HİSAR OKULLARI
1996- KEMERKÖY
HİSAR OKULLARI
Kültür ve Edebiyat Dergisi
SORUMLU BÖLÜM VE ÖĞRETMENLER
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü: Canan Akbulut, Hülya Sarıkaya
YAYIN KURULU ÖĞRENCİLERİ
Can Gürkan, Defne Sokullu, Elif Adıgüzel, Estel Anahmias, İdil Çınaroğlu, Ilona Mazon, İpek
Erdem, Kiara Sadıkoğlu, Lara Çiton, Lisa Kilercioğlu, Yağmur Güngör, Yelin Kemahlı
İÇİNDEKİLER
TIRTILDAN KELEBEĞE / ECE YALÇIN
ASLAN VE CEYLAN/ MEMEDKEMAL AKSOY
GÖRÜYORUM / İPEK SAYINER
KÜÇÜK PORTAKAL AĞACI / ECE DENİS
DOĞRAMACI
ŞEKER PORTAKALI ZEZE / GÖKÇE GÖZEK
GELENEKLER / CEM KÜPELİ
SESSİZLİK /BAŞAK ONBAŞIOĞLU
SESSİZLİK / ASLI SU İLERİGELEN
SESSİZLİK / DERİN KARZAN
SESSİZLİK /LAL YÜKSEL
SESSİZLİK / İDİL ÖZGEN
SESSİZLİK DOĞA CİMŞİT
SESSİZLİK / DEFNE SÖZEN
SESSİZLİK / AYŞENAZ GÜVENDİREN
TEKNOLOJİK BAYRAM KUTLAMALARI/
NİHAN N. ARİTİ
KAPILAR / KEREM TUNA
KAPILAR / ECE ERTÜRK
KAPILAR / ALİ MAGA
ŞİİR TANIMLARI
DÜŞÜNCEYİ ÖZGÜRLEŞTİRMEK / REYHAN
TIRNAKLI
KEŞKE / ELİF İLKEL
ANILAR / ESTEL ANAHMİAS
YAŞLILIK VE BEN / BEGÜM ARIN
BAK NE HALE GELDİ/ARDA KİP
LAVİNİA / AVİTAL OVADYA
BÖYLE BİR ŞEY / ZEYNEP CEYHAN
LAVİNİA / ROMİNA MARKAROĞLU
GİTME/ TAÇ ALPAN
DÜŞ DİLİ / SELİN ERGÜLEN
LAVİNİA / ASLI DEMİR
LAVİNİA / İZZET KEBUDİ
LAVİNİA / DAMLA AKKEMİK
YENİ MİSAFİRİMİZ TEKNOLOJİ / DURU
DOĞDU
MEKTUP / GÜR AĞCI
FARKLILIKLARIMIZ / İDİL ÇINAROĞLU
SEVGİLİ DEDEM / ZEYNEP DÜZ
SINIRLAR /LARA ORCANER
BUNLAR HÂLÂ VAR /ASLI DEMİR
KAPI / ALESSİA DROWNİAK
SEVGİLİ MAVİ BONCUKLU KIZ / ALİ K.
SOYUPAK
KAPILAR / ECE ERTÜRK
UMUDUN KAPILARI / ALİ YUNUS TÜRKER
MEKTUP / BENSU SİCİM
ÜTOPYALARDA 'OLMAYAN MEKÂN/ Cem
ERSÖZ
Herkese merhaba!
İki yıl aradan sonra yine birlikteyiz. Bu kez elimizde yeni metinler,
yeni fikirler var. Her yeni fikir, yeni bir buluşun taslağı gibidir. Taslaklar
da buluşları kadar önemlidir ne de olsa... Taslağını yapmadan buluşu
gerçekleştirmek mümkün değildir. Yazı yazmak da yaratmaktır. Yazmaya
başlamadan, biraz karalamadan, kağıda düşüncelerinizi kabaca
dökmeden, devamını getiremezsiniz. Ne kadar yazarsanız o kadar
deneyim kazanırsınız ve bu doğrultuda, yazmaya devam ettikçe de daha
zengin ve güzel ürünler ortaya çıkarırsınız. Yazı yazmak büyük bir sabır
gerektirir, özellikle yazmayı seviyorsanız işiniz daha da kolaydır. Sayfalar
dolusu yazarsınız, yine de sabrınız tükenmez, tutkuyla yazmaya devam
etmek istersiniz. Bizler de bu yazı tutkusunu hep beraber paylaşmak üzere
buraya toplandık. Elinizdeki dergiyi tutku, sabır, sevgi, azimle yarattık.
Keyifle okuyacağınız bu dergi, arkadaşlarınızın yazılarıyla dolu, hatta
içine serpiştirilmiş yazıların arasında kendi yazdıklarınızı da bularak ufak
bir sürpriz bile yaşayabilirsiniz. Biz bu dergiyi oluştururken çok zevk
aldık, sizin de okurken çok zevk alacağınızdan eminiz.
Umarız beğenirsiniz, iyi okumalar…
Hisar Okulları Dergi Kulübü
Aslan ve Ceylan
Tırtıldan Kelebek Olmak İçin
Bir sabah, uyanmış bir aslan,
Merhaba, benim adım Yeşil. Adımı yeşil bir
tırtıl olduğum
için "Yeşil" koymuşlardı.
Şimdi ben rengârenk bir kelebeğim. Neyse
ben lafı uzatmadan size öykümü anlatayım.
Sıcak bir kış günü karların içinde doğmuşum.
Yumurtam karlarla kaplıymış. Annem ise
ortalıkta yokmuş. Minik bir tırtılken bir hafta
içinde yiyerek olgun bir tırtıl olmuştum.
Bende vakit kaybetmeden ağacın birine
gittim ve kozamı yaptım. Başkalaşım
başlıyordu. Birkaç gün sonra kozamdan
çıktım. Birbirinin simetrisi olan kanatlarım
yapış yapıştı. Artık ben bir tırtıl değildim.
Artık kanatlarım ve antenlerim vardı. Bir saat
sonra kanatlarım kurudu. Artık çok güzel bir
kelebektim. Çiçeklerin üstünde zıplayıp
eğleniyordum. İşte bu benim hayatım. İlginiz
için çok teşekkür ederim.
Ece Yalçın 5.Sınıf
Hedefi varmış tabii ki.
Bir av için uyanmış.
Bir sabah, uyanmış bir ceylan,
Onun da hedefi varmış tabii ki.
Av olmamak için uyanmış.
Eğer aslan hedefini sabırla ve gücüyle takip etmezse,
Aç kalacaktır.
Eğer ceylan av olmak istemiyorsa,
Her gün tetikte olmalıdır,
Yoksa av olacaktır, hızlı olmazsa
Bu onu tedirgin ve ürkek yapar.
Aslan tam da bunu ister,
Bu artık onun için çok kolay bir avdır.
Çünkü tedirginliktir insanın korkusunu açığa çıkaran.
Bir gün bizim ceylan uyanmış sabah olunca,
Bir hışırtı duymuş çalılardan.
Aslan zannetmiş, irkilmiş ve korkmuş,
Ters yöne koşmuş.
Ancak duyduğu ses sadece rüzgârmış,
Asıl aslan tam karşısında belirmiş.
Ne yapacağını bilememiş zavallı ceylanımız,
Aslan da hemen saldırmış.
Aslanı sabırlı şekilde beklerken ceylan
Korkup ona kendisi gelmiş.
Bizim ceylanın arkadaşları da bu hikâyenin üzerine,
Bir daha boşuna korkmayacaklarını söylemişler.
Bu tıpkı insanın kendi hayatını,
Sadece korktuğu için kaybetmek gibidir.
Memedkemal AKSOY 5.Sınıf
GÖRÜYORUM, YAPIYORUM
Ben Kübra,20 yaşında öğrenciyim. Ailemle birlikte Ankara’ da oturuyoruz ve
görme engelliyim. Biliyorum bu size çok üzücü geliyor; ama sizin yaptığınız çoğu
şeyi ben de yapmaya çalışıyorum. Sevdiklerim bana yardımcı oluyor. Üzülmenize
gerek yok. Görmenin ne olduğunu bilmiyorum; ama kendimi bir bakıma şanslı
hissediyorum, dünyada olup biten kötü şeyleri görmüyorum.
Başka arkadaşlarım da var. Onlarla çok iyi vakit geçiriyorum. Spor yapıyorum.
Yürüyüş bana çok iyi geliyor. Her sabah annem ile beraber en az bir saat yürüyüş
yapıyoruz. Bizim durumumuzu anlamak için bir günlüğüne bizim gibi olan duyarlı
gençler var. Son yıllarda trafik ışıkları sesli olmaya başladı. Bu bizim açımızdan çok
iyi bir şey. Bazı şirketlerin gönüllü çalışanları, bize kitap okuyorlar. Aynı zamanda
sesli kitaplar da var. Bizim için alfabe bile var. Kitap okumayı çok seviyorum. İleride
politikacı olmak istiyorum. Herkes bize engelli diyor, ama ben dünyayı hep
görüyorum…
İpek SAYINER 5. sınıf
“Şeker Portakalı” adlı kitaptan hareketle bir
ağacın öyküsü
KÜÇÜK PORTAKAL AĞACI
Ben bir portakal çekirdeğiyim. Bir ağaç olup portakal
vermek için sabırsızlanıyorum. Akdeniz kıyılarına
yakın bir çiftlikte annemle beraber yaşıyorduk.
