Kadınların Sessizliği :Devlet Okullarındaki
Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
1
Rana Özen Kutanis - Emine Çetinel
*
**
Özet: Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyetin sessizlik davranışı üzerindeki etkisini
araştırmaktadır. Çalışma kapsamında bir ilçede bulunan devlet okulları arasında
8 ilköğretim okulunda görev yapan 50 kadın öğretmenle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubu olarak öğretmenlerin seçilme nedeni öğretmenliğin üst kademelerini genel olarak erkeklerin işgal ettiği ancak toplumsal olarak kadınlara en uygun görülen ve yoğun olarak kadınların icra ettiği bir meslek olmasıdır. Yapılan analizler öğretmelerin yarıdan fazlasının toplumsal cinsiyetin sessizlik davranışı
üzerinde etkili olduğunu düşündüklerini göstermiştir. Yöneticilerin çoğunluğunun erkek
olması nedeniyle yaşanan zorluklar, toplumsal baskılar ve kadınlara yönelik önyargılar
öğretmenler tarafından toplumsal cinsiyet ile sessizlik arasındaki ilişkiye dair en çok dile getirilen ifadeler olmuştur.
Anahtar Kelimeler: Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, sessizlik, kadın öğretmenler.
Silence of Women: A Research on Public Schools
Abstract: The aim of this research is to investigate the impact of gender on the silence
behavior. In the scope of this research, a half-constructed survey was conducted over
50 female teachers in eight public elementary schools in a district. The reason for
choosing teachers as sample group is that although the higher positions of teaching
profession are occupied by men, teaching is a profession highly performed by women,
and in the eye of the society, it is the most suitable profession for a woman. The analyses conducted have indicated that more than half of the teachers believe that behavior
of silence is affected by gender. The difficulties caused by higher percentage of male
administrators, the pressure of society and the prejudices against women are the mostly
mentioned statements by teachers about the relationship between gender and behaviors.
Key Words: Sex, gender, silence, female teachers.
GİRİŞ
Sessizlik, “sükût ikrardan gelir” ifadesinden de anlaşılacağı üzere son yıllara
kadar kabulün ve itaatin bir göstergesi olarak kabul edilmiş, toplumsal ve örgütsel yaşamda takdirle karşılanmış bir olgudur. Bununla birlikte günümüz rekabet koşulları örgütler açısından örgüte ilişkin fikirlerini dile getirmekten ve
bilgi ve deneyimlerini paylaşmaktan çekinmeyecek bireylere sahip olmayı bir
zorunluluk haline getirmiştir. Bu zorunluluk örgütleri, çalışanlarının fikir ve deBu çalışma ilk olarak 19. Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi’nde özet olarak sunulmuştur. Çalışma,
daha sonra geliştirilerek şimdiki haline getirilmiştir.
*
Prof. Dr., Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Esentepe Kampüsü 54187, Adapazarı/Türkiye.
**
Doktora Öğr., Sakarya Üniversitesi Esentepe Kampüsü 54187, Adapazarı/Türkiye.
1
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47, Sayı 1, Mart 2014, s. 153-173.
154
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
neyimlerinden en iyi şekilde yararlanmak amacıyla politikalar geliştirmeye itmiştir. Bu doğrultuda son yıllarda örgütlerin çalışanlarını fikirlerini dile getirme
yönünde teşvik edecek yöntemler geliştirmeye çalıştıkları dikkat çekmektedir.
Bununla birlikte, örgüt içinde iletişim imkânlarının bu derece çoğaldığı böyle
bir ortamda bile pek çok çalışanın belirli konular ve sorunları bildikleri halde
örgüt içinde üst kademelere doğru iletişim kuramadıkları dikkat çekmektedir.
Bu durum çeşitli akademisyenlerce (Bowen - Blackmon, 2003; Çakıcı, 2007;
Çakıcı, 2008; Karacaoğlu – Cingöz,2009) bir paradoks olarak kabul edilmektedir. Bu durumun bir uzantısı olarak çalışanların yönetim yazınında şimdiye kadar dikkat çekmemiş olan bu sessizliği son yıllarda hem çalışanlar hem de örgütler açısından önemli bir sorun olarak görülmeye başlanmıştır. Dolayısıyla
araştırmacılar sessizliğin doğası, sessizliğe sebep olan faktörler ve çalışan sessizliğinin sonuçlarına yönelik araştırmalara imza atmaya başlamışlardır. Cinsiyetin çalışanların sessizlik davranışları üzerindeki etkisinin incelendiği bu çalışma da bu doğrultuda yapılan araştırmalar arasında yer almaktadır.
Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümlerde sırasıyla
önce sessizlik daha sonra da cinsiyet kavramına yönelik yapılmış literatür incelemesi yer almaktadır. Üçüncü bölüm cinsiyet ve çalışan sessizliği arasındaki
ilişkiyi incelemeye ayrılmıştır. Dördüncü bölüm ise literatür incelemesi temel
alınarak yapılan araştırmayı içermektedir. Çalışma, araştırma sonucu ulaşılan
bulguların değerlendirildiği sonuç bölümü ile son bulmaktadır.
SESSİZLİK KAVRAMI
Örgütlerde sessizlik, çalışanların iyileşme ve gelişme adına işi veya işyeriyle
ilgili teknik ve/veya davranışsal konularla ilgili görüş ve düşüncelerini bilinçli
olarak esirgemesi ve sessizleşmesi şeklinde tanımlanmaktadır (Çakıcı,
2007:149). Başka bir ifadeyle sessizlik, çalışanların örgüt içindeki sorunlar hakkında konuşmanın boşuna olduğuna, düşünce ve kaygılarını anlatmanın tehlikeli
olduğuna inanması (Kahveci, 20: 18) ve fikirlerini ifade etmesine olanak sağlayan
mekanizmaların varlığına rağmen kendi isteğiyle sessiz kalmayı tercih etmesidir.
Görüldüğü üzere çalışan sessizliğinde en önemli nokta, çalışanın zorunlu olması
nedeniyle değil kendi tercihi nedeniyle sessiz kalmasıdır. Çünkü bu durum sessizliği bilinçli bir karşı koyma stratejisi haline getirmektedir. Daha açık bir ifadeyle
örgüt içinde fikirlerini dile getirmenin olumsuz karşılanacağına ya da herhangi bir
işe yaramayacağına inanan birey, sessiz kalmayı tercih etmekte ve olumsuzluklar
karşısında pasif kalmayı seçerek bir bakıma örgütü cezalandırmaktadır.
Yapılan çalışmalar, çalışanları sessiz kalmaya iten belli başlı sebepler olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmalarda zikredilen belli başlı sessizlik nedenleri; olumsuz biri olarak görülme ve bunun sonucunda değer verilen ilişkilerin zarar göreceği endişesi, işe ilişkin korkular, izolasyon korkusu, yöneticilerin
olumsuz geri bildirim alma korkusu, yöneticilerin zımni inançları ve öğrenilmiş
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
155
çaresizlik olarak ifade edilen ve çalışanların konuşmanın herhangi bir şeyi değiştirmeyeceğine dair inançları (Milliken vd., 2003; Bildik, 2009; Karacaoğlu
ve Cingöz, 2009: Bayram, 2010) olarak sayılabilir.
Sessizliğin sonuçlarına bakıldığında ise yapılan çalışmalar, sessizliğin bireysel ve örgütsel olmak üzere iki düzeyde sonuçlandığını göstermektedir. Bu doğrultuda örgüt açısından sessizlik ikliminin en belirgin etkisinin örgütün hataları
fark etme ve bu hatalardan öğrenme yeteneğini olumsuz yönde etkilemesi olduğu söylenebilir. Bu durum örgütsel etkinliğe de olumsuz yönde tesir etmektedir.
Örgütsel düzeydeki etkilerinin yanında sessizliğin çalışanlar üzerinde de etkisi
olduğu, bireyde stresi arttırdığı, sinisizm ve tatminsizliğe neden olduğu belirtilmektedir (Bowen - Blackmon, 2003).
CİNSİYET KAVRAMI
Cinsiyet, tanımlaması kolay gibi görünen bir olgudur. Birey dünyaya geldiği
andan itibaren hatta çoğu zaman daha dünyaya gelmeden önce fiziksel ve biyolojik özellikleri doğrultusunda “kadın” veya “erkek” olarak sınıflandırılır. Bununla birlikte cinsiyet kavramına ilişkin kolay gibi görülen bu sınıflandırma sadece biyolojik özelliklere dayanmakta ve “kadın veya erkek olma”nın ne anlama
geldiğine dair çok kısıtlı bir açıklama sunmaktadır. Bir başka bir anlatımla cinsiyet, tanımlanması o kadar da kolay olmayan; “kadın” ve “erkek” kavramlarına
yüklenen anlamın zaman ve kültüre bağlı olarak değiştiği karmaşık bir olgudur.
