AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN / TÜRKĠYE DAVASI
(Başvuru No. 4807 / 08)
KARAR
STRAZBURG
17 Haziran 2014
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2014. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel
Müdürlüğü Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığı tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı
bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber
olması koĢulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü Ġnsan Hakları Daire
BaĢkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
1
Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
IĢıl KarakaĢ,
András Sajó,
Nebojša Vučinić,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire
olarak toplanan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (Ġkinci Bölüm), 27 Mayıs
2014 tarihinde gerçekleĢtirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte
aĢağıdaki kararı vermiĢtir:
USUL
1.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 4807/08) davanın
temelinde, Türk vatandaĢları olan Mehmet Selçuk Karaosmanoğlu ile Hasan
Hüseyin Özden’in (“baĢvuranlar”) 18 Ocak 2008 tarihinde Ġnsan Hakları ve
Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliĢkin SözleĢme’nin (“SözleĢme”) 34.
maddesi uyarınca yapmıĢ oldukları baĢvuru bulunmaktadır.
1. BaĢvuranlar, Ġzmir’de görev yapan Avukatlar A. Sürücü ve M. Sürücü
tarafından temsil edilmiĢlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi
görevlisi tarafından temsil edilmiĢtir.
2. BaĢvuru, 21 Kasım 2011 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiĢtir.
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
2
OLAYLAR
I. DAVANIN KOġULLARI
3. BaĢvuranlar, sırasıyla 1951 ve 1959 doğumlu olup Ġzmir’de ikamet
etmektedirler. BaĢvuranlar, olayların meydana geldiği tarihte, sırasıyla Urla
Belediye BaĢkanı ve Urla Belediye BaĢkan Yardımcısı olarak görev
yapmaktadırlar.
4. Urla Belediyesi, 24 Nisan 2005 tarihinde, % 95 oranında sahip olduğu
belediye taĢınmazını ihaleyle ÜRĠT Ģirketine satmıĢtır. Urla Ziraat Odası bu
satıĢın iptaline yönelik dava açmıĢtır; bu dava 9 ġubat 2006 tarihinde Ġzmir
Ġdare Mahkemesi tarafından reddedilmiĢtir.
Bu arada, ÜRĠT Ģirketi, edinilen belediye taĢınmazı üzerinde iĢ
merkezinin inĢa edilmesine iliĢkin ihaleyi 30 Mayıs 2005 tarihinde ETAġ
Ģirketine vermiĢtir.
5. ÜRĠT Ģirketinde, 26 Ocak 2007 tarihinde bir yangın meydana
gelmiĢtir. Yerel basında, bu yangının kamu ihalesinin düzenlenmesi
sırasında yolsuzluğa iliĢkin delillerin yok edilmesi amacıyla kasten
çıkarıldığını
belirten
makalelerin
yayımlanmasının
ardından,
Urla
Cumhuriyet Savcısı tarafından soruĢturma açılmıĢtır.
6. Hazırlık soruĢturması çerçevesinde, araĢtırma yapılması için Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı’nca müfettiĢ (“müfettiĢ”) tayin edilmiĢtir. 1 Mayıs
2007 tarihinde müfettiĢ tarafından sunulan ön raporda, iĢ merkezi için
yapılan ihalede bazı usulsüzlüklerin bulunduğu tespit edilmiĢtir.
7. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 4 Mayıs 2007 tarihinde, Urla
Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi (“hâkim”), Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
(“CMK”) 135. maddesi uyarınca, yolsuzluklara karıĢtıklarına dair
haklarında Ģüphe duyulan ve baĢvuranların da aralarında bulunduğu birçok
kiĢinin telefon hattının dinlenmesine izin vermiĢtir.
8. Hâkim, 14 Temmuz 2007 tarihinde, CMK’nın 153. maddesine
dayanarak, soruĢturmanın düzgün bir Ģekilde yürütülmesinin tehlikeye
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
3
girmesini engellemek amacıyla Ģüphelilerin ve avukatlarının soruĢturma
dosyasına eriĢiminin kısıtlanmasına karar vermiĢtir.
9. Aynı gün, Urla Belediyesi, yeni bir kentsel projeye iliĢkin kamu
ihalesinin üç Ģirketten oluĢan bir konsorsiyuma verilmesine karar vermiĢtir.
Yerel basında, bu kamu ihalesi çerçevesinde yapılan hukuka aykırılıklar
hakkında da makalelerin yayımlanmasının ardından Cumhuriyet savcısı
yeni bir soruĢturma baĢlatmıĢtır ve bunun ilk soruĢturmayla birleĢtirilmesine
karar vermiĢtir. .
10. BaĢvuranlar, 30 Temmuz 2007 tarihinde gözaltına alınmıĢlardır.
11. Aynı gün hâkim, baĢvuranların, soruĢturma dosyasına eriĢimin
kısıtlanmasının kaldırılması ve tahliye edilmeleri yönündeki taleplerini
reddetmiĢtir.
12. Hâkim, 31 Temmuz 2007 tarihinde, ilgililerin tahliye taleplerini
yeniden reddetmiĢtir.
13. Aleyhlerine yöneltilen suçlamalar, kendilerini suçlayan suç
ortaklarının beyanları ve müfettiĢin tespitleri hakkında, avukatlarının
refakatinde olmak üzere 1 ve 2 Ağustos 2007 tarihlerinde polis tarafından
baĢvuranların ifadeleri alınmıĢtır. Bunun yanı sıra, yaptıkları bazı gizli
anlaĢmalar
ile
istiĢareleri
ortaya
koyan
ve
elde
edilen
telefon
konuĢmalarının içeriği hakkında da baĢvuranların ifadeleri alınmıĢtır. Bu
bilgilerin tamamı ifade tutanağı ile tutanağa bağlanmıĢtır.
14. BaĢvuranlar, 2 Ağustos 2007 tarihinde hâkim önüne çıkarılmıĢlardır.
Hâkim, atılı suçların niteliği (ihaleye fesat karıĢtırma ve suç iĢlemek
amacıyla örgüt kurma), mevcut delil durumu, delilleri değiĢtirme ve tanıklar
üzerinde baskı kurma tehlikesini göz önünde bulundurarak baĢvuranların
tutuklanmalarına karar vermiĢtir. Bu karara karĢı yapılan itiraz, 7 Ağustos
2007 tarihinde reddedilmiĢtir.
15. Bu arada, baĢvuran M. S. Karaosmanoğlu, 6 Ağustos 2007 tarihinde,
ĠçiĢleri Bakanlığı tarafından geçici bir süreyle Belediye BaĢkanlığı
görevinden alınmıĢtır.
