0,32
22,13
eseri
3,98
7,43
5,71
1,57
2,59
0,20
5,85
0,52
0,84
0,05
2,10
56,6
6
Müceldi
Buğday
7,73
0,19
21,87
eseri
8,54
7,96
8,25
1,42
2,23
0,20
3,77
0,89
1,93
0,18
1,73
10
Tın
7
Sunak
Buğday
8,05
12,35
33,24
eseri
19,22
11,07
15,14
1,19
2,94
0,26
1,91
0,45
0,97
0,06
2,56
10
Kil
8
10
11
Tepecik Taşkaynak Yiğittaşı
Buğday
Arpa
Arpa
8,24
7,7
8,25
14,23
12,61
7,93
24,69
35,73
22,99
eseri
eseri
eseri
35,08
41,88
34,82
9,53
5,87
10,81
22,30
23,87
22,82
1,43
1,22
1,30
2,26
2,35
2,31
eseri
eseri
eseri
1,49
2,18
3,01
0,53
0,28
0,37
1,36
0,86
0,86
0,05
0,07
0,23
2,12
2,85
2,11
16,66
20
10
Killi-Tın
Kil
Kumlu-Killi-Tın
9
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
169
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
3.3. Pasinler ovasında 3 farklı ordo topraklarının organik gübre uygulamasına tepkisi konulu çalışmada
Pasinler ovasında yaygın 3 toprak sıralarından örneklenen tarım topraklarının verimlilik durumunun, sera
şartlarında tam şansa bağlı deneme desenine göre 3 farklı toprak ordosunda (Entisol, İnceptisol ve Mollisol) 3
çeşit organik gübre (Biofarm Organik Sıvı Gübre, Humas – 15 Organik Toprak Düzenleyici, B5A Organik Sıvı
Gübre), 4 ayrı dozda üç tekrarlamalı olarak (3*4*3*3 =108 saksı) yürütülen çalışmada deneme bitkisi olarak mısır
(Zea mays L. Karadeniz yıldızı) kullanılmıştır. Sekiz hafta devam eden deneme sonucunda bitkiler hasat edilmiştir.
Gübre uygulamalarıyla mısır bitkilerinin bitki gelişimi pozitif yönde etkilenmiş, p<0.01 bitki kuru ağırlıkları,
başta azot alımı, azot içeriği olmak üzere K,Ca, Mg P gibi makro element içerikleri ile Fe, Cu, Zn, Mn gibi mikro
element içeriklerinin yanı sıra ağır metal olarak nitelendirilen Pb, Cd içerikleri de artış göstermiş ancak bu artışlar
toksik düzeye ulaşmamıştır.
Toprak örnekleri Pasinler Ovasında yaygın olarak bulunan Entisol, İnseptisol, Mollisol büyük toprak
sıralarından alınmıştır. Örnekleme yerleri yukarıda da belirtildiği üzere ovanın yapısına bağlı olarak her bir köyün
yamaç ve etek kısımlarındaki arazilerinden, ayrıca tarım yapılan alanlarla tarım yapılmamış alandaki toprakların
organik tarım açısından elverişliliğini belirlemek amacıyla işlenmiş alanlardan belirlenerek 3 farklı noktadan
alınmıştır. Böylece toprak örnekleri ovada yaygın toprak ordolarını temsil eden 3 farklı noktadan alınmıştır.
Kontrol bitkileri hariç saksılara mısır bitkisinin N ihtiyacı (15 kg N da), verilen gübrenin %20 nin mineralize
olduğu ve gübrelerin N içerikleri esas alınarak B5A, Humas15, ve Biofarm sıvı organik gübrelerinden konulmuştur.
Araştırmada kullanılan toprak örnekleri Pasinler Ovası yaygın toprak sıralarından alınmıştır. Bu 3 farklı sıradan
alınan toprak örnekleri analize hazırlık aşamasından sonra fiziksel ve kimyasal özellikleri analiz edilmiştir. Elde
edilen analiz sonuçları değerlendirecek olursa, Pasinler Ovasında yaygın olarak bulunan Entisol, İnseptisol, Mollisol
büyük toprak sıraları pH ları 7.4 – 7.9 - 8 arasında değişmekte olup pH sınıfı nötr ve orta hafif alkali arasında yer
almaktadır Topraklara değişik oranda ilave edilen Biofarm, B5A ve Humas15 sıvı organik gübre uygulamaları
sonrası bitki kök bölgesi toprak pH’sındaki değişim Entisiol toprak sıralarına yapılan gübre ilavelerinde daha fazla
olmuştur. Entisiol toprak sıralarının pH’ları 5.7-6.9 arasında değişmiş olup hafif asit ve nötr arasına ulaşmıştır.
İnseptisol ve Mollisol sıralarına yapılan uygulamalarda ise pH’da önemli değişmeler olmamıştır. Tekstürleri
killi tın ve kil arasında değişmektedir. Kireç içerikleri %1.5, 3.8 ve 14.5 olup kireçli ve orta kireçli sınıfında
yer almaktadır. KDK değerleri 40.3, 42.2 ve 43.5 me/100 gr bulunmuştur. Toprakların organik madde içerikleri
%1.4, 1.71 ve 2.71 olup az ve orta düzey arasında değişmektedir. Toprakların toplam azot (N) içerikleri %0.009,
0.010 ve 0.012 olup çok az sınıfında yer almaktadır. Bitkiye yarayışlı fosfor (P) 13.95, 17.0 ve 18.36 ppm olup,
yeterli sınıfında yer almaktadır. Araştırma konusu toprakların değişebilir katyonlar durumu incelenecek olursa,
değişebilir Ca konsantrasyonları 12.2, 12.5 ve 13.2 me/100gr olup yeterli sınıfında yer almaktadır. Değişebilir Mg
11.28, 11.64 ile 10.5 me/100 gr olup fazla sınıfında yer almaktadır . Değişebilir K 1.9, 2.5 ve 2.9 me/100 gr olup
fazla sınıfında yer almaktadır ( Tablo 5 ve 6 ) .
Pasinler ovasından alınan 3 farklı toprak sırasının besin elementi alım potansiyeli belirlenmek üzere yürütülen
sera denemesinde test bitkisi olarak mısır bitkisi (Zea mays L. Karadeniz Yıldızı) seçilmiştir. Mısır bitkisi Biofarm,
B5A ve Humas15 sıvı organik gübre ilaveli toprak sıralarında (Entisol, İnseptisol, Mollisol) yetiştirilmiştir.
Pasinler ovasından alınan 3 farklı toprak sırasının besin elementi alım potansiyeli belirlenmek üzere
yürütülen sera denemesinde indikatör olarak seçilen mısır (Zea mays L. Karadeniz Yıldızı) bitkisinin besin elementi
içeriklerinin incelenmesi sonucunda; Karadeniz Yıldızı çeşidi mısırda kuru ağırlık, yaş ağırlık, bitki boyu, yaprak
sayısı, hasat ağırlığı ve klorofil miktarında Biofarm, B5A ve Humas15 sıvı organik gübre ilaveleri ile değişiklikler
tespit edilmiştir. Karadeniz Yıldızı (Zea mays L.) çeşidi mısırda bitki yaş ağırlığı, kuru ağırlığı, yaprak sayısı, hasat
ağırlığı ve klorofil miktarının Biofarm, B5A ve Humas 15 sıvı organik gübre ilaveleriyle arttığı tespit edilmiştir.
Bitki boyunda ise önemli bir değişiklik olmamıştır.
Mısır bitkisi için %2.5-3.5 arasında yeterli kabul edilen N, Entisol toprak sırasına yapılan Biofarm sıvı
organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin N içeriği kontrol grubuna göre 4 dozunda yeterli
iken 6 dozunda yüksek, diğer Entisol sırasına ait topraklarda yetişen mısır bitkilerinin N içeriği ise genel olarak
yeterlilik sınırlarının altında olup N beslenmesi düşük düzeydedir. İnseptisol sırasına yapılan B5A ve Humas 15
sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin N içeriği genel olarak yeterlilik sınırlarının altında
olup N beslenmesi düşük düzeyde, Biofarm sıvı organik gübre uygulamasında ise mısır bitkisinin N beslenmesi
kontrol grubuna göre 2-6 dozlarında yüksek düzeydedir. Mollisol toprak sırasına yapılan B5A ve Humas 15 sıvı
organik gübre uygulamalarıyla yetişen mısır bitkilerinin N içeriği genel olarak yeterlilik sınırlarının altında olup N
beslenmesi düşük düzeyde, Biofarm sıvı organik gübre uygulamasında ise kontrol grubuna göre 2-4-6 dozlarında
mısır bitkisinin N beslenmesi yüksek düzeydedir. Mısır P içerikleri incelendiğinde %0.15-0.40 arasında yeterli
170
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
kabul edilen P, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarında uygulanan B5A, Biofarm ve Humas 15 sıvı
organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin P içeriği genel olarak yeterlilik sınırlarının üstünde
olup P beslenmesi yüksek düzeydedir. Mısır bitkisi Ca içerikleri %0.3-0.7 arasında yeterli kabul edilen Ca, Entisol,
İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarında uygulanan B5A, Biofarm ve Humas 15 sıvı organik gübre uygulamalarıyla
yetiştirilen mısır bitkilerinin Ca içeriği genel olarak yeterlilik sınırlarının altında olup Ca beslenmesi düşük
düzeydedir. Mısır K içerikleri %1.2-3.0 arasında yeterli kabul edilen K, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak
sıralarında uygulanan B5A, Biofarm ve Humas 15 sıvı organik uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin
K içeriği genel olarak yeterlilik sınırlarının üstünde olup K beslenmesi yüksek düzeydedir. Mısır Mg içerikleri
%0.1-0.5 arasında olduğunda yeterli kabul edilen Mg, Entisol, İnseptisol ve Mollisol sıralarında B5A, Biofarm
ve Humas 15 sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin Mg içeriği genel olarak yeterlilik
sınırlarının altında olup Mg beslenmesi düşük düzeydedir. Mikro elementlerden mısır bitkisi Fe içerikleri 50-250
ppm arasında yeterli kabul edilirken, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarında B5A, Biofarm ve Humas 15
sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin Fe içeriği yeterli düzeydedir. Zn içerikleri 14-50
ppm arasında yeterli kabul edilirken, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarına B5A, Biofarm ve Humas 15
sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin Zn içeriği yeterli düzeydedir. Mn içerikleri 15-100
ppm arasında yeterli kabul edilirken, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarında B5A, Biofarm ve Humas 15
sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin Mn içeriği yeterli düzeydedir. Cu içerikleri 2-20
ppm arasında yeterli kabul edilirken, Entisol, İnseptisol ve Mollisol toprak sıralarında B5A, Biofarm ve Humas
15 sıvı organik gübre uygulamalarıyla yetiştirilen mısır bitkilerinin Cu içeriği yeterli düzeydedir. Mısır Cd ve Pb
içerikleri toksik düzeylere ulaşmamış ve önemli bir değişiklik olamamıştır (Kahraman ve Yıldız, 2011).
Tablo. 5 Pasinler ovası ordolarının Bazı Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Örnek
pH
Entisol
İnseptisol
Mollisol
7.4
8.0
7.9
Organik
Madde (%)
1,4
1,71
2,71
(%)
CaCO3
1,5
14,5
3.8
KDK
me/100 gr
40,3
42,2
43,5
(%) Kil
(%) Silt
(%)Kum
38
43
45
19
19
19
43
38
36
Tekstür
Sınıfı
Killi tın
Kil
Kil
Tablo 6. Pasinler ovası ordolarının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
Örnek
(%) N
P ppm
Entisol
İnseptisol
Mollisol
0,009
0,010
0,012
13.95
17,0
18.36
K
me/100 gr
1,9
2.5
2,8
Na
me/100 gr
0.41
0.44
0.50
Ca
me/100 gr
12.2
12,5
13.2
Mg
me/100 gr
11.28
11.64
10.5
3.4. Pasinler ovası tarım topraklarının bitkiye yarayışlı bor durumunun kimyasal ve biyolojik yöntemle
belirlenmesi konulu bu çalışmada Pasinler ovasından alınan 11 farklı tarım toprağının bitkiye yarayışlı Bor (B)
durumunun biyolojik ve kimyasal ekstraksiyon yöntemi kullanarak belirlenmesi amacıyla, Pasinler Ovasına
bağlı 11 köyden alınan yüzey toprak örnekleri kullanılmıştır. Biyolojik ölçütlerin elde edilmesi amacıyla serada
saksı denemesinde mısır (Zea mays L.Var.Akpınar) bitkisi 8 hafta süreyle ve Çavdar (S.Cerale Tetraploid) bitkisi
17 gün süreyle yetiştirilmiştir. Bitkilerin hasat edilmesi sonucu B konsantrasyonu kantitatif olarak kimyasal
analiz yöntemleriyle belirlenmiştir. Bitkiye yarayışlı B un Kimyasal ekstraksiyon yönteminde Azometin-H
spektrofotometrik ve aynı ekstraktta ICP spektrometrik yöntem tercih edilmiş, ekstraksiyon sonucu elde edilen
verilerden, biyolojik ölçütlerle (Mısır ve çavdar bitkisinin B içeriği ) korele edilerek deneme topraklarının B
yeterlilik durumu irdelenmiştir.
Erzurum –Pasinler ovasında 11 farklı noktadan alınan yüzey toprak örnekleri analize hazırlık aşamasından
sonra fiziksel ve kimyasal özellikleri analiz edilmiştir. Elde edilen analiz sonuçları değerlendirecek olursa, deneme
topraklarının pH ları 6.93-8.25 arasında değişmekte olup pH sınıfı olarak nötr ve kuvvetli alkalin arasında yer
almaktadır Tekstürleri tın, kumlu killi tın, tın ve kil arasında değişmektedir. Kireç içerikleri % 0.19- 14.23 arasında
değişmekte olup kireçli ve fazla kireçli sınıf arasında değişmektedir. KDK leri 14.87 – 36.16 me /100 gr, arasında
değişmektedir. Toprakların organik madde içerikleri % 1.66 – 2.95 arasında değişmekte olup az ile orta düzey
arasında değişmektedir. Toprakların toplam azot ( N ) içerikleri % 0.02 ve 0.37 arasında değişmekte olup çok az
ile fazla sınıfları arasında değişmektedir Bitkiye yarayışlı fosfor ( P) 10 ppm ile 90 ppm arasında değişmekte olup,
171
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
yeterli ile çok fazla sınıfları arasında yer almaktadır. Araştırma konusu toprakların değişebilir katyonlar durumu
incelenecek olursa: değişebilir Ca konsantrasyonları 3.57 ile 41.89 me / 100 gr arasında değişmekte olup az ile
fazla arasında yer almaktadır Burada Ca konsantrasyonu KDK dan yüksek değerler almışsa bunun nedeni analiz
süresince gizli kirecin giderek ekstraksiyona dahil olmasıdır. Değişebilir Mg 3.10 ile 11.30 arasında değişmekte
olup yeterli ile fazla arasında yer almaktadır. Değişebilir K, 0.12 – 1.39 me / 100 gr toprak arasında değişmekte
olup, çok az ile fazla sınıfları arasında yer almaktadır. Araştırma konusu toprakların bitkiye yarayışlı P içerikleri
3 ile 56.6 ppm arasında değişmekte olup, 3,4 ve 5 nolu topraklarda az; 7, 8,10 ve 11 nolu topraklarda yeterli; 1, 2,
6, ve 9 nolu topraklarda fazla düzeydedir Mikro element durumları değerlendirilecek olursa; bitkiye yarayışlı Fe
1.08 ppm ile 3.38 ppm arasında değişmekte olup az ile orta düzeyler arasında yer almaktadır Bitkiye yarayışlı Cu
2.22 ile 4.16 ppm arasında değişmekte olup, yeterli düzeyde görülmektedir. Bitkiye yarayışlı Zn eser düzeylerle
2.5 ppm arasında değişmekte olup yetersiz ile fazla arasında yer almaktadır. Bitkiye yarayışlı Mn, 1.38 ile 6.56
ppm arasında değişmekte olup çok az ile az arasında yer almaktadır.