Bu bağlamda cinsiyeti biyolojik özellikleri ön plana çıkaran “cinsiyet (sex)”
ile kültürün ve dilin etkisini vurgulayan “toplumsal cinsiyet (gender)” olmak
üzere iki şekilde tanımlamak mümkün görünmektedir. Buna göre cinsiyet, kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleridir. Her çocuk dünyaya, biyolojik olarak kadın/erkek olmasını sağlayan fizyolojik bir donanım ve cinsel bir kimlik ile gelir. Ancak çocuğun bu farklılığın
ayırdına varması, doğumla birlikte değil, yaşamının daha sonraki aşamalarında
olacaktır (Gürşimşek - Günay; 2005: 53). İşte “toplumsal cinsiyet” olgusu da bu
noktada devreye girmektedir. Toplumsal cinsiyet, kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eden bir kavramdır. Biyolojik farklılıklardan dolayı değil, kadın ve erkek olarak toplumun bireyi nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davranmasını beklediği ile ilgili bir kavramdır. Bu doğrultu da Acker’in (1992: 565) de belirttiği üzere toplumsal cinsiyet, cinsiyetten çok daha fazlasını temsil etmekte, toplumda rollerin kadın ve
erkek olarak bölünmesi ve kimliklerin sosyal olarak inşasına vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda özetle söylenebilir ki toplumsal cinsiyet; fizyolojik ve biyolojik özelliklere vurgu yapan cinsiyet kavramının aksine ailevi, mesleki, kültürel
ve sosyal etkilerle şekillenen karmaşık bir olgudur.
Bu karmaşık doğasıyla toplumsal cinsiyet yaşamın her alanında ve elbette ki
çalışma yaşamında etkisini gösterir. Sonuç olarak bireyler, örgüte gelirken top-
156
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
lumun onlara uygun gördüğü toplumsal cinsiyetlerini de beraberlerinde getirirler. Bunun da ötesinde örgütsel yaşamda görev ve sorumluluklar, bireyler arası
ilişkiler birey daha örgüte girmeden önce toplumsal cinsiyet algılamaları çerçevesinde şekillenmiştir. Öyle ki Britton’a (2000: 419) göre toplumsal cinsiyet,
“örgütsel yapının ve çalışma yaşamının kurucu bir elementi” olarak işlev göstermektedir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da toplumsal cinsiyet, bireyin
çalışma arkadaşları veya örgütle etkileşimlerinde algılamalarını, tutum ve davranışlarını etkileyen önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Bu tutum ve davranışlardan biri de bu çalışmanın odak noktası olan sessizlik davranışıdır.
TOPLUMSAL CİNSİYET VE SESSİZLİK
Kadınların 18. Yy’ da kendilerini toplum içinde birer birey olarak kabul ettirme amacıyla eril düzene karşı ilk meydan okuyuşunun üzerinden uzun zaman
geçmiştir. Bu ilk meydan okuyuşun ardından yıllar süren mücadelelerin sonucunda kadınlar, toplumsal hayattan iş hayatına kadar uzanan geniş bir yelpazede
çeşitli haklar kazanmışlardır. Kadınların çok uzun süreler boyunca eril bir krallık olarak kabul edilen iş hayatına adım atmaları bu mücadeleler sonucunda elde
edilen en büyük başarılardan biridir. Bu doğrultuda kadınlar, günümüz örgütlerinin pek çoğunda örgüt bünyesinde var olan işgücünün yaklaşık olarak yarısını
oluşmaktadır. Bu durum çalışma hayatındaki pek çok dinamiğin büyük değişikliklere uğradığının en açık göstergesi olarak kabul edilebilir. Ancak kadın ve erkeğin aynı iş yerinde birlikte varlık göstermesi örgütsel yapıların eril doğası
üzerinde çok büyük bir etki yapmamıştır. Daha açık bir ifadeyle, bu eril uygulamalar örtük bir şekilde de olsa varlığını sürdürmeye devam etmektedir (Acker,
1990; Britton, 1997). Bu nedenledir ki toplumsal cinsiyet, örgüt içinde pek çok
uygulama ve örgüt çalışanlarının pek çok davranışı üzerinde önemli bir etken
olarak rol oynamaktadır. Örgütsel sessizlik de bu doğrultuda toplumsal cinsiyetin etkisinin önemli bir şekilde hissedildiği çalışan davranışlarından bir diğerini
oluşturmaktadır.
Sessizlik, elbette ki kadın veya erkek bütün çalışanları kapsayan bir davranıştır. Ancak bu durum toplumsal cinsiyetin sessizlik davranışının sebep ve sonuçları üzerinde etkili bir faktör olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Daha
açık bir ifadeyle örgütsel yapı ve uygulamaların örtük eril yapısı, kadın veya erkek çalışanın ait olduğu toplumsal cinsiyet grubuna yönelik sosyal beklentiler
gibi çok çeşitli etkenler nedeniyle kadın çalışanları örgüt içinde sessiz kalmaya
iten sebeplerin erkek çalışanlar için olduğundan daha çeşitli olduğunu söylemek
mümkündür. Gerçekten de çeşitli yazarlarca tarafından belirtildiği üzere (West
ve Zimmerman, 2002; Simpson - Lewis, 2005) günümüz örgütlerinde kadınların
deneyimlerini ve fikirlerini paylaşma konusunda cesaretlendirildikleri görülmektedir. Buna rağmen kadınlar, sessizliklerini bozarak fikirlerini ifade etmek
istediklerinde çoğunlukla ciddiye alınmamakta ve söylediklerini duyurmakta
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
157
zorlanmaktadırlar. Bunun da ötesinde kadınların fikirlerini ifade etmeleri onları
örgüt içinde görünür kılarak kariyerleri önünde engel oluşturması veya saldırgan bir iş çevresinin oluşmasına neden olması gibi olumsuz sonuçlara neden
olmaktadır. Tüm bunlar, kadın çalışanları sessiz kalmaya itmektedir. Bu durumun bir diğer sonucu ise örgütün bünyesinde bulundurduğu çalışanlara ait deneyimlerin, fikirlerin ve düşüncelerin sadece yarısı ile yetinmek zorunda kalmasıdır.
Bu doğrultuda toplumsal cinsiyetin sessizlik üzerindeki etkisini iki boyutta
incelemek mümkün görünmektedir. Bu boyutlardan ilkini toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının ve cinsiyete dayalı işbölümünün kadınların örgüt içinde fikir ve
düşüncelerini ifade edecek mekanizmalara ulaşmalarını güçleştirmesi oluşturmaktadır. Şöyle ki toplumsal olarak kadına uygun görülen rollerin iş yaşamında
da kendini gösterdiği kabul edilen bir gerçektir. Bu doğrultuda kadınlar şefkatli,
anaç vb. davranış özellikleriyle tanımlanmakta ve örgüt içinde ‘kadının işi’nin
‘yardımsever/bakıcı iş’ olduğu kabul edilmektedir. Böyle bir çalışma ortamının
kadınların erkek çalışanlara oranla daha düşük ücretlerle, daha düşük pozisyonlarda, daha çok operasyonel işlerde çalıştıkları cinsiyete dayalı bir iş bölümünü
ortaya çıkarması ise şaşırtıcı değildir. Kadını hiyerarşinin en alt basamağına
yerleştiren bu sosyal varsayımların sonucunda kadınlar örgütün en düşük seviyelerinde artan oranda yer almakta ve kadın çalışanlar genel olarak fikirlerini
dile getirebilecekleri mekanizmalardan uzaklaşmaktadır. Söz konusu ortamda
öğrenilmiş çaresizlik devreye girmekte ve kadınların konuşsalar bile dikkate
alınmayacaklarına yönelik inançları pekişmektedir. Bu inanca göre sonuçta
“konuşmak” insanı görünür kılarak izolasyon, işini kaybetme vb. gibi tehditlere
karşı savunmasız bırakırken nadiren hâkim söylemler çerçevesinde oluşmuş
olan örgütsel normları değiştirir (Putnam - Boys, 2006; Calas - Smircich, 1992).
Özetle; formel mekanizmalar tarafından olmasa da kadınların formel mekanizmalara erişmesini engelleyen toplumsal yapıların kadınları sessiz kalmaya ittiğini söylemek mümkündür.