Oldukça sulu bir portakaldım, diğer kardeşlerim gibi.
Sonra bir gün bir çiftçi geldi, beni ve kardeşlerimi
topladı. Ardından, bizi kendi evine götürdü ve bir
güzel yedi. Geriye kalan çekirdeklerimizi aldı ve bir
yere götürdü. Sonra biriyle konuştuğunu duyduk.
Annemizin çok sulu portakallar verdiğini, bizim de
onun çocuklarının çekirdeği olduğumuzu anlatıyordu.
Sonra bizi bir adama verdi. Adam bizi bir sandığa
koydu ve bir uçağa bindirdi.
Şu an başka bir ülkedeyiz. Evimiz olan Akdeniz
kıyılarından çok daha sıcak burası. Uçaktan çıktık, şu
an bir çiftliğe doğru yol alıyoruz, bunu duyuyorum.
Sonunda çiftliğe geldik. Bir adam bizi aldı ve
toprağın altına gömdü. Toprak nemliydi, çünkü bu
çiftlikte küçük bir dere vardı ve biz de onun yanına
gömülmüştük. Toprağın suyunu emmeye başladık. Su
bizi ferahlatıyordu. Her gün toprağın altında yeni
canlılarla tanışıyorduk. Böcekler, köstebekler,
solucanlar…Her türden canlı vardı toprağın altında.
Bir gün o kadar çok su emdik ki çatladık. Köklerimizi
verimli toprağa saldık. Yeraltındaki arkadaşlarım ve
bize her gün özenle bakan çiftçi sayesinde hızla
büyüyorduk.
İlk kök saldığım günden birkaç ay geçti. Hatırlıyorum
da ilk defa kök saldığımızda ne kadar da mutlu
olmuştuk Şimdi ise bir ağacız. Daha küçüğüz, ancak
gelecek yıl meyve vermek istiyoruz. Çocuklarımızın
da bizim gibi bir sandıkta macera yaşamasını çok
isteriz. Kim bilir, belki bir gün onlar da bizim
evimiz olan Akdeniz’i görürler.
Ece DENİZ 5. Sınıf
ŞEKER PORTAKALI ZEZE
“İnsan yüreğinin, bütün güzellikleri içine alabilmesi,
içine dolabilmesi için çok büyük olması gerektiğini
biliyorum.” Çünkü bir insan her sevdiğine ayrı değer
veriri, bir ayrı sever. Hepsine de kalbinde geniş bir
yer vardır. Kalbimizi bir ev gibi düşünebiliriz mesela.
Bir çok odası olan ve her bir odasında birinin
yaşadığı bir ev. Yeni bir insan geldiğinde odalar
küçülmüyor. Yeni bir oda yapılıyor.
İşte böyledir kalbimiz. İşte bu yüzden insan yüreğinin
bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük
olması gerektiğini biliyorum.
Gökçe GÖZEK 5. Sınıf
GELENEKLER
Zaman geçtikçe gelenekler, teknolojiye karşı
koyamıyor. El öpmeler, ziyaretler, kutlamalar vb.
hepsinin yerini e-posta, mesaj, yani teknoloji alıyor.
Nice bayramlar kutlandı, telefon, sms yok ken herkes
büyüklerini ziyaret etti, çocuklar harçlık aldı ve
büyüklerinin elini öptü, onlarla sohbet etti. Şimdi
bakın ne oldu. Sanal ortam ile bayram kutlayanlar,
sms ile sohbet edenler, e-posta ile kutlamalar
gönderenler…
Yenilikçilik demek, eskisini boş vermek, demek
değildir. Teknoloji insanoğlunun en büyük ihtiyacı;
ancak hiçbir geleneğin önüne geçmemeli. Gelişmek
farklı bir şey, değişmek farklı…
Cem KÜPELİ 6. Sınıf
SESSİZLİK
İnsanlar, bazen istediklerinde, bazen de zorunlu
olarak sessiz kalırlar. Zaman zaman kendini en iyi
ifade etme yolu sessiz kalmaktır. Bazı zamanlarda da
başka insanlar bizi yönettiği için onların baskısı ve
zoruyla sessiz kalırız.
Sessizlik, sadece konuşmamak değildir;
hareketlerimiz, duygularımız ve yazılarımızla da
sessiz olabiliriz.
Sessiz kalmak, kendi isteğimizle olduğunda en
doğru olandır. Söyleyeceğimiz şey sessizliği bozacak
kadar değerli değilse, sessiz kalmak ve hiçbir şey
söylememek mantıklı bir seçenektir. Ancak
kendimizi savunmak istediğimizde asla sessiz
kalmamalıyız!
Başak ONBAŞIOĞLU 6. Sınıf
SESSİZLİK
Sessizlik deyince aklıma
kırda ben ve güneş geliyor,
kitap okuyoruz.
Sadece yağmur damlalarının sesi
geliyor
Huzur veriyor bana.
Şömine ve sıcak çikolatamla
rahatlığımın sessizliğini hissediyorum
.
Sessizlik deyince aklıma kötü
düşünceler de geliyor.
İçime kapanmış bir zincirdir
sessizlik. Ve karanlık bir zindanda
yaşamaktır.
Mutsuzluk, içine kapanmış biri gibi
hiç konuşamamaktır.
Suskunluk ,benim için karanlık bir
oda.
Aynı zamanda iyi bir hastalık ilacıdır.
Sessizlik hem bir ilaç hem de bir
mikroptur.
Aslı Su İlerigelen 6. Sınıf
SESSİZLİK
Bazen insan sessizlik ister,
Huzur ister,
Sessizlik bazen hüzün verir,
Yalnız hissedersin.
Aslında sessizlik en büyük gürültüdür,
Sanki dünyadaki herkes başınıza toplanmış,
Bağrışıyor,
Bazen korkarsınız sessizlikten.
Canınızı acıtır,
İçinize kapanırsınız,
Sessizlik bazen ihtiyacınızdır,
Bazen de korkunuzdur.
Derin Karzan 6. Sınıf
SESSİZLİK
Bazen sessizlik insanlar için en iyi ilaç, bazen
de en çok korkulan şeydir. İnsanlar, özellikle
de büyükşehirlerde yaşayanlar, tatillerde,
hafta sonlarında veya boş buldukları
zamanlarında sessizlik ve huzur isterler. Ama
bunlar sessizlik içinde yaşayan insanlar için
değişir.Böyle insanlar da bir ses veya bir
gürültü isterler. Bence sessizlik hem iyidir,
hem de kötüdür. Üzgün ya da hasta
olduğumuz zamanlarda insanlara huzur verir.
Mutlu olduğumuzda ve canımız birşey
yapmak istediğinde ise bir işkencedir.
Lal YÜKSEL 6. Sınıf
SESSİZLİK
Bir gün evde ders çalışıyordum. Annem ve
babam uyuyorlardı. Bir süre sonra sıkılmaya
başladım, ama bu sıkıntı ders çalışmaktan
gelmiyordu; çünkü en sevdiğim dersi
çalışıyordum. İçime bir kurt düşmüştü. Çok
merak ettim. Acaba canımı sıkan şey neydi?
O anda bir kuşun melodilerini duydum. Bir
anda keyfim yerine geldi. Böylece sessizlikten
sıkıldığımı anladım. Demek ki sessizlik her
zaman iyi gelmiyordu. Bize yardım ettiği gibi,
bizim canımızı da acıtabiliyordu.
Doğa CİMŞİT 6. Sınıf
ÇOK SESSSİZ
Bir sıkıntı bastı içimi,
Ses yok etrafımda.
O gülmek ve adım sesleri,
Yok dışarıda.
Sanki evim terk edilmiş,
Sanki dünya durmuş.
Birliğin de sesi kesilmiş,
Her yer çok sessiz.
Sevmediğim araba sesleri,
İnsanların bağırmaları,
Duymak istesem bile uzakta gibi,
Çünkü her yer çok sessiz.
Selma ÜNVER 6. Sınıf
SESSİZLİK
Bazen sessizlik insana huzur verir. Komiktir
ki bazen de o bayıldığımız sessizlik içimizi
acıtır. Sanki bitmez tükenmez bir
yalnızlıktır. En ağır gürültüdür bizim için. O
kadar rahatsız eder ki sanki bir anda tüm
radyolar açılmış ve beynimize işliyor
gibidir. O an hüzün çöker içimize. Belki o
an
konuşmanın
değerini
anlarız.