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
4
16. BaĢvuranlar, soruĢturma boyunca birçok defa tahliyelerini talep
etmiĢlerdir. Hâkim, dosya üzerinden karar vererek, 6 Ağustos, 13 Ağustos,
17 Ağustos, 31 Ağustos, 24 Eylül, 1 Ekim, 4 Ekim, 26 Ekim ve 8 Kasım
2007 tarihlerinde aĢağıda yer alan gerekçelerin birçoğunu dikkate alarak
ilgililerin tahliye taleplerini reddetmiĢtir: atılı suçların vasıf ve mahiyeti;
mevcut delil durumu; soruĢturmanın kapsamı; tutuklama tedbirlerinin
kaldırılmasını sağlayacak yeni bir bilgi ya da belgenin bulunmaması;
delillerin halen toplanmamıĢ olması, özellikle halen dosyaya eklenmemiĢ
olan bilirkiĢi raporu ve delilleri değiĢtirme tehlikesi. Ayrıca hâkim, tanıklar
üzerindeki baskı kurma ve kaçma risklerinin de bulunduğunu belirtmiĢtir.
13 Ağustos ve 24 Eylül 2007 tarihli kararlara karĢı yapılan itirazlar, sözü
edilen gerekçelerin varlığını sürdürmesi nedeniyle, dosya üzerinden yapılan
incelemenin ardından sırasıyla 21 Ağustos ve 24 Eylül 2007 tarihlerinde
reddedilmiĢtir.
17. MüfettiĢ, 27 Eylül 2007 tarihinde raporunu sunmuĢtur.
18. ĠçiĢleri Bakanlığı müfettiĢi de 31 Ekim 2007 tarihinde bir rapor
düzenlemiĢtir. MüfettiĢ akabinde 2 Kasım tarihinde ek rapor sunmuĢtur.
19. BaĢvuranlar hakkında, 16 Kasım 2007 tarihinde, ihaleye fesat
karıĢtırma ve suç iĢlemek amacıyla örgüt kurma, bu örgüte katılma ve
zimmet suçlamasıyla iddianame düzenlenmiĢtir. Ayrıca BaĢvuran H.H.
Özden, basit rüĢvet teĢebbüsü nedeniyle suçlanmıĢtır. Diğer otuz beĢ kiĢi,
benzer suçlarla itham edilmiĢlerdir.
20. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 2007 tarihinde iddianameyi kabul
etmiĢ ve dava bu mahkemede baĢlamıĢtır.
Mevcut delil durumu ile atılı suçların niteliğini dikkate alan Ağır Ceza
Mahkemesi; kaçma riski, delilleri değiĢtirme ve tanıklar, mağdurlar veya
diğer kiĢiler üzerinde baskı kurma tehlikesi ve tutuklanma gerekçelerinin
varlığına iliĢkin yasal karine nedeniyle, CMK’ nun 100. maddesinin 2.
fıkrasının a) ve b) bentleri ile 3. fıkrasının c) bendi uyarınca baĢvuranların
tutukluluk hallerinin devamına karar vermiĢtir.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
5
21. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Aralık 2007 tarihinde, baĢvuranların
tahliye taleplerini reddetmiĢ ve atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu,
öngörülen cezaları ve tutuklanma gerekçelerini dikkate alarak baĢvuranların
tutukluluk hallerinin devamına karar vermiĢtir.
22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Ocak 2008 tarihinde ilk duruĢma
gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu vesileyle, mahkeme, baĢvuranların ve tutuklu
bulunan diğer on bir sanığın savunmalarını dinlemiĢtir. Bu duruĢma
sonunda, mahkeme, baĢvuranların suç ortakları arasından on kiĢinin tahliye
edilmesine hükmetmiĢtir. Diğer taraftan, baĢvuranlarla ilgili olarak,
mahkeme; atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin
tamamının toplanmamıĢ olmasını göz önünde bulundurarak, suçların
iĢlendiğine dair kuvvetli Ģüphelerin ve delilleri değiĢtirme ve tanıklar,
mağdurlar veya diğer kiĢiler üzerinde baskı kurma tehlikesinin bulunması
nedeniyle, CMK’ nun 100. maddesinin 1. fıkrası ile 2. fıkrasının b) bendinin
1. ve 2. cümleleri uyarınca baĢvuranların tutukluluk hallerinin devamına
karar vermiĢtir.
23. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Ocak 2008 tarihinde, dosya üzerinden
karar vererek, baĢvuranlar tarafından tutukluk hallerinin devamı yönündeki
karara karĢı yapılan itirazı reddetmiĢtir.
24. BaĢvuranların avukatları, 19 ġubat 2008 tarihinde, müvekkillerinin
gerekirse kefalet karĢılığında tahliye edilmelerini talep etmiĢlerdir.
BaĢvuran M.S. Karaosmanoğlu’nun avukatı, müvekkilinin belirli bir iĢe ve
bir ikametgâha sahip olduğunu ve bu bağlamda kendisine yönelik kaçma
tehlikesinin bulunmadığını belirtmiĢtir. Söz konusu avukat, bütün delillerin
toplanarak
dosyaya
eklendiğini
ve
delilleri
değiĢtirme
riskinin
bulunmadığını ileri sürmüĢtür. Dahası, ilgili avukat; tanıklar, mağdurlar
veya diğer kiĢiler üzerinde baskı kurma tehlikesinin de mevcut olmadığını
iddia etmiĢtir.
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
6
25. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 ġubat 2008 tarihinde, suçların niteliği,
mevcut delil durumu, öngörülen cezalar ve tutuklanma gerekçelerini dikkate
alarak baĢvuranların tahliye taleplerini reddetmiĢtir.
26. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Mart 2008 tarihinde yapılan ikinci
duruĢma sırasında sanıkları dinlemeye devam etmiĢtir ve özellikle
baĢvuranları suçlayıcı açıklamalarda bulunan ve tutuksuz yargılanan,
baĢvuranların bir suç ortağını dinlemiĢtir. Bu duruĢma sonunda, mahkeme,
tutuklulukta geçirilen süreyi dikkate alarak ve delillerin büyük ölçüde
toplanmıĢ olduğu gerekçesiyle baĢvuranların kefalet karĢılığında tahliye
edilmelerine karar vermiĢtir. Mahkeme, baĢvuranların her biri için kefalet
miktarını 10.000 Türk lirası (yaklaĢık 5.250 avro) olarak belirlemiĢtir.