Toplumsal cinsiyetin sessizlik üzerindeki etkisinin ikinci boyutunu ise kadının ikincil konumunu güçlendiren kültürel değerlerin örgütlere dil aracılığıyla
empoze edilmesi oluşturmaktadır. Örgütsel yaşamda sessizlik olgusu deyiş ve
atasözlerinde gömülü olarak enformel ilişkilerde ağızdan ağza dolaşan öğütler
şekline bürünmüş olarak kendini gösterir (Çakıcı, 2007:147). Ülkemizde “Etliye
sütlüye karışmayacaksın, işini yapacaksın”, “Söz gümüşse sükût altındır”, “Erken öten horozun başını keserler”, “Çok söyleyen çok yanılır” gibi ifadeler konuşmanın sıkıntı yaratacağına ilişkin inancın açık bir göstergesidir. Bu tarz ifadelerin kadın veya erkek bütün çalışanlara sessiz kalmayı telkin ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte bu yöndeki telkinler kadınlar söz konusu olduğunda daha yoğun bir şekilde kendini göstermektedir. Daha açık bir
ifadeyle feminist dilbilimcilerin de belirttiği üzere atasözleri, deyimler ve teş-
158
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
bihlerle kadınlara ilişkin önyargı ve metaforlar beslenmekte ve kadının ikincil
konumu dil aracılığı ile daha da pekiştirilmektedir. Gerçekten de dilimiz kadını
söylediklerinde akıl ve mantık aranmayacak, konuştuğunda yararlı şeyler söylemektense boş ve yersiz konuşan bir varlık olarak tanımlayan atasözü ve deyimlerle doludur. Bu bağlamda “Saçı uzun aklı kısa” “Elinin hamuruyla erkek
işine karışma”, “Kadına akıl sor, tersini yap”, “Kadını sırdaş eden tellal aramaz”, “Kadının yüklediği yük şuraya varmaz”, “Avradın kazdığı kuyudan su
çıkmaz“ gibi toplumda yaygın olarak kullanılan ifadelerin örgüt içinde hiyerarşinin üst basamaklarında yer alsa bile kadını erkeklere nazaran daha çok sessizliğe ittiğini düşünmek yanlış olmayacaktır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında bu çalışmanın amacı toplumsal cinsiyetin çalışanların sessizlik davranışı üzerine etkisini ortaya koymaktır. Bu amaçla “toplumsal cinsiyet çalışanların örgüte ilişkin fikir ve düşüncelerini dile getirmesinde etkili bir unsur mudur?”,“kadın öğretmenler ait oldukları toplumsal cinsiyet
grubunun okul yönetimi ve çalışma arkadaşları tarafından ciddiye alınmaları
üzerinde etkili bir faktör olduğunu düşünüyorlar mı?”, “sessizlik davranışı birey ve örgüt üzerinde ne gibi sonuçlar doğurmaktadır?” soruları başta olmak
üzere toplumsal cinsiyet ile çalışan sessizliği arasındaki ilişkinin boyutlarını ortaya koymayı amaçlayan sorulara cevap aranmıştır.
YÖNTEM
Araştırma Modeli
Toplumsal cinsiyetin çalışanların sessizlik davranışı üzerindeki etkisinin incelendiği bu çalışma; sessizliğin nasıl oluştuğunu, toplumsal cinsiyetin çalışan
sessizliği üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu ve sessizliğin sonuçlarının
neler olduğunu ortaya koyabilecek bir araştırma yöntemini gerekli kılmaktadır.
Bu doğrultuda araştırmada algıların ve olayların doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir şekilde ortaya konmasına imkân vermesi nedeniyle nitel araştırma
yöntemi kullanılması uygun görülmüştür.
Araştırmanın amacı çerçevesinde çeşitli nitel araştırma yöntemleri arasında
en uygun araştırma yönteminin nitel durum çalışması yöntemi olduğu düşünülmüştür. Bilindiği üzere durum çalışması, “nasıl” ve “niçin” sorularını temel alarak güncel bir olguyu kendi gerçek yaşam çerçevesi içinde anlamaya çalışan
görgül bir araştırma yöntemidir (Yin, 1981). Böylece durum çalışması, araştırmacının kontrol edemediği bir olgu veya durumun derinliğine incelemesine olanak vermektedir (Yıldırım - Şimşek, 2011).
Araştırmada desen olarak dört durum çalışması deseninden biri olan “iç içe
geçmiş tek durum” deseni kullanılmıştır. İç içe geçmiş tek durum deseninde,
bir durum çalışmasının ilgili durumu, bütüncül ve tek bir ünite olarak ele alınmaktadır. Eğer araştırmacı kurumun bütününü tek bir durum olarak ele alıyor ve
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
159
çalışıyorsa iç içe geçmiş tek durum deseni söz konusudur (Yıldırım - Şimşek,
2011: 291). Bu bağlamda araştırmada öğretmenlerin sessizlik davranışına yönelimleri açısından toplumsal cinsiyet tek durum olarak ele alınmıştır.
Çalışma Grubu
Çalışmada amaçlı örnekleme yöntemleri arasında yer alan “kritik durum örneklemesi” kullanılmış ve araştırmanın amacına en uygun örneklem grubunun
kadın öğretmenlerden oluşacağı düşünülmüştür. Çünkü literatürde de genel kabul gördüğü üzere öğretmenlik, kadına toplumsal olarak uygun görülen rol kalıpları çerçevesinde yoğun olarak kadınların icra ettiği bir meslektir (Çermik
2010; Bolton - Muzio, 2008; Can, 2008; Özbek, 2007; Baglhol - Cross, 2006).
Yine toplumsal rol kalıplarına uygun olarak okullarda yöneticilik statüsünü çoğunlukla erkekler işgal etmektedir. Şöyle ki eskiden beri çocukların eğitiminin
kadınlara uygun bir uğraş olarak kabul edilmesi nedeniyle bir kadın mesleği
olarak kabul edilen öğretmenlik, kadınlar için en eski meslek geleneğine sahip
alanlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte gerek yerli gerekse
yabancı literatürde yapılan çalışmaların da ortaya koyduğu üzere eğitim yöneticiliği, kadınların azınlık statüsünde olduğu meslek alanlarının başında gelmektedir (Sağlam - Bostancı, 2012; Baştuğ - Çelik, 2011; İnandı vd., 2009; Baglhol
- Cross, 2006; Çelikten, 2004; Tan, 1996). Örneğin, Türkiye’de 1996 yılında
Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez örgütündeki üst düzey yöneticiler arasında
tek bir kadın bulunmamaktadır (Tan, 1996). UNICEF’in “eğitimin toplumsal
cinsiyet açısından incelenmesi Türkiye 2003” raporu da kadının eğitim yönetimi
alanındaki yerine ilişkin ilginç veriler ortaya koymuştur ki rapora göre ortaöğretim kadrosunda hiç kadın yönetici bulunmazken 16.454 ilköğretim müdürünün
ise sadece 477’si kadındır. 2011 yılı verilerine bakıldığında ise Milli Eğitim
Bakanlığı’nın merkez örgütünde yönetici konumunda genel müdürlük düzeyinde 15 erkek ve 1 kadın yönetici; daire başkanlığı düzeyinde 71 erkek ve 9 kadın
yönetici; şube müdürlüğü düzeyinde ise 283 erkek ve 58 kadın yönetici bulunduğu görülmektedir (Sağlam - Bostancı, 2012: 147). Bu veriler göz önüne alındığında öğretmenliğin aksine eğitim yöneticiliğinin genellikle bir 'kadın alanı'
olmadığını (Tan, 1996: 33) bunun da ötesinde Türkiye’de kadınların eğitim yöneticiliği alanında uzun yıllardır ciddi bir azınlık konumunda olduklarını söylemek mümkün görünmektedir. Bu doğrultuda 2010-2011 eğitim-öğretim yılında
Sakarya il sınırları içindeki bir ilçede bulunan 8 ilköğretim okulunda gerçekleştirilmiş olan bu araştırmada araştırma örnekleminin söz konusu okullarda görev
yapan 50 kadın öğretmenden oluşması uygun görülmüştür. Araştırma çerçevesinde görüşülen öğretmenlerin demografik özellikleri Tablo 1’de verilmektedir.
Tabloda da görüldüğü gibi tamamının kadınlardan oluştuğu katılımcıların
%32’si 20–25 ve %34’ü 26–30 yaş aralığında yer almaktadır. Evli katılımcıların
160
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
oranı %62’dir. Araştırmaya katılan kadın öğretmenlerin %82’si üniversite mezunudur ve %38’i 1–5 yıldır öğretmenlik yapmaktadır.
Tablo 1. Frekans Dağılımı Tablosu
Yaş
Medeni Durum
Eğitim Düzeyi
Hizmet Süresi
20–25
26–30
31–35
36 ve üzeri
Bekâr
Evli
Üniversite
Yüksek Lisans
1 yıldan az
1–5 yıl
6–10 yıl
11 yıl ve fazlası
n
16
17
8
9
19
31
41
9
17
19
5
9
%
32
34
16
18
38
62
82
18
34
38
10
18
Veri Toplama Aracı
Araştırmada yöntem çeşitlemesinin sağlanabilmesi amacıyla iki farklı veri
toplama aracı kullanılmıştır. Yarı-yapılandırılmış mülakat tekniği bu tekniklerin
ilkini ve araştırmanın temel veri kaynağını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda 13
açık uçlu sorudan oluşan bir yarı-yapılandırılmış mülakat formu hazırlanmıştır.