Konuşmaktan çok iletişimin önemini. İşte o
zaman, yani sustuğumuzda hayatımıza
gerçek bir engel koymuş oluruz.
Ayşenaz GÜVENDİREN 6. Sınıf
TEKNOLOJİK BAYRAM
KUTLAMALARI
Eskiden insanlar bayramları, hep birlikte
toplanıp yemek yiyerek, sohbet ederek
geçirirdi. Ama artık insanlar sofrada bile
birbirlerinin
yüzüne
bakmıyorlar.Hatta
ailelerini telefon yerine iki kelimelik
mesajlarla
hatırlarını
sorduklarını
zannediyorlar.
Oysa
büyüklerimiz,
anneannelerimiz, dedelerimiz bu mesajları
gördükçe onlara eskisi kadar değer
vermediğimizi düşünüyorlar. Üstelik bu
sadece çocuklarda değil, büyüklerde de
oluyor. Bir gün annem, ben, ağabeyim, babam
adaya gittik. Bir kafede oturuyorduk,
anneannemin dışında hepimiz ipad’le ya da
telefonla bir şeyler yapmaya dalmıştık.
Anneannem de fotoğrafımızı çekip:”Vallahi o
kadar çok konuştunuz ki başım şişti.” dedi.
Aslında çok kolaydı; çünkü tam da teknoloji
tutsağı gibiydik. Büyüklerimiz bize hep kendi
çocukluklarını anlatırdı. Bazen onların
çocukluk zamanlarında yaşasam hayatım
nasıl olurdu? diye düşünüyorum.
Nihan Nina ARİTİ 6.Sınıf
Yeni Misafirimiz Teknoloji
Bu yılki bayramımızda teknoloji her şeyin
önüne geçti. Eskiden bütün aileler bir eve
toplanır, büyük bir bayram sofrası
kurulur, neşeyle yemek yenilirdi. Çok uzakta
olan ya da önemli bir işi yüzünden o anda
yanımızda olamayan kişilere özenle kartlar
hazırlanıp gönderildi. Artık öyle değil. Herkes
kendi evinde kutluyor bayramı. Bir mesaj
yazıp herkesin bayramını kutluyorlar.
Yakınlarını ise arıyor, konuşuyorlar. Ama
böyle
de
bayramın
tadı
çıkmıyor
ki...
Duru DOĞDU 6.Sınıf
FARKLILIKLARIMIZ VE YAŞAMA
SEVİNCİ
İnsanlar yıllardır ayrımcılık yapıyorlar.
Zengin, fakir, renk, din, ırk, cinsiyet ve daha
bir sürü nedenler. Bunlar gerekli mi? İnsanları
birbirinden koparmak, onları boşu boşuna
cezalandırmak… Sonuçta hepimiz insan değil
miyiz? Dünyaya yaşamak için gelmedik mi?
Hepimizin birbirine benzeyen, benzemeyen
yönleri var. Farklı olmak güzeldir, bizi özel
kılar. Herkes birbirine benzese hayat çok
sıkıcı olmaz mı? İnsanlar farklılıklarıyla
yaşama renk katar. Farklıyız diye kendimizi
üzmeyelim, yaşamaya devam edelim.
Yaşamanın kolaylığını, hafifliğini görelim.
Güzel, temiz havayı içimize çekelim.
Yemyeşil, çiçeklerle dolu kırlarda yatalım,
günbatımını seyredelim. Çok güzel değil mi?
İnsan,
kendini
cennetteymiş
gibi
hissediyor. Buraya tekrar gelmek istemez
misin? Kim istemez ki! Ama hayat her
zaman böyle değildir. Zorluklarla yüzleşmeyi
bilmeliyiz. Farklılıklarımızı bilerek yaşayalım
ki hayat bize hep gülsün...
İdil ÇINAROĞLU 7.Sınıf
SINIRLAR
Her insanın kendisi için koyduğu bazı sınırlar
vardır. Bunlar genelde somut sınırlardır. Her
odada bir kapı vardır. Bu kapı, sizin özel
hayatınızın sınırlarını belirler. Kapı olmadan
sessizlik, huzur olmaz. Bir tablo düşünün.
Yemyeşil kırlar, rengârenk çiçekler. Bu
kırların üstünde bir kadın, şezlongda
güneşleniyor.Yüzünde mutlu bir ifade.
Arkasında ise kocaman bir kapı. Hayata
kendini kapamış. Hayatla kendisi arasındaki
sınırı koymuş. Huzurlu ve mutlu. Başka hiçbir
şey istemiyor. Çok kapılı bir ev. Birçok oda.
Kapılar sınırları oluşturur. Peki ya yalnızlık.
İnsan yalnız olmaz mı kapılar ardında?
Konuşacak ya da paylaşacak kimse
yok. Sizce mutlu olmak mıdır bu? Hiç
zannetmiyorum. Hayatta sınırlar olacak; fakat
gerektiği kadar...
Lara ORCANER 7.Sınıf
KAPI
Hayatımızda milyonlarca farklı şeyler vardır.
Bunlardan biri kapıdır. Kapı bizi birbirimize
bağlayan eşyadır. Kapımız açıksa, herkes
dostluğa da açıktır. Eğer kapımız kapalıysa
arkadaşımızın dostumuzun olması da zordur.
Her zaman kapımızı açık bırakalım ki bolca
arkadaşımız olsun.
Alessia DROWNİAK 7.Sınıf
KAPILAR
Yeni süprizler
Yeni fırsatlardır,
Yeni, tertemiz bir sayfa,
Süprizler, yeni misafirlerdir.
Umuttur, beklemektir
Saatlerce, günlerce belki de yıllarca
Yeni bir kapı açmalı
Bir kapının açılması bir kapının kapanması
için...
Ece ERTÜRK 7/E
UMUDUN KAPILARI
Kapılar açılır, kapanır,
Yeni bir başlangıçtır,
Kapı, umut ve mutluluktur,
Yeni fırsatlara açılır,
Kapı bir geçittir, hayat gibidir,
Bizi umudumuzdan alıkoyan, sadece
kilididir,
Bu kilidi kırmalıyız ve her şeye umutla
bakmalıyız,
Cesursanız kapıyı açarsınız ve mutluluğa
ulaşırsınız.
Ali Yunus TÜRKER 7.Sınıf
KAPILAR
Kapıların bizim hayatımızda çok
önemli bir yeri vardır. Kapılarımız bizim
yuvamızı
dış
hayata
açar,
bizi
misafirlerimizle buluşturur. Ayrıca, bizi
dışarıdaki kötülüklerden korur. Bizi
yuvamızda hissettirir. Her evin kapısı
vardır. Kapı olmayan eve ev denmez.
Mecazi anlamda düşünürsek kapılar her
zaman gelecek, yeni umutlar veya yeni bir
başlangıç anlamında kullanılır. YENİ BİR
KAPI AÇMAK, günümüzde en çok
kullanılan deyimlerden biridir. Yeni
başlangıçlar, herkes için, en çok gereken
şeylerden biridir. Sıfırdan başlamak, yeni,
bomboş bir sayfa açmaya hepimizin
ihtiyacı yok mudur? Kapılar bunun için
mecazi anlamda da çok önemlidir.
Sonuç olarak, söylemek istediğim şey,
fark etmesek de kapılar bizim hayatımızın
her yerindedir. Kapılar olmazsa, hayat da
olmaz.
Kerem TUNA 7. Sınıf
YENİ KAPILAR, YENİ UMUTLAR
Yeni açılan kapılar, yeni fırsatlar
demektir. Ne demişler; yeni açılan kapılar
yeni bir beyaz sayfa demektir. Belki yeni
gelen bir misafir, belki bir fırsat veya yeni bir
hayattır. Birisine kavuşmaktır belki de.
Eski defterleri kapatıp, hayattta yeni bir
kapı açmalıyız. Her şeye yeni bir kapı
açmamalıyız elbette. Çünkü, hayatta nelerle
karşılaşacağımız belli olmaz. Belki yeni bir
umut, beklenti çıkar karşımıza. Kapıları
sadece iyi düşüncelere, insanlara açmalıyız.
Kötüleri ise dışarıda bırakmalıyız.
Ece ERTÜRK 7. Sınıf
KAPILAR
Açılan her yeni kapı, bir insan için bir
umuttur. Hayatımızda, hep bir kapı açılır veya
kapanır. Bir kapı kapandıysa asla
üzülmemeliyiz. Elbette bir zaman kapı
yeniden açılacaktır. Önümüze gelen her fırsatı
değerlendirmeliyiz.Asla geri çevirmemeliyiz.
Kapı bizim değerimizi gösterir, kapımızdan
ne kadar insan, misafir geliyorsa, o kadar çok
seviliyorsunuz demektir. Kapılar bizi
birbirimize kavuşturur.
Hayatımızda yeni kapılar olmasaydı,
kimse hedeflerine ulaşamazdı. Herkes mutsuz
olurdu.
