My Winters Are Stars I Cannot
Fathom Into Constellations
By Awakencordy
Fandom: Avengers (Captain America : The Winter Soldier)
Ana Çift: Steve/Winter
Yan Çiftler: Steve/Bucky, Steve/Tony, Clint/Coulson, Bruce/Natasha
Derece: NC-18 (18 yaş altı için uygun değildir.) Tarih: 15.04.2014
Konu: “Bana bir kalp de verecek misin?”
Notlar: Bu hikaye sırasıyla Masterpiece ve My Winters Are Stars I Cannot Fathom Into Constellations ve
Slow Dancing In A Burning Room hikayelerinin oluşturduğu “Altın Seri”nin ikinci hikayesidir.
1
Awakencordy
merkez-masa.com
My Winters Are Stars I Cannot
Fathom Into Constellations
By Awakencordy
Henry Jackman – Frozen in Time
Karanlık. Karanlık, karanlık.
En etkili işkence tekniği: duyu eksikliği. En hızlı cevap vereni: göz.
Karanlık. Karanlık.
Işık.
Başını sağa çevir, ışığı 45 dereceden al. Retinan zarar görmemeli, HYDRA
uzaktan öldürebilmeni istiyor. HYDRA, HYDRA, Hail Hydra.
Topuklu ayakkabılar. İnce uçlu, içinde çivi var. Çivi. Göz. İki çivi iki göz.
“Çavuş James Buchanan Barnes.”
Çavuş, ordu. James, James, standart Amerikan. James, lider. James, sağlayıcı.
James, güven duyulan.
“Winter Soldier.”
HYDRA, HYDRA, Hail HYDRA. Silah. Savaş. Sen.
Tepki vermeni istiyorlar. Işık, ışık. Bakma. Bakma, bakma.
Buz en keskin silahtır.
*
Karanlık.
“Yemek yemeniz gerekiyor Çavuş.”
Hail HYDRA.
*
2
Awakencordy
merkez-masa.com
Işık. Gerektiği kadar hızlı başını döndüremedin.
Ceza alacaksın. Ceza, ceza, ceza.
*
Işık.
Topuklu ayakkabılar. İnce uçlu, içinde çivi var. Çivi. Göz. İki çivi iki göz.
“Adım Hill, Maria Hill. Direktör Fury ile birlikte çalışıyordum, SHIELD.”
Bilgi. Depola. Ona bak, gözlerini bul, dinlediğini belli et. Mavi gözlü, mavi,
mavi, mavi.
“Şu anda ayrı bir yerdesin, yıl 2016, tarihi biliyor musun?”
2016.
“Bizimle iletişim kurmaya yanaşmadığın sürece seni buradan çıkartmamız
mümkün değil.”
Gözlerine bak. Doğru söylüyor gibi görünüyor olabilir, sen de doğru söylemek
üzerine eğitildin. İnanma, inanma. Senden bilgi almak istiyorlar.
“Bizimle iletişim kurmaya yanaşırsan benim dışımda diğer üyelerimiz de seni
görecekler. Yüzbaşı Rogers da bu listeye dahil.”
Kaptan Amerika. Görevin.
HYDRA düşmanı, Amerikan İdolü. Görev: ölüm.
Göreve devam, göreve devam.
“Su.”
*
“Potomac Nehri’nde SHIELD’ın Triskelion binasının yıkımından sonra neler
yaptığını raporlamamız gerek. Bunun üzerine konuşabilecek misin?”
‘Bunun hakkında bildiğin her şeyi anlat.’
“Yüzbaşı Rogers’ı nehre sen mi attın?”
‘Yüzbaşı Rogers’ı nehre attığını itiraf et.’
“Potomac’dan ayrıldıktan sonra ne yaptın?”
3
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne yaptın?
*
“Ne kadar konuşursan, o kadar konuşacağız. İşlediğin suçlar tekrar gün ışığı
görmeni engelleyebilir seviyede, bu hücreden çıkmanı bile imkansız kılabiliriz-“
“Kılmayacaksınız.”
Şaşkınlık, güzel. Konuşmanı beklemiyordu ama hızlı toparlandı.
“Neden?”
“Yüzbaşı Rogers bana bir şey olmasına izin vermeyecektir.”
İsim dudakların için sanki bir zehir ama silahlar zehirlenmez. Göreve devam,
göreve devam.
*
Spor ayakkabılar. Kot pantolon, eski tişört.
“Merhaba Cornetto, beni tanıyor musun?”
Belirgin çene, paranın verdiği güven, zeka pırıltısı.
“Stark.”
“Ah, konuşuyor! Gördün mü Hill, seni sevmiyormuş!”
Silahların duyguları yoktur.
“Şimdi beni iyi dinle Cornetto.. Buraya oturabiliyorum, değil mi? Hill, cevap
ver-tamam, tamam! Bana bak, hey!”
Kolay sinirleniyor. Zayıf nokta: dikkate alınmama korkusu.
“Aferin.. Kaptan sana güvenmemizi istiyor, biz de deniyoruz.. Şu ana kadar
yaptığın tek şey bizi beyin gücünle de öldürebileceğini söylüyor gibi durman.”
“En azından anlıyorsun.”
“Hah! Espri de yapıyor! Bana bak Kış Lastiği, alnının ortasına bir uyuşturucu
saplayıp seni bir daha uyanmamak üzere uykuya yollayabilirim, anladın mı?”
Sanki daha önce yapılmamış gibi.
“Ama bundan korkmuyorsun, değil mi?”
Gözlerine bakmaya devam et.
4
Awakencordy
merkez-masa.com
“Aynanın diğer tarafındaki adam her gün senin bugün çözüleceğini
düşünüyor.. Hadi, benim tarafımda olduğunu söyle..”
Ayna?
Başını diğer duvarlara çevir. Duvar. Duvar. Renk farklılığı. Siyah, beyaz, gri.
Ayna. Aynalar kırılabilir, aynalar boyun kesebilir, aort, kan.
“Benimle misin?”
Hail HYDRA.
*
Sessizlik.
Kapı açılmamış olsaydı geldiğini duymazdın. KGB’nin gururu.
“Kolun nasıl?”
O bir tetik, kol değil.
“Dinle Barnes: sana işkence yapmayacağız, her ne düşünüyorsan düşün. Bunun
politikamızla alakası da yok; sende işkencenin bir işe yaramayacağının ben
farkındayım: beyninin ne halde olduğunu biliyorum. O yüzden yapmak
istediğimiz şey sadece içinde diğer adamın olup olmadığını öğrenmek.”
Diğer Adam. Rogers’ın arkadaşı.
“Sana bilmende sakınca olmayan şeyleri anlatacağız, karşılığında sen de bilgi
paylaşmak istersen bu senin için iyi olacaktır. Anlatacak her şey bittiğinde ise
duruma göre karar vereceğiz.”
‘Anlatacak her şey bittiğinde ise ya seni yatırıp inceleyeceğiz ya da Kaptan sana
bakmıyorken alnının ortasından vuracağız.’
“Bir anlaşmamız var mı?”
“Var.”
*
“Kelepçen otomatik ve vibraniumla kaplı. Açılma emri verdiklerinde hareket
özgürlüğün olacak. Ancak gereksiz bir şey yaparsan odaya zehirli gaz
verilecek.”
5
Awakencordy
merkez-masa.com
Şimdiye kadar gördüğün en korkusuz kadın. Seninle yatabilecek kadar
korkusuz“-Gözbebekleri normalden büyük-bana bak! Bana bak dedim-“ acı, tokat, acı
uzun süredir hissetmediğin bir şey“-Bruce bir şey hatırlamış olabileceğini düşünüyor-bir şeyi yok Steve, yanımda
duruyor-uyandı. Su vereceğim, ağzını aç.”
Emirler tanıdık. Emirler seni şekillendiriyor.
Su, su, su.
“Yavaş, yavaş, istediğin kadar var.. Gerçi bir şey istemeyi bilmiyorsun, değil
mi?”
Kendini kontrol edemiyorsun, gözlerine bakmaman gerekiyordu. Korktuğunu
gördü. Hata, hata.
“Biraz uyu, yarın tekrar konuşuruz.”
Hata. Hata. Hata. Bunu unutmayacak.
*
“Bugün kelepçelerini açacağız. Aptalca bir şey yaparsan olacakları biliyorsun.
Bana saldıracak mısın?”
Kadın bir kere korktuğunu gördü, daha kötüsü olamaz.
“Bilmiyorum.”
Bunu yeterli bulması zayıflığı. Üzerinde silah yok gibi görünüyor ama olduğunu
biliyorsun: bütün vücudu bir silah. Aranızda çok fark yok, sadece o gerçek
yaşında. Sense çalınmış bir hayattasın.
“Kalkabilirsin, masaya gelmeni istiyorum.”
Onun emrine uymak kendi karıncalanmanı serbest bırakmaktan daha kolay.
Duvara dayanan ellerinden biri beyaz, diğeri gri. Seni uyutup sana neler
yaptılar?
“Buradayım.”
Başını ona çevirdiğinde kadın hala seni izliyor. Nasıl ilgini dağıtma hatasına
düşersin? Hata. Hata. Çok hata yapıyorsun, ceza alacaksın.
“İskemleye otur. Ellerini görebileceğim yere koy. İkisini de, net konuşuyorum.”
6
Awakencordy
merkez-masa.com
O el değil, tetik.
“Önümdeki dosyalar Potomac sonrası sana dair tuttuğumuz kayıtlar. Bir tane
dosyamız daha var ama o bende değil. Eğer iletişimimiz düzgün giderse
Yüzbaşı Rogers o dosyayla birlikte gelecek ve soracağın soruları cevaplayacak.”
İfadesizliği taklit etmene gerek yok, bunların senin için bir manası yok.
“Başlayalım mı?”
Ne anlatacaklarını bilmiyor olman seni güvende mi tutuyor, yoksa cezan bu
mu, karar vermeye çalışma. Hail HYDRA.
*
“Triskelion’un yıkıldığı gün Yüzbaşı Rogers’ı bulmamız oldukça uzun sürdü.”
“Neden bahsettiğin hakkında fikrim yok.”
Şaşırmış gözükmüyor.
“Son hatırladığın şey nedir?”
“Sizin bilgi vereceğinizi düşünüyordum.”
Şaşırmış gözükmüyor.
*
Yemek rotasyonuna göre 2 gündür yanına gelmiyorlar. Bir şey onlara yeni bir
taktik planı yaptırıyor.
Senin yeni bir taktiğin var mı?
Kapı tekrar açıldığında bu sefer oraya bak, değişikliğin farkında olduğunu
göster. İçeri giren adamTanıdık. Onu tanıyorsun, nereden tanıyorsun? Daha önce kimseyi tanımamıştın.
Ayağa kalkmak istediğinde kelepçeler
Kalkamazsın, bağlı bir eşyasın, kalkamazsın-
sana
varlıklarını
hatırlatıyor.
Onu nereden tanıyorsun?
Adam kıpırdamıyor. Mavi gözleri var, seni tanıyor gibi duruyor. Seni nereden
tanıyor?
7
Awakencordy
merkez-masa.com
Elleri dolu, birinde kalın bir dosya, diğerinde de bir kask var. Dosyayı masaya
koyduktan sonra kaskı başından geçiriyor, başını yine kaldırdığında-Kaptan
Amerika.
Görev, görev, görev*
“Bana saldırmayı denedin.”
Gözlerini açtığında tavanı görmenden yatağında olduğunu anlıyorsun. Tavanın
bu kısmını ezberledin.
“Kaskım yokken kim olduğumu anlamadın ama takınca beni öldürmeye
çalıştın. Daha önce kaskım yokken de beni öldürmeyi denemiştin, birisi sana
dokunmuş.”
Bir silah mükemmel hale gelene kadar çok teknisyen elinden geçer.
“Bana bakacak mısın?”
Ona baktığın her an onu öldüremediğin ve başarısız olduğun anlara eş.
“Bucky,-“
“Bucky?”
Göz gözesiniz. Ne zaman göz göze geldiniz?
*
“Tony, o bir robot değil!”
“Ama beyni alarm verdi! Birisi ona yine bir şey yapmış Steve, bu sadece beyin
yıkaması değil, beyninde bir şey onu engelliyor!”
Bağıran seslere uyandığında bir an olanları anlamaman doğal geliyor: hücren
hiç bu kadar kalabalık olmamıştı.
“Burada psikolojik zımbırtılardan bahsetmiyorum, sen ve bütün Soğuk Savaş
teorilerin sende kalsın, ben fiziksel bir engelden bahsediyorum: adamın beyni
yılbaşı ağacı gibi parladı!”
“Beynine bakamayacağını söylemiştin?”
“Uzaktan gördüm, ne kadar parladığını sen düşün!”
8
Awakencordy
merkez-masa.com
En azından bunu biliyorsun: sen orada yokmuşsun gibi senin hakkında bağıran
insanlar. Açıp içine bakmak istiyorlar. Bir şey bulabilecekler mi sen de merak
ediyorsun.
“Bu odanın kayıtlarına bakmamız gerek, birisi beni geçmiş olamaz ama
bakmalıyız..”
“Buradayken mi değiştiğini düşünüyorsun!?”
Neden panikledi? Senden ne istiyorlar?
“Evet Geriden Gelen, birisi onu bu binada değiştirdi! Operasyon yapmam
gerek-“
“Tony o bir robot değil!”
“Kendisinin öyle düşünmediğinden eminim..”
Odadaki herkes sana döndüğünde bağlı bileklerini kaldırarak gösteriyorsun: sen
sadece bir esirsin, düşüncelerin yok.
Anlaşılan o ki senden sorumlu olan Steve (nasıl, nasıl, nasıl, görev, görev, görev)
çünkü son kararı o veriyor:
“Her aşamada Bruce da olacak ve o onay verecek: anlamadığım terimler
kullanıyorsun.”
*
“Bucky, sadece kafanı inceleyecekler, bir şey yapmayacaklar.. Bu yeni aletler
beyninin içindeki damarları gösteriyor, bana da yaptılar, inanılmaz bir şey.”
Neden sana MR makinesini anlatmaya çalışıyor?
“Tony kolunu vakumlu bir kutuya sokacak, böylece makine onu çekmeyecek,
endişe etmene gerek yok..”
Bu adam gerçek mi? Ellerin serbest olsa onu öldüreceğini bilmiyor mu?
“Seni buraya getirdiğimizde sen buraya gelmeyi kabul ettin.. Sen seni karanlıkta
tutmamızı istedin.. Işıkları açtığımızda ise sen sen değildin, biri sana bir şey
yaptı.. Tony aramızda bir hain olduğundan şüpheleniyor, HYDRA için çalışan
biri olduğunu düşünüyor..”
“Ben?”
Steve gülümsediğinde bir an kafan karışıyor. Kimse sana gülümsemez, sen
ortaya çıktığında ölüm gelir, kimse de ölüme gülümsemez.
9
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ben odanın diğer tarafında olacağım, tamam mı? Korkmana gerek yok..”
Korkmak?
*
“Merhaba Kış-“
Söyleme.
“-Lastiği, ben doktorun. Haklıydım, birisi beynine bu sefer gerçek bir tıkaç
sokmuş. Bak.”
Ardı ardına beyin resimleri gösteren filme bakmadan edemiyorsun. Hala bir
beynin var mı? Bu sana mı ait?
Farkında olmadan filme uzandığını ancak ellerin kelepçeyle engellenince fark
ediyorsun. Stark da fark etmiş olacak ki bir an aynaya bakıyor ama sonra
ilerleyip yanına oturuyor. Hata, hata, ona kafa atabilirsin.
“Böyle bak.. Jarvis, ışık-Steve, neden buraya hala Jarvis’i koymadık?”
Aynanın diğer tarafından devam etmesini isteyen bir ses geldiğinde onların
didişmesiyle ilgilenmiyorsun. Hala bir beynin var. Ve ne kadar çok şey
düşünüyor, filmlerin hepsi dolu.
“Neyim var?”
Stark sen konuşunca korkuyor-hayır, irkiliyor. Adam senden korkuyor
gözükmüyor. Hata.
“Daha çok neyin yok diyebiliriz. Şurayı görüyor musun? Burası aslında
kullanabiliyor olman gereken yer: anılarımız ve geçmişimiz bu minik yerde
saklı. Seninkinin 97 yaşında olduğunu düşünürsen burası şimdiye tıklım tıklım
olmalıydı ama boşluğu görebiliyor musun?”
Boşsun. Boşsun, sen bir silahsın, silahların anıları olmaz.
“Birisi beynini tıkamış, bak.”
Rengarenk yolların arasında Stark’ın gösterdiği nokta tıkalı. Birisi kafanla
oynamış. Bunca yıldır kafanla oynadıklarını bilmiyor muydun? Görev, görev,
beynin senin değil. Elbette oynuyorlardı.
“Binayı masaya yatırırım ki bu tıkaç yeni, son 2 seneyi engelliyor. Seni bir
HYDRA üssüne götürmeden sıfırlamak istemiyorlar.”
10
Awakencordy
merkez-masa.com
‘Temizleyin.’
“Temizleyecek misiniz?”
Stark sana döndüğünde ilk defa şaşırmış gözüküyor.
“Neyi?”
Beni? Birisi bir gün beni tamamen temizleyebilecek mi?
“Seni mi? Hayır Cornetto, tıkacı çıkartacağız, o kadar basit.. Gerisindeki tüm
boş hatıraların tekrar senin olacak..”
Bir şeyleri hatırladığından neden bu kadar eminler? Bu kadar önemli ne
hatırlıyor olabilirsin? HYDRA neden onu engellemek için uğraşsın? Sen bir
silahsın, ne yapmış olabilirsin?
“Favori içeceğin nedir?”
Favori?
*
Düşmanın elinden bir kimyasal içmek için aklını kaçırmış olman gerekir, belki
de haklılardır: birisi beyninle oynamış olmalı.
Kızıl kadın (güçlü bacaklar, çarşaflar, seks, seks, seks) her hareketini izliyor: kağıt
bardağı bir ölüm makinesine dönüştürebilirmişsin gibi dikkatli. Stark ise seni
yeni bir icat gibi inceliyor.
İlaçlı suyu bitirip kağıdı buruşturmadan kelepçenin izin verdiği kadar geri
uzattığında Stark alıyor. Hata, bileğini yakalayıp onun kolunu çevirebilir,
omzunu çıkartabilir ve o sırada boğazına bastırarak onu öldürebilirdin.
KGB kızı engel olurdu.
İkisi de sana her an farklı birine dönüşmeni bekliyormuş gibi bakıyorlar ama
içinde farklı birine dönüşecek kadar bir şey yok. Hayal kırıklığına uğramalarını
izlemek tatmin edici, en azından bu sefer güç sende.
*
Karanlık. Karanlık, karanlık.
En etkili işkence tekniği: duyu eksikliği. En hızlı cevap vereni: göz.
Karanlık. Karanlık.
11
Awakencordy
merkez-masa.com
Işık.
Başını sağa çevir, ışığı 45 dereceden al. Retinan zarar görmemeli.
Topuklu ayakkabılar. İnce uçlu, içinde çivi var. Çivi. Göz. İki çivi iki göz.
“Çavuş James Buchanan Barnes.”
Hill. Maria Hill. SHIELD.
*
“Adın nedir?”
“Winter Soldier.”
“Doğum adın nedir?”
“James Barnes.”
“Beni tanıyor musun?”
“Maria Hill.”
“Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun?”
“Ben gelmeyi kabul ettim.”
“Hücren karanlıkken içeri giren birini hatırlıyor musun?”
“Evet.”
“Tanımlayabilir misin?”
“Benden uzun, ince, erkek. En az 5 yıllık dövüş deneyimi var. Her iki elini de
kullanabiliyor olmalı ancak şırıngayı soldan enjekte etti.”
“Sesini tekrar duysan tanıyabilir misin?”
“Evet.”
“Şimdi sana bazı ses kayıtları dinleteceğim, herhangi biri o adamın sesiyse bana
söylemeni istiyorum.”
*
Clint Mansell – Memories (Someone We'll Never Know)
12
Awakencordy
merkez-masa.com
“Buldunuz mu?”
Steve bulduklarını söyleyerek yere lehimli masanın yere lehimli iskemlesine
oturduğunda onu izlemeden edemiyorsun. Sol ayağını koruyarak hareket
ediyor, yüzünün sağında bir yumruk izi var, boğazında ise sanki bir bıçağın
bıraktığı kabuk kalmış.
Biri ona saldırmış. Ve onu öldürmekten korkmamış.
“Öldürdün mü?”
Steve ‘maalesef’ dediğinde onun sesinde ne bir üzüntü ne de bir pişmanlık
duyuyorsun. Bir adam senin kafana dokunduğu için öldürüldü ve kimse
üzülmüyor. Neden? Neden? Neden?
“Benden ne istiyorsun?”
Steve yanında getirdiği dosyayı gösterdikten sonra tekrar masaya koyuyor. Bir
an her hareketin manası olduğu ve geçmişi olan biri olmanın nasıl olduğunu
merak etmek ciğerlerini yakıyor: gerçek olmak nasıl hissettiriyordur?
“Bucky, sana olanları tek bir sıraya koymaya çalışıyoruz, bunu sen de ister
misin?”
Neden?
“Bana yapılanları başkalarına yapmayı denediler ama başaramadılar. Bu yine de
denemeyecekleri anlamına gelmiyor. Sana yapılanları ise herkese yapabilirler.
Bunu durdurmamız gerek.”
Bunda bile tek değilsin, bunda bile özel değilsin, sana yapılanları herkese
yapabilirler, hiçbir şeysin, hiçbir şey, hiçbir şey“Bucky!”
Bucky?
*
“Bunu yapmamız gerek-Bucky-“
“Bana Bucky deme!”
Sarışın adam donduğunda kendini kötü hissetmen normal değil, o senin
görevin, görev, görev“Bunu yapmamız gerek, sen söyledin! Her şeyi oturtmamız lazım, her şeyi
sıraya koymamız lazım, buna sen karar verdin! Hatırlamıyor musun?”
13
Awakencordy
merkez-masa.com
Kelepçelerden kurtulabilsen onun boynunu parmakların arasında tutabilirdin.
Kırabilirdin, çıkacak sesi duyabiliyorsun, neredeyse parmak uçlarında,
neredeyse kulaklarında, sadece bir hareket, sadece, sadece“Peki, tamam, önce ben anlatırım.. Önce ben, tamam mı? Hep önce ben.. Beni
dinle, bana bak, kaymana izin vermeyeceğim, anlıyor musun? Bir kere ellerimin
arasından kaydın, bir daha hayır.”
Neden bahsediyor?
“Bir daha hayır.”
*
“Oda kayıt altında değil-“
“Yalan söylüyorsun.”
Sarışın adam güldüğünde ondan nefret etme güdün yükseliyor. Nasıl sana
gülebiliyor?
“Kayıt altında, evet.. Artık.. Ward’ın kullandığı pencereye bir daha izin
veremeyiz. Görsel olarak oda kayıt altında ama ses almıyor. Sana anlattığım her
şeyi sadece sen bileceksin, senin bana anlattıklarını da sadece ben bileceğim.”
“Neden, seks mi var?”
Standart saldırı olsa da bakışlarını senden kaçırması ilginç. Homofobi?
“Nereden başlamamı istersin?”
Umurundaymış gibi. Tanımadığın bir adama dair sana masal anlatmak istiyor.
Kelepçeler içindesin, dinlememe imkanın yok.
“Her şeyi anlatmazsan ölecek gibi duruyorsun.”
Gülümsediğinde ondan nefret etme arzun damarlarını dolduruyor.
*
“Brooklyn’de doğduk, ikimiz de. Babamın kim olduğunu bilmiyorum,
yokluğunu da hiç hissetmedim, annem benim için yeterince baba da oldu. Bir
de sen vardın. Gündüzleri annem çalışmaya gittiğinde ben tek başıma kaldığım
için annem beni size bırakıyordu.”
*
Arkansas Travelers – That's No Bargain
14
Awakencordy
merkez-masa.com
“James, buraya gel!”
Kapıda bağıran kadından korkan minik çocuk elini ağzına bastırıp öksürmesini dindirmeye
çalışırken annesi omzunun arkasını ovarak ona yardım eder, o sırada başka bir çocuk
salondan kapıya koşup orada durmuş, ne olduğunu sorduğunda annesi cevaplar:
“James, Steve artık gündüzleri bizimle kalacak, ona oyuncaklarını göster.”
“Hangi oyuncaklarımı?”
“Bana akıllılık yapma James, içeri git..”
Mavi gözlü çocuk kapıdaki öksüren diğer çocuğa baktıktan sonra onu kolundan çeker ve
içeri götürür, sadece 3 arabası olduğunu söylerken Steve yan yana duran kamyonları
gördüğünde gözleri büyümüş, cevaplar:
“Bende hiç yok..”
James o zaman onun fakir olduğunu söylediğinde Steve başını sallar, James de
kamyonlardan birini ona verirken Steve tekerlekleri çevirir, sonra da ona gülümserken
James onun garip olduğuna karar vermiş, annesinden garip çocuk için de süt istemeye
gider..
*
“Aslında siz de zengin değildiniz, hatta gittikçe kötü duruma düşüyordunuz
ama o zamanlar bilmiyorduk.. O zamanlar sen 3 kamyonu olan bir çocuktun ve
birini bana vermiştin; benim fakir olmamı istemiyordun.. Akşam anneme
anlattığımda neden ağladığını anlamamıştım..”
*
“Neden hep öksürüyorsun?”
“Çünkü hastayım.”
“Ne hastası?”
Steve minik omuzlarını silkerken bilmediğini söyler, annesinin bütün hastalıkları için
çalıştığını anlatırken James de kendi boylarının ciddiyetiyle onu dinler, sonra da annesi
yokken öksürürse onun yanında duracağını ilan edince Steve gülümser, bir şey
söylemez..
*
“Teknik olarak sözünü tuttun, merak ediyorsan..”
“Etmiyorum.”
*
“Okulda 4 tane James var anne!”
Annesi insanlara tane denilmeyeceğini söylese de James oldukça sinirli, neden ona
herkesin ismini verdiğini sorunca annesi James’in onun babasının adı olduğunu söyler
ama James dedesinin öldüğünü bağırıp odasına giderken Steve elinde boş beslenme
çantasıyla kalmış, ne yapacağını bilemeden onlara bakınca Bayan Barnes konuşur:
“Steve, tatlım, elmalarınızı al ve James’i odasından çıkart, okula gidin.. Ben Bayan Mills’e
gidiyorum..”
15
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ‘Peki Bayan Barnes’ der, onun gitmesini izlerken kapı kapanınca Steve mutfağa
gidip tezgahtaki iki elmayı alıp kendi beslenme çantasına koyar, sonra da James’in
odasına gidip kapıyı vurur, açıp içeri girerken konuşur:
“James, okula gitmemiz gerek-“
“Ben gitmiyorum! Diğer Jamesler gitsin!”
Steve yatağa ilerlerken onun kendisi için en önemli James olduğunu söyler, James de
mavi gözlerini ona kaldırırken Steve gülümsüyor, sorar:
“Başka adın yok mu? Öğretmenimizin var-“
“Buchanan..”
Steve ismi söylemeye çalışırken kafa karışıklığıyla yarıda kalır, James de dalga
geçmemesini tıslarken Steve korkmuş, cevaplar:
“Dalga geçmedim! Bir daha söyle-“
“Buchanan-boşver Steve-“
“Bukanan gibi, Bucky olmaz mı? Hem de ismin olur.. Buchanan kim?”
“Öbür büyük babam.. Bucky olur mu?”
Steve gülümserken ‘neden olmasın?’ der, James de beğenmiş, başka bir Bucky
görmediğini söyleyerek yataktan atlar, kolunu onun minik omuzlarına sararken kendilerini
‘Bucky ve Steve’ olarak ilan eder, onu okula sürüklerken Steve gülüyor, onun sırtına
tutunur..
*
“Herkes sana Bucky diyordu, hep öyle kaldı.. Bense arada Buck da derdim,
belki bilmek istersin.. Ama tabii ki istemiyorsun..”
*
“Steve! Ne oldu!?”
Steve bir şey olmadığını söyleyerek elinin tersiyle yüzünü siler, sonra akşam fırına
gitmeleri gerektiğini ona hatırlatırken Bucky fırınla ilgilenmiyor, onun çenesini tutup
akşam güneşine çevirir, Steve de acıyla yüzünü buruştururken Bucky tekrar sorar:
“Kim yaptı?”
“Kimse, Bucky-“
“Kim yaptı!”
Steve onun ellerini üzerinden ittirirken kimsenin yapmadığını tekrarlar, Bucky ise bundan
sonra onunla birlikte sınıfa gideceğini söylerken Steve onun delirip delirmediğini sorar,
konuşur:
“Spor dersinde fazla koştuk-“
“Suratına mı koştular? Neden?”
Steve cevap vermez, onu geçerek okul bahçesinden çıkar, fırın yoluna giderken Bucky
yanında sinirle yürüyor, sesini çıkartmaz..
*
16
Awakencordy
merkez-masa.com
“Okul -ve sonrası- benim için oldukça zorlayıcıydı, böyle göründüğüme bakma..
Bunlar serumdan sonra oldu.. Hatta-“ Steve dosyalarını karıştırıp sana bir
resim kaldırdığında sadece yeni bilgileri özümsemeye programlandığın için
resmi inceliyorsun.
Resimdeki surat karşındakiyle aynı ama ince, cılız, çelimsiz-karşında 1 dakika
dahi ayakta duramayacak bir adam ama şimdiki sahibi seninle eş, seni
öldürmemeyi seçecek kadar eş, görev, görev, görev.
*
“Neden buna izin veriyorsun?”
“İzin? Sen bir de onların suratlarını gör!”
Bucky tahmin edebildiğini söylerken onun öksürük krizine iç çeker, konuşmamasını
mırıldanarak onun sırtını ovarken Steve sarsılıyor, onun koluna asılarak kanlı burnunu
çekip tekrarlar:
“Ben kazandım..”
Bucky kazanmanın ne önemi olduğunu sorarak onun sırtına daha da bastırdığında Steve
susarak başını onun omzuna düşürür, sadece eşitlerin kazandığını düşünürken konuşursa
Bucky’i kızdıracağını bildiği için bir şey söylemez, öksürüğünün bitmesini bekler..
*
“Öksürüğüm hiç bitmedi.. Hatta daha da kötüleşti.. Büyümeye devam ettikçe
yanına başka şeyler de eklendi.. O zamanlar astım bu kadar bilinen bir durum
değildi, tedavisi de yoktu.. Doktorlar ciğerlerimin yeterli olmadığını
düşünüyorlardı, yapabilecekleri bir şey olmadığı konusunda hem fikirdiler..
Nefes almama yardımcı olacağını düşündükleri ilaçlar hem pahalıydı, hem de
aslında pek işe yaramıyorlardı, ama bunu yeniden uyandığımda öğrendim..”
“Öksürünce ne yapıyordun?”
İlgilendiğini sanıyor. Oysaki sadece onun zayıflıklarını merak ediyorsun bilmek
istiyorsun.
*
“Steve, Steve, buradayım, bir şey yok, nefes alamadığını düşünüyorsun!”
Steve nefes alamadığını ona söylemeye çalışsa da yapamaz, Bucky ise onun sırtını,
kollarını ovuyor, geçeceğini, bunu daha önce de yaşadıklarını söylüyordur ki Steve
gözlerinden yaşlar akarken bir an çılgınca bunun bitmesini ister, burada, bu sokak
arasında ölmek ve bir daha öksürmemek isterken gözlerinin etrafı kararmaya
başladığında mutlu olur, Bucky ise o sırada sokağa girenlere dönüyor, birine probleminin
ne olduğunu sorduğunda Steve başı geriye düşerek kendinden geçer, gerisini duymaz..
*
“Ne demek adamlara dayak attım!? Bucky!”
“Ben atmasaydım onlar beni dövecekti! Bizi yumuşak sandılar!”
17
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve şoktan çenesinin kilitlendiğini hissederken Bucky tekrar öksürmemesini ister, Steve
ise öksürmeyi düşünmüyor, korkuyla sorar:
“Bir şey dediler mi?”
Bucky lafları ağızlarına geri tıktığını söylediğinde Steve kendini savunamamanın verdiği
haksızlıkla yumruklarını sıkar, Bucky ise konuşur:
“Hiç o yönü düşünmeye bile kalkma Rogers.. Yürü, daha fırına gideceğiz..”
Steve onu kürekle döveceğini söylediğinde Bucky bir kahkaha atar, bir gün bir kavgada
değil onu yenmek, onunla eşit hale dahi gelirse kendiliğinden teslim olacağını söylerken
Steve onu ittirir, arkadaşı gülerek sokağın çıkışına gider..
*
“Başka bir adamın verdiği sözü tutmamı bekliyorsan gerçekten aptalsın.”
“Ben sadece olanları anlatıyorum!”
*
“Çocukken aramızdan su sızmıyordu.. Ancak büyümeye başladığımızda
ilişkimiz de değişmeye başladı..”
Kaşını kaldırarak açıklamasını istediğinde adamın yanaklarının pembeleştiğini
görüyorsun. O da farkında, açıklıyor:
“Öyle değil.. Artık delikanlılar oluyorduk ve sen hem zeki hem de güçlüydün:
diğer çocuklar seninle arkadaş olmak istiyorlardı.. Beni ise kimse istemiyordu,
hala 1-2 yaş küçük gösteriyordum, cılızdım ve devamlı öksürüp duruyordum.
Arada kaldığını biliyorum: bir yanda içinde olmak istediğin dünya, diğer tarafta
da ben vardım, o seçimi yapmak zorunda kalmandan hep nefret ettim..”
“Şimdi seni seçmiyorum, neden zorluyorsun?”
İstediğin tepkiyi ilk defa alıyorsun: şok ve utanç. Ardından ise inat geliyor,
cevap veriyor:
“Zorlamıyorum. Bunları dinlemeyi sen istedin.”
“Nedense onu da hatırlamıyorum.”
“Seninle daha önce yıllarca nefesim kesilene kadar konuştum, aynı şeyi
gerekirse tekrar yaparım, gerekirse tüm 28 yılımızın her anını da anlatırım.
Senin için yapmayacağım şey yok, anlamıyor musun?”
“Bucky için yapmayacağın şey yok. Ben düşmanınım. Unuttuysan.”
İnat, inat, inat.
18
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Senin arkadaşların çoktu, benimse hiç yoktu ama kötü hissetmiyordum. Ne
olursa olsun o arkadaşlardansa en sonunda hep bana dönüyordun, hala ben de
senin arkadaşındım ve bana yetiyordu.”
“Obsesifliği araştırmalısın.”
“Hayır, sen arkadaşlığı araştırmalısın. Yaşımız ilerledikçe daha önce farkında
olmadığımız şeyleri fark ettik: senin ailen gerçekten de ekonomik olarak iyi
durumda değildi ve bunu öğrendiğimizde iş işten geçmişti. Baban çalıştığı
şirkette zimmetine para geçirmişti ve annenin de bundan haberi vardı. Polisler
annenle babanı almaya geldiklerinde sana benim annem sahip çıktı.”
*
“Bucky! Bucky hayır-“
“Bundan sonra ne önemi var? Hırsızın oğluyum, değil mi?”
Steve onun için öyle olmadığını bağırdığında Bucky onu aşmaya çalıştığı kapıdan ayrılarak
ona bakar, Steve de minik ama güçlü bedenini kapıya yaslamış, onun çıkmasını
engellemeye devam ederken tekrarlar:
“Benim için değilsin.. Hadi Buck, bundan daha zekiyim..”
Bucky ‘diğerleri değil’ dediğinde Steve onlara aldırmamasını söyler, yolun sonuna kadar
kendisinin orada olacağı cevabını verirken yere bakan arkadaşı başını kaldırarak ona
bakar, yolun sonunun burası olduğunu söylediğinde ise Steve gülümsüyor, cevaplar:
“Daha yeni başlıyoruz Buck.. Sonuna çok var..”
Bucky onun dramayı ne zaman bırakacağını sorsa da dudakları gülümsüyor, uzanarak
onu kendine çekip sarıldığında Steve de kollarını onun omuzlarına dolar, tüm gücüyle
sıkarken Bucky de sesinde bir gülümseme, ‘yolun sonuna kadar, hım?’ diye tekrarlar,
Steve’in gülmesini sağlar..
*
O cümleyi biliyorsun. İfadesiz durmaya devam etsen de, o cümleyi biliyorsun.
*
“Steve, sizinle kalamam, anlamalısın..”
“Bir şekilde yolunu buluruz, fırın-“
“Fırın benim harçlığımdı Steve, annen ikimize birden bakamaz, ilaçların ne kadar pahalı
sen biliyorsun..”
Steve onun yetimhaneye gitmeyeceğini söylese de Bucky reddediyor, sadece 1 yıl
dayanmak zorunda olduğunu söylerken konuşur:
“Seneye 16 olacağız, o zaman kendi evimi tutabilirim-“
“Dünya savaşta Bucky, eve nasıl para bulacaksın?”
Bucky o halde sokağa düşeceğini söylediğinde Steve korkuyla öyle şeyler söylememesini
ister, konuşur:
19
Awakencordy
merkez-masa.com
“Yine de burada kal, bu gece.. Gitmek zorunda değilsin, değil mi? Salona koltuğun
yastıklarını koyarız, hadi..”
Bucky artık o yastıklara sığmadığını söylese de gitmek istemediği belli, çok itiraz
etmediğinde Steve de gülümser, fırlayarak koltuğun yastıklarını çıkartır..
*
“Tek bir tane arkadaşın vardı ve onu yine yanında istiyorsun.”
“Hayır, çok arkadaşım vardı.. Beni olduğum gibi görmüyorlardı, haklısın ama
yine de yalnız biri değildim. Senden farklı ilgi alanlarım vardı, senden farklı bir
çevrem de vardı, büyüdükçe daha da oturdu.. Evet hiçbir zaman karizmatik ve
güçlü bir adam olamadım ama yalnız değildim..”
Karşındaki karizmatik ve güçlü adamın elinde tuttuğu resimdeki cılız şey
olduğuna inanmak zor geliyor. Ama resimleri gördün, filmleri izledin, projeyi
okudun.
“Hayatımı o kadar çok kurtardın ki Bucky, hangi birini anlatmam gerektiğini
bilmiyorum..”
*
“Steve, Steve gözlerini aç-aç yoksa kafayı yiyeceğim, hadi..”
Steve sırf onu susturmak için gözlerini araladığında perdedeki güneş pırıltısıyla arası
dolar, Bucky onun saçlarını arkaya ittirirken konuşur:
“Günaydın.. Hey..”
Steve onun yüzündeki özene ve mutluluğa bakarken bu sefer ne kadar sürdüğünü sorar,
arkadaşı ise dert etmemesini mırıldanarak sirkeli suya batırılmış bir bezle onun boynunu
silmeye başlayınca Steve nefesi hafif, tekrar gözlerini kapatır..
*
Sen öyle hatırlamıyorsun. HYDRA, HYDRA, sen öyle hatırlamıyorsun.
“Bucky!”
*
“Steve..”
Steve hala uyuyor, Steve günlerdir uyuyor, annesi bitkin, bu sefer uyanamayabileceğini
söylemesinin üzerinden 2 gün geçmiş, mutfakta tek bir konserve bile yokken Bucky
delirmek üzere, uzanarak tekrar onun alnını siler, bir türlü düşüremedikleri ateşi ondan
almaya çalışırken sesi yorgun, 4 gündür uyumamış, konuşur:
“Steve, uyanman gerek.. Daha ne kadar yanacaksın dostum?”
20
Awakencordy
merkez-masa.com
Arkadaşı uyuyor, incecik bedeni bunu daha fazla kaldıramayacakmış gibi duruyordur ki
Bucky bir kez daha onun üzerini açar, ince örtüyü kenara ittirip onu havalandırırken
bedava olan tek şey olan serin suya bezi yine daldırıyor, onun vücuduna sürmeye başlar..
Steve uyanık olsa şu anda bambaşka nedenlerden kıpkırmızı kesilebilecekken Bucky şu
an onu utandırmayı buna bin kere yeğliyor, gözleri dolarak onun karnını siler, bacaklarını
iki yana açarken konuşur:
“Steve, uyanmazsan seni taciz edeceğim.. Gerçi 3 gündür seni taciz ediyorum ama
umursamıyorsun, yoksa hoşuna mı gidiyor dostum?”
Steve buna da uyanmazken Bucky üzüntüyle onu siler, ardından havalandırdığı ince
örtüyü tekrar onun üzerine örterken bu sefer diğerlerinden daha çok korkuyor, homo
olmanın bile problem olmayacağını düşünürken kendi kendine gülmeye başlar, konuşur:
“Steve, Steve gözlerini aç-aç yoksa kafayı yiyeceğim, hadi..”
Ve mucizeler mucizesi, Steve yavaşça gözlerini aralarken dünya yine parlak ve yine mavi,
Bucky uzanarak onun üzerine eğilir, gülümserken konuşur:
“Günaydın.. Hey..”
*
“Bucky! Bucky gözlerini aç-NATASHA!”
Ona kafa attığını bile fark etmemen en azından reflekslerinin yerinde olduğunu
gösteriyor. En azından, en azından.
“Bana dokunma!”
Sarışın adamın eliyle kafasına bastırıp çekilmesi tatmin edici. Ne olduğunu
unuttular. Ne olduğunu unuttular.
Sen hatırlıyor musun?
*
Seni yalnız bıraktılar, iyi, iyi. Panik oldular. İyi.
Kafandaki resimler nedir? Silahların geçmişi olmaz, gördüklerin nedir?
Eski bir ev, rutubet kokusu, aşınmış perdeler, renklerDuvara dokun. Gri. Gri, gri. Ama onun gözleri mavi. Neden maviyi
görebiliyorsun? Tüm dünyan siyah ve beyaz ama onun gözleri mavi.
Gördüğün oda kahverengiydi, neden?
Dünya renkli mi?
*
21
Awakencordy
merkez-masa.com
Bugün tek gelmiyor. Yanında Stark da var. Odaya girmeden önce konuşmuşlar,
ikisi de nereye oturacaklarını biliyor.
Stark’ın gözleri diğerlerinin gibi: açık siyah. Diğerininki mavi, mavi, mavi.
Seni izliyorlar. Bir şey söyleyecekler, hoşuna gitmeyecek. Burası hiç hoşuna
gitmiyor.
“Dün ne oldu?”
Stark nedense ona açılacağını düşünüyor ama Rogers seni diğerinden daha
fazla dikkatle izliyor. Biliyorlar, biliyorlar, biliyorlar.
Sessizlik dostun.
“Dün Steve’le konuşurken beyin aktiviten birden tavan yaptı, birkaç saniye seni
kaybettik.. O sırada ne gördün?”
Beynine bir şey mi taktılar?
“Bana ne taktınız?”
“Hiçbir şey.. Sana dokunmadan da seni okuyabilirim.. Adaletin Sembolü senin
onayın olmadan sana bir şey yapmamıza karşı..”
Adaletin Sembolü gözlerini devirdiğinde bir an Stark’a katılmadan
edemiyorsun: sen onun yerinde olsan kendin beynini açıp bakardın.
Sormak istiyorsun, yanıyorsun ama hayır. Hayır.
Yine deİletişim kurduğunu düşünebilirler. Kafanı görebildikleri ortada. Bir şekilde
zayıf kalacakları bir ortam yaratman gerekiyor.
“Dünya renkli mi?”
Artık dönüş yok.
*
“Buna inanamıyorum-“
“Neye inanamıyorsun? Arada bir fark olacağını biliyordun!”
Yine seni dışlıyorlar.
“Civcivini kaybetmiş tavuk gibi bağırmayı kes ve sakinleş Rogers, yoksa ben
seni döveceğim ve ona da izlemesi için bir kase mısır vereceğim!”
22
Awakencordy
merkez-masa.com
Yağlı mısır, tuzlu mısır, sinema koltukları. Büyük ekranlar, yağlı görüntüler,
yakın duran eller. Onun elleri. Hangi filmi izliyordunuz?
“Kış Lastiği, bana bak..”
Başını kaldırıp ona bakıyor olman diğer zamandan kaçış.
“Dünya renksiz değil, bu siyah bir tişört evet ama bak, onun üzerindeki açık
sarı, dosyalar kahverengi, kotlarımız mavi, hiçbir şey mi görmüyorsun?
Tamamen siyah-beyaz mı? Yoksa belirli renkler var mı?”
Stark. HYDRA’nın baş düşmanı. Bu beyinlerin savaşı, onların kullandıkları
silahlardan biri de sensin. Öbürü de Stark’ın yanında.
“Söyle dostum, başka renkler var mı?”
Rogers da en az senin kadar bunun önemini bilmiyor görünse de Stark’ın inadı
geçecek gibi gözükmüyor. Bir Stark ikinizin oluşmasına sebep oldu. Bu Stark
ikinizi birden yıkar mı?
“Var, değil mi?”
Göz göze geldiğinizde konuşmasan da verdiğin cevap ortada. Stark ise
gülümsüyor, gülümsüyor, gülümsüyor.
*
“Çık dışarı Steve-“
“Ama-“
“Bu onun beyni ve seni istemiyor!”
Rogers o kadar kalbi kırılmış gözüküyor ki bir an sırf daha ne kadar
kırılabileceğini görmek için üzerine basmak istiyorsun. Ellerin serbest olsa şu
anda onun boynunun etrafında olurdu.
Kapı açılıp kapandıktan sonra Stark sana dönüp şimdiye kadarki en aptalca
sorusunu soruyor:
“Bana saldıracak mısın?”
Elbette saldıracaksın. O düşmanlarından sadece biri.
“Sana neler yaptıklarını anlatacağım ve bunu anlatabilecek nadir kişilerden
biriyim, senin seçimin. İster oturduğun yerde çürü, ister seçimi eline al, daha
önce yaptın.”
Ne zaman?
23
Awakencordy
merkez-masa.com
“Beni öldürebilirdin ama öldürmedin. Hatırlamadığını biliyorum, problem
değil.”
“Ne kadar şey biliyorsun?”
“Bana saldıracak mısın?”
Bugün değil.
*
“Şimdiye kadar aslında doğduğunda normal bir insan olduğunu fark
etmişsindir. En azından fark ettiğini ummak istiyorum çünkü zeka pırıltısı
gösteriyorsun. Ve bana öyle bakman kelepçelerini çözmeme yardımcı
olmayacak.”
Bu sefer başını diğer tarafa yatırıp dişlerini göstererek gülümsediğinde adam bir
kahkaha atıyor.
“Boş zamanlarında şehirleri yakıp yıkmasan çok tatlısın, gerçekten-dişlerini
kapat Jaws, doğum adın James Barnes, o kadarını sen de biliyorsun, Kaptan’ın
sana anlatırken ağlayacağı bir kaza geçirerek öldüğünü sandık ama aslında
HYDRA seni ele geçirmişti ve sonra böyle oldun.. Bu.”
‘Bu’ diye işaret edilmek seni rahatsız etmese de ne olduğunun bu kadar net
olması dişlerini sıkmana neden oluyor.
“Dikkatini çektiyse önünde HYDRA hakkında kötü şeyler söylemiyoruz çünkü
tetiğin var, daha önce yaşadık. Steve önündeyken de seni serbest bırakmıyoruz
çünkü ona saldırdığının farkında bile değilsin.”
“Sana saldırmıyor muyum?”
“İrrite ettiğim için evet ama kimse sana beni öldürme emri vermemiş olsa
gerek ki beni öldürmedin.”
“Daha.”
“Aha, aha. Kelepçeleri açıyor muyum?”
Yapacağını düşünmesen de başını salladığında o da birilerine onay veriyor,
kelepçeler açıldığında yavaşça kollarını önüne getiriyorsun. Risk almıyorlar, hiç
almadılar, serbest kaldığın anlardan hep gazla uyutularak uyandın, kolların biri
içeri girmeden önce hep bağlıydı, ilk defa odada biri varken serbest kalıyorsun.
Stark gerçekten deli olmalı.
24
Awakencordy
merkez-masa.com
Belki deli, belki de değil ama lehimli masanın diğer tarafından dikkatle seni
izlediği kesin. Ne yapacağını kimse bilmiyor, aynanın diğer tarafındakilerin de
gaz tuşunun yanında beklediklerinden eminsin. Neyse ki bir makine olsan da
aklın yerinde, ona saldırmak sana bir şey kazandırmayacak.
Yavaşça yatağından kalkarken alışkın olmadığın yumuşak eşofmanlar varlığını
sana tekrar hatırlatıyor. Gri renkliler ama gerçekten griler mi, artık bilmiyorsun.
Stark gerginlikle seni beklese de sen masaya yürüdüğünde korkuyor
gözükmüyor. Lehimli iskemleyi gerçek elinle tutup öne geçerek oturduğunda
Stark’ın gözleri parlıyor.
Testi geçtin, odadaki ve odanın dışındaki herkes biliyor.
*
“Bu benim beynim.. Bu da seninki.. Aradaki farkı görüyor musun?”
Bakışlarını ona kaldırdığında Stark ‘muhteşem zeka farkından bahsetmiyorum’ dese
de ikiniz de ondan bahsetmediğini biliyorsunuz.
“Farklı renkler var.”
“Aynen öyle. Aslında birden fazla renk var ama şu anda göremiyorsun. Yine de
ton farklarına hakimsin, değil mi?”
Onay verdiğinde o da ‘hıhımmm’layıp devam ediyor:
“Bu beyin benim kendi irademde olan ve -umuyorum ki- başka birinin
oynamadığı bir beyin. Bu da seninki, bir bilgisayar olarak kullanılmış. Ne kadar
az ton farkı olduğunu görüyor musun? Sadece emir-komuta ve yaşamsal destek
ünitelerin açık. Şu kısım bendeki gibi rengarenk olmalıydı: burası bizi biz yapan
yer, anılarımız, kişiliğimiz, seçimlerimiz ve zevklerimiz.. Bunlar sende
kapatılmış, teknik olarak yaşayan bir robotsun.”
Hepsini biliyor olsan da birinin göstermesi ilk defa olan bir şey. Bakışlarını az
tonlu filmden ona kaldırdığında Stark seni izliyor.
“Bunu düzeltebiliriz. 2016 yılındayız ve benim teknolojim bundan çok daha
ileride. Eskiden beyin yıkaması geri alınamayan bir şeydi, bu konuda sana hak
veriyorum. Ve Tanrı biliyor, muhtemelen gelmiş geçmiş en profesyonel
adamlar beynini temizledi, onun da farkındayım. Ama bunu yapabilirim,
yapabileceğimi biliyorum..”
Kaşlarını çattığında boğazından çıkan ses de bir o kadar kuru:
“Hiç birinin beynini yıkadın mı?”
25
Awakencordy
merkez-masa.com
Arkasına yaslanırken burada takımı hakkında konuştuğunu söylüyor, sense
gözlerini deviriyorsun. Elbette yalan, elbette dolan“Hayır! Hayır, öyle pes etme, ne kadar ilerlediğimizi görmüyor musun? Pes
edersen kötü adamlar içini boşaltıp seni kuduz köpek gibi vuracaklar-“
“Ve neden vurmamaları gerekiyor?”
Ani çıkışın onu korkutuyor. Aynanın diğer tarafındakilerin
gerildiklerinden eminsin, eğer gevşeyecek kadar aptallarsa.
tekrar
“Sadece o adam istediği için bunu yapıyorsun, adam sadece ilk aşkını istiyor!”
Stark gözleri büyüyerek sana baktığında bir an ne söylediğini hatırlaman vakit
alıyor, artık o kadar kısa zamanları da mı hatırlamıyorsun?
Aynanın tarafından bir şeylerin kırıldığı, yıkıldığı duyuluyor.
Odaya gaz girmeye başlarken fırlayarak manasız da olsa bir anda -farkında dahi
olmadan- Almanca’ya geçerek ‘vergasung!’ diye bağırıp gazdan geriliyorsun. En
azından bu sefer ne yaptığını gizlemeyen bir düşmanın var, savaşınız ne kadar
kısa sürecek olsa da.
“Bana bak, bana bak! İkimiz de birazdan yere yığılacağız, beni dinle!
Uyandığında bu anı hatırlaman gerek, anladın mı? O adam aşkını istiyor ama
onun sayesinde şu anda hayattasın! Bir şey olabilme şansın var, seçim sende!”
Hiçbir şeyin seçimi sende değil, seçmek nedir bilmiyorsun bile. Tek seçtiğin şey
ya şimdi öldürmek, ya da sonra. Ya daha net açıyla, ya da riskle.
“Savaş isteyen adamlar onu da değiştirdiler, onu da bir makineye bağlayıp
incittiler, aynısını o da yaşadı! Sence seni anlamıyor mu?”
Başını kaldırıp ona baktığında Stark kaşlarını kaldırıyor.
Karanlık, karanlık.
*
“Seni silip önceki adamı ‘yüklemeye’ çalışmıyorum.”
Uyuyor rolü yapmak en kolayı. Sanki kolunu kendine çeken kelepçe seni
uyandırmamış gibi.
“Doğrusunu söylemek gerekirse elime tüm imkanlar verilse dahi öyle bir şey
yapamayacağımı biliyorum.”
Başını çevirip ona baktığında ilk defa aranızda yükseklik farkı var. Daha önce
hiç biriniz yerde, diğeri ayakta olmamıştı.
26
Awakencordy
merkez-masa.com
Olmuş muydu?
Rogers ona ulaşamayacağın bir yerde duruyor ama sanki yanına gelmek istiyor
gibi görünüyor. Acı olmalı, en çok istediği şey onu öldürmek istiyor.
Senin problemin değil.
“Sadece çevrenin farkında olmanı istiyorum, sana yapılanları öğren ve seç
istiyorum. Her şeyi öğrendikten sonra belki yine HYDRA için çalışmak
istersin, belki yine katil olmayı seçersin..”
“İzin verir misin?”
Başını iki yana sallarken ‘artık hayır’ dediğinde sonraki sorun kolay:
“Onlardan ne farkın var?”
*
Bugün diğerlerinden farklı. Bugün istediğin tek şey hareket etmek, sanki her
şey fazla, her şey gereksiz, kolunu sökmek istiyorsun, sökmek, sökmek,
sökmek.
Daha önce hiç bu kadar uyanık olmamıştın, hava sana mikrop gibi geliyor,
ölüyorsun, ölüyorsun, değersiz bir metal yığını paslanıyor, çöp çöp çöp.
“Hey.”
Açılan kapıya baktığında bileğin sen daha içeri gireni fark etmeden kelepçeye
yapışmış durumda.
“Bugün bir farklılık var. Ne oldu?”
Ellerinin arasından kan akması gerek, parmakların kemik kırılmasını duymayı
özledi, bunları duymak istiyor mu?
“Enerji.”
Belki uyuturlar, belki onlar da seni dondururlar, hatta daha iyisi: tüm bu
işkenceyi kafandan silerler. Belki, belki, belki.
Dönüp gidiyor.
*
Alan Silvestri – The Avengers
27
Awakencordy
merkez-masa.com
Bir anda hücrenin duvarları dört bir yana doğru genişlemeye başladığında ne
düşünmen gerektiğini bilmiyorsun. Kelepçen açık, kimse seni bağlamıyor, bu
bir test mi?
Fırla, hazır ol, kimse seni deviremez.
Dört duvar kenarlara doğru iyice gittiğinde çok daha büyük bir odanın içinde
olduğunu fark ederek etrafında dönüyorsun.
Bu nasıl bir oyun?
O sırada bir kapı açılıyor, ileride, senin dahi koşarak yetişemeyeceğin bir kapı.
Dört kişi yürüyor, beş. Beşinci havadan uçarak girdi, yukarıda, bir anda beş
rakibin oldu.
Uçan robot?
Diğerlerine dönerken daha ne olduğunu anlamadan tanıdık bir kalkan
vızırdayarak yanından geçip çok daha gerideki duvara çarparak yoluna devam
ediyor.
Kaptan kalkanını yakalarken içindeki tepki çoktan ayaklanmış durumda.
“Beni yakalayabilecek misin?”
Mavi, mavi, mavi.
*
Her yer ses, hız ve hareketle dolu. Bir yandan kadının sana saldırmasını
engellemeye çalışırken rengini çözemediğin bir dev seni ezmeye çalışıyor.
Kadının bir de ikizi var, beynini dağıtmak için özel bir sebebi varmış gibi sana
saldırıyor.
Tepenizde bir de uçan robot var. Çılgınca Kaptan’ı koruyorlar.
Hepsi sinir bozucu.
Silahın yok, odadaki tek silah arada sırada şarkı söylercesine bir sesle uçan
kalkan. Kimse de onu yakalamana izin vermiyor.
Saatlerce devam edebilecek gibiler. HYDRA neden seni bunlarla eğitmedi
merak ediyorsun.
Bir yerden sonra düşünmek vakit kaybettirici bir şey oluyor. Tekme, yumruk,
eğil, kalk, kaç, saldır, zıpla, devle her temasa geçtiğinde kafan allak bullak olsa
da onu da kısa sürede potansiyel bir silaha çeviriyorsun, onun üzerine tırmanıp
28
Awakencordy
merkez-masa.com
atladığında bir kere robotu yakaladın, o seni fırlattı ama o sırada havada uçan
kalkanı da yakaladın.
Denge ile düşmek senin yeteneğin, kimse sana hatalı bir düşüş yaşatamaz.
Elinde kalkanla salonun diğer tarafında onlara baktığında her şey bir an
duruyor. Hepsinin nefes nefeseliği ve dikkatli bakışlarından bunun bir saldırı ya
da test olmadığını anlaman uzun sürmüyor.
Enerjini atman için geldiler.
Sana yardım ediyorlar.
Elindeki kalkana baktığında mavi şeritleri görmek kolay. Başını kaldırdığında
hedefin hepsinin ortasında duruyor. Teşekkür etmek zayıflık, kendilerine
bağlanmanı istiyorlar. Öyle bir şey olmayacak olsa da bu imkanı yırtmak
istemiyorsun.
Geri savurduğun kalkan daha önce fırlattığın zamanlardaki gibi özel bir şarkı
söylüyor ve bir önce fırlattığın zamandaki gibi hedefini buluyor.
Kaptan yine birkaç adım gerilese de incinmiş değil, diğerlerine iyi olduğunu
söylerken dev sana dönüp konuşuyor:
“Metal Sinek.”
Kadının ikizi bir kahkaha atarken Robot’un yüzü açılarak Stark’ı gösteriyor,
herkes gülmeye başladığında ise sen nefretle doluyorsun. Sen buradakiler gibi
değilsin. Pratik için dövüştükten sonra gülen biri değilsin, ısındıktan sonra
yerin tekrar buzdolabı.
Hepsi konuşuyorken hala ortalarında olan Kaptan seni izliyor.
*
Clint Mansell – Memories (Someone We'll Never Know)
“Onlar kim?”
Metal kolun yine kelepçede, odan yine küçüldü, yatağa yattığın gibi uyudun ve
şimdi hiç olmadığın kadar ayık hissediyorsun.
“Takım arkadaşlarım.. Hiçbirini hatırlamıyor musun?”
Başını iki yana sallarken dürüstsün.
“Hepsiyle son 2 yılda farklı noktalarda karşılaştın. Bilmek istiyorsan
anlatacağım..”
29
Awakencordy
merkez-masa.com
“İstemiyorsam?”
İstemiyorsan yıkılacakmış gibi duruyor. Birini yumruklarınla parçalamayı
biliyorsun ama varlığının birini etkilemesi yeni bir şey.
“Daha önce beni hatırladın.. Daha önce geçmişi de hatırladın.. Söylemiyorsun
ama muhtemelen buradayken de bir şeyler hatırladın..”
Ne ikrar, ne inkar.
“Sen bir insansın.. Bazen aksini düşünsen de.. Ve bir insan insan olduğunu
bilmelidir, seçimleri olmalıdır, bilince sahip olmalıdır.. Sana bunu vermek
istiyorum..”
“Ama seçimlerimin hoşuna gitmeyen şeyler olma hakkı yok.”
“Var.. Sadece izin veremem.. Benimle yine savaşabilirsin, belki de kazanırsın.
Öncekilerden bir farkı olmaz, yine iki ayrı tarafta oluruz ama en azından
denediğimi bilirim. En azından karşımdakinin sen olduğundan emin olabilirim..
Buna değmez mi?”
Cevap vermeden onu izlediğinde mavi gözleri yoğun, tekrarlıyor:
“Sana söz veriyorum, eğer yine de gitmek istersen, eğer yine bana saldırmak
istersen, istediğin dövüşü vereceğim..”
Neden bu cümleyi daha önce de duymuş gibisin? Etraf kanlıyken?
“Güvenilir bir kaynaktan aldığım bilgiye göre her şeyi doğru sırayla sana
vermemiz lazım. O zaman bir şansımız olacak.”
“Kaynak?”
“Sen.”
“Bunu bana yapmanı istediğime beni inandıramazsın Rogers.”
Gülümsüyor.
“Nasıl istediğini merak etmiyor musun? Neden o yola girdiğini? Sen hatırlamak
istiyorsun.. İstediğini gördüm, kendin söyledin..”
“Neden? Kimse bana bir sebep veremiyor-“
“Bunu sana yapanın peşindeydin.. Her şey öyle başladı. İkimizin de ortak bir
hedefi vardı: bu projede her kimler varsa onlara ulaşmak.”
30
Awakencordy
merkez-masa.com
Eve dönmeye mi çalışıyordun? Tekrar dolaba girmek için?
Tekrar uyuyabilmek için neler vermezdin.
*
“Kelepçeyi açsam bana saldırır mısın?”
Hayır dersen açacak.
“Muhtemelen.”
İç çekiyor.
“O halde üzgünüm.. Başka bir şey ister misin?”
Boş boş baktığında mesajı alıyor ve kendi iskemlesine oturup yine yanında
getirdiği o defterleri ve dosyaları açıp anlatmaya devam ediyor, sanki hiç
bozulmamış gibi.
“Büyüdükçe bazı şeyler zorlaşmaya başladı.. Garip bir mahallede yaşıyorduk: o
zamana göre en açık fikirli yerlerden biriydi, her düşünce ve cinsten insan
vardı, gizli gizli kulüplerde erkekler başka erkeklerle de dans ederdi,
annelerimiz hepimizi oralara gitmekten yasaklasa da hepimizin haberi vardı.”
*
“Bir bar daha açılmış Steve, belki buna girebiliriz-“
“Hayır Buck..”
Elleri ceplerinde onunla ilerleyen delikanlı sırıtıyor, ‘ama neden?’ derken cevaplar:
“Biraz tehlike, biraz macera-“
“Macera istiyorsan ben sana yaratırım, kanuna aykırı şeyler yapmayacağız..”
Bucky yeni arkadaşlar bulacağından dem vurduğunda Steve istediğini yapmasını söyler
ancak sokağa girdiklerinde gördüğü manzarayla dururken Bucky de donmuş, sorar:
“Sizin ev-“ ikisi de aynı anda fırlarken onları görenler yolu ikiye ayırır, Bucky ondan önce
varırken içeri daldığında doktoru görünce ‘Oh Steve’ der, peşinden dalan Steve ise
muhtemelen içeri girmeden önce anlamış, gözleri dolarak doktora bakar..
*
“Açlık ve yorgunluk.. Bizim zamanımızda en sık görülen ölüm nedeniydi.. 16
yaşındaydık, o zamana göre yetişkin erkek sayılıyorduk ve bir anda bir başımıza
kalmıştık..”
16 yaşında çocuklar. Büyük adamlar.
31
Awakencordy
merkez-masa.com
“Annem öldüğünde borçları ödeyebilmek için evden çıkmak zorunda kaldım..
Sen o sırada motelde kalıyordun, ben de evsiz kalınca beraber ev açmak daha
mantıklı hale geldi. Tek bir odası olan minik bir ev tuttuk. O kadar minikti ki
masa salonun -ve mutfağın- neredeyse tamamını kaplıyordu, tek mobilyamız
odadaki yatak ve dolaptı.”
“Ve sonunda sevişebildiniz, sen de rahatladın.”
Gülüyor ama gülüşünde acı var.
“Hayır.. Ama ben devamlı hasta olan olduğum için yatağı daha çok
kullanıyordum, doğru.. Güzel bir evdi, ayrıca sahip olduğumuz tek şeydi, dalga
geçme..”
Sende dalga geçecek kapasite mi var?
*
“Ve sonunda birer yetişkiniz Rogers!”
“Fakir ve aç yetişkinler-“
“Ama yetişkinler! Eve giriş çıkış yasağı yok, ne yaptığımıza karışan yok! Öyle bakma,
anneni seviyordum ama yetimhanede beni delirttiler Steve..”
Steve bildiğini söylediğinde Bucky yatak odasını tamamen kaplayan çift kişilik yatağın
etrafından kaya kaya ilerleyip gömme dolabı açar, ceketini içine asarken de sorar:
“Hem ileride kızları atacağımız güvenli ve rahat bir yerimiz de var, değil mi?”
Steve kapıda duruyor, elleri ceplerinde, kendisinin öyle bir derdi olmayacağını
söylediğinde Bucky yatağın yanından yine kaya kaya oraya gelir, onun omzunu
patpatlayıp mutfağa girerken konuşur:
“Sen de boy atacaksın, bekle gör.. Benden daha uzun olacaksın..”
Steve güldüğünde Bucky musluğu açıp eğilir, ağzını dayayarak su içerken Steve de kendi
ceketini çıkartıyor, akşam için ne yiyeceklerini düşünür..
*
“Tahmin ettiğim özgürlük sevdasına düştün.. Yeni arkadaşlar edindin, her gece
geç geldin, para harcamaman gerektiği kadar alkol içtin, bense evde seni
bekledim.. Lütfen yorum yapma..”
Bir şey yapmayacaktın.
“İyiydik, ta ki ben tekrar hastalanana kadar.. Kışlar benim için zor geçiyordu,
her kış ayrı bir sınavdı, her birinden sağ çıkmaya çalışıyordum.”
İroni, hım?
*
32
Awakencordy
merkez-masa.com
“Steve, Steve lütfen üzerime ölemezsin, ölürsen kirayı ödeyemem-“ Steve elini ona
savururken hem gülüyor, hem öksürüyor, şimdi öleceğini söyleyince Bucky de gülerek
onu belinden tutar ve mutfakta yürütüp odaya götürürken Steve serin kumaşlara
düştüğünde yüzü koyun düşmesine dahi aldırmıyor, bir süreliğine gevşer..
Bucky odanın camlarını kapatıyor, kuru çarşafların nasıl olduğunu sorduğunda Steve
normalde çıkartsa kıpkırmızı olacağı bir ses çıkartarak hangisinin olduğunu umursamadığı
yastıklardan birine sarılır, çipil çipil olmuş gözleriyle ona bakarken Bucky de yatağın
yanında çömelmiş, sorar:
“Bir şey istiyor musun?”
Steve ‘sağlık, güç, biraz da adalet’ dediğinde Bucky ‘konserve mi olsun, şişe mi?’ diye
sorar, Steve de yorgunlukla gülümserken arkadaşı onun saçlarını karıştırıp kalkıyor,
konuşur:
“Akşam muhtemelen fazla mesaiye kalırım-“
“Bucky..”
“Eve gelip senin hastalık kokan nefesini mi dinleyeyim? Hayır, fazla mesaiye kalacağım..
Ben geldiğimde uyuyor ol Rogers..”
Steve çaresizlikle onu izlerken Bucky ütülenmemiş ceketini omuzlarına geçirir ve odadan
çıkar, bir süre sonra da kapının kapanış sesi gelirken Steve daha önce kendini zorluk
çıkartan biri olarak görmüş olsa da hiç bu kadar zor hissetmemiş, yanan gözlerini
kapatarak yutkunur..
*
“Çok açtım, çok açtık.. Herkes açtı ama ilaçlarım tüm paramızı kaplıyordu..
Benim çalışmama izin vermiyordun, dürüst olmak gerekirse beni çalıştıracak
bir yer de yoktu: ne zaman yatağa düşeceğim belli olmuyordu.. İyi olduğum
günler meydanda askerlerin ve çiftlerin resimlerini çizerdim.. O zamana kadar
öylesine yaptığım bir şeydi ama bir gün birisi para verdiğinde bunu bir işe
çevirmeyi denedim..”
Seni görmüyor, başka bir zamanı izliyor.
“Keşke yeterli olsaydı.. Eve getirdiğim birkaç doların yeterli olacağına inanacak
kadar naiftim.. Sense bizi suyun üzerinde tutmak için her şeyi yapıyordun..”
*
Steve bu saatte kimsenin kapılarını çalmasına alışkın olmayarak temkinle kapıyı aralar,
zabıtayı görünce geri çekilirken adam ‘Rogers’ diyor, konuşur:
“İkiniz iyi çocuklarsınız, o yüzden bu sefer bir şey yapmıyorum.. Ama sadece bir kere,
anlaşıldı mı?”
Steve anlamadan ‘Evet Bay Stump efendim’ der, cevap olarak da geri çekilen zabıta
oldukça sessiz bir Bucky’nin içeri girmesine izin verirken Steve kapıyı kapatıp arkadaşına
döner, sorar:
“Bucky, ne oldu?”
33
Awakencordy
merkez-masa.com
Bucky bir şey olmadığını söyleyerek odalarına gitse de Steve peşinden geliyor, minik
yerde sorar:
“Bir şey olmasa Bay Stump-“
“Beni fazla mesaide yakaladı, o kadar..”
Steve korkuyla fazla mesainin ne içerdiğini sorduğunda Bucky üzerindekileri çıkartıp
kenara atar, sonra da yatağa giderken Steve onun belinde gördüğü yeşilleşmiş parmak
izlerini fark ettiğinde ise elini ağzına kapatırken Bucky onun nefesini duymuş olmalı,
dönerek ona bakar, sonra da beline bakarken yakalandığını anladığında iç çekerek yatağa
çöker..
*
“Bunu nasıl yaparsın-“
“Bağırma Steve-“
“BAĞIRIRIM! Bucky! Bay Stump olmasa şu anda hapishanedeydin!”
Bucky para kazandığını geri bağırdığında Steve gözleri dolarak susar, sonra da başını
sallarken Bucky yapmamasını ister ama Steve reddediyor, cevaplar:
“Payıma düşeni karşılayamıyorum, ben de biliyorum-“
“Steve saçmalıyorsun-“
“Gerçekten mi Bucky? Saçmalıyor muyum? Sence annem de mi bunu yapıyordu-“ Bucky
o yola girerse suratına yumruk atacağını söylediğinde Steve nasıl girmeyeceğini sorar,
onu işaret ederek konuşur:
“Sen girdin..”
Bucky ‘hayır’ diyerek kalkar, ona ilerlerken atleti elinde, buruşturup bir kenara atarak
konuşur:
“Steve, ben iyiyim-“
“Nasıl? Kendin için yapsaydın senin kararın derdim ama-“
“Yine kendim için yaptım.. Eve döndüğümde senin evde olman kendim için gerekli..”
Steve hayatı boyunca yetmeyen ciğerlerle yaşamış olsa da ilk defa birisi nefesini
kestiğinde aradaki farkı öğrenerek ona bakar, Bucky de saçları dağınık, gözleri deli,
devam eder:
“Aynısını sen de yapardın; yolun sonuna kadar beraberiz, değil mi?”
Steve öyle söylememesini fısıldadığında Bucky çoktan söylediği cevabını verir, ardından
ilk defa bakışlarını kaçırırken sesi garipleşmiş, ‘elbette-‘ diye bir soruya başlar ama Steve
saçmalamamasını emrederek atılır, ona sarılırken arkadaşı yıllardır tanıdığı en temiz
adam, onun gözünde hiçbir şey kaybetmezken Steve onu sıkar, bırakmaz..
*
“Demek seks böyle oluştu. Bir yerde olması gerekiyordu.”
“Eğer onun yaptığını aşağılarsan dileğin gerçek olacak: sana saldıracağım ve
dövüşeceğiz..”
İçin sıkışsa da altta kalmamak için eğitildin, cevabın sen farkında olmadan
çıkıyor:
34
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bu kadar kolay mıydı? Bilseydim kurşun harcamazdım.”
Kontrollü bir nefes alarak seni ciddiye almadan konuşuyor:
“O zaman eşcinseller bilinir ama ortaya çıkmazdı. Ortaya çıktıklarında da
cezalandırılırdı. Bu gerçekten suçtu.. Cezaevi olmazsa akıl hastanesi oluyordu,
sence eğlenceli bir şey mi?”
Cevap vermemen gerektiğini anlayacak kadar decorum sahibisin, sesini
çıkartmadığında o da tekrar yeni bir nefes alıp devam ediyor:
“Ancak elbette her yerde vardılar, tıpkı şimdiki gibi.. O zaman da insanlar
destek veriyorlardı, şimdiki gibi.. Sadece açık açık yapamıyorlardı.. Yoksa daha
önce de söyledim: en açık fikirli mahallelerden birinde yaşıyorduk.. Yine de
buna karşı olan ailelerce büyütülmüştük, korkmamız ve konuşmamamız
doğaldı..”
*
Steve kaynayan suyu kapatırken ona bakış atıp duruyor,
çalışıyordur ki Bucky iç çekerek çekmeceyi kapatır, sorar:
cesaretini
toplamaya
“Ne var Rogers?”
Steve dudağını kemiriyorken bir an eliyle gösterir, sonra elini tekrar kendine çekerek
konuşur:
“Kadın eli gibi değiller..”
“Öyle mi dersin?”
Steve kızardığını hissederken bir şey söylemez, Bucky de kalçasını tezgaha dayamış,
tırnağının kenarını kemirerek konuşur:
“Olabilir.. Güçlü bir kadın da olabilir..”
Steve ‘olabilir’ dese de Bucky bir an sonra ışık gibi onu yakalar, bileğini tutup onun elini
beline koyarken Steve’in ince ve uzun parmakları kendisinden önce orada olan elin izine
konar..
Steve panikle arkadaşına baksa da bakışlarını kaçırınca bu sefer onun omuzlarını,
göğsünü ve yine o izi bulur, yavaşça parmaklarını bükerken parmaklar birbirine
oturduğunda Steve sorar:
“Nasıl?”
“Tekniği mi istiyorsun?”
Steve üzüntüyle ona baktığında Bucky öyle yapmamasını söyler, sonra onunla tezgah
arasından çıkıp kahve yapmaya giderken konuşur:
“Çok da farklı değil, ayrıca birinin gönlünü hoş etmene de gerek olmuyor, herkes neden
orada olduğunu biliyor, hallolup ayrılıyor.. Daha kolay..”
35
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve yeşil izlere bakarken öyle gözükmediğini söylediğinde Bucky iki kupayı da suyla
doldurur, sonra tekrar ona dönerken Steve sorar:
“Seni incittiler mi?”
“İncecik bir çiçek değilim Rogers..”
“Ama incinebilirsin..”
“Ama incitmediler, rahat ol..”
Steve emin olamazmış gibi baksa da ‘sevdin mi?’ dediğinde arkadaşı kahveyi mutfağa
püskürtür, Steve ise kıpırdamadan onu izlerken Bucky nefessizlikten bir anda kıpkırmızı
olmuş, lavaboya dönerek yüzünü silince Steve kıpırdamadan onu izliyor, bir daha
sormaz..
*
“Sevdi mi?”
Mavi bakışları masadan kalkıp seni bulduğunda her seferinde olduğu gibi yine
şaşırıyor. Artık daha iyi gizliyor, belki de alışıyor, ama yine de seni böyle
görünce şaşırmayı bırakmadı.
“O gece cevap vermedi.. Ben de tekrar sormaktan korktum..”
“Ama cevap verdi..”
Onay verdiğinde ‘anlat’ dememek için yanağının içini ısırıyorsun. Merak mı
yoksa yarım kalan şeylere karşı sinirin mi?
*
“Çok teşekkür ederim, annem bayılacak!”
Steve gülümseyerek kızın verdiği 1 doları alır, gömlek cebine koyarken Bucky kıza göz
kırptığında genç kız kıkırdayarak uzaklaşır, Bucky de konuşur:
“İyi iş Rogers.. Bir gün beni de çiz..”
Steve ondan daha güzel şeyler bulabileceğini söyleyerek meydanı izlemeye devam
ederken Bucky neden onu incitmekten hoşlandığını sorar, o sırada yanlarından geçen
birisi ‘homolar’ derken Steve gözlerini devirse de Bucky ‘sana değil dostum’ diye
arkasından seslenir, işler karışır..
Steve daha ne olduğunu anlayamadan adam geri dönüp Bucky’le kavga etmeye
başlarken Bucky de ayağa kalkmış, aldığı laf kadarını iade ediyordur ki Steve ortalarında
gözükmüyor, hayatında ilk defa Bucky’i zorla bir kavgadan çeker, ittirirken derdinin ne
olduğunu sorduğunda adam da uzaklaşmıştır ki Bucky cevaplar:
“Bunun gibi pislikler yüzünden o adamlar acı çekiyor Steve!”
Steve bir an ‘hangi adamlar?’ diyecek olsa da toparlandığında Bucky kızgın, devam eder:
“Onların arasında da iyi adamlar var.. Gördüm.. Sandığımız kadar kötü değiller..”
Steve üzüntüyle dolmuş, ‘elbette değiller’ dediğinde arkadaşı ona bir bakış atıyor,
ayakkabısıyla yerdeki kaldırım taşını yerinden oynatıp ittirirken cevaplar:
36
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bilmiyorum.. Bir kere, beş kere, ne fark eder, ben de onlardan oldum..”
“Bucky, yapma.. Onların hasta olduğunu düşünmediğimi biliyorsun..”
“Ben?”
Steve bakışlarını ona kaldıran arkadaşına ‘elbette hayır’ derken neden öyle sorduğunu
sorar, arkadaşı ise reddediyor, bir şey olmadığını söylerken Steve bastırınca cevaplar:
“Bir kere.. Bir tanesinde.. Hepsinde değil, yemin ederim ama bir tanesi iyi bir adamdı
Steve.. Beni bir odaya götürdü, benimle sohbet etti.. Uzun boylu, sarışın, gülümseyebilen
bir adamdı..”
Steve arkadaşıyla başka bir adamı hayal edemese de Bucky’nin sesindeki yumuşaklık onu
hep mutlu etmiş, cevap verir:
“Sevindim.. Sana iyi davranan biri olmasına..”
“Diğerleri de kötü değildi, sadece onlar daha çok korkuyordu.. Ama o adam iyiydi..
Sadece tek birine aşık olduğunu söyledi, ama onunla birlikte olması imkansızmış.. Tabii ki
imkansız.. Ama aşıktı Steve.. Görebildim..”
Steve iç çektiğinde Bucky de aynısını yapar, sonra yine özüne dönerken sırıtarak
konuşur:
“Belki de ben öyle seviyorumdur, uzun, sarışın ve gülümseyen, hım?”
Steve gülümserken kendisinin kısa ve sarışın olduğunu söyler, gece rahat uyuyacağı
cevabını verirken Bucky gülüyor, kolunu onun boynuna dolar, onca şamatasına rağmen
bir süre sonra alçak sesle teşekkür ederken Steve meydanı izliyor, duymamış gibi
davranır..
*
“Çizdin mi?”
‘Seni mi?’ dediğinde tuzağa düşmüyor, cevap vermiyorsun. O da kısa süre sonra
toparlanmış, klasörünü açarak bir defter çıkartıp cevaplıyor:
“En çok çizdiğim şey sendin.. Çizmeyi öğrenirken sokakta oyun oynayan
sendin, sabah erken uyandığımda yan yatakta yatan sendin, en iyi çizebildiğim
figür hep senindi, ezberlemiştim.. Hala da en hızlı ve rahat çizebildiğim şey
senin yüzün..”
“Bu mu?”
İkiniz de cevap verdiğin için şaşırıyorsunuz ama o daha hızlı kapatıyor.
“Sadece daha sertsin.. Çizmemi ister misin?”
Başını iki yana sallarken olması gerektiği kadar akıcı değilsin. Ama en azından
reddedebiliyorsun.
*
37
Awakencordy
merkez-masa.com
Kapı açılıp birisi elinde tepsiyle içeri girdiğinde kaşlarını çatıyorsun. Şimdiye
kadar hiç yemek vermediler.
“Kağıt bardakta çorba bitti mi?”
Sana dönerken ‘sen söyle’ diyor. Sana plastik çatal verecek kadar dahi
güvenmediler, haklı olarak. Aptal değiller, bu da seni sinirlendiriyor.
Tepside oldukça Amerikan bir hamburger ve patates kızartması birleşimi var.
En son ne zaman katı bir şey yediğini düşündüğünde bir imge oluşmuyor.
Muhtemelen görevlerin birinde dikkat çekmemek için bir şeyler yedin. Yedin
mi?
Yemek yiyor musun?
Masanın üzerini temizledi, tüm dosyaları kapatıp kaldırdı ve ayakta dönerek
sana bakıyor.
“Yemek vererek duygusal bağ kurmak bende işe yaramayacak, farkındasın değil
mi?”
“Sana günlerdir yemek veriyoruz, şimdiye kadar bize sarılıyor olman gerekirdi.”
İyi.
“Kelepçem var.”
“İstersen çözebiliriz.. Ya da tepsiyi sana getiririm..”
İkisinde de yakınına gelecek.
“Ölmek istiyorsun, değil mi?”
“Bugün değil..”
Başka gün istedi mi?
Mavi gözleri dikkatle seni izlerken sonsuza kadar sabredebilecekmiş gibi
görünüyor. Bir sonraki düşüncenden sen dahi emin olamıyorken bu adam nasıl
sonsuza kadar varolabilecekmiş gibi duruyor, anlamıyorsun.
“Saldırırsan karşı koyabilirim..”
Kaşını kaldırmadan edemiyorsun.
“Hala yaşıyorum, değil mi?”
38
Awakencordy
merkez-masa.com
Bir silahı ışıldatan şey ne zaman kullanacağını bilmektir.
Başını salladığında adamın yüzüne güneş doğuyor.
*
“Rogers, Fury seni öldürecek-“
Fury yaşıyor mu?
Başarısız görev sayın 2’ye yükseldi.
“O da beni öldürmek istiyor, arada fark yok.. Ki dürüst olursan, onun beni
öldürme olasılığı daha yüksek..”
En azından ne kadar başarılı olduğunu biliyorlar. Yine de Stark pek ikna olmuş
gibi değil.
Neden son kararı o veriyor?
“Masaya da mıknatıs koyabilirim, yarım saat sürer-“
“Hayır Tony..”
Tony?
Stark bundan hoşnut değil, belli de ediyor. Gözlerinde endişe var. Oysa ki
saldırmaya karar versen birini diğerinden koruyacak olan Rogers olurdu.
Rogers’dan kısa boylu adamın düşünceli bakışları sana döndüğünde sinirle dolu
bir bakış ve kaş kaldırışla onu daha da germeye çalışıyorsun. Ne kadar
çalışırlarsa çalışsınlar, Kaptan senin tarafında olacak.
HYDRA sahip olduğun güç için neler vermezdi.
*
“Açacaklar, hazır mısın?”
Gözlerini devirdiğinde gülümsüyor. Bir an sırf o yüzden gerçekten onun
boğazına sarılıp boynunu kırabilecekmiş gibi hissetsen de kolun birdenbire
serbest kalınca aklına üşüşenler nefesini kesiyor.
Önünde, savunmasız, görev, görev, görev.
Tekrar kendine geldiğinde onun birine dışarıda kalmasını bağırdığını fark ederek
odaklanıyorsun. Yerdesiniz, onun üzerindesin ve metal elin tepsiden arta
kalanları hançer haline getirmiş, onun boğazına basılı tutuyor.
39
Awakencordy
merkez-masa.com
Gözleri mavi, senden ayrılmıyor.
Nefesi hızlı, bu hale gelene kadar neler yaptığınızı algılamasan da bacaklarının
altındaki beden kalkıp sana vurmamak için kendini zorluyor, farkındasın.
Odanın dışında onlarca göz sizi izliyor olmalı.
Plastiği biraz daha onun boğazına bastırdığında daha da hareketsizleşiyor.
Oda bu açıda daha büyük hissettiriyor. Sağlam elin onun bileklerini başının
üzerinde birleştirmiş, kıpırdamasını engelliyor.
Kaptan Amerika bu hale gelmekten çekinmiyor.
“Üzerinden kalkacağım ama kıpırdamayacaksın, anlaşıldı mı?”
Pek anlamış gibi gözükmüyor.
“Anlaşıldı mı!”
“Rusça konuşuyorsun..”
Ne?
Kafanda kelimeleri bulmak zor olsa da harfleri görmeye çalışarak
tekrarlıyorsun. Bu sefer anladığını belirtiyor, sen de derin bir nefes alarak önce
bileklerini bırakıyorsun. Kıpırdamıyor, her hücresine kadar eğitimli bir asker.
Senin gibi.
Bıçağı çekip kenara attığında kıpırdamamaya devam ediyor. Büyük bir hücrenin
ortasında hedefinin üzerinde oturuyorsun ve o kıpırdamıyor.
“Dışarıdakilerin bizi duyamadığını söylemiştin.”
Bakışlarında yakalanma emaresi yok.
“Sen bana saldırdığında hattı açtılar. Dinlenemiyor değiliz, sadece ben sana
geçmişi anlatırken dinlenmiyoruz.. Bana saldırdığında her şeyi açıyorlar, inan..”
Cevap olarak yavaşça onun üzerinden dikleştiğinde penisleriniz birbirine
sürtüyor. Baştan çıkartmanın tüm derslerini öğrendiğini fark etmen aynı ana
denk geliyor. Geçmişindeki her şeyi bilerek mi seni aldılar? Bu adam için
fahişelik yapan biri HYDRA için neler yaptı?
40
Awakencordy
merkez-masa.com
Sarışın adam aklından geçenleri fark etmiş gibi değil. Sinirlenerek kendini biraz
daha ona sürttüğünde mavi gözleri büyüyor. Yine de kaçmıyor, yine de
kaçmıyor.
Ona fiziksel olarak saldıramazsın ama“İzin verirdin, değil mi? Buna bile?”
Normal insanlar vücutlarına değer veriyor olmalılar.
“Verirdim.”
“Çünkü o senin için başkalarıyla yattı.”
Onayladığında metal parmakların bükülüyor. Oysa ki avcunun içinde bir deri
olmalı ve kan akmalıydı.
“Beni öpebilir miydin Steve?”
Sorudan çok onun ismini kullanman onu yaralıyor. Metal elinin altındaki kalbin
atışlarını hissedebiliyorsun. Güm güm, güm güm.
“Onun gibi nazik olmazdım, değil mi?”
Yutkunuyor. Eğilip yüzünü onunkinin üzerine getirdiğinde nefesleriniz
birbirine karışıyor. Birbirinizden bu kadar farklı olsanız da aynı sistemle
çalışıyorsunuz. Nefes al, nefes ver. Güm güm, güm güm.
“Beni öpebilir miydin?”
Saçlarına giren parmakları ancak dudaklarınız birbirine yapıştığında fark
ediyorsun.
*
Bu bir öpücük değil. Bu bir ceza.
Saçlarındaki parmaklar seni o kadar sıkı tutuyor ki saçlarının artık sende
olduğundan emin değilsin. Belini sıkan el metal elin kadar güçlü hissettiriyor,
izlerini haftalarca taşıyacak gibisin. Dudaklarını ısıran dişler ve zorla ağzını
açtıran güç ne şefkat dolu, ne de aşık. Canını yakıyor, nefesini kesiyor, kalbini
hızlandırıyor.
Ondan koptuğunda saatlerce dövüşmüş gibisin.
İfadeni göremesen de onunki gibi olduğundan eminsin. Siyahları büyümüş
gözler, kırmızı ve ıslak dudaklar.
41
Awakencordy
merkez-masa.com
Üzerinden kalkıp fırladığında tepsinin parçaları ayakların altında eziliyor, bir
adım sonra da kolun senden habersiz, duvara yapıştığında içeri bir sürü insan
doluyor.
*
Herkes bir ağızdan konuşurken onları algılamakta zorlanıyorsun: kimsenin
konuşuyor olması daha önce önemli olmamıştı, sen konuşan ağızları
susturmakla görevlisin.
“Sen onu öptün, seni baştan çıkartmadı!”
“Benim kararım-“
“Değil! Olayımız şu anda onun silah halini bizim tarafa çevirmek!”
Oh.
Rogers hızla sana dönerken sen gülümsüyorsun. En azından birisi amacını
ortaya çıkarttı.
“Stark haklı Rogers, görev hedefini öpmemelisin..”
“Sen görev değilsin Bucky..”
“Bana öyle seslenme ve arkadaşlarına sormayı dene, hiçbirinin öyle
görmeyeceğinden eminim.”
Rogers arkadaşlarına baktığında hiçbiri ses çıkartmasa da Kızıl öneriyor:
“Yukarıda konuşalım, Steve bize bir şeyler anlatmak isteyebilir..”
“Steve ne istiyorsa burada da anlatabilir, ondan bir şey gizlemiyorum..”
Güven oyunları, güven oyunları. Sense kızıl kadının saçlarını izliyorsun.
Kırmızılığı göz alıyor. Onca sene kanı renksiz görmüş olman ilgi çekici, bu
renk olduğunu biliyordun. Nereden biliyordun? Daha önce de çok kan dökmüş
olmalısın.
Hepsi bir şekilde çıkıp gitmiş, sessizlik başına üşüştüğünde fark ediyorsun.
Geriye kalan gözlükleri olan orta boylu bir adam. İfadesi yumuşak, sanki
kimseyi kızdırmak istemiyor gibi duruyor. Ama gözlerindeki tehlikenin
farkındasın, kimsenin onu kızdırmaması gerekiyormuş gibi bakıyor.
“Bir şey değişti, değil mi? Natasha’yı izliyordun.”
Aptal olmamaları sonun olacak.
42
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Adım Bruce.. Belki ismimi duymuşsundur..”
“Doktor Banner?”
Bruce ‘hımm’layarak gözlerine ışık tutarken sen de onu izliyorsun. Adamın
dosyasını hatırlıyorsun ama onu öldürmeyi deneyip denemediğini bilmiyorsun.
Sakin adam senin reflekslerini inceledikten sonra geri çekilerek konuşuyor:
“Dürüst olacağım: renklerin geri dönüşü düşündüğümüzden daha hızlı oluyor..
Zihnine kurdukları bariyer çökmeye başladı-sana nasıl hitap etmemizi istersin?”
İlk defa biri soruyor.
“Benim de zihnimde başka bir adam var, aradaki farkı biliyorum..”
İlginç.
“İsmim Winter Soldier.”
“Pekala. Winter? Winter Soldier?”
Omzunu silkiyorsun. O ise önemi varmış gibi seni inceledikten sonra devam
ediyor.
“Zihnine kurdukları bariyer çökmeye başladı. Dosyalarında da bu yazıyor..
Eskiden seni devamlı dolaba koymuyorlarmış, belli bir dönem oldukça uzun
süre dışarıda kaldığın olmuş ancak dışarıda kaldıkça koşullanman yavaş yavaş
kırılmaya başlamış..”
Sanki başka bir hayatı anlatıyor.
“Hiç hatırlamış mıyım? Her şeyi?”
Gözlüğünü çıkartıp burun kemiğini sıktığında o gözlüğü yakalayıp ona
yedirmek aklından sadece altyazı gibi geçiyor. İlgin başka yerde.
“70’lerde görevini tamamladıktan sonra 2 hafta kayıplara karışmış, üsse geri
dönmemişsin. HYDRA’nın kalbine indirdiğin bir gerçek..”
“Ne yapmışım?”
“Brooklyn’e dönmüşsün. Hatırladığını düşünüyorlar ancak tüm bariyerler
yıkılmadan seni tekrar ele geçirmişler.. Ondan sonra da bir daha Amerika’ya
sokulmamışsın.. Hatırlama olasılığın olduğunu düşünmüşler..”
Kaşlarını çatıyorsun, şu anda Amerika’da değil misiniz?
43
Awakencordy
merkez-masa.com
“Steve seninle yine Amerika’da karşılaştı, evet.. Pierce senin dosyalarını bulup
aktive etmiş ve seni Amerika’da istemiş.. Son notları okumamış olsa gerek..
Hatta muhtemelen hiçbir notu okumamış, dosyanın ilk sayfalarında senin
Steve’in arkadaşı olduğun ve beraber hizmet verdiğiniz yazıyor.”
Cevap vermiyorsun. Bruce ne yapacağını göstererek elini uzatıp boynuna
koyduğunda sadece bakışlarını ona kaldırıyorsun. Sana zarar vermeyeceğini
bilmek garip bir şey.
“Nabzın normalden daha hızlı. Check up yapmamıza izin verir misin?”
Normal olmadığını bildiğini söylediğinde hafifçe gülümseyerek cevaplıyor:
“Normal bir check up olacağını söylemedim.”
*
“Nasıl ikna oldun?”
Onu deli edeceğini bildiğin için gülümseyerek cevaplıyorsun:
“Doktor Banner kibarca sormayı denedi, reddetmek istemedim.. Neden?”
Tahmin ettiğin gibi sabır dolu bir nefes aldığında koşmaya devam ediyorsun.
Makine düşündüğünden daha iyi, tüm gücünle koşmanda dahi bandını rahat
döndürüyor. Tepesinde yazan STARK şüphelerini çoktan gidermiş durumda.
Rogers kollarını kavuşturmuş, senin koşmanı izliyorken Doktor Banner
göstergelerini incelemekle meşgul, konuşuyor:
“Oldukça iyi gidiyorsun Winter, biraz daha hızlanabilir misin?”
Rogers’ın kendi kendine ‘Winter?’ dediğini gördüğünde daha da hızlanıyorsun.
İstedikleri kadar seni Önceki Adam yapmaya çalışsınlar, başaramayacaklar.
*
“Onlara kırmızıyı görmeye başladığını söylemedim..”
Terini silerken bunu duyunca bakışlarını ona kaldırıyorsun. Doktor Banner
çıktılarını incelemekle meşgul, senin bakışını hissedince dikleşerek cevaplıyor:
“Bu ‘senin sırrını saklayarak bana güven bağı oluşturmanı istiyorum’ tarzı bir şey değil..
Kafandaki duvarın yıkılmaya başladığını diğer bulgulardan da çıkartabiliyoruz,
arkadaşlarımdan bunu gizlemeyeceğim.. Ama renklerin senin için özel
olduğunu düşünüyorum..”
44
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap vermiyorsun. Üzerine geçirdiğin yeni tişört sana iyi hissettiriyor. Oysaki
önceden ne giydiğinin bir önemi yoktu, sadece gerekeni giyiyordun.
“Kafandaki sistem çökmeden Steve’in sana her şeyi anlatmasına izin vermen
önemli.. Hatırlayıp hatırlamamak senin seçimin olacak gibi hissediyorum..”
Bakışlarını ona çıkarttığında Doktor Banner hafifçe gülümseyip konuşuyor:
“En azından öyle olmasını diliyorum.. Geri dönelim mi?”
Kafesine bu sefer kendi tercihinle giriyorsun. İçeride parçalayacak bir şeyin
olmaması iyi.
*
O daha oturmadan sorun hazır:
“Doktor Banner 1970’lerde bazı şeyleri hatırladığımın rapor altına alındığını
söyledi, doğru mu?”
İskemlesine otururken yarıda kalmış, sana baktıktan sonra yavaşça oturup
cevaplıyor:
“Evet, hepsi Karpov’un raporlarında yazıyor.. İsim tanıdık geliyor mu?”
Başını iki yana salladığında o da şaşırmıyor.
“Karpov senin projenden sorumlu olan doktordu. Raporu da elimizde var.
Okumak istediğinde vereceğim.”
Öyle bir şey istediğini düşünmüyorsun.
“Bruce bana hikayenin devamını duymak isteyebileceğini söyledi.. Anlatayım
mı?”
“Seni durdurabilecek gibi değilim, değil mi?”
Aslında durdurabilecekmişsin gibi baksa da reddediyor ve cevaplıyor:
“18 yaşımı doldurduğumda beni Coney Island’a götürdün.. Paramız yoktu ama
bir şekilde biriktirmiştin, iki aydır bunu hazırlıyordun, ben de reddedemedim..”
*
“Bucky ben o şeylerden korkuyorum-“
“Alt tarafı tren, Rogers-“
“Yukarıda takla atan trenler!”
45
Awakencordy
merkez-masa.com
Bucky gülerek onca parayı çöpe mi atacağını sorduğunda Steve iç çekerek onu takip
eder, ikisi büyük roller coastera bindikleri an Steve ellerinin titremeye başladığını
hissederken Bucky onun elini yakalayıp aralarında aşağı indirir, tuttuğu elin parmaklarına
kendi parmaklarını geçirirken Steve dönerek ona baktığında arkadaki lunaparkı izliyor,
sorar:
“Sence Aşk Tüneli’ne girecek kızlar bulabilir miyiz?”
Steve ‘2 saatte mi?’ derken vagonlar hareket etmeye başlar, ne laf edeceğini unuturken
vagon yükselir, yükselir, sarışın delikanlı arkadaşının parmaklarını sıkarken Bucky
gülüyor, onun düşmesine izin vermeyeceğini söylediğinde tren aşağı kayar, Steve
bağırır..
*
“Yere indiğimiz an köşeye gidip kusmaya başladım.. Aşk Tüneli’ne benimle
girebilecek birini bulma ihtimalim varsa dahi o anda kaybettim.. Çevreden gelip
geçen herkes bana gülüyordu ama Bucky yine de beni terk etmemişti..”
‘Ne kadar romantik’ dediğinde sana bir bakış atıp cevaplıyor:
“O günden sonra ne zaman sana istemediğin bir şey yaptırmaya kalksam
Coney Island’ın intikamını mı aldığımı sordun..”
Beyaz karlarla kaplı bir uçurum. Elinde bir silah, önünde uzanan bir tel.
‘İntikam mı alıyorsun?’
‘Neden öyle bir şey yapayım?’
*
Steve elindeki sosisli sandviçi bitirmiş, çöpü atarken Aşk Tüneli’nden çıkan bir çifti izliyor,
mırıldanır:
“İçeride ne olduğunu hiç göremeyecekmişim gibi geliyor..”
Bucky ‘nerede?’ diyerek o tarafa bakıp görünce gözlerini devirir, sonra da kendi sosislisini
devasa bir lokmayla bitirirken zorla yuttuktan sonra cevaplar:
“Bir gün birisi aklını başından alacak, bak gör..”
“Benim aklımın başımdan gitmesi problem değil Buck.. Ben kimsenin aklını başından
alamam..”
Bucky elinin tersiyle ağzını siliyor, onu izlerken neden devamlı kendini aşağıladığını
sorduğunda Steve iç çekerek cevap verir:
“Olmayan bir şey yaratmıyorum, olan da bu.. Herkes beni 12 yaşında görüyor, bir kızın
dikkatini nasıl çekebilirim? 1-2 seneye evleneceksin-“
“Kiminle?”
“Biriyle.. Her yerde kızlar dönüp dönüp sana bakıyor Bucky, elbet biri ilgini birkaç günden
daha fazla tutacak..”
Bucky sırıtırken birkaç günün de uzun olduğunu söyler, onu güldürürken ardından
ciddileşmiş, cevaplar:
46
Awakencordy
merkez-masa.com
“Evlenmek gibi bir planım yok Rogers, daha kendimi geçindiremiyorum, bir kadına nasıl
bakarım? Ayrıca sen benim karım gibisin, yeter..”
Steve alındığını söylediğinde Bucky kolunu onun boynuna dolar ve kendine çarpar, ikisi
beraber yürürlerken Steve etraftakilerin onları büyük kardeşle küçük kardeş gibi
gördüklerini biliyor, bunu söylediğinde Bucky bir kahkaha atıp cevaplar:
“Onların salaklıkları, boşver.. Aşk Tüneli’ne ne dersin?”
Steve vurulmak istemediğini söylediğinde Bucky gülüyor, fısıldar:
“Arka taraftan diğer tipleri alıyorlar moron.. İstiyorsan girebiliriz..”
Steve ‘hangi taraftan?’ dediğinde oraya sürüklenir, Bucky bir falcı çadırına girdiklerinde
tüneli aradığını söyler, bir adam başka bir kapıdan onları çıkartırken Steve el değiştirilen
parayı görmüş, tüm bunları nereden bildiğini sorduğunda Bucky yüksek sesle
konuşmamasını fısıldayarak onu ittirir, ikisi gerçekten de sıra sıra vagonların olduğu
başka bir tünel ucuna gelirlerken Steve hayret içerisinde, arkadaşının ittirmesiyle tekli
vagona biner, sesini çıkartmaz..
*
“Nereden biliyordu?”
Omzunu silkerken hala bilmediğini söylüyor, dürüst de görünüyor.
“Bucky ben bir şey istediğimde onu yapmak için çırpınan biriydi.. Ki yanlış
anlama, durum karşılıklıydı.. Belki o da hiç birini bulup onunla birlikte Aşk
Tüneli’ne girebileceğime inanmıyordu ve içeriyi görmemi istiyordu, sormak
istemedim..”
“Ya da aslında sana aşıktı ve seninle içeri girmek istiyordu?”
Yüzünde beliren ifade o kadar üzgün ve o kadar yarım kalmış ki, bir an soruyu
sormamış olmayı diliyorsun. O ise toparlanmış, cevap veriyor:
“Mutlaka bizden daha zor zamanlarda yaşamış insanlar vardır ama her insana
kendi zamanı en zor geliyor olmalı, özellikle de gençken.. Şimdiki insanlar
aslında ne kadar özgür olduklarının farkında değiller, bazen kendi gördüklerimi
onlara yansıtabilmeyi istiyorum..”
Soruna cevap vermedi.
*
“Nasıl bir gündü Rogers?”
Sarışın delikanlı artık kocaman bir adam, eve girerken gülümseyerek cevap verir:
“Uzun süredir geçirdiğim en güzel günlerden biriydi, teşekkür ederim Bucky..”
47
Awakencordy
merkez-masa.com
Bucky arkasından girerken ‘güzel’ dediğinde Steve elinde anahtarlar, onun kapıyı
kapatmasını izlerken önünde durarak devam eder, konuşur:
“Ama tekrarlıyorum: paramızı buna harcamamıza gerek yoktu: evde oturup sohbet de
edebilirdik-“
“Bir kere 18 yaşında olacağız Steve, biraz cesur ol, hım?”
Steve gülümseyerek ona baktığında arkadaşı da mavi gözleri parlayarak gülümser,
ardından sanki bir şey diyecekmiş gibi yeni bir nefes alırken Steve beklese de cevap
gelmez, Bucky de bir an sonra boşvermiş olacak, onu geçerek odalarına giderken sorar:
“Benim doğum günümde ne yapacağız?”
*
“Neden bana sonuçlanmayan şeyler anlatıyorsun?”
“Ne gibi?”
“Sana ne söyleyecekti bilmiyorsun, yarım şeyleri sevmiyorum.”
Hafifçe gülerken diğer yarının sende olduğunu söylüyor.
*
“Neden okula gitmiyorsun?”
Steve gülümserken çizim okuluna giderse ona dair homo dedikodusunun sabitleşeceği
cevabını verir, bir yandan da onlara poz veren adamı çizmeye devam ederken Bucky
gazozundan büyük bir yudum almış, cevaplar:
“Bilmiyorum Steve, gerçekten bir şey olabilirsin.. Gazetelerde çizici olsan kötü mü
olurdu?”
Steve adamın çenesinin kıvrımını verirken kendisini adliyede duruşma salonlarında
olanları çizen basın mensuplarından biri olarak hayal eder, kalp atışları hızlanırken
arkadaşına bir bakış attığında Bucky düşünmesini söylüyor, konuşur:
“İstiyorsan Pazartesi teste gidebiliriz..”
“Test? Araştırdın, değil mi?”
Bucky sırıtırken ona bir broşür uzatır, Steve buruş buruş olmuş kağıdı alarak bakarken
adamdan özür dilese de yaşlı adam gülümsüyor, cevaplar:
“Arkadaşın haklı, bence de denemelisin..”
Steve gülümserken pembeleştiğini hisseder, ardından Bucky’e bir bakış atarken arkadaşı
memnunlukla sırıtıyor, yerde dönerek yüzünü tekrar güneşe verir, meydanın ortasında
yatmaya devam ederken bronzlaşır..
*
“Panik yapmana gerek var mı? 2 senedir yüzlerce insan çizdin Steve!”
Steve sadece yüz çizdiğini söylerken çizdiği tek vücut figürünün sokakta gördüğü kişiler
veya o olduğunu söyler, cevaplar:
48
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hiç kimseyi çıplak çizmedim.. Hiç kimseyi çıplak görmedim bile Bucky, bunu yapamam,
orada elim ayağıma dolaşır, rezil olurum-“
“Beni çıplak gördün-“
“Sadece gördüm, oturup saatlerce incelemedim.. Arada fark var..”
Bucky bir süre daha onu incelerken ardından kalkar ve üzerindeki atleti çıkartıp kenara
atar, sonra da pantolonunu açmaya başlarken Steve şokla ne yaptığını sorduğunda
arkadaşı cevap verir:
“Alıştırma yapman için 2 günün var-“
“Bucky!”
Bucky pantolondan kurtulmuş, küloduyla birlikte evde gezinip perdeleri çeker, sokak
kapısı kilitli olmasına rağmen gidip onu da kontrol ettikten sonra külodunu da indirirken
Steve iskemlesinde donarak kıpırdamaz, Bucky de cevaplar:
“O okula gireceksin Steve.. Bir şey olacaksın, bu yapacağım son şey olsa da başaracağım,
anlıyor musun?”
Steve gözlerini kırpıştırarak onun gözlerine bakarken arkadaşı kararlı ve sabit görünüyor,
devam eder:
“Bu çukurdan çıkabilecek biri varsa o da sensin.. Şimdi kalemlerini al ve beni nerede,
nasıl istediğini söyle..”
Steve kendine gelerek fırlar, eşyalarını almaya giderken yarı yolda vazgeçmiş, dönerek
ona ilerler ve bir şey söylemeden onun boynuna sarılır, arkadaşı da bekliyor olmalı ki
sımsıkı onu tutarken Steve parmakları onun omuzlarına batıyor, konuşur:
“Sen olmasan ne olurdum bilmiyorum Buck..”
Bucky öyle bir şeyi tatmayacağını söylediğinde Steve gülümser ve onun kolları arasından
çıkar, eşyalarını almaya giderken Bucky de kollarını çeviriyor, ayakta mı duracağını
sorarak onu takip eder..
*
Bir kağıt kaldırıp sana çevirdiğinde neyi göstereceğini biliyorsun.
Çizimdeki adam sen olamazsın.
Rogers kalkarak sana ilerlerken gözlerin çizimi inceliyor. Rogers kağıdı senin
parmakların arasına bırakıp gerilediğinde ona saldırmak için atılmadığını fark
etsen de bakışların kalem darbelerinde.
Resimdeki adam uzun boylu, saçları sık sık elini içinden geçirmiş gibi karışık
ama seninkinden farklı olarak kısa, gözlerinin kenarında gülümseme çizgileri
var ve çıplak.
Mutfak tezgahına dayanmış, boylu boyunca gözüken bedende yara izleri yok,
kurşun yırtıkları yok, bıçak delikleri yok. Güneşin bronzlaştırdığı, sağlıklı ve
mutlu bir adam var.
49
Awakencordy
merkez-masa.com
Ayak bilekleri birbirine dayalı, tezgaha dayanmış, elinde cam bir şişe var.
Şişenin sırtındaki detayda Coca Cola yazıyor, yarısı dolu. Tezgahta iki kupa var,
lavabonun kenarından eski püskü bir bez sallanıyor. Kurulama alanında iki
tabak, iki çatal, iki de kaşık var. Her şey iki taneyken adam bir, baktığı kişi ise
kalemin arkasında.
Farklı bir hayat, farklı bir adam.
Başını kaldırarak ona baktığında Rogers’ın gözlerindeki üzüntü bu sefer mana
kazanıyor. Parmakların arasında yok olmuş bir şey var, değerini ilk defa
anlıyorsun.
*
“Bu nasıl hala var?”
Bir süredir sessizdiniz, o masasında, sen yatağında.
“Savaşa gideceğim kesinleştiğinde değer verdiğim her şeyi bankada bir kasaya
koydum, çizimlerim de buna dahildi.. Birçok şeyim kurtuldu..”
“70 yıl kasayı kim ödedi?”
Hafifçe gülümserken savaşa giden askerlerin 100 senelik kiralayabildikleri
cevabını veriyor. 100 seneniz dolmadı, belki de aslında hala gençsinizdir.
“Ben de içebilir miyim?”
‘Neyi?’ derken anlamadığı ortada. Resmi gösterirken cevaplıyorsun.
“Coca Cola. En Amerikan markalardan biri.”
Bunu halledebileceğini söyleyerek kalkıp dışarı çıktığında sen de tekrar resme
dönüyorsun. Savaşın insanlardan hayatı çaldığını daha önce de duymuştun.
İçeri girdiğinde elinde metal bir kutu var. Sırf bir şey istedin diye, ilk defa
istedin diye sana metal bir kutu verecek kadar aptallaşacaksaAptallaşmıyor.
Diğer elinde yine kağıt bir bardak var. Suratın belli etmiş olmalı ki gülümseyerek
cevap veriyor:
“Üzgünüm, plastik bir tepsiyle beni doğrayabilecek hale gelen adama metal bir
kutu veremem..”
Sesini çıkartmıyorsun. O sırada duyduğun sesi ise daha önce duyduğunu
biliyorsun: görevlerde etrafında meşrubat içen çok kişi oldu ama nedense bu
boş odada sesi daha çok duyuluyor.
50
Awakencordy
merkez-masa.com
Doldurduğu kağıt bardağı sana uzattığında aynı gün içinde ikinci defa bir şeyi
onun bileğini kırmadan ondan alıyorsun. Bardak serin, dışarıda bir makine
olmalı. Burnuna çarpan hava baloncukları yudum alırken gözlerini kapatmana
neden oluyor.
Kendini 1940’larda bulmuyorsun. Ama nedense Rusya gibi de gelmiyor.
*
“Winter Soldier: Kola Bağımlısı.”
Ona bir bakış atsan da Stark etkilenmiş değil, istersen damardan IV ile
verebileceklerini söylüyor, reddediyorsun. Adamın en uçuk şeyleri bile
gerçekleştirebileceğinin farkındasın.
Stark senin 6. bardak kolanı içiyor olmanı umursamadan Rogers’ın omzuna
eğilerek bir şey söylediğinde ikisini izliyorsun. Mantığın 1940’larda büyümüş bir
adamın erkeklerle yakın durmasının doğal olmadığını düşünse de bilgin onun
orduda liderlik eden bir yüzbaşı olduğunu sana hatırlatıyor: en rahat hissettiği
yer erkeklerin arasında olmalı.
Stark ise tam bir sürüngen, kişisel alandan haberi olmadığı ortada. Parmakları
hala Rogers’ın omzunda ve ona fısıldadığı şeyler sarışın adamın kaşlarını
çatmasına neden oluyor. Stark her ne dediyse Rogers başını çekip ona
baktığında ikisi dip dibeler ve Rogers ‘şimdi mi?’ diye sorunca Stark ‘sence?’ diye
sorup ekliyor:
“Ona biraz kola ve pastel boya bırak, evi yakmayacaktır..”
Rogers sana laf atılmasına ilk defa tepki göstermezken Stark’ın bir önce
dediğini onaylayıp kalktığında ikisi hala oldukça yakınlar. Rogers toparlanıp
geleceğini söylediğinde Stark ona göz kırpıp dönüyor, dışarı çıktığında ise
Rogers sana dönerek konuşuyor:
“Gitmemiz gereken bir yer var, üzgünüm.. Ben yokken istediğin bir şey var
mı?”
Arkana yaslanırken sesin ve görüntün rahat:
“Erkek arkadaşın söyledi: biraz kola ve pastel boya bırak, belki duvarları
boyarım..”
Gülümseyişinde bu sefer ne alay ne de arayış var, onun yerine aklı başka bir
yerde ve seninle ilgilenmiyor. Eşyalarını toparlayıp geriledikten sonra elindeki
kağıt bardağı görüyor ama alma niyetlisi değil. Geri döndüğünde görüşeceğinizi
söyleyip çıktığında hiç geri dönmezse ne olacağını düşünüyorsun. Rogers
ortadan kaldırılırsa senin de yok edileceğin bir gerçek.
51
Awakencordy
merkez-masa.com
Bardağın bitmeye yakınken içeri giren kemik gözlüklü ve büyük göğüslü bir kız
senden pek de korkmuşa benzemeden elindekileri kaldırarak konuşuyor:
“Bunları sana verecekmişim.. Evi yakmamanı istediler.”
Kaşlarını çattığında kız kutuyu masaya bırakıp gidiyor, mıknatıs çözüldüğünde
de kalkarak oraya gidince gözlerini deviriyorsun.
24’lük pastel boya takımı.
*
O –veya takımı, kimlerin gittiğini bilmiyorsun- yokken senden sorumlu olan kız seni
pek de zorlamıyor. Gün içinde sıklıkla yanına gelip bir şey isteyip istemediğini
soruyor, reddedersen de üstelemeden gidiyor. Gelişleri arasında Rogers’ın kağıt
bardağını bırakıp plastik şişede kola getirmesi gözünden kaçmadı.
“Bardakta bekleyen kola berbat bir şey, biliyorum, düşmana bile dilemem.
Bununla kimseyi bayıltmayacağına söz verirsen bir dahaki sefere 2.5 litrelik
getiririm.”
Uluslararası katiller listesinde bir numara olmana rağmen kız senin sözüne
güvenecek gibi duruyor. Onay verdiğinde o da kendi sözünü tutarak sana
büyük şişelerden getiriyor.
Kimse seni ziyaret etmezken yapacak çok şey yok. Boya takımı sana bir hakaret
gibi gelse de yine de bunu onlara iade edebilme şansın var.
*
Saatler günlere karıştığında endişe etmek istemiyorsun. Rogers senin bir şeyin
değil ama buradan çıkış biletin olduğu kesin.
“O nedir?”
Kızın içeri girdiğini duymadın, mıknatıs da çalışmıyor.
“Beni rehin almayı deneme: hem benim için para vermezler, hem de beni rehin
alırsan Coulson seni öldürür..”
Kaşlarını çatsan da sesini çıkartmadığında kız yavaş adımlarla yanına gelip
duvara bakarak soruyor:
“Ne çiziyorsun?”
Bilmediğini söylemek istemediğinde kız anlamış görünerek resme dönüp
konuşuyor:
52
Awakencordy
merkez-masa.com
“Güzel gözüküyor.. Yardım ister misin?”
*
Darcy çok konuşan biri değil ama ne zaman konuşması gerektiğini biliyor. Ne
rengi seçmen gerektiğini bilemediğinde her nasılsa anlıyor ve nereyi boyamak
istediğini soruyor, rengi seçerek sana veriyor. Bazen de durmadan konuşarak
anlamadığın şeyleri anlatıyor: finaller, tanrılar, kötü üvey kardeşler, büyük
masallar.
İkiniz beraber duvarlardan birini tamamen kaplayana kadar Rogers geri
dönmüyor. Kaç kutu pastel bitirdiğinizi bilmiyorsun ama kaynaklarınız her
nereden geliyorsa tükenecek gibi durmuyor.
Darcy ona yardım etmeyi önerdiğinde ilk başta kaşlarını çatsa da ardından ‘eğer
kalçalarımı ellemek içinse-‘ diye başladığında ilk defa bir kadına karşı ne diyeceğini
bilemiyorsun. Daha önce hiç kimseyle bu kadar konuşmamıştın, ne yapman
gerektiğini bilemediğinde sana kola getiren kız cevaplıyor:
“Tamam.. Ama Clint’e söylemek yok..”
Onun kim olduğunu bilmediğin için sesini çıkartmıyorsun, o da sana tutunarak
yükseldiğinde kıkırdamadan edemiyor.
Ellerin onun belinde, onu kaldırarak tepedeki ışıkları boyadığınız bir sırada kapı
açılıyor, sen onu indirerek oraya dönerken içeri doluşanların suratları
şaşkınlıkla dolu.
Stark dalga geçmeye hazırmış da boğulmuş gibi duruyorken kızıl kadın ifadesiz
görünüyor. Darcy seni geçerek onlara ilerlerken ‘Clint!’ diyerek Kızıl’ın ikizine
uzanıp onun yüzündeki yaraları inceliyor. Clint’in kim olduğu anlaşıldı.
“Steve bunu görmek için her şeyi yapabilirdi ama sen onun komaya girmesini
mi bekledin?”
Elindeki pastel boyanın düştüğünü fark etmiyorsun.
*
“Uyanacağından neredeyse eminiz..”
“Neredeyse.”
Kızıl ajan seni reddetmiyor. Bunlar duymak istediğin sözlerdi: Rogers ölmek
üzere.
53
Awakencordy
merkez-masa.com
“Tüm doktorlar onu uyandırmak için strateji belirlemeye çalışıyorlar, Tony de
öyle.. Bruce hastanede, buraya gelebileceğini sanmıyorum ama sana selam
göndermemi istedi.. Umursuyorsan..”
Umursamıyorsun.
“Bir süre kimse seni ziyaret etmeyecek, sebebi bilmeni istedik. Gitmem gerek.”
Yumuşatıcı sözler veya duygusal laflar yok. Net ve açık.
*
Gerçekten de kimse gelmiyor, kimse.
Yemeklerin rotasyondaki ajanlar tarafından veriliyor, hepsi de senden
korkuyorlar. Olması gerektiği gibi. Kimse seninle temasa geçmiyor, dalga
geçmek için boya teslimatı bile yapılmıyor.
Uzunca süredir aslında ne olduğunu unuttuğunu fark ediyorsun: bir mahkum.
Üstelik bu sefer çıkış için elinde bir bilet de yok.
*
Gece efekti yaratmak için alçak tutulan ışıkların bir anda gündüz gibi
aydınlatılarak kapı açıldığında ayağa kalktığını bile fark etmiyorsun.
İçeri giren Stark’ın yüzü kireç gibi. Kötü haber geldi.
“Bunu yapmayı istemiyorum, bunu yapmak kesinlikle en manasız hareket ama
yapmazsak ve bu yüzden sonuç alamazsak kendimizi affetmeyeceğimiz de
ortada.”
Kaşlarını çatıyorsun. Stark bazen anlaşılmıyor. Hep hızlı konuşan adamın
kendini açıklamaya vakti olmadan içeri kızıl kadın giriyor ve Stark’a başıyla
dışarıyı göstererek seni kendisinin halledeceği cevabını veriyor. Demek ki zor
bir ölüm olacak.
Kapı kapanırken parmakların yumruk oluyor, metallerin birbirine geçtiğini
hissediyorsun. Kızıl kadın senin parmaklarını fark etmiş olsa da rahat
gözükerek cevaplıyor:
“Steve sadece belirli şeylere cevap veriyor.. Beyin frekansı açık, ancak
ulaşamıyoruz. Zihninin yine buza düştüğü dönemdeki formuna dönmesinden
endişe ediyoruz, bu yüzden uyandırmak için bazı uyarıcılar test ettik.”
Hala ölmemiş. Neden buradalar?
54
Awakencordy
merkez-masa.com
“Frekansın en yukarı çıktığı anlar ona Peggy’nin ses kayıtlarını dinlettiğimizde
ortaya çıktı.”
Peggy?
“Bruce bir şansımız varsa sende olduğunu söylüyor. Peggy onu yukarı
çekemiyor ama sende bir olasılığımız var.”
“Ben.”
“Sesin. Bucky gibi davranabilirsin.”
Bu bir şaka olmalı.
*
“Ben onun düşmanıyım! Görevim onu öldürmek!”
Etkilenmişe benzemiyor.
“Bana gidip onu kurtarmamı söylüyorsun, tüm emirlerime karşı gelerek.
Hayır.”
Onaylasa da bir silah yoktan varolarak odanın ortasında patlıyor. Kurşunun
ayağının yanında patladığını duysan da oraya bakmıyorsun. Her şey bir anda
netlik kazandı.
“Seni konuşturabilirim. Herhangi bir parçanı kaybetmen ses tellerini
engellemiyor. 15 dakika içerisinde Steve’e bir sonat okur hale gelebilirsin, sen
de biliyorsun.”
Biliyorsun. O da senin kadar Kızıl Oda ürünü.
“O yüzden: bu odadan ya ses tellerinle çıkacağım, ya da uslu olacak ve benimle
geleceksin. Ekonomik ve akılcı bir seçim yapacağından şüphem yok.”
Ekonomik ve akılcı.
Başını salladığında seninle iş yapmanın güzel olduğunu söyleyerek teşekkür
ediyor.
Kızıl Oda’da terbiye esastır.
*
Başka bir binaya gideceğinizi düşünmüş olsan da aynı binada farklı bir kata
çıktığınızda şaşırmanı sadece ustalığınla gizleyebiliyorsun. Stark Binası’nda
55
Awakencordy
merkez-masa.com
olduğunuza dair düşüncen tamamen oturmuş durumda. Kaçmayı denemeyecek
kadar etrafının farkındasın, koridordan dışarı çıkamayacağın bir gerçek.
Kızıl kadın seninle birlikte yürürken açılıp kapanan kapılardan onun Romanova
Romanoff olduğunu öğreniyorsun, eğer gerçek ismi oysa.
Romanova seni daha az kişinin olduğu ama daha güvenlikli bir koridora
sokarak ilerlemeni istediğinde karşı çıkmıyorsun. Yolun sonundaki kapı
muhtemelen içeri girmen gereken kapı.
Önüne geldiğinizde Romanova sırtını dönmeni istiyor, uyguladığında da metal
kolun gerçek koluna bağlanarak aynı mıknatısla sarılıyor.
“Omzunu çıkartmayı denersen mıknatısın içindeki -bir şeyler- aktive olarak 1 ton
ağırlığında hissettirecek, kolunun kopacağından emin olabilirsin.”
Şüphen yok.
“Hazır mısın?”
Değilsin.
*
Russ Columbo – Goodnight, Sweetheart
İçeride çalan müzik gerçek bir pikaptan yükseliyor. Odanın perdeleri yarı aralık,
içerisi sarılarla dolu.
Sarı, elbette sarı.
Rogers’ın saçlarının gerçek rengini ilk defa görüyorsun.
Romanova parmak uçlarıyla seni ittirdiğinde ona bakarak ne söylemen
gerektiğini işaret etsen de sadece konuşmanı fısıldıyor.
Hiçbir görevin bundan daha zor olmamıştı.
Odanın izlendiğini bilerek, sırtında 1 tonluk bir yükle yavaşça yatağa
ilerliyorsun. Sarışın adam huzurla uyuyor, müzik de ona yardım ediyor gibi
duruyor. Ama camekanlı bölmenin ardında Doktor Banner’ın beyin dalgalarını
izlediğini, Stark’ın da ekranlar arası gidip geldiğini görebiliyorsun.
Bir oda geçmişken diğer oda gelecek, sense ortada bir yerde duruyorsun.
Romanova’ya tekrar bir bakış attığında kızıl kadın ilk defa biraz yumuşayarak
yatağın diğer tarafına ilerleyip konuşuyor:
56
Awakencordy
merkez-masa.com
“Steve, bir arkadaşını getirdim.. Onun da burada olduğunu duymak hoşuna
gidebilir diye düşündük, belki uyanırsın..”
Camekanın arkasındaki ikili hem endişeyle hem de bunu yapmayacağının
düşüncesiyle sana bakıyorlar. Rogers uyuyor.
“Burası gerçekten güzel, değil mi Bucky?”
Şov zamanı.
*
“Rogers, hey..”
Daha önce hiç bu kadar saçma hissetmemiştin. Romanova başıyla devam
etmeni işaret ettiğinde gözlerini kapatarak başka bir adamın bu adamı görünce
duyacağı şeyleri söylüyorsun, daha önce de başkaları gibi rol yaptın, o kadar da
zor olmamalı.
“Bana fazla uyuduğunu söylediler, tembellik mi yapmak istiyorsun? Hak ettin
dostum ama artık uyanman gerekiyor.. Romanova yanımda, uyanmazsan kızı
ben kapabilirim..”
Romanova usul, ‘Natasha’ dediğinde bir an ona bakıyorsun. Göz göze
geldiğinizde her nasılsa seni anladığı belli oluyor. İkiniz de çok rol yapmaktan
kendinizi unutmuş insanlarsınız.
“Uyanacak mısın Rogers? Natasha’yı kaparsam ağlaman işe yaramayacak..”
Bir hareket yok. Olacağını da düşünmemiştin. Dikleşerek çenenle durumu
gösterdiğinde Romanova da bir süre Steve’i izliyor, sonra camlara dönerek
kaşlarını kaldırıyor.
İçerideki ikili çalışırlarken Banner baş parmağını kaldırıyor.
İşe yaradı mı?
Yaramış olmalı ki Romanova tekrar uyuyan adamı gösterince derin bir nefes
alıyorsun.
*
Saatler geçti. Romanova bir iskemlede oturuyor, sen başka bir iskemlede.
Kollarını çözdüler, sadece tonluk bileklik hala bileğinde. Rogers ise hala
uyuyor.
Uyduracak bir şeyin kalmadığında sana bir senaryo getiriyorlar. Stark’ın
stüdyosundaki yazarlar bir senaryo yazmışlar. Neye yazdıklarını bilmedikleri
57
Awakencordy
merkez-masa.com
aşikar olsa da görev bilinciyle yazılanları okuyorsun. En azından senin bir şeyler
yaratmanı istemiyorlar.
“Bu akşam hemşire okulundaki kızların nehir kenarındaki restorana geleceklerini
öğrendik, gelmek ister misin? Elbette istersin, ben gidiyorum.. Yanında ben olduğum sürece
diğerlerinin önemi var mı? Elbette yok..”
Kaşlarını çatarak Romanova’ya baktığında dudaklarını oynatarak ‘en iyi
arkadaşlar’ diyor ama senaryo hiç de öyle hissettirmiyor.
“Paramız var, fazla mes-“ cümleyi kestiğinde Romanova ne olduğunu işaret etse
de devamını okumayı reddediyorsun.
‘Fazla mesai’ Rogers’da iyi şeyler uyandırmıyor. Romanova ne olduğunu tekrar
sorsa da başını iki yana sallayıp sonraki sayfaya geçiyorsun.
*
“Öpmeyi denesenize..”
Darcy’nin verdiği suyu alırken sesini çıkartmadan bir sonraki sayfayı incelesen
de Romanova denediğini söyleyince bakışların ona kalkıyor. Kızıl kadın yorgun
olsa da hala uyanık, omzunu silkerek fırsatı geri tepmediğini söylediğinde
Darcy sırıtarak soruyor:
“İlk defa öpüştüğünüze inanamam.. Ben her gün senin yanında olsam ben de
seni öpmek isterdim..”
Romanova hafifçe gülümserken isterse öpebileceğini söylediğinde Darcy
kıkırdayarak odadan çıkıyor, o gittiğinde onunla birlikte gelen hafiflik de yok
oluyor. Göz göze geldiğinizde Romanova ‘görev içindi’ diyor, sense soruyorsun:
“Uyanması için mi?”
Romanova hafifçe sırıtırken onun zevk için olduğunu söylediğinde gözlerini
devirerek sayfana dönsen de, içeriki odadan Stark bir tek kendisinin
denemediğini ilan ettiğinde Doktor Banner sizlere bakmayı reddediyor.
*
Senaryo da bittiğinde daha fazla okumayacağını söyleyerek kağıdı ona
uzatıyorsun. Romanova alırken ‘Bruce?’ diye soruyor, ondan cevap beklerken
ayağa kalkarak kollarını kaldırıyorsun. Her yanın tutulmuş durumda, saatlerdir
burada bir roman okudun, bu sefer o hayat ikinize de ait değildi.
Sen kollarını gerip kapatırken Romanova sonuçları dinlemiş, konuşuyor:
“Daha uyanık.. Hala burada değil ama işe yarıyorsun..”
58
Awakencordy
merkez-masa.com
“Yani devam edeceğim.”
“Evet.. Öpmeyi denemek istemiyorsan..”
‘Stark kalmış’ dediğinde içeri giren adam iç çekerek ‘evet’ diyor ve yatağa
ilerleyerek konuşuyor:
“Belki de işe yarar, o zaman prensi bana veriyorlar mı?”
Romanova onun prens olmadığını söylerken Stark eğilerek dudaklarını
Rogers’ınkilere kapattığında beklenmeyen bir şey olarak Rogers’ın arkasındaki
göstergeler bir anda canlanıyor, en çok Stark korkarken hepiniz yataktan
geriliyorsunuz.
Doktor Banner içeriden ‘bir şey yok’ diye seslenirken Stark ‘uyandı mı?’ diye
soruyor, sen de cevabı beklerken bir yanının uyanmasını istemediğini fark
ettiğinde orayı bastırarak cevabı bekliyorsun.
“Uyanmadı ama öpüldüğünün farkındaydı, artık nasıl öpüyorsan-“
“Sadece dokundum! Nat bademciklerini aldı!”
Natasha fırsatları kullandığını söyledikten sonra sana dönerek ‘gidelim’ diyor. Bir
hücreden diğerine.
*
“Öper miydin?”
Yakalayabileceğin bir bilgisayar ekranı ya da konuşma olmadığını fark ettiğin
koridorları bu sefer kolların bağlı olmadan ve sırtında bir silahın namlusu
olmadan geri dönerken onun neden bahsettiğini anlasan da soruyorsun:
“Kimi?”
“Rogers. Uyanacağını bilsen..”
“Dudaklarımı da söküp alabilirsin. İtiraz etme hakkım yok.”
Güldüğünde sen de önüne dönüyorsun. Çıktığın kapıyı tanımak böyle bir şey
olmalı; onu zaten bir kere öptün.
Bir işe yaramadı.
*
İkinci günden sonra sana yazı okutmayı bıraktılar. Hepsi Rogers’ın yatağının
kenarında oturarak onunla sohbet ederken arada seni de konuşturuyorlar.
59
Awakencordy
merkez-masa.com
Doktor Banner’ın söylediğine göre Rogers hala en çok sen konuşurken tepki
veriyor.
“İnatçı olduğunu anlamıştım ama bu kadarı delilik.”
Rogers cevap vermese de sen de artık diğerleri gibi tek yönlü olarak devam
edebiliyorsun.
“Bilinçaltın benim hala O olduğumu düşünüyor, değil mi?”
Camekanın diğer tarafındaki Doktor Banner sizi pek dinlemeden göstergeleri
izliyor. O ve Stark dönüşümlü olarak makinelerin başındalar. Diğerleri seni
Rogers’la yalnız bırakmasa da Doktor Banner nedense seni onunla
bırakmaktan endişe duymuyor. Onu daha kötü hale getiremeyeceğini
düşünüyor olmalı.
“Hatırlama penceremin kapandığını ve bitene kadar bana her şeyi anlatman
gerektiğini söylemiştin.. Senden başka da anlatabilecek biri yok Rogers, sanırım
sonsuza kadar Winter Soldier olacağım, ben kazandım..”
Neden zafer tadı vermiyor?
“Doktor Banner uyanmanı bekliyor.. Stark seni gerekirse tekrar 70 yıl
uyutabilecek kadar teknolojisi ve parası olduğunu söylüyor ama Doktor Banner
dondurulmana karşı..”
Bu tartışılırken kimse sana sormadı ama sen de karşıydın.
“Tekrar dondurulursan benden farkın olmayacak.”
Dalgın cümlelerinin ardından bakışlarını yukarı kaldırdığında camın öbür
yanında seni izleyen Doktor’la göz göze geliyorsun. O bakışlarını kaçırıp işine
dönüyor, sen de iç çekerek Rogers’ın düzenle inip kalkan göğsünü izliyorsun.
Belki de bunu isterdi.
*
“Hey..”
Gözlerini aralayarak başını kaldırdığında uyuyakaldığını anlıyorsun. Gözlerini
kırpıştırarak tutulmuş boynunu dikleştirdiğinde ise neyin seni uyandırdığını fark
ederek fırlıyorsun.
“Uyandın.”
Mavi gözlü adam yorgun gözükse de hafifçe gülümseyerek cevaplıyor:
60
Awakencordy
merkez-masa.com
“Uyandım.. Ne kadar sürdü?”
O kadar nerede olduğunu bilmediği belli ve gözleri o kadar güvenle dolu ki
bunu kimse senden istemese de yapamıyorsun:
“Çok değil.. Su ister misin?”
Hafifçe ‘hayır’ sesi çıkartırken gözlerini tekrar kapatıp derin bir nefes alıyor.
Sizin göğsüne koyduğunuz eli yavaşça üzerinden kalkıp sana uzandığında sen
de onun elini tutuyorsun. Gerçek elinle. Ilık ve ılık.
“Yorgunum Buck.. Sen uyudun mu?”
“Uyudum.. Senin tekrar uyuman gerek Rogers.. İyileşmelisin..”
Gülümseyişi gerçek. Parmaklarını hafifçe sıkıyor, sonra parmaklarınızı birbirine
geçirirken gitmemeni söylediğinde sesini çıkartmıyorsun. Ne zaman ki yemek
almaya gitmiş Banner geri dönüyor, camın öte yanından sizi gördüğünde başını
sallıyorsun.
Kaptan Amerika uyandı ve hala yaşıyor. Sense başında bekliyorsun.
*
“Onu öldürmedin.”
“Öldürmedim.”
Hücrene girdiğinizde Romanova ellerini arkasında tutmaya devam ederek
konuşuyor:
“Faydan olsa da olmasa da, ona saldırmadığın için memnunuz. İstediğin bir şey
var mı?”
Özgürlük denen şey senin için bir şey ifade ediyor mu? Hep bir sahibin vardı.
Reddettiğinde bakışları hücrende dolanıyor, sonra seni bulurken fikrini
değiştirirsen onu istemeni söyleyerek geri çıkıyor.
Bir şey istemeyi bilmediğini devamlı unutuyorlar.
*
Belki nadiren gerçekten uyuduğun için, belki de hep öyle olduğundan, ışıkların
yine bir anda açılıp da içeri biri dalınca sinirlenerek o tarafa dönüyorsun ama
ayağa kalkar kalkmaz kolun duvara yapıştığından kim olduğunu anladın.
61
Awakencordy
merkez-masa.com
Büyük, uzun ve sarışın, ilerleyerek sana sarıldığında bundan daha büyük bir şok
yaşamadığından eminsin.
Senden uzun, senden daha güçlü ve büyük, kolları omzunda ve belinde seni
sararken kaskatı kesilmekten başka bir şey yapamıyorsun.
Teşekkür ediyor. Teşekkür ediyor ve geri çekilirken utanmışa benzeyerek
aranıza istediğin mesafeyi koyuyor.
“Neler yaptığınızı anlattılar.. Teknik olarak sen yanımda kaldığın için
uyanmışım..”
Yanlış, ama düzeltmiyorsun.
“Sadece.. Uyandığımda Bucky gibi davrandın, senin için zor olmalı biliyorum
ama teşekkür etmesem rahat edemezdim.. Kendini zorladığından eminim fakat
benim için önemini anlayamazsın; o an gerçekten evdeydim ve güvende
hissediyordum.”
Gözleri ıslak mı?
“Uyandığımdan beri, ilk uyanışımdan beri, hiç gerçekten evde hissedemedim:
uzay yolculuğu yapmış gibiydim, bana geleceğe gideceğimi söylemiştin ve
gerçekten oradaydım-kimseyi tanımıyordum, anlamıyordum, hiçbir gece
rahatlıkla uyuyamadım, ta ki sen uyumamı söyleyene kadar..”