Mülakatlar sırasında sorulacak soruların hazırlanmasında konuya ilişkin literatür temel alınmıştır. Yapılan literatür çalışması çerçevesinde hazırlanan mülakat
formu yazarlara ek olarak konuya ilişkin bilgi sahibi bir diğer araştırmacı tarafından daha incelenmiştir. Araştırmacıların görüş ve önerileri çerçevesinde mülakat formuna son şekli verilmiştir.
Araştırmada kullanılan diğer veri toplama aracı gözlemdir. Daha önce de değinildiği üzere araştırma, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bir diğer ifadeyle araştırma, uzun dönemli bir çalışma olma özelliğine
sahiptir. Bu doğrultuda araştırmanın yapıldığı süreç boyunca söz konusu ilçede
ve araştırmanın yapıldığı okullarda gözlemler yapılmıştır. Böylece kadın-erkek
ilişkilerine ilişkin dinamiklere yönelik daha derinlemesine bilgilere ulaşmak
mümkün olmuştur.
Verilerin Analizi
Araştırma sonucu elde edilen veriler içerik analizi (Holsti, 1969; Luborsky,
1994) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bilindiği üzere içerik analizinde temel
amaç, toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmaktır. Bu
çerçevede, araştırmacı içerik analizi yoluyla verileri tanımlanmaya, verilerin
içinde saklı olabilecek gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışır. İçerik analizinde temel olarak yapılan işlem, birbirine benzeyen verileri belirli kavramlar ve tema-
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
161
lar çerçevesinde bir araya getirmek ve bunları okuyucunun anlayabileceği bir
biçimde düzenleyerek yorumlamaktır (Yıldırım - Şimşek, 2011: 227). Bu doğrultuda araştırmada elde edilen veriler; verilerin analize hazır hale getirilmesi,
verilerin kodlanması ve bulguların yorumlanması olarak sayılabilecek üç temel
aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk olarak, araştırma kapsamında katılımcılarla yapılan mülakat kayıtları yazılı hale getirilmiştir. İkinci aşamada yazılı hale getirilen veriler araştırmacılar tarafından kodlanmış ve elde edilen kodlar vasıtasıyla
temaların oluşturulması sağlanmıştır. Üçüncü ve son aşamada yapılan analizler
sonucu ulaşılan bulgular ise aşağıda ayrıntılarıyla ele alınmıştır.
Geçerlilik ve Güvenirlilik
Araştırma sonuçlarının inandırıcılığı akademik anlamda yapılan her araştırmada araştırmacının birincil kaygıları arasında yer alır. Söz konusu kaygılar genellikle nicel araştırmalar gibi istatistiki ölçme ve değerlendirme yöntemlerine
dayanmayan nitel araştırmalar için daha da şiddetlidir. Bu nedenle araştırma sonuçlarının inandırıcılığını gösteren en önemli ölçütler olarak kabul edilen “geçerlilik ve güvenirlilik” nitel araştırmalar için daha da önem taşımaktadır. Bu
doğrultuda nitel araştırma niteliğini taşıyan bu çalışmada araştırmanın geçerlilik
ve güvenirliliği literatürde belirtilen belli yöntemler aracılığı ile sağlanmaya ve
arttırılmaya çalışılmıştır.
Araştırmada ilk olarak, izlenen sürecin çalışılan gerçekliği ortaya çıkarmadaki yeterliğine işaret eden araştırmanın iç geçerliliğini arttırmak amaçlanmıştır.
Araştırmada veri elde etmek amacıyla kullanılan yarı-yapılandırılmış mülakat
formunun ayrıntılı bir literatür taraması sonucunda oluşturulması bu doğrultuda
atılan ilk adımı oluşturmaktadır. Diğer taraftan araştırma kapsamında yapılan
tüm görüşmeler araştırmanın yapıldığı ilçe kaymakamlığının desteği ile gerçekleştirilmiştir. Bu durum katılımcılar üzerinde araştırmanın ciddiyetini idrak etme ve araştırmaya katkıda bulunma isteklerini arttırma konusunda etkili bir faktör olarak rol oynamıştır. Bunun yanında araştırma, işten atılma korkusu yaşamayan devlet memuru statüsündeki öğretmenler üzerinde yapılmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak katılımcılar daha rahat ve korkusuz bir şekilde kendilerini ifade edebilmişlerdir. Araştırmanın iç geçerliliğini arttıran bir diğer unsur,
araştırmanın uzun süreli bir çalışma niteliğinde olması ve bu durumun araştırmacılara konuya ilişkin gözlem yapma imkânı vermesidir. Son olarak, bilindiği
üzere örneklemin yeterli büyüklükte olmaması araştırmanın iç ve dış geçerliliğini doğrudan tehdit eden bir etkendir (Yıldırım - Şimşek, 2011). Bu doğrultuda
araştırmanın hem iç geçerliliğini hem de dış geçerliliğini arttırmak amacıyla
mülakatlar, araştırmacılar tarafından konuya ilişkin yeni bir veri elde edilemeyeceğine karar verilene kadar devam ettirilmiştir. Bir diğer ifadeyle örneklem,
doyum noktasına ulaşana kadar genişletilmiştir.
162
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
Araştırma sonuçlarının inandırıcılığı açısından bir diğer önemli konu olan
güvenirlilik konusu nitel araştırma için farklı bir anlama gelmektedir. Şöyle ki
nitel araştırmaya temel oluşturan ilkelerden birisi, gerçeklerin bireylere ve içinde bulunulan ortama göre sürekli bir değişme içinde olduğu ve araştırmanın
benzer gruplarda tekrarlanmasının (dış güvenirlilik) aynı sonuçlara ulaşmayı
mümkün kılmadığını en başta kabul etmektir. Aynı şekilde, nitel yaklaşımın her
araştırmacının olayları algılama ve yorumlama biçimlerinin farklı olabileceğini
kabul etmesi araştırmanın iç güvenirliliğinin de farklı algılanmasını gerekli kılmaktadır (Yıldırım - Şimşek, 2011). Bununla birlikte çeşitli yazarlar (LeCompte
- Goetz, 1982; Miles - Huberman, 1994) , araştırmanın iç ve dış güvenirliliğini
arttıracak bazı stratejiler önermektedirler. Bu doğrultuda bu araştırma, söz konusu stratejiler gözetilerek yürütülmüştür. Bu bağlamda araştırmanın dış güvenirliliğini arttırmak amacıyla araştırmada izlenen aşamaların ayrıntılı ve açık bir
şekilde tanımlanması yoluna gidilmiştir. Böylece araştırma kapsamında ulaşılan
sonuçların yapılan araştırma sonucu elde edilen verilere dayandığını ortaya
koymak amaçlanmaktadır. Araştırmanın iç güvenirliğini arttırmak amacıyla
araştırma sonucu elde edilen veriler mümkün olduğunca objektif bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda araştırmanın iki araştırmacı tarafından yürütülmesi de araştırmanın iç güvenirliliğini arttıran bir diğer unsurdur. Son olarak, araştırmada gözlem ve mülakat yöntemlerinin bir arada kullanılması iki
yöntem sonucu elde edilen verilerin birbirini teyit etmesine ve bu bağlamda
araştırmanın iç güvenirliliğini arttırmasına olanak sağlamıştır.
BULGULAR
Öğretmenlerin Sessiz Kalma Konusundaki Düşünceleri
Araştırma kapsamında ilk olarak katılımcıların görev yaptıkları okul, çalışma
arkadaşları ve kendileri ile ilgili konularda sessiz kalmaya ilişkin nasıl bir tutum
içinde oldukları saptanmaya çalışılmıştır. Buna göre araştırma sonucunda katılımcıların %42’si (21 kişi) örgütte fikirlerini dile getirmek yerine sessiz kalmayı
tercih ettiğini bildirirken, %58’i (29 kişi) hiçbir şekilde sessiz kalmayı tercih
etmediklerini dile getirmiştir. Bu durumu öğretmenlerin büyük bölümünün örgütü veya kendilerini ilgilendiren konularda sessiz kalmaktansa düşüncelerini
açıkça dile getirme konusunda bir çekinceleri bulunmadığı şeklinde yorumlamak mümkün görünmektedir. Bununla birlikte yapılan görüşmeler daha derinlemesine incelendiğinde farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki hiçbir konuda sessiz kalmayı tercih etmediklerini belirten 29 katılımcının 24’ü
(%82,7’si) yapılan görüşmelerin ilerleyen kısımlarında görüşlerini dile getirmekten kaçındıkları çeşitli konular olduğunu belirtmişlerdir.