Ali MAGA 7. Sınıf
DÜŞÜNCEYİ ÖZGÜRLEŞTİRMEK
İnsanlar genellikle kendi düşüncelerinin tutsaklarıdırlar. Akıllarındaki bir takım zararlı
düşünceler onların ilerlemelerine, aydınlanmalarına ve özgürlüğe ulaşmalarına engel olur.
Günümüzde de net bir şekilde insanların kalıplaşmış bazı yargıları nedeniyle kendi istedikleri
hayatı yaşayamadıklarını görürüz.
Çok eski zamanlara Ortaçağ Avrupa’sına bakacak olursak burada kilisenin insanlar üzerinde bir
baskı kurduğunu ve onların kendi düşüncelerini açıklamalarını yasakladıklarını görürüz. O
dönemlerde insanlarda tek bir düşünce vardı o da “Etrafımdaki her şey Tanrı tarafından yaratıldı,
benim bunları sorgulamaya hakkım yok. “düşüncesiydi. Bu, insanlara din adamları tarafından
aşılanmıştı. Ama ne zaman insanlar bu düşünceyi kırıp etrafı sorgulamaya ve yeni şeyler
öğrenmeye başladılar işte o zaman Rönesans, Aydınlanma Dönemi başladı. Bu dönemlerde
insanlar bilim, sanat alanlarında ilerlediler ve diğer ülkelerin önüne geçtiler. Özgürlüklerine o
zaman kavuştular. İşte bu da Avrupalıları günümüzün en özgürlükçü toplumlarından biri haline
getirmiştir.
Bizim bütün bunlardan çıkarmamız gereken ders kalıplaşmış, bizi sınırlayan bütün
düşüncelerden uzaklaşmamız ve yeni şeyler öğrenmeye açık hale gelmemiz gerektiğidir.
Unutmayalım ki o zaman gerçek özgürlüğe ulaşmış oluruz.
Reyhan TIRNAKLI – 8. Sınıf
ŞİİR TANIMLARI
Dünyayı şiir kurtaracak; çünkü …
· Şiir, yaşamın kalbidir tüm duyguları açıklar.
Kerem İPEKÇİ- 7.Sınıf
Şiir, insanın duygu ve düşüncelerini
aktarmasını sağlayan, kendine özgü devrik ve
imgeli cümleleriyle bambaşka bir dildir. Şiir,
duygu ve düşünceleri anlatmanın en güzel
yoludur.
Sinan TUNA 7.Sınıf
Dünyayı şiir kurtaracak; çünkü şiir yaşama
tutulan bir aynadır, hayatın kendisini insana
yansıtır. Lal SİLAHTAROĞLU 7. Sınıf
Şiir bize gizemli kapılar açar. Bu kapıların
ardında ne olduğu veya neyin saklandığı
bilinmez ve şiir bunu bize fısıldar."
Buke YILMAZ 7.Sınıf
Biz şiiri yazarız, duygular şiiri, şiir bizi
anlatır. Ağzı yoktur konuşacak, gözü yoktur
ağlayacak; ama hepimizden iyi anlatır
duygularını. Şiir bir bilmecedir, asla bitmeyen
bir labirent, sonu olmayan bir sonsuzluktur
adeta. Sena KUTLUAY 7. Sınıf
KEŞKE
Keşke bir anda, bütün arabalar dursa,
Televizyonlar sussa,
Dünya sessizliğe boğulsa
Sessizlikte yalnızlığı, yalnızlıkta kendimizi
bulsak.
Sesler başladığında, yalnızlığımızı
unutturmaya,
Unutur muyuz acaba?
Keşke bir anda, ışıklar kapansa mesela,
Karanlıkta kalsak, korksak.
Korkumuzun içinde benliğimizi bulsak.
Acizliğimizle yansak tutuşsak.
Işıklar açıldığında,
Biz, biz olur muyuz acaba?
Elif İLKEL 8.Sınıf
ANILAR
Beynimizin sadece yüzde sekizini kullanıyor olmamızın temel nedeni nedir bilir misiniz?
Geriye kalan kısmın anılarımızı depo etmeye yaramasıdır. Dünyada yaşayabileceğimiz sınırlı
zamandan bize kalan tek şey, edindiğimiz anılardır. Bu hayatın ulaşılacağı noktayı her birey,
kendi belirlediği yolculuğun sonunda aynı yere gider.Gömüldüğümüzde, her birimiz aynı
durumdayızdır; yalnız ve çıplak. Aynı doğduğumuzdaki gibi. Ölmekle doğmayı ayıran tek şey
ise, senelerin bize kattığı bilgi, öğrendiğimiz her şey, iyisiyle kötüsüyle geçirdiğimiz bütün
zamanlardır. Tanıştığımız insanlar, hayatımızın çoğunu beraber geçirdiğimiz arkadaşlarımız,
sevgililerimiz ve gözlerimizi açtığımız ilk andan beri yanımızda olan ailemizin bize
öğrettikleri, bizle beraber yaptıkları… Yaşama amacımız, dünyada bir şeyi değiştirmekle
birlikte dünyanın ve dünyada olanların da bizde bir şeyleri değiştirmesine izin vermek
olmalıdır.
Estel ANAHMİAS 8. SINIF
YAŞLILIK ve BEN
Ve aynaya baktığımda yaşlanmıştım. Neredeydi o, çevik ve sert adam? Giderek çökmüş,
değişmiştim.
Eskiden herkesin korkudan karşısında tir tir titreyip, dikkatle süzdüğü ben şimdi ne olmuştum?
Bunu ancak tek bir nedene bağlayabilirdim. Çocuklarımı yitirmiş, kendimden uzaklaştırmş
olmamdı. Onları küçük yaşta şımartmış, bir dediklerini iki etmemiştim. Büyüdüklerinde de bir
şeylere sınır getirmeye başlayınca dayanamayıp benden habersiz evi terk etmişlerdi. Fakat artık
yapacak bir şeyim yoktu. Hepsi benim suçumdu. Belki de böyle daha iyi olmuştu.
Bu olay bende davranış açısından bir değişiklik yaratmadıysa da fiziksel olarak çok değiştirmiş
ve yıpratmıştı. Bir yılda yüzüm kırış kırış olmuş, saçlarım dökülmeye başlamıştı. Hafif de kilo
almıştım. Kızlarım beni terk ettiğinde ilk hafta çok üzülmüş, bir şey yemez olmuştum. Fakat şimdi
olaya iyi tarafından bakmayı deniyordum. Arkadaşlarımın çoğuyla iletişimimi kesmiştim. Daha
doğrusu onlar benimle kesmişti.
” Kendi başına yaşayan, terk edilmiş bu adamdan bize ne fayda gelir ki?” demişlerdi. Sonuçta
onlar kaybetmişti. Ben de onları tehdit edecek, zarar verecek hiç bir değişiklik olmamıştı. Belki
de onlar beni hep fiziksel görünüşüme göre yargılıyordu. Bu olayları umursamamaya çalışsam da
beni içten içten yiyorlar, kızdırıyorlardı.
Artık kendime yeni bir hayat kurmalı, belki de buralardan taşınmalıydım. Böylece kötü
anılarımı da unutabilirim.
Begüm ARIN 8.SINIF
BAK NE HALE GELDİ
Bak ne hale geldi
Mutluluk çürüyüp, eridi,
Umutlar yere serildi,
Gerçekler yürekleri mahvetti.
Keşanlı Ali de kurtarıcı bekledi,
Ama hiçbir zaman uygun kişi gelmedi.
Eskiden savaşı kazandık,
Şimdi başlayan savaşı kaldıramadık.
Anlık acılar farklı; oysa büyük acılar çok yaralayıcı.
Bu bakış açısı bütün beyinleri karıştırdı.
Derin duygular kenara atıldı,
Sakatlananlar hep masumlardı.
Onların hakları kenara atıldı.
Bütün halkı ayağa kaldırdı.
Kararlar kötülüğü taşırdı
Kırmızı beyaz yerine, siyaha dönüştü her şey.
Arda KİP 8. Sınıf
“Lavinia” şiirinden anlatım çalışması :
Korunması Gereken Melek
Melekler görülmemeli insan gözüne.
Ölümlülerin bakışlarıyla kirletilmemeli
saflıkları.Dünyaya,olağanüstü güzelliklerini
yok etmeyi göze alarak inmemeliler.
O halde neden bana görünüyorsun Lavinia?
Neden kendini lekelemeyi göze alıyorsun,
insanlığın ruhsuz varoluşuyla? Bu kabul
edilemez.
Melekler kirletilemez dünyanın
çürümüşlüğüyle.
Biliyorum,bunun çözümü çok basit aslında.
İnsanların göremeyeceği, senin güzelliğine
leke süremeyecekleri bir çözüm…
Seni koruyacağım. Meleklerin korunmaya
ihtiyacı var. Güzelliğin sonsuzluğa ulaşacak
Lavinia.
Ölümlüler duyamayacak bunu.
Seni koruyacak olan benim, dünyanın
kirliliğinden.