Diğer taraftan, baĢvuran M.S. Karaosmanoğlu’nun görevden alınmasına
iliĢkin kararın idare mahkemelerince iptal edilmesinin ardından (yukarıdaki
17. paragraf), baĢvuran, 25 Aralık 2008 tarihinde görevine geri dönmüĢtür.
Ayrıca, Ġzmir Ġdare Mahkemesi, 2 Haziran 2010 tarihinde, Urla
Belediyesi’nin, yeni bir kentsel projeye iliĢkin kamu ihalesinin üç Ģirketten
oluĢan bir konsorsiyuma verilmesi yönündeki 14 Temmuz 2007 tarihli
kararına karĢı açılmıĢ olan iptal davasını reddetmiĢtir (yukarıdaki 11.
paragraf).
27. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Mart 2012 tarihinde, baĢvuranları 30
Mayıs 2005 tarihli ihaleye fesat karıĢtırmaktan suçlu bulmuĢtur (yukarıdaki
6. paragraf) ve ilgilileri dört yıl iki ay hapis cezasına mahkûm etmiĢtir.
Ayrıca mahkeme, baĢvuranları zimmet suçuyla itham etmek için kendilerine
atfedilen olayların, aslında baĢvuranların görevlerini yerine getirirken görevi
kötüye kullandıklarını ortaya koyduğunu göz önünde bulundurmuĢtur.
Sonuç olarak, mahkeme, ilgilileri görevi kötüye kullanma nedeniyle
mahkûm etmiĢtir ve kendilerine bir yıl, on ay ve on beĢ gün hapis cezası
vererek, bu cezanın infazının ertelenmesine karar vermiĢtir. BaĢvuranlar,
kendilerine yöneltilen diğer suçlamalardan beraat etmiĢlerdir.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
7
28. BaĢvuranlar, bu karara karĢı temyize baĢvurmuĢlardır. Temyiz
incelemesi hâlihazırda devam etmektedir.
II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK
29. 4483 sayılı Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un
3. maddesinin h) bendine göre, Belediye BaĢkanı hakkında ceza
soruĢturması açılması için ĠçiĢleri Bakanlığı’nın izni gerekmektedir.
Ancak 3628 sayılı RüĢvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 17.
maddesinde; somut olayda baĢvuranlara atfedilen ihaleye fesat karıĢtırma
suçunun
da dâhil olmak üzere bazı suçlar için Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkındaki Kanun’a iliĢkin hükümlerin uygulanmadığı
belirtilmektedir.
30. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan, Ceza Kanunu’nun
(“CK”), 235. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ihaleye fesat karıĢtırma suçu
beĢ yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.
31. CK’ nun 220. maddesine göre, suç iĢlemek amacıyla örgüt kurma
suçu, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Bu
türden bir örgüte üye olma suçu nedeniyle de bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezası verilmektedir.
32. CK’ nun 247. maddesinde, zimmet suçunun, beĢ yıldan on iki yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Suçun zimmetin
açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranıĢlarla iĢlenmesi halinde
verilecek ceza yarı oranında arttırılmaktadır.
33. CK’ nun 252. maddesine göre, rüĢvet suçu nedeniyle dört yıldan on
iki yıla kadar hapis cezası verilmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDĠRME
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
8
I. SÖZLEġME’NĠN 5. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ
HAKKINDA
34. BaĢvuranlar, SözleĢme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile 3.,
4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Söz konusu hüküm
aĢağıda yer almaktadır:
“1. Herkesin özgürlük ve güvenlik hakkı vardır. AĢağıda belirtilen haller dıĢında ve
yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) KiĢinin suç iĢlediğinden Ģüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya
suç iĢlemesine ya da suçu iĢledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini
doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere
yakalanması ve tutulması;
(...)
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koĢullar uyarınca yakalanan veya tutulan
herkesin (…) makul bir süre içinde yargılanma veya yargılama süresince serbest bırakılma
hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruĢmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat
Ģartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma
iĢleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma
yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye baĢvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak bir yakalama veya tutma iĢleminin mağduru
olan herkes tazminat hakkına sahiptir.”
A. Hükümetin Ġlk Ġtirazı Hakkında
35. Hükümet, iki yönden iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri
sürmektedir.
36. BaĢvuranlar, Hükümet’in iddialarına itiraz etmektedirler.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
9
1. İtirazın Birinci Kısmı
37. Hükümet, CMK’ nın 141. maddesi ile devamındaki maddelerde,
yasaya
aykırı
olarak
tutuklanan
kiĢilere
tazminat
verilmesinin
öngörüldüğünü ve baĢvuranların bu hukuk yolunu kullanmadıklarını
belirtmektedir.
38. Mahkeme, Ģikâyetlerin geri kalan kısmının aĢağıda belirtilen
gerekçelerle kabul edilemez olması nedeniyle itirazın bu kısmının sadece,
hâkim önüne çıkarılmama hususunda (aĢağıdaki 69. paragraf) SözleĢme’nin
5. maddesinin 4. fıkrası ve SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası
(yukarıdaki 81. paragraf) bağlamındaki Ģikâyetler bakımından incelenmesi
gerektiği kanaatindedir (48-75. paragraflar).
39. Mahkeme, bu itirazın SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasıyla ilgili
olması nedeniyle Ģikâyetin esasının incelenmesiyle sıkı sıkıya iliĢkili
sorunların ortaya çıktığını kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, itirazın
bu kısmının esasla birleĢtirilmesine karar vermektedir.
40. Mahkeme, bu itirazın hâkim önüne çıkarılmama hususundaki
Ģikâyetle
ilgili
olması
nedeniyle,
baĢvuranlardan
tazminat
davası
açmalarının talep edilmesi olgusunun SözleĢme’nin 5. maddesinin 4.
fıkrasıyla sağlanan güvencenin niteliğini değiĢtirebileceği kanaatindedir.
Aslında, Hükümet tarafından ileri sürülen imkânın, tutukluluk nedeniyle
tazminat elde etme hakkıyla ve dolayısıyla SözleĢme’nin 5. maddesinin 5.
fıkrasıyla ilgili olmasına rağmen, baĢvuranların tutukluluk hallerinin
devamına itiraz etmek için etkin bir baĢvuru yolunun bulunmamasından
Ģikâyet ettikleri ve bu Ģikâyetin SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası
kapsamına girdiği tespit edilmektedir.
