KENT VE MİMARLIK ‐ 03(nisan 14') 1. TEMSİLCİLİKLERİMİZDEN Sakarya Temsilcilik Haberi Sapanca Gölü Havzası 2. MİMARLIĞA DAİR 2. 1. ULUSAL 2. 1. 1. Sevda Tepesi 2. 1. 2. AOÇ İçin Direnişe Devam 2. 1. 3. Ankapark Projesine İptal Kararı 2. 1. 4. 3. Köprü Bir İnsanlık Suçudur 2. 1. 5. Sulak Alanlar İmara mı Açılıyor 2. 1. 6. Kaz Dağları'nda Asit Gölleri 2. 2. ULUSLARARASI 3.
4.
4.
4.
4.
4.
4.
2. 2. 1. New York'ta Neler Oluyor 2. 2. 2. Venedik Bienali 2. 2. 3. Mimarlık Eğitiminde Konuşulmayan Konular ETKİNLİKLER 3. 1. ULUSAL 3. 1.1. Mimarlarla Kontak Konferansları ‐ İstanbul 3. 1.2. Mekan Hafızası ve Aidiyet ‐ Gebze 3. 1.3. Rastlantı İle Kurgulanmışlık Arasında ‐ İstanbul 3. 2.YEREL 3. 2.1. 5. Kocaeli Kitap Fuarı 3. 2.2. Mutfak Cadıları ‐ Tiyatro 3. 2.3. Aşk Kokusu ‐ Tiyatro ODADAN 1. 44. Olağan Genel Kurul Tamamlandı 2. Mimar Sinan Haftası 3. TMMOB İKK Kocaeli Seçimleri Tamamlandı 4. Ulusal Mimarlık Ödülleri Sergisi 5. Mimar Sinan Ödülleri 1 1. TEMSİLCİLİKLERİMİZDEN SAKARYA TEMSİLCİLİK HABERİ SAPANCA GÖLÜ HAVZASI Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu, Türkiye'nin kuraklıkta üçüncü aşamaya geldiğini belirtti. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu, Türkiye'nin kuraklıkta üçüncü aşamaya geldiğini belirterek "Yağmur yağmadığı zaman meteorolojik kuraklık diyoruz. İkinci aşama olarak hidrolojik kuraklık başlıyor ve su kaynaklarındaki sular azalmaya başlıyor. Üçüncü aşama olarak ise tarımsal kuraklıklara geçiliyor ve tarım ürünleri etkilenmeye başlıyor." dedi. Türkiye'de yaşanan kuraklık ile ilgili açıklama yapan Gümrükçüoğlu, Türkiye'de son 11 aydır kurak bir dönem yaşandığını söyledi. Yağmur ve kar yağışlarının su kaynaklarına destek olmaması nedeniyle bir sonraki evrede neler olacak diye endişelenilmesi gerektiğini kaydeden Gümrükçüoğlu, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin kuraklığı daha fazla hissettiğini vurguladı. Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, kuraklığın boyutunun belirlenebilmesi için belli bir süreye ihtiyaç olduğunu ifade etti. Kuraklığın belirli aşamaları olduğunu aktaran Gümrükçüoğlu, "Yağmur yağmadığı zaman meteorolojik kuraklık diyoruz. İkinci aşama olarak hidrolojik kuraklık başlıyor ve su kaynaklarındaki sular azalmaya başlıyor. Üçüncü aşama olarak ise tarımsal kuraklıklara geçiliyor ve tarım ürünleri etkilenmeye başlıyor." diye konuştu. Türkiye'nin şu anda üçüncü aşamaya geldiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, birkaç günlük yağmurun kuraklığın aşamalarını hemen ortadan kaldıramayacağını dile getirdi. Hidrolojik ve meteorolojik kuraklığın henüz sona ermediğini anlatan Mahnaz Gümrükçüoğlu, şunları söyledi; "Geçtiğimiz Mayıs ayından beri aslında kurak bir dönemdeyiz. Yağışlı olması gereken bir dönemde yağmur ve kar yağışlarının su kaynaklarına destek olmaması nedeniyle, bir sonraki evrede neler olacak diye endişelenmemiz gerekiyor." Meteoroloji verilerine göre Şubat ayında Marmara Bölgesi'nde, geçen yıl aynı aya göre yağışlarda yüzde 80,1 azalma gözlendiğini belirten Gümrükçüoğlu, ülke genelinde ise bu azalmanın yüzde 67,9 oranında olduğunu söyledi. Karadeniz Bölgesi'ndeki şiddetli sağanak yağışların etkili olmaması nedeniyle bölgede sıkıntı yaşanabileceğini ifade eden Gümrükçüoğlu, Türkiye'nin aslında söylendiği gibi su zengini bir ülke olmadığını kaydetti. Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, "Bir ülkenin su zengini olabilmesi için, kişi başına düşen suyun 10 bin metreküp olması gerekiyor. Bizim gibi yarı kurak bölgelerde ise genel olarak yıllık kişi başına düşen su miktarı ise yaklaşık 1500 metreküp. Artan nüfusumuzla birlikte Türkiye'de kişi başına düşen suyun 1200 metreküpe inmesi tahmin ediliyor. Bu aslında büyük bir sıkıntı. Su fakiri ülkeler dediğimiz zaman 1000 metreküpün altındaki ülkelerden bahsediyoruz." şeklinde konuştu. SAÜ Çevre Mühendisliği ile Inşaat Mühendisliği tarafından ortaklaşa yürütülen 'Sapanca Gölü'nde Su Kalitesi ve Sediment Taşınımın Belirlenmesi' isimli projenin ara rapor verilerine göre Mayıs 2013 tarihinden itibaren Sapanca Gölü'nde su miktarının azalmaya başladığını ifade etti. Yağışların bir süre daha bu şekilde devam etmesi durumunda birkaç aylık su kalacağını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, şöyle devam etti: "Sapanca Gölü'nde bu yıl su seviyesi ortalama 30.50 metre seviyesine düşmüş ve tarihinin en düşük seviyesine yaklaşmıştır. Sapanca Gölü, mevcut durumda her ay ortalama 10 santimetre alçalmaktadır. Son 4 yılda yüzde 27 oranında azalan yağışlar nedeniyle gölün Temmuz‐Ağustos aylarında 29.90 metre olan kritik göl seviyesine ulaşması söz konusu olabilecektir. Göl kuruyor dediğimiz zaman, insanlar gölün içinde hiç su kalmayacağını sanıyorlar. Ancak kurumadan kastımız bu değil. Gölün belirli bir kullanım seviyesi var. Bunun altına inemiyorsunuz ve biz bu seviyeye çok yaklaştık. Bu sınırın altına indiğimiz zaman zaten suyu kullanma gibi bir şansımız kalmayacak. Sakarya su anlamında çok şanslı bir şehir. Eğer bu kaynakları doğru kullanabilseydik ortaya çok farklı tablolar çıkardı." 2 "SU YASASI ÇIKARILMALI' Tüm yönleriyle birlikte düşünülen bir ?su yasası'nın çıkarılması gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, peyzaj alanlarının sulanması ve sanayinin kullandığı su gibi konularda tasarruflu olunmasının son derece önemli olduğuna dikkat çekti. Yrd. Doç. Dr. Gümrükçüoğlu, şöyle devam etti: "Sanayinin çektiği suyun çok önemli. Sanayide deniz suyunu arıtabilirler. Gri su dediğimiz atık suyu arıtmak için yatırım yapılması gerekiyor. Petrolsüz, arabasız, makinesiz, cep telefonsuz 90'lı yıllara kadar zaten yaşadık. Ancak havasız, susuz, topraksız yaşayamayız. Suları hem kötü kullanıyoruz hem de kirletiyoruz. Geçmişten bu güne bakacak olursak karşılaştığımız tablo kuraklıkların sıklığının artıyor olması. Yağışların şiddetli yağışlar halinde olması endişe verici ve bu konuda önlem alınması gerek." Sapanca gölünün suları dehşet verici bir şekilde geri çekildi. Çekilmenin sebepleri neler? Son haftalarda yağan yağmurlar işe yaramadı. bir çok alanı etkisi altına alan yağışlarda göllerin kurumasına engel olamazken Sapanca Gölü’nün yeni çekilen kareleri felaketi gözler önüne serdi. Manyas Kuş cenneti, Seyhan Baraj Gölü, İznik Gölü derken şimdi de Sapanca Gölü kurudu. Tüm Türkiye’yi etkisi altına alan kuraklık ne kadar devam edecek? Sapanca Gölü’ne adını veren Sapanca İlçesi tarafından havadan yaklaşık 100 metre yükseklikte çekilen görüntülerde göldeki suların ne kadar azaldığı görülebiliyor. Sular yaklaşık 50 m geri çekildi. Havadan çekilen görüntülerde Sapanca sahilindeki iskelenin yaklaşık 50 metre çekildiği görüldü. Kamera kayıtlarında gölde su düzeyinin azalması hemen dikkat çekiyor. İçme suyu havzası olan Sapanca Gölü, son yıllarda su kullanımının artmasına rağmen bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle gündeme geldi. Son bir yılda 170 metreküp su alındı. Sakarya’nın içme suyu havzası Sapanca Gölü’nden Sakarya’da oturan 700 bin kişi yararlanıyor. Son olarak Yuvacık Barajı2nda suların azalmasıyla Sapanca Gölü’nden Yuvacık’a yaklaşık 20 milyon metreküp çekilirken, sanayi kuruluşlarının kullandıkları sularla birlikte gölde 1 yıl içerisinde yaklaşık 170 milyon metreküp su alındığı belirtildi. Buna karşılık bölgede yağışların yeterli olmaması nedeniyle göldeki su seviyesi kış aylarında 30.50 düzeyinde bulunuyor. 3 Sapanca Gölü Nerededir ? Sapanca Gölü, Doğu Marmara Bölgesi’nde, Sakarya kent merkezinin 12 km batısında, İzmit kentinin ise 27 km doğusunda yer alan tektonik kökenli bir tatlı su gölüdür. Doğu‐batı uzanımlı olan gölün doğu kesimi Sakarya ilinin sınırları içerisindeyken, batı kesimi ise Kocaeli ilinin sınırları içinde yer almaktadır. Gölün içinde bulunduğu bölge, güneyde Samanlı Dağları, kuzeyde ise Kocaeli Penepleni olarak adlandırılan morfotektonik yapılar arasında yer alan ve Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey koluna ait segmentlerce sınırlandırılmış olan İzmit‐Sapanca Koridoru üzerindedir. Bu koridor Neotektonik dönemde bir çek‐ayır havza niteliğinde gelişmiştir. 17 Ağustos 1999 depremi yüzey kırığı Sapanca Gölü’ne güneydoğu sınırından girmiş ve göl içerisinde ~600 m sağ yönlü bir sıçrama yaptıktan sonra gölün kuzeybatı sınırından çıkmıştır. Bu sıçrama uzun dönem içinde gölün çökmesini kontrol etmiştir.(1)Sapanca Gölü, Adapazarı ile İstanbul arasında Kocaeli sınırına yakın bölgede, Sapanca ilçesi içinde yer alan bir göldür. SAPANCA GÖLÜNDE KARA GÖRÜNDÜ Kuraklık nedeniyle yağış alamayan Sapanca Gölü'nde su seviyesi düşünce kara görünmeye
başladı.Sapanca Gölü’nün ortasındaki taşlar, kuraklığın artması sebebiyle ortaya çıktı. Göl çevresinde inceleme yaparken taşları fark edip görüntüleyen Muharrem Bucan, “Böyle bir kuraklık görmedim.