O ben değildim diyemiyorsun.
“O sen değildin, biliyorum, ama öyle davrandın.. Önemini anlayamazsın..”
Bir yere ait hissetmek ve seni tanıyan birileri olduğunu bilmek? Evet,
anlamıyorsun.
Ne yaptığının farkına tamamen vardığı belli; bakışları sen hariç her yerde,
ellerini de arka ceplerine sokuyor. Model gibi duran bu adamın o cılız adam
olduğuna inanmak zor.
“Bir şeyi cevaplayabilirsin.”
Başını kaldırırken ‘elbette’ diyor, her şeyi cevaplamaya hazır.
“Ona aşıktın, değil mi?”
Aralık dudakları kapanarak sana baktığında cevap ortada.
*
“Ben.. Aslında hayır, değildim.”
62
Awakencordy
merkez-masa.com
Kaşını kaldırdığında doğru söylediğini söylüyor.
“Değildim.. Yani.. Evet, elbette aşıktım ama aynı zamanda değildim-nasıl
anlatabilirim bilmiyorum-“
“Bana 70 yıl önce yaşayan bir adam olduğumu anlatmak bunu anlatmaktan
daha mı kolay?”
Gülerken ‘evet?’ diyor, sense nasıl bakıyor olmalısın ki ardından toparlanarak
cevaplıyor:
“Biriyle beraber olmanın getirdiği bir aşk değildi.. Ne vaktimiz vardı ne de
ortamımız.. Ama en temelde, en derinde, evet aşıktım.. Ne kadar sevdiğimi sen
öldüğünde anladım..”
“Bir şey oldu mu? Aranızda?”
Dudağını kemirerek sana baktığında gerçekten bilmek istediğini fark ediyorsun.
O ise etrafına bakarak muhtemelen başka bir şey söyleyecekken o sırada
duvardaki resmi fark ediyor.
“Sen mi-?”
Cevap vermediğinde seni orada bırakarak çizime gidiyor. Ne olduğunu hala
bilmediğin manzara“Brooklyn Sahili.. Daha önce gittin mi?”
Kaşını kaldırırken ‘orada büyüdün demeyecek misin?’ dediğinde reddediyor.
“Bucky orada büyüdü.. Sen gittin mi?”
İlk defa farklı birisi olduğunuzu belirtiyor. O da farkında, farkında olarak
söyledi, farkında olmanı isteyerek söyledi. Hem seninle o adammışsın gibi
konuşuyor, hem de farklı olduğunu söylüyor.
“Benden ne istiyorsun Rogers?”
Bunu sormandan korkuyormuş gibi sana baksa da cevabı istiyorsun, bunu hak
ettin.
“Bana bir şans vermeni istiyorum.. Daha doğrusu kendine bir şans vermeni
istiyorum.. HYDRA’nın seni çevirdiği silah olmak istemeyeceğini
düşünüyorum ama son karar yine senin olacak, daha önce de söyledim..”
“Beni etkilemeye çalışma, ne istediğini söyle-“
63
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bize bir şans vermeni istiyorum, o kadar..”
“Ve sonra ne olacak? Her şeyi anlattığında ben hala bu adam olacağım, o
zaman ne yapacaksın? Hikayen bittiğinde kolum birden tekrar et ve kemik
olmayacak, her şeyi hatırlayıp senin dostun olmayacağım-ben hala Winter
Soldier’ım, üzerimdeki şeylerin rengini açman bunu değiştirmez Rogers.”
Gülümseyerek sana baktığında dişlerini dağıtmak istesen de inatçı, cevaplıyor:
“Daha önce benimle bu kadar konuşmamıştın.. Bir kere daha komaya girmemi
ister misin? Hatta belki bu sefer sen bana sarılırsın..”
“Boynunu kırmak için, evet.”
Gülümserken sana bir bakış atıyor, ardından da acıkıp acıkmadığını soruyor.
*
Getirdikleri kahvaltı en az 10 kişilik ama ikinize zor yetiyor. Onda serum
olduğunu biliyorsun ama sen nasıl bu kadar yiyebiliyorsun? Ya da ne kadar
süredir sen de bu kadar yemek istiyorsun? Daha önce sadece görev gerektirirse
yiyordun.
Daha önce görevler bitince donduruluyordun.
“Ne düşünüyorsun?”
Baş parmağını yalayarak temizlediğin sosun tadı sana başka bir şeyi hatırlatıyor.
Parmağını indirirken de bakışlarını ona kaldırarak cevap veriyorsun:
“Dondurulduğum sırada nasıl aç kalabildim?”
Bunu beklemediği belli, şaşkınlığını geçirdikten sonra cevaplıyor:
“İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kampa saldırı oldu ve askerlerimiz rehin
alındı. Sen de onların arasındaydın, seni kamptan ben çıkarttım..”
“Böyleyken mi?”
‘Öldüğünü düşündüm-‘
‘Ben de daha kısa olduğunu düşündüm-‘
“Böyleyken.. Orada sana bir şeyler verdiklerini biliyorduk ama o zaman ne
olduğunu hiç bilmedik..”
“Ben de mi senin gibiyim?”
64
Awakencordy
merkez-masa.com
“Değil misin?”
Güldüğünde boğazın acıyor.
“Ben adalet dağıtıcısı bir kaptan değilim, Rogers.. Ancak ölümün ve zararın
kaptanı olabilirim.”
“Onu da iyi dağıttığını inkar edemem..”
Hayret etmeyi reddetsen de başaramıyorsun.
“Seni rahatsız etmiyor mu?”
“Savaş savaştır, sen de sana verilen görevi yaptın.. Seçim yeteneğinin senden
alındığı düşünüldüğünde rahatsız olmam mümkün değil.. Sadece
üzülüyorum..”
“Arkadaşın benim yaptıklarımı yapar mıydı Rogers?”
‘Evet’ dediğinde bu sefer şaşırıyorsun.
“Evet?”
Onaylıyor.
“Evet.. Bir savaştaydık, biz de gurur duymadığımız şeyler yaptık.. Şimdi bazı
şeylere karşı çıkabiliyorum çünkü savaşlar farklı.. Ama o zaman bana da
şehirleri patlatmamı söylediler.. Bana da birilerini gösterip öldürmemi istediler..
Ve evet, Bucky de yaptı, yine yapardı..”
‘Savaş yüzünden onunla da oynadılar, sence seni anlamıyor mu?’
Sesini çıkartmadan onu izlediğinde izlenmeye izin veriyor. Ne zaman ki
bakışlarını kaçırıyor, sen de onu şaşırtıyorsun.
“Devamını anlat.”
Sana kaldırdığı bakışlar önce şaşkınlık, sonra da mutlulukla dolu. Ama bunu
onun için değil, kendin için istiyorsun.
Neyi yok ettiklerini bilmen gerek.
*
“Okula girmeye hak kazandığımda Bucky’den mutlusu yoktu.. Bu onun daha
çok çalışmak zorunda kalması anlamına geliyordu ama yine de mutluydu..”
“Tekrar fahişeliğe döndü mü?”
65
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hayır.. Kişisel duygularını karıştırmadan yapamayacağını düşündü, ben de
yapmamasını istiyordum, o yüzden problem olmadı.. Yaşımız alkole yettiğinde
bir yerde geceleri barmenlik yapmaya başladı, barın sahibini babası tanıyordu
ve hırsız olmadığını düşünüyordu, Bucky de faydalandı..”
Alkolün tadını hatırlamıyorsun. Seni etkiliyor muydu? Şimdi etkiliyor mu?
“Sen oraya ben de okula girdiğim sene bir süre dünyalarımız ayrıldı, inkar
edemem.. Artık daha farklı arkadaşlarımız vardı: ben sanatla nefes alanların
arasındaydım, sense gerçek hayatı soluyanların içinde yaşıyordun..”
*
“Merhaba alkollü..”
Bucky içeri girerken gülümser, ‘merhaba süt kaymağı’ diye cevaplarken Steve ‘hey’ diyor,
sütünden bir yudum alıp bardağı kenara koyarak cevaplar:
“4 aydır hasta olmuyorum, uzun tutma niyetindeyim..”
Bucky ‘aynen öyle’ diyerek yatağa düşer, onun yanına uzanırken ‘mmm’layarak başını
onun bacağının yanına gömünce Steve onu izliyor, sorar:
“Yorucu muydu?”
“Hıhım..”
“Boynundaki ruj lekeleri de aynı şeyi söylüyor..”
Bucky bu sefer güldüğünde Steve gözlerini devirir, kızlara yanlış umut vermenin ayıp
olduğunu söylerken arkadaşı gözlerini açarak yatakta döner, ona bakarak sorar:
“O ne demek?”
“Hiçbiriyle birliktelik düşünmüyorsun ama hepsiyle gönül eğlendiriyorsun demek.. Biri
senin annene de öyle yapsaydı-“
“Hey, hey, hey-“ Bucky dikleşirken sendeler ama Steve yardım etmez, arkadaşı da
kendini toparladıktan sonra cevaplar:
“Birincisi sütlü dondurma-“
“Gerçekten mi?”
“Annem öyle yerlere gitmezdi bu bir.. İkincisi annem kimseyle fingirdeşmezdi-sen ne
demek istiyorsun-“ Bucky ona bir yumruk savurduğunda Steve gülerek yakalar..
Sarışın genç onun annesinin onuruna laf atmadığını söylerken Bucky ‘attın’ diyerek diğer
kolunu da savurur, iyice onun üzerine düşerken Steve bacaklarını dengeler, onun da
başını tutarken Bucky ipi kesilmişçesine onun göğsüne düşünce de saçlarını kavrıyor,
sorar:
“Kestirmeyecek misin?”
Bucky ‘hımm?’lıyor, anladığında ‘cık’lar, kızların iyi kavradığını söylerken Steve gülerek
onun başına vurur, ardından gerçekten de karıştırıldığı belli olan saçları kendi
parmaklarıyla taramaya başlarken Bucky memnun bir ses çıkarttığında gülümseyerek onu
izliyor, kucağındaki başın uykuya dalmasını izler..
*
66
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ona vurulmaya başladığın şey saçlarıydı, öyle mi?”
Gülerken ‘hayır’ diyor ama yanakları pembe pembe.
Seni öptüğünde de eli saçlarına girmişti.
*
“Arkadaşım burada çalışıyor, en azından gerçek zeytinler yiyebiliriz..”
Herkes güldüğünde Steve de gülümser ve içeri girmek için kapıyı açarken kapıdaki adam
ona kaşlarını kaldırınca iç çekerek kimliğini gösterir, diğer arkadaşları kimlik göstermeden
içeri girerken Steve rengarenk bara bakar..
Her yer sarı ampullerle dolu, ortada hayal gücüne çok az yer bırakan bar kızları geziyor,
masaların neredeyse tamamı doluyken köşedeki saksafonlu bir adam pistte dans edenlere
müzik sağlıyordur ki Steve gülümseyerek ortamı sindirir, sonra da öne düşerken
arkadaşları çoktan bara ulaşmış, hem içki hem de masa isterlerken Steve arkadaşını
dışarıdan görür..
Bucky bej renkli gömleğinin kollarını kıvırmış, ensesindeki ter saçlarının uçlarını
kıvırmışken pantolon askıları omuzlarından düşmüş, iki tarafında durarak ona asi bir hava
veriyordur ki Steve onun gruplarındaki nişanlı çift olan Alice ve Karl’a ayrı bir
gülümsediğini, Alice’le de flört ettiğini görürken en sonunda kendisi de ilerler..
Steve Alice’in yanında dururken sıra ona geldiğinde Bucky bin yıl düşünse aklına
gelmeyecek bir şey yapar..
“Ne istemiştiniz bayım?”
*
“Ona yumruk attın mı?”
“Hayır..”
“Şimdi atmak ister misin?”
Gülse de senin kızgınlığın geçmiyor. Sana Bucky’nin ideal, onurlu ve dürüst bir
adam olduğu imajını vermişti.
“Seni tanımıyor gibi yaptı, senden utanıyordu-“
“Hayır.. O sırada ben de öyle düşündüm ama o da hata yapmıştı, herkes hata
yapar-“
“Böyle mi?”
Derin bir nefes alırken dinlemeni istiyor.
*
67
Awakencordy
merkez-masa.com
“Steve süt içsin-“ Steve arkadaşlarının iyi huylu dalga geçmelerine takılmazken Bucky’e
bakar, Bucky ise mavi gözleri okunmuyor, diğerlerinin siparişlerine dönerken Karl
Steve’in omzuna sarılarak konuşur:
“Ona da bir bira, bu sefer benden-“ Steve ona dönerek ‘gerek yok’ dese de Karl onu proje
ortağı olarak almasına teşekkür olduğu cevabını verir, Steve de razı olurken Bucky iki
bira koyuyor, uzatarak konuşur:
“Beyefendilere iki bira.. Hanımefendi?”
Alice karar veremediğini söylediğinde Bucky kendini ona teslim etmesini söyler, genç kızı
kıkırdatırken Karl nişanlısının beline sarılarak ona yardımcı olur, Steve ise elinde birası,
Bucky’i izlemeye devam ederken arkadaşı bir daha ona bakmaz, sesini çıkartmaz..
*
Steve kapıyı açarak çıkacağı sırada onunla yüz yüze geldiğinde Bucky resmi ondan önce
anlamış, ‘hayır’ diyerek onu durdurmaya çalışır ama Steve çantasıyla onu ittirerek dışarı
çıkmayı başarırken Bucky onun ceketine asılarak onu geri çeker, ikisini zorla eve sokarak
kapıyı ayağıyla kapattığında da konuşur:
“Steve, dinle-“
“Hayır! Bunu herkeste, herkeste beklerdim ama sen Bucky?”
Bucky onu dinlemesini istese de Steve reddediyor, gitmesine izin vermesini söylerken
sesinin titrememesine çalışarak devam eder:
“Bir daha benden utanmana gerek kalmayacak.. Çünkü burada olmayacağım..”
Bucky ‘hayır’ dediğinde Steve çenesini kaldırarak ona bakar, cılız figürüne rağmen
durdurulamaz gözükürken arkadaşı -arkadaşı sandığı adam- konuşur:
“Özür dilerim, tamam mı?”
“Tamam değil Bucky.. Değil, sen benim limanımsın, bunu nasıl yaparsın?”
Bucky tekrar özür dilerken çaresiz gözüküyor, cevaplar:
“Bu işe ihtiyacım var Steve.. İhtiyacımız var.. Oradakilere tek başıma yaşayan ve her
gece kadınlarla gönül eğlendiren bir adam olduğumu söyledim, öyle bir resim çizdim,
şimdi senin gibi efendi ve iyi biriyle gözükemem.. Görünüşünle alakası yok, yemin
ederim.. Enine boyuna 2 metre olsan da aynı şeyi yapardım.. Çünkü salağım ama durum
bu..”
Steve bu kadar kolay olamayacağını söylerken onu incittiğini belirtir, Bucky de bildiği
cevabını verirken üzgün görünüyor, uzanarak onun bileklerini tutar, sonra da ona
sarılırken sıkı sıkı tutuyor, cevap verir:
“Ben de kahroldum-“
“Öyle gözükmüyordun..”
“İyi rol yapıyor olmam içimi değiştirmiyor..”
Steve gözlerini kapatırken arkadaşı onun sırtını sıkar, ardından onun aklından geçeni
söylerken ciddi, cevaplar:
“Bu gerçek olan.. Sen gerçek olansın, sen de benim limanımsın Steve..”
68
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve kapalı gözlerini yumarak derin bir nefes alırken bir daha böyle bir şey yaparsa
gemilerini vuracağını söyleyince Bucky gülümseyerek ayrılır, Steve de gözlerini açarak
ona bakarken arkadaşı bir an delilikle her şeyi yapabilecek gibi gözükse de ardından
dönerek odaya gider, onun çantasını da ardı sıra götürürken Steve sanki dalga kıranını
kaybetmiş, olduğu yerde sarsılır..
*
“Ben affetmezdim.”
Gülümserken ‘evet’ diyor, ‘oldukça yaratıcı ceza yöntemleri bulabileceğinden eminim.’
“Bulurdum. Birey sayılmamak korkularından biri, arkadaşın olduğunu söyleyen
biri en büyük korkuna oynuyorsa arkadaşın değildir.”
İç çekerken her şeyin o kadar siyah beyaz olmadığını söylüyor ama sana göre
öyle.
Belki de renkleri göremediğin içindir.
*
“Her gece bu kadar kızı nereden buluyorsun?”
Bucky ona boynunu açmış, sağa sola çevirirken Steve ıslak bezle onun boynundaki ruj
lekelerini siliyordur ki arkadaşı bol bahşişle geçen başka bir gecenin ardından cevaplar:
“Deneyim kazanmak isteyen ama evlenmek istemeyen çok kız var Steve.. Dünya o kadar
da terbiyeli değil..”
“Belli oluyor.. Sırf senin üzerindekilerden ne kadar değiştiğini görebiliyorum..”
Bucky sırıtarak ‘heh’lediğinde Steve gözlerini devirir, ardından öpüşmenin nasıl bir şey
olduğunu sorarken Bucky bir an ona ‘hala mı biriyle öpüşmedin?’ diyecek gibi dursa da
cümlesini yuttuğu belli, cevaplar:
“El sıkışmak gibi..”
“Yalan söyleme Buck-“
“Söylemiyorum! Dudaklarınla el sıkışmak gibi..”
Steve gülerken Bucky de sırıtır, isterse bara gelmesini söylerken konuşur:
“Sana da güzel bir leydi bulabiliriz..”
Steve bilemediğini söylerken son lekeyi de temizler, bir kızın rujunu dudaklarında
hissetmenin nasıl olacağını merak ederken Bucky ‘hadi’ diyor, yarın için ondan söz
aldığında Steve çaresiz, rüzgara kapılır..
*
“Ertesi gece Bucky’nin izin gecesiydi.. Evde oturup dinlenebilirdi ama hayır,
beraber dışarı çıktık ve şehrin öbür tarafındaki barlara gittik.. Bucky o gece 3
kız öptü, bense hiç kimseyi öpemedim..”
Şaşırmadın.
69
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bucky o geceden sonra bunu kendine bir görev edindi: bana birlikte olup
evleneceğim kızı tanıştırana kadar durmayacaktı.”
“Buldu mu?”
‘Eh’ derken yüzünde garip bir ifade var.
“Geçmişte kalsaydım evleneceğim kızı bulmuştum.. Beni kabul eder miydi
bilmiyorum, ama muhtemelen ederdi..”
Gözlerini devirirken onun aptal olduğunu düşünmeden edemiyorsun. Kaptan
Amerika’yı özellikle bu çağda reddedecek biri var mıdırSen hariç.
*
Steve arkadaşının daha bir saat önce tanıştığı kızla gülüşerek dans etmesini izlemekten
yorulmuş, esnemesini bastırarak suyundan bir yudum daha alır, ardından Bucky’nin kızı
havaya kaldırarak taşıdığını görünce de onların uzun kalacaklarını anlamış, ceketini alarak
ev yoluna koyulur, kapıya gider..
Dışarısı serin ve rahatlatıcı, Steve ceketini giyerek ellerini ceplerine sokar, eve dönüş
parasını Bucky’nin ceketine koymuş, bahar havasının tadını çıkartarak eve doğru
yürümeye başlarken açık pencerelerden duyulan radyo istasyonunun şarkısını evlerden
eve takip ederek yoluna devam eder..
“Steve!”
Steve kaldırımda oraya dönerken ona koşan arkadaşını gördüğünde ne olduğunu sorar,
Bucky de ona yetiştiğinde kolunu onun omzuna doluyor, niye gittiğini sorunca Steve
onunla birlikte yürümeye başlayarak cevaplar:
“Nancy ile iyiydiniz..”
“Kim?”
“Nancy.. Dans ettiğin kız..”
Bucky ‘ah’lar, sonra da onunla birlikte yürümeye devam ederken birkaç sokağı
düşünceleri ve Bucky’nin nefesiyle geçer, arkadaşı da ne düşündüğünü sorarken Steve
‘hiç’ diyor, cevaplar:
“Ben de beni öpmezdim..”
Bucky onun nasıl bir laf olduğunu söylerken sesi alkollü, cevap verir:
“Onların aptallıkları.. Ben öperdim..”
Steve kalbi hoplarken ‘şişşt’ der, arkadaşı ise isim vermediği cevabını verirken onun
omzunu sıkıyor, konuşur:
“Gerçekten Steve.. Onların aptallığı..”
“Ama onların aptallığı beni yalnız bırakıyor..”
“Aptal birini istemezsin, değil mi? Ben sana yeterim..”
70
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve tekrar ‘şişşt’ derken ona ne içtiğini sorar, Bucky ise apartmanlarını görünce
neşelenmiş, oraya koşarken ‘doğruluk serumu!’ diye bağırınca Steve gülerek onu takip
eder, arkadaşının anca açtığı kapıdan girdiğinde ise Bucky’i dibinde bulunca sorar:
“Buck?”
Bucky kollarını kapıya dayarken onu hapseder, Steve olduğundan da kısa hissederken ne
olduğunu sorunca Bucky ‘hiç’ diyor, ona biraz daha yaklaşırken konuşur:
“Neyi yapamadıklarını deniyorum.. Sus..”
Steve neyi yapamadıklarından çok kiminle yapmadıkları kısmını açıklamaya çalışsa da
Bucky tekrar susmasını söyler, bu sefer sesi Steve’in dudaklarına çarparken sarışın genç
adam susar, onu izler..
Dairelerin birinden hafif bir müzik geliyor, Bucky’nin dudakları sanki ısırılmışlar gibi
kırmızı, onun dudaklarını inceleyen mavi gözleri gözükmüyor ama diğer yandan kolonya,
bira ve dans kokuyordur ki Steve gözlerini kapatarak ona bakmayı reddederken Bucky
sanki nefes almıyormuşçasına sesi kuru, konuşur:
“Kolay gözüküyor.. Aptallar, Steve..”
Steve gözlerini açtığında Bucky ile göz göze gelir, arkadaşı bir an ‘keşk-‘ derken ardından
ondan ayrılır ve tuvalete gideceğini söyleyerek bodrum kata giderken Steve sessiz,
koridorun ortasında durur..
*
“Seni öpmek istedi, değil mi?”
Bilmediğini söylediğinde dürüst gözüküyor.
“İki aptal, neden bana iki aptalın hikayesini anlatıyorsun?”
Gülerken herkesin onun kadar uzanıp alan biri olmadığını söylerken de dürüst
görünüyor.
“Kimileri ellerinde olan şeyi bozmak istemez, biz diğerimiz için en değerli
şeydik.. Ve erkeklerin böyle şeyler hissetmesi yasaktı, ne yapabilirdik? Beni
orada öpseydi yumruğu basardım, sonra ne olacaktı?”
“Onu affedecektin, affettiğini ve önemsemediğini, onu halen aynı adam olarak
gördüğünü ispatlamak için sen de onu öpecektin, bir daha o konuyu
konuşmayacaktınız ama gizliden ona aşık olmakla uğraşacaktın.”
Sessizce sana baktığında ciğerinin yandığını hissediyorsun.
Oh hayır.
*
71
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve tüm ‘Anne Rogers’ saldırılarına karşı ayakta, elinde çorba dolu termosla barın
içerisinde ilerliyor, Bucky’i arıyordur ki onun dışarı çıktığını anlayınca arka kapıdan o da
dışarı çıkar, son bir senede onu tanımış ekip ona aldırmazken Steve ara sokağın çöp ve
idrar kokan kokusuna çıkarken ışıklardan sonra ani karanlığa gözlerini alıştırır..
Sokak tamamen karanlık değil ama loş, Steve öpüşen bir çifti seğirerek geçer, Bucky’nin
ara aldığı zamanlar kafasını dinlediği sokağın dibine giderken orada da öpüşen birilerini
fark edince geri basacak olur ama ayağı bir konserveyi ittirir, ses çıktığında öpüşenler
irkilip oraya dönerken hızla ayrıldıklarında Steve onların iki adam olduğunu fark eder..
Bar aynı bar, sokak aynı sokak, önünde iki adam öpüşmüş ve dünya yıkılmamışken
sarışın adam derin bir nefes alır, sonra da ‘beyler’ diyerek döner, geldiği yolu geri
dönecek olurken o sırada arka kapı tekrar açılarak Jack dışarı seslenir:
“James! Aran kısaldı: 5 dakika sonra gel!”
Kapı tekrar kapanınca Steve geriye döner, adamlardan biri onu geçerek bara girse de
diğeri yolun sonunda durmaya devam ettiğinde Steve yer ayağının altından kaymış,
arkadaşına bakar..
*
“Konuya gel, bunu istemiyorum-“
“Ama hepsi bağlantılı! Olan oldu, anlatacağım..”
*
Steve olanlara inanamıyorken bileğinden tutularak çekilir, şiddetle ve hızla sokağın dibine
götürülürken arada bir yerde termos parmakları arasından düşse de aldırmaz, sırtı duvara
yapıştığında Bucky önünde panik dolu gözlerle duruyor, konuşur:
“Steve-“
“Bu yüzden mi kızları öpüyorsun?”
Bucky acı dolu bir ifadeyle ona bakarken reddeder, ikisini de sevdiğini söylerken Steve
sessizce onu incelediğinde Bucky endişeli görünür, Steve ise ayılarak cevaplar:
“Kimseye söylemeyeceğim..”
“Biliyorum moron.. Ama biz?”
Steve ‘biz, ne?’ derken Bucky onların değişip değişmeyeceğini sorar, Steve de o sırada
gerçek zamana bağlanırken şiddetle ‘Hayır Bucky!’ dediğinde Bucky gevşer, uzanarak ona
sarılırken Steve onun sırtına vuruyor, cevaplar:
“Beni ateşin ilgilendiriyor! Çorban nerede?”
Bucky ‘ne çorbası?’ derken Steve çorba getirdiğini söyler, ondan ayrılan Bucky ise
gülmeye başlarken Steve gülmemesini söylüyor, termosu aranır, nerede olduğunu
gördüğünde de metale uzanırken elinin titrediğini fark etmiş, termosu yakaladığında
parmaklarını ona sarıp derin bir nefes daha alır..
*
Ennio Morricone – Giuseppe Tornatore Suite: Playing Love
72
Awakencordy
merkez-masa.com
Akşam bir garip, Steve yanında uyuyan adamın uyumadığını biliyorken bunu en kısa
sürede halletmezlerse bir daha düzelmeyeceklerinden korkarak karanlığa sorar:
“Nasıl bir şey?”
Bucky uyuyor numarasını bırakmış, sırtı ona dönükken ‘güzel bir şey’ dediğinde Steve
dudağını kemiriyor, bıraktıktan sonra konuşur:
“Kızları yapamıyordum, yapamadığım şeyleri ikiye katladın..”
Bucky bunun üzerine yatakta dönerek onun tarafına bakar hale gelir, saçmalamamasını
söylerken Steve ise dışarıdaki sokak lambasının perdeden sızmasını izliyor, cevaplar:
“Erkeklerin beni çocuk gibi gördüklerini biliyorum.. Ya da dövülecek nesne gibi..”
Bucky okulda ona saldırıp saldırmadıklarını sorduğunda Steve reddeder, ‘eskiden’ derken
Bucky gülümseyerek mırıldanır:
“Tekrar çalışabiliriz.. Yumrukların ne kadar gevşedi, görelim..”
Steve onun koluna yumuşak bir yumruk attığında Bucky onun elini kavrayarak çekmesine
engel olur, Steve de onun parmakları arasındaki elini izlerken onun sağlıklı, güçlü ve
hayat dolu elinin içerisinde kendisinin ne kadar cılız gözüktüğünü görerek mırıldanır:
“Birinin de beni seni gördükleri gibi görmesini isterdim..”
Bucky kendisinin gördüğünü söylediğinde Steve onun sayılmayacağı cevabını verir,
arkadaşı ise bir süre sessiz kaldıktan sonra onun elini bırakırken konuşur:
“Bir gün biri gelecek Steve.. Tam istediğin gibi olacak..”
Steve buna güldüğünde Bucky gülmemesini söyler, gecenin bu saatinde çarşafların
arasında onu her şeye inandırabilir gibi dururken güçlü ve kendinden emin, anlatır:
“Bir gün, hiç ummadığın bir gün karşına çıkacak, söz veriyorum..”
Steve hafifçe gülümserken devam etmesini söyler, gözleri kapalı, onun masalını dinlerken
Bucky de yerine yerleşmiş, onun dibinde, devam eder:
“İlk başta dünyanın alt üst olduğunu anlamayacaksın.. Her ne yapıyorsan ona devam
edeceksin, ne kadar çılgınca, değil mi? Hayatını değiştirecek kişi hayatına girecek ama
sen farkında olmayacaksın.. Sonra, bir gün, bir anda yüz yüze geldiğinizde bileceksin..
‘İşte geldin’ diyeceksin, ‘yıllardır seni bekliyordum, bir daha gideceğini sanıyorsan
yanılıyorsun’..”
Steve gülümsüyor, kimseyi zorla tutmak istemediğini söylese de Bucky reddeder,
cevaplar:
“Sen büyük seviyorsun Steve.. Aklı olan senden kaçar..”
Steve gözlerini açarak ona baktığında onu izleyen adamı bulurken Bucky bitirmemiş
olacak ki temkinli, devam eder:
“Ama dönecek.. Nasıl dönmesin?”
73
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ‘neden dönsün?’ dediğinde Bucky yeni bir nefes alır, bırakır, ardından onun
dönülecek biri olduğunu söylerken Steve kalbini sıkıştıran sızıyla onu izliyor, cevaplar:
“Senden başkası beni böyle görmez, Bucky..”
“Geleceğin ne getireceği belli olmaz, değil mi?”
Steve ‘doğru’ derken ikisi bir süre daha sessiz kalırlar, gözleri arada sırada kapanır, yarı
uyurlarken Steve bir süre sonra kendi karanlığı içinde fısıldar:
“Sevilmeden ölmek istemiyorum, hepsi bu..”
Bucky o halde başardığını söylediğinde Steve gözlerini açar ama karanlık tekrar etrafını
sararken ona eğilen yüzle dudakları örtülür, Steve nefesini kaybederken onun yüzünü
tuttuğunda Bucky de sessiz, yatağa bastırarak kendini ona ittirir..
*
Steve ne zamanı ne de kimlikleri düşünüyor, yavaşça dudağını öpen dudakları öperken iki
tenin kalbini ne kadar hızlandırdığı inanılmaz bir şey, parmaklarını kaydırarak onun
saçlarına soktuğunda Bucky hafif bir ses çıkartarak ondan ayrılır, gözlerini açarak ona
bakarken Steve de sessiz, olduğu yerde yatarak ona bakar..
Arkadaşı korkudan ölecek gibi duruyorken Steve eli hala onun yüzünde, bir şey
olmayacağı cevabını verince Bucky korku dolu, fısıldar:
“Steve..”
Steve ‘şişşt’ dedikten sonra daha önce hiç bu kadar doğru hissetmemiş, aylardır
üzerinden ruj sildiği, kokusunu merak ettiği boynu kendisine çekerken dudakları tekrar
birleştiğinde Bucky hareket etmez, bu sefer onun kalbini korkuyla doldurur..
Her şey hem yavaş hem de hızlı gelişiyor, Steve boyundan büyük bir karar mı verdiğini
bilemeden yavaşça yastığa geri bastırır ve başını çeker ama Bucky o anda canlanarak onu
öperken Steve öpülmenin nasıl bir şey olduğunu şimdi anlıyor, kendini ona bırakır..
Bucky sanki ona açmış gibi onu öpüyor, bir eli başının altında, diğeri belinin altına girerek
onu kendine çekiyordur ki Steve nefes almak için ağzını açtığında nefesini onunla
paylaşır, Bucky’nin çıkarttığı ses midesine inerken elleri titriyor, kollarını kaldırarak onun
saçlarına asılır, devam eder, onu bırakmaz..
*
“Bütün gece öpüştük, saatin farkında olmadan.. İlk öpücüğümü o almıştı,
olması gereken de oydu, daha iyi biri olmadı..”
Yüzündeki ifade hiç kimsenin aşamayacağı bir hoşnutlukla dolu. Hatırlamaktan
mutlu olduğu şeyleri olması ne kadar garip.
“Sabah vardığında gerçekler de geri dönmüştü. Hiç konuşmadık, doğru
hatırlıyorsun. Hatırladın mı, yoksa tahlil mi yaptın?”
Omzunu silkiyorsun, farkı var mı?
*
74
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hadi Steve, Allison çok hoş bir kız!”
Steve ondan emin olduğunu söyledikten sonra kendisini gösterdiğinde Karl saçmalamayı
kesmesini söyler, o sırada içkileri gelince de konuşur:
“James, sen söyle, Steve de biraz sevgiyi hak etmiyor mu? Alice’in arkadaşı Allison tam
ona göre, Alice onu bu gece buraya getirecek, Steve tanışmak istemiyor..”
Bucky arkadaşına bir bakış atarken ‘hadi Steve’ der, Steve onun bakışlarını kaçırdığını
fark etmiş olsa da bu ona hangi çağda olduklarını hatırlatır, ardından başını sallarken Karl
memnunlukla onun omzunu patpatlar, gülümser..
*
“Allison elbette benden o kadar da hoşlanmadı, Karl gibi birini bekliyordu..”
Gözlerini devirirken bir yandan da kolaya uzanıyorsun.
Şişeyi biraz önce getiren ajan ikinizin birbirini öldürmemenize daha çok
şaşırmış gibiydi ama kola daha önemli. Plastik bardaklardan birini
doldurduktan sonra üzerine fazla iyilik sinmiş olmalı ki diğer bardağı da
doldurduğunda teşekkür ederek alıyor, bir yudum içtikten sonra da devam
ediyor:
“Yine de bu sonrasında çizeceğimiz yolu göstermişti: ikimiz iyi dostlardık ve
birbirimizi çok seviyorduk, durum bundan ibaretti..”
“Arada öpüşüyor olmanız problem değildi.”
“Değildi. Zaten bir sonraki çok da sevgi dolu bir ortamda olmamıştı.”
‘Bir sonraki’ de var. Kolanı diktiğinde gülümsüyor.
*
“Steve, anlamalısın-“
“Anlamıyorum! Ne zaman savaş bu kadar kötü oldu?”
Bucky bir şey demeden çağrı kağıdını katlar, Steve neden kendisine gelmediğini sorarken
Bucky bilmediğini söylediğinde Steve çağrılmamayı reddediyor, onu geçerek dışarı çıkar
ve kararlı adımlarla sokağa gider, arkadaşı arkasından koştururken aldırmaz..
*
“Bana gelmemişti.. Sağlık karnem zaten rengarenkti, hiç uğraşmamışlardı..
Sonrasını biliyor olmalısın..”
Öyle bir bakmış olmalısın ki özür dileyip toparlanıyor, devam ediyor:
“Herkese tarih olarak okutuyorlar, bazen herkesin bilmeyebileceğini
unutuyorum.. Sonrası 2 yıl süren bir süreç: Bucky yerel askeri birliğe katılmıştı
75
Awakencordy
merkez-masa.com
ve artık orada kalıyordu.. Bense hala şehirdeydim ve askeriye beni almıyordu..
İlk defa ayrı düşmüştük ama bu sefer bizi ayıran şey ikimizden de büyüktü..”
Bakışları bulutlu. Onun verdiği kararlar ikinizi de şekillendirdi, biliyor.
“Savaş gittikçe kötüye gitmeye başladığında ben de kararımı verdim: her ne
olursa olsun hem bir işe yarayacaktım, hem de ülkemi koruyacaktım, diğer
erkekler gibi. Buna kafamı koyduğumda gerisi geldi..”
“Geldi mi?”
“O kadar kolay gelmedi.. 6 ay boyunca her birliğe başvurdum, sahte isimler bile
kullandım ama artık hemşireler beni tanıyorlar ve doktorların önüne çıkmadan
oradan alınmamı sağlıyorlardı.. Gittikçe daha da kızıyordum, herkes zaten
kızgındı, Bucky o dönem sokaklarda çıkan kavgalardaki payımın beni
öldürmemesinin şans olduğunu söylüyor..”
“Kavgalar?”
“Herkes her şey yüzünden kavga edebilir haldeydi, bir sebebe gerek yoktu..
Ben de laf yiyen basit bir adam değildim, biri bana saldırınca geri
püskürüyordum, cüsseme ya da yeteneksizliğime aldırmadan.. Gerçi o kadar da
yeteneksiz değildim, Bucky bana kendimi savunmayı öğretmişti, iyi
dayanıyordum..”
Bakışlarını ona kaldırdığında onaylıyor.
“Sana karşı ayakta durmayı senden öğrendim.. Havada çevirdiğin bıçak
numarasını sana kim öğretti sanıyorsun bilmiyorum ama onu beraber
geliştirdik..”
“Ben her zaman iyi bir nişancıydım.”
“Evet, öyleydin.. En azından özelliklerinde seni yanıltmamışlar..”
En azından.
*
“Hadi, daha önce hiçbir kavgadan kaçmadın!”
“Elindeki şey bıçak, Bucky!”
“Ve? Savaşta peçete mi atacaklar?”
Steve bunun üzerine derin bir nefes alıp ona atılır, ikisi karşılıklı birbirlerini engellemeye
çalışırlarken Bucky bıçağı havada döndürüp bir anda onun kolunu kestiğinde Steve şokla
geriler, bıçak yere düşerken Bucky eğilerek alıyor, konuşur:
“Bir daha..”
76
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve hayretle dolmuş, kesilen koluna bakarken arkadaşı ayağa kalktığında onu nereden
öğrendiğini sorar, Bucky de cevaplar:
“Gece nöbetinde bıçak çevirebilmeye taktım.. Hadi, bir daha..”
Steve kanı sıyırdıktan sonra tekrar ona atılır, ama bu sefer masadan bir tabak çekerek
bıçağa karşı onu kaldırırken Bucky bir kahkaha attığında Steve de sırıtarak devam
etmesini söyler, Bucky aynı numarayı tekrar uygularken Steve bir elinde tabağı, ona ayak
uydurmaya çalışır..
*
“Görmek isterdim, büyük Kaptan Amerika porselen tabaklı bir kahraman..”
Gülümserken istersen deneyebileceğinizi söylediğinde kaşını kaldırıyorsun, o
da masadaki kağıt tabakla plastik bıçağı kaldırıyor. Tabağın üzerindeki kırıntıları
masaya döktükten sonra bıçağı kaldırarak sana atınca daha düşünmeden bıçağı
yakalıyorsun.
Seni izlemiyor ama o kalkarak masadan uzaklaşırken sen aynaya bir bakış
atıyorsun. İzlemiyorlar mı?
“Geliyor musun?”
Bıçağı alarak kalktığında ışıklar yanıp sönüyor. Evet, izliyorlar. Steve eliyle
içeriye bir işaret verdiğinde kimse karışmıyor ama gerildikleri kesin.
İkiniz karşı karşıya geldiğinizde neden ona refleksle
anlamıyorsun. Tetiğin Kaptan’a mı yönelik? Belki de.
saldırmadığını
Odağını toparladığında seni beklediğini görüyorsun. Kimsenin beklemesine
ihtiyacın yok, bir nefes sonra ona atılarak plastiği havada döndürdüğünde o da
tabağını kaldırarak bıçağı uçuruyor, sen sonraki hareketi ararken daha farkında
olmadan onun sana uzanan elini yakalıyor ve çevirerek koluyla birlikte
döndürüyorsun. Boğazına atılacağını nereden biliyordun?
Bir an sonra sarışın adam yerde, sen üzerindesin ve onu daha önce böyle
gördüğünü biliyorsun. Ama sen mi gördün, yoksa Diğeri mi, kestirmek zor.
Gözleriniz gerçekten o kadar aynı mı?
İkiniz de birbirinizin bileğini tutuyorsunuz, sonraki hareket ise açık: onun
kolunu çevir, kendi kolunla onun boğazına bastır ve havasını engelle.
Daha önce de böyle durdunuz, o zaman onu öldürmekten çekinmemiştin.
Şimdi çekiniyor musun?
Bileğin onun bileği arasında dönerken parmakların onun boğazını kavrıyor.
Işıklar tekrar yanıp sönse de aldırmıyorsun, o da kıpırdamıyor.
77
Awakencordy
merkez-masa.com
“Farklıyız.”
Bildiğini söylediğinde ilk defa gerçekten farkındaymış gibi duruyor. Daha önce
sana gözlerinde sevgiyle bakıyordu, artık o yok.
“Ne değişti?”
Elinin altında yeni bir nefes ve yutkunma sonrası cevap veriyor:
“Uyandığımda onun gibi davrandın.. Sen bunu yapabiliyorsan, ben de
aranızdaki farkları görebilecek cesareti ve gerekli sabrı göstermeliyim..”
Parmaklarını onun boynundan geri çektiğinde o da bileğini bırakıyor. Yanlış
hareket, bir an sonra kolunla onun boğazına dayandığında gülerek sana
bakıyor:
“Biliyorum, biliyorum. Bastıracaksan bastır, güvenli işareti vermekten kolum
acıdı..”
Bakışlarını onun koluna çevirdiğinde gerçekten de parmaklarının bir işaret
verdiğini görüyorsun. Kolun onun havasını kesiyor ama parmakları açılmıyor.
Bakışlarını tekrar ona çevirdiğinde söyleyeceğin şeyi söyleyeceğini bilmiyorsun:
“Diğer renkler de geliyor.”
Mavi gözleri büyürken parmaklarını çözmüş olacak ki bir anda içeri ajanlar
doluşuyor.
*
Ennio Morricone – Brian DePalma Suite
Steve herkese iyi olduğunu bağırırken sen neyi itiraf ettiğini anlamaya
çalışıyorsun. Umursamadığın eller seni umursamadan onun üzerinden çekiyor,
oradan oraya ittirilirken Steve ‘hayır’ diyor, ‘hayır, ona dokunmayın, ben iyiyim,
görmüyor musunuz, bir şeyim yok!’
Ne kadar garip, senin başkaları tarafından ittirilen ve yeri gelince çıkartılan bir
şey olduğunu hep unutuyor.
Ellerin sahipleri Kaptan’ı dinlemiyor, bunlar kimin adamları?
Oradan oraya ittirilirken son gördüğün şey birinin Steve’in suratına bir şey
sıktığı. Daha ne olduğunu anlamadan birisi kulağına bir şey söylüyor, gerisi
karanlık.
*
78
Awakencordy
merkez-masa.com
Tekrar kendine geldiğinde merdivenleri çıkıyorsunuz, her yer bangır bangır
bağırıyor. Alarmlar, ışıklar, birisi hoparlörlerde: ‘Bahar geldi, acil durum, bahar
geldi!’
Basamakları çıkan adımların seri ve hızlı. Bahar geldi? Senin olduğun yerde
bahar olmaz, senin olduğun yerde sadece ölüm olur. Sen Kış’sın, sen
Ölüm’sün, sen Kan’sın.
Hail HYDRA, Hail HYDRA.
Önündeki adamlar liderlerin, anlamak zor değil. Bir kapıyı açmaya kalkışsalar
da güçleri yetmediğinde sana dönüyorlar, düşünmeden kapıya yumruğunu
gömüyorsun. Açılan kapıların diğer yüzünde STARK yazıyor. Stark, Stark.
Stark?
Emirler net ve kesin, ‘gel’, ‘hızlı’, ‘buradan’, düşünecek bir şey yok. Kimi
öldürmen gerekiyor? Brifingi hatırlamıyorsun.
Bahar geldi, bahar geldi.
Tırmandığınız merdivenler uçsuz bucaksız, ne kadar derindesiniz? Belki de
gömülmüştün, toprak siyah olduğu için hatırlamıyorsun.
Koşarken ellerini kendine kaldırdığında kollarını çıplak görmek şaşırtıcı.
Üzerinde bir tişört var, altında da gri bir eşofman. Tüm dünya gri.
Gri, gri, gri.
Uzun bir koridoru koşuyorsunuz, koruyucuların önünüze çıkan herkese ateş
ediyor. Öldürüyorlar mı? Muhtemelen. Bir silah için yüzlerce silah. Kıymetlisin,
Hail HYDRA, Hail HYDRA.
Durmadan, dinlenmeden koşuyor olsanız da duvarlardan birini kaplayan bir
resim görüş alanına girdiğinde adımların yavaşlıyor.
“Hadi!”
Sırtına vuran darbeleri hissetmiyorsun. Bu manzarayı daha önce gördün.
“Hadi dedim!”
Kafana patlayan darbeyle o tarafa döndüğünde yola devam ediyorsun ama
resim gözlerinin önünde durmaya devam ediyor.
*
Henry Jackman – The Causeway
79
Awakencordy
merkez-masa.com
Zemin kata ulaştığınızda her yer birbirine giriyor. Neredesiniz?
Camlar patlıyor, insanlar bağırıyor, kalabalık arasında koşarken biraz önce
kulağına taktıkları kulaklıktan direktiflerini alıyorsun: buradan çıkman ve
randevu noktasına ulaşman gerek, diğer ajanlar önemli değil, hepsi
ölebileceklerini biliyorlar, Hail Hydra.
Verilen emir gereği bir anda yeniden silaha dönüyorsun: her şey kullanılabilir.
Önünden koşarak geçen bir kadını kolundan tutup kendinle sürüklüyorsun,
seni görmemeleri gerek. Kadın korkudan titriyor, bırakman için yalvarıyor ama
sadece vızırtıdan başka bir şey değil. Bir sniper’ı gördüğünde onu önünde
tutuyorsun. Eşofmanlar kevlar değil.
Kadın yaralandığında onu bırakıp yeni bir canlı kalkan bularak yola devam
ediyorsun. Her yer kurşunlarla dolu, bir makine binanın aşılan güvenlik sınırı
hakkında rapor veriyor.
Sayınız size saldıranlardan daha fazla, biriniz düşse yerine iki kişi geçiyor. Her
neredeyseniz çıkartılman için oldukça ince bir plan yapıldığı ortada. Hedefin
neydi, onu hatırlamamak seni sinirlendirse de vakti şimdi değil.
Ön kapı olmayan bir çıkış arıyorken lobide ilerliyorsun, ancak gördüğün bir şey
seni donduruyor.
Lobide 6 büyük heykel var. Hiçbirini tanımıyorsun ama kalkanlı adam-onu
tanıyorsun. Nereden tanıyorsun?
Uçan bir kurşundan sadece refleksle kaçarken sniperlar ilgi alanında değil.
Sutunlardan birini kendine siper alarak oraya gittiğinde heykelin altında Kaptan
Amerika yazdığını görüyorsun. Hedefin o. Onu öldürmen gerekiyordu. Burası
neresi?
“Winter!”
Başını diğer tarafa çevirdiğinde gizli bir kapıdan fırlayan sarışın bir adamı
görüyorsun. Her yanından kan akıyor, yorgun gözüküyor ama ayakta, güçlü“Buraya gel, lütfen!”
Onu da tanıyorsun. Neler oluyor?
Adam mavi gözlerini etrafa çevirirken bir an sonra kurşunların yoluna atlıyor
ama yanında getirdiği kapı kurşunları engelliyor. Hayretle onun çabukluğunu
izlerken adam bir nefes sonra önünde, ikiniz de büyün kolonun arkasındasınız.
Kurşunlar kolonda şarkı söylüyorken adam yalvarırcasına sana bakıyor:
80
Awakencordy
merkez-masa.com
“Gitme, lütfen, bu kadar yaklaşmışken-“
“Neye?”
Bakışları bir an öylesine şok, üzüntü ve kederle doluyor ki neredeyse özür
dilemek istiyorsun. Kulaklığındaki operatörün ortaya çıkmanı emrediyor,
neredesin?
“Neredeyim?”
“Stark binası-beni tanıyor musun?”
Tanıyorsun ama bilmiyorsun. Şüphen kendini göstermiş olacak ki bir an sonra
elini tutarak kendi boynuna koyuyor, cevaplıyor:
“Benim, Steve.. Steve, Winter, Steve! Beni biliyorsun, lütfen-“ kolonun üst yarısı
patladığında ikiniz de yere çöküyorsunuz. Refleksleriniz birbirini tamamlıyor,
koluyla üzerinize kapattığı kapı ikinizi de koruyor.
Başını kaldırarak ona baktığında onun şakağından akan kanı görüyorsun.
Kırmızı, kırmızı. Dünya renkli, her yer gürültülü, elin onun tişörtünü sıkıyorken
yanınızda beliren adamı gördüğünde sana verdikleri bıçağı fırlatıyorsun. Adam
düşüyor ama sen ona bakmıyorsun.
“Steve?”
Düşen adama dönmüş sarışın sana dönerken yüzü şaşkınlıkla dolsa da esas
şaşıran sensin.
“Neler oluyor?”
Cevap yok, üzerinizde bir bina patlıyorken o gülüyor. Gülüyor, gülüyor,
kulaklığın onu öldürmeni söylerken Steve uzanarak seni öpüyor. Üzerinizde bir
kapı, toz ve beton parçaları varken sen onun çenesini tutuyorsun.
*
Bir nefes sürse de ayrıldığınızda dünya tamamen değişmiş durumda. Her yer
renk, her yer ses. Başını omuzlarının arasına almak istesen de sırf iradenle dik
duruyor, soruyorsun:
“Neler oluyor?”
Steve biraz önce yere yıktığın adamı ayağından çekmekle meşgul ama hem
kapıyı tutup hem de onu başaramıyor. Uzanarak adamı metal kolunla rahatça
çektiğinde sana bir bakış atıp gülümsüyor, bir yandan da adamın silahlarını
alırken anlatıyor:
“Stark binasındayız, 2 saat önce ülkenin diğer ucunda bir olay oldu ve
Avengerlar oraya gittiler, ben komadan uyandığım ve seninle vakit geçirmek
81
Awakencordy
merkez-masa.com
istediğim için kaldım.. Anlaşılan o ki HYDRA seni kaçırmak için diğer yakada
olay çıkartmış.. Neredeyse başarıyorlardı..”
Kulağındaki ses Fransızca bir şey söylemeye başladığında uzanarak kulaklığı
çıkartıp ona veriyorsun. Ne olduğunu anlamıyor ama kulaklığı takarak
dinlerken kaşlarını çatıyor, sonra da sana bakıyor.
Ne zaman ki her ne dinlediyse onu bitiriyor, o zaman kulaklığı çıkartıp cebine
koyarak konuşuyor:
“Seni tekrar sıfırlamaya çalışıyorlar, tetik bir cümlen var, demin onu söyleyerek
seni belirli bir zamana döndürdüler.. Ne olduğunu öğrendik, iyi..”
Ne olduğunu sorduğunda hala zeka kırıntısı olması lazım ki söylemiyor, sen de
başını sallarken ne yapacağınızı soruyorsun. Bina patlamaya devam ediyor.
“Binanın etrafına koruyucu kalkan indi, onu yıkmaya çalışıyorlar.. Benimle
misin?”
“Sence?”
Hala inanıyor gibi durmasa da gülümsemesi umut dolu. Gözlerini devirdiğinde
ise açık açık gülerek konuşuyor:
“Bunun olacağına inanamıyordum, sevinmeye hakkım yok mu?”
“Şu anda yok, bizi bundan kurtar.”
‘Emredersiniz’ diyerek kalkıyor, bir yandan da soruyor:
“Jarvis?”
Onun ne olduğunu bilmesen de bir anda bir yerden biri size cevap veriyor:
“Yüzbaşı Rogers! Yapabileceğim her şeyi yaptım ama kalkanlarımı devre dışı
bırakmak üzereler efendim-“
“Biliyorum, Tony de ben de seninle gurur duyuyoruz, inan-“
“Sizi buradan çıkartmayı başardığımda bana hediye alırsınız efendim, hedefiniz
nedir?”
Steve ‘buradan çıkmak’ dediğinde Jarvis ‘o halde’ diyor, ekliyor:
“Z405 geçidini biliyor musunuz?”
Düşünüyor, sonra da onaylıyor.
82
Awakencordy
merkez-masa.com
“Geçit sadece efendimin kullanma hakkı olduğu bir geçit olsa da kızacağını
düşünmüyorum, sizi yönlendireceğim.”
“Onlardan haber alabiliyor musun?”
“Dışarıyla bağlantım kapandı efendim, dışarıya geçtiğinizde oradaki yedeklerim
size yardımcı olacaktır, tam erişiminiz var: ilk saldırı düşüncemde size efendim
kadar yetki verdim.”
Steve ‘Jarvis, sen bir tanesin’ dediğinde sen mikrofonun arkasındaki adama sizi
oradan çıkartmasını emrediyorsun, Jarvis de cevaplıyor:
“Hedefim o. Yüzbaşı, lütfen Çavuş’un belini tutun ve rica ediyorum
bırakmayın.”
Steve söylenileni yaparken sen ‘çavuş?’ diye soruyorsun, o da ‘Çavuş Barnes’
diyor. Hala bir manası olmasa da o sırada Jarvis geri sayıyor, bir an sonra da
etrafınızdaki zemin lazerle kesilirken Steve senden önce panik dolu bir ses
çıkartıyor.
Kırmızı lazer kendinden emin, tam bir daire kestiğinde bir an sonra yer
ayağınızın altından kayınca daha önce hiç duymadığın kadar büyük bir terör
hissediyorsun. Düşüyorsun, düşüyorsun, daha önce de düştün, beyaz, beyaz,
beyaz,İçine daldığınız su ölüm gibi, seni öldürecek, hayatın bitti, Steve yukarıda, Steve“STEVE!”
Eller seni yakalarken orada olduğunu bağırıyor ama anlamıyorsun, Steve, tren,
HYDRA,“STEVE! STEVE-“ suratına patlayan bir yumruk seni tekrar suya atsa da
yüzeye çıktığında Steve karşında.
“Buradayım, buradayım!”
Titriyorsun, kış değil mi? Her yer neden beyaz değil?
Geriden bir ses ‘şimdi, yüzbaşı’ dediğinde su bir yöne doğru akmaya başlıyor.
Neresi-ne-kollarını sıkıca Steve’e dolarken onu bırakmayacağını biliyorsun.
Tren nereye gidiyorsa, beraber gideceksiniz, yolun sonuna kadar.
*
Suyun şiddeti arttığında sona geldiğinizi biliyorsun. Gördüğün şeyler hala
zihninin gerisinde ama başka bir yerde olduğunu anladın. Yine de Steve
yanında ve onu bırakmaya niyetin yok, yoksa aklını kaybedeceksin.
83
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen farkında olmadan açılan bir logardan bir anda denize karıştığınızda
habersiz gelen oksijensizlik ciğerini yakıyor ama beraber yukarı doğru
çıkıyorsunuz. Yukarı, yukarı, yukarı. Su ciğerlerini yakıyor ama daha da yukarı,
hep yukarı.
Suyu yardığınızda ikiniz de öksürüyorsunuz. Neredesiniz hiçbir fikrin yok ama
geriye döndüğünde gördüğün manzarayı biliyorsun.
Brooklyn Sahili.
*
Beraber sahile vardığınızda ikiniz de öksürüyorsunuz, dayanıklı adamlar olsanız
da ciğerleriniz bu kadar tuzlu suyu uzun süredir tatmamıştı.
Sen ne kadar süredir tattığını bilmiyorsun.
Steve elleri belinde, derin bir nefes aldıktan sonra sana dönerek nasıl olduğunu
soruyor.
“İyiyim..”
“Yaran var mı?”
“Sanmıyorum.. Görünürde bir şey var mı?”
Gözleriyle incelerken bir şey göremediğini söylüyor, o halde yoktur.
Çevredekiler sizi garipsemiyor, insanlar burada sıklıkla kıyafetleriyle suya
dalıyor olmalı. Gençler. Üniversiteliler. Sen de dalmış mıydın?
“Hiç kıyafetlerimle suya daldım mı?”
Etrafını incelerken bunu duyunca gülerek sana dönüyor ve ‘evet, bir kere,
hatırladın mı?’ diyor. Reddediyorsun ama hatırlamak güzel olmalı.
“Sen daldın mı?”
Ona da ‘bir kere’ diyor, ama güzel bir anı olmasa gerek.
“Güvenli bir yer bulmamız gerek, Stark binasına öylesine dalabiliyorlarsa her
yerde olabilirler..”
“Arkadaşların nerede? Avengers?”
Sana dönerken nereden bildiğini soruyor, sen de heykellerde yazdığı cevabını
veriyorsun. Neden, gizli miydi?
“Değildi, ama daha önce hiç adımızı kullanmadın..”
84
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bilmiyordum..”
Bu kadar basit bir şeyi fark etmemiş gibi dururken hafifçe gülümsüyor. İkiniz
birbirine bakarken onunla binada öpüştüğünü hatırlıyorsun. Nasıl
hissettirdiğini. İmkansız olsa da seni herkesten koruyor gibi geldiğini.
Bakışlarını kaçırırken ne yapacağınızı sorduğunda o da toparlanarak güvenli bir
yer bulmanız gerektiğini tekrarlıyor.
“Jarvis binayı dinleyenlere benim Stark mekanlarına gideceğimi söyledi ama
oralara gidemeyeceğimiz belli.. Tony beni bulacaktır..”
Tony.
“Ne oldu?”
Bir şey olmadığını söylüyorsun. O sırada bakışları senin metal kolunu fark
ediyor. Onun gibi değilsin, hiç de olamayacaksın, nasıl unutursun?
“Hadi gel, giyecek bir şeyler bulmamız gerek. En azından üniversiteli gibi
duruyoruz.”
Öyle mi duruyoruz?
*
“Al dostum, tabii ki al! Millet buna inanmayacak dostum: Kaptan Amerika
benim kıyafetlerimi alıyor!”
Steve ‘ve kimseye söylemezsen seviniriz’ dese de öyle bir şey olmayacağı belli.
Çamaşırhaneden çıkan çocuğun kotunu iliklerken bir yandan da üzerine
geçirdiğin poların -Polar? İsmini nereden biliyorsun?- fermuarını çekiyorsun. Kolun
artık gözükmüyor.
“O kim dostum? Yeni bir Avenger mı?”
Steve o kadar şiddetle reddediyor ki bir an alınmadan edemiyorsun.
Diğerlerinden daha iyi bir silah olduğun ortada, neden?
“Aaah anladım dostum, şişşşşt.”
Sen anlamasan da Steve gülerek teşekkür ediyor, sonra da seni oldukça fazla
göğsünden ve belinden tutup ittirerek dışarı çıkartıyor. Kampüste yürürken
çocuğun neyi anladığını soruyorsun, o da ‘beraber olduğumuzu düşündü, sırrımızı
koruyor’ diye cevaplıyor.
“Tony kızmasın?”
85
Awakencordy
merkez-masa.com
Kaşlarını çatarak sana bir bakış atarken onun nereden çıktığını sorduğunda sen
de bilmiyorsun. Ama beyninde bir yer, bir yer, onun Stark’la olan
samimiyetinden hoşlanmıyor. Sanki daha önce nefret ediyordun ama şimdi
hem anlıyor hem de hoşlanmıyorsun.
Yolun ortasında durduğunda gençler etrafınızdan akıp gitmeye devam ediyor.
Kimse ikinizi tanımıyor, normalsiniz, bu zamana aitsiniz, genç bedenlerinizde
yaşlı ruhlar taşıyorsunuz.
“Daha önce onunla birlikteydin, değil mi?”
Yavaşça sana dönerken beynin aynı şeyi tekrarlıyor: genç bedenler, ağır kalpler.
Seninki nerede, onu da bilmiyorsun. Onu da dondurmuş olabilirler mi?
Hiç onun da beynini yıkamış olabilirler mi? Silmiş? Kırmış?
“Stark. Daha önce, Ward beni yine silmeden önce-beraberdiniz, değil mi?”
“Hatırladığın bir şey var mı, yoksa çıkarım mı yapıyorsun?”
“Hatırlanacak bir şey var mı?”
Neden önemli olduğunu soruyor.
“Hatırlamamı sen istiyorsun, sen cevap ver!”
Aslında cevap vermeyişi bir cevap.
“Vardı, değil mi? Ne oldu? Neden bundan nefret ediyorum? Neden ‘Tony’ ile
samimi olman beni kızdırıyor?”
Bilmediğini söylerken dürüst gözüküyor.
“Tony ile bir süre beraber olduk ama şimdi değiliz, o zaman da değildik..
Sadece bir süre beraberdik.. Neden hala hoşlanmadığını bilmiyorum.. Tony ile
geçinebiliyordun, ona saldırmadın-“
“Ben robot değilim Rogers, kendimi kontrol edebiliyorum-“
“Ben kostüme girmedikçe, değil mi?”
Demek doğru. Koşullanman sadece Kaptan için geçerli.
Sen bunu düşünürken o derin bir nefes alıyor ve ellerini kaldırarak konuşuyor:
86
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kampüsteyiz diye çocuk olmamıza gerek yok, değil mi? Şu anda bundan daha
önemli şeyler var: bir yer bulmalıyız. Burada daha ne kadar süre boyunca
instagram’a düşmeden durabiliriz bilmiyorum.”
Neye?
Seni sağlam kolundan tutup bir yere doğru götürürken bunca kargaşaya
rağmen bilmek istediğin tek bir şey var:
“Hiç beni öperken onunla birlikte oldun mu?”
Sana dönüşü net, cevabı açık:
“Sen beni bir kere öptün..”
Bunu beklemediğin açıkken ‘o sırada başka bir şey söz konusuydu’ diyor ama
anlatmak istemediği belli, şu an odaklandığı görevi farklı. Sense nedense onunla
öpüşmenden uzaklaşamıyorsun. Neden bu kadar etkiledi?
“Neden öpüşmemiz bu kadar önemli?”
Cevap olarak dönüp dudaklarını örttüğünde saçlarına giren eli hissediyorsun.
Kendi elin onun beline konarken parmakların bükülüyor, başkasının olan
kumaşı sıkarken onda kendi izini bırakıyorsun. Dudakları sıcak, tadı artık
tanıdık, başını yukarı kaldırarak ona açılmanı sağlarken tam istediğin gibi seni
öptükten sonra çekilip alnını alnına dayayarak konuşuyor:
“Dünyayı değiştirdin de ondan..”
Gözlerini açarak ona baktığında manzara tanıdık, engelleyemediği sevgi yine
orada, ama ilk defa belki de aslında sana dair olduğunu düşünmeden
edemiyorsun.
Mümkün olabilir mi?
Çevrenizdekilerden biri telefonunu çıkarttığında o da görmüş, bu sefer bir daha
engellenmeyeceği belli olarak seni metro çıkışına doğru götürüyor. Karşı
koyacak cesaretin yok, düşünecek başka şeylerin varken onu takip etmekten
başka çaren yok.
*
Açılan kapıya pek güvenmesen de onu takip ederek içeri girerken nereye
geldiğinizi soruyorsun.
“Güvenli bir ev..”
“Ama kimin?”
87
Awakencordy
merkez-masa.com
“Natasha..”
Hiçbir şeye dokunmadan ilerlerken Romanova’nın güvenli evlerini hak edecek
ne yaptığını sorduğunda cevap vermiyor. Dönüp ona baktığında o göz
kaçırmayı bilerek soruyorsun:
“Onunla da mı?”
Sıkıntıyla sana baktığında bu sefer onun kafasını kopartmak yerine takdir
ediyorsun.
“Romanova kolay evet diyen biri değil.”
Onaylasa da senin nereden bildiğini sorunca kaşlarını çatıyorsun fakat sonraya
bırakacağınız çok şey var.
“Onlara nasıl ulaşacaksın?”
Etrafta bir telefon olması gerektiğini söyleyerek dolapları açıp kapattığında
aklına nedense buzdolabı geliyor ve oraya gidiyorsun. Gerçekten de bira
şişelerinin arkasında bir telefon var.
Çekip çıkartırken şişeleri de kontrol ediyorsun, en arkadakinin içine kablo
tıkılmış. Onu da alarak salona giderken bulduğunu söylediğinde anlayamamış
bir suratla sana bakıyor ama omzunu silkiyorsun. Önemi var mı?
Telefonu senden alıp şarja bağlıyor, ardından açarak ezberden bir numara
tuşluyor. Evin sessizliği içerisinde diğer tarafta hattın açılmasını duyuyorsun,
öbür taraf tam bir cehennem:
“Seni yatağa bağlayacağım Steve, sonra da 1 ay üzerinde oturacağım!”
“Üstelik zevk almayacağın cinsten olacak, ben de yardım edeceğim..
Neredesin?”
Stark ve Romanova onu aynı anda azarlarken geride bir kükreme
duyulduğunda Steve soruyor:
“Hulk?”
“Bruce binanın halini görünce kızdı.. Clint 405 çıkışının kullanıldığını
düşünüyor, doğru mu?”
Steve onaylarken Stark sesi hala kızgınlıkla dolu olsa da soruyor:
“O çıkış buz gibi, hasta olma Rogers, bir yerden hırka al-“
“Aldım..”
88
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony ‘almış’ dediğinde Steve gülümsüyor, ardından soruyor:
“Stark evlerinden birindeyim, beni bulabilecek misin?”
Tony ‘5 dakika’ dediğinde Steve onaylayıp telefonu kapatıyor, sense tatsızlıkla
‘hırka?’ diye soruyorsun. Daha önce çok kod adın olmuştu ama bu ilk.
*
Evin içinde gezinirken dolaplarda neler olduğunu sırasıyla bildiğini fark
ettiğinde üzerinden bir ürperti geçiyor. Romanova’nın gizli evinde ne işin
vardı?
Kapıya gelen figürü gördüğünde suratın farklı bir şey gösteriyor olmalı ki ne
olduğunu sorduğunda ‘hiç’ diyorsun, zira hepsi hala bir hiç.
Söyleyecek bir şeyi olduğu belli ama kapının açıldığını duyunca dönerek oraya
gidiyor, sen de yavaşça yatak odasının kapısına ilerliyorsun.
İçeri dalan dörtlü endişelerini ve memnuniyetlerini gizleme taraftarı değil, belli.
Doktor Banner hariç hepsi bağırarak içeri dalarken Clint Steve’e hızlıca sarılıp
sonra evin belirli yerlerine makineler kurmaya başlıyor. Banner Steve’e selam
verip mutfağa giderken Stark çoktan Steve’in yüzünü iki eliyle tutmuş, onun
dudaklarını örttüğünde sen Steve’i izliyorsun.
Sarışın adam onun tepkisine şaşırmış değil, tam aksine, tanıdıklığı belli ediyor.
Stark parmak uçlarında, ondan uzun adama tutunuyorken esas Romanova
beklenmeyeni yaparak Steve’in beline sarılınca içinde garip bir duygu oluşuyor.
Rogers sevilen bir adam. Ailesi olan bir adam.
Stark Steve’den ayrılıp Clint’in yanına giderken Steve de serbest kalan kollarını
Natasha’ya sararak iyi olduğunu söylerken sen odaya geriliyorsun.
Bunlar senin değil.
*
Steve olanları birebir anlatırken sen boş bakışlarla yatağı izliyorsun, ta ki
kapıdaki figürü görene kadar.
Romanova belirterek içeri girip kapıyı arkasından kapatıyor, sonra da soruyor:
“Herhangi bir problem var mı?”
Sessiz kaldığında bakışları daha da bilir hale geliyor.
“Telefonu kim buldu?”
89
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap vermediğinde dudaklarında hafif bir tebessüm oluşuyor.
“Sen mi söylersin, ben mi?”
“Bilmiyor mu?”
“Ben söylemedim.”
İç çektiğinde Romanova sana doğru bir adım atarak konuşuyor:
“Şimdiye kadar sadece bir kişi beni yenebildi. Belki bilmek istersin..”
İstemiyorsun. Bu kadını yenebilen birinin nasıl bir canavar olduğu ortada“Öyle düşünme.. En azından sen hiç kendinde değildin.. Ben ne yaptıysam
bilinçli olarak yaptım.”
“Ne yaptın?”
“Ne yapmadım?”
Değil mi?
“Ama bir tek şey yapmadım, yapmak da istemiyorum..”
Bakışlarını ona kaldırdığında duruşu net ve ölümcül, korkabilen biri olsaydın
korkardın.
“Ne olduğumu bile bile bana güvenenlere ihanet etmedim.. Bu bizim gibilere
verebilecekleri en büyük armağan.”
Birinin sana güvenmesi hayal edemediğin bir kavram.
“Clint bana hayatıyla güvenir ama ona ihanet etmeyeceğimi öğrenmesi uzun
zaman sürdü.. Fakat Steve bana en başından beri güveniyor, hak etmediğim
şekilde.. Ona ihanet etmem..”
“Şimdiye kadar susmadın mı?”
“Şimdiye kadar bir önemi yoktu. Hatırlamanı bekledim.”
Başınla onay verdiğinde o da onay veriyor ve dönerek kapıya gidiyor.
Vücudunu saran siyah kostümünün altında nasıl bir ten olduğunu biliyorsun.
Bakışlarını bir kere sizi konuk etmiş yatağa geri döndürdüğünde o da geldiği
gibi sessiz, dışarı çıkıyor.
*
90
Awakencordy
merkez-masa.com
İçeri girerken hafifçe gülümsüyor: sevdiği herkes geri geldi, mutlu olduğu
ortada.
“Natasha bana söyleyecek bir şeyin olduğunu söyledi.”
Hain.
Onayladığında ilerleyerek yatağa oturuyor, sonra da bekleyen gözlerle sana
bakıyor.
“Ne zamana ait olduğunu bilmediğim bir şey hatırladım..”
Gözleri mutlulukla parlarken ne olduğunu sorduğunda derin bir nefes alarak
ona ilerliyor, yanına oturarak cevaplıyorsun. Böylece gözlerine bakmayacak,
hayal kırıklığını görmeyeceksin.
“Hücrede de bir parçasını hatırlamıştım..”
“Ve hiç belli etmedin..”
Onayladığında ne olduğunu soruyor, derin bir nefes alarak cevaplıyorsun:
“Beni kayıt dışı Amerika’da kullanmış olmalılar, çünkü daha önce bu evde
bulundum..”
Anlamıyor, sen de fırsattan istifade ederek devam ediyorsun:
“Romanova ile sayısını şu anda bilmediğim kereler karşı karşıya geldik. Ve bir
kere üstlerimize haber vermeden beraber olduk.”
Göz göze olmasanız da yüzünün ifadesinin silindiğini görüyorsun. Kendini
koruyor.
“Bir kere. Romanova ile aynı eğitimden çıkmayız, birbirimizi yenemiyoruz,
senin gibi..”
“Sen beni yeniyorsun..”
“Hiç bana gerçekten saldırmadın.”
Cevap veremediğinde sen de yeni bir nefes alarak devam ediyorsun:
“Romanova sana söylememiş.”
Onay verdiğinde kendini ona kızmamasını söylerken buluyorsun. Bakışlarını
sana kaldırdığında ise göz göze geldiğiniz için kendine kızıyorsun: üzüntüsü
okunuyor.
91
Awakencordy
merkez-masa.com
“Onun için sadece tek bir geceydim. Benim içinse o muhtemelen bir isyandı.
Yattığı kişi Bucky değildi, senin çözmeye çalıştığın adam da değildi, sadece
Winter Soldier’dı.”
“Ama belki işe yarardı, belki onu hatırlardın..”
Hafifçe gülümsediğinde bunun hala yüzünde garip duruyor olması gerektiğini
düşünüyorsun. Silahlar gülümsemez.
“O zaman seni ona açıklamamız gerekirdi, onu sana değil..”
Mavi bakışlarını sana kaldırırken senin sahibin olmadığını söylüyor. ‘Sadece seni
özgür kılmak istiyorum’, tıpkı ünvanı gibi.
*
İkiniz yan yana konuşmadan otururken içeridekilerin tartıştıklarını
duyabiliyorsun: kavga etmiyorlar, beraber olmaktan hoşlanan insanların
birbiriyle didişmesini duyuyorsun.
Seslerden biri gümbürtüyle kapıya yaklaşıp terbiyesizce kapıyı tokatladıktan
sonra açarak içeri giriyor.
“Kamerasız ortam bulunca birbirinizi öldürmenizden korktuk.. Nasılsın
Lastik?”
Başını ona kaldırırken hala etkileyici bakabiliyor olmalısın ki ellerini kaldırarak
geri adım atıyor, Steve ise sana dönerken gülümsemesi yüzünde, soruyor:
“Hala mı?”
Ona dönerken ‘fikrimi değiştirecek ne oldu?’ diye soruyorsun, o ise ‘Nat-‘ diye
başlıyor ama anladığında birinin yüzüne güneş doğması ne demek
hatırlıyorsun.
“Aptal olduğunu söylemiştim, bana aptal hikayelerle gelme dedim Rogers.”
Özür dilerken gözleri mutlulukla parlıyor, Stark ise onu dışlamamanızı istese de
şu an onunla ilgilenmek istemiyorsun. ‘Dışarı Stark’ dediğinde her nasılsa söz
dinleyip gidiyor, kapı kapandığında Steve diğer adamla ilgilenmemiş, gözleri ve
ilgisi sende, soruyor:
“Hiç barışmayacak mısınız?”
Fazla yakınında oturduğun adamın şakağına alnını dayarken bilmediğini
söylüyorsun ama bu sefer seni korkutmuyor.
92
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“İçeri gelmek istemez misin?”
Orada yerinin olmadığını söylediğinde inkar etmese de kazanabileceğini
söylüyor.
“Bugün beni öldürmedin ve bak neredeyiz-“
“HYDRA’nın planı olabilir: en zayıf anınızı kolluyor olabiliriz.”
Steve bundan daha zayıf olamayacağını söylediğinde sinirle dolu bir nefes alıp
soruyorsun:
“Hakkında hiçbir fikrin olmayan bir şeyle uğraşıyorsun: benim yaşadıklarımı
hiç yaşadın mı?”
Gözleri seni inceliyorken cevap vermeyi reddettiği belli. Ne cevap verebilir ki?
Elbette yaşamadı.
“En azından yemek yemeyi dene? Sohbete gerek yok.”
“Ben arkadaşlarınla tanıştıracağın adam değilim Rogers-“
“Seni zaten tanıyorlar.. Olduğundan farklı bir şeye çevirmene gerek yok..
İstemiyorsan burada oturmaya devam edebilirsin..”
“Ama sen gideceksin.”
Onaylıyor.
“Senin yanında gezen adam olmak istemiyorum.”
“Bir şey isteyebildiğin sürece bana yeter.. Ne istiyorsun?”
Gitmesini söylediğinde onaylayarak kalkıp içeri gidiyor, sen de önüne
dönüyorsun. Düşünmeye ihtiyacın var.
*
“Ne zaman yattınız? Ama daha önemlisi: toplamda kaç teröristle yattın Nat?”
“Çok.. Ama önemli olan o değil Barton, önemli olan hepimiz farklı yerlere
göre teröristiz..”
Clint kendisinin sadece okçu olduğunu söylediğinde Romanova gülüyor. Onun
kahkaha atması nasıl olurdu merak ediyorsun.
93
Awakencordy
merkez-masa.com
“Sen nasıl hissediyorsun Adaletin Timsali? Lastiğin senin dışında herkesle
patinaj yapıyor..”
Gözlerini devirsen de Steve rahat gözüküyor.
“Ben de bakir değilim, biliyorsun değil mi?”
Hepsi bir anda –Natasha dahil- ellerini kulaklarına kapatarak bağırmaya
başlıyorlar. Bu daha önce de olmuş bir şey olmalı ki Steve gülümseyerek onları
izliyor, ne zaman hepsi ellerini indiriyor, o zaman tekrar saldırıyor:
“Halka açık yerde bile hareketim oldu-“ her yer çığlıklarla dolduğunda
gülümsesen de bir anda kulaklarında başka bir yerin keyifli çığlıkları
yankılanıyor.
*
Johnny Hodges – Castle Rock
“Son Cumartesi’ni bununla geçirmek istediğine emin misin?”
“Eminim Rogers, yürü.. Yine trene binecek misin?”
Steve ‘lütfen isteme’ derken gerçekten korkuyor gözüktüğünde gülerek onun omzuna
sarılan uzun boylu adam kimsenin dikkatini çekmezken Bucky bir asker üniformasının
algıları ne kadar değiştirdiğini düşünerek mırıldanır:
“Gel, kızlar geldi..”
Steve buna trenden daha çok iç çekse de sırf Bucky istediği için geldiği belli, gruba ilerler,
ikisi diğer askerler ve kızlarla sarışırken Steve en azından dışlanmıyor, Bucky kendisi
gittikten sonra ona ne olacağını düşünmemeye çalışarak gülümserken kızlara ne
istediklerini sorduğunda Clara onun koluna sarılmış, gülümseyerek cevaplıyor:
“Fotoğraf kulübesi asker!”
Genç adam bir kahkaha atarken onu izleyen Steve’le göz göz geldiğinde nefesinin
kesilmesini Clara kendisi yüzünden zanneder, Bucky dönerek onunla ilerlerken hepsi
gülüşüyor, önünde bir sıra olan kulübeye giderler..
Kızlardan biri ilk defa gördüğünü söylediğinde Steve ona bunun son teknoloji olduğunu
anlatmaya başlar, onca kızın arasında en azından birinin dikkatini çekebilirken kız içeride
ne yaptıklarını sorunca Steve gülümseyerek bakışlarını kaçırır, sesini çıkartmaz..
Sıra askerlerle ve kız arkadaşlarıyla dolu, herkes sadece kendilerinin görebileceği
fotoğrafların çıktığı perdeli kulübede üçer ya da beşer dakika kalıyor, herkes bir diğerinin
nasıl fotoğraflar çektirdiğini bilse de bilmiyor gibi davranıyordur ki Bucky yanlarından
geçen karamelli mısır satan adamdan herkese birer kutu aldığında herkesin kahramanı
ilan edilir, gülerken parayı öder, sırada ilerler..
*
Panayır coşkuyla devam ederken Steve içeri girenlerin ceketlerini ve çantalarını alır
olmuş, Bucky ne zaman onun öyle bir görev üstlendiğini anlayamadan ona ilerlerken nasıl
gittiğini sorar, Steve de omuzlarını silkerken cevaplar:
94
Awakencordy
merkez-masa.com
“Vatani göreve hizmet ediyorum.. Clara nerede?”
Bucky ‘pudra sırasında’ derken Steve ‘ah’lar, o sırada çıkan çifte eşyalarını iade ederken
sırada başka biri olmadığında elleri boş kalmış, ceplerine sokarak sorar:
“Evi mi kullanacaksın? Bu gece Parker’da kalabilirim..”
Bucky reddederken beraber dönecekleri cevabını verir, o sırada etrafı keserken yandaki
diğer kulübeden bir askerle erkek ‘dostunun’ çıktığını görünce elini cebine sokarak
bozuklukları sayar, bulduğunda da onu bileğinden tutarak oraya sürüklerken Steve ne
yaptığını sorsa da anlayınca sesi kesilir, ikisi içeri daldıklarında ise Steve fısıldar:
“Bucky, biri-“
“Herkes girip çıkıyor, arkadaşlar da fotoğraf çektirir, yasa dışı değil..”
Steve ‘yine de’ derken Bucky elinde bozukluklar, fısıldıyor:
“Herkes cepheye bir resim götürüyor.. Benim sana dair hiç resmim yok Steve..”
Steve etkili bir şekilde sesi kesilerek ona baktığında Bucky paraları kaldırır, onunla göz
göze olan sarışın adam da göz bebekleri büyümüş, başını sallarken Bucky dönerek
paraları makineye atar, sonra ona dönerken kolunu onun omzuna atar, ikisi beraber
geriye sayan makineye bakarlarken flaş patladığında Bucky gülerek küfreder, Steve de
kör olduğunu mırıldanırken başını silkelediğinde Bucky onun saçlarındaki sabun kokusunu
duyuyor, onun kokusunu içine çeker, sesini çıkartmaz..
Ondan kısa adam diğer resim için yine objektife baktığı belli olsa da Bucky başka yere
bakamıyor, onun saçlarını, burnunu, uzun kirpiklerini izlerken bir resim daha çekilir ama
Bucky oraya dönmez, Steve ise gülümsüyor, makine yine sayarken dönerek ona bakar,
konuşur:
“İyi fikir Buck, bende de resim olacak..”
Bucky ‘değil mi?’ derken üçüncü resimleri çekilir ancak ikisi de oraya bakmazken Steve
dar göğsü inip kalkıyor, kaç dakikalık para attığını sorunca Bucky bilmiyor, cevaplar:
“Hepsini attım..”
Steve onun adını söylerken Bucky eğilerek onun dudaklarını örter, o anda başka bir flaş
patlasa da genç adam umursamıyor, onu duvara dayarken Steve’in eli perdeye giderek
düğümü tutar, açılmasını engellerken Bucky şu anda içeri zabıtalar girse bile umurunda
değil, kolunu onun karnına dolayarak onu kendine çektiğinde Steve yükselir, onun
göğsüne dayandığında ise hafif bir ses çıkartıyor, ayrılarak fısıldar:
“Bucky, bu delilik-“ Bucky savaşa gittiğini söyler, tadını bir kez daha almak için yıllardır
her ilaha dua ettiği dudakları yine örterken Steve bu sefer perdeyi bırakarak parmaklarını
onun saçlarına soktuğunda Bucky memnun bir ses çıkartır, ellerinden biri onun kalçasına
inerken onu kendine bastırdığında ikisi de nefes nefese kalmışlar, Steve ondan ayrılırken
yeni bir flaş patladığında pespembe, fısıldar:
“Resimler-“
“Muhteşem olacaklar.. Halini görmelisin..”
Steve ‘kendine bak’ derken tekrar ona eğildiğinde Bucky gülerek onu karşılar, o sırada
dışarıda havai fişekler patlarken kızlar çığlık atar, alkışlar duyulur, Steve onun boynuna
nefes alıp verirken ikisi birbirine bastırır..
95
Awakencordy
merkez-masa.com
Bucky onun boynuna dudaklarını kapatırken Steve onun saçlarını tutuyor, kapı açılış
alarmına kadar orada kalırken ne zaman son ding de duyulur, Bucky daha fazlasından
korkarken öne eğilerek resimleri çeker, ardından dışarı çıkarken Steve de sersem gibi
gözüküyor, onu takip eder..
Üniformalı adam kalabalık arasında ilerlemiş, boş bir yerde dönerek onunla yüzleşir,
ardından resimlere bakarken kalbi hiç elde edemeyeceği şeyle parça parça olduğunda
bandı yırtarak cepheye götürebileceği tek resim olan ilk resmi alır, diğerlerini ona
uzatırken konuşur:
“Belki de Parker’da kalsan iyi olur Steve..”
Steve banttaki iki adama bakıyor, başını sallarken Bucky yarın limanda görüşeceklerini
söyler, sonra da dönerek ondan uzaklaşırken Clara umurunda değil, tek başına eve
giderken kalbi ağrıyor, derin bir nefes alır..
*
“Hey..”
Başka bir zamandan geri dönerken başını çevirerek ona baktığında cümlen
hazır:
“Sana aşıktı.”
Salon birden sessizleşince koridordaki adam da sana bakakalıyor ama sen
apayrı bir yerden konuşuyorsun.
“Cepheye gittiği gece.. Sana aşıktı, o gece seninle eve dönmeye hazırdı ama
ölümüne gidiyordu, ölümüne giderken sana dokunmayı reddetti.. Hayattan
istediği her şeyi alırsa ölmeye hazır olacaktı ama dönmeye kararlıydı.. Seni
tekrar görmek için her şeyi yapabilirdi Steve..”
Steve mavi gözlerinde belki de hayatlardır aradığı sorunun cevabı, hızlı
nefeslerle sana bakarken onu özgür bırakarak cevaplıyorsun:
“Onun her şeyiydin..”
Salondan bir ‘tanrım’ duyulurken Steve’in gözlerindeki ifadeyi biliyorsun,
durdurulamaz, önlenemez, Steve, Steve,Seni kollarından yakalayarak gerilettiğinde duvara çarpıyorsunuz, bir tablo yere
düşse de sen ona bakıyorsun:
“Senden nefret ediyordu, onu hiçe indirgeyip her şey yapıyordun, haberin bile
yoktu, bir gün bir kız bulmak istiyordun, haberin bile yoktu-“ sana bastırırken
kızgın, cevaplıyor:
“Vardı-“
“Seni seviyordu, seni seviyordu, biraz daha parası olsaydı o kulübede dizleri
üzerine çökerdi, orada seni kendisine çekerdi-“ dudakların örtüldüğünde ortada
96
Awakencordy
merkez-masa.com
birinin göz yaşları var, ortada birinin yok olmuş hayatı var, onun omuzlarını
kavrayabildiğinde tüm gücünle onu itiyorsun.
“Senin için her şeyi yapardı..”
Göz göze duruyorken dudakların acıyor, belki de kanıyor. Vedalar can yakar,
değil mi?
Bucky onu terk ederken o da şimdi Bucky’e veda ediyor.
“Ki yaptı, halime bak.”
Mavi bakışları üzerinde, üzerinde. Bir gün sana nasıl öldüğünü anlatacak.
*
‘Senin için her şeyi yapardı.. Ki yaptı, halime bak.’
Ev hala sessiz, senin başında ise dünyalar var.
“Hey.. Çocuklar?”
Steve ona dönerken sen de bakışlarını duvardaki resimden ayırarak ona
döndürüyorsun. Stark gerçekten en delileri, diğerleri yanınıza yaklaşmayı
düşünmezken o koridora girmiş, size bakıyor.
“Biraz önce oldukça büyük ve önemli bir an yaşandı, farkında değilseniz altını
çizmek için geldim.. Lastik, kimseyi öldürme arzusu içerisinde değilsen salona
gelebilir misin? Steve sen gözyaşlarında boğulabilirsin, problem değil..”
Rogers’a attığın bakış sonrası Stark’a ilerleyerek onunla birlikte salona
gittiğinde diğerlerini farklı gerginlik ve gariplik seviyeleri içinde buluyorsun.
Hiçbirinin biraz önce yaşanan duygu yoğunluğunu beklemediği belli, sen dahil.
“Geç, otur.. Kolumu kırma, gözlerine bakacağım..”
Uyarı vermesi güzel, çünkü suratına uzanan eli kırma olasılığın hep yüksek.
Stark parmaklarıyla gözlerini iyice açarak içlerine bakıyor ve bunu o kadar uzun
süreyle yapıyor ki en sonunda kızarak soruyorsun:
“Neye bakıyorsun?”
“Geçmişin onurlu yükselişi gözüküyor mu merak ettim-kızma tamam, Bruce,
sen ne diyorsun?”
Doktor Banner temkinli bir şekilde gelerek sana eğildiğinde iç çekerek bu sefer
ona bakıyorsun ama o daha hızlı ve kesin, cevap veriyor:
97
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hatırlama sinapsların daha iyi çalışıyor, Tony haklı.. Gözlerindeki kılcal
damarlar daha belirgin, birkaç saate geçecektir.. Bu iyi, Winter.. Tabii eğer
hatırlamak istiyorsan..”
İkisi önünden çekilirlerken sen cevap vermiyorsun ama Stark doyumsuz,
Romanova’nın arkasına otururken -önlem- soruyor:
“İstiyor musun? Çünkü dürüst olalım biraz önce Yalan Rüzgarı’na taş çıktı-“
Stark göğsüne yediği dirsekle sustuğunda Romanova ile göz göze geliyorsun,
kızıl kadın konuşuyor:
“Hatırladığın için üzgünüm, bundan sonra geri dönüş olmayacak.. Seni tekrar
temizlemediğimiz ya da tetiğini kullanmadığımız sürece parça parça hatırlamaya
devam edeceksin..”
Deneyimden biliyormuş gibi konuşuyor. Onu incelerken Rogers’ın kenardan
kenardan salona girerek Clint’in yanına oturduğunun farkındasın.
“Nasıl hatırlıyorum?”
“Bilimsel kısmını onlar anlatabilir eminim.. Steve’in sana HYDRA’nın
bilmesinin imkanı olmayacağı kısımları anlatması ilk tetikti, kutunun
kapağındaki vidaları gevşettiğimizi söyleyebilirsin. Ama kutu içeriden açılıyor,
yapabilecek tek kişi de sensin. Çatlakların arasından duyduğun şeyler, gördüğün
veya hatta kokladığın şeyler kutunun içindekilerle aynı olunca oradan çıkmaya
çalışacak.. Sonsuz bir yol, hiçbir zaman da garantisi yok..”
Sen bir şey söylemezken hepsi sessiz, sanki bunu ilk defa konuşuyorlarmış gibi
duruyorlar. Stark önündeki kızılın saçlarını izlerken dudağını kemiriyor. Steve
öne eğilmiş, birleştirdiği ellerinin uçlarını izliyorken Clint metotlu bir şekilde önlem?- silahlarını temizliyor. Bruce ise bu sefer sessizliği bölen, soruyor:
“Sen hala hatırlıyor musun?”
Onun sorusuyla hepsi başlarını kaldırınca Doktor bir an geriliyor ama sonra
soruyor:
“Yasaklı konu mu?”
Romanova başını iki yana salladıktan sonra ‘size değil’ dediğinde odadaki
herkesin kalbinin büyüdüğünden eminsin.
Seninki ise bir kutunun içinde, işe yaramıyor.
*
“Coulson gelip bizi alana kadar buradayız, devam etmek ister misiniz? Tek
eğlence kaynağı şu anda sizsiniz, yeni bölümü heyecanla bekliyoruz..”
98
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ‘Tony’ derken Stark ‘ne?’ diyor, ‘en azından dürüstüm!’
Orası doğru. Konuşmak için nefes aldığında Steve sana baksa da sen ona
bakmıyorsun:
“Olur. Ne duymak istiyorsun?”
Bunu beklemediği belli. Seni sinirlendirmeye çalışanları ters köşeye yatırmak
önceden de sahip olduğun bir hobi miydi?
Fakat şu var ki Stark 1940’ların kibar adamları gibi değil, hızlı ayak uyduruyor:
“Bana kirli ve seksi şeyler anlat, 40’lardaki diğer adamların kaçtığı şeyler,
yapabilir misin?”
Omzunu silkerken kendi problemin olmadığını söylüyorsun.
“Rogers anlatacak, ben değil.”
Hepsi güldüklerinde Steve ne kızgın ne de üzgün, sanki uzun süredir görmediği
birini görüyormuş gibi sana bakıyor.
*
“Kirli ve seksi bir şey-“ hepsi kulaklarını kapattığında Steve gözlerini devirerek
onların sorduğunu söylüyor, Stark’sa elini indirmiş, koltuktan fırlayarak
konuşuyor:
“Nazik bedenim bunu kaldıramaz, başka konu-“ onun hareketlerini izlerken
soruyorsun:
“Nazik bedenin onunla birlikte olmadı mı?”
Bu sefer herkes donduğunda Steve’e bir bakış atıyorsun. Rahatsız gibi değil,
diğerleri ilişkinin farkında olmalı.
Stark yavaşça sana dönerken ne yapacağını sorduğunda ‘hiç’ diyorsun, ‘iki yüzlü
müsün merak ediyorum.’
Direkt görüş alanında olmasa da her nasılsa Clint’in silahını kavradığını
görüyorsun ama Stark seni incelerken dikkatli, cevap veriyor:
“İstersen arka bahçeye çıkıp kavga edelim, ne dersin?”
Her nasılsa bildiğin bir gönderme, cevabın gecikmiyor:
“Olur, yoğun bakıma kaldırıldığında bana saldıracaklar mı?”
99
Awakencordy
merkez-masa.com
Gülse de bu gülüşü diğerleri gibi keyifli değil, daha çok bir sinir taşıyor.
“Ben seni yere yıkmazsam belki saldırmazlar.. Gerçekten Winter, hafızan yok
ama zekisin sanıyordum.. İster kurutulmuş ol ister dondurulmuş, sen resme
girdiğinde kimsenin şansı yok..”
Steve ‘Tony’ dediğinde Stark ona dönerek cevaplıyor:
“Efendim? Yalan değil, değil mi? Beni Nat için terk etmedin, onun için terk
ettin..”
Clint ‘Nat’ın ne alakası var?’ dese de kimse onunla ilgilenmiyor, Steve ise Stark’ı
cevaplıyor:
“Seni kimse için terk etmedim, beraber ayrıldık.. O ikimiz arasına girmiş gibi
davranma-“
“O hangisi? Bucky mi, Winter mı? Yoksa ikisi birden mi?”
Bunun cevabını sen de merak ediyorsun. Diğerleri de merak ediyor olmalı ki
kimse tartışmayı bölmüyor, Steve cevap veriyor:
“Kimse, Tony.. Kimse aramıza girmedi, sen benim ortağımsın.. Aramıza biri
girse fark etmez miydin? En zekimiz sensin..”
“Beni yağlama Rogers, ben büyük bir çocuğum-“
“Ben de dürüst bir çocuğum: hep söylüyorum; bir yerlerde birbirimize aşık
olabilirdik eminim ama burada olmadık..”
Bir an sana baksa da sonra Stark’a dönerken bu sefer de ona dünyasıymış gibi
bakıyor:
“Bu dünyayı anlamıyorum Tony, buradaki limanım sensin..”
Boğazından kayan soğukluğu hissederken gerçeğin farkındasın: Bucky yok.
*
Clint ‘kadınlarından’ yemek yapmasını istediği için silah tehdidi altında yemek
yaparken Bruce içerideki odaların birinde başını dinleyeceğini söyleyerek oraya
gideli yarım saat oluyor.
Stark ve Steve Romanova’nın yatak odasında, muhtemelen bir şeyler
konuşuyorlar.
Belki de tekrar barışıyorlar.
100
Awakencordy
merkez-masa.com
Aslında istemediğin bir şey söylemediğini fark ettiğinde sinirin artıyor. Ona
devamlı Bucky’nin olmadığını ve öldüğünü söyleyip durdun, o da başka bir
liman bulduğunu sana söyledi. İyi yapmadı mı?
Sende birinin limanı olacak güç yok.
Birinin limanı nasıl olunur onu bile bilmiyorsun. Onu koruyarak mı? Onun
yaşamasını sağlayarak mı? Onu severek mi?
‘Bu gerçek olan.. Sen gerçek olansın, sen de benim limanımsın Steve..’
“Sandığın gibi değil.”
Başını ona çevirdiğinde Romanova sakinlikle yanında durarak seninle birlikte
aşağıdaki sokağa bakıyor.
“Tony ve Steve ilk karşılaştıklarında hiç geçinemediler: Tony pek de babası gibi
değil, hatırlıyorsan fark etmişsindir..”
Hatırlamıyorsun.
“Steve hala 40’lardaki Yüzbaşı gibi davranıyordu, Tony ise yönetilmeyi kabul
edemeyen bir adamdı.. İkisi birbirlerini törpüleyerek bir takım kurdular, kolay
olmadı ama Steve dürüsttü: ikisi ortaklar ve birbirleri için önemliler..”
O konuda şüphen yok.
“Tony güzel şeylerin tamamını isteyen biri ama Steve ondan daha akıllı:
beraber olsalardı bir yerde tükenirlerdi, bunu gördüklerinde son verdi. Tony ilk
başta itiraz etse veya işi kişiselleştirse de Steve’in onu terk etmediğini
anladığında o da kabul etti.. Sadece yatmayı kestiler, gerisi aynı..”
“O zaman neden kavga ediyorlar?”
“Çünkü sen geldin.. Tony’nin korktuğu şey sevgililikten atılmak değil, Tony
zaten birinin sevgilisi olmak için çırpınan biri de değil, ona robot alsan seks
yapmışa döner.. Tony biri için özel olmaya aşık, o özelliğini kaybetme riski onu
korkudan öldürüyor..”
Sana dönerken hep olduğu gibi net:
“Ve sen oldukça özelsin..”
“Öyle miyim?”
Yeşil gözleri sana aptal olmamanı söylese de dudakları farklı bir hikayede.
101
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bir önceki halin öyleydi..”
“Bucky, evet..”
‘Hayır’ derken açık: ‘bir önceki halin.’
Kaşlarını çatarken ona baktığında düşünmeni söyleyerek tekrar mutfağa
gidiyor; Clint yemeği yakmış olabilir.
*
Yatak odasının kapalı kapısının önünden geçip kapısı aralık odaya giderek
kapıyı araladığında içerideki adamla göz göze geliyorsun.
Doktor Banner yeni asanasının ortasında sana bakarken havada kalmış ayağını
hareket ettirerek yere koyuyor, ardından hareketini tamamlarken soruyor:
“Bir şey mi vardı?”
Reddederken onun yanının sessiz olduğunu söylediğinde hafifçe gülümsüyor
ve keyfine bakmanı söylüyor.
Söz dinleyerek içeri girip kapıyı yine aralık bırakıyorsun: bu tip şeyleri görmeye
eğitilmiş beynin Doktor Banner’ın çıkışı olmayan yerleri sevmediğini anlamış
durumda.
Neredeyse hiçbir eşyanın olmadığı odada ilerleyerek diğer köşeye oturduğunda
o çoktan gözleri kapalı ve yeni hareketinde kendi zihnini dinlemekle meşgul,
varlığını senin istediğin kadar kabul ediyor.
Dengeli ve uzun süredir bunu yaptığı belli olan hareketleri izlerken onun
zihnindeki sakinliği kıskandığını fark ediyorsun. İnsan olmak böyle bir şey mi?
Uyandığın sırada istediğin tek şey kendin olmaktı, şimdi ise geri tıkıldığın
dolabı özlüyorsun.
“İlk başta bunun bir işe yarayacağından şüpheliydim..”
Doktorun yumuşak sesiyle oraya baktığında onun hala gözleri kapalı olduğunu
görüyorsun. Yan duruşunu değiştirerek dengesini diğer bacağına verip kolunu
çeviriyor, yeni bir yere koyarken de devam ediyor:
“Ancak o gürültüde kendi kafamı duyabilmek için her şeyi denemeye hazırdım,
bir gün biri bana bunu öğretti..”
“İşe yaradı mı?”
Gözlerini açarken hala arayışta olduğunu söylediğinde tebessüm ediyorsun.
102
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ama diğerlerinden daha faydalı olduğunu söyleyebilirim..”
Görmesi gerekenden daha çok şey görmüş adamın gözleri seni yargılamadan
kapanarak bir sonraki asanaya geçtiğinde sen de metal elini açıp kapatarak
plakaların birbirine girmesini izliyor, geri planda onu takip ederken
rahatladığını düşünüyorsun: sanki birisi hatırlamanın önüne bir kontrol duvarı
çekiyor gibi yeni bir nefes, yeni bir rahatlık.
Bruce’u izlerken oda sessiz, başını duvara dayayarak onun hareketlerini takip
ediyorsun, o da kendi kendine hafifçe gülümsüyor: dudaklarında sanki küçük
bir sır taşıyormuş gibi bir tebessüm var ama seni rahatsız etmiyor.
*
“Tony ayrılıktan bahsederken neden senden de bahsetti, anlatacak mısın?”
Doktor Banner uyuyacağını söylediğinde sana -veya kendine- güvenmediğini
bildiğin için kalkarak odadan çıktığında mutfaktaki soruyu duyuyorsun.
Yatak odasının kapısı hala kapalı.
“O kadar senedir sormadım, artık sorayım: efsaneler doğru mu?”
“Hangileri?”
Clint bir şey yapmış olacak ki Romanova sesinde gülümseyişle cevap veriyor:
“Tony’e sor,-“
“Hadi Nat, bana borcun var!”
“Ne için?”
“Bilmiyorum, mutlaka sana iyi bir şeyler yapmışımdır! Geçen hafta ayak masajı
yaptım, ona say!”
“Ayak masajı ile Steve’in ne kadar uzun olduğu bir mi Barton?”
Clint onun çok kötü olduğunu söylediğinde Romanova öyle söylememesini
istiyor, sense koridoru bitirmiş, salona girerken onları görüyorsun.
Kızıl kadın en yakın arkadaşlarıyla dahi oynamayı sevdiği belli, -belki de eğitimini
hiç üzerinden atamamış, belki de Kızıl Oda o kadar kalıcı, belki de senden de hiç
çıkmayacak- onu tezgaha kıstırarak kendini ona yaklaştırırken konuşuyor:
“Steve’in kaç kadınla yattığını bilmiyorum, umurumda da değil ama uyandıktan
sonra ilk yattığı kadın benim: bunu gerçekten isteyen bir adamın seni tek bir
seferde sonuna kadar doldurmasını ancak bir kadın anlar Clint..”
Clint derin bir nefes alırken o zaman neden ona anlattığını tısladığında
Romanova sırıtıp cevaplıyor:
103
Awakencordy
merkez-masa.com
“Yüzün çok tatlı da ondan.. Merak etme, bana izlettiğin en uzun penisli adam
pornosundaki gibi değil, geceleri rahat uyuyabilirsin..”
Clint çok rahatladığını söylerken pantolonunu düzeltiyor, sense geri adım
atıyorsun, Rogers’ın ne kadar uzun olduğunu bilmesen de elin hatırlıyor, elin
onu hatırlıyor.
Hangi elin onu hatırlıyor?
*
Ben Howard – Oats In The Water
Kapıyı açarak içeri girdiğinde yatakta karşılıklı oturmuş ikili sana dönüyor.
Kimse çıplak değil, yatak bozulmamış.
İkisi de sana baktığında içeri girerken sahip olduğun cesaret yerini daha farklı
bir şeye bırakıyor:
“Barıştınız mı?”
Stark barıştıklarını söylerken şimdi yatağı topladıkları cevabını verdiğinde Steve
dönerek ‘Tony’ diyor, sonra sana bakarak soruyor:
“Ne oldu?”
“Devamını istiyorum. Anlatacağını söyledin.”
Tony ‘ah’layarak ayağa kalkarken ‘masal zamanı’ diyor, sense onun hatasını
farkında bile olmadan kullanıyorsun. Zekası sizlerden güçlü olan adam tüm
kırılganlığıyla boğazından duvara yapıştığında elleri senin metal koluna
yapışıyor ama nafile, seni ittirecek gücü yok.
“Winter! Bırak-bırak-“ Steve de senin kolunu çekmeye çalışsa da bir işe
yaramıyor, metaller beynine bağlı, ancak sen istersen açılırlar.
Kahverengi gözler açılıp kapanırken parmakları metalini tırnaklıyor ama nafile.
Yine de susmuyor, konuşuyor:
“Bırak Steve, çılgın çocuk istediğini yaps-“ onun boğazını bu sefer gerçekten
sıktığında Steve yanında tüm tehlikesiyle cevaplıyor:
“Bırakmazsan ben de sana saldırmak zorunda kalacağım-“ şaşırtıcı değil,
parmakların biraz daha kıvrıldığında dudak arasından bir ‘Steve’ dökülüyor,
sense konuşuyorsun:
104
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bana davranışın hoşuma gitmiyor.”
‘Gerçekten mi?’ derken Steve yanında tekrar ‘Winter’ diyor. Stark’ın yüzü kızarmış
durumda.
“Ona aşıksan onu dene, bana saldırma, anlaşıldı mı?”
Stark cevap vermek yerine bir anda dindiğinde nefes almak için gerçekten
çabaladığını bildiğin için parmaklarını gevşetiyorsun, o da sana pis pis bakarken
cevaplıyor:
“Ona aşık olmadığımı biliyorsun, bana lise kızı gibi davranma..”
“O zaman gerçek problemini söyle, beni alet etmeyi bırak.”
Steve ‘gerçek problem?’ dediğinde sen gözlerini deviriyorsun, Stark ise gülmeye
başlıyor. Yanınızdaki sarışın bir şey anlamıyor olsa da Stark ellerini tekrar senin
bileğine sarmış, sana tutunarak ayakta dururken hem gülüyor, hem de işaret
parmağıyla seni işaret ederek konuşuyor:
“İyisin Lastik, hiç çaktırmıyorsun..”
“Tony, neden bahsediyorsunuz?”
Stark’ın boynuna serçe parmağını kaldırdığında her nasılsa anlıyor ve başını
sallıyor, sen de yavaşça onu bırakıyorsun. Kan yok, kırık kemik yok, Winter
Soldier için korkunç bir sonuç olsa da anlaşılan o ki artık korkunç görev
raporları dolduruyorsun.
Sen aradan çekildiğinde Steve senin bıraktığın yere girerek Stark’ın ‘iyiyim,
iyiyim, anneleşme’lerine aldırmadan boynunu kontrol ediyor, bir yandan da
kaşındığını söylüyorken Stark en sonunda onu savuşturabildiğinde cevaplıyor:
“Ben ve arkadaşın birbirimizi anlıyoruz, problem yok Rogers..”
Steve dönerek sana baktığında sen hedefine odaklı, cevaplıyorsun:
“Devamını anlat.”
Stark gülerek başını Steve’in yanağına dayayıp gözlerini kapatırken Steve bir
sana bir de ona bakıyor, diğer yandan Stark’a sarılırken dikkatli, onun
sakinleşmesini bekliyor.
*
Stark ‘terapi masraflarımı kim karşılayacak’ diyerek odadan çıkıp gittiğinde Steve
sana dönerek hiç beklemediğin bir anda öylesine şiddetli bir yumruk atıyor ki
105
Awakencordy
merkez-masa.com
gerisin geri sen duvara dayandığında önünde oldukça kızgın bir Adalet Timsali
buluyorsun.
“Bir daha böyle bir şey istemiyorum, anlaşıldı mı? Gücünün farkındasın, sana
karşı gücünü kullanamayacak kişilere saldırman ne yetenek ne de haklılık,
korkaklıktan başka bir şey değil!”
Elin çenende, sağa sola ittirerek kemiğin yerinde olduğundan emin olurken
sesini çıkartmıyorsun ama onun normal insan skalasına göre haklı olduğunun
da farkındasın. Stark’ın sana karşı koyma şansı yoktu ve kendini kontrol
edemeseydin şu anda yerde yatıyordu.
Sesini çıkartmadan ona bakarken öfkesini savurmuş olacak ki ilerleyerek senin
elini ittiriyor, bu sefer kendisi çeneni kontrol ediyor. Parmak uçları hafif ve
nazik, mavi bakışları ise üzüntüyle dolu.
“Sana zarar vermek istemiyorum, beni bu duruma sokma, olur mu?”
‘Yoksa sen de mi beni terbiye edersin?’ dememek için yanağının içini ısırdığında
ağzına kan tadı geliyor.
*
Bruce barış elçisi seçilmiş olmalı ki kapıyı kibarca vurup ikinize birer yemek
tabağı bıraktıktan sonra hiçbir şey söylemeden çıktığında tabağın içindekilerden
çok tabakla birlikte getirdiği gerçek çatal dikkatini çekiyor. Bir anlık hata
yapacak kişiler değiller.
Steve ise farkında değilmişçesine kendi makarnasını karıştırıyor, kenara koyarak
soğumasını beklerken de -daha ılık sevdiğini biliyorsun- soruyor:
“Ne bilmek istiyorsun?”
Hepsini?
“Savaşa gittikten sonra ne oldu?”
Derin bir nefes alırken ‘ben deneye girdim’ diye cevaplıyor.
“Deneye girdim ve bu hale döndüm.. Uzunca süre propaganda için çalıştım,
neredeyse tüm ülkeyi gezdim.. Ancak sonra gerçek cephede bana ihtiyaç oldu,
böylece gerçek savaşın içine girdim..”
Makarnayı sıcak sevdiğini keşfediyorsun.
“Senin de dahil olduğun bir grup askerimiz HYDRA tarafından ele geçirilmişti
ve ben görevlendirildim. Daha doğrusu herkes öldürüldüğünüzü düşünüyordu,
gidecek kadar çılgın bir ben vardım..”
106
Awakencordy
merkez-masa.com
“Pişman oldun mu?”
Reddederken net, yalan söylemiyor.
“Seni kurtardım.. Belki olacakları engelleyemedim ama sonrasındaki vaktimizi
kazandım..”
Bakışlarını makarnana indirirken çatalı parmakların arasında döndürüyorsun,
metal metali öpüyor.
*
Steve yanındaki tulumda duyduğu debelenmeye uyanırken o tarafa baktığında Bucky’nin
kabus gördüğünü fark ederek dikleşir, ona uzanarak arkadaşını yıllar sonra tekrar ve ilk
defa serbestçe tutabilirken Bucky sanki onun dokunuşunu hissediyorcasına gevşediğinde
Steve alnını onun alnına bastırır, adını söyleyerek uyanmasını dilerken Bucky bir süre
sonra uykulu ve yorgun, sorar:
“Steve?”
Steve gülümseyerek ondan ayrılır, ‘hey Buck’ derken arkadaşı onu her gördüğündeki gibi
şaşkınlığını gizleyemezken onun büyümüş ve değişmiş figürünü bir kez daha inceler,
ardından kendine dönerken kabus gördüğünü mırıldandığında Steve de bildiği cevabını
veriyor, kolunu onun beline dolarken çadırın kapısına bir bakış atar, yumruğunu
sıkılaştırırken arkadaşını daha sakin olmasını umduğu bir uykuya yollar..
*
“Tabur dağıldığında geriye ileride Uluyan Komandolar olarak tanınacak grup
kalmıştı. Görevimiz gizli ve önemli operasyonları tamamlamaktı.. Ben liderdim,
sen de benim ikinci adamımdın.. Uzmanlığın nişancılık üzerineydi..”
Sesini çıkartmıyorsun.
“Beraber çok göreve gittik.. Ve merak ettiğin ekip aramızda bir şey olduğunu
biliyor muyduysa eğer evet, hepsi bir şeyler biliyordu.. Ama tabii ki açık olarak
bir şey söyleyemezdik..”
*
“SENİ ÖLDÜRECEĞİM STEVE, KAPTANLIĞIN FALAN UMRUMDA DEĞİL-NASIL ÖYLE BİR
ŞEY YAPARSIN-“ Steve susmasını fısıldasa da Bucky sinirden delirmiş, kalaşnikofu onun
suratında dağıtmak istercesine ona atıldığında Steve silahı kalkanına çarptırır, kıvılcımlar
çıkarken Dum Dum geriden ‘çocuklar’ der ama onları durduramaz, ikisi birbirine vurmaya
çalışırken Dum Dum boşvermiş ‘şov var’ dediğinde diğerlerini daha hızlı toplar..
Junior sırıtıyor, ‘Bastır Steve!’ diye bağırsa da ne Bucky ne de Steve farkında, Bucky
aylardır biriken korkusunu akıtıyorken Steve onun ne zaman bu kadar hızlandığını ya da
güçlendiğini merak ederek ona karşı koyar fakat onun yorulduğunu fark ettiğinde onu alt
ederek çamurlu toprağa yapıştırırken hepsi alkışlar, Steve konuşur:
“Bitti mi Çavuş?”
107
Awakencordy
merkez-masa.com
Bucky onun altında gök mavisi gözleri kızgınlıkla ona bakıyor, sadece Steve’in hissedeceği
bir cevapla kendini ona ittirdiğinde Steve donar, Bucky ise ‘bitti Yüzbaşı’ derken Steve o
an tüm kuralları boşvererek eğilip onu öpmek, dudaklarını ısırmak istese de bir şey
yapamaz, onun üzerinden kalkarak diğerlerinin tebriklerini alırken Bucky çadıra gittiğinde
Steve onun gidişini izler..
*
“6 ay dayandık.”
*
Steve gülümsüyor, Peggy’nin tebriğine pembeleşmeden edemediğinde Bucky genç
kadının arkasından ona bir bakış atar, Steve ise gözleriyle ‘ne var?’ derken arkadaşı
gözlerini devirince Steve gülümseyerek tekrar Peggy’e döner, genç kadınsa sorar:
“Arkadaşın yeni haline alışabildi mi Yüzbaşı?”
Arkadaşı geride dürüstlükle ‘hayır’ dediğinde Peggy dönerek ona bakar, Steve de ikisinin
birbirilerini incelemesini izlerken bir an Bucky’nin onu da büyüleyeceğini düşünür ama
Peggy ondan koparak tekrar Steve’e dönerken sorar:
“Uzun süredir konuşmuyoruz Steve, istersen yürüyüş yapalım..”
Steve hiç ‘yürüyüş’ yapmamış, arkadaşlarının sırıtışlarının farkında olsa da Peggy’nin
teklif etmiş olması yüzünden reddetmesi mümkün değil, onayladığında genç kadın
çadırların yerini sorar, Steve kıpkırmızı olurken Bucky cevaplar:
“Şu tarafta.. Eşyalarımı almalı mıyım?”
Peggy ona dönerken önce sert bir tokat atar, ardından da alçak sesle ‘belki’ derken Steve
sırf Bucky’i tanıdığı için onun aslında ne kadar ifadesiz olduğunu görebilir, genç kadın
Steve’e yolu göstermesini emredince de Steve emre uyarken onları bırakır, çadırların
tarafına gider..
İkisi akşamüstünün sessizliğinde sıra sıra çadırları geçerken taburun sonundaki Steve ve
Bucky’nin çadırına vardıklarında Peggy iki kişilik çadırların diğer kamplara göre lüks
olduğunu mırıldanır, Steve de çadırın önünde ona dönerken konuşur:
“Peggy.. İçeri girdiğini görürlerse-“
“Ben de senin kadar askerim Steve, ne düşüneceklerini biliyorum.. Aç.”
Steve kapağı açarken Pegyy eli onun göğsüne dayanarak eğilir, böylesi bir dedikodudan
pişman olacağını düşünmediğini söyleyerek içeri girerken Steve pembeleşerek onu takip
eder, ardından fermuarı çekerken Peggy tulumlardan birine oturup bacaklarını yanına
toplar, sonra da ayakkabılarını çıkartırken rahatlamış, konuşur:
“Savaşta topuklu ayakkabı
istiyorum..”
yönetmeliğini
kim çıkarttıysa gözünü topukla delmek
Steve gülümseyerek oturur, sırt çantasını eşeledikten sonra ona kalın çoraplarından birini
verirken Peggy gülümseyerek alır, incecik naylon çorapla kaplı ayaklarına çorapları
geçirirken konuşur:
“İşte Steve, sen hep bu yüzden favorim olacaksın..”
108
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve sesini çıkartmazken Peggy diğer kalın çorabı da giyer, sonunda ısındığını fısıldarken
etrafına bakındıktan sonra sorar:
“Nasıl gidiyor Rogers? Dans eden maymun olmak mı güzel, bu mu?”
Steve düşünmeden ‘bu’ dediğinde Peggy gülümseyerek onu izler, ardından ifadesi
ciddileşerek Çavuş Barnes’ın nasıl olduğunu sorarken Steve derin bir nefes alarak
cevaplar:
“Umulmadık bir tepki göstermedi, onu arıyorsan.. Refleksleri çok hızlandı, nişancılığı
iyiydi ama artık mükemmel, benim görebildiğim kadar uzakları görüyor..”
“Savaş sayesinde de olabilir, deneyim en iyi eğitimdir..”
“Olabilir.. Umarım öyledir..”
Peggy de öyle umduğunu söyler, sonra derin bir nefes daha alarak ona bakarken Steve
başka kimsenin yanında hissetmediği heyecanlı bir gerginlikle onu izler, ne yapması
gerektiğini bilemezken Peggy konuşur:
“Dışarı çıktığımda bana dokunmamış olsan bile Kaptan Amerika İle Birlikte Olan Kız
olacağım..”
Steve üzgün olduğunu söylediğinde Peggy ‘oh hayır’ diyor, o başlık altında tarih
kitaplarına geçmenin hoş olabileceğini söylerken Steve reddeder, cevaplar:
“Sadece onunla geçmek istemeyecek kadar bağımsız bir kadınsın Peggy-“ ama sözü
kesilirken Peggy ‘bunu söyleyebildiğin için çadırına giriyorum moron’ diyerek ona
uzanınca Steve dudaklarını örten dudaklarda ruju tadar..
Genç adam kalbi deli gibi atıyor, yavaşça onun ince belini kavrarken Peggy de hafif bir
nefes bırakarak ondan ayrılır, ardından gözlerini açarak ona bakarken Steve onun güzel
yüzünü izler, yavaşça gülümserken konuşur:
“Bir askeri mutlu ettiniz Bayan Carter..”
Peggy de gülümserken ikisi birbirini izler, Steve onun saçını düzeltirken tüm bunlar
bittiğinde ona dans etmeyi öğretip öğretmeyeceğini sorunca Peggy ‘hımmm’ diyor, sorar:
“Arkadaşın dans etmeyi biliyor, sana öğretmedi mi?”
Steve’in parmakları bir an donsa da ardından onun buklelerinde kaymaya devam
ettiğinde Peggy kahverengi gözleri diğerlerinin görmediği ayrıntıları görüyor, konuşur:
“Herhangi birinin çadırına girebilirdim Steve.. Ben de üzerime düşen görevleri yapmaktan
memnunluk duyan bir askerim, tıpkı sen gibi.. Sen ülkeyi koruyorsun, ben de seni.. Artık
bir kız arkadaşın var..”
Steve kalbi gümbür gümbürken ‘ben-‘ der ama Peggy uzanarak onu tekrar öper, sonra da
dönerek ona kendi resmini getirdiğini söylerken minik göğüs cebini açarak içinden bir
pusula çıkartır, ona uzatarak konuşur:
“Al.. Arada sırada bunu açıp benim ne kadar muhteşem bir kadın olduğumu hatırla, olur
mu?”
Steve pusulayı alırken gülerek ‘olur’ der, Peggy de gülümserken omzu onun omzuna
dayalı, belinde Steve’in kolu, dünyanın en iyi korunan kadınıyken konuşur:
“Tek bir şartım var..”
109
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve pusuladaki resme bakmış, kapattıktan sonra ne olduğunu sorduğunda Peggy elini
onun yakasına götürmüş, onu çekerek cevaplar:
“Bu-“ ve onu tekrar öperken Steve güldüğünde Peggy de gülümseyerek onu
kulaklarından yakalar, ardından onu öpmeye devam ederken Steve onu belinden tutarak
iyice kendisine yaslar, genç kadın ‘mmmm’layınca da dayanamayarak gülüp başını
çekerken Peggy sırıtıyor, ona sahte bir yumruk atarak görevini yerine getirmesini söyler,
gülümser..
*
“Kimseye söylemedim, Bucky hariç..”
“Şimdi?”
“Kimseye söylemedim, Bucky hariç..”
Onu izlemeye devam ettiğinde bakışları açık ve dürüst, cevaplıyor:
“Tüm görünüşlere ve gözlere göre o benim sevdiğim kadındı.. Ki öyleydi, Peggy
benim o zamana kadar hiç sahip olmadığım türden bir arkadaştı: çağının
ötesindeydi, kadın ve erkeklerin eşitliğine inanıyor, savunuyor ve gereken her
şeyi yapıyordu.. Cinsiyeti kadın olan ilk arkadaşımdı.. Natasha bana onu
hatırlatıyor..”
Ki onunla da öpüştü.
“Plana uydum: Peggy Londra’dan anlayabildiyse başkaları da anlayabilirdi,
engellemek için gerekli her şeyi yaptık.. Farklı cephelerde çalışıyor olmamız
aşkımızı daha etkileyici kıldı..”
Bakışlarında sevgi dolu bir hüzün var.
“Peggy benim favori kızımdı.. Hep de öyle kalacak..”
Tanımadığın bir kızı takdir etmek garip bir şey.
*
Ennio Morricone – Brian DePalma Suite: Main Theme from Casualities of War
“Yürü Steve-“
“En güzel kızı kaptın adi-“ Peggy hala orada olduğunu ve üstlere densizliği
cezalandıracağını söylediğinde herkes ensesini kaşır, bakışlar kaçırılır, Peggy dönerek
Steve’in bileğini tutuyor, konuşur:
“Görev bittikten sonra randevu noktasında sizi tam görmeyi bekliyorum, anlaşıldı mı
Yüzbaşı?”
110
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve içtenlikle başını sallayarak ‘evet efendim’ dediğinde Peggy memnun bir ifadeyle
onaylar, ardından uzanıp onun dudağının kenarındaki ruju silip gülümseyerek döner, onu
götürecek jipe ilerlerken ne zaman ki jip görünmez olur, herkes tekrar Steve’e dönerek
kükrerken Steve Bucky’nin çadıra gittiğini görmüş, bir süre tebrikleri kabul eder..
*
Diğerlerini ancak yemek çanı Steve’den ayırabilmiş, herkes akşam yemeğine giderken
Steve çadırlar arasından geçerek kendi çadırlarına gider, çadırın arkasında sigara içen
Bucky’i gördüğünde iç çekerek ‘Buck’ derken arkadaşı sigaranın ucunu eliyle kapattığını
gösteriyor, konuşur:
“Sen nasılsa içmemişsindir, ben senin yerine içiyorum..”
Steve beraber olmadıklarını söylediğinde Bucky bir nefes daha alır, ardından cevaplar:
“Gece Dum Dum’da kalabilirdim aptal, kız sırf senin için geldi..”
Steve uzanarak sigarayı ondan alırken Bucky içtiğini mızırdanır, Steve ise toprağa atmak
yerine kendisi bir nefes çekerken Bucky’nin bakışlarının onun dudaklarını izlediğini
görüyor, dönerek kampa bir bakış atar, ardından dumanı üfleyerek bakışlarını tekrar
Bucky’e çevirirken arkadaşı dumandan etkilenmemiş, sorar:
“Süper ciğerlerin zedelenmesin?”
Steve ona bakarak sigaradan son nefesi de çeker, ardından yere atıp üzerine basarken
sonra onu çadırın daha da arkasına iterek dudaklarını örter, dengesini kaybeden Bucky
onun yakalarına tutunurken ağzı açılmış, Steve’in üflediği dumanı yutarken Steve elini
onun başının arkasından indiriyor, ayrılarak cevaplar:
“Peggy rol olarak kız arkadaşım olmayı önerdi.. Daha doğrusu önermeden kendisi halletti,
önerseydi ben bir şey yapamazdım..”
Bucky kafası karışmış, onun kollarında durarak onu izlerken onun ne demek olduğunu
sorduğunda Steve onun sıcaklığını kendi üzerinde hissediyor, Peggy’den ne kadar farklı
olduğunu tekrar fark ederken elleri onun kalçasına inerek kavradığında Bucky gözlerini
kapatarak ‘Steve’ der, ‘kamptayız’ diye fısıldarken Steve bildiğini söylüyor, cevaplar:
“Onu öptüm.. Kaç kere, bilmiyorum.. Daha doğrusu o beni öptü..”
Bucky görebildiğini söylediğinde Steve dudaklarını ıslatarak geride kalmış rujun tadını
hayal meyal alır, bir kızın kendi isteğiyle onu öptüğünü söylerken Bucky geriye
kaykılmaktan yorulmuş olacak ki kollarından birini onun boynuna dolayarak cevaplar:
“Kampta pek ayna taşımıyoruz biliyorum ama artık hiçbir kızın reddedemeyeceği bir
haldesin Steve, başınla odayı göstermen yeterli..”
Steve kimseye öyle bir şey yapmayacağını söylediğinde Bucky gülerek gözlerini devirir,
sarışın adamsa ciddi, cevaplar:
“Ben öyle biri değilim..”
“Biliyorum aptal.. Kız arkadaşına geriye uzanıp İngiltere’yi düşünmesini mi söylemişler,
olay nedir? Niye ‘rol olarak’ öneriyor?”
Steve derin bir nefes alırken ona gülümsediğinde Bucky ne olduğunu sorar, sarışın ve
artık ondan uzun boylu olan adamsa cevaplar:
111
Awakencordy
merkez-masa.com
“Seni öptüm..”
“Fark ettim.. Niye sırıtıyorsun?”
“Hala buradasın..”
Bucky gözlerini devirdiğinde Steve mutlulukla gülümser, ardından diğer elini kaldırarak
onun yüzündeki kiri silerken sesi alçak, mırıldanır:
“Bunu o kadar uzun süre istedim ki Buck..”
“Carter’ı mı?”
Steve aptal olmamasını söylediğinde Bucky gülümseyerek ‘neden?’ diyor, cevaplar:
“Aptalların hikayeleri en güzel olanlardır..”
“Bize değil.. Aptal adamları sevmem, biliyorsun..”
Bucky bildiğini söylerken mavi gözlerinde korkan bir hüzünle ona bakar, Steve de
konuşur:
“Seni istedim.. Yıllardır, yıllarca,-“ Steve bir anda dudaklarına bastıran parmaklarla
susunca Bucky ‘hayır’ der, konuşur:
“Şimdi değil-“ ama Steve onun elini ittirir, ‘şimdi’ derken devam eder:
“Savaştayız Buck, şimdi değilse ne zaman? Peggy sırf ikimiz için bunu yaptı!”
Bucky gözleri büyüyerek onun kollarından çıkarken ‘ne?’ dediğinde Steve onaylıyor,
cevaplar:
“Bizim farkımızda..”
“Biz diye bir şey yok Steve..”
Steve ‘yok mu?’ derken Bucky ‘yok’ dediğinde sinirle gülerek ‘peki’ der, cevaplar:
“Haklısın, başımı odaya çevirmem yeterli.. Bu geceki takım görevi tamamlayıp yarın
şehre döndüğümüzde tekli oda tutalım, olur mu? Çünkü ben bundan sıkıldım Buck,
sevdiğim kişiyi beklerken öleceksem, en azından bazı şeyleri görerek ölürüm, problem
değil-“ Bucky ‘ne?’ dediğinde Steve duyduğunu söyler, elleri titrese de hiçbirini geri
almadan dönerek çadırın önüne giderken Bucky arkasından fırlar ama Steve onu rahatça
silkeliyor, yemeğe gittiğinde Bucky çaresiz, diğerlerinin yanında bir şey diyemez..
*
Kucağındaki kaseyi unuttuğunu çatal tabağa düştüğünde fark ederek irkilip
bakışlarını kaçırıyorsun. Steve de makarnasını dürttükten sonra derin bir nefes
alıp devam ediyor:
“O gece o kadar sinirlenmiştim ki, ben Dum Dum’un yanında kaldım, Junior’ı
da Bucky’nin yanına yolladım..”
Bir şey demiyorsun, ne diyebilirsin?
“Görev bitti, hep beraber şehre döndük, farklı isimlerle ucuz bir otele yerleştik,
-orduya giriş yapmıyorduk- ve söylediğim gibi kendime ayrı oda açtırttım.. Evet bir
kız arkadaşım vardı ama aynı zamanda askerdim ve böyle şeyler normal
görülüyordu..”
112
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Steve beline sarıldığı kıza inşaatçı olduğunu söylediğinde kız kıkırdayarak onun kollarını
sıkar ve belli olduğu cevabını verir, Dum Dum ‘ne sütunlar kaldırıyor bilseniz’ derken
gruptan bir kahkaha yükselirken Steve barda tek başına içki içen Bucky’i göz hapsinde
tutuyor, sohbete devam eder..
Gece eğlenceli, bar sıcak ve keyifli, Steve bir süre sonra tuvalete gitmek için izin alır,
masadan uzaklaşarak arka taraftaki tuvalete giderken Junior’ın masasındaki başka bir
adam da kalkmış, onunla aynı anda koridora girdiğinde Steve adama gülümser, adam da
ona yol verir..
İkisi erkekler kapısından girip daha içerideki tuvalete giderlerken adam geride ‘boş mu?’
diye sorar, Steve kabin kapısını ittiğinde boş olduğunu görünce ‘evet’ derken adam dış
kapıyı kilitlediğinde Steve ona döner..
Her an her yer tehlike olsa da adam gergin ve umutlu gözüküyor, dudağını kemirirken
bütün gece onu izlediğini söyleyince Steve ‘oh’ der, adam da eliyle ondan izin isterken
Steve belki şaşkınlıktan, belki de isyankarlıktan izin verdiğinde adam ona yaklaşarak
yavaşça onun yüzünü tutar, dudaklarını birbirine dokundururken Steve de sessiz, onun
belini tutar..
Peggy gibi değil, Bucky gibi de değil, hem farklı hem de aynıyken Steve onun belini biraz
daha sıktığında kumral adam ona biraz daha sokulur, ikisi iyice birbirlerine dayanırlarken
Steve dudaklarını araladığında adam onun saçlarına parmaklarını sokarak kontrolü eline
alır, Steve’i belli ki saatlerdir istediği gibi öperken sarışın adam da onun beline tutunarak
dengesini korur, ayrıldıklarında gülerken adam da gülümsüyor, cevaplar:
“Teşekkürler..”
Steve kendisi teşekkür ettiğinde adam gülümser, sonra onu işine bırakacağını söyleyerek
gidip kapıyı açar, çıkarak bara geri dönerken Steve kendi kendine gülümseyerek lavaboya
döner, aynada Bucky’i gördüğünde donarken arkadaşı adeta bir makine, öylesi bir
ifadesizlikle ona bakar ki Steve hızla geri dönerek ‘Bucky’ derken Bucky gülümser, sonra
başını sallar:
“İyi yaptın..”
Steve nedense tam tersini duyarken o sırada bunu neden yaptığını hatırlar ve başını
sallar, iyi yaptığını söylerken Bucky derin bir nefes alarak dönüp koridorda ilerler, o
sırada kadınlar tuvaletinden çıkan bir kıza ‘merhaba güzelim’ diyerek kızı eritir, ikisi
beraber uzaklaşırlarken Steve sessiz, lavaboya dayanır..
*
Steve barda bulduğu Olağanüstü Bilim Kurgu1 dergisinin eski sayılarından birini kıvırarak
yatakta daha da arkaya yaslanır, Asimov adlı yeni yazarın hikayesini okumaya başlarken
ne zaman Sheerin 501 betimlemeleri geçerek konuşmaya başlar, Steve tıklatılan kapısıyla
başını oraya kaldırırken yatağın yanındaki kalkanını alarak kalkar, kapıya ilerler..
Gece sessiz, tüm otel uyuyor olmalı, Steve kapıyı aralar ama aralamakla kalamaz, içeri
giren Bucky onu ittirip kapıyı arkasından iter, eliyle kilidi çevirdikten sonra ona dönerken
parmağıyla göğsüne bastırıyor, fısıldar:
Astounding Science Fiction 1938’de çıkmaya başlayan bir bilimkurgu dergisi, Steve’in
okuduğu dönemde ise en çok okunan dergilerden biri.
1
113
Awakencordy
merkez-masa.com
“Senin derdin ne, biliyor musun Rogers? Her şey senin istediğin vakit senin istediğin
şekilde olsun istiyorsun! Eğer olmuyorsa oooh o zaman kimse seni istemiyor, kimse seni
değerli bulmuyor! Sana bir haberim var Kaptan Şımarık, dünya seninle dönmüyor!”
Steve afallamış, neden bahsettiğini sorarken Bucky sinirden delirdiği belli, kalkanı onun
elinden alır ve sallarken fısıldayarak bağırmaya devam eder:
“Bu! Haline bak, dev gibisin! Artık bana ihtiyacın yok, bir daha da olmayacak, sen beni
kurtarmaya geliyorsun! Neden hala yanındayım Steve, artık bana ihtiyacın yokken?”
Steve ağzını açarak ona cevap verecek olsa da kalkanı göğsüne yediğinde susar, Bucky
tüm kızgınlığını biriktirdiği belli, konuşur:
“Yıllarca sana aşıktım gerizekalı, o zaman dönüp bana baktın mı? Hayır! Sana o gece
yatakta aşkımı ilan ettim, fark bile etmedin! Panayırda bizi bassalar askeri mahkemeye
giderdim, onu bile umursamadım, sırf seni bir kere daha öpebilmek için! Ama sen ne
yaptın? Ne yaptın Steve?”
Steve ‘yanına geldim’ dese de Bucky duymuyor, tiradına devam eder:
“Gidip uzun bacaklı bir kıza aşık oldun! Ne yaptınız Steve, sana büyük adam olmanın
sırlarını mı öğretti? Soyunup ne kadar ‘erkek’ olduğunu ona gösterdin mi?”
“Bucky-“
“Sus! Ne zaman sırtın güvene alındı, taburun en güzel kızı yüzüğü sana geçirdi-“
“Evlenmiyoruz!”
“Ancak o zaman gelip beni öpebildin! Ama onda da panik oldum diye çöpe atıldım, gidip
bardaki adamlarla öpüştün!”
Steve onun tamamen farklı bir şey olduğunu söyleyecek olsa da kalkanı bu sefer kafasına
yer, yine susarken Bucky kızgın, konuşur:
“Seni seviyorum, sen uğruna savaşa geldiğim şeysin, uğruna yapmayacağım bir şey yok
ama her ne olacaksak sırf sen hazır olduğun için hazır olmak zorunda değilim, anlıyor
musun?”
Steve odaya çöken sessizlikte ona baktığında Bucky kalkanı koltuğa fırlatır, bittiğini
söylerken Steve ne yapacağını bilemeden durunca Bucky cevaplar:
“Tamam, kızmayacağım..”
Steve şu anda ondan korktuğunu söyleyince Bucky ateşle ‘iyi’ der, Steve de gülümserken
kollarını ona açınca arkadaşı birçok kavgalarının sonunda olduğu gibi ilerleyerek ona
sarılır ama bu sefer saran o değil, kollarını onun beline dolarken Steve onu sarar,
dudakları onun başında, iyice onu sıkarken konuşur:
“Bu açı garip..”
Bucky bir de ona sormasını söylediğinde Steve kalbi sıkışıyor, sorar:
“Eğer öbür halimi seviyorduysan-“ Bucky başını kurtararak tüm lanetliğiyle ona baksa da
Steve bu hale döndüğünden beri ona hiç yaklaşmadığını söyler, 6 aydır yabancı gibi
olduklarını hatırlatırken Bucky gözlerini deviriyor, cevaplar:
“Uzun, sarışın ve gülümseyen bir adamsın Steve..”
Steve aniden yıllar öncesine giderken ‘oh’ dediğinde Bucky de ‘evet, oh’ der, Steve hiç o
açıdan düşünmemiş, temelinde hala aynı kendine güvensiz adam olduğunu söyleyince
Bucky iç çekiyor, cevaplar:
114
Awakencordy
merkez-masa.com
“O adam seni her gördüğümde benim korktuğumu fark ederdi.. Haline bak, artık
görünmez olan benim, parlayan sensin.. Ve işin boktan tarafı nedir biliyor musun
Rogers?”
Steve ‘nedir?’ dediğinde Bucky tatsız, onu böyle de sevdiğini söyleyince Steve
gülümseyerek ona bakar, uzun, sarışın ve gülümsüyor, Bucky’nin aklını başından aldığını
söylemesine neden olurken sinirli çavuş uzanarak onu kendine çektiğinde Steve de onun
dudaklarını bulur, sonunda hem öper hem de öpülürken Bucky onu kendine çekiyor,
bırakacak gibi durmaz..
*
“Anlat.”
Sıkıntıyla sana bakıyor olsa da en çok şu an Diğer Adam gibi hissediyorsun:
sinirli, inatçı ve hedefine odaklısın.
“Anlat.”
*
Steve nefesleri hızlı, yatağa düştüğünde heyecanla ona bakarken Bucky haki yeşili üstünü
çıkartarak kenara atar, savaşın ve acımasızlığın şekillendirdiği vücudu hızlı, otelin banyo
terliklerini kenara fırlatır, sonra altından da kurtulurken Steve onun çamaşır giymediğini
görünce şokla yutkunur ama daha ona tepki veremeden Bucky eğilerek onun altını
çekerken Steve kumaşlara yapıştığında Bucky ona bakarak konuşur:
“Yıllardır bunu istiyorum Steve, beni sinirlendirme..”