Korkma, korkman gerekmiyor. Kırmızıdan
korkma. Kızıl renk, sadece süsleyecek seni.
Bir meleğin ölümsüzlüğü, kırmızı boyayla
tamamlanacak Lavinia.
Bensu SİCİM 11. Sınıf
Lavinia
Sen giderken içimdeki çığlığın
duyulmasından korkmuştum. Sadece
duyulmayacak bir sesle sana " Git "
diyebilmiştim. Git tabi, git. Gururum sana
gitme, diyebilir miydi ? Gitmek senin
seçimin, senin kararın değil miydi ? Sen
mücadele edebilecekken kaçmayı, kolay
yolu seçtin. Oysa bizim için hâlâ bir
umut, bir parıltı vardı. Hatırlıyorum da sen
giderken sırf beni incitmek için en sıradan
kelimeleri seçmiştin. Oysaki gitmesi,
senden kaçması gereken bendim. Ben
gitmeyi senin gibi basitleştirmezdim. Senin
yaptığın gibi tek taraflı bir karar almaz, sırf
seni incitmek için gitmezdim, gitmedim.
Avital OVADYA 11.Sınıf
Böyle bir şeyi kime yazacağımı
bilemiyorum, herhalde bu yüzden bu
mektubu kendime adıyorum. Belki ileride
bunu okurum. Hayat, gittikçe artan bir stres
yığını; ama bunu sen de biliyorsun.
Bildiğinden emin olamadığım tek şey ne
istediğini bilip bilmemen. Etrafında bir tane
etkileyici unsurla,annen , okul ,
arkadaşların,
dünya önemli faktörü
unutuyorsun, kendin , sen!
Tamamen materyalist bir dünyada yaşama
başlamışken ve de başarının nicel miktarlara
bağlandığı bu zamanlarsa ne istediğini
bilmek çok önemli. Ben mutluluk istiyorum
Zeynep!
Mutluluğun hiçbir şeye dayanmadığı
bağımsız bir hayat! Çok mu safım? Çok mu
çocuğum hâlâ ? Hayat ben büyüdükçe beni
değiştirecek evet , ama bu mutluluğun
önceliğinden çıkaracağım anlamına mı
geliyor?
Hayallerim var bir dünya , insanın hayal
edemediği ama annem benden hayallerini
bile kuramadığım hayaller kurmamı istiyor ,
aynı dünya gibi.
Zeynep CEYHAN 11.Sınıf
Düş dili:
Gitme…
Senin hiçbir zaman gitmeni istemedim.
Hiçbir zaman benim olmadın ki gidesin. Ne
saçma değil mi? Fakat seni düşlemek, hayal
etmekten başka bir çarem yok sanırım.
Sevgi, paylaştıkça güzel derler, yayılır
derler. Ben hiç kimseyle paylaşmadığım
halde bu aşk bana tatlı, bir tek bana acı. Seni
o kadar çok istedim ki, sen o evlilikleri her
yapışında benden bir parça daha koptu. Tıpkı
ölümüne yakın bir gülün, teker teker
yapraklarını düşürdüğü gibi. Ne kadar
güzelsin, bunu biliyor musun acaba? Onca
evlilik içinde seni, benim mutlu etmek
istediğim kadar mutlu eden oldu mu acaba?
Tenine dokunmak istesem fazla narinsin,
dokunamam. Kırılırsın, diye korkarım. Sana
tek kelime edemem, güzelliğinle mest
olurum. Mutlu olabilirdik. Pespembe bir
dünyada sadece ikimiz. Bir kere dönüp kim
beni en çok seviyor, diye baktın mı? Belki o
zaman beni fark eder, ‘’gitme’’ dememe
değecek bir neden verirdin bana. Sen
giderken içimdeki çığlığın duyulmasından
korkarak sadece duyulmayacak bir sesle sana
‘’git’’ diyebilmiştim. Git tabii, git…
Gururum sana git diyebilir miydi? Gitmemek
senin seçimin, senin kararın değil miydi? Sen
mücadele edebilecekken kaçmayı, kolay yolu
seçtin. Oysa bizim için hâlâ bir umut, bir
parıltı vardı. Hatırlıyorum da sen giderken
sırf beni incitmek için sıradan kelimeleri
seçmiştin. ‘’Gitmek’’ kelimesini bile
basitleştirmiştin. Oysaki gitmesi, senden
kaçması gereken bendim. Ben gitmeyi senin
gibi basitleştirmezdim. ‘’gitmek’’ senin
yaptığın gibi tek taraflı bir karar olmaz, sırf
seni incitmek için gitmezdim,
gitmedim.
Taç ALPAN 11. Sınıf
Düş Dili:
Beraber olamıyoruz. Keşke benim yanımda
kalsan; ama başkasını seviyorsun. Seni kim
aşksız bıraktı da herkesin aşkına aynı anda
ihtiyaç duyuyorsun. Düşlerimde seni
görüyorum. Orada bile birbirimizden uzak
duruyoruz. Bendeki sana yeterince iyi
olamama duygusu ve senin herkese olan
ilgin, bizi düşlerimizde bile ayrı tutuyor.
Aramızda soğuk rüzgârlar esiyor. Gerçek
hayatta görüyorum sanki rüyamdaymış gibi
gerçekle düşü ayırt edemiyorum.
Selin Ergülen 11B
Lavinia
Cuma gecesi bir bar kenarında benimle vakit
geçirmekten daha çekici planların olduğu,
yüzündeki sıkkın ifadeden anlaşılıyordu.
Fakat ben seninle bir saniye daha geçirmek
için canımı verebilirdim. Aramızdaki
durgun sessizliğin, bana verdiği zevki sana
vermiyordu. Benimle konuşmayı, aradan
çıkarmak istediğin bir iş olarak gördüğünü
biliyordum; ama ben seni sadece sevmek
istediğim için çağırmıştım yanıma. “Geç
oldu artık gitmeliyim.” dedin. Soğuktan
belki dışarıdaki havadan daha da soğuktu
sesin. Ben ise soğukluk algımı, saatler önce
içtiğim sayısız içkiden sonra kaybetmiştim.
Ama sen titriyordun. Sen titredikçe ben de
titriyordum. Şimdi her hücrem senin
ifadendeki soğuklukla titriyor. “Ceketimi
al.” dedim, belki ısınır, içimi ısıtırdın tekrar.
Reddettin. Soğuktan dondum. Kalman için
çok şey söyleyebilirdim aslında. Gözlerin
çok güzel. Seni seviyorum. Kal. Yalan.
Sadece özlüyorum seni. Sen değilsin aslında
benim tenime yumuşak, sıcak dokunan...
Kalmazsın bunları söylesem. Haklısın da.
Bencilsin
çünkü
geceni
benimle
paylaşmayacak kadar bencil.
Aslı Demir 11Fen-A
Lavinia
Rüzgâra gitme diyemem
O güçlü, özgür, güzeldir.
Ama ağaç olarak da takip edemem
Tek dileğim biraz beklemendir.
Seni durduramam Lavinia
Ağacım ben, sana yalan söyleyemem
Ama dışarısı tehlikeli Lavinia
Ben burada korur, incinmene izin vermem.
Ağaç sakindir Lavinia
Rüzgâr ise değişken
Ama bu özelliğin var ya
İşte budur bana seni sevdiren.
İzzet KEBUDİ 11-Sınıf
Lavinia’m, Biricik Meleğim,
Bu yolculuğu beraber devam ettireceğimizi
sanıyordum; ama yanılmışım. Çıkmaz bir
sokağın sonuna geldik. Artık yanımda
değilsin Lavinia. Niye kaçıp gittin? Beni bu
yalnız, korkunç ve acımasız dünyada
yapayalnız bıraktın. Kendi kaderinden
uzaklaşmak hiç yakıştı mı senin gibi genç,
güzel bir bayana? Çok mutlu olacağımızı
düşünmüştüm. Sadece sen ve ben, eski
günlerde olduğu gibi, çınar ağacının altında
uzanıp irili ufaklı, solmuş solmamış
yaprakları izlerdik. Keşke gitmeseydin!
Lara Demiroğlu 11. Sınıf
LAVİNİA
Lavinia, her sabah belki üşürsün diye
ceketimle birlikte kapında bekliyorum. Sen
bilmesen de her gece senden uzak olmamak
için, yatak odanın camından seni izliyorum.
Gitsen de fark etmez, kaçamazsın ki benden
her zaman peşindeyim. Yalanı en iyi ben
söylerim; ama sana asla söyleyemem. Sen
benim zayıf noktamsın. Sen üzülürsen
benim hayat ışığım söner.
Damla AKKEMİK 11-Sınıf
LAVİNİA
Yanımdasın, birlikte yürüyoruz. Ben böyle
mutluyum; ama gitme de diyemem sana.
Kim bilebilir artık, aklında ve kalbinde ne
var, kim var. Kızamam sana, sorgulayamam
da. Elini tutmaya çalışıyorum, sense her
seferinde
uzaklaşıyorsun
yanımdan,
tutamıyorum.
