Atsız
Türk
AnsIklopedIsIndekI
Yazıları
İçIndekIler
Ahmet Efendi.......................................................................................... 9
Âli, Mustafa .......................................................................................... 10
Gülşenî.................................................................................................. 12
Hafîd Efendi.......................................................................................... 15
Handân Vâlide Sultan............................................................................ 19
Hayreddin Paşa...................................................................................... 20
Hızır Bey Çelebi.................................................................................... 73
Işbara Han............................................................................................. 76
Işbara Kağan.......................................................................................... 77
Ivaz Mehmed Paşa................................................................................. 80
İbrahim İnal Bey.................................................................................... 82
İçen Kağan............................................................................................. 87
İçing Katun............................................................................................ 88
İl Bilge Katun......................................................................................... 91
İlteriş Kutluğ Kağan.............................................................................. 92
İlyas Reis............................................................................................... 94
İshak Hocası veyâ Ahmed Rızâî............................................................ 95
İshak Paşa.............................................................................................. 98
İshak Reis............................................................................................ 100
İskender Reis....................................................................................... 103
İstemi Kağan....................................................................................... 104
Kağan................................................................................................... 108
Kapağan Kağan.................................................................................... 111
Karabaş Veli......................................................................................... 114
Kara Han............................................................................................. 116
Kara Kağan.......................................................................................... 118
Kayı..................................................................................................... 122
Kefeli (Kefevî) Hüseyin Efendi............................................................ 126
Hüseyin Efendi.................................................................................... 127
Kemalpaşaoğlu Şemseddin Ahmed..................................................... 128
Kubilay Kağan...................................................................................... 139
Kutlamış Beğ....................................................................................... 141
Kutlug Bilge Kül Kağan....................................................................... 146
Mâhfîrûz Hatîce Vâlide Sultan............................................................ 147
Mete ................................................................................................... 149
Nazmî ................................................................................................. 158
Oğuz Han............................................................................................ 160
Ötüken................................................................................................ 162
Nihal Atsız’ın Türk tarihinin kaynaklarını incelerken
gösterdiği titizlik okuyucunun malumudur.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1974 yılında yayımlanan
Türk Ansiklopedisi için yazdığı maddelerde
edebiyat, tarih, din ve askerlik tarihimizin
mühim simalarını ele almaktadır.
Okuyucu bu eserde, Oğuzhan’dan
Edirneli Nazmi’ye, Gelibolulu Mustafa Âli’den
Barbaros Hayreddin Paşa’ya
uzanan bir tarihi bütünlük şuurunun
izlerini bulacaktır.
Ötüken Neşriyat
Ahmet EfendI
Müneccimbaşı (1631-1702)
Bilgin. Aslında Karamanlı olup, Selânik’te yerleşmiş
olan Lûtfullah adında bir çulhanın oğludur. 1654-1655 yıllarında İstanbul’a gelerek okumaya başlamış, medrese bilgilerinden başka, tıb ve astronomi öğrenmiştir. 1667’de,
hocası Mehmet Efendi’nin yerine müneccimbaşı olmuş,
bilgisi ve zekâsının kuvvetiyle Mehmet IV.’nün yakınları
arasına girmiştir. Süleyman II.’nin tahta çıkması üzerine
Mısır’a sürülmüş, 1691’de Hacca giderek Mekke Mevlevihanesi şeyhi olmuştur. 1700’de yeniden Müneccimbaşılığa çağrılmışsa da, yaşlandığını ileri sürerek özür dilemiş
ve az sonra ölmüştür.
Din, tıp, matematik, astronomi, ahlâk ve musiki konularında eserleri ile ayrıca bir (Türkçe, Arapça, Farsça)
“mürettep divanı” da bulunan Ahmet Efendi, en çok Cami‘ü’d-Düvel adlı Arapça târihiyle ün kazanmıştır. Bu eser
1672 yılına kadar gelmekte ve İslâm dünyasından başka,
kısaca Avrupa târihini de anlatmaktadır. Eserin başında
târih ve amacı hakkında bilgi verilmiş ve kullandığı kaynaklar gösterilmiştir. Câmi‘ü’d-Düvel, Sahâifü’l-Ahbâr fî Vekayii’l-Âsâr adı altında Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından
Nedim’in başkanlık ettiği bir heyete tercüme ettirilmişse
de çevirmede özetlemek amacı güdüldüğünden önemli
yerler bırakılmış ve bu suretle kitabın kaynak olmak değeri azalmıştır.