Steve hazır olma konuşmasına ne olduğunu sorsa da elini çektiğinde Bucky onun altını
çeker, ardından çamaşırlarına saldırırken bir yandan da onun elini çekerek onu kaldırıyor,
beyaz atleti çekip çıkarttıktan sonra onu tekrar yatağa iter, havalanan bacaklarını
yakaladığında da onun çamaşırını tamamen çekerken ikisi nefes nefese, birbirlerine
bakarlar..
Steve onu daha önce çıplak görmüş olsa da kimse onu bu haliyle çıplak görmemiş, bir an
onca seruma ve yabancının hayran bakışlarına rağmen dudağını kemirirken Bucky
soluğunu yutamazmış gibi bir ses çıkarttıktan sonra yatağa çıkarak onun bacaklarını açıp
ona eğilince Steve şokta, olanlara bakar..
Arkadaşı, beraber büyüdüğü, her şeyini bildiği adam onu eliyle kavradığında Steve başını
geriye bırakarak yastığa düşürür, Bucky’nin ‘haline bak, millerce tenin var’ dediğini
duyar, onu sıvazlayan elle kollarını geriye atarak yatağın başını bulurken Bucky ‘evet’
dediğinde Steve gözlerini açar, ona bakar..
Beyaz tenli adamın boynu ve göğsü al al olmuş, Steve bu anı çizmek istercesine
hafızasına saklarken Bucky yıllardır bunu beklediğini söylediğinde yatağın başını sıkar,
mavi gözlü arkadaşı sırıtıyor, eğilerek inanılmaz bir şey yapıp onu baştan aşağı
yaladığında ise dünyası kararır, gözlerinin ardında bir şeyler yanarken Bucky’nin
güldüğünü duyar, bacaklarından birini ona savururken akıyor, akıyor, gevşeyerek nefesini
bırakır..
*
“Öyle bakma, biri ilk defa bana dokunuyordu, o kadar dayanmam mucizeydi..”
115
Awakencordy
merkez-masa.com
Bir şey bakmadın. Senin bilincine göre kimse sana dokunmadı, o senden ileride.
*
Steve ‘öbür türlü’ dediğinde Bucky emin olup olmadığını sorar, Steve evet derken
arkadaşı onu öperek ‘peki’ der, ‘pekala, nasıl istersen’ ve katık olarak kullandıkları zeytin
yağını döktüğü parmaklarını onun bacakları arasına indirir, Steve ‘ow’ladığında da
dayanmasını söylerken Steve gülüyor, cevaplar:
“Süper serum, hım?”
Bucky ‘aha’ derken bir faydasını göreceklerini mırıldanarak devam eder, Steve ise onun
bulduğu bir noktayla nefessiz kalırken sorar:
“Daha önce hiç-“
“Hiç.. İkimiz için de ilk, daha önce bu tarafta olmadım..”
Steve gülümsediğinde Bucky de sırıtır, sonra eğilerek onu öperken bir süre sonra hazır
olup olmadığını sorunca Steve onaylar, kollarını geriye atarak yine yatağın başını tutarken
Bucky onun bacaklarını tutuyor olsa da bir anlığına vazgeçerek onun karnına bastırır,
uzanarak onun şişmiş kollarının içlerini öper, ısırır, sonra tekrar dudaklarını bulurken
Steve de ellerini indirerek onun saçlarına sokar, ikisi öpüşür, öpüşür, gülümser ve tekrar
öpüşürlerken Bucky bir süre sonra çekilerek ‘tamam, hedef’ der, Steve sırıtırken ona
bakar..
Bucky de derin bir nefese ihtiyacı varmış gibi duruyor, ona bakarak kendini ittiğinde
Steve gözlerini kapatır, hisseder, bunu yaşamalarına izin verenlere teşekkür ederken ne
zaman Bucky durur, Steve gözlerini açarak ona baktığında daha önce hiç bu kadar yakın
olmazlarken Bucky bir süre sonra yutkunur, sorar:
“Devam..”
Steve ‘sonuna kadar’ dediğinde Bucky gülerek eğilir, onu öperken Steve değişen
dengeyle ‘ow ow ow’lasa da Bucky sırıtarak onu öper, sonra da kendini çekip tekrar
iterken Steve ‘oh’luyor, onun sırtına tutunur..
İkisi beraberler, ikisi yolun sonuna kadar beraber giderlerken Bucky onu neredeyse ikiye
katlar ama problem olmaz, Steve boynunun ısırıldığını hissettiğinde gülerken Bucky
dişlerini onun boynuna geçirmiş, sessizce bağırarak tükendiğinde Steve memnun, ona
sarılarak bacaklarını indirir, kopsalar da aldırmazken Bucky onu tekrar kavrayınca
nefesini ona bırakır, dudakları birleşirken artık sevgilisi olmuş arkadaşı onu yine çözer,
tekrar çözer..
*
Bakışlarını sana kaldırdığında ve göz göze geldiğinizde garip hissediyorsun.
Kendini dinledin ama bir yabancı.
“Hatırlıyor musun?”
Başını iki yana sallayınca gülümseyerek cevaplıyor:
“Problem değil, gerçekten.. İkimizden biri hatırladıkça o gece hala canlı..”
116
Awakencordy
merkez-masa.com
Başını salladığında Steve derin bir nefes alıyor, o sırada kapı vurulurken Clint
içeri girip soruyor:
“Saçlarınızı örmeniz bittiyse, büyük aşkım geldi, sevişmek istiyor, eve
gideceğiz..”
Steve ‘Clint!’ derken sen kimden bahsedildiğini bilmiyorsun ama emri aldın,
ayaklanıyorsun.
*
Salona gittiğinde diğerleri evi terk ediyor, senin gördüğün ise sana doğru dönen
mavi gözlü ve takım elbiseli, sıradan bir adam. Clint onun yanına gidip eliyle
omzunu tuttuğunda bunu izin olarak aldığı belli, onunla birlikte yanınıza
gelerek konuşuyor:
“Çavuş Barnes, tekrar karşılaşmak güzel..”
“Hayır hayatım, artık Winter’ı kullanıyor..”
Takım elbiseli adam ‘oh’ derken dürüstçe hata yapmışçasına sana dönerek özür
diliyor, sense Clint’e başını salladıktan sonra sana elini uzatan adama
bakıyorsun.
“Coulson, STIELD..”
Kaşlarını çatarken Steve’e döndüğünde o açıklıyor:
“Steve, Tony, Shield.. Ben Avengerları, Tony parayı, Shield da kendini temsil
ediyor..”
Öyle bir şeyi temsil etmediği ortada, ‘daha çok evlilik sertifikası gibi duruyor’
dediğinde Clint bastırmaya çalıştığı bir kahkaha atıyor, Coulson ise kaşlarını
kaldırıyor. Steve ‘biraz’ dese de diğerlerine dönerek gülümseyip soruyor:
“Nereye gidiyoruz?”
“Mansiyona, Jarvis her şeyi hazırladı.. Kule tekrar harabeye döndü ama bunu
bekliyorduk, minimal bir kayıp yaşandı..”
Minimal? Sana bina yok oluyor gibi geliyordu. Steve sana dönerken
‘HYDRA’nın seni almak için bir şeyler yapmasını bekliyorduk’ diyor.
Clint ‘hadi’ dediğinde dördünüz yola koyulsanız da sen Steve ile geriden
gelirken alçak sesle soruyorsun:
“Beraber mi gideceğiz?”
“Ayrı mı gitmek istersin?”
“Ne zamandan beri kelepçesiz geziyorum?”
117
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve seni incelerken ‘bugünden beri’ dediğinde sesinde karşı konulamayacağı
belli olan bir karar var. Karşındaki adam savaşta taburları yönetmiş bir kaptan,
birbirinizi izlerken onun şimdi de yeni SHIELD’ı idare edebildiğine
şaşırmıyorsun.
Coulson ve Clint gittiler, ikiniz evdesiniz. İstersen kaçabilirsin, istersen
HYDRA’ya dönebilirsin.
Steve ne düşündüğünün farkında olmalı, kapıyı göstererek konuşuyor:
“Seçim senin.. Artık bunu yapabileceğini düşünüyorum..”
Onu izliyorken kafan hala biraz önce dinlediğin hikayede. Daha bu sabah ona
plastik bir bıçakla saldırıp toz duman arasında onunla öpüşmedin mi? Öğlen
onun sevgilisini ölümle tehdit edip odadan fırlatmadın mı?
Neden parmaklarının arasında ilk senin açtığın bir tenin izleri var?
Avuçlarının içine bakarken Steve’in hala yanında duruyor oluşu seni
sinirlendiriyor. Başını kaldırarak ona baktığında mavi gözlü adam elini senin
gerçek elinin içine koyarak konuşuyor:
“Hikayenin devamını da dinlemeni isterim.. Hepsi Bucky değil..”
Bakışlarını parmaklarınızdan tekrar onun gözlerine kaldırırken sesin kuru,
ifadesiz:
“Evet, ölmesine az kaldı, değil mi?”
Onayladığında sabırsızlandığını hissediyorsun. Onun ölümü, senin doğumun
demek.
*
Sokağa çıktığınızda başka bir araba uzaklaşıyor, Steve konuşuyor:
“Hepimiz tek arabada gitmiyoruz. Clint, siz bizimle misiniz?”
Clint ‘evet kaptan’ dedikten sonra Coulson’ın yolcu koltuğunu açtığı arabanın
önüne giderek sürücü kapısını açıp konuşuyor:
“Siz arkaya.. Arada bölmeli olandan getirttik, saçları örmeye devam
edebilirsiniz..”
Coulson onun ne demek olduğunu söyleyerek arabaya binerken Clint de içeri
giriyor, Steve ise sana dönerken soruyor:
“Evet?”
118
Awakencordy
merkez-masa.com
Evet.
*
Clint konuşabileceğinizi söylemiş olsa da manzara daha çok ilgini çekiyor.
Geçtiğiniz yollar kalabalık, rengarenk resimler oluşturan insanlarla dolu. İlgini
çektiğini göstermek istemesen de çok gizleyebildiğini düşünmüyorsun.
Ne zaman otobana çıkıyorsunuz, Clint ‘adios’ diyerek aradaki paravanı
kaldırıyor, kaşlarını çattığında Steve konuşuyor:
“Bizden çok kendileri için paravanlı getirttiler, üzerine alınma.. Beraber çok
vakit geçiremiyorlar..”
İlgini tekrar yola çevirdiğinde Steve de sessizlik içerisinde oturuyor. Onun
sessizliği devam ettikçe sen nasıl oturduğunuzu fark etmeye başlıyorsun.
Bacaklarınız birbirine değiyor, kalçalarınız yan yana, elleriniz bacaklarınızda.
Parmaklarını oynatsan ona dokunabilirsin, başını çevirerek biraz uzansan onun
yüzüne dayanabilirsin.
Yapmıyorsun.
*
Trafik başladığında sabrın tükeniyor, ona dönerek soruyorsun:
“Öldüğünde beraber miydiniz?”
Konuya birden girmiş olsan da başını çevirirken onaylıyor:
“Söylediğim gibi, hiç tam olarak birlikte olmadık.. Oteldeki geceden 2 gün
sonra yeni görev geldi..”
“Öldüğü..”
Onaylıyor.
“Trende karşı tarafa karşı kendimizi korumaya çalışırken kapının bir kısmı uçtu
ve sen aşağı düştün..”
Bir insanın yok oluşu 15 kelimeye böyle rahat sığabiliyor.
*
“Yıkıldığımı söylemek az olur sanıyorum.. Peggy haberi alır almaz yanıma
geldi, gerçekten neyi kaybettiğimi sadece o biliyordu.. O an hiçbir şeyin önemi
119
Awakencordy
merkez-masa.com
yoktu, ne savaşın ne de dünyanın.. Hiçbiri umurumda değildi, Bucky’i
kaybetmiştim..”
“Nasıl geri döndün?”
Sana dönerken ‘Peggy’ dediğinde kadına saygın artıyor.
“Bucky’nin bunu istemeyeceğini hatırlamamı sağladı.. Beni yaşatmaya çalışan
adam benim bitmemi istemezdi.. Ben de onun seçimlerine saygı duydum ve
devam ettim..”
“Ettin mi?”
Bakışlarını sana kaldırırken cevabı aslında görüyorsun.
“O zaman? Hayır.. Ama şimdi? Evet.. Devam ettim Winter.. Seni buna
inandırmak oldukça uzun sürmüş olsa da, Bucky’nin öldüğünü biliyorum..”
Kaşlarını kaldırırken ‘hep öyle şeyler söylüyorsun ama ben bir şey hatırlamıyorum’ desen
de üzülmektense gülümsüyor.
“Bir kere inandın, yine başarabileceğimden eminim..”
Göreceksiniz.
*
Araba oldukça güzel bir sahili aşıyorken bir süre konuşmak istemediğini
söylediğinde karşı çıkmıyor.
Deniz uçsuz bucaksız, denizi ne kadar süredir görmüyorsun? Belki de
okyanustur. Haritayı çok iyi hatırlamıyorsun. Ne zaman göreve gitseler sana
güncel olanı yüklerlerdi.
Metal parmakların açılıp kapanıyor, açılıp kapanıyor.
Sisli düşüncelerin arkasından masal dinleyerek gerçeğe dönen tahtadan bir
çocuğun hikayesini hatırlıyorsun. Tüm masallar gerçek olmalı, bu adamı
dinlemeden önce sen de bir makineydin, şimdi ise renkleri görüyorsun.
Başını ona çevirdiğinde o da manzaradan dönerek sana bakıyor, göz göze
geldiğinizde o gülümseyince soruyorsun:
“Bana bir kalp de verecek misin?”
Sana baktığında mavi gözleri anlayamadığın bir şeyle doluyor ardından da ‘Oh’
derken eli bu sefer metal elinin içine giriyor, bir şey söylemezken başını öne
120
Awakencordy
merkez-masa.com
düşürerek evdeki gibi onun yüzüne dayıyorsun. Bucky böyle mi yapıyordu
bilmiyorsun ama Winter ona böyle dayanmayı seviyor. Yorgun bir geminin
sağlam bir limana sığınması gibi.
Deniz güneşin altında parlamaya devam ediyor.
*
Araba durduğunda öne giden eğimle uyanarak gözlerini açtığında önce ne
hissetmen gerektiğini bilmiyorsun: dinlenmişlik? Yoksa düşmanın yanında
uyumanın getirdiği korkunçluk?
Clint ve Coulson araba durduğunda dahi konuşuyorlar, mırıltılarını
duyabiliyorsun.
Arada bir yerde Steve sana onların hikayesini üstünkörü anlattı: yıllarca beraber
çalışmışlar, ardından Coulson görev için öldü numarası yapmak zorunda
kalmış, o öldüğünde Clint büyük bir depresyona girmiş ama Coulson tekrar
ortaya çıktığında her şey düzelmiş. ‘3 sene önce evlendiler’ dedi, ‘ilk defa iki erkeğin
evlendiğini gördüğümde herkes onlar için mutluluktan ağladığımı sandı’.
Sonrasında bir şey anlattıysa hatırlamıyorsun.
Öndeki iki kapı açılıp kapanırken sen apayrı bir şaşkınlıktasın.
“Hatırlamıyorum.”
Yanındaki rahat ve gevşemiş beden bir anda o kadar hızlı kaskatı oluyor ki
onun ne anladığını fark ettiğinde ona dönerek açıklıyorsun:
“Öyle değil.. Hatırlıyorum, öyle bakma.”
Nasıl bakması gerektiğini feryat ettiğinde içinden ilk defa ona gülümsemek
gelse de bakışlarını tekrar arabaya çevirirken ayrı bir duyguyla savaşıyorsun,
şaşkınlıkla karışık mutluluk.
“Bana onların hikayesini anlatırken uyumuşum, bir şey anlattıysan
hatırlamıyorum.. Kendim hatırlamıyorum, bir şey olduğunu biliyorum ama doğal
bir şekilde hatırlamıyorum, kimse beni silmedi-“ ona döndüğünde
gülümseyerek sana baktığını görüyorsun, bir an seni öpmesinden korktuğunda
ise elini geriye atarak soruyorsun:
“Çıkıyor muyuz?”
‘Çıkıyoruz’ dediğinde sanki başka bir şey söylüyor ama onunla uğraşmaya vaktin
yok, uyudun ve o sırada söylenenleri hatırlamıyorsun, bu ne kadar muhteşem bir
duygu?
121
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Arabanın durduğu yer devasa bir bahçe, önünüzde uzanan mansiyon ise
tamamen paranın eseri, belli.
Parlayan güneşin altında diğer tarafa döndüğünde saçlarının arkadan gelen
rüzgarla uçuştuğunu hissetsen de düzeltmiyor, onun yerine yolun kenarına
giderek aşağıda parlayan denize bakıyorsun.
Diğerleri arabalara dayanmış sohbet ediyor. Belki güneşin tadını çıkartıyor,
belki de seni izliyorlar. Onlarla ilgilenmeden manzaraya bakarken ayağının
altından bir taş parçası kayarak denize doğru uçtuğunda onu izliyorsun.
Kimse seni rahatsız etmese de bir süre sonra adımlar oraya yaklaştığında sırtın
kasılıyor. Başını çevirip gelene baktığında Stark’ın profilini görüyorsun.
“Nasıl? Güzel, değil mi?”
İnkar edemeyeceğin için sessiz kalarak tekrar manzaraya döndüğünde o da
sessizce yanında duruyor ama bir süre sonra konuşuyor:
“Hepiniz onunla 40’larda oynadınız, şimdi benim..”
Gerçeği yansıtmayan bu cümleye güldüğünde o da sırıtıyor, sonra sana dönerek
cevaplıyor:
“Onu seviyorum, sandığın gibi değil, ama ben benim olan her şeyi seviyorum..
Ve o benim hak etmediğim kadar iyi bir adam, senin de hak etmediğin kadar iyi
bir adam, bu konuda hem fikiriz, değil mi?”
Onaylasan da hareket etmediğinde o yine de aklını okurmuş gibi devam ediyor:
“Ben bir Stark’ım.. Ama o umursamıyor.. Bu nadir bir şey, sen de
öğreneceksin.. Sen de nereye gidersen git hep Winter olacaksın, ona göre tepki
alacaksın.. Steve o ünvanların altını görebilen biri, o yüzden benim kasamda..”
Doğru.
“Bucky onun en değerli şeyiydi, senin de öyle olma imkanın var, bu hepimizi
korkutuyor..”
Bakışlarını ona kaldırdığında onaylayıp derin bir nefes alıyor, sonra da
konuşuyor:
“Ama düşündüğümde: Bruce birine aşık olmak üzere, Coulson deli divane,
Pepper pembe bulutlarda yaşıyor, yine de üçü hala benim kasamda.. Eğer
Steve’i bizden çalmayacaksan-“
122
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ben sadece kendimi bulmaya çalışıyorum..”
Gülümserken ‘istediğinde konuşabiliyorsun’ diyor. Onunla daha önce de
karşılaştığınızı söylemişti, o zaman da böyle konuşabildiniz mi?
“Seni seviyorum Lastik, piç bir durumda kalıp kendini özgür bırakmak nedir
bilirim.. Sen de bunu saygı kazandıracak kadar büyük bir güçle yapıyorsun, o
yüzden arkandayım.. Steve’i kaçırmadığın sürece..”
Steve üzerinde bir hakkın olmadığını söylesen de gelecek için de konuştuğu
konusunda ısrar ediyor, en sonunda sen de ‘iyi’ diyerek onu başından
savıyorsun. İyi, tamam, Steve’i kaçırmayacağım.
*
İkiniz beraber arabalara giderken sana dokunup onları korkutacağını söylüyor,
sen de ona geri dokunacağını ve onu korkutacağını söylüyorsun ama seni
ciddiye almadığı belli, arabalara geldiğinizde elini omzuna koyarak konuşuyor:
“Ben ve Cornetto anlaşmaya vardık-“ omzunu aşağı indirip onun havadan
düşen elini yakalayarak çevirdiğinde ‘ah-ah-ah!’ diye bağırıyor, onu öne eğerken
uyardığını söylesen de kimse hareket etmediğinde Stark soruyor:
“Yardım?”
Clint ‘kendin kaşındın’ derken Steve neye anlaştığınızı soruyor, Stark ise ‘kolum
çıkıyor!’ diye onları azarlasa da Romanova konuşuyor:
“Kaslarını zorlamıyor bile, mızırdanma. Neye anlaştınız?”
Stark direnmeyi kestiğinde bir elin bileğinde, diğeri ise omzunda. İstesen onu
öldürebilirsin, gücü hissetmek sana kendin gibi hissettirse de onu bıraktığında
bileğini ovarak dikleşip cevaplıyor:
“Bundan sonra uslu ama çılgın çocuklar olacağız.. Değil mi?”
Cevap olarak hiç uslu olmadığını söylediğinde kimse sana yıllardır verilen her
emri kusursuzca yerine getiren uslu bir asker olduğunu hatırlatmıyor, sen de
minnet duymayı reddediyorsun.
Romanova bunu duymanın güzel olduğunu söylediğinde ona baksan da kızıl
kadın güneşe karşı gözlerini kısmış, eliyle Clint’i göstererek cevaplıyor:
“Bir çocuğum var, ikinciye gerek yok-“
“Hey!”
123
Awakencordy
merkez-masa.com
Stark başkaları didişince sevdiğini söyledikten sonra sesini yükseltip ‘haydi
çocuklar, eve’ diyor, öne düşerken bir yandan da ‘mi casa su casa’ derken Coulson
‘hangi casa bizim değil?’ diye sorduğunda hepsi farklı bir ev istiyor.
Onlar cam kapıdan eve doluşurken Steve muhtemelen Stark’ın olan üstü açık
gri arabadan ayrılarak sana geliyor, karşında dururken soruyor:
“Neye anlaştınız?”
Gizlesen ne önemi var, nasılsa öğrenecek.
“Seni onlardan çalmamamı istedi.”
Mavi bakışları yumuşarken ‘güzel’ diyor, ‘çünkü ben seni çalmak istiyorum.’
*
Eve girdiğinde portakal kızılı saçlara sahip şık bir kadın kapıda sizi karşılıyor.
Steve derhal ‘Pepper’ diyerek ona ilerlediğinde en azından kadının adını
anlıyorsun. Stark’ın kasasındakilerden biri.
Pepper Steve’e sarılırken topuklu ayakkabılarından biri biraz havaya kalktığında
gözlerini devirsen de ardından kadınla göz göze geldiğinde bakışlarını
kaçırıyorsun.
Steve farkında değil, ayrıldıktan sonra seni onunla tanıştırarak konuşuyor:
“Pepper, bu Winter.. Winter, bu da Pepper, bizim gerçek liderimiz..
STIELD’ın halka açık kısmını yönetiyor..”
Pepper sana elini uzattığında onu reddetmeden elini sıkıyor, başını sallıyorsun.
Pepper işinde uzman olmalı ki seninle konuşmuyor, eliyle evi göstererek
cevaplıyor:
“Steve, sana yeni bir oda ayarladım, artık Tony ile kalmayacağını düşünüyorum,
buradan..”
Steve sana kaçamak bir bakış atsa da sen alçak sesle isterse kalabileceğini
söylüyorsun, bu dramada işin yok ama sen lafını bitirmeden reddederken
soruyor:
“Winter nerede kalacak?”
Pepper aşağı kata inen merdivenlerde, ‘bodrumda’ derken Steve boğuk bir ses
çıkartsa da sen şaşırmadan onu geçip kadını takip ediyorsun, Pepper da sana
bakarak açıklıyor:
124
Awakencordy
merkez-masa.com
“Tony senin kaçırılmanı engellememiz gerektiğini söyledi, bu yüzden kasada
kalacaksın.. Problem olur mu?”
Kasa?
Pepper bir yere şifre girdikten sonra açılan kapıyla sana yol verdiğinde temkinle
içeri giriyorsun.
Boş ve metal bir kutu beklesen de içerisi oldukça şık döşenmiş kaliteli bir oda.
“Evin en güvenli odası bu, Tony bir dönem çıkışını kontrol etmediği yerlerde
uyuyamadığında burayı inşa etti. Atom bombasından dahi sağ çıkabileceğini
düşünse de denemediğimizi bilmelisin. Jarvis içeriye bağlantılı, yiyecek ve
içecek de dolaplarda. Tuvalet orada, banyo mevcut, giyecek de bıraktım. Başka
bir şey?”
Başını iki yana salladığında Pepper sana gülümseyip dışarı çıkıyor, Steve ise
kapıda kalmış, kendinden emin gözükmese de ona gitmesini söylüyorsun,
böylesi daha iyi. Steve bir şey isterse duvarlara söylemeni söyleyerek çıktığında
kapı kapanıyor, ekstra birkaç şeyin daha yerine oturduğunu duyduğunda ise
daha önce duyduğun mekanik ses konuşuyor:
“Efendimin kasasına hoş geldiniz.”
Bu bir ilan mı, yoksa bir tesadüf mü? Eve girmeden önce kasadan bahsederken
ve seninle anlaşırken şimdi onun kasasında olman ne anlama geliyor?
Dönerek yatağa gittiğinde bir hediye kutusu görerek kaşlarını çatıp kutuyu
açıyorsun. Kutu parmakların için soğuk, kapağı kaldırdığında ise sırf kimse
görmediği için gülmeden edemiyorsun.
İçinde bir dondurma yatıyor.
*
Henry Jackman – Fallen
“Çipler nerede? Bir daha sormayacağım.”
“Hayır, lütfen-“ Winter Soldier bir şey söylemeden dönerek karşı iskemleye gider ve
bağladığı çocuğu çözerken annesi çığlık atsa da aldırmaz, çocuğu kucakladıktan sonra
profesöre dönerken tekrarlar:
“Çipler?”
Anne ‘SÖYLE MARK’ diye bağırsa da baba gözleri dolu, bilmediğini söylediğinde Winter
Soldier çocuğu başından tutarak sallandırır, aniden çevirdiğinde de annenin bağırışı çocuğun
kemiğinin kırılmasını duyulmaz kılar..
125
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Yardım geliyor-yardım geliyor, lütfen nefes almaya çalışın-“ üzerindeki örtüleri iterken
bağırdığının farkında değilsin, her yer seni boğuyor, anne bağırıyorKapı aniden açılarak içeri biri daldığında sen ondan hızlı, sehpaya yumruğunu
geçirip kırıyor, bacaklarından birini kırarak içeri girene doğrultuyorsun ama
giren tehdit olmadığını söylüyor, ‘kabus gördün, orada değilsin, sadece etrafına bak,
hadi Lastik’Kabus?
“Aferin, çok güzel, nefes al, ciğerini kullan, yapabilirsin..”
Nefes. Nefes, nefes. Nefes al, nefes ver. Orada değilsin, orada değilsin.
Ama oradaydın, sen yaptın“Hayır, hayır-nefes al! Yanına geliyorum-“ kaşlarını çatarak ona bakarken Stark
sehpanın parçaları üzerinden geçip sana varıyor ama elindeki tahtaya
dokunmazken seninle göz göze gelerek devam ediyor:
“Nefes al, ver, benim gibi, gerçekten işe yarıyor, ben de her gece kabus
görüyordum, al, ver, maalesef bu boktanlıkla yaşamak zorundayız, al, ver,
güzel, güzel..”
Onun hareketlerini izler ve bir yandan nefes alıp verirken Stark yataktaki
battaniyeyi alıp açıyor, sana gösterirken konuşuyor:
“Pepper benim için binlerce şey araştırıp işe yarayanları uygulamıştı, beni
öldürmeyeceksin, nefes al-“ ondan pek emin olmasan da battaniyeyi
omuzlarına sardıktan sonra önünde kapatıyor, silahını hala almadı, ‘çok güzel’
derken bir süre sonra kolları etrafına sarıldığında kasılsan da nefes almanı
emrettiğinde uyguluyorsun.
Nefes al, ver. Al, ver.
“Güzel.. Oturalım mı? Oturalım, ben yaşlı bir adamım, hadi-“ onunla birlikte
yavaşça yere çökerken odayı yıktığını fark ediyorsun, oysa sadece sehpayı
parçaladın sanıyordun.
Bir ses çıkartmış olmalısın ki ‘ne, eşyalar mı, dert değil yenisini alırım zaten eski
modaydı’ diyor. Sırtınızı dayadığınız buz dolabı usul usul guruldarken derin bir
nefes bıraktığında omuzların gevşiyor, o da memnun, cevaplıyor:
“İşte bu kadar.. En zoru ilk kabus gecesi, bundan sonrakilerde ne olduğunu
anlaman daha hızlı olacak..”
126
Awakencordy
merkez-masa.com
Öyle mi olacak?
“Su içmen gerek ama kalkacak halim yok, senin var mı?”
Kalkacakmışçasına bacaklarını kassan da dizlerinin titrediğini fark ettiğinde
başını iki yana sallıyorsun. Titremen doğal olmalı ki bir şey söylemiyor. Ensen
soğuk ve ıslak, terlemiş olmalısın.
Kaskatı kesildiğinde ‘gerek yok’ diyor, ‘hepimiz bunları yaşadık inan, neden
gevşemiyorsun, mesela ben birazdan omzunda uyuyacağım, bugün beni çok zorladı, seni
zorlamadı mı?’
Bir günde onlarca farklı yılı yaşıyor gibisin, yorgunluk nedir ki?
Söylediği gibi bir eliyle battaniyenin uçlarını sıkıca tutarken diğer eli içeri
girerek metal koluna sarılıyor, ardından başını omzuna koyarken sen şaşkınlıkla
başını çevirip ona bakınca cevaplıyor:
“Ne? Deli olduğumu biliyordun.. Önüne dön..”
Bu kadar delilik seni bile aşıyor“Seni öldürebilirim, farkında değil misin?”
Gülümserken herkesin denediği cevabını veriyor, ‘ama hala buradayım, hım?’
Bir şey diyemediğinde ‘Jarvis, kapı’ diyor, kapının yerine oturmasını
duyduğunda kendini seninle bir kutuya kapatmış, etraf kararırken geride kalan
tavan ışıkları altında başını tekrar omzuna koyuyor.
Silahlarla yatan bir adam.
*
Uzunca bir süre uyumazken onun uyumasını dinliyorsun. En azından sana
odaklanacak bir şey veriyor: ince, kırılgan, her an ölebilir ama yine de yanında
kalan bir deli.
Rogers’ın onda ne bulduğunu anlamak zor değil.
Kalbin Stark’ın düzenli nefesleriyle yavaşlarken bir süre sonra yorgun başını
onun başına dayıyorsun. Uyanırsa hissedeceğinden o zaman başını kaldırmakta
problemin olmaz.
Koluna sarılmış kolları sana bir silahtan çok güvenilir biri gibi hissettiriyor.
Olabilir misin?
127
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Eğer onu uyandırırsan Tanrı ve diğer inanmadıklarım şahit olsun seni
öldürürüm Steve..”
Sana dayalı olan Rogers olsaydı uyandığını mutlaka anlardı ama Stark
anlamıyor.
“Anlamıyorum, burada ne işin var? Neden sarılıyorsunuz?”
“Çünkü gece çılgınca seks yaptık Rogers.. Yatağa gitmekle de işimiz olmadı-“
“Tony, düzgün cevap ver.. Ne oldu?”
Stark derin bir nefes alırken alçak sesle bir şey olmadığını, gece sohbet
ettiğinizi söylüyor. Yaşadıklarını saklamaya çalışması gereksiz de olsa ilginç bir
şey.
“Ve sarılma nereden çıktı?”
“Kıskanıyor musun Steve, gerçekten?”
“Belki, belki de hayır.. Ama merak ettiğim kesin..”
Stark sesinde bir gülümseme ile bunun çok tatlı olduğunu söyledikten sonra
sesi ciddileşerek cevaplıyor:
“Beni öldürebileceği bir kolu var, tutunmam doğal, hareket ederse haberim
olurdu..”
“Uyudun, öyle mi?”
“Sence? Dün hem ülkeyi kurtardım, hem de evimin yıkıntılarından insan
çıkarttım.. Her yanım ağrıyor Rogers, erkek arkadaşın benimle duvardan
duvara atarak sevişmeseydi daha iyi olurdu-“
“Tony..”
Stark sırıtırken ‘ne?’ dese de gülümsediği belli.
“İkimiz de geceleri uyanık tiplerdeniz, sohbet ettik, bir şey yok..”
“Ve o sırada odayı mı yıktınız?”
“Spor yaptık..”
“Ne olduğunu söylemeyeceksin, değil mi?”
“Hayır..”
Rogers ‘peki daha ne kadar öyle duracaksın?’ diye sorunca Stark ‘gerektiği kadar’
diye cevaplıyor.
“Kim bilir ne kadar süredir gerçekten uyumuyor.. Evdeyken metabolizması
düzene girsin diye gazla uyuttuk, ondan önce hep dolaptaydı, gerçekten
uyuyabiliyor olması mucize.. Gerekirse 3 gün böyle duracağız ama uyandıran
karşısında Jarvis’i bulur, çok ciddiyim..”
Bir süre sessizlik olduktan sonra Steve’in bir yere oturduğunu duyuyorsun.
128
Awakencordy
merkez-masa.com
“Neden ona güvendin? İlk?”
“Güvenmiyorum, bir şans veriyorum.. Dünyanın en zenginiyim, bana bile ancak
bir şans verildiğinde adam oldum, oysaki tüm imkanlarım vardı.. Birinin de ona
şans vermesi gerek..”
“Ben vermiyor muyum?”
“Şimdi veriyorsun.. Sıfırlanmadan önce yine kendini ispat edebildiğinde verdin..
Ondan önce Bucky olmasını istiyordun.. Öyle bir şey olmayacak Steve..”
“Biliyorum.. Kabul etmek benim de zamanımı aldı Tony, beni suçlayamazsın..”
“Suçlamadım.. Ama DC zamanında onun Bucky olmasını istiyordun..”
“Çünkü olanları bilmiyordum..”
Stark ‘birinin de Bucky’i bilmeden ve tanımadan ona destek olması gerekiyor’ dediğinde
Steve ‘ve o sen olduğun için memnunum’ diye cevap veriyor.
Sen memnun musun daha karar vermedin.
“Evet, herkes arkasında bir Stark ister.. Heh.”
Steve güldüğünde ikisinin doğal hallerini görmenin iyi olduğunu düşünüyorsun.
Tabii uyandığını anlamış ve rol yapmıyorlarsa.
Bir süre sessizlik çöktüğünde için yine geçmeye başlıyor, Stark haklı olmalı,
sanki günlerce uyuyabilirmiş gibi hissediyorsun. Oysaki ne kadar büyük bir
zaman kaybı: zaten yıllardır uyuyordun.
“Bucky’nin öldüğünü çok daha uzun bir süre önce anladım..”
Tony ‘hımm?’ladığında Steve ‘evet’ diyor, ‘sadece emin olmak istiyordum.’
“Artık emin misin? Çünkü bu adam geçmişi hatırlıyor Steve, hatırlamaya da
devam edecek-“
“Ama o Bucky değil ve hiç de olmayacak, farkındayım.. Ama beni anlamalısın,
en yakın arkadaşın gözlerinin önünde ölse, sonra tekrar karşına çıksa, onun
gözlerinde yine onu görmek istemez miydin?”
Tony ‘gözlerimin önünde ölmezsen bunu test etmemiş oluruz’ diye cevapladığında Steve
‘aynısı senin için de geçerli’ diyor, ‘aynı şeyi bir kere daha yaşamak istemem Tony, bana
bunu yaşatma, olur mu?’
Yanındaki Stark’ın kasıldığını duysan da Tony’nin sesi eğlenceli, cevap veriyor:
“Ah Steve, beni o kadar seviyor musun?”
Sevilmeyi bu kadar isteyen birinin bu kadar ihtiyacı yokmuş gibi davranması
oldukça ilginç olsa da Steve de rolü görebilmiş olmalı ki cevaplıyor:
129
Awakencordy
merkez-masa.com
“Seviyorum Tony.. Hiçbir zaman inanmayacak olsan da..”
Tony ‘orası kesin’ derken Steve iç çekerek devam ediyor:
“Diğerlerinin seni sevdiklerine inanıyorsun, Natasha’ya bile.. Neden bana
inanmıyorsun?”
“Çünkü Natasha ona inanmazsam beni öldürebilir..”
“Ben de mi seni tehdit edeyim?”
Sana dayalı duran adam hafif bir iç çekiş sonrası cevap veriyor:
“Neden beni duygularım hakkında konuşturuyorsun Yüzbaşı?”
“Çünkü geceni tüm dünyada aranan bir katilin koluna sarılarak geçirdin..”
“Hey, tüm gece değil..”
“Tony..”
Tony ‘ne söylememi istiyorsun?’ dedikten sonra soruyor:
“Olanlardan neden hoşlanmadığımı bilecek kadar beni tanıyorsun..”
“Hoşlanmasan da ona elini uzatıyor olman seni daha da sevilir biri yapıyor
Tony.. Seni daha nasıl inandırabilirim bilmiyorum ama seni terk edecek
değilim, ben gidenlerden değilim..”
Tony inanmak istediğini söylediğinde dürüstlüğünün sen de farkındasın.
“O zaman inanmasan da yanında durarak göstereceğim.. Bucky benim için
özeldi ve kimse Bucky gibi olamaz ama sen de Tony’sin ve kimse de benim
için Tony gibi olamaz.. En azından bunu anladığını söyle..”
Başını salladığında Steve’in ‘güzel’ dediğini duyuyorsun.
“Güzel, çünkü bu benim için de önemli.. Elimdeki her şeyi kaybetmenin nasıl
olduğunu biliyorum Tony, ama öğrendiğim yeni şeylerim de olabileceği.. Sen
yeni hayatımdakilerdensin..”
Tony sesini çıkartmadığında nasılsa Steve’in bakışlarının sana döndüğünü
hissediyorsun.
“Belki o da yeni hayatımdakilerden olur.. Ama benim de hiç gitmeyeceğini
bilmem gereken biri var-“
“Bir yere gidebilecek biri değilim Rogers, beni dünya tanıyor..”
Steve güldüğünde Tony de gevşiyor. Ne yaptıklarını görmüyorsun ama bir süre
sonra sana dayanan baskı biraz daha arttığında Tony ‘ne yapıyorsun’ derken Steve
‘ben de sana dayanıyorum’ diye cevaplıyor:
“Gece ben de uyumadım..”
130
Awakencordy
merkez-masa.com
Gözlerini açarak odaya bakarken Tony ‘hımf’ diyor:
“Üçlü yapabilirdik.”
Steve güldüğünde sen gözlerini tekrar kapatıyorsun; oda güvenli.
*
Ne kadar süredir gözlerin açık bir şekilde odayı inceliyorsun bilmesen de Jarvis
bir süre sonra Ajan Romanoff’un içeri girmek istediğini söylediğinde hem onay
veriyorsun, hem de fark ediyorsun:
Romanoff, kafanda Romanova.
Kızıl kadın içerideki manzarayı beklemediği belli olarak kaşlarını kaldırdığında
sen serbest olan omzunu silkiyorsun, Romanova da ilerleyerek senin karşında
yere çöküyor, bağdaş kurarken konuşmadan dudaklarını oynatıyor ama
anlıyorsun.
“Ne oldu?”
Diğer ikisini uyandırmak nedense içinden gelmiyor, sen de aynı şekilde cevap
veriyorsun.
“Gece kabus gördüğümde Stark kapıyı açtı, sabah da Rogers geldi.”
“Neden uyuyorlar?”
“Bilmiyorum.”
Romanova kaşını kaldırdıktan sonra telefonunu çıkartarak bir resim çekiyor,
ardından telefonu sana uzatarak sana gösteriyor.
Minik ve ince aleti ondan alıp kendine çevirirken gördüğün resim beklediğin
gibi değil. Sen kaşların çatılı bir şekilde makineye bakarken Stark düşmüş
battaniyenin içinde hala senin metal koluna asılı, tüm vücudu sana dönükken
başı yanındaki Steve’in sarışın başına geri düşmüş, ağzı açık bir şekilde
uyuyorken Steve kendini onun yanına kapatmış, büyük figüründe garip duran
bir tortoplukla uyuyor.
Telefonu ona geri uzattığında Romanova cebine atıp soruyor:
“Aç mısın?”
Aslında öylesin ama reddediyorsun, o ise yeni bir soru soruyor:
“Gördüğün kabusu anlatman işe yarayabilir.”
131
Awakencordy
merkez-masa.com
Reddetsen de ‘seni rahatlatmasa da bizim kayıtlarımız için işe yarayabilir’ diye sana
ustalıkla gizlenmiş bir çıkış kapısı sunuyor. STIELD’a yardım etme maskesi.
Bir süre onun kontrollü duruşunu ve dikkatli gözlerini inceliyor, ardından
gerçekten konuşuyorsun:
“Beni aslında daha iyi tanıyorsun.”
Romanova bakışlarını diğer ikisine çevirdikten sonra sana dönerek ‘evet’ diyor,
‘tanıyorum’.
“Nereden?”
“Benim eğitimimde etkin oldu, ancak hatırlayacağını düşünmüyordum.”
“Natalia Alianovna Romanova, ‘Black Widow Projesi’.”
Onaylarken ‘etkileyici’ diyor, sense cevaplıyorsun:
“Senin de beynini yıkadılar.”
“Evet.”
“Bana yaptıkları şeyleri sana da yaptılar.”
“Evet.”
“Neden seni de dondurmadılar?”
Derin bir nefes alırken kendisinin farklı bir üretim olduğunu söylüyor.
“Kanıma, dolayısıyla genetiğime yaşlanmamı yavaşlatıcı kimyasallar kattılar.
Seninkilerden farklı.. Maksimum performansıma ulaştığımda kilitlendim, anti
kimyasallar işlenene kadar da böyle kalacağım..”
Sen nesin, onu bile bilmiyorsun. En azından o kendini biliyor.
“Beni neden dondurdular?”
“Çünkü sen en iyisisin.. Kazara dahi yaşlanmanı kaldıramazlardı. Steve’in karşı
maddesisin, herkes seni sonsuza kadar tutmak isteyecektir..”
Steve’in karşı maddesi.
“Önceyi hatırlıyor musun?”
Onaylıyor.
“Ben çocukken ele geçirildim, öncesinde senin kadar silinecek şeyim yoktu, o
yüzden o kadar da ağır bir silinme yaşamadım. Sonrasında, tetiğimi kırdığımda
geçmiş de döndü.”
“Başka ne yaptılar?”
132
Awakencordy
merkez-masa.com
“Black Widow Projesi’nde birçok aday kız vardı ama ben seçildim, seçildikten
sonra da en iyiler tarafından eğitildim. Mezun olmadan önceki sınavım da
sendin.”
Şaşırmıyorsun. Sadece kafan karışık.
“Seninle kaç kere karşılaştım?”
“Çok. Bazılarında sen olduğunu sonradan öğrendim. Avengerlara katılmadan
önce olanlardan sadece bir tanesini Steve’e anlatmıştım, ek olarak seninle bir
kere de yattığımı öğrendi, o kadar. Gerisindeki karşılaşmalarımızı bilmiyor,
senin beni eğittiğini öğrenirse ağlamasından korkuyorum.”
Hafifçe gülümsüyorsun, mümkün.
“Seni hiç net olarak hatırlamadım, sadece yattığımızı biliyorum.”
Alınmadığını söylüyor.
“Ama ilk hatırladığım şey sendin.”
Steve’e attığı hızlı bir bakış bunun onu duymasını istemediğini gösteriyor. Olan
şeyler onların romantik dilekleriyle kesişmek zorunda değil, umursadığın da
söylenemez.
“Onu tanıdığımı biliyordum, ama seni hatırladım. Neden?”
“Çünkü ben senin anılarında varım.”
Kaşlarını çattığında sabırlı, açıklıyor:
“Steve’in sana anlattıkları ve arada sırada hatırladığın şeyler Bucky’nin anıları..
Ancak sen Winter’sın, benliğin ve zihnin kendini farklı biri olarak görüyor..
Winter olaraksa anılarında ben varım ve ben yüzeye daha yakınım.. Seni
ayarlayanlar bile farklı yüzlerdi ama beni birden fazla kere gördün.. Üstelik
görev alanında olmamasına rağmen benimle birlikte de oldun, anılarında farklı
bir yerde yer alıyor olmalıyım..”
Böyle anlatılınca ne kadar normal.
“Ama burada bitmeyecek. Kabusunda ne gördüysen sadece başlangıç..”
“Kaç kere uyandırıldım?”
Bunu duyunca hafifçe gülümseyerek cevaplıyor:
133
Awakencordy
merkez-masa.com
“Aslında şanslısın, teknik olarak benden daha az çalıştın.. Hatırlayacak çok da
şeyin yok.. Sadece bizimkilerden daha kötü, o kadar..”
Seçme şansın olsa hangisini seçerdin, bilmiyorsun.
“Serumun yüzünden çok da uykuya ihtiyacın yok, Steve ve benim gibisin.
Bruce özellikle dönüştükten sonra uyuma ihtiyacı duyuyor, bizde öyle
problemler yok, oldukça uzun süre dayanabiliyoruz. Pozitif taraflarını zamanla
göreceksin.”
Zamanın olması kavramı çok değişik.
“Sen renkleri görüyor musun?”
“Evet. Ben orijinal geçmişimi siyah beyaz hatırlıyorum, ikimizde kullandıkları
teknikler farklı, sende tüm dünyayı kapatmışlar, beni öyle kullanamazlardı.”
“Beni nasıl kullandılar?”
“Büyük soru da bu, değil mi?”
Öyle, değil mi?
*
Kapı tekrar açıldığında ikiniz o tarafa bakıyorsunuz, bu sefer içeri üç kafa
sarkıyor. Clint, Coulson ve Doktor Banner.
Clint davet edilmeden içeri dalıp kendini Romanova’nın arkasına seriyor,
Coulson ise kapıda dururken ne yapacağını bilemezmiş gibi duruyor. Onun bu
denklemdeki önemini anlamış değilsin. Doktor Banner ise diğerleri kadar rahat
olmasa da odadaki hasarı inceledikten sonra istersen sana geceleri ilaç
verebileceğini söylüyor ama bunu o kadar hızlı reddediyorsun ki Stark irkiliyor
ve dikleşiyor.
Gerisi zincir bir reaksiyon: Stark diğerlerini görünce tepki veriyor, Banner
senden özür diliyor, Steve esneyerek gerinirken onun kaslarına bakmıyorsun
ama Romanova seni görüyor, Clint ise yerde yatmış, bir yerden hava geldiğini
söyleyerek Stark’ı delirtiyor.
Tüm bu kargaşada başını kapıya çevirdiğinde açık kapıda duran takımlı adamı
görüyorsun. Kim, hala bilmesen de, Avengerları koruyabilirmiş gibi duruyor.
Ortada ise sen varsın ama kimse bir şey demiyor.
*
Spice Girls – Wannabe
134
Awakencordy
merkez-masa.com
Biri bir radyo açmış olmalı ancak aniden giren müziği duyduğunda irkilince
kimse fark etmiyor. Hepsi aç çocuklar gibi devasa mutfağa dağılmış, bir şeyler
yapıyorken solunda duran Coulson sakin, öneriyor:
“Müziği değiştirebiliriz?”
Reddediyorsun. Burada senin için durmuyorlar.
Mutfak büyük, havadar ve aydınlık. Herkes bir şeylerle uğraşırken sen
fazlalıksın, yavaşça geri çekildiğinde Coulson da seninle geliyor.
“Bakıcım sen misin?”
Gülümserken ‘hayır’ diyor, ‘hepsi mutfaktayken ne olacağı hiç belli olmuyor’. Bir şey
söylemediğinde ise sakin, cevaplıyor:
“İstesem de seni durduramam, aramızdaki fark belli. Bu evde seni durdurma
ihtimali olan iki kişi var, onlar da seçimi sana bırakmış durumdalar.”
Rogers ve Romanova.
O sırada şarkıda nakarat gelmiş olmalı ve bu oturmuş bir gelenek olmalı ki
hepsi durup aynı cümleyi söylüyor, sonra işlerine dönüyorlar, Coulson da
cevaplıyor:
“Söylemeyen bulaşıkları yıkamak zorunda..”
Garip bir ses çıkarttığında gülüşe benzemesinden korkuyorsun.
*
Clint sürgülü kapıyı ittiğinde içeride kükreyen müzik verandaya çıkıyor, ikiniz
de ona dönerken Clint iki elinde birer tabak, ‘aperatif’ diyerek önce sana veriyor,
diğerini Coulson’a verip onun başını öptükten sonra da içeri girip kapıyı
arkasından çekiyor.
Tabakta iki tane önden sarılmış krep var. Bakışlarını Coulson’a kaldırdığında o
tabağını masaya koyarak cevaplıyor:
“Bruce yapmış olmalı, zehirlenmeyeceğine garanti verebilirim..”
Tek korkun o değil. Burada ne işin var? Milyon dolarlar değerinde belli olduğu
bir evde dünyanın kahramanlarıyla krep yiyorsun, burada ne işin var?
Sesleri tekrar duyabildiğinde yerdesin, metal kolun Coulson’ın elinde duran bir
plakaya yapışmış duruyor, Coulson üzerinde, hareket edemiyorsun ve
boğazında onun tuttuğu silahın namlusu var.
135
Awakencordy
merkez-masa.com
İçeride müzik devam ediyor.
*
“Kalkmam güvenli mi?”
‘Sen söyle’ dediğinde ‘bence güvenli’ diyor ve her neye bastıysa kolun tekrar
serbestleşerek yere düştüğünde o da üzerinden kalkıp sana elini uzatıyor.
Kimseye zarar veremeyecekmiş gibi gözüken normal görünümlü adam seni
anlamadığın bir şekilde etkisiz bıraktı ve hala sakin gözüküyor.
Bu yeni çağda en çok sakinler seni korkutuyor.
Onun eline tutunarak kalktığında iyi olup olmadığını soruyor:
“Oldukça hızlı hareket ettik, bir yerini incitmeni istemem..”
“Gururum dışında. Bana ne yaptın?”
Dürüstçe bir şey yapmadığını, sadece kendini savunduğunu söylüyor.
“Saldırmaya karar verdiğinde karşı koyabilen biri var mı?”
Yanakları hafifçe pembeleşirken Yüzbaşı Rogers’ı halen yere deviremediğini
söylüyor ama mavi gözleri muzurlukla dolu, cevaplıyor:
“Onu yenmeyi onuruma yakıştıramıyor olmamdan kaynaklanabilir. Gerçekten,
bir şey olduysa Bruce’u çağırmak isterim-“
“İyiyim, bir şeyim yok. Ne oldu?”
Coulson onu bırakıp mucizevi bir şekilde zarar görmemiş masaya dönerken
yerine oturup cevaplıyor:
“Sanıyorum ki mekanizmandaki güvenli alanlardan birine geriledin, Rusça
konuşmandan onu düşünüyorum.”
İlerleyerek otururken ‘Rusça mı konuştum?’ diyorsun, ‘da’ diye cevap veriyor;
“Vy khorosho, ana dilin gibi konuşuyorsun.. Ki teknik olarak ana dilin
sayılabilir..”
“Başka hangi dilleri biliyorum?”
“Başka diller de bildiğini düşünmen ilginç.. Neden öyle düşünüyorsun?”
136
Awakencordy
merkez-masa.com
Bilmiyorsun. Sadece öyle hissettiriyor. Seni zorda bırakmak istemiyor olmalı ki
krebinden bir ısırık aldıktan sonra cevaplıyor:
“Bilgimiz üzerine 7 dili ana dilin gibi kullanabiliyorsun, muhtemelen her
seferinde silindin ve ana dil olarak öğretildin: İngilizce, İspanyolca, Portekizce,
Almanca, Rusça, Japonca ve Latince..”
Latinceyi ne yapacağını bilmesen de dikkatini çeken bir şey var:
“Fransızca?”
Başını iki yana sallıyor ama ters bir şey var. Kaşlarını çattığında ne olduğunu
sorunca cevaplıyorsun:
“Fransızca konuş.”
“Êtes-vous sûr?”
Onaylıyorsun.
“İlginç.. Dosyanda Fransızca’ya dair bir şey yok..”
Beyninin gerisinde seni kemiren bir şey var, hatırlaman gerekiyor. Başını
mutfağa çevirdiğinde ekmek kesen Steve’in başını geriye bırakarak güldüğünü
görüyorsun. Sarı saçları güneşle parlıyor.
Coulson’a geri döndüğünde aradığını bulmuş, cevaplıyorsun:
“Tetik cümlelerim Fransızca.”
Gözleri büyürken onun da bakışları içeri giriyor, ardından sana dönerken tetik
cümlelerin olduğunu nasıl hatırladığını sorunca kulede olanları anlatıyorsun:
kulaklığına konuşmaya başladıklarında kopartıp Steve’e verdin ve Steve anladı;
“Steve sadece Fransızca biliyor.”
Seni inceleyen bakışlarda takdiri gördüğünde kendi bakışlarını indirip peçeteye
sarılı kreplerden birini alıyorsun. Bir şey yemek fikri bunca çılgın şeyin
ortasında garip gelse de karnın kazınıyor.
“Belki Bucky de Fransızca biliyordu.. Belki en temelde o yüzden anlıyorsun..
Sana hiç öğretmediler çünkü tetiklerinin hepsi orada.. Seni Fransa’ya
gönderdiklerini de hiç duymadım, ne kadar büyük bir bilgi toplama tarihi
boşluğu aydınlattığından haberin var mı?”
Ona baktığında kendini toparlayıp özür dilese de önsezin haklı:
137
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kaptan Amerika hayranısın, değil mi?”
Seni yere devirmiş adam bir anda ne diyeceğini bilemiyor hale dönünce
sırıtarak bir ısırık alıyorsun.
Bruce güzel krep yapıyor.
*
Kapı tekrar açıldığında Bruce sizi kahvaltıya davet ediyor, içeri girdiğinizde
devasa bir masa buluyorsun. Gerçek anlamda küçük bir ordu doyabilir.
Herkes bir iskemlede tabaklarını dolduruyor, ileri geri paslıyorken sana ayrılan
yer Steve ve Tony’nin ortasında, sırtın duvara bakıyor, tüm mutfağı
görebiliyorsun.
Sesini çıkartmadan otururken Clint’in Coulson’ın yanağından kan izi sildiğini
ve kaşlarını çattığını görüyorsun, adamdaki dikkatli gözler senin de dikkatini
çekiyor. Coulson kendi tabağını doldururken Clint alçak sesle ona ne olduğunu
soruyor, Coulson ise ‘hım?’ derken kocası tekrar yanağına dokununca ‘hiç’ diyor,
‘herhalde tırnağım kesti’.
Clint inanmadığı belli olsa da sesini çıkartmayıp onun yanağını öpüyor, sonra
tabağına dönerek ‘krep!’ diye bağırırken birisi onun tabağını doldurduğunda
bakışları tabağın üzerinden seni buluyor.
Şimdiye kadar sana hep eğlenceyle ve ulaşılabilirlikle bakmış adamın aslında ne
kadar korkutucu olabileceğini görüyorsun, mesaj da açık: Ona zarar verirsen
karşında beni bulursun.
Onayladığında anlaşmanızla birlikte soğukluk yok olarak yerine ‘krep dedim, 2
tane nedir!’ diyen aç bir çocuk geliyor.
Senin tabağından Doktor Banner sorumlu, oldukça zengin bir palet doldurup
sana uzatırken konuşuyor:
“Vücudun uzun süredir dondurucuda değil, bir ara tekrar kontrol etmek
istiyorum ama şimdiden sağlıklı beslenmeye başlaman gerek..”
Sesini çıkartmadan tabağı alıp önüne koyarken ‘DOSTLARIM!’ diye kükreyen
bir gümbürtüyle ayağa fırlıyorsun ama hem Steve hem de Tony seni tutarak bir
şey olmadığını söylüyorlar.
Hiçbir yerle bağlantısı olmayan verandadan içeri giren adam şimdiye kadar
gördüğün en büyük adam.
“Dostlarım! Evimize olan tahribatı öğrendiğimde hepiniz
endişelendim ancak Jarvis bana iyi olduğunuzu temin etti!”
için
çok
138
Awakencordy
merkez-masa.com
Clint ‘öyleyiz’ derken adamın devasa kolunu patpatlıyor, ona da tabak
ayırdıklarını söylerken sen adamı izliyorsun. Adam o kadar mutlu ve o kadar iyi
gözüküyor ki şimdiye kadar bunların timsali olarak görünen Steve’i gölgede
bırakıyor.
Herkes o geldiği için mutlu görünüyor, Romanova dahi ona sarılan adam onu
boyu yetmediği için hafifçe yerden kaldırdığında adamı öldürmüyor. Bu her
kimse çok sevilen biri olmalı.
Tony ‘nasılsın Macbeth’ diyerek adama sarılırken adam seni görüyor ve
gülümseyerek soruyor:
“Konuğunuz olduğunu bilmiyordum, istiyorsanız gidebilirim-“
“Saçmalama Thor.. Tanışmanız da iyi olur..”
Thor ‘aye?’ diyerek ilgisini sana çevirdiğinde şimdiye kadar gördüğün en mavi
gözlerden birini buluyorsun. Adam o kadar uzun, sarışın ve gülümsüyor ki bir
an karnın kasılırken cevap veriyorsun:
“Winter Soldier.”
Bunu duyduğunda yüzü -eğer mümkünse- daha da aydınlanarak kolu Tony’nin
omzunda, konuşuyor:
“Ah, bir Mevsim Askeri! Ne kadar muhteşem, bana mevsim askerleriniz
olduğunu söylememiştiniz! Bu bir şeref Mevsim Askeri, Asgard’dan Thor-“ ve
önünde eğilerek sana selam verdiğinde yaşadığın şaşkınlıkta en azından bu
sefer yalnız değilsin.
Thor mutlulukla dikleşip Tony’i bir kenara ittikten sonra onun iskemlesine
oturup seni de elinden çekerek oturtturuyor, bir yandan da soruyor:
“Diğer mevsim askerlerini tanıyor musun? Onlarla da tanışmak isterim-kolun!
Tony, insanların bana bu kadar iyi savaş zırhları yapabildiğini söylemedin,
benden daha neler saklıyorsun?”
Tony şu an anlama yeteneğini kaybettiğini söylediğinde diğerlerinin de
şaşkınlıkla izlediklerini görüyorsun. Thor da bunu fark edince metal elini
bırakarak endişeli, soruyor:
“Yanlış bir şey mi yaptım? Kabalık etmek istemedim-“ Thor’un yanındaki
Steve ilk ayılan olarak ‘bir şey yapmadın’ dediğinde Thor ona dönüyor ve sen bu
sefer ikisini bir arada görüyorsun.
Kardeş olacak kadar aynılar ama bir o kadar da farklılar.
139
Awakencordy
merkez-masa.com
“Açıkla Steve, anlamadığım bir şey olduğu ortada. Mevsim askerine hakaret
etmek istemem.”
Steve gülümserken ‘gerçekten bir şey yapmadın’ diyor, ‘sadece daha önce benden başka
kimse ona bu kadar coşkuyla yaklaşmamıştı.’
Thor bunun üzerine ‘oh’ diyerek tekrar sana dönüp cevaplıyor:
“Muhteşemliğini bilmemelerini affet, Mevsim Askeri! Eminim anlatacak onlarca
anın vardır, savaş hikayelerini dinlemek için sabırsızlanıyorum!”
Bir şey diyemediğinde Steve ‘bir gün anlatacağından şüphem yok, neden kahvaltı
etmiyoruz?’ diye sorarak Thor’un kalkmasına yardım edip onu Bruce’un yanına
götürüyor, Tony de hemen eski yerine konuşlanırken ona biraz önce ne
olduğunu sorunca cevaplıyor:
“Bir tanrı kankan oldu, tebrikler..”
Tanrı?
*
“Bu korkunç bir şey, kim Mevsim Askeri’nin zihnine dokunmaya cüret
edebilir!? Steve, bana önceden bahsettiğin arkadaşın bu muydu!?”
Thor’un kızgınlığı sanki gökyüzünün gürlemesine neden olduğunda dönüp
oraya baksan da masanın altında bir el bacağını tutarak fırlamanı engelliyor.
Steve sakin, sanki bacağını tutmuyormuş gibi diğer eliyle meyve suyunu masaya
bırakırken açık, cevap veriyor.
“HYDRA, Thor-“
“Yılanlar, değil mi? Hepsinin başlarını ezmeli, Loki sizlerin kötü bellediği biri,
o dahi onurlu savaşçılarla oynamaz!”
Clint ‘pardon?’ dediğinde Thor bir an yüzünü buruşturuyor, ardından ‘kalıcı
olarak yapmaz’ derken Clint onaylarken Steve nefesinin altından sana tüm
kahvaltıda yaptığı gibi bilgi veriyor: Thor’un kardeşi Clint’in beynini yıkamıştı
ama Clint sonradan Natasha’nın yardımıyla bundan kurtuldu.
Beyin yıkama buralarda siyah modasında olmalı.
“Benim bir yardımım dokunur mu Steve?”
Thor öylesi içtenlikle soruyor ki Steve’in ‘evet’ diyebilmesini isteyerek ona
dönerken onu tam bir bilinmezlikte buluyorsun.
“Bilmiyorum Thor, kafası zaten oldukça hassas-“
“Ama belki Asgard ona yardım edebilir, olmaz mı? Jane’i kurtardık-“
140
Awakencordy
merkez-masa.com
“Evet, Londra’yı mahvederek-“
“Hasarı ödediğini söylemiştin Tony, ödemedik mi?”
Tony ‘karşılığında seks bile almadım’ dediğinde Thor onu halledebileceklerini
söyleyince masadaki herkes bir kahkaha atıyor, Tony ise arkadaşına bir bıçak
fırlatırken Thor gülümseyerek yakalayıp masaya koyuyor ve Steve’e dönerek
tekrarlıyor:
“İhtimal yok mu?”
“İzin verir mi bilmiyorum-“
“Ben de buradayım.”
Steve irkilerek sana döndüğünde bir an sinirle ona bakmadan edemiyorsun.
Sadece sana yardım etmeye çalışsa da ona karşı refleks duygularına hakim
olabilmiş değilsin. Bakışlarını ondan kopartıp Thor’a çevirirken ne tür bir
yardımdan bahsettiğini sorduğunda Thor Romanova’nın verdiği kahveye
teşekkür ederek cevaplıyor:
“Steve seni devamlı silip yeniden uyandırdıklarını söyledi, doğru mu?”
Deneyimden bilmiyor olsan da herkes aynı şeyi söyledi, mantıklı geldiği için
onaylıyorsun, o da cevap veriyor:
“Sen Mevsim Askeri’sin, zihnin açılıp kapansa da bir bütün. Bunu kaldırabilmiş
olman gerçekten buna layık olduğun anlamına gelir: gerideki detayları
birleştirmeni sağlayabilirler..”
Hiçbir şey anlamamış olsan da ‘bana ne olur?’ diye basitleştirdiğinde cevaplıyor:
“Eğer başarırsak her şeyi hatırlayabilirsin.”
“Başaramazsanız?”
Thor ‘insanların bilimleri sana yardımcı olabilir’ dediğinde Steve’e dönerek ‘bana
zarar gelmeyecekse deneyebiliriz’ diyorsun.
Deneyebiliriz? Ne zaman çoğul oldun?
Steve hala endişeli gözükürken senin yaptığın büyük yanlışı fark etmiyor ama
konuşuyor:
“Emin değilim, ya bir şey olursa-“
“En kötüsü tekrar silersiniz, cümlemi biliyorsun.”
Steve hayretle sana baktığında diğerinden daha büyük bir şeyi söylediğini fark
ediyorsun.
Cümleni biliyor.
141
Awakencordy
merkez-masa.com
Onca şeye, onca güvensizliğe rağmen cümleni biliyor ve onunla otururken bu
aklına bile gelmiyor.
Paniğin yüzünde olmalı ki masadan fırlayıp gerilediğinde kimse şaşırmıyor,
kimse önünü kapatmıyor, herkes kalkıp çekilerek sana alan bırakıyor.
Cümleni biliyor. İstese seni her gün, her dakika sıfırlayabilir, gücü elinde
tutuyor.
Thor ne olduğunu anlamadığını söylese de Bruce onu susturduğunda Steve
konuşup dikkatini üzerine çekiyor:
“Kullanmayacağım.. Sen istemedikçe kullanmayacağım..”
Nasıl güvenebilirsin? Biri bir diğerine nasıl bu kadar güvenebilir?
Ama yapacak başka neyin var? HYDRA’ya güvenmedin mi? Diğer taraf ne
kadar kötü olabilir?
Eline baktığında aldığını fark etmediğin bıçağı görerek masaya bırakıyor, sonra
cevaplıyorsun:
“Bana zarar gelmeyecekse deneyelim.”
Tony ‘peki’ diyerek olayı eline aldığında sen de ‘peki’ diyorsun.
Peki.
*
“Ne? Hayır!”
Steve aniden sana dönerken ‘hayır!’ diyor ve tekrar Thor’a dönerek ‘hayır’ını
yineliyor:
“Loki onun yanına yaklaşmayı geçtim, aynı binaya dahi girse olacaklardan
sorumlu değilim Thor, önden uyarıyorum.. Sen benim kalkan arkadaşımsın
ama o benim için daha önemli..”
Thor ‘ama Steve’ dese de Steve kesinlikle reddettiği belli, cevaplıyor:
“Hayır. Evet bize faydalı işler yaptı ama bunu yapmayacak-“
“Benim de elim olacak Steve, senin dostuna zarar verilmesine izin vereceğimi
mi söylüyorsun?”
142
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ‘Loki senin anlamadığın şeyler yapabilir’ dese de Thor reddediyor ‘bunu
yapamaz’.
“Bu ancak ortak yapabileceğimiz bir şey, ona zarar vermeyeceğim.”
Ne olduğunu anlamıyor olsan da Steve gözlerini kapatıyor, sonra sana
dönerken konuşuyor:
“Loki kendi çıkarlarını gözeten biri, işine yarayacağını düşünürse seni
kullanmaktan çekinmeyecektir, karar senin..”
Odada sadece üçünüz varken Thor’a başını salladığında Thor ‘kardeşimi
çağıracağım’ diyerek dışarı çıkıyor, kapı kapanınca Steve başlıyor:
“Bu iyi bir fikir değil-“
“Bana yapabileceği en kötü şeyi zaten yaşıyorum.”
Onu öylesine durduruyorsun ki rahatça devam ederken anlatıyorsun:
“Herkes beni en fazla ölüm makinesi yapabilir, Steve. Sen unuttun ama ben
zaten öyleyim.”
Steve yine de acıyla sana baksa da elinde değil, onu rahatlatmak belki de
Bucky’den kalan bir şey, cevaplıyorsun:
“Önceki söylediğim de ayrı bir gerçek: cümlemi biliyorsun. Uyandığımda
uyanan kişiyi beğenmezsen-“ öylesine hızla sana geliyor ki cevap veremiyorsun
ama o kollarını yakalamış, seni sarsarak konuşuyor:
“Şunu söyleme! Seni böyle de sevdim, kendini sildirdin, bu haline de aşık
olduğumda hep aynı şeyi mi söyleyeceksin? Sonumuz hep böyle mi olacak?”
Ne?
*
Steve söylememesi gerektiğini düşündüğü bir ifadeyle sana bakarken sen daha
toparlanmış değilsin ama o sırada kapı açılınca ikiniz de oraya bakıyorsunuz.
İçeri giren yeni adam Thor’un zıttı. Siyah, karanlık, korkutucu.
Ters madde.
“Merhaba Yüzbaşı.. Thor bana Mevsim Askeri’nizin yaralandığını ve bana
borçlanmak istediğinizi söyledi..”
143
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve’in önüne geçerek Loki’nin önünde kendin durduğunda yeşil bakışlar seni
bulup dikkatle inceliyor, ardından gözlerini kısarken konuşuyor:
“Hayır kardeşim, ona yardım edemeyiz..”
Thor onun yetkin sözlerini sorgulamaktansa kendini açıklamasını istediğinde
Loki bakışlarını senden ayırarak kardeşine dönüp cevaplıyor:
“Zihninden kendisi vazgeçmiş. Bir şey yapamayız.”
Steve ‘zorunluluktan’ dese de Loki ona dönerken aradaki silinmelerden
bahsetmediğini söyleyip açıklıyor:
“İlk kimliği.. Kahverengi olan.. İsmini bilmiyorum-“
“Bucky..”
“Ne kadar korkunç isimleriniz var. Mevsim Askeri, bu kimliğini seçerek ve
isteyerek almış, Bucky’i kendisi bırakmış. Bir şey yapamayız.”
Dönerek Steve’e baktığında Steve bundan nasıl emin olabildiğini soruyor, Loki
de cevap veriyor:
“Çünkü geride kalanlar sadece en değerliler. Birisi ona seçenek vermiş, o da
bunu seçmiş. Elinde kalanlar sadece bırakamadıkları.”
Kalp atışların hızlanırken konuşmaktan korkuyorsun, Thor ise soruyor:
“Mevsim Askeri’ni düzeltebilir misin?”
Loki ona döndüğünde Thor açıklıyor:
“Mevsim Askeri kendi bilincinde de silinmiş, onları birleştirebilir miyiz?”
Loki yeşil bakışlarını sana döndürerek gözlerini kıstığında oradan beynine
girebildiğini düşünüyorsun, bir süre sonra cevaplıyor:
“Mümkün gözüküyor. Hiçbir zaman eskisi gibi olamayacak, hiçbir zaman
birleşmeyecek, ben sihirbaz değilim Thor, onun beynini birleştiremem ama
aradaki duvarları kaldırabilirim..”
Thor onun da yeteceğini söylediğinde onaylasan da dudakların senden önce
çalışıyor:
“Steve’le konuşabilir miyim?”
Loki ‘ne demek, bizi bekletebilirsin, dünya senin’ dediğinde ona doğru bir adım
atacak olsan da Steve seni, Thor da kardeşini tutarak geriliyor. İkisi dışarı
çıktıklarında Steve ne olduğunu sorunca ona dönerek cevaplıyorsun:
144
Awakencordy
merkez-masa.com
“Dün gece geçmişten bir şey gördüm: bir bilim adamından bilgi almak için
onun önünde çocuğunu öldürdüm.”
Sana bakarken bir şey söylemiyor.
“Böyle şeyleri hatırlayacağım Steve.”
Gözleri büyürken ilk defa adını söylediğini söylüyor ama daha önce de
söylediğinden eminsin, dudaklarına yabancı değil.
“Neden bunları hatırlamalıyım? Belki de böyle daha iyidir.”
Steve konuya odaklanırken ‘hatırlamanın güzel olacağı şeyler de var’ dediğinde ‘ne?’
diyorsun:
“Hatırlamama değecek ne var? Şimdi de yeni hatıralar kurabilirim-“
“2 yılda olanları merak etmiyor musun? Onlar bizi buraya getirdi..”
Anlatabileceğinden emin olduğunu söylediğinde reddediyor:
“Hepsini değil.. Yanında değildim, birçoğu sende..”
Bakışlarını indirirken emin değilsin. Gördüğün dünya o kadar da hatırlanması
gereken bir yer gibi durmuyor: sen bu parlak insanlardan değilsin, sen
soğuksun, kışsın, askersin.
Sana yaklaşırken bakışlarını ona kaldırdığında mavi gözleri özlemle dolu:
“Güzel şeyler de oldu..”
“Örnek ver. Hatırlamam gereken bir şey söyle Steve-“ eğilerek dudaklarını
örttüğünde bunu yapacağını bildiğini fark ediyorsun. Büyük eli yüzünde, diğer
eli belinde, seni yavaşça öptükten sonra geri çekilirken konuşuyor:
“Bir müze var, Smithsonian.. Orada sana dair bir sergi var.. Özür dilerim,
Bucky’e dair bir sergi var.. Bir gün oraya gittiğinde olanları hatırlaman gerek..”
Alnın onunkine dayalıyken ne olduğunu sorduğunda gülümseyerek sana
bakıyor, cevap veriyor:
“Kötü bir adam değilsin.. Kötü şeyler yaptın ama kötü değilsin..”
Emin olamasan da o senin yerine o kadar emin ki inanmamak mümkün değil
gibi duruyor.
145
Awakencordy
merkez-masa.com
“Uzunca süre sende Bucky’i aradım.. Ama o arada seni tanıdım.. Ve ben kötü
adamları sevmem, o kadarını hatırlıyor olman gerek..”
Başını ondan ayırırken ‘o konu’ diyorsun, ‘bana aşık mısın?’
Hayır de, hayır de“Değilim. Ama bir kere oldum, hala aynı adamsan-“
“Bucky değilim-“
“O değil.. Diğer haline aşık oldum..”
“Ve sen oldukça özelsin..”
“Öyle miyim?”
“Bir önceki halin öyleydi..”
“Bucky, evet..”
‘Hayır’ derken açık: ‘bir önceki halin.’
Onun mavi gözlerine bakarken sabırla beklediğini görüyorsun.
“Senin için bir şey yapmadım diyemezsin.. Hiçbir halim için.”
Gülümsediğinde güneş doğuyor.
*
“Seni bırakmayacağım, buradayım.”
Laf, biliyorsun. Yalnızsın, hiçbir şey yapamaz.
Yine de, üzerine uzandığın masada Loki ve Thor birer yanında dururken sen
başının gerisinde duran adamın gözlerine bakıyorsun.
İkisi ellerini yüzüne koyarken gözlerini kapatmıyorsun. Uyuyacağını
söylüyorlar, uyandığında ya bütün olacaksın ya da böyle kalacaksın.
Belki bu anı hatırlarsın.
Gördüğün son şey gözleri oluyor.
*
“Kışlar benim için hep birer sınavdı, seni kazanamayacağımı kim söyledi?”
Kafanda çınlayan sözle uyandığında aldığın nefes boğazını yakıyor. Bir an
sonra yatak alçalarak yanında belirirken adını söylüyor. Winter, Winter, iyi
misin? Bana bak, gözlerime, hey, nasılsın?
“İyiyim.”
146
Awakencordy
merkez-masa.com
İyisin. Steve, Steve Rogers, hala onu öldürmek istiyorsun ama hatırlıyorsun.
Mansiyon. Thor, Loki.
“Oldu mu?”
Steve senin söyleyeceğini söyleyerek
hissetmiyorsun. Belki de olmamıştır.
gerilediğinde
kendini
farklı
“Thor’a sana geçmişi anlattığımı anlattım, o da bunun güzel bir şey olduğunu
söyledi. Farkında olmadan seni hazırlamışız. İstersen devamını anlatacağım,
eğer kafan açıldıysa ittirici güç olacakmış..”
Bilmiyorsun.
“Uyuyabilir miyim?”
‘Elbette’ derken sesi yumuşak, seni bırakmayacağım, buradayım.
Laf.
*
Gözlerini tekrar açtığında bir yerden az ışık geliyor. Yattığın yerde etrafını
dinliyorsun.
Odada senden başka bir nefes daha var.
Bakışlarını etrafta gezdirdiğinde duvara dayalı kalkanı görüyorsun. Steve’in
odasında olmalısın.
Evet. Thor ve Loki.
Dikleştiğinde camın kenarında görmediğin adam da oraya dönerek sana
ilerliyor, soruyor:
“Nasılsın?”
Bir şey olabilme fikri hala yabancı gelirken soruyu atlayarak konuşuyorsun:
“Su.”
En azından istemesi mantıklı olan şeyler.
Karşı çıkmadan sana bir şişe uzattığında onun her şeyi hazırlayıp
hazırlamadığını merak ederek şişenin kapağını çevirmeye kalksan da elinin metal
olduğunu unutmuş olmalısın ki şişe kucağında patlayarak her yeri ıslattığında
sadece bakmakla yetiniyorsun.
147
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ise önemi olmadığını söyleyerek fırlayıp dolabına gidiyor. Kapaklar açılıp
kapanırken elinde birkaç parça eşya, sana gelerek konuşuyor:
“Hem, kuledeki kıyafetlerinden kurtulman iyi olabilir, hala tozlusun..”
Bakışlarını ona kaldırdığında ne söylediğini fark ediyor. Tozlanmış bir
makinesin, arada onun da hatırlaması güzel.
“Banyo bu tarafta..”
Ayağa kalktığında su bacaklarından aksa da umursamıyorsun, daha kötü şeyler
de yaşadın, kollarından insan kanı aktığı da oldu, metalinin kırmızıya bulandığı
günler“Winter?”
Başını ona çevirdiğinde daldığını söylüyor. Neredeydin?
Kiev. Bir adamın içinden vücuduna saklanmış bir çipi çıkarttın.
Başını eğerek parmaklarına bakarken temiz olduklarını görsen de kanı
hissedebiliyorsun. Yaptığın şeye inanıyordun, o görevindi, hiçbir şey
hissetmedinParmaklarını saran parmakları hissettiğinde Steve sesi sakin, cevap veriyor:
“Duş almayı dene, hım? Ben de eşyaları getireyim..”
“Birinin içine elimi soktum ve çip çıkarttım.. Buradan-“ elini onun göğüs
kafesine koyduğunda onu da parçalayabilecekmiş gibi hissetsen de o sanki
zarar görmeyecekmiş gibi sana bakarak cevaplıyor:
“İçinde çip taşıyan biri bir gün bunun olabileceğini biliyor olmalı.. Sokakta
rastgele birini çekip içine elini sokmadın..”
“Muhtemelen iyi tarafa çalışıyordu..”
“Muhtemelen.. Ama o kadar çok taraf var ki, iyi ve kötüyü bazen kimse ayırt
edemiyor..”
Sana karşı iyi olmamasını söyleyerek banyoya gitsen de arkandan ‘70 yıl sana
kötü davrandılar, iyiliğin sırası değil mi?’ diye soruyor.
Kapıyı elinle ittirirken gerçek elinle ittirdiğin için duvarlar sarsılmıyor.
*
148
Awakencordy
merkez-masa.com
Suyun altında uzunca süre ne yapacağını bilmediğinde korkunç bir şeyi
anlıyorsun: bunu senin için yapıyorlardı, senin yapmadığın çok şey var.
Teknik olarak biliyorsun: su, sabun, şampuan, saç kremi, vücut şampuanıhepsini biliyorsun ama hiçbirini kullanmadın. Neden biliyorsun?
‘Winter Soldier: görevlerde mekana kaynama konusunda eşsiz.’
Ama hiç duş almamış olsa gerek.
Kapı açılırken Steve kıyafet bıraktığını söylüyor, sense buzlu camın arkasında
durmaya devam ederek onun buzlu figürünü izliyorsun.
“Winter?”
Yine kaydığından şüphe ediyor olmalı ki beklemeden ama yavaşça kapıyı
kaydırırken göz göze geldiğinizde soruyor:
“Ne oldu?”
Önünde iki seçenek var. Bir: Bir şey olmadığını söyle. İki: Gerçeği söyle. Nasıl
bir adam olduğunu göstermesi için daha kaç kere onu test edeceksin?
Kendini test etmeye başlaman gerekmez mi?
“Ne yapmalıyım bilmiyorum.”
Gözleri büyüyerek sana baksa da ardından gülümseyerek başını sallıyor,
cevaplıyor:
“Beni bir banyoya soktuklarında yaşadığım şoku görmeliydin: ben kaptan
kafama su döken bir çocuktum, bu inanılmaz bir lüks-geçeyim mi?”
‘Islanacaksın’ desen de aldırmıyor, içeri girerken çıkışı engellemeden şişeleri
alarak sana gösteriyor, anlatıyor. Bu sırayla, böyle, bu kadar ama istersen bütün
şişeyi de boşaltabilirsin, artık kıtlık zamanında değiliz, gözlerini yakıyor, dikkat
etmelisin, çocuklar için olanlar yakmıyormuş, ben kulede onları kullanıyorum.
Hepsi bittiğinde elinde şampuan şişesi, sana uzatarak soruyor:
“Devam?”
Buna devam demezsen buradan çıkmayı istememen gerek.
“Devam.”
149
Awakencordy
merkez-masa.com
Elini uzatmanı söylüyor, sen de canlı olanı uzatırken elinin içine şampuan
döküyor.
Akışkan sıvıyı parmakların arasında döndürüp akıtırken ‘daha önce duş almadım
mı?’ diye soruyorsun. Bilmesi imkansız olurdu“Aldın.. Ama o zaman da şaşırmış olman gerek..”
Bir şey söylemeden hepsini elinden akıttığında uzatmanı söyleyerek biraz daha
döküyor. Sabaha kadar bunu yapabilirmişsiniz gibi.
“Sanki bir perdenin arkasında.. Ne yapmam gerektiğini biliyorum, daha önce
yaptığımı da biliyorum ama-“
“Ama bu sefer yapmayı bilmiyorsun..”
Onayladığında elini başına götürmeni söylüyor. Şampuanlı parmakların
saçlarına girdikten sonrası adeta kas hafızası, birkaç saniyede saçların
köpürüyor, kollarını aşağı indirdiğinde ise yüzünün yanından beyaz köpükler
akarak ona bakıyorsun.
“Şu anda çok da tehlikeli görünmüyorsun..”
Gözlerini kıstığında gülümseyerek onu öldürmemeni söylüyor, ardından
uzanarak parmaklarını saçlarına sokuyor.
Yavaş yavaş saçlarını durularken kendisinin ilk seferde oldukça yağlı kaldığını
anlatıyor: 70 yıl yıkanmamış saçları bir anda kimyasallara sokunca kafası neye
uğradığını şaşırmış.
O saçlarını durularken sen onun hareketlerini ve tavırlarını kataloglamakla
meşgulsün. Sonuca vardığında ise sessiz kalman imkansız:
“Bunu daha önce de yaptın.”
Durmadan devam ederken ‘aynen değil’ diyor ‘ama seninle aynı banyoda bulundum,
evet’.
Kaşlarını çatarak ona bakarken ‘hangimizle?’ diye sorduğunda sana bakmadan
gülümseyerek cevaplıyor:
“Bucky’i banyoda gördüm, banyo öncesinde de, sonrasında da.. Ama onunla
aynı banyoya girmedim, orduyu saymazsan.. Hepimiz grup olarak nehirde
yıkanmıştık, belki o olabilir..”
“Ben?”
Bir an sana baktıktan sonra saçlarına geri dönerek cevap veriyor:
150
Awakencordy
merkez-masa.com
“Seninle aynı banyoda durduk, evet..”
“Yine saçlarımı mı yıkadın?”
Garip bir şekilde gülerken ‘hayır’ diyor ama daha fazlasını söylemiyor. Yine de
gözlerini kaçırışı ve yanaklarının pembeliği yeterli cevap:
“Bir şey yaptık.”
“Belki.. Bruce sana senin de ortak olduğun şeyleri artık anlatmamamız
gerektiğini söylüyor, sen hatırladıkça beslemeliymişiz..”
Kaşlarını iyice çatarken hatırlamadığını söylüyorsun, bakışların onun ıslanmış
tişörtüyle pantolonunda gezerken senden uzun ve büyük adamla aynı banyoda
dursan hatırlayacağını düşünsen de Steve ‘pek giyinik değildik’ dediğinde sanki
hepsi bir anda başına üşüşüyor.
‘Bana ne ispatlamaya çalışıyorsun? Benimle aynı yerde dururken savunmasız kalabileceğini
göstermekte amacın nedir Rogers? Seni çıplakken de öldürebilirim, bu beni engeller mi
sanıyorsun?’
Ellerinin ona uzandığını görürken yavaşça tişörtün ucunu bulup yukarı
kaldırıyorsun, izin veriyor.
Parmakların daha önce ona dokundu, değil mi?
“Nasıl bunu hatırlamam?”
Steve hatırlaman gereken daha önemli şeyler olduğunu söylerken senin
yönetmenle kollarını kaldırıyor, tişörtü geriye attığınızda ise cevaplıyor:
“Gitsem daha iyi olur-“
“Aynı halde şeyler görünce tetikleneceğimi söylediler..”
Endişeyle gülerken o halde oldukça şeyi değiştirmeniz gerektiğini söylediğinde
‘neyi?’ diyorsun. Ne değişikti?
Hatırlamaya çalışırken onun parmakları saçlarının uçlarını durulayarak
cevaplıyor:
“Öncelikle kanlı bıçaklı
çalışıyordun..”
“Pek de farklı değil.”
düşmandık,
beni
her
seferinde
öldürmeye
Gülerken ‘farklı’ diyor, ‘aranızda çok fark var, koşullanmanı kırana kadar çok
çektik’.
Kırdılar, öyle mi?
151
Awakencordy
merkez-masa.com
“İkinci olarak ben yıkanıyordum, sen kızgındın ve içeri daldın.. Sonrası da
gelişti..”
Ama ne oldu?
“Beni kızdırmak istiyorsan başarıyorsun: yarım şeyleri sevmiyorum-“ biraz
daha konuşursan seni öpeceğini söylediğinde bakışların onun gözlerine çıkıyor:
“İçeri girerken niyetin bu değil miydi?”
Şiddetle hayır derken dürüst gözükse de bir şekilde onun seni hep öpmek
istediğini biliyorsun. Bucky’i kaybetti ama ona uzanamıyor. Diğer halini
kaybetti ama bu sefer karşısında, uzanmak istemesi doğal değil mi?
Dudağını kemirirken senden kaçarcasına sabuna uzansa da onun eline hızla
vurduğunda hem sabun elinden düşüyor, hem de irkilerek sana bakarken
hareketini kestiremese de üç net vuruşla onu duvara dayadığında dik durarak
sana bakıyor.
Tetiklenip tetiklenmediğini hiçbir zaman bilmemesi hep aranızda duracak.
Göz göze gelseniz de su aranıza düşüyor, sense ilk defa biraz güç
hissediyorsun: birinin seni istemesi muazzam bir güç.
Kaçmasa da bir şey yapmıyor, sense saldırma imkanın olunca duranlardan
değilsin ama onu öpersen duramayacakmışsın gibi geliyor.
Kuledeki öpüşmenizi hala unutamadın. Belki de kilidini kıran gerçek an oydu,
ondan.
Yutkunurken temizlendiğini söylüyorsun, dönüp çıktığında ise arkandan
bıraktığı nefesin farkındasın.
Hatırlaman gereken daha önemli şeyler var.
*
Saçını bir havluya kurulayarak banyodan çıktığında üzerinde bir bornoz var.
Önceki Steve önceki senin yanında bu kadar rahat mıydı?
Kıskanacağın adamların sayısı kaça çıktı?
Daha da önemlisi, Steve’i kıskanıyor musun?
Havluyu yatağa attığında yatağın nemleneceğini düşünüyorsun. Ne kadar basit,
minik ve gereksiz bir düşünce. Hayatına hiçbir etkisi olmayacak olsa da
ilerleyerek havluyu yataktan kaldırdığında garip bir ses çıkartıyor, sen de ona
bakıyorsun.
152
Awakencordy
merkez-masa.com
“Neden kaldırdın?”
Elindeki ıslak havluyu parmakların arasında sıkarken kendini aptal gibi
hissetsen de tekrar soruyor:
“Neden kaldırdın? Lütfen söyle..”
Kendinden emin değilken ‘yatak nemlenecek’ dediğinde sanki ona nükleer
başlıkların kodlarını vermişsin gibi bir mutlulukla gülümseyip dolaba gidiyor.
Islak havluyu parmakların arasında büküp dururken onun ikinize kıyafet
çıkartmasını izliyorsun. Ne zaman sana yeni bir çamaşır, alt ve üst veriyor,
ancak o zaman aslında çıplak olduğunu fark ediyorsun.
Sosyal normların yok. Hiç gelecek mi?
Sana uzattığı kıyafetleri alarak göğsüne kapattığında kendisine de bir şeyler
çıkartıp konuşuyor:
“Farklı bir şeyler istersen Tony ya da Jarvis alabilir, Pepper da oldukça
yardımcı, benim her şeyimi o almıştı, Tony’e bıraksan ‘I ♥ Iron Man’ tişörtleri
alacaktı.”
Elindeki şeylerin rengini gördüğünde parmakların sen farkında olmadan
bırakıyor. Her şey yere düştüğünde sana döndüğünde cevabın kısa:
“Gri.”
Kaşlarını çatarak sana baktığında gri istemediğini söylüyorsun. Bir daha gri bir
şey görmezsen şikayet etmezsin.
Aslında ne kadar çok şeyden şikayet etmezsin.
“Gri yok, peki, siyahta problem var mı? Çok rengim yok, mavi var-“
“Siyah iyi.”
Seni tekrarlarken siyah bir şeyler çekerek sana veriyor, alırken cevaplıyorsun:
“Gri de giyebilirim.”
Sana bir bakış attığında tekrarlıyorsun. Giyebilirsin, emredebilirler, problem
olmaz.
Ama istemiyorsun.
*
153
Awakencordy
merkez-masa.com
En azından giyinmeyi hatırlıyorsun. Sana verdiği uzun kollu fermuarlı şey iyi,
hem kolunu gizliyor, hem de sıcak hissetmeyi seviyorsun. Yıllarca buz içinde
yatmış olmanın etkisi mi?
Rogers banyodan tekrar çıktığında artık giyinik, bornozu orada bırakmış olmalı.
Ne yapmak istediğini sorduğunda ne yapabileceğinizi soruyorsun.
“Her şeyi yapabiliriz.. Evden çıkmamak kaydıyla, diğerleri 2 gündür ilk defa
uyuyorlar, bölmek istemem.. Jarvis de evden çıkmamızı istemeyecektir..”
Görünmez sesin sahibi, evet.
“O nerede?”
“Jarvis? Tony’nin robotu-“
“Yapay Zeka, Yüzbaşı Rogers, sizden daha iyisini beklerdim..”
Steve ‘heh’leyerek güldüğünde sen etrafa bakınarak sesin kaynağını arıyorsun“Odaların köşelerine gizlenmiş hoparlörler var Çavuş Barnes-“
“Winter..”
“Özürlerimi kabul edin.. Haklısınız Yüzbaşı Rogers, evi terk etme çabalarınızı
engellemek zorunda kalacağım, umarım protokolümü çalıştırmazsınız..”
Steve elini sallarken problem olmayacağını söylüyor. Jarvis ne kadar güçlü bir
şeyse Steve bir yere hapsolmayı kabul ediyor.
“Ne yapabilir?”
Steve ‘Tony’i uyandırabilir’ dediğinde tehlikenin boyutunu söylemiş gibi seni
geçip perdeleri açıyor, sen de sabah gördüğün manzaranın bu sefer gece halini
görüyorsun.
Simsiyah bir denizin diğer yanı ışıl ışıl binalarla, hayatla kaplı.
Yavaşça cama ilerlerken Steve’in seni izlediğini görsen de önemsemiyorsun.
“Böyle şeyleri seviyor muydum?”
Hangi halini sorduğunu bile bilmiyorsun.
“Bucky denizi seviyordu, evet.. Önceki halinle pek de bunu konuşmadık,
bilmiyorum..”
Elini cama koyarken bu özelliğinizin belki de ortak olabileceğini düşünüyorsun.
Hiç Bucky’i kendin gibi kabul edebilecek misin? Önceki Halin’i kabul
edebiliyorsun, mantıklı geliyor, aynı kanı aynı eller döktü ama Bucky?
154
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ne oldu?”
Yanında duran adama başını iki yana sallarken camı nemlendiren elini
izliyorsun. Bucky dünyanın en iyi adamlarından birini koruyan daha iyi bir
adamdı. Onu sahiplenecek hangi özelliğin var?
Elini indirdiğinde camda kalan iz yavaşça yok oluyor.
*
“Gel, mutfak burada-“
“Neden fısıldıyoruz?”
“Natasha?”
Cevap yeterli, onun peşinden ilerliyorsun. İkiniz etrafı camla kaplı evde
ilerlerken bu evi sevdiğine karar veriyorsun: her yer ışıl ışıl ve ferah, hayattan
daha geniş hissettiriyor.
Elindeki hayatın yok denecek kadar küçük olması ayrı bir neden.
“Tost? Meyve?”
Ona dönerken ‘fındık ezmesi diyorsun. Nereden çıktığı hakkında bir fikrin yok.
O da bir an sana baksa da ardından ‘bir yerlerde olmalı, Clint seviyor’ diyerek
dolaplara gidiyor.
Fındık ezmesi?
Daha önce hiç yediğini hatırlamasan da tadını neredeyse dilinde hissediyorsun:
şeker, biraz tatlı biraz keskin, biraz yumuşak biraz katı“Burada..”
Steve muhtemelen ekmek de aranacak olsa da kavanozu ondan kaparak kapağı
açıyor, içine parmağını daldırarak kaldırabildiğin kadarını kaldırıp ağzına
atıyorsun.
Evet.
Bunu istiyordun, bu tadı biliyorsun, ‘ekmeğe gerek yok Rogers, parmağımız neye
yetmiyor?’
Gözlerini açtığında hayretle seni izleyen adamla göz göze geliyorsun. Ağzında
fındık kreması kaplı bir parmak var ve sen 1938’desin.
Kavanozu indirirken ‘teneke kavanoz, beyaz çitli, kırmızı yazı’ demenle Steve’in
seni bulması bir oluyor.
155
Awakencordy
merkez-masa.com
“Skippy Fındık Ezmesi-teneke kavanoz-Bucky?” 2
Bilmiyorsun, neler oluyor?
Steve gözlerinde gizleyemediği bir şeyle sana bakıyor, Winter’ın bunu bilmesi
imkansız, senin bilmen tamamen ihtimal dışı ama biliyorsun, bir kere
parmağını kestin“Açacaksız açmaya çalıştım-“
“Elinin içini kestin, durdurana kadar aklımız çıktı.. Biraz daha hatırlarsan-“
“Öpecek misin?”
Steve güldüğünde sen de onu izlemeden edemiyorsun. Parmağın fındık
kreması kaplı, havada ve uzakta, ortanızda artık üretilmeyen bir kavanozun
hayali var ve Steve sana sarılacak gibi duruyor.
İşin kötü yanı, belki de sarılmasını istiyorsun.
*
“Bunu yapamam, Bucky’i hatırlamayacağımı söylediniz! O adam, siyah saçlı
olan onu ittiğimi söyledi!”
“Kıymetlilerin kaldığını da söyledi, ne kadar farklı olsanız da ikiniz aynı
adamsınız..”
“Hayır! Aynı bedeniz Rogers, aynı adamlar değiliz, ben öyle değilim!”
“Nasıl? İyi bir adam mı?”
“Öylesin diyebilir misin? İyi ne yaptım?”
Cevap veremese de ardından atılarak konuşuyor:
“Kötü şeyler yaptın ama iyi bir adamsın-“
“Bana yalan söyleme dedim-“
“Söylemiyorum! Beni öldürmedin, diğerlerini öldürmedin-“
“Başkalarını öldürdüm-“
“Sana emrettikleri için! Ben de öldürdüm, daha geçen hafta!”
Hayır diyorsun, hayır. Aramızda fark var. Var.
Bir de ne olduğunu hatırlasan.
Elleri havada, sadece sakin olmanı istiyor. Ne olduğunu o da bilmiyor,
Bucky’den bir şey hatırlaman konusunda pes etmişti, onun da böyle bir fikri
yoktu, uzun süredir ilk defa bir şey hatırladın-
2
Google: Skippy Peanut Butter 1930s
156
Awakencordy
merkez-masa.com
“Daha önce hatırladım mı? Onu?”
Başını sallıyor.
“Ne hatırladım?”
“Beni tanıdığını söylüyordun, bir şey gördüğünü, birkaç ses duyduğunu
söyledin.. Bir-iki anı hatırladın ama aynı yerde aynı durumdaydık, Bruce eko
duyduğunu söyledi.. İlk defa tamamen bağımsız bir şeyi hatırladın.. Bu önemli,
lütfen kızma ama önemli..”
O kadarının farkındasın.
“İsterdin değil mi? İstediğin gerçek oluyor: Bucky geri geliyor, hım?”
Yüzü kararırken öyle söylememeni istiyor.
“Nasıl söyleyeyim? Yaptığın her şey onun için değil mi Steve?
Hayır diyor, hayır. Senin için buradayız“Ama Bucky dönse fena olmaz, değil mi? Şu manzaraya onunla baksan,
beraber battaniye altında birbirinizi föndüleseniz kötü olmaz, değil mi?”
Dudakları ‘fondü’ dese de sesi çıkmıyor, sense daha çok sinirleniyorsun:
“Kaç senedir bunun için uğraşıyorsun? 2? Hill 2 sene geçtiğini söylemişti,
tebrik ederim, 70 yıllık yıkanmayı kırdın, sevgilin sana geri dönecek..”
Sözlerin onu çarpmışa benziyor ama çok geç, o ayılırken sen dönerek çıkışa
gidiyorsun. Koridorda duran kızıl kadın yoluna çıkmayacak kadar akıllı, hızla
kenara kayarken sen koridorda nereye gideceğini bilmesen dahi açılan
kapılardan birini gördüğünde yürürken ona bakıyorsun, o da kapısını iyice
açıyor.
İçeri girerken Romanova’nın ‘biraz alan bırak Steve’ dediğini duyuyorsun,
Banner ise kapısını kapatırken sakin, istersen minderlerde dinlenebileceğini
söylüyor.
Yorgun adam yatağına giderken sen minderlere çöküyorsun, ışık kapanınca da
elin yavaşça kumaş perdeyi ittirerek birazcık dışarıyı açıyor.
Gece parlamaya devam ederken dudaklarında 1938, perdeyi tutan elinde ise
2016 var. Ama sen neredesin bilmiyorsun.
*
Yiruma – Prelude in G Minor
157
Awakencordy
merkez-masa.com
Güneş doğarken sen şehri ışığa boğmasını izliyor, kıpırdamamaya devam
ediyorsun. Kıpırdamadan nöbet tuttuğun görevler dahi ne kadar nadirdi.
Bruce kıpırdanmaya başladığında perdeyi kapatarak odayı tekrar karanlık kılsan
da uyandığını söyleyince yavaşça tekrar kumaşa el atıyorsun, oda biraz daha
sabaha karşı 5 oluyor.
Bruce elini saçlarına atmış, başı sana dönük, nasıl olduğunu sorunca omzunu
silkiyorsun. Ortada karar verebileceğin bir şey yok, her ne oluyorsa oluyor, sana
soran yok.
Sorsalar da ne cevap vereceğini bilmiyorsun.
Çarşafları ittirip doğrulan adam hala uyku sersemi görünüyor; bırakılsa
yüzyıllarca uyuyabilecekmiş gibi yorgun. Bruce nedense hep çok yorgun
gözüküyor.
Nedenini sormak istemiyorsun.
Siyah saçlı adam kalkarak banyoya gidiyor, işini bitirip çıktığında ise sen başın
duvarda, gittikçe aydınlanmaya başlamış şehri izliyorsun.
“Hım?”
Başını oraya çevirdiğinde suratına tutulan kola kutusuna teşekkür edip
aldığında o da perdelere asıp tamamen çekerek odayı aydınlatıyor.
Metal kutu açılırken tıslıyor, Bruce da kendisine bir soğuk kahve açtıktan sonra
diğer minderlere çökerek soruyor:
“Konuşmak ister misin?”
İster misin?
O kahvesini içerken sen kolanı yudumluyorsun, ne zaman konuştuğunu
bilmiyorsun ama konuşacağını biliyor olman korkmanı engelliyor:
“Bucky’i hatırlamaya başladım..”
Sana dönen bakışlar şaşırmış değil, Bruce şaşırabileceği şeylerin hepsine
şaşırmış gibi duruyor: sana kendini hiçbir zaman olamayacağın normal biri gibi
hissettiren de bu.
“Bucky’i hatırlamak da değil: bazı anlar, bazı anların duyguları. Renkler, sesler.
Kafamda devamlı biri konuşuyor, bazen Steve, bazen de o.”
158
Awakencordy
merkez-masa.com
Başını sallarken ‘peki istemiyor musun?’ diye sorunca reddediyorsun:
“İstememin önemi yok. Hatırlayacaksam hatırlayacağım.”
“Ama hoşuna gitmiyor.”
“Herkes Bucky olacağımı düşünüyor. Bir anda yok olacağımı ve yerine o
adamın geleceğini..”
“Peki bunu istiyor musun?”
Bakışlarını denizden ona çevirdiğinde gerçekten merak ediyor gibi duruyor.
“Hatırladığın zaman olacakları tanımlaman farklı, Bucky’nin anılarına sahip
olacağını düşünmüyorsun, yok olarak Bucky olacağını düşünüyorsun..”
“Öyle olmayacak mı?”
Bruce ‘bilimsel olarak mı?’ dediğinde iç çekerek başını tekrar duvara dayayıp
şehre bakıyorsun. İnsanlar uyanmaya başlamış olmalı, hepsi için bugün de dün
kadar sıradan bir gün.
“Bucky bir kahraman. Steve’in aşık olduğu adam.”
Bruce ‘evet’ dediğinde bakışlarını ona döndürüyorsun, o da cevaplıyor:
“Ama sen de bir kahramansın-“
“Doktor-“
“Önce dinle, olur mu?”
Sustuğunda teşekkür ediyor, ardından konuşuyor:
“Tony yıllar önce bir gün kaçırıldı ve teröristlerce tutsak alındı.. Oradan sadece
orada birleştirdiği metal parçalarıyla çıktı ve Iron Man’i oluşturdu.. Karşılığında
verdiği şey gerçek anlamda kalbi oldu, kostümüyle bütünleşmek zorunda kaldı..
Ama bunu yaparak hayatını geri kazandığını söyler: kahramanlığı hayatına sahip
çıkmasıydı..”
Hayal meyal hatırladığın şeyler.
“Thor gücüyle bizi köle yapabilecekken bunu bize yardım etmek için kullanan
biri, onun kahramanlığı gücünü dağıtması.. Clint’in kahramanlığı hepimizden
daha minik ve daha normal bir insan olsa da bunu reddederek insanların da
birer kahraman olabileceğini gösterebilmesi..”
Oysaki Clint en tehlikeli gözükebiliyorken.
159
Awakencordy
merkez-masa.com
“Natasha’nın geçmişini az çok biliyorsun. Natasha gerçek anlamda kameralar
önünde dünyayı kurtarmış olmasına rağmen bir kahraman olarak
görülmüyordu, ta ki tüm sırlarını ve tüm kirli yönlerini sırf dünyayı daha iyi bir
yer haline getirmek için serbest bırakıncaya kadar. Nat fedakarlığı sayesinde
dünyayı bir kez daha kurtardı ve onu kahraman yapan şey de bu: hiçbir şeyi
olmasa da her şeyi bize geri veren hep o oldu.”
Tony’nin bahsettiği aşkın kime karşı olduğunu artık anlasan da sesini
çıkartmıyorsun.
“Steve ise doğuştan kahraman, ona dair bir şey söylememe pek gerek yok..
Ama şunu bilmelisin ki Steve’in sadece kişiliği kahraman.. Onu kahraman
yapansa hareketleri.. Sadece düşüncede bırakmıyor, uyguluyor, savaşıyor, pes
etmiyor..”
Bildiğini söylemektense ‘sen?’ diyorsun.
“Sen kahraman değil misin?”
Sehpaya uzanarak gözlüğünü alırken gülümseyerek ‘Tony’e göre öyleyim’ diyor,
sanki diğerleri düşünmüyormuş gibi.
“Benimle daha önce tanıştın, oldukça yeşildim..”
Onu incelerken anladığında gözlerin büyüyor, o da onaylıyor. İkiniz birbirinizi
izlerken sesinde hafif bir hüzün, aralarında bir canavar varsa onun kendisi
olduğunu söylediğinde reddediyorsun:
“Şeklin öyle olabilir.. Beni o hale getirdiler..”
“Ben de doğuştan olmadım.. Üstelik kendi kendime yaptım, daha beter..”
Biri neden kendini canavara dönüştürür?
“Bir bilim deneyi yanlış gitti.. Ben de böyle oldum.. Uzunca süre tek
başımaydım, etrafa zarar vermeyeceğim yerlerde kaldım.. Sonra beni buldular,
gerisi tarih..”
“Sen nasıl kahramansın?”
Hafifçe gülümserken ‘canavar olmayı kabul ederek’ diyor.
“Aramızda her türlüsü var, Winter..”
Bakışlarını ona çevirdiğinde onaylıyor.
160
Awakencordy
merkez-masa.com
“Daha farkında değilsin ve belki de hiçbir zaman kabullenemeyeceksin ama sen
de bir kahramansın.. Senin durumunda olup beynine silahı sıkacak çok kişi var,
Tanrı biliyor ben kendim denedim ama olmadı..”
Bakışların keskinleştiğinde ‘oh hayır, aklına sokmadım değil mi?’ diye sorsa da sen
‘intihar mı etmeye kalktın?’ diye soruyorsun. Öyle bir şey aklına bile gelmedi, nasıl
pes edilir, nasıl teslim olunur?
“Nasıl?”
“Dayanamadım.. İyi ki işe yaramadı diyeceğimi hiç düşünmemiştim ama iyi ki
işe yaramadı.. Sen de yapma, Steve beni öldürmeyi başarabilir..”
Reddediyorsun: pes etmek diye bir şey yok.
“İşte, daha neden hala kahramanım diyorsun. Yıllarca seni bir silah yaptılar ve
onu kırmaya başladın, 70 yıllık bir birikime karşı çıkmak ne kadar zor
hiçbirimiz anlayamayız Winter, sense bunu başarıyorsun.. İnsanlar annelerine
karşı çıkamıyor, sen kendi beyninle savaşıyorsun..”
Bakışlarını dışarıya çevirirken o pes edecek gibi değil, devam ediyor:
“Bucky’i inkar etme sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum: sana göre o
kahraman, sense sadece içi boş bir silahsın..”
Sertçe ona baktığında yanlışsa düzeltebileceğini söylüyor.
“Ama problem bu Winter: zihnin ne söylerse söylesin, teknik olarak 90 yıl önce
doğmuş adam önce yaşadı, sonra yakalandı, ardından bir makineye çevrildi..
Hatırlayacağın şeyler yine sana ait, sadece sen artık çok değiştin.. Bunu kabul
etmek daha kolay değil mi?”
“Onu kabul edersem tekrar eski halime dönebileceğimi kabul etmiş olurum..”
“Geleceği bilmiyoruz, öyle bir şeyi kimse söyleyemez.. Uzaktaki güzel anıları
hatırlamak seni tekrar o adam yapmaz.. Benim de canavar olmadan önce güzel
bir hayatım vardı..”
Senin kafandakine benzeyen cümleyle donduğunda onaylıyor:
“Evlenmeyi düşlediğim bir kız vardı, aşıktım, çok para kazanmıyordum ama
bana yetiyordu.. O adam artık sadece eski bir fotoğraf ama geçmişi
düşündüğümde ne kadar ilerlediğimi gösteriyor..”
‘Sen pozitif ilerledin’ diyemiyorsun. O ise yine aklını okumuş gibi cevaplıyor:
161
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hep güzel ilerlemedim.. Ama sonra bir gün uzun boylu sarışın bir adam bana
elini uzatarak adının Steve Rogers olduğunu söyledi..”
Kıpırdamadığında ‘aha’ diyor; ‘istenilen formülü yaratıp yaratamayacağımla ilgileniyor,
canavarı değil, sadece bilimadamlığımı umursuyordu.’
Şaşırmadığında o da hafifçe gülümseyerek devam ediyor:
“Steve’i Steve yapan bu Winter.. Kalkan belki de bir metafor, o adam
kalkanların altındaki şeyleri görebiliyor.. SHIELD beni kibarca ama zorla işe
geri çağırdığında Steve bana ilk olduğum şey gibi davranandı.. Onca zaman
sonra gelen o eli hiç unutmadım..”
Gözlüklü adam kendi anılarından sana dönüp göz göze geldiğinizde aranızda
farklı bir şey var, hava değişik, daha sakin, daha ılık“Şu anda bizimle olan adam için uğraşıyoruz.. Anıların sadece senin kafanda..”
Yutkunduğunda gülümsüyor, o sırada kapı vurulduğunda ikiniz de oraya
dönerken içeri sarkan Tony kaşını kaldırarak soruyor:
“Bir gece uyuyorum, onda da aşıklar kavgası mı kopuyor?”
Sen gözlerini devirirken Bruce ‘evet, yeni aşıklar Winter ve benim’ diyor, Tony ise
‘keşke’ derken rahat, seni göstererek cevaplıyor:
“Bununla içerideki Smirnoff’tan daha ileriye gittiğin kesin, hem de bir gecede!”
Bruce ‘Tony’ derken sen hafifçe sırıtarak cevaplıyorsun:
“Ben de anladım.”
Tony ‘Bak, o bile anlamış! Utanç kaynağısın Bruce!’ dediğinde Bruce yüzünü elleri
arasına gizliyor ama güldüğünü görebiliyorsun.
*
Bruce odayı havalandıracağını, geldiğini söylerken sen ve Tony kapıya
gidiyorsunuz, onun geniş hareketlerinden ne yapacağını anlasan da siyah saçlı
adam kolunu omzuna attığında kasılmadan edemiyorsun.
Yine de etkilenmiyor, seninle birlikte yürürken yüzü yüzüne yakın, ‘şişt’leyerek
soruyor:
“Sana Smirnoff’tan bahsetti mi?”
‘O kim?’ dediğinde seni ittirerek ‘hadi’ diyor, ‘biraz malzeme lazım!’
162
Awakencordy
merkez-masa.com
İç çekerken ‘biraz’ diyorsun: kimsenin işine karışmak istemediğin belli olmalı.
Stark belki de gerçekten zeki, çünkü konuyu değiştirirken aslında belki de aptal,
daha derine giriyor:
“Steve köpek ezmiş gibi duruyor, seni mi ezdi?”
Sesini çıkartmadığında bu sefer seni sarsmıyor ama ciddi, cevaplıyor:
“Jarvis olanları anlattı, ikiniz de korktunuz diye düşünüyorum, doğal-ben
altıma sıçardım.. Sen sıçmadın, değil mi? Sıçmadın, öyle bakma.. Bruce sana
mantıklı konuşmayı yapmıştır, artık psikolojide de uzman, biliyor muydun?
Tam vaktinde geldin, 3 sene önce ben ona kalbimi açtığımda beni
dinlememişti..”
Şaşırmadığını söylediğinde ‘hey!’ diyor, o sırada mutfağa girdiğinizde ise
içerideki Steve, Natasha, Clint ve Coulson size bakıyor.
Coulson iki elinde birer tabak, masaya gittiği belliyken gülümseyerek ‘Günaydın’
diyor, Clint de bir yere oturmanı söylerken Steve kendi kupasını alıp mutfaktan
çıkıyor. Diğerleri öyle bir şey olmamış gibi fazlasıyla gülümseyerek ‘hadi’ dese
de Tony’nin elleri arasından sıyrıldığında diğer adam konuşuyor:
“Sana alan bırakıyor-“
“Burası onun alanı, ben dışarıdan gelenim.. Hayır.”
Tony paylaşabileceklerini söylese de reddederek onun gittiği yola ilerliyor,
koridoru takip ediyorsun. Yolun ucu devasa bir odaya çıkıyor, yatak dağınık ve
boş, ileride ise tüm denizi gören bir balkon var.
Odanın büyüklüğü ve yerdeki spor ayakkabılar odanın Tony’nin odası
olduğunu söylüyor.
‘Steve, sana yeni bir oda ayarladım, Tony ile kalmayacağını düşünüyorum, buradan..’
Burası onun da odası, her ne kadar süre birlikte idiyseler onun da sığınağıydı.
Görünüşe göre hala öyle duruyor.
Kapı parmakların arasından kayarak kapandıktan sonra balkonun ortasında
demire dayanarak başını öne düşürmüş adama ilerliyorsun. Halı sesini emiyor,
görünmezsin.
Balkona çıktığında manzara bir an nefesini kesse de seni o sırada duymuş,
irkilerek sana dönerken ‘oh’layan adama bakıyorsun.
Güneş doğmuş, hava temiz, onun gözleri mavi ve sen ne hissetmen gerektiğini
bilmiyorsun.
163
Awakencordy
merkez-masa.com
‘Uzaktaki güzel anıları hatırlamak seni tekrar o adam yapmaz.. Benim de canavar
olmadan önce güzel bir hayatım vardı..’
“Onlar senin arkadaşların-“
“Seni de kabul etmek istiyorlar-“
“Öncelikleri sensin, sen olmalısın..”
Bir şey söylemediğinde sen kararlısın, devam ediyorsun:
“Ben Bucky değilim.. Öyle bakma, vücut olarak Bucky’im, 90 yaşındayım ama
belki de sonsuza kadar 30 olacağım, neler olduğunun farkındayım.. Ama
buradaki şeyler-“ elinle kafanı tutarken ciddisin, anlamasını istiyorsun,
anlayabilir mi?
‘Steve’i Steve yapan bu Winter.. Kalkan belki de bir metafor, o adam kalkanların
altındaki şeyleri görebiliyor..’
“Buradaki şeyler farklı. Ben bir silahım, içim artık boş ama silahım. Her zaman
yeni bir şarjör için hazır olacağım. Bucky ise yapım yılım, ben eski bir silahım..”
O başını iki yana salladığında sesin belki de ilk defa yumuşak, ama birini
kandırmak için değil, birini dikkat çekmeden yanına çekerek onu öldürmek için
de değil, sadece yumuşak, sadece Steve;
“Benim o olmamı istediğini biliyorum ama olamam-“
“İstemiyorum, anlamıyorsun..”
Sesini başarıyla kestiğinde tekrarlıyor:
“İstemiyorum.. Sadece geçmişini hatırlaman beni mutlu ediyor çünkü
öncesinde mutluydun, güzel anıların vardı, ben senin mutlu olmanı istiyorum..
Geçmişe dönülmeyeceğini en iyi ben biliyorum..”
Ona bakmaya devam ettiğinde bu sefer o hüzünle gülümseyen, cevaplıyor:
“Bazen Bucky oluyorsun, ne kadar inkar etsen de.. O zamanlar sana
gülümsemek istiyorum, çünkü aynı adamsınız.. Sadece başından bir savaş
geçti.. Ama Buck, benim de başımdan bir savaş geçti, ben de değiştim-“
“Buck..”
Özür dilediğinde reddediyorsun.
“Kızmadım.”
İlk defa doğal hissettirdi.
164
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ama ben Bucky değilim ve sen söylediğin için de olmayacağım, anladın mı?”
Gülümserken başını salladığında neyi hatırladığını bu sefer biliyorsun. Sırf o
hazır olduğu için sen de hazır olmak zorunda değilsin.
Belki de gerçekten aynı adamsınızdır, sen reddetsen de O sana hatırlatmaya
meraklı.
*
Diğerlerinin yanına geldiğinizde mutfağa girmenizle sohbet bölünüyor ve
herkes size bakarken Tony soruyor:
“Evet?”
Steve cevap olarak acıktıklarını söylediğinde Tony ‘bir gün de birisi seksten acıktım
dese’ diyerek yanını patpatladığında Steve oraya gidiyor, sen de Bruce ve
Romanova’nın ortasına giderken Clint cevaplıyor:
“Seksten acıktım Tony-“
“Sen değil! Sus Barton!”
Coulson gülümserken Tony Coulson’ı seks yaparken düşünmeyi reddettiğini
söylüyor ama o sırada kolu yanına oturan Steve’in iskemlesinde, konuşarak
ilgiyi dağıtsa da eli Steve’in beline inerek onun belini sıkıp sıvazladığında Steve
de biraz ona dayanıyor, aralarında her ne konuşuyorlarsa Tony elini çekip
kahve istediğinde Coulson dolduruyor.
“Oturacak mısın?”
Başını aşağı eğdiğinde Bruce sana bakıyor, sense anlık bir karar vererek
cevaplıyorsun:
“Thor’la oturmak istiyorum.”
Thor ‘ne büyük onur!’ diyerek kükrerken Romanova ayağa kalkıyor, senin
etrafından geçerken sana hafifçe sürtündüğünde sen de sırıtıyorsun; kızıl kadın
Bruce’un ilgisinin farkında.
Sen yerine otururken Thor bir şeyler soruyor, sen ona dönerken Tony ile göz
göze geldiğinde kahverengi gözlü adam kahve kupasının üzerinden sana
gülümsüyor, sen de yanındaki tanrıya dönüyorsun. Teşekkür etmen gereken
biri var.
“Loki teşekkürü kabul etmeyecektir,-“
“Ona borçlu olman yeter, değil mi?”
Thor Clint’e bir bakış atsa da onayladığında sen de onay veriyorsun:
165
Awakencordy
merkez-masa.com
“Makul bir şey olduğunda yerine getireceğim.”
Thor gülümsedikten sonra nasıl hissettiğini sorduğunda cevaplıyorsun:
“Bazı şeyler gelmeye başladı..”
“Hangisi?”
“Daha çok yakın zamanları hatırlıyorum ama en geridekiler de gelmeye
başladı.”
Masa sessizleşip herkes ilgisini sana döndürdüğünde bir an gerilsen de masanın
altında ince bir el bacağına kendini yerleştirdiğinde etkisini hatırlıyorsun.
‘Yavaş, Yasha.’
Kulağında başka bir zaman çınlasa da Coulson ‘bundan sonra nasıl bir yol
izleyeceksiniz?’ dediğinde Steve senin yerine cevaplıyor:
“Tony’le kuleye dönme kararı aldık..”
Öyle mi yapmışlar?
Sen bir şey söylemezken diğerleri de şikayet etmiyor, daha çok ikisinin karar
almalarına ve uygulanmasına alışkın gibi davranıyorlar. Onları izlemek böyle
anlarda seni fazlalık gibi hissettiriyor.
Sen olmasaydın birlikte olacaklardı.
Biri seni bir dolaptan çıkartmamış olsa senden haberleri dahi olmayacaktı.
Sonsuz olmak böyle bir şey olmalı.
*
Tony öğlen geri döneceklerini, helikopterleri ayarladığını söylediğinde herkes
ayaklanıp evde bir yerlere dağılıyor, sen ne olduğunu anlamadığında ise
yanındaki Romanova cevaplıyor:
“Kuleye girdikten sonra çok işimiz olacak, herkes biraz yalnız takılıyor.. Steve,
ben hallederim.”
Sana doğru gelmiş Steve bunu duyunca adımını dondursa da Tony ‘güzel,
kaptanı ben aldım’ diyerek Steve’i odaların tarafına götürüyor, sen arkalarından
bakarken de Romanova konuşuyor:
“Beni ne kadar hatırlıyorsun?”
166
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona dönerken ‘bana Yasha dediğini hatırlayacak kadar’ dediğinde yeşil gözleri bir
an üzerinde kalıyor, ikiniz birbirinizi izlerken mutfak boş, evin gerilerinde
konuşmalar duyulurken kızıl kadın bir süre sonra konuşuyor:
“Seninle artık yatamam..”
Öyle bir şey istediğini sanmasan da cevap vermeden onu izlemeye devam
ettiğinde o da konuşuyor:
“Ama tekrar Babochka olmamda bir sakınca yok.”
‘Kanatlarını göremiyorlar Babochka, istersen onları öldürebilirsin.’
Onu izlerken hem aydınlık bir mutfakta, hem de karanlık ve rutubetli bir
odadasın. Bir denizaltının paslı boruları etrafınızda örümcek ağı gibi uzarken
ellerin onun kızıl, kızıl, kızıl saçlarında. Bu kız gelecek, bu kız kelebek, bu kız
senin gibi olmayacak.
Herkesin kara, siyah ve ölümcül bir örümcek yaptığı genç kız senin
parmaklarında incecik kanatları olan bir babochka, kozaya girişinde yoktun
ama çıkarttığın kelebek senin eserin.
Yeşil gözleri seni izlerken yüzü pislik içinde; kan, pas, ter, makine yağı ama
gördüğün en güzel şey. Kararlı, inatçı, ölümcül.
‘Bir gün benimle dövüşeceksin.’
Yeşil gözleri korkuyla sana baktığında hala mı bitmedi diyor, daha ne kadar
dayanabilirim bilmiyorum‘Hayır. Başka bir gün. Bir gün tekrar karşına çıkacağım; hangimiz daha iyi olursa
öbürünü öldürmesi için gönderilecek.’
Buradan çıkabileceğine dahi inanmazken geleceği düşünmediği ortada. Sense
sonsuz olduğunu biliyorsun. O da senin gibi olacak.
Parmakların onun saçlarını biraz daha kavrarken ince elleri bileğini kavrıyor.
Dövüşecek misiniz yoksa başka bir şey mi var anlamıyor; erkeklere güveni
kalmadı, daha kimseye güveni kalmaması gerekiyor.
Dersler hiç bitmiyor.
Bileğini tutan elleri temkinli olsa da sen değilsin, diğer kolun onun belinde,
parmakların yıllar sonra sıcak bir şeyi tutarken buradan kurtulması gerektiğini
söylüyorsun, testi karaya döndüğünde bitirecekler.
167
Awakencordy
merkez-masa.com
Başını sallasa da daha ne yapacağını bilmeyen bir genç kız. Savaşa gönderilen
çocuklardan farkı yok.
Sen ne zaman başladın?
Hatırlamasan da yüzyıllardır bunun içindeymişsin gibi hissettiğinde o da sana
gevşiyor. Seçimini yaptı, sonu ne olursa olsun sana güvenecek‘Kanatlarını göremiyorlar Babochka, istersen onları öldürebilirsin.’
Başını kaldırarak sana baktığında gözleri büyük. ‘Babochka?’ Kendini bir
kelebek gibi görmediği ortada ama sen görüyorsun.
‘Bundan kurtulmak benim sana verdiğim görev. Yoksa testi geçmene izin vermeyeceğim.’
Şimdi ölmesi daha iyi.
Nefesleri hızlı, bakışları gerideki duvara giderken sonra sana döndüğünde
onaylıyor. Sen, Winter Soldier, bir kız sana hala güvenebiliyor.
Metal duvarın diğer yanında kurşunlar duyulduğunda irkiliyor, sense rahatsın.
Yere bıraktığın kalaşnikofu alıp omzuna atarken dışarı çıkacağınızı söylediğinde
gözleri büyüyerek ‘denize?’ diye soruyor ama sonra anlıyor. Ölmeden
yaşamasına izin vermeyecekler.
Başını salladığında ona gerçekten ölebileceğini söylüyorsun: yukarı çıkma
savaşında yalnız olacak.
Bildiğini söylerken gözleri doluyor, ne olduğunu sorduğunda onun ölmekten
korktuğunu söylemesinden korksan da kanatları hala dik, cevap veriyor:
‘Daha önce kimseyi öpmedim.’
Yalan olduğunu biliyorsun, ona da teknik öğrettiler, daha şimdiden dünyadaki
en iyi öpüşenlerden biri olmalı ama ne dediğini anlayabilmek daha acı.
Kurşunlar kapıyı açmak için çabalasa da başını sallıyor, sonra dönüp kapağa
yeltenirken sen de hiç kimseyi öpmediğini düşünüyorsun. Oysa ne kadar çok
kere öpüştün.
Beyaz ve ölümcül eller demire asıldığında uzanarak onun bileklerini
kavrıyorsun, silah yere düşerek sizden uzaklaşırken o da bunu beklemiş olacak
ki -elbette bekledi, elbette biliyordu, onu sen eğittin- parmakları saçlarına girerek seni
buluyor, dudaklarınız birleşik.
168
Awakencordy
merkez-masa.com
İnce demir merdiven onun sırtına yeterken bacakları belinde, daha önce ikiniz
de kimseyi böyle öpmediniz: aç, susuz, gerçek olan şeylerin nadirliğini bilerek.
Bunu ancak sizin gibiler bilebilir.
Nefes alamadan ayrıldığında -insanmışsın, öyle mi?- dudaklarından dökülen
‘Yasha’ onun gözlerinin büyümesine neden oluyor.
‘Gerçek adım.. Yasha-‘ dudakları sessizce ‘James’ dediğinde etrafınızdaki
yabancı sesleri dinlemesen de, ne Yasha’yı ne de James’i kendine yakıştırabilsen
de uyandığında dolabın kapağında gördüğün isim hep oydu. Yasha.
Kimsenin bilmediği bir şeyi ona vermek seni özgür hissettiriyor.
Döndüğünde alacağın cezaya değer mi?
Kaç adam kollarında bir kelebek tutabilir? Değmeli.
İkiniz beraber demir kola asılırken göz göze geldiğinizde nefesleri hızlı,
gülümseyerek soruyor:
‘Kazanırsak seks?’
Gülmek unuttuğun bir şey olsa da kapağı çevirdiğinizde her yer su, her yer
görev.
Buz gibi deniz etrafınızı sararken yapman gereken şey yukarı çıkmak ama onu
bulduğunda onu itiyorsun. Yukarı, yukarı- yukarı fırlayabildiğinizde onun
yaşadığından bile emin değilsin ama bir an sonra seni ittirerek yukarı
fırladığında senden daha küçük ciğerleri olan kız senden daha hızlı yukarı
fırlıyor.
Rus güneşi suyu kırık bir buğuyla aydınlatırken onun yükselmesini izliyorsun.
Kelebekler suda da uçabiliyormuş, bilmiyordun.
*
Başın dönerken tekrar gözlerini açtığında hala mutfaktasınız ve hala yalnızsınız.
O ise hala seni izliyor ve hala gördüğün en güzel şeylerden biri.
“Başardım. Yukarı çıktığımda beni yakalayan kollar seni yakalamadı.. Yaşayıp
yaşamadığını bile bilmiyordum ama mezun olmuştum..”
Bir şey söylemeden onu izlerken eli hala bacağında, hala aynı narinlikte ve hala
aynı ölümcüllükte. Senin döktüğün bir silah.
Sakinlikle aldığı nefesleri kontrollü, farkındasın.
169
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bana güç verdin.. O gün başka biri olsaydı belki yine çıkardım-“
“Çıkardın-“
“Ama bu kadar dayanamazdım.. Hiç kimse, hiç kimse, etraf tamamen
karardığında dahi
kendi kendime kanatlarım olduğunu söylemekten
vazgeçmediğimi bilmiyor..”
Yeşil gözleri dolu, belki de yıllardır ilk defa gerçek yaşlarla dolu.
“Beni kurtardın.. Yıllar sonra bir gün kendim için karar verirken kulağımda sen
vardın.. İstediğim her şeyi yapabilirdim..”
Ve yaptı.
Onu izlerken dinlemekten başka bir şey yapamasan da o elini kaldırarak enseni
tutuyor, göz göze dururken de cevaplıyor:
“Söz vermek bizim için manasız, biliyorsun. Ama elimden geldiğince seni bir
daha arkada bırakmayacağım, bunun doğruluğunu okuyabiliyor musun?”
Onayladığında inandığını fark ediyorsun. Daha basit bir insan ‘neden bunu bana
daha önce anlatmadın?’ diye sorardı, sense neden anlatmadığını biliyorsun. O an
sadece o kızla o adamın, sen sen olsan bile yabancılara anlatılmayacak bir şey.
Nefesini bıraktığında anladığını fark etmiş, devam ediyor:
“Tony’nin varlığından haberdarsın, görüyorum.”
Hızla ona baktığında ensendeki el sabit ve kaldırılmaz.
“Ama senin elinde de ben varım, bunu unutma. İkinizin de farklı elleri var.”
Kalbin hızlanırken bu alışkın olmadığın bir şey: bir elin olması, dayanabilecek
bir kişiDudakların örtüldüğünde ona nasıl uzanabileceğini bilmiyorsun, bu sefer
yukarı ittiren o, saçlarına giren parmaklar onun, bu sefer sen onu kendine
çekerken merdivenden ayrılmaktansa iskemleden sana geliyor, neredeyse
üzerine çıkarken sen sıcaklığı hissediyorsun. Sıcak, sıcak, canlı.
Ayrıldığınızda gülümseyerek sana bakarken soruyor:
“Nasıl öpüşüyorum?”
Güldüğünde o da gülümserken gerinizdeki bir ses ‘İngiltere’den 9 puan’ dediğinde
ikiniz de oraya dönüyorsunuz ama ne göreceğini biliyorsun.
170
Awakencordy
merkez-masa.com
Endişeli bir Tony ve şok olmuş bir Steve.
Natalia başını alnına dayayarak iç çekerken katılmadan edemiyorsun.
*
Natalia üzerinden kalkıp ayaklandığında sen de ayaklanarak sessizliğini
koruyorsun. Bunu onun yöneteceği ortada.
Diğer tarafta Steve cümlesini ilk bulan, soruyor:
“Bana bir kere yattığınızı söyledin?”
“Yalan söylemedim..”
“Ama sadece bir kere yatmadınız, değil mi?”
Natalia ‘hayır’ derken Tony ‘yatmak o kadar da önemli bir şey değil’ dese de Steve’in
onu dinlemediği ortada, bu eli Natalia ve o dağıtıyor.
“İlişkiniz mi vardı?”
“Düşündüğün gibi bir ilişkimiz olmadı, benim hiç ilişkim olmadı Steve, o da
tek ilişkisini seninle yaşadı.. Gerçi, görevleri saymamı ister misin-“
“Sus.”
Natalia mucizevi bir şekilde sustuğunda onun Steve’e ne kadar değer verdiğini
anlayabiliyorsun. Bu kıza kimse istemediği bir şey yaptıramaz.
“O gün bir daha bana yalan söylemeyeceğine inandım Nat-“
“Yalan söylemedim Steve.. Pişman olacağın şeyler söyleme-“
“Sen söylemişsin! Tony, sadece arada sırada yatan ajanlar gibi miydiler? Örnek
için Clint ve Natasha’nın sadece arada sırada yattıklarını hatırla.”
Tony ‘ben karışmasam olmaz mı?’ dediğinde Steve ‘olmaz’ diyor, Tony de iç
çekerek cevaplıyor:
“O kadar basit olmadığı belli ama bu bir şey demek değil Steve-“ Steve ise
alacağını almış, Natalia’ya dönerken soruyor:
“Başka ne var Natasha?”
Basit gibi görünen sorusunda başka bir mana olmalı ki Natalia’nın sırtı
kasıldığında sen bir adım öne geçiyorsun, Steve senin hareketinle sana
döndüğünde Natalia ‘hayır’ diyor ama sen göreceğini gördün. Steve bir şeyle
onu incitti.
“O da benim Tony’im. Problem?”
171
Awakencordy
merkez-masa.com
Karşındaki adamın mavi gözleri büyüdüğünde Tony bir anda aranıza girmiş,
paniğe benzeyen bir sesle ‘tamam’ diyor, ‘tamam, kavga etmeyelim, daha burayı yeni
redekore ettim!’
Dekorasyonu umursamadığını bilsen de geri adım attığında Steve hala aynı
ifadeyle seni izliyor. Çokça şaşkın, bir o kadar da kırılmış.
“Bu yüzden mi beni reddediyorsun?”
Kaşlarını çatarken Tony aranızda ‘hayır’ diyor ama Steve bir kere fırlatılan
kalkan gibi: durdurulamaz.
“Geride bir şey hatırladığın için beni reddettin, ilk hatırladığın da Natasha..”
Natalia ‘Rogers, kes, böyle olacağını biliyordun’ dese de göreceğini gördün.
Kahramanlar da yıkılabiliyormuş, bilmiyordun.
*
Mutfak olayı nasıl dağıldı pek hatırlamasan da kendini yaka paça bir helikoptere
götürülürken bulduğunda rüzgarın yanında seni sürükleyen Tony’i de
duyuyorsun:
“Buna inanamıyorum, 1940’tan çıkıyor olmanız o zamanki cici kızlar gibi
davranmanızı gerektirmez! Hepimiz yetişkiniz, gerekirse dörtlü yapıp şundan
kurtulalım, nasıl en yetişkin ben olabiliyorum!?”
Kolunu ondan kurtardığında uzunca süredir konuşuyor olmalı ki sendeleyerek
sana dönünce Natalia’nın nerede olduğunu soruyorsun, o da cevaplıyor:
“Öncelikle Natasha ve ne yapacaklar, duygularını paylaşıyorlar!”
Natalia’nın öyle bir şey yapmayacağını düşünsen de Natasha’yı tanımıyorsun.
“Bak, kafan nasıl çalışıyor bilmiyorum ama Steve sana inanılmaz değer veriyor,
tamam mı? Mutlu olacağına inansa sizi evlendirir!”
Bir şey söylemeden ona baktığında saçları uçuşsa da aldırmadan devam ediyor:
“Ama bunu sırf onu kıskandığın için yapıyorsan buz gerçekten de beynini
dondurmuş demektir!”
Herkesin bir patlama noktası olmalı, seninki de muhtemelen bu:
“Öyle mi?”
172
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap verdiğinde afallıyor ama bu sefer sen bastırıyorsun. Üzerine bir adım
attığında geriliyor ve muhtemelen tam şu anda helikopter pistinde olduğunuzu
hatırlıyor.
“Aranızda bir şey yok ve önemsizsiniz, öyle mi? Hala onu sevmiyorsun, öyle
mi?”
“Ben onu hep seveceğim Elsa!”
Kaşlarını çatarak ‘kim?’ dediğinde gözlerini devirip cevaplıyor:
“Bak, ben duygularını konuşan biri değilim ama Steve burada, tamam mı-“ elini
göğsüne bastırarak devam ediyor:
“Diğerleri de burada ama Steve daha çok yere sahip, haklısın.. Ama yanlış
olduğun şey onunla yatıp 2 sene sonra beni terk etmesindense onunla bir daha
yatmamayı tercih ettiğim..”
Sesini çıkartmadığında ‘evet’ diyor, ‘evet moron, bunu tahmin etmemiştin değil mi? Onu
ben terk ettim!’
Cevap veremediğinde o da kızgın, o da sinirli, bağırarak devam ediyor:
“Herkese onun terk ettiğini söyledim ve kimse bir şey demedi, herkes inandı,
bir daha da tersini söylemedik ama onu ben terk ettim! Steve benim ortağım,
benim bir parçam ve onu kaybetmektense onunla tek bütün olmayı tercih
ederim-“
“Neden seni terk edeceğini düşünüyorsun?”
“Haline bak! Şu anda onunla hala birlikte olsaydık ikimiz de acı çekiyor
olurduk!”
İkiniz de derin nefesler alıyor, birbirinizi izliyorsunuz. Ne zaman biraz
sakinleşiyor, konuşuyor:
“Onunla yatmıyorum: buna ihtiyacımız yok ve sen bunu kabul edeceksin! Tıpkı
aranızda ne var bilmiyorum ama onunla yatıp yaşayabilen nadir canlılardan
olduğun için Steve’in de senin Natasha ile birlikte oluşunu kabul etmesi
gerektiği gibi!”
Yine sesini çıkartmamaya döndüğünde ‘aptal’ diyor, devam ediyor:
“Beni kıskanırken nasıl gözüktüğünün farkında mısın? Kafan kapalı ama
Natasha’yı hatırlıyorsun, betondan bir duvarsın ama ona gülüyorsun, herkese
saldırıyorsun ama ona sarılıyorsun.. Steve burada daha çok korkması gereken,
farkında değil misin? Seninle ben karşı karşıya bile gelemeyiz ama Natasha ve
Steve? Üstelik bu geçmişte onun elinde Winter var, Steve’dekilerse sadece yıkık
dökük parçalar..”
173
Awakencordy
merkez-masa.com
Kendini nasıl hissettiğini bilmesen de Tony netlikle sana bakarak kaymanı
engelliyor.
“Sana bir kere aşık oldu.. Şimdi yine olmuş olabilir.. Seni üçüncü kez
kaybetmekten korkuyor..”