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
163
Öğretmenlerin Sessizliğin Sebep ve Sonuçlarına İlişkin Görüşleri
Öğretmenleri fikirlerini açıkça ifade etmekten alıkoyan sebeplerin neler olduğunu ortaya koymak araştırmanın bir diğer odak noktası olmuştur. Konuya
ilişkin yapılan analizlere ilişkin sonuçlar Tablo 2’te özetlenmiştir.
Tablo 2’de görüldüğü üzere “sorun çıkaran biri gibi görünme korkusu”, “çalışma arkadaşlarıyla ilişkilerin bozulacağı korkusu” ve “misilleme korkusu” öğretmenler tarafından en çok dile getirilen sessiz kalma nedenleri olarak sıralanmıştır. En az dile getirilen fakat oldukça önemli ve dikkat çekici sessizlik nedeni ise “gizli/açık tehdit”dir. Katılımcılar yöneticileri tarafından “hakkında soruşturma açma vb.” tehditlere maruz kaldıklarını belirtmişlerdir.
Tablo 2. Sessiz Kalma Nedenleri
Ana Tema
Sessiz Kalma
Nedenleri
Alt Temalar
Sorun çıkaran biri gibi
görünme korkusu
Çalışma arkadaşlarıyla
ilişkilerin bozulacağı korkusu
Misilleme korkusu
Beni değil yönetimi ilgilendirir
Konuşmak hiç bir şeyi değiştirmez
Yöneticilerden çekinme
Kendini yeterli görmemek
Gizli/açık tehdit
N
%
13
26
13
26
10
9
9
7
4
2
20
18
18
14
8
4
Aşağıda katılımcıların bu yöndeki ifadelerine birkaç örnek verilmiştir:
Bizim işimiz öyle sıradan bir iş değil. Dantel gibi, çocukları ilmek ilmek işleyeceksin. Bunun için sabır lazım ama o da herkeste yok. İlk başlarda her şey mükemmel
olsun diye uğraşıyordum. Sonra baktım etrafımdakiler her şeyi çok incelediğimi, özü
bırakarak teferruatlara takıldığımı düşünüyorlar. Hatta kimi zaman sadece bu nedenle tartışmalar yaşadığım da oldu. Ama artık hep huzur bozan kişi olmaktan sıkıldım.
Sürekli sorun çıkaran biri gibi görünmek istemiyorum. (24 No’lu Katılımcı)
Bir arkadaşıma amiri kötü davranıyordu. Yani ona yapmaması gereken işleri yaptırıyor, çalışmalarını ve onu sürekli eleştiriyordu. Eleştiriler hakaret boyutuna ulaşmaya başlayınca arkadaşım yöneticisinden şikâyetçi oldu. Şikâyet sonrası oyunbozan, kurumun düzenini aksatan kendisi oldu. Hatta en sonunda tayin istemek zorunda kaldı. Ben bu tarz şeyler yaşamak istemiyorum. (41 No’lu Katılımcı)
Örgüt içindeki sessizlik iklimi elbette ki pek çok sonucu da beraberinde getirmektedir. Bu doğrultuda sessizliğin ne gibi sonuçlar doğurduğu incelenmiş ve
elde edilen bulgular Tablo 3’te görülmektedir.
Tablo 3 incelendiğinde, sessizliğin bireysel ve örgütsel olmak üzere iki düzeyde sonuç doğurduğu görülmektedir. Sessizliğin bireysel sonuçlarına bakıldığında katılımcıların sessiz kaldıkları durumlarda “işe karşı isteksiz olduklarını”
164
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
ve “stres” yaşadıklarını belirttikleri görülmektedir. Katılımcılar aynı zamanda
“mutsuz olduklarını”, “kendilerini aciz hissettiklerini” ve çalıştıkları “kuruma
yabancılaştıklarını” dile getirmişlerdir. Aynı zamanda göze çarpan bir diğer
önemli sorun da katılımcıların sessiz kalmak zorunda kaldıklarında öfkeli olduklarını ve bu öfkelerini ailelerine, arkadaşlarına ya da öğrencilerine yansıttıklarını dile getirmeleridir.
Tablo 3. Sessizliğin Sonuçları
Bireysel
Sonuçlar
Örgütsel So-
nuçlar
Ana Tema
Sessizliğin
Sonuçları
Alt Temalar
İşe karşı isteksizlik
Stres
Öfke ve çevreye yönelik agresif davranışlar
Yabancılaşma
Mutsuzluk
Acizlik hissi
Tatminsizlik
Beceriksizlik Hissi
Birikmiş sorunlar
Kendi işine bakma
Verimsizlik
Yöneticiye güvensizlik
Hataların/aksamaların hasıraltı edilmesi
Örgütteki sorunları görmezden gelme
N
27
22
21
19
17
13
5
1
31
24
16
16
12
11
%
54
44
42
38
34
26
10
2
62
48
32
32
24
22
Sessizliğin örgütsel sonuçları ise “sorunların çözümlenmeyerek birikmesi”,
“kendi işine bakma”, “verimsizlik” ve “hataların hasıraltı edilmesi”dir.
Öğretmenlerin Sessiz Kalınan Konulara İlişkin Görüşleri
Araştırmanın bundan sonraki aşamasında öğretmenlerin hangi konularda
sessiz kalmayı tercih ettikleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda elde edilen veriler ışığında katılımcıların sessiz kalmayı tercih ettiğini belirttiği belli
başlı konular Tablo 4’de özetlenmiştir.
Tablo 4 incelendiğinde katılımcıların en çok sessiz kalmayı tercih ettikleri
konuların “yöneticilerin” ve meslektaşların yetersizliği”, “yöneticilerin yanlış
tutum ve davranışları” ve “kişiler arasındaki anlaşmazlıklar” olduğu görülmektedir. Bu konular aynı zamanda sessiz kalmayı tercih etmediğini belirten katılımcıların da en çok dile getirdiği konular olmuştur.
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
165
Tablo 4. Sessiz Kalınan Konular
Ana Tema
Sessiz Kalınan
Konular
Alt Temalar
Yöneticilerin yetersizliği
Meslektaşların yetersizliği
Yöneticilerin yanlış tutum ve
davranışları
Kişiler arasındaki anlaşmazlıklar
İşyerindeki yanlış/gereksiz uygulamalar
Çalışma arkadaşlarının işini
gereğince yapmaması
Adaletsizlik
Dürüst olmayan davranışlar
Yetersiz araç/gereç
Kötü muamele
(hakaret, suçlama, aşırı iş yükleme, gibi)
n
18
16
%
36
32
16
32
15
14
30
28
11
22
11
7
4
22
14
8
1
2
Katılımcıların sessiz kaldıkları konular arasında sıklıkla dile getirdikleri bir
diğer önemli konu ise “işyerindeki yanlış/gereksiz uygulamalar” olmuştur. Sessiz kalınan konular arasında en az dile getirilen konu ise “kötü muamele”dir.
Öğretmenlerin Toplumsal Cinsiyet ve Sessizlik Arasındaki İlişki İle İlgili
Görüşleri
Toplumsal cinsiyetin öğretmenlerin sessiz kalma davranışı üzerindeki etkisine yönelik yapılan incelemeler çalışmaya katılan 50 kadın öğretmenden
29’unun (%58) toplumsal cinsiyetin sessiz kalma davranışı üzerinde etkili olduğu yönünde fikir beyan ettiklerini göstermiştir. Aşağıda katılımcılar tarafından
bu yönde dile getirilen ifadelere birkaç örnek görülmektedir:
“Kadınlar olarak sessiz kalmayı tercih ediyoruz diye düşünüyorum. Aslında çoğu
zaman ortam bunu gerektiriyor. Sonuç olarak böyle küçük bir ilçede kadınların ön
plana çıkması çok da beklenen bir durum değil. Mesela bazı kadın arkadaşlar, çevreden veya özellikle de eşlerinden çekindikleri için polemiğe girmekten kaçınıyorlar.