ÂlI, Mustafa
Gelibolulu (1541-1600)
Türk târih bilgini, ünlü fikir ve sanat adamı. Babası
Hoca Ahmet Efendi’dir. Devrinin değerli bilginlerinden
ders alarak yetişmiş ve müderris pâyesi almıştır. Bir eserini, 1558 târihinde o zaman veliaht bulunan Selim II.’ye
sunarak, ona kapılanmış ve bir süre Selim’in Dîvân kâtipliğinde bulunduktan sonra, Şam vâlisi olan Lala Mustafa
Paşa’nın Dîvân kâtipliğine geçmiştir.
Selim II. devrinde Yemen fethine memur edilerek Mısır vâliliğine atanan Mustafa Paşa ile 1568’de Mısır’a gitmiş, Paşa’nın görevden çıkarılması üzerine bir süre de Ferhat Paşa’nın Dîvân kâtibi sıfatiyle Bosna’da bulunmuştur.
Murat III. devrinde 1577’de İran üzerine gönderilen ordunun serdarlığına atanan Lala Mustafa Paşa’nın tezkireciliğini yapmış, sonra sırasiyle Halep, Erzurum ve Bağdad
defterdarı olmuştur. Görevinden çıkarılınca İstanbul’a gelmiş, 1591’de yeniçeri kâtipliğine atanmıştır. 1595’te Sıvas
defterdarı ve Amasya Paşası olarak İstanbul’dan ayrılmış,
sonra Kayseri sancak beyi olmuş ve 1599’da atandığı son
görevi olan Cidde beyliğinde bir yıl kadar bulunduktan
sonra, orada ölmüştür. Âli, yaşadığı devrin fikir ve kalem
adamları arasında birinci sırada gelen insanlardan biridir.
Nazmı da nesri kadar kuvvetlidir. Aynı zamanda, tanınmış
bir hattattır. Târihe, biyografyaya, sanata, ahlâka, muaşeret âdabına, siyasete, dine ve tasavvufa ait, bir kısmı manzum, telif veya tercüme elli kadar eser bırakmış, Türkçe
ve Farsça şiirleri için ayrı dîvânlar tertip etmiştir. Eserleri
arasında en önemlisi 1591-1597 yılları arasında yazdığı
Âlî Mustafa • 11
Künhü’l-Ahbâr’dır. Fâtih’in tahta çıkışına kadar olan kısmı
beş cilt hâlinde basılmış olan (1860-1868) bu genel târih,
kaynaklarının zenginliği, üslûbu, metodu ve hele Türklerin İslâm medeniyetinin gelişmesinde oynadıkları rolü belirtme bakımından özel bir anlayışı gösterdiği için değerlidir. Henüz basılmamış olan kısımları, hususiyle Âli’nin
yaşadığı devirlere ait olanları, 1597 yılına kadar olan Osmanlı târih ve biyografisi için değerli bir kaynaktır. Dîvânı
ile Künhü’l-Ahbâr’dan başka başlıca eserleri şunlardır:
Menâkıb-ı Hünerverân (bas. 1926), Nasîhatü’s-Selâtîn,
Ravzatü’l-Letâif, Enîsü’l-Kulûb, Heft Meclis, Zübdetü’t-Tevârîh,
Nusretnâme, Fursatnâme, Mirkatü’l-Cihâd, Mir’atü’l-Avâlîm
(bas. 1870), Nevâdirü’l-Hikem, Kavâidü’l-Mecâlis, Fusûlü’lHalli ve’l-Akd ve Usûlü’l-Harci ve’n-Nakd (basılmıştır), Hâlâtü’l-Kahire mine’l-Âdâti’z-Zâhire, Mahâsinü’l-Âdâb, Hilyetü’rRicâl, Câmiu’l-Hubûr der Mecâlis-i Sûr, Mahâsinü’l-Edeb.
Gülşenî
(İbrahim)
(ölm. Mısır 1533, H. 940)
Büyük Halvetî tarikatının Gülşenî kolunu kuran mutasavvıf. Azerbaycan’da doğdu. Doğum târihi kat’î olarak
belli de­ğildir. Atâyî, Şakayik zeyli’nde “830/1426 hududunda” doğ­duğunu söylerse de, 1533’te öldüğü bilindiğine göre bu târihi ihtiyatla telâkki etmek icap eder. Bir
Türkmen âilesine mensup olmalıdır. Soy kütüğü İbrâhim
Gülşenî b. Mehmed b. Hacı İbrâhim b. Şihâbeddin b. Aydoğmuş b. Gündoğmuş b. Oğuz Ata şeklinde gösterilmiştir. Bu Oğuz Ata’nın Türkçe “vâzı’ü’l-luga” (sözlük yazan
yâhud dil îcâd eden) olduğu kaydolunmuştur. Târihî kayıtlarda böyle bir şahıs olmadığına göre Oğuz Ata’nın destandaki Oğuz Han olduğu ve bir dervişin atasının cihangir
kumandan olmasından ise bilginliğinin daha yakışıklı düşeceğinden “lügat sahibi” diye tanıtılmış bulunduğu muhakkaktır. Soy kütüğü, Gülşenî’nin göçebe bir âileden çıktığına işaret olabilir. Ana tarafından Halife Ali’ye ulaştığı
hakkındaki kayıt da yine birçok mutasavvıflarda görülen
ya­kıştırma bir şecereden başka bir şey değildir.