Geçen yıla kadar su kayağı yapardık.” dedi. Kocaeli Müze Müdürü İlksen Özbay ise taşlarla ilgili
incelemeyi en kısa zamanda yapacaklarını söyledi.
Kuraklığın sürmesi sebebiyle Sapanca Gölü’ndeki su seviyesi azalmaya devam ediyor. Öyle ki
metrelerce çekilen gölün ortasındaki taşlar ortaya çıktı. Taşları görüntüleyen ise çevreci Muharrem
Bucan oldu. Bucan, “Sapanca Gölü’nün kıyısında fotoğraf çekerken, tesadüfen kara parçasını gördüm. Bir kayık bularak keşif için o bölgeye gittim. Taşların üzerine çıkarak çekimler gerçekleştirdim. Taşları inceledim.” dedi. Kocaeli ve Sakarya’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan göldeki su seviyesi, kuraklık ve aşırı kullanım sebebiyle 30,44 kotuna düşmüştü. Bu durum endişelere sebep olmuştu. 4 SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş, Sapanca’daki tehlikeyi şöyle özetlemişti: “Su çekimi devam
ederse göl içme suyu olarak da kullanılamaz hale gelecek. Göldeki ekolojik denge ve besin zinciri olumsuz yönde etkilenecek. Bu da Sapanca Gölü’nün içme suyu olarak elden çıkması anlamına gelir.
Göl kısa sürede normal dengesine dönmezse arıtma sorunları ortaya çıkar.” Sakarya Üniversitesi
Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu ise gölün artık aşırı su tüketimi sebebiyle kendi kendini besleyemez duruma geldiğini söylemişti. Çevreci Muharrem Bucan’ın gölün ortasındaki taşları görüntülemesiyle endişeler bir başka boyuta
taşındı. Çocukken, kurak mevsimlerde Sapanca Gölü’ndeki bu taşların göründüğüne dair hikâyeler dinlediğini aktaran Bucan, “Tabii o zaman bize cami minaresi denirdi. Biz de öyle sanırdık. Ancak
bugün gördüm ki cami minaresi değilmiş. Orada simetrik taşlar var. Dizilmiş. Ne için oraya konulduğu
ve tarihi bir önemi var mı onu bilemiyorum. Araştırılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı. Göldeki
kuraklığa dikkat çeken Bucan, “Bugüne kadar böyle bir kuraklık görmedim. Geçen yıla kadar su kayağı
yapardık. Son aylarda ise göl metrelerce çekildi. Öyle ki bu kuraklık daha devam edecek. İçecek suyu için de zorlanacağımızı tahmin ediyorum.” diye konuştu. Efsaneye göre, sular çekildiğinde orada bir cami minaresi gözüktüğünü dile getiren Kocaeli Müze
Müdürü İlksen Özbay, şöyle devam etti: “Kesinlikle öyle bir şey yok. O bölgeye, daha önce dalış
yapılmıştı ancak kesin bir kanıya varılmamıştı. Oradaki yapıya kilise kalıntısı da deniyor ancak böyle
bir şey de diyemeyiz. Bizim gözlemimiz, fonksiyonu, niteliği belli olmayan sıralı dizili taş kitlesi var
orada. Su yüzeyine çıkmış. En kısa zamanda incelemede bulunacağız.” Sapanca Gölü kuruyor mu? Sakarya Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim üyesi Dr.İnş.Yük.Müh.Mehmet Sandalcı basın
açıklaması... Sapanca Gölü Sakarya ve Kocaeli Belediyesi ve başta TÜPRAŞ olmak üzere bir çok endüstriyel
kuruluşlara su sağlamaktadır. Bunun yanında sulama maksatla da kullanılmaktadır. Tabii kaynakların
sorumsuzca kullanılması ve hiç bitmeyecek gibi bir anlayışla olaya yaklaşılması Sapanca Gölünü de olumsuz etkilemiş ve göl maalesef kurumaya yüz tutmuştur. Sorumlu olan kurum ve kuruluşların acil
tedbir alması gerekmektedir. Gelecek nesillere bırakılabilecek en büyük miras yaşanılabilecek iyi bir çevre anlayışı ve
sorumluluğunda olan Sakarya Üniversitesinden bir gurup araştırmacı tarafından konunun ciddiyeti
anlaşılıp gölün kurtarılması ile ilgili çalışmalara başlanmıştır. Yapılan araştırma, inceleme ve analizler
neticesinde Sapanca Gölünün Sakarya Nehri ile beslenmesi ön görülmüştür. SAPANCA GÖLÜNÜN BU DURUMA GELMESİNİN NEDENLERİ Küresel ısınma ve neticesinde meydana gelen iklim değişiklikleri Sapanca Gölünü olumsuz
etkilemektedir. Şöyle ki 1997‐2013 yılları arasında 16 yıllık yağış analizlerinde son 3 yılda yağışların
ciddi bir şekilde azaldığı ve 2014 yılında da kurak bir dönem yaşanacağı anlaşılmaktadır. Diğer
taraftan yine son 16 yıllık göl yüzeyinden olan buharlaşma ölçümlerinden anlaşıldığı üzere
buharlaşmanın gittikçe artığı görülmüştür. Buna bağlı olarak göl seviyesinin son yıllarda düştüğü ve bugünkü bilinen duruma geldiği görülmüştür. Öte yandan Sapanca Gölünün işletme politikasının da olmaması Sapanca Gölünün bugünkü duruma
gelmesinde önemli bir etkendir. Göldeki su verimine bağlı olarak en uygun miktarda su çekilmesi işletme politikasının en önemli kısmını teşkil etmektedir. Oysa kurum ve kuruluşların işletme politikası
belirlenmeden gölden faydalanması su çekimini körüklüyor ve gölü bitiriyor. Bunun dışında Sapanca Gölü sorumluğunun birçok kurum tarafından paylaşılması, işlerin tek elden çıkmasını engelliyor ve ortaya ciddi bir yönetim boşluğu çıkartıyor. Neticesinde malum bugünkü
sonuçlar ortaya çıkıyor. 5 SAPANCA GÖLÜNDEKİ SU EKSİKLİĞİ SİZCE NE KADARDIR? Sapanca Gölünün ortalama kotunun 31,5‐32 m civarında olması istenir. 29,9 metre ve altındaki kotlar kritik kot olarak adlandırılmaktadır. Bugünlerde Sapanca gölünün kritik kota oldukça yaklaştığı
görülmektedir. Göldeki su hacmi eksikliği ile ilgili son 16 yıllık araştırmalara göre en fazla gölden su
kaybı değişiminin 1998 su yılında olduğu görülmektedir. Bu miktar yaklaşık 1 m3/sn karşılık gelen 30
milyon m3’tür. Ancak 2014’de bu rakamın daha da artacağı beklenmektedir. SAPANCA GÖLÜ NASIL KURTULABİLİR? Sapanca Gölünün kurtulması eksik su hacminin ya bir yerden su takviyesi ile veya çekilen içme ve
kullanma suyunun azaltılması ile mümkündür. Civardaki diğer su kaynaklarının Sapanca Gölüne
kazandırılması ile ilgili araştırmalar yapılmış ve Sakarya Nehrinin Sapanca Gölünü besleyebileceği görülmüştür. Sakarya Nehrinin Suyu Sapanca Gölünü beslemeye yeter mi? 1975‐2009 su yılları arası 35 yıllık aylık ortalama debiler kullanılarak Sakarya Nehrinin ortalama debisi
hesaplanmış ve 97 m3/sn olduğu görülmüştür. Son 16 yıldan günümüze kadar olan verilerle yapılan analizde Sakarya Nehrinin ortalama debisi olan 97 m3/sn’nin yaklaşık %1’nin alınıp Sapanca Gölüne
verilmesi ile Sapanca Gölündeki eksik su hacminin kapatılabileceği anlaşılmaktadır. SAKARYA NEHRİNDEN SAPANCA GÖLÜNÜN BESLENMESİ MÜMKÜN MÜ? Sakarya Nehri ile Sapanca Gölü arasındaki en yakın mesafe yaklaşık 5000 dir. Bunun yanında su alınacak noktada kotun yaklaşık 40 m. olduğu ve Sapanca Gölünün de yaklaşık 31,5 m. olduğu düşünülse kendi cazibesiyle suyun Sakarya’dan Sapanca Gölüne verilebileceği anlaşılmaktadır. Suları 50 metre kadar çekilen Sapanca Gölü’nde incelemelerde bulunan uzmanlara göre gölün dibi oksijeni tüketen bitkilerle kaplandı. Prof. Dr. Bolat’a göre Sapanca’da gölün sonunu getirecek zincirleme reaksiyon başladı. Radikal gazetesinden Serkan Ocak’ın haberi; İzmit ve Sakarya bölgesinin en önemli su kaynağı Sapanca Gölü’nde kuraklığın etkisini tespit amacıyla, dün Serdivan mevkiinde bir dalış organizasyonu yapıldı. Dünya Serbet Dalış Şampiyonu Şahika Ercümen’in katıldığı dalışta sualtı görüntüleme uzmanı Tahsin Ceylan’ın fotoğraflarını Kocaeli Üniversitesi’nden doğa bilimcisi Prof. Dr. Alaeddin Bolat değerlendirdi. Dalışa Değirmendere Sualtı Topluluğu Spor Kulübü Derneği (DESSAT) destek verdi. Radikal adına ben de sualtında bu tespitlere tanıklık ettim. 6 Prof. Bolat, incelediği fotoğraflara göre gölde kuraklığın en tehlikeli etkilerinden ötrofikasyonun başladığını açıkladı: “Sucul ortamın azot, fosfor gibi besleyeci elementler tarafından aşırı yüklenmesidir. Sapanca Gölü akarsularla besleniyor. Besleyici elementler de geliyor. Bu, canlılar için çok önemli. Ancak aşırı olduğunda bitkilerin büyümesini destekliyor. Aşırı olduğunda kirliliğe yol açıyor. Sudaki oksijen tükeniyor. Oksijen tükenince de canlı yaşamı tehlikeye giriyor.” Prof. Bolat, bu durumu bir çay bardağına 20 küp şeker atmaya benzetiyor. Bolat, Sapanca’da bu durumun zaman zaman olduğunu ancak hiç bu noktaya gelmediğini vurguladı. Bolat’a göre Sapanca’nın asıl sorunu ‘yönetim’: “Sapanca’dan 27 su firması akarsulardan su alıyor. Sanayi de buradan su kullanıyor. Kocaeli ve Sakarya belediyeleri kullanıyor. Ayrıca kaçak kullanım da olma ihtimali var. Bunları bilemiyoruz. Yönetim planı yok. Belki de vardır ancak varsa bile uyulmadığı ortada. Su tesislerinin belli miktarda çekmesi gerekiyor. Denetleyen yok. Bu şekilde devam ederse tatlı su kaynağı acı su kaynağına dönüşür. Her türlü kirlilik, tuzluluk olur. İçme suyu olarak kullanılması zorlaşır. Arıtma maliyetleri artıyor. Nihayetinde de su kıtlığı başlar…” Doğma büyüme Sapanca Kırkpınarlı olan Mahmut Pir, gölün bugüne