Bu yüzden de karar alma konusunda erkek öğretmenler ön plana çıkıyor, onların görüşlerine önem veriliyor.” (14 No’lu Katılımcı)
“Elbette ki kadın olmak konuşma kararı üzerinde etkili. Kadınların serbestçe düşüncelerini dile getirdiğini ne zaman gördünüz ki… Neden? Çünkü, çoğu zaman kadın
olduğunuz için ciddiye alınmıyorsunuz. Bu da sizi sessiz kalmaya itiyor.” (18 No’lu
Katılımcı)
Geriye kalan 21 katılımcıya (%42) göre ise sessizlik toplumsal cinsiyet nedeniyle değil daha çok kişilik, ortam vb. nedenler sonucu ortaya çıkan bir davranıştır. Aşağıda katılımcıların bu yöndeki beyanlarını gösteren örneklere yer
verilmiştir:
“İş yaşamına girmiş kadın bir şekilde sesini duyurmuş kadındır ve fikirlerini açıkça
dile getirir. Şu ana kadar çalıştığım ortamlarda kadınların cinsiyetleri nedeniyle fi-
166
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
kirlerini dile getirmekten kaçındıklarını veya fikirlerini dile getirdiklerinde ciddiye
alınmadıklarını görmedim. Hatta kadınların düşüncelerini erkeklere oranla daha çok
ve daha iyi ifade ettiklerini düşünüyorum.” (32 No’lu Katılımcı)
“Benim gözlemlediğim kadarıyla fikir beyan etme konusunda kadınlar ve erkekler
arasında çok büyük bir fark yok. Kendini ifade edebilmek, düşüncelerini dile getirebilmek söz konusuysa kadın olmak ya da erkek olmak bir anlam ifade etmiyor.
Önemli olan kendini nasıl taşıdığın… Kısacası, ne istediğini bilen, amaç ve inançları
olan herkesin sesini duyurabileceğini düşünüyorum.” (25 No’lu Katılımcı)
Araştırmanın bundan sonraki adımı, toplumsal cinsiyetin sessiz kalma davranışı ile ilişkisi üzerinde yoğunlaşmak olmuştur. Bu doğrultuda araştırmaya katılan kadın öğretmenler tarafından en çok üzerinde durulan konular belirlenmeye çalışılmıştır. Tablo 5 yapılan analizler sonucu ne gibi sonuçlara ulaşıldığını
özetlemektedir.
Tablo 5’te de görülebileceği gibi, katılımcılar tarafından en çok dile getirilen
ilk üç konu “kadınların ciddiye alınmaması”, “yöneticilerin çoğunun erkek olması” ve “toplumsal baskılar” olarak sıralanmaktadır. Şöyle ki katılımcılar hem
yöneticilerinin hem de erkek meslektaşlarının kafalarında kadınlara yönelik belirli önyargılar (duygusal ve yetersiz olma) nedeniyle fikirlerinin ciddiye alınmadığını hissettiklerini belirtmişlerdir. Kadın öğretmenler bu nedenle sessiz
kalmayı tercih ettiklerini ifade etmektedirler.
Tablo 5. Toplumsal Cinsiyet ve Sessizlik Arasındaki İlişki
Ana Tema
Toplumsal Cinsiyet
ve
Sessizlik
Arasındaki İlişki
Alt Temalar
Kadınların ciddiye alınmaması
Yöneticilerin çoğunlukla erkek olması
Toplumsal baskılar
Yetişme tarzı
Kadınların duygusal olduğu görüşü
Kadınların yetersiz olduğu görüşü
Enformel ağlar
Erkeklerin kendilerini kadınlardan
daha üstün görmesi
n
15
12
12
11
11
10
9
%
30
24
24
22
22
20
18
6
12
Katılımcılar tarafından bu yönde dile getirilen ifadelerden bir kaçı şu şekildedir:
“Burada kadınların söylediklerinin ciddiye alındığını pek görmedim. Bazı amirlerin
kadınlara bakış açısından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Kafalarında bir çerçeve
var ve o çerçeveye hep çalışan erkek resmini koymuşlar. Bu çerçevenin resmini değiştiremiyorlar. Çerçevenin dışından bir şey geldiğinde de ciddiye alınmıyor doğal
olarak” (9 No’lu Katılımcı)
“Kadın çalışanların birçok ortamda baskı ve ciddiye alınmama durumuyla karşı karşıya kaldığını duydum. Bu durumun ortaya çıkmasındaki temel neden idarecilerin
erkeklerden oluşması ve kendi hemcinsleri ile daha iyi anlaşması olabilir. Ayrıca
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
167
eğitim düzeyi her ne kadar günden güne iyi yönde değişim gösterse de erkeklerin
yetiştirilme tarzları ve aile ortamından dolayı erkeklerde genellikle erkeklerin kadınlardan daha başarılı olduğu yönünde önyargı mevcut. Bu yüzden kadınları ciddiye
almayacakları kesin” (19 No’lu Katılımcı)
Kadın öğretmenler tarafından dile getirilen bir diğer konu kendilerini ifade
etme konusunda erkek öğretmenler ve kadın öğretmenler arasında var olan toplumsal kısıtlamalardır. Şöyle ki katılımcılara göre erkek meslektaşları iş saatleri
içinde ve dışında kadınların sahip olmadıkları ayrıcalıklar sayesinde fikirlerini
daha açık ve rahat bir şekilde dile getirebilmektedirler. Buna göre iş saatleri
içinde bir kadın öğretmen erkek yöneticisiyle konuşurken ciddiye alınabilmek
ve toplum tarafından hoş karşılanmayacak bir izlenime imkân vermemek adına
kendini daima dikkatli ve ağır başlı olmak zorunda hissederken, erkek meslektaşları bu tarz kısıtlanmalara maruz kalmadan kendilerini çok daha rahat bir şekilde ifade edebilmektedirler. Aşağıda bu yöndeki ifadelerden bir örnek görülmektedir:
“Toplumsal baskıdan dolayı kadınlar mutlaka ama mutlaka amirleriyle konuşurken
daha ciddi, özenli konuşuyorlar. Yani, iş ortamı ne kadar rahat olursa olsun kadınlar
“kadındaki samimiyete bak” gibi dedikodulara maruz kalmamak adına pek çok ortamda çekimser kalıyorlar. Erkekler için durum farklı. Çekinme gibi bir durumları
olmadığı için daha rahat konuşuyorlar. Amirler de erkek olduğu için onlarla daha
rahat görüşüyorlar. Tabi bu da işe yansıyor.” (40 No’lu Katılımcı)
Görüşmelerde dile getirilen bir diğer önemli husus ise kadın öğretmenlerin
erkek meslektaşlarının fikirlerini dile getirebilmek için iş saatleri dışındaki aktiviteler (futbol maçları vb.) gibi enformel kanallara sahip olduklarına dair inançlarıdır. Katılımcıların bu konudaki fikirlerine şöyle bir örnek verilebilir:
“Erkek arkadaşlar genellikle okul dışında da görüşüyorlar. Haftada bir akşam buluşup halı saha maçına gidiyorlar mesela. Veya akşam eve gitmeden önce beraber bir
yerlere gidiyorlar. Elbette, bizim için böyle bir şey söz konusu değil. Biz kadınlar
doğrudan eve gidip yemek vs. ile ilgilenmek zorundayız. Böyle sorumlukları olmayan bekâr arkadaşlarımız da var gerçi ama onlar da katılamazlar. Böyle küçük bir ilçede hemen bir dedikodu çıkıverir. Böyle olunca erkek meslektaşlarımız kendilerini
daha samimi bir ortamda rahat rahat ifade ediyorlar. Bu da işe yansıyor tabi. (2
No’lu Katılımcı)
Özetle; kadın öğretmenler, erkek meslektaşlarının sadece erkeklere özel ve
kadın meslektaşlarını dışlayan bir grup oluşturduklarına inanmaktadırlar. Katılımcıların ifadelerine göre erkek meslektaşları bu grup çerçevesinde iş saatleri
dışında da bir araya gelmektedir. Bu enformel ortamlardaki etkileşimler ise “haliyle iş ortamını etkilemektedir.”
168
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
SONUÇ
Sessizlik, çalışanların iyileşme ve gelişme adına işi veya işyeriyle ilgili teknik ve/ya davranışsal konularla ilgili görüş ve düşüncelerini ifade etmesinin boşuna ve daha ileri düzeylerde tehlikeli olduğuna inanması sonucu ortaya çıkan
bir çalışan davranışıdır. Bu durumun bir sonucu olarak çalışanlar fikirlerini ifade
etmesine olanak sağlayan mekanizmaların varlığına rağmen kendi istekleriyle
sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Bir diğer ifadeyle sessizlik, çalışanların sonuçlarından çekinmesi nedeniyle fikir ve düşüncelerini bilinçli olarak örgütten
esirgemesi olarak tanımlanabilir. Son yıllara kadar çalışanların sessiz kalması bir
uyum ve itaat göstergesi olarak algılanmasına rağmen konu artık bir sorun olarak
kabul edilmektedir. Bu durumun bir uzantısı olarak literatürde sessizliğin doğasına ilişkin çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Toplumsal cinsiyet ile sessizlik
arasında bir ilişki olup olmadığı ve böyle bir ilişki varsa söz konusu ilişkinin doğasının ne olduğu sorularına cevap bulmak amacıyla yapılmış olan bu çalışma da
literatürde hızla kendine yer bulan bu çalışmalar arasında yer almaktadır.