Gülşenî, ilk öğrenimini amcası Seyid Ali’den yaptı.
Daha sonra Tebriz’e gidip Dede Ömer Rûşenî’ye intisap
etti. Aydınlı Rûşenî, Halvetî şeyhlerinden Seyid Yahya’nın
ha­lifesiydi. Gülşenî ilk önce Heybetî mahlâsını almışken,
herhâlde şeyhinin Rûşenî mahlâsına uygun düşsün diye
Hey­be­tî’yi bırakıp Gülşenî mahlâsını aldı. Evlenmesi de
Gülşenî • 13
Tebriz’de olmuş olmalıdır. Oğlu ve halifesi Emîr Hayâlî
Çele­bi (Ebu’s-Safâ Ahmed Şemseddin) Tebriz’de doğdu.
Şah İsmail’in ortaya çıkması sırasındaki huzursuzluklar yüzünden ailesiyle birlikte Mısır’a gitti. Buradaki en
yakın arkadaşı Şeyh Şâhin adında biri oldu.
1516’da Yavuz Sultan Selim Kahire’ye girince Gül­şenî
ona büyük bir saygı gösterdi. Yavuz da Gülşe­nî’ye bir arsa
temlik etti. Gülşenî 1519’da dostlarının da yardı­mıyle bu
arsaya zâviyesini yapmaya başladı. 1524’te bitirdi. Adı
sanı gittikçe yayılmaya başladığından zâviyesi dolup taşar
hâle geldi. Şöhreti o kadar yayıldı ki her sokağa çıkışında
halk kendisini görmek için yığılıyordu. Onu görünce mistik cinnetle canına kıyanlar bile oldu.
Bu aşırı şöhret Kanunî Sultan Süleyman tarafından
duyulunca kendisini İstanbul’a çağırdı. 1528 târihlerinde
başkente gelip pâdişâh tarafından kabul olundu ve büyük
ikram gördü. İstanbul’da bulunduğu sırada ünlü bilgin ve
Şeyhülislâm Kemalpaşaoğlu Ahmed Şemseddin ile de gö­
rüştü.
Mısır’a döndükten sonra 1533’te ölüp zâviyesine gö­
müldü. Halifesi olan oğlu, yerine geçip o da 1569’da ölün­
ce babasının yanına gömülmüştür.
Gülşenî’nin en ünlü eseri 40.000 beyitli Ma’nevî’dir.
Bu Farsça eser, Mevlânâ’nın Mesnevî’sine nazire olarak yazılmıştır. Mutasavvıflar arasında bu eserin 40 günde yazıldığı hakkında bir gelenek vardır. Ma’nevî, Mesnevî gibi
meşhur olamamıştır. Meçhul bir müellif tarafından yapılan şerhi Süleymaniye’deki Hacı Mahmud Efendi Kü­
tüphanesi’nin 2358 numaralı cildinin 39b — 145b yapraklarındadır.
Diğer eserleri şunlardır: Türkçe dîvan, Farsça dîvan, İb­
nü’l-Fârız’ın Tâiyye kasidesine nazire, Etvâr risâlesi, Ço­ban­nâ­
me, Sîmürgnâme, Pendnâme, Kademnâme.
14 • Türk AnsIklopedIsIndekI Yazıları
Gülşenî, Türkçe şiirleri bakımından üçüncü sınıf bir
şâirdir. Fakat tasavvuf erbabı arasında büyük şöhret sâhibi olmuş, kendisinden üç asır önce yaşayan Mevlânâ’nın
Gülşenî’nin ve Rûşenî’nin geleceğini haber verdiği ileri
sürülmüştür. Tabiî bu keramet de bir yakıştırmadan ibarettir ve Gülşenî ile Rûşenî kelimelerinin bir beyitte kafiye
olarak kullanılmasından doğmuştur ki bu iki kelimenin,
esasen kafiye olmak bakımından başka benzeri pek azdır.