Deneme topraklarının bitkiye yarayışlı Bor konsantrasyonları sıcak su ekstraksiyonunda ICP okuma
değerlerine göre 0.27-1.87 ppm, Azometin-H spektrofotometrik yöntemle analiz sonucunda 0.79 – 1.99 ppm olarak
belirlenmiştir. Toprakta B ekstraksiyon sonuçlarına göre bitkiye yarayışlı B konstrasyonları her iki analiz sonucuna
göre genel olarak topraklarda çok az ile yeterli düzeyler arasında yer almaktadır. Azometin – H spektrofotometrik
okuma değerlerine toprak örneklerinin tamamında bitkiye yarayışlı B yetersiz, ICP okuma değerlerine göre ise
11 topraktan 7 sinde (1.2, 7 ve 9 nolu topraklar hariç ) yeterlilik sınırının altında bulunmuş olup, söz konusu
topraklara B gübrelemesinin yararlı olacağı görülmektedir.
Mısır bitkisi için B alımları yeterlilik düzeyinde gözükmektedir. Çavdar bitkisinin B içerikleri 8, 9, 10 ve 11
numaralı deneme toprakları hariç diğerlerinde yeterlidir. Deneme topraklarının bitkiye yarayışlı B konsantrasyonu
ICP spektrometrik analiz değerlerine göre bütün topraklarda yetersiz, Azometin-H spektrofotometrik yöntemine
göre 1, 2, 7 ve 9 numaralı topraklar hariç diğer 7 toprakta yetersiz bulunmuştur.
Sonuç olarak, Pasinler ovasını temsilen seçilen 11 toprak örneğinden Azometin –H spektrofotometrik ve
ICP spektrometrik analiz yönteminin her ikisi de biyolojik indeks olan Neubauer fide tekniği ile p<0.05 olasılık
düzeyinde önemli ilişki vermiştir.
3.5. Pasinler ovası topraklarının azot sağlama kapasitelerinin, NaHC03 VE Na4P207 ekstraktlarında
UV absorbans yöntemiyle belirlenmesi konulu araştırmada bitkiye elverişli toprak azotu ile 0.01 M NaHC03
ekstraktlarında 205, 220, 230 ve 260 nm dalga boylarındaki UV absorbans değerleri arasında yakın ilişki
olduğunu rapor edildiğine ilişkin noktadan hareketle, yapılan bu çalışmanın amacı; 0.01 M NaHC03 ve 0.5 N
kaynar Na4P2O7 ekstraklannda, Pasinler ovası topraklarının azot sağlama gücünün tahmininin mümkün olup
olmayacağını değerlendirmektir. Önceden belirlenmiş olan (Yıldız, 1994), biyolojik indeksler (azot “N” değerleri,
azot sağlanmayan bitkinin kuru madde verimi, azot içeriği ve toplam azot alımı) ile 205, 220, 230 ve 260 nm dalga
boyunda toprak ekstraklarının (0.01 m NaHC03 ve 0.5 N kaynar Na4P207 ile) UV absorbans değerleri arasında
önemli bir ilişki saptanamamıştır.
Sonuç olarak, bu araştırma, en azından araştırma konusu toprak örnekleri için, bitkiye elverişli azotun bir
ölçüsü olarak, UV absorbans yönteminin başarıyla kullanılamayacağını göstermektedir. Sonuç olarak, deneme
topraklarının organik madde miktarları veya ekstrakttaki konsantrasyonlarına ait UV absorbans değerleri,
toprakların azot sağlama göçünün tahmininde kullanılabilecek N elverişlilik indeksleri olarak gözükmemektedir.
Buradan UV absorbans yönteminin bu topraklar için kullanılabilir olmayacağı söylenebilmektedir (Yıldız ve
Aydemir, 1995 ).
4. DAPHAN Ovası Tarım Topraklarının Verimlilik Durumunun Değerlendirilmesi
4.1 Erzurum-Daphan ovası topraklarının fosfor durumunun değerlendirilmesi konulu araştırmanın amacı;
Erzurum -Daphan ovası topraklarının fosfor durumunu Biyolojik yöntem olarak seçilen Neubauer fide yöntemine
göre saptamak ve bu toprakların bitkiye yarayışlı fosfor miktarının belirlenmesinde 9 farklı kimyasal ekstraksiyon
yöntemlerinden biyolojik yöntemle en yüksek ilişkiyi verebilen yöntemi seçmektir. Bu amaçla, Daphan Ovası
topraklarından farklı 12 seriden ayrı ayrı kompoze yüzey toprak örnekleri kullanılmıştır.
Sera denemesi, Neubauer fide yöntemine göre 3 tekrarlamalı olarak kurulmuş ve yürütülmüştür.
Denemede test bitkisi olarak çavdar (S.CeraleTetraploid) kullanılmıştır.
172
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Deneme topraklarının yarayışlı fosfor içeriğinin belirlenmesinde kullanılan kimyasal ekstraktantların uygun
olanının seçilmesi amacıyla, biyolojik ölçüt olarak bitki P içeriği, bitki P alımı ve kuru madde üretimi temel
alınmıştır.
Yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda denemeye alınan topraklar için, kimyasal ekstraksiyon
yöntemlerinden hiçbiri, biyolojik yöntemlerle ilişki vermemiştir. Neubauer fide yöntemine göre söz konusu
toprakların fosfor bakımından yetersiz olduğu saptanmıştır.
Daphan ovası toprak örnekleri, daha önce seri düzeyinde etüdü yapılan alanlardan alınmıştır. Farklı 12 seriden
kompoze yüzey toprak örnekleri alınmıştır. Toprak örnekleri gölgede kurutulduktan sonra sera denemesi için 4
mm, laboratuar analizleri için 2 mm’lik elekten geçirilmişlerdir.
Toprak örneklerinin bitkiye yarayışlı fosfor kapsamının belirlenmesinde standart biyolojik yöntem olarak
Neubauer Fide Yöntemi kullanılmıştır. Toprakların tekstürleri kil ve killi tın arasında, pH’lan 7 ile 7,5 arasında,
CaC03 içerikleri %0,13 İle %29 arasında, KDK’ları 33 ile 47,6 me/100gr.arasında ve organik madde içerikleri
%1,2 ile %2,4 arasında değişmektedir (Tablo 7) .
Tablo.7 Daphan ovası tarım topraklarının bazı fiziksel kimyasal özellikleri
Top.
No:
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
Toprak
Serileri
Kum
%
Sik
%
Kil
%
Tekstür
Sınıfı
pH
(Su)
Paşayurdu
Ermecik
lspiryolu
Daphan
Makastarla
Yeniköy
Sulağandüzü
Alaca
Hancivarı
Tazegül
Ortadüzün
Çiğdemli
26
25
21
17
21
19
19
38
23
30
26
46
28
30
29
32
31
32
25
26
26
38
33
30
46
45
50
51
48
49
56
36
51
32
41
24
C
C
C
C
C
C
C
CL
C
CL
CL
L
7.4
7.4
7.3
7.0
7.2
7.3
7.1
7.4
7.4
7.5
7.5
7.1
CaC03
KDK
Organik
%
cmol. Kg-1 Madde %
6.28
3.92
0.31
0.13
0.60
0.33
0.18
0.42
1.0
29.0
1.5
6.21
39.0
43.7
43.1
48.0
47.6
41.7
50.5
43.0
45.0
33.0
36.5
33.4
1.397
1.817
1.327
1.397
1.579
1.327
1.509
1.216
1.537
2.446
1.327
1.537
Neubauer fide yöntemine göre çavdar bitkisinin kaldırdığı fosfor P205 kg/ha olarak 8,33 ile 45,4 kg/ha
arasında olup, eksik P205 kg/ha miktarları 4,6 kg/ha ile 41,6 kg/ha arasındadır.
Çavdar bitkisinin optimum verim için hektara 50 kg P205 isteği dikkate alınırsa: tablo 2 den Daphan ovası
topraklarında yetiştirilen çavdar bitkisinin kaldırdığı P205 miktarlarının en düşük 8,33 kg (12 nolu Örnek) ve en
yüksek 45,4 kg P205 (3 nolu örnek) olduğu görülmektedir. Buna göre söz konusu miktarlar 50 kg dan daha düşük
olup, ( 50 - 8,33 = 41,6 ve 50 - 45,4 = 4,6 kg P2Os / ha ) noksanlık söz konusudur. Bilindiği gibi fosforlu gübrelemede
güvenlik payı olarak %20 si yukarda verilen eksik fosforlar kadar olacak miktarda gübreleme yapılması doğru
olacaktır. Bu nedenle noksan P205 kg/ha değerleri 100/20 ile çarpılırsa gerçek P205 kg/ha miktarları belirlenmiş
olacaktır.
Daphan ovası topraklarının kireç içeriği yüksek olan bazı örnekler dışında özellikle kil içerikleri
yüksektir. Organik madde içerikleri de düşüktür. Bu nedenle toprakların bitkiye yarayışlı fosfor sağlama gücü
oldukça düşüktür. Toplam fosfor yüksek olsa da, toprakta kil oranının yüksek oluşu, hava-su ilişkilerinin bozuk
olmasına neden olarak toprakların bitkiye yarayışlı P serbestleme ve bitkinin yararlanabilme yeteneğini olumsuz
etkilemektedir. Bu toprakların özellikle hava-su ilişkilerinin düzenlenmesi açısından fiziksel düzenleyicilerin
(organik madde ve inert veya yarı inert materyaller) toprağa ilavesi önerilmektedir. Böylece toplam Fosfordan (P)
bitkiye yarayışlısının serbestlenmesi olumlu etkilenecek ve bitki gelişmesi daha sağlıklı olacaktır ( Yıldız ve ark,
2003 ).
4.2 Erzurum-Daphan ovası topraklarının ağır metal (Ni, Cd,Cr,Co ve Pb) durumunun değerlendirilmesi
konulu araştırmanın amacı, Daphan Ovası topraklarında bitkiye yarayışlı ağır metallerin DTPA ekstraksiyon
yöntemini kullanarak ağır metal konsantrasyon seviyelerini belirlemek ve bitkiler için toksik seviyelerle
173
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
karşılaştırarak değerlendirmektir. Daphan Ovası Toprak örneklerinin DTPA ekstraktlannda yapılan Cd, Ni, Pb,
Co ve Cr analizleri göstermiştir ki bu topraklarda halihazırda gerek anamateryal kaynaklı ve gerekse antropojenik
kaynaklı ağır metal kirlilik sorunu söz konusu değildir.
Araştırma materyalini oluşturan toprak örnekleri Erzurum-Daphan Ovasından 12 farklı seriden alınmıştır.
Toprak örneklerinde 7.0 ve 7.5 arasında değişen pH değerleri belirlenmiştir. Genel olarak nötr reaksiyon gösteren
toprak örneklerinin kireç içerikleri %0.13 ile 29.1 arasında, organik madde içerikleri % 1.2-2.4. KDK 34.0 ve 47.6
arasında, değişebilir katyonlardan Na: 0.56-2.43, K: 2.3-3.7, Ca; 40.2-51.0, Mg: 4.0-12.5 arasında değişmektedir.
Daphan Ovası topraklarının yarayışlı Ni, Cd, Cr, Co ve Pb içeriklerinin belirlenmesinde DTPA-tea ekstraksiyon
metodu kullanılmıştır.
Ağır metallerden biri olan Cr’un Daphan Ovası topraklarındaki konsantrasyonunun 10.5 ile 22 /ig 1’
arasında değiştiği belirlenmiştir. Tarım topraklarında 0.1-1 ppm (100-1000 ppb) normal değerler olup, deneme
topraklarında çok düşük seviyede olduğu görülmüştür.
Deneme topraklarının ekstrakte edilebilir Cd değerleri 10 ile 19 ppm arasında değişmektedir. Pendias ve
Pendias (1984) topraklar için 0.01-2 ppm Cd’u normal değerler olarak kabul etmiştir. Deneme topraklarında Cd
konsantrasyonları 10 ile 19 ppb (0.001-0.019 ppm) arasında bulunmuş olup çok düşük seviyelerdedir.
Daphan Ovası topraklarının ekstrakte edilebilir Ni konsantrasyonlarının 463-695 ppb (0.463-0.695 ppm)
arasında değiştiği belirlenmiştir. Kabata-Pendias ve Pendias (1984)’a göre; 2-750 ppm normal değerler kabul
edilmiş olup, söz konusu deneme topraklarında çok düşük bulunmuştur.
Deneme topraklarının ekstrakte edilebilir Co içerikleri, 18-157 ppb (0.018-0.157 ppm) arasında değişmektedir.
Kabata-Pendias ve Pendias (1984)’ e göre 0.5-65 ppm normal kabul edilmiş olup, topraklarda düşük seviyededir
(kritik sınır 25-50 ppm).
Deneme konusu toprakların ekstrakte edilebilir Pb değerleri ise, 155 ile 812 ppb (0.155-0.812 ppm) arasında
bulunmuş olup, Kabata- Pendias ve Pendias (1984)’a göre; 2-300 ppm normal değer kabul edildiği için yine çok
düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. Bilindiği gibi bitkiye yarayışlı besin elementlerinin ekstraksiyonlarında her
toprak koşuluna uygun ve her toprak koşulunda kullanılabilecek bir yöntem ne yazık ki mevcut değildir. Her toprak
koşuluna uygun yöntem veya toprak test tekniği öncelikle mevcut koşullarda biyolojik (bitki verileri) yöntemlerle
korele edildikten sonra seçilmektedir. Bu araştırmada DTPA-TEA ekstraksiyon yöntemi seçilmiştir. Bu yöntem
bilindiği üzere genel olarak bitkiye gerekli veya yarayışlı ağır metaller ile yarayışlı olmayan veya gereksiz ağır
metallerin ekstraksiyonunda tercih edilen üniversal bir yöntemdir. Nitekim bu metallerin ekstraksiyonunda
kullanılabilecek çok sayıda test tekniği vardır. Daha sonraki araştırmalarda bu yöntemler her koşulda ayrı aynı
denenerek bitki ağır metal alımıyla korelasyona tabi tutulduktan sonra uygun yöntemler seçilecektir ( Yıldız ve
Güler , 2005).