kadar hiç bu kadar çekildiğini görmemiş: “Tüplü, tüpsüz gölde sürekli dalıyorum. Bazı yerlerde 30‐50 metre su çekildi. Kırkpınar’da 10 derece eğim bulunan noktalarda ise yaklaşık 70 metre su çekildi. Eskiden de buna benzer durumlar olurdu. Ancak yağmur mevsimiyle göl dolardı. Şimdi dolmuyor. Suyun altında canlılık tamamen bitmedi. Ancak bu mevsim balıkların üreme mevsimi. Balıklar kıyılara gelir ağaç köklerinde çoğalırdı. Şimdi ağaç köklerinde su yok. Suyun altını bitkiler kapladı. Sualtında bitkiler çok fazlalaştı. Bu seferki çok fena.” Konuya dikkat çekmek için dalışa katılan Dünya Şampiyonu Şahika Ercümen ise suyun kendi hayatında çok önemli olduğunu belirterek “Benim için su her şey demek. Hayatımızdaki en önemli element. Suyun hızla yok olduğunu görmek beni çok üzüyor. Artık farkında olma aşamasını çoktan geçmiş olmamız gerekiyor. Gelecekte susuz kalmamak için bir an önce harekete geçmeliyiz” dedi. TEHLİKE ÇANLARI SAPANCA GÖLÜ İÇİN ÇALIYOR! Türkiye de kış ayları oldukça kurak geçti bu sebepten dolayı Sapanca Gölü’nün gün geçtikçe kuraklığa teslim olması nedeniyle korkutmaya başladı. Sapanca Gölü kurudukça Sakarya ve Kocaeli için tehlike çanları çalıyor. Su seviyesinin 2 metre kadar düştüğü, bazı tarihi kalıntıların da ortaya çıktığı Sapanca Gölü’ne şubat ayının sonu ve mart ayının 15 günlük süresindeki yağışlar da fayda etmedi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Jenerio kentindeki BM Çevre ve Kalkınma Kongresi’nde aldığı bir kararla, su kaynaklarının daha iyi korunması amacıyla 22 Mart tarihini Dünya Su Günü olarak kabul etti. Tüm dünyada bu günle ilgili çeşitli etkinlikler düzenirken, son 50 yılın en ciddi kuraklığın yaşandığı Türkiye’de ise Dünya Su Günü ile ilgili etkinlikler seçim ve siyasi hareketliliğin gölgesinde kaldı. Kocaeli ve Sakarya’nın içme ve kullanma suyu olarak da yararlandığı Sapanca Gölü’nde de, yazdan bu yana su seviyesindeki düşüş sürdü. Su kodu, pompa istasyonlarının su çekmekte olduğu sınıra kadar düşen Sapanca Gölü çevresindeki iskelelerin ayakları, sahilden 100 metreyi bulan su çekilmesi nedeniyle tamamen karada kaldı. Sapanca Gölü çevresinde yaşayan ve göl suyunun daha önce bu kadar çekilmesine tanık olmadıklarını söyleyenler, kuraklığın etkisinin yanı sıra suyun azalmasında buradaki su şirketlerinin de etkili olduğuna inanıyor. Su şirketlerinin denetim altına alınmasını istiyorlar. Sadece Sapanca’da 22 su şirketinin faaliyet gösterdiğini söyleyen ve burada çiftçilik ve hayvancılık yapan İlker Gonca, "Göl suyunda bu seneki kadar hiç bir zaman böyle düşüş yaşanmadı. Daha önce ufak tefek düşüşler oluyordu. Bence bunun en büyük sebeplerinden biri de çevrede kurulan su 7 fabrikaları. Çok su fabrikası var. Gölü besleyen kaynaklar kurudu veya kurumak üzere. Yağış da olmayınca, gölün su seviyesi aşağı çekildi" dedi. Hasan Özçırak adlı vatandaş ise, Özel İdare’nin tüm su kaynaklarını sattığı için bu durumun yaşandığını ileri sürerken, "Göle akması gereken dereler dahil tüm su kaynakları dağın üstlerinden itibaren borularla alınıp İstanbul, Ankara’ya servis yapıyor. Herkes bunu seyrediyor" diye konuştu. Bu arada Yuvacık Barajı’nda da su seviyesi bir türlü istenen düzeye ulaşmayan, bu nedenle Sapanca’dan takviye alınan Kocaeli’de, İzmit Su İşletmesi (İSU), abonelerine fatura ödemeye geldiklerinde musluklara takılmak üzere su tasarrufu sağlayan cihazlardan dağıtmaya başladı. 2.
MİMARLIĞA DAİR 2.
1.ULUSAL 2.
1.1. SEVDA TEPESİ Cumhuriyet Gazetesi’nin 1980’li yılların başında bir haber ve yazı kampanyası ile yapılaşmadan kurtardığı İstanbul’daki Sevda Tepesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e bağış karşılığı Suudi Kralı için imara açıldı. ANAP iktidara gelir gelmez dönemin Başbakanı Turgut Özal, Suudilerle yaptığı görüşmeler sonrası, Boğaziçi Yasası değiştirilmiş, yabancıların “mütekabiliyet beklenmeden” Türkiye’de mülk edinmelerini sağlamak için yasa çıkarmış; bu yasa, Halkçı Parti’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesine karşın yasa iptal edilinceye kadar dönemin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah bin Abdülaziz’e Sevda Tepesi, 431 milyon 941 bin 614 lira karşılığı satılmıştı. Tepenin sahipleri de bu satıştan 340 milyon 668 bin 591 lira elde etmişlerdi. Suudi Kral, Mayıs 2012’de 57 bin 470 metrekare arazisine yapı izni verilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık da konuyu “yapılanma hakkı verilmesi” istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aktardı. Belediye İmar ve Bayındırlık Komisyonu, CHP’li üyelerin karşı çıkmasına karşın 16 Haziran 2012’de belediye meclisinden çıktı... 8 CHP’li Sezgin Tanrıkulu'ndan soru önergesi CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi ile konuyu TBMM’ye taşıdı. Tanrıkulu, önergesi ile şu sorulara yanıt aradı: ‐ 26 Nisan 2012 günü TÜRGEV’in Vakıfbank’taki hesabına Suudi Arabistan’dan gönderilen 99 milyon 990 bin 990 dolar tutarındaki paranın, Suudi Arabistan Kralı tarafından 1984 yılında 27 milyon bedelle satın alınan ve Sevda Tepesi olarak bilinen Üsküdar‐Kandilli Mahallesi, 945 Ada, 172 pafta, 12 parsel sayılı 57 bin 470 metrekarelik araziye imar izni verilmesi karşılığında gönderildiği iddiası doğru mudur? ‐ Suudi Arabistan Royal Protocol adlı Türkçe karşılığı Suudi Kraliyet Hükümeti tarafından gönderilen 99 milyon 990 bin 990 dolarlık bağış tarihi olan 26 Nisan 2012’den yaklaşık iki ay sonra 16 Haziran 2012’de Sevda Tepesi olarak bilinen Üsküdar‐Kandilli Mahallesi, 945 Ada, 172 pafta, 12 parsel sayılı araziye imar izni verildiği iddiası doğru mudur? ‐ TÜRGEV’e gönderilen 99 milyon 990 bin 990 dolar tutarındaki para Suudi Arabistan Kralı’nın tüm protokollerini ‐sözleşmeler dahil‐ takip eden Royal Protocol adlı kurumun başındaki kişi olan Muhammed Al Tabaishi tarafından gönderildiği iddiası doğru mudur? ‐ TÜRGEV’e 26 Nisan 2012’de gönderilen 99 milyon 990 bin 990 dolarlık para Sevda Tepesi’ne imar izni karşılığında ödenen para mıdır? ‐ 99 milyon 990 bin 990 dolarlık para transferinde Suudi Arabistan Kralı’nın, satın aldığı araziye imar izni verilmesi için TÜRGEV adlı vakfa bağış yapılması gerektiğini kim söylemiştir? ‐ Suudi Arabistan Kralı sahip olduğu araziye imar izni için resmi başvuru yapmış mıdır? Yapmışsa başvuru tarihi nedir? İmar izni verilmemesinin gerekçesi nedir? 2.
1.2. AOÇ İÇİN DİRENİŞE DEVAM Mimarlar Odası Atatürk Orman Çiftliği‘ne (AOÇ) dair projelerin Ankara 11. İdare Mahkemesi‘nin 23 Şubat 2014 tarihinde verdiği karar ve sonrasında Tayyip Erdoğan’ın “kararı hiçe sayan konuşmasına” dair açıklama yaptı. Bir hukuk devletinde yargı kararlarını uygulamayan ülke yöneticilerinin bir gün dahi iktidarda kalmalarının mümkün olmadığını belirten Mimarlar Odası yetkili birimleri göreve davet etti. Mimarlar Odası yaptığı açıklamada “Bu amaçla önce 2006 yılında kanunlarda yapılan değişiklikle Ankara Büyükşehir Belediyesi‘ne AOÇ üzerinde her türlü imar yetkisi tanınmıştır. Ardından 2007 yılında parçacı uygulamaları meşrulaştıran ve alanı bütüncül ‘ranta açmayı’ hedefleyen planlar ve planları onaylayan Belediye Meclis Kararının iptali istemiyle Meslek Odaları tarafından dava neticesinde, Ankara 13.İdare Mahkemesince 2008 yılında planlar iptal edilmiş, 2010 yılında Danıştay tarafından karar onanmıştır.Yargı süreçleri devam ederken Ankara Büyükşehir Belediyesi AOÇ‘ye dair yeni bir plan hazırlamış ve 2010 yılında Meclis kararı ile uygulamaya koymuş, doğu‐batı ve kuzey‐batı yönünde otobanlar inşa ettirmiş ve önemli ölçüde yeşil alanı tahrip etmiş çiftlik ve orman niteliğinin kaybolmasına olanak tanımıştır” diyerek AKP’nin AOÇ’yi yağma planını gösterdi. 9 Mimarlar Odası ayrıca “AOÇ‘de inşaatı devam eden Başbakanlık Hizmet Binası ile ilgili Meslek Odalarının tarafından yargıya taşınan SİT statüsünün kaldırılması kararını, 11. İdare Mahkemesi‘nin 23 Şubat 2014 tarihinde iptal etmesi ve yürütmeyi durdurma kararı vermesi ‘hukuksuzluk ve doğa katliamının’ sona ermesi için bir umut olmuştur. Ancak, Başbakan Erdoğan’ın yargı kararını uygulamak yerine, ‘Güçleri yetiyorsa yıksınlar!’ ifadesi ile ‘yargıya ve topluma’ karşı meydan okuması, sürecin hukuka aykırı biçimde devam ettirileceğini açıkça ortaya koymaktadır” diyerek hukukun hiçe sayıldığını söyledi. Mimarlar Odası açıklamanın sonunda AOÇ‘de devam eden hukuksuzluğun takipçisi olacağını belirtirken herkesi Atatürk Orman Çiftliği‘ni koruma mücadelesine destek vermeye çağırdı. 2.