Sonunda biri her şeyi ortaya dökmüşken Tony kaşlarını kaldırıyor, o sırada ana
kapı açılırken ikiniz oraya dönüyorsunuz.
Steve ve Natalia size doğru geliyorlar ama bıraktığın gibi değiller. Steve az da
olsa topallıyor, Natalia ise kolunu kendine sarmış. Ama bunlardan daha
önemlisi Natasha onun beline sarılmış, Steve ise kolu onun omzunda, onu
sıkarak size geliyor.
Tony sana bir bakış atsa da ardından ikisine dönerken ‘barıştınız mı?’ diye
sorduğunda Steve onaylıyor fakat sana bakmadan helikoptere gidiyor, Tony
onun peşinden girerken Natalia da sana dönüyor ama karşındaki kadın sadece
sana güvenen bir kız değil.
“Ne oldu?”
Omzunu silkerek duygularını paylaştıklarını söylüyor, ardından gülümserken
soruyor:
“Gidiyor muyuz?”
Başını salladığında seni geçerek helikoptere gidiyor, sense arkasından
konuşuyorsun:
“Natasha.”
Sana dönerken yeşil gözleri mutlu, sense ona hak ettiğini veriyorsun. Kimse
sana Bucky demezken senin ona Natalia demen haksızlık.
“Steve.. Sana o soruda ne dedi?”
Neden bahsettiğini sormak yerine cevap veriyor:
“Beni kabul ettiği günden sonra bana bir daha hiç Natasha demedi.. Ondan
önce de hiç Nat demedi..”
Tahmin etmiştin.
Kızıl kadın geri dönerek helikoptere bindiğinde derin bir nefes alarak onu takip
ediyor, modelini, kullanım şeklini ve motorunu ezbere bildiğin araca geçerek
oturuyor, kemerini bağlıyorsun; daha önce kemerleri umursamıyordun.
174
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve sana bakmıyor.
*
Fernando Velázquez – The Impossible Main Titles
Üzerine konduğunuz kulenin bir kenarında Avengers, diğer kenarında STIELD
yazıyor. İnerken Natasha sana STIELD’ın aslında hala SHIELD olduğunu ama
artık Steve ve Tony’nin yönettiğini, ülkesel bazlı bir ajan kurumundan çok
dünya için çalışan bir kuruma döndüğünü anlatıyor.
Konduğunuz platform mantıken hiç gelmemiş olsan da tanıdık. Pervaneler
durup kapılar açıldığında Steve diğer taraftan inip eve gidiyor, Tony pilotla
konuşurken sen olduğun yerde kalarak uzaklaşan adama bakıyorsun.
Her yer güneş ve ışıltı ama her yer gece ve pırıltı‘Dünyanın en iyi korunan binasını aştım, güvende uyuduğunu mu sanıyorsun Rogers?’
Kemeri çözen ellerinin farkında değilsin, Steve, SteveNatasha arkandan ne olduğunu, ne hatırladığını söylüyor ama önemli değil,
Steve“Steve-“ ilerideki adam senin hiçbir çağrına karşı koymayacak, biliyorsun,
aranızda yüzyıllar olsa daSarışın adam dönerek ifadesizlikle sana baksa da sen uzun platformu hızlı
adımlarla eritiyorsun‘Kim evinin balkonuna özel platform koyar, tabii ki sevgilin!’
İçerisi farklı bir dünya, senin olmayan, sana ait değil, ama bu adam, bu, bu.
Ona erişmek üzereyken ona dokunamayacağını fark ediyorsun, izin vermiyor,
aranızda artık başka biri var“Steve..”
Nasıl anlatabilirsin? Devamını bilmediğin bir filmi hem görüyor hem
yaşıyorsun‘Erkek arkadaşını öldürmemi ister misin? Sen odaya gidene kadar onu öldürebilirim..’
Seni izleyen bakışları sakin, yorgun, ifadesiz.
‘İstediğini söyle, ne Tony ne de ben bundan vazgeçeceğiz: peşini bırakmayacağım.’
175
Awakencordy
merkez-masa.com
Ama şimdi peşini bırakmış gibi görünüyor.
Onun önüne gelip birkaç adım uzağında durduğunda camların yansımasından
Natasha ve Tony’nin de oraya geldiğini görüyorsun, bir süre sonra uzakta
duruyorlar. Sen bakışlarını tekrar Steve’e çevirdiğinde pervaneler yine dönmeye
başlıyor.
Mesafeden emin olsan da dönerek tehlikeye baktıktan sonra tekrar Steve’e
döndüğünde onun yine eve gittiğini görüyorsun, hayır.
‘Buradan atlasam sence ölür müyüm?’
“Buradan atlasam sence ölür müyüm?”
Öyle hızlı sana dönüyor ki onun gözlerini araştırmadan edemiyorsun. İlgi,
sürpriz, umutYok. Yok, yok, hayır.
Bu Steve değil, bu olması gereken değil“Natalia onca yılda sahip olduğum nadir güzel şeylerden biri, güzel anılarım
olsun istemedin mi?”
İç çekerken anıların geleceğe dönüşmesi halinde geri adım atacağını söylese de
başını iki yana sallayarak ona ilerliyorsun, öyle hızlı hızlı ilerliyorsun ki
korktuğu belli, gardını alsa da sen onun yakalarını tutarken cevaplıyorsun:
“Aptal olma.”
Sana cevap verecek olsa da hayır, hayır- onu kendine çektiğinde bu sefer güneş
altındasınız, bu sefer ölüm tehlikesi yok, bu sefer üzerinde bir emir yokSteve hafif bir nefes çıkarttığında metal kolun onun sırtında sıkılaşıyor, o yarıda
kalmış adımını toparlamaya çalışarak senin saçlarına, başına asılmaya çalışsa da
onu ittirdiğinde dünyanın 76 kat tepesinde etrafına bakmadan onu ittiriyorsunDüşmüyorsunuz, düşmüyorsunuz.
Cam duvara çarptığınızda gülerek sana bakıyor, sense o sana bakmadığından
beri ne kadar soğuduğunu ancak tekrar ısındığında anlıyorsun.
Steve karşında, uzun, sarışın ve gülümsüyor, sana bakarken nefeslerin hızlı.
‘Neden öpüşmemiz bu kadar önemli?’
‘Dünyayı değiştirdin de ondan.’
176
Awakencordy
merkez-masa.com
Tekrar ona uzandığında bu sefer o da seni kendine çekiyor; etrafınız gökyüzü,
bulutlar ve diğer gökdelenlerken sen onun çenesini tutuyorsun.
Dünya yeniden değişiyor.
*
Ne kadar sürdüğünü bilmesen de ayrıldığında başını çevirerek geriye bakınca
onların gittiklerini görüyorsun. Cam kapılardan biri açık.
Bakışlarını yine Steve’e döndürdüğünde yutkunmadan edemiyorsun: saçları
karışık, yanakları pembe, dudakları ıslak. Baş parmağını onun dudağından
sildiğinde o da seni izlemesini durdurarak soruyor:
“Hatırladığın için mi-ow-“ parmağınla onun dişlerine bastırıp çenesini
zorladığında ‘tamağ-tamağ’ diyor, ağzını bırakınca da çenesini oturtarak
cevaplıyor:
“Sadece sordum!”
Sen de cevap verdiğini söyleyince Steve başını tekrar cama bırakıp derin bir
nefes alıyor, bu seferse gerçekten konuşuyor:
“Mutlu olmanı istiyorum, gerçekten.. Ve bunu sana Natasha verebilecekse-“
“Rogers, ben aşk peşinde değilim. Tek istediğim kafamı toplamak.”
Steve ikinizin halini gösterdiğinde cevap vermek yerine ondan sıyrılıyorsun:
açıkçası sen de neden onu öptüğünü bilmesen de dudaklarında kalp atışını
hissettiren ilk an yine ve yine aklında: bu binanın zemin katında her yer
yıkılırken onu öptün ve dünya değişti.
Cam kapıdan içeri girecekken o arkanda, içeri girdiğinde her şey son noktasını
bulacak, biliyorsun: her şeyi anlatacaklar, sen de her şeyi anlatacaksın ve sonra
ne olacaksa olacak. Bu son ‘Bilmeyen Halin’, bu son ‘Şimdiki Sen’.
Dönerek dudaklarını onun dudaklarına yerleştirdiğinde duruyor, sense ona bir
kez daha bastırdıktan sonra geri çekilerek önüne dönüp içeri giriyorsun.
Oz’a hoş geldin Dorothy, Cadı birazdan seni görecek.
*
London Philharmonic Orchestra – Adagio in G Minor for Strings and Organ
“Odada olmasını istemediğin biri var mı?”
177
Awakencordy
merkez-masa.com
Masadaki yüzlere birer birer bakarken ‘zaten bilmiyorlar mı?’ diye sorduğunda
Steve cevap veriyor:
“Bizim son 2 senemizde hepimiz bir şeyler yaşadık, evet.. Bu toplantıyı aynı
zamanda olayları sıraya dizmek ve gelecek operasyonlarda da kullanılacak harita
olarak işlemek istiyoruz.. Coulson burada SHIELD adına bulunuyor, Maria
onunla daha iyi olacağını düşündü ama istersen o da gelebilir..”
Reddettiğinde Coulson istersen Clint’in de kendisi yerine not tutabileceğini
söylüyor ama yine reddediyorsun, onunla bir problemin yok. O da nasıl bir izin
verildiğinin farkında olmalı ki teşekkür ettiğinde bakışlarını tekrar Steve’e
döndürüyorsun.
Dikdörtgen masanın etrafında oturmuş durumdasınız, sen ve Steve iki
uçtasınız. Sağında Natasha, Bruce, Tony, solunda da Coulson, Clint ve Thor
var.
Steve ‘o halde’ dediğinde derin bir nefes alıyorsun, başını salladığında
başlıyorlar.
Konu bu sefer senin hayatın.
*
“Sanırım ilk yıllara dair en çok ben konuşacağım..”
Coulson’a döndüğünde nedense şaşırmıyorsun, bilinebilecek her şeyi biliyor
gibi duruyor. Önünde hem bir tablet, hem de gerçek anlamda bir klasör var.
Klasör eski ve uzunca süredir ışık görmemiş gibi duruyor.
Herkes sessizken Coulson kapağı açıp sana değil ama sizlere anlatıyor:
“1945 yılında Profesör Zola’nın trenine yapılan baskında Çavuş Barnes trenden
aşağı düşerek görev sırasında öldü kabul edildi.”
Steve’e attığın bakışta onun sessizce masayı izlediğini görünce tekrar Coulson’a
dönüyorsun.
“Okyanus suyu kış ayında daha da dondurucu olduğundan Çavuş Barnes’ın
bedeninin Yüzbaşı Rogers gibi ani şokla donduğundan bugün eminiz. Çavuş
Barnes’ın savaş sırasında HYDRA kampında esir tutulduğu ve bilimsel serum
almış olduğu kayıtlarda olsaydı muhtemelen daha geniş çaplı bir arama
gerçekleştirilirdi.”
“Serum mu canlı tuttu?”
Coulson sana dönerken ‘evet’ diyor, ‘normal bir insan ani şokla ölürdü’.
178
Awakencordy
merkez-masa.com
En azından normal olmadığını daha önce tespit etmiştin.
“Ne İngiliz ne de Amerikan orduları arama yaptılar, Uluyan Komandolar zaten
gizli bir birimdi, Çavuş Barnes’ın görev sırasında ölümü Yüzbaşı Rogers’ın
kayboluşu ardından ün saldı, ikisinin ölümleri beraber anılarak medyaya rant
sağladı.”
Açtığı klasörden sıra sıra sayfalar çıkartarak sana uzattığında alarak eski gazete
sayfasına bakıyorsun, manşetinde ‘HAYAT BOYU DOSTTULAR, ÖLÜRKEN DE
BERABER ÖLDÜLER’ diyor.
Metnin içeriğini okumadan sadece iki askerin resmine bakıyorsun. Suratlarınız
aynı ama daha genç, daha toy, daha masum.
Gazeteyi diğer yanındaki Natasha’ya geçiriyorsun, o daha önce incelemiş olmalı
ki okumadan Bruce’a aktarıyor. Coulson bir süre daha sessizce sana farklı ama
hemen hemen aynı şeyleri söyleyen gazeteler verdikten sonra bitince devam
ediyor:
“Burada tarih ikiye ayrılıyor ancak sadece bir taraf hakkında oldukça net
detaylarımız var. Amerika’da Peggy Carter ve Howard Stark eşliğinde SHIELD
kurulmaya başlanırken bir yandan da Stark Endüstrileri’nin özel olarak ayırdığı
ve 5 sene öncesine kadar gerçekten de aktif olan Fondü Fonu kuruluyor..”
Tek şaşıran sen değilsin ama Bruce ‘Fondü?’ dediğinde Steve gülümseyerek
cevaplıyor:
“Aramızda bir espriydi.. O dönemler seksin gizli kod adı föndüydü..”
“Değildi, sen öyle sanmıştın.”
İkiniz masa üzerinden göz göze geldiğinizde yanakları hala o günkü
utangaçlığında. Sense onun güzel görüntüsünden koparken Tony’e dönerek
soruyorsun:
“Fon aktif miydi?”
Tony onaylarken teknik olarak unutulan bir fon olduğunu söyleyerek
cevaplıyor:
“Howard 45’te kurmuş, 49’a kadar gizli de olsa aramalar aktif olarak devam
etmiş.. Howard o dönem su altında arama yapabilecek birçok teknoloji de
geliştirmiş, dökümleri SHIELD’da var..”
Coulson onaylarken sen neden Tony’nin babasından Howard diye bahsettiğini
düşünüyorsun, Tony ise devam ediyor:
179
Awakencordy
merkez-masa.com
“50 ile 2000 arası pek de bir arama söz konusu değil.. 2000’den sonra gizli bir
projeyle Kaptan’ı aramaya karar veriyorlar, 2010-2011’de SHIELD hala fondan
para kullanarak arama yapıyor: kurucular Howard ve Carter olduklarından
SHIELD yöneticisinin de fona erişim izni var.. 2011’de biricik dondurmamız
bulunduğunda da fon kendiliğinden kapanıyor, biriken ve kullanılmayan para
kasaya geri dönüyor.. Oldukça da yüklü bir para, belirtmem gerek.”
Ondan şüphen yokken Steve’i izliyorsun, o da Tony’e dönerek konuşuyor:
“Aslında bir bakıma beni Howard kurtardı..”
“Hayır canımın içi, o buz kütlesini benim cihazlarımla taradılar, babamın değil..
Para benimdi, babamın değil.. Seni biri kurtardıysa o da benim..”
Steve sırıtırken ‘benden haberin bile yoktu’ dese de Tony elini sallayarak Coulson’a
dönüp cevaplıyor:
“Hayatım senin masallarını dinlemekle geçti, devam..”
Coulson söz dinlerken bu sefer sana fotoğraflar uzatarak anlatıyor:
“2011’de Yüzbaşı’nın bulunuş anları.. Videosu da mevcut ama Steve
hoşlanmıyor..”
Pek de şaşırtıcı değil, buz içinde yatan suratı görür görmez resmi sağına
geçiriyorsun, Coulson ise özür diliyor.
*
“Çavuş Barnes muhtemelen sadece 2 gün soğuk suda kaldı, Sovyet Rusya’nın
adamları onu bulduktan sonra üsse haber gönderdiler. Verilen emirle aslında
daha önceden planlanan ama kim üzerinde uygulanacağına karar verilmemiş
‘Kış Askeri Projesi’ projesi de denek adaylarından birini bulmuş oldu.”
Winter Soldier.
Coulson önündeki klasörün içinden ayrı bir dosya çıkartıp açıyor ve yüksek
sesle okumaya başlıyor.
KIŞ ASKERİ DOSYASI
Doktorun notları – 5 Mayıs 1945
Yoldaş Karpov'un dosyası bu sabah ulaştı, yine de ondan yararlı bir şey
alıp alamayacağımız bilinmezliğini koruyor. Denizaltı hekiminin
tahminine göre vücudunun sol tarafındaki birkaç derin kesik ve sol
kolunun kaybını barındıran yaralarının kanamasının önlenmiş olduğu
göz önüne alınarak, deneğin dondurucu suya batmış olması onu korumuş
olabilir. Güvertede bu teoriyi test edebilecekleri tesisleri olmadığından,
denek, Moskova'ya nakledilene kadar soğuk depoda tutuldu.
180
Awakencordy
merkez-masa.com
Bana onun patlayan bir uçakta olduğunu söylediler, ancak ben bundan
şüpheliyim. Patlamadan önce uçaktan atlamış olmalı. Yaralarının
görünüşünden anlaşıldığı üzere, suya düşerken muhtemelen 6 metre
önce başka küçük bir patlamaya maruz kaldı.
Yarın deneğin vücudunun sıcaklığını geri kazanmasını sağlayacak olan
işleme başlayacağız, umuyoruz ki kanı halen test edilebilir uygunlukta
olacak. Bunun için casuslarımızdan birinin Hitler'in en gizli
laboratuvarlarından çaldığı bir bileşeni kullanacağız.
Kendim buna şahit olmadım ancak taze donmuş bedenin tamamen
canlandığına dair vakaları okumuştum. (Örnek: bir anne ve çocuğunun
Stalingrad’da yol kenarındaki büyük kar kütlesinin içinde 2 saat
boyunca donmuş olduğu vaka.)
Küçük de olsa bir umudum var ki burada da aynı şey mümkün olacak
ama Yoldaş Karpov ve üstleri deneğin hayati sıvılarının analizinden
daha çok yeniden canlanması ile ilgililer.
Anlaşılan bir defasında Yoldaş Karpov deneği eylem halindeyken görmüş
ve inanıyor ki muhtemelen o da partneri Kaptan Amerika gibi,
damarlarının içinde dolanan -ya da bu durumda donmuş olansöylentilerdeki “süper asker formülüne” sahip.
Salon sessiz, çıt bile çıkmıyor. Bir kağıdın üzerindeki harflerde senin nasıl
ölümden döndürüldüğünü ve bir makineye çevrildiğini yazmışlar.
Nefeslerin kontrollü ve dikkatli.
“Devam edelim mi?”
Clint’in sesiyle uyandığında herkesin seni beklediğini görünce onaylıyorsun,
bunlar hatırladığın şeyler değil, o sırada uyuyormuşsun.
Coulson senin onayın üzerine yeni bir kağıt seçerek devam ediyor:
“Bu noktadan sonra proje doktoru bilgileri hem gerçek hem de sahtelikle
karıştırıyor. Mesela anlattığına göre Barnes 4 dil biliyormuş, şimdiye dek hep
öyle sanıyorduk ama Yüzbaşı Rogers’ın 2 sene önce raporları incelemesiyle
birçok bilginin sahte olduğunu öğrendik..”
“Projeyi satmak için.”
Coulson sana baktığında bunu bildiğini biliyorsun.
“Beni rafa kaldırmak istemiyorlardı.. Departmanın hem en pahalı hem de çığır
açan ürünüydüm, eskisem de kaldırılmamı istemiyorlardı. Projeyi kaydederken
yalan söylediklerini düşünmüyorum, başlarına bir şey gelmesi ihtimaline karşın
devam edebilmek isterler.. Ama bana dair şeyleri abartmış olabilirler.”
Coulson ‘belki’ dedikten sonra kağıdına bakarak okuyor:
181
Awakencordy
merkez-masa.com
Doktorun notları – 7 Mayıs 1945
Dün bütün beklentiler aşıldı. Deneğin vücut ısısı geçen saatler içinde
arttı ve yaraları ile kanamayı önlemek adına ilgilenildi. Isısı normale
yakınlaştığında, her şey aynı düşündüğümüz gibiydi. Doku ve kanı halen
yaşayabilir durumdaydı. Ancak, öngördüğüm gibi gerçekten ölüydü. Ya
patlama, ya düşüş ya da suda geçirdiği zaman onu öldürmüştü.
Meslektaşlarımdan biri benim aklıma gelmeyen bir fikre sahipti.
Ölümünden saniyeler sonra dondurulduğundan meslektaşım denek
sanki kısa bir süre önce ölmüş gibi diriltmeyi denemeyi önerdi.
Deneğin kalbine direkt olarak elektrik, adrenalin ve Kalp-Akciğer
Diriltici uyguladık. Ve halen inanamasam da, denek hayata döndürüldü.
Belki buzlu suyun içinde kaldığı zaman yüzünden, belki de onu suyun
altına iten patlama yüzünden hiç de daha önce okuduğum mucizeler gibi
değildi.
Ancak sebep ne olursa olsun, şu an yaşayan bir deneğe sahip olmamıza
rağmen görünürde hatrı sayılır bir beyin hasarı mevcut. Deneğin önceki
hayatına dair hiç anısı yok.
Sahip olduğu tek şey, yardımcılarımızdan ikisinin de bildirdiğince,
sadece bir kol ile fevkalade kas hafızasıdır.
Daha önce yaptığı şeyleri biliyor; nasıl dövüşeceğini, kısmen de olsa,
şükür ki Rusça da dahil, dört dili nasıl konuşacağını ve diğer birçok şey.
Ancak bunları nasıl veya neden bildiğine dair bir fikri yok.
Hemen hemen boş bir levha, ama oldukça tehlikeli olanından.
Dolayısıyla, diğer testler tamamlanana kadar denek yatıştırılmış olacak.
Coulson kağıdı indirirken düşünceli, konuşuyor:
“Durumuna dair bilgilerin bu aşamada yalan yazılıyor oluşu tahmin ettiğin gibi
projeyi satmak amaçlı olabilir zira Kış Askeri için ödenek almamış durumdalar,
amaçları bu 2 günde seni yaşatabilmekmiş.”
Başardıklarında ne olmuş diye sorduğunda bazı resimler kaldırıyor ama görmek
istemediğini bildirdiğinde resimleri diğerlerine de göstermeden tekrar dosyasına
indirerek cevaplıyor:
“15 gün boyunca ne kadar parçanın geri döndüğünü anlamaya çalışmışlar.
Hepsi ne kadar fevkalade bilimadamları olsalar da bu olayların dinin de oldukça
önemli olduğu yıllarda gerçekleştiğini belirtmem gerekiyor: geri gelen şeyin
hafızasını kaybetmiş bir Barnes mı yoksa şeytanın çocuğu mu olduğunu
bilmiyorlardı.”
Acaba hangisi?
182
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bir diğer yandan da dedikoduların doğru olup olmadığını test ediyorlardı: eğer
kanında gerçekten serum vardı ise hiçbir şeye yaramasan da Amerika’nın süper
serumunu kopyalayabilirlerdi.”
Sağ yumruğunu masanın altında açıp kapatırken ne olduğunu sorduğunda
Coulson gülümseyerek cevaplıyor:
“Kendi tuzaklarına kendileri düştüler. Kanında serum vardı ama HYDRA
departmanında bunu bilen herkesi Steve öldürmüştü. Hiç rapor tutulmamış ve
su her şeyi 2 günde aktif hale getirmişti. Doğal halinin bu olduğunu
düşündüler.”
Doktorun Notları – 21 Mayıs 1945
Başarısız geçen iki hafta. Denek üzerinde bir seri kan testi yapıldı, ancak
görünüşe göre kendisi insandan daha fazlası değil. Sisteminde herhangi
bir ilave veya “süper” formülün izi bulunmamakta.
Üstlerimiz ve Yoldaş Karpov ile yapılan bir çok tartışmadan sonra
deneğin tekrar uyku moduna geri konulması kararlaştırıldı... ne
amaçla... bilmiyorum.
Coulson kağıdı indirirken tabletine uzanarak onu açıyor, bir yandan da
anlatıyor:
“Doktorlar seni ödenek almak için ideal aday olarak göstermeye çalışırken 9
günde oldukça önemli gelişmeler oluyor. MI-6’nın gizli teknolojilerinden biri
olan yardımcı kol ve bacak projesini çalan ekip orijinal planlarla geri
döndüğünde oldukça hoş bir imkan doğuyor..”
Senin kolun yok.
Coulson aynı şeyi söyledikten sonra tabletinde açtığı bir raporu okuyor,
‘bunların orijinalleri DC’de, ama taranmışları mevcut’ ;
Binbaşı General Vasily Karpov
Özel Bölüm Başkanı
X Departmanı
SADECE ÜST DÜZEY YETKİLİLER!
Proje: Kış Askeri – Haziran 1954
Mokov'un MI-6'daki adamı Parsifal, önemini kanıtladı. 2 ay kadar önce
temin ettiği İleri Düzey Robotsal Apendajlar ve Eklentiler şeması bir
devrim niteliğindeydi. Bilim ekibimiz çalışan bir prototipi bitirip
herhangi bir kaza olmadan Amerikalıya taktılar. Yeni apendaj ile X
Departmanına Kış Askeri Projesi üzerinde çalışma izni verildi.
Amerika’nın bu sembolünü düşmanlarımıza karşı döndürmek uzun
zamandır planımdı. Kendi süper askerimizi geliştirmede bir yardım
değildi ancak yine de doğru ellerde değerli bir araç olacağı kesindi.
183
Awakencordy
merkez-masa.com
Akli İmplantasyondaki kişisel deneyimlerimiz, Duyumsal Yoksunluk
sırasında dönüm noktasını sağlamıştı. Ve Amerikalı’nın hafıza kaybı
yüzünden uygulaması oldukça da kolaydı. Amerikalının zihnini yeniden
programlayabilirdik.
Ona bir amaç verdik ve sadece bize sadık yaptık. Bu kısım
tamamlandığında, onu basitçe eğitip saha değerlendirmesi için
hazırladık.
Başarılı bir ajan olacağı konusundaki umutlar oldukça yüksek.
İnanıyorum ki, tıpkı onlar gibi konuşup yürüdüğü için, her nefesinde
“Amerika”yı temsil ettiği için, düşman kesinlikle onun geldiğini
anlayamayacak.
Ona bir amaç verdik ve sadece bize sadık kıldık. Ne kadar basit, ne kadar kolay.
“Bana ne yaptılar?”
Sanki bunu sormanı istemiyormuş gibi sana baksa da kısa sürede toparlanıp
cevaplıyor:
“Standart beyin yıkama teknikleri olduğunu düşünüyoruz..”
Standart.
“Devamını görmek istiyorsan izleteceğim bantları bulana kadar biz de senin
hiçbir şey hatırlamadığını düşünüyorduk, bu yüzden beyin yıkamaktan ziyade
bir şekilde hafıza kaybına uğradığını düşünmüştük.. Raporların öyle
söylüyordu, sen de duydun..”
“Ama?”
Koltuğunda dikleşirken ‘ama’ diyor, ‘yazdıkları kadar boş bir levha değilmişsin.’
Bakışlarını Steve’e çevirdiğinde onun masayı izlediğini görüyorsun, sana
bakmıyor.
Tekrar Coulson’a dönerek görmek istediğini söylediğinde Natasha ilk defa
konuşuyor:
“Akıllıca olmayabilir..”
Tablete uzanırken ‘cümlemi biliyorsun’ diyorsun, diğerleri bilmese de o biliyor.
*
Hans Zimmer – You're Just a Man in a Mask
Statikle kaplı görüntü bir süre sonra açıldığında masadakilerin de kendi
ekranlarından izlediklerinin farkındasın.
184
Awakencordy
merkez-masa.com
İçi boş bir hücre görünüyor, içinde bir adam var. Oturduğu köşede başını
önüne eğmiş, eli saçlarında gidip geliyor, gidip geliyor. Görüntü siyah beyaz
ama adamın kolunun bir kısmı mosmor, görebiliyorsun.
Kapı açıldığında başını kaldıran adamla nefesin kesiliyor. O olduğunu bilmene
rağmen görmek.
Görüntüdeki halin ayağa fırladığında her şeyi beklesen de onun kızgınlıkla
İngilizce bağırması beklemediğin bir şey.
“BENİ ŞİMDİDEN ÖLDÜRSENİZ İYİ OLUR, ANLAŞILDI MI? SİZE
BİR BOK VERMEYECEĞİM!”
İçeri giren adam senin bağırışlarına ya da yorgun saldırılarına aldırmıyor. Onun
peşinden giren adamlar seni bir kolundan tutarken yorgunluğun gözle
görünüyor. Muhtemelen aç ve susuzsun.
“İsmin, asker?”
Bu söyleyebileceği bir şey, gururla cevaplıyor:
“Çavuş James Buchanan Barnes, 32557, 107. birlik-“ adam ‘vurun’ dediğinde
boynuna bir şey saplıyorlar. Dengen kaybolurken adam yüzünü ellerine almış,
adının Winter Soldier olduğunu söylüyor.
*
Arka arkaya seanslar izliyorsun. Aklının pek de başında olmadığı bir gün odana
inanılmaz güzellikte bir kadın sokuyorlar. Kadın ellerini senin üzerinde
gezdirirken senden evi anlatmanı istiyor, ona güzel şeylerden bahsetmeni
diliyor.
Bir şey hatırlamadığın cevabını veriyorsun.
Güzel kadın güzel sesiyle ‘hiçbir şey mi?’ diye soruyor. ‘Bana bir şeyler anlatırsan
seni mutlu ederim..’
Gevşemen için sana ne verdilerse dudakların gülümsemeye başlıyor, başını
çevirerek kadına bakarken ‘sen beni mutlu edemezsin tatlım’ diyorsun.
Kadın kalkıp dışarı çıktığında sen tavanı izliyorsun.
*
Gerçek anlamda güzellikle halledemediklerini bu sefer zor yolla denemelerini
izliyorsun ve eğitimli beynin kırılmaya başladığın anı yakalıyor.
185
Awakencordy
merkez-masa.com
Sana işkence eden adam uzun boylu ve sarışın.
Görüntüler hızlı, kesik, çarpık.
Bitmiyor, gittikçe ağırlaşıyor, her gün daha da ilerliyor.
Onca hızlı bantta kendini her türlü durumda görüyorsun: zayıf, çaresiz, bitap,
kullanılmış, parçalanmış, bitmiyor, bitmiyor.
Şimdiye dek yüzlerce korkunç şey yapmış olsan da belki de bunların sana
yapılıyor olması mideni kasıyor.
Görüntüler yine yavaşladığında artık hatırladığın tek şey 32557 ve 107. Birlik,
ezbere bildiğin tek şey o olmalı, sıkıca tutunduğun son şey.
Bilincimiz bizden kayarken tutunduğumuz son şeyin soyut olması dikkatini
çekiyor. Bilincindeki en önemli şey bu muydu?
Bant bittiğinde sen bir şey diyemeden bir sonraki başlıyor ama bu sefer
Coulson yumuşak, fazla yumuşak bir sesle bunu izlemek istemeyebileceğini
söylüyor.
Bakışlarını ona kaldırırken neyin farklı olduğunu soruyorsun, cevap veriyor.
“Kırıldığın video bu.”
Genzin kururken bir şey söylemeden tekrar tablete bakıyorsun.
Işıklar yandığında kendini tanıman neredeyse imkansız. Yüzün sanki hiç
iyileşmeyecek gibi, odanın köşesinde tortop olmuş, bir sonraki darbeyi
bekleyerek içeri girene bakıyorsun.
İçeri giren adamın arkadan görünüşünden Steve olduğuna yemin edebilecek
olsan da kamera açısı değişerek odayı genişçe aldığında nefesin kesiliyor.
İçerideki adam Kaptan Amerika.
Bakışların hızla karşındaki adama kalktığında seni reddediyor, oradaki o değil.
Ama hücredeki adam bunu bilmiyor. Öylesine ‘hayır’ diyor, öylesine ‘Steve, hayır’
diyor ki kalbin sıkışıyor. Kaptan Amerika karşında en yakın arkadaşına işkence
ediyorken ‘beni tanımıyor musun’lar hıçkırıklara, yok oluşluklara dönüyor.
Ne zaman Kaptan Amerika onu çöp gibi yere bırakıp gidiyor, içeri giren
doktor ismini sorduğunda cevap tüylerini ürpertiyor.
Steve. Steve. Steve. Steve. Steve. Steve. Steve.
186
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Son tutunduğun şey birlik ve sıra numaran değil, Steve. Günlerce son kaleni
yıkmaya çalışıyorlar. Kaptan Amerika sana işkence ediyor, sana tecavüz ediyor,
önünde çocukları öldürüyor, yavaş yavaş aklını kaybedişini izliyorsun.
Görüntüler ilerliyor, ilerliyor.
Seni eğitenler bunu sana yapanlar, her bir karede odadaki adamın artık tek bir
isme tutunduğunun farkındasın. Kendini hatırlamıyor ama Steve’i bırakmıyor.
Ne olduğunu dahi bilmeden tutunduğu noktada olduğunu görebiliyorsun.
En zayıf ama en güçlü hal bu olsa da bir sonraki adımda sen aklını kaybedecek
gibisin.
İçeri giren adamlar yere Kaptan Amerika’nın cansız bedenini attıklarında başın
dönüyor.
Odanın köşesinde korkuyla dolmuş adam kapı kapandığında uzunca süre
kıpırdamazken biri görüntüyü sarmış olacak ki etikete göre 5 saat sonra yavaşça
yerinden emekleyerek oraya gidiyorsun.
“Steve?”
Yerdeki kostümlü adam ölü, ölü, ölü. Kırılmamış değerli parmaklar -değerli
olduklarını bilmeden- titreyerek kaska uzanıyor, sadece bir maske, altındaki Steve
değil, sen şimdi biliyorsunMaske zar zor çıktığında midene inen yumruk hem seni hem onu parçalıyor.
Yerdeki adam Steve.
Birinin yok oluşunu görmek bu kadar kolay. Gözlerinin önünde bir kimlik
saniye saniye yok oluyor, cesede kapanan adam bildiği tek şeyi de kaybederken
ağlamaktan kendinden geçtiğinde içeri giren adamlar seni kucaklayıp başka bir
yere götürüyor.
Geride kalan adam hala Steve, hala ölü.
Ekran karardığında bakışlarını onlara kaldırıyorsun, birileri bir şey söylesin.
“Maske. Adam sana işkence eden adamdı, seni kıramadığı için öldürüldü, öyle
kırdı. Steve’in yüzünün maskesini takıyordu, Red Skull gibi..”
Parmakların arasından bir çatırtı geldiğinde irkilerek aşağı bakıyorsun: tablet
kırılmış. Natasha önemi olmadığını söyleyerek senden alırken kulaklarında
Loki’nin sesi var.
187
Awakencordy
merkez-masa.com
“Zihninden kendisi vazgeçmiş.”
Bakışların Steve’i bulduğunda sarışın adam üzüntüyle seni izliyor. Katilin onun
yüzünü taşıyor. Görevin de öyle.
*
Tabletin kırık parçalarını masaya bıraktığında Tony ‘neden bir şeyler içmiyoruz?’
diye soruyor, ardından ‘Dummy!’ diye bağırırken sen elindeki tablet parçasını
düşünmeden ona fırlatıyorsun, sadece Natasha yakalayabilecek kadar hızlı.
Tony ‘önemi yok’ dese de sen kalkarak geriliyorsun, oda fazla kapalı. Daha önce
hiç kapalı yerlerden korkmadın-korktun mu?
Onları geçerek çıkışa gittiğinde Steve fırlasa da ‘hayır’ diyorsun, şu an son
görmek istediğin kişi o, sakinleşmen gerek.
“Kaçmıyorum, döneceğim.”
Hepsi sana inanıyor gibi duruyorlar, kapıdan çıkıp rastgele bir yere giderek en
sonunda salonu buluyorsun.
Her yer geniş, her yer aydınlık.
Kendini kanepelerden birine atarak New York’u izlerken düşüncelerin kafanda
havada uçuşan toz parçaları gibi.
Devam eden alçak sesli bir vızırtı gittikçe sana yaklaştığında başını oraya
çeviriyorsun. Sağa sola eğilip bükülen sopa bir bir-robot tepsisindeki su şişesini
sana uzatıyor. Göğüs logosunda ‘DUM-E’ yazıyor, Dummy.
Stark’ın çocuklarından.
Sesini çıkartmadan su şişesini aldığında Dummy hafif bir ses daha çıkartıyor,
sonra yanında durarak senin gibi manzaraya dönüyor. Muhtemelen sahibine
rapor gönderiyor ama aldırmıyorsun.
Makine makineyi anlıyor.
*
Adım sesleri duyduğunda sen başını, Dummy de kolunu oraya çeviriyor. Gelen
Coulson. Elinde klasörü var, önünde durarak öneriyor:
“Belki tek başına incelemek istersin.. Biz toplantı odasında olacağız, hazır
hissettiğin zaman gelebilirsin..”
188
Awakencordy
merkez-masa.com
Klasörü ondan alıp sesini çıkartmadığında Coulson ‘nasılsın Dummy?’ diyerek
ona sokulan robotun başını-kolunu? patpatlayıp geldiği gibi uzaklaşıyor. O
gittiğinde Dummy tekrar sana dönünce ona bakarak cevaplıyorsun:
“Farkında olmadan seni parçalarına ayırabilirim.”
Sana baş kaldırır gibi bir gurlamayla yanında durmaya devam ettiğinde ‘sen
bilirsin’ diyerek klasörün kapağını açıyorsun.
Rapor
Kış Askeri
Saha Testi, 5 Kasım 1954
Tüm hedefler başarıldı. Kış Askeri görevdeyken hiç bir güçlükle
karşılaşmadı. Öngörüldüğü üzere, Amerikalılar ve yandaşlar onun kendi
taraflarında olduğunu zannettiler. Batı Berlin'e engelsiz bir şekilde
girmesini sağladılar.
Kış Askeri, görev akşamını Berlin’deki bir gece kulübünde birçok
Amerika ve İngiliz servis görevlisinin arasında şüphelenilmeden geçirdi.
02:45'te bir Jeep seyir halindeyken takla atarak 3 askeri öldürdü. Kaza
araştırılmadı. Sarhoş yol kazası sanıldı.
Görevi sona erdiğinde, Kış Askeri sınırı aşıp yarasız bir şekilde
denetimcilerine geri döndü. Gelecek görevler değerlendirmede.
KIŞ ASKERİ – GÖREV RAPORU
Kahire, 11 Ocak 1955
Hedef: Birleşmiş Milletler Diplomatik Müzakere Takımı. Tüm hedefler
olaysız bir şekilde elimine edildi. Kaza olarak yangın rapor edildi.
KIŞ ASKERİ – GÖREV RAPORU
Kahire, 11 Ocak 1955
Hedef: NATO General James Keller. Hedef tam sonuçla elimine edildi.
KIŞ ASKERİ – GÖREV RAPORU
Madripoor, 1 Ocak 1956
Hedef: İngiliz Büyükelçisi Dalton Graines. Hedef kabul edilebilir
seviyede ek zararla elimine edildi. Madripoor otoritelerinin elinde hiç
delil yok.
KIŞ ASKERİ – GÖREV RAPORU
Cezayir, 1 Nisan 1956
Hedef: Fransız Savunma Bakanı Jaques Dupuy. Hedef
elimine edildi.. Cezayir Milliyetçi Hareketi de dahil.
tam sonuçla
KIŞ ASKERİ – GÖREV RAPORU
Paris, 12 Mayıs 1956
Hedef: Cezayir Barış Konferansı Elçisi. Tüm hedefler elimine edildi.
KIŞ ASKERİ GÖREV RAPORU
Mexico Şehri, 17 Şubat 1957
Hedef: Birleşik Devletler Albayı Jefferson Hart.
elimine edildi
Hedef
tam sonuçla
189
Awakencordy
merkez-masa.com
Proje: Kış Askeri
Bilimsel Analiz, 7 Haziran 1957
Kış Askeri’nin kapsamlı akli gelişimi: Kış Askeri geçtiğimiz hafta
tekledi. Teşhisler çeşitli, ancak X Departmanı Bilim Takımının inanışına
göre akli dengesi istikrarsızlaşmaya başladı. Uykudan uyandığından beri
üç yıl görünüşe göre beyni hafızasındaki boşlukları doldurmaya çalışıyor
ya da muhtemelen başlangıçta kendisine yerleştirilen programa karşı
savaşıyor. Denek son zamanlarda üstlerinden gelen emirleri
sorgulayarak normalden daha fazla merak sergilemeye başladı ve geçen
ay adamlarımızdan birine saldırdı, neredeyse öldürüyordu. Sorguda
hareketlerinin sebebini açıklayamadı.
Bir teoriye göre onun bu kadar etkileyici bir casus olmasını sağlayan kas
hafızasına sahip olması gibi, aynı zamanda da kim olduğu ya da en
azından nasıl bir insan olduğuna dair içine gömülü hislere sahip. Böyle
olunca da, gömülü düşünceler zihinsel strese sebep olup düşüncelerinde
kargaşa yaratıyor olabilir. Tedirgin edici diğer bir teori ise önceki
yaşantısını hatırlıyor olabileceği, sadece küçük parçaları. Bu sebeple,
önerimiz Kodadı: Kış Askeri’nin görevler arasındaki zamanda uyku
evresinde tutulması ve her uyanışında Zihin Aşılamasına maruz
kalmasıdır. İnanıyoruz ki, bu durum kendisinin dengesizliğini
düzeltecek, böylece X Departmanının kullanımında olmaya devam
edecek.
Raporun ilk sayfasına geri dönüp tarihe bakıyorsun. Natasha’nın sana söylediği
tepki verişin bu tarihler değil, daha beynini yıkamalarının üzerinden 12 yıl
geçmiş.
12 koca yıl.
12 yıl boyunca onlar için çalışmışsın ve hiçbir şey hatırlamıyorsun. Belki de
gerçekten silebildikleri tek dönem oydu.
Ama onda bile çabaladığını söylüyorlar. Hayatın gerçekten hep bu mu oldu?
Seni silmeye kalktılar ama başaramadılar, teman bu mu?
‘İşte, daha neden hala kahramanım diyorsun. Yıllarca seni bir silah yaptılar ve onu
kırmaya başladın, 70 yıllık bir birikime karşı çıkmak ne kadar zor hiçbirimiz
anlayamayız Winter, sense bunu başarıyorsun.. İnsanlar annelerine karşı çıkamıyor, sen
kendi beyninle savaşıyorsun..’
Parmakların satırların üzerinden geçerken hiç de kahraman gibi
hissetmiyorsun. Ama Bruce kendilerinin öyle bir şey hissettiğini de hiç
söylemedi, şimdi fark ediyorsun.
Durum Raporu 12 Mart 1973
Kodadı: Kış Askeri
Üzülerek bildiriyorum ki, 15 yılı aşkın süredir dünya çevresinde hepsini
muhteşem başarı ile sonuçlandırdığı seçkin görevlerden sonra, Birleşik
Devletlerdeki Kış Askeri görevi planlandığı gibi gitmedi.
190
Awakencordy
merkez-masa.com
Hedef Senatör Harry Baxtor, elimine edildi ve ölümü kaza gibi gösterildi.
Fakat bundan sonra bir şey ters gitti. Kış Askeri dışarı çıkarıldığı yere
geri dönmedi.
Terbiyecisi bekledi ve polis telsizlerini dinledi ancak Kış Askeri geri
dönmedi ve yerel otoritelerin raporlarında da onun tutuklandığına dair
bir şey söylenmedi.
Protokolü takiben, Amerika’daki ajanlarımız Kış Askeri için büyük bir
arama başlattı. Bu değerli varlığı korumak adına birkaç gizli ajanımızın
gizliliğini kırması da dahil tüm aşırılıklara gidildi.
Bu büyük çaba sayesinde, bazı hareketlerini takip edebilecektik. Gizli
kamera çekimleri onu sivil giysiler içinde Dallas tren istasyonunda
Chicago’ya giden bir trene binerken gösterdi.
Trenin kalktığı istasyondaki bazı yolcuların sorgusundan edindiğimiz
izlenime göre istasyondayken Kış Askerinin aklı karışıktı. Anlaşıldığı
kadarıyla, hangi yılda olduğuna dair bir karışıklık yaşıyordu ve diğer
yolcular arasındayken huzursuz görünmüştü.
Kış Askeri Chicago’dan, New York’a giden otobüse binerken görünmüştü.
Son iki hafta insanlardan tamamen uzakta olduğundan New York’ta
yaptığı hareketler bizim için bilinmezliğini koruyor.
Tamamen acemi şansı olarak Brooklyn’de ucuz bir pansiyonda uyurken
ajanlarımızdan biri tarafından bulundu. New York polis kıyafeti içindeki
birkaç ajanımız onu gözaltına aldı.
Olayı takiben yapılan akli iyileştirmelerde, Kış Askeri davranışlarına ya
da kontrolümüz dışında geçirdiği zamana ait hafızasına dair hiçbir
cevaba sahip değildi. Olay yakın gözlemden başka bir şey gerektirmeyen
geçici akıl rahatsızlığı olarak algılandı.
İlave öneri gelecekte Amerikan topraklarındaki görevlerden hariç
tutulmasıdır.
Derin bir nefes alarak arkana yaslanıp öğle güneşini izliyorsun. Amerika’yı
yıkması için birleştirilen bir silahı Amerika yıkıyor.
Acaba ne hatırladın? Acaba ne seni Brooklyn’e gönderdi? Hatırladın mı? Yoksa
hep bahsettikleri kas hafızan mı seni eve geri götürdü?
Dudağını kemirerek şehri izlerken Dummy su şişesini tekrar kaldırınca alıp bu
sefer patlatmadan açıyorsun. Eskiden musluktan içtiğin bir şey şimdi pakette
geliyor.
O gün ne hatırladığını hatırlamak istiyorsun. Seni bir anlığına geri getiren şey
neydi?
Cevabın Steve olmasından korksan da içinde bir yer ‘muhtemelen oydu’ diyor,
kırılma noktan o, seni ilk sarsan şey de hep o. Acaba bir yerde eski bir poster
mi gördün? Logo? Birisi yanında birine ‘Steve’ mi dedi?
191
Awakencordy
merkez-masa.com
Çevirdiğin sayfalarda Natalia Romanova ile birlikte çalıştığın yazıyor, kız
mezun olduğunda seni dolaba kapatıyorlar.
Binbaşı General Vasily Karpov’un Kişisel Günlüğünden - Eylül 1983
Bildirgelere karşı olarak Kış Askerini Orta Doğu’ya kişisel korumam
olarak götürdüm. Yaşlanıyorum ve biliyorum ki sadece bu sapkın
yaratığın hayatımı savunduğunu izleyerek geçirmek istediğim birkaç
yılım kaldı.
Kurşunun önüne atlamaya her an hazır şekilde her yaklaşanla
gerginleştikçe onun için neredeyse üzgün hissediyorum.
Bu hiçbir zaman onun ve onun insanlarının savaşta bana yaptıklarının
ve beni adamlarım önünde nasıl utandırdığının telafisi olmayacak,
ancak, onca yıl sonra dahi, Kaptan Amerika’nın partnerinin Ana
Rusya’ya hizmet ettiğini görmek beni gülümsetiyor.
Görelim bakalım Orta Doğu’da kendi ülkesinin adamlarını ne tür bir
zarara uğratacak. Bundan sonraki birkaç yıl eğlendirici olmalı.
Mutluyum ki Yuri beni transfer ettirdi… onunla cehenneme.
Sana sapkın yaratık diyen bir adam onu korumandan sapıkça bir zevk alan yaşlı
biri. Acaba sana hatırlamadığın neler yaptırdı?
İşkence odasında Steve’in sana tecavüz ettiğini hatırladığında Dummy yanında
endişeli bir ses çıkartarak seni şimdiye bağlıyor.
“İyiyim, bir şeyim yok.”
Gerçekten de yok.
Proje: Kış Askeri
Son Buyruklar 4 Ağustos 1988
Binbaşı General Karpov’un ölümünden önceki son buyruklarına göre,
Proje Kış Askeri’nin yetkileri elinden alındı.
Kış Askeri Binbaşı General’in yanında Orta Doğu’da geçirdiği yıllardan
sonra tekrar uyku durumuna geri konuldu. Binbaşı General tarafından
Ortadoğu’da geçen zaman ile ilgili herhangi bir durum rapor edilmedi
ancak, Kış Askeri gelecekte tekrar uykudan uyandırılırsa bir teknisyen
kontrolünde yeniden zihin yüklemelerinin yapılması önerildi.
Kış Askeri, diğer terkedilmiş deneyler ile beraber bilinmeyen bir yerde
saklanmış bulunmakta.
Sonraki sayfalarda SHIELD logosu gördüğün için dokunmuyorsun. Kim bilir
ne zaman bir daha o depodan çıkartıldın. 43 yıl boyunca hizmet eden bir asker
ve hiçbir şey hatırlamıyor. Daha onca yıl var, kim bilir hangi anı hangi
dönemin, hangi anı hangi Winter’ın?
Yalnız kalmak istemediğini fark ettiğinde klasöre sarılarak kalkıyorsun, Dummy
de yanında seninle birlikte geliyor. Koridorlar sessiz olsa da onların geldiğinizi
192
Awakencordy
merkez-masa.com
bildiğinden eminsin. Toplantı odasının açık kapısına geldiğinizde hepsi sana
dönüyor, sen de içeri girerken Dummy içeri girerek kapıyı kapatıyor.
Klasörü Thor’a verdiğinde o yanına vererek Coulson’a iletiyor, sense masanın
başında oturan sarışının omzuna kendini zorlayarak elini koyuyorsun.
Canlı, canlı.
Parmakların onun omzunu sıkarken canını yakıyor olmalı ama Steve bir şey
söylemiyor, sen de rahat bir nefes aldıktan sonra yerine giderek oturuyorsun.
Devam.
*
“1988-2000 arasında hiç kesintisiz olarak uyuduğunu düşünüyoruz. Eğer o
sırada aktive edildiysen de herhangi bir rapor tutulmamış.”
Tutulsa ne fark eder?
“Ancak 2000’de SHIELD içerisinde iki proje aktifleştirilmiş. Fondü ve Kış.”
Güldüğünde neden güldüğünü anlamasalar da sana komik geliyor: bunda bile
berabersiniz.
“Bir tarafta Fury SHIELD için çalışırken diğer tarafta Pierce SHIELD içinde
HYDRA için çalışıyordu. Fondü’nün ne olduğunu Fury dışında bilen tek oydu,
Fondü Projesini bir silah araması altına gizlemişlerdi, sadece ikisi gerçek aranan
şeyi biliyordu..”
Tony o sırada ‘tabii ki, yoksa Tesseract’ın hiçbir önemi yoktu’ dediğinde Steve
gülümseyerek ona bir bakış atıyor, Tony de sırıtarak devam işaretini verirken
bunun sanki senelerdir devam eden bir laf atma olduğunu hissediyorsun.
Derin bir nefes almak dışında bir şey yapmıyorsun: hayatlarınız en başından
beri birbirine dolanarak dönen iki iplik gibi, ortasında bir yerde iplik kopsa bile
düğümün devamı onu hala içeride tutuyor.
“Carter ve Stark SHIELD’dan çok önceleri ayrılıyorlar, bu dönemde ikisi de
sistem dışında.”
Masadaki ekranda daha yaşlı ama hala güzel bir Carter ve daha yaşlı ve
neredeyse tamamen değişmiş Stark gözüküyor.
Carter ilgini çekmese de Stark’ı tanıyorsun. Yanındaki karısı, önlerindeki küçük
de çocukları. Bakışlarını Coulson’a kaldırdığında Coulson onaylıyor:
193
Awakencordy
merkez-masa.com
“Maalesef.. Görevlerinden biri projelerini SHIELD’dansa kendi şirketi için
geliştirmeye başladığı için HYDRA’nın elini uzatamadığı Howard’ı elimine
etmek oldu..”
Başını çevirerek Tony’e baktığında ‘şimdi öğrenmedim’ diyor, acaba ne zaman
öğrendi.
Seni affetti mi?
Bakışların bir şey söylemiş olacak ki iç çekerken cevaplıyor:
“Seni affetmemi falan istiyorsan ortada affedilecek bir şey yok.. Birisi birisine
emir verdi, o da görevini yaptı.. En azından beni öldürmedin..”
Kaşlarını çatarken ‘en azından?’ diyorsun, Coulson da dosyasına bakarken ‘sen
kazada orada değildin’ diyor ama pek de emin değil.
Steve ve Tony’nin bakışmalarını yakaladığında kalbin hızlanıyor, bir şey var.
Steve de farkında olmalı ki ‘Tony?’ diye sorarken sesi zayıf. ‘Benden ne gizliyorsun?’
Tony bir şey gizlemediğini söylerken eliyle yüzünü sıvazlıyor, ardından elini
masaya bırakarak cevaplıyor:
“Sadece.. Onları kimin öldürdüğünü biliyordum ama tabii ki onun ne Winter
Soldier olduğunu ne de senin kankan olduğunu biliyordum.. Adamı ben de
herkesle birlikte sen onun peşine düşeceğini söylediğin zaman gördüm..”
“Ve bize söylemedin..”
“Söyledim.. Babamları öldürenin bu adam olduğunu söyledim, sadece onunla
kendimin de karşılaştığını söylemedim, arada fark var.. Gerekli tüm bilgileri
verdim-“
“Benimle karşılaştın ve sağ mı kaldın? Nasıl başardın?”
Tony senin sorunla sana dönerken iç çekerek cevaplıyor:
“Ben başarmadım.. Steve başardı..”
Steve onu kaybettiğini söylese de sen hatırlıyorsun. Etraf soğuk ve karlı, yılbaşı?
“Yılbaşı?”
Sana dönerek ‘hımm’ diyor, ‘hatırlıyor musun?’
*
Johann Sebastian Bach – Christmas Oratorio, Bwv 248 Sinfonia
194
Awakencordy
merkez-masa.com
GÖREV: şüphesiz ve izsiz ölüm.
HEDEF: Stark Ailesi.
Klasik müziğin dağıldığı salona giren garson elinde tepsisi, beyaz eldivenli elleri kusursuz
bir dengede, konuklara şampanya dağıtırken gülümsüyor, sorar:
“Başka bir arzunuz?”
Kırmızı elbiseli kadın ‘sen de olsan iyi olur’ dediğinde yakışıklı garson mavi gözleri
parlayarak ‘belki 12’de efendim’ diyerek kızları kahkahaya boğup yoluna devam eder,
kalabalığa karışır..
Devasa yılbaşı partisinde her yerden gelen ünlüler göz kamaştırıyor, köşedeki büyük çam
ağacı şehrin ortasındakileri aratmıyorken garson başka bir garsonun boş tepsisini alıp ona
gidebileceğini söyleyerek kendi tepsisini verir, öbür kapıya gider..
Boş kadehleri toplamaya başlamış kumral garson uzun ve toplu saçlarıyla birçok kişinin
dikkatini çekerken farkında, herkese gülümseyerek yoluna devam ederek salonun
ortasındaki aileye ilerler..
Maria Stark’ın beyaz elbisesini gördüğünde parti sahibine giderken ilerlemiş yaşına
rağmen hala zarif ve güzel görünümlü kadın eli beyaz saçlarından oluşmuş topuzunda,
dikkatle düzeltirken garson uzanarak onu rahatsız eden siyah tel tokayı çekip yanında
durarak gülümser:
“Burada..”
Leydi Stark teşekkür ettiğinde garson da gülümser, başka bir arzusu olup olmadığını
sorarken güzel kadın reddediyor, belki birazdan bir cin olabileceğini söylediğinde garson
onaylar, dönerek kalabalığa girer..
Geri dönen cin sadece onun elinden geçmiş, sadece onun elinden Leydi Stark’a teslim
edilirken güzel kadın zehrini teslim alarak gülümser, garsona teşekkür eder..
Her yer kalabalık, esas Stark ise büyük bir grubun ortasında konuşmanın odak
noktasıyken isimsiz ve kimsenin farkında olmadığı garson viski içen grubun etrafında
dolanarak bardakları alıp toparlar, yenilerini -bu sefer gerçek içkilerle- getirir..
Çalışkan adam kenarlarda bekleyen ve içeri polis girse inkar edilecek eskortları
beyefendilerin yanına gönderir, kadın garsonlardan birinin gömlek düğmelerini açmasını
sağlayarak şuradaki gazete müdürüne eğilerek servis vermesini sağlarken bir süre sonra
Stark elini kaldırıp onu çağırdığında garson endişeli, onun yanına giderek sorar:
“Evet efendim?”
“İsmin nedir evlat?”
“Steve, efendim..”
“Neler yaptığını gördüm Steve, anlamadım sanma..”
“Efendim?”
Howard uzanarak onun omzunu sıkarken daha az maaş aldığı için onun daha az adam
olmadığını söylediğinde garson başını eğer, Howard da ‘bu gece iyi çalıştın evlat, al’
diyerek sanki hep cebinde duruyormuş gibi duran banknotlardan bir deste çıkartarak
onun göğüs cebine sıkıştırdığında garson heyecanla ‘efendim hayır’ diyerek onun bileğine
asılsa da Howard onu susturur, ardından yanağını patpatlarken Tony’le ilgilenmesini
195
Awakencordy
merkez-masa.com
söyleyerek uzaklaştığında garson çoktan bileğine zehirli bantı yapıştırıp çekmiş, üçüncü
hedefine gider..
Stark varisi etrafta değil, garson tüm salonu taradığından emin olduktan sonra ara
koridorlardan birinden içeri girer, elinde boş tepsisi, önünde tutarak ilerlerken gerekirse
kalkan olarak kullanmaya hazır, merdivenlere yönelir..
Büyük malikanenin üst katı boş ve sessiz, yüzünden eksik olmayan gülümsemesi yok olan
adam ciddi, sert ve ses çıkartmayan adımlarla odaları kontrol etmeye başlarken bir
odanın kapısını açtığında dışarı çıkmaya yeltenen birine yapışır, o da ‘oooh’ derken
gülüyor, onun boynuna dolanarak sorar:
“Babam bana hediye mi almış?”
Aşağıda garson, koridorda hiçbir şey olan adam sırıtarak bacağını onun bacakları arasına
sokar ve onu eforsuzca kaldırarak odaya geriletirken eldivenli eliyle kapıyı itiyor,
cevaplar:
“Evet Bay Stark-“
“Tony iyi, ışıklar-“ geride bir şey vızırdadıktan sonra ışıklar açıldığında eskort başını
çevirerek odaya bakar, Tony ise onun boynunu koklayarak onun ceketini açmaya
çalışıyor, ‘bir şey değil, robot’ dedikten sonra ona dönen adama uzandığında eskort da
elini onun saçlarına sokarak onun dudaklarını örter, onu geriletmeye devam ederken yeni
durumu inceliyor, nasıl iz bırakmayacağını düşünür..
Tony onu öpmekten memnun kalmış, ayrıldıktan sonra gülümseyerek ‘babam güzel sır
tutuyor’ dediğinde hiçbir fikri olmayan eskort onaylar, sonra onu nerede istediğini
sorarken Tony sarhoş gözleri parlayarak ‘kasa’ diye cevap verir, dönerek bir kapıya
giderken konuşur:
“Kendi oğlu erkeklerden de hoşlanıyormuş, bakalım süper kahramanının üzerinde seks
yaparsam ne hissedecek, gel-“ içeri girdiğinde bir müzeye girdiğini düşünsen de Tony
‘biliyorum, biliyorum, delilik değil mi?’ diye soruyor:
“Adam 50 sene önceki şeyleri hala tutuyor.. Kaptan Amerika diye bir herif, benim de öyle
olmamı istiyor ama fark etmediği şey ben götümden serum yemedim..”
‘Kaptan Amerika?’ diye sorarken sesin kasılıyor ama kendini toparlarken ona döndüğünde
görevine odaklanmış, nerede sevişeceğinizi soruyorsun, o da gülerek ‘gel, burada yatak
var’ diyerek seni sürüklüyor:
“Bu şahane olacak!”
*
“Eğer bana onunla yattığını ve bunu benden gizlediğini söylersen-“
“Yatmadım! Yatmadım! Steve!”
Steve bir sana bir ona bakarken ikinizin birbirini tamamlayarak anlattığı hikaye
herkesin ilgi odağında. Steve emin değilmiş gibi ikinize baksa da sen de
reddediyorsun.
“Yatmadık..”
*
196
Awakencordy
merkez-masa.com
İkiniz yatağa devrildiğinizde Tony memnunlukla kollarını boynuna dolamış, pek de gitmene
izin vermeyecekmiş gibi davranıyorken bir yandan üzerindekileri açıp soruyor:
“Garson?”
Ek iş diye cevap verdiğinde omzunu silkerek seni ensenden kendine çektiğinde muhtemelen
bu görevde dokunacağın tek beden olan genç adama sokularak birkaç dakikanı ona
ayırıyorsun. İstekli ve oldukça hazır olsa da sende bir arzu uyandırmıyor. Sende hiçbir şey
arzu uyandırmıyor.
Bir süre onunla vakit geçirdikten sonra malzemelerin nerede olduğunu sorduğunda gülerek
cevap veriyor:
“Kaptan Amerika’nın prezervatif kullandığını sanmıyorum dostum, kadınlar çocuk yapmak
için sıraya giriyor olmalı..”
“Kaptan kadınlarla yatmıyordu.”
Gülse de ‘evet tabii, adam eşcinseldi’ diyor, ardından kendi cebinden bir paket çıkartırken
sen inatla ısrar ediyorsun:
“Kaptan kadınlarla yatmıyordu.”
Sana bir bakış atarken ‘iyi, tamam, homonun homosuydu, biz yatacak mıyız?’ diye soruyor.
Onunla yatman ve boğazından sıkarak bayılmasına neden olduktan sonra onu da diğer
ikisiyle birlikte arabaya götürmen gerek ama miden kasılarak onun üzerinden kalkarken
nedense tanımadığın ve hatta hakkında hiçbir fikrin olmayan bir adamın kadınlarla
yatmadığını düşünüyorsun.
Her yerde onun yüzü var, kartlar, kitaplar, posterler, bir yerde bir kıyafet var“Harika, sen de onun hayranısın..”
Genç adamın sesinde herkesin Kaptan’ı ona tercih ettiği gibi bir ima olsa da onunla
ilgilenmeyerek fotoğrafların birindeki adama bakıyorsun.
Resimde iki kişi var, biri Kaptan Amerika olması gereken adam, ama yanındaki adam
görünmüyor. Daha doğrusu en çok o görünüyor ama yüzü yok.
Görünmeyen adam güldüğü belli olarak öne eğilmiş, diğer adam da onu tutarken ona
gülüyor ama gözlerinde eğlenceden ve sevgiden başka bir şey yok. Resmi kim çektiyse ikisi
arasındaki bir şeyi çekmiş. Onların olan bir şeyi çekmiş.
“Aslında haklısın, belki de öyleydi.. O çocukla bir sürü resmi var..”
Tony’nin ne zaman yanına geldiğini fark etmediğinde ne kadar büyük bir hata yaptığını fark
ederek hepsini geride bırakıyorsun, o ise gözlerindeki ifadeyi yakalamış ve muhtemelen o
ifadeyi daha önce başkalarında da görmüş, cevaplıyor:
“Beni öldürmeye geldin, değil mi?”
Onayladığında iç çekerek sanki gün planı bozulmuş gibi soruyor:
“Planın nedir?”
197
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap vermek yerine suratını dağıttığında çuval gibi yere düşüyor, sen de onu belinden
kavrayıp kolunu omzuna atarak sarhoş bir arkadaşına yardım eden başka bir arkadaş gibi
odadan çıkartarak garaja götürüyorsun.
*
Genç Stark’ın yanındaki koltukta başı geride uyuyor gibi duruşu kimsenin seni
sorgulamamasına yardımcı oluyor. Gerçek şöför bagajda, o diğerlerinden önce öldü ama
kimsenin haberi yok.
Kapı açılarak Bayan Stark içeri girerken ‘iyi akşamlar Robert’ diyor, sen de başını eğiyorsun.
Robert’ın Bayan Stark’a böyle selam verdiğini gördüğün için kimse ilgilenmiyor. Bay Stark
da bindiğinde uşaklar kapıyı kapatıyor, kış evine gitmek üzere yola koyuluyorsunuz.
Arabada uzunca süre kimse bir şey söylemese de bir süre sonra Howard iç çektiğinde Maria
ne olduğunu soruyor, Howard da cevaplıyor:
“Tony.. İçip sızmış, görmüyor musun?”
Maria görmemeyi tercih ettiğini söylediğinde Howard bu çocuğun nasıl işin başına geçeceğini
bilmediğini söylüyor, sense geçmeyeceğini düşünüyorsun ama sesin çıkmıyor. Trafik çok yok,
herkes kutlama derdinde. Şehir dışına çıkmanıza az kaldı.
“Partide çok kibar bir garson vardı, onu eve almayı düşünüyorum, ne dersin?”
“İstediğini yap tatlım.. Ben de çok akıllı bir tane gördüm, onu holdingde uşak olarak
alabilirim.. Tony’le de ilgilenmesini söyledim, muhtemelen o arabaya bıraktı, akıllı adam..”
İkisi bir süre daha sessiz kaldıktan sonra Howard iç çekerek Peggy’i görüp görmediğini
sorunca Maria cevaplıyor:
“Gördüm, erken ayrıldı.. Sana selam söyledi..”
Aynadan baktığında Howard kendi kendine gülümseyerek dışarıyı izliyor, bir süre sonra da
konuşuyor:
“Keşke Steve yaşıyor olsaydı..”
“Peggy için mi?”
“Hım? Hayır, hayır.. Tony’e iyi gelirdi.. Belki bizimki biraz daha adam olurdu..”
Maria ‘Howard’ derken sen yanında hala uyanmamış genç adama bir bakış atıyorsun.
*
Tony gülerken ‘şaşırmadım’ diyor, ‘adama onu öldürenin sen olduğunu söylemek
isterdim, muhteşem bir geri dönüş’, katılıyorsun.
Steve ‘peki ne oldu?’ diye sorduğunda omzunu silkerek cevaplıyorsun:
“Zehirler bir süre sonra etkisini göstermeye başladı. Önce uyudular, sonra da
öldüler.”
198
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne kadar basit. Senin ölümünü anlattıklarında da bu kadar basitti. Önce
uyudular, sonra da öldüler.
Tony iskemlesinde diğer tarafa kaykılırken ‘devamını anlatacak mısın’ diyor.
İç çekerek koltuğunda arkana yaslanırken başını sallıyorsun, başka çaren yok.
*
Arabayı otobandan çıkartıp kazanın gerçekleşeceği sapa yola soktuğunda arabadaki tek canlı
insan gözlerini açarak ne olduğunu soruyor, ardından sana dönerken ‘oh hayır’ diyor:
“Hala ısrar ediyor musun?”
Sorusuna cevap vermek yerine istiyorsa onu tekrar bayıltabileceğini söylediğinde koltukta
geri dönerek arkaya bakıyor, oradakilerin insani olmayan devrilişlerini fark ettiğinde ise
hareketsizleşip bir süre sonra önüne dönerek soruyor:
“Yaptın mı?”
Yaptığını söylediğinde yutkunduğunu görebiliyorsun. Daha gencecik bir adam ve ölebilecek
biri olduğunu şimdi fark ediyor.
Yutkunuyor, tekrar yutkunuyor, ardından onu nasıl öldüreceğini sorunca ona bir bakış
atarak soruyorsun:
“Umursamıyor musun?”
Seni bulan bakışları oldukça net, zeki ve ayık, yalan söylemiyor:
“Bir parça evet ama diğer parça hayır.. Önce ben ölseydim kendilerini kurtarmaya
çalışırlardı.”
“Sen de aynısını yapmıyor musun?”
“Evet, çünkü umursamıyorum..”
İlginç.
“Sana ne yaptılar?”
Kaşlarını kaldırırken ‘merak mı ediyorsun?’ diyor, ‘oldukça uzun bir hikaye, nereye kadar
gidiyoruz?’
Sırıtırken daha birkaç mil olduğunu söylediğinde iç çekerek annesiyle babasının onu sadece
varis olarak yaptıklarını söylüyor, babası başka ihtimallerin, annesi de içki şişelerinin
peşinde kendini kaybetmiş.
“Babam eski bir kahramandı, hala orada yaşadığını sanıyor.. Şimdi bir bok değil..”
Teknik olarak evet, şu anda hiçbir şey değil.
Araba oldukça sert bir tümsekten geçtiğinde başını tavana vurup dikkatli sürmeni bağırıyor,
sana savrulan kolu koluna vurunca onun bileğini yakalayarak çevirip onu öne eğiyorsun, bu
sefer ona bağırıyor.
199
Awakencordy
merkez-masa.com
Arka koltukta yere düşmüş cesetler var ve arabadaki en canlı kişi elinin altında bağırıyor.
Uzun süredir bu kadar canlı hissetmemiştin. Bu bitince soğuğa dönecek olmak parmaklarını
daha da sıkıştırdığında bu sefer gerçekten bağırıyor, sen de onu bırakıyorsun.
Arabanın camına dayanan genç adam bunca saattir ilk defa senden korkmuş gözüküyor.
Annesiyle babasını öldürmen değil, anlık bir saldırı onu korkutuyor.
Muhtemel baba şiddeti, çocukluktan olmalı.
Neden umursamadığı kendini belli ediyor.
“Nasıl yapacaksın?”
“İleride bir kaza süsü var, araba oraya uçacak..”
“Sadece uçarak mı? Otopside zehir anlaşılır..”
Ona döndüğünde omzunu silkiyor, sen de ne önerdiğini soruyorsun, cevap veriyor:
“Bir yere çarparsak yanabiliriz, yanarsak otopsi olmaz..”
“Kullandığım zehirler otopside çıkmıyor..”
“Ama çarpma anından önce darbe aldılar, arkada.. O kendini gösterecektir..”
“10 dakikanın önemi olmaz.”
Başını sallarken ‘o da doğru’ diyor, sonra cevaplıyor:
“Denize düşmek pis ölüm.”
Hiç denizde ölmemiş olsan da için ürperiyor.
“Ateşi nasıl yakacağız?”
*
“Anthony Stark-“
“Hayır Steve, tam isim yapma-“
“Annenle babanı yaktığını mı söylüyorsun?”
“Ben bir şey yapmadım!”
*
Arabayı sürerken onun önerileri oldukça sağlam öneriler olsa ve Anthony Stark’tan iyi bir
katil olacağını öğrensen de emirlerin açık ve net.
“Düzenlenen senaryoyu kullanmam gerek.”
‘Peki’ dedikten sonra yolu izleyerek soruyor:
“Beni de öldürecek misin?”
Beynin evet dese de cevap vermediğini fark ettiğinde neden cevap vermediğini
düşünüyorsun. Ailesi onunla ilgilenmeyen yalnız bir genç adam, oldukça umursamaz bir
savaşta oldukları da bir gerçek: babasının en değer verdiği şey üzerinde onu kızdıracak
şeyler yapmaya hazırdı.
200
Awakencordy
merkez-masa.com
Parmakların direksiyonu sıkarken Kaptan’ın odasını hatırlamadan edemiyorsun. Onca eski
şey, onca yaşanmış şeyRafta gördüğün resim seni rahatsız ediyor.
“Resimdeki diğer adam kim?”
Sana dönerken ‘hangi adam?’ dediğinde sabır dolu bir nefes alıyorsun, onun boynunu kırmak
soruna cevap vermeyecek.
“Rogers’ın yanındaki mi? Arkadaşı, hep onunla resimleri var.. Diğer komandolarla
somurtuyor ama o adamla hep gülümsüyor, çocukluktan arkadaşlarmış.. Çavuş Bir Şey..”
Çavuş Bir Şey.
“Baban neden onlara da hayran değil?”
Tony omzunu silkerken çavuşun da öldüğünü söylediğinde bakışların yola daha da
odaklanıyor. Hayata gülen ve sevilen adamlar da ölüyor.
Arabayı yamacın önünde durdurduğunda onun aldığı derin nefesi duyuyorsun.
Önünüzde uçsuz bucaksız bir deniz var, gece karanlık, yukarıda ince bir Ay parçası var.
“Ölmek için güzel bir gece dedikleri bu olsa gerek.”
Bakışlarını ona çevirdiğinde o da sana dönerek kaşını kaldırıyor. İkiniz birbirinizi izlerken
gözlerinin önünden olası raporlar ve verilecek cezalar geçtiğinde kararını verdiğini
biliyorsun.
“Peşine düşecekler.”
Zeki bir adam, verdiğin kararı anladığında şaşırmak yerine cevap veriyor:
“Hep peşimdeler.. Sadece daha dikkatli olmam gerek.. Kötü adamlara kötü şeyler
planlamamak gibi.. Bundan sonra sırf içkiye ve kumara düşebilirim, ne dersin?”
Onun alkolik olmayacağını biliyorsun. Ne babası ne de annesi gibi olmak istiyor.
“Şöförü bagajdan çıkartıp buraya koyacağım-“
“Tabii ki onu da öldürdün..”
Cevap vermeyerek kapıyı açıp çıkıyorsun, birkaç saniye sonra o da kapıyı açıyor. Sen
bagajdaki ölü ağırlığı alıp öne koyarken o arka kapıyı açarak babasına bakıyor.
Gözyaşlarıyla dolu bir veda olmayacağı ortada.
Sen şöförü kemerle bağlayıp ellerini direksiyona koyduktan sonra kapıyı kapatırken o
babasından bir şey alarak geri çıkıyor. Ne aldığını sorduğunda parmakları arasında bir
rozeti kaldırarak sana gösteriyor.
“Orijinal, 1945.. Rogers babamla suya gömülmeyi hak etmiyor..”
Güldüğünde sesinde garip bir boğukluk var, sebebi bilmiyorsun. Annesinden bir şey alıp
almayacağını sorduğunda omzunu silkiyor.
201
Awakencordy
merkez-masa.com
“Annem burada değildi..”
Önce anlamasan da sonra onaylıyorsun. Kimileri yaşayan ölü olmayı seçer.
Tüm hazırlıklar bittiğinde ikiniz birbirinize dönüyorsunuz, o da soruyor:
“Şimdi?”
Arabayı suya iteceğini söylediğinde ‘bana ne olacak?’ diye soruyor, sen de cevaplıyorsun:
“Arkasından sen de atlayacaksın-“
“Sebep?”
“Seni de sudan çıkartmaları gerek.. İfadeni aldıklarında suyun nasıl olduğunu doğru
anlatmalısın..”
“Soğuk desem olmuyor mu?”
Kış suyuna dalarak ölüme terk edilmek sadece ‘soğuk’ değil. Nereden bildiğini bilmesen de.
“Tamam, tamam..”
Gidip kendisinin oturduğu kapıyı açıyor, açık bırakıyor, sonra yanına gelirken elleri açık,
soruyor:
“Şimdi?”
Şimdi.
*
“Tony..”
“Ne? Normal biri değilim Rogers, sen de biliyorsun..”
“Rogers, öyle mi?”
Tony elini sallarken ‘Steve, her neyse’ dediğinde Steve’in ona da isimlerle bir mana
verdiğini anlıyorsun.
“Bu annemle babamı öldürmek değildi, öyle bir şey ben yapmadım, o yaptı..
Şokta da değildim.. Hayatım için de savaşmıyordum, beni öldürmeyeceğini
söylemişti ve öldürmeyeceğini biliyordum..”
Steve ‘peki neden?’ dediğinde Tony omzunu silkiyor, sen onun yerine
cevaplıyorsun:
“Ağırlığı atıyordu..”
Hepsi sana döndüğünde Tony masanın kenarında olmayan çıkıntıyı
tırnaklamaya devam ediyor, sen anlatıyorsun:
“Howard onda seni arıyordu, bulamadığı her an için de onu cezalandırıyordu..
Maria alkolikti, sadece yapması gerektiği için çocuk yapmıştı ve aslında başka
202
Awakencordy
merkez-masa.com
bir adamı seviyordu.. Howard için ikisi de önemli değildi, ikisi de bunu
biliyorlardı.. Onu bağlayan ağırlığı kesmiştim, o da özgür kaldı..”
*
Araba sulara gömülürken ışığı da yavaş yavaş yok oluyor, en sonunda en parlak şey yine
ikiniz kaldığında onun aldığı nefesi duyuyorsun.
“Kahramanı gibi ölmesi ayrı bir ironi.”
Kaşlarını çatarken Rogers’ın nasıl öldüğünü sorduğunda omzunu silkerek cevap veriyor:
“Suya gömüldü..”
“Babanı zehirle öldürdüm.”
“Ayrıntı..”
Sesini çıkartmadığında o hala sessiz, hala düşünceli, Çavuş’un da suya düşerek öldüğünü
söylerken elini savurarak açıklıyor:
“Kayıtlarda çatışmalarda öldüğü yazıyor ama babam o dönemde ve sonrasında yönetici
olduğu için biliyor.. Barnes da suya düşerek ölmüş.. Takımın üçüncüsünün de öyle ölmesi
ironik değil mi? Umarım Peg de öyle ölmez..”
“Peg?”
Sana dönerken ‘Peggy’ diyor, sense tanımadığın isimle tekrar suya dönüyorsun. Görevini
bitirmemek avuçlarının içini kaşındırsa da garip bir şekilde kendini durdurmaya devam
ediyorsun. Neden onu ayırdın? Zeki olduğu için? Dürüst olduğu için? Kaçmadığı için?
Yoksa birinin seni ayaklarından yere bağlaması nedir onu okuyabildiğin için?
Sebebine karar vermemiş olsan da vaktiniz az. Geri adım attığında o da düşüncelerinden
uyanıyor, sana dönerken soruyor:
“Atlıyor muyum?”
“Atlıyorsun. Ondan sonra da gerçekten kurtulmuş şekilde ne yapman gerekiyorsa onu
yapacaksın.. İfadeni verebilecek kadar zekisin..”
“Ya senden bahsedersem?”
Elinde olmadan sırıtırken isterse denemesini söylüyorsun. Onu korkutacağından değil,
kimse seni bulamayacağından.
Seni incelerken farklı olduğunu söylüyor. Daha önce onlara saldırmayı deneyen kiralıklar
gibi değil.
“Öyleyim.”
“Neden?”
Diğerlerini sana dayanarak oluşturduklarını söylemiyor, onun yerine atlamasını istiyorsun.
Vaktiniz az.
Dönerek suya bir bakış attığında olur da yaşamayı başarırsa, olur da HYDRA onun peşine
düşmeyi bırakırsa olabileceği adamı görür gibi oluyorsun. Azimli, azametli, zeki.
Sana dönen bakışları seni tartarken dudakları gülümsüyor:
203
Awakencordy
merkez-masa.com
“Son bir öpücük?”
Gözlerini devirsen de ciddi olmalı ki seni gömleğinden çekerek sana yükseldiğinde
dudaklarınız birbirine geçiyor. Bu seferki malikanedekinden daha gerçek: sen katilsin, o
yalnız.
Metal kolun onun beline dolanırken onun çimleri ezerek daha da sana yükseldiğini
duyabiliyorsun, elleri yakalarında, seni kendisine çekiyor, çekiyor, çekiyor. Belki de
gerçekten öleceğini düşünüyor.
Ya da ilk defa kendisi gibi nefes alıyor.
Ayrıldığınızda onun gömleğinle oynadığını hissederek başını eğiyorsun, ne yaptığını
gördüğünde ise ‘hayır’ diyorsun, ‘hayır.’
Susmanı söylerken oldukça rahat, hak ettiğini söylüyor ama sen onun kollarından çıkarken
cevabın açık:
“Hayır Stark-“ eldivenli parmakların gömleğine iliştirilmiş rozeti açmaya çalışırken elleri
ellerine kapanıyor, gözlerine baktığında ise cevap veriyor:
“Bu rozet suya düşmeyecek demedim mi? Rogers benimle de suya düşmeyi hak etmiyor..”
“Benimle hak ediyor mu?”
Gülümserken ‘beraber mi atlıyoruz asker?’ dese de sen onun ellerinden sıyrılırken o tekrar
ciddileşmiş, konuşuyor:
“Bunu almanı istiyorum, tamam mı? Nasılsa artık her şey benim, bu da ilk yatırımım..”
Sen rozeti açmaya çalışırken eline vuruyor, sense refleksten onun kolunu bükerek onu geriye
eğdiğinde yüz yüze geliyorsunuz. Neden ona karşı saldırı şeklin hep kolunu bükmek
bilmiyorsun. Kalbini ortada taşıdığı için olabilir.
Canı yandığı belli olsa da sana kaldırdığı yüzü korkusuz, cevaplıyor:
“Katiller de kahraman olabilir-“ onun bileğini sıktığında ‘hayır’ diyor, sonra konuşuyor:
“Resimdeki herif, Çavuş olan.. O da katildi, biliyor musun?”
Bilmiyorsun ve pek de umurunda değil, şu an neden onu suya fırlatmadığını düşünürken o
konuştukça konuşuyor:
“O da katildi, komandolar için çalışıyordu, onların katiliydi.. Rogers’ın ensesinde geziyordu, o
nereye gitse peşindeydi, onun göremediği tehditleri savuruyordu.. Ve bugün herkes onu bir
kahraman olarak görüyor.. Rogers temiz elleriyle kahraman oldu ama asıl kahraman
arkasındaki adamdı, görmüyor musun?”
Ona bakıyorken kahverengi gözleri açık, sana bakarak konuşuyor:
“Babam bana yıllarca Kaptan’ı anlattı.. Ama benim kahramanım arkadaki adamdı..”
Yalan söylemiyor.
“Beni neden öldüremediğini soracaklar, ceza alacaksın.. Şanslıysan seni öldürmeyecekler..”
Tabii ki öldürmeyecekler. Kim en değerli projesini çöpe atar?
204
Awakencordy
merkez-masa.com
“Rozeti hak ediyorsun..”
Onun gözlerine bakarken bir kahraman olmadığını söylediğinde gülümseyerek sana bakıyor
ve gözleri adeta konuşuyor ama ne dediğini anlamıyorsun.
Onu silkeleyerek bıraktığında geri adım atarak uzaklaşıyor, ardından sana göz kırparak
tekrar görüşürseniz ona selam söylemeni isteyip yamaç kenarına doğru gerilerken
konuşuyor:
“Belli mi olur, belki bir gün de ben seni kurtarırım..”
Öyle bir şey olacağını sanmasan da dönüp kollarını açıyor ve ardından zenginlere öğretildiği
gibi teknik dolu bir şekilde sıçrayarak kendini suya bırakıyor.
Kenara ilerleyerek aşağı bakarken onun suda oluşturduğu değişimi izliyor, saniyeleri
sayıyorsun. Dört, beş, altıSuyu yararak dönüp yukarı baktığında nefesini bırakıyorsun, o ise kıyıya doğru yüzerken
‘yardım edin!’ diye bağırıyor. ‘Yardım edin!’
Yamaçtan gerileyerek ayak izlerini silerken bir yandan üzerini de kontrol ediyorsun, elin
rozeti buluyor.
*
Masadaki herkes farklı nedenlerle sarsılmış gözükürken Steve ilk toparlanan,
yumuşak bir sesle Tony’e soruyor:
“Doğru mu?”
Tony aksilikle ‘ne doğru mu?’ derken kimseye bakmıyor, Steve ise elini onun
eline kapatırken ‘kahramanın Bucky miydi?’ diye soruyor fakat Tony o frekansta
değil, elini çekerek cevaplıyor:
“Neden sonraki anıya geçmiyoruz? Adam projektör gibi hatırlıyor, gördük-“
“Tony..”
Tony bakışlarını ona kaldırırken ‘evet’ diyor, ‘herkesin favorisi sensin biliyorum ama-‘
dese de daha lafını bitiremeden Steve onu panikle dolduğu belli olan
göğsünden tutarak kendine çekiyor, dudaklarını bulurken Tony de bir an sonra
ellerini onun saçlarına sokarak ona asılıyor.
İkisi sevgiliden daha farklı bir şey gibi birbirlerine bastırdıktan sonra
ayrıldıklarında Steve onun göğsündeki kumaşı yavaşça bırakıyor, Tony de
arkasına yaslanırken sana bir bakış atarak soruyor:
“Rozet nerede?”
Masadaki kimse biraz önce anlatılanların büyüklüğüne değinmeyecek gibi dursa
da sen gözlerini yavaşça açıp kapattığında Tony iç çekerek cevaplıyor:
205
Awakencordy
merkez-masa.com
“İyi, tamam, seninle de öpüşelim mi?”
Hayır dediğinde hepsi gülüyor, Tony ise sırıtırken kendine gelmiş, cevaplıyor:
“Neden? Orada pek memnundun-“
“Seni aşağı attım-“
“Ben atladım!”
“Ben öldürmedim.”
Buna bir şey söyleyemezken memnun, ‘öldürmedin’ diye tekrarlıyor, Steve ise
gözleri parlıyorken rozetin o rozet mi olduğunu sorunca sen bakışlarını ona
döndürerek onaylıyorsun. Rozet o rozet. Diğerleri bilmiyor.
*
Michael Giacchino – Moving On
“Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?”
Sen kendinden emin olamasan da Steve yanında senin yerine cevaplıyor:
“Kiraladığımız kasa var, açmak istiyoruz..”
Genç kadın gülümserken ‘elbette’ diyor, ‘isim alabilir miyim?’
Steve sana döndüğünde sen neden buraya geldiğini düşünüyorsun, Tony 2
saatlik ara almak istediğini söylediğinde sen de kendini katil gibi hissettiğini
söylemeliydin, sana ara verirlerdi, ne istersen yaparlardı, kafayı sıyırmanı
istemiyorlar“Bayım, isim?”
Önündeki fazla ruj sürmüş kadına odaklanırken her yer ağır.
“Steve Barnes.”
Kadın bilgisayarına dönerken yanındaki adam bir çapa kadar ağır ve sağlam,
uzaklaşmanı engelliyor, yanında duruyor.
Steve Barnes.
*
“Bir şey söyleme.”
“Söylemeyecektim..”
“Kasayı alırken bildiğim tek isim bunlardı Rogers-“
“Bir şey söylemedim, gerçekten..”
206
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona ‘iyi’ derken kız sizi soktuğu odaya kasanızı getirmiş, sana dönerek
‘anahtar?’ dediğinde Steve Tony’den aldığı aleti uzatıyor. Tony’nin söylediğine
göre bu anahtarın açamayacağı bir kilit yokmuş.
Kız farkında olmasa da anahtarın modeline kaşlarını çattığında Steve tüm ‘iyi
çocuk’luğuyla ‘eski model’ diyor, kız da ona gülümseyen uzun ve sarışın adama
gülümserken anahtarı çevirerek kilidi açıyor, sonra sizi yalnız bırakarak dışarı
çıkıyor.
Kapağı açılmış bir kasa, içindekileri görmekten korkuyorsun ama Steve
yanında, kapağı tutarken soruyor:
“Devam?”
Devam.
*
Steve kasadan neler çıkmasını bekliyordu bilmiyorsun ama büyük kutunun
içinde duran minik rozet senin için çok şey ifade ediyor.
Farkında olmadan sahip olduğun tek şey buydu. Karşı koydun, kendin karar
verdin, bir hayat kurtardın. Hepsi bu minik yuvarlakta, parmakların arasında
duruyor.
O günkü Winter rozeti ilk bulduğu çöp kutusuna atabilir ve kimsenin haberi
olmazdı ama yapmadı. Onun yerine geri döndüğü şehirdeki ilk bankaya girerek
bir kasa açtı, içine bunu bıraktı, anahtarı da içine atarak kilitledi.
Geri dönebileceğine dair umudu yoktu, hepsinin ondan silineceğini biliyordu
ama yine de çöpe atmadı.
Rozeti parmakların arasında çevirirken gözlerin yandığında Steve yavaşça
kasayı kapatıyor, sonra sana dönüyor, sense yutkunarak konuşuyorsun:
“Anahtar yok.”
Farkında olduğunu söylediğinde başını ona kaldırarak cevaplıyorsun:
“Anahtarı içine atmıştım, ilk geldiğimde. Şimdi yok.. Anahtar bir yerde Steve-“
“Hatırlayacağından eminim.. Az şeyi olanlar mutlaka hatırlar..”
Nefesini bırakırken parmakların rozeti çevirip duruyor, bakışlarınsa kasayı
izliyorken parmakların üzerine bir el kapandığında bakışlarını ona çeviriyorsun,
o gülümseyerek konuşuyor:
“Rozeti yine buraya getirmişsin..”
207
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kaybolurdu..”
“Ama anahtarı bırakmamışsın..”
Ona bir cevap veremediğinde Steve yine de cevap vermişsin gibi gülümsemeye
devam ediyor.
Geri dönmeye niyetin vardı.
Sonra elinden almış olmalılar.
*
Bir süre yürümeye karar vererek ilerlerken rozeti elinde çevirmeye devam
ediyorsun. Anahtar nerede? Nereye saklamış olabilirsin? Rozetin daha önce
ortaya çıktığı anı daha net hatırlamaya çalışıyorsun ama ayrıntılar kayıp, sadece
Steve’i hatırlıyorsun.
Nasıl buradan çıkarken seni kapıda bastığını, nasıl seninle konuşmaya çalıştığını
ve senin nereden geldiğini bilmediğin bu rozeti onun suratına fırlattığını. ‘Al
Rogers, kalkanın! Sevgiline bıraktığın şeylerden biri daha!’
Yere düşen şeyi alan adamın yüzündeki şaşkınlıkta dürüstlüğü gördüğünde
nasıl kafanın karıştığını.
“Bunu sana ben vermedim.. Bunları ben öldükten sonra yaptılar..”
Dürüst olduğunu biliyorsun, bu herif sana bir tek yalan söylese onu öldürmek
çok daha kolay olacakken o inatla hala doğruyu söylüyor, sen yumruklarını
sıkarken o elinde tuttuğu rozeti sana geri uzatarak cevaplıyor:
“Bunu sana ben vermedim.. Ama sen sakladın..”
Saklamadın. Neden saklayasın? Onu hatırlamıyordun, ne anlamı olabilir? Kim
sana Kaptan Amerika rozeti verebilir? Seni tanıyacak kimse yaşamıyor, kimse,
kimse.
Etrafınızdan kalabalık akarken, sokak bu sefer gündüzken başını kaldırarak
sana dönmüş adama konuşuyorsun:
“Burada bunu sana fırlattım..”
‘Evet’ derken gerisinde olanları da reddetmiyor. Elini açarak içindeki rozete
bakarken devam ediyorsun:
“Bana geri uzattın.. ‘Ben vermedim ama sen sakladın..’”
208
Awakencordy
merkez-masa.com
Tekrar evet derken başını ona kaldırdığında nasıl seni hem minicik ve
korunmasız, hem de en değerli ve en korunan şey gibi hissettirdiğini
anlamadan devam ediyorsun:
“Doğru söylediğini biliyordum ama yalan söylediğini söyledim.. ‘Hepsi bir
numara, sana bağlanmamı istiyorsun, paranız var, hepsini yapabilecek gücünüz var’..”
Üzüntüyle dolu derin bir nefes alırken rozeti avcundan alarak o geceki gibi
açıyor, onu öldürebileceğini bilmesine rağmen aptal bir cesurlukla ceketinin
içine girerek rozeti kazağına ilikliyor.
Parmaklarını hissediyorsun, o gece de hissettin. Geri adım atmıyor, o gece de
atmadı.
Ne zaman bitiriyor, bakışlarını sana kaldırırken cevabı aynı:
“Bunu kim sana verdiyse, doğru karar vermiş.. Kalkanım benden başka sadece
senin..”
O gece içini dolduran kızgınlık bu gündüz onu kulaklarından tutup kendine
eğmenle yer değiştiriyor. O gece yumruğunu yiyen adam bu gündüz
dudaklarını yakalıyor, çevrenizden akıp giden kalabalık size birer bakış atıp
gülümser ya da yargılarken sen beline dolanan kola kendini bırakarak geriliyor,
dikleşiyor, hayatında ilk defa kendinden başkasına güveniyorsun ve o seni
bırakmıyor.
*
Alexandre Desplat – The Swings Of Central Park
“Nasıl yapıyorsun?”
Kahve arabasından iki kahve almış, birini sana uzatarak seni parkın yürüyüş
parkuruna sokarken ‘neyi?’ diye sorduğunda cevaplıyorsun:
“Bunu.. Nasıl beni affedebiliyorsun?”
Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra ‘affettiğimi kim söyledi?’ diye sorunca
midene bir soğukluk çöküyor. Affetmedi mi?
“Açıkçası ne söylemem gerektiğini bilmiyorum, bunu daha önce de tartıştık..
Olanlar oldu Winter, seni affedecek biri varsa da o ben değilim.. Hepimiz bir
şeyler yaptık..”
“Ben çok şey yaptım..”
Sana dönerken ‘biliyorum ama tetiği sen çeksen de sorumlusu sen değilsin’ diyor. Yeşil
yaprakların ve koşturan çocukların arasında o kadar renkli ki, kendinin Kötü
Cadı gibi siyah ve korkutucu olduğunu düşünmeden edemiyorsun.
209
Awakencordy
merkez-masa.com
Kötü Cadı tüm masalların sonunda ölür, değil mi?
Bakışlarını ondan kaçırdığında ne olduğunu soruyor, sense yürümek istediğini
söylüyorsun. Kahramanlar yalan söylemez, sen söyleyebiliyorsun.
*
“Hey, hey! Bayım! Kaptan!”
Steve geri döndüğünde sen de dönüyorsun. Gelenin bir el bombasından farkı
yok, o kadar hızlı koşuyor ki arkasındaki annesi daha görünmüyor. El bombası
Steve’in bacaklarına çarparak ona sarıldığında ne olduğunu anlayamayan Steve
kahvesini döndürüyor, sense onun eline öyle hızlı çarpıyor ve kahveyi yola
savurtuyorsun ki ikiniz göz göze gelirken aşağıdaki bomba cıvıldıyor:
“Kaptan! Kaptan’ı yakaladım!”
Çocuk bile senden daha başarılı, gözlerini devirdiğinde o da aklından geçeni
anlamış olacak ki gülüyor, eğilerek çocuğu kucaklarken sen geriye kayıyorsun.
“Kaptan anneme seni gördüğümü söylemiştim ama inanmadı ANNE BAK!
ANNE!”
Anne koşmuş, nefes nefese özür dilerken Steve önemi olmadığını söylüyor,
çocuğun çantasındaki topu imzalamayı kabul ederken çocuk sana bir bakış
atarak senin kim olduğunu sorduğunda annesi ‘James!’ diye fısıldıyor, sense
cevaplıyorsun:
“Ben kötü olanım..”
James gözleri büyürken ‘kötü adam!’ diyor, Steve iç çekerken sen eğilerek devam
ediyorsun:
“Ve beni fark etmedin.. Kahramanlar hep etrafının farkındadır, bir daha
koşarken etrafına bak, tamam mı?”
James başını sallarken Steve’in bacağının arkasına saklansa da sen anneye
dönerek bu sefer gerçekten kötü olmuş, başıboş çocuklara ne yapıldığının
farkında olup olmadığını soruyorsun ama bu sefer Steve seni gerçekten
yakalamış, anneden uzaklaştırırken özür diliyor, seni geri geri sürüklerken
çocuk çantasından oyuncak bir tabanca çıkartarak sana sıktığında sen oyundan
vurulduğunu hissediyorsun.
Neden çocukların ellerine silah veriyorlar?
*
210
Awakencordy
merkez-masa.com
“Çocuğun elinde silah vardı.”
Steve iç çekerken bildiğini söylüyor, bir yandan da hala senin elinde olan ve
içmediğin kahveye uzanırken ona vererek tekrarlıyorsun:
“Kahramanının sen olduğunu söyledi ama elinde silah vardı.. Neden kalkan
değil?”
Steve bir an sana bakakalırken aptalca olduğunu bildiğini söylesen de o kadar
çok tabancalı çocuk gördün ki, rahatsız olmadan edemiyorsun. Onlarınki
oyuncak değildi.
“İşte bu yüzden affediyorum..”
Şimdiye döndüğünde onun seni izlediğini görüyorsun. Dalmış olmalısın, ne
James ne de annesi etrafınızda değil.
“Sen kötü adam değilsin.. Zorlukla karşılaşan kahramansın..”
Kaşlarını kaldırdığında kendinden emin bir şekilde ‘evet’ diyerek senin içtiğin
kahveyi içiyor ve dönerek yoluna devam ederken sen kağıdın ağızlığında seni
tadıp tatmadığını merak ediyorsun.
*
Kule görünür olduğunda dosyanın beklediğinden daha ince olduğunu
söylüyorsun, her şeyi bulamadılar mı, yoksa çok kabarık değil mi?
“İkisi de.. Boşlukları senin tamamlamanı umuyorduk..”
“Öldürdüklerimin listesini mi istiyorsun?”
“Hatırlıyorsan ve verebilirsen evet..”
Önüne dönerek kaldırımda yola devam ederken dosyanın şimdiki hali dahi
gözlerinin önünden gitmiyor. Öylesi uzun bir liste, daha hatırlamadıkların da
eklendiğinde ne kadar uzayacak olsa da Steve seni affettiğini söylüyor. Her bir
harfi, her bir çizgiyi, her bir “BAŞARILI DÖNÜLDÜ”yü affedeceğini söylüyor.
İnanmak ne kadar da zor.
*
Asansör yukarı yükselirken şehri de görebiliyor olmak ilginç. Bu binadan
normal şekilde çıkmadın, ilk defa normal şekilde giriyorsun.
“Jarvis’e seni yükledik.”
211
Awakencordy
merkez-masa.com
Camdan ona dönerken yukarıdan bir ses ‘rica ederim, beyefendiyle cinsel bir
alışverişimiz olmadı’ dediğinde Steve kızarıyor, sense sırıtarak açılan kapıdan içeri
giriyorsun.
Gelmeni bekliyor olmalı ki Bruce seni görünce koltuktan fırlıyor, sense ellerini
açarak tehdit olmadığını gösterdiğini fark bile etmiyorsun ancak o seni açık
ellerinden birinden tutup koridora götürürken konuşuyor:
“Tony hala depresyonda, o arada ben de şu kontrolümü yapayım istiyorum, ne
dersin? Steve, Nat geldiğinde onu bulmanı istedi, duş alıyormuş..”
“Duşta mı bulayım?”
Bruce ‘öyle söyledi’ diyerek merdivenlere gittiğinde sen onun arkasından Steve’e
bakıyorsun, o da omzunu silkip dönerek öbür tarafa giderken sen doktoruna
dönerek soruyorsun:
“Seni kızdırmak için söylemiş olmasın?”
Bruce araştırma odalarına giderken ‘Nat beni kızdırmayı sevmez’ diyor,
inanıyorsun.
Onlarca alet evedatın olduğu masanın ortasında Bruce seni nereye götüreceğini
biliyor, sen korkmamaya çalışırken dikkatini dağıtma amaçlı soruyorsun:
“Nasıl canavar oluyorsun?”
Bruce ‘buraya’ dediğinde bir tablanın üzerine çıkıyorsun, etrafını hologramlar
kaplarken olanları izliyorsun. Kimse seni daha önce hologramla taradı mı
bilmesen de vücudun nasıl hareket etmen gerektiğini biliyor.
Makinelerden birinin başına geçmiş Bruce artık istediği an olabildiğini
söylediğinde içindeki nasıl ölmediğine inanamadığın bir çocuk hevesle ‘şimdi de
yapabilir misin?’ diye sorunca görmüş olmalı ki hafifçe gülerek eğer uslu olursan
lolipop yerine onu verebileceğini söylüyor.
Ne isterse yapıyorsun.
*
“Hazır mısın?”
Clint bunun kötü bir fikir olabileceğini söylese de Bruce söz verdiğini söylüyor,
ardından sana dönerek cevaplıyor:
“Onunla da geçinmeni isterim..”
212
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen başını sallarken aralarında ne kadar fark olduğunu bilmiyorsun ama
önündeki minik adam gözlerinin önünde yeşil bir deve dönüştüğünde ne
yapman gerektiğini de bilemeden onu izliyor, kıpırdamıyorsun.
Sen ne yapacağını bilemezken isminin Hulk olduğunu söyledikleri dev etrafına
bakarak nerede olduğunu inceliyor, sonra ikinize dönerken Clint’i gördüğünde
‘kuş’ diyerek gülümsüyor. Clint ise ‘nasılsın dostum’ diyerek onun kalın bileğini
patpatlarken bir eliyle seni göstererek konuşuyor:
“Hulk, bu Winter.. Daha önce karşılaştınız-“
“Sinek..”
Clint gülerken ‘evet’ diyor, sen de hafifçe gülümsüyorsun. Kimse seni daha önce
bu kadar açık şekilde aşağı görmemiş, üzerine bir de gülümsetmemişti.
“Oyun mu oynuyoruz?”
Clint ‘evet!’ diyerek sırtındaki okları çıkarttığında sen panikle ona bakıyorsun, o
da cevaplıyor:
“Onu yormadan geri sokmamıza imkan yok, biraz koşacağız-“ panikle ne
yapacağını sorsan da Hulk bir anda yanındaki yere yumruğunu gömünce ne
yapacağın belli oluyor.
Kuş ve Sinek uçacak, Hulk kovalayacak.
*
Hulk’ın yumruğunu yemene ramak kala tavandan kırmızı bir şey yanına
düşüyor, sense daha ne olduğunu bile anlamadan halatla kendini sarkıtmış kızıl
duvara attığı tekmeyle tekrar sana gelince, ona tutunarak diğer tarafa
geçiyorsun.
Yere indiğinde o da kendini ipten bırakarak yanına düşüyor, ayağa kalkarken
tavandaki bölmelerden biri daha açılarak Stark içeri uçarken konuşuyor:
“Bensiz oyun oynuyormuşsunuz?”
Sen Natasha’ya döndüğünde kızıl kadın ‘çıkmazsa Steve’le yatacağımı söyledim’
diyor, sen gülerken ayağının dibine mavi bir ışın tehdidi düşüyor ama bir an
sonra suratının önünde bir kalkan belirirken olduğun yerde dönerek ona
bakıyorsun.
Steve sana ‘hey’ derken geride Natasha’nın ‘ikiye ayrılıyoruz, Hulk, oyun!’ diyor,
etraf onun adımlarıyla sarsılırken sen de cevap veriyorsun:
“Hey..”
213
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve gülümseyerek nasıl olduğunu sorarken sen onun kostümünün nerede
olduğunu soruyorsun, o da kalkanı kendisine çekerek seni daha fazla kendine
dayayıp cevaplıyor:
“Aşağıda.. Bir yerde..”
Onun aklının pek burada olmadığını mı sorduğunda ‘oh burada’ diyor ama farklı
yerde olduğu belli, seni gülümsetirken ‘Natasha ile duştasın sanıyordum’ diyorsun,
o da buna gerçekten gülümseyerek cevap veriyor:
“Buraya gelmezsem seninle yatmakla tehdit etti..”
Güldüğünde neden güldüğünü soruyor, o sırada kalkanda yeni bir ışın
patlarken Steve indirdiğinde oraya dönüyorsunuz, havadaki Stark konuşuyor:
“Leydi oyun istiyor beyler, hım?”
Omzunu silktiğinde Steve de onaylıyor, sen nasıl oynayacağınızı sorduğunda
Clint ‘Jarvis, dolap’ diyor, açılan dolaba döndüğünde baştan aşağı sıralı silahları
görerek yutkunuyorsun.
Oyun değil, test.
*
Silahlara bakmaya devam ederek kıpırdamadığında Natasha ‘silahsız da oynarız’
diyor, Clint sırtındaki okları çıkartırken onlara dönerek cevaplıyorsun:
“Silahsız da Steve’e saldırabilirim. Her şey bir silah. Teste gerek yoktu-“ Tony
seni test etmediklerini söylerken Hulk neyi beklediğinizi soruyor, Tony onu
sakinleştirmeye çalışırken de Natasha önüne gelerek devam ediyor:
“Tony’nin ışınları, Steve’in kalkanı, Clint’in de okları var. Ben arada sırada
farklı şeylerle oynuyorum, sen de isteyebilirsin diye düşündük, o kadar. Çıplak
istersen de problem değil..”
Tony geriden ‘çıplağa varım!’ diyor, sen güldüğünde nedense ortam da
rahatlamış gibi hissettirince başını sallayarak cevaplıyorsun:
“Benim hızıma alışkın değiller,-“
“Hey!”
“Pardon bayım-“
“O ne demek!”
Natasha hepsine kesmesini söylediğinde sen devam ediyorsun:
“O yüzden bu sefer çıplak olsak iyi olur.”
214
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha hafifçe gülümsediğinde doğru karar verdiğin ortada.
Elbette bir testti.
*
Natasha Jarvis’ten müzik hazırlamasını istediğinde Clint müziğin hepsinin ayak
seslerini örttüğünü açıklıyor, Stark’ın her türlü şehre dair de gürültülü
simülasyonu olduğunu anlatırken Stark yere inmiş, konuşuyor:
“Takım kaptanınız olarak Stark Evi’ne katılmak isteyen varsa önce onu
alayım..”
Clint gülerek ‘Ben Targaryen’im’ diyor, sen bir şey anlamasan da Steve önce
kendisinin seçeceğini söylediğinde Tony ona bir bakış atıyor.
Oyunda dahi takımın liderleri onlar.
“Nat..”
Natasha Steve’in yanına geçtiğinde Tony ‘Winter değil mi?’ diye soruyor, bir
yandan da Hulk’ı seçerken Hulk onun yanında yere oturuyor, Steve ise
gülümseyerek cevaplıyor:
“Onunla birlikte mi yoksa ona karşı savaşmak mı daha güzel karar veremedim
Tony..”
Tony ‘uyuz’ derken Natasha ‘al’ diyor, Steve de seni alırken başıyla yanını işaret
ettiğinde sen ona geçiyorsun, Clint de Tony’e gidiyor.
Üçünüz odanın diğer tarafına geçerken Natasha sana beyaz bir kağıt verip
anlatıyor:
“Onlarda da mavi var.. Amacımız önce üç maviyi takım olarak toplamak,
kimde olduğu önemli değil.. Üçünü diğer takımdan alabilen ilk takım bu sefer
kendi içinde oynuyor ve tüm kartları kendisinde toplamaya çalışıyor.. Kazanan
birey olacak..”
Steve böylece herkesin herkese karşı pratik kazandığını söylediğinde başını
sallıyorsun, o sırada alanın diğer tarafında Stark elini kaldırıyor, Steve
onaylayınca da Stark ‘yağmur!’ diye bağırıyor, Steve size dönerken ne istediğinizi
sorunca sen bilmediğin için susuyorsun, Natasha ise ‘rüzgar’ diyor, Steve
dönerek diğer tarafa ‘rüzgar!’ diye sesleniyor.
Neden odanın ortasına bir anda yağmur yağmaya başlayıp dört bir yanından
rüzgar esince şaşırmıyorsun?
*
215
Awakencordy
merkez-masa.com
John Legend – All of Me - Tiësto's Birthday Treatment Remix - Radio Edit
Yüksek müzik ve fırtınadan bir süre ne yapacağını bilemesen de arada sırada
Natasha’nın kızılını ya da Steve’in kalkanını görebiliyorsun.
İlk birkaç dakika duvara dayalı olarak kıpırdamadığında kimse şaşırmış
görünmüyor, hepsi çoktan kendilerini kaptırmış durumdalar. Hulk etrafa
kendisi kadar su saça saça Steve’in peşinden koşuyorken Natasha ve Clint
yağmurun altında gözlerinin takip edemediği bir hareket karmaşası.
Senin rakibin Iron Man ama etrafta görünmüyor.
Yavaşça duvardan ayrıldığında sana süre verdiğini anlıyorsun zira ilk adımınla
ayağının önüne bir ışın düşünce başını kaldırarak ona bakıyorsun.
Yağmur yoğun ama görevlerin birinde Cherrapunji’ye gittiğini bilmiyor
olmalılar: bu hiçbir şey.
*
En zoru Tony, bunun diğerleri de farkında olmalı ki sen Tony’nin kartını
almayı kafana koyduğunda yavaş yavaş Natasha ve Steve de seninle birlikte
çalışmaya başlıyor.
İkisiyle de geçmişte beraber çalıştığın ikisine de planını söylememene rağmen
sen koşarken Steve’in kalkanı sana fırlatması ve sıçradığında ona basarak bir
hava daha almanla Hulk’ın ensesine atlaman ve o sırada diğer taraftan sana
gelen Natasha’ya iplerden tutunarak onunla birlikte uçup Iron Man’in sırtına
bir tekme atmanla kendini belli ediyor.
Tony yere düşmese de dengesi sarsılıyor, yerdeki Steve kalkanını yukarı
fırlattığında sen de Natasha’nın kolundan Tony’nin üzerine atlıyorsun, onu
düşürürken Steve kartı çekip bağırıyor.
En tehlikeli rakibiniz size hırıldayarak kenara giderken sen başını kaldırarak
Steve’e bakıyorsun. Etrafınız kükrüyor, ikiniz de sırılsıklamsınız ama onu daha
önce de böyle gördüğün gözlerin önünde belirirken yine 1944’tesin, bu sefer
Dum Dum’la pratik yapıyorsunuz ve her yer ıslak, her yer çamur.
Kendi kendine gülümseyerek önüne dönüp ayağa kalktığında Steve ‘şimdi kim?’
diyor, sen de sırf onu mutlu edeceğini bildiğin için cevaplıyorsun:
“Dum Dum?”
Yanılmıyorsun ve o gülümseyerek başını sallayınca ondan başını çevirip Clint’e
koşuyorsun.
216
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Hulk kartını pantolonunda saklıyor-“ gülerek ‘ne?’ dediğinde Steve onaylıyor,
normalde Hulk’ı kendi takımına aldığını söylüyorken sen bağırıyorsun:
“Ben elimi oraya sokmam! Natalia!”
Yukarıdan yanınıza inen kızıl ne olduğunu sorunca sen ona dönerek
konuşuyorsun:
“Hulk’ın pantolonu-“
“Benim gibi kibar bir hanımdan elini bir adamın pantolonuna sokmasını mı
istiyorsun?”
Ona bakarken daha önce de yaptığını söylediğinde sırıtıp ne kazanacağını
soruyor, sen de iş ikinize düştüğünde onu çok zorlamayacağını söyleyince
sırıtıp dönerek Hulk’a gidiyor.
Steve olanları şaşkınca izlemiş, Natasha ve senin karşı karşıya geleceğini yeni
anlamış olacak ki hafifçe kıpırdanınca elinde olmadan kaşını kaldırıyor,
soruyorsun:
“Hoşuna mı gitti Rogers?”
Cevap vermek yerine Natasha’nın Hulk’la dövüşmesini izlediğinde sırıtıyorsun.
*
Sahada sadece üçünüz kaldığınızda nedense şaşırmıyorsun. Üçünüzde de ikişer
kart var, altıya tamamlamak için birbirinizi geçmeniz gerekecek. Hulk Bruce
olmuş, başı Tony’nin omzunda, sizleri izliyorken Clint muhtemelen olay
hakkında canlı yorumlarda bulunuyor olmalı ki diğer ikisi aynı anda
güldüğünde sen önündeki ikiliye dönüyorsun.
“Nasıl olacak?”
Steve yere dayadığı kalkanına bastırıyorken ‘bilmiyorum’ diyor, ‘duyduğuma göre
ikimizin toplamından daha iyiymişsin’.
Ona dönerken ‘öyleyim’ diyorsun. Çok şeyi unutabilirsin ama bunu değil: sen en
iyisisin.
Seninle göz göze dururken ‘biliyorum’ diyor, sesinde bir şüphe de yok.
“Önce ben.”
Natasha’ya dönerken ‘peki’ diyorsun, Steve yanınızdan gerilerken Tony bir ıslık
çalıyor, ona döndüğünüzde sesleniyor:
217
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kıyafet de çıkartın!”
Natasha cevap olarak çoktan her yerine yapışmış tişörtünü kaldırarak
sütyeninin içinde duran kartı gösterdiğinde sen gülüyorsun, Natasha ise sana
dönerken sırıtmıyor, gülümsüyor.
Bruce nasıl ona aşık olmasın?
*
Steve en kenara gittiğinde Natasha güvenli uzaklıktan senin kartının nerede
olduğunu soruyor, sense bulmasını söylüyorsun.
Yağmur etrafı dövüyorken ikiniz birbirinizi izleyerek adımlar atıyorsunuz,
rüzgar kesildiğinde bir an sersemlesen de Natasha sorduğunda daha rahat
duyuluyor:
“Nasıl Yasha?”
Bruce onun ne demek olduğunu sorduğunda Clint ‘Rusça James’ diyor, sense
elini saçlarından geçirerek suyu atarken cevaplıyorsun:
“Bu çocuklar hiç gerçek halini gördüler mi Babochka?”
Sessizlik yine Clint’ten açıklama beklerken Clint de diğerlerine dönerek ‘kelebek’
diyor, sense sırıtıyorsun.
Hiçbiri onun kanatlarını görmemiş.
Ve görmemeye devam ediyorlar, Natasha’nın sana atıldığı hız normal gözler
için değil.
Hareketleriniz birbirine geçerken adeta dans ediyorsunuz: haklısın, hiçbirini
unutmamışsın.
*
Natasha hepsinden iyi olmasına ve yıllar içinde çok daha gelişmesine rağmen
senin öğrencin ve sen de yıllar içinde daha da çok geliştin.
Bir milimetre olsa dahi yanlış adım attığında onu yere devirmen daha kimse
farkında olmadan oluyor, o küfrederken senin ellerinden biri onun kalçasına
girerek külodundan beyaz kartı, o debelenirken de diğer elin sütyeninden mavi
kartı alıyor, ikisiyle birlikte fırlayarak geri çekildiğinde ayağa kalkarak tişörtünü
çıkartıp yere atıyor, sen de başını eğiyorsun.
218
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha Clint’e tekmelediği tişörtüyle o tarafa giderken sen diğer iki kartı da
cebinden çıkartıp iskambil kartı gibi birbiri ardına geçiriyor, elinde oynarken
son rakibine bakıyorsun.
Steve sana bakıyorken bu sefer Clint kıyafetleri çıkartmanızı istiyor, Steve
gülümserken sen kartları ona bakarak pantolunun önüne soktuğunda keskin
gözlerin onun göz bebeklerinin büyüdüğünü fark ediyor, oyun başlıyor.
*
Onunla daha önce ne kadar dövüştüğünü hatırlamasan da geçmişe dair
bilgilerin birkaç kere onunla ölümüne gittiğini, hiç olmasa ilk seferinizin
acımasız olduğuna dair. Şimdiki onun yanında hafif kalmalı.
Ona saldırıyorsun ama amacın onu incitmek değil. Ona saldırıyorsun ama kan
akıtmıyorsun, kemik kırmıyorsun, ikiniz su gibi kayıyorsunuz ve kafan bir
yerlerde küçük bir mutfakta ona dövüşmeyi öğrettiğin günleri görüyor. O
zaman da bu kadar uyumluydunuz, değil mi?
Sana yumruk attığında bir elin yumruğu tutarak aşağı çekiyor, o öne eğildiğinde
diğer elin sırtından kalkanını çekiyor. Diğer taraftakilerin toplu nefes alışını
duysan da bir an sonra Steve’in önünden kaçmış durumdasın, kalkan da elinde.
Hepsi seni izlese de sen Steve’i tanıyorsun, metali elinde hoplatıp çevirdiğinde
tutacağın içine saklanan beyaz kartı alarak salladığında gülümsüyor, geride ise
Tony bağırıyor:
“Gerçekten mi Steve? Saklayabileceğin o kadar cebin varken?”
Steve bir şey söylemezken sen kalkanı savuruyorsun, ikiniz aynı anda harekete
geçiyorsunuz.
Odanın ortasında sen ona tekme atarken o dönerek seni çeviriyor, kalkan dört
duvarda aynı etkiyle uçmaya dönerken Steve son duvarda yakalayarak sana
çeviriyor, metal yumruğunu engellerken aradan çektiğinde sen kalkanı ondan
kopartıp geriye atıyor, sonra da onu kalkana deviriyorsun.
O gülerken ‘belim’ diyor ama çok geç, onun üzerine çöktüğünde elin onun ön
cebine girerek mavi kartı çekiyor, tutarak gösterirken diğerlerinin kalktığını
duyduğunda kağıdı yanınıza atarak üzerinde oturduğun adama bakıyorsun.
Hala yağmur yağıyor, hala ikiniz ortasındasınız ve onu öpmek için için giderken
nedense yapmıyorsun, nedense bekliyorsun, o sırada kapı kapanıyor, sen o
tarafa bakıyorsun.
Hepsi gitmiş, belki sıcak duş, belki de yemek-pantolonunun düğmesini açan
parmaklar nefesini keserken başını ona çevirdiğinde Steve cesur, yanakları
219
Awakencordy
merkez-masa.com
pembe ama cesur, yavaşça parmaklarını içeri sokarak kartları çektiğinde sen
biraz daha ona eğiliyorsun.
Etrafınızda ıslak bir perde ve saçların varken nefesleriniz birbirine çarpıyor,
Steve’in parmakları yavaşça, yavaşça senden ayrılıyorken altı kartı bir arada
tutarak sana gösterdiğinde gülmek istesen de kanında farklı bir dehşet var.
Onu hissediyorsun, gittikçe sertleşiyor ve gözlerinde alev alev bir umut var
ama sende hiçbir şey yok.
Neden yok?
*
“Efendim, Ajan Coulson içeri girmek için izin istiyor.”
Ne?
Başını kapıya çevirdiğinde onaylayınca kapı açılıyor, Coulson içeri girerken
halini gördüğünde ‘oh’ diyor, ‘üzerini değiştirelim mi? Hasta olmanı istemeyiz’.
Bu şu anda önemli mi?
Yine de sesini çıkartmayarak kalkıp onunla birlikte banyoya gidiyorsun, o ise
dolaplardan topladığı şeyleri sana vererek içeride beklediğini söylüyor.
Üzerini değiştirirken Steve’in nasıl hissettiğini merak etmeden duramıyorsun.
Bir anda kalkıp üzerinden fırlayarak gitmen ve hiçbir şey söylememen gurur
kırıcı olmalı ancak Coulson sana geldiğine göre bir şeyler de tartışılmış olmalı.
Her şeyi yapabilen adam aslında hiçbir şey yapamıyor, şahane.
Odana geri girdiğinde Coulson sana gülümseyerek Dummy’nin kahve
getirdiğini söylediğinde ilerleyerek iskemlelere oturuyorsun, o da karşına
oturuyor.
İkiniz bir süre sessizce kahvelerinizi yudumlarken Coulson bir süre sonra
kendisi söze girerek konuşuyor:
“Ölümden döndüğüm arada ne benim ne de diğerlerinin bilmediği bir şey
olarak aslında senin projenden baz alınan bir projeye sokuldum: TAHITI..
Duydun mu?”
Reddettiğinde kısaca ölüm sonrası diriltildiğini, seninkinden farklı diriltildiğini
ve onun vücudunun da bunu reddettiğini, tek çare olarak zorla hafıza kaybı
verildiğini ve koşullu şekillendirildiğini anlatıyor.
Sesi hala yumuşak, hala sanki havadan bahsediyor.
220
Awakencordy
merkez-masa.com
“O zamanlar bundan haberim yoktu, o kadar süre iyileştiğimi düşünüyordum.
Clint’le birleştiğimizde de uzunca süre bir şey yapmadık, doktor yasaklamıştı.
Ama sonra, vakit geldiğinde ummadığımız bir şey oldu.”
Nedense tahmin edebiliyorsun.
Kahvesinden bir yudum almış, indirirken devam ediyor.
“Açıkçası aklımıza TAHITI ile alakası olduğu gelmedi, ki zaten haberimiz de
yoktu. Ölümden dönmemin hormonlarımı etkilediğini ve andropoza girdiğimi
düşündük, problem de etmedik, önemli olan hala beraber olmamızdı.”
Tepkisizce beklediğinde o da tepkiye ihtiyacı olmadığı belli, devam ediyor:
“Ne zaman TAHITI ortaya çıktı ve bana yapılanları öğrendik, o zaman
Natasha bir gün odama girerek benimle bir kupa kahve içti..”
Kupaya bir bakış atarak seni neyle zehirlediğini merak etsen de bir şey
katmadığını söyleyerek konuşuyor:
“Sadece konuştu.. Kendisi daha gençken nasıl eğitildiğini ve bunu nasıl
kırdığını anlattı, eğitim kısmını tahmin ettiğini düşünüyorum..”
Onayladığında Coulson da onaylayıp devam ediyor:
“Cinsel komutayı kırmak oldukça zor ve beyin yıkanması bunu da etkiliyor,
maalesef.. Natasha’nın yardımıyla bunu aşabildim, şimdi bir problemim yok..”
Sevindiğini söylediğinde Coulson sert tavırlarına aldırmadan konuşuyor:
“İstersen ben, istersen de Natasha sana yardım edebiliriz.. Bu aşılabilecek bir
şey Winter, haline bak, ne kadar ilerledin.. Cinsel kimliğinin kontrolü de bunun
önemli bir parçası, inan..”
Daha kendi kimliğini alabilmiş değilsin, cinsel kimliğin o kadar da önemli
gelmiyor.
Ama Steve. Ama Steve.
Etraf yıkılırken seni öpen adam, caddenin ortasında seni öpen adam, senin
yapmayacağını bildiği için ilk adımı bu sefer kendisi atan adam, gözleri,Gözlerini yumarken ne yapacağını bilmediğini söylediğinde Coulson o halde en
önemli kısmı atlattıkları cevabını veriyor, gözlerini açarken sana bakarak
onaylıyor:
221
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kabul etmen en zoru, inan. Hangimizin yardımını istersin?”
“Ne yapacaksınız, beni soyup yatağa mı gireceğiz?”
“Yardımcı olacağını düşünüyorsan problem olmayacaktır..”
Güldüğünde o da gülümsüyor, sense gerekli olacağını düşünmediğini söylerken
cevaplıyorsun:
“Seni yatağa atmak için Clint’i de atmam gerekir, alınma ama inan tipim değil..”
Ayağa kalkarken bunu duyduğuna sevindiğini söylüyor, senin kupanı alarak
kenara koyarken ‘bu benim tipin olduğum anlamına mı geliyor?’ dediğinde ise gülerek
ona bakıyorsun.
*
“Jarvis oldukça yetenekli bir AI ve Tony de aslında istediğinde oldukça saygılı
bir adam.. Jarvis’i çalıştıran ama kayıt yaptırmadığını söylediği bir sürü yalan
komutası olsa da bir tane gerçeği var.”
O komuta her neyse sana söylemeden onu girdiğinde daha o kadar
güvenmemeleri alınmandan çok seni rahatlatıyor. Sen bile kendine o kadar
güvenmiyorsun.
Coulson ‘tamam’ diyerek sana dönerken ‘şimdi yatıyor muyuz?’ diye sorduğunda
gülümseyerek soruyor:
“İkisinden birini seçmen gerekse yatağı mı seçerdin, banyoyu mu?”
Yatağa bir bakış atarken onu seçtiğinde yine ‘tamam’ diyor, ardından silahını
çıkartarak masaya koyarken konuşuyor:
“Jarvis, yatağa duvar çek lütfen..”
Jarvis söylenileni yaptığında yatağın önüne bir hologram düşüyor ve içerisi
görünmez olurken Coulson konuşuyor:
“Sırtımı o karşı duvara vereceğim ve kulaklıklarımı takacağım.. Burada
tamamen güvendesin, içeri birisi girerse de ben engelleyeceğim.. Ve beni
geçebilen çok kişi yok Winter, farkındasın..”
Onayladığında o da ‘güzel’ diyor, ardından sana içeriyi gösterirken konuşuyor:
“Önemli olan tamamen güvende olduğunu düşünmen, bariyerlerini indirmen
gerekiyor. Jarvis sana istediğin türde stimülatör sağlayacaktır, sorman yeterli..
Ve inan, gerçekten, gerçekten kayıtta değil. Sana yardımı olacağını düşündüğün
her şeyi isteyebilirsin, sağlayacaktır.
Kimlik, güven, sağlam bir zihin ve mutluluk? Sanmıyorsun.
222
Awakencordy
merkez-masa.com
“Buradayım, gerektiği kadar da kalacağım.”
Ona bakarken gerçekten tek bir seferde kırıp kıramayacağını düşündüğünü
sorduğunda mavi gözleri üzerinde, rahatça cevaplıyor:
“Sertleşemediğini Steve gördü.. Ve onun için geriliyorsun.. Kendine
çevirebildiğinde daha kolay olacağını garanti edebilirim..”
“Sen kaç seferde aştın?”
“İki.. İlk seferde neredeyse ulaşmıştım ama sonra o anı Clint’le paylaşmak
istedim..”
Şu anda onu öldürmek istediğini söylediğinde gülümsüyor ve tekrar içeriyi
gösteriyor. Bu çağda Wonderland gerçekten var gibi.
*
Soyunarak yatağa girdiğinde Jarvis sana nasıl yardımcı olabileceğini soruyor,
sense hiçbir fikrin olmadığını söyleyerek Coulson’a ne yaptıysa onu yapmasını
söyleyince o sırada kayıtta olmadığı cevabını vererek özür diliyor.
Zeki şey.
Daha önce hiç kendi başına tamamen çıplak kaldığını hatırlamıyorken bunu
Steve’le nasıl yaptığını merak etmeden duramıyorsun. Winter onunla birlikte
oldu mu?
Belki de bu yüzden her şeyi hatırlamıyorsundur.
Kaşlarını çatarken Jarvis’e Steve’le daha önce yatıp yatmadığını kayıt edip
etmediğini sorduğunda ettiğini söylüyor, sense elin boğazında, o zaman nasıl
yapabildiğini sorarken Jarvis ona sorduğunu düşünmüş olmalı, cevaplıyor:
“Tahminlerimiz aradaki silinmenizin bu yönde geliştiği yönünde. Yüzbaşı
Rogers’a olan ilginizi kırmak için cinselliğinizi engellemiş olabilirler.”
Onda bile özgürlüğün yok.
Bunu duymak seni hayal kırıklığıyla doldurmalıyken bir anda nasıl bir
kızgınlıkla dolduğunu dahi anlamıyorsun.
Seni engellemek için her şeyi yapsalar da buradasın, şimdiye kadar ayakta
kalabildin.
Sinirle elini kendine sardığında Jarvis herhangi bir şey isteyip istemediğini
soruyor, sense kızgın, favorinin zaten kızgın seks olduğu cevabını veriyorsun.
*
223
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne Steve, ne Natasha ne de Jarvis’in önerdiği milyonlarca alternatif, sadece
kendine odaklanarak inattan boşalmayı başarabildiğinde her yerin ter içinde,
gözlerinde ise yaşlar var ama başardın.
“Efendim, duvarı indireceğim, ciddi anlamda su kaybettiniz-“ elini ona
salladığında duvar iniyor, iskemlenin hareket ettiğini duyarken Coulson oraya
ilerleyerek sana bakıyor ve o kadar mutlu gözüküyor ki gözlerinin kenarlarının
kırıştığını görürken cevaplıyorsun:
“Kimse başka biri boşaldı diye bu kadar mutlu olmamalı Coulson..”
Coulson gülümserken dolapların birinden su alarak sana getiriyor ve başını
kaldırarak içiriyor, ardından tekrar yatmana izin verirken konuşuyor:
“Bu sırf seks değil, biliyorsun.. Kendinin hakimiyetini kazanmak en güzel
şeylerden biri değil mi? Bunun için mutlu olabilirim..”
Başın yastıkta, yastığın dahi sırılsıklam olduğunu fark ettiğinde Coulson da
anlamış, başını kaldırarak başka bir yastık koyuyor, sense gözlerin kapanırken
gitmesini söylüyorsun, uyandığında halledebilirsin.
Cevap olarak nemli bir bez seni temizliyor, ardından üzerini örtüyor.
Uyandığında da orada olacağını bilmek ne kadar garip bir şey.
*
“Ama iyi, değil mi?”
“İyi Steve, sadece uyuyor..”
Bir süre sessizlik olurken sen gözlerini açarak odaya bakıyorsun, hologramın
diğer tarafında ise Steve ve Coulson ayakta, Clint ise yerde sırtını duvara
vermiş, kucağında ok takımı, elinde telefonu, onlarla ilgilenmiyor.
Steve bir şey olursa veya Winter onu isterse hemen çağırmasını, salonda
olduğunu söylediğinde Coulson gülümseyerek bildiğini söyleyip onu çıkartıyor,
kapı kapandığında Clint mırıldanıyor:
“Prens Phillip bile bunun kadar prens olamaz..”
Coulson ilerleyerek onun yanına otururken ‘öyle mi Robin Hood’ dediğinde Clint
dönerek onu öpüyor, ardından tekrar telefonuna dönerken Coulson hafif bir
ses çıkartsa da Clint ciddi, cevaplıyor:
“Nat beni geçti, yenmem gerek.. Dikkatimi dağıtmadan istediğini yapabilirsin..”
224
Awakencordy
merkez-masa.com
Coulson hafifçe güldüğünde Clint de başını ona dayıyor, ikisi sessizlik
içerisinde senin başında bekliyorlarken Clint bir süre sonra soruyor:
“Sence iyi olacak mı?”
Coulson ‘hım?’ dedikten sonra ‘oh evet’ diyor, ardından cevaplıyor:
“Çok güçlü ve inatçı.. Hem, eğer mutlu olmazsa ona üçlü yapabileceğimizi
söyledim..”
Clint ‘dikkatimi dağılma Phil’ dese de sırıtıyor, ardından oyunu durdurup ona
dönerken soruyor:
“Ne dedi?”
“Evet dedi.. Steve’i de o getirecekmiş..”
Clint gülerek onun kravatını tutuyor, düzeltirken ‘Steve’le yatmanı sağlayacaksa bir
geceliğine gözlerimi kapatabilirim’ dediğinde gülümseyen Coulson hayretle başını
çekerek ona bakıyor, ikisi sessizleşiyorlar.
İkisini böyle bir anda izlemek dudağını kemirmene sebep olsa da sen
Winter’sın, sende ahlak kodu yok, devam ediyorsun.
“Ne oldu?”
“Doğru söylüyorsun..”
Clint ‘evet?’ dediğinde Coulson hala hayret içerisinde, aralarına biraz mesafe
koyup kocasının gözlerine bakarak tekrarlıyor:
“Bir şekilde Steve gelse ve benimle bir gece geçireceğini söylese izin
vereceksin..”
Clint hafifçe gülerken ‘Phil, tatlım-‘ diyor ama nefesini yuttuktan sonra
cevaplıyor:
“Benden izin almana gerek yok, ben senin patronun değilim-“
“Ne demek istediğimi anladın Clint: öyle bir şey olsa bununla bir problemin
olmayacak, öyle mi?”
Clint gerildiği belli, problemin ne olduğunu sorduğunda Coulson uzanarak
onun yüzünü tutuyor ve cevaplıyor:
“Ben yapamam.. Clint, Winter bugün bu dünyada en çok arzuladığı şey olarak
seni seçseydi hayır derdim, ben yapamam, bütün gece içim içimi yer, o senin
idolün-“
“Hey, hey hey, adam içeride uyuyor, ki uyuyor mu bilmiyoruz-“
“Uyuyor, hologram uykusuna bağlı..”
225
Awakencordy
merkez-masa.com
Kaşlarını çatarak tavana baktığında havada harfler belirerek ‘BEN DE BÖYLE
OLACAĞINI TAHMİN ETMEDİM, AÇAYIM MI?’ dediğinde hızla
reddediyorsun.
“Tatlım, demiyorum ki gidip onunla yat.. Ve yine demiyorum ki beni aldatırsan
bunu olgunlukla karşılarım, hayır.. Sadece hayali bir şeyden bahsediyoruz-“
“Çünkü Steve beni istemez..”
“Phil, lafları ağzıma tıkama tatlım..”
Coulson ona gülümserken sonuncuya kendisinin düştüğünü söylüyor, Clint de
iç çekerek devam ediyor:
“Sadece.. Bilmiyorum, Steve senin için çok özel bir yerde ve ben senin mutlu
olmanı isterim, her zaman.. Bu demek değil ki sen benim mutlu olmamı
istemezsin, öyle de demiyorum.. Neden lafa dökmek zorundayız? Steve gelip
seninle yatmak isterse o zaman düşünsek olmaz mı?”
Coulson ‘Winter’ın seni istemesi Steve’in beni istemesinden daha büyük ihtimal’
dediğinde Clint ‘hayır derim’ diyor, Coulson ona bakınca da cevaplıyor:
“Benim bir tane süper kahramanım var, ona da yüzüğü taktım, tamam mı?”
Coulson hafifçe gülümsediğinde Clint ‘tamam?’ diye soruyor, Coulson da
‘tamam’ dediğinde Clint onu hafifçe öpüp ardından arkasına yaslanarak
konuşuyor:
“Eğer Winter’a bundan tek kelime edersen Steve gelip önünde çıplak salsa
yapsa kaldıracak bir pipin olmaz, haberin olsun..”
Coulson ‘evet efendim’ diyerek onun şakağını öperken kocasının başının
üzerinden sana bakıyor, göz göze geldiğinizde de sen çarşafın altına girerek
büzülüyorsun.
İkisinin aşklarına tanık olmamış olsan da değil Clint’i istemek, elini sürsen
oyulacağını anlamak için yüksek zekaya gerek yok.
*
Hans Zimmer – The Girl with the Red Hair
Gözlerini tekrar açtığında oda sessiz ve boş, hologram yok, yatakta ise yanında
başka bir beden var.
Dışarıda güneş var, sabahın erken saatleri olmalı, yavaşça döndüğünde krem
beyazı çarşaflar kayıyor, Natasha ise sanki her sabah böyle uyanıyormuşsunuz
226
Awakencordy
merkez-masa.com
gibi rahat, kendisi dönerek kolların arasına girdiğinde iki çıplak beden birbirine
dayanıyor.
Hava açık, New York bugün güneşli, kollarındaki kadının saçları ise kan rengi.
Natasha gözlerini açarak uykuyla sana baktığında gerçekten uyuduğunu
görebiliyorsun.
“Deli olmalısın.”
‘Belki’ derken gülümsüyor. ‘Yanına girdiğimi fark etmedin, bize güveniyor musun?’
Yılana zehir getirdiysen, ısırılmayı göze alman gerekir.
‘Belki’ diyorsun, o da yavaşça bacağını senin bacaklarına doluyor. Başını eğerek
onun boynuna gizlediğinde kokusu tanıdık: hem rüzgar, hem barut. Hem su,
hem de kan.
Burnunu onun boynuna sürterek yukarı çıkıp dudaklarını bulduğunda başı
yastığa düşerek seni de kendine çekiyor. Kim ona bu görevi verdiyse
karşılığında ne önerdi bilmek istemiyorsun.
Dudakları sıcak ve davetkar, parmakları saçlarına girerek başını tuttuğunda
aklından çıkmamış Steve bir hayalet gibi saçlarına dokunuyor, sense başını geri
çekerken kendini ona bastırarak mırıldanıyorsun:
“Ajanın işini biliyor, rapor verebilirsin..”
‘Hmmm’ derken bacaklarını kalçana sarışı rahat. Yatmayacağınızı biliyor.
“Tekrar çalışabildiğini bilmek güzel.. Ne zaman lazım olacağını bilemezsin,
etrafımda çok bekar adam kalmadı..”
“Oh? Doktor boşta sanıyordum..”
Dişleri yavaşça boynunu ısırırken tehlikeli oynadığını söylese de sana zarar
veremez, en fazla öldürebilir, devam ediyorsun:
“Canavar o kadar eğlenceliyse-“
“Canavar deme, hoşlanmıyor.. Kendisi söylüyor ama kendine hatırlatmak için
yapıyor, sen söyleme..”
