İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Özel Hukuk
YARGI MUAFİYETİNE İLİŞKİN MAHKEME KARARLARI (26.11.2011)
1. Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi, E.2003/158, K.2004/382, T.30.9.2004
“Dava haksız eylem sonucu oluşan maddî ve manevî tazminat istemidir. Davalı ABD Hükümeti vize işlemlerinin, özel hukuk
ilişkilerinden doğan bir işlem olmayıp, o devletin hükümranlık tasarrufu olduğunu, bu sebeple de yargı bağışıklığı bulunduğunu
belirterek davanın reddini istemiştir. Davacının vize süresi dolmadan ABD’ye havalimanından giriş yapmak istediği, yetkililerce
ülkeye girişinin engellendiği ihtilâfsızdır. Taraflar arasındaki ihtilâf, yargı bağışıklığı noktasındadır.
Yargı bağışıklığı yönünden somut davada yargılanan, vize süresi dolmadan ülkeye almama hususu olmayıp, davacının gördüğü
muameledir. Bu nedenle de, davalı tarafın yargı bağışıklığından yararlanamayacağı düşünülmüştür. Dosyaya sunulan resmî
belgelerden, davacıya bir gece gözlem altında kalması hâlinde ertesi gün mahkemeye çıkarılacağı bildirilmiştir. Davacı bu hususu
kabul etmeyerek davalı ülkenin havalimanından dönmüştür. Henüz davalı devlet hükümetinin yasal prosedürü tamamlanmamıştır.
Yargılama hususunu kabul etmemekle davacı kendi isteğiyle sınır kapısından ayrılmış addedilmiştir. Bu sebeple maddî tazminatın
şartları oluşmamıştır.
Manevî tazminat istemine gelince, davacı yasal giriş kartı, vizesi ile ilgili ülkeye, yurtdışı harcını, vize bedelini ödemek kaydıyla
gitmiştir. Havalimanında ülke polisince uygulanan muamele, gideceği yere gidemeden, seyahat hürriyeti engellenerek, yeniden
ülkesine dönüş, manevî yönden kişilik haklarına saldırı kabul edilmiş; bu nedenle manevî tazminat isteminin kabulüne karar
verilmiştir.”
2. Yargıtay 13. HD. E.1989/3896, K.1989/6648, T. 16.11.1989
“İddia ve savunmadan anlaşıldığı üzere kira sözleşmesi davacı ile ABD Konsolosluğu arasında kurulmuştur. Konsolosluk ABD’yi
temsil ettiğinden olayda kira ilişkisi davacı ile ABD arasındadır. 2675 sayılı MÖHUK’un 33. maddesinde; yabancı devlete özel
hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmayacağı; bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin
diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabileceği öngörülmüştür. Kira sözleşmesi hususî hukuk işlemidir.
Davacı bu sözleşmeye aykırı davranıştan doğan hor kullanma tazminatı ve telefon kullanmadan doğan alacağını istemiştir. Davalı
milletlerarası hukuk ve Viyana Anlaşması’na göre bir devletin bir başka devlet tarafından yargılanamayacağını savunmuştur. Olayın
niteliğine göre davalı devletin yargı muafiyeti bulunmamaktadır. Davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır ve bozma nedenidir.”
3. Yargıtay HGK E.1991/6–299, K.1991/406, T. 18.9.1991
“Davalı Lübnan Devleti’ni temsilen Lübnan Büyükelçiliği’ne çıkan davetiyenin Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nca, muhatap
büyükelçiliğe diplomatik yoldan duyuru şeklinde iletilmiş olduğu Dışişleri Bakanlığı’nın yazısından anlaşılmıştır. Yerel Mahkeme
bunun üzerine davalı devlet büyükelçiliğinin konsolosluk ikametgâhı olarak kullandığı yerin yargı muafiyeti içinde kaldığını kabul
ederek davayı reddetmiştir. Davacının temyiz başvurusu üzerine Özel daire, bir devletin mahkemeleri önünde yargılanamama
muafiyeti yargılanan devletin egemenlik hakları ile ilgili bulunduğundan, bu hakkın dışında kalan özel hukuk ilişkilerinden doğan
uyuşmazlıklarda muafiyet kuralının uygulanmayacağı gerekçesiyle ve 2675 sayılı Kanun’un 33. maddesine dayanarak yerel
mahkeme kararını bozmuştur. Yerel mahkeme ise önceki kararında direnmiştir.