4.3 Erzurum-daphan ovası topraklarının bitkiye yarayışlı azot durumunun değerlendirilmesi konulu bu
araştırma; Erzurum-Daphan Ovasından alınan 12 farklı seriye ait yüzey toprak örneklerinin, sera koşullarında 3
değişik azot düzeyine (No = 0, N/=I00ppm, N2—200 pmm) bitki tepkisini ölçmek ve farklı kimyasal estraksiyon
yöntemlerinin, bitkiye yarayışlı azot miktarının belirlenmesinde kullanılabilir olup olmadığını biyolojik ölçütlerle
(A değeri.) ilişkilendirilerek saptamak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre: Daphan
Ovası topraklarına Amonyum sülfat formunda uygulanan azotun, bitki kuru madde miktarını önemli ölçüde
(P<0.01) artırdığı ve dolayısıyla, deneme topraklarının azotça yetersiz olduğunu ve bitkiye yarayışlı azot miktarının
belirlenmesinde kullanılan kimyasal ektraksiyon yöntemlerinin hiç birinin bu araştırma koşullarına göre biyolojik
ölçütler ile ilişki vermediği saptanmıştır.
Daphan ovası topraklarından örnekler alınırken, daha önce seri düzeyinde toprak etüdü yapılan (4) kaynaktan
yararlanılmıştır. Ovada belirlenen 12 toprak serisinden 0-20 cm. derinlikten kompoze toprak örnekleri alınmıştır.
Sera koşullarında 12x3x3 (12 toprak, 3 teknar, 3 doz) şans blokları deneme planına göre yürütülen çalışmada,
4 mm lik elekten geçirilmiş 2 kg hava kurusu toprak alan saksılarda test bitkisi olarak mısır yetiştirilmiştir.
Çimlenmeden sonra her saksıda 2 bitki kalacak şekilde seyreltme yapılarak, deneme sürecinde su düzeyi, tarla
kapasitesinde tutulmaya çalışılmıştır. Azotlu gübre kaynağı olarak %21’Iik (NH4)2 S04 uygulanmıştır. Azot
düzeyleri N0, N, ve N2 (0,100,200 ppm. N/Saksı) olmak üzere 3 farklı düzeyde olup, N2 düzeyinde “A değerini”
saptamak amacıyla N-15 ile zenginleştirilmiş amonyum sülfat gübresi (%5 Atom excess) kullanılmıştır. 8 hafta
sonra, hasat edilen bitkiler, saf su ile yıkanıp, 65°C de sabit ağırlığa kadar kurutularak, kuru ağırlıkları belirlenmiş
daha sonra öğütülerek azot içerikleri saptanmıştır.
174
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Deneme topraklarının mineral ve organik azot miktarını belirlemek amacıyla, toplam azot yöntemi (7),
organik madde yöntemi (8), 2N KCI yöntemi (9) Ca(OH)2 yöntemi (10), Alkalin permanganat yöntemi (11),
Asit Permanganat yöntemi (12), Saf su yöntemi (7), UV. Absorbans yöntemi (3) kullanılmıştır. Standart yöntem
olarak, başta “A değeri” (13) olmak üzere, % azot içeriği ve azot alımı kullanılmıştır. Daha sonra varyans ve
korelasyon analizleri gibi istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Deneme topraklarının tümünde, amonyum
sülfat formunda uygulanan azotlu gübre mısır bitkisinin kuru madde miktarını önemli derecede artırmıştır. Yapılan
varyans analizi sonuçlarına göre deneme toprakları ve gübre uygulamalarının mısır bitkisinde kuru madde miktarı
üzerine olan etkileri istatistiki bakımdan p< 0.01 olasılık düzeyinde çok önemli bulunmuştur. Ayrıca deneme
toprakları ve azot uygulamaları arası etkileşim de aynı ölçüde önemli olmuştur. Deneme topraklarına uygulanan
kimyasal yöntemlerin bitkiye yarayışlı azot miktarını belirlemede kullanılabilir olup olmadıklarını saptamak için
Fried ve Dean (13) tarafından geliştirilmiş olan “A değeri” esas olarak ele alınmıştır. Yöntemin esası, bitkilerin
gereksinim duydukları besin maddelerini toprak ve toprağa verilen gübre olmak üzere iki ayrı kaynaktan aldıkları
ve aynı besin maddesinin her iki kaynaktan alınan miktarının bu kaynaklardaki alınabilir miktarıyla direkt olarak
orantılı bulunduğudur. Korelasyon katsayılarına göre, No düzeyinde yetiştirilen bitkinin azot alımı ve azot içeriği
arasında p < 0.01 olasılık düzeyinde, önemli pozitif ilişki bulunduğu, diğer taraftan, biyolojik ölçütlerle, kimyasal
yöntemler arasında herhangi bir ilişki bulunmadığı için, bu araştırma koşullarında yöntemlerden hiç biri bitkiye
yarayışlı azot miktarının belirlenmesinde kullanılabilir olmamıştır (Yıldız ve ark, 1999).
4.4 Daphan Ovası Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Potasyum Miktarının Belirlenmesinde Değişik Kimyasal
Ekstraksiyon Yöntemlerinin Kullanılabilirliğinin Araştırılması konulu araştırmanın amacı, Erzurum-Daphan ovası
topraklarının potasyum durumunu Neubauer fide yöntemine göre saptamak ve bu topraklarda bitkiye yarayışlı
potasyumun belirlenmesinde 11 farklı kimyasal ekstraksiyon yönteminin (0.5 N Amonyum asetat, Morgan,
1 N Amonyum asetat, 1 M Amonyum karbonat, Amonyum bikarbonat + 0.005 M DTPA, 0.5 N Magnezyum
asetat, 0.01 M Kalsiyum klorür, 0.3 N Hidroklorik asit, 0.5 N Hidroklorik asit, 1 N Nitrik asit ve saf su yöntemi)
kullanılabilir olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla 11 farklı seriden kompoze yüzey toprak örneği alınmıştır.
Sera denemesi, Neubauer fide yöntemine göre şans blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak kurulmuş
ve yürütülmüştür. Denemede, test bitkisi olarak arpa (Hordeum vulgare) kullanılmıştır. Deneme topraklarının
yarayışlı potasyum kapsamlarını belirlemede kullanılan kimyasal yöntemlerden uygun olanının seçilmesi amacıyla
biyolojik ölçüt olarak, bitki K içeriği, total potasyum alımı ve kuru madde verimi temel alınmıştır. Yapılan
istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, denemeye alınan toprakların tümü için, kullanılan kimyasal yöntemlerin
biyolojik ölçütlerle ilişki vermediği belirlenmiştir. Neubauer fide yöntemine göre, söz konusu topraklarda
potasyum noksanlığı olmadığı, fazlasıyla yeterli düzeyde olduğu anlaşılmıştır. Daphan ovası topraklarının farklı
11 serisinden kompoze toprak örnekleri alınmıştır.
Deneme topraklarının tekstürleri kil ve killi tın arasında, pH’ları 7.0 ile 7.5 arasında CaCO3 içerikleri
% 0.13 ile % 29 arasında, katyon değişim kapasiteleri 33 ile 47.6 me/100 gr arasında ve organik madde içerikleri
% 1.2 ile 2.4 arasında değişmektedir. Bu çalışmada, Daphan ovası topraklarının bitkiye yarayışlı K sağlama
gücünün tahmininde kimyasal K elverişlilik indekslerinin vermesi beklenen 10 adet yöntem kullanılmıştır.
Elde edilen sonuçlara göre, deneme topraklarının Neubauer yöntemine göre K durumları araştırılmış ve
sonuç olarak toprakta arpa bitkisinin normal gelişmesi için, bitkiye yarayışlı K açısından bir sorun olmadığı ve
yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir (Özbek, 1969).
Arpa bitkisi K gereksinimini karşılamak için toprakta bulunması gereken K2O miktarı 85 kg/ha olduğuna
göre, 100 g toprakta iyi bir arpa ürünü için bulunması gereken en düşük yarayışlı K2O miktarı 85/6 = 14.16 mg
K2O ‘dur (Özbek, 1969). Daphan ovası toprakları için, belirlenen yarayışlı K miktarları sırasıyla; 87, 111, 154,
146, 59, 69, 168, 116, 20, 66, 113, 99 mg K2O’dur. Bu değerlerin herbirinden 14.16 çıkarılsa tamamında K2O
miktarının yeterli düzeyde olduğu görülür.
Sonuç olarak, Daphan ovası topraklarından seri düzeyinde alınan 11 farklı kompoze toprak örneklerinde
bitkiye yarayışlı potasyum miktarının belirlenmesinde değişik özelliklere sahip 11 kimyasal ekstraksiyon yöntemi
kullanılmıştır. Söz konusu yöntemlerle belirlenen, yarayışlı potasyum miktarlarına ait değerler standart yöntemlerle
karşılaştırıldığında, deneme toprakları için potasyum yarayışlılık indeksini verecek yöntem elde edilememiştir.
Bunun nedeni deneme topraklarında K seviyesinin çok yüksek olmasıdır ( Akman ve Yıldız , 1999 ).
175
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
5. Genel Sonuç ve Öneriler
Erzurum ovası tarım toprak örneklerinin kil içeriği %4.91-30.29, silt içeriği %27.54-51.87 ve kum içeriği
%36.51-64.42 arasında değişmekte olup, toprakların killi-tınlı-kumlu tınlı-killi tınlı –siltli tın ve kumlu killi tınlı
tekstür sınıfına girdiği belirlenmiştir. Toprak örneklerinin pH’ ları 6.86-8.82 arasında değişmekte olup, nötr ve hafif
alkalin reaksiyon sınıfına girmektedir. Organik madde içerikleri %0.46-4.49 arasında değişmekte olup, ‘çok az’
ile ‘yüksek’ yeterlilik sınıfına girmektedir. Toprak örneklerinin kireç içerikleri %1.01-13.97 arasında değişmekte
olup, “kireçli” ve “orta kireçli” sınıfına girmektedir. Yörede yağışın sınırlı olması, kirecin yıkanmasında etkili
olmadığını göstermektedir. Toprakların bitkiye yarayışlı kalsiyum içerikleri 12.9-13.85 cmol/kg/100gr arasında
değişmekte olup, deneme toprakları yarayışlı kalsiyum bakımından “yeterli ve fazla” yeterlilik sınıfına girmektedir.
Toprakların bitkiye yarayışlı magnezyum içeriği 9.63-11.9 cmol/kg arasında değişmekte olup, magnezyumca
yüksek (yeterli) sınıfa girmektedir.
Erzurum ovası tarım toprakları için, organik gübre olarak seçilen Biofarm (sertifikalı organik gübre) ve
çiftlik (sertifikasız) gübresinin deneme topraklarına uygulanması olumlu tepki vermiştir.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Çiftlik arazisi topraklarının pH ları 7.1 ile 8.1; organik madde içerikleri % 1.2
ile 2.7; kireç içerikleri % 0.2 ile 4.2; katyon değişim kapasiteleri 20.3 ile 35.6 me/100 g; tekstürleri tınlı; değişebilir
katyonlardan Ca+Mg 16.1 ile 30.4 me/100 g; potasyum 1.1 ile 3.7; sodyum 0.8 ile 3.9 me/100 g; bitkiye yarayışlı
Fe 4.3 ile 6.0; Mn 1.4 ile 8.7; Zn 1.5 ile 2.1; Cu 1.0 ile 1.7 ppm ve bitkiye elverişli fosfor içerikleri ise 1.3 ile
8.5 kg P205/da arasında değişmektedir.
Erzurum-Daphan Ovasından 12 farklı seriden alınan ve araştırma materyalini oluşturan toprak örneklerinde
7.0 ve 7.5 arasında değişen pH değerleri belirlenmiştir. Genel olarak nötr reaksiyon gösteren toprak örneklerinin
kireç içerikleri %0.13 ile 29.1 arasında, organik madde içerikleri % 1.2-2.4 . KDK 34.0 ve 47.6 arasında,
değişebilir katyonlardan Na: 0.56-2.43, K: 2.3-3.7, Ca; 40.2-51.0, Mg: 4.0-12.5 arasında değişmektedir. Daphan
Ovası topraklarının yarayışlı Ni, Cd, Cr, Co ve Pb içeriklerinin belirlenmesinde DTPA-tea ekstraksiyon metodu
kullanılmıştır.
Ağır metallerden biri olan Cr’un Daphan Ovası topraklarındaki konsantrasyonunun 10.5 ile 22 ppb”’
arasında değiştiği belirlenmiştir. Tarım topraklarında 0.1-1 ppm (100-1000 ppb) normal değerler olup, deneme
topraklarında çok düşük seviyede olduğu görülmüştür.
Deneme topraklarının ekstrakte edilebilir Cd değerleri 10 ile 19 ppm arasında değişmektedir. Deneme
topraklarında Cd konsantrasyonları 10 ile 19 ppb (0.001-0.019 ppm) arasında bulunmuş olup çok düşük
seviyelerdedir.
Daphan Ovası topraklarının ekstrakte edilebilir Ni konsantrasyonlarının 463-695 ppb (0.463-0.695 ppm)
arasında değiştiği belirlenmiş olup, söz konusu deneme topraklarında çok düşük bulunmuştur.
Deneme topraklarının ekstrakte edilebilir Co içerikleri, 18-157 ppb (0.018-0.157 ppm) arasında değişmekte,
topraklarda düşük seviyededir (kritik sınır 25-50 ppm).
Deneme konusu toprakların ekstrakte edilebilir Pb değerleri ise, 155 ile 812 ppb (0.155-0.812 ppm) arasında
bulunmuş olup, çok düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. Bilindiği gibi bitkiye yarayışlı besin elementlerinin
ekstraksiyonlannda her toprak koşuluna uygun ve her toprak koşulunda kullanılabilecek bir yöntem ne yazık ki
mevcut değildir. Her toprak koşuluna uygun yöntem veya toprak test tekniği öncelikle mevcut koşullarda biyolojik
(bitki verileri) yöntemlerle korele edildikten sonra seçilmektedir. Bu araştırmada DTPA-TEA ekstraksiyon yöntemi
seçilmiştir. Bu yöntem bilindiği üzere genel olarak bitkiye gerekli veya yarayışlı ağır metaller ile yarayışlı olmayan
veya gereksiz ağır metallerin ekstraksiyonunda tercih edilen üniversal bir yöntemdir. Nitekim bu metallerin
ekstraksiyonunda kullanılabilecek çok sayıda test tekniği vardır . Daha sonraki araştırmalarda bu yöntemler
her koşulda ayrı aynı denenerek bitki ağır metal alımıyla korelasyona tabi tutulduktan sonra uygun yöntemler
seçilecektir.
Daphan ovası tarım topraklarının tekstürleri kil ve killi tın arasında, pH ‘lan 7 ile 7,5 arasında, CaC03
içerikleri %0,13 İle %29 arasında, KDK’ları 33 ile 47,6 me/100gr.arasında ve organik madde içerikleri %1,2 ile
%2,4 arasında değişmektedir.