Tutamıyorum
ama
hissediyorum; soğuk ellerini. Ceketimi
uzatıyorum sana, yüzüme bile bakmıyorsun.
Her yer sessiz, hava durgun...Günün en
güzel zamanı bu saatler, gitme ne olursun.
Kal burada, yürü benimle. Ama karar senin
tabii, ben sadece konuşuyorum kendi
kendime, önemli olan senin ne istediğin ve
mutlu olman. Ben başkaları gibi değilim,
seni kandırmak istemem; ama istersen
yalanlar söylerim. Kırılırsın Lavinia, incinir,
zayıfkalırsın.Arkanı
döndün
uzaklaşıyorsun, gitmene karışamazdım;
ama keşke gitmeseydin. Adın da bende
saklı, sen de.
Romina MARKAROĞLU 11. Sınıf
Sevgili Naz,
Nereden başlasam bilemiyorum. Sana beni hatırlatacak eşyalar, kartpostallar, benden
bizden parçalar mı yollamalıyım; yoksa her gün arayıp sesimi mi hatırlatmalıyım? Ya da
sadece buradan seni mi düşünmeliyim?
Aklıma, geçirdiğimiz onca güzel anı gelince içim kötü oluyor, kalbim daha hızlı
çarpıyor, her tarafımı hüzün kaplıyor. Ben burada senin dönmeni bekliyorum, sen ise
Amerika’da, üniversitede kaç gün kalacağını hesaplıyorsun. Birbirimizden ilk defa bu kadar
ayrı kalıyoruz.
Orada günlerin nasıl geçiyor? Ben buradan sensiz sıkılıyorum, her nerede olursam
olayım, ne yaparsam yapayım yolunu gözlüyorum. Başım ne zaman sıkışsa tavsiyeye ihtiyaç
duysam, bana her zaman destek olan , deneyimleriyle bana yardım eden ablamı arıyorum.
Moralim bozulduğunda hayatın gelip geçici olduğunu hatırlatacak, her şeye gülerek yaklaşan,
hiçbir şeyi kendine dert etmeyen, deli dolu seni istiyorum.
Ama bütün bu özleme karşı orada iyi bir eğitim aldığını bilmek moralimi ayakta
tutuyor. Mutlu olduğunu, yeni kültürler, arkadaşlar tanıdığını görüyorum. Kendin için en iyi
olduğunu düşündüğün kararı verdin ve şu anda hayal ettiğin hayatı yaşıyorsun. Bu da beni
ancak mutlu edebilir. Ancak şu anki tek korkum, gözden uzak olanın gönülden de uzak
olabilmesi. Umarım aramızdaki kilometrelere rağmen dostluğumuz, abla kardeşliğimiz asla
bitmez.
Seni çok seviyorum ve özlüyorum! Sevgiler,
Gür AĞCI 11.Sınıf
Ludwig Beilschmidt,
Muhtemelen beni tanımıyorsun, asla da tanımayacaksın. Sebebi ise gerçekte var olmaman. Bunu
kabul etmek üzücü de olsa yapılabilecek en doğru şey. İlginç olan şu ki, ben seni çok iyi
tanıyorum. Belki de senden daha çok… Asla gerçekte göremeyeceğim karşılıklı oturup
konuşamayacağım bir insana, daha doğrusu karaktere, bu kadar bağlanmak üzücü değil mi? Hoş
bu mektubu asla okumayacağın da açık aslında. O halde neden mi yazıyorum? Ben de
bilmiyorum.
Elimde olsa da şu an yanında olabilsem, tek şey sana sarılmak olurdu. Hem de sıkıca sarılmak.
Kollarımı sana sararken, ‘’üzülme’’ demek isterdim. Çektiğin bütün acılar, ayrılıklar, ihanetler…
Hepsi geride kaldı. Lütfen kendini üzme, derdim. Senden uzaklaşanların, senden korkanların
aksine, yanında olurdum. Dinlerdim seni, anlardım. Geçmiş geçmişte kaldı, eskide yaptıklarınyapmak zorunda kaldıkların- pişmanlık yaratmasın sende. Senin suçun değil. Elinde olmayan
kararlar yüzünden suçlanmayı hak etmiyorsun.
Lütfen iyi ol. İyi olmaya çalış. Değer verdiklerine sahip çık. Sev onları, onlar da seni seviyor.
Sevilmeyi hak ediyorsun çünkü sen.
Bensu SİCİM 11.Sınıf
Sevgili Mavi Boncuklu Kız,
Seni gördüğümde üç dört yaşlarında ya vardın ya yoktun. Arkadaşlarımla beraber kütüphaneye
BUNLAR
HÂLÂ
VAR Kürtlerin oturduğu o mahalledeki
doğru yol alırken, birden bire çıktın
karşımıza.
Genelde
Murathan
Mungan,“Bunlar
artıkçıktıysan,
yok.” diyor,
“Paranın aynı
Cinleri”nde.
Bensefakat
bunlar
hâlâbir
varfark
evlerin birinden
nasıl koşarak
dönüşünde
şekilde oldu;
arada
ve
hepBizden
de vardı,
diyorum.
Kendisi yoksa
datedirgin
anısı var.
Fotoğrafın
kıvrılmış kenarı, soluk
vardı.
hızlıca
uzaklaşmanın
nedeni,
olman
ve korkmandı.
benzi
kadar
Yorulmuş
fotoğraf,duruma,
barındırdığı
kişiler kadar
yaşlanmış.
Belki
de biraz
İlk başta
birvar.
anlam
veremediğim
uzaklaşırken
söylediğin
“polis,
polis”
sözcükleri
kafası
Dolaşmış
elden
ele.sanmıştın.
Şimdi de tesadüfen
benim
ellerimde.
açıklıkkarışmış.
getirdi. Tabi
ya, bizi
polis
Daha sadece
üç dört
yaşında olmana rağmen o
Annemin
dalgın bakışlarını
hâlâ yakalıyorum.
telaşı
dalıp gidiyor
bir ana.kanına
zamanın Türkiye’sinde
Kürtlere
karşı alınan Günün
tavır, bir
Kürtiçinde
kızı olarak
o zamandan
Belki
şu anBüyük
bahsettiğim
zaman
belki de senin
bir başkasına.
Beni şaşırtan
ise,olsa
işlemişti.
ihtimalsaniyelik
evde geçen
ailedilimine,
içi konuşmalar,
şehirli imajına
biraz da
dayımın
durgunluğu;
çünkü
benimanlamlandırmana
tanıdığım dayım, yol
sürekli
meşgul,Senin
süreklio bir
fikrinsaçlarını
bürünmüş
birini “polis”
olarak
açıyordu.
sapsarı
peşindedir.
Birolmanın
fotoğrafta
bile buhüzün
kadar ve
durgun
olmasısanmış
hayretolmanın
verici. Her
an bir hareketini
okşayamamış
verdiği
bizi polis
hatırlattığı
yaygın Kürt
bekliyorum,
fotoğrafın
annesinin
ve kardeşinin
etrafında
koşuşturması,
yıllarca
sorununun verdiği
acı, içinde
oracıkta,
o dar sokakta
kendimi
ve hayatı
sorgulamama
yol açmıştı.
hareket
aynı pozu
korumasından
mümkün
Beni buetmeden
kadar derinden
etkilemiştin
Mavi daha
Boncuklu
Kız.geliyor. Anneannem ise bu
fotoğrafın
çekilmesinden
yıllar sonra
vefat etmesinebir
rağmen
tanıyamadım
sadece ki
Uzun zamandır
kimsenin uzun
ulaşamadığı
ve dokunamadığı
noktamdan
öylesineonu,
sarsmıştın
annemin
çocukluk
anılarında
yakalıyorum.
Amakonuların
bildiğim kadarıyla
hep başı
dik, hep
beni, kendi
hayatımı
anlattığım
kitaptaki sınırlı
arasına girmeyi
başardın.
bağımsızmış.
Ait olamazmış
birine. kökten
Bu yüzden
çocuklarının
babası olan
Sana bu mektubu
yazarken,çocuklarından
o günkü Kürtbaşka
sorununun
çözüldüğünü
söylemeyi
çok
eşinden
ayrılmış,
sonrasında
başka
biriyle
evlenmiş.
Bu
yeni
kişi
bir
kaptanmış,
evden
çok
isterdim elbet; fakat bu Türklerle Kürtler arasındaki anlam veremediğim ve her geçen gün daha
denizde
zaman
geçirirmiş.
yüzden
anneannemi
hepki.yalnız fakat kendine yeten biri olarak
da kötü bir
hal alan
sorun, Bu
buna
el vermiyor
ne yazık
gördüm.
iyisenden
şekildeMavi
tamamladıktan
bir işbu
edinmiş,
insanlar
ekonomik
Şu an tekEğitimini
istediğimenvar
Boncuklu sonra
Kız. Sana
mektupla
beraber
gönderdiğim
bağımsızlığından
gelmiş.bahsettiğim
Bu yüzdenbölümü
çok kezoku.
tartışmış
bırakıp evKürtler
hanımı arasındaki
olmasını
kitabı ve özelliklesonra
de senden
Belkiişini
bu Türklerle
isteyen
kişilerle.