Dava ihtiyaç sebebiyle tahliye isteğine ilişkin olup, yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık davalı tarafın yargı
muafiyetinden yararlanıp yararlanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
2675 sayılı MÖHUK’un 33. maddesinde; yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti
tanınmayacağı; bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Yabancı bir devletin özel bir şahıs gibi giriştiği özel hukuk ilişkilerinden dolayı aleyhine açılacak dava ile diplomatik temsilcilerin
yargı muafiyetini birbirine karıştırmamak gerekir. Gerek Türkiye’nin taraf olduğu Viyana Sözleşmesi’nde ve gerekse bu hususta
düzenlenmiş ikili veya çok taraflı anlaşmalarda kabul edilen muafiyet, diplomatik temsilcilerle ilgili olup, temsil ettikleri devlet
aleyhine açılan davalar için değildir. O halde önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
4. Yargıtay 10. HD. E.1993/5620, K.1993/10875, T. 14.10.1993
“Davacı davalı Danimarka Kraliyet Büyükelçiliği işyerinde sigortasız geçen hizmetlerin tespitini istemiş, ancak mahkeme,
Türkiye’nin de taraf olduğu Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesindeki dava bağışıklığından söz ederek davanın reddine karar
vermiştir. Sözleşme’nin 31. maddesinin 1. fıkrasında diplomatik ajanın, kabul eden devletin cezaî, medenî ve idarî yargısından
bağışık olduğu hüküm altına alınmıştır.
Davalı Danimarka Kraliyet Büyükelçiliği, Danimarka Kraliyeti’nin Türkiye temsilcisidir. Dolayısıyla, Türkiye’deki sorumluluğu
Danimarka Kraliyeti’nin sorumluluğu ile eşdeğerdedir. Davacı ise, Sözleşme’nin 31. maddesinin 1. fıkrasının aksine, diplomatik
ajanın şahsî işinde değil, Danimarka Kraliyeti’ni temsil eden elçilikte, daha açık bir ifade ile, Danimarka Kraliyeti’nde çalışmıştır.
Burada Sözleşme’nin 31. maddesinden söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki 2675 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile “Yabancı devlete
özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz; bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin
diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.” hükmü getirilmiştir. Demek oluyor ki, olayımızda davalı elçiliğin savunmasına ve
Sözleşme’nin 31. maddesine itibar edilemez. Aksi düşünüldüğü takdirde, yabancı devlet elçiliklerinde çalışan Türk uyrukluların
hiçbir hak arama imkânı ve müracaat edecek bir merci ve makam kalmayacaktır. Bu da insan haklarına, hukuka ve mevzuata ters
düşecektir. İşbu sebeplerle, davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”
5. Yargıtay 13. HD. E.2001/8947, K.2001/11405, T. 5.12.2001
“Davacı, davalı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Büyükelçiliği ile aralarındaki anlaşmaya göre, Türkiye’de tedavi gören Kuzey
Kıbrıs vatandaşlarının ilaçlarının kendi eczanesinden karşılandığını bildirip, ilaç bedellerinin ödenmeyen kısmı için başlatılan icra
takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptaline, alacağın faizi ile tahsiline ve inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı
yabancı devlet olarak yargı muaflığı bulunduğu bulunduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine açılması gerektiği, Büyükelçiliğe KKTC tarafından yetki verilmediğinden davanın husumet
yönünden reddine karar verilmiştir.