Pasinler Ovası deneme topraklarının önemli bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerine ait analiz sonuçlarına
göre; Pasinler Ovası topraklarının tekstürleri kum, tın ve kil arasında değişmektedir. Toprakların reaksiyonları (pH)
6. ile 7.53 arasında değişmekte olup, nötr ve hafif alkalin arasındadır. Toprakların kalsiyum karbonat içerikleri,
% 0.49 ile % 2.62 arasında değişmekte olup, kireç içeriği düşük topraklardır. Deneme topraklarının katyon
176
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
değişim kapasiteleri 18 me/100 gr ile 51 me/100 gr arasında değişmektedir. Kil kapsamına bağlı olarak normal
değişim göstermeyen toprakların yüksek KDK değerlerinin muhtemelen kil tipi ile ilgili olduğu düşünülmektedir.
Toprakların tarla kapasitelerindeki nem içerikleri % 16.1 ile % 41.5 arasında değişmektedir. Toprakların organik
madde içerikleri % 1.12 ile % 2.6 arasında değişmektedir. Toprakların bitkiye elverişli fosfor kapsamları
8.3 ppm ile 25 ppm arasında değişmektedir. Toprakların değişebilir sodyum (Na) kapsamları 0.97 me/100 g ile
2.03 me/100 g, değişebilir potasyum (K) kapsamları 0.48 me/100 g ile 2.31 me/100 g., değişebilir kalsiyum (Ca)
kapsamları, 12 me/100 g, ile 38 me/100 g, değişebilir magnezyum (Mg) kapsamları 1,7 me/100 g ile 5.9 me/100 g
arasında değişmektedir .
Pasinler Ovasında yaygın olarak bulunan Entisol, İnseptisol, Mollisol büyük toprak sıraları (ordo)nın , pH
ları 7,4 - 7,9 - 8,0 arasında değişmekte olup pH sınıfı nötr ve orta hafif alkali arasında yer almaktadır Topraklara
değişik oranda ilave edilen Biofarm, B5A ve Humas15 sıvı organik gübre uygulamaları sonrası bitki kök bölgesi
toprak pH’sındaki değişim Entisiol toprak sıralarına yapılan gübre ilavelerinde daha fazla olmuştur. Entisiol toprak
sıralarının pH’ları 5,7-6,9 arasında değişmiş olup hafif asit ve nötr arasına ulaşmıştır. İnseptisol ve Mollisol sıralarına
yapılan uygulamalarda ise pH’da önemli değişmeler olmamıştır. Tekstürleri killi tın ve kil arasında değişmektedir.
Kireç içerikleri %1,5, 3,8 ve 14,5 olup kireçli ve orta kireçli sınıfında yer almaktadır . KDK değerleri 40,3 , 42,2
ve 43,5 me/100 gr bulunmuştur. Toprakların organik madde içerikleri %1,4 ,1,71 ve 2,71 olup az ve orta düzey
arasında değişmektedir. Toprakların toplam azot (N) içerikleri %0,009 ,0,010 ve 0,012 olup çok az sınıfında yer
almaktadır. Bitkiye yarayışlı fosfor (P) 13,95 ,17,0 ve 18,36 ppm olup, yeterli sınıfında yer almaktadır. Araştırma
konusu toprakların değişebilir katyonlar durumu incelenecek olursa, değişebilir Ca konsantrasyonları 12,2 ,12,5
ve 13,2 me/100gr olup yeterli sınıfında yer almaktadır. Değişebilir Mg 11,28 ,11,64 ile 10,5 me/100 gr olup fazla
sınıfında yer almaktadır . Değişebilir K 1,9 ,2,5 ve 2,9 me/100 gr olup fazla sınıfında yer almaktadır Erzurum ovası
tarım topraklarının genel olarak % 20 sinde P ve K yetersiz geri kalan kısımda yeterli düzeyde olduğu sonucuna
varılmıştır.
Erzurum ovası tarım topraklarının genel olarak % 50 sinde bitkiye yarayışlı Bor ( B) yetersizdir.
Erzurum Atatürk Üniversitesi çiftlik arazisi tarım topraklarında bitkiye yarayışlı çinko ( Zn ) yeterlidir.
Erzurum şehir merkezindeki bazı kavşak topraklarının ağır metal durumu incelendiğinde, 100. Yıl Parkında
Fe, Cu ve Zn normal sınırın üzerinde bulunmuştur. Bitki örneklerinin ağır metal içerikleri incelendiğinde; Fe
metali tüm örnekleme yerlerinde (kavşaklarda) Ağustos ve Ocak ayında; Cu metali Ağustos ayında Migros
kavşağında, Ocak ayında Migros ve Üniversite kavşağında; Zn metali Ocak ayında Havuzbaşı-Üniversite kavşağı
arasında; Pb metali Ocak ayında Migros kavşağında; Ni metali Ocak ayında Günsazak (Yenişehir) kavşağında
toksik düzeyde bulunmuştur. Toksik düzeyde tesbit edilen ağır metallerin bulunduğu kavşaklar, ağır metal salınımı
ve emisyonunun genel olarak fazla olduğu kavşaklardır.
Erzurum ovası tarım toprakları genel olarak azot ( N ) açlığı çekmektedir.
Pasinler ovası tarım toprakları da keza bitkiye yarayışlı azot düzeyince yetersiz yada azota tepki gösteren
topraklardır.
Pasinler ovası tarım toprakları genel olarak azot (N) açlığı çekmekte olup, sera denemeleri temeline dayalı
olarak ortalama 12.5kg N, bitkiye yarayışlı azotu yeterli düzeye çıkarabileceği önerilmektedir.
Pasinler ovasından alınan 3 farklı toprak ordosu tarım topraklarına Biofarm, B5A ve Humas15 sıvı organik
gübre uygulamaları olumlu bitki gelişim tepkisi vermiştir.
Pasinler ovası tarım topraklarının bitkiye yarayışlı bor (B) düzeyi, % 60-70 oranında yetersiz bulunmuştur.
Daphan ovası topraklarının bitkiye yarayışlı fosfor (P) düzeyleri genelde yetersizdir. Daphan ovası tarım
topraklarında potasyum (K) yüksek düzeydedir. Daphan Ovası topraklarının toprak çözeltisinde Ni, Cd, Cr, Co ve
Pb içeriklerinin normal düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kirliliği çağrıştıran Pb, Ni ve Cd metaller düşük düzeyde
bulunmuştur.
Genel olarak toprakların organik madde içeriklerinin artırılması toprak fiziksel özelliklerini ( hava-su
ilişkilerini) düzenleyerek toprağın kondüsyona gelmesine katkıda bulunmakla kalmayıp, bitkiye besin ve tüm
toprak biyotasına enerji kaynağı olacaktır. Bunun için de bitki artıklı tarımın uygulanması, yeşil gübre bitkilerinin
yetiştirilip toprağa karıştırılması ve bitki rotasyonuna toprakta fazla miktarda bitkisel artık, dolayısıyla organik
madde bırakan yem bitkilerinin dahil edilmesi ön görülmektedir.
Mono kültür tarım uygulamasının yaygın olduğu olan yerlerde, bitki rotasyonu uygulamak, toprak işlemede
farklı toprak işleme aletleri kullanmak ve zaman zaman farklı derinlikte toprak işlemek önerilmektedir.
177
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum, Daphan ve Pasinler ovası topraklarının pH ları nötr ve alkalin aralığında değişmektedir. Kültür
bitkilerinin pH tercihinin hafif asit hafif alkalin arasında olduğu dikkate alınacak olursa, toprakların pH’sını
yükseltecek (özellikle fizyolojik alkalin karekterli kimyasal gübre) uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.
Gübre uygulamalarında toprak, iklim, bitki ve gübre özelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Ek Tablo. Bitkilerde gözlenen noksanlık belirtilerine göre bazı organik gübrelerin kullanımı
Toprakta Görülen
Eksiklikler
Toprak asitliği
Bor
Kalsiyum
Bitkide Görülen Belirtiler
Düzeltme Yolları
Toprak çok asitse, P, Ca, Mg alınabilirliği düşer.
Fe, Cu, Mn ,toksisitesi görülebilir
Yavaş büyüme, zamklaşma,
meyve içinde mantarlaşma
Kırmızı-kahverengi yapraklar,
yapraklarda kenar kuruması
-Aragonit
-Dolomitik kireç taşı
-Bor (%10)
-Bor (%14.3)
-jips (alkalin topraklar için)
-Kireç taşı
-Kaya fosfat
-Dolomitik kireç taşı (asit topraklar için)
-Bakır sülfat
-Azotlu gübrelemenin azaltılması
-Demir şelat (%10)
-Demir sülfat
-Fosforlu gübrelemenin azaltılması
-Epsom tozu (alkalen topraklar için)
-Dolomotik kireç taşı(asitli topraklar için)
-Mangan sülfat
-Dolomotik kireç taşı(asitli topraklar için)
-Kan unu
-Pamuk çekirdeği unu
-Mısır nişastası unu (10-0-0)
-Tüy unu
-Deri unu
-PH nın yükseltilmesi
-Kemik unu
-Kaya fosfat
-Yarasa gübresi
-Deniz yosunu
-Granit unu
-Odun külü
-Potasyum sülfat
-Çinko sülfat
-Çinko şelat
Bakır
Yapraklar fincan gibi kuruma ve kıvrılma
Demir
Damarlar arası kloroz
Magnezyum
Alt yapraklarda kloroz, kırmızıya dönme
Mangan
Molibden
Azot
Önce genç yapraklarda başlayan kloroz
Sararmış ve solgun yapraklar
Açık yeşil veya sarımsı yeşil yapraklar
Fosfat
Yapraklar önce koyu yeşil
Sonra kırmızı mor
Potasyum
Yaprak kenarlarında kurumalar
Çinko
Küçük sarı yapraklar
178
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Kaynaklar
Alpaslan.M., A.Güneş ve A.İnal. 1998. Denem Tekniği. Ankara Üniversitesi yayın no ; 1501. Ziraat Fakültesi Ders
kitabı: 455. ISBN 975-482-438-X. Ankara
Bilgin. N ve N. Yıldız. 2009. Erzurum ovası işlenen ve işlenmeyen tarım topraklarında yetiştirilen mısır (zea
mays l.) bitkisinin kuru madde miktarı ve mineral içeriği üzerine organik gübrelemenin etkisi ( Doktora Tezi, Fen
Bilimleri Enstitüsü)
Yıldız. N ve O.Aydemir. 1994. Pasinler ovası topraklarının azot durumunu saptamak ve bu topraklarda bitkiye
elverişli azot içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun kimyasal ekstraksiyon yöntemlerini seçilmesi
( Doktora Tezi, Fen Bilimleri Enstitüsü)
Akman, I., Yıldız, N., 1999. Daphan Ovası Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Potasyum Miktarının Belirlenmesinde
Değişik Kimyasal Ekstraksiyon Yöntemlerinin Kullanılabilirliğinin Araştırılması. Atatürk Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dergisi. 30 (1), 15-24, Erzurum. Yıldız.N. ve G.Şimşek.2005 Nötr ve Asit karakterli topraklara biyokimyasal kireç taşı tozu ilavesinin bitki
gelişmesine etkisi.Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Dergi.36 (1), 27-31 Erzurum.
Yıldız, N., O. Aydemir, A. Aydın, F. Ulusu . 1997. Suitability of Mehlich III method for assessing the plant
nutrients in Erzurum plain and acid soils . Improved Crop Quality by nutrient management. ISBN 0-7923-58503. İzmir, Turkey.
Yıldız . N ve N. Bilgin. 2008 . Erzurum Ovası Topraklarının Fosfor ve Potasyum Durumunun Neubauer Fide
Yöntemi ile Belirlenmesi. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi. Derg.39 (2), 159-165, ISSN : 1300-9036
Yıldız.N ve E. Güler, 2010. Erzurum Ovası Tarım Topraklarının Bitkiye Yarayışlı Bor Durumunun Uygun
Ekstraksiyon Yöntemleri Seçilerek Değerlendirilmesi. 5. Bitki Besleme ve Gübre Kongresi. 15-17 Eylül. Ege
Üniversitesi. Ziraat Fakültesi Dergisi. Özel Sayı. ISSN: 1018-8851.s; 458-464. İzmir.
Yıldız . N., E. Güler., N. Bilgin., F. Kahraman., F. Akkuş.,G. Er ve S. 2010. Diyarbakırlı .Erzurum Ovası
Topraklarının Kalsiyum, Magnezyum ve Molibden Durumunun Neubauer Fide Yöntemi ile Belirlenmesi. 5. Bitki
Besleme ve Gübre Kongresi. 15-17 Eylül. Ege Üniversitesi. Ziraat Fakültesi Dergisi. Özel Sayı. ISSN: 10188851. s; 447-452 İzmir.
Yıldız.N ve O. Aydemir. 1995. Pasinler Ovası Topraklarının Azot sağlama kapasitelerinin NaHCO3 ve Na4P2O7
Ekstraktlarında UV Absorbans Yöntemiyle Belirlenmesi. İlhan Akalan Toprak ve Çevre Sempozyumu. Cilt II. S:
218-227. Ankara
Yıldız, N ve A .Aydın., 1997. Erzurum Atatürk Üniversitesi Çiftlik Arazisi ve Rize Yöresi Topraklarında
Bitkiye Yarayışlı Çinkonun Belirlenmesinde Kullanılan Kimyasal Ekstraksiyon Yöntemleri. L. Ulusal Çinko
Kongresi.12–16 Mayıs. s:295–301, Eskişehir.
Yıldız, N., 1997. Erzurum-Pasinler Ovası Topraklarında Bitkiye Yarayışlı Çinkonun Belirlenmesinde Kullanılan
Kimyasal Ekstraksiyon Yöntemleri. I.Ulusal Çinko Kongresi, 12–16 Mayıs, s:311–317, Eskişehir.
Yıldız. N., M.Y.Canbolat ve O. Aydemir. 1999. Erzurum Daphan Ovası Topraklarının Bitkiye yarayışlı Azot
Durumunun Değerlendirilmesi. GAP. I. Tarım Kongresi. Şanlıurfa. s: 1043-1049
Yıldız, N., Aydemir, O., A. Aydın, F. Ulusu. 1988. Suitability of Mehlich III method for Determining of some Plant
Available Nutrients ( Ca, Mg, Na, K, Fe, Cu, Zn, Mn and P ) in Erzurum Plain and Some Acid Soils. International
Workshop on ; Improved Crop Quality by Nutrient Management . Bornova. İzmir. s; 281-284
Yıldız.N., N.Bilgin and E.Aksu. 2003. Erzurum-Daphan Ovası topraklarının fosfor durumunun değerlendirilmesi.