43. Mahkeme, tutukluluğun yasallığı hakkında bir mahkemenin kısa bir
süre içinde karar vermesi ve gerektiği takdirde, tutukluluğun yasaya aykırı
olduğu durumlarda tahliyeye hükmetmesi amacıyla bir baĢvuruda bulunma
hakkının, söz konusu tutukluk için tazminat elde etme hakkından ayrı
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
10
tutulduğunu hatırlatmaktadır (Smatana/Çek Cumhuriyeti, No. 18642/02, §
122, 27 Eylül 2007). Somut olayda, Mahkeme, Hükümet’in ileri sürdüğü
baĢvuru yolunun, tutukluluk haline son vermeyi değil sadece tazminat
ödenmesini amaçladığını kaydetmektedir; dolayısıyla, söz konusu baĢvuru
yolu somut olayda etkili bir çözüm yolu olarak değerlendirilemeyecektir.
45. Üstelik Mahkeme, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte
olduğu Ģekliyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ve
devamındaki maddelerin, tutukluluğa itiraz edebilmek için etkin hukuk
yolunun bulunmaması nedeniyle maruz kalınan zararın telafisini talep etme
imkânı öngörülmediğini tespit etmektedir.
44. Dolayısıyla, Mahkeme, hâkim önüne çıkarılmama hususundaki
Ģikâyet ile ilgili olması nedeniyle, ilk itirazın bu kısmını reddetmektedir.
2. İtirazın İkinci Kısmı
46. Hükümet, yüz yetmiĢ iki günlük bir süre boyunca hâkim önüne
çıkarılmamalarına ve ihtilaf konusu tutukluluk ile tutukluluk halinin
devamına dayanak oluĢturan delillere eriĢimin kısıtlanmasına iliĢkin
baĢvuranlar tarafından dile getirilen Ģikâyetlerle ilgili olarak (aĢağıdaki 69.
paragraf), yerel yargılamanın iç hukukta halen derdest olması nedeniyle bu
Ģikâyetlerin zamanından önce sunulduğunu ve ilgililerin bu iddiaları yerel
mahkemelerin incelemesine sunma imkânına sahip olduklarını ileri
sürmektedir.
47. Mahkeme, gerek hâkim önüne çıkarılmama gerekse ilgililerin
tutuklanmaları ile tutukluluk hallerinin devamına dayanak oluĢturan
delillere eriĢim sorununun belirli bir süreçle ve bu süreç boyunca verilen
kararlarla ilgili olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, bu sorunlara iliĢkin
değerlendirmenin davanın esasından tamamen ayrı tutulması nedeniyle,
yargılamanın halen derdest olmasının, mevcut baĢvuru çerçevesinde bu
sorunların
incelenmesini
hiçbir
Ģekilde
engellemediğini
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
11
gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, ilk itirazın bu kısmını da
reddetmektedir.
B. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. Fıkrasının c) Bendi Hakkında
48. BaĢvuranlar, SözleĢme’nin 5. maddesinin 1 fıkrasının c) bendi
alanında, atılı suçları iĢlediklerine dair haklarında Ģüphelenilmesi için makul
sebeplerin
bulunmadığını
ileri
sürmektedirler.
BaĢvuranlar,
tutukluluklarının ve tutukluluk hallerinin devamının, esasen bağımsızlığını
ve tarafsızlığını Ģikâyet konusu yaptıkları bir müfettiĢ tarafından düzenlenen
bilirkiĢi raporuna dayandırıldığını iddia etmektedirler. BaĢvuranlar, belediye
baĢkanlarına karĢı ceza soruĢturması açılması için ĠçiĢleri Bakanlığı
tarafından önceden izin alınması gerektiğini, ancak bu iznin verilmediğini
eklemektedirler ve soruĢturmanın ve tutuklanmalarının yasaya aykırı olduğu
kanısındadırlar.
49. Hükümet, baĢvuranların üzerlerine atılı suçları iĢlediklerinden
Ģüphelenilmesi için makul sebeplerin mevcut olduğunu iddia etmektedir.
50. Mahkeme, öncelikle, baĢvuranların ihaleye fesat karıĢtırdıkları
Ģüphesiyle gözaltına alındıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, burada söz
konusu olan suç için 3628 sayılı RüĢvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca ceza soruĢturmasının açılması için
önceden izin alınması zorunluluğuna iliĢkin bir istisnanın öngörüldüğünü
tespit etmektedir (yukarıdaki 31. paragraf). Ayrıca Mahkeme, ĠçiĢleri
Bakanlığı tarafından önceden izin alınmaksızın, baĢvuranlar aleyhine
soruĢturma açılmasının ve baĢvuranların tutuklanmalarının bu noktada iç
hukuka uygun olduğunu saptamaktadır. Öte yandan, yukarıda belirtilen
müfettiĢin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddialarla ilgili olarak,
bu
iddiaların
gerekmektedir.
hiçbir
Ģekilde
gerekçelendirilmediğini
belirtmek
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
12
51. Son olarak, üzerlerine atılı suçları iĢlediklerine dair ilgililerden
Ģüphelenilmesini gerektirecek makul sebeplerin bulunmasıyla ilgili olarak
Mahkeme, mercilerin; telefon dinlemeleri, bazı suç ortaklarının beyanları ve
müfettiĢ tarafından belgelerin incelenmesi sırasında tespit edilen maddi
yönden hukuka aykırılıklar gibi somut delil unsurlarına dayandıklarını ve bu
unsurların mercilerin nazarında, ilgililerin söz konusu suçları iĢlediklerinin
düĢünülmesine imkân verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, gözaltı
süreleri
sona
erdiğinde
baĢvuranların
tutuklandıklarını,
ardından
yargılandıklarını ve kendilerine isnat edilen bazı suçlar nedeniyle mahkûm
edildiklerini de gözlemlemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme, SözleĢme’nin
5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında, baĢvuranların suç
iĢlediklerine
dair
haklarında
Ģüphelenilmesi
için
makul
sebeplere
dayanılarak gözaltına alındıklarının ve tutuklandıklarının kabul edilebileceği
kanısındadır (Murray / Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 63, A serisi, No.
300-A, Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, § 26, 21 Mart 2006 ve
Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, §§ 39-40, 19 Eylül 2006).
52. Dolayısıyla, bu Ģikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve
SözleĢme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca
reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
C. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 3. Fıkrası Hakkında
53. BaĢvuranlar, SözleĢme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek,
tutukluluk süresinden ve adli makamların tutukluluk hallerinin devamına
karar vermek için benimsenen gerekçelerin, kendilerine göre, sürekli tekrar
eden gerekçeler niteliğinde olduğundan Ģikâyet etmekte ve aynı zamanda,
bu gerekçelerin yerinde olmadığını da belirtmektedirler. BaĢvuranlar,
tutukluluk hallerinin devamına iliĢkin sorunun gerektiği gibi incelenmediği
kanısındadırlar.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
13
41. BaĢvuranlar, 27 Mayıs 2008 tarihinde [Mahkeme’ye] gönderdikleri
yazıda, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kefalet miktarını belirlerken, her birinin
ekonomik durumunu ayrı ayrı göz önünde bulundurmadığını öne
sürmektedirler.