Yabancı bir devletin, Türkiye’deki Büyükelçiliği, o yabancı devletin temsilcisidir. Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçileri, şahsî
ilişkileri dışında temsil ettiği devlet adına da özel işlem ve sözleşmeler yapar ve yaptığı bu sözleşmelerin doğrudan sorumlusu da
temsil ettiği yabancı devlettir. Özel hukuk alanında yaptığı bu sözleşmelerden dolayı da, temsil ettiği yabancı devleti temsilen,
büyükelçilik aleyhinde dava açılabilir. Davacının dayandığı ve varlığını iddia ettiği sözleşme, hususî hukuk işlemidir. Olayda yargı
muafiyeti de söz konusu değildir. Bu hâli ile dava doğru açılmıştır.”
6. Yargıtay 6. HD. E.1984/3729, K.1984/5731, T. 8.5.1984
“Dava konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın boşaltılmasına ilişkindir. Mahkemece davalının diplomatik bağışıklık ve ayrıcalıktan
yararlandığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, kiralanın konut olarak ihtiyacı olduğundan bahisle işbu davayı açmıştır. Davalı cevap dilekçesinde, İtalyan Kültür Ataşesi
olduğunu, Viyana Anlaşması’na göre diplomatik statüsü nedeniyle cevap veremeyeceğini ve davayı kabul etmediğini bildirmiştir.
2675 sayılı MÖHUK’un 33. maddesinde, yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti
tanınmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm diplomatik temsilcileri de kapsamaktadır. Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana
Sözleşmesi’nin önsözünde vurgulandığı gibi, ayrıcalık ve bağışıklıkların amacı fertleri yararlandırmak olmayıp, devletleri temsil
eden diplomatik misyonların görevlerini etkin bir şekilde yapmalarını sağlamaktır. Diplomatik temsilcilerin tamamen özel hukuk
alanına giren faaliyetlerinden devletin çıkarı söz konusu olmadığından diplomatik temsilcilerin yargı muafiyetinin resmî görevlerinin
yerine getirilmesi ile ilgili işlemlerle sınırlandırılması gerekmektedir. Mevcut uyuşmazlık kira akdinden doğduğundan davalı yargı
muafiyetinden yararlanamaz. Hükmün bozulmasına…”
7. Yargıtay 12. HD. E.1984/8401, K.1984/11313, T. 6.11.1984
“2675 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile bazı hükümlerinin hukukî geçerliliği tartışılabilir bulunan Adalet Bakanlığı’nın
‘Türkiye’de Kendilerine Tebligat Yapılamayacak Kişilere İlişkin Tebliği’nin 5. Kısmında sayılanlar arasında konsolos, viskonsül
bulunmamaktadır. Konsolos görevlisi olsa bile bağlı olduğu devletin temsilcisi sıfatıyla hareket etmeksizin özel hukuk alanında
kurduğu sözleşmeden ya da sebebiyet verdiği haksız fiilden doğan borçlanmadan ötürü haklarında açılacak hukuk davalarında
diplomatik dokunulmazlık söz konusu edilemez.
2675 sayılı MÖHUK’un 33. maddesinde “Yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti
tanınmaz. Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.” denilmektedir. Bu hüküm
karşısında özel hukuk alanında borç doğuran sebeplerle veya düzenlediği akit gereği borç altına girmeyi kabul eden diplomatik
temsilci aleyhine dava açılabileceği, kendisine bu yolda tebligat yapılabileceği aşikâr hâle gelmiştir.
Olayda viskonsül eşi olan borçludan kira parasının alınması istenilmiştir. Kira akdi nedeniyle doğduğu öne sürülmüş alacak iddiası
yönünden yukarıdaki nedenlerden dolayı dava ve icra takibi açılmasına, tebligat yapılmasına, ödeme emri tebliğine yasal bir engel
olmadığına göre merciin hatalı sonuca varması bozma sebebidir. Kaldı ki borçluya çıkarılan tebligat usulsüz olsa bile, borçlunun
ıttılaı hâlinde beyan ettiği tarih esas alınmak suretiyle tebligatın geçerli sayılacağı 7201 sayılı Kanun’un 32. maddesi hükmü
gereğidir.”