GAP.III. Tarım kongresi.2-3 Ekim. Şanlıurfa. s, 583-587
Yıldız. N ve E. Aksu. 2005. Erzurum- Daphan Ovası Tarım Topraklarının Ağır Metal ( Ni,Cd, Cr, Co ve Pb )
Durumunun Değerlendirilmesi. GAP.IV. Tarım Kongresi. Şanlıurfa. S; 1617-1620
Yıldız.N., S.Bulut., E.Aksu ., A.Öztürk ve Ö.Çağlar.2007. Erzurum koşullarında yetiştirilen mısır çeşitlerinin
mineral beslenme farklılıkları. Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi. 25-27 Haziran 2007. Erzurum. s: 272-276
Karaçal. İ. 2008. Toprak Verimliliği. Nobel Yayın no; 1335. Fen Bilimleri: 80 ISBN 978-605-395-133-9
Dizikısa. T ., A. M. Kumlay ., M. Pehluvan., N. Yıldız., C. Kaya., E.A.Tozlu ., M. Okçu ve Esra GÜLER. 2010.
Erzurum-Pasinler Ovası Koşullarında bazı organik gübre ve doğal mücadele uygulamalarının Patates bitkisinin
179
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
(Solanum tuberosum L. Granola) Mineral kapsamı üzerine etkisi“Türkiye IV. Organik Tarım Sempozyumu, 28
Haziran - 1 Temmuz 2010, Erzurum. s; 488-494
Bayar. E ve N. Yıldız. 2009. Erzurum şehir merkezindeki bazı kavşaklarda bitki(sarıçam, pinus sylvestris) ve
toprakların ağır metal (Fe, Cu, Zn, Mn, Cd, Pb ve Ni ) kontaminasyon durumunun belirlenmesi ( Yüksek lisans
tezi, Fen bilimleri Enstitüsü )
Kahraman. F ve N. Yıldız. 2010. Pasinler ovası tarım topraklarının organik gübre uygulamasına tepkisi ( Yüksek
Lisans tezi , Fen Bilimleri Enstitüsü)
Özbek, N., 1969. Deneme Tekniği 1. Sera Denemesi Tekniği ve Metotları. A. Ü. Z. F. Yay. 406, 162-176.
Taban.S.2009. Gübrelemede Yol Gösterici Olarak Toprak Analizleri ve Önemi. www.gubretas.com.tr/
MAKALEFILE/profdrsuleymantaban.doc ( Erişim: 16.08.2010)
Yıldız. N. 2012. Bitki Beslemenin Esasları ve Bitkilerde Beslenme Bozukluğu Belirtileri.
ISBN 978 -605-627559-0-6.
Öztaş.T., M.Akgül., A.Aydın ve M.Y. Canbolat. 1997. Atatürk Üniversitesi Çiftliği Topraklarının Verimlilik Durum
Değerlendirilmesi I: Makro Elementler (N, P, K) Atatürk Üniversitesi. Ziraat Fakültesi Dergisi. 28(1), 38-45
Aydın.A., T.Öztaş., M.Y. Canbolat ve M.Turan. 1997. Atatürk Üniversitesi Çiftliği Topraklarının Genel
Özelliklerinin İrdelenmesi . II. Kimyasal Özellikler. Atatürk Üniversitesi. Ziraat Fakültesi Dergisi. 28(1), 49-63
180
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Erzurum İli Tarımının Makinalaşma Durumu,
Sorunları ve Çözüm Önerileri
Prof. Dr. Ahmet ÇELİK
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü - Erzurum
1. Giriş
Giderek artan nüfusun gıda talebini karşılayabilmek için günümüz tarımsal üretiminde en geçerli yol birim
alandan daha yüksek verim ve kaliteli ürün elde etmektir. Bu amaçla, dünya genelinde sürekli gelişim içinde
olan; sulama, gübreleme, ilaçlama, kaliteli tohumluk ve tarımsal mekanizasyon gibi temel tarım teknolojilerinden
yararlanılmaktadır.
Tarımsal mekanizasyon ile tarımsal işlemler, insan ve hayvan gücü yerine, mekanik güç kullanılarak
yapılmaktadır. Tarımsal üretimde en önemli girdilerden biri olan tarımsal mekanizasyon, diğer tarım teknolojilerinin
uygulanması ve etkinliklerinin arttırılması yönünden de oldukça büyük bir öneme sahiptir (Erkmen ve Çelik, 1992).
Tarımsal mekanizasyondan sınırlı kaynakların etkin bir şekilde kullanılması, tarımsal faaliyetlerin zamanında ve
tekniğine uygun olarak yapılması, bu amaçla kullanılan işgücü verimliliğinin artırılması ve daha geniş alanların
işlenebilir hale gelmesi amaçlarıyla yararlanılmaktadır.
Tarımsal gelişmenin her evresinde çok önemli bir üretim girdisi olan tarımsal mekanizasyon, tarımsal
üretimde iş verimini arttırmak için insan el emeği yerine üretim teknolojilerinin gereği olarak kullanılan her türlü
mekanik aracın tasarımı, imalatı, geliştirilmesi ve uygulama deneyleri, pazarlama, işletme, bakım, onarım ve yayımı
ile ilgili hizmetlerden oluşmaktadır (Tezer, 1980). Tarımsal üretimin makina ile yapılması iş yükünün azaltılmasının
yanında, tarımsal verimliliğin ve karlılığın da artmasına yardımcı olmaktadır.
Tarımsal üretimde yer alan faaliyetlerin çok çeşitli olması ve belirli dönemlerde yapılma zorunluluğu, bu
amaçla kullanılan tarım alet ve makinalarının da yapısal olarak farklı olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle,
yapılan üretimin özelliğine göre çok değişik tip ve özellikte tarım alet ve makinalarına rastlamak mümkündür.
Ancak, satın alma maliyeti, duyulan gereksinme ve kullanım bilgisi gibi nedenlerle her işletmede arzu edilen sayı
ve özellikte tarım alet ve makinası bulmak mümkün değildir.
Tarımsal üretimde kullanılan temel güç kaynağı traktördür. Bu nedenle, bölgelerin teknik ve ekonomik
yapısına bağlı olarak değişim gösterebilen makinalaşma düzeyinin belirlenmesinde dikkate alınan birim işlenen
alana düşen traktör gücü, bugüne değin en yaygın kullanılan kriter olmuştur. Bu değerlerin sağlıklı bir şekilde
belirlenmesi, mekanizasyon düzeyi boyutunun da daha gerçekçi saptanmasına olanak sağlar (Sabancı ve Akıncı,
1994).
Erzurum ilinin makinalaşma durumu, sorunları ve çözüm önerileri üzerinde durulan bu çalışmada, tarımsal
mekanizasyonun çağdaş aracı olan traktör ve tarım alet-makinaları varlığı ile işlenen tarımsal alan verileri esas
alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesi sonucu, Erzurum ili geneli ile ilçelerin makinalaşma düzeyleri belirlenmiş ve
çeşitli karşılaştırmalar yapılmıştır. Erzurum ilinde; Aşkale, Aziziye, Çat, Hınıs, Horasan, İspir, Karaçoban, Karayazı,
Köprüköy, Narman, Oltu, Olur, Palandöken, Pasinler, Şenkaya, Tekman, Tortum, Uzundere ve Yakutiye olmak üzere
toplam 20 ilçe bulunmaktadır.
2. Tarımsal Arazi Varlığı
Toplam 2.506.600 ha olan Erzurum ili yüzölçümünün % 18’i tarıma elverişli arazi, % 65’i çayır ve mer’a
arazisi, % 9’u orman arazisi ve % 8’i tarım dışı ve yerleşim alanı amaçlı olarak kullanılmaktadır. Tarıma elverişli
arazilerin yaklaşık % 70’ inin tarımsal üretim amaçlı kullanıldığı ilde, tarıma elverişli alanların % 34’ü, işlenen
alanların % 37’si ve ekilen alanların ise % 52’si sulanabilmektedir (Anon., 2012a).
181
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum ilinde yıllık toplam yağışın yetersiz olması ve mevsimlere göre dağılışındaki dengesizlik nedeniyle
kuru tarım sistemi hakimdir. Kuru tarım uygulanan alanlarda tahıllar ön sırada yer almakta ve nadas + tahıl
münavebesi yaygın olarak uygulanmaktadır. Tarım arazilerinin kullanım durumuna göre dağılımında tarla ürünleri
% 66 ekiliş oranı ile ilk sırada yer almaktadır. Erzurum ilinde ilçelere göre değişmekle birlikte genelde hububat
üretiminde ilk sırada buğday ve arkasından arpa gelmektedir. İlde meyve ve sebze üretim alanlarının işlenen toplam
alanların % 2’sinden daha az olduğu dikkat çekmektedir.
Erzurum ili ve Türkiye geneline ait işlenen alanlar, ekilen alanlar, sulanan ve nadasa bırakılan alanlara
ait veriler Tablo 1’de verilmiştir. Tabloda görüldüğü gibi Erzurum ilinde ekilen alanların yüzdesi olarak sulanan
alanların Türkiye genelinden önemli oranda daha az olduğu görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak, kuru tarımın
ilde yaygın olduğu ve müna vebede önemli oranda nadasa yer verildiği görülmektedir.
Tablo 1. Erzurum ili ve Türkiye geneli tarım alanlarının dağılımı
Erzurum
Türkiye
İşlenen alan,
ha
351.542
23.630.063
Ekilen alan,
ha
249.597
15.712.089
Nadas alanı,
ha
99.534
4.017.197
% nadas
alanı*
28
17
Sulanan alan,
ha
129.040
11.620.516
% Sulanan
alan**
37
49
Kaynak: Anon., 2012a
* İşlenen alanların %’ si olarak nadas alanları
** İşlenen alanların %’ si olarak sulanan alanlar
Erzurum ili genelinde tarımsal faaliyet içinde yer alan 43.962 tarımsal işletme bulunmaktadır. Bu işletmelerin
yaklaşık % 80 kadarı çiftçi kayıt sisteminde yer almaktadır. Oransal olarak % 13,8 ile en çok tarımsal işletme sayısı
Horasan ilçesinde bulunurken, Horasan ilçesini % 9,4 ile Karayazı ve % 9,1 ile Şenkaya ilçeleri takip etmektedir.
Elde edilen verilere göre, yaklaşık % 0,6 ile en az işletme sayısı Pazaryolu ve % 0,9 ile Uzundere ilçelerinde
bulunmaktadır.
Tablo 2. İlçelere göre tarımsal işletme sayısı ve tarım alanları
Toplam İşletme Sayısı
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam / Ort.
Adet
%
ha
%
1.433
2.900
1.757
2.075
6.050
821
1.525
4.136
2.634
2.582
2.182
976
740
3.265
266
4.015
2.827
1.898
380
1.500
43.962
3,3
6,6
4,0
4,7
13,8
1,9
3,5
9,4
6,0
5,9
5,0
2,2
1,7
7,4
0,6
9,1
6,4
4,3
0,9
3,4
100
22.223
32.620
26.560
19.849
61.801
8.295
11.830
15.753
19.897
20.329
10.730
2.147
7.696
29.563
6.743
18.320
12.324
15.963
3.114
14.056
359.813
6,2
9,1
7,4
5,5
17,2
2,3
3,3
4,4
5,5
5,7
3,0
0,6
2,1
8,2
1,9
5,1
3,4
4,4
0,9
3,9
100
Kaynak: Anon., 2012a; Anon., 2012b; Anon., 2012c
182
İlçeler Bazında
Toplam İşlenen Plan
Ortalama
İşletme Alanı
Nadas
Alanı
ha
% İşlenen
15,5
11,3
15,1
9,6
10,2
10,1
7,8
3,8
7,6
7,9
4,9
2,2
10,4
9,1
25,4
4,6
4,4
8,4
8,2
9,4
8,2
34,7
34,4
28,2
33,7
28,5
11,5
23,7
28,6
24,8
28,3
32,7
12,6
5,3
6,3
32,9
32,5
38,1
54,2
26,2
10,6
27,7
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Erzurum ili genelinde tarımsal işletmelerin ortalama arazi büyüklüğü 8,2 ha’dır (Tablo 2). Bu değerle 6 ha
olan Türkiye ortalamasının üzerinde bir işletme alanı büyüklüğü söz konusudur. Ortalama işletme alanı büyüklüğü
bakımından Pazaryolu ilçesi 25,4 ha ile en büyük ortalama işletme alanına sahip iken, Olur ilçesi 2,2 ha ile en
küçük işletme alanına sahiptir. Toplam işlenen alan bakımından Erzurum ili işlenen alanlarının % 17,2’ si Horasan
ilçesinde bulunmaktadır. Horasan ilçesini % 9,1 ile Aziziye ve % 8,2 ile Pasinler ilçeleri takip etmektedir. Olur ilçesi
ise % 0,6 ile ilin en az işlenen tarım alanına sahiptir.
3. Traktör, Alet ve Makina Varlığı
3.1 Traktör Varlığı
Erzurum ili genelinde toplam 10.077 adet traktör bulunmaktadır. Türkiye traktör varlığının (1.125.001 adet)
% 1’ inden daha az sayıda olan Erzurum ilindeki traktörlerin % 97,3’si (9.802 adet) iki akslıdır (Tablo 3). İki akslı
traktörler içerisinde 38-52 kW güç grubu % 52,9 ile sayıca en fazla traktörden oluşmaktadır. İkinci sırada % 33 ile
26-37 kW güç grubundaki traktörler gelmektedir (Şekil 1). Toplam 275 adet olan tek akslı traktörlerin % 42,5’i 1-3
kW arasında güce sahipken, geriye kalanı 4 kW’ın üzerinde güce sahiptir. Tek akslı traktörlerin % 70’ i Palandöken
ilçesinde bulunmaktadır.
Traktör varlığının ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, beklendiği gibi, % 20,6 ile en fazla traktörün Pasinler
ilçesinde olduğu görülmektedir. Pasinler ilçesini % 10,8 ile Horasan ilçesi takip etmektedir (Şekil 2). Pasinler
ilçesinde 26-37 kW güç grubundaki traktörler en yaygın bulunurken, 18 kW gücünden az traktör hiç bulunmamaktadır.
Erzurum ili genelinde 38-52 kW gücündeki traktörlerin ilçelere göre % dağılımı incelendiğinde Şenkaya ilçesi
% 14,1 ile birinci sırayı alırken, bunu % 10,1 ile Pasinler ve % 8,4 ile Narman ilçeleri takip etmektedir (Şekil 3).