1.3. ANKAPARK PROJESİNE İPTAL KARARI Ankara 5. İdare Mahkemesi, AOÇ arazisinde devam eden yeni Başbakanlık binası ile hayvanat bahçesi ve Ankapark gibi projelerin dahil olduğu ana imar planıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkeme, gerekçeli kararında planın şehircilik ilkelerine uymadığını belirtirken, davayı açan meslek odaları Gazi Anadolu Lisesi önünde basın açıklaması yaparak kararı kamuoyuna duyurdu. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, "Şu anda Atatürk Orman Çiftliği'nde yapılan bütün çalışmaların durdurulmuş olması gerekiyor. Hukuki sureci takip edeceğiz" diye konuştu. Başbakanlıktan sonra Ankapark'a da durdurma geldi. AOÇ'de inşaata yargı feneri Yeni Başbakanlık inşaatının yürütmesini durdurma kararından sonra, yargıdan AOÇ'ye ilişkin ikinci bir durdurma kararı çıktı. Mahkeme, AOÇ arazisinde yürütülen ana imar planı hakkında şehircilik ilkelerine uymadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mimarlar Odası, bu kararla Ankapark projesi inşaatının durdurulması gerektiğini açıkladı. Geri dönüşü mümkün değil Peyzaj Mimarları Odası Genel Sekreteri Redife Kolçak, mahkemenin 4 ana başlık altında değerlendirme yaptığını belirterek, şöyle konuştu: "Raporda nazım imar planı, plan notları, ulaşım şeması ve kent ekolojisi açısında ders niteliğinde bir değerlendirme yapılmış. 30 sayfalık mahkeme kararı var. Melih Gökçek bu raporları okusun. Ankara halkına yaptığı bütün kamu israfının tazmin edilmesini istiyoruz." Atatürk Orman Çiftliği arazisinde devam eden yeni Başbakanlık binası ile Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı Hayvanat Bahçesi ve AnkaPark gibi projelerin dahil olduğu ana imar planı hakkında mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ankara 5. İdare Mahkemesi, AOÇ'de 1/10000 ölçekli AOÇ 1. Derece Doğal Sit Alanı ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli, içinde yol ve çevre düzenlemesi çalışmalarının da bulunduğu planların yürütmesini durdurdu. Yeni Başbakanlık Binası'nın bulunduğu araziyle ilgili olarak Ankara 11. idare Mahkemesi de 7 hektarlık alanı sit statüsünden çıkaran Tabiat Varlıkları Bölge Komisyonu kararının yürütmesini durdurmuştu. Çalışmalar Sonlandırılmalı Konu hakkında açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkam Tezcan Karakuş Candan, alınan kararın çok önemli olduğunu vurgulayarak şu açıklamayı yaptı: "Meslek odalarının 2011 yılında açtığı, 1/10000 ölçekli AOÇ 1. derece doğal sit alam ve tarihi sit alam koruma amaçlı nazım imar planı ve l/1000Tik yol projelerine dair açılan davalarda hukuk gecikmeli de olsa yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şu anda AOÇ'de yapılan bütün çalışmaların durdurulmuş olması gerekiyor. Bugün de avukatlarımız devam etmekte olan 22 dava için de yürütmeyi durdurma karan isteyecek. Hukuk, AOÇ'de son noktayı koydu ve talanı bitirdi. Başbakan'dan ve Gökçekten beklentimiz Twitter'ı kapattıkları gibi aynı şekilde hukuku uygulamalarını burada da sürdürmeleridir." Mahkeme kararını Ankara Hürriyet'e değerlendiren Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, şunları söyledi: "Bu kadar yatırımın yarım kalması düşünülemez. Yeni Büyükşehir Belediye Meclisi'nden gerekiyorsa yeni bir karar geçiririz. Gerekiyorsa başbakanımız yeni bir kanun çıkarır. Ne Başbakanlığın ne Ankapark'ın 10 bu kadar yatırımdan sonra geri dönüşü mümkün değildir. Bazı odaların kamu zararı mm kişiler tarafından ödenecektir lafı, temeli olmayan bir laftır. Eğer bu zamana kadar odaların lafını dinleseydik, Ankara'nın trafiği İstanbul'un üç katı olurdu. Başladığımız işi bitireceğiz, burada kamu yaran esastır. Hem odalar hem de başta Çankaya Belediyesi olmak üzere CHP'li belediyeler istedikleri kadar bağırıp çağırsınlar, buralar Allah'ın izniyle ya bitecek, ya bitecek." 3.
1.4. 3. KÖPRÜ BİR İNSANLIK SUÇUDUR 3. Köprü inşaatında hayatını kaybeden işçiler için Kuzey Ormanları Savunması'ndan basın açıklaması geldi. Kuzey Ormanları Savunması ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 3. Köprü inşaatında meydana gelen iş kazası sonucu hayatını kaybeden 3 işçi için bir basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması şu şekilde: "AKP'nin mega projeleri doğayı ve insan hayatını yok ediyor İstanbul'da inşaatı devam eden 3. Köprü'nün Reşadiye‐Çamlık bağlantı yolu üzerindeki 35 No'lu viyadükünün başlık kirişinin beton dökümü esnasında kalıbın açılması ile meydana gelen göçükte elli metreden toprak zemine düşen 3 işçi yaşamını yitirirken, 2 işçi yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. 29 Mayıs 2012 günü İçtaş İnşaat‐Astaldi Ortak Girişim Grubu 3. Köprü ihalesini aldı. İhaleyi alan İçtaş İnşaat; köprü inşaatının bir kısmını Ongun Yapı'ya taşere etti. AKP'nin taşeron sistemi bir kez daha işçilerin canını aldı. Evet "Yeni Türkiye"nin yeni bir İstanbul'u olmalıydı. Bunu vaat ediyorlardı. Bu noktada İstanbul'un kuzey ormanlarına köprü, havaalanı ve yeni bir yerleşim yapılmalıydı. Ve bizzat Başbakan Erdoğan iki gün önce 3. Köprü'yü ve çevre yollarını havadan helikopterle denetlemişti. Başbakan'ın bu denetimine Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ile yeniden seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da katılmıştı. Ve dün (5 Nisan Cumartesi) orada 3 işçi yaşamını yitirdi. AKP kentleri yağmalıyor, işçilerin canını alıyor... AKP'nin kentleri talan, doğayı yağma projeleri devam ediyor. Kuzey Ormanlarında 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi mega projelerle yüz binlerce ağaç katledilirken su varlıkları, ekolojik koridorlar ve canlı yaşamı yok ediliyor. Bu gözü dönmüşlük, bu rant hırsı doğayı katlederken projelerin AKP'yle birlikte palazlandırılan taşeron sistemiyle yürütülmesi işçilerin canına kastediyor. Bizler; doğaya, tarihe ve insana yer olan bir kent istiyoruz! 2014'ün ilk üç ayında tespit edilen 276 iş cinayetinde en az 80 inşaat işçisi yaşamını yitirirken, Nisan ayının ilk 5 gününde de 3. Köprü işçileriyle beraber 7 inşaat işçisi daha can verdi. Uyarıyoruz, inşaatlar başta olmak üzere iş cinayetleri artarak devam edecek... Bizler; Kuzey Ormanlarını talan edenlere ve yarattıkları taşeron sistemiyle işçilerin hayatını yok edenlere karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ilan ediyoruz." 3.
1.5. SULAK ALANLAR İMARA MI AÇILIYOR Sulak Alanlar Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle, sulak alanlar 'ulusal öneme sahip' ve 'mahalli öneme sahip' olarak ikiye ayrıldı. Çevre Mühendisleri Odası değişikliğin sulak alanların yok edilmesini hızlandıracağını belirtti. Çevre Mühendisleri Odası adına yapılan açıklamada değişiklik "Yeni 11 yönetmelikle mahalli öneme sahip sulak alanlarda imarın önü açılıyor. 3. havalimanın bulunduğu bölge de 'mahalli öneme sahip sulak alan' olarak tanımlanıyor" sözleri ile yorumladı. Bianet'in haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'ni ilk defa 2002'de yayımlamış, 2005'te yeniden yayımlamış ve bugüne kadar yönetmelikte birçok değişiklik yapılmıştı. TMMOB'a bağlı Çevre Mühendisleri Odası, değişikliklerle ilgili "Başbakanın istediği oldu; koruma bölgeleri daraltılıyor, sulak alanlarımızın yok edilmesi hızlandırılıyor" dedi. TMMOB'a bağlı Çevre Mühendisleri Odası, yönetmeliğin verilen görüşleri göz ardı eden bir biçimde hazırlandığını söylerken, iptali için hukuki süreci başlatacağını açıkladı. Çevre Mühendisleri Odası'nın açıklaması şöyle: "Yeni yönetmelikte sulak alanlar 'ulusal öneme haiz sulak alanlar' ve 'mahalli öneme haiz sulak alanlar' olarak iki ana başlığa ayrılıyor. Çevre Mühendisleri Odası, sulak alanların 'ulusal' ve 'mahalli' olarak tanımlamanın yanlış olduğunu söylerken, "Yapılan düzenlemeyle, mahalli öneme haiz sulak alanlardaki yapılaşmaya, tahribata dair izinleri, Bakanlık taşra teşkilatı verecektir. Mahalli komisyonlarda, teknik, bilimsel niteliğe sahip olup olmadığı bilinmeyen kişilerce sulak alanlarımızın kaderine karar verilebilecektir" dedi. Koruma bölgeleri sadece "ulusal öneme haiz" sulak alanları kapsar hale getirildi. Yani, "mahalli öneme haiz" sulak alanlar koruma bölgeleri kapsamına girmiyor. Meslek odası, "Bu nedenle, önemli biyo çeşitliliğe sahip olan, orman alanlarını, endemik türleri, bitkileri barındıran bölgelerde, imar çalışmaları yapılabilecek, rantın, talanın hukuki zemini tamamlanmıştır" diyor. 2.5 milyon ağaç, 70 sulak alan, 8 dere Yeni yönetmelikle İstanbul'a yapılması planlanan 3. Havalimanı projesinin yer alacağı bölgede bulunan sulak alanlar 'mahalli öneme haiz' olarak tanımlanıyor. Oda, projenin o bölgede bulunan 2,5 milyon ağaç ve 70 sulak alan ile sekiz derenin yok edilmesine neden olacağını söylerken, "Bu sulak alan, Trakya'ya, İstanbul'a hayat veren Terkos gibi önemli havzaları beslemektedir. Eski maden sahaları olması bu alanların on yıllardır kendi ekosistemlerini oluşturarak sulak alan haline gelmeleri gerçeğini değiştiremez. Bilimsel olarak bu bölgeler sulak alandır. Kavramsal kargaşa yaratılarak, bu sulak alanların önemsiz gösterilmesi sağlanmakta, doğa katliamına kılıf oluşturulmakta, mahkemeler, kamuoyu yanıltılmaya çalışılmaktadır" dedi. Yönetmeliğe eklenen geçici maddeyle, yönetmelikten tarihinden önce faaliyete geçmiş olan ve bu yönetmelik kapsamında izin almamış işletmeler, yönetmeliğin yayımından itibaren iki yıl içerisinde Bakanlıktan izin almaları şartı ile faaliyetlerine devam edebilecek. Meslek odası, bu maddeyle sulak alanlardaki mevcut yapılaşmanın kabul edildiğini ve doğa talanının teşvik edildiğini söyledi. Sulak alanlar korunmadığı takdirde ciddi bir su krizi ortaya çıkacağını belirtti. 4.