Çalışma kapsamında Sakarya il sınırları dâhilinde bir ilçede bulunan 8 ilköğretim okulunda görev yapan 50 kadın öğretmenle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler incelendiğinde
katılımcıların %58’inin çalıştıkları okul ve çalışma arkadaşları ile ilgili konularda fikirlerini dile getirme konusunda bir çekinceleri olmadığını belirttikleri görülmüştür. Bununla birlikte görüşmelerin ilerleyen kısımlarında bu katılımcıların %82,7 gibi büyük bir oranının çeşitli konularda fikir beyan etmekten kaçındıklarını ifade ettikleri dikkat çekmektedir. Katılımcılar en çok meslektaşların
ve yöneticilerin yetersizliği, kişiler arasındaki anlaşmazlıklar ve yanlış tutum ve
davranışlar konularında sessiz kalmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu durumda katılımcıların örgütsel sebeplerden ziyade kişiler arası ilişkilere ilişkin
konularda fikirlerini dile getirmekten kaçındıkları söylenebilir. Katılımcıların
kuruma ilişkin fikir beyan etmekten kaçındıkları bir diğer konu ise bürokrasiye
vurgu yapan işyerindeki yanlış/gereksiz uygulamalar olmuştur.
Sessiz kalınan konular sessiz kalma nedenleri ile birlikte değerlendirildiğinde bu sonuçlar daha anlamlı bir hale gelmektedir. Daha açık bir ifadeyle, sessiz
kalma nedenleri arasında en çok dile getirilen konular sorun çıkaran biri gibi
görünme korkusu, misilleme korkusu ve çalışma arkadaşlarıyla ilişkilerin bozulacağı korkusu olarak sıralanmıştır. Sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde ise
katılımcıları sessiz kalmaya iten asıl dürtünün fikirlerini beyan etmeleri durumunda yöneticilerinin veya çalışma arkadaşlarının gösterecekleri tepkilere ilişkin korkular olduğu kanısına ulaşmak güç değildir.
Gizli/açık tehdit araştırma kapsamında katılımcılar tarafından en az dile getirilen sessiz kalma sebebi olmakla birlikte kanımızca konuyu ayrıca ele almak
yararlı olacaktır. Şöyle ki araştırmaya katılan kadın öğretmenlerden bazıları,
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
169
yöneticileri tarafından hakkında soruşturma açma vb. tehditlere maruz kalmaları nedeniyle çeşitli konularda sessiz kalmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu
bulgu özellikle çalışmanın gelecek nesillere fikirlerini korkmadan dile getirmeleri gerektiğini öğretmesi gereken bir kurumda yapılması nedeniyle daha da
önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda gizli/açık tehdit, çalışma çerçevesinde katılımcılar tarafından en az dile getirilen sessiz kalma nedeni olmasına rağmen
araştırmacılar tarafından gelecekte özellikle üzerinde durulması gereken bir
bulgu olarak değerlendirilebilir.
Elde edilen veriler sessizliğin bireysel ve örgütsel olmak üzere iki düzeyde
sonuç doğurduğunu ortaya koymuştur. Bireysel düzeyde bakıldığında katılımcıların sessiz kaldıkları durumlarda işe karşı isteksiz olduklarını, stres yaşadıklarını, mutsuz olduklarını ve çalıştıkları kuruma yabancılaştıklarını belirttikleri
görülmektedir. Bir diğer önemli sorun ise öğretmenlerin kendilerini sessiz kalmak zorunda hissettiklerinde öfkeli olduklarını ve bu öfkelerini ailelerine, arkadaşlarına ya da öğrencilerine yansıttıklarını dile getirmeleridir. Bu durumun söz
konusu öğretmenin verimini etkileyeceği ve eğitim kalitesini düşüreceği tahmin
edilebilir. Nitekim sessizliğin örgütsel düzeydeki sonuçlarına ilişkin veriler bu
kanıyı güçlendirmektedir. Gerçekten de katılımcılara göre sessizlik, sorunların
çözümlenmeyerek birikmesine, hataların hasıraltı edilmesine ve verimsizliğe
sebep olmaktadır. Özetle; sessizliğin sadece bireye değil bireyin çevresine ve
örgüte zarar verdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Katılımcılara toplumsal cinsiyet ile sessiz kalma davranışı arasında bir ilişki
olup olmadığı sorulduğunda çalışmaya katılan öğretmenlerin % 58’i toplumsal
cinsiyetin sessiz kalma davranışı üzerinde etkili bir faktör olduğunu belirtirken
%42’si sessizliğin kişilik, ortam vb. sebeplerle ortaya çıkan bir davranış olduğunu belirterek kadın veya erkek olmanın sessiz kalma davranışı üzerinde bir
etkisi olmadığını belirtmişlerdir. Bu bulgular doğrultusunda toplumsal cinsiyetin sessiz kalma davranışı üzerinde önemli bir faktör olduğunu söylemek mümkün görünmekle birlikte çalışma kapsamında bireyin ait olduğu cinsiyet grubunun sessiz kalma davranışı üzerinde önemli bir etkisi olmadığını ileri süren öğretmenlerin oranının da azımsanamayacak büyüklükte olduğunu göz önünde
tutmak gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle toplumsal cinsiyetin çalışanların sessiz
kalma kararları üzerinde etkili olan tek veya en önemli faktör olduğunu söylemek mümkün görünmemekle birlikte sessiz kalma davranışı üzerinde önemli bir
etken olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Toplumsal cinsiyetin sessiz kalma davranışı üzerindeki etkilerine bakıldığında ise öğretmenler tarafından en sık dile getirilen toplumsal cinsiyete dayalı sessiz kalma nedeninin kadın öğretmenlerin ait oldukları toplumsal cinsiyet grubu
nedeniyle ciddiye alınmadıklarına ilişkin algıları olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin aynı zamanda kadınlara yönelik duygusal ve yetersiz olma gibi belirli
önyargılar nedeniyle fikirlerinin ciddiye alınmadığını hissettiklerini beyan ettik-
170
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
leri de görülmektedir. Bu doğrultuda elde edilen bulguların daha önce dile getirilen çalışanları sessiz kalmaya iten telkinlerin kadınları sessiz kalma davranışı
konusunda daha fazla etkilediği varsayımını destekler nitelikte olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. Bununla birlikte bu noktada çalışmanın sadece
kadın öğretmenler üzerinde yapılmış olmasının bu konuda kesin bir yargıya
varmayı zorlaştırdığını da belirtmek gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, çalışmanın sadece kadın öğretmenler arasında yapılmış olması kadın ve erkek öğretmenler arasında karşılaştırma yapmaya imkan tanımamaktadır. Bu bağlamda
konuya ilişkin gelecekte çalışma yapacak araştırmacılara bu durumu göz önünde bulundurmaları ve yapılacak çalışmaların karşılaştırma yapma imkânı sağlaması açısından kadın ve erkek tüm çalışanları kapsaması önerilebilir.
Eğitim yöneticiliğinin erkek egemen bir alan olması ve kadınların bu alanda
azınlık konumunda olması toplumsal cinsiyetin sessiz kalma davranışı üzerindeki etkisinin incelendiği bu çalışmada da ön plana çıkan konulardan birisi olmuştur. Buna göre okul yöneticilerinin çoğunlukla erkeklerden oluşması toplumsal cinsiyetin sessizlik davranışı ile ilişkisine dair katılımcılar tarafından en
sık dile getirilen ifadeler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Elde edilen bulgular çerçevesinden bakıldığında yöneticilerin çoğunlukla erkeklerden oluşması
kadın öğretmenlerin sessizlik davranışlarını bir kaç açıdan etkilemektedir. İlk
olarak, araştırmaya katılan kadın öğretmenlere göre okul yöneticilerinin çoğunlukla erkeklerden oluşması kadınlar ile erkekler arasındaki yetişme tarzının
farklı olmasının bir sonucu olarak kadın öğretmenler ile erkek öğretmenlerin
yöneticileriyle olan ilişkileri arasında farklılıklar oluşmasının da önünü açmaktadır. Buna göre erkek öğretmenler iş saatleri içinde birbirleriyle ve yöneticileriyle daha rahat bir şekilde iletişim kurabilirken toplumsal baskılar kadınları
davranışları konusunda çok daha dikkatli ve ağırbaşlı olmaya itmektedir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet kadın öğretmenlerin çoğunlukla karşı cinsten olan
yöneticileriyle olan iletişimlerinde zorluklar yaşamalarına ve kendilerini açıkça
ifade etmekten kaçınmalarına neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyetin kadın öğretmenlerin sessiz kalma davranışına etkisi kendisini ikinci olarak iş dışındaki
enformel ağlar ile göstermektedir. Katılımcılara göre erkek öğretmenler toplumsal baskılar ve beklentiler nedeniyle kadın öğretmenlerin bir parçası olmayı
başaramadığı spor faaliyetleri gibi enformel ağlar vasıtasıyla yöneticileriyle iletişim kurabilmektedir ki bu durum işyerinde etkisini göstermektedir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde kadınların ve erkeklerin toplum
içindeki konumlarına ilişkin oluşmuş kalıp yargıların kadın öğretmenlerin fikirlerini ifade edebilecekleri ortamları ve kendilerini ifade etme şekillerini önemli
ölçüde etkilediğini söylemek mümkün görünmektedir.