Tablo 3. Erzurum ilindeki traktörlerin güç sınıflarına göre dağılımı
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
Tek Akslı
Traktör Güç Sınıfı kW
1-3
8
24
85
117
4+
20
16
12
110
158
Tek Akslı
Traktör Güç Sınıfı kW
8-18
60
8
10
78
19-25
100
28
41
101
2
35
80
387
26-37
42
200
105
540
72
355
155
375
13
20
5
1125
80
18
10
207
3.322
38-52
406
200
45
348
370
175
58
411
251
450
315
200
214
540
118
754
167
125
8
180
5.335
53+
15
17
32
150
35
53
320
24
4
30
680
Toplam
448
575
62
485
1.060
303
454
566
743
522
327
220
469
2.020
142
754
247
155
18
507
10.077
Kaynak: Anon., 2012b
183
184
7,7
Karayazı
Narman
Pasinler
Şenkaya
15
14,1
5,2
5,8
Oltu
Aşkale
Karaçoban
Hınıs
Narman
Yakutiye
Karayazı
Aziziye
Köprüköy
Şenkaya
20,6
20
Pasinler
10,8
5,1
İspir
38 - 52
Horasan
4,9
Palandöken
3,8
10,1
3,2
4,6
7,7
2,8
4,6
7,4
2,8
5,9
2,5
Tekman
26 - 37
Güç Grupları, kW
8,4
7,6
Köprüköy
Aşkale
Palandöken
6,9
Olur
10
Horasan
Aziziye
2,2
Olur
19 - 25
6,5
4,0
Yakutiye
1,6
Tortum
8 - 18
Hınıs
3,7
İspir
1,4
Pazaryolu
0,8
5,9
3,4
Tekman
0,6
Çat
0
0,2
10
Uzundere
%
10
Oltu
3,3
4,7
3,1
3,7
2,3
Tortum
1,1
Karaçoban
2,2
0,8
Çat
5
Pazaryolu
0,1
0
Uzundere
%
%
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
60
50
52,9
40
33
30
20
6,7
0
53+
Şekil 1. İki akslı traktörlerin güç sınıflarına göre % dağılımı.
30
İlçeler
Şekil 2. İki akslı traktörlerin ilçelere göre % dağılımı.
20
İlçeler
Şekil 3. En yaygın olan 38-52 kW gücündeki traktörlerin ilçelere göre % dağılımı.
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
3.2 Alet ve Makina Varlığı
Erzurum ili ve ilçelerinde bulunan ve traktör ile kullanılan kulaklı pulluk, diskli pulluk, diskli tırmık,
kültivatör, merdane, dişli tırmık ve toprak frezesinden oluşan önemli bazı toprak işleme alet ve makinalarının
dağılımı Tablo 4’ te verilmiştir (Anon., 2012b). Toplam 17.159 adet farklı tipte toprak işleme alet ve makinasının
yer aldığı tabloda, sayısal olarak kulaklı pulluğun % 47,6 ile ilk sırada yer aldığı dikkati çekmektedir. Kulaklı
pulluğu sırasıyla, dişli tırmık, kültivatör, diskli tırmık ve merdane takip etmektedir (Şekil 4).
Toprak frezeleri her ne kadar tek geçişte tohum yatağı hazırlama avantajına sahip olsalar da toprak işleme
alet ve makinaları içindeki sayıları dikkate alındığında, Erzurum ili genelinde kullanımının oldukça sınırlı olduğu
görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri sulanan alanların yetersiz oluşudur. Mevcut toprak frezelerinin
% 33’ü Pasinler, % 35’i Pazaryolu ve % 20’si Aziziye ilçelerinde bulunmaktadır.
Toprak işleme alet ve makinaları verilerinin dağılımından hareketle, il genelinde geleneksel toprak işleme
yönteminin hala çok yaygın bir şekilde uygulamada yer aldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Tablo 4. İlçelere göre önemli bazı toprak işleme alet ve makinalarının dağılımı
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
Kulaklı
Pulluk
Diskli
Pulluk
Diskli
Tırmık
400
385
44
460
960
55
475
391
315
500
270
215
260
1.810
23
800
280
52
470
8.165
44
4
55
20
16
52
201
19
5
416
40
110
15
14
725
15
110
50
44
10
4
166
95
22
5
110
1.535
Kültivatör Merdane
Dişli
Tırmık
Toprak
Frezesi
Toplam
30
90
12
130
177
90
10
16
2
19
10
173
34
85
17
895
190
260
22
170
480
75
25
12
160
102
103
684
19
650
141
5
190
3.288
15
1
4
25
26
4
75
700
944
138
879
2.514
201
970
603
643
762
425
215
542
4.027
219
1.823
493
52
20
989
17.159
40
40
45
100
113
56
250
140
92
260
24
165
1117
22
65
53
5
198
2.785
Kaynak: Anon., 2012b
İl genelinde özellikle kuru tarım alanları için toprak işlemede toprağı devirmeden, yırtarak işleyen çizel
gibi aletlerin kullanılması kaçınılmazdır. Ancak yapılan araştırmalar bu aletin çok iyi bilinmediğini ve bu nedenle
yeterince kullanılmadığını göstermektedir (Erkmen ve Çelik, 1999). Oysa toprağı yırtarak işleyen aletlerin toprak
nemini muhafaza etme avantajı dikkate alınarak kullanılması büyük önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalardan,
Erzurum ili genelinde toprak işleme derinliğinin olması gerekenden daha yüksek seçildiği anlaşılmaktadır (Erkmen
ve Çelik, 1999). Özellikle, şeker pancarı veya patates hasadından sonraki toprak işlemede 35 cm’ye varan iş
derinliğinde gereksiz derin sürüm yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum güç ve yakıt tüketiminde önemli artışlara
neden olmaktadır.
185
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
47,6
50
%
40
30
20
19,2
16,2
8,9
10
5,2
2,4
0,4
0
Kulaklı
Pulluk
Diskli
Pulluk
Diskli
Tırmık
Kültivatör
Merdane
Dişli
Tırmık
Toprak
Frezesi
Toprak İşleme Alet ve Makinaları
Şekil 4. Bazı toprak işleme alet ve makinalarının % dağılımı.
Erzurum ili genelinde toplam 23 adet dipkazan bulunmaktadır. Bu dipkazanların 1 adedi Aşkale, 3 adedi
Hınıs, 2 adedi Horasan, 2 adedi Aziziye, 6 adedi Pasinler, 5 adedi Pazaryolu, 2 adedi Palandöken ve 2 adedi Yakutiye
ilçelerinde yer almaktadır (Anon., 2012b). Geleneksel toprak işlemede her yıl aynı alet ve makine kullanılarak,
aynı derinlikte işlenen alanlarda oluşan ve tabantaşı olarak adlandırılan sert katmanın 2-3 yılda bir dipkazan ile
patlatılması gerekliliği bu aletin gerektiği zaman kullanılması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu yönde
Erzurum ili genelindeki mevcut dipkazanlar ile işlenen tarım alanları karşılaştırıldığında dipkazan sayısında önemli
derecede bir yetersizliğin olduğu açık bir şekilde göze çarpmaktadır. İlde, tabantaşı oluşumuna yol açan kulaklı ve
diskli pulluk sayısı dikkate alındığında, 373 pulluğa 1 adet dipkazan düşmektedir.
Toprak işleme alet ve makinalarının ilçelere göre dağılımı incelendiğinde; ilde bulunan en çok alet ve
makinaların sırasıyla % 23,5’i Pasinler, % 14,7’si Horasan ve % 10,6’sı Şenkaya ilçelerinde bulunurken, en az
toprak işleme alet ve makinasının % 0,1 ile Uzundere ve % 0,3 ile Tortum ilçelerinde olduğu görülmektedir (Şekil
5). İlçelerin işlenen arazi varlığı ile karşılaştırıldığında, bir toprak işleme alet-makinası başına düşen en çok işlenen
alan sırasıyla; 307 ha ile Tortum, 192 ha ile Çat ve 155 ha ile Uzundere ilçelerinde ortaya çıkmıştır. Tortum ve
Uzundere ilçelerinde insan işgücüne dayalı, küçük ölçekli sebze ve meyve üretim alanlarının yaygın oluşu, toprak
işleme alet ve makinalarına olan ilgiyi azaltırken, Çat ilçesinde olması gerekenden daha az sayıda toprak işleme alet
ve makinasının olması çiftçinin yeterli sayıda traktöre sahip olmamasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
40
23,5
1,3
1,3
3,5
3,7
4,1
4,4
5,8
1,2
3,2
5,7
0,8
2,9
5,5
0,3
2,5
5,1
0,1
Uzundere
Tortum
Çat
İspir
Olur
Pazaryolu
Oltu
Tekman
Palandöken
Karayazı
Köprüköy
Aşkale
Narman
Hınıs
Aziziye
Karaçoban
Yakutiye
10
14,7
20
10,6
%
30
İlçeler
Şekil 5. Toprak işleme alet ve makinalarının ilçelere göre % dağılımı.
186
Pasinler
Horasan
Şenkaya
0
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Mevcut toprak işleme alet ve makinalarının bazılarının sayısal olarak dağılımının ilçelerde işlenen tarım
alanlarına ve üretimi yapılan bitki çeşidine uygun olduğu söylenebilir.
Erzurum ili ve ilçelerinde bulunan ve çoğunlukla hububat tarımı için kullanılan önemli bazı ekim-dikim ve
gübreleme makinalarının dağılımı Tablo 5’te verilmiştir (Anon., 2012b).
Erzurum ilinde toplam 1.084 adet hububat ekim makinası ve 131 adet üniversal ekim makinası bulunmasına
karşılık, pnömatik ekim makinası sayısı 41 adet ile sınırlı kalmıştır (Tablo 5). Hububat ekiminde kullanılan hububat
ve üniversal ekim makinaları başına düşen hububat üretim alanı 131 ha’dır. Oldukça yüksek olan bu alan göz
önünde bulundurulduğunda, serpme ekim yönteminin yörede hala yaygın bir şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır.
Ayçiçeği ve mısır gibi sıraya ekilen bitkilerin ekiminde ise çoğunlukla üniversal ekim makinalarından yararlanıldığı
ve bitki çıkışları tamamlandıktan sonra ise seyreltme işlemine gidildiği anlaşılmaktadır.
Tablo 5. İlçelere göre önemli bazı ekim- dikim ve gübreleme makinalarının dağılımı
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
Kimyevi Çiftlik Güb.
Hub.
Üniv.
Pnöm.
Patates
Ekim Mak. Ekim Mak. Ekim Mak. Dikim Mak. Güb. Dağ. Dağ. Mak.
Mak.
30
190
40
40
95
110
40
90
260
490
44
12
22
15
45
170
14
100
130
16
4
480
177
725
113
140
55
75
15
56
25
250
90
110
31
20
10
12
140
50
3
160
16
44
92
16
13
260
2
2
19
102
10
24
1
10
103
165
4
12
684
173
166
1117
52
231
22
34
19
95
3
650
85
201
22
65
19
53
141
19
5
5
5
5
190
198
17
28
110
895
3.288
1.084
416
1.535
2.785
Toplam
15
1
4
25
26
4
75
Kaynak: Anon., 2012b
Patates dikimi için il genelinde toplam 419 adet patates dikim makinasının bulunduğu ve bu makinaların
% 93’ ünün Pasinler ilçesinde kullanıldığı belirlenmiştir. Erzurum ili genelinde patates üretiminin yoğun bir
şekilde Pasinler ilçesinde olması patates dikim makinasının bu ilçede daha yaygın kullanılmasına yol açmıştır.
Şeker pancarı ekiminde pancar kooperatiflerinin sağladığı pancar ekim makinalarından yararlanılmaktadır.
Mevcut verilerde çiftçinin elinde yeterli sayıda pancar ekim makinası bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Son yıllarda giderek önemi artan koruyucu toprak işleme ve bunun en önemli uygulamalarından biri olan
anıza doğrudan ekime il genelinde başlangıç düzeyinde de olsa bir ilginin olduğu söylenemez. Erzurum ilinde
1’i Aşkale ve diğeri Pasinler ilçesinde olmak üzere toplam 2 adet anıza doğrudan ekim makinası bulunmaktadır.
İlde kuru tarımın hala yaygın olarak uygulamada yer aldığı dikkate alındığında, doğrudan ekimin uygulamada yer
almasının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun için de il genelinde yeterli sayıda anıza doğrudan ekim
makinasının kullanımda yer alması gerekmektedir.
187
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum ilinde anıza doğrudan ekim makinası yok denecek düzeyde olduğu için doğrudan ekim uygulaması
da söz konusu değildir. Bunun başlıca nedenleri arasında anıza doğrudan ekim yönteminin uygulanmasında yeterli
bilgi ve deneyime gereksinim duyulması, kullanılan makinaların ilk alınış fiyatlarının yüksek olması ve üreticinin
bu yöntemin etkinliği hakkında şüphelerinin bulunması ön plana çıkmaktadır. Ancak, son yıllarda doğrudan ekim
yöntemini yaygınlaştırmak amacıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı doğrudan ekim makinalarını destek
programına alarak, makina satın alma fiyatının % 50’lik bir bölümünü hibe yoluyla karşılamaktadır.
Ekim makinalarının ilçelere göre dağılımı incelendiğinde sayısal olarak en fazla ekim makinasının % 34,5
ile Pasinler ilçesinde bulunduğu ve bu ilçeyi sırasıyla % 20,1 ile Horasan ve % 18,4 ile Aziziye ilçelerinin takip
ettiği görülmektedir (Şekil 6).
Kimyevi gübre dağıtma makinalarının dağılımında % 30 ile ilk sırada yer alan Horasan ilçesini % 27 ile
Pasinler ve % 17 ile Hınıs ilçeleri izlemektedir. İl genelinde toplam 6 adet olan çiftlik gübresi dağıtma makinasının
5 tanesi Aziziye ilçesinde, geriye kalan 1 tanesi ise Pasinler ilçesinde bulunmaktadır. Çiftlik gübresi dağıtma
makinası sayısındaki yetersizlikten anlaşılmaktadır ki çiftlik gübresinin tarlaya atılması makina ile değil, insan
işgücüne dayalı klasik yöntemlerle yapılmaktadır. İşçiler tarafından kürek ile serpme şeklinde verilen çiftlik
gübresi hem zaman alıcı hem de homojen olmayan normda dağıtılmaktadır.
34,5
40
0,1
0,7
1,1
1,9
2,5
3,3
Karayazı
Şenkaya
Karaçoban
Yakutiye
Palandöken
Aşkale
0,1
Pazaryolu
Pasinler
0,1
Oltu
0,1
Narman
Horasan
0,0
Uzundere
20,1
18,4
0,0
Tortum
0,0
Tekman
Aziziye
0,0
Olur
9,1
0,0
İspir
Hınıs
0,0
Çat
10
8,0
20
Köprüköy
%
30
0
İlçeler
Şekil 6. Ekim ve gübreleme makinalarının ilçelere göre % dağılımı.
Kültür bitkilerinin gelişimini önemli derecede engelleyen yabancı ot, hastalık ve zararlılara karşı kimyasal
mücadele, bitkisel üretimin en önemli aşamalarından biridir. Bu amaçla, çok değişik tip ve özellikte makinalar
kullanılmaktadır. Erzurum ili genelinde bulunan önemli bazı tarımsal savaş makinalarının dağılımı Tablo 6’da
görülmektedir (Anon., 2012b).