Gelip geçmiş
insanlar,
çekirdek
annem, dayım
ve farklı
itiş kakışı
çözemeyecek
olabilir;
amaama
benkalıcı
en olan
azından
seninaile
diğerlerinden
daha
anneannemmiş.
Bu fotoğraf
da bunu vurgulamakta
oldukça
başarılı.
her şeyinbizi
düşünmeni istiyorum.
Kökenlerimizin
farklı olmasına
rağmen
aslındaÇocuklarını
farklı olmadığımızı,
önüne
koyanözümüz,
özgür birseçimlerimiz
kadın.
biz yapanın
ve ilişkilerimiz olduğunu anlamanı istiyorum. Eğer, olur da
Zamanın
akışında
yarık
açmış fotoğrafçı.
Annemin
bu mektup
bir günbir
eline
geçerse,
senden bir Yıllar
yanıt, öncesinde
senden birdönüp
umut, bakıyorum.
senden bir mavi
boncuk
benden
küçük benliğiyle, dayımın daha önce rastlamadığım durgun halleriyle tanışıyorum.
bekliyorum.
Değişmişler
belki,
bu fotoğrafın
anısıyakın
hâlâ var.
Bu yüzden yazara inatla karşı çıkıyorum.
Oldukça uzak
ama ama
sandığından
çok daha
bir dost.
Bunlar hâlâ var, bir kâğıt parçasına tutunmuşlar ve elden
dolaşıp hikâyelerini
Denizele
GÖKSEL
11. Sınıf yabancılara
anlatıyorlar.
Aslı DEMİR 11.Sınıf
Hiç Hasret Kalmadığım Korkular,
Kaçamadığım olay veya insanları bir elin parmaklarına sığdırabilirken, siz nasıl olur da diğer
elden taşarsınız? Parmaklarını, benden yarattığınız bu zindana beni bu kadar sık atmayın
lütfen. En azından bu hapsetme eylemini ben yalnızken yapın. Sınıfta ders dinlerken veya
sinemada filmi izlerken etrafıma duvarlar örüp soyutlamayın beni. Dışarıdaki havanın keyfine
ve zevkine ben de varmak istiyorum. Bunu beni çok sevdiğiniz için mi, yoksa bana nefret
duyduğunuz için mi yapıyorsunuz? Bu kadar sıkboğaz etmeyin beni rica ederim.
Randevulaşarak görüşmemiz sizin ve benim adıma daha sağlıklı olacaktır.
Sadece hayatın keyfini kaçırmıyorum sizin varlığınızda. Düşüncelerimin esiri oluyorum. İkiye
ayrılan bir yolun iki tarafına da çukur kazıyorsunuz. Buysa eğer bana yardımınız, lütfen tek
tarafını kazın yolun ki anlayayım doğru seçimlerimi. Bana sahip olamadığım özgürlüğümü
lütfen yaşatın. Hiç değilse birazcık da başkalarını rahatsız edin. Edin ki anlasınlar ne kadar güç
hareket ediyorum her tarafıma taktığınız kelepçelerle. Beni yüzeysel yargılamadan önce beni
anlasınlar istiyorum.
Nasıl şeylersiniz ki siz, aklımda canlandırdığınız aklımda ölemiyorsunuz! Özellikle dışarı
çıkıp her şeyi mahvedip bir de üstüne beni kekeletiyorsunuz. Ben sizin peşinizi bıraktım, lütfen
arkanıza bakmadan kaçın. Biz artık yokuz, diyerek özünüzün adamı olun. Bu hayat size çok
kolaysa, biraz başka hayatlarda zorlanın.
Sitemlerimle
Ali Kayhan SOYUPAK 11.Sınıf
Sevgili İstanbul,
Hayatımın tamamını senin sokaklarında geçirdim. Doğduğum hastane tam kalbindeydi. İlk
ağladığımda da pencerelerden senin seslerin geliyordu, ilk uyuduğumda da. İlk gezdiğim
sokaklar yine senindi ve annemin ittiği bebek arabasından ilk senin sokaklarını öğrendim.
Doğma büyüme İstanbullu annem dahil olmak üzere tanıştığım herkes kültürünü öğretti bana.
İnsanlarını yıllarca izledim, davranışlarını, tepkilerini gözlemledim. O karışık, dağınık, zaman
zaman ağlatan, zaman zaman da kahkahalarla güldüren sahnelerinin parçası olmaya başladım.
Ama korkarım ki fazla alıştım. Kültürünün, kalabalığının parçası olmak büyük bir topluluğun
parçası yaptı beni; ama toplumdan da ayırdı. Hayatla ilgili görüşlerimin, hayatın her dalındaki
fikirlerimin parçası oldun artık ve kendimi ayırabileceğimi sanmıyorum. Kişiliğimin büyük bir
kısmısın ve zannederim hep de öyle kalacaksın.
Yakın zamanda bize bir kitap okuttular.Murathan Mungan’ın bir kitabı ve büyük çoğunluğu
Mardin’deki çocukluğunu anlatıyor. Kitabın başlarında yazar, Mardin’e ziyarete gittiğinde bir
anısını yazıyor. Şehri gezdikten sonra arkadaşı yazara, şimdi yazılarını daha iyi anladığını
söylemiş. O şehir, o kültür yazarın bir parçası olmuş. Bunu sanırım uzun süre aynı yerde
yaşayan pek çok insan duyar.Bir parçası haline geldiğimiz toplum, bizi belirlemeye başlıyor,
düşüncelerimiz, duygularımız bu toplumu yansıtıyor.
Hayatımın tamamını İstanbul’da geçirecek miyim, bilmiyorum; fakat bilmeni isterim ki, eğer
bir gün başka bir şehre gitsem bile hep senin izlerini taşıyacağım.
Sevgiler
Ekin KARAHAN 11. Sınıf
İzmir,
Zaman geçti görüşmeyeli. Günleri sayamıyorum bile artk. İçimi acıtıyor. Henüz birkaç ay
önce görüşmüş olmamıza rağmen yıllardır görmüyor gibiyim seni. Geçen yıllar çürütüyor beni
içten içe. Geçmişim, geleceğim, kendim… Kuruyan bir ağacın dalları gibi hepsi. Yokluğunla
yaşayamıyorum.
Anılar unutulmaz, derler. Sevdiğini unutmazmış insan. Belki de bu yüzden birebir aklımdasın.
Yıllar geçmiş olsa bile sanki saatler önce seninleymişim gibi tazesin zihnimde. Masmavi,
tertemiz havanı soluyabiliyorum hâlâ. Denizden esen meltem, Kordon’da suratımı
okşuyormuş gibi. Konuşuyorsun benimle. Duyabiliyorum. Birbirine çarpan palmiyelerin sesi
kulaklarımda çınlıyor. Kalabalığı duyuyorum, yanımdan geçen insanları. Seçebiliyorum
konuşmalarını. Telefonda çocuğuyla konuşan bir anne var gözümün önünde. Okullarından
bahseden arkadaş gurubunun yanından geçip gidiyor.Uzun zamandır konuşmamış belli ki.
Gözlerindeki ışıltıdan okuyorum. Yabancı değilim o ışıltıya. Seni görünce bende de parlıyor.
Duyuyorum seni. Hâlâ duyuyorum. Alsancak’taki lokumcunun bağırışı kulaklarımda. Eski
binaların dibine yerleştirmiş aracını. Kafamı kaldırıyor, apartmanlara bakıyorum. Boyaları
çıkmış, zamandan nasiplerini almışlar. Çoğu boş, bazıları da restore edilmiş. Buna rağmen
görüyorum. Seni görüyorum tüm tuğlalarda, pencerelerde. İzmir’i görüyorum. Doğup
büyüdüğüm şehri görüyorum. Eskimiş binalarda yaşanmışlıklarımı görüyorum.
Küçüklüğümde gözüme ulaşılmaz derecede büyük görünen sokakların daralmış olduğunu
görüyorum. Dev koridorların ve yüksek tavanların boyuma yaklaştığını görüyorum.
İstemiyorum İzmir, gözümde küçülmeni istemiyorum. Köprü altından her geçişimizde Saat
Kulesi’ni görmek için ayağa kalkmak istiyorum hâlâ. Seni görmek uğruna arabanın
penceresine yetişmeyi başarı olarak saymak istiyorum. Kafesi yanıma yerleştirilmiş muhabbet
kuşumun ötüşünü dinlemek istiyorum yol boyunca.
Seni görmek istiyorum İzmir. Kuru bir misafir olarak uğramak değil, eskiye dönmek
istiyorum. İçinde eskiden taşıdığı, can bulduğu kafesle dolaşmak istiyorum baştan sona.