O kadar hızlı lafını böldü ki, kaşlarını kaldırdığını geç fark ederek seni
omzundan ittirip yatağın diğer tarafında kediymişçesine gerinerek kesmeni
söylüyor. Tek kelime bile etme.
227
Awakencordy
merkez-masa.com
Konuşmak yerine güldüğünde bacağını sana savuruyor, sen onunkini
yakalıyorsun ve bir an sonra yatakta debelenmeye başladığınızda iş tabii ki
çığırından çıkarak yatağın dışına taşıyor.
Çarşafları da kendinizle birlikte götürürken onu yere atıyorsun ama yastığı
kapan elin onun başının altına giriyor, o ise halıda gülerken sen üzerini örtüyor,
çarşafı da kendinize çekiyorsun.
Parmakları saçlarına girerken ‘seni tekrar görmek güzel’ diyor, ‘gözlerindeki adamın
sen olması güzel’.
Karşı koyacak durumda değilsin, kendinin hiçbir halini tanımıyorsun. Onlar
daha iyi biliyor olmalı.
Parmakların onun kızıl saçlarından geçerek onun başını kavrarken ona
eğildiğinde dudaklarınız tekrar buluşuyor, o kollarını kaldırarak senin boynuna
dolarken sırtına halının izinin çıkacağını fark ettiğinde çarşafı sardığın kendi
sırtına geçmek için onu döndürerek üzerine alıyorsun.
“Centilmen, hım?”
Annenin seni iyi yetiştirdiğini söylediğinde gülerek sana eğiliyor, o sırada
tavanda birden kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başlasa da Natasha bir şey
yapamadan kapı vurulup yavaşça açılıyor, ikiniz de içeri gireni biliyorken sen iç
çekiyorsun, Natasha ise üzerinde kasılıyor.
“Winter?”
Başını geriye atarak Steve’e baktığında sarışın adamın donduğunu tersten de
rahatlıkla görebiliyorsun. Mavi gözleri hızla duruma baktıktan sonra size bir şey
söyleyecekmiş gibi parmağını kaldırıyor ama sonra vazgeçtiği belli, geri çıkarak
kapıyı çektiğinde iç çekerek üstündeki kadına baktığında o da oflayarak üstüne
yatıp iç çekiyor.
*
Salona girdiğinde ne görmeyi beklediğini bilmesen de kanapede bağdaş kurmuş
gevrek yiyen Natasha ile onun resmini çizen bir Steve kesinlikle o değil.
Kapıda kaldığını Steve görürken ‘hey’ diyor, ardından konuşuyor:
“İstersen mutfakta kahvaltı var, diğerleri bugün erken başladılar..”
Natasha’ya bir bakış atıp mutfağa yöneldiğinde gerinde Natasha’nın ‘o seni daha
o kadar net okuyamıyor Rogers’ dediğini duyuyorsun, Steve ise cevaplıyor:
228
Awakencordy
merkez-masa.com
“Okunacak bir şey yok, ne istiyorsa yapabilmesi için bunları yapıyoruz, benim
istediğimi yapması için değil.. Bu turda tamamen kendi iradesiyle seni seçerse
bir şey yapmayacağımı konuştuk..”
Konuştular mı?
“Olabilir ama bu turda da seni seçiyor.. Hep seni seçiyor, anlamıyor musun?”
Steve cevap vermediğinde mutfağa gidiyorsun.
*
“Tony?”
Camın diğer tarafındaki adam seni görünce eliyle gelmeni işaret ediyor, kapının
kilidi açılarak içeri girdiğinde de onun atölyesine bakınarak ilerliyorsun.
“Gel, koluna mı bakacağız?”
Kolunu kendine sararken ‘hayır?’ diyorsun, o da bir surat yaparak bir gün seni
ele geçireceğini söylüyor, ardından işine devam ederken de ne olduğunu
sorunca cevaplıyorsun:
“Sabah Natasha ile beraberdik, Steve bizi o halde gördü..”
Bir şeyi bir şeye lehimlerken ‘çıplaklık derecesi?’ diye soruyor, sen ‘tamamen’
dediğinde sana bir bakış atarken de cevaplıyor:
“Nat’ı seçeceksen Steve’e atlarım, haberin olsun..”
Başını iki yana sallarken kimseyi seçmediğini
oynamıyorsun, sen kendi kimliğinin peşindesin.
söylüyorsun,
ilişkilerle
Tony bunu duyunca maskesini tekrar kaldırıp sana bakıyor, ikiniz bir süre
birbirinizi incelerken ardından cevaplıyor:
“Bunu aynen ona söylemen gerekiyor Lastik, bana güven.. Git ve direkt bunu
söyle..”
Nedenini sorduğunda ‘sadece yap’ diyor, ‘daha önce de emir uyguladın’.
Kaşlarını çattığında sırıtarak bildiğini söylüyor, sonra da maskesini yüzüne
indirirken gerisinden soruyor:
“Yattınız mı?”
“Hayır!”
*
229
Awakencordy
merkez-masa.com
Michael Giacchino – Moving On
Steve’i tekrar bulduğunda bu sefer yalnız, şehri çiziyor.
“Hey.”
Sana bakmadan ‘hey’ dediğinde oturup oturamayacağını soruyorsun, ‘elbette’
dediğinde de ilerleyerek oturuyorsun. Elbette hayır da demiş olabilir ama o
cevabı istemiyorsun.
Karşıya bakarak Tony’nin egosu kadar geniş camlardan şehri izleyerek onun ne
gördüğünü anlamaya çalışıyorsun. İkiniz de bu şehrin çok daha öncesini
gördünüz, hangisi daha iyiydi hala kestiremiyorsun.
Steve’in kalemi tekrar çalışmaya başladı, duyduğunda ilerideki gökdelenlerden
birini seçerek konuşuyorsun:
“Yatmadık..”
‘Biliyorum’ derken sesi doğal. Sen ellerini bacaklarının altına sokarak yumruk
olmalarını engellerken gökdelene bakmaya devam ederek tekrarlıyorsun:
“Yatmadık ama yattık.. Kimseyle ilişki peşinde değilim Steve, ne seninle, ne
Natasha ile ne de Tony’le, öyle bir ihtimal aklından geçiyorsa..”
Hafifçe gülerken ‘geçmedi değil’ diyor ama sen başını iki yana sallayıp gökdelenine
bakarak devam ediyorsun:
“Ben sadece kimliğimin peşindeyim.. Olabildiğince tamamlandıktan sonra
önüme bakabilirim, eğer hala bir önüm varsa..”
Cevap vermediğinde ‘elbette var’ demiş olmasını bekliyorsun. Steve senin
destekçin, Steve hep yol gösteren, Steve sabit liman.
Ama anlaşılan o ki artık destek vermiyor.
Keskin gözlerin gökdelendeki katları sayarken bir kere başladığın için devam
ediyorsun:
“Unutamadığım bir şey var..”
Kalem durduğunda ona bakmadan bir an tereddüt ediyor, ardından
söylüyorsun:
“Kule yıkılırken beni öptüğünde.. Her şey geri geldi, renkler, sesler,
düşüncelerim.. Ne zaman paniklediğimi düşünsem tekrar o anı hatırlıyorum.
230
Awakencordy
merkez-masa.com
Bilmen gerekir diye düşündüm, benim için manasız olduğunu düşünüyorsan,
öyle değilsin.”
Steve hala cevap vermediğinde o kalemin sesi seni rahatsız ediyor, dönerek
sana bakmasını istesen de o sırada kalemi kaldırıp kağıdı sana uzatıyor.
Çizimdeki sensin.
Tamamlanmış değil, mükemmel de değil ama sensin: ileri bakıyorsun, güneş
suratına vuruyor ve önün açık, aydınlık.
Tekrar ona baktığında seni izliyor, hafifçe gülümserken de konuşuyor:
“İhtiyacın olduğunda o seçimi yapabilmen için buradayız Buck.. Belki de kalbin
aslında tamamen yabancı birine gidecek, kim bilir? Sen yeter ki seçme imkanına
sahip ol, istediğim tek şey bu..”
Başını eğerek resme bakarken aklına Clint ve Coulson’ın konuşması geliyor.
“Başka birini seçsem mutlu olur muydun? Bana aşıktın..”
Bakışlarını tekrar ona kaldırdığında yüzünde hüzün var ama dürüst:
“Mutlu? Hayır.. Ama senin mutlu olmanı isterdim, sen mutluysan problem
değil..”
Bu dünyada aşka ve sevgiye dair bildiğin tek tanımı onun dudaklarından
duymak nefesini kestiğinde parmakların resmi buruşturuyor, o oraya baktığında
ise kağıdı fırlatarak yenisini yapabileceğini söyleyerek kanepede dönüp ona
ilerliyorsun, bir anda ona sarıldığında neye uğradığını şaşırsa da reddetmiyor,
kaçmıyor, kolları seni sararken gülerek ne olduğunu sorduğunda cevap
vermiyorsun.
Seni seviyor.
*
“Natasha sevgisini zayıflığını göstererek belli eden biri, sana hiç öyle bir şey
yapmadı mı?”
İkiniz kanapede yan yana oturmuş şehri izlerken Steve sen ne istiyorsan onu
çiziyor: eski markalar, artık olmayan oyuncaklar, yok olan manzaralar.
Bir süre sessiz kalırken gazozun şişesini tamamlıyor, bitirip yeni bir sayfaya
geçerken de cevaplıyor:
“Aslını istersen yaptı, sadece ben o zaman anlayamamıştım.. Ama sonra
anladım.. Başka?”
231
Awakencordy
merkez-masa.com
“Beni çiz..”
Sana bir bakış attığında ‘öbürünü’ diyorsun, ‘bir önceki halim’.
İlgiyle sana bakmaya devam ettiğinde ise içini kemiren şeyi tekrarlıyorsun:
“Onda bir şey gördüğün için beni kurtarmak istiyorsun.. Ne gördüysen o anı
çiz.. Ben de görmek istiyorum..”
Sana bakarak ‘oh’ dediğinde ‘lütfen’ diyorsun ve dünya donuyor.
Winter Soldier kimseye lütfen demez.
Steve de farkında, bir an elindeki kömüre, ardından sayfasına bakarken sonra
uzanarak kömürle yüzünün etrafını çizdiğinde kaşlarını çatıyorsun ama o
gülümseyerek fısıldıyor:
“Tekrar görüyorum.. Bana güvendiği o an, o an her şeye değerdi-“ kömür
parçası dudaklarının etrafından geçerken kömürü itip onu çektiğinde son anda
durarak fısıldıyor:
“Winter, beni fazla hissettiğin için öpüyorsun-“ onaylayarak onu öptüğünde bu
sefer pasif değil, defteri ve kömürü ittirerek sana yükseliyor, eli saçlarına
girerken seni kanepeye devirdiğinde karşı çıkmıyorsun, Steve her yerde, Steve
etrafında, üzerinde, nefesleriniz birbirine karışıyor, dudaklarınız örtülüp
açılıyor, onun elleri hala Steve kokan polarını çekiştirirken sen onun
pantolonunu çekiyor, onu kendine bastırıyorsun ve irkilerek sana bakıyor.
Evet, dünden farklısın.
İkiniz de nefes nefeseyken Steve gülümseyerek seni tekrar öptüğünde sen de
yavaşlayarak elini onun sarı saçlarına sokuyor, onu yavaşça üzerine yatırıyorsun.
Bir şeye ihtiyacın yok, bu yeterli.
Gözlerini açarak ona baktığında onu seni izliyorken buluyorsun.
Bu yeterli.
*
Bruce elinde bir tabletle içeri girdiğinde ikiniz kanepede tekrar yan yana
oturmuş, onun çizdiği manzaraları inceliyorsunuz.
“Winter, sonuçların..”
Başını kaldırarak ona baktığında Bruce problem olmadığını söyleyerek
kanepede senin diğer yanına oturup anlatıyor:
232
Awakencordy
merkez-masa.com
“Sadece kendini görmek isteyeceğini düşündüm.. Omurgandaki ekler hala
oldukça iyi, dokunmamıza gerek yok..”
“Ekler?”
Bruce ‘bilmiyorsun’ dediğinde sen ayağa kalkarak üzerini çıkartıyor, dönerek
yansımanı gösterebilecek bir yer arıyorsun, o ise peşinden gelerek cevaplıyor:
“Gözükmüyor, deri birleştirici teknoloji kullanmışlar-“
“Deri birleştirici? Başka neyim bozuk-“ Steve fırlamış, ‘Winter’ dediğinde sen
ona dönerek ‘hayır’ diyorsun, ‘daha neyim değişik bilmiyoruz, robot olmadığımı nereden
biliyorsunuz?’
Steve ‘değilsin’ derken inandığı belli, tekrarlıyor:
“Araştırmadık mı sanıyorsun? En yakın arkadaşımın suratını giyiyordun, her şeye
baktık Winter..”
‘Ve?’ diye soruyorsun, ‘insan mıyım?’
Steve ilerleyerek sana sarılırken kolları en güçlü şeyler, sırtını, boynunu, seni
kapatarak cevaplıyor:
“İnsansın Winter.. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu alamamışlar..”
Birkaç gün önce ondan yeni bir kalp istemiştin, o ise hala elinde bir tane
olduğunu söylüyor.
*
“Omurganda ve omuzlarında kolunun ağırlığını desteklemesi için yine aynı
alaşımdan plakalar var, bunlar olmasaydı değil kolunla yumruk atmak,
yürüyemezdin bile. Aslında ne kadar ağır olduğunu anlamıyorsun, omurgan
destekliyor..”
Yine toplantı odasındasınız, masanın üzerinde vücuduna dair bir hologram
dönüyor. Omzunda, omurgasında ve kolunda metaller parlıyorken ne kadar da
ışıltılı gözüküyor.
“Beden olarak mükemmel durumdasın, belki bir süre sonra kireçlenme olabilir
ama aktif kalmaya devam edersen atacağından eminim, arada uzun süre
hareketsiz kalmanın etkileri.. Onun dışında psikolojik olarak gittikçe iyiye
gidiyorsun, anı depolaması bittiğinde yeni bir beyin taraması yapmayı
planlıyorum..”
Başını salladığında Coulson bu sefer kağıt kalemler çıkartıyor ve önüne dizerek
konuşuyor:
233
Awakencordy
merkez-masa.com
“Winter, bu noktadan sonra yardımına ihtiyacımız var.. Senin düşüncelerini bir
plana sokman gerek.. Tony’nin söylediğine göre ara yıllarda tekrar bir kere
daha karşılaşmışsınız ama o zaman hedefin Tony değilmiş, o da seni
tanımamış, sadece aynı çatı altında bulunmuşsunuz..”
Tony’e baktığında bir iş adamını öldürmekle görevli olduğunu söylüyor, sen de
tekrar Coulson’a dönerken mavi gözlü adam konuşuyor:
“Pierce’ın seni kullandığını düşündüğümüz görevlerin bir listesini çıkarttık..
Hepsinde hedeflerin adları ve lokasyonları var, istersen fotoğraf da
sağlayabiliriz.. Bunların hangilerini senin yaptığını işaretlemen mümkün mü?”
Kıpırdamadan ona bakmaya devam ettiğinde seni zorlamayacaklarını söylüyor,
sadece SHIELD-HYDRA zincirini olabildiğince gün ışığına çıkartmak
istediklerini anlatıyor. Sen söylemesen de bilgi toplamaya devam edecekler.
Uzanarak masadaki listeyi kendine çektiğinde kimse uzunca süre konuşmuyor,
sense sıralı isimlere bakıyorsun.
Hepsi birer hayat, iyi ya da kötü. Ve buradaki her bir isme rağmen seni kabul
etmeye hazırlar. Eğer edeceklerse.
“Bunları ben yaptım dersem ne ceza alacağım?”
Coulson temelde Amerikan vatandaşı olduğunu, bu yüzden de ülkeye ihanet
ettiğini söylüyor, senin boğazın sıkılaşırken de devam ediyor:
“Ancak eylemlere dair fiili ehliyetin olmadığına dair iki doktorumuz yeminli
ifade verdiler, bir şey yapılmayacak..”
Kağıda bakarken ‘kim?’ diyorsun, o da ‘Profesör Banner ve Profesör Stark’ diye
cevaplıyor.
*
Listedeki dört isim hariç hepsini işaretleyerek ona verdiğinde Coulson teşekkür
ederek isimleri inceliyor, sense kıpırdanmayı reddediyorsun. Ne olduğunu
biliyorlardı, ilk defa duymuyorlar. Hatta belki de bu ikinci tur.
Coulson onaylayarak başka bir dosya açarken ‘o halde çok da içeride değildin’ diyor,
‘ya da hep 1-2 gün için dışarı çıkartıldın’, bilmiyorlar.
Sen de bilmediğin için bir şey söylemiyorsun. 70 yıldır hayatta olan ama
toplamda aslında belki de 1 yıl yaşayan bir adamsın.
Sessizlik bir süre daha devam ettikten sonra Coulson ‘tamam’ diyor,
‘başlayabiliriz.’
234
Awakencordy
merkez-masa.com
Neye başlayacaksınız?
Sözü Steve alırken herkes ona bakıyor, sense Coulson’ı inceliyorsun.
Dosyasının içinden çıkan ve kenara ayırdığı oyun kartlığı gözünü alıyor. Steve
diğerlerine Pierce’ın bir şeyini anlatırken sen uzanarak elini çantaya sokuyor ve
kartlığı çekiyorsun, o sana bakarken Steve de susuyor.
Kartlık eski, üzerinde Kaptan logosu var, Coulson ‘kilidi var’ dese de serçe
parmağınla kilidi kaydırdığında kapak açılıyor.
Masadakiler sessiz, sen yavaşça kartlığın içindeki kartları çıkartırken ilk defa
gördüğün sete bakıyorsun, ardı ardına 6 kart, hepsinde Steve’in resmi var,
altında da birer imzası.
Neden önemli? Olmamalı.
Ama yavaşça altıncı kartı da masaya koyarken sıradakini çektiğinde gözlerin
doluyor ve başını kaldırarak ona bakıyorsun, o ise gözleri büyümüş, gerçekten
şaşırmış, ‘oh hayır’ diyor.
Diğerleri ‘ne?’ derken Clint anlamadığını söylese de sen sıradaki çift taraflı kartı
kaldırarak önce bir yüzüne, sonra diğer yüzüne bakıyorsun. Bu kart
diğerlerinden eski, orijinal baskı olduğu belli, sararmış ve ince, bir tarafında
Kaptan Amerika kalkanını kaldırıyor, diğer tarafında ise komandoların resmi
var.
Kendi yüzün en önde, elinde kalaşnikofun var, bakışların ileriyi izliyor.
Ama kartı önemli kılan şey resim değil, kartın altındaki imza.
B. Barnes.
*
“Kart orijinal olduğu için atmamıştım, imza sahteydi-“ kartı sallarken ‘bu benim
imzam’ diyorsun, biraz önce ona uzattığın kağıdı çekip çevirerek kalemlerden
birini alıyor, düşünmeden hareket ettiğinde de ortaya aynı imzayı çıkartıyorsun.
‘Silemediğimiz muhteşem bir kas hafızası var.’
Kağıdı ona gösterdiğinde ‘ama imkansız’ diyor, ardından başını silkelerken
tekrar Coulson olduğunu görebiliyorsun. Elinde tuttuğun kartı diğerlerine
gösterirken sesi zayıf ama kontrollü:
“Çocukken New York’da yaşıyorduk.. O zamanlar bu kart serisi yeni çıkmıştı,
ben de hepsini toplamaya çalışıyordum.. Bunlardan çok daha fazlası vardı..”
235
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve bir sana bir de Coulson’a bakarken Coulson da düşüncelerini toparlamış,
devam ediyor:
“Bir gün karttaki adama benzeyen, neredeyse aynı olan bir adam gördüm.
Barnes olamayacağını biliyordum, o ölmüştü ama o adam aynısıydı Steve, çizgi
romanlarda da karakterler geri gelir, o da bana geri gelmiş gibi görünmüştü.”
Steve de anlamış, nefes alırken ‘hatırladığı New York görevi’ diyor, hepsi
aydınlandıklarında ise sen onaylıyorsun, Brooklyn’e dönmene sebep olan şey
elinde duruyor.
Bir çocuk sana yaklaşarak senden imza istedi.
*
Steve buna inanamadığını söylediğinde sen de pek inanabiliyor gibi değilsin.
Sarışın adam kalkarak oraya geçtiğinde Tony, Bruce ve Natasha kaydılar, Steve
sağına oturarak hala bırakmadığın karta baktı.
“Evet, senin imzan..”
Ona bir bakış attığında gülerek özür diliyor, ardından kartı yavaşça parmakların
arasından çekerken ‘bunu yaptıktan sonra eve gittin Buck, bizi aradın’ dediğinde
inkar etmiyorsun. Steve başı karta eğik, sana bakmıyor ama bir süre sonra
başını öbür tarafa çevirdiğinde görüyorsun.
Ağlıyor.
Masadaki herkes aynı anda hareket ettiğinde Natasha onun omzuna sarılarak
başını ona dayıyor, Bruce aradan çekilerek Tony’e yer açarken Tony uzanıp
Steve’in elini tutuyor, sense onları umursamadan iskemleni ona kaydırdığında
Steve gülerek cevaplıyor:
“İyiyim, bir şeyim yok-“ ama ona aldırmadan onun elinden kartı çektiğinde
Coulson korku dolu bir ses çıkartsa da Clint dürtünce susuyor.
Elindeki kalem hala sende, onun eline geçirerek kartı önüne serdiğinde bu sefer
daha beter ağlamaya başlıyor, sense onu ittirirken konuşuyorsun:
“Hadi, bunu istemiyor muydun? Hadi Rogers-“ Rogers dediğinde öyle bir ses
çıkartıyor ki senin için acıyor. Sarışın adam gülerken sana dönerek sarıldığında
sen de onu tutuyor, orada olduğunu söylüyorsun.
Ne zaman sen onu teselli etmeye başladın?
Steve ise buna ihtiyacı varmış gibi derin bir nefes aldıktan sonra dönerek
kalemi alıyor ve senin imzanın yanına imza atıyor, ikiniz yine yan yana
oluyorsunuz.
236
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha kartı yavaşça çekerek Coulson’a uzattığında mavi gözlü adam şaşkın,
ondan alarak sizlere bakarken bunun değerini bilip bilmediğinizi sorduğunda
sen ‘belki de dörtlü yaparız’ diyerek kolasından yudum alan Clint’in boğulmasına
neden olurken herkes ona döndüğünde senin Steve’e yaslanarak dönüp onun
yanağını öpmeni bir tek Steve fark ediyor.
*
Coulson kartı kartlığına koyarken Steve’in şahin gibi izlemesine gözlerini
devirmeden edemiyorsun. Adamın yanındasın ama hala karta takılıyor.
Kutu kapandıktan sonra dahi Steve yerinden kalkarak masanın başına gitmiyor,
Bruce da onun iskemlesinde oturmaya devam ediyor. Hepsinin birbirlerine
bakıp durmasından ne diyeceklerini bilmediklerini anladığın için kendin söze
girerek konuyu açıyorsun, kaçmanın manası yok.
“Pierce bir gün beni dolaptan çıkartarak saha araştırması yapmamı istedi.”
Herkes ilgisini sana döndürürken sen ilk defa kontrolü ele almış gibi
hissediyorsun, belki de Bucky ve Winter birleşince ortaya kendine yetenekleri
dışında da güvenen bir adam çıkacaktır, bilmiyorsun.
“Yaptığım işler SHIELD taktikçilerinin dikkatini çekmeye başladığından Pierce
beni son bir görev için çıkarttığını söyledi, ondan sonra acil bir durum olmazsa
10 sene daha içeride kalacaktım.”
Steve’in nefesi kilitlendiğinde sen ona dönüyor, cevaplıyorsun:
“Olanların farkında değildim, benim için senelerin anlamı yoktu. Hala da yok.”
Diğerlerine dönerek ‘son bir görev’ derken iç çekiyorsun:
“Yaşayan normal ajanlara bu görevi veremezdi çünkü konuşma olasılıkları
vardı. Bense sonsuz itaatle doluydum, beni çekmeceden çıkartması doğaldı.
Avenger adaylarını incelememi istedi: zayıflıkları, rutinleri, olası problemleri ve
engellenebilecekleri noktaları.”
Hepsi kaşlarını çatarken reddediyor, açıklıyorsun:
“Yüzbaşı Rogers hariç Avengerlar. Onu görmemi istemiyordu, hedefimi
tamamen toparladığımda da resimlerde Steve sadece sarışın bir adamdı, sizlerin
yanında geziyordu, benim için önemi yoktu.”
Tony ‘ne kadar süre bizi izledin?’ diye sorduğunda düşünceli, cevaplıyorsun:
“Sanırım 8 gün. Çatı katında beyazlı bir parti verdiniz, son günüm oydu-“
“Beyazlı parti? Büyük beyaz bir balon var mıydı?”
237
Awakencordy
merkez-masa.com
Onayladığında Tony ‘o benim doğum günü partimdi’ diyor, sen de ‘en azından
kimseyi öldürmedim’ diye öneriyorsun.
*
“Ben Steve’i hatırlamıyordum, bana sizle ilgili verilen tüm görevlerde onu
gördüm, resimlerini inceledim, videolarını izledim, hiçbiri beni tetiklemedi.”
“Çünkü sesi yoktu.”
Clint’e baktığında o ciddi, onaylayarak devam ediyor:
“Seni kırmak için de bir Steve kullandılar: görüntüsü, dövüşme teknikleri,
hepsini senden alsalar da taklit edemeyecekleri tek şey sesiydi, bu yüzden
tetiklenmedin.”
Steve de ‘ki ben seni ilk çözdüğümde de ancak konuştuğumda durdun’ diyor.
Doğru.
“Sizi inceledim, raporumu verdim, ondan sonra da 10 sene içeri girmeye
hazırdım ancak şehri bir anda uzaylılar bastığında beni arka plana attılar-“
demenle hepsi ayaklanarak ‘bir dakika bir dakika’ diyor, ‘Loki Saldırısı olduğunda
burada mıydın!?’
Burada mıydın?
*
“Evet, bunlar..”
“Sen neredeydin?”
Dişlerini birbirine vururken ‘her yerde’ diye cevaplıyorsun: uzaylıları HYDRA da
istemiyordu. STRIKE ekibini yönettin ve diğer yakayı temizleyen gruba
başkanlık ettin.
Harita üzerinde yönettiğin sokakları gösterdiğinde Steve üzüntüyle fısıldıyor:
“Neredeyse yan yana çalışmışız.. Ben bir sokak geriye gitsem, sen bir sokak ileri
geçsen her şey daha farklı olabilirmiş..”
Tony ‘o zaman bana aşık olmazdın’ dediğinde Steve ona dönüyor, Nat da ‘o zaman
grup da olamayabilirdik, sen ona takıntılı olurdun ve bizimle grup olmazdın’ diyor.
Bruce ‘ben burada olmazdım’ dediğinde Clint Coulson’ın parmaklarına
parmaklarını geçirmekten başka bir şey yapmıyor, Steve de derin bir nefes
alırken başını sallayarak önüne dönüp haritaya tekrar bakıyor.
*
238
Awakencordy
merkez-masa.com
“Uzaylı saldırısı bitip herkes yaşamayı kutlarken ben dolaba girdim.”
Steve’in gözlerinde gördüğün vicdan azabı seni üzse de doğruları söylüyorsun.
Onlar Avenger olmayı öğrenirken sen dolaba girdin.
“Tekrar uyandırıldığımda 10 sene geçmemişti ve Pierce benden Fury’i
öldürmemi istiyordu.”
Hepsi gerildiklerinde bir an özür dileme ihtiyacı hissetsen de senin suçun olan
bir şey yok, devam ediyorsun.
“Ne olursa olsun öldürmemi istiyordu, arkada iz bırakmam ya da görüntülere
girmem umurunda değildi, gerekirse projemi sonlandıracağını söylemişti. Belki
de projemi ben sonlandırmak istediğim için şehri birbirine kattım, bilmiyorum.”
Onlar da bilmiyor olmalılar ki cevap vermiyorlar, sen de anlatıyorsun:
“Fury ölmediğinde üsse geri dönmeden kendim devam etme kararı alarak onun
saklandığı yere gittim, o da Steve’in eviydi. Orada ilk kez onunla yakın temasa
girdim ama bir fark yaratmadı. Üsse geri döndüğümde Fury’nin hastahanede
öldüğü haberi geldi, ben de tekrar silinmek için aşağı indirildim.”
Kafanda bir yerler Fury’nin aslında ölmediğini söylediğinde için huzursuzlukla
dolsa da bastırıp devam ediyorsun:
“Yine uyandırıldığımda bu sefer iki yeni hedefim vardı: sarışın bir adamla kızıl
bir kadın. İkisi de son derece tehlikeli olarak nitelendirilmişlerdi ve ben yine
sınırsız limite sahiptim.”
Clint ‘sonra da onları otobanda havaya uçurdun’ dediğinde onaylıyor, anlatıyorsun:
“İlgimi aslında ilk kızıl olan çekmişti, benim gibi dövüşüyordu. Ben de sarışını
diğer adamlara yönlendirerek kızılı üstlendim.”
Natasha sırıtarak dikleştiğinde Steve alındığını söylüyor, sen de hafifçe
gülümseyerek devam ediyorsun:
“Ama sonra fark ettim ki ikisi beraber çalışıyorlardı. Kızılı bir nebze elimine
ettiğimde onun koruduğu sarışınla ilgilenme kararı aldım ve ummadığım bir
sürprizle karşılaştım: uzun süredir kimse bana o kadar uzun süre karşı
koyamamıştı, özellikle de bıçak hareketlerimden birine.”
Steve mavi gözlerinde bir pırıltı, sesini çıkartmadan seni dinlediğinde sen de
diğerlerine dönerek anlatıyorsun:
239
Awakencordy
merkez-masa.com
“Beni sinirlendirmeye başladığında daha kötü dövüşmeye başladık, maskem
düşüp beni gördüğünde de adımı söyledi.”
Tony ‘ve prenses uyandı’ dediğinde başını sallıyorsun.
Ve prenses uyandı.
*
“Son görevim teknik olarak gerçekten son bir görev oldu, geri dönmedim.”
Tony ‘ama görev hedefin değişmişti?’ dediğinde onaylıyor, ona dönerek
cevaplıyorsun:
“Otobandan sonra bir kere daha silindim ve bu sefer hedefim direkt Kaptan
Amerika’yı sonlandırmak oldu, masraftan ya da görünümden kaçınmadan, ne
gerekiyorsa.”
Hala görebiliyorsun, gözlerinin önünden gitmiyor.
GÖREV: Sınırsız limitle ölüm.
HEDEF: Kaptan Amerika.
Steve hiç o görevi silip silemeyeceğini sorduğunda bilmediğini söylüyorsun,
Natasha ise ‘hayır’ diyor. Başka bir yükleme yapılmadığı sürece son görevi bu
olarak kalacak.
Herkesin aklından ‘başka bir yükleme yapılabilir mi?’nin geçtiğini bildiğin için sen
sorunca Natasha sana dönerek cevaplıyor:
“Elbette yapılabilir.. Tetik cümlelerinin tam olarak ne kadar olduğunu
bilmiyoruz.. Olabilecek tüm tetiklere karşı yeni bir tetik inşa etmek de uzun bir
süreç, belki de imkansız.”
Bir gün birisi sokaktan geçerken yanında bir cümle fısıldayabilir ve her şey
silinebilir. Kaç defa? Kaç defa daha?
Derin bir nefes aldığında Steve eğer sen istersen yeni bir tetik kurabileceğinizi
söylüyor, her şey senin istemene bağlı.
Yeni bir tetik kurmak için önceki tetiklerini çalıştırmak gerek, onu biliyorsun.
“Bilmiyorum.”
Şimdi karar vermek zorunda olmadığını söylediğinde iç çekiyorsun: ne zaman
karar verebilirsin?
“Kaç tetiğimi biliyorsunuz?”
240
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha ‘üç’ dediğinde kim bilir toplamda kaç tane olduğunu düşünüyorsun.
“Birini önümüzde kullandılar.. Diğerini Pierce’ın kayıtlarından öğrendik,
sonuncuyu da sadece Steve biliyor..”
Sen sesini çıkartmazken Coulson söz alarak sadece Steve’in bildiğinin seni
sıfırladığını söylüyor; o da derin bir sıfırlama değil, yüzeyi siliyor.
Yüzeyinde bir şey varmış gibi.
Tony senin hissettiğin tatsızlığı yüzünde göstererek ‘Hail Hydra’ diye göz
deviriyor, sense içinde yükselen dürtüyle nefesini tutarken ‘dört’ diyorsun. Dört
tetik biliyorsunuz.
*
“O zaman bir daha o cümleyi kullanmıyoruz, evimin içinde gaza gelip gelip
Hydra bayrağı asan bir tip istemiyorum..”
Ona gözlerini devirsen de Tony ciddi, Jarvis her ne yaptıysa onun raporunu
verince onaylıyor, o sırada Coulson da devam ediyor:
“Talimatı STIELD’a da aktardık, bir daha etrafında duyacağını sanmıyorum-“
“Neden söylüyorsunuz ki?”
Steve onların tarafında küfür olarak kullanıldığını söylediğinde ‘oh’ diyorsun,
Coulson ise o sırada Steve’e bir tablet uzatırken Steve de imzalayınca Coulson
gönderildiğini söylüyor, bunun üzerine herkes arkasına yaslanırken Steve ‘evet’
diyor, ‘devam?’
Devam.
*
Henry Jackman – End of the Line
“Onu kurtardım.”
Masadaki herkes sessiz, sana bakıyorken sen derin bir nefes alarak devam
ediyorsun:
“Suya düşüşünü izledim, hareket etmemesini izledim, sonra da onu kurtardım.”
Tony ‘fikrini ne değiştirdi?’ dediğinde ona bakarak ‘söylediği bir şey’ diyorsun ama
ne söylediğini söylemiyorsun. Bazı kilit cümleler de senin.
*
241
Awakencordy
merkez-masa.com
“Onu sudan çıkarttığımda etraf boştu, diğer yakaya çıkartmıştım. Yaşadığından
emin olduktan sonra orayı terk ettim, üsse geri dönmem gerekiyordu.”
Steve o sırada kendinin ne kadarına hakim olduğunu sorduğunda omzunu
silkiyor, anlatmaya devam ederek randevu noktasına gittiğinde kimseyi
bulamadığını söylüyorsun.
“Tekrar silinmek istiyordum.”
Hepsi hayretle sana baksa da Natasha anlamış gözüküyor.
*
Hans Zimmer & James Newton Howard – Like A Dog Chasing Cars
Buluşma noktası boş. Neden boş?
‘’Ben buradayım, yolun sonuna kadar.’
Kendi etrafında sokakta dönüyorken etrafta koşturan ve telefonlarına bakarak birbirlerine
bir şeyler anlatan insanları tarıyorsun: sorumlu ajanın etrafta yok, onun yedeği de öyle,
yedeğin yedeği de öyle?
Köpeklerini serbest bırakmış olamazlar, seni tekrar bulacaklar.
Bulduklarında ne yapacaklar? Görevini kurtardın, tam tersini yaptın, artık değerli değilsin,
seni de yakacaklar.
Yolun sonuna kadar, yolun sonuna kadar.
Geri yöne dönerek koşmaya başladığında diğer koşan insanların arasında kimse seni fark
etmiyor.
*
“SHIELD yıkılmış!”
“Iron Man gelmiş! Kaptan öldü diyorlar!”
Kaldırımda donduğunda seni fark etmeyen kadınların konuşmasını izlemeye devam
ediyorsun.
Şehir birbirine girmiş durumda, her yerden polis, itfaiye ve ambulans sirenleri duyuluyor
ama senin duyduğun cümle apayrı.
Başardın mı?
Gözlerinde bu sefer yansıma önleyici boya olmaması iyi, elini saçlarından geçirip kafelerin
birinden aldığın poların önünü bağlayarak kadınlara ilerliyor, gülümserken soruyorsun:
“Merhaba, telefonumu evde unutmuşum, neler oluyor?”
242
Awakencordy
merkez-masa.com
Elinde market poşeti olan kadınlar sana dönerken yardımcı olmaya açık, anlatıyorlar:
SHIELD’a saldırı olmuş, bina yıkılmış, Kaptan Amerika saldırıda hayatını kaybetmiş, Iron
Man de biraz önce ulaşmış, Avengerlar adına olayı yönetmeye başlamış.
Iron Man? Avengerlar?
“Bak-“ başını çevirdiğinde bir elektronik ürün satan mağazanın teşhirindeki devasa
televizyon ekranlarından birindeki canlı haber yayınını gösteriyor, onlar yanından
uzaklaşırken sen ekrana ilerliyorsun.
Bunu sen mi yaptın?
SHIELD binası dumanlar içinde, etrafından geçen insanlar kulelerden bahsediyor,
televizyondaki altyazılar saldırıların 11 Eylül’le alakası olmadığının açıklandığını gösteriyor,
her yerde insanlar telefonlarında birilerine eve gitmelerini, işten çıkmalarını, okuldan
dönmelerini, güvende olmalarını bağırıyor.
Sen altyazıları okurken arkandan bir anda vızır vızır bir polis konvoyu geçiyor, dönerek
oraya bakarken onların gerçek polisler olduğunu anlıyorsun: hiçbiri seninle ilgilenmiyor.
“Beyaz Saray’ın çevresi kapatılmış,-“ tekrar dönerek ekranı izlerken ülkenin kalbinde ne
kadar büyük bir delik olduğunu fark ediyorsun.
Kan kaybetmemek için çırpınıyorlar.
*
Yapmaman gerektiğini bilsen de ana caddelerden SHIELD binasına bakan cepheye
gittiğinde kalabalığın içine girerek kayboluyor, manzarayı izliyorsun.
Karada ve suda görevliler binayı söndürmeye çalışıyor, botlarla suda arama çalışmaları
yapılıyor.
“Kaptan’ı hala bulamamışlar..”
Yanındaki adam tırnağını kemirirken sana anlatıyor, diğerlerinin dikkatini çekince de
devam ediyor:
“Stark onu arıyor, başka şeyle ilgilenmiyor.”
Stark kim bilmesen de o sırada sudan fırlayarak gökyüzünde uçan bir şey görünce
yanındakiler ‘Iron Man’ diye fısıldıyorlar.
Kırmızı fırtına suya tekrar dalarken Kaptan’ı yanlış yerde aradığı belli. Çok daha ileride,
suyun orada.
İnsanları geçe geçe o tarafa gittiğinde onu kıyıya çıkarttığın sahanın depo çitlerine
geliyorsun, aşarak içeri girmen problem olmuyor. Gökyüzündeki adam o sırada sudan tekrar
çıkmış, etraf çığlık ve alkışlarla dolduğunda dönerek oraya bakıyorsun.
Metal adamın elinde Kaptan’ın kalkanı var.
*
“Steve’i bulan bendim, Tony değil..”
243
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona kaşını kaldırdığında Natasha onaylayarak Steve’i 10 dakika içinde
bulduklarını ama halka açıklamadıklarını söylüyor.
“Kalkanı bulamamıştık, Tony suda onu arıyordu.”
Sen Tony’e bir bakış atarken o sırıtıyor, Natasha ise söz alarak kendisinin nasıl
bulduğunu anlatıp merakını gideriyor.
*
“Steve! Sam, yukarıda göze ihtiyacım var-“ Helikopterdeki pilota eşlik eden adam
ağaçlardan bir şey göremediğini söylüyorken nehrin de helicarrier enkazıyla dolu
olduğunu bağırır, Natasha’nın kanını dondurmayı bir şekilde başarırken genç kadın
ağaçların arasında koşuyor, sahile ulaşmaya çalışır..
Her yer yanık kokuyor, Natasha polislerin sirenlerini duymaya başlamış, Steve’in her an
tüm adaleti ve vatanseverliğiyle karşısına çıkmasını istiyorsa da her geçen adımda daha
da gerilmeye başlamış, sahile ulaştığında bir an dengesini bulamaz, birkaç adımı suya
girerken etrafa bakar..
Her yer enkaz, uçuşan tozlar ve yanan parçalar ona New York’u hatırlatırken Natasha hızlı
gözlerle suyu tarar, insan hareketine benzeyen bir hareket arayarak sahil boyunca
ilerlerken o sırada ileride yatan bedeni görünce adımları hızlı, oraya fırlar..
Steve kendinden geçmiş gözükse de daha önemli bir şey var, karnından ve bacağından
yaralandığı büyük kan lekeleriyle kendini belli ettiğinde Natasha yanına çökerek önce
yaşayıp yaşamadığını kontrol eder, hala orada olan nefesle de gözlerinin dolduğunu o
sırada uyanan Steve’e karşı hep inkar edecek, Natasha yanına çöktüğünde o darbeyle
uyanan adamın mavi gözlerine bakıyor, konuşur:
“3000’lere uyandın..”
Steve güldüğünde Natasha da gülümser, eğilip dudaklarını onunkilere bastırdığında
Steve’in ellerinden biri kalkarak onun kalçasına konar, Natasha da ondan ayrılıp dönerek
onun yaralarını kontrol eder, bir yandan da kulaklığına Kaptan’ı bulduğunu söylerken
Steve de o sırada kendine gelmiş olacak, kalkanının nerede olduğunu sorar..
*
“Steve’i derhal hastaneye kaldırdık, Tony o sırada kalkanı buldu, ardından
binadaki kurtarma çalışmalarına yardımcı oldu. SHIELD’ın çökmesiyle
Coulson kendi projesini bıraktı, SHIELD’ın toparlanmasına atandı.. O sırada
Hill de bu binaya geçerek hem Stark Tech’den Hydra kalıntılarını temizledi,
hem de STIELD’ın adımlarını kurmaya başladık..”
Sen derin bir nefes alırken masanın etrafında içecek dağıtan Dummy sana yine
bir şişe su veriyor, ona teşekkür ettiğinde de kenardaki ışıkları parlıyor.
*
‘Son bir görev, asker. Bundan sonra dinlenmene izin vereceğim.’
244
Awakencordy
merkez-masa.com
Kolların etrafında, DC’nin gecesinde yürüyorken merkezdeki sirenler hala duyuluyor,
sokaklarda polisler geziniyor, tüm evlerin ışıkları yanıyor. Şehir ayakta.
Kargaşaların birinde genç bir kızın telefonunu çalıp twitterdan olanları kontrol ettin.
SHIELD binasındaki yangın söndürüldü, ölüm sayısı beklediğinden daha az -ya da
gizliyorlar- tüm internet HYDRA’nın nereye kadar sızdığıyla çalkalanıyor, her yerde
dökümanlar uçuşuyor, isimler dönüyor.
Herkesin tweetlerinde ortak olan bir #avengers etiketi var, onların hala ne olduğunu
bilmesen de bir grup olduklarını düşünüyorsun, muhtemelen SHIELD’ın STRIKE gibi gizli
bir dalı. Ama herkes biliyor.
Gece saat 11 gibi Kaptan Amerika’nın yaşadığı haberi çıkıp haber kaynakları onu Avenger
olarak gösterince o kadar da gizli olmadıklarını öğrenerek her köşe başında olan
kahvecilerden birine giriyor, kenara oturarak Avengerlar nedir onu öğrenmeye başlıyorsun.
*
Avengerlar’ın liderini öldürmeni istemişler.
Elinde telefon, boş boş sokağa bakıyorken dünyayı kurtaran bir adamı öldürmeni
istediklerini kabul etmeye çalışıyorsun.
Hem de 2 kere kurtaran bir adam.
İnce metalin etrafında kıvrılan parmakların onun savaştığı adamların ellerine benziyor.
Görünmeyen kanlar içinde.
Bir yanın adamın HYDRA’nın düşmanı olduğunu, senin düşmanın olduğunu söylese de diğer
yanın sana bakan gözlerin berraklığını hatırlamadan edemiyor. Onca griliğin arasında en
berrak şeylerden biri.
‘Bucky?’
Gözlerini kapatarak başını yana eğerken anıdan kurtulmaya çalışıyorsun.
Bucky kim?
*
“Sibley Memorial’dan sesleniyorum: hastahanenin önü büyük bir kalabalıkla dolu, herkes
Kaptan Amerika için dua ediyor.”
Dükkan sahibinin sesini açtığı haberlerle o tarafa baktığında koyu renk tenli bir kadın
elindeki mikrofonla olanları anlatmaya devam ederken arkada mum yakmış, yere oturmuş
ve dayanarak birbirine destek olan insanları görüyorsun.
Onların umudunu öldürmeni istediler.
“Yaşlı genç demeden yüzlerce kişi Sibley Memorial’ın önünde Kaptanlarına destek vermek
için burada. Dualar ediliyor, mumlar yakılıyor. Doktorların Kaptan’ın yaşayacağa dair
yaptıkları basın açıklamasına rağmen herhangi bir gelişme olmaması herkesi korkutuyor.”
245
Awakencordy
merkez-masa.com
Kadının görüntüsü giderken yerine gündüz olanlardan görüntüler geliyor: binanın
patlaması, yıkıntılar, koşan insanlar, kadın üst ses olarak konuşuyor:
“Gün içerisinde Avengerlar 2 sene sonra bir önceki kadar resmi ve büyük olmasa da bu sefer
acı bir durum için tekrar bir araya geldiler.. Kaptan Amerika gün içerisinde saldırıya
uğrayan SHIELD Binası’nda yer alıyorken saldırganları etkisiz hale getirmek için takımıyla
birlikte çalışmaya başladığı sırada ağır şekilde yaralanarak hastahaneye kaldırıldı..”
Ekranda bir ambulansa yetiştirilen sedyeyi, sedyenin yanında koşan oldukça kızgın
görünümlü ve tehlikeli olduğu belli olan kızıl bir kadını görüyorsun.
Sedye etrafında polislerin olduğu bir ambulansa kaldırılırken kızıl da içeri giriyor, gün
içinde kanadını yolduğun diğer adamsa ambulansın önüne biniyor. Beyaz araba sirenlerle
kalkarken görüntü hemen değişerek ambulansın hastahaneye varmasını gösteriyor.
“SHIELD saldırısı kontrol altına alındıktan sonra Avengerlar gün içerisinde hastahaneye
ziyaretler gerçekleştirerek hem durum hakkında bilgi verdi, hem de arkadaşlarına destek
oldular.. İlk gelenlerden Bay Stark daha zırhını dahi çıkartmamış bir şekilde hastahaneye
girerken açıklama yapmayı reddetse de 1 saat sonra binaya varan Doktor Banner içeriye
girmeden önce edindiği bilgileri basınla paylaşarak Kaptan’ın yaşamasını umduklarını
belirtip yüreklere su serpti.”
Ekranda orta yaşlı, yorgun görünümlü ve siyah saçlı bir adam gözlüğüyle oynayarak
suratına tutulmuş mikrofona kadının söylediği şeyleri söylüyor, ardından patlayan soru
bombardımanına ise ‘lütfen’ diyerek elini kaldırdığında sanki sihirli bir kelime söylemiş gibi
herkes onu rahat bırakıp geçmesine izin verdiğinde içeri giriyor.
“Doktor Banner’ın ardından 2 saat sonra Bay Stark bu sefer zırhı olmadan kameralar
karşısına geçerek beklenen açıklamayı yaparak Kaptan’ın yaşadığını ve durumunun iyiye
gittiğini belirtti.”
Ekranda güneş gözlüklü siyah saçlı bir adam üzerinde bir kot ve tişörtle kalabalık basına
açıklama yaparken rahat görünerek konuşuyor:
“Yüzbaşı Rogers’ın durumu iyi: ameliyattan çıktı, hayati tehlikeyi atlattı ve iyileşmeye
devam ediyor. Doktorları her an başında, problem yok..”
Basındakiler ‘Efendim SHIELD-‘ dediklerinde onunla ilgilenmediğini söylüyor, cevaplıyor:
“Ben şu anda sadece Avenger işini konuşuyorum, önceliğim de Yüzbaşı Rogers.. Şu anda
uyuyor, uyandığında ve gözlerini açtığında ilgimi dünyaya yönlendireceğim.. O zaman tüm
bunların sorumlusu hesap verecek, emin olabilirsiniz..”
Herkes eminmiş gibi durduğunda birisi güvenliği soruyor, Stark da onaylıyor:
“Binayı ben koruyorum, içeri girmeye kalkan olursa da oldukça kızacak birini tanıyorum,
seçim onların..”
Dinleyen herkes güldüğünde Stark da gülümseyerek gözlüğünü çıkartıyor, birkaç soru daha
cevaplarken sen adamın gözlerini izliyorsun.
Yalan söylüyor.
*
246
Awakencordy
merkez-masa.com
“Nasıl anladın?”
Bilmediğini söylediğinde Tony ‘hayır’ diyor, ‘ben profesyonel bir yalancıyım, nasıl?’
“Bilmiyorum.. Öyle eğitildim?”
“O da öyle eğitildi, onu bile kandırdığım zamanlar var-“
“O sırada çok da kontrollü olmayabilirsin?”
Steve ‘veya seni önceden hatırlıyordu’ dediğinde Tony susuyor, sen de devam
ediyorsun.
*
Sibley Memorial’ın önü gerçekten de haberlerdeki gibi. İnsanlar mum yakmış, hastahane
bahçesinde oturuyorlar. Karşısındaki apartmanlardan birinin tepesinden inceleyebildiğin
şekilde binanın her yeri gerçekten korumalı.
Ama seni engellemiyor.
Yarım saat süren bir inceleme sonrasında morg kapısının korunmasız olduğunu fark
ediyorsun, 15 dakika sonra da içeridesin.
Katlarda yukarı çıkmaya başladıkça kalabalıktan neler olduğunu öğrenmen de kolaylaşıyor:
hastahanedeki refakatçilerin konuştuğu başka bir konu yok.
4. katta kalıyor, yoğun bakım kanadının hemen yanında yatırıyorlar, oradaki hasta kanadını
boşalttılar, sadece o var, durumunu kimse bilmiyor, devamlı doktorlar gidip geliyor.
Asansörün dördüncü kata çıkması engellenmiş, beşinci kata çıktıktan sonra odaları
deneyerek uyuyan yaşlı bir kadın bulup onun odasına giriyor, onun penceresinden aşağıdaki
pencereye geçerek boş kata giriyorsun.
Neden buradasın bilmesen de burada olman gerektiğini biliyorsun. Bilmen gerek.
Hastanenin her yanı korumalarla dolu olsa da bu kat bomboş. Burada değil mi?
Duvara dayanarak köşeyi döndüğünde alçak sesli konuşmaları duyuyorsun, Stark’ın sesini
tanıman uzun sürmüyor:
“Coulson’la konuştum, dondurucuyu hazırlamışlar..”
Dondurucu?
“Durumunu durduracak mıdır?”
“Durduracağı kesin ama tekrar uyandıracak mı bilmiyorum.. Bruce, kan sonuçları ne diyor?”
Doktor Banner kararı şimdi vermeleri gerektiğini söylediğinde kızıl kadın soruyor:
“Hangimiz onun adına karar verebiliyoruz?”
“Sen sevgilisi değil misin?”
“Ortağıyım Stark, arada fark var.. Ben senin gibi çevremdeki herkesle yatmıyorum-“
“Seninle de yatmadım, hatırlatırım-“
“İstedin, hatırlatırım-“
247
Awakencordy
merkez-masa.com
“Çocuklar..”
İkisi sustuklarında biraz önce konuşan ama sesini tanımadığın adam soruyor:
“Resmi kaydında kim var?”
İlaç dolaplarından birini yavaşça kaydırdığında koridorun yansımasını görüyor, izliyorsun.
Beş kişiler: biri Stark, biri Kızıl, biri kanadını yolduğun adam, diğeri Banner, beşinciyi
tanımıyorsun.
Stark ‘kim olacak, kesin Obama’dır’ dediğinde Banner bir şeylere bakıyor, ardından kaşlarını
çatarak cevaplıyor:
“Güncellememiş.. Çavuş J.B. Barnes.”
Hepsi toplu olarak iç çektiklerinde sen Rogers’ın nerede olduğunu araştırıyorsun,
muhtemelen gerçekten de yoğun bakımın yanında.
Ya da içinde.
O sırada asansörlerden biri açılıyor, içeri takım elbiseli bir adam girerken tanımadığın
beşinci gidip onu hafifçe öpüyor, sonra diğerlerinin yanına getirirken anlatıyor:
“Kurşunlardan biri göğüs kafesinden yukarı doğru gitmiş, içinde kurşunla hareket etmiş,
suya düşmesi de iyi olmamış, muhtemelen çıkmaya çalışırken daha çok kalbine yükseldi,
doktorlar şimdilik durdurdular ama operasyon yapamıyorlar çünkü ummadıkları bir şey
çıktı..”
Yeni gelen ne olduğunu sorduğunda Stark ‘Rogers’ın kalp kapakçıklarında eskiden problem
varmış, ameliyat yapabilmek için zehirlenmemiş serumlu kana ihtiyaçları var, normal kanı
reddetti’ diyerek yeni gelene ‘ne?’ dedirttiriyor, Stark da ‘evet’ derken soruyor:
“Serumdan bir kopya yapabildiniz mi Coulson? Lütfen benden gizlemeyi başardığını söyle.”
Sen sırtın duvarda, olanları anlamaya çalışırken Coulson ‘hayır’ diyor, ‘kopya yapılamadı,
diğer tek şişeyi HYDRA almaya çalıştı’.
Hail HYDRA.
Stark ‘onların da bir projesi yok muydu?’ diye sorduğunda Coulson X Departmanı’nın
çalıştığını söylüyor, sense kafanda rahatsız imgelerle onları dinlerken kanatlı olan neden
açıp kanını almadıklarını sorduğunda Coulson cevaplıyor:
“Steve’in kanını almak kanunen yasak, DNA’sının kontrolsüzce el değiştirmesi riskini göze
alamayız, ulusal güvenlik olarak nitelendiriliyor. Bugün tüm güvenliğin çöktüğü
düşünülürse-“
“Adam ölebilir-“
“O yüzden dondurucusunu tekrar hazırlattılar Bay Wilson..”
Bay Wilson ‘Sam’ diye düzelttiğinde Coulson diğerlerine dönerek soruyor:
“Kurşun kalbe ulaştığı için açılması gerek, öyle mi?”
248
Awakencordy
merkez-masa.com
Stark başını salladığında Coulson ‘ama yedek serumlu kan olmadan da açamıyoruz?’ diyor,
Stark yine onaylayınca da Coulson iç çekerek dondurucuyu kuleye taşıma bittiğinde haber
vereceğini söylüyor, Banner ise soruyor:
“Steve uyandığında hiç mi kanını almadınız?”
Coulson bakacağını söylese de Stark başını iki yana sallayarak her şeyde HYDRA’nın elinin
olabileceğini, risk edemeyeceklerini söylüyor.
Kızıl kadın bunca süre sessiz kalmış olsa da ardından dikleşip konuşuyor:
“Ben de X’ten çıktım, bende de farklı bir serum var. Deneyebiliriz.”
Stark olabileceğini söylediğinde Coulson efsanelere göre X Departmanı’nın en başarılı
projesinde de Steve’in serumunun kullanıldığını söylüyor, Stark ona döndüğünde de
cevaplıyor:
“Ama sadece bir efsane.. X’in en başarılısı Natasha ama onda serum yok.”
Stark bir küfür ederken Natasha’yı alıp bir yere götürüyor, Coulson da onu öpenle giderken
geriye Banner ve Sam kalıyorlar.
X’in en başarılısı sensin.
*
Olayı anlatırken bir anda donduğunda hepsi gözlerinde yumuşak bir ifadeyle
seni izliyor.
“Yaptım mı?”
Sağındaki Steve yaptığını söylediğinde başını ona çeviriyorsun: masadaki elini
kavrayan eli sıcak, canlı, teşekkür ettiğinde sen nefesini bırakarak en büyük
ihanetini izliyorsun.
Bu öldürmemekten daha büyük, onu yaşatmak“Yaptım..”
*
Brian Tyler – Deliverance
Sam içecek bir şeyler almaya gittiğini söylediğinde fırsatı kullanıyor ve koridorda tek başına
kalmış adamın önüne çıkıyorsun.
Elindeki tabletle ayağa kalkmış adam koridorun diğer ucundan sana bakarken korkutucu
gözüküyor olmalısın. Baştan aşağı siyahlar içindesin ve seni muhtemelen tanıyor.
Evet, tanıyor. Gözleri kısılırken ne istediğini sorduğunda sesin sakin:
“X’in en büyük projesi benim.”
249
Awakencordy
merkez-masa.com
Şaşırmamış olsa da ‘Steve’i oraya sokan da sensin’ dediğinde reddetmiyor, polarının önünü
açarak omuzlarından bırakırken sağlam kolunu göstererek cevaplıyorsun:
“Tek bir kolum ve az süremiz var Doktor, arkadaşların gelmeden iğneni çıkartsan iyi olmaz
mı?”
Hayretle sana bakarken kıpırdamadığında ‘şimdi’ diyorsun, o ise aynı sakinlikle soruyor:
“Neden?”
Neden, değil mi?
“Onu öldürüyordun, belki de öldürdün-“
“Onu sudan ben çıkarttım.”
Başını geriye bırakarak sana bakarken şimdi inandığını görüyorsun. Kaptan’ın suya
düştüğünü hiçbir haber kanalı yayınlamamıştı.
Seni geçerek dolaplardan birine giderken seni etkisiz bırakabileceğini söylüyor, sen de
denemesi cevabını veriyorsun.
Senden kısa boylu adam hafifçe gülümserken elindeki şırıngayla sana dönüyor, bir yandan
da turnikeyi gererek koluna dolayarak cevaplıyor:
“Önce kanı alıp sonra araştırmayı tercih ederim..”
“Ben de zeki adamları severim.”
Cevap olarak o halde iyi anlaşacağınızı söylüyor, iğne tenini delerken belki de yıllar sonra ilk
defa bir şeyin seni acıtmasına izin veriyorsun.
*
Sendelediğinde iyi olup olmadığını soruyor, sense iyi olduğunu işaret ederek devam etmesini
istiyorsun.
Karşı koymayacağını anladığında seni odalardan birine soktu ve kapıyı çalanlara dönerek
biraz yalnız kalmak istediğini söyledi, kimse de sizi rahatsız etmedi. Garip bir adam.
Yatmayı reddettiğin yataktan kalktığında dönen başın sana insan olduğunu hatırlatmaya
karar vermiş gibi bir inatla dönüp duruyor. Zayıflık göstermek istemesen de tek çaren tekrar
yatağa oturmak.
Doktor Banner aldığı tüm tüpleri bir kutuya yerleştirirken konuşuyor:
“Almam gerekenden fazlasını aldım, bencilliğimi affet..”
Hafif bir ses çıkarttığında güldüğünü düşünüyorsun, ne kadar garip. Kansızlıktan olmalı.
Derin ve kontrollü nefesler alırken sana bir kutu meyve suyu uzattığında ne kadar süredir
bir şey yemediğini fark ederek kutuya uzanıyorsun, o ise senin yerine açıp pipeti içine
batırarak sana uzatırken konuşuyor:
“Hakkında bir şey bilmiyorum, kimsenin anlatmaya vakti olmadı..”
250
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona anlatırken sana da anlatsalar güzel olurdu. Aldığın yudum mideni kazısa da içmeye
devam ettiğinde o da seni izleyerek konuşuyor:
“Ama bir joker hakkı kazandın, dikkatli kullan, olur mu?”
Kaşlarını çattığında kutusunu alıp kapatıyor ve kapıya gidip çıkıyor, ardından kapıyı
kilitleyip anahtarı yerin altından içeri atıyor.
Miden kazınırken pipeti kemirerek yerdeki metale bakıyorsun.
*
“Kanı getirdiğimde herkes çılgına döndü, oldukça da azar yedim ama en
sonunda doğru kararı verdiğimi kabul ettiler: seni kimse zorla bir yere
götüremezdi, üstümüze HYDRA’yı çekmek de istemiyorduk.”
Başını salladığında Bruce derin bir nefes alarak anlatıyor, konuşuyor:
“Aslında ben söylediğin şeye inanmıyordum ama Natasha senin Winter Soldier
olduğunu söylemişti ve söylediklerinin muhtemelen doğru olduğunu
düşündüğüm için kanını almıştım.. Mikroskopta kanında aynı parçaları
gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı tahmin edersin..”
Edemiyorsun ama sesini de çıkartmıyorsun.
“Kanı diğerlerine gösterdim, toplu bir kararla Steve’i uyutmaktansa kanı
vermeye karar verdik. Kan içeri alındı ve ameliyat gerçekleştirildi. İşe yaradı,
Steve ertesi gün gözlerini açtı. Gözlerini açtıktan sonra da iyileşmesi daha da
hızlandı, iki günde kendine geldi, biz de o sırada başlayacak yargılamalara
hazırlandık.”
Televizyonda haberleri izlediğini hatırlıyorsun.
*
“Kaptan Amerika’nın durumunun gittikçe iyiye gittiği belirtildi. Sevilen Yüzbaşı bugün
arkadaşlarının yardımıyla hastahane odasında pencereye çıkarak bekleyenleri selamladı,
hepsinden evlerine gitmelerini ve onun için yorulmamalarını rica etti.”
Ekranda yukarıyı izleyen kamera bir cama odaklanmış, açılan camda Stark’ın omzuna
tutunarak oraya gelen bir Rogers görününce aşağıdan alkışlar ve seslenişler duyuluyor.
Stark herkese profesyonelce selam verirken Rogers bir an endişe ve üzüntüyle dolduğu belli
olarak Stark’a bir şey söylüyor ama Stark reddedince o da gülümseyerek dönüp
aşağıdakilere el sallıyor.
Başkasının parasıyla kiraladığın otel odasındaki kirli masada parmakların senin
düşüncelerinden ayrı bir şekilde silahı temizlerken bakışların televizyondaki iki adamda.
Biri asil, azametli ve zeki.
Diğeri ise görevin.
251
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne yaptığını hatırladığında bakışlarını televizyondan geçirerek parmaklarına
döndürüyorsun. Belki de kendine çevirerek tetiği sıkman herkes için en iyisi olacaktır.
Hydra bile seni aramıyor.
Yanlış, yanlış. Hydra hep peşimizde, Hydra her yerde.
Hail Hydra, Hail Hydra.
Çeneni sıkarak şarjörü alıp silaha sürdüğünde her şey yerine oturuyor: neler olduğunu
bilmesen de ele geçirildin, göreve ihanet ettin.
Hydra unutmaz, Hydra affetmez, sadece zamanı bekler.
Artık sen de bir hedefsin.
Daha önce böyle şeyler yaptın mı bilmiyorsun ama yapmadıysan affedeceklerini
sanmıyorsun: seni tekrar sıfırladıklarında dolaptan çıkacak yeni adam bundan daha mı iyi
olacak?
Belki de. Belki de bu sefer seni bozuk yüklemişlerdir.
‘Bucky?’
Silahın güvenlik kilidini açarak kolunu doğrultup ekrana tuttuğunda ucu Rogers’ın alnının
ortasını gösteriyor.
*
“Bugün Dünya bir tanrıyı ağırladı sayın seyirciler: uzunca süredir Dünya’ya inmemiş
sonuncu Avenger olan Thor bugün takım arkadaşı Yüzbaşı Rogers’ı görmek için DC’ye geldi.
Yeni haberler aldıkça iletmeye devam edeceğiz..”
Hala DC’deler. Sen hala burada ne arıyorsun?
Odadan hiç çıkmadığın 2 gün boyunca bir karar vermeye çalıştın. Hydra’ya teslim olmak ya
da olmamak. Her türlü için boş olacak olmasına rağmen, kimlerin o boşluğu tutacağına
karar vermen gerek.
‘Beni tanıyorsun.’
Hayır, tanımıyorsun.
‘İsmin James Buchanan Barnes, beni hayatın boyunca tanıyordun-‘
Gözlerini yumarken parmakların saçlarına giriyor.
‘Kapa çeneni!’
‘Seninle dövüşmeyeceğim, sen benim arkadaşımsın!’
‘Sense benim görevim.’
Görev, görev.
Gözlerini açtığında ekranda dev gibi bir sarışın adam var, gülümseyerek bir koluyla
Rogers’ın belini sarmış, onu desteklerken bugünün kutlu bir gün olduğundan bahsediyor.
‘Steve cesur bir savaşçı olarak savaştı ve kazandı, bundan büyük onur olamaz!’
252
Awakencordy
merkez-masa.com
Olur. Onu sen kurtardın.
O zaman kim onursuz?
*
Neden onu kurtardın?
2 gün boyunca beynindeki sorulardan biri buydu. Sanki çözsen devamı gelecekmiş gibi.
‘Yolun sonuna kadar.’
Yolun sonu var mı?
Onun suya düşüşünü izlerken aklından geçenleri hatırlıyorsun. Sudan çıkmadığını gördükçe
görevini tamamlamanın huzurunun seni kaplaması gerekirken onun sudan çıkmasını
beklediğini fark etmen ve parmaklarının yukarıda seni taşıyan demiri bırakması.
Aşağı düşerken aklından geçen ‘yine değil’di.
Seni en çok korkutan da bu.
Daha önce suya düştün mü?
‘Bucky de kim?’
*
Personel kapısını yavaşça iterek içeri girdiğinde kalabalığın sessiz fısıltısı önce sana garip
gelse de arasına sızmanı kolaylaştırıyor. Etrafta onlarca genç, yüzlerce insan var. Hepsi
birbirlerine bir şeyleri işaret ederek duvarlardaki resimlere bakıyorlar.
“Ve solunuzda Kaptan’ın son macerasını görüyorsunuz: Kış Görevi..”
Bir öğretmenin eşliğinde ilerleyen çocukların peşinde giderken kendini raftan alınmış bozuk
bir oyuncak gibi hissediyorsun: böyle yerler senin için değil, sen karanlığın ve kanın
oyuncağısın.
“Yüzbaşı Rogers bu görev esnasında sulara gömüldü ve yıllarca öldü sanıldı..”
Suya gömülen o mu? Belki de.
‘Sen benim arkadaşımsın.’
‘Sense benim görevim!’
Adımların sessizce ilerlerken ellerini ceplerine sokuyorsun, çocukların metal elini görmeleri
soru sormalarına neden olacaktır.
Her yer huzurlu, her yer sakin.
“Anne bak! Bucky orada, bakabilir miyiz?”
Bir çocuk annesini sürükleyerek seni geçtiğinde sen yerinde kök salmış gibisin.
Bucky orada.
253
Awakencordy
merkez-masa.com
Yavaşça yerinde dönerek çocuğun gittiği yere baktığında gözlerinin büyüdüğünün
farkındasın.
Tüm panelde sen varsın.
*
James Buchanan Barnes.
İnkar edilemeyecek şekilde önünde duruyor.
Büyük panele yansıtılmış suratı ideal bir asker: genç, kararlı, vatansever. Yanında yazan
açıklamalar onun bir kahraman olduğunu söylüyor, hayatı karşılığında tüm dünyayı
kurtardı.
Steve Rogers’ın en yakın arkadaşı.
‘Sen benim arkadaşımsın!’
Bakışlarını diğer panellere çevirdiğinde oralarda da aynı yüzü görüyorsun, kesinlikle seninki
değil: gülümsediğinde gözlerinin kenarları kırışıyor, dudakları mutlu şeyler söylüyor. Senin
gözlerin hiç öyle parlamadı, dudakların hiç gerçekten öyle gülümsemedi.
Hiç yanında durduğun bir adama orada gördüğün kadar büyük bir sevgiyle bakmadın.
Önündeki videoda Rogers ve ‘Bucky’ yan yana durmuş, bir şeyden bahsediyorlar. Videonun
sesi olmasa da dudaklarını okuyabiliyorsun. Brooklyn’deki en iyi dondurmacının kim
olduğuna dair tartışıyorlar. Etraflarında bir savaş var, birileri onları muhtemelen reklam
için kaydetmeye uğraşıyor ama ikisi kendi dünyalarında.
Ve 70 yıl sonra o halleri herkesin önüne geliyor.
Görüntüdeki Bucky senin hiç olmadığın kadar rahat. Hiç acelesi yok, hayat onun, her şey
onu bekleyecekmiş gibi görünüyor. Yanındaki adam ise bir o kadar zamanına bağlı, etrafının
farkında olan bir lider. ‘Bucky’nin yanındayken gevşiyor gibi duruyor.
Kamera Rogers’dan bir şey istediğinde ‘Bucky’ kendisinin filme çekilmediğini düşünüyor
olmalı ki ifadesinin kontrolünü bırakıyor. Rogers’ın röportajı sırasında o da onun yanında,
onu izlerken kendi kendine gülümsüyor.
Görüntü tekrar başa sardığında her şeyi ezberlemeye programlanmış zihnin bantı
ezberlemiş olsa da kıpırdamıyor, bir daha izliyorsun.
Bir daha.
Bir daha.
*
Herkesin ilerlediği bir odaya sen de ilerlerken kapıdan geçtiğinde kapının çeperinde alarm
yanıyor, bir görevli sana ilerlerken sen geri adım atıyorsun, adam ‘bayım’ derken sen
gerilemeye devam ettiğinde birine çarpıyorsun.
Bu hataydı, buraya gelmemeliydin-
254
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bayım, üzerinizde metal obje var mı? Dedektör yandı, metalleri çıkartmanız gerek.”
Geride çarptığın kişiye baktığında göz hizasında birini bulamıyorsun çünkü çarptığın kişi
yerde yatıyor.
Bir çocuk.
Görevli kapısından ayrılmazken sen eğilip çocuğu kaldırıyor, onu kırmamış olmayı
diliyorsun: sen bir silahsın, çocuklar kolaylıkla kırılabilen şeyler.
Çocuk iyi olduğunu söylerken senin elini fark ediyor. Çok geç.
Sen elini geriye alırken çocuk nadiren rakiplerinin yapabildiği bir şey yaparak elini
yakalıyor, tutarken cevaplıyor:
“Utanmana gerek yok!”
Utanmak?
Çocuk senin elini tutarken görevliye dönerek senin engelli olduğunu söylüyor, elin yapay,
içinde metal var, engellilere giriş hakkı yok mu, annesi avukat, onu çağırması gerekiyor mu?
İçeri geçiyoruz, teşekkür ederiz, iyi günler görevli bey.
Yeni odanın ortasına geldiğinizde çocuk elini bırakmış, sana dönerek gülümserken ciddiyetle
konuşuyor:
“Bir parçan yok demek diğer insanlar tam demek değil, unutma olur mu?”
Ona bakarak bir şey söylememeye devam etsen de o bir cevap bekliyor gibi değil. Sana
gülümsedikten sonra dönerek diğer kapıdan dışarı çıkıyor, beraber geldiği gruba katılıyor.
Esas soru ise şu: hiçbir parçan yoksa ne olacak?
*
Odada yavaş yavaş ilerleyerek sergilenen şeyleri algılamaya çalıştığında bir süre bir şey
yapamasan da kapılardan içeri giren bir rehber ‘bu odada da Kaptan Amerika ve ekip
arkadaşlarının orijinal eşyaları bulunuyor’ dediğinde her şey mana kazanıyor.
Geniş kat boyunca iki duvarda sıra sıra eşyalar büyük camların arkasında sergilenir
durumdalar.
Nereye bakacağın hakkında hiçbir fikrin olmadığı için rehberin grubunun peşine takılıyor,
kadını dinlerken eşyalara bakıyorsun.
Söylediğine göre ilk eşyalar halen yaşamakta olan Uluyan Komandolar’ın bağışladığı
eşyalarmış, gruptakiler onlarla ilgilenirken bir parçası biraz daha ilerliyor, rehber onlarla
giderken sen de oraya ekleniyorsun.
“Yüzbaşı Rogers 2011 yılında bulunduğunda Smithsonian kendisine tüm eşyaları geri verme
teklifinde bulunsa da Yüzbaşı sadece birkaç tanesini geri alarak diğerlerini müzeye
bağışladı.. Birazdan gireceğimiz odada tüm parçalar ona ve Çavuş Barnes’a ait parçalar ama
önce eve gireceğiz..”
255
Awakencordy
merkez-masa.com
Tam o sırada gerçekten de küçük bir iç odaya geçiyorsunuz. Oda minik bir ev görünümünde,
ortasında ayrı bir mizansen var.
“Yüzbaşı Rogers’ın çizdiği taslaklara dayanarak hayatını geçirdiği evin bir replikası
oluşturuldu, şu anda o evdesiniz.”
Umulmadık bir şekilde buradan çıkmak istesen de dikkat çekeceği için kalıyorsun. Herkes
hayranlık içerisinde ev mizanseninin içerisinde dolanırken sen duvara gerileyerek bitmesini
bekliyorsun.
Ev minik, minik, minik.
Bakışlarını güvenli bir yere çevirirken mutfak tezgahına kurulmuş eşyalar dikkatini çekiyor.
Her şey iki kişilik.
İki tabak, iki çatal, iki bardak. Tel dolapta bir şey yok ama tezgahın duvarla birleşen yerinde
bir teneke Skippy Fındık Ezmesi var. Teneke kavanoz, beyaz çitli, kırmızı yazı.
Ne kadar insani.
“Devam edelim mi?”
Herkes mizansenin diğer tarafındaki kapıya giderken içeri girdiğinde yeni bir sergi odası
bulunca şaşırdığını fark ediyorsun. Burada yatak odası var gibi düşünmüştün.
Garip.
*
“Buradaki eşyaların bir kısmı yıllar içerisinde kendini buna adamış koleksiyoncuların
bağışladığı parçalar, diğer kısmı ise Smithsonian’ın elde ettiği parçalar.. Sadece birkaç parça
özel olarak sahiplerince bağışlandı, onları da göreceğiz..”
Sahiplerince?
Sırayı takip ederek eşyaları incelerken böyle şeylerin nasıl müze değeri taşıdıklarını merak
ediyorsun. Üniforma parçaları, poster parçaları, broşürler, bir saat, bir eskiz defteri, minik
minik ıvır zıvırlar. Sanki hepsi bir kutudaymış ve buraya boşaltılmış gibi.
Birkaç parçayı daha geçtikten sonra odanın ortasına geldiğinde rehber de herkesin dikkatini
toplamış, önünde durduğu iki kutunun ortasında iki sergi kutusunu göstererek anlatıyor:
“Bu iki parça Kaptan Amerika sergimizin en önemli parçaları, bizzat sahiplerince
bağışlanmış durumdalar: sağımda gördüğünüz isim künyesi Çavuş Barnes’a ait..”
Herkes bakarken sen de bakıyorsun. Orada, ışığın altında yatıyor.
James Buchanan Barnes, 32557.
Brooklyn, New York.
MK: Steve Rogers.
Bakışların bir askerin her şeyi olan isim künyesini izlerken gruptaki birisi ‘MK?’ diye
soruyor, rehber cevaplıyor:
256
Awakencordy
merkez-masa.com
“Mektup Kişisi. Askerler birliğe katılırken cephede ölürlerse bedenlerinin ve ölüm
mektubunun kime gönderileceğini seçiyorlar. Her kimi seçerlerse bu durum geriye
bildirilmiyor, sadece gerekirse kullanılıyor. Tarih göğsünde akrabası olmayan başka birinin
adını taşıyan askerlerle dolu..”
Akrabası olmayan başka biri.
‘Sen benim arkadaşımsın!’
Güvenle bu zamana kadar gelmiş künyeyi izlerken bilgi kartında 2013 yılında müzeye
bağışlandığını gördüğünde kaşların çatılıyor. Sahibince nasıl 2013 yılında bağışlanabiliyor?
Yavaşça öne geçerek bilgi kartının önünde duran kadını ittirdiğinde altındaki satırı da
görüyorsun.
Steve Rogers tarafından 2013 yılında bağışlanmıştır.
Künyesini o mu taşıyordu?
“Kaptan Amerika’nın künyesi yok mu?”
Rehber bunu soran genç kıza dönerken gülümseyerek olmadığını söylüyor, Yüzbaşı’nın
anlattığına göre künyesi kaybolmuş.
İçinden bir ses Bucky ile kaybolduğunu söylerken başını eğerek daha çok şapkanın altına
saklanıyorsun.
*
“Ve serginin en önemli parçası burada bayanlar baylar.. Orijinalliğine zarar gelmemesi için
resim çekmemenizi rica edeceğim, resimlerin kartpostal hallerini çıkıştaki hatıra
dükkanından satın alabilirsiniz..”
Resimler?
Genç kızlardan birini yavaşça ve eforsuzca kenara geçirerek öne geçtiğinde ağırlaştığını
hissediyorsun. Sanki ağır bir metalsin, için boş ya da dolu fark etmiyor, sadece varsın.
Önündeki kutuda yan yana yerleştirilmiş resimler iki hayatın ne kadar da yan yana
durduğunu gösteriyor. Beraber gülen ikili, plan yaparken çekildiği belli olan bir resim,
ortalarında bir kadınla durdukları bir resim“Ajan Carter!”
Rehber ‘evet’ diyerek gülümserken onun odasına da geçeceklerini söylüyor, etrafındaki kızlar
kıkırdaşırken sen bakışlarını plakaya çeviriyorsun.
Tony Stark tarafından 1998 yılında bağışlanmıştır.
*
“İstersen daha fazlası da var..”
257
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony’e baktığında Tony sadece en kahraman gibi duranları verdiğini söylüyor,
ardından ikinizi göstererek konuşuyor:
“Kaptan Odası hala eski malikanede, istiyorsanız girip yağmalayabilirsiniz,
Smithsonian’dakileri de geri alabilirsiniz, karşı çıkacaklarını sanmıyorum,
William eski bir dost, hallederiz..”
Başını iki yana sallarken özel bir şey istemediğini söylediğinde Tony kapının
açık olduğunu mırıldanıyor, Steve ise sessiz.
*
Müzenin yolu rehberin söylediği hatıra dükkanına geldiğinde kendini bir anda ulaşılabilir
şeylerin arasında buluyorsun. Herkes bir yöne dağılırken senin yönün yok, amacın yok,
kimliğin yok.
Stark’ın bağışladığı fotoğrafların kopyaları raflarda sana bakıyor. Resimlerin biri en çok
ilgini çeken: onda ‘Bucky’nin yüzü gözükmüyor olsa da varlığı resmi dolduruyor.
Görünmeyen adam güldüğü belli olarak öne eğilmiş, Rogers onu tutarken ona gülüyor ama
gözlerinde eğlenceden ve sevgiden başka bir şey yok. Resmi kim çektiyse ikisi arasındaki bir
şeyi çekmiş. Onların olan bir şeyi çekmiş.
Nefesini bırakarak resmi izlerken yanında duran adam mırıldanıyor:
“İnsan kıskanıyor, değil mi?”
İrkilerek adama baktığında yaşlı ve yorgun bir surat buluyorsun.
“Benim de orduya katılmadan önce böyle bir arkadaşım vardı, Henry. Ben döndüm, o
dönmedi, sadece resimler kaldı.”
Sesini çıkartmadan resme geri dönerken buradaki örnekte kimin döndüğünü merak etmeden
duramıyorsun.
*
“Almaz mıydınız Bayım? Bedavadır, hatıra-“ bir kadın eline oyuncak bir ayı
tutuşturduğunda sırf kadının bileğini kırmamak için ayıcığı alarak müzeden çıkıyor, açık
havaya geçiyorsun.
Bahçe bile sergilerle dolu, kafelerde insanlar oturuyor, koşturan çocuklar varBu kadarı sana fazla.
Bir anda o kadar öfkeyle doluyorsun ki elindeki ayıyı kopartacağını fark ederken kendini
durdurup bakışlarını ona indiriyorsun. Mavi kostümlü bir ayıcık Kaptan’ın kıyafetinde,
Kaptan’ın kaskında ve Kaptan’ın kalkanında sana bakıyor.
Minik ayının boynunu çevirerek kopartmaya hazırlanırken ileride seni izleyen bir kız
çocuğuyla göz göze geldiğinde donuyorsun.
Kız kahve alan annesinin elini tutmuş, seni izliyorken üzüntü ve korkuyla sana bakıyor.
Kim bir oyuncak ayının boynunu kopartır?
258
Awakencordy
merkez-masa.com
Ellerini geri sararak oyuncağın canını bağışladığında minik kız gevşiyor, ardından sana
gülümseyerek el sallarken annesiyle birlikte uzaklaşıyor.
Bakışlarını elindeki yaratığa çevirerek onun gözlerine baktığında seninle dalga geçtiğini
düşünüyorsun.
*
Otel odasına geri dönüp içeri girdiğinde ayıyı yatağa fırlatıp kendi eşyalarını toplamaya
başlıyorsun. Azlar ama sana aitler: 2 tabanca, 4 bıçak, masken, kevlar yeleğin, kıyafetlerin,
yedek kurşunların.
Winter Soldier.
Sen busun, sen bir silahsın, geçmişteki anılar sen değil, içinde kahramanlık yer yok.
Odadan tüm izlerini sildiğinde geriye sadece çarşafların ortasında duran mavi şey kalıyor.
Nefesini bırakarak tüm sinirinle ayıcığı alıp çantaya tıkıyor ve odadan çıkıyorken lanet şeyi
en yakın çöp kutusuna atacağını düşünüyorsun.
*
“Atamadım..”
Hepsi gülümsediğinde sen o günkü sinirini tekrar yaşıyor, parmaklarını
bükerken konuşuyorsun:
“O şeyden nefret ediyordum: bana işimi yapmadığımı hatırlatıyordu.. Ama aynı
zamanda o kızı da hatırlatıyordu. Arada kalmaya başlamıştım ve bundan nefret
ediyordum..”
Natasha ‘ayrıca odadan çıkmıştın’ dediğinde onaylıyorsun:
“Evet.. 2 günüm dolmuştu, kararımı vermiştim. Rogers’ın söylediklerinin yalan
olmasını umarak Smithsonian’a gitmiştim, eğer yalan olsaydı her neredeyse onu
bulup orada öldürecektim, bu sefer hiçbir sözü beni durduramayacaktı..”
Tony ‘ama doğruydu’ dediğinde başını sallayarak cevaplıyorsun:
“Doğruydu.. Kendimin Bucky olduğunu düşünmüyordum ama bir şey
olduğunun farkındaydım.. Beni silip yeniden yüklediklerini biliyordum, her
uyanışta bana onu anlatmaları prosedürümün bir parçası, yoksa fazla
yüklenmeden çökeceğimi düşünüyorlar, muhtemelen bir kere çöktüm..”
Hepsi sessiz kalarak ‘muhtemelen’ derken sen derin bir nefes alarak devam
ediyorsun:
“Önceden biri olduğum belliydi, görünüşe göre de Bucky denen o adamdım..
Ama ben o kısımla ilgilenmiyordum, benim ilgilendiğim bana bunu yapanlardı..
259
Awakencordy
merkez-masa.com
Onlara ulaşarak hesap sormak zorundaydım.. Belki de onlara ulaşarak tekrar
silinmek istiyordum, bilmiyorum..”
Hepsi seni izliyorken nasıl anlatabileceğini bilmiyorsun.
Zümrüdüanka Kuşu gibi devamlı yanıp yeniden doğmayı tek bir hayat yaşayan
birine nasıl anlatabilirsin?
*
Gidiş : Washington D.C.
Varış: New York City
Tahmini Yolculuk Süresi : 4,5 saat
Mola: Yok
Ücret : 21$
EVET - HAYIR
Uzanarak ‘EVET’in üzerine bastığında sana neyle ödeme yapacağını soruyor, nakiti
seçtiğinde de yeni bir göz açıyor. Teknolojinin parçalarıyla uğraşmak seni iyi yönde etkiliyor,
belki de Smithsonian’da gördüğün orijin tarihinin oldukça geride olmasındandır. 1945’teki
Bucky bunları hayal edebilir miydi?
Makinenin sana verdiği bileti alarak otogarda ilerliyor, bir yandan da gazete makinesi
arıyorsun.
Makine makineden anlıyor.
*
Steve hafifçe gülerken ‘bense çoktan senin peşine düşmüştüm’ dediğinde ona
bakıyorsun. O neden anlatmıyor?
Bunu ona sorduğunda Steve diğerlerine bir bakış atıyor, hepsi omuzlarını
silkince de sana dönerek beraber götürebileceğinizi söylüyor.
Her şeyi beraber yapmak zorundaymışsınız gibi.
“Ben uyandığımda olanları parça parça hatırlıyorum, ama kendime geldiğim an
net..”
*
Glenn Miller & His Orchestra – Moonlight Serenade
Steve ilk olarak omuzlarının ağrıdığını düşündüğünde ikinci fark ettiği şey müzik, yavaşça
gözlerini aralarken nerede olduğunu inceler..
Genç adam gördüğü beyaz tavanla bir an her şeyin aslında bir rüya olduğunu ve şimdi
buzdan çıkartıldığını düşünmeden edemezken kalp atışlarını kulaklarında duyduğunda
260
Awakencordy
merkez-masa.com
başını oraya çevirerek makineleri görür, yavaş yavaş sakinleşirken ayağının ucuna
dayanmış kalkanı onu gülümsetir..
Oda sessiz, sanki tüm bina sessiz, Steve başını yana yatırdığında yatağının diğer yarısını
kaplamış kızıl başı izler, kolunu yavaşça kaldırarak parmaklarını onun saçlarına
soktuğunda da Natasha’nın uyanışını dinlerken genç kadın hiç kıpırdamasa da gerinir, ona
kedileri hatırlattıktan sonra başını kaldırarak ona dönerken sorar:
“Nasılsın?”
Steve parmaklarını hala onun saçlarından geçiriyor, yavaşça tarıyorken ‘hmmm’ladığında
Natasha gülümseyerek ‘hala kafan iyi’ derken Steve gülümser, derin bir nefes alarak
cevap verir:
“Seninle aynı yatakta uyanmaktan memnun olmayacak biri var mı?”
Kanepenin oradan bir ‘ben’ geldiğinde Steve başını oraya çevirir, boynu acıyınca da yüzü
buruşurken onu görünce şaşkınca ‘Tony?’ diye sorarak konuşur:
“Burada ne işin var? Ne kadar geçti-“ ona eğilen Tony yavaşça onun dudaklarını
örttüğünde Steve de onun tişörtünü tutarak sessizce parmaklarını büker, Tony de ondan
ayrılırken cevap verir:
“3 gün oldu.. Başka olmam gereken bir yer de yok..”
Steve hafifçe gülümseyerek ona bakar, ardından tekrar Natasha’ya dönerken kendisini
dünyanın en şanslı adamı ilan ettiğinde Natasha gülümseyerek onu izliyor, doktoru
çağıracağını söyleyerek yataktan iner, dışarı çıkıp kapı kapanınca da Tony yatağın
kenarına otururken Steve eli onun parmakları arasında, sorar:
“Neler oldu?”
“Hatırlamıyor musun? Dün de uyandın, Sam vardı-“ Steve başını iki yana salladığında
Tony önemi olmadığını söylüyor, elini kaldırarak onun elinin tersini öptükten sonra
indirerek cevaplar:
“Önce iyileş.. Gerisi problem değil..”
Steve nefesini bırakırken kapı açılır, içeri giren doktor ‘Merhaba Steve’ dediğinde Steve
de ona dönerken Nat ve Tony gerileyerek onlara alan bırakır, Steve de doktorunu dinler..
*
“Bunun anlamı yok..”
Tony ‘çok şeyin yok’ dedikten sonra onun neyden bahsettiğini sorarken Steve üzerine
yeni bir tişört giydiriliyor, cevaplar:
“Suya düştüm ama yüzdüğümü hatırlamıyorum..”
Tony ‘farkında değilsindir’ derken onun kollarını geçirir, Steve de indirirken onu izliyor,
sorar:
“Sen mi beni buldun?”
Tony ‘hayır’ dedikten sonra onun yüzünü kavrayıp öper, ardından gözlerine gülümserken
‘kalkanını buldum’ dediğinde Steve de gülümser, o sırada içeri giren Bruce ise konuşur:
“Kameralar hazır.. Çok bir şey yapmana gerek yok Steve, sadece görün yeter..”
261
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve hala bundan emin olmadığını söylerken Tony ile beraber doğrulur, bir an nefesi
kesilse de ardından kolunu Tony’nin omzuna dolamış, onunla birlikte cama giderken
Bruce camı açar, Steve de cama yaklaştığında aşağıdaki kalabalığı görürken kalbi
hızlanmış, endişeyle sorar:
“Güvenlik var mı? Bana saldırırlarsa-“
“Güvendeyiz, problem yok.. El salla Rogers..”
Steve hafifçe güldüğünde Tony de gülümser, sarışın adam yavaşça el sallarken aşağıdaki
insanlar alkışlayarak ona el salladığında Tony’nin omzunu tutan parmakları sıkılaşır, sesi
çıkmaz..
*
“O sırada birlikte miydiniz?”
Steve ‘hıhım’ diyerek onaylarken senden bakışlarını kaçırmıyor. Sense Stark da
şehirde olsa maceranın ne kadar farklı olabileceğini düşünüyorsun.
“Neden seninle birlikte DC’de değildi? Hayatına kast eden biri vardı, o
neredeydi?”
Tony ‘hey’ dediğinde Steve ona dönerek ‘hayır’ diyor, ardından sana dönerek
cevaplıyor:
“Tony ile birlikteliğimiz bize hayatlarımızı değiştirten bir birliktelik değildi, hiç
öyle olmadı.. Onun evi New York, benim evimse işim, başka bir evim
olmadı..”
Tony bu sefer ayrı bir ‘hey!’ dediğinde Steve ona dönerek neden bahsettiğini
bildiğini söylüyor, ardından yine sana dönerek devam ediyor:
“Tony o sırada yanımda olmadığı için onu suçlayamazsın.. Ben ve Nat beraber
çalışıyorduk, o da her anında yanımdaydı.. Tony de haber alınca geldi..”
Clint ‘ki o sırada herkese açık da değildiniz, kimsenin haberi yoktu’ diyor, sen de ne
kadar iyi gizlediklerini düşünüyorsun: senin dahi haberin yoktu.
*
“Günaydın Kaptan..”
Steve ona günaydın derken Tony kendini mi ellediğini sorsa da cevap vermiyor, yavaşça
parmaklarını kurşun izlerinden geçirirken yanına gelen adam bu sefer sesindeki eğlence
yok olmuş, ne olduğunu sorunca Steve cevaplıyor:
“Beni öldürmedi..”
Tony ‘ve dramaya geri dönüyoruz’ dediğinde Steve başını kaldırarak ona döner, tekrarlar:
“Beni öldürmedi.. Kurşunların yerlerine bak Tony..”
262
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony o manzarayı bir daha görmek istemediğini söylediğinde Steve onun elini alarak
göğsüne koyar, parmakları onun parmaklarını sıkarken de cevaplar:
“Bucky hiçbir atışı kaçırmazdı.. Winter Soldier söyledikleri kadar ondan kat be kat
iyiyse..”
Tony iç çektiğinde Steve susar, siyah saçlı adam da elini onun elleri arasından çıkartıp
yüzüne koyar, ona yaklaşarak beline sarılırken konuşur:
“Steve-“
“Biliyorum.. Söylemesen olmaz mı?”
“Olmaz.. Natasha söylediğinde onu ittirebilirsin, beni ittirmeye kıyamazsın..”
Steve iç çektiğinde Tony bakışlarında derin bir üzüntü, cevaplar:
“O senin arkadaşın değil.. Üzgünüm inan, onu getirebilecek bir yol olsa ben kendim
yapardım, seni üzmektense yeni bir bilim kurmayı tercih ederim ama yapamam.. O Bucky
değil Steve..”
Steve üzüntüyle bildiğini söylediğinde Tony ‘gerçekten mi?’ diye sorar, Steve ise onun
kollarından çıkarak odaya geri girerek cevaplar:
“Beni öldürmedi.. Görevi olduğumu bağırmasına rağmen öldürmedi.. Sence neden?”
“Yakışıklı olduğun için?”
“Tony..”
Tony bilmediğini söylerken belki onun da Hydra’ya karşı koyduğunu söyler, konuşur:
“Kim olursa olsun onlarca kere sıfırlanmış bir adamdan bahsediyorsun, değil mi? Bunu
öğrendiğinde o sisteme direnmesi doğal..”
“Ama bir o kadar da zor.. 70 yıl Tony, 70 yıldır yıkanan bir beynin karşı koyması ne kadar
zor bir fikrin var mı?”
“Yok ama senin de yok.. Neyin onu gevşettiğini bilemezsin..”
Steve cevap vermek istese de veremediğinde Tony anladığını tekrarlıyor, konuşur:
“Arkadaşını geri kazanmanı ben de isterim Steve.. Her ne sebepten olursa olsun seni
öldürmediği için de memnunum, herif benden ne isterse alabilir, problem değil.. Ama
onun içinde bir yerde Bucky olduğu umudunu kırman gerek..”
Steve öyle bir şey yapabileceğini sanmadığını söyleyerek yatağa oturduğunda Tony de
ilerleyerek onun yanına gider, yatağa çıkarak onun omuzlarına sarılırken çenesini onun
tenine bastırarak konuşur:
“Senden iki şey gizledik..”
Steve kasıldığında Tony kollarını onun omuzlarında daha da sıkılaştırır, sadece bilmesi
gerektiği için söyleyeceğini söylerken konuşur:
“Bu umutlarını daha da yükseltecek ama sonradan öğrenirsen kafamızı kopartacağından
şimdi söylememiz gerek-“
“Tony, ne?”
Tony derin bir nefes alırken onu bırakır, yatağa otururken cevaplar:
263
Awakencordy
merkez-masa.com
“Seni Winter Soldier sudan çıkarttı ve sana kan bağışlayarak ameliyat yapılmasına imkan
verdi..”
Steve donarken Tony ‘lütfen umutlanma’ der ama Steve ayağa fırlamış, dolabına
giderken Tony elleriyle yüzünü kapattığında Steve ona bakmıyor, konuşur:
“Onu bulmam gerek..”
Tony ‘evet, elbette’ derken kendini yatağa geri attığında Steve bir de pantolon çekiyor,
giyinmeye devam eder..
*
“Nat, bana borcun var-“
“İstersen yatalım Steve, belgeleri bulmaktan daha kolay olur..”
Tony ‘ben evet derdim’ dediğinde Steve gözlerini devirip kalkanını eline alır, bunu
yapacağını söylerken kimse şaşırmadığında Natasha deneyeceği cevabını verir, ardından
sorar:
“Nereye gidiyorsunuz?”
Tony ‘bilmiyorum, sanırım adamı sokak sokak arayacak’ derken Steve ‘gerekirse evet’
der, Natasha ise ondan önce katılmaları gereken bir şey olduğu cevabını verirken iki kart
çıkartıyor, onlara uzatarak cevaplar:
“Fury’nin cenazesi..”
*
“Ciddi misiniz?”
Bruce güneş gözlüklerini çıkartırken dağılan kalabalığın ortasında onlara bakıyor,
şaşkınlıkla sorar:
“Her yerde olabilir, adam gizlenme ustası, bunun için eğitilmiş..”
Steve bildiğini söylese de onun peşine düşeceğini tekrarladığında Bruce ona bakarak
bunun görünenden daha fazla bir şey gibi hissettirdiğini söyler, Tony de omzunu silkerken
mırıldanır:
“İkisinin önceden beraber olduğunu düşünenler var, ben daha sormadım..”
Steve derin bir nefes alıp cevap vermeyi reddettiğinde gruba düşen bombayla
Natasha’nın bile gözleri büyür, Sam ise elini ağzına kapatmış, şurada bekleyeceğini
söyleyerek mezar taşının başına geri yürüdüğünde Tony sorar:
“Gerçekten mi? Rogers?”
Steve ‘evet’ dedikten sonra konunun bu olmadığını söyler, Tony ise ‘erkek arkadaşını geri
getirmeye çalışmıyorsun, öyle mi?’ diye sorunca Steve ona dönerek cevaplar:
“Arkadaşımı arıyorum Tony.. Tekrar sevgili olmasak da olur..”
“Ama olsanız problem olmaz, hım?”
264
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve öyle söylemediğini söylediğinde Tony gülerek ellerini kaldırır, ardından Bruce’a
dönerek ‘başka sorum yok hakim bey’ diyerek uzaklaşır, Steve de arkasından bakarken
Natasha konuşur:
“Zaman ver.. Şu an kesinlikle üstüne gitmemen gerekiyor.. Bruce, sen de onunla git..”
Bruce başını sallar, dönerek uzaklaşırken Steve iç çekerek tekrarlar:
“Onun için yapmıyorum..”
“Biliyorum.. Ama Tony öyle görmeyebilir, düzelene kadar vakit ver..”
Steve başını sallar, ardından onu nasıl bulacaklarını sorarken Natasha bilmediğini söyler,
konuşur:
“Zor olacak.. Onu bulduğunda ikna etmek de ayrı bir zorluk olacak Steve, elin güçlü
olmalı..”
“Seni kullanabiliriz? Bruce’u da ikna ettin, değil mi?”
Natasha gülümserken Winter Soldier’ı baştan çıkartmasını mı istediğini sorduğunda Steve
‘işe yarayacaksa evet’ diye cevaplar, Natasha hayretle ona bakınca da açıklar:
“Benden izin alıyorsan evet, istediğini yap..”
“Steve-“
“Hayır, ciddiyim.. Onun güvende olmasını istiyorum, hepsi bu.. Hydra, SHIELD, kim
kaldıysa herkes şimdi onun peşinde, herkes onun kullanma kılavuzunu arıyor.. Ve sen
onu geri getirebileceksen..”
Onu izleyen kızıl bir an sonra güldüğünde Steve neye güldüğünü sorar, Natasha ise elini
sallıyor, ‘hiç’ derken tarihin nerede karşısına çıktığına inanamadığı cevabını verir, Steve
de onaylarken Natasha derin bir nefes alarak konuşur:
“Winter Soldier hakkında bazı bilgilere sahibim, bunu bilmen gerek..”
Steve bildiğini söyler, Natasha da bir an başka bir şey söyleyecek gibi dursa da ardından
gülümser, konuşur:
“Arabadan bir şey alıp geleceğim.. Sen burada bekle..”
Steve onaylar, Sam’in yanına giderken Natasha da diğer yöne uzaklaşır, Steve mezar
taşlarının ilerisinde Tony’nin arabasının uzaklaştığını gördüğünde iç çekerek ellerini
ceplerine sokar, derin bir nefes alır..
*
“Natasha geri döndüğünde sana dair dosyayı getirmişti, Coulson’ın sana
gösterdiği temel bilgilerin yer aldığı dosya..”
Olanları dinlerken sesini çıkartmıyorsun.
“O zamana kadar bu yeni zamanda bir amacım yoktu: bana savrulan
değişikliklere göre ilerliyordum.. Ama o andan sonra bir amacım vardı: seni
bulmak ve kaybettiğin şeylerden geri verilebilecekleri sana kazandırmak..”
Kazandırdı mı meçhul ama seni bulduğu kesin.
265
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen ne yaptın?
*
New York, New York.
Şarkının söylediği gibi hiç uyumayan şehirde etrafına bakarken kendini kaybolmuş
hissediyorsun. Beton ormanın dalları her yerde, her yer ışık, her yer gökdelen.
Sokaklar arasında ağır sırt çantanla ilerlerken kimse sana dönerek bir kez daha bakmıyor,
her türden insanın olduğu şehirler senin gibiler için uygun. DC’nin takım elbiseli
kurallarındansa burası özgürlükler ülkesi.
Gece kalacak bir yere ihtiyacın olsa da soğumaya başlamış hava sana daha çekici geliyor.
Ne de olsa kış askerisin.
*
“Hayır Gandalf! Gandalf buraya gel!”
Gözlerini açarken saldırı beklesen de beklediğin saldırıdan farklı bir boy sana saldırdığında
onu uçurmak yerine ancak yakalayabiliyorsun.
Beyaz bir Terrier tüm coşkusuyla suratını yalayarak sana atılırken o kadar şaşkınsın ki
ikiniz bir süre birbirinize bakarken bir kadın koşarak yanına gelmiş, senden özür dileyerek
köpeğini almaya çalıştığında onu sonradan fark ediyorsun.
“Gerçekten özür dilerim, normalde hiç böyle şeyler yapmaz-Gandalf derhal aşağı!”
Beyaz köpek üzüntü dolu bir sesle viyklerken sen sesini bularak ‘önemli değil’ diyorsun.
Kahverengi saçlı kadın gülümserken köpeğini senden alıyor, ardından sana kendini nasıl
affeTtireceğini sorarken gözlerindeki soruyu okuyabiliyorsun.
Bedava kahvaltı iyi gelecek bir şey olsa da onun konuşmalarına cevap verebilecek biri
değilsin. İstesen onu 2 saatte seni evine davet edebilecek ve yatağını verebilecek hale
getirecek eğitimin olsa da bir şey yapmak istemiyorsun.
‘Görev tanımı dışındaki alanlar kesinlikle işlem dışı.’
Başını iki yana salladığında genç kadın ‘peki’ diyor, köpeğini tutarak yoluna devam ederken
onların gidişini izliyorsun.
Bir yere saklansan normal bir hayat kurabilir misin?
Sanmıyorsun.
*
Sokaklara ait gibi görünmek zorunda kaldığın görevler vardı ama hiçbiri seni bu kadar farklı
bir açıyla karşılaştırmamıştı.
266
Awakencordy
merkez-masa.com
Bir kahveciye girerek kahve almak için sıraya girdiğinde sıra sana gelince elini
pantolonunun cebine atıp bir şey bulamadığında kasiyerin kaşlarını kaldırışı daha önce sana
hiçbir ajanın hissettiremediği türde bir yargılanma hissettiriyor.
O an onu öldürebileceğini bilsen de hissettiğin şey çaresizlikken metal kolunu tutan ince bir
el seni durdurduğunda gördüğün beyaz saçlı kadın gülümseyerek konuşuyor:
“Tatlım, yaşlı bir kadına yardım et: ellerim titrerken bu tepsileri taşıyamıyorum, hım?”
Şokla kadına bakarken kadın seni geçip kasiyere kendisi için bir kahve söylüyor, yanına iki
dilim kek alırken sana dönerek ne istediğini sorunca sen ağzını aralıyorsun, ses çıkmıyor.
“Americano, hım?”
Başını salladığında kadın minik cüzdanından para çıkartarak kasiyere uzatıyor, genç kadın
da her şeyi işleyip para üstü uzatırken sen alıp kadına veriyorsun, o da teşekkür ediyor.
İkiniz beraber kahvelerin uzatılacağı yere giderken kadın dünyadaki en sağlam kola
dayandığından habersiz, minik adımlarıyla sana eşlik ediyor.
*
“Teşekkür ederim tatlım.. Birini beklemiyorsan benimle oturabilirsin, yakışıklı genç adamlar
artık her gün vakit geçirdiğim hoşluklardan değil..”
Tepsiyi onun önüne koyarken çekilirken vücudun senden önce karar vererek karşı iskemleye
oturuyor, çantanı diğer iskemleye koyarken yaşlı kadının parlak gözleri dikkatle seni
izlerken soruyor:
“Ben Annette, sen tatlım?”
Parmakların onca kahve çeşidi arasından en Amerikan olan kahveyi sararken hayattaki her
şey bir ironi gibi kokuyor, sen cevap vermezken de o ‘hatırlamıyor musun?’ diye sorunca
hayretle bakışlarını ona kaldırıyorsun.
“Hatırlamıyorsan problem değil..”
“Nasıl?”
Annette iskemlesinde ancak yaşlı kadınların sahip olabileceği bir aidiyetle oturuyorken sana
bakarak sakince cevaplıyor:
“Bazen unutmamızın da bir sebebi vardır.. Dünya bazen bize kötü davransa da bazen iyi de
davranır.. Başına iyi bir şey geldiğini hatırlıyor musun?”
Bakışlarını kahvene indirirken başına gelen en iyi şeyin bu olduğunu söylemesen de anlamış
gibi durarak konuşuyor:
“Senin yaşlarında olan bir kızım vardı, maalesef onu oldukça erken kaybettim.. Adı Amie’ydi
ve bir ressamdı, bazen dünyayı unuturdu..”
Sen o kadar sanatsal bir unutuşta olmasan da belki de bilim dünyasının sanatı olabileceğini
düşünüyorsun.
267
Awakencordy
merkez-masa.com
“Öldüğünde çok genç olmasına rağmen kısa hayatına çok güzel mutluluklar sığdırdı. O
öldüğünde her şeye isyan etmiş olsam da sonra anladım ki önemli olan yaşıyorken ne
yapabildiğiydi, ne kaçırdığı değil..”
Sana neden bunları söylediğini anlamasan da kendi kek tabağını alıp bir parça keserken o
konuşmaya devam ediyor:
“Şu anda başka bir yerde yaşıyor olsa ve geçmişini hatırlamıyor olsa, başka bir annenin ona
yardım etmesini dilerdim, başka arzum olmazdı..”
Ağzında kekle bakışlarını ona kaldırdığında bilen gözleri seni izleyerek konuşuyor:
“Kaybolmuş görünüyordun tatlım.. Yardıma ihtiyacın var mı?”
Hafifçe gülerken kahvene döndüğünde o hala gülümseyerek seni izliyor.
“Ben kızınız gibi değilim, inanın..”
‘Oh ona inanıyorum’ derken sen gözlerini devirsen de ‘çantanda ve üstünde taşıdığın silahlar
yeterince anlatıyor’ dediğinde bakışlarını tekrar ona kaldırıyorsun. Hydra’nın her yaştan
ajanı var.
“Merak etme, yardım için çığlık atacak değilim.. Damadım da görevleri için silah kullanan
bir adam, sadece benden gizli taşırken nasıl yürüdüğünü biliyorum..”
Senin kadar silah taşıdığını sanmıyorsun.
“Yaşlanırken kaybettiğimiz çok şey olsa da kazandığımız başka bir şey var: iyileri anlarız..
Sen kötü biri değilsin tatlım, bu yüzden sana uzandım..”
Ona kötü şeyler yaptığını söylediğinde herkesin kötü şeyler yaptığı cevabını veriyor.
“Kimisi karşı komşusuna günaydın demez, kimisi köpeğini beslemez, kimisi cinayet işler..
Herkesin yaptığı kötülüklerin derecesi farklı olsa da hepimiz kötüyüz.. Nasıl ki kimse tam
olarak iyi değil, kimse tam olarak da kötü değil, dengeyi değiştirmek senin elinde..”
Elinde kek parçasıyla kadına bakarken o yemeni söylediğinde lokmayı ağzına atıyorsun,
kendisi memnunlukla seni izlerken adını hatırlayıp hatırlamadığını sorunca biri seni
görünce söylediği ve seninle ilgisi olan tek ismi söylüyorsun.
“Bucky?”
Yaşlı çizgiler birbirine yaklaşırken gençliğinde çok baş döndürdüğü belli olan kadın
gülümseyerek sana bakıyor.
*
“O kadın kim, derhal bularak STIELD kadrosuna alıyoruz, Coulson-“ Coulson
gülümserken bakacağını söylediğinde sen öyle bir şey yapmayacaklarını
söylüyorsun, Tony ise sana dönerken ‘kadın sana ismini söylettirdi!’ diyor, sense
cevaplıyorsun:
“Hayır, ona şaşırmayacağı tek ismi söyledim-“
“Hayır, kafanda binlerce isim var, başka her şeyi söyleyebilirdin..”
268
Awakencordy
merkez-masa.com
Reddetmek istesen de yapamıyorsun çünkü haklı. Steve’e bir bakış attığında o
mavi gözleri mutlu ama bir şey söylemiyor, konuşmasını tısladığında ise
cevaplıyor:
“Söyleyecek bir şeyim yok..”
Ona yalan söylememesini söylediğinde gülerek yalan söylemediğini söylüyor
ama gözleri o kadar mutlu ki, ondan nefret ediyorsun.
*
“Kalacak bir yerin var mı?”
Onu bıraktığın apartmana bakarken ‘yok’ diyorsun ama ardından her ne teklif edecekse
etmemesini istiyorsun. İyi insanların dünyasında 2 saat geçirebilirsin ama sen onlardan
değilsin, ne söylerlerse söylesinler.
İç çekerek ‘peki’ derken ne yapacağını sorduğunda derin bir nefes alarak cevaplıyorsun:
“Bana bunu yapanları bulacağım..”
Endişeyle ‘oh’ dediğinde neden bahsettiğini bildiğini anlıyorsun ama aranızda kelimeler
geçmiyor.
“Dikkatli ol, olur mu? Annen bir yerlerde endişe ediyor olmalı..”
“Annem öldü..”
Hatırlamasan da öldüğünü tahmin ediyorsun, sen yaşı olmayanlardansın.
“Kimsen yok, değil mi?”
‘Sen benim arkadaşımsın!’
Nefesini bıraktığında yaşlı eli senin eldivenli metal eline tutunuyor, yavaşça sıkarken de
bakışları üzerinde, konuşuyor:
“Biraz önce aklından geçen kimse, ihtiyacın olduğunda ona git, olur mu?”
“Beni parçalayacaksa?”
Gülümseyerek diğer eliyle yüzünü tutarken ‘bana kolay parçalanan biri gibi gelmiyorsun’
diyor, sense bu çılgın kadına hafifçe gülümserken evine girmesini söylüyorsun. Saat geç ve
sokaklar güvensiz.
Sana gülümseyip minik basamakları çıkarak apartmanına girdiğinde kapının kapanmasını
bekliyor, ardından çantanı sırtına vurarak yola koyuluyorsun.
Artık bir hedefin var.
*
“Seni burada aramayı hiç düşünmedik.. SHIELD’ın bilgileri artık kapanmıştı,
Tony tüm dünyaya hakim değildi-“
269
Awakencordy
merkez-masa.com
“Daha..”
“Daha tüm dünyaya hakim değildi,
düşünüyordum.. Şehri tarasaydık..”
“Daha kötü olurdu..”
bense
Rusya’ya
döndüğünü
Steve bildiğini söylese de hep ihtimalleri de düşünen biri, bildiğin için daha
fazla üstelemiyorsun. Bildiğini fark etmek ise sana garip geliyor.
Onlara ‘siz ne yaptınız?’ diye sorduğunda Natasha gruplara ayrıldıkları cevabını
verip anlatıyor:
“Ben SHIELD’ı dağıtan olduğum için yargılanmak zorunda kaldım: bunun için
ideal olandım; Kaptan Amerika’yı yargılayamazsın, hele ki onu hain olarak ilan
edip ardından senin hain olduğun bir sistemde bu olmaz.. Tony olaylarda yoktu
ama tüm hukuk sistemine saldıracak kadar avukat tutabileceği ortada, Bruce’u
sinirlendirmek manasız, Thor bizim kanunlarımıza tabii değil, olay bana
patladı..”
*
“Seni ele geçiremezler, bütün avukatlarım senin için çalışıyor-“ Natasha bildiğini
söylerken yine de derin bir nefes alır, Tony ise ‘şişt’ diyor, gülümsemesini emrederken
Natasha onu öldürecek gibi gülümseyince ‘işte benim kızım’ diye cevaplar, kızıl kadın da
bir an onu izlerken Tony bir süre sonra sorar:
“Öldürecek misin?”
Natasha ‘hayır’ diyerek başını iki yana sallar, ardından onu geçerek aynaya giderken
Steve camdan aşağıyı izliyor, konuşur:
“Basın çıldırmış gibi..”
“Ki çıldırmış durumdalar.. Her gün bir kahramanı hapse atma fırsatları olmuyor.. Keşke
devleti soyanlara da aynı çabayı gösterseler..”
Steve dönerek ona bakarken Tony kendi ceketini giyiyor, hazır olup olmadıklarını
sorduğunda Steve ‘keşke hep beraber gidebilseydik’ dediğinde Natasha böylesinin daha
iyi olduğunu söyler, konuşur:
“Clint’i o görevden çekemeyiz, Bruce da sinirlenirse problem çıkar.. Siz ikiniz iyisiniz,
biriniz para diğeriniz de iyi karakter, yeterli..”
Steve gülümserken Tony ‘hadi bizi biraz daha kullan, nasıl hissettirecek merak ediyorum’
diye cevaplar, Natasha ise uzanarak ona sarılırken Tony kalp krizi geçirircesine donunca
Natasha onu geçip dışarı çıkar, kapı yavaşça kapandığında ise Steve hafifçe gülerek
sorar:
“İyi misin?”
Tony onaylar, sonra da dönerek kapıya giderken Steve bir anlık cesurlukla atılarak onu
bileğinden yakalayıp çevirir, kendi kolları arasına alırken Tony nefesi kesilmiş, ona kaba
kuvvet kullanmayacağına söz verdiğini hatırlattığında Steve isterse çıkabileceği cevabını
verir, onun gözlerine bakarak konuşur:
“Seninle dargın olmak istemiyorum Tony..”
270
Awakencordy
merkez-masa.com
“Güzel, zaten değiliz.. Bırakacak mısın?”
“Bucky için seni terk edecek değilim..”
Tony aniden bakışlarını ondan kaçırmaya başladığında Steve diğer eliyle onun yüzünü
kavrar, kendisine çevirerek tekrarlar:
“Değilim.. Senden bunu gizlememi mi isterdin?”
Tony sessiz bir kızgınlıkla cevap verince Steve de ciddiyetiyle onu karşılıyor, konuşur:
“O benim en yakın arkadaşım.. Hiçbir şeyim yokken o vardı Tony-“
“Ama o o değil..”
“Fark eder mi? Çabalamam gerekmez mi? Dostluk bu değil mi?”
Tony ona kavram saymamasını söylese de Steve onu bırakıyor, gerilerken sorar:
“Aynı şey bana yapılsa benim için çabalamaz mıydın?”
Tony öylesine hızlı saçmalamamasını söyleyerek ona ilerler ki Steve içi eriyerek onu
tutar, dudakları örtüldüğünde o da onu kendisine çekerken ayrıldıklarında Tony elleri
onun saçlarında, ona bakarak konuşur:
“Sana öyle bir şey yapılamaz çünkü seni bulurdum.. Bulur ve dünyayı yıkardım..”
“Ben bulamadım.. Ama şimdi dünyayı yıkabilirim..”
Tony onun gözlerine bakarken ikisi de bir süre birbirini izler, Steve de bir süre sonra ‘ve
bunu yapabilmek için sana da ihtiyacım var’ dediğinde Tony ‘para dert değil’ dese de
Steve ‘para değil, sen’ diye bastırır, onunla birlikte olduğunun altını çizerken konuşur:
“Zor şeylerde bana yardım etmek sıfatının gerektirdiklerinden değil mi?”
Tony gülerken şimdi mi sıfatı kabul ettiğini soruyor, kaşlarını kaldırırken daha 2 ay önce
herkesin önünde ona dokunmaktan çekindiğini söylediğinde Steve dışarı çıktıklarında onu
öpebileceğini söyler, Tony’nin durulmasını izlerken kahverengi bakışlar ciddi, konuşur:
“Beni ikna etmek için kendi sınırın dışına çıkmana gerek yok Steve..”
Steve ‘ikna değil’ derken onun elini tutup cevaplar:
“Fırsatı elden kaçırmak nasıl bir şey biliyorum..”
Tony onu izlerken sessiz bir nefes alıyor, gözlerini kapatırken onların arkasına sığındığı
belli, alçak sesle çok kişinin gittiğini söylediğinde Steve dayanamayarak onu tekrar
kendine çeker, sıkıca sarılırken Tony kolları arasında ‘nefes, nefes’ dese de Steve’in
omuzlarına asıldığı için Steve onu bırakmaz, bir gün ayrılsalar bile gitmeyeceğini
söylerken Tony derince iç çeker ama sesini çıkartmaz, Steve de onu bırakmaz..
*
“Ayrılacağımızı orada anladım, biliyor muydun?”
Steve Tony’e dönerken hepiniz Tony’e bakıyorsunuz. Yüzünde hafif ama kırık
bir gülümseme var.
“Sen her şeye tamamen giren birisin Steve, biriyle birlikte olduğunda ‘bir gün
ayrılmak’ düşünmediğin bir şey..”
271
Awakencordy
merkez-masa.com
Yanındaki Steve’in nefesini bıraktığını duyabiliyorken Tony sadece kendini
önden hazırladığı cevabını verip konuşuyor:
“Ki sözünü tuttun, ayrılsak da gitmedin.. Ayrıldığımızda da terk eden sen
değildin..”
Kaşlar çatılırken ilk defa diğerlerinin bilmediği bir şeyi bilmek nasılmış onu
tadıyorsun, Clint ise ‘ama-?’ derken Natasha anlamış, iç çekerek ‘aptal çocuklar’
diyor ama kızmadığı ortada.
“Ben sonlandırmasaydım sözünü tutacağından da eminim.. Bana sadık kalır ve
acı çekerdin ama beni terk etmezdin.. Hayatımda ilk defa büyük hareketi ben
yaptım..”
Steve ‘ilk defa?’ dediğinde Tony kesmesini söylüyor, ikisi birbirine gülümserken
sen aralarındaki şeyin Bucky ve Steve’in arasındaki şey gibi olduğunu
düşünüyorsun: sonsuz ve sadece ikisine has. Şekli önemli değil.
*
Steve kapıyı açarak ona yol verirken Natasha hala salonu terk ettiğindeki enerjisi
üzerinde, ellerini iki yana sallayarak nefesini bırakır, yaptığı şeyin suç olup olmadığını
sorarken içeri giren Pepper elinde tableti, avukatların araştırdığını söylediğinde Tony
kahkaha atarak içeri giriyor, konuşur:
“Muhteşemdi! Steve, gördün değil mi?”
Steve gördüğünü söylediğinde Tony hala gülüyor, ‘aay’layarak bara gittiğinde Pepper ‘suç
değil’ diye bilgi verir, Natasha da rahatlarken Tony içki açıyor, sorar:
“Tüm ulusal sırları sattın, bir avukata yumruk attığın için mi korkuyorsun?”
Natasha avukatlardan korktuğunu söylediğinde Steve gülümseyerek cevaplar:
“Adam tüm jüri önünde senden onu yumruklamanı istedi Nat, herkes şahit..”
Natasha derin bir nefes daha alıp sakinleşirken kapı açılır, hepsi ilgiyle kimin girebildiğine
bakarken içeri giren Bruce ‘merhaba’ dediğinde Tony ‘hey!’ler, ona da bir bardak
çekerken Natasha yine ellerini sallamaya başladığında Steve ve Pepper göz göze
gelmişler, Pepper ona göz kırparak sorar:
“Bruce, Natasha gergin, haberin olsun..”
Bruce fark ettiğini söylerken monitörlerden izlediğini söyleyerek oraya ilerler, ‘hey
Natasha’ derken Natasha da ona başını sallıyor, cevaplar:
“Onca şeyden sonra bununla hapse girersem komik olur..”
Pepper ‘suç değil’ diye tekrarlarken Bruce gülümseyerek Hulk’ın onu göndereceğini
düşünmediğini söylediğinde Natasha dönerek ona bakar, Bruce da omzunu silkerken kızıl
kadın kıpırdanmasını durdurmuş, sessizce önüne dönerek uzatılan içkiyi alır, sesini
çıkartmaz..
272
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Bruce bunun anlatılma amacını anlamadığını söylediğinde Tony her şeyi
anlattıklarını söyleyerek cevaplıyor:
“Winter’ın eksik kalmasını istemezsin, değil mi?”
Bruce Tony’e öyle bir bakış atıyor ki sen korkmadan edemiyorsun ama Tony
aldırmadığı belli, konuşuyor:
“Hem, Hulk’ın bırakmadığı tek kişi o, kıskanıyor olabilirim-“
“Saçmaladığının farkında olduğunda şirin olmuyorsun Tony..”
Tony diğer zamanlar şirin olup olmadığını sorduğunda Steve sana dönerek
Hulk’ın ilk arkadaşının Tony olduğunu fısıldıyor, Tony ise diğer taraftan
‘Bruce’un da!’ diye bağırınca Tony’nin aç gözlülüğünü anladığını düşünüyorsun.
Sen olsan sen de bırakmazdın.
*
Henry Jackman – Hydra
Rusya hatırladığın gibi: soğuk.
Amerikalılar’ın süper kahramanları var, bizimse sadece kışımız.
Onca günü geçirdiğin yerde kendini yabancı gibi hissetmen ama burada kendini evde
düşünmen oldukça garip: seni evinden kopartan yer burasıydı.
Dünyanın diğer ucundayken kimse seni aramadı, kimse seni bulmak için çabalamadı. Ancak
burası Hydra kokuyor, koklamayı bilene.
Hedefin gece toplantısından çıktığında sen duvardaki karaltıdan daha siyahsın. Sonunda
olduğun yerdesin.
Tetiğin arkasında.
*
Kurshov senin farkında değil, ne kadar büyük bir hata. Romanoff’un dünyayı alt üst
etmesinden sonra her padre kendi sırtını kolluyor, değil mi?
Rusya’ya kaçarak kurtulacağını düşünmesi ne kadar acı.
Uzun yol boyunca onun ilerlemesini izlerken tetiği çekeceğin noktaya girmesine üç adım
kala arkanda biri olduğunu fark ediyorsun.
Kurshov kendi canından daha önemli değil, silahını döndürerek geri savurduğunda
saldırganın hazır, kendi silahını kaldırarak sana karşı koyarken göz göze geliyorsunuz.
Romanoff.
273
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Kurshov yoldan geçeli 72 saniye geçti, ikiniz hala birbirinize bakıyorsunuz. Havada
hatırlamadığın ama bildiğini bildiğin bir gerginlik var. Genç kadının yeşil bakışları seni
tanıyorcasına seni inceliyor, bitirdiğinde ise cümlesi geç değil:
“Gerçekten kışa benziyorsun.”
Hepiniz bir şey olmak için eğitildiniz, sen kıştın, onun ne olduğunu bilmiyorken burada ne
aradığını sorduğunda kalaşnikofunun ucunu yere bastırıp ona dayanarak cevaplıyor:
“Tatile çıktım..”
Kaşını kaldırdığında adrenalin sporlarını sevdiği cevabını veriyor, sense ne istediğini
soruyorsun. Bir şey istiyor olmalı.
“Kısa vadede Hydra’yı sonlandırmak için buradayım, bilinen tüm kontakları ya öldürmek ya
da daha faydalı yerlere sevketmek için geldim..”
“Uzun vadede?”
Derin bir nefes alırken ‘kutuplar erimese iyi olurdu’ diyor, sense silahına davranıyorsun
ancak o da aptal değil, bir an sonra onun namlusu da seni işaret edince kaşlarından biri
kalkarak soruyor:
“Gerçekten buna gerek var mı?”
“İşim var, böldüğün.”
“Aynı işteyiz. Neden beraber çalışmıyoruz?”
Güldüğünde o ciddiyetle sana bakmaya devam ediyor, sense silahını geri çekerken onun da
çekmesini izleyerek soruyorsun:
“Bunu mu hedefliyorsunuz? Winter Soldier SHIELD’da-“
“SHIELD diye bir şey kalmadı-“
“Görüntüde. Farklı harfler sadece kapağı değiştirir.”
“Ki bunu da en iyi sen bilirsin, değil mi Barnes?”
Onu izlerken bir yanın onun kanını akıtmak, diğer tarafınsa neler söyleyeceğini dinlemek
istiyor. Gücü bu olmalı.
“Kalkanlı arkadaşın nerede?”
“Senin olduğunu düşündüğün her yerde.”
“Neden burada değil?”
Romanoff ‘çünkü söylemedim’ dediğinde ‘neden?’ diye sormak oldukça doğal. İkisi oldukça
samimi duruyorlar.
“Steve senin buzlanmış bir Bucky olduğunu düşünüyor, bense olmadığını biliyorum.. O arada
vakit kaybetmek istemem, yapılacak çok iş var.”
Nefes alıp verirken onu incelemeye devam ediyorsun. Doğru söylüyor gözükse de yalan
söylerken de dürüst gözüktüğünü bilecek kadar onu anlamış durumdasın.
“Senden daha bilgiliyim, farkındasın. Sana yardım edebilirim-“
“Nasıl?”
274
Awakencordy
merkez-masa.com
“Projene ya da beynine dokunmuş her el senin.. Hiçbirine dokunmayacağım, bulduklarımı da
sana teslim edeceğim.. SHIELD kayıtlarına hepsini ölü ele geçirdiğimi ya da öldürmek
zorunda kaldığımı belirteceğim.. Öldürmeden önce sorgu yapıp yapmamak senin tercihin..
Gerisindekiler de benim.”
Çoktan kabul etsen de ispatlamasını istediğinde sana saydığı isimlerin her biri kafanda
farklı birer yüzün resmini uyandırıyor. Daha önceden bildiğini bilmediğin yüzler. Ama
kafandalar.
Minik listesini bitirdiğinde kaşını kaldırıyor, sense cevaplıyorsun:
“Arkadaşına haber vermeyeceksin.”
“Vermeyeceğim. Ama haber vermemi istediğinde de vereceğim, bunu bilmen gerek.”
Kaşlarını çatarken nasıl bir durumda ona haber vermek isteyebileceğini bilmesen de bunun
masum bir boşluk olmadığından eminsin. O ise tüm ifadesizliğiyle seni beklerken anlaşma
ortada, sesini çıkartmıyor.
Bir süre daha soğukla geçerken başını salladığında memnun, bilmene rağmen adını
söylüyor.
Natasha.
*
Yeni otel odasına girdiğinizde Natasha pencere kenarındaki yatağı alıyor, sen de kapı
tarafındakine çantanı bırakıyorsun. Onun da sırtında bir çanta var, çıkartarak içinden bir
şort ve tişört çıkartıp banyoya gidiyor, sen de yavaşça yatağa oturuyorsun.
İstersen gidebilirsin, sana düşünme payı bırakıyor.
Kaynakların o olmadan sınırlı, o olduğunda da tehlikeli. Hep dikkatli olman gerekecek.
Çantanı açarak bıçaklarından birini çıkartacakken dibinde duran ayıyı çektiğinde onun
gözlerine bakıyorsun. Kalkanı, kaskı, her şeyiyle minik bir Kaptan.
Parmakların kumaşı sıkmaya başlarken kapıda beliren gölgeyle başını kaldırdığında onu
seni izlerken buluyorsun.
“Öfkeni ondan mı çıkartıyorsun?”
Anlatsan inanmayacağını söylediğinde inanacağını söyleyerek ilerleyip kendi çantasına
giderek konuşuyor:
“Onları Smithsonian’da veriyorlar, değil mi? Çıkışta.. En azından sana zorla tutuşturdular,
benimki bizzat hediyeydi..”
Kaldırıp çıkarttığı yeşil minik Hulk ayısına kaşlarını çattığında bildiğini söyleyerek yatağa
oturuyor, bir yandan da kendi ayısını bağdaş kurduğu bacakları arasından kucağına
koyarken cevaplıyor:
“Korktuğum şeyi yanımda taşıyorum..”
“Hulk’tan mı korkuyorsun?”
“Sen korkmaz mıydın?”
275
Awakencordy
merkez-masa.com
Bilmiyorsun. Bakışların kızgın yeşil şeyde, onun siyah saçları parmaklamasını izliyorken
kendi ayına baktığında acınası bir durumda olduğunuzu mırıldanıyorsun, o da gülerken
katılıyor:
“Hem de nasıl. Bizimle konuşmak için kafayı sıyıracak terapistler olduğundan emin ol..”
Doğru.
Bakışlarını onun parmaklarından gözlerine kaldırırken eğer Hulk’ı taşıdığını kimseye
söylemezsen o da senin ayıcığını kimseye anlatmayacağını söylediğinde nedense ilk defa
doğruyu söylüyor gibi hissettiriyor, onaylıyorsun.
*
“Ve sen de bana ihanet ediyorsun, şahane..”
İfadenin masum gözüktüğünün farkındasın, ‘neyin önemli olduğunu bilmiyorum’
dediğinde ‘aha’ diyerek sana ateş saçmaya devam etse de Bruce sesinde hafif bir
mutluluk, onun oyuncağını mı taşıdığını sorunca Natasha ona dönerek
cevaplıyor:
“Tony vermişti, içinde çip var, beni takip ediyordu..”
Bruce ‘oh’ diyerek başını salladığında inandığını görebiliyorsun, o kadar ihtimal
vermiyor. Gözleri biraz önce mutlulukla parlamış olsa da bakışları hikayenin
devamının anlatılması için tekrar sana döndüğünde daha fazla dayanamadığını
düşünerek Natasha’ya dönüyor ve ona bakıyorsun ancak kızıl kadın hala
Bruce’u izlerken oldukça araya sıkışmış gözüktüğünde nefesin gidiyor.
Nasıl hissettiğini biliyorsun: önünde hak etmediğini düşündüğün biri, onun
verebilecekleri ve sen gerideki son taş.
Ciğerin sıkışarak bakışlarını masaya geçirirken bir süre ara vermek istediğini
söylediğinde kimse karşı çıkmıyor, hepsi yavaş yavaş dağılırken odada tek
kaldığında derin bir nefes bırakıyorsun.
*
Odadan çıktığında salondan gelen sesleri duyunca o tarafa seğirtiyorsun.
İçeride tek kişilik bir kurul var.
“Hayatım, bir tanem, neden böyle yapıyorsun?”
Kaşlarını çatarken onun kim olduğunu merak etsen de Natasha bir şey
yapmadığı cevabını verince sırtını iyice duvara dayıyorsun.
“İçeride söylediğin yalanı reddetmeyerek yılın en yakın arkadaşı ödülüne hak
kazandım, biliyorsun değil mi?”
“Ve ne istiyorsun, seks?”
276
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony ‘problem de bu, değil mi?’ dediğinde Natasha susuyor, sen puflayan
kumaşları duyarken onun oturduğunun farkındasın, Tony soruyor:
“Bir erkeğin, ya da erkeği de geçtim, herhangi birinin seninle seks dışında da
ilgilenebileceği aklını donduruyor, değil mi?”
Natasha sesini çıkartmamaya devam ettiğinde sen karşıdaki tablonun camından
yansımayı yakalıyorsun, Tony uzanarak Natasha’yı yavaşça ama belli ede ede
tutup sonra aniden kendine çektiğinde kızıl kadın devrilerek ona dayanıyor,
Tony de onu kollarıyla sıkıca sararken çenesi onun başında, konuşuyor:
“Senden ödüm patlamasa sana çılgınca aşık olurdum, biliyorsun..”
Natasha güldüğünde Tony de gülümsüyor, ardından devam ediyor:
“İyi yönlerini saymayacağım çünkü inanmıyorsun.. Ama kötü yönlerinin Bruce
da farkında, sen neden bunu göremiyorsun? Aramızda en iyi insan okuyan
sensin, neden bunu okuyamıyorsun?”
Natasha okuduğunu söylediğinde Tony o zaman problemin ne olduğunu
soruyor, Natasha da ondan ayrılarak ona bakarken cevaplıyor:
“Steve’in seni hiç ama hiç terk etmeyeceğine neden inanmadın?”
“Çünkü terk etti?”
“Tony.. Bizlere de inanmıyorsun, neden?”
“Çünkü herkes gider..”
Natasha ‘işte’ derken derin bir nefes alıp sönerken cevaplıyor:
“Çünkü herkes tüm rollerim düştüğünde ne olduğumu görebilir..”
“Ve yine de kalabilir aptal.. Haline bak, çevrendeyiz.. Kimlerin boğazına
tırnaklarını soktun ya da kimin dalağını aldın ayrıntısıyla bilmeme gerek yok
ama dünyada iki kadın benim için önemli, biri Pep, diğeri de sen.. Önümde
insanları doğradın, benim için binaları patlattın, bunların hangisi rol?”
Natasha cevap vermiyorken Tony ‘hey’ diyerek onun çenesini parmağıyla
kaldırıp ona bakıyor ve devam ediyor:
“Bruce’un da içinde bir canavar var.. Ve o adamı yine de seviyorsun, değil mi?”
Natasha itiraz edecek olsa da Tony ‘hayır’ dediğinde kızıl kadın muhtemelen ilk
defa onun karşısında bir şey diyemiyor ama sessizliği yeterince konuşuyorken
Tony başını sallayarak cevap veriyor:
“Korkutucu, değil mi? Neden hak etmediğimiz insanları seviyoruz?”
Neden? Birinin sana da söylemesi gerekiyor.
277
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha iç çekerek uzanıp ona sarıldığında Tony de ona sarılıyor ve onu
kendine çekiyor, ikisi kucak kucağa otururlarken Natasha bundan birine
bahsederse onu hadım edeceğini söyleyince Tony gülerek zaten kimsenin
inanmayacağı cevabını veriyor.
İkisini izlerken içinde bir yer, en derinde bir yer onların arkadaşlığını, onların
varlığını kıskanıyor. Birine böylesine güvenmek bilmediğin bir şey.
Yutkunup geri adım atıyor ve dönüyorken Steve’le yüz yüze geldiğinde o elini
ağzına kapatıp seni çekiyor, koridorda gerileterek merdivenlere götürürken
basamaklara geldiğinizde ağzını ve belini bırakıp cevaplıyor:
“Bruce mutfakta, onun yanına gitmek isteyebileceğini düşündüm..”
Başını sallayıp teşekkür ettiğinde o sana gülümseyip yoluna devam ediyor, sen
de dönerek onun gidişini ve salona girişini izlerken yeni bir nefes alıyorsun.
*
“Eğer bir gün onun beni fark edeceğini söylemeye geldiysen gerek yok..”
Öyle bir şey söylemeyeceğini söyleyerek mutfaktaki taburelerden birine
tırmandığında ‘güzel’ diyerek bir portakalı daha makineye ittiriyor, suyu çıkarken
ikiniz de olanları izliyorsunuz.
Sen sessizsin, kap suyla doluyor ama bir an sonra sıradaki portakal Bruce’un
elleri arasında patlayınca sen ona bakıyorsun.
Siyah saçlı adam bir şey olmamışçasına dönüp etrafı temizlemeye başlarken bir
süre sonra ‘iyi arkadaşlarız’ diyor, sen de katıldığını söylerken cevaplıyorsun:
“Natasha’nın arkadaşlığı birçok ilişkiden daha değerli olmalı..”
Bruce bezle doğrulurken ‘ki öyle’ dediğinde bunu bildiğini görebiliyorsun.
“Onun yakın arkadaşlarından olmak da bana yeter..”
“Çünkü sen de fazlasından korkuyorsun?”
Bruce sesini çıkartmadan sıradaki portakalı çektiğinde haklı olduğunun
farkındasın. İçinde bir canavar taşımak nedir, onu da sen biliyorsun.
“Arkadaşlar birbirlerine karşı dürüsttür Bruce..”
Bruce bildiğini söyleyerek sıradaki portakalı sıkarken sen ‘o halde ne arkadaşsınız,
ne de en yakın arkadaş’ dediğinde bakışları sana yükseliyor, sen de cevaplıyorsun:
278
Awakencordy
merkez-masa.com
“Arkadaşlar birbirine karşı dürüsttür.. En yakın arkadaşlarsa birbirlerine karşı
doğrudur.. İkisi de değilsiniz..”
İnce bir fark, ama en büyük farklardan biri.
Bruce yorum yapmak yerine yeni bir nefes ve yeni bir portakal alırken seninle
Steve’in ne olduğunu sorduğunda cevap veriyorsun:
“Steve ve Bucky’nin en iyi arkadaşlar olduklarından eminim.. Şimdi de Steve ve
Tony’nin öyle olduğunu görebiliyorum.. Birbirlerinin doğrusu onlar, görmek
kolay..”