Ayrıca
baĢvuranlar,
makamları,
yargılamanın
ve
soruĢturmanın yürütülmesinde yeterli özeni göstermedikleri gerekçesiyle
suçlamaktadırlar. Bu bağlamda baĢvuranlar, gözaltına alınmalarının
ardından birkaç ay sonra iddianamenin düzenlendiğini ve bu süre zarfında
herhangi bir soruĢturma iĢleminin yerine getirilmediğini belirtmektedirler.
42. Hükümet, isnat edilen suçların, yani kendi bakıĢ açısına göre, ağır
ekonomik suçların vasıf ve mahiyetinin ve davanın karmaĢıklığı ile suça
karıĢan
kiĢilerin
değerlendirilmesi
sayısının,
için
dikkate
baĢvuranların
alınması
tutukluluk
gereken
sürelerinin
unsurlar
olduğu
kanaatindedir. Hükümet, delilleri değiĢtirme ve tanıklar üzerinde baskı
kurma tehlikesi ile kaçma riskinin bulunduğunu nazara alarak, baĢvuranların
tutukluluk sürelerinin aĢırı olarak değerlendirilemeyeceğini eklemektedir.
Son olarak, Hükümet, belirlenen kefalet miktarının ilgililer için aĢırı yük
teĢkil edecek nitelikte olmadığı kanaatine varmaktadır.
43. BaĢvuranlar, delilleri değiĢtirme ve kaçma risklerinin bulunmadığını
belirtmektedirler. BaĢvuranlar, tahliye taleplerinin 22 Ocak 2008 tarihli
duruĢma sırasında reddedildiğini, ancak 12 Mart 2008 tarihli duruĢma
sırasında kabul edildiğini, oysa bu iki tarih arasında yeni herhangi bir delilin
sunulmadığını veya bulunmadığını belirtmektedirler. BaĢvuranlar, aynı
zamanda, soruĢturma boyunca kendilerine ve avukatlarına dosyaya eriĢim
konusunda kısıtlama getirildiğine iĢaret etmektedirler ve bu koĢullarda
haberdar olmadıkları varsayılan delilleri nasıl değiĢtirebileceklerini ve
tanıma ihtimalleri olmayan tanıklar üzerinde nasıl baskı kurabileceklerini
anlayamadıklarını öne sürmektedirler. Son olarak ilgililer, dava sırasında
elde edilen bilirkiĢi raporu haricinde, bütün delillerin soruĢturma
aĢamasında toplandığını belirtmektedirler. BaĢvuranlar, kefalet miktarıyla
ilgili olarak, baĢvuran H. H. Özden’in gelirlerine nazaran bu miktarın
14
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
orantısız olduğunu ve bu baĢvuranın söz konusu miktarı ödemek için borç
almak zorunda kaldığını iddia etmektedirler.
44. Somut olayda, Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin
baĢvuranların gözaltına alınmasıyla 30 Temmuz 2007 tarihinde baĢladığını
ve ilgililerin tahliye edilmesiyle 12 Mart 2008 tarihinde sona erdiğini tespit
etmektedir (yukarıdaki 12. ve 28. paragraflar). Dolayısıyla baĢvuranların
tutukluluk hali yaklaĢık yedi buçuk ay sürmüĢtür.
45. Mahkeme, bir davada, sanığın tutukluluk süresinin makul süre
sınırını aĢmamasını sağlamakla öncelikle ulusal yargı makamlarının görevli
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yargı makamlarının, bireysel
özgürlüğe saygı kuralına getirilen istisnayı, masumiyet karinesi dikkate
alındığında haklı gösteren gerçek bir kamu yararının varlığını ortaya
koyacak ya da reddedecek nitelikteki bütün koĢullar bağlamında
incelemeleri ve tahliye taleplerini reddederken karalarında bu hususu
gerekçeli Ģekilde ortaya koymaları gerekmektedir. Mahkeme, esasen, söz
konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından itirazlarında
belirtilen, tartıĢma konusu yapılmayan olaylara dayanarak, SözleĢme’nin 5.
maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov ve
diğerleri/Bulgaristan, § 154, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-VIII).
Yakalanan kiĢinin suç iĢlediğine dair Ģüphelenilmesini gerektirecek makul
sebeplerin varlığını sürdürmesi, tutukluluk halinin devamının yasaya uygun
olmasının olmazsa olmaz (sine qua non) koĢuludur. Diğer yandan, belli bir
süre sonra bu koĢul da artık yeterli olmamaktadır. Mahkeme, bu durumda,
yargı makamlarınca kabul edilen diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun
bırakmayı haklı kılmaya devam edip etmediğini belirlemelidir. Bu
gerekçelerin “yerinde” ve “yeterli” olduğu tespit edildiğinde, Mahkeme,
ayrıca yetkili ulusal makamların, yargılamanın devamında “özel ihtimam”
gösterip-göstermediğini incelemektedir (Labita/İtalya [BD], No. 26772/95,§
153, AĠHM 2000-IV).
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
15
46. Somut olayda, Mahkeme, baĢvuranların tutukluluk hallerinin
devamına iliĢkin sorunun, soruĢturma aĢamasında Sulh Ceza Mahkemesi
Hâkimi tarafından ve dava sırasında ise Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
düzenli olarak incelendiğini tespit etmektedir. Mahkeme, ilgililerin
tutukluluk hallerinin devamına karar vermek için hâkimlerin özellikle atılı
suçların iĢlendiğine dair kuvvetli Ģüphelerin varlığı, atılı suçların niteliği,
delillerin tamamen toplanmamıĢ olması ve delilleri değiĢtirme ile tanıklar
veya diğer kiĢiler üzerinde baskı kurma tehlikesine dayandıklarını dikkate
aldıklarını kaydetmektedir.
47. Mahkeme, baĢvuranların üzerlerine atılı suçları iĢlediklerinden
Ģüphelenilmesini gerektirecek makul nedenlerin, tutukluluk süreleri
boyunca devam ettiğine dair Ģüphe duymamaktadır.
48. Diğer tutuklanma gerekçeleriyle ilgili olarak, özellikle atılı suçların
niteliğini ve telefon dinlemelerinin içeriğini dikkate alan Mahkeme, adli
makamların, haklı olarak, delilleri değiĢtirme tehlikesinin devam ettiğinin
tespit edildiği kanısına varabilecekleri görüĢündedir.