Hafîd EfendI
(asıl adı: Mehmed)
Osmanlı Türklerinin tanınmış bir ailesine mensup
kazasker, müellif ve kütüphâne kurucusu. Ünlü Rei­sül­
küttâb Mustafa Efendi’nin torunu olduğu için Torun Efendi diye şöhret kazanmış, sonra devrin Arapçacılık ge­leneği
dolayısı ile torunun Arapçası olan hafid kelimesiyle adlandırılarak Hafid Efendi diye tanınmış ve asıl adı unutularak
böylece meşhur olmuştur.
Müellifin önceleri Türkçe olarak Torun Efendi diye
tanındığına dâir şimdiye kadar kimsenin dikkatini çekmemiş olan kayıt, onun yine kimse tarafından görülmemiş
bir eserinin A yaprağında bulunmaktadır. Teftâ­zâ­nî’nin
Akaidü’n-Nesefiyye şerhi’ne Hayâlî tarafından yapılan hâşiyenin hâşiyesi olan bu eser, Lâleli Kütüphânesi’nde 2195
numaradadır.
Hafid Efendi, Kastamonu menşeli bir âileden gelmektedir. Bilinen ilk dedesi Kastamonu’nun Göl köyünün
imamı olan Mehmed Efendi’dir. Bugün Kastamonu’da biri
merkeze, biri Tosya’ya bağlı Göl adlı iki köy olup Hafid
Efendi âilesinin bunlardan hangisine mensup bulunduğu
bilinmemektedir.
Mehmed Efendi’nin oğlu Abdurrahman Efendi ve
Ab­durrahman Efendi’nin oğlu Ahmed Efendi de aynı köyün imamlığını yapmış, üç nesil süren bu imamlıktan sonra Ahmed Efendi’nin oğlu Mehmed, köyün âyânı olarak
Mehmed Ağa lâkabını almıştır.
16 • Türk AnsIklopedIsIndekI Yazıları
Mehmed Ağa ölünce oğlu Mustafa İstanbul’a gelmiş
ve işte bu Mustafa meşhur Reisülküttâb Mustafa Efendi
olmuştur. Köy eşrafı âilesinden gelen ve devlette yüksek
bir makama kadar çıkmış olan Mustafa Efendi’nin kurduğu vakıf kütüphâne bugün Süleymaniye Umumî Kütüphânesi’nin içindedir. Mustafa Efendi’nin oğlu olan Âşir
Efendi (1142-1219=1729-1804) Şeyhülislâmlığa kadar
yükselmiş, o da bugün Süleymaniye’de bulunan bir kütüphâne vakfetmiştir.
Âşir Efendi’nin oğlu olan Mehmed Hafid Efendi böyle
aydın bir âileden geldiği için iyi bir öğrenim görmüş, eserler yazmış, siyasî hayata karışmıştır. Onun vakfettiği bir
kütüphâne de Süleymaniye’dedir.
Doğum târihini bilmediğimiz Hafid Efendi, 1203
Zilkadesinde (24 Temmuz-22 Ağustos 1789) Eyüp Kazası Mollası, 1213 Zilkadesinde (6 Nisan-5 Mayıs 1799)
İstanbul Kadısı, 1222 Şabanında (4 Ekim-1 Kasım 1807)
Anadolu Kazaskeri oldu. III. Selim’in tahttan indirilmesi
hâdisesinin tertipçileriyle iş birliği yapmış olduğu ve padişaha tahttan indirildiğini bildiren heyet arasında bulunduğu için 11 Rebiülevvel 1223 (7 Mayıs 1808) târihinde
kazaskerlikten azledildi. Para ve hediye vermek sûretiyle
idamdan kurtulduysa da, 8 Recep 1223 (30 Ağustos 1808)
târihinde Kastamonu’ya sürüldü. 18 Zilkade 1223 (5
Ocak 1809) târihinde II. Mahmud tarafından affolunarak
İstanbul’a geldi. Memlekette istikrar sağlandığı için Hafid
Efendi de ilmi ve şahsiyeti dolayısı ile tekrar mevki sahibi
oldu. 1225(6 Şubat 1810-25 Ocak 1811 arası)’te Rumeli Kazaskeri oldu. Bu, onun çıktığı en yüksek mevkidir. 5
Zilhicce 1226 Cumartesi (21 Aralık 1811) günü ateşli bir
hastalıktan ölerek Âşir Efendi Kütüphânesi haziresinde
babasının yanına gömüldü.
Eserleri: Hafid Efendi’nin türlü konularda altı eseri
bilinmektedir:
Hafîd EfendI• 17
1. Kitâbu Cami’ fî Hakki’l-Hilâfeti ve’s-Saltana. Hilâfet ve saltanatı övmek için yazılan bu Türkçe eser, III.
Mustafa(1171-1187=1757-1774)’ya ithaf olunduğuna
göre müellifin ilk eseridir.
