Bir Çift Kömür Göz, Bembeyaz Bir Gülüş…
Yrd. Doç. Dr. Fatma Türe
Ankara Üniversitesi DTCF Sosyoloji Bölümü
“kışı neden bu kadar sevdiğini
ve neden her şeyin bir sonla noktalandığını
sorma,
ben de bilmiyorum.
anı olacak bir şeyim yok
her şeyin dünündeyim.”
Birhan Keskin
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin merdivenlerinde durdum, kaldım. Ne kadar boş,
ne kadar taş yığını. Yaz tatilinin öğrencisiz üniversitesini oldum olası can sıkıcı
bulmuşumdur. Üniversiteleri anlamlandıran, yaşatan ve kafamda nesneleştirilmelerini
önleyen hep öğrencilerin farklı sesleri, kavgaları, gülüşmeleri, itişmeleri... Yazın
kimliksiz ve can sıkıcı olan binalar, sonbaharla beraber coşkularını da beraberlerinde
getirirler... İşte sırf bu potansiyel yüzünden, yaz aylarının kırık dökük, boş ve sessiz
binaları katlanabilir olur benim için... Tekrar merdivenlere bakıyorum, duruyorum...
Bu sene o seslerden biri eksik olacak... Esaslı bir ses, bir çift kömür göz, bembeyaz
bir gülüş... Enes...
Seni tanıyanlara da tanımayanlara da seni tarif etmek ne kadar zor... Tanıyanlar,
yetinmez; tanımayanlar anlamaz... Bu yazı, kaybettiklerimizin ardından yazılan
güzellemelerden biri değil... Senin bir güzellemeye ihtiyacın olmadı. Zaten güzeldin...
Hani içi, dışı güzel dediklerinden... Zaman zaman hepimizi kızdırdığın tabii ki
olmuştur; ama nedense dargınlığa dönüşmemiştir hiçbir zaman. Ben, sana en çok
sınav zamanları kızardım, bilirsin... Çalışmadığında... Hep bir oda ziyaretine
çağırırdım; hafiften sesim sert çıkardı, belki... Bir şekilde tatlıya bağlanırdı sonunda.
Sonra hemen muhabbete, şamataya geçerdik. Aşağıya merdivenlere iner, büfeden
birer çay alır, sosyoloji topluluğu, öğrenci kongresi, film gösterimleri üzerine planlar
yapardık. Hayaller, hayaller...
-4-
Hayallerimize seni de katarak, senin hayallerine kendimizinkileri de ekleyerek yola
devam
edeceğiz...
Her
gülümsemenin
acı
bir
yutkunmaya
dönüşmesini
engelleyemeyeceğiz ama... Kendi içimizde çift kişilik bir oyunun solo oyuncuları
olarak “Enes, şimdi ne derdi?” “Enes, bu kongrede çok eğlenirdi” “Enes, şu kısa film
festivaline katılmak isterdi,” gibi tahmin oyunları oynayacağız; seni mutlu edeceğini
düşündüklerimiz üzerinden. Artık hepimizin can yoldaşı, sırdaşı, akıldaşı olarak her
projemizde bizimle birlikte yaşayacaksın. Ummadığın kadar çok projen olacak Enes,
bize güç vereceksin.
Arkadaşların acınla baş etmesini öğrenmeye çalışıyorlar. Kolları kanatları kırık,
şaşkınlık içinde... Pelin her gün arıyor, geliyor... Son geldiğinde senin bir fotoğrafını
getirdi bana, usulca masamın üzerine koydu. Delirip günlerdir evimi topladığımı,
kocaman masaları oraya buraya çekiştirdiğimi, yıllardır dağınık giyinme odasını
düzenlediğimi, hatta tişörtleri renklerine göre ayırdığımı görmezden geldi. Herkesin
acıyla başa çıkma yöntemi farklı. “Yeni masanızda Enes’e de yer olsun,” dedi.
Usulcacık koydu fotoğrafı... İkimiz de ağlamamaya çalıştık... Mehmet, kayıplarda.
Evden içeri giremediğini duydum. Nuri Can, Hilal ve Yasin’i arayamadım. Seslerini
duyduğumda, her şey daha gerçek olacak gibi geliyor. Hani konuşmazsam belki bir
gün o merdivenlerde yanlarında belirirsin ve biz hiçbir şey olmamış gibi devam
ederiz... Özge aradı; şaşkın, ürkek: “Ne yapacağız biz?” dedi. Kimseyi teselli
edemiyorum. Bu durumun tesellisi yok. Şu kısacık ömre ne çok sevgi sığdırmışsın.
Şu kısacık ömre ne uzun yıllar biriktirmişsin... Ondan mıydı bu kadar koşturman? Her
şeye yetişmeye çalışman?
Dönüp tekrar bakıyorum. Dil ve Tarih Coğrafya’nın merdivenleri sensiz bomboş,
içtiğimiz karbonatlı çayın, acı kahvenin tadı yok. Ankara’ya ilk geldiğimde,
“Bozkır’da gün batımı bambaşka olur,” demişlerdi. Ben de “Ankara” dendiğinde
günbatımını hatırlamak isterdim; Oysa şimdi “Ankara”, bir çift kömür göz, bembeyaz
bir gülüş...
-5-
Download

- 4 - Bir Çift Kömür Göz, Bembeyaz Bir Gülüş… Yrd