Bruce gülümserken ‘doğru tespit’ diyor, ardından ‘ama ben ikinizi sordum’ diyorken
sen suyu akan portakalı izleyerek cevaplıyorsun:
“Bir şey değiliz..”
Bruce sana bir bakış atarken ‘olabilir misiniz?’ dediğinde sen sadece kimliğini
aradığını söylüyorsun. Sığındığın bir cevap, ama hakkın olmalı.
Bruce bir şey söylemeden sıradaki portakalı çekerken sen de bardak getirmeye
gidiyorsun.
*
Bardaklarla salona girdiğinizde üçü size dönüyor, Bruce gereksizce meyve suyu
yaptığınızı ilan ettiğinde ise Tony kanepede dikleşerek cevaplıyor:
“Ver, votkası var mı?”
Yok diyerek ona bir bardak uzatırken Natasha sesini çıkartmadan uzattığın
diğer bardağı alıyor. Bir an onun için üzgün hissetsen de olan oldu, yola devam
ediyorsun. Bu aralar teman bu, devam.
Devam, devam.
*
Tony Bruce ile hafif bir sohbette, Steve de mutfağa gidip geliyorken sen
Natasha’nın yanında oturmuş, bir süre sonra konuşuyorsun:
“Benimle yattığını anlatmalı mıyız?”
Sessiz sorduğundan emin olsan da Bruce normalden daha iyi duyuyor olmalı ki
bakışları Tony’le konuşuyor olmasına rağmen bir anda size dönünce sen
Steve’in içeri girmesini ve garipliği ortadan kaldırmasını diliyorsun.
279
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony ilginin ondan çıktığını fark ettiğinde ne olduğunu soruyor, sense Steve’in
o sırada içeri girmesiyle dilediğin şeye de pişman oluyorsun çünkü Bruce ‘tekrar
anlatmaya döndüler, ikisi beraber olmuşlar, onu hangisinin anlatacağına karar vermeye
çalışıyorlardı ama ayrıntıya gerek var mı bilmiyorum’ diyor.
Steve elinde meyve tabakları, bir an Natasha’ya bakış atsa da Natasha omzunu
silktiğinde Steve iç çekerek ilerlemeye devam ediyor, Bruce’un yanına
otururken Tony kanepenin koluna tünemiş, cevaplıyor:
“Natasha ile tek yatmayan ben kaldım, anlatın anlatın.. Ezin..”
Sen özel bir şey olmadığını söylerken Natasha’ya bir bakış atıyorsun, o da
cevaplıyor:
“Steve onu geri getirmek için her şeyi yapabileceğimi söylemişti..”
Steve buna iç çektiğinde Tony ona dönerek ‘neden benimle de yatmasını
istemiyorsun?’ diye sorunca Steve bu sefer ona bir bakış atıyor, sense Bruce’a
bakmaya korktuğun için Natasha’nın anlatmasını tercih ediyorsun.
*
Ertesi günler Natasha ile hem bir savaş hem de bir uyum içerisinde geçerken genç kadın
hem her an her yerde onu takip edebiliyor, hem de onu delirtebiliyor, pes etmez..
Tek yaptığı düşünmemeye çalışmak olan adam her sabah oyuncak Kaptan’ı kolları
arasında bulmaktan nefret eder olmuş, cevap olarak o da Hulk’ı o uyanmadan ona
bırakmayı dener olmuşken en sonunda bir gece ikisi de aynı anda dikleştiklerinden beri
ayılar geceleri bazen odada, bazen yataklarda, bazen de bir diğerinde kalır olmuştur..
Her ne kadar çocukça gelse ve ikisi de çocukluklarını hatırlamasalar da ayılı zamanlar
biraz daha özel, onlar etraftayken Natasha onunla konuşabiliyor, ayılar yok olduğunda da
eski duvarı buluyorken bir gece tekrar dener:
“Seks ister misin?”
Televizyondaki kanalları geçen adam ona bir bakış attığında Natasha sıkıldığı cevabını
verir, Winter Soldier’ın mavi gözleri tekrar televizyona dönerken de devam eder:
“Gerçekten, evet dersen varım, kafanı kopartmayacağım..”
Sakince gelen ‘sanki yapabilirmişsin gibi’ cevabına rağmen Natasha ona saldırmazken
gerçekten iyi huylu olmalı, kendi yatağından kalkarak onun yatağına geçtiğinde Winter
Soldier tembelce onu izler, üzerine çıkan ince şort ve tişörtlü kadına bakarken Natasha
sorar:
“İçinde seks olmayan görevlerin olduğunda aktif olabiliyor musun?”
Soğuk asker cevabı bilmediği belli olarak ifadesiz durduğunda Natasha ‘denemek ister
misin?’ diye sorar, mavi bakışlar da onun omuzlarından gözlerine çıkarken kızıl kadın
kaşını kaldırır..
*
280
Awakencordy
merkez-masa.com
“Evden uzakta olmak ya da evin olmaması garip bir şey, ben hayatım boyunca
öyle yaşadım, o da hatırladığı hayatı boyunca öyleydi, hatta onun hiçbir şeyi
kendisinin değildi, ben en azından bir süre sonra en azından seçimlerimi
kendime aldım..”
Hepsi sessiz, ikinizi izliyorken Natasha sevdiği adamı üzdüğünü bilse de
seçimlerinin ve kendisinin olan şeyin arkasında duruyor, kimse için özür
dilemiyor ve sen ona karşı saygı ile doluyorsun. Senin yapamadığını yapıyor.
“Evet Winter’la yattım ve bundan hiçbirinize bahsetmedim.. Ama önemi
olsaydı anlatırdım, tıpkı şimdi anlattığım gibi.. Bu kimseye karşı yaptığım bir
misilleme değildi, bundan daha büyüğüm, hepimiz öyleyiz.”
Bruce’a baktığında onun oldukça sakin ve pozitif durduğunu görünce sahte
olup olmadığını merak ediyorsun: Bruce bu konuda hepinizden daha iyi.
Steve ise ilk aşan, o sırada Sam ile birlikte seni aradığından bahsediyor.
*
“Amerika’ya geri döndüyse ne olacak?”
“Tony bize haber verecek.. O da orada arıyor..”
Sam ‘peki’ derken onu nasıl bulmayı düşündüğünü sorduğunda Steve bileğine bağladığı
bıçağı kontrol etmiş, kolunu indirirken cevaplar:
“Hydra’nın peşine düşeceğiz.. Burada bir yerde olmalı..”
Sam ‘tekrar dolaba girdiyse’ dediğinde Steve onaylar,
değerlendireceğini söyleyerek dosyayı gösterirken cevaplar:
sırayla
tüm
ipuçlarını
“Kurshov.. Onu Amerika’ya sokan adam.. Geri döndürmeyi de bileceğinden eminim..”
Sam ‘o halde Avrupa turnesi’ dediğinde Steve onaylar, kapıdan çıkarlarken arkalarındaki
odada bir cephane var, otelin haberi olmaz..
*
“Beni bulamadınız..”
İçeri giren Coulson ve Clint’e selam verirken Steve onaylayarak ‘Natasha bizi
atlatıyormuş’ dediğinde Natasha hiç de üzgün görünmüyor. Bir nevi onlara
ihanet etti ama kimse kızmıyor, neden?
Suratın gösteriyor olmalı ki Steve Natasha’nın o sırada doğru olanı yaptığını
söyleyerek cevaplıyor:
“Karşılaşmaya hazır değildik, ben öfkeliydim, sen öfkeliydin.. Karşılaşsaydık
öfkemizi birbirimizden çıkartmamız olasıydı.. Natasha seni doğru
yönlendirdi..”
281
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona bakarken o zaman da bu kadar sakin karşılayıp karşılamadığını
sorduğunda Steve gülümseyerek ‘daha hatırlamadın’ diyor, sense kaşlarını
çatarken kendini zorluyorsun ama pek de bir şey gelmiyor.
*
John Ottman – Hope (Xavier's Theme)
Bıçağını adamın boynundan çekerken akan kan sana tatmin veriyor. Uzun süredir
hissettiğin tek duygu bu: Hydra’nın kollarını kesserken duyduğun tatmin. Natasha da seni
bir makine olarak kullanıyor ancak bu sefer karşı çıkma arzusunda değilsin.
En azından o da senin kadar kan döküyor.
Natasha’yı dövüşürken izlemek film izlemek gibi, sana kelebekleri hatırlatsa da onun
hakkında iyi şeyler düşünmek istemediğin için kendini toparlayarak bitirmesini bekliyorsun.
Tam her şey bitip oda tekrar sessizleşerek ikiniz belgeleri ararken Natasha’nın telefonu
çaldığında ikiniz de irkiliyorsunuz ancak o açarak ‘ne oldu Rogers?’ dediğinde sen
kasılıyorsun.
Natasha bakışları taradığı dosyalarda, sırayla kağıtları çevirirken Paris’te olduğunu
söylüyor, Louvre’u gezmekle uğraşıyormuş. Karşıdan gelen cevap tanıdık bir şey olmalı ki
onu gülümsetiyor, sense onun hareketlerini takip ediyorsun.
“Hayır, bilgim yok. Dosyayı sana verdikten sonra bir şey yapmadım Steve, onu ararken
yalnız başınasın, üzgünüm.. Winter Soldier benim dokunmak istediğim bir dosya değil.”
Bakışları seni bulduğunda onaylıyorsun. Devam etsin.
Diğer tarafta Rogers bir şeyler söylemiş olmalı ki Natasha işine geri dönerken bir şey
bulursa elbette ona haber vereceğini söylüyor ve kapatıyor, ardından telefonu cebine
sokarken sana konuşuyor:
“Londra’da değilmişsin, onu haber veriyordu..”
Çünkü geçen hafta Londra’daydın.
“Ona sahte bilgi veriyorsun.”
Sana bir bakış atarken ‘sahte değil, geç’ diye cevaplıyor.
*
“Beyni yıkanmış birine göre oldukça kontrol sahibisin, haberin var, değil mi?”
Kontrol derken?
“Hedefini biliyor ve ona göre devam ediyorsun.. Daha onun dışında hiçbir şeyi
düşünmediğini düşünüyorum..”
Ona dönerken bu düşüncesinin ona nasıl bir katkısı olacağını sorduğunda omzunu silkerek
‘hiç’ diyor. ‘Dünyayı fark ettiğinde orada olmak istemem doğrusu.’
282
Awakencordy
merkez-masa.com
“Neden?”
Natasha eldivenli ellerini kahvesine sarmış, seninle birlikte yürürken kendi çözüldüğü
zamanı hatırladığını söylüyor, anlattığına göre o kadar kızgınlıkla dolmuş ki tam bir ölüm
makinesine dönüşmüş. Bunca sene başkaları için öldürürken kendisi için öldürdüğünde onu
denkleştirecek öfkenin büyüklüğü daha fazla oluyormuş.
Seninki şehirleri yakacak ölçüde olmalı.
*
“Olanlara dair ne hatırlıyorsun?”
Neden bahsettiğini anlamak zor değil.
İkiniz beraber taş bir köprüde oturup bacaklarınızı aşağı sarkıtmış, trenlerin geçip gitmesini
izliyorsunuz. Kış ikinize de dokunmuyor.
“Kaptan’ı öldürmem gerekiyor.”
Başını sana çevirirken ‘hala, değil mi?’ dediğinde ona bakmadan onaylıyorsun. İleride uzun
bir tren size doğru geliyor. Yolcu taşıyor olmalı.
Natasha başını tekrar açıklığa çevirirken uzunca süre sessiz kaldığında sessizliği sen
bozarak soruyorsun:
“Ne düşünüyor? Benim hakkımda?”
Natasha derin bir nefes alırken bilmediğini söylediğinde ona inanmak zor geliyor.
“Senin Bucky olmanı istiyor.. İçinde hala onun olduğuna ama donduğuna inanıyor..”
Şaşırmadığını söylediğinde o da aynı şeyi tekrarlıyor:
“Steve donmuştu, sense donuksun.. Arada fark var.”
Başını çevirerek ona baktığında o da sana dönüyor, ikiniz birbirinizi izlerken altınızdan bir
tren geçiyor.
*
Natasha yanında yere indiğinde halatın tepesindeki mekanizmayı çözüyorsun, ip yanınıza
düştüğünde de sararak omzuna alırken o soruyor:
“Senin adam nerede?”
“Odası arkada, yer altında. Girişe sana yardım ederim, gerisinde yalnızsın.”
Uygun olduğunu söylediğinde operasyonlarınızın bazılarında olduğu gibi yine beraber
çalışıyorsunuz ve güzelliği sana senfoni gibi geliyor. Natasha sen ne yapacaksan hiç
belirtmeden anlayan, sırtını kollayan ve senin kadar iyi saldıran biri. Bazen ona beyninden
bir parça verip vermediklerini merak etmiyor değilsin.
283
Awakencordy
merkez-masa.com
Herkesi devirdiğinizde ve yollar açıldığında ona bakıyorsun, gitmeni işaret ediyor, sen de
dönerek yola çıkacak olsan da bir anda ayağının dibinde asfalta giren bir okla durduğunda
Natasha arkandan kıpırdamamanı fısıldıyor.
Sen ona güvenerek -güvenerek!- donduğunda bir an sonra tavanda görmediğin bir çıkıntıdan
bir adam önüne inerek yerdeki oku çekiyor, ardından sana sırıtırken konuşuyor:
“Demek Buz Devri bu, hım?”
Natasha yeni gelene şiddetle orada ne aradığını sorduğunda oklu adam okunu çevirip
sırtındaki hazneye yerleştirerek cevaplıyor:
“Coulson seni merak etti, Steve’e yalan söylemişsin..”
“Şimdi sırası değil, işim var..”
Oklu adam tekrar sana bir bakış atarken ardından Natasha’ya döndüğünde Natasha
soruyor:
“Steve’e haber vermediğini söyle..”
“Vermedim.. Ama vermemem için iyi bir neden söylemek de sana düşüyor..”
İkisi konuşurken sen onları geçerek yoluna devam ediyorsun, alt kattaki odaya ulaşman
gerek fakat onlar buna izin verecek gibi değiller, Natasha sana uzandığında dönerek onun
elini yakalıyor ve ona iade ederken cevaplıyorsun:
“Sen arkadaşınla konuş Babochka, benim işim var.”
Natasha senin söylediğindense ne söylediğiyle gözleri büyüyerek sana baktığında ‘ hayır’
diyor ve bu sefer mana ettiği ortada. Yeni gelen adam da onun sesindeki tınıları okuyabilen
biri olmalı ki ‘Nat?’ dediğinde Natasha temkinli, cevaplıyor:
“Benim önden girmeme izin ver..”
“Hayır.”
“Anlaştığımızı biliyorum ama burası diğer yerler gibi değil, daha önce burada bulundun..”
Nereden bildiğini sorduğunda ‘çünkü tepki veriyorsun’ diye cevaplıyor, kaşlarını çattığında
ise ona Babochka dediğini işaret ediyor. Ne özelliği var?
“Adamı sana teslim edeceğim.. Ama önce ağzını kapatmama izin vermen gerek.”
Tetik cümleler. Buradaki adam seni kuranlardan biri.
Onun arkasındaki adama baktığında eliyle onu işaret ederek adının Clint olduğunu
söylüyor, ‘o da bir Avenger ve benim yıllardır ortağım, ona güvenebilirsin’ diyor, ne kadar
boş bir cümle olduğunu bilmiyormuş gibi.
“Senin nerede olduğunu Steve’e haber vermedi, bir puan kazanmış olmalı..”
Sesini çıkartmadığında Clint yavaşça yayını omzundan alıyor ve bir ok gererken neyle karşı
karşıya olduğunuzu sorunca Natasha ona dönerek önce kendisinin gireceğini söylüyor,
ardından Winter Soldier, en arka da Clint.
Clint onayladığında sen de ne kadar saçma olsa da bu tanımadığın insanlara güvenmeyi
seçmiş, ona yol veriyorsun.
284
Awakencordy
merkez-masa.com
*
İçeri girdiğinde adamın elleri ve ağzı bağlı ancak seni görünce yaşadığı dehşet seni
tanıdığının yeterli göstergesi. Seni tanıyor olması bile Hydra’da ne kadar üst düzey
olduğunun bir kanıtı.
Sen elindeki bıçağı çevirdiğinde Clint ‘ne yapıyoruz?’ diye soruyor, Natasha da cevaplıyor:
“Onun projesine dokunan herkese karar onun, bir şey yapmıyoruz.”
Clint ‘o kadar?’ dediğinde Natasha ‘o kadar’ diyor, sen bir an Clint’in itiraz etmesini beklesen
de yaylı adam derin bir nefes aldıktan sonra ‘pekala’ diyor. İlginç.
İskemleye bağlı adam bir daha hiç konuşamayacağının farkında olmalı. Onun sesini hiç
duymayacaksın, sorduğun sorulara karşılık hiç sana yalvarmayacak.
Önemli değil.
Bıçağı onun gözlerinden birine soktuğunda bantının arkasından kopan çığlığı boğuk, feri
gittikçe sönen diğer gözünün son gördüğü şeyse sensin.
Yeterli.
*
“Steve’in aşık olduğu birinin psikopat olacağını düşünmezdim..”
Kaşlarını çatarak ona baktığında Clint ‘oh’ diyor, ‘bilmiyorsun’.
Evet, bilmiyorsun.
“Ne aşkı?”
Clint oldukça rahatsız görünerek Natasha’ya seslendiğinde kahve sırasındaki kadın ikinize
bakıyor, sense Clint’i kolundan tutup sürükleyerek dükkandan dışarı çıkartırken sana karşı
koymasının imkansız oluşu hoşuna gidiyor.
Sokak soğuk ama onu fırlattığında onun daha önemli öncelikleri var.
“Ne aşkı?”
Clint inlerken Steve’in onu öldüreceğini söylüyor, sense cevap vermezse başkasının onu
öldüreceğini söyleyince sana bakarak cevaplıyor:
“Steve ve Bucky eskiden birliktelermiş, bir ara, kısacık! Denemişler, öyle bir şey-“ onun
boğazını yakaladığının dahi farkında değilsin, o ise onu duvara çaktığının oldukça farkında.
Elleri senin metal koluna asılsa da indirecek gücü yok, tekme atabilmek için fazla uzak, diz
atabilmek için de fazla üzerindesin. Kıstırıldığını fark ettiğinde çırpınmayı bırakarak sana
bakıyor, onu öldürmemeni isterken anlatıyor:
“Evde beni bekleyen biri var, hepsinin ortasına bunu düşürme.. İkisinin düşman olmasını
istemem, bu onu parçalar..”
“Kimi?” Rogers’dan bahsetmiyor.
285
Awakencordy
merkez-masa.com
“Beni bekleyen.. Onu Steve’le düşman yapma, lütfen..”
Kaşlarını çattığında senin vereceğin kararı bekliyor. Sokak sessiz, buralarda kimse kimsenin
başka biri tarafından dayak yemesine şaşırmıyor, ölümler normal şeyler.
“Bucky’e aşık mıydı?”
Onayladığında nasıl bir cevap vermesini istediğini bilmiyorsun.
“Bucky ona aşık mıydı?”
Aldığı sessiz nefes yeterince cevap oluyor.
“Demek bu yüzden peşimde.. Eski aşkını istiyor.”
Yutkunduğunda bakışlarını onun gözlerine kaldırıyorsun, o da cevaplıyor:
“Aslını istersen ne istediğini bildiğini sanmıyorum.. Sadece seni Hydra’nın elinden
kurtarmak istiyor..”
Parmaklarını onun boğazında sıkarken kimsenin elinde olmadığını söylüyorsun, o da
farkında olduğunu söylerken konuşuyor:
“Nat sana güveniyor-“
“Nat beni kullanıyor. Arada senin anlamayacağın bir fark var.”
Gülerken ‘oh anlıyorum’ diye cevaplıyor, ‘buralarda beyni yıkanan ve kötü işler yaptırılan
tek özel adam sen değilsin’.
Elini çektiğinde kendine gelerek yeni nefesler alıyor, neden bahsettiğini açıklamasını
istediğinde de Natasha yanınızda konuşuyor:
“Sıcak bir yerde konuşmayı tercih ederim, reglim ve karnım ağrıyor.”
Clint’le göz göze geldiğinizde o boğazını ovarken onu karnı ağrırken kızdırmak istemediğini
söylüyor, sen de bir adım gerileyerek ona nefes alanı bırakıyorsun. Natasha’nın regl
olduğunu biliyordun, o da bildiğini biliyordu.
Bu yeni adam bir şeyin peşinde ama ne olduğunu anlamış değilsin.
*
“Kendime geldiğimde şehri uzaylılar kaplamıştı ve elimizde adam yoktu. Bir yanım
yaptıklarım için bir yerde hem herkesi öldürmek hem de kendimi öldürmek istiyordu, bir
yanım birilerine kötü şeyler yaparak değer verdiğim kişilerin bana kızmasını istiyordu, bir
yanımsa şehri kurtarmam gerektiğini düşünüyordu..”
Ne kadar tatlı bir kahramanlık hikayesi.
Boş bakışlarla onu dinlemeye devam etsen de o da inatçı, anlatıyor:
“Natasha bana bir şeyler yapmamız gerektiğini söylerken kapı açılıp içeri maviler içinde bir
adam girdi ve dünyayı kurtaracağımızı söyledi. Ben sırf, sırf daha önce ondan bahsedildiği
için kim olduğunu biliyordum, ona dair son bilgim sadece benim erişemeyeceğim bir güvenlik
seviyesinde olduğuydu..”
286
Awakencordy
merkez-masa.com
Orada küçük bir yalan söyledi ama önemli bir şey değil, geçmesine izin veriyorsun.
“Ben Kaptan Amerika’yı duymuş olsam da o beni tanımıyordu ama Natasha benim için onay
verdiğinde beni de takımına aldı. O kadar basit, o kadar kolay. 1 saat önce onun takımının
karşısındaydım ama 1 saat sonra onunla omuz omuza savaşır hale geldim.”
Can yakıcı bir şeyler söylemek istesen de bir şey bulamadığında o da berrak gözleriyle seni
izliyor:
“Beyin yıkanmasından sonra normale dönmek nasıl bir şey biliyorum.. Benimki 3 gündü
ama tanrı çapındaydı, onu da unutmamak gerek.. Pis bir şey, farkındayım.. Ve Steve bunu
hiçbir zaman anlayamayacak..”
Onun anlaması pek de umurunda olan bir şey değil.
“Ama seni anlayabilecekler de var, sadece bunu bilmeni istiyoruz.. Şu anda birilerini
öldürürken bilincinle öldürüyorsun-“
“Yapmamalı mıyım, bunu mu söylüyorsun?”
“Hayır, yapmalısın, ben daha kötüsünü yapardım, yapabilseydim.. Ama buna rağmen
yanında olanları atmamalısın, onu söylüyorum..”
Ona bakarken kimsenin yanında olmadığına tekrar işaret ediyorsun: Natasha seni
kullanıyor, sen kalırsan sen de kullanacaksın, hangi büyük harfliler için çalışıyorsanız onlar
için.
“Doğru.. Ancak şunu unutma ki biz de kullanılıyoruz.. Karşısında maaş aldığımız için ona iş
diyoruz: tüm dünya böyle.. Sadece ne için ve kim için kullanılacağına karar vermek senin
elinde, olay bundan ibaret..”
Güzel cümleler kursa da içinde yeni bir yere katılma isteği doğurmuyor.
Natasha siz ikiniz konuşurken ortadaki iskemleden ilerideki manzarayı izledi, bitirdiğinizi
anlayınca sana dönerek akşam ne yiyeceğinizi sorduğunda omzunu silkiyorsun. Gerekli
besinleri alman yeterli, tat umurunda değil.
*
Barton odaya girdiğinde tabletini elinde görünce bir an kasılsa da ardından yola devam
ediyor, kollarındaki yiyecekleri yatağa devirirken konuşuyor:
“Devlet sırrı bulamazsın..”
“Devlet sırrı aramıyorum.. Ancak online olduğunda birisi sana bir kelime yolladı, sanırım
evde seni bekleyen..”
Clint elini uzatarak alıp alamayacağını sorduğunda izin veriyorsun, o da alıp mesaja bir
cevap yazıyor, sonra tekrar sana uzatırken sen bir önceki pencerene dönerek soruyorsun:
“Sevgilin mi?”
“Kocam..”
Haberleri okumaya devam ederken o bir süre sonra ‘problem değil mi?’ diye sorunca neyin
problem olması gerektiğini anlamasan da hatırladığında kaşlarını çatıyorsun, o da ‘eski
dönemlerden geliyorsun’ diye cevaplayınca önüne dönerek mırıldanıyorsun:
287
Awakencordy
merkez-masa.com
“Tabletini kırabilirim Barton..”
Clint ‘ben de sana kola vermeyebilirim Winter’ dediğinde elini oraya açıyorsun, bir kutuyu
eline bıraktığında onu önüne çekerken başka bir habere tıklıyorsun.
Natasha her nereye kaybolduysa 2 gündür ortada yok ama yeni bakıcın seni pek de rahatsız
eden biri değil.
Haberlerin birinde Rogers’ın suratını görünce durduğunda bir süre sonra Clint’in ‘hey,
Winter, hey?’ dediğini duyarak ona dönüyorsun, o ise tableti senden alırken konuşuyor:
“Başka yere gittin..”
Kaşlarını çatsan da o resme bakınca ‘oh’ diyor, ardından cevaplıyor:
“Nat görevinin hala devam ettiğini söylemişti.. Onu öldürmek mi istiyorsun?”
Onayladığında eğer buna kalkışırsan karşında olmak zorunda kalacağını söylerken işin
kötüsü buna üzülürmüş gibi duruyor.
Sen önüne dönerek yatağın çarşafını izlerken o Natasha ile paylaştığı yatağa oturarak ‘nasıl
yaptın?’ diye soruyor, ‘nasıl onu kurtardın?’
Başını çevirerek ona baktığında gerçekten sorduğunu görebiliyorsun.
‘Sen benim arkadaşımsın!’
Derin bir nefes alarak ona dönerken kolayı yatakların arasındaki komodine bırakıyorsun,
kutunun iki yanında birer silah var, hayatınızın resmi.
“Doğruyu söylüyordu..”
“Ne söylüyordu?”
“Bucky olduğumu ve arkadaşı olduğumu.. Bir geçmişim olduğunu.. Bana saldırmayacağını..”
Daha devam edebilirsin. Bunlar sadece söyledikleri. Söylemediği onca şeyi gördün.
Clint hakkında çok fikrin var, ama bildiğin şeylerden biri etrafında olan biten her şeyi
görebildiği.
“Başka ne gördün?”
Bir süre onu incelerken neden bu adamın sorularına cevap verdiğini merak etmeden
duramıyorsun. Diğer adamlardan farklı değil ama bir şekilde seni konuşturabiliyor.
“Beni seviyordu. Daha önce kimse beni sevmemişti.”
Berrak gözler neden bahsettiğini biliyormuş gibi sana bakarken derin bir nefes alıyor,
ardından soruyor:
“Uyuyacak mısın? Oturacaksak sana bir hikaye anlatabilirim..”
Kaşını kaldırdığında seveceğini söylüyor, takım elbiseli ve mavi gözlü bir adamı anlatacak,
kimsenin nasıl biri olduğunu bilmediği bir adam.
*
288
Awakencordy
merkez-masa.com
Derin bir nefes alarak önündeki yüzleri tekrar görebildiğinde karşı kanepede
oturan Coulson’ın önünde yere oturmuş Clint’le göz göze geliyorsun.
Onu tanıyorsun.
Kafan karışık, olanları anlamıyorsun ama onu tanıyorsun.
Bu adam sen buraya geldiğinden beri senden uzak duruyor, sana bir şey
söylemiyorduÇünkü onu tanıyorsun.
Nefeslerin hızlı, konuşmak için ağzını açsan da bir şey çıkmadığında o da
hafifçe gülümsüyor ve yerden kalkarak oraya gelirken ‘hey’ diyor, ‘seni tekrar
görmek güzel.’
Başını ona kaldırdığında ‘neden yine bana ulaşmadın?’ diye sorunca tek omzunu
silkerek cevaplıyor:
“Değer verdiğin şeyleri tekrar hatırlayacağını söyledin, ben de bekledim.. Testi
geçmek güzel..”
Ayağa kalkarken saçmalamamasını söylüyorsun, ‘sen benim gümüş mermimsin, nasıl
seni unutacağımı düşündün?’
Clint’in o zaman rengini göremediğin mavi gri gözleri mutlulukla parlarken
sana uzandığında beklemediğin bir sıkılıkla ona sarılıyor, gözlerini yumuyorsun.
Diğerlerinin seni anlamadığını bilsen de şu anda önemli değil.
‘Kaliteli mermi her zaman yolunu bulur Clint, hedefin bensem beni yine vuracaksın’.
*
İkiniz tekrar oturduğunuzda ve Clint bu sefer yanına çökmüş durumdayken
Tony birinin açıklamasını istediğinde Phil -Phil- sesinde bir gülümsemeyle
konuşuyor:
“Natasha bir işi olduğunu söyleyerek çıkmıştı ama gerçekte onu bir görev için
ben geri çağırmış, yerine Clint’i yollamıştım.. Natasha’nın Winter’la birlikte
çalıştığını biliyordum, o her ne yapıyorsa, devamını Clint’in üstlenmesini
istemiştim..”
Tony ‘Nat sonra geri dönmedi’ dediğinde Phil ‘bir süre evet’ diyor, ardından ikinizi
göstererek anlatıyor:
289
Awakencordy
merkez-masa.com
“Clint’in Steve’in umutlarına dair doğru tespitleri yapabileceğinden emindim,
ayrıca elimizde kötü adamlar tarafından harcanmış iyi bir adam vardı ve onu
kurtarabilecek biri varsa o da Clint’ti..”
Tony ‘o yetenek nereden geldi?’ dediğinde Phil ‘Natasha’yı da getiren Clint’ti’ diyor ve
salona sessizlik çökerken Clint söz alarak anlatıyor:
“Orada anlattığım hikaye ben ve Phil’e dairdi.. O hikayeyi sadece birkaç kişiye
anlattım ve tamamen anlattığım sadece iki kişi var, birisi de Winter..”
Tony Phil’e baktığında Phil ‘haberim var’ diyor, tabii ki var.
“Tamamen içgüdüydü, o an bunu onunla paylaşırsam, ilk adımı ben atarsam,
belki bana da izin verir diye düşündüm. Hepsini anlatmam bir haftamı aldı ve o
süre boyunca hiç yorum yapmadı, hiçbir şey söylemedi, dinlediğini bile belli
etmedi. Ama ne zaman bitti, ne zaman biz beraber bir Hydra üssüne girdik,
orada yakaladığımız adamı öldürmedi.”
Hepsi sana döndüğünde sen kasılsan da Clint cesur, anlatmaya devam ediyor:
“Adama acı çektirdi, herifi parçaladı ama öldürmedi.. Ne yapılması gerekiyorsa
yapmam için benim önüme atıp otele gitti.. Anlattığım şeyler yüzünden değildi
ama onun anlatacak bir şeyi yoktu, aradaki fark her şeyi çözen şeydi.. Winter
anlattıklarıyla değil, hareketleriyle güveniyordu. Ben de aradaki farkı gördüm, o
kadar..”
Çünkü Clint her şeyi görenlerdendi.
*
“Aslında taktiksel bir hareketti: Sam Steve’in yanındaydı, Tony Winter’ın
yaptıklarını kaldıramazdı, Nat tehlikeliydi çünkü Winter’la da geçmişi vardı,
geriye sadece ben kalıyordum.. Phil bana güvendi, Winter bana güvendi, biz de
devam ettik..”
Tony onlara bu kadar derin olduğunu yansıtmadığını, sanki sonradan kulede
tanışmış da bağ kurmuşlar gibi gösterdiklerini söylediğinde Clint omzunu
silkerek önemli olanın Winter’la Steve’in bağı olduğu cevabını veriyor, sense ilk
arkadaşına dair için ısınırken onu izliyorsun.
Bunca gün onu izlerken, onun seni izlemesini izlerken aslında seni beklediğini
şimdi görüyorsun: bekliyor, bekliyordu. Phil seninle tekrar tanışırken biliyor,
kocası için bekliyordu. Sana elini uzatıp seni tekrar kaldırırken kocasını
hatırlamanı diliyordu. Clint seninle konuşurken hep rahat, korkusuz, sakindi ve
şimdi fark ediyorsun, ne kadar utanç verici.
Bakışlarını ikinizin maceralarını anlatan Clint’ten çekerek odada gezdirdiğinde
her nasılsa ilk Steve’i buluyorsun, o da seni izliyor. Etrafınızda farklı anılar
290
Awakencordy
merkez-masa.com
uçuşuyor, kurulan bir dostluk anlatılıyor, hepsini duyuyorsun ama odağın
Steve’de. Gördüğün ilk mavi, duyduğun ilk ses.
Herkes bir şeye kahkaha attığında irkilerek onlara dönüyor, anlamaya
çalışıyorsun ama Steve o sırada meyve tabaklarını alarak kalkarken Clint bağdaş
kurduğu bacaklarından birini açmış, elleriyle, kollarıyla, tüm vücuduyla bir şey
anlatırken açtığı diziyle de seni ittiriyor.
Git, ben hallederim.
Steve gittikten sonra bardakları alıp onun arkasından gittiğinde kimse fark
etmiyor, herkes Clint’in hikayesinde.
Mutfağa giden yol boşken arkadan bir kahkaha seti daha patlıyor, sen neyin o
kadar komik olduğunu merak etsen de mutfağa girdiğinde fikrin uçup gidiyor.
Steve tabakları lavaboya bırakmış, derin bir nefes alıyorken yalnız
göründüğünde sen soruyorsun:
“Pişman mısın?”
Steve irkilerek sana döndüğünde sorunda dürüstsün.
“Tony ile önceden bağ kurdum, sonradan bağ kurdum, şimdi bağ kuruyorum.
Natasha ile geçmişim var, Clint bir önceki halimin ilk arkadaşıydı, Bruce
buradaki ilk arkadaşım, pişman olabilirsin: onlar senin arkadaşların..”
‘Hayır’ derken o kadar dürüst, sana ilerlerken o kadar durdurulmaz ki başını
kaldırarak ona baktığında elindeki bardakları alarak tezgaha koyuyor, ardından
sana dönerek cevaplıyor:
“Hayır, elbette hayır, bunun beni ne kadar mutlu ettiğine inanamazsın: onları hak
ediyorsun, hepsi hep hayalini kurduğum insanlar, sana da layıklar..”
Tam tersi olması gerekmez mi?
“O zaman neden üzgünsün?”
Bakışlarını kaçırırken üzgün olmadığını söylüyor, ardından tekrar sana
dönerken bazı şeylerin gerçekten değişmediğini düşünüyorsun: hala yalan
söyleyemiyor. En azından sana karşı.
“Her biriyle kurduğun ilişki o kadar özel ki, benimki onların yanında sade
kalıyor.. Hepsi Winter’la bağ kurdu, hepsi Winter’ın.. Bense kabul etmediğin
taraftan geliyorum.. Diğerleri kadar parlak değilim-“ ona yaklaştığında sesi
kesiliyor, memnun oluyorsun.
291
Awakencordy
merkez-masa.com
Konuşmuyorsunuz, bir şey de yapmıyorsunuz ama sana eğilmiş başının
yanında duran başın onun dudaklarına yakın, nefesini onunla birlikte
paylaşırken en parlak şeyin o olduğunu söylediğinde cevap vermeye hazır olsa
da keserek konuşuyorsun:
“İlk gördüğüm renk sensin, ilk duyduğum ses sensin, kırılma noktam sensin,
birleşme noktamın da sen olduğundan eminim, böyle düşünmen aptallık.. Ve
ben aptalları sevmiyorum Steve, daha kaç kere söylemem gerekiyor?”
Hafifçe güldüğünde sen de memnun bir nefes bırakıyorsun, o ise konuşuyor:
“Hatırladığın parçalar gittikçe diğerlerinden parlak oluyor.. Bana dair
hatırlayacakların o kadar güzel değil: beni inkar ettin, benimle savaştın.. Onlarla
birleştin, benimle ayrıldın.. En sonunda da tekrar silindin, şimdi hala
savaşıyoruz-“ uzanarak aralığı kapattığında yüzünü kavrayan elleri kocaman
hissettiriyor, parmak uçları başının arkasında saçların arasına girerken sen de
parmak uçlarında yükselerek onu doğrultuyor, dikleştiriyorsun.
Steve bu grubun parlayan rengi, yeni doğan günü ve güneşi, yeniden doğacağını
bilmemesi belki de her seferinde seni ona iten şey: sen de defalarca batan bir
gecesin, bunda bile birbirinizi takip ediyorsunuz.
Ayrılırken ondan nefret ettiğini söylediğinde gülümsemesi delilik olsa da seni
de gülümsettiğinde bir yandan saçlarını düzeltiyor, diğer yandan da ‘Clint’le o
kadar iyi arkadaş olduğunu bilmiyorduk, bizden de gizledi’ diyor, sense
cevaplıyorsun:
“Phil biliyordu..”
“Phil her zaman her şeyi bilir, şaşırtıcı değil..”
“Kızacak mısın?”
“Clint’e mi? Hayır.. Hepimizin ortasında olmanı istiyorum Buck, bunca sene
her yanın boştu, her kenarında birimizin olması beni mutlu ediyor..”
Onun çenesinden parmağını geçirirken ‘geometrik aşk’ dediğinde nefesi kesilse
de karşı çıkmıyor, sense düzeltmemeye devam ederken içeri bir şey götürmeniz
gerektiğini söyleyince gülüyor.
*
“Nasıldınız?”
İkiniz Tony’nin balkonunda paranın alabileceği en iyi New York manzarasını
izliyorken neyi sorduğunu anlayarak cevaplıyorsun:
“İyiydik.. Clint bana baskı yapmıyordu, Natasha gibi beni kendi ajandası için de
kullanmıyordu.. Sadece bana eşlik etmek için gönderilmişti ve bunu yapıyordu..
Benden bunu gizlemedi, garip bir şekilde sadece arkadaşım oldu..”
292
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve hafifçe gülümserken bunu bilmenin güzel olduğunu söylüyor: ‘yalnız
olduğunu düşünmek beni en çok inciten şeydi.’
Ama değildin, ne kadar ilginç değil mi?
*
“Beğenmedim.”
Gazozu ona iade ettiğinde gülerek ‘kafein delisi’ diyor, sense onun kolasını alarak beğendiğin
tada devam ediyorsun. Clint yediğin şeyleri manasızca değiştirmene takılan biri değil,
sadece kızarmış patates yeniliyorsa dokunmanı yasaklıyor, sen de sebebini sormuyorsun.
Anlattı, kocasıyla özel bir şey. Dinlememiş gibi yapsan da.
İlerlediğiniz yol asfalttan başka her şey ama sizden başka araba yok, Clint de direksiyonda
rahat gözüküyor. Sanki iki arkadaş bir Hydra üssünü basarak kan dökmeye değil de, pikniğe
gidiyor gibisiniz.
“Bıraktığımız cesetleri kim kontrol ediyor?”
Kucağındaki paketten bir patatesi ağzına atarken ‘Coulson’ diyor, her çıktığınız yerden ona
bir mesaj atıyormuş.
“Her girdiğimiz yerden de mesaj atıyor musun?”
Sana bir bakış atıp önüne dönerken ‘evet’ diyor. Saklanma yok, yalan yok.
“Bir şey yapmadığını gördün, sadece nerede olduğumu bilmek istiyor..”
Önündeki yolu izlerken ‘iyi bir adam olduğunu sanıyordum’ diyor, ‘bu kadar kan dökmemize
nasıl ses çıkartmıyor?’
Buna güldüğünde ona dönünce o hala yolu izleyerek cevaplıyor:
“Coulson en iyisi, inan.. Ama aynı zamanda gerçekçi..”
Sen bakışlarını kendi camının tarafına döndürürken garip olduklarını söylüyorsun, o da
‘senden garip değiliz’ diyor.
Haklı.
*
Dört kişiyi yere yıksan da beşincinin saklandığını fark etmemiş olman neredeyse gözünü
kaybetmene neden oluyor, gerçek anlamda son anda kendini geri çekerken Clint’in adını
seslendiğini duyuyorsun, bir an sonra ise önündeki adamın boynunda bir ok var.
Sen şaşkınlıkla önündeki bedenin yere düşüşünü izlerken adımlar sana koşuyor:
“İyi misin? Görmedim, görmedim! Cevap ver-Winter-“ bakışlarını ona çevirdiğinde o kadar
boş görünüyor olmalısın ki yayını sıkarak senden bir adım geriliyor, temkinle sana bakarken
tekrar soruyor:
“Winter?”
293
Awakencordy
merkez-masa.com
Yavaş yavaş odadaki giriş çıkışları ve olası tehditleri tekrar görebilmeye başladığında
bıçağını elinde döndürüp dikleşiyor, kapıya giderken sesini çıkartmıyorsun.
*
“Neden yaptın?”
Başka bir şehirde, başka bir yoldan giderken neyi neden yaptığını soruyor, sen de
cevaplıyorsun:
“2 hafta önce.. Beni kurtardın.. Neden?”
Kaşlarını çatarak düşündüğünü ve sonra neden bahsettiğini anlamasını izlerken sana bir
bakış atıp önüne dönerek cevaplıyor:
“Sen de aynısını yapmaz mıydın diye sormama gerek yok sanırım.. Yapmazdın, değil mi?”
Yapmazdın. Hiç yapmadın.
Derin bir nefes alıp bir süre bir şey söylemeden yola devam ettiğinde onu incitip
incitmediğini düşünüyorsun, oldukça karmaşık bir kavram. Daha önce kimsenin duygularını
düşünmemiştin.
“Arada sırada Steve’in bahsettiği adamı sende görebiliyorum..”
Sessiz arabada bomba gibi gelen cümleyle ona döndüğünde o yolu izleyerek konuşuyor:
“Senin işine geldiğinde insanları sözlerle bıçaklayabilen bir piç kurusu olduğunu söyledi..
Bazen ona sapladığın bile olmuş ama sonra gidip hep bir şekilde özür dilemişsin.. Tarih seni
bir kahraman olarak yazsa da hepimize inatla tekrarladığı bir şey var..”
Nedir diye sormuyorsun ama o anlatıyor:
“Sizin savaş olmadığınızı söylüyor.. ‘Hepimiz sizler gibi adamlardık, hepimizin bir hayatı ve
kötü yönleri vardı, bunu unutmayın..’”
Dışarıyı izlerken Steve’in kötü bir yönü olmadığını söylediğinde cevap vermiyor.
*
“Gerçekten mi?”
Ona kaşını kaldırdığında gülümseyerek ‘belki de gerçekten Bucky değilsin’ diyor,
‘Bucky benim kötü yönlerime dair bir liste sunabilirdi, oldukça da memnuniyetle yapardı’.
İç çekerek ona bakarken ana noktayı kaçırdığını söylediğinde onun ne
olduğunu soruyor, sen de cevaplıyorsun:
“Bazı şeyleri hatırladığımın farkında bile değildim ama orada ortaya çıktı..”
‘Oh’ dediğinde gülümsemeden edemiyorsun. Bazen gerçekten de sadece istediği
şeyleri görüyor.
294
Awakencordy
merkez-masa.com
Belki sen de ondaki kötü şeyleri görebiliyorsundur.
*
Odaya girdiğinde Clint telefonda, sana bir bakış atarken konuşuyor:
“Burası oldukça soğuk tatlım, orası nasıl?”
Yatağına giderken gözlerini deviriyorsun: daha yaratıcı kodlar bulabilirlerdi. Clint sana orta
parmağını kaldırdığında sen ona hamburger poşetini kaldırıyorsun, derhal elini indirince de
memnun, yatağına oturuyorsun. İkisi bir süre daha gündelik şeylerden bahsettikten sonra
Clint telefonu kapatıp yemeğini istiyor, poşeti ona uzatırken de soruyorsun:
“Oldukça soğuk?”
“Telefonlardan hala %100 emin olamıyoruz, ne kadar güvenli olduğunu düşünsek de açık
konuşmamak en iyisi..”
Hak verdiğinde o poşetini açıyor, bir yandan da sana laf atarak konuşuyor:
“Phil sen de izin verirsen beni görmek istiyor..”
“Ben izin verirsem?”
Onaylarken hamburgerini açmış, bir ısırık aldıktan sonra cevaplıyor:
“Yanından ayrılmayacağım açık, ancak o yanımıza gelebilir.. Geldiğinde de onu vurmanı
istemem, o yüzden sen izin verirsen gelecek..”
Kafanda bunu tartarken ‘neden şimdi?’ dediğinde yıldönümlerinden biri olduğunu söylüyor,
sen de gözlerini devirerek onu mu paketleyip sunacağını soruyorsun.
*
Faith Hill – There You'll Be
Sen işini halledip adamı etkisiz hale getirerek yere bıraktığında içeriden yeni sesler geliyor,
silahını kaldırarak girişe girdiğinde ise Clint’in yeni bir dalga ile uğraştığını gördüğünde
yerinde durarak onu izliyorsun.
Normalde uzakta ve yukarıda olmayı seven adam yakında da en az Natasha kadar
tehlikeliyken ona saldıranları teker teker elimine ediyor, sadece yerde yatanlardan birinin
bilincini kazandığını fark etmiyorken sen silahını herifin alnına doğrultsan da biri onu
senden önce vurduğunda sen silahını kapıya döndürüyorsun.
Clint geride son adamını yere yıkarken sen kapıdaki adamla karşılıklı olarak silahlısın.
Adam orta yaşlı, açık renk gözlü ve sempatikliğini zırh yapmış bir adam.
Kim olduğunu anladığında Clint’e borcun olduğunu hatırlayarak silahını indiriyorsun.
Bu bir ilk.
Dikkatli adam ne yaptığının farkında, seninle birlikte silahını indirirken yanında beliren
Clint hiç de son 3 ayını geçirdiğin Clint gibi değil, enerjisi içine sığmıyorken senin metal
kolunu tutarak soruyor:
“İçerisi?”
295
Awakencordy
merkez-masa.com
Hallettiğini söylediğinde yayını ve oklarını sana geçirip ilerliyor, yeni gelen adamı yüzünden
tutarak kendini ona öpmeye adıyorken sen iç çekerek yayı ve ok çantasını sırtına
geçiriyorsun.
Bir bu eksikti.
*
Steve gülümserken ‘sana yayıyla okunu vermiş’ diyor.
Belki sen de bazı şeyleri geç anlıyorsundur.
*
Clint onu bırakıp sana dönerken gözleri farklı parlıyor, yüzü farklı gülümsüyor.
“Winter, Phil.. Phil, Winter..”
Clint’i seven adam sana elini uzattığında manasız da olsa onunla el sıkışıyorsun, o da
oldukça kaliteli bir sesle sonunda tanışabildiğinize memnun olduğunu söylüyor. Senin için
aynı şey geçerli olmadığından susuyorsun, Clint ise soruyor:
“Ne zaman gelirler?”
Coulson saatine bakarken gelmek üzere olduklarını söyleyerek Clint’e dönüp devam ediyor:
“Sayende ünüm yükseldi, hepsini benim devirdiğimi düşünüyorlar..”
“May bile mi?”
“O suskun kalmayı tercih ediyor..”
Clint gülümserken sonra buluşacağınızı söyleyerek onu öpüyor, ardından sana işaret
verirken sen de Coulson’ı geçiyor, Clint’le birlikte dışarı çıkıyorsun.
*
Oda kapınız şifreli bir vuruşla vurulduğunda Clint kalkarak kapıyı açıyor, Coulson içeri
girerken sen gerilmiş, soruyorsun:
“Burada mı kalacak?”
Clint sana dönerken mahsuru olup olmadığını sorduğunda sen insanları seks yaparken
izlemek istemediğini söyleyince Coulson gülümseyerek onun problem olmayacağını söylüyor.
Seks yapmayacaklar.
Niye?
İfaden de gösteriyor olmalı ki Clint yiyecek almaya gittiğini söyleyip çıktığında Coulson sana
dönerek ceketini çıkartacağını söylüyor, ardından da söylediğini yapıp Clint’in iskemlesine
bırakarak konuşuyor:
“Clint’le mutlu bir evliliğimiz olsa da cinsel birlikteliğimiz pek yok.. En azından benim
açımdan..”
296
Awakencordy
merkez-masa.com
Aseksüel olup olmadığını sorduğunda kaşını kaldırarak insanların genelde bunu sormadığını
söylüyor, sense onun pek de insanlara bunu anlattığını düşünmesen de sesini
çıkartmıyorsun. Aptal insanlar senin problemin değil.
“Ama hayır, oldukça seksüel olsam da 2 sene önce bir saldırıya uğradım..”
Coulson Clint’in yatağına otururken onun bacaklarının arasına bakıyorsun, o da gülerek
‘öyle de değil’ diyor, ardından erken andropoza girdiğini söylüyor.
Bakışlarını onun gözlerine çıkarttığında pek de üzgün görünmüyor. Clint dünyanın en seksi
erkeği olmasa da arzulanabilecek bir adam“Neden üzülmüyorsun?”
Gözleri sakin, daha önemli şeylerin kaybolabileceğini öğrendiğini söylediğinde dikkatli,
soruyorsun:
“Clint’in beyninin yıkanması?”
“O da sayılabilir ancak hayır, Clint’in beyni yıkansa da ondan vazgeçmezdim.. Tabii ki bir
katile dönüştürülseydi bu kadar beraber olamazdık ama yine de ondan vazgeçmezdim..”
O zaman ölüm. Kendini kaybetmekten daha kötü olan tek şey.
Ya da daha iyi, kim bilir?
“Birbirimizi kaybetmek en kötüsü.. Bunu yaşadıktan sonra seks o kadar da önemli değil..
Clint hala cinsel açıdan aktif, biriyle tam bir ilişki yaşamak isterse bunu onayladığımı da
biliyor..”
Buna kaşını kaldırdığında ciddi olduğunu söylüyor.
“O yüzden mi benimle de yatıyor?”
En iyi olmanın bir sebebi var. Çok çok çok minik bir saniye de sürse sana inanıyor, korktuğu
şeyi gerçek kılıyorsun ve bir an dünyası kararıyor ama o saniye geçtiğinde, Clint’e güveni
şüphesini bastırdığında sesi dürüst, cevap veriyor:
“Haklısın, belki de tam olarak onaylamıyorum.. Ama üzülsem dahi onaylardım..”
“Çünkü onu seviyorsun.”
Coulson sevginin doğru kelime olup olmadığını bilmediğini, daha fazla, daha kompleks bir
şey olduğunu söylüyor.
“Birini kendinden önceye koyabilmek, o limiti aşabilmek onu özel kılan şey diye
düşünüyorum.. Ama tabii ki bu durum kişiden kişiye değişir, bu benim ölçeğim..”
Onu izlerken doğru söylediğini görüyorsun: Clint seninle birlikte olmak istediğini söylese
ikinize izin verecek.
“Bana hiç öyle yaklaşmadı.”
Gülümseyerek sana baktığında gözlerini deviriyorsun.
*
297
Awakencordy
merkez-masa.com
“Phil bana bunları anlatmanı ister mi?”
“Phil bunları sana dönebilmem için anlattı Steve..”
Steve mavi gözleri öğle güneşiyle aydınlanmış bir halde seni izlerken bir şey
söylemiyor, sen de başını kolana eğerken devam ediyorsun:
“Clint geri döndüğünde Phil’le aramdaki enerji farklıydı.”
*
Clint içeri girdiğinde Coulson da kalkarak poşetleri almaya gidiyor, Clint ‘ kan banyosu yok,
yaşasın’ derken Coulson bir elinde poşetler, diğer eli onun belini tutarak cevaplıyor:
“Winter bana birlikte olduğunuzu söyledi..”
Clint her şeyi beklediği ama bunu beklemediği belli, gülerek ‘aha’ diyor ve onu öpüyorken
sen ikisini izliyorsun.
Coulson doğruyu okumuş olsa da bunu ondan da duyunca rahatladığı belli, bir an kendisi
onu öptükten sonra çekiliyor ve aralarına yine mesafe koyarak poşetleri masaya götürüyor,
Clint ise sana bir bakış attıktan sonra tekrar kocasına dönerek konuşuyor:
“Belki bu gece üçümüz deneriz diye düşündüm.. Belki Küçük Phil uyanırdı..”
Coulson hafifçe gülerken sanmadığını söylediğinde sırtı dönük olduğu için Clint’in yüzündeki
üzüntüyü yakalayamıyor ama sen görüyorsun.
Clint duruma kendisi için üzülmüyor.
*
“Sevgiye, aşka ve birlikteliğe dair önümdeki tek sağlıklı örnek onlardı.. Aslını
istersen hala da onlar.. Phil belki de bunu göstermek için ilişkilerini önüme
koydu, bunu herkese yapmadıklarını biliyorum..”
“Kimseye demek istedin.. Bizim önümüzde bile kendileri gibi olmaları için
oldukça süre geçti.. Sana verdikleri şey büyük..”
Farkında olduğunu söylerken yalan söylemiyorsun. O zaman bunu neden
yaptıklarını anlamamış olsan da güvenlerini boşa çıkartmadığını düşünmek
istiyorsun.
Sana ilk güvenenler onlardı.
*
Sonraki 3 ay aynı düzende giderken artık SHIELD için çalışıp çalışmadığını merak
ediyorsun: sen ve Clint bir Hydra artığından diğerine giderek aldığınız ifadelere göre üsleri
çökertirken Coulson ve ekibi sizin arkanızdan kalanları topluyor, kayıtlara hepsinin Ajan
Barton tarafından yapıldığı not düşülüyorken Coulson arada sırada bir geceyi sizinle
geçiriyor, sonra işine geri dönüyor.
298
Awakencordy
merkez-masa.com
“Geçen hafta Steve’i gördüm..”
Kahve koyan elin bir an dursa da sıvı akmaya devam ediyor, Clint’se yatakta uzanmış, ne
yaptığını sorunca şeker paketlerini açan Coulson cevaplıyor:
“Sizi arıyor.. Şüphelenmeye başladığını düşünüyorum..”
İkisinin bakışlarının birden sana döndüğünün farkındasın, ikinci bardağı doldururken
onlara bakmadan cevap veriyorsun:
“Onu yakınıma getirirseniz olacaklar sizin eseriniz..”
“Kendini tutma imkanın yok mu?”
Güldüğünde Coulson denemeden bilemeyeceklerini söylüyor, sen de iç çekerek bardağı ona
uzatıp cevaplıyorsun:
“Tamam.. Bir sonraki üs Kiev’de, Kaptan’ı da getir.. Kazara ölürse beni sorumlu
tutmayacaksın, problem yok..”
Coulson bardağı alırken ‘öldürmezsen?’ diye soruyor, bir şey isteyeceği belli.
Derin bir nefes alarak ona baktığında parmakların bardağı bırakıyor, o da alırken şartını
sunuyor:
“Öldürmezsen onu dinleyeceksin.. Başka bir şey yapmanı istemiyorum..”
Odanın gerisinde Clint’in hareketsiz olduğunun farkındasın.
Başını salladığında Coulson teşekkür ediyor, sense sadece yemek yemek istediğini
söylüyorsun, ikisi köşede sevişebilir, sen film izleyeceksin.
Coulson o gözlerinin kenarlarını kırıştıran aptal gülümsemesiyle onaylıyor, arkanı da
dönmeni isterken ekliyor: 2 haftadır kocasını görmüyor, ağır sevişecekler.
Onu geçerek masaya gittiğinde Clint’in sırıttığını görüyor, onun çantasından tabletini
alırken ikisini bütün gece sohbet etmelerine bırakarak kulaklıklarını takıyorsun.
*
“Bundan haberim yoktu.. Seni gerçekten kendim buldum sanıyordum..”
Bildiğini söylerken bir yanın özür dilemek istese de yapmıyorsun. Daha iyi bir
iz sürücü olabilirdi.
Ama Steve hiç ajan olmadı, o hep bir askerdi, değil mi?
İç çekerken bakışlarını ona kaldırarak onun ne yaptığını sorduğunda cevabı bir
omuz silkmek, gecikmiyor:
“Seni arıyordum.. Dedikodular hem SHIELD’ın hem de senin Hydra’yı
çökertmeye kendinizi adadığınız yönündeydi.. Gittiğimiz yerlerde
duyduklarımız hep senden bahsediyordu: sokaklardan kış geçmişti ve her yer
299
Awakencordy
merkez-masa.com
soğuk kalmıştı.. 6 ay boyunca izini sürdüm, bıraktığın şeylerden seni tanımaya
çalıştım..”
Onu izlerken ‘yine de o gece bende Bucky’i aradın’ dediğinde dudağını kemiriyor.
Ne söyleyebilir ki?
*
“Bütün 10 GB hakkımızı yemişsin Winter, hiç konuşma-“
“Bana o kadar götürdüğünü anlatmadın, senin hatan.”
Clint ‘hah!’ derken ‘sen benden daha iyi teknoloji biliyorsun!’ diye fısıldıyor, sense sırıtarak
halatı bağlamaya devam ediyorsun. Binanın cam tavanı olması işinize geliyor, iniş oldukça
görkemli olacak.
Aşağıda çok adam yok ancak sesi duyacaklarını biliyorsunuz.
Clint o sırada kulaklığına ‘tamam, hazırız’ dediğinde ona bir bakış atıyorsun, cevaplıyor:
“Steve de gelmiş.. Girişten giriyorlar..”
Yapmak istemesen de derin bir nefes alırken bu konuyu son açtığınız günden beri ilk defa
soruyorsun:
“Ne biliyor?”
Clint yayını gereksizce kontrol edip sırtına atarken ‘çok değil’ diye cevaplayıp konuşuyor:
“O ve Sam hem SHIELD’ın hem de Tony’nin verdiği bilgilere göre seni arıyorlar, ikisi de
Coulson’ın taramasından geçiyor.. Şimdiye kadar hep bir durak gerimizden geldi: kiminde
direkt biz çıktıktan sonra SHIELD takımıyla birlikte bıraktıklarımızı gördü, kiminde sadece
raporları okudu..”
“Ve hala mı beni arıyor?”
Clint ‘Coulson da beni arardı’ dediğinde bir şey söylemeden önüne dönüp aşağı bakıyorsun.
Nöbet değişimi başlamak üzere.
“Gerçekten, o kadar interneti neye harcadın?”
Ona bir bakış atarken gülümseyerek kedi resimleri olan bir site bulduğunu söylediğinde
Clint de gülümsüyor, ikiniz birbirinizi izlerken ciddileştikten sonra konuşuyor:
“Bu sefer yalnızsın ama seni izliyor olacağım.. Bana geri dönebilecek misin?”
Bakışlarını aşağı döndürürken liderine ihanet etmenin nasıl olduğunu soruyorsun, o da
dürüstçe cevaplıyor:
“Kötü.. Ama iyi bir sonucu olması için çabalıyorum..”
“Beni Bucky’e çevirerek ona sunmak, evet..”
“Hayır..”
Ona döndüğünde Clint ciddiyetle ‘hayır’ diye tekrarlıyor, ardından cevaplıyor:
300
Awakencordy
merkez-masa.com
“Üzerindeki koşullandırmayı kırmak istiyoruz, o kadar.. Gerisinde neysen o sensin ve Steve
bunu kabul etmek zorunda.. O kadar..”
Aşağıyı işaret ederken ‘onu öldürebilirim’ diyorsun, ‘karşı karşıya geldiğimizde onu
öldürebilirim’.
“Evet.. Ama geçen sefer öldürmedin..”
Başını iki yana sallarken aynı şeyin bu sefer işe yaramayacağını söylüyorsun: aylardır
görevine karşı çıkıyorsun, onu gördüğünde olacağın şeyi hiçbiriniz bilmiyorsunuz.
“Olsun.. Steve kendini kollayabilir durumda, ayrıca evin en iyileri de yedek konumunda
bekliyorlar.. Yalnız değilsin Winter, Steve bilmese de sen bilmelisin: yalnız değilsin..”
Güzel cümleler olsa da manasız: Kaptan Amerika’ya saldırırsan yalnızsın.
Dönerek camdan aşağı bakarken değişimin başladığını söylediğinde Clint de geriliyor, bir
yandan da cevaplıyor:
“Rusya’nın neden senden vazgeçemediği belli, analiz yeteneğin muhteşem-“ ona bir bakış
attığında onunla son konuşmanın bu olabileceğini biliyorsun, o da farkında. Aşağı indiğinde
bir daha aynı adam olmayabilirsin.
“Bana iyi davrandın.”
Bildiğini söylediğinde teşekkür etmek gibi bir şeyi bilmediğini fark ediyorsun. Sen bir
silahsın, neye teşekkür edebilirdin?
Halata tutunarak aşağı bakarken en sevdiğin mermi tipinin gümüş mermiler olduğunu
söylediğinde oklarından birini sırtından çekerek yayına sürüyor, bir yandan da ‘ neden?’
dedikten sonra sana bakarken cevaplıyorsun:
“İnatla hedefi bulurlar da ondan.. Sen de bana yollanan gümüş mermisin.”
Ne söylediğini sen dahi bilmiyorsun ama o anlamış, gülümserken bunu sevdiğini söyleyerek
bakışlarını aşağı indirip cevaplıyor:
“Belki de yeni kod adım bu olur.. 3-2-“ zıplayarak cama daldığında tavandan aşağı yıldız
parçaları yağıyor.
*
Henry Jackman – Lemurian Star
Geri dönerek son adamın da suratını dağıttığında arkadan duyduğun yeni bir hareketle
bunun o olduğunu bilerek yeni bir nefes alıyor, ardından dönerek silahını kaldırırken aynı
pozisyonda duran onunla karşı karşıya geliyorsun.
En son DC’de gördüğünden farkı yok, tek farkı bu sefer elinde bir silah var“KIPIRDAMA YOKSA BEYNİNE GÜMÜŞ MERMİYİ YİYECEKSİN!”
301
Awakencordy
merkez-masa.com
Kendine geldiğinde başını ittiren silah oldukça gerçek, altında yatan ve boğazına bıçağını
bastırdığın adam da öyle.
Gümüş mermi.
Clint hala buralarda olmalı, o söyletmiş olmalı.
Derin nefesler alarak altındaki adama bakarken bıçak sana şarkı söylüyor. Biraz daha, biraz
daha, Hail HYDRA.
Yeni bir nefesle biraz daha bastırdığında o fısıldayarak ‘Bucky’ diyor, sense bir an sonra geri
fırlamış, sana bastıran silahı çoktan kendi eline geçirmiş ve kafana tutmuş adamın kafasına
vurarak onu sermiş vaziyette, silahı bir köşeye atarken sana bakan diğer üç silahlıdan
geriliyor, bir şey yapmıyorsun.
Ama nasıl yapmak istiyorsun, nasıl yapmak istiyorsun.
*
Steve yere bastırarak ayağa kalkarken gözlerini ondan ayırmaz, dikkatle ve temkinle,
umut değil, umut değil, korkarak sorar:
“Bucky?”
Karşısındaki adam elindeki silahları atmış olsa da hala tehlikeli, gülerek cevaplıyor:
“Bucky? Hala mı aynı şeyi söylüyorsun? Belki de 40’larda işe yarıyordu ama burada işe
yaramıyor inan: tekrarlar gittikçe sinir bozucu olmaya başlıyor..”
Steve onun ters cevabından etkilenmezken onunla konuşmasına dahi razı, cevap verir:
“İnanana kadar tekrar edeceğim-“
“Sen de beynimi yıkamak istiyorsun, şahane-“
“Hayır! Bucky!”
Mavi gözler kızgınlıkla dolarken Steve’in kulağındaki Coulson ‘neden Bucky dememeyi
denemiyorsun?’ diye sorunca sarışın adam gururunu bir kenara bırakarak konuşur:
“Beynini yıkamak istemiyorum.. Sadece seni bundan kurtarmak istiyorum-“
“Kahraman kompleksi.. Sence aşık kompleksinden daha mı çekici?”
Steve kaşlarını çatarken o ‘evet’ diyor, ‘minik sırrınız Kaptan’, ‘ben öğrendim’.
Steve nereden öğrenmiş olduğunu anlamasa da dik dururken ‘güzel’ der, içtenlikle önemi
olmadığını söylerken cevaplar:
“Bilmen iyi, bilmen önemli.. Sen de biriydin, anlamıyor musun? Benimdin-“
“Şunu söylemeyi kes! 70 yıldır başkasının malıyım Kaptan, artık senden çıktım!”
Steve öyle hızlı ‘asla’ der ki karşısındaki soğuk asker onu izlerken sarışın adam inatçı,
tekrarlar:
“Hayır, asla.. Bundan vazgeçmeyeceğim, senden vazgeçmeyeceğim, anlıyor musun? İster
Bucky, ister başka biri, sonuna kadar peşinden geleceğim, benden ancak gerçekten beni
öldürerek kurtulabilirsin..”
302
Awakencordy
merkez-masa.com
Bunun problem olmayacağını söyleyen Winter Soldier kim bilir neresinden bir bıçak
çıkartırken Steve de hızla kalkanını yerden yakalar, onun fırlattığı bıçağı savururken
Winter Soldier bir an sonra tekrar ona saldırınca onunla da bu tanıdık, Steve karşı
çıkmaya başlar..
Sarışın adamın kulağındaki Coulson adamlarına talimat verirken Steve nefes nefese
askere karşı koymaya çalışır, onun darbelerini engellemeye devam ederken acıdan
dişlerini sıkar, ikisi tekrar eş bir noktaya geldiklerinde gözlerine bakarak konuşur:
“Pes etmeyeceğim.. Bir kere ettim, onda da beni öldürmedin, yanlış hareket.”
Öfkeli asker pişman olduğunu tısladığında Steve gülümser, siyah saçlı adam bunun
üzerine imkansız bir esneklikle hızla dönerek onun suratına bacağını savururken Steve de
her nasılsa yakalayarak onu çevirip bu sefer o onun üzerine geçerken Winter Soldier o
kadar şaşırmış gözükür ki Steve nefes nefese gülerken sorar:
“Ne? Daha önce kimse yapamadı mı?”
Winter Soldier reddetmek istese de yapamadığında Steve memnun, gülümseyerek
cevaplar:
“Bunlar sayesinde çözülüyorsun, sadece ikimizin olan şeyler, bunlar senin..”
Steve’in altındaki adam bir kez daha çıkmayı denerken başaramadığında Bucky’nin
öldüğü cevabını verir, Steve ise cevaplar:
“Buna bir kere inandım, bir daha inanmayacağım..”
Etraf aniden sessizleşince Steve sebebinin onun kıpırdanmayı kestiği olduğunu fark eder,
gerginlikle ona bakarken dürüst, hep dürüst, bu sahip olduğu tek silah, konuşur:
“Peşinden gelmeliydim.. Gelmedim.. Bir daha yapmayacağım..”
Buz gibi gözler ona bakıyor, kıpırdamıyordur ki Steve’in kulağındaki ses ‘ikiniz savaş
değilsiniz’ diye hatırlattığında Steve Coulson’a minnet duyuyor, tekrarlar:
“Biz savaş değiliz, sadece iki adamız.. İsimlerimiz değişse bile özümüz bu..”
Yerdeki adam kaşlarını çatarken bir an Steve’in arkasındaki gökyüzüne bakar, Steve de
başını çevirerek oraya bakmak istese de yapmazken mavi bakışlar tekrar ona dönerek
cevaplar:
“Yanlış, Kaptan.. Ben hem savaş, hem silah, hem de askerim.”
Steve onun saldıracağını bilirken Winter bir an sonra tekrar fırlamış, belki de bunca
zaman onu hep atabileceği halde atmamış, onu yere devirdiğinde dünya kararır, siyahlık
onu kavrar..
*
“Uyandığımda orada yoktun.. Coulson herkesi devirip kaçtığını söyledi..
Gerçekte ne oldu?”
“Herkesi devirip kaçtım.”
*
303
Awakencordy
merkez-masa.com
“Winter!”
Yolda durup döndüğünde Clint elinde yayı, koşmasını yavaşlatarak sana bakıyor, sense
gerilemeye devam ediyorsun.
Hayır.
“Sözümü tuttum, onu dinledim.. Coulson’a sözümü tuttuğumu söyle..”
Başını salladığında ondan ayrılmak istemiyorsun ama yapman gerek: dikkatini dağıtıyorlar.
“Bir daha karşılaştığımızda Steve’in yanında olacağım..”
Biliyorsun. Seni tanımıyor gibi davranacak. Belki de tanımayacak.
“Kaliteli mermi her zaman yolunu bulur Clint..”
Kaşını kaldırarak sana baksa da sen onun en kalitelilerden olduğunu biliyorsun.
“Hedefin bensem, beni yine vuracaksın.”
Bunca aydır yanında olan arkadaşın hafifçe gülümsediğinde seni anladığını biliyorsun.
Verecek çok şeyin yok, elinde sadece kelimelerin ve hareketlerin var ama o anlıyor.
“Bekle-“ Ne yaptığına baktığında çantasını çıkartıp içinde bir şey arıyor, en sonunda
bulduğunda da aranızdaki mesafeyi kapatmadan, sana saygı duyarak, elindeki şeyi sana
atıyor.
Yakaladığında avucunun içi kesilse de dert değil, başını kaldırarak ona baktığında
cevaplıyor:
“Bir gün ihtiyacın olabilir.. Hangi kapıyı açacağını bilemezsin..”
Bakışlarını avucundaki ok başına döndürdüğünde kendine dikkat etmeni istiyor, başka
istediği bir şey yok.
Sadece kendin ol.
*
“Oradan sonra tek başımaydım. Artık dünyayı daha iyi tanıyordum ve ne
olduğumu biliyordum: eskiden adım Bucky’di, sonra Winter Soldier olmuştum
ve sen peşimdeydin.”
Hafifçe gülümserken şimdikinden daha uysal olduğunu söylüyor, sen de ona
kötü kötü bakarak devam ediyorsun:
“Beni incitemeyeceğini öğrenmiştim, bunu kullandığımı hatırlıyor olmalısın.”
Derin bir nefes alırken bildiğini söylüyor.
*
304
Awakencordy
merkez-masa.com
Henry Jackman – Taking a Stand
“Bucky!”
Onun seni artık nasıl daha hızlı bulabildiğini bildiğin için sinirle önündeki adamın boynunu
kırdığında sana doğrulttuğu silahı görmezden gelmek kolay.
Yerdeki bedenin elini çekip onu sürükleyerek kaldırırken adamın kolunun soketinden
çıkması önemsediğin bir şey değil, Steve ise arkada ‘neden-‘ diyerek boğulsa da adamın elini
kasa girişine bastırdığında kilitler açılıyor, kapaklar kalkıyor.
O gerilerken sen gaz bırakan minik kasaya etkilenmeyecek sol elini sokarak içindeki zarfı
alıyorsun, sırf nezaketten kapağı kapatıp onun da zehirlenmesini engelleyerek dönüp kapıya
gittiğinde bunu yapamayacağını söylüyor, sen de o halde onu vurmasını söylüyorsun.
“Herkes beni incitti, sen de yap, eksik kalma Rogers.”
Mavi gözleri kızgınlıkla dolsa da sen sana bir şey yapamayacağını biliyorsun. Yanından
geçip çıkarken odaya koşturan diğer ajanlar seni görünce iki yana ayrılıyorlar.
Artık kim kimin tarafında, hiç belli değil.
*
“Tekrar Amerika’ya döndüğümde elimde çok daha önemli bir liste vardı.
Avrupa ve Rusya’dakiler benim orada olduğumu bildikleri için kaçmışlardı
ancak pes edeceğimi sanıyorlarsa yanılıyorlardı.”
Steve’e bakarak iç çekerken bunun tek kötü yanının sizin de burnunun dibinde
olmanız olduğunu söylüyorsun, o ise gülümsüyor.
*
“Bilmiyorum tamam mı? Bilmiyorum! Gerçekten, ben sadece bekçiyim!”
Doğruyu söylüyor. Ama suratını da gördü.
“Bir şey söylemeyeceğim, yemin ederim!”
Elbette söyleyecek.
İç çekerek silahını çıkartırken üzgün olduğunu söylüyorsun, gerçekten öylesin, onun ölmesi
gerekmiyor. Ama sen öldürmezsen onlar onun ailesini de öldürecekler. Bunu ona
anlattığında ağlayarak başını sallıyor.
Cesur bir adam.
Silahını kaldırarak adama kaldırsan ve tetiği çekebilecek olsan da bir şey seni durduruyor.
Vicdan değil, adamı umursamıyorsun. Ama bir şey, ama bir şey.
İç çekerken adamdan telefonunu vermesini istiyorsun, elleri titreyerek sana uzattığında da
ezberden çevirdiğin numara Clint’in daha önce de çevirdiğini gördüğün bir numara.
Dünyanın her yerinden ve her telefondan ulaşılabiliyor.
305
Awakencordy
merkez-masa.com
Hat açıldığında Coulson şaşkın, ‘alo?’ dediğinde ona adresi söylüyorsun, o ise ‘Winter?’
derken cevabın net.
Bu adamı ve ailesini buradan çıkart, yoksa öldüreceğim.
“Oraya 10 dakika uzaklıkta ajanım var, sen işini hallet, onlar alacaklar.”
Telefonu kapatırken
öldürülecek.
adama
burada
beklemesini
söylüyorsun,
eğer
dışarı
çıkarsa
Başını sallarken teşekkür ediyor.
Ne kadar faydasız.
*
“Amerika’da!”
Tony duyduğunu söylerken Steve mutlulukla gülümseyerek tekrarlar:
“Ve o adamı öldürmedi.. Öldürmedi Tony, öldürebilirdi, kaç kişiyi öldürmüş bir adam,
hiçbir farkı yoktu ama öldürmedi-“
“Her psikopat arada sırada birini bağışlar Steve..”
Steve bunu duyunca donduğunda Tony sadece araştırmalardan bahsettiğini söyler, Steve
ise kırgın, sorar:
“Onun gerçekten sadece öyle mi olduğunu düşünüyorsun? Kaç kere beni gördü ama hala
öldürmedi-“
“Sonradan görüşlerinin hiçbirinde kostümün yoktu.. Neden masmavi çıkmayı
denemiyorsun? O zaman anlayabiliriz..”
Steve neden ona böyle davrandığını sorduğunda Tony derin bir nefes bırakır ve ardından
özür diler, ilerleyerek ona sarılırken Steve de şaşkınlıkla kollarını ona doluyor, sorar:
“Tony?”
Tony başını iki yana sallar ve onun çenesinin altında kalmaya devam ederken Steve
sessiz ve gergin, onun sırtını sıvazlar..
*
“Aranıza girmeye başladım..”
“Evet.. Tony 1 yılda beni neredeyse görmemişti, tek hedefim sendin, en büyük
korkusunun gerçekleşmeye başladığını düşünmüştü..”
“Belki de gerçekleşmişti?”
‘Belki de’ derken en azından artık itiraf edebiliyor.
*
“İtiraf etmeliyim ki adam tek başına bir SHIELD, son 6 ayda yok ettiği Hydra üniteleri
tüm SHIELD’ın yaptığından daha fazla..”
306
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony ‘artık SHIELD demesek?’ dediğinde Natasha ‘ne diyelim, N’SYNC mi?’ diye soruyor,
Steve ise onun ne olduğunu sorarken Tony gülümseyerek ona uzanınca ikisi
öpüştüklerinde Natasha gözlerini devirerek ‘Steve ve Tony’nin Aşk Yuvası’ diyelim
dediğinde Tony ‘evet!’ diyerek öpücükten ayrılıp oraya döner, Steve gülerken Tony ciddi,
ona fırlayarak konuşur:
“Steve, yapabileceklerimizi düşün: bilgi doğru yerde, bilgiden korkmayanlarda ve ideal bir
adamda, sende! Paramız var, SHIELD zaten evimizde kalıyor-“ Steve hafifçe gülümserken
onun heyecanlı ve sağa sola savrulan elini yakalamış, sorar:
“Evimiz?”
Tony ‘anladın’ dediğinde Steve anlamadığını, açıklamasını rica ederken sırıtır, Tony ise
diğerlerine dönerken Coulson cevaplar:
“Bilemiyorum.. Tony’nin parası olduğu kesin ama sadece ona bir birim veremeyiz-“
“O zaman sen geçersin! Fury de sana bıraktı, başka bir moron daha başa geçerse beyin
hücrelerim ölecek Coulson-“ Steve gülerek onu susturduğunda Tony ona döner, beline
sarılan Steve’in koluna dayanırken gözleri parlıyor, sorar:
“STIELD nasıl? Steve, Tony, SHIELD..”
Steve sessizce ona bakarken Tony de apayrı bir soru sormuş, cevabını beklerken Steve
yutkunduğunda Tony’nin gülümsemesi solar, siyah saçlı adam yavaşça onun kolundan
çıkarken Steve ‘Tony’ dese de Tony diğerlerine yeni isim fikirleriyle gelmelerini söyler,
sonra da aşağıda yeni bir zırh yapacağını söyleyerek aşağı giderken kapı kapandığında
kimse ne konuşur ne de Steve’e bakabilir, ses çıkmaz..
*
“Evlilik teklif etmişti.. Kendi yoluyla..”
Steve iç çekerek ‘evet’ dediğinde daha önce sırf sinirlendirmek için attığın lafın
aslında gerçek olduğunu anlıyor, onu izliyorken soruyorsun:
“Neden hayır dedin?”
Steve dışarıyı izliyor, bir şey söylemeden şehri izlerken bir süre sonra sana
dönerek cevaplıyor:
“Doğru hissettirmedi.. Evlilik doğru hissettirmeli, değil mi?”
Nereden bilebilirsin?
*
Ennio Morricone – Brian DePalma Suite
“Efendim, Efendim yalnız kalmak istiyor..”
“Jarvis lütfen.. Olanları gördün..”
“Bu yüzden sizi içeri sokmuyorum Efendim, lütfen anlayışla karşılayın..”
Steve derin bir nefes alarak içeriye bakarken Tony’nin bir şeyleri ateşle yakmasını izler,
ardından kararlı, konuşur:
307
Awakencordy
merkez-masa.com
“Jarvis, üst kod-“
“Efendim-“
“Üst Kod dedim: Steve Rogers, giriş izni-“ kapılar açılırken Jarvis ‘lütfen daha fazla
incitmeyin’ der, Steve de içeri girerken ilerliyor, konuşur:
“Seni terk etmiyorum Tony..”
Tony onu beklemediği belli, irkilerek ona dönerken nasıl girdiğini sorar, alev kapanırken
Steve kararlı, söylediğini tekrarlar ama Tony reddediyor, cevaplar:
“Biraz önce-“
“Biraz önce hazır olmadığım bir şey sordun-“
“Geçen sene buna hazırdın!”
Steve suratına atılan gerçekle sustuğunda Tony yüzündeki koruyucuyu çıkartıp kenara
fırlatır, ardından devam eder:
“Geçen sene bunu istiyordun, sadece nasıl soracağını bilmiyordun.. Şimdi ben sordum ve
bam-hayır!”
Steve öyle olmadığını söylediğinde Tony nasıl olduğunu bildiğini söylüyor, cevaplar:
“O adamın karşısında hiçbirimizin şansı yok, problem bende değil..”
“Hayır! Seni aldattığımı mı düşünüyorsun?”
Tony gülerken ‘elbette hayır’ der, ardından ciddileşirken ‘adam ne de olsa seni yanına
yaklaştırmıyor’ dediğinde Steve göğsünün yandığını hissederek cevaplar:
“Tony..”
Sesi nasıl çıkmış olmalı ki Tony de bir an ona bakar, ardından toparlanırken düzeltir:
“Beni aldatmazsın, biliyorum.. Ama öyle hissettiriyor Steve, büyük parçaların onda.. Ben
geri alamıyorum..”
“Ben sadece arkadaşımı istiyorum..”
“Ama o gelmeyecek.. Gelmeyecek, bunu anlaman gerek.. 1 yıldır peşindesin: evet seni
öldürmüyor ama o Bucky değil.. İçinde bir parça Bucky varsa onun sayesinde hayattasın
ama bu o Bucky demek değil..”
Steve derin bir nefes alırken Tony ‘lütfen artık bunu kabul et’ diyor, Steve karşı çıkmaya
hazır olunca da reddederek cevaplıyor, bir yandan ona ilerlerken konuşuyor:
“Ondan vazgeç demiyorum.. Ama Steve, o Bucky değil..”
Steve önüne gelmiş adamın gözlerini izlerken bunu kabul ederse daha neyi kabul etmesi
gerektiğini bilmediğini söylediğinde Tony derin bir nefes alarak cevaplar:
“Bir gün şalteri atacak ve bu sefer seni öldürecek.. Bunu mu istiyorsun anlamıyorum..
Belki de kendini cezalandırmak için yapıyorsun: Bucky düştükten sonra onun peşinden
atlamadın, bu da cezan..”
Steve kaşlarını çatarak ona baktığında Tony kendini cezalandırma işini iyi bildiğini
mırıldanır, sonra da derin bir nefes daha alırken konuşur:
“Steve, ayrılıyoruz.”
Steve gözleri büyüyerek ona bakarken ‘ne?’ dediğinde Tony duyduğunu söyler, konuşur:
308
Awakencordy
merkez-masa.com
“Aramıza giren şey bizden daha büyük,-“
“Aramıza bir şey girmedi-“
“-ve eskisi gibi bir aşk da yok-“
“-Tony!”
“Burada büyük olan şeyi yapmaya çalışıyorum Steve, bir kere izin ver!”
Steve sustuğunda Tony kızgın görünüyor, devam ederek bağırır:
“Bir kere de başkası doğru olanı yapsın, izin ver! Beni terk etmene izin vermeyeceğim,
anladın mı? Bunu yapamayacaksın, onu yaşamayacağım! Ben bitiriyorum-bitti-yok! Yok,
bundan sonra yokuz, bitti!”
Tony sustuğunda etraf fazla sessiz, Steve yutkununca Tony de toparlanır, ona bakarak
devam eder:
“Seni seviyorum.. O yüzden de beni yok etmene izin vermeyeceğim çünkü beni yok
edersen acı çekeceksin ve ben acı çekmeni istemiyorum.. Anlıyor musun?”
Steve başını salladığında Tony de ‘güzel’ der, ancak kendi mantığında doğru gözüken
şeyle tekrar ‘güzel’ derken Steve ise temkinli, cevaplar:
“Hayatından çıkmayacağım-“
“Elbette çıkmayacaksın, çıkman için ayrılmıyorum gerizekalı, çıkmaman için ayrılıyorum-“
Steve uzanarak onu kendine çektiğinde Tony de ona yükselir, dudakları birbirine çarparak
yapışırken Steve aldırmadan onu çevirdiğinde Tony de onunla yükselerek masaya çıkar,
onun omuzlarına tutunarak onu son bir kere öper gibi öperken son kere öptüğünü fark
etmiş olacak ki yavaşça ayrılır, alnı onunkine dayanırken konuşur:
“Beni alıp masaya fırlatman için ayrılmamız mı gerekiyordu?”
Steve güldüğünde Tony de gülümser, ardından başını kaldırarak ona bakarken gözlerinde
Steve’in daha önce görmediği bir yaşanmışlık var, onu oraya kendisi koymuş, konuşur:
“Git ve o uyuz Kış Lastiğini bul.. İkna edeceğinden eminim..”
Steve biraz önce farklı şeyler söylediğini söylediğinde Tony ‘onları kızgın erkek arkadaş
söylemişti’ der, bunun ‘sonsuza kadar yanında kalacağın dünyanın en iyi arkadaşı’nın
sözleri olduğunu söylerken Steve gülümsüyor, cevaplar:
“Öylesin Tony.. Sen benim limanımsın, hala inanmıyor musun?”
Tony onu izlerken Steve her gidişten sonra ona döndüğünü söyler, sırf sevgili oldukları
için değil, limanının o olduğu için ona döndüğünü söylerken Tony yüzünü onun kavradığı
eline bırakıyor, gözlerini kapatırken konuşur:
“Herkese terk edilenin ben olduğunu söyleyeceğim.. Herkes senden nefret etsin..”
Steve güldüğünde Tony de gülümser, Steve de onu tekrar gülümserken görünce
memnun, ‘nasıl istersen’ diye cevap veriyor, onun alnını öptükten sonra tekrar ona
sarılırken Tony hem kolları hem de bacaklarıyla ona sarılmış, uzunca bir süre onu
bırakmaz, orada tutar..
*
Steve derin bir nefes alarak sana baktığında sen de üzülmeden edemiyorsun.
Çok güzel olabilirlerdi.
309
Awakencordy
merkez-masa.com
“Doğru olanı yaptı.. O zaman anlamamıştım ama doğru olanı yaptı.. Tony hep
geleceği bizden daha iyi görendi, o zaman da gördü ve gerekeni yaptı..”
Ve sen bunun için memnunsun. Şu an Steve Tony ile birlikte olsaNe yapardın?
Karşındaki adam seni izliyorken onun başkasıyla evli olabileceğini
düşündüğünde, harcadığınız zamanı fark ettiğinde boğazın sıkışıyor, ağzını
açtığında ise o konuşarak bölüyor:
“Tony senden hiç nefret etmedi, yanlış düşünmeni istemem-“
“Biliyorum..”
Steve de onaylarken sen dışarıdaki manzaraya dönüyorsun ancak o sırada kapı
açılarak Tony odasına giriyor, tüm bastırılamaz enerjisiyle sırıtarak konuşuyor:
“Jarvis bana benden bahsettiğinizi söyledi, ne kadar seksi olduğumdan mı
bahsediyorsunuz?”
Sen ayağa kalktığında Steve daha fark dahi edemiyor, o kadar hızlısın. Tony’e
ulaştığında o en azından hareketi yakalamış, ‘hey’ derken kollarını kaldırıyor ama
ona yürürken sen de ne yapacağını bilmiyorsun: bu daha önce hem canını
yaktığın, hem öptüğün hem de sarıldığın bir adam“Steve, ne oluyor-“
“Bizi anlattım-“ Tony ‘oooh’ derken sen onun önüne geldiğinde buzdan bir
duvarsın, o da sana bakarak kıpırdamıyor, tehlikeyle soruyor:
“Beni öldürecek mi?”
“Sanırım ya öpecek ya da dövecek, o da karar veremedi..”
Doğru.
Tony dudağını kemirerek sana bakarken öpüşmeyi her zaman savaşmaya tercih
ettiğini söylüyor, sense ikisinden de farklı bir şey yapıyor ve derin bir nefes
alırken cevaplıyorsun:
“Seni öldürmediğim için memnunum.”
Kahverengi bakışları bir an büyüse de ardından mutlulukla dolduğunda bunu
gizlemek için şu anda 21 yaşında onunla tanışan halinin oldukça azgın olduğunu
söylediğinde Steve geride bir kahkaha atıyor ancak senin de sırıttığını sadece
karşındaki Tony biliyor.
*
Üçünüz salona döndüğünüzde önceden orada olmayan biri eklenmiş: Pepper.
310
Awakencordy
merkez-masa.com
“Pep, aşkım-“ Tony ona ilerleyip sarılırken Pepper bir elinde tableti, tek
koluyla ona sarılıp diğer yandan da sana ve Steve’e selam vererek konuşuyor:
“Jarvis bana katınızdan hareket gelmediğini söylediğinde unuttuğunuzu
düşündüm: Partiye hala katılıyorsunuz, değil mi Tony?”
Tony ‘evet demem gereken bir şey, değil mi?’ dediğinde Pepper onaylıyor, Tony de
diğerlerine dönerken soruyor:
“Ne partisi?”
Steve bir şeyin hesaplamasını yapıyor olmalı ki bittiğinde ‘oh’ diyor, Tony de
her nasılsa anlarken Pepper’a dönerek cevaplıyor:
“Tatlım, onu yaparsak Winter salona dalıp beni öldürür..”
Pepper bağlayacaklarını söylediğinde sen bir adım geri atıyorsun, Steve ise öyle
bir şey yapmayacaklarını söylerken Pepper ‘mecazen’ diyerek cevaplıyor:
“Nasılsa o katılmayacak, değil mi?”
Herkes sana döndüğünde açıklamalarını istiyorsun.
*
“Hayır.”
Kimse şaşırmış durmadığında Pepper bütün katı kullanabileceğini söylüyor,
parti lobide olacak, şeffaf duvarlardan bilet kazanan halk da izleyebiliyor, daha
çok PR, daha çok“İlgilenmiyorum, anlatmayın.”
Pepper sustuğunda Tony ona kötü çocuğa aldırmamasını söylüyor, Steve ise
konuşuyor:
“Belki ben de-“ herkes ona dönerek ‘Steve!’lediğinde Steve ellerini kaldırarak
‘tamam’ diyor, Natasha da sana açıklıyor:
“Fikir Steve’indi, hepimizi zorla ikna etti..”
Tony ‘ve bu yüzden katılacak, değil mi tatlım?’ dediğinde Steve iç çekerek başını
sallıyor, sense neden o kadar iç çektiğini sorunca Bruce açıklıyor:
“Dünya ikisini halen beraber zannediyor..”
Oh.
1 seneye rağmen mi?
311
Awakencordy
merkez-masa.com
“Aslını istersen biz gerçek olarak ayrıldığımız sırada dünya bizi birlikte olarak
görmeye başladı, böyle bir terslik var.. Biz birlikteyken herkes arkadaş
olduğumuzu düşünüyordu, ayrıldık, herkes bizi birlikte sanmaya başladı..”
Clint ‘ayrılınca daha rahat olduğunuz için olmasın?’ dediğinde Tony ona burnunu
büzüştürüyor, Steve ise söz alarak açıklıyor:
“STIELD’ı kurarken fikrini aldığımız herkes Tony’nin daha sağlam ve olgun
bir hayat resmi çizmesi gerektiği konusunda hemfikirdiler.. Teknik olarak da en
sağlam ve olgun imaj benimki olduğu için bunu kullanmaya karar verdik..
Ayrılmış olsak da kameralar karşısında birlikte olduğumuzu söylemeye devam
ediyorduk..”
Tony ‘STIELD’ı da bunun üzerine kurduk, herkes evliliğimiz olarak görüyor’
dediğinde sen de ilk öyle gördüğün için bir şey söyleyemiyorsun.
“En temelde düşündüğümüz şey bizim ‘boşandığımız’ ortaya çıktığında da
STIELD’ın ayakta kalacağını göstermemizdi.. Ayrıca sık sık değişiklik yaratmak
da istemiyorduk: ikimiz de yeni birini bulmamıştık, ayrılık ilan etmeye gerek
yoktu..”
Hepsi sessizleştiklerinde sen ‘ve şimdi eşcinsel partisi var’ diyorsun, Pepper
düzeltiyor:
“LGBT’ye destek partisi.. Bu hafta dünya çapında destek veren bir hafta,
STIELD da LGBT üyelerine destek verdiğini ilan eden bir kurum..
Başımızdaki iki yönetici birlikte, dolayısıyla parti kaçınılmaz.. Tony partiyi 6 ay
önce duyurdu, inanılmaz bir beklenti var, kaçırmalarına izin veremem..”
Mantıklı.
Hepsi seni bekliyorken ‘ne?’ diyorsun, partiyi basıp kimseyi öldürecek değilsin.
Diye düşünüyorsun.
*
Sen olur verdiğinde hepsi aniden bir canavara dönüşen Pepper’ın emirlerini
yerine getirmek için ayaklanıyor, sen de odalar arasında gezerken onları
izliyorsun.
Pepper belli ki katın dışında adamlar tutmuş, bir anda içeri hepsine özel
dikilmiş smokinler ve Natasha’ya nasıl giydireceklerini merak ettiğin bir elbise
giriyorken Pepper sana kendininkinin odasında olduğunu söylüyor, hepsini
gördükten sonra giyecekmiş. İlgilenmesen de onu kırmamak için bir şey
söylemiyorsun.
312
Awakencordy
merkez-masa.com
Pepper’ın anlattığında göre en sorunsuzlar Bruce ve Steve oluyormuş: Bruce
kızmamayı tercih ettiği, Steve de zamanında savaş için çok basın gösterisi
yapmak zorunda kaldığı için.
Bunun pek savaş bandı satmakla alakası olmadığını düşünsen de Steve’in basın
karşısında nasıl olduğunu pek hatırlamadığın için yorum yapmıyor, Pepper’ın
koşulsuz hakimiyetini izliyorsun.
Neredeyse yarım saat sonra kapılar açılmaya başladığında salonda oturan sen
yanına giren sıra sıra adamın ‘resmi’ hallerini görerek onları inceliyorsun. Bruce
muhtemelen profesyonel dokunuşlarla daha enerjik ve daha mutlu gözüküyor,
Clint ve Coulson kan şekerini arttıracak derecede uyum içerisinde birbirleriyle
ilgileniyorlar.
Pepper o sırada kendi elbisesiyle içeri girerken onun eteğinin dolandığını
görünce kalkarak yardımına gidiyorsun; diğerleri uyuyorlar.
Bal renkli elbisedeki kadın gülümseyerek sana teşekkür ederken aşağı inme
konusunda emin olup olmadığını soruyor, sen emin olduğunu söylerken
Tony’nin odasının kapısı açılıyor, oraya bakıyorsun.
Steve herkesin salonda olduğunu düşünüyor olmalı ki kapıyı açarken başıyla
hala odaya bakıyor, Tony’e bir şey söylerken içeriden gelen cevapla kapıyı biraz
daha açarken Tony geldiğinde gözlerini devirerek ona yol veriyor, ikisi dışarı
çıkıyorlar.
Pepper’ın neden bahsettiğini anlamak zor değil.
İkisinin smokinleri aynı şıklıkta olsa da minik ayrıntılarda birbirini tamamlıyor,
eğitimli gözlerin en az senin kadar eğitimlilerin verdiği mesajları anlıyor: bu
ikisi birbirine ait.
Sen o mesajı verenlere derin bir nefes alırken Steve Natasha’nın kapısını vurup
açıyor, Natasha da olumlu cevap vermiş olmalı ki Steve ona kolunu uzattığında
sen çıkan manzaraya tebessüm etmeden duramıyorsun.
Natasha olabileceğini bildiğin kadın gibi duruyor.
Üzerinde Steve’in gözlerini taşıyan maviden bir gece elbisesi var, etekleri yarı
kabarık, katlanan kumaşlar sırtında birleşiyorken kızıl saçları yukarı toplanmış,
ona açıklık bırakıyor ve rahat etmesini sağlıyor.
Dönerek Bruce’a baktığında onun Coulson ile konuştuğunu görüyorsun.
Tekrar önüne döndüğünde Natasha bir eli eteğinde, diğer eli de Steve’in
kolunda, arkalarında Tony ile gelirken senin kalbin hızlanıyor.
313
Awakencordy
merkez-masa.com
Bu normal bir hayat yaşamış olsan göremeyeceğin bir şey.
Yaşananlara teşekkür etmek delilik olacak olsa da Natasha’nın gözleri seni
bulduğunda ona gülümserken nasılsa deli olduğunu düşünüyorsun, bir eksik ya
da bir fazla ne fark eder?
*
Rod Stewart – Long Ago And Far Away
Üçü içeri girerken Tony geriden ‘Jarvis, aşağıya bağlan!’ dediğinde etrafı bir
müzik ve aşağıdan verilen görüntüler kaplıyor: camlar aşağıyı verir oluyor.
Tony ceketinin kollarını düzeltirken Pepper’ın karşısına gelerek durduğunda
sana bir an okullu çocukları hatırlatsa da onun yakalarını düzelten Pepper’ın da
pek farklı düşünmediği ortada.
Natasha tamamen gereksizce nasıl gözüktüğünü sorduğunda hepsi sırayla onun
göz kamaştırdığını söylüyor, Bruce da onun aşağıdaki en güzel kadın olacağını
şimdiden bildiğini söylerken sen Natasha’nın azıcık daha dikleştiğini fark
edince kendi kendine gülümseyerek önüne dönüyorsun.
Bu dans daha uzun dayanmayacak, belli.
Tony o sırada bir şampanya açmış -ya da birileri açıp getirmiş-, ‘kadeh’ diyorken
herkes birer kadeh alıyor, kimse sana ikram etmezken sen de istemediğini
düşünüyorsun, belki de biliyorlar.
Hepsi kazasız bir geceye içerlerken Tony bir yudum alıp bırakıyor, Natasha
yarılıyor, Bruce içmiyor, Steve ise hepsini bitirince hayretle ona baktığında ‘su’
diyor, ona göre bir farkı yok.
Ona bakmamaya çalıştığını da böylece anlıyorsun.
Saçları düzeltilmiş, uzun, dik ve sarışın, aşağıdakilerin başını döndüreceği
şimdiden belliyken sen iyi eğlenceler dilediğinde teşekkür edip cevaplıyor:
“Burası daha eğlenceli-“
“Tatlı olsa da yalana gerek yok.. Git ve arkadaşlarınla eğlen Rogers, ben de
uyuyacağım.. Yıllardır uyanık gibi hissediyorum..”
Yalan.
Steve başını sallarken ‘tamam’ diyor, o sırada ise Tony onun kolunun altına
girerek beline sarılırken ‘hey’ dediğinde Steve kadehini yana koymakla meşgul,
onun sırtını tutarak ‘hey’ dedikten sonra ona dönüyor, Tony de ona
314
Awakencordy
merkez-masa.com
gülümserken sen ne yaptıklarını bilsen de kontrollü bir nefes alıyor, bir şey
yapmıyorsun.
Başarı, değil mi?
Tony o sırada sana dönerken ‘yukarı çıktığımda beni öldürmeyeceğine söz vermen
gerek’ diyor, ‘ne yapacağımızı biliyorsun.’
Etrafta başka yerde yaşanan gülüşmeler duyulurken sen neden bahsettiğini
anlamadığını söylüyorsun, senin buradaki kimse adına bir hakkın yok?
Tony ‘tamam’ diyor, ‘o zaman bu gece götüreceğim bir Kaptan var’ diyor ve Steve’i
elinden tutup çekerek kapıya götürüyor. Steve sürüklense de dönerek sana bir
bakış atarken sen başını sallıyorsun, Steve de önüne dönerken Natasha
soruyor:
“Beni kim taşıyacak?”
Onlara döndüğünde Clint kolunu uzatsa da Bruce ‘ben hallederim’ dediğinde
Clint ‘hay hay’layarak kocasının koluna girip onunla gidiyor, Natasha ise diğer
yanındaki Bruce’a dönerken kaşlarını kaldırarak soruyor:
“Bir sürü adamla konuşmam gerekecek Bruce, senin dahi sabrın dayanmaz..”
“Denemekten zarar gelmez.. Bu aralar çok sakiniz..”
Natasha bir süre onu izlerken ardından ‘tamam’ diyor, sonra da dönerek kendi
kendini taşıyarak kapıya giderken Pepper’la beraber çıktığında sen derin bir
nefes alan Bruce’a giderek onun içmediği kadehi alıp uzatarak konuşuyorsun:
“İç..”
“İçki ile pek iyi değilim-“
“İç, bana güven..”
Hayretle sana baktığında sen de daha önce kurmadığını düşündüğün cümleyle
kadehi tekrar uzatıyorsun, o da alıp tek seferde bitirirken yüzünü
buruşturduğunda kadehi alıp devam ediyorsun:
“Dans ettiğinizde-“
“Natasha ile genelde Steve dans ediyor, ikisi kadın ve erkeğimiz-“
“Bu gece sen dans edeceksin.”
Sesin aksini kabul etmiyor, o da farkında.
“Dans ettiğinizde onu belinden tut-iyice tut. Kontrollü adımlar at, diğerlerinden
daha büyüksün, hepsinden daha fazla dans ettiğinden eminim-“
“Ben değilim-“
“Ben öyleyim.. Unutma: bizim hayatımızda sağlam bir şey yok.. Sağlam ol.”
315
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne söylemeye çalıştığını anlayıp anlamadığını bilmesen de seni izleyen bakışları
sakin, onayladıktan sonra dönerek kapıya gidince sen onun ardından kapanan ve kilitlenen- kapıyla derin bir nefes alıyorsun.
“Aşağıyı göstermeye devam edeyim mi?”
Kendi etrafında dönerek aşağının manzarasına bakarken ‘bilmiyorum’ dediğinde
Jarvis istediğin an kapatacağını söylüyor. Anlattığında göre dünyada yayın
yapan tüm kanallara sahipmiş, başka bir şey bulabileceğinizden emin.
*
Rod Stewart – Time After Time
Pepper ve Coulson hariç hepsi salona girmeden önce buluşmuş olmalı ki
kapılar açıldığında dördü ortalarında Natasha ile göründüklerinde sen dahil
herkesin nefesi gidiyor.
Dünyayı kurtarabilecek kahramanlar oldukları belli. Tony buna alışkın
duruşuyla bir marka, Steve sadece varlığıyla dünyaya düzen getirebilecek gibi,
Natasha hepsinin efendisi, Clint ve Bruce da sağlam ayakları gibi duruyorken
dört siyahın ortasında Natashanın mavisi onların incisi olduğunu açıkça belli
ediyor.
Hepsi alkışlar içinde salona girerken Clint ve Bruce önceden yapıldığı belli olan
bir pratikle ortalarına Natasha’yı alarak onlardan ayrılıyor, Clint kocasına ve
Pepper’a giderken Natasha Bruce’un kolunda kalıyor, geride ise başroller var.
Üçü onlardan ayrılırken Steve ve Tony parlayan flaşlara ve dışarıdaki çığlıklara
alışkın gibi görünüyor, hepsine gülümsüyorlar. Evimize hoş geldiniz.
Steve bir eli Tony’nin belinde, Tony’nin dönerek ona söylediği bir şeye
güldüğünde izleyenler de gülüyor, Tony kalabalıktakileri görüp onları işaret
ederek selam verdiğinde izleyenler de selam veriyor, müzik girdiğinde Tony
onun kollarında dönüp elini kaldırıyor, ikisi dans ederlerken sen iç çekerek
onları izliyorsun.
Onların hayatında olmaya devam etsen bile o partide yerin yok.
İkisi diğer Avengerlar’la birlikte dans ediyorken pist gittikçe kalabalıklaşıyor,
Tony arada Steve’den birkaç öpücük çalıyorken Jarvis özel olarak görmek
istediğin biri olup olmadığını sorunca sessiz kalıyorsun ama o her nedense
Steve ve Tony üzerinden ilerliyor.
*
316
Awakencordy
merkez-masa.com
Gece ilerlerken sen kanepeye uzanarak partiyi izlemeye devam ettin.
Kalabalığın enerjisi azalacağına arttı, hepsi daha çok eğleniyorlar. Avengerların
hepsi görüşmeleri gerekenlerle görüşüp el sıkışıyor, çalışmaya devam ediyorlar.
Natasha ve Bruce bütün gece salonu çapraz kullansalar da ilerleyen dansların
birinde Steve ve Natasha dans ettiklerinde Bruce’un neden bahsettiğini
anlıyorsun. İkisi öylesine güzel bir resim çiziyorlar ki Bruce’un kendini geri
plana alması hiç de şaşırtıcı değil.
Yine de Tony olanların farkında olmalı ki o da Bruce’u bir dansa çekmiş, pistin
ortasında sevgilisinin nerede olduğunu bağırdığında Steve iki çift ötesinden
elini kaldırarak bağırmamasını söylüyor, Tony de bencilce onu kendine çekip
dans devam ederken ona sarılarak onu öptüğünde herkes gülüşüyor, onları
izliyor, Steve de Tony’nin beline sarılarak onunla gülüştüğünde Bruce çaresiz,
Natasha’ya geçerek elini kaldırdığında Natasha da ona elini veriyor, ona
yaklaşıyor.
İkisi görmese de sen ikisi adım atmaya başladıklarında bu sefer gerçekten
gülümseyen diğer çiftin yavaş yavaş dans ederek pistten çıktıklarını ve
görüşmelere devam ettiklerini görebiliyorsun.
Pistin ortasında ise farklı bir şey dönüyor: Natasha bütün gece kimsede
görmediğin bir vücut rahatlığında, belindeki Bruce’un koluna dayanmış, onunla
aynı anda adım atıyorken bir süre sonra gözlerini kapattığında sen Bruce’un
bunu anlayabilmesini diliyorsun.
Kelebekler güvenmedikçe gözlerini kapatmaz.
*
Birdy – Wings
Gecenin amacı olan açık arttırma başladığında ilk büyük satışla tavandan
konfetiler yağıyor, herkes alkışlarken Tony ve Steve ellerinde birer mikrofon,
herkese ayrıca teşekkür etmekle meşgul. Bu gece muhteşemdi, bize birer anı
daha kazandırdınız, STIELD sizlerle sağlamlaşıyor.
Kalabalıktan birisi bir şey söylediğinde Tony adamı tanıyor olmalı ki
gülümseyerek anlamadığını söylüyor, herkes onların muhteşemliğini alkışlıyor“Düğün için de davetiye bekliyoruz Tony-“ Tony gülerken ilk ona yollayacağını
söylediğinde kalabalıktan inanılmaz bir alkış ve mutluluk kopuyor, Tony ise
sakin olmalarını söylerken Steve’e dönerek soruyor:
“Ne diyorsun aşkım?”
317
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen mutfaktan su almış, salona dönmüşken önünde olan olayları izlesen de
Steve yüzünde tatlı bir gülümseme, ‘daha değil’ dediğinde herkes ‘aaaaah’lıyor
ama Tony diğerlerine dönerek ‘daha değilmiş’ derken Steve onları Tony’e
bırakıyor, kalabalığa girerken herkes alkışlamaya devam ediyor.
Tony yanına Natasha’yı çekmiş, ikinci satışa geçerken Jarvis Steve’in bu katın
tuşuna bastığını söylüyor, sen de kapıya bakıyorsun.
Kaçmak için az vaktin var.
Sen görüntülerin içinden geçerek Bruce’un odasına giderken onun Natasha ile
dönebileceğini hatırlıyor, Clint’e gidecekken onun da evli olduğunu hatırlıyor,
bu sefer dönecek bir yer bulamazken başka bir kapı aradığında Steve koridorda
belirerek duruyor, sana bakıyor.
Salonda müzik ve alkışlar duyulurken sen kapana kısılmış durumdasın. Winter
Soldier kapana kısılamaz, tehlikeyle dolarken ayakların omuzlarına eş olarak
yere basmış, uyarıyorsun:
“Steve..”
O ise sana doğru bir adım atarken bir gün seninle evleneceğini söyleyince
nefesini başarıyla kesmiş, ‘ne?’ demene neden oluyor ama Steve durmaya niyeti
yok, önüne geldiğinde seni kimin olduğunu bilmediğin birinin kapısına
dayanmaya zorlayarak tekrarlıyor:
“Bir gün seninle evleneceğim.. Nasıl hissettirmesi gerektiğini biliyorum.. ”
Şokla ona bakarken onunla dalga geçecek kadar dahi inanacak bir yanın yok
ama sabah güneş doğar, gece ay çıkar, Steve seninle bir gün evlenecek,
dudaklarını sana örttüğünde boğazından çıkan sese engel olamıyorsun.
Yüzünü tutan elle belini tutan diğer el seni orada tutuyor, şimdiye bağlıyor,
yeni bir nefes aldığında Steve başının kontrolünü eline alırken sen boğazından
kayan duyguyla sendelediğinde o seni daha da kapıya dayıyor: düşmeyeceksin,
ben buradayım.
Birine güvenmek manasız olsa da başka seçeneğin yok, Steve, Steve-ellerinden
biri kalkarak onun düzenli saçlarına girdiğinde Steve önünü sana bastırıyor,
seni ne kadar istediğini görmek seni mahvederken onu parçalamaktan
korkuyorsun; sen nazik değilsin, ellerin nazik değilYine de metalinin kendi fikri var, onun ceketini omuzlarından ittirirken Steve
de kollarını bırakarak kumaşı yere deviriyor, ardından gömlekli kollarıyla sana
tekrar atılırken bu sefer sert, bu sefer kızgın, onun omuzlarını tutarken
bacaklarından biri onu kendine daha da dayadığında bu sefer o da seni
hissediyor.
318
Awakencordy
merkez-masa.com
Her yer sıcak ama onu itmek istediğin son şey, ikiniz sadece sizin olduğunuz
bu dar dünyada nefes alırken Steve’in dudakları boynuna geçtiğinde başını geri
bırakınca zayıf kaldığın aklına bile gelmezken pantolonları çıkartmaya yer yok,
vakit yok.
Steve seni tüm gücüyle kapıya ittiğinde canın acısa da belki de acı sana layık
olan şey, titreyerek parmaklarını onun omzuna büktüğünde Steve boynunu
dişliyor, aranıza daha da boşalmana neden oluyorken o kendini sana bir daha
ittiğinde bir an onun kapıyı kırmasını, ikinizi yere yapıştırmasını istesen de o da
boşaldığında sen gözlerin kapalı, başını ona dayıyorsun.
Sesler yavaş yavaş geri gelirken kulağında gümbürdeyen şeyin kalbin olduğunu
fark etmen şaşırtıcı.
‘Bana bir kalp de verecek misin?’
*
Christina Perri – the lonely
İkiniz ne ayrılır ne de tekrar birleşebilir, ortada bir yerde garip bir şekilde
dururken Jarvis belki yardım ediyor belki de uyarıyor:
“Yüzbaşı, Ajan Romanoff geliyor..”
Steve bunu duyunca seni kenara ittirerek kapıyı açıp içeri giriyor, ardından seni
de çekerek odaya alıp kapıyı aralık tutarak kapatırken sen onunla duvar
arasında, dışarıdaki sesi dinliyorsun.
Natasha’nın topukları oldukça kızgın ve sert, engellenemez gibi ilerliyorken
yerlerin halıyla kaplı olduğunu hatırladığında ne kadar kızgın olabileceğini
merak ediyorsun.
Genç kadın odasına gittiği belli olsa da o sırada koridora giren Bruce’un
‘Natasha’sıyla koridorun ortasında geri döndüğünde Steve fısıldıyor:
“Ceketim..”
Kaşlarını çatarak bir an ona baksan da başını çevirerek aralıktan koridora
baktığında görüyorsun: ceket koridorda yerde yatıyor.
“Bruce inan şu anda seni kaldıracak durumda değilim-“
“Beni kaldırmana gerek yok Natasha-“
“Seni kızdırmayı da ben kaldıramam..”
319
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve kaşlarını kaldırdığında ona bir bakış atıyor, ardından tekrar aralığa
dönüyorsun. Minicik bir çizgiden başkasını izlemek ne kadar garip. Steve’in
seni duvara bastırdığını fark etmemeye çalışmak da öyle.
“Natasha, sadece konuşuyorlardı-“
“Farkındayım.. Ben bu işin içindeyim, unuttun mu? Ne ben, ne Winter, ne de
Clint, bunu hiçbir zaman tamamen arkamızda bırakamayacağız..”
Neden bahsettiklerini bilsen daha iyi olurdu.
Bruce elleri havada, ona bir tehdit oluşturmayacağını gösterir gibi duruyorken
aslında ne kadar doğru bir şey yaptığını düşünüyorsun: o Natasha’ya bir tehdit
oluşturabilecek tek adam.
‘Korktuğum şeyi yanımda taşıyorum.’
“Neye ihtiyacın var?”
“Yalnız kalmaya.. Sabah iyi olurum..”
Bruce izin vermek istemiyor gibi durduğunda Natasha tekrar eteklerini
topluyor ve dönerek kapısına giderken konuşuyor:
“Neden hala çabaladığımı bilmiyorum, ben bu değilim..”
Steve görebiliyor mu bilmiyorsun ama sen Bruce’un bir an yeşillenip sonra geri
döndüğünden eminsin.
“Bir daha öyle bir şey söyleme, olur mu? İkimizin de iyiliği için..”
Natasha bunu duyunca elleri hala eteklerinde, bedenini kıpırdatmadan sadece
başını ona çeviriyor; tehdidin o da farkında.
Bruce sakin gözükse ve ifadesi yumuşak olsa da sesi çelik, tekrarlıyor:
“Sen bundan daha iyisisin.. Bizden de, onlardan da.. Sana saldırabilecekleri tek
nokta olarak bayağılıklarını kullanıyor oluşları onları haklı kılmaz..”
Natasha bu sefer tamamen onun tarafına dönerken ‘romantizm de yalanları doğru
kılmaz’ dediğinde Bruce farkında olduğu cevabını veriyor, romantizm bir işe
yarasaydı burada olmazdı.
“Nerede olurdun?”
Bruce omzunu silkerken ‘kim bilir?’ diyor, ‘muhtemelen hala bodrumdaki ofisimde
oturuyor olurdum.’
“Betty ile..”
320
Awakencordy
merkez-masa.com
Bruce hafifçe gülümserken Betty’nin onu ancak kazadan sonra gördüğünü
söylüyor, ondan önce sadece arkadaştım, görünmez bir arkadaş. Yeşil olunca
görünür oldum.
Natasha bir süre bir şey söylemediğinde onun suratını göremiyor olmanızın
sinir bozucu olduğunu düşünüyorsun. Sadece sırtından çok düşünce
okunmuyor.
“Senin için Betty’i aradık..”
Bruce’un gözleri büyüdüğünde Natasha biraz daha dikleşiyor (savunmaya
hazırlık) ve geçen sene yaptıklarını söylüyor, Steve Winter için delirdiğinde
herkesin geçmişindeki bağlantıları kontrol ettiler, onda da en riskli olan
Betty’di, araştırdılar.
Bruce bir süre bir şey söylemedikten sonra ne bulduğunuzu soruyor, Natasha
da güvenli konuları konuştuklarının farkında olmalı ki cevap verirken nötr:
“Bir şeyden haberi yok.. Masum.. İşine bağlı bir bilimadamının eşi olabilecek
bir kadın..”
Bruce hafifçe güldüğünde Natasha neyin komik olduğunu soruyor, Bruce da
cevaplıyor:
“İşine bağlı bir bilimadamı olmayalı yıllar oldu..”
“Tony seni bilime geri kazandırdı-“
“Tony beni geri kazandırdı.. Hiç pes etmedi, Hulk’tan korkmadan bana
yaklaşabilen tek adamdı.. Hala da öyle.. Steve Hulk’ı ayrı biri olarak görüyor
ama Tony gerçekleri görebilen, beni ve onu ayırt etmiyor..”
Sen metal yumruğunu onun böğrüne bastırırken o da yüzünü buruşturuyor,
Natasha ise ‘ben?’ diye sorarken Bruce sesi üzüntülü, cevaplıyor:
“Benden hala korkuyorsun..”
Natasha bunu inkar etmediğinde Bruce da hafifçe gülümsüyor ve eliyle onun
odasını göstererek konuşuyor:
“Gir, ben Steve’i çağırırım..”
“Kimseyi istemiyorum Bruce-“
“Ben yine de Steve’e haber vereceğim.. İyi geceler Natasha, kötü bittiğini
düşünsen de güzel bir geceydi..”
Natasha bir süre daha ona baktıktan sonra dönerek kapısını açıyor ve içeri
giriyor, kapı kapandığında da Bruce görmez bakışlarla yeri izliyorken bir süre
321
Awakencordy
merkez-masa.com
sonra ayılarak Jarvis’e Steve’in yerini sorduğunda Steve elini yukarı sallayarak
hayır işareti veriyor, Jarvis ise akıcı, cevap veriyor:
“Yüzbaşı Rogers şu anda Winter ile beraber, Doktor Banner..”
“Sohbet mi ediyorlar?”
“Öyle de diyebilirsiniz.. Şu anda konuşmuyorlar ama genel olarak iletişim
içindeler..”
Steve hafif bir nefes alırken sen sırıtıyorsun, Bruce ise rahatsız edip
edemeyeceğini sorarken Steve yine reddediyor, Jarvis ise cevaplıyor:
“Önemli bir dönüm noktasında olduklarını düşünüyorum Doktor Banner,
isterseniz müsait oldukları bir an için mesaj bırakabilirim, olanları gördüm.”
Bruce öyle yapmasını söyleyerek dönüp odasına gittiğinde Jarvis ona iyi geceler
diliyor, kapı kapanınca da konuşuyor:
“Yüzbaşı Rogers, Doktor Banner size mesaj-“
“Jarvis, çiplerinin nerede olduğunu biliyorum, farkındasın değil mi?”
Jarvis kabalık etmek istemediğini söylediğinde sen dayanamayarak gülmeye
başlıyorsun. Adamın robotu bile kendisi gibi, Steve ise bakışlarını sana
döndürürken ‘komik değil’ diyor ama komik, sen gülerek ona bakarken Steve’in
bakışlarının yumuşadığını gördüğünde gülümsemen yavaşça donuyor, Steve
sana uzanırken Jarvis kesiyor:
“Efendim gerçekten bölmek istemezdim ama çiplerimin yanması uğruna
hatırlatmak isterim ki ceketiniz hala koridorda..”
Steve nefesini bırakıp kapıyı açarken sen başını duvara bırakıyorsun,
dudaklarında hala önceki gülümsemenin hayaleti var.
Steve eğilip ceketini alıyor, kumaşın uzanışını duyuyorsun. Ardından bir
kapının yavaşça açılışını da öyle.
“Steve?”
Steve onun yumuşak sorusunu beklemiyor olacak ki ‘Nat?’ derken ardından ne
olduğunu soruyor, Natasha ise fermuarını açamadığını söylüyorken Steve
dönmesini mırıldandığında sen de başını yavaşça kenara döndürüyorsun.
Natasha kollarını kendisine sarmış, fermuarı bekliyorken Steve önce kopçaları
açıyor, ardından fermuarı indirirken mırıldanıyor:
“Gece eve tek dönmemen için yapılmış gibi duruyor..”
322
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha hafifçe gülerken teşekkür edip tekrar Steve’e döndüğünde gördüğün
resim filmleri andırıyor, Steve ise yardımcı başrolden çok başrol gibi dururken
tekrar ne olduğunu sorunca Natasha cevaplıyor:
“Aşağıda birinin söylediği birkaç şeyi duyduk, ben de olay çıkmaması için
yukarı çıktım: adam fona çok destek veriyor..”
“Ne duydun? Ve kimden duydun? Fon önemli değil Nat-“
“Önemli.. Sabaha unuturum, dert değil-“
“Nat..”
Natasha derin bir nefes alırken daha önce duymadığı bir şey olmadığını
söylüyor: Avengers kulesinin kızı, beşinin yatağını ısıtan kız, nasılsa seks silahı
olarak eğitildiğini tüm dünya biliyor, kaç kişiyle yattığını, kaç erkekle
oynadığınıSteve ilerleyerek ona sarıldığında Natasha elleri yumruk, sakin bir sesle
tekrarlıyor:
“Daha önce de duyduk, problem değil-“
“Problem, her zaman problem.. Bruce adamı öldürmediği için şanslısın..”
Natasha bunun üzerine ona sarıldığında elbise biraz kaysa da ikisi de fark
etmiyor, kızıl kadınsa Bruce’a kötü davranmayı engelleyemediğini söylediğinde
Steve cevap veriyor:
“Bruce seni tanıyor..”
“Ama ben onu kullanıyorum.. Steve, onunla konuşur musun?”
Steve ondan ayrılan arkadaşına bakarken ‘ne için?’ dediğinde Natasha ‘bundan
vazgeçmesi için’ dediğinde Steve reddediyor, Natasha ise neredeyse lütfen diyecek
gibi duruyorken tam karşı odasındaki kapı açılarak Bruce dışarı çıkarken sen
hayret verici bir şey görüyorsun:
Natasha’nın gözleri büyüyor.
*
Steve ortada kalmış, kıpırdamıyorken Natasha elbisesini biraz daha yukarı
çekerek ‘Steve’i aramaya gittiğini düşündüm’ dediğinde Bruce eliyle Steve’i
gösteriyor, ardından soruyor:
“Neyden vazgeçmemi istiyorsun?”
Natasha cevap veremediğinde Bruce ‘Neyden, Natasha?’ diye tekrar sorunca kızıl
kadının parmaklarının içeri büküldüğünü gördüğünde dönüp onu savunmaya
gitmemek için kendini zorluyorsun.
Güçlü ol Babochka, kanatların sağlam.
323
Awakencordy
merkez-masa.com
“Senden mi vazgeçmemi istiyorsun? Yoksa bizden mi?”
Natasha başını kaldırırken ‘biz diye bir şey yok’ diyor ama Bruce özünde bir
Avenger, kanında gammayla birlikte cesaret de akıyor olmalı, ilerleyerek onu
ensesinden tutup dudaklarını örttüğünde muhtemelen ilk defa bir adamın
Natasha’yı alt ederek kazandığını görüyorsun.
Natasha elleri havada kalmış, yukarı yükselmiş, Bruce’un dudaklarında
hareketsiz duruyorken saçları kırlaşmaya başlamış adam geri çekilerek ona
bakınca o da gözlerini açarak durmaya devam ediyor, Bruce ise elini ondan
çekip yavaşça onun elbisesini biraz daha yukarı çekiyor, ardından uzanarak
fermuarı yukarı çekerek onu savunmasına geri kavuştururken konuşuyor:
“Hayır.”
Sonra dönerek odasına gittiğinde Steve’le göz göze geliyor ve garip bir şekilde
onun da sana aynı mesajı verdiğini okuyabiliyorsun.
Hayır, vazgeçmeyeceğim.
Natasha hala hareket etmemişken sen hareket ediyor ve yavaşça kapıyı
kapatıyorsun.
*
“Babam bana hediye mi almış?”
Gözlerini açtığında yatağın yanında elleri ceplerinde duran adam sırıtarak kaşını
kaldırıyor, sen de yatakta dikleşirken soruyorsun:
“Saat kaç?”
Tony sabaha yaklaştığını söyleyerek ceketini çıkartırken neden onu yatağında
bulduğunu sorunca sen gözünü silerek cevaplıyorsun:
“Koridor doluydu.. Steve nerede?”
Tony ‘bilmem?’ dedikten sonra gömleğini açarken ‘Jarvis?’ diyor, Jarvis de
cevaplıyor:
“Yüzbaşı Rogers Ajan Romanoff’un odasında efendim.. Tüm Avengerlar
kulede, çıkışlar kapalı, bizim katlarımız temiz, diğer katlarda nöbetçiler
çalışıyor..”
Tony ‘duydun’ derken gömleği yere atıyor, ardından pantolonunu çözerken ‘sen
neden buradasın?’ diye tekrarlayınca sen cevaplıyorsun:
324
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bruce Natasha’yı öptü..”
Tony elinde pantolonla kalırken bir an sonra hareketlerine devam ediyor, onu
da yere atıp devasa yatağa çıkarken kaymanı söylediğinde kayıyor ama
konuşuyorsun:
“Nasıl uyuduğumu bilmiyorum..”
“Beyin arada kapanarak dinlenme ihtiyacı duyar, normal-“
“Nasıl uyuduğumu biliyorum.. Uyurken nasıl olduğumu bilmiyorum..”
Tony göreceğinizi söyleyerek yastığına sarıldığında sen o kadar kolay mı
olduğunu soruyorsun, o da o kadar kolay olduğunu söylerken nasılsa daha
önce de beraber uyuduğunuzu söylüyor, en azından bu sefer kabus görürsen
rahat bir yerde göreceksin, tekrar bütün bir gece yerde oturamaz, o yaşlı bir
adam.
Uyuyacağını sanmasan da tavanı izlerken bir süre sonra gözlerin kapanıyor.
*
Bir anda irkilerek gözlerini açtığında midendeki ağırlık yataktan fırlamana
neden oluyor, neredeyse koşarak tuvalete giderek kapağı kaldırdığında yataktaki
Tony’nin ‘ne oldu?’sunu duyarken içinde ne yoksa klozete öğürüyorsun.
Birkaç saniye acıyla geçerken sessizlik geri geldiğinde Tony musluğu açmış, bir
bardağa su doldururken ilk üç ay sabah bulantılarının kötü şeyler olduğunu
söylese de mizah bulacak enerjin yok, dönerek yere oturduğunda o da görmüş
olacak ki suyu sana uzatırken gerçekten ne olduğunu sorunca bakışlarını ona
kaldırarak cevaplıyorsun:
“Hatıra..”
“Anladım.. Anlatmak ister misin?”
Hafifçe gülerken anlatmasan iyi olacağını söylesen de bu daha çok dikkatini
çektiğinde Steve’in de burada olması gerektiğini söylüyorsun. Bu onu da
ilgilendiriyor.
*
Tony kapıyı aralayıp içeri beyaz bir atlet sallarken ses gelmediğinde kapıyı biraz
daha açıyor, sen de arkasından bakarken manzaraya şaşırmıyorsun.
Natasha ve Steve yataktalar.
Kızıl kadın Steve’in kolları arasında uyuyor, onu saran adamın koluna iki
koluyla sarılmış, şimdiye kadar hiç bu kadar narin gözükmemişken Steve size
baktığında Tony anında dönerek seni dışarı ittiriyor, kapıyı da arkasından
çekerken biraz önce gördüğün şeyleri görmediğini söylüyor.
325
Awakencordy
merkez-masa.com
Elbette görmedin.
*
“Nasıl böyle oldular?”
Tony eline geçen meyveyi blendera atıyorken omzunu silkerek cevap veriyor:
“Steve.. Adam bir serumdan çıkmış olsa da itiraf etmeliyim ki kendine has
güçleri de var.. Hepimizi yapıştıran zımbırtı o..”
“Yapıştırıcı..”
Tony ‘eh’lerken mevsimi olmamasına rağmen çilek de bulmuş, onları da
ayıklarken diğer yandan anlatmaya devam ediyor:
“Ona hem leydi, hem asker, hem ajan, hem de bir insan gibi davrandı..
Natasha ilk başta onu pek umursamıyordu ama sonra saygısını kazandı,
kazanınca da geri vermedi.. Bir ara takıştılar ama sonra tekrar birleştiler..”
Tuşa bastığında ve bütün meyveler birbirine girdiğinde uğultu çıkıyor,
bittiğinde ikisinin beraber olup olmadıklarını sorduğunda onaylıyor:
“Bir süre.. Ben o sırada Pepper’la birlikteydim, ikisi takıldılar.. Evlenip çocuk
yapacaklarını bile düşünüyorduk-“ sen güldüğünde o da sırıtıyor, ardından
yeniden tuşa basarken bitirdiğinde devam ediyor:
“Ama sonra ayrıldılar.. Sebebini sormadım..”
Sen de bilmek istediğini düşünmüyorsun.
“Şimdi arkadaşlar, bu Natasha için daha önemli, hayatında hiç sabit bir şey
olmamış, Steve de oldukça sabit..”
Bildiğini söylediğinde sana bir bakış atıp ‘doğru’ diyor, ‘sen de biliyorsun’ ve
karışımı kaldırıp iki büyük bardağa döküyor.
Vitamin.
*
“Erken kalkmışsınız..”
Tony bütün gece maraton seksin öyle yaptığını söylerken Steve onun uzattığı
bardağı alıyor, arkasından giren Natasha da saçlarını toplamakla meşgul,
diğerlerini sorunca Tony cevaplıyor:
“Clint ve Coulson adını anmadığımız şeyler yapıyorlar, Bruce uyuyor..”
326
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha kendi bardağını alırken onaylıyor, Tony de dikkatli bir sesle dün
partiden erken ayrıldığını söyleyince Natasha bardağından yudumunu almış,
cevap veriyor:
“Sıkıldım, yukarı çıktım..”
“Bruce da erken çıkmış..”
“Peşimden geldi.. Kavga ettik, beni öptü, sonra dönüp gitti..”
Ortaya konulan bomba oldukça büyük olsa da Tony mekanik konusunda rahat,
karşısındaki iskemleye oturan kadını izlerken ‘sen niye peşinden gitmedin?’ diye
sorunca Natasha ‘o sırada Steve geldi, o daha seksiydi, onunla yattım’ diyor ama Tony
o kadar kolay alt olmuyorken ‘güzel miydi?’ diye sorunca Natasha sahte sahte
sırıtarak ‘hem de nasıl’ diyor, ‘çok hızlı yeni bir tura hazır oluyor, sen de bilirsin’.
Sen oturan Steve’e bakarken o mavi gözlerini devirmekle meşgul, sesini
çıkartmıyor ama Tony eğlendiği belli, cevaplıyor:
“Bilirim.. Eğlenmeniz güzel çocuklar, genciz, güzeliz, eğlenmemiz güzel..”
Natasha bir şey demeden bardağıyla oynarken sen sessizliğini koruyorsun,
Tony ise yüzünde ciddi bir ifade, Natasha’yı izlemeye devam ediyor.
*
“Nasılsın?”
Tony’nin sana verdiği görevi yerine getirerek ekmekleri kızartıyorken yanında
tabaklarla duran Steve’in mırıltısıyla başını ona çevirerek iyi olduğunu
söylüyorsun, onun nasıl olduğunu sorunca o da aynısını söyleyerek konuşuyor:
“Geceyi başka yerde geçirmek istemezdim.. Konuşamadık..”
Aklına sabah geldiğinde konuşacak bir şey olmadığını söylesen de mavi gözleri
seni aradığında sen tabakları götürmesini söylüyorsun, problem yok.
*
Dördünüz tekrar oturduğunda Tony senin anlatacak bir şeyin olduğunu
söylüyor:
“Sabah yüzü bembeyazdı.. Buzda yatmış gibi..”
Ona bir bakış attığında sırıtıyor, ardından anlatmanı söylerken ağzına bir sosis
atarak seni izlediğinde her şeyi ne kadar kolay gösterdiğini düşünüyorsun.
“2014’den öncesine dair bir şey hatırladım.. DC’de karşılaşmadan önce..”
327
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve ilgiyle sana baktığında güzel bir şey beklediği belli ama maalesef güzel bir
anı değil.
Hem zaten, hangi anın güzel ki?
*
Görev: Bomba.
Hedef: Stark Expo.
Robbie Williams – Let Me Entertain You
Her yer ışık ve ses.
İlerlediğin her adımda apayrı bir dünyadasın: metal kıyafetli kızlar etrafta dans ediyor, bir
sahnede devamlı STARK EXPO yazıyorken standlar arasında kalkan taşıyan adamlar
dolanıyor, insanlara gitmek istedikleri yere dair yardımcı oluyorlar.
Cebindeki bilet seni ana sahnede en öne götürebilen bir bilet, HYDRA hiçbir masraftan
kaçınmıyor, Hail HYDRA, Hail HYDRA.
Giymen için verdikleri maske birçok adamın giydiği maskelerden: metal görünümlü, sadece
gözleri gösteren bir surat. Kimin maskesi olduğu hakkında bir fikrin yok.
Yükselen müzikle herkes çığlık atarak alkışlamaya başladığında sen de alkışlıyorsun; araya
kaynamak en büyük yeteneğin. Herkes kendinden geçer gibi alkışlayıp bağırırken yukarıdan
bir ses geldiğinde başını kaldırıyorsun: maskesini taktığın adamın gerçeği gökyüzünden
aşağı çakılıyor, önünde dururken alkışlar ve çığlıklardan kendi düşüncelerini dahi duyamaz
hale gelirken adam -herhalde bir adam- keyifle ellerini kaldırarak herkese selam veriyor.
Maske açıldığında ortaya çıkan adam oldukça neşeli, çığlıklar bir kat daha yükselirken
ellerini indirdiğinde her yer sessizleşiyor, o da kalkanlı bir adamın getirdiği mikrofonu
alırken ‘teşekkürler Kaptan’ diyor, yeni bir alkış tufanı başlarken de gülüyor.
Ana meydana girerken sana verilen broşürü açıp içine baktığında bunun bir teknoloji fuarı
olduğunu görüyorsun: Stark ailesi yıllardır dünyanın en ileri teknolojilerini destekleyerek
sergiliyor, expo 1 ay sürüyor ve ücretsiz. Açılışı her sene CEO olan Stark gerçekleştiriyor:
eskiden Howard Stark, şimdi de Tony Stark.
Yan yana iki sayfanın sağında olanında önündeki adam, solunda olanında da havada uçan
kırmızı bir arabanın yanında kollarını iki yana açmış başka bir adam gözüküyor, altında
yazan isim Howard Stark.
Tony Stark bu senenin getirdiklerinden bahsederken çok değil iki sene önce dünyayı
uzaylılardan kurtardıklarını, artık dünyanın çok daha değerli olduğunu ve teknolojinin tek
silahları olduğunu anlatıyor. Avengerlar için de teknoloji önemli, bu yüzden bu akşam
onlardan biri daha aramızda.
Kalabalık delirirken bir Avenger her neyse onlardan biri daha sahneye çıkıyor ve utanmış
görünürken kalabalığa el sallıyor. Yanındaki metal yığınının aksine o normal kıyafetler
içerisinde, herkese el sallarken Stark ona mikrofonu verdiğinde alıp onca çığlık arasında
konuşmaya çalışıyor, net duyamasan da dudaklarını okuyorsun:
328
Awakencordy
merkez-masa.com
“Burada olmak inanılmaz, yıllar önce aynı bu noktada durarak uçan bir arabanın
gösterilmesini izlemiştim..”
Stark mutlu gözükse de bakışları sertleşiyor ama diğerlerinin anladığından şüphelisin.
Yanındaki uzun boylu adamsa gülümsüyor, Starkların her zaman ileriyi görebildiklerini
söylüyorken demir olan bu sefer gerçekten gülümseyerek ona bakıyor.
“Herkese iyi eğlenceler; benim zamanımdaki expolarda söyledikleri gibi: gelecekte
görüşürüz-“ Stark bunu sevdiğini söylerken ikisi birbirlerine güldüklerinde özellikle kadınlar
daha çok ciyaklıyor, Stark demir kollarından biri uzun adamın belinde, tekrar el
salladığında expo açılıyor, senin mesain başlıyor.
*
Her yer metal, her yer makine, ne kolun ne de bomba dikkat çekiyorken sen kalabalığın
arasında gezinerek sergilenenleri inceliyor, bir yandan da vakit geçiriyorsun. Patlamayı
tetiklemene daha var.
Herkes mutlu, herkes eğleniyor, birazdan öleceklerinden haberleri yok. Olmamaları belki de
daha iyi, kaos yerine hepsi gülümseyerek ölecekler. Öleceğini bilerek düşerken insanın en
son bir şeyi görerek ona tutunmaya çalışması çok daha acı bir düşünce.
Önünde durduğun şeyle ilgilenmesen de yanındaki adam derin bir iç çektiğinde odaklanarak
neye baktığınızı anlamaya çalışıyorsun.
Eski bir expodan görüntüler gösteriliyor, broşürde gördüğün ve diğer adamın bahsettiği uçan
araba. Araba bir an havada kaldığında izleyicilerin nefeslerinin kesildiğinin farkındasın,
aralarından bir iki yüz tanıdık gelse de görüntü tekrar sahneye döndüğünde araba
patlayarak yere düştüğünde yanındaki adam gülüyor.
Dönerek ona baktığında sahnede gördüğün adamı ve arkasında diğer insanları sizden
uzaklaştıran korumayı görürken bakışlarını adama çevirdiğinde o sana hafifçe gülümseyip
yanından geçerek gezintisine devam ediyor.
*
Vakit geldiğinde insanların arasından görünmeden geçerek patlamanın olacağı serginin arka
tarafına doğru geçiyorsun, exponun en değerli parçası bu; genç Stark’ın giydiği zırhlardan
bir başkası, bundan sonra kullanacağı modelin görüntüsü.