49. Durumlarında herhangi bir değiĢiklik olmaksızın, sırasıyla 22 Ocak
2008 ile 12 Mart 2008 tarihlerinde yapılan duruĢmalar arasında tutukluluk
hallerinin devam etmesinden baĢvuranların Ģikâyet etmeleriyle ilgili olarak
Mahkeme, ilk duruĢmanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, atılı
suçların vasıf ve mahiyetini, mevcut delil durumunu ve delillerin tamamen
toplanmadığını göz önünde bulundurarak, CMK’nun 100. maddesinin 1.
fıkrası ile 2. fıkrasının b) bendinin 1. ve 2. cümleleri uyarınca, ilgililerin
tutukluluk hallerinin devamına hükmetmeye karar verdiğini kaydetmektedir.
Mahkeme, CMK’nın ilgili fıkralarının, suçun iĢlendiğine dair kuvvetli
Ģüphelerin varlığı ile delilleri değiĢtirme ve tanıklar, mağdurlar veya diğer
kiĢiler üzerinde baskı kurma tehlikesiyle ilgili olduğunu gözlemlemektedir.
50. Bu bağlamda, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, hangi delillerin
henüz toplanmadığını, ilgililerce hangi delillerin değiĢtirilebileceğini ve
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
16
ilgililer tarafından hangi kiĢilere baskı uygulanabileceğini belirtmediğini
saptamaktadır.
51. Ancak Mahkeme, 12 Mart 2008 tarihinde gerçekleĢtirilen ikinci
duruĢma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilgililerin tutuklu olarak
geçirdikleri süreyi dikkate alarak ve delillerin büyük ölçüde toplandığı
gerekçesiyle baĢvuranların kefaletle serbest bırakılmalarına karar verdiğini
kaydetmektedir. Mahkeme, bu vesileyle, Ağır Ceza Mahkemesi’nin
baĢvuranların, tutuksuz yargılanan ve kendilerini suçlayıcı beyanlarda
bulunan bir suç ortağını daha önce dinlediğini tespit etmektedir (yukarıdaki
28. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi, böylelikle, delillerin toplanmasının
ardından baĢvuranların tahliye edilmesine karar vermiĢtir.
52. Dolayısıyla, Mahkeme, baĢvuranların tutukluluk hallerinin devamına
karar vermek için adli makamlarca sunulan gerekçelerin, “yerinde” ve
“yeterli”
olarak
değerlendirilebileceği
kanısına
varmaktadır.
Bu
gerekçelerin baĢvuranların tutukluluk süreleri boyunca varlığını sürdürmesi
ve bu tedbirin yasallığının birçok defa yeniden incelenmesi nedeniyle,
mahkemelerin kararlarında belirtilen gerekçeleri sürekli tekrar etmekle
suçlanmaları mümkün değildir.
53. Geriye
yargılamanın
seyrinin
incelenmesi
kalmaktadır.
Bu
bağlamda, baĢvuranların iddianamenin geç düzenlenmesinden Ģikâyet
etmelerine rağmen, Mahkeme, ilgililerin 30 Temmuz 2007 tarihinde
gözaltına alındıklarını, iddianamenin yaklaĢık üç buçuk ay sonra, yani 16
Kasım 2007 tarihinde düzenlendiğini ve bu süre içerisinde, birçok bilirkiĢi
incelemesinin
gerçekleĢtirildiğini
kaydetmektedir
(yukarıdaki
19-20
paragraflar). Ayrıca Mahkeme, yetkili makamlar tarafından yürütülen
davanın seyrini eleĢtirmek için özel herhangi bir neden tespit etmemektedir.
54. Son olarak, baĢvuranlar tarafından [Mahkeme’ye] sunulan 27 Mayıs
2008 tarihli mektuplarında dile getirilen Ģikâyetle ilgili olarak, Mahkeme,
ilgililerin, yerel mahkemeler tarafından belirlenen kefalet miktarına bu
mahkemeler önünde itirazda bulunduklarının tespit edilmediği ve ileri
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
17
sürülmediği kanaatindedir. Dahası Mahkeme, baĢvuran H.H.Özden’in fiilen
bu kefaleti ödeyecek durumda olmadığının da saptanmadığı veya iddia
edilmediği kanısına varmaktadır.
55. Yukarıda belirtenleri dikkate alan Mahkeme, baĢvuranlar tarafından
maruz kalınan tutukluluk süresinin aĢırı olarak değerlendirilemeyeceği
kanaatindedir. Sonuç olarak, bu Ģikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve
SözleĢme’nin 35 maddesinin 3. ile 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
D. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası Hakkında
56. BaĢvuranlar,
tutukluluklarının
SözleĢme’nin
incelenmesi
için
13.
maddesini
etkin
bir
ileri
sürerek,
baĢvuru
yolunun
bulunmamasından Ģikâyet etmektedirler.
Ayrıca baĢvuran, SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında,
baĢvuran M. S. Karaosmanoğlu, ĠçiĢleri Bakanlığı tarafından önceden izin
alınmamasına iliĢkin itirazlarının, tutukluluğu hakkında karar vermeye
yetkili hâkimler tarafından hiçbir Ģekilde göz önünde bulundurulmadığını
iddia etmektedir.
Ayrıca baĢvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianame kabul
edilinceye
kadar
ne
kendilerinin
ne
de
avukatlarının
dosyaya
eriĢebildiklerini belirtmektedirler: dolayısıyla baĢvuranlar, kendilerine göre,
soruĢturma dosyasına eriĢmiĢ olan Cumhuriyet savcısından farklı olarak,
tutukluluklarına ve tutukluluk hallerinin devamına dayanak oluĢturan
delillere eriĢememiĢlerdir.
Son olarak baĢvuranlar, SözleĢme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından,
tutuklanmalarından sonra yüz yetmiĢ iki günlük bir süre boyunca hâkim
önüne çıkarılmamalarından da Ģikâyetçi olmaktadırlar.
Mahkeme, bu Ģikâyetlerin tamamının SözleĢme’nin 5. maddesinin 4.
fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
18
1. İçişleri Bakanlığı’ndan Daha Önce İzin Alınmamasına İlişkin
İtirazların Göz Önünde Bulundurulması Hakkında
57. Mahkeme, SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, tutukluluğa
karĢı yapılan itirazı inceleyen hâkime, müĢteki tarafından ileri sürülen
iddiaların her birini inceleme yükümlülüğü getirmediğini hatırlatmaktadır.