1.6. KAZ DAĞLARI'NDA ASİT GÖLLERİ 'Bin Pınarlı İda’ olarak bilinen Kaz Dağları’nın suları ile beslenen ovalarda, kuralsız madencilik faaliyetleri nedeniyle, zamanla asit gölleri oluştu. Tarihte, "Bin Pınarlı İda" olarak bilinen Kaz Dağları'nın suları ile 12 beslenen ovalarda günümüzde asit gölleri var. Kuralsız madencilik faaliyetleri sonrası hiçbir rehabilitasyon yapılmadan terk edilen çukurlar, zamanla asit gölleri haline geldi. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (İYTE) görev yapan bilim insanları tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen "Çan (Çanakkale) ilçesindeki Kömür Madenciliği Faaliyetlerinin Alansal Bazda Değişiminin Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Ortamında Uydu Görüntüleri İle Belirlenmesi" başlıklı çalışmada Çanakkale Çan ilçesi yakınlarındaki linyit madenleri ele alındı. Son 30 yıldır Çan ilçesi sınırları içerisinde birçok maden işletmesinin faaliyet gösterdiğinin altının çizildiği çalışmaya göre, bunlardan bazıları faaliyetlerini zaman içerisinde sonlandırırken, bazılarının ise faaliyetlerini sürdürdüğü dile getirildi. Özer Akdemir'in Evrensel gazetesinde yer alan haberine göre, özellikle küçük ve orta ölçekli maden işletmelerinin daha kısa periyotlu faaliyetlerde bulunduğunun belirtildiği araştırmada bu maden işletmelerinin faaliyetlerini sona erdirmesinden sonra genellikle herhangi bir rehabilitasyon çalışması gerçekleştirilmeden işletme sahalarının terk edildiği belirtildi. Araştırmada, "İnsan müdahalesi sonucu doğal yapısı ve topografyası bozulan bu alanlarda büyük çukurlar oluşmaktadır. Özellikle yüksek sülfür içerikli linyit kömürünün çıkartılması işlemi sonrasında oluşan maden çukurlarına yüzeysel drenajın boşalması ve de yeraltı suyunun sızması sonucu suni göller meydana gelmiştir" denildi. Çevresel risk taşıyor Oluşan göl sularının bulundukları ortam nedeniyle zaman içerisinde asidik özellikler kazanarak asit maden göllerine dönüştüğünün altının çizildiği araştırmada, uydu görüntüleriyle bu göllerin 1980 yılı sonrası alansal değişiklikleri de incelendi. Çalışma bölgesi olarak asit maden göllerinin yoğun olarak bulunduğu 25 kilometrekarelik bir alan seçilirken, veriler harita, tablo ve grafiklerle görselleştirilerek çalışma bölgesine ait tematik haritalar oluşturuldu. 1980'li yıllarda sayıca artış gösteren asit maden göllerinin, sonraki 20 yıllık periyotta sayıca aşırı artış göstermediğine dikkat çekilen çalışmada yine de bu asit maden göllerinin mevcudiyeti ve alansal artışı ile çevresel risk taşıdığının altı çizildi. Su havzasında asit gölü ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Araştırma Görevlisi Deniz Şanlıyüksel ve İYTE İnşaat Mühendisliği Fakültesi'nden Prof. Dr. Alper Baba'nın yaptığı, "Çan Havzasında Terk Edilmiş Maden Sahalarındaki Atıkların Su Kaynaklarına Etkisi" başlıklı bir başka çalışmada ise su havzası olarak son derece zengin olan bölgedeki asit göllerinin akarsulara etkileri incelendi. Terk edilmiş bazı maden sahalarında biriken sularda alüminyum, demir, mangan ve nikel gibi toksik maddelerin yüksekliğinin tespit edildiği araştırmada, "Yaz aylarında artan buharlaşma etkisi ile birlikte asit göllerinde pH değerleri azalmakta ve ağır metal değerleri ise artmaktadır. Havzada yer alan asit maden göllerinin yüzey sularına karışımı/deşarjı sonucunda balık ölümleri gerçekleşmiştir" denildi. 5 gölün 4'ünde canlı yaşamı yok 2‐6 Nisan 2012 tarihli 65. Türkiye Jeoloji Kurultayına sunulan MTA Genel Müdürlüğü uzmanları ve Dumlupınar Üniversitesi Maden Mühendisliği öğretim üyeleri tarafından yapılan "Terk Edilmiş Bir Maden Sahasında Asit Maden Drenajı (AMD) Oluşumunun Araştırılması" başlıklı raporda da aynı 13 alandaki madenlerden kaynaklı asit oluşumu konu edinilmiş. Araştırma nedeniyle AMD'nin çevresel sorun oluşturduğu düşünülen beş ayrı asidik maden gölünden su, göl kenarlarından toprak ve bitki örnekleri incelenirken, ayrıca yöredeki Halilağa ve Keçiağılı köyleri gibi yakın yerleşim alanlarına içme ve sulama amaçlı su sağlayan kuyulardan su numuneleri ve köy tarım alanlarında ise toprak numenleri alınmış. İncelenen 5 gölden 4'ünde herhangi bir mikroskobik canlı yaşamı gözlenmediği raporlanırken, beşinci gölde ise pH değerinin 6'dan büyük olması nedeniyle bitki gibi bazı yaşam formlarına rastlandığı dile getiriliyor. Göl kenarlarından ve köy tarım alanlarından alınan topraklardan yirmi ayrı örnek üzerinde ağır metal analizleri ile ilgili şu değerlendirmelere yer verildi; "Özellikle Halilağa köyü tarım sahalarında yüksek düzeyde arsenik (As) tespit edilmiştir. Bütün bu arazi ve laboratuvar deney sonuçları dikkate alındığında, bölgede AMD oluşumunun oldukça önemli bir çevre sorununa neden olduğu sonucuna varılmıştır." 25 ton atık suya 25 bin lira ceza Çalışmalarda ortaya konan bulgular, Kaz Dağları'nın eteklerindeki ovalarda akan derelerdeki hemen her yıl gerçekleşen balık ölümlerine de ışık tutuyor. 2007 yılında Kocabaş Çayı'nda gerçekleşen balık ölümleri ile ilgili Çanakkale Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme ile ilgili tutanakta bu ölümlerin bölgedeki kömür ocaklarının atık suları nedeniyle olduğu tespitine yer verilmiş. Tutanakta Çan Etili köyü Katrandere mevkiinde faaliyet gösteren Yiğitler adlı kömür ocağının 25 bin ton suyu kanal açarak çaya akıtması nedeniyle gerçekleşen ölümlerin ardından şirkete 25 bin lira ceza kesildiği belirtildi. Tutanakta ölen binlerce balıktan ve suda yaşayan canlıdan ise, "Çok sayıda ölü" diye bahsediliyor. 2.2.
ULUSLARARASI 2.
2.1. NEW YORK'TA NELER OLUYOR Mekanın çok kültürlü yapısının sermaye ile yıkılışı, soylulaştırma ile tek düze oluşu, New York'ta sadece 10 yılda kendini açık etti. Sermayenin kente gelişi mekanın değişim hızını her geçen gün arttırıyor. Belki onlarca geçtiğimiz yüzyıl öncesi ve bugünün fotoğraflarının karşılaştırması bu sebeple bir şey ifade etmiyor çünkü artık kentler sabah uyandığınız da bile değişmiş olarak görebileceğiniz içerisindeler. bir zamansal girdap Hele ki söz konusu kapitalizmin "böğüründe" yer alan New York ise. Fotoğraçı ikili James ve Karla Murray New York'ta 10 yıl öncesinin fotoğrafları ile bugünün fotoğraflarını karşılaştıran bir seri yaptı ve Store Front The Disappearing Face of New York kitabını yayımladı. Çalışma özellikle Çin, Yahudi mahalleleri gibi tanımlı alanlarda yapıldı. 14 Bir mahallenin, bir belleğin ne denli hızla değişebileceğini gösteren bu çalışma kentin merkez alanına yaklaştıkça, dünyanın dönüş hızını da daha hızlı hisseder gibi olacağınızı size anlatıyor... Yada mekanın sterilizasyonunu... Eski plakçılar pizzacılara dönüştüğü, kimisinin yerinde ama çürümeye bırakıldığı sokaklarda bir bellek kayboluyor... İmajların karşılaştırmalarına bakıldığında yok olan mekanların güçlü bir kent imgesi sunduğu yerine gelenlerin ise karmaşık çoğu zaman "hiç" bir mekana dönüştüğü ortaya görülüyor... O güçlü ifadelerden eser kalmıyor. 2.
2.2. VENEDİK BİENALİ Türkiye, bu yıl 7 Haziran‐23 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi'nde ilk kez ulusal bir pavyonla yer alacak. Etkinlik kapsamında kurulacak Türk Pavyonu'nda sergilenecek "Hafıza Mekanları" isimli projenin detayları, Salon İKSV'de düzenlenen toplantıda açıklandı. Toplantıda konuşan İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, vakfın, kültür ve sanat birikimini uluslararası alana taşımak amacıyla 2004 yılından itibaren yurt dışında projeler gerçekleştirdiğini söyledi. Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi'nde Türkiye'nin şimdiye kadar geçici mekanlarda yer aldığını aktaran Eczacıbaşı, "İKSV olarak yaptığımız girişimler ve 21 destekçinin de katkılarıyla ülkemiz, bu yıldan başlayarak 20 yıl boyunca bienalde kalıcı bir mekana sahip olacak. Bu sayede Türkiye'nin ulusal pavyonu ile Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi'nin yanı sıra Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi'ne de katılacak olmasından mutluluk duyuyorum" diye konuştu. Eczacıbaşı, Türkiye Pavyonu'nun, bienalin iki ana mekanından biri olan Arsenale'de 2014‐2034 yıllarında sergileneceğini belirterek, "Bu kalıcı mekanın ülkemizin mimarlık alanındaki yeni başarılarının bir habercisi olduğuna inanıyoruz" dedi. Projenin küratörü Murat Tabanlıoğlu, proje koordinatörü Pelin Derviş ve sergi ekibi, "Hafıza Mekanları" isimli projeyle geçmişten günümüze Venedik Bienali'nin geçirdiği sürece ilişkin bilgi verdi. Tabanlıoğlu, projenin çıkış noktası olarak Taksim'de Atatürk Kültür Merkezi, Cağaloğlu'nda Bab‐ı Ali, Levent‐Maslak Hattı'nda yer alan Büyükdere Caddesi'nin işleneceğini açıkladı. Toplantının ardından AA muhabirine açıklama yapan Tabanlıoğlu, dünyada bu tip sergi veya fuarların olduğunu, Venedik Bienali'nin bu etkinliklerin en zirve noktası olduğunu belirtti. Tabanlıoğlu, "Böyle bir yerde bir Türk Pavyonu'nun olması ve burada Türk mimarlığı, İstanbul ve Türkiye üzerine konuşuluyor olması, çok önemli. Böyle bir projede mimar olarak görev yapmak da çok büyük bir sorumluluk. Projeyi genç sanatçılarla beraber farklı bir şekilde yapacağımıza inanıyorum" ifadelerini kullandı. Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu'nun desteği, Dışişleri Bakanlığı ile Kültür Ve Turizm Bakanlığı himayesinde gerçekleştirilecek Türkiye Pavyonu'nun koordinasyonunu İKSV üstleniyor. 2.