Arkaya geçtiğinde dışarının ne kadar gürültülü olduğunu anlayarak bir an denge kaybı
yaşasan da sonraki adımında dengen yerinde, korunmalı camın kilitlendiği duvarın
arkasında nasıl bir bileşenle donatıldığını bilmediğin bombayı karnına sardığın cırt cırtlı
bağdan çıkartarak elinde tutarken yaklaşan sesleri duyunca gölgelere geriliyorsun.
“Sana bir sürprizim var, karşılığında bir öpücük almazsam ağlayacağım Steve..”
Adımlar oraya gelirken birisi ‘kalmamı ister misiniz?’ dediğinde Stark ‘gerek yok, yalnız
kalalım’ diyor, kapı açılıp kapanınca sadece üçünüz kalıyorsunuz.
Daha iyi.
Stark ve diğer Avenger -o her ne demekse- odanın diğer tarafını kapatan perdenin önünde
dururlarken Avenger sessizce beklediğinde Stark ilerleyerek perdeyi çekiyor ve hem adam
hem de sen hayretle bakıyorsunuz.
329
Awakencordy
merkez-masa.com
Kırmızı araba.
Eski, çok eski ama hala ayakta, Stark ‘bak’ diyerek bir tuşa bastığında araba kolayca
havalanınca adam gülüyor, Stark da düzelttiğini söylüyorken diğer adam ona dönerek onu
smokininden çekip öptüğünde sen onların dikkatsizliğini kullanarak bombayı açıp camekana
giden elektriğin kutusuna koyarak kutuyu kapatıyor, sonra da ayağa kalkıp dışarı
çıkıyorsun.
Öpüşerek ölecekler.
*
Hans Zimmer & James Newton Howard – Like A Dog Chasing Cars
Geri takip edilemeyen telefonla üsse bombanın hazır olduğu kodunu atıp telefonu çöpe
attıktan sonra çıkışa gidiyorken 20 dakikan olduğunu biliyorsun. Burada kalırsan seni de
patlatırlar, bu adamlar senin kim olduğunu ya da değerini bilmiyorlar.
Çıkış tabelalarını takip ederek ilerlerken geçmişten gelen teknolojiler kısmını geçiyor olsan
ve aslında hiçbirini umursamasan ama kameralar için rol yapmak zorunda olsan da ilerideki
bir şeyi gördüğünde adımların duruyor.
Bir fotoğraf kulübesi.
Eskiden geldiği çok açık, tepesindeki büyük tabelada yapım yılı da bunu gösterirken önünde
çiftler dizilmiş duruyor: hala çalışıyor olmalı.
Kulübenin önünde duran bir kadın eski dönem kıyafetleri giymiş, dinleyenlere bu
kulübelerin eskiden özellikle savaşa giden askerler tarafından kullanıldığını anlatıyor; hatta
öyle ki filmler tab dükkanlarına götürülmeden direkt kulübede basıldığı için dönemin
eşcinsel çiftleri de tek hatıralarını bu kulübelerde kuruyorlardı.
Herkes gülüşürken bu dönemin ortalıkta öpüşmekten korkmayan eşcinselleri onlardan önce
ölenlerin anısına öpüşüyor, sıra bekliyorlar.
Neden buradasın?
Görevinle alakası olmasa da kulübeyi izliyorken nefeslerin hızlı. Sadece eski bir kutu, film
basıyor, başka bir özelliği yok.
Ama bir şey var.
O sırada herkes bir şeyler söyleyerek diğer yöne dönerken sen de dönünce Stark’ı ve
Avenger’ı görüyorsun, Avenger’ın yüzü hayretle dolu, Stark ise gülümserken soruyor:
“O mu? Çok arattırdım Rogers, sanırım bu o expodaki-“ Rogers başını sallarken gözleri dolu,
her an çökerek ağlayacak gibi duruyorken başını sallıyor, konuşamıyor.
Bu her neyse o.
Stark başarısından memnun gözükürken ‘girmek ister misin?’ diye sorunca Rogers şiddetle
reddediyor. Dudakları birbirine basılı, tekrar reddederken hızlıca gözlerini sildiğinde Stark
‘tamam, tamam’ diyor, alt tarafı fotoğraf, bu kadar üzüleceğini bilseydim- Rogers ona
sarıldığında herkes alkışlıyor, sense Rogers’ı izliyorsun.
330
Awakencordy
merkez-masa.com
Bakışları hala o kulübede ama apayrı bir zamanı gördüğü belliyken bileğindeki saat 15
dakika kaldığını haber verince irkiliyorsun ve o hareketini yakalayarak sana bakarken sen
maskenin altında olsan da göz göze geldiğinde sanki yıllardır isyan etmek için bu anı
beklemiş gibisin.
Parmağın saatinin diğer tarafındaki tüm kamera frekansını bozan tuşa basarken ilerleyerek
sarılan çifti ayırıyor, uzun boylunun yüzüne bakarken tıslıyorsun:
“Bomba var.”
Stark ‘ne?’ derken uzun boylu adam bir an sana baksa da ardından Stark’ın işi ele almasıyla
ona dönerken sen Stark’a dönerek ‘zırh camekanında’ diyorsun, ’15 dakika var’.
Etrafta kimse duymasa da Stark seni geçerek oraya koşarken uzun boylu adam gürültüde
sen onu net duyamazken ‘sen mi koydun?’ diye soruyor, sen onaylayarak onun saldırmasını
beklesen de o hafifçe gülümseyerek yine de teşekkür ediyor, söylemeyebilirdin.
Seni yakalayıp götürmektense koşarak Stark’ın peşinden giderken sen arkalarından
bakıyorsun. Çekeceğin ceza korkunç olacak.
*
Her nasılsa bomba öğreniliyor ve herkes dışarı çıkmaya çalışıyorken sen dakikaları
sayıyorsun, son 4 dakika, içeride hala yüzlerce genç ve çocuk var.
Hydra onlardan ne istiyor?
Biri seni kolundan tuttuğunda dönerek onu yakalamak istesen de sorumlu ajanını
gördüğünde o ne olduğunu soruyor, sen de Stark’ın bulduğunu söylüyorsun, gerekirse kendin
patlatacaksın.
Yalan? Bunlar nereden çıkıyor?
“O zaman git ve patlat! Laufen!”
Başını sallayarak koşmaya başladığında en azından sonunda ölüme geldiğini düşünüyorsun,
bir daha o kutuya girmeyeceksin“İçeri giremezsiniz-“ adamı devirip içeri daldığında Stark’ı ağzında bir tornavidayla yerde
buluyorsun, uzun boylu Avenger sana dönerken Stark ‘kapatamıyorum’ diyor, sen
cevaplıyorsun:
“Çıkın.”
Uzun boylu adam reddedecek olsa da Stark kalkarken tornavidayı sana atıyor, eğer burası
patlarsa onu her kim gönderdiyse peşinden geleceğini söylerken Rogers’ı çekerek götürüyor,
kapı kapanırken sen tornavidayı parmakların arasında döndürerek yere çöküyor, bombanın
metal zırhını koluna dokunduruyorsun.
Makine makineyi anlıyor, kapak aynı elektrik seviyesini görünce açılıyorken geriye sayan
saniyeleri görüyorsun.
*
331
Awakencordy
merkez-masa.com
Odadan çıktığında etrafı boş gördüğünde memnun olarak koşuyorsun, sadece tehlikeli
patlamayı önledin, gerisi yine de patlayacak“Hey!”
Başını oraya çevirdiğinde Avenger sana seslenmiş, ‘gel’ diyor- sanki seni taşıyabilirmiş gibi,
ama farkında değil ki ikiniz de aynı hızla koşuyorsunuz fakat çok geç, patlama ikinizi
savurduğunda Avenger seni kendisiyle korumaya çalışıyor, ikiniz yere yapışıyorsunuz.
Her yer çığlık, her yer kıyamet, her yer ateş.
Üzerindeki adam ölü bir ağırlık, öldü mü?
Onu üzerinden ittirirken -gerçek kolun zorlanıyor, metal kolun fark etmiyor- başını
kollayarak çevirip yere yatırıyorsun. Gözleri kapalı, nabzını okuyabilmek için de etraf fazla
sallanıyor. Ölmüş olabilir.
Her yerde çocukların ve diğerlerinin bağırışları duyulurken yukarıdan bir şey uçarak geçip
içeride enkaz altında kalanları çıkartıp dışarı uçuruyor. Metal bir adam. Stark.
Sen dönerek altındaki adama bakarken onu hafifçe sarsıyorsun ama cevap yok. Ölmüş. Adı
neydi? Stark bir şey diyordu“Rogers-“ onun omzunu sarstığında hala cevap vermiyorken öbürünü deniyorsun:
“Steve? Steve, uyan-“ burayı bombalayanı kurtarırken ölmeyi hak ediyor gibi gözükmüyor.
Nefeslerin gergin, ajanının seni arayacağını bilerek başını kaldırdığında ateşler arasından
bir çıkış arıyorsun, kendin için.
Ölüler sadece bir ağırlık.
*
“Seni-“ Tony ayaklandığında Steve onu kolundan çekerek oturtturuyor, Tony
ise ‘expomu bombaladı!’ diye bağırırken Steve ‘öncelikler, Tony’ diyerek ona bir ayar
çekiyor. Sense hala o andasın.
O sırada bilmiyordun, bilmiyordun. Ellerinin altında yatıyordu, ölüydü ve sen
bilmiyordun.
İskemleyi itip kalkarak mutfaktan gittiğinde Tony’nin arkadan ‘o kadar da değil’
dediğini duysan da başkasının adımları peşinden koşuyor. Yine de senin kadar
hızlı değil.
Kapısı açık ilk odaya dalarak tuvalete gittiğinde Bruce elinde tişörtüyle sana
baksa da sırası değil, yere çökerek klozete öğürdüğünde peşinden dalan Steve
banyoya da geliyor.
Uzanarak elektronik olduğundan emin olduğun sifonun tuşuna basarken bir
şeyler yapmak zorunda olduğunu hissediyorsun: orada değilsin, Steve arkanda,
elleri belini tutuyor, seni doğrultuyor332
Awakencordy
merkez-masa.com
Dönerek ona düşerken bunu yaptığına inanamasan da vücudun onu hissetmek
istiyor, sana dolanan kollar sıkı, yerde seninle oturan adam sağlam ve sabit.
Canlı.
*
“Kabus gördün, değil mi? Orada uyanmış olmalısın, devamı var.. Ben
hatırlamıyorum, sen anlatmalısın.. Hatırlamadığım bir şey var Winter, sende
duruyor..”
Alnının soğuk olduğunu hissediyorsun, onun sıcak boynuna dayalı. Ellerin
işlevsiz gibi onun kucağındaki tişörtün kumaşına takılıyken o sırtını
sıvazlamaya devam ediyor. Ne kadar süredir buradasınız bilmesen de
konuşmayı ve sana dokunmayı kesmedi.
“Bu daha başlangıç, değil mi?”
Sesinin kuruluğu sana yabancı gelmiyor, yıllardır kullanmadığın zamanlar vardı.
“Hep böyle kabuslar göreceğim..”
Reddetmiyor, nasıl inkar edebilir?
İkiniz sessizce otururken saçlarında onun parmaklarını hissedince gözlerini
kapatıyorsun, fayansları izlemektense apayrı bir yerde hiç kabus görmeden
yaşamak nasıl olurdu onu hayal ederken başında hayal meyal onun
dudaklarının izini hissediyorsun.
*
John Ottman – Hope (Xavier's Theme)
Gözlerini tekrar açtığında ılık, rahat ve güvendesin. Steve muhtemelen duvara
dayanıyor, seni de taşıyor, yavaşça başını kaldırdığında o usulca ‘merhaba’
derken gözlerini açıp kapatarak banyoya bakıp soruyorsun:
“Uyudum..”
Onayladığında başını ona çevirirken mavi gözleri endişeyle seni izliyor, sen de
iyi olduğunu söylüyor, ardından burnunla yeni ve derin bir nefes alıyorsun.
Steve kokuyor.
Yavaşça başını tekrar ona yaklaştırırken alnın onun yanağına dayandığında
kolları tekrar belini bularak seni sıkıyor, sen de yine Steve’le dolu bir nefes
alırken parmaklarını onun kalbine koyarak güçlü atışı dinliyorsun.
Onun ölümü hep seni kıran şey olacak.
333
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Her yer dumanla kaplı, ne kadar tüm koşullar için eğitilsen de sınırların belli. Kapılardan
birini sökerek kenara attığında ilerideki çıkışı görüyorsun, duman da oraya akarken geri
dönerek yerde yatan adamı bulduğunda bir an onu kaldıramayacağından emin olsan da
kolunu bundan daha fazlası için yaptılar, eğiliyorsun.
Adam belki ölü, belki de baygın, onu kucaklayıp sırtına vururken sanki birisi arkada
bağırıyor:
“GİT! GİT!”
Geri dönerek o tarafa baktığında alevler ve duman dışında bir şey göremezken başka bir ses
daha bu sefer öbür yandan sesleniyor:
“HAYIR! SEN OLMADAN GİTMİYORUM!”
Kafan karışmış, etrafta kimsenin olmadığını gördükten sonra dikkatli adımlarla ilerleyerek
açık kapıdan çıkarken sirenlerin sesini takip ederek ilerliyor, dışarı çıktığında sana doğru
koşanlarla bir an irkilsen de eller taşıdığın adama uzanarak onu senden alıyor, senin bir
şeye ihtiyacın olup olmadığını sorarak içeride birisinin kalıp kalmadığını bağırıyorlarken bir
şekilde onları atlatıp uzaklaşıyorsun.
Geri döndüğünde sedyede öksürerek uyanmaya başlayan adamı gördüğünde göğsündeki ağrı
azalmış, ortadan kayboluyorsun.
*
“Teşekkür ederim..”
Hafifçe gülsen de o ciddi, onu içeride bıraksaydın ne olacağını bilmediğini
söylüyor. Belki gerçekten de ölebilirdi, kim bilir?
“Tony seni bulurdu..”
“Ama geç de bulabilirdi.. Teşekkür ederim..”
Cevap vermekle uğraşmayıp alnını onun yanağına bastırmaya devam ederken
kendini bir kedi gibi hissetsen de problem değil, Steve tüylerini okşamaktan
sakınır gibi durmuyor.
Toz, toprak ve dumanın arasında bir yerlerde zihnin dün gece olanları
hatırladığında kalbin yine hızlanırken parmakların onun tişörtünü sıkmaya
başlayarak mırıldanıyorsun:
“Bekaretimi aldın, farkında mısın?”
Bir süre anlamadığı belliyken ‘nasıl?’ diye sorup başını senden ayırıyor, ardından
senin doğrulan yüzüne bakarken cevaplıyor:
“Beraber olduğumuzda bakir değildin-“
“O zaman değil.. Dün.. Bu halim kimseyle birlikte olmadı Steve..”
334
Awakencordy
merkez-masa.com
Mavi gözleri seni izliyorken siyahlarının gittikçe büyümesini izlemek senin de
nefesini hızlandırıyor.
“Neden?”
Devamını getiremesen de Steve seni hep anlayabilirmiş gibi duruyor: insanlar
gerçekten o kadar mı değişmiyorlar? Yoksa bir önceki Winter halini de en az
Bucky kadar tanır hale mi gelmişti?
“İlk hareketi ben yapana kadar bir şey yapmayacaksın gibi hissettim..”
“Yapmayacaktım..”
Steve gülümserken ‘o zaman iyi ki yaptım’ diyor, mutlu olduğunu görebiliyorken
soruyorsun:
“Zor değil mi?”
“Hangisi?”
“Devamlı farklı biriyle çabalamak.. Bucky, önceki ben, arada farklı hallerim var
ve bana söylemiyorsan onlar.. Tekrar tekrar çabalamak zor değil mi?”
Buna değer mi?
Seni izleyerek ‘evet’ derken cevap verdiği soru sormadığın soru. Evet buna
değersin.
Onun net ve açık bakışlarına dayanamayarak kendi bakışlarını aşağı indirirken
parmaklarının onun tişörtünü tutuşunu izliyor, peki neden dün geceki gibi
birden ona saldırdığını soruyorsun. Bir anda delirip onu yere çalabilirdin,
kendini kapana kısılmış hissetseydin tetiklenebilirdin“O sırada pek planlı hareket ettiğimi söyleyemem, haklısın.. Belki de hiçbir şey
hakkında konuşurken uzanıp seni öpmeliydim, haklısın.. Yavaşça, ses
çıkartmadan, seni bir yere kıstırmadan, sadece yüzünü tutarak..”
Bakışlarını ona kaldırdığında gözlerindeki ifade kalkanının kenarları kadar
keskin.
“Ama yapamadım. Seni ondan önce öptüğüm son andan beri öpmek
istiyordum, ancak o kadar dayandım.. Şimdi de dayanmaya devam edeceğim
çünkü buna ihtiyacın var..”
“Dayanmana mı?”
Gülümserken ‘hayır’ diyor, ‘yavaş olmasına’.
335
Awakencordy
merkez-masa.com
“İnanman gerek.. Ayrıca yavaş yavaş yanmanı, senin de istemeni istiyorum..
Öylesini daha çok seveceğini düşünüyorum.. Ya da öyle istiyorum, bilmiyorum,
dayanamayarak senin bana geldiğini düşünmek başımı döndürüyor..”
Onunla bir tuvalette yerde oturarak bunlardan bahsetmek de senin başını
döndürüyor. Yavaşça ondan ayrılarak ayağa kalkmaya yeltendiğinde bakışları
şüpheyle doluyor: fazla mı ileri gitti, bundan bahsetmemesi gerekiyordu, dün
zaten risk aldıBir elin yerde, diğeri onun dizinde, uzanarak dudaklarını onunkilere
yerleştirdiğinde dudakları kapanırken yeni bir nefes almış, onu tutarak duruyor,
sen de bir an sonra ayrılarak dönüp kalkarken Bruce’un nasıl olduğunu merak
ettiğini söylüyorsun.
Sen banyodan çıkarak içeri girerken oda boş, ikiniz bir duvarın diğer tarafında
sakinleşirken birkaç saniye sonra Steve de içeri girerek ‘hadi’ diyor, diğerleri
kahvaltıyı bitirmiş olmalı.
*
Salona girdiğinizde hepsi sana dönüyor, sense dudakların birbirine basılı,
hafifçe gülümseyip yerine otururken Natasha’ya baktığında o cevaplıyor:
“Gece toplanan paradan bahsediyorduk, iyi toplamışız Steve..”
Steve senin yanına otururken memnun olduğunu söylüyor, sen Bruce’u
keserken onun bir kaseden gevrek yediğini görüyorsun, Tony ise yerde bağdaş
kurmuş, ‘hadi’ diyor, devamını da dinleyelim, başka nelerimi patlattın?
Steve ‘Tony’ dese de sen ona dönerken soruyorsun:
“Hatırlamıyor musun? Hepinizi öldürmek için tetiklendiğimi?”
Tony ‘ona daha var’ derken senin hatırlamana gülümsemiş, kendilerinin o sırada
STIELD’ı kurduğunu söylüyor, minik bebekleri.
*
“Hala mı STIELD?”
Steve’in sorusuna Tony ‘elbette’ derken tabelayı elinde döndürüp bir de kendisi bakar,
sonra ona dönerek cevaplar:
“Bu hala bebeğimiz Rogers, geri adım mı atıyorsun?”
Steve reddettiğinde Tony de memnunlukla onaylar, o sırada Natasha içeri girerken
düğünün ne zaman olduğunu sorduğunda onun peşinden gelen Bruce gülümseyerek
kimin sağdıç olacağını sorar, Steve ve Tony ise birbirlerine bir bakış atarlarken aralarında
anlaşmışlar, Steve onlara dönerek cevapar:
“Evlilik için erken..”
336
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony onlarla ilgilenmeden tabelayı asacak bir yer arıyorken Natasha Steve’e kaşlarını
çatar ama sarışın adam bir şey söylemiyor, Bruce’un yanına otururken onun gideceğini
duyduğunu söyleyince Bruce onaylıyor, planlarını anlatır..
*
“Burayı da..”
Steve imzaladığında Coulson bittiğini söyler, sarışın adam derin bir nefes alırken Coulson
gülümseyerek ikisine bakıp tebrik ettiğini söyleyince Tony de sarsılmış gözüküyor,
mırıldanır:
“Şu anda dünyanın başına geçtik..”
Coulson ‘galaktik düşünülünce evet’ dediğinde Tony Steve’e döner, Steve de bakışlarını
anlaşmalardan ve yetki belgelerinden kaldırarak ona bakarken ‘beraber?’ diye sorar,
onsuz yapamayacağını söylerken Tony’nin zaten tek istediği bu, siyah saçlı adam onu
takımının yakalarından çekerek kendine eğer, ikisi öpüşürlerken davetli basın resim
çekiyor, ayağa kalkarak alkışlayan konseyle birlikte durumu dünyaya duyurur..
*
“STIELD bugün resmi olarak çalışmaya başlayarak tüm devletlerle işbirliği içerisinde
dünyanın barışını korumak, sağlamak ve galaktik düzlemde dünyayı korumak adına
görevini sürdüreceğini açıkladı sayın seyirciler..”
Ellerini silahını temizlediğin yağdan arındırmış, ovalıyorken televizyondan duyduğun
haberle oraya bir bakış attığında görüntülerde imza atan ve ardından bir anlığına öpüşüp
sonradan konferansta soruları yanıtlayan ikiliyi görüyorsun. Medya onları her dilde
yayınlıyor, her dilde bunu bir evlilik olarak lanse ediyor. Dünya artık mutlu bir aile.
Kanaldan kanala gezip ikisinin öpüşmesini 15 kere daha gördükten sonra televizyonu
kapattığında neden kızgın olduğunu anlamış değilsin. Rogers 1 ay 7 gündür senin peşinde
değil, muhtemelen bununla uğraşıyordu: kocasıyla birlikte.
Dişlerini sıkıyorken nefesini bırakıp ayağa kalkıyor, kafanı tekrar görevinle dolduruyorsun.
Senin bir hedefin var, dikkatinin dağılmaması gerek.
*
“Şu anda geçmişimde bir şeyler olduğunu biliyor ve hatırlamıyorum, o zaman
hatırlıyor ama bilmiyordum, hangisi daha kötü bilmiyorum..”
Steve ‘hatırlıyor muydun?’ dediğinde ona dönerek onaylıyorsun.
“Parça parça geliyordu, neden bilmiyorum. Burada beni siz çözdünüz ama o
zaman kendim çözülüyordum..”
Natasha ‘muhtemelen kimse sana dokunamadığı için’ dediğinde açıklamasını
istiyorsun, o da sonraki dönemlerde seni tekrar kurduklarını söylüyor.
Kilitlerini güçlendirmiş olmalılar.
337
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen iç çekerken diğerleri de bir o kadar arada kalmış gözüküyor, sen de Steve’e
dönerek ona anlatıyorsun:
“Ne hatırladığımı anlamıyordum, ne zamanı hatırladığımı da öyle.. Bazen
Bucky oluyordum, bazen de asker.. Bazen seni görüyordum-“ sözünü
kestiğinde kaşını kaldırıyor, sen de önüne dönerken cevap vermiyorsun.
*
‘Belki de ben öyle seviyorumdur, uzun, sarışın ve gülümseyen, hım?’
Sana gülümseyen yüzü göremesen de sıcaklığı seni ısıtıyor. Gökyüzündeki güneş,
gökkuşağındaki renkGözlerini açtığında tavanı görmek göğsüne bir ağrı saplıyorken elini göğsüne götürerek
gerçek bir yara olmadığından emin olmaya çalışıyor, ardından kalkarak çarşafı üzerinden
ittiriyorsun. Geceler çok zor geçiyor.
Kimi kanla, kabusla, geçmişle doluyken kimisi daha beter olarak gülüşmelerle, öpüşmelerle
ve sana dokunan parmak uçlarıyla geçiyor. Birilerini öldürmektense onların seni daha fazla
rahatsız ediyor oluşu ayrı bir problem.
Aynalara bakmamayı öğreneli uzun zaman oluyor, kimin yüzünü göreceğin meçhul.
Suyu parmakların arasında akıtırken serinliği seni iyice uyandırıyor, şimdiye bağlıyor. Sen
soğuksun, sen silahsın.
Musluğu kapatıp odana girerken Hydra’nın seni hala bulamamış olması bir övgü mü yoksa
umursamazlık mı bilmediğini düşünerek çantanı topluyorsun.
Bugün yeni bir gün.
*
Adamın daha fazla bir şey bilmediği belli olduğunda onu yere bırakıyor, kasaya ilerliyorsun
ama o sırada bir genç sesi titreyerek durmanı söylüyor, yoksa ateş edecek.
Geri dönüp ona baktığında daha akademiden yeni çıktığı belli bir kadın görüyorsun: hiç
gerçekten kan dökmemiş. Döktüyse de hiç can almamış, elleri hala beyaz.
Diğer ayağına dengeni vererek yavaşça dönerken ‘o zaman ateş et’ diyorsun, ‘haydi, işini de
zorlaştırmıyorum, kıpırdamıyorum bile?’
Kız ne yapacağını bilemediği belli olarak sana bakarken elini kulağına götürerek ciddi,
konuşuyor:
“Merkez, kod 2-“ sen kaşlarını çatarken onun ne olduğunu sorduğunda kız seninle göz göze,
cevaplıyor:
“Bekliyor-Yüzbaşı Rogers. Evet, karşımda.”
Başını arkaya bırakarak iç çektiğinde bir bunun eksik olduğunu düşünsen de sonra dönerek
işine devam ederken kız sesleniyor:
“Hey! Bana dön! Sırtını döndü efendim-bana dön dedim!”
338
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen vuracaksa vurmasını söyleyip kasayı açarken bir yandan da Steve’e nasıl olduğunu
soruyorsun, kız ise şaşkına dönmüş, ‘size nasıl olduğunuzu soruyor efendim’ dediğinde kendi
kendine sırıtarak içerideki belgeleri alıyor, kasayı kapatıyorsun. Her şey tam görünüyor.
Hepsini çantana attıktan sonra kıza dönerken onun temkinle seni izlemesinden
korktuğunun farkındasın ama onu öldürmeye niyetin yok. Sana ateş etmediği sürece.
“İsmin nedir?”
“13.”
Kaşlarını çatarak ona bakarken bir yorumda bulunmasan da başını yana yatırdığında kızın
yüzü tanıdık geliyor:
“Onunla birlikte olma görevi verilen kız.. Komşu.. Fury’i vurduğum gece oradaydın, değil
mi?”
Kız silahını daha da kavrarken sen ona yaklaştığında kulaklıktan bir cızırtı geldiğini
duyuyorsun. Rogers panikten kafayı yemiş olmalı.
“Ne diyor?”
13 gerginlikle yutkunurken ‘ani hareket yapmamamı’ diye cevapladığında onaylıyorsun,
ardından uzanarak ve kurşun yemeden onun kulaklığından kulaklığı alırken dinliyorsun:
“Sharon, Winter Soldier ona saldırmadığın sürece sana bir şey yapmayabilir, tekrar
ediyorum: çıkışını kapatma, ona engel olma, iyisin ama onun karşısında duramazsın,
çekilmen gerekiyor..”
Gülümserken bunların ne kadar tatlı sözler olduğunu söylediğinde karşı taraf susuyor,
ardından şaşkın bir sesle ‘Buck?’ derken sen iç çekerek soruyorsun:
“Gerçekten mi Steve? Hala mı?”
Diğer taraftan şok dolu bir ses gelirken sen memnunsun: bu adam aylardır gecelerini berbat
ediyor.
“Kocan nasıl? Sevgilerimi ilet, birisi beni bir yerde yakalayıp tekrar kurarsa ona
gönderileceğim kesin.. Seni parçalamanın başka bir yolu, ne dersin?”
O bir şey diyemezken sen kulaklığı çıkartıp kıza atıyor, seni takip etmemesini söyleyerek
dışarı çıkıyorsun. Kız zeki olmalı ki sözünü dinliyor.
*
“Çok kızgındım.. Sebebini konduramıyordum, şimdi hatırlarken
anlamıyorum ancak o zaman kafam daha da karışıktı, eminim.”
de
Steve ‘hatırladığın şeylere göre değişir’ derken sen iç çekerek onunla birlikte olduğun
anları ve onu öldürmeye çalıştığın anları aynı anda hatırladığını söylüyor, onları
susturuyorsun.
“Onun beni izlettiğini öğrenince ben de onu izlemeye karar verdim, tekrar
sıkıştırılmak gibi bir niyetim yoktu.”
339
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Caramel macchiato-doğru mu okudum?”
Sharon gülerek onayladığında Steve de rahatlayarak kasiyere istediği şeyi tekrarlıyor ve o
sırada o kadar masum bir ifadeyle ona bakıyor ki genç kız ona kızmayı aklından bile
geçirmeyerek siparişi işleyerek onları yana geçiriyor.
İkisi elbette Steve’in taşıdığı tepsiyle birlikte bir masaya giderken etraftakilerin gizli gizli
telefonlarını çıkartıp onların resimlerini çektiklerinden ya haberleri yok ya da
umursamıyorlar.
Stark bu duruma ne diyor?
İkisi oturduklarında Sharon kalem eteğinin ucunu iskemlede düzeltiyor, ince çorap da
giyiyor olmalı, hasır iskemleler tehlikeli. Steve ise bardakları ayırarak kendininkini alıp
tepsiyi kenara bırakıyor, ardından onunla konuşurken sen ne söylediklerinden çok vücut
dillerini inceliyorsun.
Ve bir şey anlamıyorsun.
Steve her geçen gün seni daha fazla sinirlendirirken beyninde yatan görev açıklamasına
uyarak ona karşı saldırıya geçmen işten değil, bir şey yapmamak için kendi masandan
kalkıp gidiyor, kalabalığa karışıyorsun.
*
“Sharon Peggy’nin yeğeni.. Sharon Carter..”
Buna kaşlarını kaldırdığında Steve onaylıyor, sense sesini çıkartmadan
anlatmaya devam ediyorsun. O sırada hiç de yeğen gibi hissettirmemişti.
*
Şehre ne olduğunu anlamadığın bir saldırı gerçekleştiğinde ve haberler tekrar Avengerları
gösterir olduğunda onları takip edebilmek çok daha kolay oluyor. Dünyaya ne zaman bir şey
olsa ondan sonra bir süre halk önünde oluyorlar.
Canlı yayınlanan görüntülerde Iron Man ve Hulk’ın etrafı yıkıp dağıtmasını izlerken
görüntü birden Kaptan Amerika’ya bağlandığında masadaki silahını alıp kapıya gidiyorsun.
*
Henry Jackman – The Causeway
Polisler etrafı kuşatmış olsa da senin düşmanı alaşağı ettiğini gördüklerinde muhtemelen
STIELD’dan olduğunu düşünüyorlar. Oysaki hedefin Avengerlar’ın ortasında.
Onların olduğu meydana vardığında bir sokağı temizledin, STIELD sana maaş bağlamalı.
Adımlarını yavaşlatarak olanlara bakarken uyum içinde çalışan bir altılı görüyorsun,
doğanın ve bilimin güçleri emirlerine amade.
Yine de zayıflar, belki de dünyalı olmak bunu görmeni sağlıyor.
340
Awakencordy
merkez-masa.com
Birkaç dakikalık düşman savurmasından sonra ona vardığında o önce farkında değil, tüm
enerjisiyle iyilik için savaşıyor, düşmanını yendikten sonra da arkasından neden bir şey
gelmediğini merak ettiği belli olarak sana dönerken seni gördüğünde gözleri büyüyerek
ağzını ‘B-‘ diye açsa da son anda kendini tutuyor.
Bir şeyleri öğrendiği belli, seni başkası sanması manasız olurdu.
Etrafınız yıkılırken sen hafifçe sırıttığında o ‘hayır, şimdi değil’ diyor ama dünya umurunda
mı? Yapman gereken bir görev var.
Ona atıldığında o kaçıyor, geriye eğilirken de bağırıyor: ‘TONY!’
Sen onu yere çalarken o kalkanını sana kaldırıyor, etraftakilerin şaşırdıklarının ise
farkındasın: düşmanlar neden Steve’e ulaşamadıklarını düşünüyor, Avengerlar ise aynı
anda iki iş yapmanın yolunu arıyorlar.
Bir anda sırtının ortasına acı dolu bir darbe yediğinde yere düşüyorsun, Rogers da elinden
kurtulurken yukarıdaki Iron Man sana sesleniyor:
“Geçen sefer ben yoktum, bu sefer o kadar kolay olmayacak!”
Cevap olarak ona göğüs cebinden çıkarttığın bir bombayı attığında o sana geri çakıyor ama
bunu bekliyordun: bombadan patlayan sonik dalga seninle Kaptan’ı bir küre içine alıyor.
İşte şimdi yalnızsınız ve bu sefer tüm dünya izliyor.
*
Rogers kalkanı sana kaldırarak aranızda tutarken düşünmeni istiyor, bu sen değilsin, bir
yıldır ona saldırmıyordun, birden ne değişti!?
Ne dediğini anlamasan da umursamıyorsun. Kalkanı alıp kenara fırlattığında Steve sana
yumruklarını kaldırıyor ama sen farkındasın: hiç saldırı yapmıyor, sadece savunuyor.
Fark etmez.
Dönerek ona bir tekme savururken çektiğin silahın elinde, o bacağını tutsa da sen eğilip
onun karnına silahını sıkınca kürenin dışında Hulk’ın kükrediğini duyuyorsun. Ses duvarını
delmeye çalışıyorlar.
Rogers eli karnında, sana bakarak yutkunurken sen onun kevlar giydiğinin farkındasın,
silahı bu sefer onun boynuna doğrulttuğunda bakışlarında yorgun bir üzüntü var, yapmanı
istiyor.
“Yap, rahatlayacaksan yap, ciddiyim. Ama ne yapacaksan onlar duvarı delmeden yap, ondan
sonra şansın olmayacak..”
Yapabileceğini söylediğinde bildiği cevabını veriyor, sonra da ‘DC’deki gibi’ diyor, ‘o zaman
da karşı koymadım, şimdi de koymayacağım.’
Ne?
Kaşlarını çattığında o farklı bir şey görmüş olacak, hayretle soruyor:
341
Awakencordy
merkez-masa.com
“Bucky? Oh hayır-“
“Bucky?”
Etrafınızdaki duvar yok olurken Rogers dehşetle bağırıyor:
“HAYIR! TONY HAYIR, SİLMİŞLER!”
Neyi?
*
Onlara bakarken bunu nasıl hatırladığını sorduğunda Natasha katmanların
kesişme anlarından emin olamayacaklarını söylüyor, sense onun ne dediğinden
anlamasan da onların anladığını düşünerek susuyorsun.
Steve senin haberleri farklı kanallardan takip ettiğini söylerken ‘muhtemelen bir
yerde birisi seni tetikleyen bir şey söyledi’ diyor, benimle ilgili şeyleri unuttun ve yine
görev haline geldim.
*
Lorne Balfe – Assassin's Creed - Revelations: Main Theme
“Neden bahsettiğinizi bilmiyorum-“ Romanoff ‘Clint’e yaptığımı yapacağım’ dediğinde
herkes aniden geriliyor, sense gardını alsan da daha ne olduğunu anlamadan arkandan
başına bir tekme yerken muhtemelen başkası sana vurmuş, beynini sarsıyor.
Algı oturtması. Beyin sarsıntısı.
Ellerin Avengerların seni attığı binanın lobisindeki taşlarda, gözlerin acıdan yanarken
başını kaldırarak yukarı bakıp kalkanının arkasındaki adamı gördüğünde olanları
anlamıyorsun:
“Steve?”
Dev gibi duran adam gözlerin önünde sana inerken ‘Hey Buck’ diyor ve sana sarılıyor,
gerideki herkes onun adını bağırsa da sen gözlerinin kapandığını hissediyor, ona
yığılıyorsun.
*
“Hazır baygınken-“
“Bu bayılan kızlara tecavüz etmek gibi bir şey-“
“O kadar da değil, alt tarafı hücreye kapatalım diyorum-“
“Hayır.”
Steve hayır dediğinde hepsi veto olur, Tony ise iç çekerken bir daha dener:
“Steve, adam bir daha resetlenir ve daha geriye giderse-“
“Hayır.. Beni yine öldürmedi Tony.. Ne kadar ağır kilit koyarlarsa koysunlar hiçbiri beni
silemiyor, görmüyor musun?”
Tony ‘evet muhteşem aşıklar’ dediğinde Steve kırıcı olmamasını ister, Tony ise cevaplar:
342
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ne dememi bekliyorsun? Bir kere sıçradın, iki kere sıçradın, üçüncüde tetiği çektikten
sonra hatırlar ve iş işten geçerse ne olacak?”
Steve yanında uyuyan adama bakarken yine ‘hayır’ diyor, onun cebinde buldukları otel
anahtarının adresine girerlerken cevaplar:
“Bir yerde ona güvenmeye başlamam gerek Tony..”
“Sen ona güveniyorsun, onun sana güvenmesi gerek..”
“Bu da onu hücreye atmamakla olur.. Hayatı
hapsetmeyeceğim..”
boyunca
hapisti,
onu
tekrar
Tony derin bir nefes alarak diğerlerine denediğini söylediğinde öbürleri bir şey söylemez,
Clint de o sırada otelin önünde dururken Steve diğerlerine ‘hadi’ diyerek onu
çıkartmalarına yardım etmelerini ister, kapıyı açar..
*
Tekrar gözlerini açtığında ensen acıyor, başın zonkluyor ama bir yandan da olanları
hatırlıyorken yüzünü buruşturuyorsun.
Kırılman bu kadar kolay.
Yine de kendini odanda bulmayı beklemediğin ortada, yatakta dönerken camın oradaki
iskemlede oturan ikiliyi gördüğünde iç çekiyorsun.
Stark ve Rogers.
“Onu öldürmek istiyor musun?”
Başını yatağa geri bırakırken ‘her zamankinden daha fazla değil’ dediğinde Stark ayağa
kalkarak ‘hadi’ diyor, Rogers’ı çekerek götürürken sarışın adam kolunu kurtarırken
geleceğini söyleyince Stark ‘senin intiharın’ diyerek dışarı çıkıyor ama kapıyı yine de aralık
bırakıyor.
Yattığın yerde ona bakarken Steve olduğu yerde durmuş, seni izleyerek konuşuyor:
“Beni yine öldürmedin.. Bunun üzerinde düşünemez misin?”
Cevap vermeyeceğini düşünüyor olmalı ki sen durmasını söyleyince şaşırarak sana bakıyor,
sen de soruyorsun:
“Seni gerçekten tanıyordum, değil mi? Yalan söylemiyorsun, Buck her kimse senin her
şeyindi, değil mi?”
Onayladığında iç çekerek ‘daha önce kimseyi tanımamıştım’ diyorsun. Ama bu yeterli değil.
Kafan hala ona verebileceğin zararlarla çınlıyor. Bunu ona söylediğinde ise cevabında bir
gülümseme var:
“Önemli değil.. Bunu da atlatacağız, bekle ve gör..”
Gözlerini devirerek bakışlarını tavana çevirdiğinde o da kapıya gidiyor, açıyorken de dönerek
sana bakıp devam ediyor:
“Kışlar benim için hep birer sınavdı, seni kazanamayacağımı kim söyledi?”
343
Awakencordy
merkez-masa.com
Başını ona çevirdiğinde sana gülümsüyor, sonra da dönerek dışarı çıkarken kapıyı
arkasından çekiyor.
*
“Hem ne duyduysan o, hem de Steve’i kostümüyle görmek birleşmiş olabilir..
Steve’den çok Kaptan’a karşı tetiğin vardı..”
Bilemediğin için bir şey söylemezken kapıda hücrede tutuluyorken beraber
resim yaptığın kız beliriyor. İsmi neydi?
“Darcy, hey-“
Darcy.
Darcy hepsine el sallarken seni görünce gülümsüyor, sonra da Coulson’a
giderek bir tomar kağıt uzatıp işlerin biriktiğini söylüyor, aşağıdakilerin size
ihtiyaçları var patron.
Coulson onun verdiği kağıtları alıp kalkarken size devam etmenizi söylese de
Clint de onunla kalkarak çaylaklarla dersi olduğunu söyleyince herkesi bir
hareket alıyor.
Sen bunları hatırlamakla uğraşırken dünya dönmeye devam ediyor, ne kadar
ara alabilirler? Hepsi önemli insanlar.
Darcy herkesin kalkmasıyla geri dönüp her nereden geldiyse oraya giderken sen
oturduğun yerden onları izliyor, gidişlerini dinliyorsun. Clint ve Coulson
beraber çıktılar, Bruce R&D’ye ineceğini söylüyor, Natasha onun gitmesini
bekledikten sonra kalkıp derse gideceğini söyleyince Tony hala yerde oturuyor,
kollarını gererken Steve’e bakarak soruyor:
“Hangimiz aşkım?”
Steve ‘sen’ dediğinde Tony başını sallayıp yere bastırarak kalkıyor, tişörtünün
önünü çektikten sonra sizi geçip asansöre giderken nereye gittiğini sorduğunda
Steve sana dönerek cevaplıyor:
“STIELD.. Bakılması gereken işler, verilmesi gereken kararlar var.. İkimizin
birden onayı gereken durum az oluyor, genelde birimiz yetiyoruz..”
Onu incelerken ‘benimle kalıyorsun’ dediğinde rahatça onaylıyor, sanki başka bir
şey düşünülemezmiş gibi.
“Hem.. Sıra ikimizin olduğu yerlerde, değil mi? Beraber ilerletmemiz güzel
olmaz mı?”
344
Awakencordy
merkez-masa.com
Ona gözlerini devirsen de gülümsüyor, sen de kalkarak mutfağa giderken
nedense kahve istediğini düşünüyorsun.
*
Kahvenin acı tadı damağını yaktığında dudağını ıslatarak sesleniyorsun:
“Rogers! Kahveni içmezsen öylesine içeceğim ki-“ Steve uyku mahmuru, öksürerek odaya
girerken ona gülümsemeden edemeyerek soruyorsun:
“Geçiyor mu?”
Onaylarken elindeki bardağa uzanıyor, o sırada yavaşça sana dayanırken daha ne yaptığının
farkında olmadığı belli. Farkında olmasını ne kadar da isterdin. Bakışların onun sarı
saçlarını incelerken hala yatak koktuğu belli, kahveden bir yudum aldığında hafif bir ses
çıkartarak ‘Buck’ diyor, bunu bir işe çevirebilirsin.
Bakışları sana kalktığında ona gülümseyerek ‘belki’ diyorsun, belki bir kahve dükkanı
açarsın ve o her gün senden kahve içmeye gelir.
Steve derin bir nefes alırken sana dayandığını fark etmiş, özür dileyerek ayrılıp cama
gidiyor, eskiz defterlerini toparlarken sen de önüne dönerek filtreyi boşaltıyorsun.
*
Parmakların filtrenin delikli kumaşında kalmış, gözlerinin önünde apayrı bir
hayat varken önceki hayatından o kadar az şey hatırlıyorsun ki gözlerin
doluyor. Hatırladıkların bile hep en kötüleri, neden Steve’in hatırladığı güzel
şeyleri sen de hatırlayamıyorsun?
‘Zihninden kendisi vazgeçmiş.’
Sinirli, filtreyi yırtmak istediğinde yanında duran adam ‘hey’ diyor, kahve
yapmanı özlemiştim, eskiden çok kahve yapardın: aldığımız tek lüks şey oydu,
belki hatırlamazsın“Hatırlıyorum.”
Steve hayretle sustuğunda sen de başını kaldırarak ona çeviriyor, cevaplıyorsun:
“Sabah kahveni içerken yataktan çıkar çıkmaz geldiğin için üşür, ısınmak için
bana dayanırdın.. Her sabah.. Tüm gece yanımda yatardın ve sana
dokunamazdım ama sabahları sen bana dayanırdın-“ Steve üzüntüyle sana
bakarak ‘bilmiyordum’ diyor.
Biliyorsun.
Başını önüne çevirerek filtreyi tekrar mermere seriyor ve sonra kavanoza
uzanıyorsun. Stark’ın onlarca farklı kahvesi var.
345
Awakencordy
merkez-masa.com
Neyi seçtiğini bilmeden filtreye koyup sonra makineye taktığında Steve yanında
bekliyor, etraf yavaş yavaş çekirdek kokuyorken makine ötünce uzanarak
açıyorsun.
“Makineleri benden daha iyi anlıyorsun.. Bunu çözene kadar 1 hafta geçmişti..”
“Makine makineyi anlıyor.”
Öyle söylememeni istese de hep öyle düşüneceğini bildiğinden sesini
çıkartmayarak bir kupa çekiyor, içini dolduruyorsun. Sıcak kahveyle doldukça
masum beyaz kupada Steve’in kalkanının resmi belirdiğinde gözlerini devirip
kupayı ona uzatıyorsun: kalkanlı kupadan kahve içmek yerine onu duvara
fırlatabilirsin, belli olmaz.
Sen yeni bir tane seçmek için rafa baksan da o alırken sana dayanıp eksenini
kaydırıyor.
Nefesin durmuş, yavaşça kendini sana bastırarak arkanı kapatan adamı
dinliyorken o senin başının yanında kahvesinden bir yudum alıyor, ardından
‘Buck’ derken sesi aynı; aynı mahmur, aynı hafif inleme, kurumuş dudağını
ıslattığında belki onun da o zaman seni istediğini düşünüyorsun, sadece
farkında değildi.
Kupa mermere konulduğunda porselenin sesi fazla yüksek, Steve’in nefesi
ensende, bir tehlikeden çok uyarıyken sen gözlerini kapattığında saçların
arasına giren yüzü hissediyorsun, ardından Steve geri çekilerek kupasını alıp
salona giderken konuşuyor:
“Gel, içeride manzara daha güzel..”
Piç.
*
“Hiç ummadığın bir gün karşına çıkacak, söz veriyorum..”
Elinde kahvenle salona girerken kulaklarında yıllar önce bu adama verdiğin söz
var. İleride kendi kupasını sehpalardan birine bırakmış, kanepede otururken
kucağında tableti, haber ya da rapor okuyorken senin dönmeni bekliyor ve
senin kulaklarında o söz var.
“İlk başta dünyanın alt üst olduğunu anlamayacaksın.. Her ne yapıyorsan ona devam
edeceksin, ne kadar çılgınca, değil mi? Hayatını değiştirecek kişi hayatına girecek ama sen
farkında olmayacaksın.. Sonra, bir gün, bir anda yüz yüze geldiğinizde bileceksin.. ‘İşte
geldin’ diyeceksin, ‘yıllardır seni bekliyordum, bir daha gideceğini sanıyorsan yanılıyorsun’..”
Sana anlattığı sırada böyle hissettirmemişti, o zaman bir yabancının hikayesini
dinliyor, Hydra’nın seni çıkartacağı anı bekliyordun. Ama şimdi, ama şimdi.
346
Awakencordy
merkez-masa.com
Yatakta onun sıcaklığını hissederken kalbinin nasıl sızladığını, ona söz verirken
bir gün karşısına çıkacak kadının onu en az senin kadar sevmesini dilediğini
hatırlamak, o gün geldiğinde Steve’i kaybedeceğini bilmek ama onun mutluluğu
için kızın bir an önce ortaya çıkmasını istemekYıllar sonra ise ona söylediğin gibi onun hayatına girmek ve her şeyi alt üst
etmek, onun hiçbirinin farkında olmaması ancak sonra, çok daha sonra masken
düşünce ve yüz yüze geldiğinizde ‘işte geldin’ demesi.
“Yıllardır seni bekliyordum, bir daha gideceğini sanıyorsan yanılıyorsun.”
Steve başını kaldırarak sana baktığında iki taraflı olduğunu fark etmek ne kadar
acı. Dolaba girip çıkarken farkında olmadan onu beklediğini öğrenmek.
Sarışın adam seni izliyorken kıpırdamıyor, sense nefesini bırakıp ona ilerlerken
yanına oturduğunda sessizlik devam edince cevaplıyorsun:
“Sözlerimi bu kadar tutan biri olmak garip..”
Steve gülümsediğinde kadere inanmak da bir o kadar kolay.
*
Steve Sharon’a sarılıp ayrıldıktan sonra onun apartmana girmesini bekliyor, ardından
ellerini ceplerine sokarak yola devam ediyorken sen onun kalkanı olmadan ne kadar da
normal gözüktüğünü düşünerek onu takip ediyorsun. İkisi -hatta üçü- arasındaki anlaşmayı
halen anlamış değilsin.
Rogers etrafının -artık ne düşünüyorsa- farkında olmamalı ki ileride yoldan geçen birine
saldırmak için bekleyen grubun olduğu ara sokağa girdiğinde sen adımlarını
yavaşlatıyorsun.
İlerlemek mi, gerilemek mi?
Seninle başa baş dövüşebilen bir adam sıradan bir sokak çetesini başından savarken ter bile
dökmemeli ancak hala sokaktan dışarı fırlatılan adamlar görmediğin de ortada.
Adımların sen farkında olmadan yavaş yavaş oraya giderken köşeyi açıktan alarak
döndüğünde bir sohbetin ortasına düştüğünü görüyorsun: Rogers onlara vazgeçmeleri için
fırsat veriyor.
Ne kadar tatlı.
Adamlardan biri seni görmüş, seni de getirmelerini söyleyince dudaklarının kıvrılmasına
engel olamıyor ve karşı koymadan götürülmeye izin veriyorsun.
Sen oraya götürülürken Rogers dönerek oraya bakıyor, seni görünce ise gözleri büyümüş,
adamlara döndüğündeki paniği kesinlikle sen ya da kendisi için değil, adamlar için
korkuyor.
İçten içe gülümsesen de sahtelikle kurtulmak için debelendiğinde adamlar seni daha da sıkı
tutuyor, başını öne ittirirken hareket etmemeni söylüyorlar.
347
Awakencordy
merkez-masa.com
“Para verebilirim, bizi bırakın, olur mu?”
Çete lideri ‘olur’ dediğinde Steve cüzdanını çıkartıyor ancak çok da nakdi yok. İş gittikçe
eğlenceli olmaya başlarken sen adamlardan birinin liderden aldığı emirle Rogers’ın ensesine
darbe vurmaya atıldığını gördüğünde ise seni tutanı geri fırlatıp o kolu tutarak çeviriyor,
adamı bağırtarak dizleri üzerine çöktürürken herkesin ilgisini üzerine çekiyorsun.
Rogers elinde 20 dolar, dönerek sana bakarken sen kaşını kaldırdığında iç çekerek cüzdanını
kapatıyor, yirmiliği sana uzatırken sen parayı aldığında o dönerek sizi izleyenlerden birinin
suratına yumruğunu gömüyor.
Böylesi daha iyi.
*
10 kadar koca adam sokağı doldurmuş olsa da ikinizin karşısında pek de şansları yokken sen
sonuncuyu da diğerlerinin yanına serdiğinde Steve telefonuyla oynuyor, her kimle
konuşuyorsa sokağın adresini vererek halletmelerini emrediyorken hatırlıyorsun: STIELD.
Minik Kaptan artık bir Direktör.
Ellerini birbirine vurarak tozdan arındırdıktan sonra ona ilerlediğinde o telefonunu arka
cebine sokmakla meşgul, cevaplıyor:
“Polis birazdan burada olur.. Adamların önceden bir suçu yoksa -ki sanmıyorum- bana
saldırmaktan işlem görecekler..”
Seni sayan yok.
Ona başını sallayıp onu geçerek sokağın çıkışına gitsen de o peşinden dönüyor, duyuyorsun,
sorusu da gecikmiyor:
“Neden buradaydın?”
Ona bir şey açıklamak zorunda olmadığın için yoluna devam etsen de o peşinden gelmekle
meşgul, ona yardım ettiğini söylediğinde sen reddederek ve hala ileri bakmaya devam ederek
cevaplıyorsun:
“Kendimi kurtardım, arada fark var-“
“Tehdit altında değildik, arada fark var..”
Durup ona döndüğünde onu tanısan da tanımasan da gözlerindeki umudu görmemen
imkansız.
“Beni takip mi ediyorsun?”
“Tüm görevlerimi takip ediyorum..”
Hafifçe gülümserken düşünerek konuştuğu belli, her ne söyleyecekse onu bastırıp yeni bir
cümle açarak soruyor:
“Kahve ister misin?”
Kaşlarını çatarken ‘hayır?’ dediğinde başka bir şey de olabileceğini söylüyor, ne istersen,
gerçekten, her şeyi buldurabiliriz.
348
Awakencordy
merkez-masa.com
Sokağa giren sirenli arabaları gördüğünde bakışlarını tekrar ona çeviriyorsun, o ise senden
hiç ayrılmamış, cevabını beklerken dönerek yola devam ediyorsun.
Peşinden geliyor.
*
Susannah McCorkle – P.S. I Love You
Kendine bir kahve alırken onun yirmiliğini kullandığında güldüğünü duyuyorsun, kız sana
para üstü uzattığında da başını yana yatırınca o elini uzatıp parayı alıyor ve kendi siparişini
vererek üstünü onun için kullanıyor.
Sen onun fişinin de kesilmesini beklerken sana takım arkadaşları atandığında seni anlayıp
anlamadıklarını düşünüyor, dirseğinden hafifçe itildiğinde de ilerleyerek diğer tarafa
gidiyorsun.
Dalıp gitmelerin bu aralar daha fazla, daha uzun.
Diğer kız iki kahveyi beraber uzatsa da Rogers ikisini değil de sadece kendininkini alıyor,
doğru seçim. Kimsenin senin yiyip içeceklerine dokunmasına daha hazır değilsin.
İkiniz beraber bir masaya oturduğunuzda gözleri parlıyor, onca griliğin içinde ne kadar da
farklı bir pırıltı. Olacağına inanmadığı bir şeyi yaşattığının farkındasın.
Kahvenin kapağını açıp havalanmasına izin verirken dumanın yükselişini izliyor, ardından
kağıdın etrafındaki gri hırkayı çıkartarak kenara koyarken onun gülümsediğini görünce ne
olduğunu soruyorsun, gelecekte bunu yapmak suç mu?
“Hayır.. Ama hep aynı şeyi yapardın, bazı şeyler değişmiyor..”
“Ellerim soğuk Rogers.”
Bir şey söylemediğini söylediğinde sen diğer elinin hep soğuk olduğunu düşünüyor, eldivenli
parmaklarını açıp kapatıyorken o da bakışlarını oraya indirmiş, tekrar sana kaldırırken
soruyor:
“His var mı?”
“Suratında patlatmamı ister misin?”
Kötü bir şey sormadığını söylediğinde öyle olmadığını bilsen de Hydra teknolojisini
öğrenmek istediği cevabını yapıştırıyorsun, o ise dudaklarını birbirine bastırdıktan sonra
yeni bir cümle seçmiş, konuyu değiştiriyor:
“Sharon bebek ajanların arasında oldukça ünlü oldu: karşında durup yara almadan çıkan az,
herkes şu anda ona hayran..”
Gözlerini devirirken o gün başka işlerin olduğunu söylüyorsun, gecen boş olsaydı o kadar
şanslı olmazdı. Steve de gülümserken ‘biliyorum’ diyor, ardından devam ediyor:
“Ama yine de onu öldürmediğin için teşekkür ederim..”
“Sevgililerini öldürmüyorum Rogers, ileride işime yarayabilirler..”
O kadar dürüst bir kafa karışıklığıyla ‘sevgili?’ diyor ki Sharon’la aralarında bir şey
olmadığından emin oluyorsun. Aynı şey Stark için geçerli değil, onun hakkında kocası diye
bahsediyorsun ama hiçbir şey söylemiyor.
349
Awakencordy
merkez-masa.com
Ya da kafanda mı öyle söylüyorsun?
Neyi düşünüp neyi söylediğini bu aralar kestiremiyorsun.
“Sharon’la birlikte değiliz, sadece bir arkadaş-“
“Sana aşık bir arkadaş..”
Bakışlarını kaçırdığında onun da farkında olduğunu anlamak iç rahatlatıcı. En azından o
aptal değil, sen de hala dikkatlisin.
“Aptalların hikayeleri en güzel olanlardır..”
“Bize değil.. Aptal adamları sevmem, biliyorsun..”
Hanginiz sevmezdi? Sesler bazen birbirine giriyor.
“Bir çadırın arkasında öpüştük mü Steve?”
O kadar hızlı başını kaldırarak sana bakıyor ki bir an onun boynundan endişe etsen de cevap
hızlı, gecikmiyor:
“Evet.. Evet öpüştük, kampta, ben seni öptüm.. Sen beni pek öpmezdin, bu halim sana
ürkütücü geliyordu..”
Onu izliyorken pek ürkütücü bir şey görmesen de o açıklıyor:
“Eskiden böyle değildim.. Daha ufaktım-bu kadar, daha inceydim, hatırlıyor musun?
Hatırlamıyorsan resim gösterebilirim-“ telefonunu çıkartarak bir şeyleri kurcalarken
uygulamalara o kadar dikkatli basıyor ki bunca sene soğuk olan bir yerlere bahar giriyor.
Sana kaldırıp gösterdiği surat hatırladığın ve araştırdığında gördüğün surat ancak şimdi
bilen gözlerle baktığında çok daha farklı geliyor.
Bakışlarını ekrandan onun yüzüne çevirdiğinde o hafifçe gülümseyip telefonu indiriyor,
ardından mırıldanıyor:
“Önceki halimi daha çok beğendiğini düşünüyorum, o halim tamamen Bucky’nindi,
büyüdüğümde beni herkesle paylaşmak zorunda kaldı..”
“Ben Bucky değilim.”
Bakışlarını avuçları arasında tuttuğu geçmişten kaldırarak sana baktığında sanki ilk defa
bunu kabul edebilecek gibi duruyor.
*
Damien Rice – The Animals Were Gone
“Hatırlıyor musun?”
“Bazı şeyleri.. Bazen şimdi geçmişle eko yapıyor ama genelde uyurken hatırlıyorum.”
İyi şeyler hatırlamadığını o da anlıyor ancak ikinizin de yapabileceği bir şey yok.
“Sormak istediğin bir şey var mı?”
350
Awakencordy
merkez-masa.com
Seni sevdim mi? Beni aldıklarında arkamdan yas tuttun mu? Ölmüş olmamı mı tercih
ederdin?
Sonuncuyu yüksek sesle sorduğunda bir an ‘hayır’ diyecek olsa da kendini durdurduğunda
ilk defa ona karşı minnet duyuyorsun. Sana yalan söylemiyor.
“Kendim için hayır, yaşaman benim için çok önemli.. Ama senin için? Çektiklerin için? Ölü
olduğun bir dünyaya katlanabilirdim, evet..”
Onu izliyorken sesini çıkartmadığında bir süre bakışlarına dayanabilse de sonra önüne
bakıyor, kahvesini izliyor.
*
“Beni öpmek istiyor musun?”
Sen ona kaldığın yeri göstermek istemediğin, o da geceyi bitirmek istemediği için bir süredir
boş boş yürüyorken -boş boş bir şey yapmak ne kadar da garip- bunu sorduğunda durarak
sana dönüyor.
“İstiyor olmalısın, sevdiğin adamın yüzünü taşıyorum..”
Kıpırdamamaya devam ettiğinde cevap vermesini istiyorsun, bir soru sordun.
“Evet.. Hayır.. Hem evet, hem hayır-“
“Karar ver Rogers..”
Gülerek önüne dönerken birkaç adım daha atıyor -kaçıyor- sonra sana dönerken cevaplıyor:
“Evet çünkü sen Bucky’sin.. Reddetme, saldırma, lütfen.. Ama öylesin.. En azından vücudun
o.. Doğan, benimle birlikte olan.. Bu o adam..”
Bu seferlik bir şey söylemeden dinlediğinde o da düşüncelerini topladığı belli, devam ediyor:
“Ama hayır, çünkü farklı bir adamsın.. Ve beni görünce öldürmek istiyorsun, sana o kadar
yaklaşmaktan korkuyorum..”
Memnun olduğunda belli etmiş olmalısın ki gözlerini deviriyor, sonra da tekrar önüne
dönerek adım atarken bir şey seni konuşturuyor:
“Deneyebilirsin.”
Sana döndüğünde şokta, sen de öylesin.
“Sadece bir kere. Yumruk atmayacağım.”
*
“Neden yaptın?”
Bakışların sehpada, tembelce ona döndürürken ‘merak ediyordum’ diyorsun.
Bunu o zaman ona söylemektense kendi kendini öldürebilirdin.
Gülümsediğinde gözleri mutlu, sense kesmesini söylüyorsun.
351
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Ne?”
“Duydun. Ve kalıcı bir teklif değil Rogers,-“
“Ama neden?”
Kaşını kaldırırken sorgulayacağını mı soruyorsun, o da kendini toparlarken yutkunarak
cevaplıyor:
“Seninle insan hiç emin olamıyor..”
“Arada kafan çalışıyor.”
Güldüğünde sen olduğun yerde durmaya devam ediyorsun, o ise şokla soruyor:
“Şimdi mi?”
“Hayır Rogers, beni mum ışığında yemeğe çıkart ve gece kapımın önünde öp-“ gözleri o kadar
büyük ki sen iç çekerek pes edip ilerliyor ve onu geçiyorken büyük adam pantolonları
giydiğinde seni bulmasını söylesen de tam yanındayken onun aldığı nefesi duyman tamamen
eğitiminden.
Dönerek bileğini yakaladığında sadece bir an göz göze geliyorsunuz, ardından dudakları
dudaklarında, nefesini çekiyorken o kadar aç ve o kadar ciddi ki bir adım gerilediğinde
seninle birlikte ilerliyor, durdurulamıyor.
Sadece bir temastan bahsediyor olmuş olsan da bu bir damla yerine okyanusa düşmek gibi:
yüksek bir yerden suya düşmek böyle mi hissettiriyor?
Boğuluyor gibi hissederken ağzını açtığında su yerine o seni dolduruyor, parmak uçları
saçların arasında sıkışırken kalbin ağzında, seni tutmuyor olsa gerçekten düşebilecekmişsin
gibi hissederken beklediğin şey bu değil, dudaklarını tadarken çıkarttığı ses beklediğin bir
ses değil“Evinize gidin homolar-“ gözlerini dahi açmadan sağa savurduğun yumruk ve çarptığı
kemiğin sesi tatmin ediciyken Steve şokla senden ayrılırken gülmeye başladığında sen
adamla ilgilenmiyor, onu izliyorsun. Dudakları ıslak.
Onun bakışları yerdeki adamdan sana dönerken ne yaptığını fark ettiğinde bilinçle doluyor,
sen de yavaşça onun kollarından -kollarından!- çıkarken o sırada ayaklanan ve tekrar sesi
çıkmaya başlayan adama dönerek suratına tekme atıyorsun, herif geriye yıkılırken Steve
‘yeter!’ diyor.
Yeter.
O adamın başına çökerken sen dönüp uzaklaştığında gece bitti ama dudakların yanıyor.
“Ben de beni öpmezdim..”
“Onların aptallıkları.. Ben öperdim.”
*
“O dakikaya kadar kendimi tutmuştum, yemin ederim.. Yapmak istediğim tek
şey sana yardım etmekti, üzerine bir duygu yüklememeye çalışıyordum, Tony
ne derse desin.. Ama beni sen mahvettin..”
352
Awakencordy
merkez-masa.com
Onun itirafını dinlerken kendin bir şey itiraf etmiyorsun. Edecek bir şey yok,
olan tek şey daha fazla kafa karışıklığıydı, fazlası yok.
“Yüzbaşı Rogers, siz anlatırken ben de kayıtlarımı karşılaştırıyordum
efendim..”
Steve araya birinin girmesinden memnun gibi görünürken aranıza biraz mesafe
koyarak ‘hım?’lıyor, Jarvis de devam ediyor:
“Bahsettiğiniz geceye dair bir kayıt buldum, eğer anılarınızı biriktirmek
isterseniz..”
Steve evi soyarken yakalanan bir hırsız gibi gözüktüğünde sen ilgiyle dolmuş,
cevaplıyorsun:
“İzledin.. Rogers, bu sana hiç yakışmayan bir cinlik..”
“Emin olmak istedim! O gece kişiliğini bozdun-“
“Kişiliğimi bilmiyordun bile-“
“Aynen öyle! Olduğundan emin olmam gerekiyordu..”
Elinde olmadan gülümserken Jarvis’e oynatmasını söylüyorsun, o da bir anda
önünüzde bir görüntü belirtiyor. Tam oradan başladığı da belli, ikiniz
birbirinize bir şeyler söylerken sen derin bir nefes alıp Steve’i geçiyorsun,
hareketlerin ne kadar da metodik, ne kadar robot, ne kadar makineSteve seni bileğinden tutup çevirirken dudaklarınız birbirinize geçtiğinde
kendini izlemek gerçek dışı. O saniyeye kadar bir makine olan adam onun
kollarında eriyor, tekrar insan oluyorken Steve onun üzerine yürüyerek onu
daha da desteklediğinde senin parmakların onun kıyafetlerine asılıyor, onun
baskısına cevap veriyorken yıllardır birlikte olan bir çift gibi gözüküyorsunuz:
hala birbirine aşık, hala dünyadan bir haber.
Steve’in ellerinden biri saçlarına girerken sen o parmakları daha önce de
başında hissettiğini hatırlıyorsun: o değil, Bucky değil, sen hissettin, bu halin de
hissetti,- yanınızdan geçen biri hatırladığın gibi bir şey söylemiş olmalı ki kendi
gözlerinin dahi göremediği bir hızla kolun Steve’den ayrılıp adama bir yumruk
gömdüğünde irkiliyorsun, Steve ise tekrar gülüyor.
İkiniz ayrılırken adam ayaklanıyor ama sen ona dönerek bir de tekme atarken
Steve sana elini kaldırıp adamın başına çöküyor, sen de dönerek
uzaklaşıyorsun-kaçıyorsun.
Aldığın derin nefes kamerada rahatça görünüyor.
Kayıt bitmediğinde sen Jarvis’e soracak olsan da sokaktaki görüntüde Steve bir
an sonra yerdeki adama bir yumruk da kendisi gömdüğünde sen hayretle ona
dönüyorsun, o da omzunu silkiyorken cevaplıyor:
353
Awakencordy
merkez-masa.com
“Sana hakaret etti..”
Sen ekrana dönerken görüntüdeki Steve, dünyanın en iyi kalpli adamı Steve
kalkıyor ve adamı ağzından burnundan kan gelmiş bir şekilde orada bırakarak
yürüyüp yoldan bir taksi çeviriyor, ardından da binerek oradan uzaklaşıyorken
adam yerde elini yüzüne bastırarak yardım istiyor, sen de gülmeye başlıyorsun.
“Rogers, bu şimdiye kadar yaptığın en romantik şey olabilir-“ Steve
gülümserken ‘hayır’ diyor, daha romantik şeyler de yaptım.
Başını ona çevirirken ‘ne gibi?’ dediğinde Steve mavi gözleri isim vermekten
korktuğun bir şeyle dolu, seni izlerken senin için bir dünya adamı öldürdüğünü
söylediğinde uzanıp onu öpmen hiç de şaşırtıcı olmasa da Steve yine Steve,
hafifçe irkilerek başını sana kaldırıyor.
İyice ona dönerken elini kanepenin arkasına bastırıp onu geriye yönlendiriyor,
kendini iyice onunla kapatırken onun tadını bir de böyle öğrenmek istiyorsun.
Elinin içindeki yüz sıcak, yanağına çarpan nefes hızlı, sen dönerek onun
üzerine çıkarken çıkarttığı ses diğerlerinden farklı.
Ellerin onun ellerini bulurken birini kendi beline koyup diğerine parmaklarını
geçirmiş, onun başının arkasına götürdüğünde beraber kanepenin arkasına
sarkıtıyorsunuz, o vücudunu sana gererken sen kendini onunla örtmüş,
dudaklarını öpüp yavaşça ayrılarak onun üzerinde durunca konuşuyorsun:
“Ne dedi?”
Steve yanakları al al olmuş, senin götveren olduğunu söylediğinde hafifçe
sırıtıyor ve ‘veren sendin’ diyorsun, o da gülümserken cevaplıyor:
“Kimse öyle düşünmüyor..”
Sen eğilerek onun dudaklarını tekrar örterken bir yandan o adamın söylediği
gibi olsa nasıl olacağını merak ediyorsun: seni yavaşlıkla ve naziklikle mi
doldururdu yoksa bunca zamandır beklediği şeyi alır mıydı? Sen onunla yatsan
şimdi altında durduğu gibi ince nefeslerle ve söyleyemediği kelimelerle sana
yalvarır mıydı?
Parmak uçların onun çenesinden aşağı inerken onunla yattığında nasıl
yattığınızı soruyorsun, hatırlamak değil, şimdi bilmek istiyorsun.
Onun açılan mavi gözlerinin içleri yanıyorken bir an odaklanamazken sen elini
aranızdan indirerek hala çıplak görmediğin sertliği tuttuğunda büyüklüğü
nefesini kesiyor. Hiç içine girdi mi? Hiç ona o kadar güvendin mi?
354
Awakencordy
merkez-masa.com
Cevap o kadar korkutucu ki bir an bilmek istemediğinde o da cevaplayacak gibi
durmuyor. Belki de gerçekten seni anlıyor.
Onu yavaşça sıktıktan sonra bırakıp üzerinden kalktığında yüzündeki şok
gösterdiğin iradeye değiyor, kendini yerine atıp soğumuş kahveni alırken
manzaranın gerçekten burada daha iyi olduğunu söylediğinde burnundan aldığı
nefes sırıtmana neden oluyor.
*
‘Elimde neredeyse hiçbir şey kalmadı. Kendimle barışta olmak için fazla savaştayım, savaşta
olmak için de fazla zararda.’ - Çavuş Daniel Somers.
Steve’in girdiği binanın duvarında elle yazılmış yazılardan oluşan demetteki bir yazı seni
oraya çakmış, kıpırdamana engel olmuşken yanına gelerek yanında duran adam
‘hey’lediğinde bakışlarını ona çeviriyorsun.
Kanatlı adam. Sam.
“İçeri gelmek ister misin?”
Reddettiğinde problem olmadığını söylüyor. Ne zaman hazır hissedersen içeri girebilirsin.
İçeridekilerin hepsi kendi savaşlarından geri dönmek zorunda bırakılanlar, hepsinin seninle
bazı ortak noktaları var.
Metal kolunu kaldırdığında kıyafetle kaplı olsa da o anlamış, cevaplıyor:
“Vücudunun bir parçasını kaybeden tek kişi değilsin, inan.. Vücudunu kaybedenler var,
önemli olan zihninin tekrar ayağa kalkabilmesi..”
Bakışlarını duvara döndürürken onun da elinden alındığını mırıldandığında bildiğini
söylüyor, zaten aradaki fark da o.
*
“Merhaba..”
Geri döndüğünde ağaçlı bahçede sana yürüyen adamı görerek hafifçe gülümsüyorsun. İyi
görünüyor.
“Sam dışarıda olduğunu söyledi, akıl sağlığını kontrol etmek için de beni gönderdiler..”
“Rogers ne yapıyor?”
“Bugünün konuşmacısı o, burada olduğundan haberi yok..”
Başını salladığında Clint istersen içeri gelebileceğini söylüyor ama savaştan dönenlerin
ortasında Steve’e saldırırsan onların daha kötü hale geleceklerini söylediğinde ciddiyetle
sana onay vermek yerine gülümseyerek cevaplıyor:
“Hala aynı iyi niyetli psikopat olduğunu görmek güzel..”
Güldüğünde o da gülüyor, ardından soruyor:
“Planın var mı?”
355
Awakencordy
merkez-masa.com
Onayladığında beklediğini görebiliyorsun. Bu bir nevi veda.
“Beni yaptıkları üssü öğrendim.. Oraya gideceğim..”
Clint’in gözleri büyürken seni durdurmamasını istiyorsun, o ise cevaplıyor:
“Yalnız gitme.. Winter, birimizi yanına al, herhangi birini, rastgele bir ajan bile-“
“Rastgele bir ajan risk edebileceğin bir şey mi?”
“Orada sıfırlanırsan evet: oradan çıkacak şeyin başında biri olmazsa-“
“Başında biri olmazsa?”
Clint derin bir nefes aldığında sen onun neden bahsettiğini bilsen de gerginlikle dolu, devam
etmesini bekliyorsun.
“Sıfırlanmanı istemiyorum.. Çok ilerledin.. Sen bu riski almak istiyor musun?”
“Ben o riski her gün yaşıyorum.”
Clint onayladığında sen de onaylıyorsun, o sırada Steve ve Sam kapılardan çıkıyor, bahçede
konuşuyorlarken sen uzaktaki adamı izliyorsun. Öldürmen gereken bir adam için oldukça
sağlıklı. İkisi el sıkışırken Steve gülüyor, sonra dönerek arabaların tarafına gidiyor.
Do svidaniya.
*
“Ne? Ne demek yapıldığı hücreye gidiyor!?”
Clint öyle öğrendiklerini söylediğinde Steve onu nasıl öğrendiklerini sorar, Natasha ise
ana konunun Winter’ın oldukça riskli bir yolculuğa gittiği olduğunu söylerken Steve
Tony’e döndüğünde kahverengi gözlü adam cevaplar:
“Bilmiyorum Steve.. Orayı biz bulamadık, nereye gittiğini bilmiyorum-“
“Bulmamız gerek, içeride ne olduğunu kim bilir!?”
Tony deneyeceğini söylerken Coulson Clint’in beline dokunur, kocası ona dönerken
Coulson tableti gösteriyor, ona baktığında Clint derin bir nefes alıyor, onaylar..
*
Henry Jackman – Frozen in Time
Yer altına inen kapağın önünde dururken etraf soğuk, her yer kış, sense büyük bir kaosun
önündesin.
İçeri girdiğinde çıkacak olan sen misin?
Elini çantana sokarken birine güvenmenin böyle bir şey olduğunu düşünüyorsun: elinde
tuttuğunda elini kesiyor olmalı.
Gri ok ucu hala ilk günkü gibi keskinken üzerine yapıştırdığın aliminyum folyoyu yavaşça
çekerek çıkartıyor, elinde buruşturduktan sonra kenara atarken okun yaydığı sinyali
duyduğunu hayal ederek parçayı ceplerinden birine sokuyorsun. Verebileceğin tek işareti
verdin, bundan sonrası onların kararı, senin riskin.
“Bir gün ihtiyacın olabilir.. Hangi kapıyı açacağını bilemezsin..”
356
Awakencordy
merkez-masa.com
Aşağı inmeye başladığında havadaki toz sana ne kadar eski olduğunu hatırlatıyor.
*
İpe asıldığında ışıklar cızırdıyor, çıtırdıyor, yıllardır açılmayan devreler yanıyorken sen
nefesini tutarak önünde aydınlanan dosya odasına bakıyorsun.
Ne kadar basit. Sana yapılan her şey burada, öyle mi?
Dolapların kapaklarındaki tarihler, deney numaraları, kayıtlar, videolar, nefesinin çıkarttığı
buharı gördükçe kışın ne kadar acımasız olduğunu tekrar hatırlıyorsun. ‘Biz Ruslar, bizimse
sadece kışımız var.’
İleride bir kapı, kapıda da dönen bir kol var. Uzanarak metal kolunla rahatça çevirdiğinde
kilit dönüyor, kapıyı ittirdiğinde de aradan birkaç hamamböceği çıkarak senin geldiğin yolun
aksine gidiyorlar. Onların çıtırtılarını geçerek içeri girerken elin duvarda olduğunu nereden
bildiğini bilmediğin ışık düğmesine uzanarak ışığı açtığında ise üşümek için artık kışa
ihtiyacın yok.
Seni burada yaptılar. Büyük, metal bir mutfak.
Her yer aletlerle dolu, ittirilen iskemleler, kaldırılan eşyalar, sıralanmış dolaplar. Ve karşı
duvarda yine bir kapı. Kapı, kapı, kapı.
“Fareler oldukları odayı tek dünyaları sanarlar my tovarishch, sen hiç duvarları delen bir
fare gördün mü? No.”
Bu odalar senin dünyan.
İkinci kapıyı açarak içeri girerken ne göreceğini bilmen hafıza iyileşmesi mi, yoksa
silinmeyen korkular mı?
Büyük boş odanın ortasında senin boyunda bir tüp, üzerinde de iki kelime var.
зима солдат.
Winter Soldier.
*
Henry Jackman – End of the Line
“BUCKY! BUCKY!!”
İrkilerek başını çevirdiğinde dışarıdan gelen sesleri duyuyorsun. Adımlar koşuyor.
“Steve delirdin mi! Biri onu tutsun-“
“Tony hayır-“
“İçeride olup olmadığını bile bilmiyoruz-dur dedim-“ adımlar yaklaşırken sen ayağa
kalkmayı denesen de yapamıyorsun, bir an sonra yere yapıştığında her yanına acı
saplanıyor.
357
Awakencordy
merkez-masa.com
Ses çıkartmış olmalısın ki bir an sonra içeri dalan adam ‘Bucky!’ dediğinde sen sadece acı
dolu bir ses çıkartabiliyorsun.
Kaç saattir aynı noktada oturuyorsun?
Steve bir an sonra yanında, ‘yavaş, yavaş’ derken seni doğrultuyor, başka birinin elleri
sırtını ovmaya başlarken Steve bacaklarını ovuyor: buz gibi, haline bak, masmavi olmuş,
Tony-‘
Diğer eller Stark’ın olmalı, ‘beni affet’ dediğinde sen daha anlamasan da metal kolunu
çarpan elektrikle bağırdığında vücuduna yayılan sıcaklık başını düşürüyor, Stark seni
yakaladığını söylerken etraf kararıyor.
Uyandığında yine orada mı olacaksın?
*
“Hey..”
Gözlerini açtığında kahverengi gözlü adam gülümseyerek katliam yaratma isteğinin
ölçüsünü soruyor, sen iç çekince de ‘tamam, iyi’ diye sesleniyor. Birkaç saniye sonra Steve
tekrar yanında ama farklı.
Çok farklı.
“Ne oldu?”
Steve bir şey olmadığını söylerken sesi sanki saatlerdir ağlamış gibi çıkıyor. Sanki birisi elini
içine sokmuş ve kalbini sökmüş gibi bir renksizliği var.
Duvara dayanarak tekrar doğrulurken etrafa bakıyorsun: çalışma odasındasınız. Burada
ısıtma olmalı, donmuyorsun, Stark da normal gözüküyor.
Steve neden böyle?
“Rogers, ne oldu?”
Steve yine bir şey olmadığını söylese de Stark sana olanları okuduğunu söylediğinde sen ‘ oh’
diyorsun. Sonunda biri anladı.
Rogers yine ağlayacak gibi dururken ayağa kalkıp merdivenlere gidince Stark ona
aldırmamanı söylüyor, yaklaşık 4 saattir ağlıyor, göz damarları tıkanmış olmalı, beynine
oksijen gitmiyor. Aç mısın?
Başını iki yana sallarken görmek istediğini söylüyorsun.
“Benim jetim 4 saatte uçuyor, buraya gelmemiz üzerine 1 saatti, seni orada donmuş bulduk,
dolabını görünce komatoz oldun, dosyalara bakmıyorsun-“
“Bakıyorum Stark.”
Stark iç çektiğinde duvara tutunarak kalkıyorsun ancak dosyalardan önce kontrol etmen
gereken bir şey var. Tekrar içeri gittiğinde ‘hey’ diyor, ardından sesleniyor ‘Steve, Steve içeri
gidiyor!’
358
Awakencordy
merkez-masa.com
Adımlar arkandan koşarken sen tekrar dolap odasına gittiğinde bir an yine başın dönse de
aldırmadan ilerliyor, devam ediyorsun. Bundan daha güçlüsün.
Dolap kapalı ama aralık, birisi tamamen kapatmakla uğraşmamış, neden uğraşsın, içi boş.
Parmaklarını araya sokarak kapağı ittirmeye başladığında zorlanıyorsun. Mekanik bir
sistem olmalı ama hayır, şimdi görmen gerek, tekrar ittiğinde metali yine zorlasan da ancak
biraz oynuyorBir anda ellerinin yanında başka bir çift el belirirken seninle birlikte ittiğinde kapak
açılıyor, diğer tarafa kalkıyor.
Steve yanında, seninle birlikte derin nefesler alırken dolabın içinden ciyaklamalar geliyor.
Her yer böcek olmalı. Demir lahitinin içindeki tahtaları kemiriyorlar.
Stark böcekleri fark etmiş, kapıda kalmaya devam ederken sen ceplerinin birinden bir fener
çıkartıyorsun: güçlü ışığa ihtiyacın var. Işığı dolaba tuttuğunda içeridekiler ciyaklayıp
dağılsa ve Stark ciyaklasa da sen eğilerek içine bakıyorsun. Hayal görmedin, bunu
biliyorsunİşte.
Parmakların sessizce tahta şeridin üzerinden kaydığında arkandaki Steve’in çıkarttığı ses
insani değil. Ama problem de değil, bu odadaki hiçbir şey insani değil.
En az senin kadar yaşlı bir tahtada kimsenin fark etmediği, tırnaklarınla kazıdığın, pes
etmediğin, bırakmadığın, minik ama senin olan bir şey hala yaşıyor.
James.
*
“Her uyandığımda gördüğüm isim buydu: James. Rusça’da Yasha. İsmimin bu
olduğunu bilmiyordum, sadece öyle olduğunu düşünüyordum. Neden onu
yapmama izin verdiler bilmiyorum, belki görmediler belki de biri o isme
rağmen çalıştığımı görünce tahtaları sökmekle uğraşmadı.”
Steve konuşmuyor. Ne söyleyebilir?
Gözlerinin önünde tekrar o odadasın ve karanlığın içinde böceklerin çıtırtısını
duyuyorken derin bir nefes alarak konuşuyorsun:
“Kapağı benimle açtın..”
Steve mavi bakışlarını sana kaldırdığında farkında olduğunu söylüyorsun.
“O zaman farkında değildim ama sonra fark ettim.. Yanımdaydın..”
Steve ‘birçok şeyde değildim’ dediğinde ‘o anda oradaydın’ diyorsun.
Yeterli.
359
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Murray Gold – Vale Decem
James.
James.
Yasha.
Bir zamanlar vardın, vardın.
Steve’in onlarca kere söylediği Bucky’lerdense bu daha gerçek. Vardın. Vardın.
Tırnakların yavaşça kazıntıda gezerken geride onun aldığı nefesleri duyuyorsun. Hala orada,
inatla gitmiyor. Seni öptü, eli yüzünü tuttu ve hala burada. Kapağı seninle birlikte itti,
inatla gitmiyor. Böceklerin yediği bir mezardan çıktın, yine de gitmiyor.
Yasha. Yasha.
Parmağını tahtadan çekerken bu kapak kalktığında ve gözlerini açtığında nasıl hissettiğini
hatırlıyorsun: muhtemelen son uyanışında olanlardı ama boştun, sendin, üzerine eğilmiş
adamın boynunu sıkarak kırarken uyanmak senin için bu demektiMetali iterek gerilediğinde hızlı hareketini beklemiyor olacak ki ona çarpıyorsun, ikiniz de
sendelerken o ‘hey’ dediğinde makine tekrar çalışıyor.
Savurduğun yumruk o kadar hızlı ki çenesini kırmış olabileceğini düşünürken Stark geride
‘HEY!’liyor ama Steve de geri dönerek sana yumruk atarken belki de anlıyor.
Muhtemelen anlıyor.
“Senin yüzünden!”
Gözleri üzüntüyle sana baksa da senin bir sonraki yumruğun yine hedefinde, yine bir şeyler
çatlarken tekrar bağırıyorsun:
“Senin yüzünden! Senin yüzünden bunu bana yaptılar! Dünya seni iyi sanıyor ama senin
yüzünden beni yok ettiler!”
Kaçmıyor, karşı koymuyor, onu dövüyorsun ve sesini çıkartmıyor.
“Seni tanıdığım için beni buna tıktılar! Beni senin ters madden yaptılar! Senin yüzünden!”
Savurduğun son yumrukla onu neredeyse havalandırırken ellerinden biri senin kolunu
tutuyor: itmek için değil, kendini savunmak için de değil. Tutunmak için, sen devam
ederken.
‘Dünyayı fark ettiğinde orada olmak istemem doğrusu.’
Geride sana bağıran Stark’ın sesini tekrar duyabildiğinde nefeslerinin sesi ikinci planda.
Göğsün inip kalkıyor, hava soğuk, kolundan gelen titreme seni sarsıyorken Steve bakışlarını
sana kaldırdığında gözleri bildiğini söylüyor.
Bunlar onun yüzünden.
360
Awakencordy
merkez-masa.com
Nefeslerin göğsünü dolduruyorken kulaklarında uzun süredir duymadığın bir ses var: kalp
atışların. Beynin zonkluyorken varlığını unuttuğun şeyi tekrar hatırlamak kuru boğazını
acıtıyor, farkında bile olmadan parmakların onun ceketini tutarak sıkınca da kendini yeni
darbeye hazırlıyor.
Onu iyice tutarak duvara çalarken Stark ‘hadi ama yeter’ dediğinde eğer şimdi buradan
çıkmazsa Rogers’ın beynini patlatacağını ve onun da izin vereceğini söylediğinde odaya
sessizlik düşüyor. Yapabilirsin. O da izin verir.
Rogers senin gerine bakarak başını salladığında Stark kızgın olduğu belli, cevaplıyor:
“Bunun olmasına izin veriyor olmam seni ne kadar sevdiğimi gösteriyor, farkında
olmalısın..”
Steve onayladığında demir kapının dışarıdan çekilerek kapandığını duyuyorsun, üzerine bir
de öbür taraftaki demir dönerek kilitlendiğinde karşındaki adamın gözlerinin korkuyla
dolmasını izlemen güzel.
Doğru, Stark onu gerçekten seviyor olmalı: istediği cezayı veriyor.
Nefesleri hızlı, bakışları odayı tarayıp bir çıkış bulamadığında tekrar sana dönerken korku
dolu.
“Bunu yaşamanı hiç istemedim-“
“Ama yaşadım, değil mi? İkimiz de birer serum yuttuk ve sen kahraman oldun, hayat ne
kadar adil, değil mi?”
Başını iki yana sallarken olmadığını bildiğini söylüyor: adil olsaydı bunlar olmazdı, önceki
halin bunu hak etmiyordu, kimse bunu hak etmiyorOnu tekrar duvara çaldığında sırtı acıdığı belli, suratını buruştursa da sen ellerin yumruk,
devam ediyorsun:
“Seni alıp buna tıkmalıyım Rogers.. Üzerine kapağı kapatmalı ve camdan dünyayı hala
görebiliyorken makineyi çalıştırmalıyım.”
Bir şey söylemiyorken sen hem titriyor, hem üşüyor, hem de yanıyorsun.
“Hızlı donduğumu mu düşünüyorsun? Hayır, yavaş donuyordum. Hissediyordum, her
seferinde-erimek de kolay değildi-her seferinde ölümden dönmek Rogers, nasıl bir şey biliyor
musun?”
Başını iki yana sallıyorken sen ‘ölmek suya düşmek, dirilmekse suyu yarmak’ diyorsun.
Nasıl bir şey olduğu hakkında hiçbir fikri yok.
Hücre sessiz, böcekler bile susmuş gibi duruyorken sağ elin onun kalbinin üzerinde bir
yumruk, yavaşça açtığında elinin altında çırpınan şeyi duyuyorsun. Yaşıyor, inatla.
“Benden her şeyi aldılar Rogers.. Senin yüzünden..”
Bildiğini söylediğinde bakışların hala elinde, makineye döndüğünü söylüyorsun. İçindeki
kalbi aldılar.
“Ve hala çırpınıyorsun, beni geri getirmek için. Nasıl yapacaksın?”
361
Awakencordy
merkez-masa.com
Bir şey söylemediğinde sen bakışlarını onun gözlerine çıkartıyor, uzunca süreden sonra ilk
defa gülümserken acıyı da hissediyorsun:
“Bana bir kalp de verecek misin?”
Onca yumruğun yapamadığı şey tek bir soruyla olduğunda Steve ellerini ittirerek
kurtuluyor, sana ilerleyerek sarılırken yapacağını söylüyor: sen de istersen hepsi senin, sen
de istersen her şey senin.
Yutkunarak tavana bakarken onu üzerinden nasıl atacağını bilsen de Rogers o sırada
öksürdüğünde ilk tepkin sağlam elinle onun sırtını tutmak ve ilk düşüncen manasızca astım
ilaçlarının nerede olduğunu düşünmek olunca hala yapabildiğini bilmediğin bir şey oluyor.
Gözlerin dolarken onun sırtını sıktığında Steve seni sıkıyor, ikiniz duvara dayanarak
çökerken Winter Soldier ağlıyor, ağlıyor, çevresindeki buzlar çözülürken etraf çıtırdıyor.
‘Steve donmuştu, sense donuksun.. Arada fark var.’
*
Lorne Balfe – Assassin's Creed - Revelations: Main Theme
“Bana kalbini verdin..”
Steve ‘hep senindi’ dediğinde hafifçe gülümsüyor, sonra da iç çekiyorsun.
Çevreniz aydınlık, güneş şehrin üzerinde parlıyor. Yeraltındaki bir hücreden
millerce, duygularca ve tarihlerce uzaksınız.
“Yine oraya gitmek istiyorum Steve..”
Başını salladığında senin için her şeyi yapacağını bilmen manipülasyon mu?
Yoksa güven mi?
*
Steve kapıya vurduğunda diğer taraftan ‘hanginiz?’ sorusu geliyor, sen de cevaplıyorsun:
“Ben, aç Stark-“
“Steve, ses ver!”
İkiniz birbirinize baktığınızda bir an aranızda eğlenceli bir şey geçse de Steve ardından
gülümseyerek cevaplıyor:
“Aç Tony..”
Kapının çemberi döndüğünde ikiniz beraber ittiriyorsunuz, Stark da çekiyor, kapı
açıldığında içeri sıcaklık akarken kahverengi gözlü adam ikinizi inceleyerek soruyor:
“Seviştiniz mi?”
362
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen ‘belki başka zaman’ diyerek onu geçip dosya odasına giderken arkandan Stark’ın ‘ne
oldu?’sunu duyuyorsun, Steve de cevaplıyor:
“Konuştuk.. Diğerlerine haber verdin mi?”
Stark Clint’in kokpitte uyuduğunu söylüyor, diğerlerinin haberi yok. Diğer ikisi peşinden
gelirken sen dosya odasının ortasında, nereden başlayacağını düşünüyorsun.
*
Elin dosyanın üzerinde, derin bir nefes alıyorken Steve yanında, istersen seni yalnız
bırakabileceklerini söylüyor. Bu senin hakkın.
“Hepsini okumadın mı?”
Steve okuduğunu söylerken bantları izlemediğini mırıldanıyor, sense ‘bant mı var?’ derken
Stark ‘aferin Rogers’ dese de sen önündeki kağıda bakışlarını döndürürken önce okuyacağını
söylüyorsun.
KIŞ ASKERİ DOSYASI
Doktorun notları – 5 Mayıs 1945
Yoldaş Karpov'un dosyası bu sabah ulaştı, yine de ondan yararlı bir şey
alıp alamayacağımız bilinmezliğini koruyor. Denizaltı hekiminin
tahminine göre vücudunun sol tarafındaki birkaç derin kesik ve sol
kolunun kaybını barındıran yaralarının kanamasının önlenmiş olduğu
göz önüne alınarak, deneğin dondurucu suya batmış olması onu korumuş
olabilir. Güvertede bu teoriyi test edebilecekleri tesisleri olmadığından,
denek, Moskova'ya nakledilene kadar soğuk depoda tutuldu.
Bana onun patlayan bir uçakta olduğunu söylediler, ancak ben bundan
şüpheliyim. Patlamadan önce uçaktan atlamış olmalı. Yaralarının
görünüşünden anlaşıldığı üzere, suya düşerken muhtemelen 6 metre
önce başka küçük bir patlamaya maruz kaldı.
Bakışların donuk, yavaşça harflere mana kazandırıyorken Steve yanında, Stark karşında.
Bu sensin, senin tarihin.
*
“Steve?”
Ekrandaki adam elleri ağzında, ilerleyerek yerdeki Kaptan’ın yanı başına çökerken Stark
hafif bir sesle küfrediyor -‘o herifi öldürmüşler, değil mi?’- ama siz ikiniz sessizsiniz.
Bucky titreyen ellerle yerdeki adamın maskesini çıkartıyorken suratını görünce çıkarttığı
ses insani değil. Birinin yok oluşunu görmek bu kadar kolay. Gözlerinin önünde bir kimlik
saniye saniye yok oluyor, cesede kapanan adam bildiği tek şeyi de kaybederken ağlamaktan
kendinden geçtiğinde içeri giren adamlar onu kucaklayıp başka bir yere götürüyor.
Bant bittiğinde oda sessiz, Stark bile konuşmuyor.
363
Awakencordy
merkez-masa.com
Ne zaman beynin yavaş yavaş oradaki şeyleri senin yaşadığını idrak ediyor, derin bir nefes
alarak kendini sakinleşmeye zorlarken başını çevirerek Steve’e bakıyorsun. Hala orada, hala
canlı.
Ne kadar canlı olabilirse.
Mutlu olduğunda etrafını aydınlatabildiğini gördüğün adam öylesine boş, öylesine
arındırılmış duruyor ki bir an o sana baktığında ne görüyor anlar gibi oluyorsun. Onun da
Bucky’sini boşalttılar.
Bakışları sana dönerken şu an onu öldürmek istesen karşı koymayacağı ortada.
Onun yüzünden.
Stark gerginlikle ikinizi izliyor, farkındasın. Önce kim kime vuracak merak konusu.
“Gidebilir miyiz?”
Steve başını sallayıp kalkıyor, sana bakmadan ikinizi geçerek kapıdan dışarı çıkıyorken sen
kendini suçlu hissediyorsun fakat Stark farkında olmalı ki cevaplıyor:
“Bu olayda üzülecek çok şey var, toparlanması vakit alacak..”
Bunun üzerine ona döndüğünde o da kiminle yer altında bir odada kaldığını fark etmiş, ona
saldırıp saldırmayacağını sorduğunda sen kendi sorunu soruyorsun:
“Neden buradasın?”
Stark eliyle dışarıyı gösterirken ‘özel jet?’ dese de sen gözlerini kısınca hemen susuyor.
Saçmalığı kaldıracak durumda değilsin.
“Kimse kimsenin eski sevgilisi için bunu yapmaz.. Neden buradasın?”
“İlişkiler konusunda uzman olduğunu bilmiyordum-“
“Stark.”
İç çekerken ‘çünkü sen bunu hak ediyorsun’ dediğinde ilgiyle kaşını kaldırıp soruyorsun:
“Beni nereden tanıyorsun?”
Omzunu silkerken ‘içgüdü’ diye cevaplasa da bir şey gizlediğinin farkındasın. Ona doğru bir
adım attığında o beş adım gerileyerek cevaplıyor:
“Şu an bana saldırman oldukça tehlikeli olur-“
“O zaman doğru cevap ver.. Beni nereden tanıyorsun?”
“Kötü adamların öldürülecekler listesindeyim Kış Lastiği, tetikçilerin çoğunu tanıyorum..”
Durarak onu izliyorken doğru söylediğini biliyorsun. Yalan değil ama tam doğru da değil.
“Ayrıca Steve benden ne istese yaparım, o bir ölçüt değil-“
“Güzel bir evlilik olmalı..”
Bunu duyduğunda bir an sana bakarken ardından sırıtarak ‘evet öyle’ diyor, ‘güzel bir
evliliğimiz var’.
364
Awakencordy
merkez-masa.com
Kaşlarını çattığında gözlerinde deli bir pırıltı, gece Steve’e sarılarak onu teselli edeceğini
söylüyor, senin sayende çok yakınlaştılar, geceleri onu saatlerce özel bakımla teselli ederek
geçiyor, daha buraya gelirken de jette arkada özel odası var, orada yattılarStark kendini duvarda bulduğunda metal elin onun boğazında, oda rutubetli ve sessiz.
İkiniz birbirinizi izliyorken siyah saçlı adam çok da korkuyor gibi gözükmüyor; tam aksine
sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi duruyor. Bilimadamlarının bu ifadesini çok gördün ancak
ilk defa bu adamdaki seni korkutuyor.
“İlginç.. Belki de Steve haklıdır, biz inanmıyorduk..”
Sen kaşlarını çatarken onun boğazını biraz daha sıkıyorsun, o sırada adımlar duyulurken
Steve hayretle ‘Winter?’ diye soruyor ve an duruyor.
Winter.
Winter.
Gözlerine baktığın Stark ayrı bir dikkatle seni izliyorken senin cevap veremeyeceğini
anlamış olmalı ki başını Steve’e çevirirken cevaplıyor:
“Kış Lastiği beni arkadaşı olarak kabul ediyordu, ritüeli bu, problem yok.. Bırak-“ elini açıp
çektiğinde Stark kolunu patpatlayıp seni geçiyor, ‘Hadi Steve’ derken ikisi tekrar dışarı
çıkıyorlar.
Son çıkan sen olacaksın. İstersen.
Etrafına bakarken buradan çok önceleri çıktığını kabul etmemek aptallık. Buradan çıktın,
başardın. Yıllarca pes etmedin, etmiş gibi görünsen de çabaladın, şimdi de buradasın.
Winter.
Dönerek kapıya gittiğinde ardında bıraktığın dosyalar yerlerde, bantlar dışarıda, sense artık
başka bir yerdesin.
*
“Neden değiştin?”
Altınızdaki okyanus son hızla başka bir kıtaya ait kalıyorken karşı koltuğunda
oturmuş Steve de bakışlarını aşağıdan sana çevirerek sakin, cevaplıyor:
“Bucky’nin artık olmadığını yanında izlemişken inat etmek..”
“Aptallık mı olurdu?”
Hafifçe gülümsediğinde sen de ayrı bir yumuşaklıkla onu inceliyorsun.
Başlangıç noktanızın inşa edildiğin yer olması ironik.
*
John Ottman – Hope (Xavier's Theme)
365
Awakencordy
merkez-masa.com
Jetin merdivenlerini tırmanırken büyük ve boş arazide onun nasıl buraya konabildiğini
anlamasan da Stark’ın teknolojisini sorgulamayı bırakalı uzun zaman oluyor. Ya da öyle
hissettiriyor.
Steve merdivenin tepesinde, senin yukarı çıkmanı izliyorken kulaklarında hala ‘Winter’
demesi var. Bucky değil, Buck değil, Winter.
Tekrar söylemesini istemen delilik mi?
Tepenizde sadece ay ışığı var, bilinmeyen bir tarlanın ortasında, bir deliğin tepesindesiniz ve
o tanrılarca aşağı gönderilmiş gibi duruyor.
Senin için.
Sen basamakları çıkarak ona yaklaşırken seni izliyor. Bir şey söylemek istediği belli ama
duymak istiyor musun? O delikten çıktın, gece orman kokuyor, sana artık Winter diyor ve
senMutlusun.
Şokla dolu bir gülüş boğazından koptuğunda endişeyle sana bakması daha da gülmene
neden oluyor. Delirdiğini düşünüyor olmalı. Kim parçalanışını izledikten sonra delirmez?
Daha önce delirmediyse.
Steve seni izliyorken önüne geldiğinde esen yeni rüzgar onun saçlarının uçlarını karıştırıp
sana birkaç hafta önceki o geceyi hatırlatıyor. Seni öptü, Bucky değil, Buck değil, Winter.
Tekrar öpmesini istemen delilik mi?
Gerçek elin demire tutunarak onun olduğu son basamağa çıktığında parmak uçların açık
olan yere basılı, topukların açıkta, sırtın bilinmezlikte ve ikiniz yüz yüze gelirken Steve’in
bakışları dudaklarına inse de bir şey yapmayacağını anlaman onu ne kadar okumaya
başladığının bir göstergesi.
Kendinde bu hakkı görmüyor.
İkiniz sessiz, neredeyse birbirinize dayalı dururken bakışları tekrar gözlerine çıktığında seni
öpmesini daha çok istiyorsun. Burada, açıkta, inşa edildiğin çukurun tepesinde özgürken ve
rüzgar sizi tutarkenSen uzanarak gerçek kolunu onun boynuna doladığında onun sana sarılan kolu da bir o
kadar gerçek, dudaklarınız birleştiğinde bıraktığı nefesi ise artık bir o kadar tanıdık.
Seni sardığında etrafını dolduran sıcaklık senin bile kemiklerini ısıtabilecek gibi
hissettiriyor, Steve seni eritebilecek kadar sıcak biri gibi geliyorken dudaklarınız birbirine
basılı, yavaşça ayrılıp tekrar birleştiğinde o hafifçe gülümsüyor.
Aklından ne geçiyor?
Başını çekerek ona baktığında gülümsemesi hala dudaklarında, ‘sadece inanamıyorum’
diyor, ‘sadece inanamıyorum.’
366
Awakencordy
merkez-masa.com
Hafifçe gülümseyerek onu geçip jete girdiğinde o da arkandan gelip merdiven toparlanarak
kapı kapandığında ikiniz kilitleri oturtuyorsunuz, Steve tuşa basarak kokpite haber verirken
Clint’in esneyen onaylamasını duyuyorsun.
*
Stark her şeyden bir kopya aldığını, yol boyunca onları düzenleyip inceleyeceğini
belirttiğinde eliyle içeriyi göstererek konuşuyor:
“İçeride oda var, orada takılabilirsin.. Steve, bana yardım et..”
Steve onaylarken ikisi beraber bir masanın iki yanına oturuyor ve Stark’ın başladığı işe
devam ediyorlar. Sense önünde karar vermen gereken yeni seçimlerle sana ayrılan odaya
gidiyorsun.
‘Daha buraya gelirken de jette arkada özel odamız var, orada yattık.’
Açık kapıda dururken dokunulmamış yatağı görünce başını çevirerek Stark’a baktığında
onun sana göz kırptığını ve işine geri döndüğünü görebiliyorsun.
Sinir bozucu adam.
*
“Yatmadık.. Birlikte de değildik-“
“O zaman bilmiyordum, değil mi? Hiç de reddetmedin..”
“Hiç açıkça sormadın.. Soracağın zamana kadar..”
Omzunu silkerken belki de o zaman sormaya hazır olmadığını düşünüyorsun.
“Tony’le birlikteyken ayrıca bir kenarda seni öptüğümü mü düşünüyordun?”
Ona bir bakış attığında Steve aldatan biri olmadığını söylüyor, sense onu o sırada
tekrar tanımakla meşgul olduğunu hatırlatıyorsun.
*
Jet alçalmaya başladığında kapıda beliren Steve’le bakışlarını ona çeviriyorsun, o da
geldiğinizi söylüyor. İstiyorsan onlarla kuleye dönebilirsin.
Reddettiğinde şaşırmıyor, ardından ilerleyerek konuşuyor:
“Nerede yaşadığımı biliyor musun?”
Yatakta dikleşip oturur hale gelirken onun da karşına oturmasını izleyerek bildiğini
söylüyorsun. Fury’i vurduğun ev değil, başka bir ev, daha minik, daha güzel. Biliyorsun.
“İstediğin zaman gelebilirsin.. Bir şey olmasına gerek yok, istediğin her an.. Anahtar-“
“Rogers, istersem evine girmem için anahtara ihtiyacım yok..”
Hafifçe gülerken onaylıyor, ardından ne yapacağını sorarken bilmediğini söylüyorsun. Ne
yapacağına karar vermek ne kadar büyük bir lüks.
367
Awakencordy
merkez-masa.com
“Belki tatile çıkarım..”
Steve gülümserken ‘güzel olurdu’ diyor, sen de başını sallarken onaylıyorsun.
Güzel olurdu.
*
“Hiçbirinizi görmek istemiyordum..”
“Doğal.. Kırılan olduğunu sanmıyorum..”
“Ama keşke isteseydim, değil mi?”
Sıkıntıyla sana bakarken cevap vermese de cevap açık. Onlarla kalsaydın sonra
olanlar olmazdı ve belki her şey daha iyi olurdu.
*
Henry Jackman – The Causeway
Hepiniz jetten indiğinizde Steve seni göstererek diğerlerine senin tatile çıkacağını söylerken
Stark muhtemelen zeki bir şey söyleyecek olsa da Clint ‘aşağı’ diye seslendiğinde hepiniz
çöküyorsunuz.
Emirleri takip etmek kemiklerinde var.
Yine de geç kaldığınız ortada, sizi bekledikleri belli, etrafınız sarılırken Steve senin önüne
geçmiş, ‘hayır’ diyor, seni alamayacaklar, şimdi değil, şimdi olmaz.
Stark ‘Jarvis, zırhım neden çıkmıyor’ diye sorarken sen onu kolundan çekerek yere
çaldığında kafasının olduğu noktadan geçen kurşun jete saplanıyor. Başını çevirerek Steve’e
baktığında tehdit ortada.
Ya kolaylıkla, ya da zorla.
Steve nefesleri hızlı, ‘hayır’ dediğinde karar belli, zorla.
Dönerek sırtındaki silahı çıkarttığında bir an sonra etraf kan gölüne dönmeye başlıyor: Clint
ve sen rahatça ön safı elimine etseniz de Steve ve Stark kurşunlara karşı korunmasızlar,
merdivenin yanından çıkamıyorsunuzHoparlörler cızırdarken sen kaşlarını çatıyorsun, Stark ise ‘hayır!’ diye seslenirken senin
kulaklarına uzansa da elleri cümleleri bastıramıyorKendine geldiğinde bir grup ajanla birlikte bir arabaya dalmış, kapıyı arkandan çekerken
yeni emirlerini dinliyorsun. Avengerlar öldürülecek.
*
İkiniz bir süredir sessizken bozan ilk Steve oluyor:
368
Awakencordy
merkez-masa.com
“Görev yüklemesi yapmadılar, onun kodlarını bilmiyorlardı.. Sadece yeni emir
yüklemesi yaptılar: beni öldürmek kadar temel işleyen bir görev değildi ama
yeni bir emirdi ve fazlalıklarını silmeye çalışıyorlardı.”
En azından ‘görev’ değildi. Steve’in geçiş bileti olsa da diğerlerinin şansı
olmadığı ortada.
En azından, en azından.
Jet alçalmaya başladığında ‘4 saat geçti mi?’ diyorsun, o kadar uzun hissettirmedi.
Steve ise reddederken Tony’nin jetini geliştirdiğini söylüyor, artık çok daha kısa
sürüyor fakat bunu havayollarına verme niyetinde değil.
Kokpit kapısı açılarak dışarı siyah saçlı ve ifadesiz bir kadın çıktığında sen onu
inceliyorsun, o ise seni umursamadığı belli, Steve’e konuşuyor:
“Etrafı taramamı istiyor musun? Taramalar temiz olduğunu gösteriyor..”
Steve ayağa kalkarken sesi memnun, gülümseyerek cevaplıyor:
“Winter geçen sefer buradaki alarmı tetiklediğinde Tony sonrasında araziyi
satın aldı, her yerde koruması var, problem olacağını sanmıyorum.. Teşekkürler
May..”
May bir şey olursa çığlık atmanızı söyleyerek kokpite geri gittiğinde sen
kadından ürktüğünü mırıldanıyorsun, Steve ise May’in dünya tatlısı olduğunu
söylerken sen ayağa kalkarak soruyorsun:
“Hep psikopatları seviyorsun, değil mi?”
Sarışın adam keyifle onayladığında onu geçsen de gülümsüyorsun, belki
görüyor, belki görmüyor.
*
Michael Giacchino – Moving On
İkiniz basamakları inerken hava daha temiz hissettiriyor: Stark burayı
havalandırmış olmalı. Belki de hep başında biri bekliyordu. Bir silah dolabı
veya bir müze gibi.
Zemine geldiğinizde evet, birinin buraya dokunduğu ortada. Her yer
toplanmış, eşyaların tozları alınmış, düzgün yerleştirilmiş, sanki herkes hala
çalışıyor.
Tüylerin dikilirken Steve istersen dışarı çıkabileceğini söylüyor ancak hayır, öyle
bir şey istemiyorsun. Elin senden habersiz geriye uzandığında metalinin
369
Awakencordy
merkez-masa.com
gerçekten de farklı bir fikri olup olmadığını merak etsen dahi, Steve’in
parmakları metal parmakların arasına girerken sen adım atıyorsun.
Devam.
İkinci oda da ilki kadar elden geçmiş ancak bu sefer hepsi kilitli dolaplar
arkasında. Kilitleri kırmak işten dahi olmasa da en azından görüntüde hepsi
senden uzak. Bir daha da sana dokunmayacaklar.
Stark aksine karar vermedikçe.
Adımların birbiri ardı sıra ilerlerken son kapıya geldiğinde bunun kilitli olması
seni şaşırtmıyor. Stark bu kapıdan en az senin kadar korkuyor.
Elini Steve’den çektiğinde o da yanına geçmiş, seninle birlikte yuvarlak kolu
çevirmeye başladığında ikiniz demirin üzerinde göz göze geldiğinizde Steve
uzanarak sana eğiliyor, dudaklarınız birbirine geçerken sen için ısınmadan
edemiyorsun.
“Burada sevişmeyeceğiz Rogers, ben bile o kadar psikopat değilim-“ Steve
gülerek kolu çevirmeye devam ettiğinde sen de gülümseyerek son kez
döndürüyor, ardından kapağa asılıyorsun.
Bu hücrelerde gülüşmek ne kadar farklı, ne kadar imkansız.
Kapı ağır bir gıcırtıyla açılarak size içeriyi gösterirken sen yavaşça adım atıyor,
soğukluğa giriyorsun. Böcek sesi yok ancak her şey hala donuk.
Parmakların lahitinin üzerinde gezinirken bu sefer öfken Steve’e değil, bu
sefer-bu sefer“WINTER! ELİNİ KIRACAKSIN, BİR DAKİKA DUR, LÜTFEN-“ Steve
seni zorla bir yere çekmeyi başardığında ‘Steve?’ diye soruyor, anlamaya
çalışıyorsun. Ne oldu?
Baştan aşağı sırılsıklamsın, her yanın ter içinde, gözlerin ıslak, ağlıyor musun?
Steve gerçek elini kaldırıp kendi parmaklarıyla yokladığında elinin kanlar içinde
olduğunu görerek şok dolu bir ses çıkartıyorsun. Ona mı saldırdın?
“Senin mi-“ Steve anlamasa da anlayınca ‘hayır’ diyor, çekilerek arkasını
gösteriyor.
Buz kalıbın parça parça olmuş.
370
Awakencordy
merkez-masa.com
Nefeslerin ciğerlerini doldururken Steve ne zaman çıkarttığını anlamadığın
tişörtüyle elini temizliyor, ardından da temiz tarafını eline sararak bir çeşit
eldiven oluştururken konuşuyor:
“Diğer elini kullan, onda problem yok, o iyi parçalıyor.. Ama bu kırılacak-“
acıyı hissetmiyor olsan da o elini tişörte sarıp düğümlemiş, hafifçe öptükten
sonra sana iade ederken tekrar kenara kayıyor.
Kenara kayıyor.
Sen duvara dayanmış, önündeki kızgınlığının eserini izlerken Steve kenarda
bekleyerek istediğini yapmana hazır, problemi yok, yanında,Duvardan ayrılıp onun önüne geçerek onu duvara yapıştırdığında beklemediği
belli, sırtı acısa da dudaklarını yakaladığında o kolunu beline doluyor, seni
kendisine çekerek elini de ıslak saçlarına sokuyorken kafanın bir yerlerinde
onun başka bir zaman başka ıslak saçlarını böyle yakaladığı imgesi çakınca
nefesin kesilerek ondan ayrılıyor, alnını ona dayarken hırıldıyorsun:
“Burada seninle sevişmeyeceğim Rogers..”
Steve kesikçe güldüğünde sen uzanarak onu tekrar öpüyor, tekrar öpüyor,
tekrar öpüyorsun.
*
Dolapları karıştırıp çekmeceleri açıp kapatıyorken alışkın olmadığın ve geldiğini
fark da etmediğin bir ses soruyor:
“Bunu mu arıyorsun?”
Başını oraya çevirdiğinde adı May olan kadın elindeki bidonu kaldırarak cevap
bekliyor, sen de ona ilerlerken siyah saçlı kadın Steve’e bakarak konuşuyor:
“Dışarı..”
Steve sana baksa da sonra başını sallayıp çıkıyor, May de onun arkasından
giderken sana dönerek konuşuyor:
“Dışarıda bekliyorum, duman yoğunluğuna göre çıkmazsan içeri gireceğim..”
Onayladığında neden bunu yapmak istediğini anlıyorcasına başını sallayıp
kapıya gidiyor ve basamakları tırmanıyor.
Belki de anlıyordur.
*
371
Awakencordy
merkez-masa.com
Alevler etrafını sarıyorken burada hiç var olmamış sıcaklık kemiklerine işliyor.
Her yerin yanışını izlemek şimdiye dek sana sağlanmamış terapilerin toplamı
gibi. Kan dökmek bu kadar rahatlatıcı değildi.
Dolaplar yavaş yavaş eriyerek birbirine geçerken öksürme ihtiyacı duyduğunda
May’in söyledikleri aklına geliyor. Geri döneceklerinden kuşkun yok.
Yavaşça geri dönerek alevlerin arasında ilerlerken bu daha önce arkanda
bıraktığın yangınlar gibi değil, basamakları çıkan adımların öncekiler gibi
ruhsuz değil.
Oksijene doğru hızlanırken yere bastıracağın sırada kollar seni yakalıyor,
nefesini toplayamadan Steve sana sarılıyorken sen de onun omuzlarını tutmuş,
gözlerini kapatıyorsun. Aşağıdan uğultu sesi gelse de yukarısı sessiz, huzur
dolu.
“Yer çökmeye başladığında burada olmak istemiyorum, jette sarılın.”
Steve başını sallayıp senden ayrıldığında ikiniz jete geri dönüyorsunuz, May de
peşinizden geliyor.
*
“Hala tam hatırlamıyorum ama titriyordun..”
İkiniz jette geri dönüyorken büyük koltuklardan birinde yan yanasınız. Başın
camda, o da omzuyla sana dayanmış, tabletinde bir şeyler yapıyor.
“Ne zaman?”
Aşağıdaki suları izlerken ‘boşaldığında’ diyorsun, o ise donuyor. Başını ona
çevirirken ‘titriyor muydun?’ diye sorduğunda çıkarttığı ses oldukça zayıf ama
yine de duyuyorsun, o ise kalkarak karşıdaki koltuklara giderken çalışacağını
söylüyor.
Sırıttığında dışarıdaki manzara tabletten daha çekici, aşağıyı izliyorsun.
*
Hans Zimmer & James Newton Howard – A Dark Knight
GÖREV: Elimine.
HEDEF: Steve Rogers
Tony Stark
Natasha Romanoff
Clint Barton
Bruce Banner
Hedef Dünya’ya İnerse - Thor
372
Awakencordy
merkez-masa.com
Helikopter onların dövüştükleri alanın etrafında dönerken sen kapıya asılmış, atlayacağın
alanı arıyorsun. Hepsinin dikkati fazlasıyla dağınık, ek olarak dünyaya inerse geçerli olacak
hedefin de orada.
Helikopterden atlarken bir yarasadan farkın yok: karanlık ve yırtıcısın.
Sokak boyunca koşarken her nasılsa hepsinin dövüşme yöntemlerini ve zayıflıklarını
bildiğini fark ediyorsun. Hydra sana tüm bilgileri sağlamak konusunda benzersiz. Nasıl
onların seni terk edeceklerini düşündün? İhanetinin bedeli kendini ispatlamak.
Gölgelerin arasında fark edilmeden ilerlerken ilk olarak Barton’ı ele geçiriyorsun, adam çok
iyi görse de göremeyeceği bir şey onu yakalamanı kolaylaştırıyor: arabaların orada ajanlara
talimat veren takım elbiseli bir adam.
Coulson seni düşman zannederek dövüşürken onun kulaklığını yakalamak tek hedefin,
aldıktan sonra tekrar başka bir binaya kaçıyor, Barton’a sinyal göndererek oradan
ayrılmasını ve bulunduğun yere gelmesini istiyorsun.
Gözlerini yere devirip Hydra’ya teslim ettiğinde diğerlerini yakalamak daha kolay.
*
Thor tanrı olsa da bir minivanı sırtına gömdüğünde oldukça devrilebilir bir tanrı. Sadece
dengesini kaybetmesi senin için yeterli, bir an sonra kafasına yediği sıkıştırılmış beton
bombasıyla yere yığıldığında adamların onu da alıyor. Çekici kaldıramasalar da hedefin
adam, çekiç değil.
İki gitti, kaldı dört.
Romanoff’un kolay gelmeyeceğinin farkındasın, sana gösterilen tüm kayıtlar onun
aralarındaki en iyi dövüşçü olduğunu söylüyor. Gerçekten de onun dövüştüğü düşmanları nasıl birer yaratıklarsa- ortadan kaldırıp kendini onun önüne koyduğunda seni ilk başta
tanımasa da onu yere çalabildiğinde gözleri büyümüş, elini kulağına götürmeye çalışıyor
ama çok geç, kulaklığı alarak metal elinle parçaladığında konuşuyor:
“Yasha, hayır-“ sana söyledikleri anahtar kelime ona cevabınken gözlerinin kapanacağını ve
uykuya dalacağını biliyorsun ama bir an, çok kısa bir an sanki ihanete uğramış gibi bakıyor.
Üç gitti, kaldı üç.
*
Yeşil olanı alt etmek zor, ancak cephanen oldukça donanımlı. Hulk uyanık duygularla
çalışıyor, sonik bir küre ve bin insanı öldürebilecek yoğunlukta uyku gazı onun küçülmesini
sağlayacak şeylerden biri.
Diye umuyorlar.
Bir binanın çatısından atlarken seni duyduğunda oraya dönen suratı sana bakıyorken sanki
bir an gülümser gibi duruyor ancak suratında patlayan sonik duvarla içine attığın gaz
kapsülü onu kızgınlıkla dolduruyor.
373
Awakencordy
merkez-masa.com
İşe yaradığına güvenmen lazım, onunla ilgilenemezsin, zira kükreyişi şehri sarsarken son iki
oyuncağın da dikkatini çekiyor.
Stark ve Rogers.
‘İkisi bir takım ve Avengerların liderleri. Biri diğerinin ele geçmesindense kolaylıkla kendini
öne sürebilir.’
Sana okuttukları rapor çok, çok kapsamlı. Anlattıklarına göre neredeyse 1.5 yıldır onlarla
temasta olan bir ajanınızı sorgulamış ve bu raporu oluşturmuşlar.
O ajan her kimse önerdiği tüm elimine yolları başarıyla sonuçlandı, raporuna işleyeceğin
ortada.
Stark ve Rogers arkadaşlarının yok olduklarını fark etmiş, şehri korumaya çalışırlarken sen
ortadan yok oluyorsun. Onların vakti farklı zaman.
*
Rogers banyodan çıktığında sen odasında onu bekliyorsun.
Uzun boylu adam elinde havlusu, seni görünce şaşırmış gibi durmazken sen sana
anlatılanlara göre gülümsüyorsun: önceki görevinde de onunla karşılaştın ve dövüştünüz,
seni tanıyor. Ne söylerse söylesin inanılmayacak.
“Evin korku kokuyor..”
Rogers giyinmeye devam ederken ‘arkadaşlarımı kaçırdığın için’ diye cevaplıyor. Sesi buz
gibi, bakışlarında ise acı var.
“Onları nereye götürdünüz? Öldürdün mü?”
Omzunu silkerken dürüstsün: sonrası seni ilgilendirmiyor.
“Bilmiyorum, benim alanım değil.”
Giyinmiş, yatağa oturarak ayakkabılarını bağlarken alanının ne olduğunu soruyor, sen de
‘elimine’ diye cevaplıyorsun. ‘Sıra sende.’
Kaşını kaldırırken ayakkabısını da bitirmiş, ‘neden ben?’ diye soruyor, cevabın açık:
“Stark en korunaklı olanınız.. Ama sen elimde olduğunda, o sadece bir kukla.”
Açık renk gözleri seni izlerken hafifçe gülüyor, ardından ayağa kalkarken ‘birlikte
olmadığımıza hiç inanmayacaksın, değil mi?’ diye sorarak omuz kayışlarını takmaya başlıyor
ama sen ayağa kalkıp ilerlerken gülümseyerek cevaplıyorsun:
“Hayır Steve, rahat ol.. Kuşanmana gerek yok..”
Aynadan sana bakıyorken sen yavaşça onun iliklediği kayışları açıyor, bir sevgilinin
dokunuşu gibi omuzlarından indirirken yüzünü onun yüzünün yanında tutarak
gülümsüyorsun:
“Sana zarar vermeyeceğim, korkma..”
374
Awakencordy
merkez-masa.com
Sert ifadesi hüzün dolu, kendisi için korkmadığını söylediğinde sen ‘hım’ diyerek onun
omzunu öpüyor, sonra da kolunu patpatlayarak gelmesini söylüyorsun. Daha yapacak çok
işiniz var.
*
Hans Zimmer, The Crystal Method (Remixer)
Why So Serious? - The Crystal Method Remix
“Geldiğimizi biliyor..”
“Tabii ki biliyor.. Kapıyı aç lütfen tatlım..”
Deniz manzaralı devasa mansiyonun önünde duruyorken Steve iç çekerek ‘Jarvis’ dediğinde
kapı açılıyor, ikiniz içeri girerken rapor bitiyor: buradan sonrası sana kalmış durumda. Ajan
bu eve hiç girememiş.
İkiniz beraber ilerlerken Steve buradan çıkamayacağını söylüyor, sense çıkmanın görev
tanımların arasında olmadığı cevabını veriyorsun. Görevin onlarla alakalı, kendinle değil.
Her yer sahil ve berraklık kokuyorken ‘güzel ev’ diyorsun, o sessizliğini koruyor. ‘Belki siz
çıktıktan sonra yerleşirim, deniz güzel gözüküyor.’
Sessizlik.
“Belki de şimdi sana bir oda veririm, nasıl fikir?”
Başını oraya çevirdiğinde elinde bir viski bardağıyla oraya gelen adama bakıyorsun. Zırhı
yok, sizi akşam yemeğine davet etmiş gibi duruyorken gülümsedikten sonra bakışları hala
sende olmasına rağmen ‘Steve?’ dediğinde yanındaki adam ‘iyiyim’ diyor. ‘Hedefi sensin
Tony.’
Stark ‘elbette benim’ derken viskisinden bir yudum alıp gülümsüyor.
Her gün tetikçilerle uğraşıyor gibi bir tavrı var.
Olabilir.
Sen Steve’e dönerek oturmasını rica ettiğinde Stark da ‘evet Steve, otur tatlım’ diye
cevaplıyor, sen ona dönünce de Stark kaşını kaldırarak cevaplıyor:
“Bilmiyor muydun, kocamı rehin alıyorsun..”
Sen onun bara gitmesini izlerken ‘o farklı şarkı söylüyor’ dediğinde Stark gülerek ‘evet’ diye
cevaplayarak anlatıyor:
“Hafiften kabullenme problemi var.. Ayrıca başka birine daha aşık, ondan..”
Sen ‘ne kadar acı’ derken o da ‘evet öyle’ diyor, ‘biz ikimiz muhteşem olabilirdik.’
Rogers ‘Tony’ derken sen salondaki duvarları incelemiş, bakışlarını tekrar Stark’a çevirirken
isterse ikinizi bir öldürebileceğini söylüyorsun, merhametsiz değilsin.
“Gerçekten yapabilir misin? Aynı anda ikimizi birden?”
375
Awakencordy
merkez-masa.com
Omuzlarını silkerek onaylarken problem olmayacağını söylüyorsun, iki elinle de kusursuz
bir tetikçisin.
Stark sana kadehini kaldırdığında sen onaylıyor, onun son içkisini içmesini izliyorken
soruyorsun:
“Nasıl yapacağız?”
“Bilmiyorum Çavuş, sen söyle..”
Sen güldüğünde o da gülümsüyor, ardından bara dayanarak anlatıyor:
“Zamanında bir tetikçi daha bana bu kadar yaklaşabilmişti, Steve bilmez.. Adam beni
öldürmeye takmıştı ama bende ne gördüyse onu tersine ikna edebilmiştim.. Sende de
aynısını yapabilme şansım yok mu?”
Gülümseyerek ‘maalesef’ dediğinde o da iç çekiyor, sonra soruyor:
“İstediğin bir şey var mı? Sana ne veriyorlarsa bende fazlası var..”
Bu sefer gülerken ‘şüphem yok’ diyorsun:
“Ev güzel-“
“Senin olsun.. Başka bir şey?”
Evi gerçekten sana verdiğini görebiliyorken hayretle gülmemek elinde değil. Bu adam neye
oynuyor?
*
“Korkudan ölüyordum ama bir yandan da umutlanmadan edemiyordum:
silahların elindeydi ama bizi vurmuyordun, elimizde umuttan başka bir şey yoktu,
ne kadar çaresiz bir durum olduğunu bilemezsin..”
*
Stark içkisindeki son yudumu da içip bardağı bara bıraktığında sen silahını kaldırıyorsun:
en azından içmesine izin verdin.
Sana bakan bakışlar korku içerisinde değil ama Rogers oldukça korkmuş durumda. Ayağa
fırlaması ve koltukların tarafından sizi izlemesi dahi yeterli bir işaret. O ayağa kalktığında
diğer silahını onun iki gözünün arasına tutunduğunda ise salondaki herkes
hareketsizleşiyor.
Stark her şeyin iyi olduğunu söylerken Kış Lastiği’nin sizi vurmayacağını eklediğinde ona
dönerek ‘o neden?’ diye soruyorsun.
“Çünkü bizi seviyor..”
Güldüğünde o rahat, devam ediyor:
“Hala vurulmadık, değil mi?”
Onu hala vurmamanın nedeninin sadece biraz daha insaflı oluşun olduğunu söylediğinde
kaşlarını kaldırarak soruyor:
376
Awakencordy
merkez-masa.com
“Sen mi insaflısın? Winter Soldier mı insaflı? Buna inanıyor musun?”
Tetiği çektiğinde onun arkasındaki cam patlıyor, o ise rahat, ‘kendi evin, kendi masrafın’
dedikten sonra devam ediyor:
“1.5 sene önce görevin Steve’i öldürmekti -aç Jarvis- ama yapamadın..”
Ortanızda bir anda bir kayıt belirirken kendini ve sana karşı koyan Rogers’ı görüyorsun,
Stark ise hızla konuşuyor, saniyeleri sayılı:
“Sen bizim arkadaşımızsın, Hydra beynini yıkadı-“ bu sefer kurşunu doğru yere sıktığında
Stark bağırarak yere yığılıyor, Rogers ise kükrüyor.
Biri gitti, kaldı bir.
*
OneRepublic – Come Home
“TONY!”
Salon sessiz, kırık camdan rüzgar içeri giriyorken ikiniz birbirinizi izliyorsunuz. Rogers
yerdeki kocasına gitmek için çırpındığı belli olsa da olduğu yerde durmuş, gözleri doluyken
konuşuyor:
“Yap.. En azından hatırlamıyorsun, bilmemen senin için daha iyi..”
Gülümsediğinde onun gözlerinden bir damla yaş akıyor fakat hala dik, hala gururlu:
“Hep bu noktaya geleceksek, bilmemen daha iyi.. Çek..”
Ne istediğini bilmeyen bir moron olduğu için tetiği çekerek onun karnına bir tane sıktığında
dizleri üzerine çöküyor. Elleri karnında, parmakları arasında bir kırmızılık oluşmaya
başlıyorken bakışlarını sana kaldırarak devam etmeni istiyor:
“Hadi.. Ben senin görevinim, bitirdiğinde huzura ereceksin..”
Neden ikisi de buna takılmış durumda? Senin huzura ihtiyacın yok.
Salonda ilerleyerek onun başına gelirken saldıracak gibi durmuyor.
“Kocanın yanında ölmek ister misin?”
Başını iki yana sallarken burada iyi olduğu cevabını veriyor. Olmak istediği yerde.
Gözlerini kısarak ona baktığında o netlikle sana bakıyor, senden başka yere bakmıyor.
‘1.5 sene önce görevin Steve’i öldürmekti ama yapamadın.’
‘Sen mi insaflısın?’
Ve çok gerilerde bir yerlerde yere yıktığın adama benzeyen bir ses:
‘Aslında haklısın, belki de öyleydi.. O çocukla bir sürü resmi var..’
377
Awakencordy
merkez-masa.com
Dönerek yerdeki adama baktığında onun yattığı yerde gözleri açık, seni izlediğini
gördüğünde dönerek tekrar Rogers’ın dizleri üzerinde duran açık renk başına bakıyorsun.
Stark’ın yaşadığından haberi yok, kanepe görüşünü engelliyor.
Ve Stark sesini çıkartmıyor.
Dişlerin sıkılı, burada neler olduğunu sorduğunda Rogers başını kaldırarak sana bakıyor ve
öyle bir ‘Bucky?’ diyor ki ‘ben o değilim’ diyerek silahını onun suratına gömerken bir yandan
da neden bu kadar şiddetle karşı çıktığını düşünüyorsun.
Bucky kim?
Yüzünü toparlamaya çalışan adamdan gerilerken açıklamasını istediğinde Rogers hızla,
ısrarla anlatıyor: Hydra seni ele geçirdi, hatırladığın şeyleri düşün, çok geriye
gidemeyeceksin, sen bizim arkadaşımızsın, sana silah kaldırmayacağız.
O sırada etrafında onlarca farklı hologram beliriyor: kimi hareketsiz, kimi ise hareketli, seni
ve diğer ikisini gösteriyor: konuşurken, kavga ederken, öpüşürken?
Başını çevirerek hala yerde yatan adama baktığında o sol elini kaldırarak yüzüksüzlüğü
gösteriyor. Evli değiller.
Neden raporda evli oldukları yazıyor?
Her şey doğruyken neden bu yanlış?
Görüntüde sen ve Rogers bir sokağın ortasında öpüşüyorsunuz-gerçek gibi, istek var, sen ona
kollarını doluyorsun-yanınızdan geçen bir adama yumruk atan da sensin.
Nefeslerin hızlı, birini kazara vurmamak için silahı parmakların arasından bıraktığında o
vurulmuş olmasına rağmen ayağa kalkarak sana geliyor“Winter, lütfen-“ başını iki yana sallarken ‘hayır’ diyorsun. Burada bir şey dönüyor.
Olanlar doğru değil, bir şey var.
Rogers bir adım daha atarken sen içgüdüne güveniyorsun: o kadın ihanete uğradı.
Söylediğin adresi birileri ezberler diye umduktan sonra Rogers’ın suratına bir yumruk daha
patlatıp geri dönerek koşuyor, mansiyondan çıkıyorsun.
Gerisi onların problemi.
*
“Steve, yaralısın dostum!”
Steve iyi olduğunu söyleyerek onun çıkmasına yardım ederken Clint Natasha’nın iyi
olduğunu söyler. Kızgın, ama iyi.
Thor Steve’in oturttuğu ambulans sedyesinde bir dev gibi gözükse de elleri karnına
bastırarak durumunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da konuşuyor:
“Steve, arkadaşın kim bilmiyorum ama oldukça tehlikeli olduğu kesin..”
378
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve sonunda bir doktorun bakımını -kana dokunmak yok doktor- kabul ettikten sonra
gülerek bildiğini söyler, ardından cevaplar:
“Sen benim yerimde olsan ne yapardın Thor? Pes eder miydin?”
Thor başını iki yana sallarken Loki’den hiç vazgeçmediğini söylediğinde Steve de derin bir
nefes alır, sokağın ortasında Hulk’a dönen Bruce’u görürken gülüyor, ne yapacaklarını
bilmediği cevabını verir..
*
Önünde uzanan kule bir yılbaşı ağacı gibi parlıyorken muhtemelen sokağa girdiğin andan
beri burada olduğunun farkındalar ama içeri girmene izin veriyorlar.
Kimse seni durdurmuyorken asansör nereye gitmek istediğini sorduğunda ‘Stark’ diyorsun,
bütün bina Stark olmasına rağmen o anlamış olmalı ki hareket ediyor.
Kapılar tekrar açıldığında suratına doğrultulmuş yay ve ok şaşırtıcı değil, cevabın ise hazır:
“Onu öldürmedim, değil mi?”
“5 saat ameliyatta kaldı!”
“Belki de serumu o kadar iyi değildir, ne dersin?”
Barton kaşlarını çatarken ‘Steve değil, Tony!’ dediğinde sen ‘oh’ diyorsun, evet, onu
ıskaladın.
“Nah! Sen ıskalamazsın, neden kabul etmiyorsun?”
Onun okunu elinle ittirerek içeri girerken bu sefer ıskaladığını söylediğinde Barton ısrarcı,
cevaplıyor:
“Iskalamadın! Bizi öldüremiyorsun, kabul et-“ arkandaki yayı yakalayıp bir an sonra onun
suratına tutsan da pek de korkmuş değil, tekrarlıyor:
“Görüntüleri izledim: ıskalamadın.”
Gülümserken ‘ve?’ dediğinde o aynı oku tutarak seni daha da yakına çekiyor, kendi boynuna
dayıyorken cevaplıyor:
“Ve’si gerizekalı: buraya neden geldiğini söylemeden bu koridordan çıkamazsın, her yer
kilitli..”
Ondan şüphen yok, ancak geliş sebebini söylemek ona katılmakla eş değer olmayacak mı?
Derin bir nefes aldığında bu adam her şeyi görebilen biri olmalı, soruyor:
“Bize inanma ihtimalin var mı?”
Onun gözlerine bakarken hepsinin kahraman olduğunu söylüyorsun ama Hydra da onun evineden anlamıyorsun? Görevimi yapıyorum, sen de Avengerların tetikçisisin, değil mi?
“Ben kimin için ok atacağımı seçiyorum, sen seçmiyorsun! İsteseydin problem olmazdı, seni
alnının ortasından ben vururdum.. Ama istemiyorsun, imkan verildiğinde sen onları
öldürdün, kaç tane üssü yıktın, hepsini parçaladın.. Seni yakaladıkları zaman da seni inşa
ettikleri yerden dönüyordun.. Yalan söylemiyorum, eğitimin bunu göremiyor mu?”
379
Awakencordy
merkez-masa.com
Problem de o. Hepsi en başından beri inandıkları doğruları söylüyorlar.
“Görevim-“
“Görevlerini aşabiliyorsun.. Jarvis, usb-“ tavandaki bir delikten bir usb yere düştüğünde
birbirinizi bırakıyorsunuz, o da alıp sana atarken konuşuyor:
“Kanıt.”
Onu incelerken o neden geldiğini sorunca sen de cevaplıyorsun:
“Romanoff.. Ona kullandığım kilidin anahtarını öğrendim.. Silmek istiyorsa biliyorum.”
Karşındaki adamın gözleri kocaman olduğunda sen rahatsız, bakışlarını kaçırarak evin
duvarlarına bakıyorken arkanda bir gölge hissettiğinde oraya dönünce Romanoff’u
görüyorsun.
“Seni öldürmemem için Steve bana yalvardı, belki bilmek istersin..”
Şüphen yok.
“Söyledikleriniz doğruysa, talimatla yaptığım ortada. Ama ters anahtarı ben buldum.”