2. Mehâhü’l-Meyâh. H. 1212 (26 Haziran 1792-14 Haziran 1798 arası) te’liflidir. İstanbul suları hakkında, orijinal sayılabilecek bir eserdir. H. 1271(1854)’de İstanbul’da
basılmıştır.
3. Ed-Dürerü’l-Müntehabâti’l-Mensûre fî islâhi’l-Galatâti’l- Meşhûre. Te’lifi 1 Muharrem 1219 (12 Nisan 1804)
târihinde biten bu Türkçe eser şimdiye kadar Hafid Efendi’nin en mühim eseri sayılmış, Galatât-i Hafid Efendi diye
şöhret bulmuştur. Aslında fazla bir değeri yoktur. Türklerin söyleyiş ve mânâ bakımından değiştirerek kullandıkları Arapça kelimelerin doğrularını göstermek, yâni daha
önce de birçok Osmanlı müellifinin yaptığı gibi Arapçadaki kudretini belirtmek için yazılmıştır. İstanbul’da
1221(1806)’de basılmıştır.
4. Kırk Hadîs Şerhi. Osmanlı Türkleri arasında gelenek
hâline gelmiş bir eser nev’idir. Arapça olarak kaleme aldığı bu eserde kendi seçtiği 40 hadîsi şerhetmiştir.
5. Teftâzânî’nin Akâidü’n-Nesefiyye şerhine Hayâlî’nin
yaz­dığı hâşiyenin hâşiyesi. Mühim sayılan eserlere şerh, bu
şerhlere hâşiye, hâşiyelere de yine hâşiye veyâ talikat yazmak Osmanlı bilginleri arasında modadır. Kendi eserlerine şerh yazan müellifler bile görülmüştür. Bu da onlardan biridir. Eldeki nüshanın (Lâleli 2195) bizim için asıl
ehemmiyeti, metinden önceki boş A yaprağında müelliften Torun Efendi diye bahsolunmasıdır.
6. Sefînetü’l-Vüzerâ. Hakikatte Hafid Efendi’nin en
mühim eseri budur. Osmanlı Devleti’ndeki derya kaptanlarının târih sırası ile listesini ve her birinin pek kısa
biyografisini ihtiva eder. Fâtih’in kaptanı Baltaoğlu Süleyman Bey’den başlayıp Küçük Hüseyin Paşa’ya kadar gel-
18 • Türk AnsIklopedIsIndekI Yazıları
mektedir. Gerçi biyografilerin kısalığı, epey yanlışları ihtiva etmesi bakımından tatminkâr bir eser değildir. Fakat
kı­lavuz kitap olarak daha uzun müddet değerini muhafaza
edecektir.
Sefînetü’l-Vüzerâ 1952’de İsmet Parmaksızoğlu tarafından notlar ve bir zeyille birlikte neşrolunmuştur. Nâşirin eklediği zeyil, derya kaptanlarını 1283 (1866) yılına
kadar getirmektedir.
Handân VâlIde Sultan
III. Sultan Mehmed’in kadınlarından olup III. Mehmed’den sonra tahta geçen I. Sultan Ahmed’in annesi. H.
V. S., I. Sultan Ahmed’den başka onun küçük kardeşi olup
kendisinden sonra iki defa kısa müddet Osmanlı tahtında bulunan I. Sultan Mustafa ile, adı bilinmeyen sultan,
1604’te Kara Davud Paşa ile evlendirilmiştir.
H. V. S.’ın hangi ırktan bir harem kadını olduğu ve doğum târihi belli değildir. Büyük çocuğu I. Ahmed 1590’da
doğduğuna göre, bu târihten aşağı yukarı 20 yıl önce doğmuş olacağı düşünülebilir. Handân’ın Saray’da verilen bir
ad olduğu muhakkaktır. Ölüm târihini Hammer 12 Kasım
1605, Sicill-i Osmânî 26 Kasım 1605 olarak vermektedir. H.
V. S., kocası III. Sultan Mehmed’in türbesine gömülmüştür. Zehirlenerek öldüğü ve bunda oğlunun dahli olduğu
rivâyet olunmaktadır. I. Ahmed’in, anası ölür ölmez, bir
haftalık mâtemi beklemeden Bursa’ya gitmek üzere Mudanya’ya hareket etmiş olması, bu rivâyetin doğru olduğu
hakkında bir intiba uyandırmaktadır.
Download

kitabı inceleyin - Ötüken Neşriyat