İldeki mevcut tarımsal savaş makinaları verilerinden tarımsal mücadelede çoğunlukla (% 62,2) sırt
pülverizatörünün kullanıldığı, bunu atomizör ve traktör kuyruk milinden hareketli pülverizatörlerin takip ettiği
görülmektedir (Şekil 7). Sırt pülverizatörünün kuzey ilçelerinde yaygın bulunan meyve ve sebze bahçelerinin yanı
sıra, diğer ilçelerde küçük tarla alanlarında da etkin bir şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Tarımsal savaş makinalarının ilçelere göre dağılımında, % 33,3’ lük bir oran ile Pasinler ilçesi ilk sırada
gelirken, Pasinler ilçesini % 16,4 ile Yakutiye ve % 9,3 ile Pazaryolu ilçeleri takip etmektedir. Narman ilçesinde
tarımsal savaş makinasının hiç bulunmadığı dikkati çekmektedir (Şekil 8).
188
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Tablo 6. İlçelere göre önemli bazı tarımsal savaş makinalarının dağılımı
Sırt
Pülveriz.
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
8
20
3
3
27
75
12
2
2
65
20
6
182
63
11
11
5
30
25
570
Motorlu
Pülveriz.
Kuyruk Mili
Pülveriz.
1
2
1
4
18
20
4
1
30
81
Kombine
Atomizör
6
14
13
2
2
55
6
98
2
1
2
17
22
Atomizör
2
12
2
2
50
6
72
146
Toplam
11
28
6
4
57
75
12
2
15
0
69
20
10
305
85
21
12
5
30
150
917
Kaynak: Anon., 2012b
Erzurum ili genelinde bulunan hasat ve harman makinaları çoğunlukla yeşil yem ve hububat hasat ve
harmanında kullanılan makinalardan oluşmaktadır (Tablo 7). Mevcut makinalar incelendiğinde il genelinde en
yaygın hasat ve harman makinasının sapdöver harman makinası olduğu (% 31,1) ve bunu ot tırmığı ile çayır biçme
makinalarının takip ettiği görülmektedir (Şekil 9).
Hasat ve harman makinalarının ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, Pasinler ilçesinin % 18,2 ile birinci
sırada yer aldığı, bunu % 13,4 ile Horasan ve % 7,9 ile Karayazı ilçelerinin takip ettiği görülmektedir. Uzundere
ilçesi % 0,2 ile en son sırada yer almaktadır (Şekil 10).
70
62,2
60
50
%
40
30
20
15,9
10,7
8,8
10
2,4
0
Sırt
Pülverizatörü
Motorlu
Pülverizatörü
Kuyruk Mili
Pülverizatörü
Kombine
Pülverizatörü
Atomizör
Tarımsal Savaş Makinaları
Şekil 7. Tarımsal savaş makinalarının çeşitlerine göre % dağılımı.
189
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
33,3
40
1,6
2,2
2,3
3,1
Köprüköy
Olur
Şenkaya
Aziziye
1,3
Tekman
1,3
Karaçoban
9,3
1,2
Aşkale
Pazaryolu
1,1
Palandöken
8,2
0,7
Çat
İspir
0,5
Tortum
7,5
0,4
Hınıs
Oltu
0,2
Karayazı
3,3
0,0
Narman
10
6,2
16,4
20
Horasan
%
30
Pasinler
Yakutiye
Uzundere
0
İlçeler
Şekil 8. Tarımsal savaş makinalarının ilçelere göre % dağılımı.
Tablo 7. Bazı yeşil yem ve hububat hasat ve harman makinalarının ilçelere göre dağılımı
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
Çayır
Ot
Biçme M. Tırmığı
219
280
22
164
383
36
123
681
180
241
69
65
130
469
219
113
56
3
301
3.754
Kaynak: Anon., 2012b
190
300
160
25
300
606
100
125
400
265
30
45
160
203
465
73
475
57
37
5
200
4.031
Orak
Mak.
230
170
2
85
120
30
5
642
Biçer
Bağlar
Balya
Mak.
71
61
6
5
4
1
11
7
162
12
12
64
113
2
4
10
5
4
22
7
3
69
162
2
17
4
11
149
648
8
8
368
Mısır Sapdöver Saman
Toplam
SilajMk. Harman Yapma M.
3
11
1
2
4
4
2
1
153
3
15
199
400
320
37
310
769
80
75
89
280
206
185
150
149
595
52
393
223
80
15
254
4.662
2
9
6
3
1
3
635
3
1
663
1.057
947
84
777
2.009
401
327
1.185
739
512
307
379
561
2.726
259
1.122
427
192
28
928
14.967
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
İl genelinde 564 adet patates sökme makinası ile 881 adet pancar sökme makinası bulunmaktadır. Bu sökme
makinalarının yanında, ilde 2 adet de kombine patates hasat makinası ile 1 adet kombine pancar hasat makinası
bulunmaktadır. Patates sökme makinalarının % 95,4’ ü ve pancar hasat makinalarının ise % 89,1’i Pasinler ilçesinde
bulunmaktadır. Patates dikim ve hasat makinalarına benzer şekilde, şeker pancarı hasat makinalarının da neredeyse
tamamı Pasinler ilçesinde bulunmaktadır.
35
31,1
30
26,9
25,1
25
%
20
15
10
4,3
5
4,4
4,3
2,5
0
Ot
Tırnağı
Çayır
Biçme
Mak.
Orak
Mak.
Biçer
Bağlar
Balya
Mak.
Sapdöver
Harman
Mak.
Saman
Yapma
Mak.
Hasat ve Harman Makinaları
Şekil 9. Bazı yeşil yem ile hububat hasat ve harman makinalarının çeşitlerine göre % dağılımı
18,2
20
13,4
16
Yakutiye
Aziziye
Aşkale
Şenkaya
Karayazı
Horasan
Pasinler
2,7
Karaçoban
Olur
İspir
Tekman
6,2
5,2
4,9
2,5
Oltu
Köprüköy
2,2
Pazaryolu
3,7
2,1
Tortum
Palandöken
1,7
Çat
3,4
0,6
1,3
2,9
0,2
0
Uzundere
4
Narman
7,9
7,5
7,1
8
6,3
%
Hınıs
12
İlçeler
Şekil 10. Bazı yeşil yem ile hububat hasat ve harman makinalarının ilçelere göre % dağılımı
191
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Toprak işleme, ekim-dikim ve gübreleme, tarımsal savaş ve hasat-harman makinaları gruplarında yer
almayan diğer bazı önemli tarım alet ve makinaları Tablo 8’ de verilmiştir (Anon., 2012b).
Tablo 8. Değişik amaçlarla kullanılan bazı alet ve makinaların ilçelere göre dağılımı
İLÇELER
Su
Pompası
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Toplam
82
76
1
45
19
19
20
20
15
10
57
35
5
1
12
55
28
500
Derin Kuyu Yağmurlama Süt Sağım
Pompası
Tesisi
Tesisi
8
3
2
5
5
4
78
25
130
10
40
2
2
1
4
9
1
6
75
117
245
20
19
40
5
13
21
34
9
30
207
127
8
33
1
20
30
61
1.040
Tarım
Arabası
Su
Tankeri
Toplam
510
400
65
425
1018
295
420
457
435
460
290
200
283
1925
125
765
157
93
20
480
8.823
2
1
11
4
20
7
10
17
11
8
3
15
4
113
721
770
86
483
1.065
376
425
470
476
501
325
250
518
2.213
179
811
162
125
121
604
10.681
Kaynak: Anon., 2012b
Süt sağım makinalarına ait verilerin dağılımına göre ilde 1.031’i seyyar ve 9’u sabit olmak üzere toplam
1.040 adet süt sağım tesisi bulunmaktadır. Sabit süt sağım tesislerinin 5’i Aziziye’de, 2’si Yakutiye’de, 1’i Oltu’da
ve 1’i de Pasinler ilçesinde bulunmaktadır. Seyyar süt sağım tesislerinin ise % 23,3’ ü Aziziye ilçesinde ve
% 20,1 ile % 12,2’sinin sırasıyla Palandöken ve Pasinler ilçelerinde olduğu görülmektedir. Hınıs ilçesi hariç,
diğer ilçelerin tümünde süt sağım tesisi bulunmaktadır. Süt sağım tesislerinin bu denli yaygın olmasında,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının son yıllarda süt ve süt ürünlerinin hijyenik koşullarda üretiminin
artırılmasını teşvik etmek amacıyla, bu sektörde yaptığı hibe desteklerinin önemli bir payı olduğu söylenebilir.
Erzurum ili genelinde toplam 75 adet yağmurlama sulama tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin % 53,3’ü
Aziziye ilçesinde yer almaktadır. Bölgede genellikle salma sulama yöntemi tercih edildiğinden dolayı, yağmurlama
sulama tesisi sayısı oldukça azdır. Ancak, günümüzde kısıtlı bir kaynak olan sulama suyunun etkin bir şekilde
kullanımını sağlamak amacıyla yağmurlama tesisi ve özellikle damla sulama tesislerinin kullanımının artırılması
büyük önem arz etmektedir.
Erzurum ilinde toplam 8.823 adet tarım arabası bulunmaktadır. Her ilçede bulunan tarım arabalarının sayısı
incelendiğinde traktör başına yaklaşık 1 adet tarım arabası düştüğü görülmektedir. Tarım arabalarının ilçelere göre
dağılımında % 21,8 ile Pasinler ilçesi ilk sırada gelirken, % 11,5 ile Horasan ilçesi ikinci ve % 8,7 ile Şenkaya ilçesi
üçüncü sırada gelmektedir. Uzundere ilçesi ise % 0,2 ile son sırada yer almaktadır. İl genelinde tarım arabaları ile
tarımsal ürünlerin taşınmasının yanı sıra, çeşitli materyaller de taşınmakta ve bazı durumlarda ulaşım amacıyla da
kullanılmaktadır.
192
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
4. Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi
Erzurum ili ve ilçelerinin tarımsal mekanizasyon düzeyini belirlemek için birim alana düşen traktör gücü
(kW/ha), 1000 ha alana düşen traktör sayısı (traktör/1000 ha), bir traktöre düşen toplam alan (ha/traktör), ortalama
traktör gücü (kW) ve bir traktöre düşen alet ve makine sayısı (adet/traktör) kriterleri dikkate alınmıştır. Yapılan
hesaplamalardan elde edilen veriler Tablo 9 ’da verilmiştir. Elde edilen verilere göre, Erzurum ilinde birim alana
düşen traktör gücünün 1,28 kW/ha, 1000 ha alana düşen traktör sayısının 28 adet/1000 ha, bir traktöre düşen
toplam alanın 36 ha/traktör, ortalama traktör gücünün 39,9 kW ve bir traktöre düşen alet ve makina sayısının 4,9
adet/traktör olduğu görülmektedir.
Tablo 9. İlçelere göre hesaplanan tarımsal mekanizasyon kriterleri
İLÇELER
Aşkale
Aziziye
Çat
Hınıs
Horasan
İspir
Karaçoban
Karayazı
Köprüköy
Narman
Oltu
Olur
Palandöken
Pasinler
Pazaryolu
Şenkaya
Tekman
Tortum
Uzundere
Yakutiye
Erzurum
İşlenen
Alan, ha
22.223
32.620
26.560
19.849
61.801
8.295
11.830
15.753
19.897
20.329
10.730
2.147
7.696
29.563
6.743
18.320
12.324
15.963
3.114
14.056
359.813
Toplam
Traktör
Sayısı
448
575
62
485
1.060
303
454
566
743
522
327
220
469
2.020
142
754
247
155
18
507
10.077
Alet
Makina
Sayısı
2.520
3.102
288
2.473
6.628
1.134
1.757
2.250
2.218
1.771
1.060
821
1.768
12.495
688
3.968
1.089
337
83
2.631
49.081
BATG
0,87
0,58
0,12
1,05
0,69
1,30
1,23
1,47
1,26
1,12
1,31
4,44
1,81
2,71
1,00
1,83
0,81
0,41
0,21
1,30
1,28
BHTS
20,2
17,6
2,3
24,4
17,2
36,5
38,4
35,9
37,3
25,7
30,5
102,5
60,9
68,3
21,1
41,2
20,0
9,7
5,8
36,1
28,0
TBDA
TAMV
50
57
428
41
58
27
26
28
27
39
33
10
16
15
48
24
50
103
173
28
36
5,6
5,4
4,7
5,1
6,3
3,7
3,9
4,0
3,0
3,4
3,2
3,7
3,8
6,2
4,9
5,3
4,4
2,2
4,6
5,2
4,9
OTG
43,2
33,1
49,6
42,9
40,4
35,6
32,1
40,9
33,9
43,5
43,1
43,3
29,6
39,7
47,7
44,5
40,2
41,8
37,1
36,0
39,9
BATG: Birim alana düşen traktör gücü (kW/ha);
BHTS : 1000 ha alana düşen traktör sayısı (ad/1000 ha);
TBDA : Bir traktöre düşen toplam alan (ha/traktör) ;
TAMV : Bir traktöre düşen alet-makina varlığı, (adet/traktör) ;
OTG : Ortalama traktör gücü (kW)
İlçeler bazında mekanizasyon verileri incelendiğinde, birim alana düşen traktör gücü (BATG) değerinin
4,44 kW/ha ile en yüksek Olur ilçesinde olduğu görülmektedir. Olur ilçesini 2,71 kW/ha ile Pasinler ilçesi ve
1,83 kW/ha ile Şenkaya ilçeleri izlemektedir (Şekil 11).
1000 ha işlenen tarım alanına düşen traktör sayısı (BHTS) değerlerine bakıldığında 102,5 adet ile Olur
ilçesi birinci sırayı alırken, Olur ilçesini 68,3 adet ile Pasinler ilçesi ve % 60,9 ile Palandöken ilçeleri takip etmiştir
(Şekil 12).
193
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
4,44
5
Pasinler
1,83
Palandöken
1,81
Şenkaya
Karaçoban
1,31
Köprüköy
1,3
İspir
1,3
Yakutiye
1,26
Karayazı
1,23
Oltu
1,12
1
Pazaryolu
Narman
0,87
Aşkale
1,05
0,81
Tekman
Hınıs
0,69
Aziziye
0,41
Tortum
0,58
0,21
Uzundere
0
Çat 0,12
1
Horasan
2
1,47
%
3
Olur 2,71
4
İlçeler
Şekil 11. İlçelere göre birim alana düşen traktör gücü dağılımı
102,5
120
100
68,3
Olur
41,2
Şenkaya
Pasinler
60,9
38,4
Karaçoban
37,3
Köprüköy
Palandöken
36,5
İspir
25,7
Narman
36,1
24,4
Hınıs
21,1
Pazaryolu
Yakutiye
20,2
Aşkale
35,9
20
Tekman
17,6
Aziziye
Karayazı
17,2
9,7
5,8
Uzundere
Tortum
2,3
0
Çat
20
Horasan
40
30,5
60
Oltu
%
80
İlçeler
Şekil 12. İlçelere göre 1000 ha tarım alanına düşen traktör sayısı dağılımı
Bir traktöre düşen toplam alan (TBDA) değerlerinde, 428 ha ile Çat ilçesi en yüksek ve 10 ha ile Olur ilçesi
en düşük alana sahip olmuştur (Şekil 12). Çat ilçesinde 26.560 ha işlenen alana karşılık, traktör sayısının 62 adet
ile sınırlı olması, traktör başına düşen toplam alanın diğer ilçelere göre çok yüksek olmasına neden olmuştur (Şekil
13).