2.3. MİMARLIK EĞİTİMİNDE KONUŞULMAYAN KONULAR Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Mimarlık Fakültesi tarafından “Mimarlık Eğitiminde Konuşulmayan Konular” ana başlığı altında düzenlenen Uluslararası Mimarlık Eğitimi Konferansı, 3 – 4 Nisan 2014 tarihlerinde Gazimağusa Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirildi. 3 Nisan 2014 15 Perşembe günü, saat 09:30’da başlayan Konferans’ta açılış konuşmaları DAÜ Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özgür Dinçyürek, DAÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şebnem Hoşkara ve DAÜ Rektörü Prof. Dr. Abdullah Y. Öztoprak tarafından yapıldı. Prof. Gloster: “İlk Defa RIBA ve NAAB Yöneticileri Bir Konferansta Biraraya Geldi” Açılış konuşmaları ardından ise ilk ana konuşma Birleşik Krallık Mimarlık Enstitüsü (RIBA) Eğitim Direktörü Prof. David Gloster tarafından “Investigating Absence: Architecture and Omission” (Noksanlığın Araştırılması: Mimarlık ve Eksiklikler) konusunda gerçekleştirildi. Prof. Gloster konuşmasının başında Mimarlık alanındaki en önemli iki kurumun (RIBA ve NAAB) direktör ve başkanlarının ilk defa bir konferansta bir araya geldiğini belirterek, DAÜ’ye böyle kapsamlı bir organizasyon düzenledikleri için teşekkürlerini sundu. Çok Uluslu Konferans DAÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şebnem Hoşkara ve Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgür Dinçyürek’in Eş Başkanlığı’nı üstlendiği konferansın ana temaları, “Farklı Ortamlar”, “Dinamik Felsefe” ve “Çelişkili Eğitim” olarak belirlendi. Konferansın Uluslararası Danışma Komitesi’nde, aralarında Macaristan, Fransa, İtalya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Liechtenstein, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri, İskoçya, İspanya’nın da bulunduğu 12 farklı ülkeden toplam 16 bilim adamı yer aldı. Konferansın Bilim Komitesi’nde ise aralarında Mısır, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Türkiye, İspanya, İtalya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Birleşik Krallık, Bangladeş ve Katar’ın da bulunduğu 11 farklı ülkeden toplam 32 bilim adamı çalıştı. Konuyla ilgili DAÜ’den yapılan açıklamaya göre, yoğun bir uluslararası ilginin olduğu Uluslararası Mimarlık Eğitimi Konferansı’nda, aralarında Avusturya, Danimarka, Hollanda, İsviçre, Arnavutluk, Fransa, Belçika, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, Sudan, Nijerya, Lübnan, Rusya, Mısır, Amerika Birleşik Devletleri, Polonya, Malezya, İspanya, Türkiye ve KKTC’nin olduğu 21 farklı ülkeden toplam 50 bildiri sunuldu. Uluslararası Mimarlık Eğitimi ve Akreditasyon Kurullarının Başkanları Konferansa Konuşmacı Olarak Katıldı Mimarlık eğitimi konusunda araştırma yapan bilim insanlarını dünyanın farklı ülkelerinden Kuzey Kıbrıs’ta buluşturan Uluslararası Mimarlık Eğitimi Konferansı’na, Amerika’dan, Amerika Ulusal Mimarlık Akreditasyon Kurulu (NAAB) Başkanı Prof. Theodore Landsmark; Birleşik Krallık’tan, Birleşik Krallık Mimarlık Enstitüsü (RIBA) Eğitim Direktörü Prof. David Gloster ve Oxford’da düzenlenen Mimarlık Eğitimi Konferansı Başkanı Prof. Susan Roaf; Norveç’ten Avrupa Mimarlık Eğitimi Birliği (EAAE) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Manuel Couceiro Da Costa; ve, Yunanistan’dan Avrupa Mimarlık Okulları Başkanları Ağı (ENHSA) Direktörü Doç. Dr. Constantin Spiridonidis, davetli konuşmacı olarak katkı koydular. İki gün süren bu uluslararası etkinlikte, her gün iki paralel oturumda günümüzde mimarlık eğitiminde konuşulmayan ya da bugüne kadar konuşulmamış olan; gerçek dünya ile mimarlık eğitimi ilişkisi içinde medyanın etkileri, yoksullar için çalışma veya tasarım, afet yönetimi, enerji tüketimi/tükenmesi, enerji maliyeti, çatışmalar ve savaş gibi konular bilim adamları tarafından sunulurken, günümüzde yeni mimarlık eğitimi metodlarının neler olduğu ve nasıl uygulanacağı da tartışıldı. 16 3. ETKİNLİKLER 3. 1.ULUSAL 3.
1.1. MİMARLARLA KONTAK KONFERANSLARI ‐ İSTANBUL Mimarlarla Kontak Konferansları serisinin on ikinci konuğu, Brigitte Weber olacak. Konferans; 17 Nisan 2014 Perşembe günü, 19.00'da Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK) organizasyonu ile gerçekleştirilecektir. Brigitte Weber Kimdir: 1964 Avusturya doğumlu Brigitte Weber, 1994 yılında Viyana Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden yüksek mimar olarak mezun oldu. 1994 / 1995 yılları arasında Viyana’da Prof. Holzbauer ile Andromeda Tower projesinde yer aldı. 1996 yılında İstanbul’a yerleşerek Mimar Arif Suyabatmaz ile birlikte kurdukları Suyabatmaz Mimarlık ofisinde farklı proje ve uygulamalar yapan Brigitte Weber, Türkiye’de imza hakkına sahip ilk yabancı mimar olarak 2005 yılında Brigitte Weber Mimarlık adıyla kendi ofisini kurdu. Bugüne kadar 120’nin üzerinde mimari ve iç mimari projeye imza atan Brigitte Weber’in önemli projelerinden bazıları: Borusan Holding Genel Merkezi, Eczacıbaşı‐İşgyo Kanyon Rezidans İç Mimari Projeleri, Soyak Holding Genel Merkezi İç Mimari, SIEC Sevil Sabancı Binicilik Tesisleri, Trump Towers Şişli, İş GYO Altunizade Konut Projesi, Pasifik İnşaat Ankara Projesi. 3.
1.2. MEKAN HAFIZASI VE AİDİYET ‐ GEBZE Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
mimarlık bölümü öğrencilerinin
kurduğu 'Mimarlık Tasarım Grubu'
[MİTA] 22 Nisan günü saat 13:00'de
okullarında Can Çinici'yi ağırlıyor.
3.
1.3. RASTLANTI İLE KURGULANMIŞLIK ARASINDA ‐ İSTANBUL Siyah Beyaz Sanat Galerisi iki sanatçının sergisini tek sergide birleştiriyor: Nevzat Sayın ve Günnur Özsoy'un beraber yer alacakları "Raslantı ile Kurgulanmışlık Arasında" isimli sergi 28 Mart ‐ 23 Nisan tarihleri arasında izlenebilir. Sanatçılar beraber yer aldıkları sergiyi şu şekilde ifade ediyor: "Mekanın duvarlarını kullanan bir mimarla, duvarların çevrelediği mekanı kullanan bir sanatçı bir arada olmayı deniyor. Duvardaki fotoğraflar yüzyıllık bir geçmişin izleri. Restorasyon sırasında bulundukları gibi. Yüz yaşında bir yapının taşıyıcı sistemi üzerindeki izlerin ayrıntıları; pürüzlü ve eski. Mekandaki nesneler ise öncesi olmayan biçimlere sahip sanatçının aklından geçenlerin görülebilir, dokunulabilir halleri; pürüzsüz yüzeyleriyle yepyeni. Fotoğraflar da, heykeller de kendi serilerini oluşturuyor. Her iki seri de parçalarının birbiriyle ve her parçanın bilmediğimiz bir yerde duran kendi bütünüyle ilişkisine sıkıca bağlı." İki seri birbiriyle dolayımlı ilintili. Fotoğraflar, duvarlardan içe doğru mekanı kuruyor, heykeller ise kendilerinden duvarlara doğru bu mekanı yeniden tanımlıyor ve rastlantıyla kurgulanmışlık arasında 17 bir yerde durarak birbirlerine benzemeden diğerini görünür kılıyorlar. Raslantı ile kurgulanmışlık arasında olma hali hem her iki serinin hem de iki serinin birbiriyle ilişkisinin ortak özelliği. 3. 2.YEREL 3.
2.1. BEŞİNCİ KOCAELİ KİTAP FUARI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, ‘Kağıttan Dünyaların Keşfi’ sloganıyla bu yıl 5′inci düzenlediği ve Kocaeli Kitap Fuarı 11 Mayıs Cumartesi günü açılıyor. Türkiye’nin en büyük 2′nci kitap fuarı olan Kocaeli Kitap Fuarı’na bu yıl bir çok ünlü yazarın yanı sıra, Türkan Şoray ve Kadir İnanır gibi ünlü simalar da katılacak. Geçten Ocak ayında kaybettiğimiz Mehmet Ali Birand için de özel bir köşe oluşturulacak. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersin Yazıcı, Cumartesi günü kapılarını açacak olan 5′inci Kocaeli Kitap Fuarı ile ilgili bilgiler verdi. Kocaeli Milli Eğitim Müdürü Nevzat İspirli’nin de hazır bulunduğu basın toplantısında Ersin Yazıcı, bu fuar sayesinde kentte kitap okuma grafiğinin yükseldiğini söyledi. Kocaeli’nin artık sanayi kenti olmanın yanında kitap fuarı ile de anılmasını amaçladıklarını belirtti. Fuarın açılışından bir gün önce 10 Mayıs Cuma günü sabah erken saatlerde Fuarın tanıtımı için her yıl olduğu gibi ağaçlara poşetler içinde yaklaşık 3 bin kitap asılacak. Vatandaşlar bu kitapları sallanan iplerinden toplayarak alabilecek. Ersin Yazıcı açıklamasında, Kitap Fuarı’nın açılışına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yanı sıra konuk ülke Kırgızistan’ın Kültür Enformasyon ve Turizm Bakanı Sultan Rayev, Cengiz Aytmatov’un ölümsüz eserindan esinlenerek oluşturulan ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ adlı filmin oyuncuları Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın da katılacağını açıkladı. 19 Mayıs’a kadar sürecek olan fuarda, Türkiye’nin önde gelen yazar ve gazetecilerinden İskender Pala, Ayşe Kulin, Can Dündar, Fatih Portakal, Ferhan Şensoy, Uğur Dündar’ın da konferans vereceği belirtildi. MEHMET ALİ BİRAND İÇİN ÖZEL STAND Kocaeli Kitap Fuarı’nda, geçen Ocak ayında yitirdiğimiz gazeteci‐ televizyoncu Mehmet Ali Birand için de özel bir stand oluşturulacak. Burada Mehmet Ali Birand’ın kitapları, belgesellerinin yanı sıra, Kanal D Ana Haber’i sunarken koluna taktığı birbirinden renkli saatler de sergilenecek. Stantta gazeteci ve yazar Can Dündar da Mehmet Ali Birand’ın yaşam öyküsünü ele aldığı kitabını imzalayacak. 3. 2.2. MUTFAK CADILARI ‐ TİYATRO 22 Nisan 2014 tarihinde, 20.00'da Sabancı Kültür Merkezi'nde gösterilecek olan oyuna ait detaylar: Yönetmen: Metin Arslan Yazan: Caroline Smith Oyuncular: Bedia Ener, Suzan Aksoy, Erman Bağrı, Levent Çimen Dolly ve İzzy geçmişte çok iyi arkadaşlardır. Fakat yaşamış oldukları duygusal bir olay aralarını açmıştır. Dolly oğlu Stephan ile bir yemek programı sunmaktadır. Her şey yolunda giderken Stephan’ın okumuş olduğu seyirci mektubu olayın akışını tamamen değiştirir. Programı basan İzzy tüm gerçekleri ortaya döker. Bu keyifli komedide bazen duygusal, bazen inanılmaz sürprizler sizleri bekliyor olacak… 3. 2.3. AŞK KOKUSU ‐ TİYATRO Cemal Hünal, Aslı Şahin ve Onur Şenay'ın oyunculuğunu üstlendiği tiyatro oyunu Aşk Kokusu, 30 Nisan'da Sabancı Kültür Merkezi'nde... 18 Oyuncular:Onur Şenay, Aslı Şahin ve Cemal Hünal Yönetmen: Özdemir Çiftçioğlu Tür: Romantik Komedi Müzik: Kenan Doğulu Dekor: Matrak Sanat / Tasarım Fotoğraflar: Mehmet Turgut Afiş tasarım: Arda Aktaş Oyun, kurallarla dolu olan hayatımızda nasıl yaşayabileceğimizi, hayatın kaçınılmazlığını anlatıyor. Ve buna dikkatimizi çekiyor.Oyunun iki erkek karakteri, Devrim ve İlker… Devrim 28 yaşında, yaş ve kafa itibariyle bir ergen, duygusal olarak daha yumurtadan çıkamamış bir ipek böceği… Aşırı duygusal, ani kararlar veren, anarşist ve biraz da adı gibi devrimci, daha doğrusu muhalif… İlker, o da Devrim’le aynı yaşlarda, hayata daha gerçekçi bakan, amaçlarını gerçekleştirmek için fazla kural tanımayan, ama aynı zamanda kurallara Devrim’den daha bağlı bir karakter… Devrim yazar, İlker onun yazması için gerekli ortamı sağlamaya çalışmaktadır. Aç kalsalar da, kız arkadaşları olmasa da, yazmak, muhalif olmak ve dünyayı değiştirmek hayalleri onların mutlu olmasına yetmektedir… Ve bir gün hayatlarına Çağla girer. Çağla adeta kurallardan yaratılmış bir kızdır. Hayattaki her şeyin, kendisinin ve toplumun çizdiği çizgiler dahilinde olması gerektiğini savunan, ve bu yüzden de hem hayat, hem de siyasi açıdan muhafazakar bir tiptir. Bu Ankaralı kızın hayatı, Kurtuluş’ta yaşayan, bekar, sevimli ve aşık olacağının rüyasını bile görmüş Devrim ve de kızlar açısından oldukça popüler bir konumu olan İlker’le kesişiveriyor… Oyun, bu üç karakterin içinde olduğu bir romantik komedi...