Ancak hâkimin, tutuklu tarafından ileri sürülen ve özgürlükten yoksun
bırakmanın SözleĢme anlamında “yasaya uygun olması” için gerekli
koĢulların bulunduğuna dair Ģüphe oluĢturmayacak nitelikteki somut
gerçeklerin iç hukuk ve uygulamalarına dayanarak, uygun olmadığını
değerlendirebilmesi ya da bu gerçekleri göz önünde bulunduramaması
halinde, bu hükmün öngördüğü güvenceler anlamını yitirebilecektir
(Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 61 in fine, AĠHM 1999 – II).
58. Hâlbuki somut olayda, ilk baĢvuranın Ģikâyetini herhangi bir delil
unsuruyla desteklemediği tespit edilmektedir. Her halükarda Mahkeme,
3628 sayılı RüĢvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nda, söz konusu
baĢvurana atılan suç olan, kamu ihalesine fesat karıĢtırma suçuyla ilgili
olarak ceza soruĢturmasının açılması için ĠçiĢleri Bakanlığı’ndan daha önce
izin alınmasına dair gerekliliğe iliĢkin bir istisnanın açıkça öngörüldüğünü
kaydetmektedir. Ayrıca ilgilinin iddiasının, tutukluğunun yasaya uygun
olması için gerekli koĢulların bulunduğuna dair Ģüphe oluĢturmayacak
nitelikte olmaması nedeniyle, Mahkeme, bu itirazın dikkate alınmamasının
SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ihlal edemeyeceği kanaatine
varmaktadır.
59. Sonuç olarak, baĢvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve
SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca
reddedilmelidir.
3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlanması Hakkında
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
19
60. Mahkeme, 14 Temmuz 2007 tarihinde, hâkimin, CMK’nın 153.
maddesine dayanarak, baĢvuranların ve avukatlarının soruĢturma dosyasına
eriĢiminin kısıtlanmasına karar verdiğini tespit etmektedir.
61. Mahkeme, aynı zamanda, baĢvuranların tutuklanmaları ile tutukluluk
hallerinin devamı yönünde verilen kararların, özellikle telefon dinlemeleri,
ilgilileri
suçlayan
kiĢilerin
beyanları
ve
müfettiĢin
ilk
raporuna
dayandırıldığını; dolayısıyla söz konusu belgelere eriĢimin baĢvuranların
tutukluluklarının yasallığına dair itiraz edilmesi açısından büyük önem arz
ettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, baĢvuranların, avukatları
refakatinde polise ifade verdikleri sırada, bu delil unsurlarının tamamı
hakkında sorgulandıklarını ve bütün bu bilgilerin ifade tutanağına
kaydedildiğini
gözlemlemektedir.
Böylelikle,
Cumhuriyet
savcısının
yararlandığı koĢullara benzer koĢullarda olmasa dahi, gerek baĢvuranların
gerekse avukatlarının, söz konusu tutukluluğa ve tutukluluk hallerinin
devamına dayanak oluĢturan delil unsurlarının içeriği hakkında yeterince
bilgi sahibi oldukları ve dolayısıyla ilgililerin tutukluluklarını haklı
göstermek için ileri sürülen gerekçelere yeterli ölçüde itiraz etme
imkânlarının bulunduğu anlaĢılmaktadır (bk., aynı yönde, Ceviz/Türkiye,
No. 8140/08, §§ 41-44, 17 Temmuz 2012).
62. Bu Ģikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve SözleĢme’nin 35.
maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi
gerektiği sonucuna varılmaktadır.
4. Hâkim Önüne Çıkarılmama Hakkında
63. Mahkeme, Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi tarafından baĢvuranların
ifadelerinin alınmasının ardından 2 Ağustos 2007 tarihinde tutuklandıklarını
kaydetmektedir (yukarıdaki 16. paragraf). Ġlgililer, ardından, davanın
baĢlamasından sonra, yani ilk duruĢma sırasında, 22 Ocak 2008 tarihinde
hâkim önüne çıkarılmıĢlardır. Mahkeme, bütün bu süreç boyunca ilgililerin
20
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
tutuklanmaları
hakkında
karar
vermeye
yetkili
hâkimlerin
önüne
çıkarılmadıklarını tespit etmektedir: gerek tahliye talepleri gerekse itirazları
kendileri hâkim önüne çıkarılmaksızın incelenmiĢtir (yukarıdaki 18. ve 25.
paragraf).
64. Mahkeme, tutukluluğa karĢı yapılan itirazı değerlendirecek olan
hâkimin önünde dinlenme hakkının makul aralıklarla kullanılabilmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 85,
28 Ekim 2010). KiĢisel özgürlük söz konusu olduğunda, Mahkeme, somut
olayda ileri sürülen durum gibi, yaklaĢık altı ay süresince hâkim önüne
çıkarılmadan geçen zamanın, söz konusu sürenin “makul” olarak
nitelendirilmesine imkân vermediği kanaatindedir (Bk., bu anlamda, Erişen
ve diğerleri/Türkiye, No.7067/06, § 53, 3 Nisan 2012).
65. Dolayısıyla Mahkeme, bu bağlamda, SözleĢme’nin 5. maddesinin 4.
fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
5. Tutukluluk Halinin Devamı Yönündeki Karara Karşı Yapılan
İtirazın İncelenmesi Sırasında Cumhuriyet Savcısının Görüşünün
İletilmemesi Hakkında
66. BaĢvuranlarca tutukluluk hallerinin devamına iliĢkin Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından verilen karara karĢı yapılan itirazın incelenmesi
sırasında Cumhuriyet savcısının görüĢünün iletilmemesiyle ilgili olan
Ģikâyet öncelikle Hükümet’e bildirilmiĢtir. Ancak, dosya incelendiğinde, bu
Ģikâyetin ileri sürülmediği anlaĢılmaktadır. Esasen, he ne kadar baĢvuranlar
kendileri ile savcı arasında silahların eĢitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia
etmiĢlerse de, bunu yalnızca soruĢturma dosyasına eriĢimin kısıtlanmasına
iliĢkin Ģikâyetleri çerçevesinde dile getirmiĢlerdir.
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
21
67. Sonuç olarak, baĢvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve
SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca
reddedilmelidir.
E. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 5. Fıkrası Hakkında
68. BaĢvuranlar, SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürerek,
SözleĢme’nin 5. maddesine aykırı olduğu kanaatine vardıkları tutuklulukları
nedeniyle tazminat elde etmeye imkân verecek nitelikte bir baĢvuru yolunun
bulunmamasından Ģikâyet etmektedirler.