194
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
428,4
500
400
27,4
27,7
27,8
32,8
İspir
Yakutiye
Karayazı
Oltu
58,3
26,8
Köprüköy
56,7
26,1
Karaçoban
49,9
24,3
Şenkaya
49,6
16,4
Palandöken
47,5
14,6
Pasinler
38,9
9,8
Olur
100
40,9
103
173
200
%
300
Çat
Uzundere
Tortum
Horasan
Aziziye
Tekman
Aşkale
Pazaryolu
Hınıs
Narman
0
İlçeler
Şekil 13. İlçelere göre bir traktöre düşen toplam işlenen alan dağılımı
Erzurum ili genelinde 49,6 kW ile en büyük ortalama traktör gücü Çat ilçesinde gözlenirken, en düşük
ortalama güç 29,6 kW ile Palandöken ilçesinde elde edilmiştir (Şekil 14). Çat ilçesinde her ne kadar sayıca az
traktör bulunsa da, mevcut traktörlerin tamamının 38 kW’tan büyük olması, OTG’ nün de yüksek çıkmasına neden
olmuştur (Tablo 8).
44,5
43,5
49,6
Pazaryolu
Çat
Olur
Şenkaya
Aşkale
Oltu
Narman
Hınıs
43,3
43,2
43,1
42,9
41,8
Tortum
40,9
Karayazı
40,4
Uzundere
Horasan
Yakutiye
36
İspir
Tekman
35,6
Köprüköy
39,7
33,9
Aziziye
Pasinler
33,1
37,1
32,1
Karaçoban
30
29,6
%
40
40,2
50
47,7
60
20
0
Palandöken
10
İlçeler
Şekil 14. İlçelere göre ortalama traktör gücü dağılımı
Erzurum ilinde traktöre bağlanarak kullanılan alet ve makina sayısı 49.081 adettir. Bir traktöre düşen alet
ve makine sayısı bakımından Horasan ilçesi 6,3 adet ile ilk sırada yer alırken, Tortum ilçesi 2,2 adet ile son sırada
gelmektedir (Şekil 15). İl genelinde traktör başına ortalama 4,9 adet alet-makina düşmektedir.
195
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
6,3
Horasan
6,2
Pasinler
5,6
Aşkale
5,4
Aziziye
5,3
Şenkaya
5,2
Yakutiye
5,1
Hınıs
4,8
Pazaryolu
4,6
4,4
Tekman
4,0
Karayazı
Çat
3,9
Karaçoban
4,6
3,8
Palandöken
3,7
İspir
Uzundere
3,7
3,4
Narman
Olur
3,2
Oltu
2
3,0
4
Köprüköy
6
2,2
TAMV (adet/traktör)
8
Tortum
0
İlçeler
Şekil 15. İlçelere göre traktör başına düşen alet-makine sayısı
5. Sonuç ve Öneriler
Erzurum ilinin tarımsal yapı ve mekanizasyon özelliklerinin incelendiği bu çalışmada belirlenen önemli
bazı sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda sıralanmıştır.
İlde 43.962 adet tarım işletmesi mevcut olup, işletmelerin ortalama arazi büyüklüğü 8,2 ha’dır. Türkiye
ortalamasının üzerinde olan bu işletme büyüklüğü bir avantaj olarak görülmektedir, korunması için önlem
alınmalıdır.
Erzurum ilinde nadasa ayrılan alan, işlenen alanların % 28’i kadar iken, bu değer Türkiye ortalamasına göre
(% 17) daha yüksektir. Bu nedenle, nadas alanlarının alternatif yem bitkileriyle azaltılması, hem mevcut tarım
alanlarının daha etkin değerlendirilmesi, hem de bölgede yaygın olan hayvancılığın yem ihtiyacının karşılanması
açısından önemlidir.
Toprak işleme alet ve makinaları verilerinden yola çıkılarak il genelinde geleneksel toprak işleme yönteminin
yaygın olarak uygulandığı sonucuna varılmıştır. Bunun yerine, özellikle kuru tarım koşullarında toprak nemi ile
birlikte zaman ve enerji tasarrufu sağlayan koruyucu toprak işleme yönteminin teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması
hususunda gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.
Nadas alanlarının işlenmesinde kullanılan ve toprağı devirerek işleyen kulaklı pulluk yerine, toprağı yırtarak
işleyen ve toprak nemini muhafaza eden çizelin kullanılması büyük önem arz etmektedir. Ancak, ilde çizelin sayıca
çok yetersiz olması, bu aletin yeterince bilinmediğini ve bundan dolayı kullanılmadığını göstermektedir.
Hem birinci sınıf, hem de ikinci sınıf toprak işlemede, işleme derinliğinin fazla olması gereksiz yere güç
ve yakıt tüketimine neden olmaktadır. Özellikle, şeker pancarı veya patates hasadından sonraki toprak işlemede
yabancı ot mücadelesi için 35 cm’ ye varan derinlikte sürüm yapılmaktadır. Ancak, bu yöntemin yeterince etkin
olmadığı, zaman zaman yabancı ot kontrolü için kimyasal mücadeleye ihtiyaç duyulduğu, makina yetersizliğinden
dolayı mücadelenin yapılmadığı belirlenmiştir.
Toprak işleme alet ve makinalarının kapasite seçiminde traktör gücünden yüksek değerde rezerv güç bırakma
anlayışının bölge genelinde hakim olduğu bilinmektedir (Altıkat ve Çelik, 2009). Ayrıca, bu konuda, uzman eleman
görüşüne pek müracaat edilmediği de elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır. Bu konuda, bölge çiftçisinin daha
duyarlı olması, her türlü teknik problemin çözümünde ilgili kuruluş elemanlarının görüşüne müracaat edilmesi
anlayışının yaygınlaştırılmasına çalışılmalıdır.
Özellikle sulu tarım alanlarında, tarla trafiğini azaltan, traktör güç ve yakıt tüketimi ile birlikte işçilik ve
zaman tüketiminde önemli azalmalar sağlayan azaltılmış toprak işleme sisteminin yaygınlaştırılması yönünde
çabalar gösterilmelidir. Azaltılmış toprak işleme ile vejetasyon süresi oldukça kısa olan Erzurum ilinde toprak
işleme zamanının kısaltılması ayrıca önemli bir sorunu çözmüş olacaktır.
196
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Her yıl aynı derinlikte ve aynı ekipman kullanılarak yapılan toprak işlemede işleme derinliği altında
tabantaşı olarak bilinen sert ve geçirimsiz bir tabaka oluşmaktadır. Tabantaşı oluşan yerlerde dipkazan denilen
aletin mutlaka iki üç yılda bir kullanılması gerekmektedir. Ancak, il genelinde yeterli sayıda dipkazan olmadığı
ortaya çıkmıştır. Tabantaşının önemi ve kırılması ile ilgili çiftçiler bilinçlendirilmelidir.
İl genelinde üniversal ve pnömatik ekim makinalarının sayıca az olmasından dolayı çoğunlukla serpme
ekim yönteminin uygulandığı anlaşılmaktadır. Mısır ve ayçiçeği gibi sıraya ekilen çapa bitkilerinde ise üniversal
ekim makinasından yararlanıldığı ve bitki çıkışlarının tamamlanmasından sonra seyreltme işlemine gidildiği
ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bitki özelliklerine uygun yeterli sayıda ekim makinası kullanımı özendirilmelidir.
2011 yılı verilerine göre Erzurum ilinde 2 adet anıza doğrudan ekim makinası bulunmaktadır. Burada anıza
doğrudan ekim yönteminin ilde hiç uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Toprak işlemesiz, doğrudan ekim uygulamasının
artırılmasına yönelik olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın makinaların satın alma bedelinin yarısı
kadar hibe desteğinde bulunmasına, bazı makinalar dışında, gereken ilginin yeterince gösterilmediği söylenebilir.
Bu uygulamanın tanıtımı ve yaygınlaştırılması çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
İl genelinde bitkisel üretimde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla kimyasal mücadelede çoğunlukla sırt
pülverizatörlerinden yararlanılmaktadır. Büyük alanlarda traktör kuyruk milinden hareketli tarla pülverizatörlerinin
kullanımı özendirilmelidir.
Mevcut hasat-harman makinalarının varlığı incelendiğinde sap döver harman makinasının hububat tarımının
yoğun olarak yapıldığı kesimlerde çok yaygın kullanıldığı dikkati çekmektedir. Hububat hasat ve harmanında
işlemlerin kolay ve daha kısa zamanda yapılabilmesi için biçerdöver kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Gerekirse
küçük kapasiteli ya da ortak biçerdöver kullanımı teşvik edilmelidir.
İlde kullanılan patates ve pancar hasat makinalarının % 99,8’i sadece sökme işlemi yapmaktadır. Hasat
işleminin uzun zaman alması, havaların erken soğuması ve hatta kar yağma riski nedeniyle hasadın erken bitirilmesi
gerekmektedir. Bu nedene, tam otomatik hasat makinalarının kullanımı teşvik edilmelidir.
Erzurum ili yüzölçümünün % 65’ini kapsayan çayır ve mera arazisi kaba yem üretimi için daha bilinçli
kullanılmalıdır. Ayrıca, kaba yem açığının kapatılması için yem bitkilerinin ekilişlerinin artırılması, silaj yapımının
teşvik edilmesi gerekmektedir.
İlde süt sağım tesisi ile yağmurlama sulama tesisi de oldukça azdır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
süt ve süt ürünlerinin sağlıklı olarak üretilmesi amacıyla süt sağım tesislerini de teşvik programına almıştır. Bu
teşviklerin tanıtımı ve etkin kullanımı için gerekli bilincin oluşması için çalışmalar yürütülmelidir.
Sulama suyunun etkin kullanımını için yağmurlama sulama tesisi ve özellikle damla sulama tesislerinin
kullanımının artırılması oldukça önem arz etmektedir.
Erzurum ilinde tarımsal işletmeler ağırlıklı olarak hayvansal üretim yapmaktadırlar. Ancak, hayvancılık
için entegre tesisler kullanılmamaktadır. Özellikle, süt sığırcılığı ve süt ürünleri üretimi ihmal edilmiştir. İlde acil
olarak entegre et, deri ve süt işleme tesislerinin kurulması gerekmektedir.
Erzurum ilinde ekipman sayısı bakımından, tarım işletmelerinde en çok kullanılan tarım alet ve makineleri
tarım arabası, kulaklı pulluk, harman makinası ve ot tırmığıdır. İşletmelerde kullanılan tarım alet ve makineleri
sayı ve çeşit bakımından yeterli değildir. Dolayısıyla tarımsal mekanizasyon yeterince gelişememiştir. Bunun
için çeşitli alet ve makinaların satın alınmasında verilen hibe desteklerinin yanı sıra işletmelerin alım gücünün
iyileştirilmesi, kredi kaynaklarının artırılması ve tarım alet ve makinalarının etkin kullanımı için gerekli teknik
bilginin verilmesi gerekmektedir.
İşlenen birim alana düşen traktör gücünün az olması ortalama traktör gücü ile birlikte ilde traktör sayısının
yeterli olmadığını göstermektedir. Nitekim işlenen alan bakımından, Türkiye işlenen alanlarının % 1,5’una sahip
olan Erzurum ilinde traktör sayısı Türkiye traktör varlığının % 1’inden daha azdır.
İlde 4,4 işletmeye bir adet traktör düşmektedir. Mevcut işletmelerin yaklaşık % 23’ü traktör kullanmaktadır.
Bu oran % 100’e çıkarılmalıdır.
Erzurum ilinde bir traktöre düşen toplam işlenen alan miktarı Türkiye ortalamasından yaklaşık 2 kat daha
fazladır. İlde bulunan traktör sayısı bu bakımdan en az 2 kat artırılmalıdır. Benzer şekilde, ilde 1000 hektar işlenen
alana düşen traktör sayısı Türkiye ortalamasının oldukça altındadır.
197
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
Erzurum ilinde traktör başına düşen 4,9 adet alet ve makine sayısı Türkiye ortalamasının (5,2 adet/traktör)
altında ve gelişmiş ülkeler ortalamasının (10 adet/traktör) yarısı kadardır. Traktör başına düşen alet ve makina
sayısının arttırılması, tarımsal işlemlerin en uygun alet ve makinalar ile yapılması yönünden de kaçınılmazdır.
İlde traktör ve tarım alet ve makinalarının teknik özellikleri ve kapasiteleri ile tarım alanlarına uygun boyut
ve kapasitede seçimi konusunda üreticilerin eğitimine yer verilmelidir.
Erzurum ilinde toplam 18 adet biçerdöver bulunmaktadır. Mevcut hububat üretim alanları ile
karşılaştırıldığında sayıca yeterli olmayan bu biçerdöverlerin etkin kullanımı için kullanıcılara gerekli teknik
bilginin verilmesi büyük önem arz etmektedir.
İlde bitkisel üretim yapan işletmelerde mekanizasyon düzeyinin yükseltilmesi ve verimde artış sağlamak
için tarım alet-makina ve tesislerin kullanımının özendirilmesi ve artırılması gerekmektedir.
Satın alma maliyeti yüksek olan tam otomatik patates hasat makinası, pancar hasat makinası ve biçerdöver
gibi önemli bazı tarım makinalarında ortak makina kullanımı yoluna gidilmelidir.
Kaynaklar
Altıkat, S., Çelik, A., 2009. Erzurum İlinin Mekanizasyon Özellikleri. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Dergisi 40 (2); 57-70.
Anonim, 2012a. Tarım İstatistikleri. Türkiye İstatistik Kurumu. www.tuik.gov.tr
Anonim, 2012b. Tarım Alet ve Makinaları İstatistikleri. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), Ankara.
Anonim, 2012c. Erzurum Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Kayıtları. Erzurum.
Erkmen, Y., Çelik, A., 1992. Ağrı ilinin tarımsal mekanizasyon özellikleri, sorunları ve çözüm olanakları üzerine
bir araştırma. Tarımsal Mekanizasyon 14. Ulusal Kongresi, 14-16 Ekim, Samsun.
Erkmen, Y. ve A. Çelik, 1999. Evaluation Problems and Solution of Soil Tillage Implements and Machines Used in
Erzurum Region in Terms of Agricultural Mechanization. Proc. 7th International Congress on Mechanization and
Energy in Agriculture, 202-207, Adana.
Sabancı , A., Akıncı, İ., 1994. Dünyada ve Türkiye’de tarımsal mekanizasyon düzeyi ve son gelişmeler. Tarımsal
Mek. 15. Ulusal Kongresi, 20-22 Eylül, Antalya.
Tezer, E., 1980. Tarımsal üretim planlaması kavramı ve mekanizasyon. Tarım Sorunları ve Tarımsal Üretim
Planlaması Semineri, Ankara.
198
ZİRAİ EKONOMİ, TOPRAK VE MEKANİZASYON
Erzurum Atlama Kuleleri
199
ERZURUM TARIM RAPORU 2012
200
Download

Erzurum 2012-2013 Tarım Raporu