4. ODADAN 4. 1. 44. OLAĞAN GENEL KURUL TAMAMLANDI TMMOB Mimarlar Odası 44. Olağan Genel Kurulu Seçim Sonuçları açıklandı. Seçim sonuçlarına göre kazananlar ve oy oranları şu şekildedir: Yönetim Kurulu (Asıl) Yönetim Kurulu Yedek Özden Fikret Oğuz (531) Elif Güven (393) Eyüp Muhcu (524) Mustafa Fazlıoğlu (389) Banu Gürlek (519) Mehmet Kalaycı (380) Ali Ekinci (480) Selami Özçelik (375) Oğuz Develi (463) İsmail Kaba (325) Burak Kaan Yılmazsoy (446) Ergun Türkmen (314) Sabri Konak (413) M. Sinan Özkan (298) Onur Kurulu (Asıl) Onur Kurulu (Yedek) Samet Karyaldız (470) A. Sadri Akman (347) Mehmet Asım Güzel (454) Ali İnci (346) 19 Barbaros Odabaş (447) Aziz Güngör (326) Semih Lütfi Temizkan (416) Zeynel Mızrak (299) Abdullah Naltekin (405) Ali Tamer İnceler (283) Denetleme Kurulu (Asıl) Denetleme Kurulu (Yedek) Süleyman Birdal (468) Pembegül Selman (342) Fatma Tali (420) Ferda Oral (330) İsmail Erten (403) Ali Gülen (317) Nihat Çen (401) Mustafa Sinemce (277) Nurgül Güçlü (401) Suat Bilgi (269) İbrahim Bal (382) Yavuz Yavuz (266) Selahattin Temiz (376) Hamdi Tepegöz (257) Kamil İlhan Erkanı (359) Bedir Rende (253) Mehmet Büyükalbayrak (344) M. Zeki Barutçu (250) Mehmet Rauf Erkiletlioğlu (343) Ergüder Falay (245) Hüseyin Ali Yazıcıoğlu (341) Mehmet Fevzi Akın (239) TMMOB Yönetim Kurulu Bahattin Şahin (541) TMMOB Yüksek Onur Kurulu Erkan Karakaya (472) TMMOB Yüksek Denetleme Kurulu Suat Selvi (320) 4. 2. MİMAR SİNAN HAFTASI MİMAR SİNAN ANMA GÜNÜ ‐ BASIN METNİ 7‐13 Nisan 2014 Basın Açıklaması TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi ve bağlı bulunduğu Sakarya ‐ Gebze Temsilcilikleri işbirliğinde hazırlanmış olan Mimar Sinan Anma Haftası programı ile Koca Sinan'ı ölümünün 426. yılında saygıyla anıyoruz. Ülke olarak içinde bulunduğumuz durum itibarıyla, sadece yaşanabilir ve aydınlık bir meslek ortamı yaratılması değil, yaşanabilir ve aydınlık bir ülke ortamı yaratılmasının gündeme oturduğu günler 20 geçirdiğimizi düşündüğümüzde, ilk kez bir Sinan Haftasında sadece mimarlık değil, yaşama ve insana dair pek çok alanda söylenmesi gereken sözlerle dolu olduğumuzu belirtmek isteriz. Bağlı bulunduğumuz TMMOB'un bir sivil toplum kuruluşu değil, Anayasal bir kuruluş olduğunu bir kez daha vurgulamak da fayda görüyoruz. 18 Aralık 2004 tarih, 25674 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan TMMOB Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin 6. maddesinde; Odanın Amaçları tanımlanmış olup; 
Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak,  Meslek onurunu ve üye haklarını korumak,  Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak,  Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak,  Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak,  Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek,  Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmektir. denilmektedir. Burada da açık şekilde belirtildiği üzere; özellikle Mimarlar Odası kanalında, sadece meslek ahlakı ve meslek çıkarları değil, toplum çıkarları, kent uygulamaları gibi pek çok konuda mesleğimiz gereği çalışma alanımızı içine girmektedir. Dolayısıyla mevcut durumda da görüldüğü üzere, bizler bu örgütün gönüllü yöneticileri olarak, mesleğimize, kentimize ve hatta ülkemize sahip çıkmayı, bu uğurda zaman ve emek harcamayı, sanat ve bilimin ışığında somut dayanakları olan doğrularımızı savunmayı kendimize görev edinmiş bulunuyoruz. Her çeşit baskı ve sindirme politikasına karşı, amacımızı hiçbir surette saptırmadan, hiçbir koşulda pazarlık masasına oturmadan, üyelerimizi, kentimizi ve yaşam alanlarımızı rant hırslarına kurban etmemek için direnişimizi sürdürüyor, baskı, yıldırma ve işlevsizleştirme politikalarına karşı, sanat, bilim ve hukuktan aldığımız güçle yolumuza devam ediyoruz. Mimar Koca Sinan'ın ölüm yıldönümü dolayısıyla hazırlamış olduğumuz haftalık program çerçevesinde, bir nebze de olsa Koca Sinan'ı anlatmak, eserleri, fikirleri ve projeleri ile o günden bugüne ne duruma gelindiğini gösterebilmek gayeleri içerisindeyiz. Yaşamın başladığı, insanoğlunun var olduğu ilk andan bu yana süre gelmiş olan mimarlık mesleğinin, sadece yapı tasarlamak ve inşa etmek değil, hayata karşı bir duruş, bir tavır ve ideoloji oluşturabilmek olduğunu özellikle yeni mezun meslektaşlarımıza ufak da olsa anlatabilmeyi diledik. Maalesef durumu anlatmak için birazdan vereceğimiz örnekler, bir utanç tablosu olsa da, bizler bunları bilmeli ve önümüzdeki uzun yola ışık tutacak birikimlerle kendimizi donatmalıyız. Mimar Sinan'ın tasarıma yaklaşımı, kendinden önceki eserlere saygısı, yapılamayanı yapma ve yapıyı yerine göre özgün olarak yapma çabası, eklektisizmden uzak duruşu, Kılıç Ali Paşa Camii örneğinde 21 gördüğümüz Ayasofya Müzesi atıfları ve niceleri bizler için 2013 yılında dahi yol gösterici ve öğreticidir. Koca Sinan her yapısında yerel nitelikleri ve çevre yapıları, o günün koşulları ve kendinden önce yapılamamış olanları tespit yoluna gitmiş, günümüzde Toki örneğinde olduğu gibi tip projelerin ülkenin her yanına uygulandığı bir yaklaşımdan kaçınmıştır. Günümüz teknolojisinin Koca Sinan’ın yaşadığı zamanla kıyas dahi edilemeyeceği halde yerele özgü tasarım anlayışı nasıl oluyor da bu şartlarda her yere götürüp aynı binaları koyma yoluna sapabiliyor, bu U dönüşü gerçekleşirken nasıl oluyor da ne biz meslek insanları ne de kamu buna karşı direnişi bir türlü kazanamıyor akıl erdirememekteyiz. Doğuyla batının kuzeyle güneyin, iklimin, yerel malzemenin, denizin, karanın varlığının ‐ yokluğunun hiçbir kritere esas olamadan ülkenin her yerine yapılan tip projeleri görmekten utanç duyduğumuzu belirtmek isteriz. Kendine özgü tasarımıyla var olmuş olan Osmanlı ve Selçuklu dönemi mimarisinin çirkin taklitleri eklektik dahi diyemeyeceğimiz biçimleriyle muhtarlık, sağlık ocağı, taksi durağı yapılarıyla hayat bulmaktadır. Günümüzde Mimar olarak, yapılaşma koşulları gereği binamızı yükseltip, 3 katlı, iki oda bir salon apartman projelerine indirgenerek icra etmek zorunda bırakıldığımız mesleğimiz teknikerlikten öteye geçememektedir. Bunun yanı sıra, bizim ayrıcalığa sahip olmayan, sıradan vatandaş ve sıradan mimarlar olarak yaptığımız bu mütevazi yapıların hemen yanı başında yükselerek yanındaki yapıları ezen 8‐10 katlı Toki yapıları, kentin siluetine kattığı çirkin görüntüden tutun da haksız rekabete, usulsüz uygulamalara ve daha nice olumsuzluklara yol açmaktadır. 2014 yılında hedefimiz maalesef mimar olarak tasarımlarımızın önüne geçen bürokrasi ve çifte standardın kaldırılması ve ustamız Mimar Koca Sinan’ın adının kirletilmemesini sağlamak ile sınırlıdır. Bu yılda bunları ummanın utancıyla Koca Sinan'ı anıyor, gelmesini umduğumuz güzel günler için mücadelemizi tüm örgütümüzle sürdürme çabalarımıza her gün hız katarak devam edeceğimizi kamuoyuna saygılarımızla bildiriyoruz… Unutmamak gerekir ki bir yerde hayat varsa orada umut da vardır... TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi Başkan C. Arsal ARISAL 22 Sinan Haftası Organizasyonu Mimar Sinan'ın 426. ölüm yıldönümü sebebiyle düzenlediğimiz organizasyon, özellikle genç mimarlarımızın ilgisiyle karşılandı. Mimar Sinan haftası konulu basın açıklamamız ardından gerçekleştirdiğimiz, yeni mezunlarımıza megaron rozet töreni ve ardından canlı müzik eşliğinde kokteyl ile tamamlanmıştır. 4. 3. TMMOB İKK KOCAELİ SEÇİMLERİ TAMAMLANDI 15 Nisan 2014 tarihinde gerçekleştirilen TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Kocaeli seçimi sonucunda, TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şube Başkanı C. Arsal Arısal İKK Kocaeli Sekreteri olarak seçilmiştir. TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu sekreterliğinde Sayın Arısal'a ve tüm İKK bileşenlerine başarılı ve verimli bir çalışma dönemi diliyoruz. 4. 4. ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ SERGİSİ Mimarlar Odası'nın her iki yılda bir düzenlediği ve bu yıl XIV. dönemi gerçekleştirilen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri'nde Seçici Kurul çalışmalarını tamamladı. Yüksek bir katılımla gerçekleşen 2014 döneminin Seçici Kurulu, 209 eserin / 285 pano ile katılımını değerlendirdi. Haydar Karabey başkanlığında, Nur Akın, Ferhat Hacıalibeyoğlu, Ahmet Özgüner ve Semra Teber Yener'den oluşan Seçici Kurul, "Mimar Sinan Büyük Ödülü" , "Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülleri" ve "Anma Programı" için ödüle değer görülen isimleri ve "Yapı", "Proje" ve "Fikir Sunumu" dallarında ödül adaylarını belirledi. Mimar Sinan Büyük Ödülü Ersen Gürsel Anma Programı Ernst A. Eglı Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülü İlhan Tekeli Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülü Besim Çeçener 23 Yapı Dalı Ödül Adayları Sancaklar Camisi, Büyükçekmece‐İstanbul / Emre Arolat Workınn Hotel, Çayırova‐Kocaeli / Can Çinici Nef İlkokulu, Gültepe‐İstanbul / Can Çinici Şişli Belediye Binası, Şişli‐İstanbul / Hakan Dalokay, Boran Ekinci Mı'costa, Çeşme‐İzmir / Durmuş Dilekci, Emir Uras Ayhan Şahenk Tarım Bilimleri Ve Teknolojileri Fakültesi, Niğde / Pınar Gökbayrak, Ali Eray, Burçin Yıldırım Melek İpek Kız Öğrenci Yurdu, Söğütözü‐Ankara / Yeşim Hatırlı, Nami Hatırlı Datça Evi, Datça‐Muğla / Mehmet V. Kütükçüoğlu, H. Ertuğ Uçar Tobb‐Etü Teknoloji Merkezi, Söğütözü‐Ankara / Ali Osman Öztürk Ataşehir‐1 Ofis Binası, Ataşehir‐İstanbul / Kerem Piker Noxx Apartmanı, Beyoğlu‐İstanbul / Cem Sorguç Atrıum Ev, Yalıkavak‐Bodrum / Erkut Şahinbaş İtü Merkezi Derslik Binası, Ayazağa‐İstanbul / Hasan Şener, Ahsen Özsoy Uşak Üniversitesi Kütüphanesi, Uşak / Esin Tercan, Nedim Erdal Özyurt, Ahmet Tercan Mimar Semih Rüstem İş Merkezi, Adana / Atilla Yücel, Cem Yücel, Mehmet Toprak Yapı Dalı / Çevre Ödül Adayları Havra, Kilise, Cami, Kültürkent Ruhr 2010, Gelsenkrichen‐Almanya / Ercan Ağırbaş Göğe Bakma Durağı, Fındıklı‐İstanbul / Sevince Bayrak, Oral Göktaş Yapı Dalı / Koruma‐Yaşatma Ödül Adayları Tcdd Hangar Binaları Restorasyonu, Nazilli‐Aydın / Şerife Türk Derin Cemil Paşa Konağı Restorasyonu, Sur‐Diyarbakır / Fatma Meral Halifeoğlu, Mehmet Şakir Güler, Burhanettin Yılmaz Aydın, Orhan Balsak, Murat Alökmen Proje Dalı Ödül Adayları Adana Bilim Ve Teknoloji Üniversitesi Kampusu, Adana / Murat Aksu, Umut İyigün Mardin Artuklu Üniversitesi İbadet Kompleksi, Akbağ Köyü‐Mardin / Emre Arolat Abdullah Gül Üniversitesi Mimar Sinan Kampusu, Melikgazi‐Kayseri / Alişan Çırakoğlu, Ilgın Avcı Pervin Apartmanı, Kadıköy‐İstanbul / Boran Ekinci Şişecam Yönetim Binası, Polatlı‐Ankara / Sinan Erbuğ, Boran Ekinci Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tuzla‐İstanbul / İbrahim Eyup Meb Şanlıurfa Sırrın Eğitim Kampusu, Sırrın‐Şanlıurfa / Cem İlhan Konya Yaşam Merkezi, Selçuklu‐Konya / Mehmet V. Kütükçüoğlu, H. Ertuğ Uçar Avanos Köprüsü, Avanos‐Nevşehir / Mehmet V. Kütükçüoğlu, H. Ertuğ Uçar Lösev Doğal Yaşam Merkezi, Çerkeş‐Çankırı / Kerem Piker Meb Küçükçekmece Eğitim Kampusu, Küçükçekmece‐İstanbul / Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, Murat Tabanlıoğlu Fikir Sunumu Dalı Ödül Adayı Totem / Ahmet Korfalı Sergi Programı 2014 Ulusal Mimarlık Sergisi Ve Ödülleri: 11‐20 Nisan 2014 Ankara, Odtü Mimarlık Fakültesi 24 16 Mayıs‐6 Haziran 2014 İstanbul, Mimarlar Odası İstanbul Bk Şubesi Sergi Salonu, Karaköy 8‐19 Ekim 2014 İzmir, Mimarlar Odası İzmir Mimarlık Merkezi, Alsancak 4. 5. ULUSLARARASI MİMAR SİNAN ÖDÜLÜ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi başkanlığında MED 21 Programı ve Akdeniz Mimarlar Birliği işbirliğiyle Akdeniz Bölgesi’ndeki mimari yaratıcılığı desteklemek amacıyla “Uluslararası Mimar Sinan Ödülü” verilecektir. “Uluslararası Mimar Sinan Ödülü”, Roma’da kurulmuş olan Osservatorio del Mediterraneo tarafından desteklenen MED 21 Programı ‐ Akdeniz Mükemmeliyeti’nin desteklenmesi ve tanıtımı ödül ağıyla ilişkili olup bu bağlamda mimari yaratıcılık alanında verilen tek ve ilk ödül olma özelliğine sahiptir. Ödül, Akdeniz Dünyası’nda mimari yaratıcılığı desteklemek, mimarlar arasındaki iletişim ve fikir alışverişini sağlamak ve Akdeniz Dünyası’na ait eserlerin tüm dünya tarafından tanınırlığını sağlamak ve paylaşmak için oluşturulmuştur. Ödül İtalya’da halen verilmekte olan ya da oluşturulma aşamasında bulunan diğer ödüllerle birlikte, tüm Akdeniz’e yayılan ödül ağının bir parçasıdır. Bu ödüllerden birkaçı, yeni hümanizm alanında verilen Averroes Ödülü; Akdeniz’de dinler arası diyalogun teşviki amacıyla verilen Saint‐Augustine Ödülü, edebiyat alanındaki yaratıcılıkları teşvik eden Paul Valéry Ödülü ve Akdeniz’deki bilimsel araştırma ve yaratıcı teknolojileri destekleme amacıyla verilen Tesla Ödülü’dür. Akdeniz kültür ortamında mimari yaratıcılık alanında ödülün Mimar Sinan adına verilmesi Sinan’ın mimari dehasının evrensel değerini vurgulanmaktadır. Uluslararası Mimar Sinan Ödülü İç İşleyiş Yönetmeliği’ne göre Ödülün kurucu üyeleri olarak Başkan MSGSÜ Rektörü’dür. Başkan yardımcıları; Osservatorio del Mediterraneo Genel Müdürü ve MED21 Programı Başkanı ile Akdeniz Mimarlar Birliği (UMAR) Başkanı’dır. Genel Sekreter, MSGSÜ Mimar Sinan Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü’dür. Ödül yönetim yapılanması kurucu üyeler dışında; ulusal ve uluslararası bakanlık, üniversite, enstitü ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan kurum ve kuruluşların katılımıyla oluşan Yönetim Kurulu Üyelerinden oluşmakta, ulusal ve uluslararası Tanıtım ve Destek Komiteleri tarafından aday belirleme süreci desteklenmektedir. “Akdeniz Mükemmeliyeti”ni öne çıkarmayı/vurgu yapmayı hedefleyen bir etkinlik olan ödül için yönetmeliği doğrultusunda 2 ayrı kategoride değerlendirme yapılmıştır. İlk Uluslararası Mimar Sinan Ödülü’nü kazananlar: 1. kategori: Bu kategori için biri kadın, biri erkek olmak üzere Akdenizli olup ve Akdeniz’de eser vermiş iki (2) mimar; SHAHIRA FAHMY (Mısır) ve CENGİZ BEKTAŞ (Türkiye), 2. kategori: Akdenizli olmayan ama Akdeniz’de eser vermiş olan bir (1) mimar: BERNARD TSCHUMI (İsviçre). 2013 yılında ilki verilen Uluslararası Mimar Sinan Ödülü’nün töreni, bu üç başarılı mimarın da katılımıyla 2 Mayıs 2014, 17.30’da MSGSÜ Tophane‐i Amire Kültür Merkezi’nde gerçekleşecektir. 25 Töreni takiben, 3 Mayıs 2014, 14.30’da MSGSÜ Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu’nda ödül kazanan mimarların katılımıyla “Akdeniz Kültürü’nde Mimari Tasarım: Gelenekten Öğrenmek” başlığı altında bir panel düzenlenecektir. TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi 7. Dönem Yönetim Kurulu: Başkan: Arsal Arısal / Başkan Yardımcısı: Mehmet Kozcağız / Sekreter: Füsun Yılmaz Deniz / Sayman: Özlem Boncuk / Üye: M. Burak Taşerimez / Üye: Didem Erten Bilgiç / Üye: Fatih Sıdalı Hazırlayan: Elif Çelik Arısal http://habervaristanbul.com/sapancaKaynaklar:http://medyabar.com/haber/69409/korkutan-aciklama-sapanca-golu-her-ay.aspx/
golunde-kara-gorundu/8642/
http://www.degisenkocaeli.com/92896/Sapanca-Golu-kuruyor-mu.html
/
http://www.nationalturk.com/sapanca-golunun-sonu-geliyor-159814.htm
/http://www.habergazete.com/haber-detay/1/50312/Tehlikecanlari-Sapanca-Golu-icin-caliyor-2014-03-22.html#haber_devam
/
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/61111/Sevda_Tepesi_imara_acildi.html
/http://www.sendika.org/2014/03/mimarlar-odasiaocde-hukuksuzluk-devam-ediyor/
/
http://www.arkitera.com/haber/20412/http://www.arkitera.com/haber/20631/http://www.arkitera.com/haber/20615/
http://www.arkitera.com/haber/20781
/http://www.arkitera.com/haber/20556
/
http://ww1.emu.edu.tr/tr/haberler-etkinlikler-veduyurular/haberler/daude-uluslararasi-mimarlik-egitimi-konferansi-bircok-ulustan-bilim-insaninibulusturdu/c/1206?posts_pid=252#.U04ykPl_v4E
/http://www.haberler.com/venedik-bienali-14-uluslararasi-mimarlik-sergisi-5769942haberi/ / http://www.arkitera.com/etkinlik/2041/ http://www.arkitera.com/etkinlik/2042 / http://www.arkitera.com/etkinlik/1988
/http://www.kocaelivizyon.com/5-kocaeli-kitap-fuari-basliyor.html
26 
Download

Nisan 2014 Bülteni için tıklayınız