69. Hükümet, baĢvuranların CMK’nın 141. maddesi ile devamındaki
maddelerde öngörülen tazminata iliĢkin hukuk yoluna sahip olduklarını ileri
sürmektedir.
70. Mahkeme, SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen
tazminat hakkının doğabilmesi için, bu hükmün diğer fıkralarından herhangi
birinin ihlalinin, ulusal makam veya SözleĢme’nin kurumları tarafından
tespit edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (N.C./İtalya [BD], No. 24952/94,
§ 49, AĠHM 2002-X). Somut olayda, Mahkeme’nin SözleĢme’nin 5.
maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varması nedeniyle,
baĢvuranların uğradıkları zarardan dolayı tazminat talep etme imkânlarının
bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
71. Bu bağlamda, Mahkeme, CMK’ nın 141. maddesinde, hakkında adli
tedbir kararı verilen bir kiĢi için belirtilen bazı sınırlı durumlarda tazminat
talebinde bulunma imkânının öngörüldüğünü tespit etmektedir. Hâlbuki
olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu Ģekliyle bu
düzenlemeye bakıldığında Mahkeme, maddede sıralanan durumların
hiçbirinde, SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına iliĢkin Ģikâyete çözüm
getirebilecek nitelikte bir baĢvuru yolunun bulunmadığını ve dolayısıyla
somut durum bakımından maruz kalınan zararın telafisini talep etme
imkânının öngörülmediğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme,
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
22
Hükümet’in baĢvuranların durumuna benzer bir durumda bulunan
yargılanabilir bir kiĢiye CMK’ nın 141. maddesine dayanarak tazminat
verilmesine iliĢkin herhangi bir yargı kararı sunamadığını kaydetmektedir.
72. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen tazminat
davasının, SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkin bir
baĢvuru yolu teĢkil edemeyeceği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla
Mahkeme, bu noktada Hükümet’in ilk itirazını reddederek bu hükmün ihlal
edildiği sonucuna varmaktadır.
II. ĠDDĠA EDĠLEN DĠĞER ĠHLALLER HAKKINDA
73. BaĢvuranlar, SözleĢme’nin 14. maddesini ileri sürerek, kendi
deyiĢlerine göre, muhalefet partisi mensupları olmaları nedeniyle,
haklarında
verilen
ve
itiraz
ettikleri
tedbir
kararlarından
Ģikâyet
etmektedirler.
87. Mahkeme, bu Ģikâyeti baĢvuranlarca sunulduğu Ģekliyle incelemiĢtir.
Dosyasında yer alan unsurların tamamını dikkate alan Mahkeme, SözleĢme
ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi
bir belirti tespit etmemiĢtir; dolayısıyla bu Ģikâyet açıkça dayanaktan
yoksundur ve SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca
reddedilmelidir.
III. SÖZLEġME’NĠN
41.
MADDESĠNĠN
UYGULANMASI
HAKKINDA
74. SözleĢme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme, bu SözleĢme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve
ilgili Yüksek SözleĢmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen
ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir
tazmin verilmesine hükmeder.”
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
23
A. Tazminat
75. BaĢvuranların her biri, maruz kaldıklarını dile getirdikleri maddi
zarar bağlamında 1.613 avro talep etmektedir: baĢvuranlar bu meblağın
kendileri tarafından ödenen kefalet miktarı üzerinden belirlenen faize denk
geldiğini belirtmektedirler.
BaĢvuran M. S. Karaosmanoğlu, manevi zarar bağlamında 30.000 avro
ve baĢvuran H.H.Özden ise 20.000 avro talep etmektedir.
76. Hükümet, bu meblağları kabul etmemektedir.
77. Mahkeme, iddia edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında
herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığını belirterek bu talebi
reddetmektedir.
Buna karĢın, Mahkeme, baĢvuranların her birine manevi zarar için 750
avro ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve Giderler
78. BaĢvuranlar, aynı zamanda yerel mahkemeler ile Mahkeme önünde
yapılan masraf ve giderler için 7.240,82 avro talep etmektedirler.
BaĢvuranlar, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlarına iliĢkin ücret tarifesini
gösteren bir fatura ve çeviri hizmetlerine iliĢkin fiyatlandırmayı gösteren bir
sözleĢme sunmaktadırlar.
79. Hükümet, bu meblağları kabul etmemektedir.
80. Mahkeme içtihadına göre, bir baĢvurana, masraf ve giderlerinin
doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu
ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir.
Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde
bulunduran Mahkeme, her türlü masraf ve giderlerle birlikte baĢvuranlara
müĢtereken 1.000 avro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
KARAOSMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
24
C. Gecikme Faizi
81. AĠHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal
kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek
oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,
1. Hükümet’in ilk itirazının birinci kısmının SözleĢme’nin 5.
maddesinin
5.
fıkrasıyla
ilgili
olması
nedeniyle
esasla
birleĢtirilmesine ve reddedilmesine;
2. BaĢvurunun, SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası bağlamındaki
Ģikâyet ile baĢvuranların tutuklulukları hakkında karar vermeye
yetkili
hâkimlerin
önüne çıkarılmamaları nedeniyle
sunulan
SözleĢme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki Ģikâyete iliĢkin
kısmının kabul edilebilir olduğuna ve baĢvurunun geri kalan
kısmının kabul edilemez olduğuna;
3. BaĢvuranların tutuklulukları hakkında karar vermeye
yetkili
hâkimlerin önüne çıkarılmamaları nedeniyle SözleĢme’nin 5.
maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. SözleĢme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
5. a) Davalı devletin, SözleĢme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca;
kararın kesinleĢtiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme
tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek
üzere
baĢvuranlara
olduğuna;
aĢağıdaki
miktarları
ödemekle
yükümlü
KARAMANOĞLU VE ÖZDEN/TÜRKĠYE KARARI
25
i) ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere,
manevi tazminat olarak baĢvuranların her birine 750 avro
(yediyüzelli avro),
ii) kendileri tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi
tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, baĢvuranlara
müĢtereken 1.000 avro (bin avro),
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı
tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan
faiz oranının üç puan fazlasına eĢit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine iliĢkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
ĠĢbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiĢ; Mahkeme Ġçtüzüğü’nün 77.
maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 17 Haziran 2014 tarihinde yazılı
olarak tebliğ edilmiĢtir.
Stanley Naismith
Guido Raimondi
Yazı ĠĢleri Müdürü
BaĢkan
Download

17 Haziran 2014 tarihli Karaosmanoğlu ve Özden