8. Yargıtay 12. HD. E.2001/10355, K.2001/11989, T. 2.7.2001
“2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 33. maddesi gereğince; yabancı devlete özel hukuk
ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz. Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik
temsilcilerine tebligat yapılabilir. Merci Hâkimliği’nce, Büyükelçiliğe yapılan tebligatın ilgili yerlere ulaştırılması ve onlardan
alınacak cevaba göre hareket edilmesi icap ettiğinden bahisle gecikmiş itirazın kabul edildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda,
Büyükelçiliğe yapılan tebligat usulüne uygun olduğu için, İİK’nın 65. maddesinde öngörülen gecikmiş itiraz nedeni olarak kabul
edilemez.”
9. Yargıtay 12. HD. E.2004/6469, K.2004/13007, T. 24.5.2004
“Türkmenistan Devleti aleyhine yapılan ilâmlı takip ile ilgili olarak, icra müdürlüğünce, talep üzerine, Türkmenistan
Büyükelçiliği’nin İş Bankası’ndaki hesabına aynı devletin İstanbul Başkonsolosluğu’nun Denizbank’taki hesaplarına konan
hacizlerin eve aynı devletin uçakları üzerine haciz, muhafaza ve seferden menine ilişkin işlemlerin kaldırılması hakkında şikâyetin
kabulüne İcra Mahkemesince karar verilmiştir.
İİK’nın 82/1. maddesinde; devlet mallarının haczedilemeyeceği hükmü yer almış olup, bu hüküm Türk devleti malları için
düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu hüküm, yabancı devlet mallarını kapsamaz. Türk hukukunda ayrıca, yabancı devlet mallarının cebrî
icra bağışıklığı hususunda yasal bir düzenleme mevcut değildir.
Yargı bağışıklığı ve cebrî icra bağışıklığı birbirinden farklıdır. Yargı bağışıklığı tespit edilirken, ihtilâf konusu hukukî ilişkinin veya
işlemin niteliği veya amacı dikkate alınırken, cebrî icra bağışıklığının tespitinde, ihtilâf konusu ilişkiden ziyade cebrî icraya konu
olacak malın mahiyeti, kullanım biçimi dikkate alınmak zorundadır.
Yabancı devlete ait olup ülkede bulunan diplomatik ve konsolosluk amaçları için kullanılmayan mallara, taşınmazlara karşı cebrî
icra mümkündür. Örneğin, yabancı devletin, demiryollarına it vagonları, depoladığı tütünleri, yabancı devletin bir mahallî bankaya
yatırılmış ticarî teşebbüs için ayrılmış parası, bir fert ile yaptığı sözleşme gereği bankaya teminat olarak yatırdığı parası, ticarî
sahada ticarî amaçla kullandığı uçakları vs. gibi malları haczedilebilir. Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 22, 23
ve 24. maddeleri dikkate alındığında, yabancı bir devlete ait büyükelçiliğin veya konsolosluğun, sadece elçiliğin veya konsolosluğun
giderlerini ve işletme masraflarını karşılamak amacıyla tutulan carî genel bir banka hesabı aleyhine cebrî icra uygulanamaz.
Mahkemece şikâyete konu olan banka hesabındaki paraların bu niteliği taşıyıp taşımadığı ilgili banka şubesinden araştırılarak
oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile bu paralar üzerindeki haczin kaldırılması doğru olmadığı gibi,
ticarî sahada faaliyet gösteren uçakları ile ilgili olarak haciz muhafaza uygulaması ve seferden menine ilişkin yazıların kaldırılması
isteminin reddine karar vermek gerekirken, Viyana Sözleşmesi’nin 22. maddesini yanlış yorumlamak suretiyle buna ilişkin şikâyetin
kabulü de isabetsizdir.”
Download

Pratik çalışma metni - İstanbul Üniversitesi | Hukuk Fakültesi