Kordon’da oturup çay içen aile büyüklerini izlemek, gevrek ve dondurma alarak harçlığımı
bitirmek istiyorum. Sıcaktan bunalıp hortumlar ve fıskiyelerle oynarken zaman geçip gitsin
istiyorum. Saatlerimi sokak kedilerini arkasından koşarak geçirmek istiyorum. Her seferinde
tırmalanmamı bile sorun etmeyeceğime söz veriyorum bu sefer.
Seni istiyorum İzmir. Seni tekrar görmek istiyorum. Birkaç haftalık ziyaretlerle değil, sindire
sindire yaşamak istiyorum seni. Eskiden ne isek şimdi de o olmak, unutulmayan anıları tekrar
canlandırmak istiyorum seninle. Hasret kaldığı çocuğuyla konuşan anne ışıltısı sönmesin
istiyorum gözümde. Artık özlem bitsin istiyorum.
Seni seviyorum.
Bensu SİCİM 11. Sınıf
Ütopyalarda 'Olmayan Mekân' Seçimi
Ütopyalar, içinde bulundukları ortamın olumsuzluklarından kurtularak daha iyi bir
yaşama düzenine kavuşmayı arzulayan yazarların, mevcut ortamlarına alternatif olabilecek hayali ülkeler
tasarladıkları eserlerdir. Farklı bir mekânda mutlu yaşam hayali, ütopyaların yazılış nedeninin genel özelliğidir.
Ütopya, kişisel bir mutluluk hayalinin ürünü olabileceği gibi, toplumsal bir huzur ve düzen arayışının da ürünü
olabilir. Ütopyalardaki düş ülkelerde genellikle bolca özgürlük, adalet, dostluk ve paylaşım olduğu gibi, huzur
otamını koruyabilmek için tasarlanmış ve yazarların yaşadığı ortamlardakinden oldukça farklı siyasi, sosyal ve
dini kurallar da vardır. Daha iyi bir yaşama alanını ve düzenini düşleyen ütopya yazarları farklı mekânlarda
yepyeni yaşam ortamları kurgulamışlardır.
Tarih boyunca yazılmış olan Ütopya konulu eserlerin ezici bir çoğunluğu, yazarlarının yaşadığı
mekânlardan farklı mekânlarda kurgulanmıştır. Bu durumu oluşturacak birçok neden olabilecek olsa da, akla gelen
nedenlerden en muhtemel olanı yazarlar üzerindeki siyasi, sosyal ve törel baskılardır. Enis Batur da kişisel
ansiklopedisi 'Kırkpare'de, ütopyalardaki gerçek olmayan mekân seçiminin arkasında çoğunlukla siyasi ve törel
baskılar olduğunu söylemektedir.
Ütopyaların edebi bir tür olarak yaygınlık kazanması Thomas More'un 1516'da yayınlanan eseri 'Ütopya'
ile gerçekleşmiştir. Bu eserinde More, yaşadığı dönemin baskıcı İngiliz ve Avrupa siyasi yapısını eleştirerek, bu
ortama alternatif hayali bir ülke yaratmaktadır. Ütopya sözcüğü, sözcük anlamı olarak da Yunancada 'iyi yer' ve
'olmayan yer' kavramlarını içinde barındırır. Bu ülkede sınıf yoktur, mülkiyet ortaktır, belli bir din yoktur, dinsel
hoşgörü esastır ve yönetime dair tüm sorunlar halk kurultaylarında görüşülür. More'un ütopyasını yarattığı
dönemde olmasa da, sonraki yıllarda dini görüş ayrılığına düştüğü İngiliz Kralı 8. Henry tarafından idam ettirilmiş
olması, ne derece baskıcı bir ortamda yaşamış olduğunu açıkça göstermektedir. Alternatif bir toplum ve devlet
düzenini böylesine bir baskı ortamında yaşarken kurgulamış olan yazar, tepki çekmemek için, doğal olarak,
yaşadığı ülkeyi değil, Ütopya adlı hayali bir ülkeyi eserine mekân olarak seçmiştir. Thomas More'un siyasi baskı
ortamı nedeniyle ütopyasına gerçekte var olmayan bir yeri mekân olarak seçmiş olduğu söylenebilir.
Büyük siyasi baskı altında yaratılmış ütopyalara örnek olarak Türk edebiyatında Servet-i Fünün dönemi
yazarlarının eserleri gösterilebilir. 19. yüzyıl sonlarından başlayarak II. Abdülhamid döneminin baskı ve
yasaklarından bunalan Hüseyin Cahit Yalçın, Mehmet Rauf ve Tevfik Fikret gibi bazı edebiyatçılar Yeni
Zelanda'ya göç ederek orada huzur ve özgürlük içinde yaşayabilecekleri bir koloni kurmayı hayal etmiş ve bunu
eserlerinde dile getirmişlerdir. Yeni Zelanda her ne kadar gerçek bir yer olsa da, o dönem insanları için çok uzak
ve ulaşımı çok zor bir yer olması açısından neredeyse bir hayal ülke konumundadır. Servet-i Fününcular, doğrudan
mücadeleyi göze alamayacakları siyasetten uzak durmuş, ütopyalarını sadece kendileri için oluşturmuşlardır.
Servet-i Fünun ütopyalarında, yönetimin tepkisini çekecek bir devlet düzeni tasarımı söz konusu değildir.
Dolayısıyla uzak bir adanın ütopyalarına mekân olarak seçilmesi yönetimin tepkisini çekme korkusundan değil,
baskı rejiminden kaçma isteklerinin şiddetindendir.
Kişisel olarak arzulanan yaşam modeli tasarısının aktarıldığı ütopyalarda mekân olarak yazarın bulunduğu
ülke, şehir veya mahallenin seçilmesinin, o toplumda belli dini, sosyal ve törel kurallar içerisinde yaşayan insanları
rahatsız edeceği açıktır. Bu nedenle,ütopyalarda mekân genellikle bir düş ülke hatta bir ada olarak karşımıza
çıkmaktadır. Enis Batur'un da belirttiği gibi olmayan mekânların seçimi, yöneticilerle olduğu kadar çevresindeki
insanlarla da çatışmaya girmek istemeyen yazar açısından güvenli bir seçimdir. Ancak mekân seçimi bu şekilde
açıklanamayacak çok sayıda ütopya da vardır. Türk edebiyatının önemli bir ütopyası olan Peyami Safa'nın
'Yalnızız' romanında Simeranya adlı mükkemmel bir hayal ülkesi kurgulanmıştır. Bu ülkede eğitim, sağlık,
çalışma ve sosyal hayat herkesin çok mutlu olacağı bir şekilde tasarlanmıştır. Eğitimde klasik okul anlayışı,
müfredat, sınıf, kürsü, ders programı ve klasik öğretmenler yoktur. Herkesin kendi seviyesine göre
yararlanabileceği okuma salonları, laboratuarlar, atölyeler, müzik ve sanat evleri vardır. Peyami Safa'nın ve başka
çeşitli yazarların ütopyalarındaki gerçek olmayan mekân seçimi, siyasal veya törel baskılarla açıklanamaz.
yaşama düzenine kavuşmayı arzulayan yazarların, mevcut ortamlarına alternatif olabilecek hayali ülkeler
tasarladıkları eserlerdir. Farklı bir mekânda mutlu yaşam hayali, ütopyaların yazılış nedeninin genel
İnsan, doğası gereği, yeni bir işe girişeceği veya bir şey tasarlayacağı zaman temiz ve boş bir yer arayışına -veya
temiz ve boş bir kâğıt arayışına- girer. Kusursuz yaşam, kusursuz toplum modeli arayışındaki yazarların, kendi
çevrelerinde gördükleri, sosyal ve siyasi açıdan olduğu gibi, fiziksel açıdan da kirlenmiş, bozuşmuş, doğadan
uzaklaşmış yaşam ortamlarını değil de, yepyeni, tertemiz bir ada ülkeyi kendi kurguları için mekân olarak
seçmeleri son derece doğaldır. Ütopyalarda tabiatı bozulmamış, denizlerle çevrili ada kavramının mekân olarak
çokça kullanılması, temiz, boş ve çevre etkilerden yalıtılmış yerlerin, yeni yaşam hayallerinin tasarımında
kullanılacak ortamlar olarak tercih edildiğini göstermektedir. Bu açıdan, bence ütopyalardaki 'olmayan mekân'
seçiminin, Enis Batur'un söylediği gibi siyasi ve törel baskılardan kaynaklandığı kadar, yaratıcı insan beyninin
doğal bir ihtiyacından da kaynaklanmaktadır.
Cem ERSÖZ 11.SINIF
Ütopyalar ve Servet-i Fünun Okuma Dosyası
Yasemin Coşkun, Yüksek Lisans Tezi (2006)
http://www.makaleler.com/thomas-more-utopia (Ahmet Polatlı)
Download

HİSAR OKULLARI 1996- KEMERKÖY