Çalışma sonucu elde edilen bulgulara göre özetle; toplumsal cinsiyetin sessizlik üzerinde etkili bir faktör olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. Çalışmanın sadece kadınlar üzerinde yapılması nedeniyle her ne kadar erkek ve
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
171
kadın öğretmenler arasında bir kıyaslama yapma imkânı bulunmasa da elde edilen bulgulara göre toplumsal baskılar ve kadınlara yönelik önyargıların kadın
öğretmenleri davranışlarına ve söylediklerine önemli ölçüde dikkat etmeye zorladığı ve onları fikirlerini açıkça beyan etmekten alıkoyduğu açıktır. Çalışmanın
öğretmenler üzerinde yapılması, bu sonuca ayrı bir önem katmaktadır. Zira
okullar, gelecek nesillerin beyinlerinde kadın-erkek imajının ve toplumsal değerlerin oluştuğu ilk ve en önemli kurumlar arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki bu kurumlar, toplumsal baskı ve önyargılar nedeniyle dayatılan
sessizlik ikliminin hüküm sürdüğü kurumlar olmanın aksine fikirlerini korkmadan ve açıkça ifade edebilecek bireyler yetiştirmesi gereken kurumlardır.
KAYNAKÇA
Acker, Joan (1990), “Hierarchies, Jobs, Bodies”: A Theory of Gendered Organizations,
Gender and Society, Vol. 4, No. 2 (Jun., 1990), pp. 139-158
Acker, Joan. (1992), From Sex Roles to Gendered Institutions, Contemporary Sociology, Vol. 21, No. 5 (Sep., 1992)
Baglhol Barbara ve Cross Simon (2006), ‘It Never Struck Me as Female’: Investigating
Men’s Entry into Female-Dominated Occupations, Journal of Gender Studies. Vol.
15, No. 1 March 2006
Baştuğ, Özlem Y. Ö. ve Çelik, Bünyamin (2011), İlköğretimde Öğretmen, Müdür ve
Müfettişlerin Kadın Yöneticilere Yönelik Tutumları, Kuram ve Uygulamada Eğitim
Yönetimi [Educational Administration: Theory and Practice], 17(1), 63-76.
Bayram, T.Yalçın (2010), Üniversitelerde Örgütsel Sessizlik, Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Abant İzzet Bayram Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı.
Bildik, Büşra (2009), Liderlik Tarzları, Örgütsel Sessizlik Ve Örgütsel Bağlılık İlişkisi,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme
Anabilim Dalı.
Bolton, Sharon ve Muzio, Daniel (2008), The Paradoxical Processes Of Feminization
In The Professions: The Case Of Established, Aspiring And Semi-Professions, Work
Employment Society, Volume 22(2). pp. 281–299
Bowen, Frances ve Blackmon, Kate (2003), Spirals of Silence: The Dynamic Effects of
Diversity on Organizational Voice, Journal of Management Studies, 40(6):13931417.
Britton, Dana M. (1997), “Gendered Organizational Logic”: Policy and Practice in
Men's and Women's Prisons, Gender and Society, Vol. 11, No. 6 (Dec., 1997), pp.
796-818
Britton, Dana M. (2000), “The Epistemology of the Gendered Organization”, Gender
and Society, Vol. 14, No. 3 (Jun., 2000), pp. 418-434
Calas, Marta B. ve Smircich, Linda (1992), Re-writing Gender into Organizational Theorizing: Directions from Feminist Perspectives, Reed M. ve Hughes M. 1992 (Der.),
172
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 47 Sayı 1
Rethinking Organization: New Directions in Organization Theory and Analysis.
London: Sage, s. 212 - 239.
Can, Niyazi (2008), Okul Yöneticilerinin Yönetimde Cinsiyet Faktörüne İlişkin Görüşleri, Eğitim ve Bilim [Education and Science], 2008, Cilt 33, Sayı 147.
Çakıcı, Ayşehan (2007), “Örgütlerde Sessizlik: Sessizliğin Teorik Temelleri ve Dinamikleri”, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 16 (1):145-162.
Çakıcı, Ayşehan (2008), Örgütlerde Sessiz Kalınan Konular, Sessizliğin Nedenleri Ve
Algılanan Sonuçları Üzerine Bir Araştırma, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,
Cilt 17(1), 2008: s. 117-134.
Çelikten, Mustafa (2004), Okul Müdürü Koltuğundaki Kadınlar: Kayseri İli Örneği, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 17 Yıl: 2004/2 (91-118).
Çermik, Hülya, Doğan, Birsen ve Abdurrahman Şahin (2010), Sınıf Öğretmenliği Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğini Tercih Sebepleri, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 28 (Temmuz 2010/II), s. 201-212.
Gürşimşek, Işık ve Günay, V. D. (2005), Çocuk Kitaplarında Cinsiyet Rollerinin işlenişinde
Kullanılan Dilsel ve Dildışı Göstergelerin Değerlendirilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, Vol. 18, (2005).
Holsti, Ole R. (1969), Content analysis for the social sciences and humanities, Menlo
Park, C.A: Addison- Wesley.
İnandı, Yusuf, Özkan, S., Peker, S. ve Atik, Ü. (2009), Kadın Öğretmenlerin Kariyer
Geliştirme Engelleri, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 1,
Haziran 2009, ss. 77-96.
Kahveci, Gökhan (2010), İlköğretim Okullarında Örgütsel Sessizlik İle Örgütsel Bağlılık Arasındaki İlişkiler, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Karacaoğlu, Korhan ve Cingöz. Ayşe (2009), İşgören Sessizliğinin Kaynağı Olarak Liderlik Davranışı Ve Örgütsel Adalet Algısı, 17. Ulusal Yönetim ve Organizasyon
Kongresi Bildiri Özetleri, s. 698 – 707.
LeCompte, Margaret D. ve Goetz, J.P. (1982), "Problems of Reliability and Validity in
Ethnographic Research", Review of Educational Research, Vol. 52, No:1, pp. 31-60
Luborsky, Mark R. (1994), Qualitative research in ageing research, Thousand Oaks,
CA: Sage.
Miles, Matthew B. ve Huberman, Michael A. (1994), An Expanded Sourcebook Qualitative Data Analysis, London: Sage.
Milliken FrancesJ., Morrison, Elizabeth W. ve Hewlin, Patricia F. (2003), An Exploratory Study of Employee Silence: Issues that Employees Don’t Communicate
Upward and Why, Journal of Management Studies, 40(6):1453-1476.
Özbek, Ramazan (2007), Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğini Tercih Etmelerinde Kişisel, Ekonomik Ve Sosyal Faktörlerin Etkililik Derecesine İlişkin Algıları,
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 1 Sayfa: 145-159.
Kadınların Sessizliği: Devlet Okullarındaki Kadın Öğretmenler Üzerine Bir Araştırma
173
Putnam, Linda L. ve Boys, Suzanne (2006), “Revisiting Metaphors of Organizational
Communication”, Clegg, S., Hardy, C., ve Nord, W. 1996. (Der.), Handbook of organization studies. London: Sage.
Sağlam, Aycan Ç. ve Bostancı, A.B. (2012), Milli Eğitim Bakanlığı Merkez ve Taşra
Örgütleri Yönetim Pozisyonlarında Kadınların Temsil Edilme Düzeyine Yönelik
Yönetici Görüşleri, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5/2, 140-155.
Simpson, Ruth ve Lewis, Patricia (2005), An investigation of silence and a scrutiny of
transparency: Re-examining gender in organization literature through the concepts
of voice and visibility, Human Relations, Volume 58(10): 1253–1275
Tan, Mine (1996), Eğitimin Yönetimindeki Kadın Azınlık, Amme İdaresi Dergisi,
Cilt.29, Sayı 4, Aralık 1996.
Yıldırım, Ali ve Şimşek, Hasan (2011), Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri,
(8. bs.), Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Yin, Robert K. (1981), “The Case Study Crisis: Some Answers”, Administrative Science
Quarterly, Vol. 26, No. 1 (Mar., 1981).
Download

Kadınların Sessizliği1:Devlet Okullarındaki Kadın