Seni izliyorken o kadar soğuk ki, eriyebilecekmiş gibi durmuyor, sense istiyorsa
söyleyebileceğini söylüyorsun. Onayladığında dört kelimeden oluşan anahtar onun
yutkunmasına neden oluyor, sen sustuğunda ise o denemeni söylüyor.
Onu yere yıktığın anahtarı tekrarladığında bu sefer sakinlikle sana bakmaya devam
ettiğinde de başını sallıyor ve affettiğini söylüyor.
İçinde bir yerlerde hala sevdikleri o adam var, onu bulup geri dön, yoksa kızacak.
Dönüp uzaklaştığında asansör kapısı da açılıyor, sen içeri giriyorsun.
*
John Legend – All of Me - Tiësto's Birthday Treatment Remix - Radio Edit
“Tony Stark uğradığı suikast girişimi sonrası halen yaşıyor olmasını bu gece büyük bir parti
vererek kutluyor sayın seyirciler!”
Kulenin önündeki haberciler ordusu canlı yayın yapıyorken senin hedefin farklı.
1 ay önce vurduğun adam bu gece tüm şehre bir parti ısmarlıyor ve ısrarla herkesi
beklediğini ilan ediyorken senin üzerine alınmaman imkansız.
*
Teras katta yüzlerce insan dans ediyorken sen çatıdan izliyor, inceliyorsun. Çatıya güvenlik
koymamış olması imkansız, burada olduğunu biliyor ama sesini çıkartmıyor.
Sana güvenmeleri delilik.
Barton’un sana verdiği usb birkaç geceni karanlıklara boğsa ve sonrasında onu parçalasan
da inanmamak için bir sebebin yok: tüm kütüphaneler aynı şeyi söylüyor, tüm videolar,
kayıtlar, görseller aynı masalı okuyor.
380
Awakencordy
merkez-masa.com
Bu insanlar senin yanındaydılar.
Ve sen onlara da ihanet ettin.
İleride Rogers zorla çekildiği bir dansın ortasında olduğu belli, ona sürtünen Romanoff’un
davranışları altında kıvranıyor, birkaç dakika sonra ise Stark ve Barton yardımına
koşuyorken Stark aslan payını kaparak onu kendisine saklıyor.
İkisi onca kalabalığın ortasında kendi dünyalarını kurabilenlerden, Stark onun beline
kollarını dolayarak başını da ona gizliyorken Rogers da gözleri kapalı, ona sarıldığında
hissettiğin şey oldukça net ve yeni.
Kıskançlık.
*
Kalabalığın içinde ilerlerken dans edenler sana uzansa da bir şey kapamıyor, onları aşarak
hedefine yaklaşırken o seni görünce gözleri büyüyerek dikleşiyor, Stark da o yana dönerken
sen onu çekerek Rogers’ın önünde dikildiğinde Stark vızıldıyor:
“Hey, benim partim-“ elin onun boynunda, susmasını sağladığında kimsenin sizlere
aldırmaması şahane. Adamı her gün birileri boğazlıyor olmalı.
Rogers burada ne işin olduğunu fısıldarken sen başını onun başına yaklaştırmış,
dudaklarınız yan yanayken ‘beni böyle mi aşıyorsun Rogers?’ diye sorduğunda onun nefesini
kesiyorsun.
“Belki de birinin beni yine tetiklemesini bekliyordun..”
Mavi gözleri korkuyla dolu, hatırlayıp hatırlamadığını sorduğunda cevap vermiyorsun çünkü hatırlamıyorsun- ama ifadesi yeterince açıklayıcı:
“Neyi hatırlamam gerek? Beni nasıl unuttuğunu mu?”
Steve boğuk bir ses çıkartırken öyle bir şeyin mümkün olmadığını söylüyor, Stark ise bir şey
söylüyorken sen boğazını biraz daha sıktığında o hırıldıyor:
“Pasta-“ o tarafa baktığında gelen devasa pastayı görünce onu bırakıyorsun, o da onur
konuğu olarak oraya giderken sen Rogers’ı kolundan yakalayıp aksi yöne sürüklüyor, ondan
uzaklaştırıyorsun.
Kolonlardan biri boş, onu arkasına attığında kaldığın yerden devam ederek neyi hatırlaman
gerektiğini soruyorsun: kocanla nasıl mutlu olduğunu mu?
“Onunla birlikte değilim-“
“Belli oluyor, evlilik partiniz-“
“Neden hep bunu tartışıyoruz?”
Kızgınlıkla ona baktığında o hayret içerisinde, inanamayarak soruyor:
“Kıskanıyor musun?”
“Onu seviyor musun?”
“Cevap verecek misin?”
“Vereceksen evet..”
381
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve buna gülerken ‘evet seviyorum’ dediğinde sen dişlerini sıkıyorsun, o ise devam ediyor:
“Ama öyle değil, onu vurduğun gece sana söylemedi mi-“ atılarak onun dudaklarını
ısırdığında çevrenizdeki kimsenin karşı koymayacağı tek şiddet yolunun bu olduğunu
düşündüğün için buna başvurduğunu düşünsen de Rogers’ın kolları seni sardığında beynine
üşüşenler aksini söylüyor.
Tekrar tekrar izlediğin banttaki gibi seni tutuyor: bırakmayacakmış gibi.
Ellerin onun saçlarına girerek sıktığında hafif bir ses çıkartıyor, sense dudakları arasına
girerken onun dilini sertçe ısırdığında o şokla bağırıyor, sen ondan kurtulurken
cevaplıyorsun:
“Ben o değilim. Git kocanla seviş.”
Eli ağzında, şokla sana bakıyorken dönerek çıkışa gittiğinde kimse seni durdurmuyor.
*
Christina Perri – one night
“Seni seviyorum, sen uğruna savaşa geldiğim şeysin, uğruna yapmayacağım bir şey yok ama
her ne olacaksak sırf sen hazır olduğun için hazır olmak zorunda değilim, anlıyor musun?”
Gözlerini açtığında nefeslerin hızlı, kararın ise kesin.
*
Çatıdan terasa atladığında alarmların sessizce öttüğünü bilsen de salondaki adam
kanepeden başını kaldırarak sana baktığında dünya duruyor.
Avengers Kulesi sessiz, içeride uyuyorlar, öldürülebilirler ve Steve kimseye haber vermiyor.
Sarışın adam tabletini kenara bırakıp ayağa kalkarken onu izliyorsun: eşofmanları rahat,
kasları yumuşak.
Kapı açılıp o dışarı çıktığında saçları sert rüzgarla uçuşuyor, sesi ise sakin:
“Hey..”
Sense kızgınlık dolusun.
“Hey? Dünyanın en iyi korunan binasını aştım, güvende uyuduğunu mu sanıyorsun Rogers?’
Başını iki yana sallarken güvende uyuduğunu bildiğini söylese de sen gülerek cevaplıyorsun:
“Burada mı? Düşmanlara davetiye çıkartırken? Ancak Stark kibri.. Kim evinin balkonuna
özel platform koyar, tabii ki sevgilin!”
Rogers bu gece oltaya düşecek gibi değil, sakince seni izliyorken sen daha da sinirleniyor,
ilerleyerek onu cam duvara ittirirken tıslıyorsun:
“Erkek arkadaşını öldürmemi ister misin? Sen odaya gidene kadar onu öldürebilirim..”
Bildiğini söylediğinde ellerin onun tişörtünü sıkmış, soruyorsun:
382
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hala reddetmiyorsun, değil mi?”
O ise sakin, soruyor:
“İstediğini söyle, ne Tony ne de ben bundan vazgeçeceğiz: peşini bırakmayacağım.”
Güldüğünde öylesine ciddi duruyor ki bir an tüm bu oyunları sonlandırmak isterken
yanınızdaki uçurumu izleyerek soruyorsun:
“Buradan atlasam sence ölür müyüm?”
Bir anda büyüyen gözleri istediğin tepkiyi verdiğinde sorun açık, hazır:
“Birlikte misiniz Rogers?”
Başını iki yana sallarken ‘sadece sen’ diyor, ‘istesen de, istemesen de.’
Ona aptal olduğunu söylediğinde ise tek bir cevabı var: ‘aptalların hikayeleri en güzel
olanlardır, sen söylemiştin’ sense ona uzanırken kızgın, aptalları sevmediğini hırıldıyorsun.
O da öyle söylemişti.
Dudaklarınız birbirine geçtiğinde ondaki gevşeme senin damarlarını ısıtıyor: bu adam nasıl
hep seni istiyor? Ellerin onun saçlarına girerken dünyanın değiştiğini hissetmemek mümkün
değil, başını çekerek ondan ayrıldığında ise o hızlı, fısıldıyor:
“Gitme lütfen, yeter, daha fazla dayanamıyorum Buck-“ onun dudağını ısırdığında özür
diliyor, ardından eli saçlarına girerken senden çıkan ses korkutucu, o da gözlerine bakarken
fısıldıyor:
“Beni öptün.. Beni öptün ve dünya değişti, tekrar gitme-“ uzanarak onu tekrar öptüğünde
seni okuyabildiği için ondan nefret ediyorsun.
Ama nedense aşk gibi hissettiriyor.
*
Bir odaya düştüğünüzde ışıklar yansa da umurunda değil, onun tişörtünü çekerek
fırlattığında o gülüyor, sense çenesini kapatmasını söyleyerek onu kendine çekip tekrar
sıcaklığını üzerine çekiyorsun.
Bir daha üşümek yok, yoksa onu öldüreceksin.
Gülümseyerek boynunu öperken gitmeyeceğini fısıldadığında kalbin biraz daha sakinleşiyor.
Giden hep sensin, o hep peşinden gelecek, yolun sonuna kadar.
İnanmayı o kadar istiyorsun ki nefessizlik canını yakıyor.
Yavaşça başını çevirerek onu yine öperken eli yüzünü tutuyor, tam onun dudağını hafifçe
dişlerken kapı açılarak Stark bağırıyor:
“Steve, aşkın binada-GÖZLERİM! JARVIS!”
383
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve inlerken sen memnun, Stark’ın görmesini istiyorsun. Hepsini görsün: bunun hepsi
senin, onun değil, senin.
Senin.
İçin tatlı bir ürpertiyle titrerken elin Rogers’ın sırtından inip onun pantolonundan içeri
giriyor, Stark ise bağırıyorken ayrılmanızı emrediyor, o kimseyle yatmıyorsa siz de
yatmayacaksınız, ayrılın, ayrılın dedim!
Onun kolunu kopartma arzusuyla dolsan da başka bir sebepten ayırdığı belli.
“Benimle geliyorsun, beynine bakacağız.”
Steve seni yalnız bırakmayacağını söylediğinde nefesini bırakarak onaylıyorsun.
Peki.
*
Pharrell Williams – Happy
Stark’ın ses geçirmeyen camlı kapılarından içeri girdiğinde içerideki müzik sizi karşılıyor,
sen kaşlarını kaldırırken ‘gerçekten mi?’ desen de Stark seni sürüklemeye devam ederek
konuşuyor:
“Seks seslerini bastırıyor-“
“Camlar ses geçirmiyor Stark-“
“Ruhum duyuyor.. Otur.”
Söz dinleyerek otururken Steve’in nerede olduğuna bakıyor, onun müziğe farkında olmadan
başını sallayarak yavaş yavaş yürüdüğünü ve yerdeki çöpleri topladığını gördüğünde ise için
yine aynı ince sıcaklıkla doluyor.
Senin. İstersen.
“Bana bak aşk çocuğu-“ bakışlarını ona çevirdiğinde gözüne dalan ışıkla geriye kaçsan da
seni saçından yakalayıp öne çekiyor, sinir dolu bir ses çıkarttığında da bir köpeği susturur
gibi ‘şişt’lediğinde sen cevaplıyorsun:
“Tetiklenip kafanı kopartırsam ne olacak?”
Işık diğer gözüne geçerken ‘beni vurdun gerizekalı, daha ne yapacaksın?’ dediğinde sesin
kesiliyor, o da ışığı kapatıp geri çekilirken ‘ne oldu?’ diye soruyor, ‘sustun mu?’
Pis pis baktığında o keyifli, geriye seslenerek konuşuyor:
“Steve, aşkının sesini kestim!”
Sen derin bir nefes alırken o yeni bir çekmece çekiyor, Steve ise çöpleri atmaya gitmiş,
sizlerle ilgilenmezken sen soruyorsun:
“Nasıl onu bırakabiliyorsun?”
384
Awakencordy
merkez-masa.com
Stark tornavidalardan birkaçının uçlarını inceliyor ve üflüyorken ‘senden daha iyi olduğum
için’ dediğinde cevap vermiyorsun.
O ise ne kullanacağını seçmiş, taburesine oturarak kendini önüne sürdükten sonra
tornavidalı elleri dizlerinde, sana bakarak cevaplıyor:
“Seni seviyor.. Beni de seviyor ama seni daha fazla seviyor.. Sen varken beni ‘Steve ve Tony’
olarak seviyor, bana yeter.. ‘Steve ve Tony’ olmak bir gün bitebilecek bir aşktan daha
sağlam..”
“Steve ve Winter bitebilecek bir şey mi?”
Sırıtırken ‘aşk diyemiyorsun, değil mi?’ dediğinde reddediyorsun, o da cevaplıyor:
“Sizin bitebileceğinizi sanmıyorum.. Filmlerde anlatılan şeylerdensiniz, insanlar size para
veriyor..”
İnsanların sen görmeyeli oldukça değişmiş olması gerektiğini mırıldandığında gülerek ‘öyle’
diyor, ‘hepimiz deliyiz, şimdi kolunu aç.’
Bir an emin olamasan da ardından üzerindeki ceketi çıkartıp yere bıraktığında ona nasıl bir
şey verdiğinin farkında, bu sefer şaka yapmıyor. Üzerindeki kazağı çıkartıp onu da yere
attığında biri seni ilk defa olduğun gibi görüyor. Yarı insan, yarı makine. Yarı burada, yarı
yok.
Stark derin bir nefes alarak gözleriyle seni ve kolunu incelerken fark ettiğinde sesin ince,
soruyorsun:
“Odaya girerken ne göreceğini biliyordun..”
Onayladığında neden girdiğini sorunca tornavidasını elinde döndürerek cevaplıyor:
“İlk defa soyunduğunda odada bir şaperon olması gerektiğini düşündüm, haksız da
sayılmam, şu an saldırı pozisyonundasın, ellerini aç..”
Bakışlarını aşağı indirdiğinde gerçekten de her an atılacak gibi olduğunu görerek zorla,
bilinçle kendini açtığında memnun bir ses çıkartıyor, sen de hafifçe gülerken onaylıyorsun.
Evet, belki de senden daha iyidir.
“Steve seninle birlikte olmalı-“ bu verebileceğin en büyük övgü, gizli özür ve barış dalı iken
Stark en zekilerden, gülümseyerek cevaplıyor:
“Değil mi?”
Bakışlarını kaldırarak ona baktığında gözlerinde çok şey görmüşlüğün olgunluğu var. Onca
şamataya ve karışık harflere, güvensizlik ve korkulara rağmen rapor doğru: Stark en
sağlamları.
İkiniz birbirinizi izliyor -ve bir anlaşmaya varıyorken- Steve içeri girdiğinde yolda kalmış,
gerginlikle soruyor:
“Tony?”
Tony başını çevirerek ona baktığında sen de onun ardından başını çevirerek Steve’e
bakıyorsun.
385
Awakencordy
merkez-masa.com
Yolun ortasında durmuş, ikinizi izliyorken kendini iki farklı gelecekten biri olarak
gördüğünde Stark’ın neyi durdurduğunu anlamak kolay: sen ona ne verebiliyorsun?
Tabureyi iterek kalktığında Stark sana dönüyor, sense yerden kazak ve ceketini alırken
konuşuyorsun:
“Gitmem gerek..”
Steve ‘neden-‘ dese de Stark ‘dert değil, sonra yaparız’ diyor, eliyle gitmeni işaret ederken
başka bir kapı açıldığında ona minnettarsın, Steve’in tarafından gitmeyeceksin.
Rogers daha ne olduğunu anlamadan sen dışarıdasın, konuşan evi sana yol göstererek seni
kimseyle karşılaştırmadan sokağa bıraktığında da hava ciğerlerini dolduruyor, iyi geliyor.
Bucky bile ona daha fazla şey verebilirdi. Steve de ona çok şey verdi.
Bir sonraki adımında beyninde çınlayan ses ayağını yerden keserken bir adam “dostum hey”
diyerek seni doğrultuyor, sen ona başını sallarken kafan farklı bir yerde, sesler karışık.
‘Herkes cepheye bir resim götürüyor. Benim sana dair hiç resmim yok Steve.’
Oh hayır.
*
Kodaline – High Hopes
Şehirdeki en eski bankanın dışındaki duvarda yere çökmüş, ellerin başında, ileri geri
sallanarak hatırlamaya çalıştığın her an bir diğerinden daha da kıstırıcı.
Buraya birden fazla kere geldin, neden? Savaşa giden Bucky’nin birkaç eşyayı bırakması
doğal, hepsini Steve’in açıp aldırtması da öyle. Ama başka bir şeyler daha var, neler var?
Bir şeyler var.
Başını kaldırarak ellerin arasından gökyüzüne bakıyorken tanıdık bir açı arıyor,
hatırlamaya çalışıyorsun. Önemli bir şey var, bilmen gereken bir şey var.
‘Rogers’ın kıymetli eşyalarını sakladığı kasayı Amerikan polisleri bulmadan önce açtık
efendim, içinde şüphe uyandıran pek bir şey yok.’
‘Pek bir şey? Şüphe uyandıran ne var?’
‘Burada, bu resimler. Bunlar kopyaları, orijinallerini ajanımız orada kendi kasasına sakladı,
bina dışı riski almadık.’
Birileri sen buzdan çözünürken yanında konuşuyordu. Değil mi?
Ajanın adı neydi? Neydi?
Başın çatlayacakmışçasına acıyorken birisi önüne bir çeyreklik bırakıp yoluna devam
ettiğinde kaşlarını çatarak arkasından bakıyorsun: bir şey dilenmiyordun.
Dilensen de o para değil. Sadece biraz daha net, biraz daha keskin,-
386
Awakencordy
merkez-masa.com
‘Ariana Sitwell, derin ajanlarımızdan, evlenmesi gereken subaydan bebek bekliyor, adını
sizin adınız koyacak efendim-‘
Fırlayarak içeri gittiğinde gişedeki kadın bir an korksa da sen derin bir nefes almış, Ariana
Sitwell’in kasasını görmek istediğini söylediğinde kadın senin Ariana olmadığını söylese de
sen Winter’sın, açamayacağın kapı mı var?
Gülümsediğinde kadının göz bebekleri büyüyor, sen de cevaplıyorsun:
“Büyükannemdi, şifreyi biliyorum..”
Kadın kasaları mahkeme kağıdı ya da parmak iziyle açtıklarını söylediğinde sen onun
camına eğilerek cevaplıyorsun:
“Tatlım, bu o kasalardan değil.. Kayıtlarına bak, 1940 kasası, sadece harfli kilitle açılıyor,
sen bile bulamazsın, hım?”
Genç kadın kaşlarını çatarak sistemine döndüğünde bir süre sonra bakışları sana yükseliyor,
ardından konuşuyor:
“Tek bir deneme hakkınız var efendim, kapak açılana kadar da yanınızda olmamız
gerekiyor-“
“Problem değil.. Alt tarafı eski ıvır zıvırlar..”
Kadın başını salladığında sen ona göz kırparak inci bir şeyler çıkarsa ona vereceğini
söylediğinde o gülerek önüne dönüyor, giriş gerçekleştiriyor.
*
“Burada..”
Ona teşekkür ederek duvardaki kasaya ilerleyip gözlerinle inceliyor, ardından sağlam elinle
şifreyi girmeye başlıyorsun.
J-A-S-P-E-R-_-_
İki harflik daha boşluk var.
H-H
Hail Hydra.
Kapak açıldığında görevli memnun, dönerek merdivenlere gidiyor, sen de anahtarla açtığın
kasayı rafından çekiyorsun. İçinde bir tarih olmalı.
Hydra’nın bu kadının kasasına hiç başvurmamış olması ilginç, kadın ya hala yaşıyor ve
görevine devam ediyor, ya da kimse fark etmeden öldü ve kasasında bir şey yok.
Kapağı kaldırdığında içinde birkaç pasaport, birkaç ona ait olduğunu düşündüğün resim ve
en dipte bir zarf buluyorsun. Üzerinde bir mühür var ve üzerinde H-H yazıyor.
Mührü kırıp zarfı açtığında eline düşen şey bir şerit ve sıra sıra fotoğraflar.
Miden kasılıyorken parmakların arasında tuttuğun şey dev bir hazine.
387
Awakencordy
merkez-masa.com
*
“Merhaba.. Benim de bir kasam var, onu da açabilir miyim?”
Genç kadın bu sefer ‘sizin kasanız yeni sistemde olmalı’ diyor, bu sefer ezbere bildiği
kuralların kitabına sığınıyorken anahtarın olup olmadığını sorunca ‘hayır’ diyorsun ama sağ
elini kaldırırken gösteriyorsun:
“Bu var, yetmez mi?”
Kumral kadın gülmeye başladığında sen de sırıtıyor, istediği tablaya baş parmağını
bastırıyorsun. ‘Kağıttaki parmak izlerini de dijitale aktardık, böylece artık tüm kasalarınız
gözükebiliyor’ derken ekrana bakmış, soruyor:
“İki kasayı da istiyor musunuz Bay Barnes?”
İki?
*
Harry Gregson-Williams – Kayla
Kasalardan biri ne zaman açtığını bilmediğin ama açtığını bildiğin bir kasa; Steve Barnes
adına kayıtlı gözüküyor.
Steve Barnes.
Hafifçe gülerken 16 yaşında genç bir kız olsan deftere yazacağın isim içini sızlatıyor. Steve
Barnes, James Rogers, imkansız hayaller.
Kadın iki kasayı da önüne koyup sana gülümsedikten sonra seni odada yalnız bırakıyor, sen
de sırayla kapakları açıyorsun.
Önce askere giden Bucky’nin kasası.
Smithsonian’da gördüğün ve Steve’in bağışladığı söylenen şeyleri bildiğin için kasanın boş
olmasını ve hatta kapatılmış olmasını umsan da açık ve içi-dolu?
İskemleye oturarak yavaşça içindekileri çıkartmaya başladığında hissettiğin şey heyecana
benziyor.
Bir sürü minik şey var, belki değerli, belki değersiz. Steve bunları neden almadı?
Gülümseyen bir kadının resmi var, küçük siyah saçlı bir çocuğa sarılmış. Sen misin?
İki çocuk, biri siyah, biri sarı, gerilerindeki göl kenarının ötesinde birbirlerinin cılız
omuzlarına sarılmış, dişsiz ağızlarıyla objektife gülüyorlar.
Siz.
Eski resimleri, bir şişe açacağını, birkaç sinema biletini geçerken katlı bir kağıt gördüğünde
onu açıyor, resme bakıyorsun.
Steve’in çizdiği belli.
388
Awakencordy
merkez-masa.com
Sıcak bir gün olmalı, altında sadece külodun var, çarşafa yarı dolanmış, kendinden geçmiş
gibi uyuyorsun. Tüllerden biri rüzgarla havalanmış, yastıklardan birinde başın, diğerinde de
kolun var. Gerisinde ise hala hafifçe çöküntü duran bir boşluk.
Sen daha ağır olansın.
Steve’in tarafında, yüzün onun yastığına gömülü uyuyorsun.
Bunu sana mı verdi? Sen mi çaldın? Muhtemelen çaldın.
Resmi katlayıp yerine koyarken kendinde bir şey almaya dair hak görmüyorsun. Bu adam
öldü. Ne kadar aynı olsanız da bunlar savaşa giden ve geri dönemeyecek bir adamın en
kıymetli gördüğü şeyler.
Sense savaşsın.
Kapağı kapatıp hepsini olduğu gibi bıraktıktan sonra diğer kasaya uzanıyorsun.
Steve Barnes’ın kasası.
Neden açtın? Sen mi açtın? Belki de beraber açmışsınızdır.
Kapağı kaldırdığında içeride üç şey var.
Bir rozet, bir anahtar, bir de mektup.
Sana.
*
Henry Jackman – Fallen
Elinde açmaktan korktuğun bir mektup, kasadaki diğer şeyleri inceliyorsun. Anahtar
kasanın anahtarı. Bir daha dönmeyeceğini düşündüğün ortada. Biri seni kırmasaydı
dönmemiş olacağın da öyle.
Rozet hakkında bir fikrin yok ancak Steve’in kalkanı oluşu ayrı bir muamma.
Neden buraya gelip bir kasa açtın? Neden Steve’in rozeti var?
İç çekerek katlı kağıdı açarken kendi el yazını pek de iyi bilmediğini fark etmen seni
güldürse de uzun bir açıklama yerine tek bir satır görmek midene oturuyor.
Bugün bir adamın hayatını kurtardın.
*
Uzunca bir süre bir türlü hatırlamadığın üç objeyi inceledikten sonra üçünü de alıp kasayı
boş olarak kapatıyor, sonra da kalkarak dışarı çıkıyorken anlamaya çalışıyorsun.
Bir mektup, bir anahtar, bir rozet ve bir şerit fotoğraf.
Hayatının farklı evrelerinden objeler cebinde ağırlık yapıyorken bankanın lobisinde seni
bekleyeni görünce iyice tepen atıyor.
389
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ne istiyorsun?”
Rogers sana ilerlerken endişelendiğini söylüyor, neden gittin? Ne düşündüysen beraber
halledebiliriz, sadece konuşmamız yeterOnu geçerken güldüğünde o ‘Winter’ diyerek peşinden geliyor, ikiniz kaldırıma çıkınca da
devam ediyor:
“Tony neden bahsettiğinizi söylemiyor-“ sen tepen atarak ona dönerken elindeki rozeti
kaldırdığında kaşlarını çatarak sana bakıp anlamaya çalışıyor ama senin kafanda hala aynı
şey var: seçmesi gereken yol Stark, sen değilsin.
Rozeti ona atarken gerçekleri onun için büküyor, tıslıyorsun:
“Al Rogers, kalkanın! Sevgiline bıraktığın şeylerden biri daha!”
Göğsüne çarparak yere düşen rozeti alırken şaşkın, inceledikten sonra cevaplıyor:
“Bunu sana ben vermedim.. Bunları ben öldükten sonra yaptılar..”
Muhtemelen doğru. Senin kasandan çıktı. Ama sana o vermedi. Kim verdi? Sen mi buldun.
Stark?
Kafan bulanık, sadece Steve’in seni bırakmasını ve hak ettiği hayatı almasını istiyorken
kızgın, konuşuyorsun:
“Hepsi bir numara, sana bağlanmamı istiyorsun, paranız var, hepsini yapabilecek gücünüz
var-“
Ne yapıyor?
Elindeki rozetin iğnesini açmış, senin yüzüne bakmadan ceketinin yakasına uzanarak rozeti
kumaşa takarken sen boğulacak gibi bir şokla izliyorsun: bu onun kalkanı.
“Bunu kim sana verdiyse, doğru karar vermiş.. Kalkanım benden başka sadece senin..”
Deli olmalı. Hala inat ediyor.
Onun eline vurarak ittirdiğinde sana bakıyor, sense anlatmaya çalışarak cevaplıyorsun:
“Görevim sendin Steve, hala sensin, anlamıyor musun!? Benden ne istiyorsun? Benimle nasıl
bir gelecek hayal ediyorsun? Her an seni öldürebilirim, bir gün kaçamayacaksın, bir gün
tetiği kıramayacaksın, o zaman ne olacak?”
Çevrenizden geçenler size endişeli bakışlar atsa da Steve rahat, cevaplıyor:
“Şimdiyi yaşamış olacağım. O zamana kadar kurtardıkların yetecek. Şimdi bile yüzlerce
hayatı kurtarıyorsun Winter.. Sadece Hydra’yı kendin çökerterek de değil, bizi öldürmediğin
her an Avengerların kurtarabileceği milyonları da kurtarıyorsun.. Bir hayat kurtarmak bile
ne kadar önemli, bir fikrin var mı?”
Var. Cebini yakıyor.
Derin bir nefes alarak başını düşürdüğünde o kollarını tutup sakin, konuşuyor:
390
Awakencordy
merkez-masa.com
“Aşabiliriz.. Seni ne rahatsız ediyorsa-“
“Hepsi.. Her şey.. Kafam yerinde değil ve sen benden bir ilişki istiyorsun!”
Bu sefer yanınızdan geçen bir kadın oldukça ciddi bir endişeyle size bakıp Steve’e de oldukça
kızgın bakarken Steve ‘öyle değil’ diyor ama öyle.
Öyle.
Kadın ondan ikna olmamış, sana dönerken ‘tatlım’ diyor, ‘yardıma ihtiyacın var mı? İleriki
köşede polis var, hemen çağırabiliriz, bu adamı tanıyor musun?’
Steve şaşkına dönmüş, elbette tanıdığını söylese de sen iç çekerken ‘hayır’ diyorsun, bu sefer
hayretle sana dönünce devam ediyorsun:
“Hayır.. Sen hazırsın diye, ben değilim..”
Onu geçiyor, kadınla birlikte ilerlerken polise gitmeyecek olsan da bir süre onunla
yürüyorsun.
Normal hissettiriyor.
*
“Neden bana katlanıyorsun? Kaç kere fikrimi değiştirdim, bir çektim beş ittim,
her seferinde kaos yarattım-“ ikiniz jetten çıkarken bunu duyunca açıklıkta
dönerek seni göğsünden çekiyor, jetin kenarına dayayarak öperken sen hafif bir
‘of’la onu tutuyorsun.
Yanınızdan geçen adımlar görevinin bu olmadığını söylüyor, arabayı
getireceğini ekleyip aşağı iniyorken Steve önce üst dudağını, sonra alt dudağını
öperek ayrılıyor ve geri çekilirken gözlerini açarak cevaplıyor:
“Hep geri döndün.. Önemli olan o.. Şimdi de kaçabilirsin, bu benim sevgimi
silmiyor..”
Ona bakarak ‘ama neden?’ derken ciddisin. Sende sevilecek ne var? Ne kaldı?
Baş parmağı ıslattığı dudağını silerken kendi dudaklarında hafif bir gülümseme,
‘iyi kalpli psikopat’ diyor, geçerli bir nedenmiş gibi.
Sanki.
*
Koop – Koop Island Blues
Otel odanın kapısının altından atılan Stark logolu zarfın içinden çıkan biletin seni getirdiği
yer sinir bozucu derecede Stark kokuyor.
Ada muhtemelen adamın.
391
Awakencordy
merkez-masa.com
Seni oraya bırakan tekne kaptanı tüm tatilin boyunca burada bekleyeceğini, istediğin her an
karaya dönebileceğini söylediğinde adamın kafasını kopartmadan iskeleye geçip devasa tatil
evine gidiyor, o sırada başına ne geleceğini merak ediyorsun.
Açık kapılardan içeri girdiğinde bu ev de konuşuyor:
“Merhaba efendim, Bay Stark size sevgilerini göndermemi söylediler, bilgi vermek isterim..”
Etrafına bakınırken onun nerede olduğunu sorduğunda New York’ta olduğu cevabı geliyor.
Ancak eğer isterseniz 2 saat içerisinde burada olabilir, istiyor musunuz?
Gıcıklığına istediğinde ev ileteceğini söylüyor, sen de elinde çantan, basamakları çıkarken
etrafı inceliyorsun.
*
Verandada oturmuş, güneşin batışını izliyorken gökyüzünden kayan yıldız önündeki sahile
iniyor, zırh açılıp içinden Stark’ı çıkartırken parçalar arkada kendini topluyor, Stark da sana
ilerleyerek soruyor:
“Beni emretmişsiniz lordum?”
Hafifçe sırıttığında o sana gülümseyerek içeri gidiyor ve kendine bir şeyler hazırlayıp
dönerken yanındaki diğer şezlonga oturduğunda neden bunu yaptığını soruyorsun, o da
cevaplıyor:
“Seni en son elimizden almalarından önce bir tatile çıkmak istediğinden bahsediyordun..
Steve de geçen hafta olanları anlattı, rahatsız edilmeden kafanı dinlemek istediğini
düşündük..”
Karadaki ışıklar teker teker yanmaya başlıyorken titreşen yıldızlar gibiler.
“Steve seni seçmeli, yol veriyordum..”
Stark buna gülünce ona bakıyorsun, o da cevaplıyor:
“Bunun koskoca, devasa, global çaplı bir grubun senin adına karar vermesinden ne farkı
var?”
Ağzın aralanırken arada fark olduğunu söylemeye çalıştığında o da duymak istediğini
söylüyor, ne fark var?
Gece kuşları ötmeye başlarken sen kızgın, dudaklarını birbirine bastırarak önündeki
okyanusa döndüğünde o sesinde hala bir gülümseme ile konuşuyor:
“Bana onunla ilişkiye girmekten korktuğunu ve kendini layık hissetmediğini söylersen onu
anlayacak en iyi adam benim, sabaha kadar içebiliriz.. Ama günün -ya da geceninsabahında Steve yine ısrarla peşinde dolaşacak..”
Bunun o gruptan ne farkı olduğunu sorduğunda ise o oldukça ciddi, cevap veriyor:
“Sen hayır dersen duracak.. Hiç demedin..”
392
Awakencordy
merkez-masa.com
İkiniz birbirinize bakarken derin bir nefes alıyor, ardından başını okyanusa çevirirken
mırıldanıyorsun:
“Bunu yapabileceğimi sanmıyorum.. Hayır diyemiyorum ama evet de diyemiyorum..”
“Ve Steve beklemeye hazır.. Sadece rol kesip onu itme Lastik, adamın da bir kalbi var..”
Ona bir bakış attığında ‘hepsi senin suçun diye adamın ağzına sıçtın, o gün çökmediyse bir
daha çökmez’ diyerek önüne dönmene neden oluyor.
“Hepsi onun yüzünden..”
“Olayların başlamasına belki evet ama olayların gerçekleşmesine değil..”
Sinirlenmiş, ona burada ne işi olduğunu sorunca sırıtarak ‘sen çağırdın’ diyor, ‘Steve Aşıkları
Kulübü’nün İlk Resmi Toplantısı.’
Güldüğünde o bunu işaret ederek ‘hahaaa’lıyor, ikiniz beraber gülerken de ileride ışıklar
açılıyor.
*
Birdy – Wings
“Bilmiyordum.. Bana Pepper’la toplantılara gideceğini söylemişti, bir hafta
seninle mi kaldı?”
Onayladığında dudaklarında hafif bir gülümseme var ancak bir süre sonra
silindiğinde aklından geçeni okumuş, cevaplıyorsun:
“Tony senin için mutlu.. Kararlarına saygı göstermek zorundasın Steve..”
Steve sıkıntıyla sana bakınca sen inatçı, tekrarlıyorsun:
“Ona sahip olduğun için şanslısın-“
“Sen de öyle.. Tony’nin dostluğu-“
“Ben kendi değerlerimin farkındayım, teşekkür ederim..”
Steve buna gülerken ‘öyle mi?’ diyor, ardından ‘benim farkımda mısın?’ diye
sorduğunda şaka gerçeğe dönerken ikiniz Avenger kulesinin lobisinde durarak
birbirinize bakıyorsunuz.
Seni burada öptü.
Etrafınızdan çalışanlar, konuklar, turistler geçip gidiyorken ikiniz ayaklarınızın
altında bir Avenger logosu üzerinde durmuş, birbirinize bakıyorsunuz.
Bu binadan seni onu vurman için kaçırırlarken sen karşı koydun, o da seni
öptü. Parmakları yüzünde, kalbin ise dudaklarındaydı.
Benim farkımda mısın diyebilecek kadar ona umut vermiyorsun ama hala, hala
umudu var.
393
Awakencordy
merkez-masa.com
Göğsün ona duyduğun aptal sevgiyle dolu, nerede olduğunuzun farkında
olarak onu tişörtünden çekerek kendine eğdiğinde başın ona kalkık,
dudaklarınız birleşince etrafta hayat duruyor, merkez siz oluyorsunuz.
Fısıltılar, hayret sesleri, uçan kağıtlar, Steve kolunu senin beline dolarken sen
parmak uçlarında yükselerek onun boynuna kollarını doluyor, onu dikleştirerek
aldığın kadarını veriyorken ilan ediyorsun.
Benim, benim, benim.
Nefessiz kalıp da ayrıldığınızda tüm dünyanın gündemini alt üst etmiş olmanıza
rağmen sana bakan gözleri mutluluk dolu, senin için bir 70 yıl daha
savaşabilecekmiş gibi duruyorken hayal etmediğin bir şey oluyor.
Ona inanıyorsun.
*
Etrafınızda kopan alkışlar sağır edici, özel bir asansör size açıldığında Steve
önce seni sokuyor, ardından kapı kapandığında tekrar sana dönüyorken bu
sefer öpüşleri kısa, mutlu, enerji dolu ve tüm dünyası sen, gülümseyerek sana
bakarken sen ellerini onun kollarına koymuş, özür diliyorsun:
“Haberler-“
“Onları hallederiz.. Ciddi olduğunu söyle yeter..”
Ona ne zaman şaka yaptığını sorduğunda bir öpücük daha kazanıyorsun:
alışma fikri çok yakın geliyorken kapılar açıldığında bir ses soruyor:
“Bunca sene kahrını çektim, saçımı süpürge ettim, hak ettiğim bu mu Rogers?”
Steve gülmeye başladığında ikiniz ona dönüyorsunuz, Stark ise kaşlarını
kaldırmış, soruyor:
“Tüm dünyanın önünde aldatıldım, bu nasıl bir karma? Ben size ne yaptım?”
Steve ilerleyerek ona sarıldığında Stark’ın onca mızırtıya rağmen gülümseyerek
onun sırtını sıvazladığını görünce ikisine özel alan bırakarak salona geçecek
olsan dahi bileğin yakalandığında ona bakıyorsun.
Stark hala Steve’in bir kolunda, sana bakarken soruyor:
“Tamam mı?”
Başını sallarken ‘tamam’ diyorsun, bu halinin kararı bu, gelecek için bir şey
söyleyemeyecek olsan da Steve’in senin için deneyeceğini bilmek394
Awakencordy
merkez-masa.com
Stark ondan koparak sana gelirken ‘hey’ diyor, ‘tamam’, buradayız. Problem yok.
Panik atak geçireceksen de donanımlıyız, rahat olGülerek panik atak geçirecek kadar sinirin kalmadığını söylesen de o
gülümseyerek ‘var’ diyor, daha içinde dünyayı yakabilecek kadar enerji var,
mühendise güvenBu adam en az Steve kadar senin için çabaladı, sadece onu öldürmediğin için
mi?
Sormuş olmalısın ki ‘hayır’ diyor, eli yüzünde, sakinleşmeni mırıldanıyorken
‘hayır’ diye tekrarlıyor:
“Ben de kötü bir adamdım, sadece tetiği çekmiyordum.. Ama değişmek
mümkün, birinin inanması yeter-“ göğsün inip kalkıyorken belki de gerçekten
panik atak geçiriyorsun ve o seni yerde tutuyor, devamlı konuşuyor, cevaplıyor:
“Beni öldürmemen de iyi bir bonustu, can borcu kötü şey, öde öde bitmiyor-“
gülerek başını öne bıraktığında o da gülümsüyor, ardından tuttuğu yüzünü
tekrar kendisine kaldırırken ciddi, devam ediyor:
“Hafıza kaybı ayrı bir şey ama biliyorken onu üzersen bu dünyada en tehlikeli
silahları hala ben yapıyorum, anlaşıldı mı?”
Bir an anlamasan da ardından dürüst, cevaplıyorsun:
“Onu hep üzeceğim, sen de biliyorsun..”
Bir an düşündükten sonra ‘bilinçli olarak kalbini kanırtmak?’ dediğinde ona
anlaşıyorsunuz, o da ‘güzel’ derken ‘Steve gözlerini kapat’ diyor.
Steve hala burada mı?
Onun gerisine baktığında Steve gülüp buna inanamadığını söyleyerek dönüp
salona giderken sen ‘ne?’ dediğinde Stark dikkatini geri çekerek konuşuyor:
“Bunlar son dakikalarım-“ uzanıp seni öptüğünde sen gülmekten bir an bir şey
yapamasan da ardından onun yüzünü yakalayıp aldığın kadarını geri verdiğinde
bir süre sonra sırtına vura vura bırakmanı istiyor-o nasıl öpmek, dudaklarım
parçalandı-Steve!
Salondan ‘sen kaşındın!’ cevabı geldiğinde sen sırıtıyor, Stark’ın kalçasına bir
şaplak atıp salona gidiyorken onu şok içerisinde bırakıyorsun, arkandan
bağırıyor:
“Koridorlarda sevişmek yok!”
*
395
Awakencordy
merkez-masa.com
Melanie C – Maybe This Time
Salona girdiğinde sessiz hologramlar bir sürü farklı televizyonu gösteriyor,
üzerlerinde ise muhtemelen Steve’in açtığı tatlı bir jazz çalıyor.
Onun oturduğu kanepeye gidip yanına çıkarak bacakların altında, ekranlara
bakarken gerçekten her kanalda olduğunuzu görebiliyorsun: hemen hemen her
açıdan titrek kameralarla çekilmiş bir öpüşme söz konusu.
Ekrandaki çift normal bir şekilde konuşuyorken -konuşurken de mi sizi
çekiyorlar?- birden durarak birbirinize dönüyor, birbirinizi izliyorken ardından
sen onu tişörtünden çekerek kendine eğdiğinde gülümsediğini kameralardan
görüyorsun. Gülümseyince çok farklı görünüyorsun.
Steve ise sana erimiş, kolları seni sararak seni kendine çektikçe sen hala
gülümseyerek ona yükselmiş, kolların boynunda, onun saçlarına dokunarak
onu öpüyorken“Mutlu gözüküyoruz..”
Steve ‘değil mi?’ derken gülümsüyor, sonra sana dönerken omzunla onu
ittirdiğinde cevap vermiş sayıyorsun.
Dizlerin onun bacaklarına dayalı, tekrar tekrar öpüşmenizi görerek kanalların
yorumlarını izlerken Steve derin bir nefes alarak bunun oldukça problem
yaratacağını söylediğinde bildiğin için tekrar özür dileyecek olsan da eli senin
bacağına konarak yavaşça sıkıyor, sen daha ağzını açmadan susturuyor.
Ekranlar yavaş yavaş Stark’ın bu gelişmeye bir şey söylemediğinden
bahsetmeye başlarken bu sefer ekranda Steve ve Tony gözüküyor, montajlar
ardı ardına yağıyor: ikisi davetlerde, basın açıklamalarında, dünyayı kurtarırken,
galalarda, yardım derneklerinde, hastanelerde, sokaklarda, kahvecilerde,
başkanlarla el sıkışırken, dans ederken, öpüşürken, Tony Steve’i güldürürken,
Avengerlarla birlikte, tek, her türlü gösterirken sen hepsini izliyor, sesini
çıkartmıyorsun.
‘Bu onun seçimi, saygı göstermek zorundasın.’
“Üçümüzün birlikte ilişki yaşayabilmesi imkanı yok mu?”
Stark’ın kapıdaki sesiyle ikiniz oraya bakarken o da ekrandakileri görmüş,
bakışlarını indirip salona girerken buna açık olduğunu söylüyor, onun için
problem yok, gerçektenSteve’in diğer yanına oturduğunda sen kalbin ağzında, Steve’in ne söyleyeceğini
merak ediyorsun. Senin bu tip normların yok, hepsinden arındırıldın, ama bir
396
Awakencordy
merkez-masa.com
yandan da Steve sadece senin olsun istiyorsun. Tony’i anlasan ve ona kızmasan
da.
Stark da sessiz, ekranlara bakıyorken Steve bir süre sonra yeni bir nefes alarak
cevaplıyor:
“Zaten öyleyiz..”
İkiniz de ona dönerken Tony ‘öyle miyiz?’ diyor, Steve de başını ona çevirerek
cevap veriyor:
“Öyleyiz.. Sadece yatmıyoruz Tony..”
“Teknik olarak sen kimseyle yatmıyorsun, o da hala kuru üzüm gibi-“
güldüğünde Steve dönerek sana bakıyor ama sonra tekrar Tony’e dönerken
cevaplıyor:
“Sen benim için en önemli olanlardansın.. Sen ve Winter, başkası yok.. Bu bir
ilişkiyse, öyleyiz..”
Tony ‘ama ona aitsin’ dediğinde senin nefesin kesik, cevap önemli. Önemli,
önemli“Evet.. Sadece o, hep o.. Üzgünüm?”
Tony arada sırada öpebildiği sürece sevginin zaten vıcık vıcık bir şey olduğunu
söylediğinde Steve gülümsüyor ve başını onun başına dayıyor, ardından tekrar
dikleştirirken ekranlara dönerek ayrılmaları gerektiğini söylüyor: esas vıcık vıcık
olan o olacak.
Üçünüz aynı anda iç çekerken sen susması gerekensin, sesin çıkmıyor.
*
Tony giyinmeye gittiğinde sen dürüst, soruyorsun:
“Sence birini bulacak mı?”
Ekranlara bakan Steve ‘hım?’ dedikten sonra sana dönerek ‘Tony mi?’ diye
soruyor, ardından mavi bakışları düşünceli, cevap veriyor:
“Bilmiyorum.. Bulmasını ben de istiyorum.. Ama Tony kolay sevebilen biri
değil, onu sevmek de kolay değil, oldukça iyi biri olması gerek, bize de
dayanması lazım-“
“Çünkü üçlü seviyoruz?”
Steve gülerken utanmış görünüyor, ensesini kaşırken cevaplıyor:
397
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hiç gerçek anlamda üçlü bir ilişkide olabileceğimi sanmıyorum ama bu yeni
hayat bana hayır dememeyi öğretti.. Sana sormadan cevap verdim biliyorum-“
eğilerek onu öptüğünde susuyor, sen de geri çekilerek cevap veriyorsun:
“Evet deseydin sesimi çıkartmazdım.. Ama hayır demen güzel..”
Steve rahatladığında sen de memnun, devam ediyorsun:
“Benim olduğunu düşünmek güzel geliyor..”
Buna kaşını kaldırırken nasıl güzel geldiğini, hoşuna mı gittiğini soruyorken
oyuna döndüğünü görmek kolay, senin ona onlarca kere yaptığın gibi yüzünü
sana yaklaştırırken nefesleriniz yan yana, birinin ona dokunması fikrinin ona
nasıl hissettirdiğini soruyorken sen nefesini bıraktığında o daha da sinir bozucu,
‘beni sadece kendine mi istiyorsun?’ diye sorduğunda atılarak onun dudaklarını
örtünce o memnun bir ses çıkartarak kanepeye dayanıyor, sen de onu
bastırırken sonra ayrılarak cevaplıyorsun:
“Çok şeyim olmadı Rogers..”
Bildiğini söylerken ‘ama benim tamamım senin’ dediğinde o tatlı ürperti tekrar
damarlarına giriyor. Belki de gerçekten sahiplenici bir adamsın.
“Şu basın işinizi hallettiğinizde, dünya benim sana layık olmadığıma dair -haklı
olarak- tantana koparttığında-“
“Buck-“
“Ve sen onları bu gözlerle ikna ettikten sonra bir davetin ortasında sırf seni bir
ara dağıtmak için o davete katılacağım.. Seksten yanaklarının ateş gibi olduğunu
bu dünyadaki herkes görmeli Rogers.. Ve kimse dokunamamalı..”
Steve gözleri sende, sesini çıkartmıyorken sen ona bir bakış atıp şimdi kimin
hoşuna gittiğini soruyorsun, o ise gülümserken son tekmeyi savuruyor:
“Sana nasıl delice aşık olduğumu biliyorsun, değil mi?”
Nefesin giderken o gülümsüyor, her şeyde onun dengi olduğunu söylerken
dönüp kalkarak kendisinin de giyineceğini söylediğinde sen aptala dönmüş,
onun gitmesini izliyorsun.
*
Justin Timberlake – Mirrors
Stark salona girdiğinde o sırada gelip kendilerini kanepeye atarak sessizliklerini
korumuş grup sonunda ayağa fırlıyor ve onu sorguya çekmeye başlıyorlar
ancak Tony ellerini kaldırmış, aşağıda göreceklerini söylerken soruyor:
398
Awakencordy
merkez-masa.com
“Güneş gözlüğüm nerede? Avengerlı?”
Herkes etrafına bakınırken Jarvis barda olduğunu söylüyor, Natasha oraya
gidip alırken Steve de koyu lacivert bir takımla içeri giriyor, düğmelerini
düzeltmekle meşgul, grubu görünce gülümserken ‘hey’ diyor, Clint ise
cevaplıyor:
“Sana hey, erkek avcısı..”
Steve pembeleştiğinde Stark ‘daha şimdiden yanıyorsan yandık’ diyor, ‘aşağıda neler
soracaklarını biliyor musun?’
Sen gülümserken Steve panik olmuş durumda, Tony’e dönerek bir şey
açıklamak istemediğini söylüyor: sadece ayrıldığınızı ve herkesin mutlu
olduğunu söyleyeceksiniz, kimseye yatak sırları vermeyeceksin Tony“Verilecek sır mı var!? Kuru üzüm, Steve!”
Steve kıpkırmızı, her şeyin bir zamanı olduğunu tısladığında Tony sana
dönerek ‘bizim zamanımız benim gidip onu yatağa atmamla oldu, bunu bekliyorsan daha
çok beklersin’ diyor, sense gülümserken sesini çıkartmıyorsun.
Ne kadar istesen de şu an Steve yatmayı teklif etse panik olacağını biliyorsun.
Daha değil.
Önceki halin nasıl vaktinin geldiğini anlamıştı bilmiyorsun: hiç kontrolün
olmamışken onu bile bile kaybetmek kanını donduruyor.
*
İkisi lobiye indiklerinde geriye kalanlar sanki bunu daha önce de yapmışlar gibi
derhal parti moduna geçiyor, bir anda her yerden yiyecekler ve içecekler
çıkıyorken Dummy de gelmiş, herkese istediği şeyi dağıttıktan sonra senin
yanında durarak kolunu senin metal koluna dayayınca ona gülümseyip tekrar
ekrana dönüyorsun.
Tony ve Steve platforma çıktıklarında her yer çılgına dönmüş durumda,
ekranların birinde sosyal medya siteleri gözüküyor, bir anda #stevetony trend
olup #yuvayıkanadamkim ikinci sıraya geçiyor.
“Ben yuva yıkmadım-“ Natasha geçeceğini söylerken kendisinin bu grupta
herkesle yattığının düşünüldüğünü ekleyip sırıtıyor:
“Gerçi şikayetim yok..”
Yalan. Biri sırf bunu dediği için onu zedeledi ama kendisi söyleyebildikçe
problem yok.
“Benimle yatma dedikodun çıkarsa onaylayabilirsin..”
399
Awakencordy
merkez-masa.com
Natasha ‘elbette onaylayabilirim’ derken hiç de sana soracakmış gibi durmadığında
hafifçe gülüyorsun. Tabii ki sana sormayacak.
Clint ‘en az dedikodun benimle döndü’ dediğinde Natasha ‘çünkü aşık olduğunu tüm
galaksi biliyor’ diyor, Coulson tatlı tatlı gülümserken sen ‘Bruce?’ dediğinde
Natasha sessiz, ekranı izleyerek onunla dedikodusu çıkmadığını söylüyor.
Engellediler mi, gerçekten mi çıkmadı?
Sen Clint’e baktığında Clint de Nat’a bir bakış atmış, cevaplıyor:
“Aslında çıktı..”
Natasha bunu duyunca ona döndüğünde Bruce sakince meyve soymaya devam
ediyor, durum her neyse o biliyor olmalı.
“Nerede? Benim uyarı bildirimlerim var, bir şey çıkmadı-“
“Sen ve Bruce değil.. Sen ve Hulk.. Onu da aradın mı?”
Natasha yanında hafifçe kasılırken ‘Hulk?’ dediğinde Clint onaylayarak oldukça
ağır bir hayran grubunuz olduğunu söylese de Natasha kaşları çatılı, soruyor:
“Hulk? Hayır gerçekten, hepiniz dururken Hulk?”
Bruce buna başını kaldırınca Natasha ‘alınma’ diyor, sonra tekrar Clint’e
dönerken ‘hepiniz insansınız Clint’ dese de Clint arada kalmış, cevaplıyor:
“İnsanların fantazilerini kontrol etmiyorum Nat-“
“Sıradaki nedir, Doom’un robotlarıyla mı favorileneceğiz?”
Clint araştırmadığını tekrarlarken kimsenin Bruce’u o kadar da iyi tanımadığını
söylüyor, Hulk daha çok önde, değil mi Bruce?
Bruce yorum yapmadığında Natasha onun bilip bilmediğini soruyor, Bruce da
kabuklu tabağı ortadaki sehpaya koyarken cevap veriyor:
“Hulk ve sen, Hulk ve Iron Man’den sonraki çiftsiniz, biliyorum evet..”
“Ve kızmıyor musun?”
Buna hafifçe gülerken ‘neden kızayım?’ diye soruyor, ‘kimseye zarar vermiyorlar
Natasha, sadece iki kişinin birlikte olmasını istiyorlar, bu kızılacak bir şey değil’.
“Ama mümkün de değil, Hulk’ı çıplak gördük, hiçbirimiz onunla yatamayız-“
Coulson aniden kahve isteyen olup olmadığını sorarak kalkıp içeri gittiğinde
sen dudağını kemiriyorsun, Bruce ise iç çekerek cevaplıyor:
400
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hulk’ın kimseyle yatmak istediğini sanmıyorum Natasha, rahat ol.. Cinsel
özgürlüğün tehlikede değil..”
Natasha bu sefer tamamen donunca sen endişeyle baksan da Bruce temiz
meyveleri tabaklara ayırmakla meşgul, isteyen olup olmadığını sorunca Natasha
farklı bir şeyi cevaplıyor:
“Hulk’ın sevgilisi gezegendeki en güvenli kişi olurdu Bruce..”
Bruce başını kaldırarak ona baktığında Natasha ciddi, devam ediyor:
“Seni bilmiyorum ama Hulk sevdiklerini koruma konusunda benzersiz, ondan
korkmayan biri olacağını sanmıyorum.. Kimse ona el uzatamazdı..”
Salon sessiz, havadaki toz parçaları bile duyulacak gibiyken Bruce bakışlarını
tekrar meyvelere indirerek kendisinin o kadar olmadığını söylüyor, sonra da
tabakları dağıtırken Natasha aldığında sen dudağını kemirmeyi bırakmış, iç
çekerek konuşuyorsun:
“Benim Hulk’la bir şeyim çıkarsa kabul ederim..”
Herkes hızla sana dönerken omzunu silkerek ‘benim oluşturulduğumu düşünüyorlar,
Hulk’la yatabildiğimi söyleyerek hepsinin beyniyle oynayabilirim’ diyorsun, Clint ise
gülerken ‘ben de evet derim’ dediğinde Bruce ona gülümseyerek ‘sana nasıl
inanacaklar?’ dediğinde Clint ‘fantezi’ diye cevaplıyor, ‘ne var, olamaz mı? Belki
büyük penis seviyorum?’
Bruce utandığı belli olsa da burada büyük penisten daha büyük bir şey
olduğunu söylediğinde salona giren Coulson porno sektörünü araştırmalarını
söylüyor: inanılmaz penisli erkekler ve onlarla birlikte olabilenler mevcut, bu
çağda her şey mümkün.
Şimdi rahatsız olan Natasha, nefesinden anlasan da onun biraz önce
düşünmeden konuşmuş olması üzerine iyi olduğunu düşünüyorsun. Bruce
üzülmeyi hak etmiyor, özellikle kontrol edemediği şeylerden.
Bruce hepsine onunla yatabilecekleri için teşekkür ettiğinde son tabağı
Natasha’ya uzatıyor, onunla göz göze gelince de gülümseyerek cevaplıyor:
“Problem yok Natasha.. Nasılsa yatmayacağız..”
Ve önüne dönerken bu sefer sen onların kafalarını birbirine tokuşturmak
istiyorsun ancak o sırada lobi kontrol altına alınmış, Tony mikrofonu
pıtpıtladığında hem aşağısı hem de siz sessizleşiyorsunuz.
*
“Bugün çok haber yok sanırım, hepiniz burada mısınız?”
401
Awakencordy
merkez-masa.com
Tony’nin karşısındaki kalabalıktan evet cevabı gelmiş olacak ki o başını sallıyor,
ardından yanında oturan Steve’e bakıyorken soruyor:
“Hangimiz anlatalım tatlım?”
Steve eliyle onu gösterdiğinde hiçbiriniz şaşırmıyorsunuz, Tony de aç
köpekbalıklarına dönerek açıklıyor:
“Çocuklar üzgünüm ama bir süredir sizden gizlediğimiz bir şey vardı, bugün o
yüzden buradasınız..”
Öyle bir sessizlik var ki, sen gerginlikle dolduğunda Dummy’nin kolu senin
kolunun üzerinde gidip gelerek sanki seni teselli etmek ister gibi duruyor, Tony
de anlatıyor:
“Steve ve ben birkaç ay önce ayrıldık, üzgünüm..”
İnternette #stevetony etiketinde çığlıklar yükseliyor, #STONYBİTEMEZ
bir anda ikinci sıraya yükselirken sen yutkunuyorsun. #yuvayıkanadamkim
üçüncü sırada.
“Bu arkadaşlığımıza, ortaklığımıza veya STIELD’ın yönetilmesine dair hiçbir
problem doğurmadı, hatta hiçbirinizin aylardır haberi bile yoktu, her şey o derece
yolunda.. ‘Steve ve Tony’ aynen devam ediyor, bu konuda bir endişe olmasına
gerek yok.. Avengerlar durumun hep farkındaydılar, hepsi sizlerin de
yapacağını bildiğimiz gibi mutluluğumuzu istiyorlar..”
Birisi bugün görülen gizemli adam yüzünden mi ayrıldıklarını sorduğunda
Tony sakinlikle reddederek cevaplıyor:
“Kimse aramızı bozmadı, aramıza girmedi, iki yetişkin insan gibi anlaşarak
ayrıldık, siz nasıl ilişkiler yaşıyorsunuz?”
Herkes gülüşürken Clint ‘duy da inanma’ diyor, ‘sanki 3 ay her an paylayacak mayın
gibi ben dolaştım.’
Sen bir şey söylemezken Bruce ‘ikisi de çabaladılar’ diyor, ‘ilişki budur, birbiriniz
için çabalarsınız ama bazen olmaz’.
Clint kocasının omzuna çenesini koyarken ‘sen beni terk etme bebeğim’ diyor,
Coulson ise sesini çıkartmamış, ekranları takip ediyorken Tony aynı amaçla
ama farklı kelimelerle sorulmuş soruya yine aynı şekilde cevap verirken başka
biri ‘peki o adam kim?’ diye soruyor.
“Milyon dolarlık soru, değil mi?”
402
Awakencordy
merkez-masa.com
Hepsi onaylarken Tony arkasına yaslandığında Steve derin bir nefes alıyor;
ikiniz hakkında konuşacak olan o. Yine birisi senin adına konuşuyor ama bu
sefer gerilmiyorsun. Güven bu olmalı.
“Merhaba.. Tony’nin söylediği gibi, ikimiz oldukça uzun zaman önce ayrıldık
ve bunun bir fark yaratmayacağını belirtmek için de açıklama yapmadık..
Arkadaşlığımız halen -ve hatta daha güçlü olarak- devam ediyor.. Bugün lobide
benimle görülen kişi hakkında bilgi almak istediğinizi de biliyorum ancak
elimden geldiğince bu konuyu kendime özel tutmak istediğimi de belirtmem
gerek..”
Natasha ‘yanlış hareket’ dediğinde sen de katılıyorsun. Steve bilgi vermezse
araştıracaklar. Araştırdıklarında da aslında onunla birlikte olmaması gereken
biri olduğun ortaya çıkacak.
Belki de doğru harekettir. Onun iyiliği için.
“Ancak en doğru bilgilerin bizden geleceği bir gerçek, spekülasyonların etrafı
incitmekten başka bir özelliği yok.. Bu yüzden sorularınızı cevaplayacağım
ancak lütfen sınırı aşmasınlar, rica ediyorum.. İşinizi yaptığınız için size kızmak
istemem..”
Bruce ‘adam bunda bile Kaptan’ dediğinde herkes sırıtıyor, gelen soru ise doğal,
ismi nedir?
Steve gülümserken ‘iki adı var’ diyor, ‘bir doğduğunda ona verilen ad, bir de
kullanmayı tercih ettiği ad’. Hangisini istersiniz?
Coulson ‘zeki’ derken size dönerek açıklıyor:
“Steve ve Tony ilişkilerini LGBT açısından bir devrim olmasını istedikleri için
de halk önüne çıkartma kararı almışlardı, şimdi de insanların doğdukları
kimlikle değil, kabul ettikleri kimlikle de varolabileceklerine dair yol çiziyorlar,
bu güzel bir şey Winter..”
Herhalde öyledir.
“Birlikte olduğum adamın ismi James Buchanan Barnes..”
Lobi ve internet patlıyorken sen midenin kasıldığını hissediyorsun. Bir kaos
doğuyor. #bucky, #stevebucky ve #fedex listede yükselirken sen ‘fedex?’
dediğinde Natasha ‘Fedex kadar hızlı bir şekilde duygu iletimi yaşıyorlar, hepsi ikinizi
tutmaya başladı’ dediğinde sen ‘sırf Bucky olduğu için’ diyorsun ama Coulson söz
alarak cevaplıyor:
“Winter, üzgünüm ancak bunda çok dikkatli davranmamız gerek.. İnanılmaz
bir bilgi çağındayız, daha birkaç sene önce tüm SHIELD ve HYDRA
403
Awakencordy
merkez-masa.com
dosyalarının internete açıldığı da bir gerçek: şimdiye kadar senin yaşadığını
birinin ortaya çıkartmaması için susturduğumuz insanlar oldukça fazlaydı, bu
noktadan sonra hiç yapamayız..”
Sen onu izlerken Coulson ‘maalesef böyle ilerlememiz gerekiyor’ diye ekliyor,
anlatıyor:
“Sana ne yaptıklarını anlatmamız gerek..”
“Anti-Hydra’ya çeviriyorsunuz..”
“Politik olarak evet.. Ama romantik olarak da senin beyni yıkanmış adam
olmadığını anlatmamız gerek.. Aksi türlü olmaz, bu dünya Steve’in bir robotla
birlikte olmasını kaldıramaz.. Ki sen de bir robot değilsin, bunu anlatmamız
gerekiyor..”
Bakışlarını ekrana çevirirken Steve ve Tony’nin beraber bilgileri ekranlara
yansıtmalarını izliyorsun: ikisi toplantıya dair bir hazırlık bile yapmadılar ama
sanki ne söyleyeceklerini biliyorlar.
“Bucky’nin görev sırasında öldürüldüğünü düşünüyorduk ancak öğrendiğimiz
üzere kendisi Hydra tarafından benim arkadaşım olduğu için hapis tutulmuş ve
Amerika’ya karşı misilleme olarak bir dizi uygulamadan geçirilmişti..”
Tony söz alarak ‘insanlığa aykırı suçlar, altını çiziyoruz, Bucky’e işkence edilerek beynini
yıkadılar ve onu bize karşı programladılar’ derken şokla dolu sessizlikte senin
bantlarından ve fotoğraflarından sesi olmayan birkaç görüntülü gösteriliyor.
Tony buna ne kadar süredir hazırlanıyor?
“Ben o sırada buz altındaydım ancak Bucky’i dahil ettikleri proje kapsamında
onu programlayıp kendi amaçları için bir katile çevirdiler. Bucky tüm kimliği,
bilinci ve iradesi ondan sıyrılarak sadece bir asker şeklinde onların istediklerini
yapmak zorunda bırakıldı. Bir seçim şansı yoktu, amaçlar için kullanılan bir
silahtı.”
Görüntülerde hızlı akışlar gösteriliyorken sen gerginlikle izliyor, bir yandan da
interneti takip ediyorsun. #stophydra diye bir şey listeye eklendi.
“Ortaya çıkan bu yeni adamda bana kullandıkları tekniği kullanarak onu da
güçlendirdiler. Zaten Komandolar’ın en iyilerinden olan Bucky, onların elinde
çağımızın en korkulan adamı haline geldi: öyle ki tüm büyük harfliler ondan
sadece kod adıyla bahseder oldu, kayıt tutulmadı, bir hayalete, genç ajanları
korkutan bir mite dönüştürüldü: Winter Soldier.”
Fısıltılar ve mırıltılar duyuluyorken #stevewinter yukarı çıkmaya başlıyor,
#stevewinterfic diye bir şey peşinden gelirken Natasha ‘ah, yazarlar da haberdar
oldu’ diyor, ‘tamam, rahat olabiliriz, onlar işi halledecekler.’
404
Awakencordy
merkez-masa.com
Yazarlar? Oradakiler de gazeteci değil mi?
“Hayır, bunlar hayran hikayesi yazanlar; fic.. İnternet hepimiz için yazılan hayali
hikayelerle dolu, bir ara bakarsın.. Birileri seni ve Steve’i birlikte görmeye
başlayarak yazdığı an orman yangını gibi büyüyeceğinden emin olabilirsin.. Tek
birinin kalbini fethetmen yeterli..”
Clint ‘ki fethedilmeyecek gibi de değilsiniz, savaşla ayrılan aşıklar, beyin yıkamasını bile
geçebilen bir sevgi, vesaire, vesaire, hiçbirimizde bu kadar acı ve drama yok, o tipi sevenler
size hasta olacak’ derken sen sesini çıkartmamayı tercih ediyorsun.
Bu dünya deli.
“Bu süreç içerisinde ben Winter Soldier diye birinin varlığını bilmiyordum,
onun Bucky olduğundan ise hiç kimsenin haberi yoktu. 2 sene önce DC’deki
saldırıda Winter Soldier’a beni öldürme görevi verdikleri için karşıma çıktı ve
onun Bucky olduğunu orada ben tespit etim..”
Görüntülerde amansızca ona saldırdığın an gözüküyorken sen donarak izlemek
dışında bir şey yapamıyorsun: nasıl acımasızca, nasıl öldüresiye saldırıyorsun,
nasıl Steve Steve olmasa bir şansı yok, nasılSteve’in ‘Bucky?’ dediği an belli, ikiniz de duruyorsunuz, seninse dünyan
değişiyor.
“Winter’ın geçmişe dair hiçbir anısı ya da fikri yoktu ancak programlanmasında
bir boşluk vardı, o da bendim: Bucky ve ben tüm ömrümüz boyunca
arkadaştık.. Hiçbir beyin yıkama bu kadar büyük bir etkiyi silemez, programını
kırdığımda gerisi çorap söküğü gibi geldi..”
Birisi ‘ne oldu?’ demiş olmalı ki Steve ‘Winter tek başına Hydra’yı çökertmek için
harekete geçti, biz de yardım ettik’ diye anlatıyor, kameraya alındığından haberin
olmayan görüntüler ekrana yansırken başka bir ekranda elimine ettiğin üsler ve
SHIELD/STIELD’a teslim ettiğin isimler ardı ardına akıyor.
Bu kadar çok olduğunu bilmiyordun.
“Winter kendi kimliğini geri kazandığı her aşamada bizi ve STIELD’ı seçti..
STIELD ajanı değil, Avenger da değil ancak bizim arkadaşımız ve benim
birlikte olduğum adam..”
Birisi ‘Bucky olduğu için mi?’ dediğinde Steve tiksintiyle ‘elbette hayır’ diye
cevaplıyor:
“Bu biri bir ünlüye benzediği için onunla birlikte olmaya benziyor, nasıl öyle
bir şey yapılır?”
405
Awakencordy
merkez-masa.com
Odada hepiniz gözlerinizi devirirken Natasha ‘nasıl hala bu kadar iyi kalabiliyor’
diye sorduğunda sen de merak ediyorsun.
“Ben Winter’ı seviyorum, Winter olduğu için..”
Etraf şokla dolduğunda sen de nefesinin kesildiğini hissediyorsun: tüm
gezegene ilan etmekTony ‘hiç beni sevdiğini kameralara söylememiştin’ dediğinde Steve dönerek ona
gülümsüyor, Tony ise somurttuğu belli, darbeyi yumuşatıyorken Steve omzuyla
onun omzuna bastırıp cevaplıyor:
“Kimse sana olan sevgimi böyle aşağı çekerek sorgulamamıştı da ondan..”
Clint ‘hohoo’larken Steve mavi bakışlarını gazetecilere döndürmüş, hadlerini
bilmelerini gözleriyle belirtirken devam ediyor:
“Son iki senedir Winter ve ben hem onun kimliğini bulması, hem de Hydra’yı
sonlandırmamız yolunda beraber çalışıyorduk.. Süreç içerisinde Tony ile
ilişkimizi sonlandırma kararı aldık, bunun ardından ben zamanımın daha
fazlasını Winter’a ayırarak ona yardımcı olmaya devam ettim.. Sonrasında bir
yerlerde ise ona aşık oldum, şimdi de böyleyiz..”
“Ve Bay Stark bu konuda ne düşünüyor?”
Tony iskemlesinde kaykılmış, kollarını kavuşturmuş, ismi geçince başını
kaldırarak ‘hım?’ diyor, ardından cevaplıyor:
“Çılgın çocuklar birbirlerini seviyorlar, evlendiklerinde evlerini ben alacağım..”
Herkes gülse de sen midene oturan ağırlıkla diğerlerine bakıyorsun, Natasha da
artık eşcins evliliğine resmen izin verildiğini söylüyor, arada bir yerde kaçırmış
olabilirsin.
Yine de, evlilik?
‘Doğru hissettirmedi.. Evlilik doğru hissettirmeli, değil mi?’
Aşağıdaki Steve ise gülüyor, bunu hatırlatacağını söyleyince Tony ‘hey!’leyerek
bağırıyor:
“Size mansiyonumu verdim, hala başımda oturuyorsunuz!”
*
Birkaç dakikalık ara verilip sorularını toparlama imkanı sağlandıktan sonra
gelen ilk soru Winter’ın da Avengerlar’a katılıp katılmayacağı olduğunda sen
406
Awakencordy
merkez-masa.com
Steve’den önce ‘hayır’ diyorsun, Clint ise ‘ilk şartı gerçekleştirdi patron, o da hayır
diyor’ derken Coulson gülümsüyor.
“Bu karar hem hepimizin, hem de Winter’ın kararı olmalı.. Ben ve Tony bu
konuda ancak takım liderleri olarak Winter’ı aramızda görmekten memnun
olacağımızı söyleyebiliriz, Winter bir gün aramıza resmen katılmak isterse kabul
edeceğimiz açık..”
Sen yine ‘hayır’ desen de Clint ‘sakin ol şampiyon’ diyor, ‘bürokratik cevaplar’.
“Ancak yalan değil.”
Bruce’a döndüğünde Bruce sana onay veriyor, o sırada diğer soru gelirken
Tony alıyor:
“Winter’ın Amerika’ya tehdit oluşturmadığı konusunda güvence verebiliyor
musunuz?”
STIELD kısmı bu olsa gerek.
“Hiç kimse için öyle bir güvence veremeyiz, sen de birazdan delirip herkesi
öldürmeye kalkabilirsin, o da yapabilir, Steve de yapabilir, ben de yapabilirim..”
“Ancak burada programlanmış birinden bahsediyorsunuz-“
“Bu konuda ileride derecede uzman bilimadamları aralıksız olarak çalıştılar ve
oldukça yol kat edildi, bu konuda güvence verebilirim.. Winter hepimiz kadar
psikopat ama iyi kalpli bir psikopat, siz kendiniz için bunu söyleyebilir
misiniz?”
Sen kendin için öyle bir şey söyleyemiyorsun.
“Winter her programlanmasında bir önceki görevleri tamamen silinerek yeni
görevine başlıyordu. Şu anda kırmayı başardığı son görevinin üzerinde yaşıyor,
o da Steve’i öldürmek.. Tabii seksten öldürmekten bahsettilerse o ayrı-“ Steve
şokla ‘Tony!’ dese de herkes gülüyor, buzlar kırılmış durumda.
“Sizin durumunuz nasıl Bay Stark? Ufukta yeni bir aşk var mı? Yoksa onu da
mı kaçırdık?”
Tony ‘heh’lerken bunu hayal güçlerine bırakacağını söylüyor, birisi de ‘son davete
Ajan Romanoff ile katılmıştınız’ diye hatırlayınca Tony ‘evet!’ diye bağırıyor, Steve’i
dürterken cevaplıyor:
“Bak, sonunda! Evet, Romanoff ve ben çılgın bir aşkın doruklarındayız, aynen
böyle yazın-yazın yazın-“ herkes gülüyorken sen Natasha’ya bir bakış attığında
onun hafifçe gülümsediğini görüyorsun.
407
Awakencordy
merkez-masa.com
“’Stark ve Romanoff aşk çocuklarının adını Tobias koyacaklar’” Steve bir kahkaha
attığında Tony ‘ne var?’ diye soruyor, ardından diğerlerine dönerek cevaplıyor:
“Yarın bunu tüm gazetelerde görmek istiyorum çocuklar-“
“Tony, adamların hayatını tehlikeye sokma..”
Tony tehlikeyle sırıttığında Steve eli onun kolunda, soruyu cevaplıyor:
“Tony şu sırada biriyle birlikte değil, bir süre de bunu düşünmüyor..”
“Seni aşmak zor tatlım..”
Steve gülümseyerek önüne dönüyor, sonraki soru gelirken sen ‘parmaklarında
oynatıyorlar’ diyorsun. Böyle olacağını biliyordun; ikisi de kendi çağlarında
basınla uğraştılar ama bu apayrı bir güç şovu.
Clint ağzına bir avuç daha cips atarken memnun bir ses çıkartıyor. Hepsi Steve
ve Tony Şov’u izlemeyi seviyor.
*
“Siz, Kaptan? Ufukta evlilik var mı?”
Steve ve Tony şovu kapatıyorlarken gelen soruyla Steve eli iskemlesinin
arkasında, ayakta donduğunda Tony ona bir bakış atsa da muhabire dönerek
cevaplıyor:
“Olursa bizden önce öğrenmeyecek misiniz? Neden size para veriyorlar!”
Herkes gülerken Steve de toparlanmış, gülümseyerek iskemlesini tamamen
masaya itip cevap veriyor:
“Bunları konuşmak için çok erken.. Yolun sonunda evliliği konuşacak olsak da
şu anda ilişkinin tadını yaşamayı tercih ediyoruz, daha çok yeniyiz..”
Tony sırıtırken ‘kuru üzüme dönüşmeden evlenmek yok’ dediğinde Steve dürüst bir
kahkaha atıyor, ardından tekrar muhabirlere dönerek cevaplıyor:
“Bir gün teklif edeceğimden eminim.. Cevabı o verecek, o zaman göreceğiz..”
Sen kıpırdamadan ona bakıyorken diğerleri sana dönüyor, Tony herkese iyi
günler dileyerek Steve’le kapılara giderken Clint ‘eh, şimdiden tebrik ederiz’ diyor.
Düğün ne zaman?
Sen ona bir bakış atsan da kulaklarında Steve’in sesi var.
‘Bir gün seninle evleneceğim.. Nasıl hissetirmesi gerektiğini biliyorum.’
*
408
Awakencordy
merkez-masa.com
Birdy – Wings
Kapılar açılırken hepsi konuşmaya başlasa da senin hedefin farklı. Ayağa
kalktığını fark etmiyorlar, şamataları dünyalar kadar, sense aradan sızma
ustasısın.
Tony kollarını iki yana açmış, kimin ustaca hallettiğini soruyorken Steve de
yanında derin bir nefes bırakarak gülüyor, ikisi salona girecek olurlarken Steve
tehlikeyi geç fark etmiş, diğer yandan saldırdığında kendini savunamıyor.
Bir anda önünde bitmiş, onu öldüreceğini söylediğinde o kadar tatlı bir şekilde
kafası karışmış gözüküyor ki, hepsini o şekilde vermek zorunda olduğuna
kendini açıklamaya çalıştığında sen gözlerini devirerek onu koyu lacivert
ceketinden yakalamış, kendine çekerek dudaklarını örttüğünde Tony ‘ve yine
başlıyoruz’ diyor, Clint bir ıslık çalıyorken Steve donuyor.
Şaşkınlığı kısa sürerken ardından gevşediğinde dünya senin, başını çekerek ona
baktığında ‘kızmadın mı?’ diye soruşu dürüstlükle dolu, cevabın da öyle:
“Bu dünya sizin, sen ne dersen o.. Ama bana evlenme teklif edecek kadar
gerizekalı olursan onlar benden önce öğrenirse seni öldürürüm Rogers-“ Steve
gülümsediğinde dünyanın en korkutucu fikrine karşı cesur durmanın ödülünü
alıyorsun.
Uzanarak onu tekrar öptüğünde bu sefer olduğu gibi durmuyor, çözülerek
ellerini senin yüzüne getirirken yavaşça ayrıldığınızda o lanet cümleyi
tekrarlıyor: bir gün evleneceğiz Buck, bekle ve görBacaklarından birini onun bacakları arasına soktuğunda nefesi boğuluyor, sen
de onun aralanmış ağzına ‘hayır’ diyorsun fakat bu ona biraz daha bastırmana
engel değil.
Steve o sırada gerinize bakış atarken sen diğerlerini hatırlıyor, onun bu tip
değerleri oluşuna derin bir nefes alırken onu ittirdiğinde Steve şaşırarak sana
dönse de tekrar ittiriyorsun, ‘konuşacak şeylerimiz var’.
Clint geride ‘ah-haaaa’ diyor, ‘konuşacak şeyler, evet’- Steve bir sana bir de onlara
bakarken sen onu yine ittirince bu sefer dönüp koridorda ilerliyor, sen de
diğerlerine dönerken net, cevaplıyorsun:
“Herkes kendi işine lütfen, tetiklenmek istemiyorum-“ Coulson ‘ve onu da
kaybettik’ dediğinde Bruce bir kahkaha atıyor, Natasha ise ondan bir bakış
çalarken sen ikisinin durumundan daha iyi olduğuna inanamayarak dönüp
Steve’e gidiyorsun.
Konuşacak şeylerin var.
409
Awakencordy
merkez-masa.com
*
İçeri girdiğinde gördüğün manzara doğal bir şey olmasına rağmen seni baştan
aşağı yaktığında normalliğe ne kadar da aç olduğunu hatırlatıyor.
Steve ceketini omuzlarından bırakıyor, hafifçe hoplattıktan sonra kollarından
indirerek tek elinde tutup önüne getiriyorken ortaya çıkan beyaz gömleği kar
gibi göz alıyor. Uzun boylu adam ceketi iskemlelerden birinin sırtına bırakırken
seni görmüş, yüzünde bir gülümseme doğduğunda sen içeri girip kapıyı
arkandan itiyorsun.
Kilit kendiliğinden döndüğünde diğer makinelerin de seni seviyor olması güzel.
Makine makineden anlıyor.
Steve olduğu yerde kalmış, seni izliyorken bakışlarında hala sorabileceği sorular
var, sen ona ilerlerken ‘evlilik?’ diyorsun.
“Daha yatmadık bile Rogers, hızlı ilerlemiyor musun?”
Steve gülümserken yattıklarını söylüyor, ardından da acelesi olmadığı cevabını
verirken mavi bakışları kendisinden emin, seni takip ediyor.
Aranızda üç adımlık mesafe kalmış olsa ve parmak uçların yansa da olduğun
yerde kalırken aşağıyı iyi hallettiklerini söylüyorsun, ne söyleseniz kabul ettiler.
Steve bununla derin bir nefes alırken iş moduna geçtiği belli, iskemlenin
yanından ayrılarak odada geziniyor, ayakkabılarını da çıkartırken cevaplıyor:
“Şimdilik evet.. STIELD bu gece senin hakkındaki dosyaları açıklayacak,
bizimle birlikte yaptıklarının altını çizerek profilini oluşturacak.. Tepkileri yarın
göreceğiz..”
Onun odada gezinmesini izlerken sanki senin ekseninde dönüyor gibi
hissettiriyor. Sen sabitsin, o dolaşıyor.
“Kötü gelirse?”
Steve bunun üzerine sana gelirken gezegenleriniz birbirine yaklaşıyor ancak
çarpmıyor, mavi bakışları seni izliyorken cevaplıyor:
“Önemli değil.. Kimse için seni bırakacak değilim Winter, gerekirse
Avengers’dan çekilirim, bir yere gideriz, beni bilmeyen yerler de var-“
susmasını söylesen de o can acıtıcı derecede dürüst ve içten, yapabileceklerini
söylüyor:
“Yeterince savaş gördük, eve dönmemizin vakti gelmedi mi? Yapabiliriz Buck,
apayrı bir ülkede bir ev bulur, başımızı dinleriz, kimseye ihtiyacımız yok, sen
410
Awakencordy
merkez-masa.com
yeterlisin-“ uzanarak onu öptüğünde o da kollarını sana doluyor, öpüşlerin
arasında çekilirken ‘seni bırakmayacağım’ diyor, ‘bunu kabul etsen iyi olur.’
Zaten ediyorsun, haberi yok. Gerizekalı, evet desen gerçekten seninle bir yere
kaçabilir.
Parmak uçlarında durmuş, onun kolları seni tutuyorken ellerin onun yakasında
birer yumruk, onun gözlerine bakarak cevaplıyorsun:
“Bir yere gitmiyoruz.. Avengers senin takımın, STIELD senin ve Tony’nin
bebeği, dünyayı koruyorsunuz, bir yere gitmeyeceksin-“
“Ama eğer seni-“
“Beni istemezlerse kendi problemleri, başka insanlar umurumda değil, sen
benden vazgeçmedikçe-“ bu sefer seni susturan o, hem de nasıl susturma.
Kendini bir anda geçen gün (hafta-yıl?) olduğu gibi onun kolları arasında sıcak
ve odaklı bulduğunda nefesleriniz birbirine karışmış, parmaklarının senin
sırtındaki kazağı sıktığını hissediyorken minik ‘Winter’ı dizlerini titretiyor. Rol
yapmıyor, onu parmakların arasında tutuyorsun.
Hail Hydra.
Hafifçe güldüğünde ne olduğunu soruyor, sen de parmaklarını onun yakasında
sıkılaştırırken ‘istediklerini yaptım’ diyorsun. ‘Ellerim arasındasın, seni yıkabilirim,
değil mi?’
Mavi bakışları yavaşça odaklanırken cevap vermesine gerek yok. Onu parça
parça edebilirsin, kan dökmene gerek dahi yok.
Tüm Dünya bu gece ikiniz hakkında karar verirken esas seçim senin önünde.
Dudağını kemirirken onun duruşu sakin, bekleyişi sabırlı. Gözlerini kapatırken
yıllar önce suya düştüğünde yaşadığını kendine tekrarlıyorsun. Bu sefer de tek
yapman gereken yukarı çıkmak, yukarı çıkmak.
Karanlıkta derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini açarken ilk gördüğün şey
onun mavi gözleri, sudan çıkınca görülecek gökyüzü gibi.
Onun yakasından açılan parmaklarından biri onun dudaklarına dokunurken
sesin sakin, mırıldanışın gerçek:
“Hep hatırlamaya çalışacağım..”
İfadesi yumuşarken önemi olmadığını söylüyor, her şey zamanla dönecektir,
dönmese de problem değil, yeni anılar yapacaksınız“Hayır.. Evet, yapabiliriz ama onu söylemiyordum..”
411
Awakencordy
merkez-masa.com
Kaşları hafifçe çatılırken ne söylediğini sorduğunda ciğerlerin sıkışıyor. Sen,
Winter, söz vermek nedir bilmiyorken nasıl böyle cümleler kurmak istiyorsun?
Tek sözü ölüm olan bir silah“Bir gün.. Tekrar silinirsem, yine tetiklenirsem-“
“Winter-“
“Hatırlamaya çalışacağım.. Sana verebileceğim tek söz bu Steve, daha fazla bir
şeyim yok..”
Onu sarstığın belli ama sen de titrek bir zemindesin. Bu tüm dünyanın içinde
olduğu bir oyun, herkes sizi bilecek, yapabileceğin tek şey hatırlamaya çalışmak.
“Hala vazgeçebilirsin, bir gün unutursam o zaman da vazgeçebilirsin-“ seni
sarsarken öyle şeyler söylememeni istiyor, kızıyorken cevaplıyor:
“Bunu daha önce de söyledin, hala pes etmiyorum, değil mi? İnanmadığını
biliyorum Winter-“ gülerken ‘ah inanıyorum’ diyorsun, o donarken sense içten
içe korku dolu, cevaplıyorsun:
“Beni de zaten o korkutuyor Rogers.. Pes etmeyeceğine inandım, sen
kazandın..”
Mavi gözleri hayretle sana bakıyorken şaşkına döndüğü belli, zorla kendini
toparlarken bir an sonra mutluluğu gözlerine ulaşınca seni ısıtması şaşırtıcı
değil.
“Öpüşebiliyor muyuz? Lütfen evet de-“
“Daha önce ne zaman izin aldın?”
“Şu an yanlış bir şey yapmak istemiyorum, bu an mükemmel bir an-“ gözlerini
devirerek onu tekrar kendine çektiğinde gülerek dudaklarını buluyor.
Kendi parmakları seni sıkarken sen onun gömleğinin düğmesini açmaya
başladığında ise bir an kasılsa da nefesi yanağına çarparken sen gözlerin kapalı,
onun aralık dudaklarına ‘Steve’ dediğinde o arayı tekrar kapatıyor.
Düğme ilmekten geçiyor.
*
Minicik bir alanda birbirinize dönmüşken parmakların onun düğmelerini
sırasıyla açıyor, senin olana dokunuyorken boynunda hissettiğin dudaklar
kalbinin hızlanma sebebi.
Gömleği onun omuzlarından sıyırdığında açılan ten saatlerce dokunabileceğin
bir alan, elin onun saçlarına girerken dudaklarını bulduğunda onun ne kadar da
sıcak olduğunu düşünüyor, gittikçe ısınıyor, onun ıslak dudaklarını açarak hiç
de kibar olmayan bir öpücük verdiğinde o kıpırdanıyor, başını çektiğinde ise
utanmış, cevaplıyor:
412
Awakencordy
merkez-masa.com
“Kollarım çıkmadı..”
Bakışlarını aşağı indirdiğinde onun kollarının geride kaldığını gördüğünde
gülmeye başlıyorsun, o ise gülmemeni istiyor, yardım etUzanarak manşetleri açarken hala gülüyorsun, o ise ikinci kolu açıldığı an sana
saldırırken refleksin hızlı, düşünmeden onun beline vurarak onu döndürüp
yatağa devirdiğinde hem gülüyor, hem de can acısıyla belini ovuyorken sen
dehşet içerisindesin.
Öyle yapmak istememiştin.
Fark etmiş olmalı ki doğrularak sana uzanırken bileğinden tutmuş, seni
çekerken cevaplıyor:
“İyiyim.. Ben bunlara razıyım Winter, bunlar kaldıramayacağım şeyler değil..”
Onun çekmesine ilerlerken onun istediği gibi onun kucağına çıktığında
parmakların belindeki yeşillikte, yumuşak vurmadığını söylesen de o da
yumuşak bir adam olmadığını söylüyor:
“Birkaç saate eskisi gibi olacak, göreceksin, bana bilerek bir şey yapsan bile izi
kalmayacak, inan..”
Buna kaşlarını çatarken ‘bilerek?’ dediğinde hafifçe pembeleşiyor ve ‘beraberken’
diyor, ‘kendini kaptırırsan.’
Oh.
Parmakların onun boynundan inerken onda iz bırakıp bırakamayacağını
sorduğunda yanakları alev alev olsa da başını iki yana sallayarak cevaplıyor:
“Kalıcı olmuyor.. Deneyebilirsin..”
“Ya da sık tekrar yaparım..”
Gülümserken ‘o da olur’ diyor, şikayet eder bir hali yok.
Parmakların onun nabzında, yavaşça tırnağını bastırırken etrafının
beyazlamasını izliyor, ardından diğer elinle onu omzundan bastırırken
dudaklarınız birbirini takip ederek fısıldıyorsun:
“Daha önce yaptığımızı biliyorum ama-“ ‘şişşt’ derken kolları beline dolanmış,
bir şey yapmanız gerekmediğini söylüyor, bu bile muhteşem, haline bak, bunun
olacağını düşünüyor muydun?
413
Awakencordy
merkez-masa.com
Dürüstçe ‘hayır’ derken bacakların bacakları arasında, kendini ona bastırdığında
kapıya dayalı seferdeki gibi nefesi kesiliyor, o da yavaşça kendini sana
kaldırırken sen uzanarak dudaklarını onun boynuna gömdüğünde kokusu
etrafında, elleri kumaşla kaplı sırtından, kalçandan inerek seni iyice kavrayıp
kendine bastırdığında nefesin kesiliyor.
İstese seni alıp oradan oraya atabilecek gücü var, senin ona verebileceğin zarar
kadar tehlikeli, tamamen sana eş.
Dudakların dönerek onun dudaklarını bulduğunda ellerin tekrar çalışmaya
başlamış, aranıza girerek onun pantolonuna saldırdığında o boğuk bir ses
çıkartıyor, sense onun alt dudağını dişlerin arasında tutmuş, sırıtırken ona göz
kırparak düğmeyi açıyorsun.
Fermuar kolay, gözlerini kapatarak alnını onun göğsüne dayadığında kapalı
gözlerinin ardında elin onu kavrarken o bir an öylesine kasılıyor ki her şeyin
biteceğini düşündüğünde baştan aşağı bir ürperti seni sarıyor.
Tek bir dokunuş ve onu bitirebiliyorsun.
‘Şişşt’ diyerek onun göğsünü öptüğünde çıkarttığı ses zayıf, sense onu
sıvazlamaya devam ederken yine aynı sorular beynine üşüşüyor. Nasıl yaptınız,
nasıl ikna oldun, nasıl pes ettinOnun göğsünü dişlediğinde seni tutan ellerinden biri seni iyice sıkıyor, acı seni
gülümsetiyorken kendini ondan kurtararak dikleştiğinde çakmak çakmak olmuş
gözleriyle sana bakıyor. Sense onun üzerinde gerilerken ellerinle pantolonunun
beline asılıp çekince sana yardımcı olması baş döndürücü.
Pantolonu ve çamaşırı ondan sıyırdığında yatağa geri alçalıyor ama sen ellerinde
kumaş, hareket edemiyorsun.
Bu senin mi?
Başı yastıkta, şimdiye kadar hiç bu kadar sade ve güzel gözükmemişken seni
izliyor, bekliyor, bir şey istemiyorKumaşları yana fırlatıp onun üzerine geçtiğinde gözleri kapanırken kalbin
kulaklarında; gümgümgümgümEllerinden biri onu tekrar kavradığında karnı kasılıyor, sense bir an eğilip nasıl
bir tadı olduğunu merak etsen de kendini tutuyorsun, önce her şeyi görmek
istiyorsun, her şeyi, her şeyi.
Steve ellerin arasında parçalanıyorken uğultu başının etrafında dönmeye devam
ediyor, ta ki Steve çıkarttığı sesleri kontrol edemez hale gelip devamlı olarak
senin adını söylemeye geçene kadar.
414
Awakencordy
merkez-masa.com
Dizlerin üzerinde yükselip sana uzanan ellerine izin verdiğinde seni ensenden
yakalayıp dudaklarını kendine çalıyor, sense daha önce onu hiç öpmediğin gibi
öpüyorsun: ıslak, hızlı, derin ve sıcak.
Steve senin ileri geri çekişlerinle ve sesleriyle dolu, kasıldığında dudaklarını
ondan kopartarak aranıza bakıyor, izliyorken kalbinin bir daha hiç
sakinleşmeyeceğini düşünüyorsun. Parmakların ıslak, Steve nefes alıyor, ‘hey’
dediğinde başını ona çevirirken gülümsediğinde sorun sen durdurmadan
çıkıyor:
“Gerçekten benimle evlenmeyi düşünüyorsun, değil mi?”
Gülümserken ‘düşünmüyorum’ diyor, ‘evleneceğim, göreceksin.’
Elini aranızdan yukarı getirerek aranızda tutarken sadece kanıtı göstermek
istesen de Kaptan Amerika hiç de şanına yakışmayan bir şey yaparak yavaşça
parmaklarından birini öptüğünde sen sırtının ortasından inen ürpertiyle
soruyorsun:
“Fazla eminsin Rogers..”
Steve ‘hmmm’larken diğer parmağına geçtiğinde yavaşça kendini ona itmeden
duramıyorsun, hepsi onun suçu.
Farkında olmalı, tabii ki farkında, diğer parmağına geçtiğinde sen ‘Steve’
diyorsun, ‘yapma’, ama durmuyor, gözlerini açarak sana bakarken onu böyle
kirli görmek kendi gözlerini kapatmana neden olduğunda o yavaşça seni
döndürüyor ama üzerine çıkmıyor.
Üzerini kapatırsa ne olacağından o kadar korkuyorsun ki baş döndüren ateşin
bir süre soğuduğunda memnunsun.
Yutkunarak gözlerini açarken o yanında dirseği üzerinde durmuş, seni izliyor,
bekliyor, bekliyorDerin bir nefes alarak eşofmanının lastikli belini kaldırdığında eğilerek seni
öpüyor. Üzerini kapatmadan, çıkışını engellemeden, eli içeri girerek seni
bulduğunda sen kendi ellerinle onun saçlarına asılıyor, başını sıkarak seni
öpmesini istiyorsun.
Çok da uzun sürmeyecek.
*
Nefes alamadığında o sana nefes veriyor, beraber sakinleşiyorken titrediğini
ancak o sana sarılınca anlıyorsun.
415
Awakencordy
merkez-masa.com
“Dünyamı sarstın Rogers-“ seni yavaşça yana çevirmiş, sırtından sana
sarılıyorken güldüğünde sen de hafifçe gülümsüyor, duvarı izliyorsun.
Üzerinde tatlı bir yorgunluk, ağır bir hafifleme var.
Oda ılık, Steve sana sarılırken çarşafı çekip üzerinize örtmüşken sen ‘o
tiplerdensin, değil mi’ dediğinde onaylayan bir sesle omzunu öpüyor, sense sanki
büyük bir çileymiş gibi iç çekiyorsun.
Sanki.
Etrafınız sessiz, Steve boynuna ‘bana güvendiğin için teşekkür ederim’ dediğinde sen
gözlerini kapatıyor, sesini çıkartmıyorsun.
*
‘Hayır.’
Ona söylediğin son söz hala aklında, ne kadar Stark ile konuşmuş -tartışmış- olsanız da
halen geri adım atacak gibi değilsin. Onunla beraber olmak istemiyorsun, istemediğinde
üstelemeyeceğini söylemişti, o zaman üstelemesin!
Üstelemiyor.
2 aydır onu bir kez bile görmedin, tek kaynağın diğerleri gibi haberler. STIELD sağlam bir
şekilde yola devam ediyor, Stark ve Rogers bir marka olma yolunda durdurulamaz şekilde
başarılı çalışıyorlar.
Tony’nin tatilde sana anlattığına göre kesin olarak ayrılmış durumdalar, sadece ona ve
STIELD’a bir imaj yaratmak istedikleri için kameralar önünde çift gibi davranıyorlar. Steve
sana aşık, daha kabul edebilmiş değil ama göreceksin, bir yerde çözülecek. Sen de onu
seviyorsun ama senin korkman doğal, merak etme, o kafasına taktığında seni de çözecek,
dert değil.
Şehre geri döndüğünde rozeti kasaya bıraktın, anahtarı ve resimleri ise Stark’a verdin:
bunları Steve’in göremeyeceği bir yere koy, olur mu?
Sana bakarken ‘neden?’ dedi, ‘bunları görmek onu mutlu edecektir-‘
“Bunlar Bucky.. Hepsi..”
“Ve sen tekrar Bucky üzüntüsü yaşamasın istiyorsun..”
Başını salladığında söyleyeceği şeyi biliyorsun.
İyi kalpli psikopat.
*
“Dünya bugüne üzücü bir haberle başladı sayın seyirciler.. Steve Rogers bugün katıldığı
açılış töreninde kimliği belirlenemeyen saldırganlarca kaçırıldı.”
Otel odasında çektiğin mekiklerde bunu duyunca yarıda kalmış, ekrana baktığında
görüntülerde çocukların arasında gülen adamın silahları görünce karşı koymadan bir
416
Awakencordy
merkez-masa.com
arabaya konularak götürüldüğü gözükürken ellerini başının arkasından bırakarak yerden
kalkıyor, ekrana ilerliyorsun.
“STIELD derhal kırmızı alarma geçerken saldırganların daha bir istekte bulunmadıkları
belirlendi. Avengerlar ve STIELD yönetimi herhangi bir açıklama yapmayı reddediyor
olsalar da muhabirlerimiz ülke dışında olan Ajan Romanoff ve Barton’ın New York’a geri
döndüklerini öğrenmiş durumdalar-“
Kapın kırılarak içeri girildiğinde sen sakince oraya dönüyor, içeri giren demir yığınına
bakarken de ellerini açarak cevaplıyorsun:
“Ben değilim..”
Nerede kaldığını hep bildiğini böylece belli etmiş adam onaylarken bildiğini söylüyor:
“Onu getirmeye gidiyoruz, bir psikopata ihtiyaç olabilir.. Var mısın?”
Evet demek hem ne kadar doğal, hem de ne kadar garip.
*
Stark Banner’ı mansiyondan getireceğini söyleyip yanından uçarak gitmiş, sana eve gitmeni
söylemişken sen en son Steve’le öpüştüğün ama korktuğun için kaçtığın binaya bu sefer
sızmak yerine kapısından girmiş, yukarı çıkıyorsun.
Konuşan asansör seni Stark’ın özel dairesine aldığını belirtip kapılarını açtığında
içeridekilerin bir kısmı artık tanıdık.
Clint salonda bir ileri bir geri gidiyor, tırnağını kemiriyorken Natasha yerde bağdaş kurmuş,
tabletini inceliyor. Sam bir kahve tepsisiyle içeri giriyorken seni görünce gülümsediğinde
diğer ikisi de dönerek sana bakıyor ve Natasha dikleşirken Clint tam tersi rahatlarcasına
sana geliyor.
“Seni de götürmediklerini bilmek iyi-“ sana sarılan adamla kasılsan da başını sallıyor, ne
bildiklerini soruyorken Clint senden ayrılıp seni Sam ve Natasha’nın da ilerlediği masaya
götürerek cevaplıyor:
“Çok değil, Jarvis her şeyi inceliyor ama adamlar oldukça profesyonel.”
Görmek istediğini söylediğinde masanın üzerinde bir görüntü beliriyor, Sam avuçların
arasına bir kahve bırakırken sen görüntüleri inceleyerek diğerlerinin göremediği bir şey
arıyorsun. Geride Natasha Stark’ın Banner’ı aldığını, 10 dakikaya burada olacaklarını
söylerken Clint de Coulson’ın STIELD raporlarını ilettiğini mırıldanıyor“Orada.”
Hepsi sen konuştuğunda dururken sen görüntüyü geri saracak bir yer arıyorsun ama
bulamadığında Natasha anlamış, cevaplıyor:
“Jarvis, tuş göster lütfen-“
“Söylemeniz yeterli Ajan Romanoff-“
“Jarvis, tuş.”
Havada bir komuta sistemi belirdiğinde sen uzanarak biraz daha geri sarıyor, ‘şurası’ derken
Jarvis orayı büyüttüğünde gösteriyorsun:
417
Awakencordy
merkez-masa.com
“Rumlow.”
Clint ‘kod mu?’ derken Natasha ‘hayır, Hydra’ diye cevaplıyor, ardından Jarvis’ten adamın
dosyasını isterken Sam gözlerini kısarak nasıl anladığını soruyor, sen de cevaplıyorsun:
“Arka cebindeki bıçak.. Kabzası görünüyor..”
Jarvis daha da büyütürken görüntü bulanıklaşsa da sen dişlerini sıkıyorsun.
O bıçak senin.
*
“Ne yani, sınıf birincisi bıçağı başkasına verildi diye bizimki somurtuyor mu? Ben ona yeni
bıçak alırım!”
Stark parçalarından ayrılırken güncelleme almış, böyle bir yorumda bulunduğunda sen
gözlerini kısarak Hydra’nın senden vazgeçtiğini söylüyorsun:
“Bu beni de bir hedef yapar Stark..”
Tüm parçalar ayrılmış, Stark kot ve tişörtüyle masaya varırken senin kahveni kapıp bir
yudum alıyor, ardından seni sonra düşüneceklerini söylerken görüntülere dönerek
güncellemenizi istiyor, Rumlow kim?
“DC’de SHIELD’ın STRIKE takımında Steve’in yardımcısı olan komutandı, bizimle birlikte
de çalıştı, çift taraflıydı.. En son bina çökerken görüldü, yaşayıp yaşamadığını bilmiyorduk..
Anlaşılan o ki yaşıyor, Winter onu hareket şeklinden tanıdı, Hydra liderlik bıçağını ona
geçirdiyse de durum vahim demektir..”
Stark ‘bir dakika, gerçekten sınıf birincisi bıçağı mı var?’ dediğinde sen onaylıyorsun:
“Hydra’nın en önemli silahı o bıçağı taşır, diğer ajanlar o ne derse yapmak zorundadır, tüm
dünyada geçerli.. Bunun için hepsi koşullandırılır, Hydra’nın esas liderinden farkı yok..”
“Senin öyle bir koşullanman var mı?”
Hafifçe sırıtırken şimdiye kadar liderin hep kendin olduğunu söylüyorsun. İlk defa
diğerlerinden bir farkın var.
*
“Steve’i öldürmeyeceklerdir, öldürecek olsalardı orada yaparlardı, korunmasız olduğu belli.
Neden karşı koymadı?”
Tony çenesini kaşıyorken ‘çünkü çocuklar vardı’ diye cevaplıyor. ‘Steve istese karşı
koyabilirdi ama çocuklar 10 sene uyumazlardı, bunu yapmaz’.
Gözlerini devirme ihtiyacı duysan da çok Steve bir şey olduğu için şaşırmıyorsun. O sırada
Bruce seninle sonunda resmen tanıştığını söyleyerek sana gülümseyip konuşuyor:
“Daha iyi bir şekilde tanışmak isterdim doğrusu..”
Sen de onaylarken onun uzattığı elini sıkıyor, onun hakkında okuduğunu söylüyorsun.
418
Awakencordy
merkez-masa.com
“Umarım iyi şeylerdir, ben çoğunu hatırlamıyorum..”
Sen onaylarken ‘içinde bir canavar taşıyorsun’ diyorsun, ‘tanıdık geliyor.’
Stark ikinize dışarıda konuşmanızı söyleyerek sizi kovduğunda Bruce sana mutfak yolunu
öneriyor, ikiniz oraya giderken Stark geride STIELD hattını açtığı belli, yabancı bir dile
geçmişken Bruce soruyor:
“Sen canavarınla nasıl başa çıkıyorsun? Sam bana daha iyi olduğunu söyledi.”
Belli belirsiz bir ses çıkartırken onun dolapları açmasını izliyor, cevaplıyorsun:
“Sakin bir yerdeysem bana öğrettikleri şeyleri kullanıyorum..”
Bruce kaşını kaldırarak onun ne olduğunu sorduğunda birkaç hareket olduğunu
söylüyorsun, yoga gibi ama değil, belli kaslara yönelik çalışıyor, asanaları belirli bir sırayla
takip edersen de salgıladığın hormonlar aktif olarak hatırlama konusunda paniğini
baskılıyor.
“Tabii bana bunu öğretme sebepleri farklıydı.”
İlgiyle seni izliyorken ‘işe yaradı mı?’ dediğinde sen hala arayışta olduğunu söylüyorsun, o da
anlıyormuşçasına gülümsüyor. Anladığı belli.
“Bana da göstermek ister misin? Yogayı ilk yıllar denemiştim ama o zaman çok da sakin
değildim.. Bunu öğrenmek isterim..”
Salona bir bakış atarken ‘şimdi mi?’ dediğinde ‘daha iyi zaman mı var?’ diye cevaplayarak
gülümsüyor:
“Steve her neredeyse onu kurtarmaya uçakla gideceğimiz belli, gerilmek istemem.”
O halde uçakta göstereceğini söylediğinde onaylıyor, sonra da kahvenin tuşuna basarken
aralarında olmanın iyi olduğunu söylüyor.
Yorum yapmıyorsun.
*
“Şu anda havada olan her şeyde gözümüz var, bölünmemiz gerekecek.”
Sen sesini çıkartmıyorken Tony ekrandaki hologramı parçalara bölerek herkesin önüne bir
tane savuruyor, bir yandan da konuşuyor:
“Hepimiz birer kıtaya gidiyoruz, birleşiklerde ortak çalışacağız. Uçan şeyler aşağı indiğinde
kontrol bizde olmalı..”
Banner ‘uçmadılarsa?’ dediğinde Stark ‘o yüzden Amerika benim’ diyor, ‘her yerde gözüm
var.’
Hiç kimse karşı çıkmıyorken sana Asya düştüğü için şaşırmıyorsun. Afrika da Bruce’da,
sana bir bakış atarken gülümseyerek çalışacak vaktiniz olacağını söylüyor, gidelim mi?
*
419
Awakencordy
merkez-masa.com
John Ottman – Hope (Xavier's Theme)
“Sağ..”
Bruce senin yönlendirmenle yavaşça bacağını kaldırdığında onun dizini tutarak kaldırıyor,
yerdeki ayağınla dönmesini söylüyorken onun dönüşüne yardım ediyorsun. Elleri talimat
ettiğin gibi iki yanında açık, sesi çıkmıyor.
Ayağını yavaşça yere koyarken hafifçe gülerek ‘sen daha kolay gibi gösteriyorsun’ dediğinde
gerçeklere alışkın olsan da iltifatları kabul etmek zor, başını onun tekrar kaldırdığı dizine
eğerek alışkın olduğun cevabını veriyorsun.
Kolunu işaret ettiğin gibi döndürerek vücudunun üst kısmını diğer tarafa çevirirken ‘pek işe
yarayacak gibi durmuyor’ dese de devam etmesini istiyorsun. Bittiğinde görüşeceğiz.
*
Uçak alçalırken o derin bir nefesle aşağıdaki kıtayı izliyor, sense bakışlarını ona çevirirken
nasıl hissettiğini sorunca gülümseyerek cevaplıyor:
“Diğerlerinden daha çok işe yaradığını söyleyebilirim..”
İçine memnunluk yayılırken uzmanlaştıkça daha iyi olacağını söylüyorsun, o da çalışacağına
söz veriyor.
“Belki bir gün dengemi kaybetmeden tamamen dönmeyi başarabilirim, ne dersin?”
Hafifçe gülümserken o gün onu izlemenin zevk vereceğini söylediğinde bu sözü
hatırlatacağını söylüyor: bir gün rutinini yaparken onu izleyeceksin, sırf beni izlerken
rahatlarsan da bu benim başarım olacak, hım?
Onayladığında gülümsüyor, artık küçük de olsa bir hedefi var.
Başaracağından eminsin.
*
“Senin kıtanda olmasına şaşıran var mı?”
Sen bile şaşırmamışken bilekliklerini bağlıyorsun, Stark ise bağlantının diğer tarafında
konuşuyor:
“Rumlow kim bilmiyorum ama karaciğerini çıkartma taraftarıyım, herif psikopat..
Kötüsünden, senin eline su dökemez..”
Teşekkür ederken silahını sırtına sürdüğünde gözleri büyüyerek seni izliyor, ne olduğunu
sorduğunda da gergin, ‘hiç’ diyor.
“Winter Soldier oldun.”
Farklı bir şey mi olman gerekiyordu, bunu sorduğunda reddederek cevaplıyor:
“Ben hiç gerçekten karşı karşıya gelmemiştim.. Bize saldırdığın o gün de sivildin..”
420
Awakencordy
merkez-masa.com
Bıçaklarına giderken onunla karşı karşıya gelmemesinin iyi olduğunu söylediğinde
bilmediğini söylüyor: bir kere onunla karşı karşıya geldi ama sağ çıktı, bunu anlatabilen ilk
adam da kendisi, Steve ikinci, rica ediyor.
Gülümsüyor olmalısın ki ‘haha’ladığında gözlerini devirerek kendisini toparlamasını
emrediyorsun, bu bir görev ve eğlenceye yer yok.
“Hadi Lastik, bu bir Avenger görevi, her yanı eğlence!”
İç çektiğinde sırıtıp kulaklığı takmanı istiyor.
*
Yere indiğinde gergin bir nefes almış olmalısın ki kulağındaki adam iyi olacağını
söylediğinde sen sesini kesmesini emrediyorsun. Biriyle çalışmaya alışık değilsin.
“Peki ama arkadan sana beyaz bir gürültü göndereceğim, bu adamlar seni tanıyor, yol
ortasında tetiklenirsen sıçtık..”
Onayladığında hayal meyal duyduğun bir cızırtı geri plana yerleşiyor, ‘bir tek beni ve Steve’i
net duyabileceksin, diğer insan sesleri benim kontrolümde’, Stark ardından seni gördüğünü
söyleyince sırtın gerilirken devam ediyor:
“Orada olamıyoruz ama yalnız değilsin.. Ve sana Steve’i emanet ediyoruz, delirmiş
olmalıyız..”
Onaylayan bir ses çıkartarak araziyi geçmeye başladığında ‘yine de’ diyor, ‘yine de oradasın,
bu bir şeyler mana etmeli, Steve seni görünce mutluluktan ağlayacak, müthiş bir çöpçatanım
doğrusu, ne dersin?’
Gülmeye benzer bir ses boğazını zorladığında o rahatça kahkaha atıyor, sense ‘şişşt’leyerek
ağaçların arasında ilerlerken etrafı dinliyorsun.
Dünyanın en kötü ortağı, gerçekten.
*
Binaya girmeye hazır, Stark’ın söylediği girişe yaklaşmış olsan da son anda ayağın diğer
kapıyı seçince ‘neden?’ diye soruyor ama sen de bilmiyorsun. Sadece o kapı değil, bundan
girmen gerek, onu biliyorsun.
İçgüdülerin seni daha hiç yanıltmadı, kapıyı açarak içeri girdiğinde o uğultu içine çöküyor:
daha önce buraya geldin.
Oh hayır. Oh hayır.
“Kalp atışın yükseldi, ne oluyor-benimle kal Winter, tetiklenme lütfen, beni dinle, Tony,
Tony-“ ‘şişt’lediğinde rahatlıyor, sense etrafı incelerken nefesini kontrollü olarak bırakıp
fısıldıyorsun:
“Buraya geldim-“ şaşırmadığını söylediğinde ‘burada kırıldım’ diye düzeltiyorsun.
Burası bilinç kırdıkları yer.
421
Awakencordy
merkez-masa.com
“Oraya geliyorum, şu anda havadayım, 40 dakika daha dayan, dışarı çık-“
“40 dakikada onu kırabilirler, zaten 11 saat geçti-“
“Steve bundan daha güçlü-“
“Değil.. Değil.”
Tony küfrediyorken sen kulaklığı çıkartıp atıyor, ardından üzerine basarak parçalıyorsun.
Tetiklenirsen de ne fark eder?
40 dakika sonra burada olacak, senden öğrenmemeleri yeter.
Üzerinde delil olmadan daha hızlı ilerlerken koridorlar yosunlu ve sessiz ama en azından
tanıdık.
*
AFI – Prelude 12/21
Görevlilerden biri boynu kırılarak yavaşça kollarına gevşerken etraf herkes uyuyorcasına
sakin ama aldanmıyorsun. Bu sadece başlangıç.
Adımların kimsenin duymayacağı bir sessizlikle ilerliyorken kimsenin seninle boy
ölçüşemeyeceğini bilmek seni daha da dikkatli kılıyor: hepsi daha yırtıcı olacak.
Arkanda bıraktığın cesetlerin sayısı yükselirken bunu bilincinle yapıyor olmak seni hiç de
rahatsız etmiyor: Hydra’nın insanları başarıyla kırdıklarının bir göstergesi.
Steve’in o hücrede aynı yoldan geçirildiğini düşünmek kontrolünü kaybetmene sebep olduğu
için onu kafanda arka plana iterek köşeye sırtını veriyor, diğer tarafı dinliyorsun.
Sessizlik, sessizlik.
Hiçbir sessizlik seninki kadar yırtıcı değil.
*
“Serumun bu konuda işe yaraması ilginç: Winter Soldier’a verdiğimiz ilacı verdiğimizde bir
insana göre 16 kat daha hızlı bitap düşüyor, şu anda 176 saatlik ilerlemedeyiz Onbaşı..”
Rumlow’un sesi ‘güzel’ derken sen dişlerini sıkıyorsun.
7 gün. 7 günlük ilerleme kaydettiler.
Sen kaç günde kırıldın?
“Arkadaşının ses kaydına tepki verdi mi?”
“Verdi. Dışarıdan kontrollü olsa da kalp ve beyin okumaları tepki verdi, duygusal kısmını
kırmak üzereyiz. Sandığımdan daha kolay oluyor Onbaşı, bir oyun olduğundan
şüpheleniyorum.”
Rumlow gülerken ‘değil’ diyor, ‘Rogers iyi dayanacak kadar asker ama unutma: sahaya
çıkacak kadar adam değildi, onu bir şişe kimyasal adam yaptı. Biz de o kimyasallarla onu
kırıyoruz.’
422
Awakencordy
merkez-masa.com
Sessiz bir nefesle vücudunun odak noktasını bulurken Rumlow’un boynunun elin altında
çıkartacağı sesi biliyor olman seni biraz sakinleştiriyor. Bıçak onda olabilir ama bu en iyi
olduğu anlamına gelmiyor.
“Emirleriniz Onbaşı?”
“Devam edin. Ekranı da açın, ben de izleyeceğim..”
Adam onaylayıp gittiğinde sen sırtın duvarda, uygun zamanı bekliyorsun. Önce Steve’den
emin olman gerek.
Ekran açıldığında cam kapaklı dolaplara yansıyor, sen de görebilirken bu iyi mi bilmiyorsun.
Steve bir yatağa bağlanmış, gözleri kayışlar sayesinde zorla açık tutulmuş, tavana
baktırılıyorken odada Bucky’nin kaydı oynuyor, onun sesi duyuluyor.
Onu da seninle kıracaklar.
Dönerek ilerlerken bilerek çıkarttığın ses Rumlow’un duyacağı son seslerden biri.
*
Üzerine saldıran adamların sayısı artmış olsa da problem değil, daha terlemedin bile.
Rumlow kalabalıktan faydalanıp kapıyı açmış, Steve’in odasına girmişken sen sana saldıran
bir adamın başını ters yöne çevirip sana silah sıkan adama ittiriyor, onun arkasından odaya
dalarken manzarayla duruyorsun.
İlerideki Rumlow elinde Hydra bıçağı, Steve’in boynuna bastırmış, ilk kanı akıttığı belli,
bıçağı kaydırıyorken kaşını kaldırarak soruyor:
“Ne olacak asker?”
Kapıyı ayağınla iterken buradan sağ çıkamayacağını söylediğinde bunu bilerek cevaplıyor:
“Önemli değil, ikinizi de yıkan adam olarak tarihe geçeceksem bu bir şeref..”
Kaşını kaldırırken ikisini birden nasıl devireceğini sorduğunda Steve’in kulağındaki
kulaklığı çekiyor, onun derinlik algısını kırınca da Steve kıpırdanmaya başlıyorken kendi
kendini kesmeye devam ettiğinin farkında değil, Rumlow sırıtırken sen konuşuyorsun:
“Steve, hareket etme.”
İşe yaramıyor, Steve esir alındığının farkında olmalı, geriniyorken boğazındaki kesik
derinleşince sen tekrarlıyorsun:
“Steve! Hareket etme dedim!”
Steve görmeyen bakışları tavanda, kasılarak donduğunda ‘güzel’ diyorsun, Rumlow ise
sırıtırken konuşuyor:
“Ne kadar tatlı.. Rogers seni yine kendine aşık mı etti?”
Cevap vermiyorken onun duruşundaki zayıf ağırlık noktasını arıyorsun, o ise bunu
göstermeyecek kadar eğitimli.
423
Awakencordy
merkez-masa.com
“Yeni oyuncağımı gördün mü?”
“En iyi olduğun anlamına gelmiyor.”
“Sen öldükten sonra? Evet geliyor..”
Rumlow parmaklarını Steve’in sarı saçlarına sokarken bunun olması için yıllarca çalıştığını
söyleyerek konuşuyor:
“Görevlerimden biri onu baştan çıkartmaktı, biliyor musun? Ama bana beraber çalıştığı
adamlarla birlikte olamayacağını söyleyerek reddetti, ben de inandım.. Meğerse yalan
söylüyormuş, beraber çalıştığı adamlarla oldukça da iyi yatıyormuş, değil mi Bucky?”
Bakışlarının ne kadar sert olduğunun farkındayken ‘belki de sen bir bok olmadığın içindir’
diye cevaplıyorsun, o da ‘sanki sen altın hediyesin, değil mi?’ dediğinde evet diyebilmeyi
dilesen de yalana gerek yok. Olmadığını biliyorsunuz.
Parmakları Steve’in saçlarını tutmuş, bıçak hizalı, seni olduğun yere kilitliyorken bakışları
üzerinden ayrılmadan konuşuyor:
“İlk çeperini kırdık, belki bilmek istersin.. Bir daha sana hiç sevgi dolu bakmayacak..”
Sana nasıl baktığını hala hatırlayabiliyor ve o bakışı tekrar görmek için ne yapman
gerekiyorsa yapacağını biliyor olsan da bir şey söylemediğinde o sırıtarak cevaplıyor:
“Ne oldu? Erkek arkadaşın seni unutur diye mi korkuyorsun?”
Dışarıda kıyamet kopuyorken onların bu odadan çıkacak adama hazırlandıklarının farkında,
soruyorsun:
“Neden vakit kazanmaya çalışıyorsun? Keseceksen kes, devam edelim.. Sana yeterince
dinlenme vakti verdim, ne dersin?”
Gözlerinden bir anlık korku geçtiğinde ünün için memnunsun: Steve Rogers dahi seni
kıramıyorsa, onlar mı kıracak?
Onu Amerika’ya götürdüğünde Tony’nin iyileştireceğine güvenerek bir an sonra atıldığında
bıçağı deriyi kesiyor, sense onu ondan ayırırken can almanın ne kadar güzel bir şey
olduğunu hatırlıyorsun.
*
“Steve? Steve, uyan! Steve!”
Sarstığın adam boş bakışlarla tavana bakıyor ve aklından bir an çılgınca onu öperek
prensesi uyandırma fikirleri geçiyor olsa da seni izleyen bir ordu olduğunun farkındasın,
çıkmana hazırlanıyorlar.
Steve uyuyorken bunu yapamazsın.
‘İlk çeperini kırdık, belki bilmek istersin.. Bir daha sana hiç sevgi dolu bakmayacak..’
Doğru olabilir mi?
“Steve, uyanman gerek-“ eğilip alnını ona dayadığında sırf saatlerdir süren bitkinlikten
böyle duygusal hissettiğinin farkındasın: uyanması için her şeyi söyleyebilirsin, kaç kere
424
Awakencordy
merkez-masa.com
gerekirse gereksin, gerekiyorsa bir hastahanede oturup ona saatlerce kitap bile
okuyabilirsin, sadece şimdi uyanması gerekBaşını kaldırıp onun ateşini ölçerek kolundan koparttığın serumlara nefret dolu bir bakış
daha atarken ilerleyerek serumları topluyor, onun üzerine yığarak biriktiriyorsun: panzehir
gerekirse Tony bunları isteyecektir.
Onun başına geri döndüğünde hala aynı boşlukta.
Ne gerekiyorsa yapacağın ortada; Tony buraya giremez, buradan tek çıkabilecek olan da
sensin.
Muhtemelen onu bir daha göremeyeceksin ama önemi yok: Tony geldiğinde onu bulsa yeter.
Eğilip onun başını öperken ‘benim için denedin’ diyorsun, ‘teşekkür ederim.’
Verebilecek başka neyin var?
İlerleyerek kapıyı açtığında karşındalar.
Belki de aşk budur, kim bilir?
*
Geri dönerek adamın silahını kapıp onun silahıyla onun arkasındaki adamı vurduktan sonra
önündekini öldürerek onu yere yıkıyor, o sırada eğilerek odada başka biri kalıp kalmadığına
bakıyorken diğer koridorda hazırlandıklarını duysan da birkaç saniyelik sessizlik
dinlendirici, yavaşça ayağa kalkıyorsun.
“Bunun seksi olmasını ilaçlara bağlıyorum.”
Neredeyse zıplayarak geri döndüğünde kapıda gördüğün adam eksenini yerinden kaydırıyor.
O güneş, sen gezegen, o sabit dururken ona ilerlediğinde yorgunlukla gülümsese de Rumlow
haksız: sana hala öyle bakıyor.
Onu yakaladığında elin ensesinde, ‘Steve?’ diye sorduğunda sesin onlarca yıl önceki bir
banttaki gibi çıkıyor ama önündeki adam canlı, canlı.
Hafifçe gülümserken ‘hey’ diyor, ‘beni kurtarmaya mı geldin?’
Uzanarak onu öpmenden doğal ne var?
Dudaklarınız birbirine değdiğinde o hafif bir ses çıkartsa da sen etrafının farkında, onu
yavaşça gerileterek odaya sokuyor, sırtını güvene alıyorken kapıyı ayağınla iterken onun
yüzünü ellerinle tutup soruyorsun:
“İyi misin? Gerçekten? Ateşin var-“
“İyileşiyorum.. Bana ne verdiler?”
“Bilmiyorum.. Bilmiyorum, örnekleri aldım, Tony bakacaktır-“ uzanarak onu tekrar
öptüğünde yorgun elleri seni tutuyor, sen ayrılınca da gülümseyerek soruyor:
“Fikrini değiştirmen için bu mu gerekiyordu?”
Susmasını söylerken kızgınsın: ‘seni kırabilirlerdi, başarabilirlerdi.’
425
Awakencordy
merkez-masa.com
Bildiğini söylerken uzanarak yüzünden başka birinin kanını siliyor, o sırada hafif bir nefes
daha alırken de cevaplıyor:
“O zaman da sen beni geri getirirdin.. Değil mi?”
Onun aptal olduğunu söylediğinde gülümsüyor, sense uzanarak onu tekrar öperken
ayrıldığında onunla çok fena yatacağını söylediğinde şokla karışık bir kahkaha atsa da sana
dayanarak öksürmesine izin veriyorsun. Yapılacak çok şey var, bir yandan da uzanarak
serum torbalarını tekrar toparlarken konuşuyorsun:
“Dışarı çıkmamız gerek, birinin gaz ünitesini bulması çok da uzun sürmeyecek, bu çocuklar
modern çağda olabilir ama ben Nazi zamanında büyüdüm, gaz boruları hala ortada..”
Steve ‘muhtemelen havalandırma sanıyorlar’ derken sen de onaylıyor, serumları sırt cebine
atıp fermuarı çektikten sonra silahlarını kontrol ederek ona dönerken soruyorsun:
“Hazır mısın? Saat altı yönümde kal ve kendine dikkat et yeter, gerisini ben hallederim..”
Başını sallarken ‘ben büyüdüm dedin’ diyor, sense gülerek ona uzanırken onu bir kere daha
öpüp konuşuyorsun:
“Buradan çıkmana yardım edecekse evet Bucky’nin ta kendisiyim, tamam mı? Hazır mısın?”
Yorgun olsa da gülümseyerek ‘Winter da olur’ dediğinde kalbin hiçbir görevin sana
aşılayamayacağı kadar odaklı bir halde onu geçerek kapıyı açınca karşında yeni bir parti
var: gülmene neden oluyorlar.
*
MyChemicalRomance-You Know What They Do To Guys Like Us In Prison
Bir, iki, yirmi, saymak manasız.
Ne kadar çok olsalar da sana karşı duramadıkları ortada.
Eğilerek masalardan birinden kaptığın bir mektup açacağını arkandan gelen adamın
boğazına saplarken yukarıdan basılan gazı görmeye başladığında sesleniyorsun:
“Steve! Vergasung!”
Almanca’nın nereden çıktığı meçhul olsa da Steve hala o kadar bir Dünya Savaşı askeri,
elindeki cerrahi tepsiyi bir adamın kafasına geçirirken gördüğünü söylüyor ama bu bir
çözüm değil, refleksleri hala yavaş.
İlerleyerek silahlarından birini ona verirken ne söyleyeceğini bildiği için hayır diyor ama sen
ısrarcı, tekrarlıyorsun:
“Git! Git, ben iyi olacağım-“
“Hayır, sen olmadan gitmiyorum..”
Yıllar önce bağırılan cümleler bu sefer sakin bir kararlılıkla geldiğinde ciğerlerin zehirli
gazla dolmaya başlamış, cevaplıyorsun:
“Yavaş olacağız..”
426
Awakencordy
merkez-masa.com
“Ama çıkacağız.. İkimiz de süperiz asker, biz çıkamazsak kim çıkacak?”
İç çekip başını sallıyor, sonra da dönerek yola devam ediyor olsan da seni çevirdiğinde
öpeceğini bilerek sen de onu öpüyor, o sırada duyduğun sesle kolunu geri açıp oraya sıkarken
bir bedenin yere düştüğünü duyunca Steve gülerek ayrılıyor:
“Neden her seferinde birine zarar veriyorsun?”
Omzunu silkerken gülümseyip döndüğünde peşinden geldiğini bilmek güzel. Artık her
nefeste zehirle öpüşüyor olsanız da peşinden geldiğini bilmek güzel.
*
Henry Jackman – End of the Line
Steve gittikçe şiddetle
hissettirmemişti.
öksürüyorken
tünel
sonsuz
gözüküyor:
girerken
böyle
Her yer gaz, sen hızlı hızlı gidip olası saldırıları elimine ederek geri dönüyor, ona yardım
ederek ilerletiyorken sonuncuda gitmeni söyleyince o kadar manasız ki, ciddiye bile
almıyorsun. Ta ki sen de miden bulanarak yere düştüğünde seninle birlikte yuvarlanana
kadar.
Etrafta ses yok, onlar da ya zehirlendi ya da kaçtılar. Muhtemelen zehirlendiler, ikinizi
birden ellerinden kaçırınca başka cezaları olmayacak, biliyorlar.
Sen sırtın duvarda, kesik kesik öksürürken o yere bastırarak yanına geliyor, omzuna
düşüyorken metal kolunu kaldırarak onu kendine çekiyor, kumaştan nefes almasını
söylüyorsun, bir işe yarayacakmış gibi.
Tüm korunma tekniklerini o da biliyor ama gazla dolu bir tüneldesiniz, bulabileceğiniz çok
alan yok.
Kolları beline sarılmış, başını boynuna saklıyorken parmakların Rumlow’un okşadığı
saçların arasına giriyor, yavaşça sıkarak en azından denediğini söylediğinde Steve
‘hmm’lıyor.
Çoktan sızmaya başladı, biliyorsun.
Başını çevirerek dudaklarını onun alnına bastırırken hep yaşamaya şartlanmış beynin onu
burada bırakırsan vaktinde çıkabileceğinin farkında. Temiz hava yukarıda, erişebileceğin
uzaklıkta.
Gözlerini kapatarak dudaklarını ona bastırmaya devam ettiğinde beline asılmış elinin yere
düştüğünü hissedince gözlerini yumuyor, sesini çıkartmıyorsun.
*
“Günaydın..”
Gözlerini açtığında gördüğün tavan krem renkli, duyduğun ses ise hala bir kalbin olduğunu
söylüyor.
427
Awakencordy
merkez-masa.com
Bakışlarını o yana çevirdiğinde Bruce memnun, sorunu cevaplıyor:
“İkiniz de iyisiniz.. Yüzündeki maske sana oksijen veriyor, ihtiyacın var, ağır zehirlendiniz..
Steve ayrı bir odada, bizim kontrolümüzde iyileşiyor.. Uçaktayız, eve dönüyoruz..”
İçinde hastahane olan uçakları mı var?
“Avengers uçağı, hastahane bazen gerekebiliyor.. Uyuyabilirsin Winter, uyandığında evde
olacağız..”
Ev. Orası neresi?
Etraf buğulanıyor.
“Sana bir joker hakkı vermiştim ve oldukça iyi kullandın, ne dersin?”
Karanlık.
*
Michael Giacchino – Moving On
“Bu yüzden farklısın..”
Etraf karanlık, gece çevrenizde, Stark’ın gökdeleni camla kaplı duvarlarında
yıldızlarla dolu bir şehir gösteriyorken karnındaki kol hafifçe sıkılaşıyor. Gelen
‘hım?’ sorusu uyku dolu, onu uyandırdın.
“Hydra seni de ele geçirdi, beynini kırmaya çalıştılar..”
Ensene bıraktığı nefes yorgun bir çekiş. Başını oynatarak alnını sırtına dayayıp
bir süre daha öyle kalıyor, ardından gerileyerek sana yer açarken sen de yavaşça
dönüyor, onun ısıttığı sıcaklığa girerken sırtına sarılan kol çarşafı çekerek seni
örtüyor.
Sevilmek böyle bir şey olmalı.
“Seni incelemeye başladığımdan beri daha farklı geliyordun.. Bir şey değişmiş
gibiydi, benimle uğraşmaktan diye düşünmüştüm, devamlı sil baştan al-“
uzanarak seni öptüğünde seni susturduğu için memnunsun, zayıflık göstermek
seni geriyor.
“Seninle ‘uğraşmak’ problem değil.. Yaşlı insanlar her gün onları unutmaya
başlayan yaşlı eşleri için uğraşıyorlar, benim de hakkım yok mu?”
Hafifçe gülerken parmağın onun çenesinde, durumunun alzheimerdan biraz
daha farklı olduğunu söylesen de o gülümseyerek bir fark göremediği cevabını
veriyor: ikiniz de 90 yaşında adamlarsınız, vakti gelmedi mi?
428
Awakencordy
merkez-masa.com
Gülümseyerek ona baksan da mavi gözleri artık sebebini anlayabildiğin bir
üzüntüde, iç çekerek cevap veriyor:
“Eskisine göre belki biraz daha soğuğum, haklısın.. Bir yere bağlanıp o tip
işlemlerden geçmek bana çok şey öğretmiş olsa da beni incitti.. Tam olarak
iyileştiğimi söyleyemem, belki de hiç iyileşemeyeceğim..”
O adamların Steve’e pislik bulaştırmaları seni kızgınlıkla doldursa da ‘izi kaldı
mı?’ dediğinde başını yastığına bastırarak reddediyor, içini rahatlatırken
cevaplıyor:
“Bulabildiğimiz bir iz yok.. Rumlow dış çeperi kırdığını söylemiş, ben de onun
farkındayım: eskisi kadar saf Amerikan çocuğu değilim..”
Sesin çıkmadan onu izliyorken bunun ne kadar zaman önce olduğunu
sorduğunda iç çekişi korkutucu, cevaplıyor.
4 ay. Daha sadece 4 ay geçti.
*
Coldplay – Fix You
Stark’ın omzuna bastırarak onunla birlikte yürürken ilerideki yatakta yatan adamın
hareketsizliğini görmek nefes almanı zorlaştırıyor, Bruce diğer taraftan portatif maskeyi
suratına tekrar dayarken yeni bir nefes aldıktan sonra plastiği indirerek soruyorsun:
“Nasıl?”
Tony bir kolu belinde, seni dik tutarken ‘daha iyi’ diyor, ‘beyni yerinde’.
“Uyandığında kendisi mi olacak, işte onu bilmiyoruz.”
Sırtın kasılırken ‘benimleyken kendisiydi’ diyorsun, Stark da iç çekerek cevaplıyor:
“Sen de her buzdan çıkartılıp uyandırıldığında kısa süre kendini önce Bucky sanıyorsun,
raporların öyle diyor.. 7 gündür onu içeride tutuyorlar, bir şeyi kırdılarsa-“ devamını
getiremediğinde sen bakışların seni sevgiyle izleyen adamın yüzünde, cevaplıyorsun:
“O zaman geri kırarız.”
İkisi sana dönerken sen kararlı, tekrarlıyorsun.
Geri kırarız.
*
“Steve! Steve benim, Bucky! Hayır-“ Steve sana bir dirsek atarken seni incitemese de deniyor
olması yeterince kalp kırıcı, onu kollarından tutmuş, tüm gücünle sıkarak hareket etmesini
engellediğinde Tony elinde iğne, soruyor:
429
Awakencordy
merkez-masa.com
“Hazır mıyız?”
Sen başını salladığında Tony ilerleyip Steve’in ona da saldırmaya hazır vücuduna ilerleyerek
boynuna iğneyi saplıyor, Steve kırmakla kırmamak arasında kaldığı belli, bir süre kasılırken
Tony geri çektiğinde Steve sana bir kafa atıyor, sen ise hazır, geri kaçıyorsun.
Tımarhanede bir gün daha.
*
“Hey..”
Oturduğun yerde başını ona kaldırırken Natasha yanına çökerek elindeki enerji
içeceklerinden birini sana veriyor, nasıl olduğunu sorarken kapağı çevirdiğinde çıkan pıs
sesiyle cevaplıyorsun:
“Bana nasıl dayandığını merak ediyorum.. Bu sorun çıkartmayan hali, ben ülkelere tehdit
oluşturuyordum..”
Natasha kendi içeceğinden bir yudum alıp indirdikten sonra hallolacağını söylüyor: Steve o
kadar da kolay lokma değil, 7 gün de geri alınmayacak bir şey değil.
Derin bir nefes alıyorken 70 yılın yanında bir şey olmadığını düşünüyorsun.
Hepsi öyle düşünüyor.
*
‘İlk çeperini kırdık, belki bilmek istersin.. Bir daha sana hiç sevgi dolu bakmayacak..’
“Steve, benim, Bucky.. Dostun, hatırlamıyor musun? Çocukluk arkadaşın, beraber büyüdük,
New York?”
Steve onu kapattığınız hücrenin köşesinde güvensizlikle sana bakıyorken sen bir an bir
şeyleri parçalama arzusuyla dolmuş, yere çökerek onu izlerken devam ediyorsun:
“Şimdiye kadar hiçbir kavgadan geri adım atmadın Steve, bundan kaçamazsın.. Dönmen
gereken şeyler var, beni bu noktaya getirmek için çabalamıyor muydun? Şimdi kaçamazsın..”
Steve seni tanımadığını söylediğinde en üzücü şey bu: seni düşman yapmadılar, yok ettiler.
Ne dilediğine dikkat etmen gerek, gerçek olabilir.
*
Yataktan çıktığında hala uyuyor, sense kapıyı aralayıp dışarı çıkarken Jarvis’ten
eğer uyanırsa ona haber vermesini söyleyerek Tony’nin odasına gidiyorsun.
Kapı kapalı olsa da kilitli değil, açıp içeri girdiğinde yatağında tabletini okuyan
adam indirip sana bir bakış atıyor, muhtemelen seksle ilgili bir şaka yapacak
olsa da suratını görünce sustuğu belli, dikleşince sen odanın ortasında durarak
konuşuyorsun:
“Steve’i kırdılar..”
430
Awakencordy
merkez-masa.com
Tüm duruşu gerginlikle dolarken ona anlatıp anlatmadığını sorduğunda ‘hayır’
diyorsun. Neden anlatmadık?
*
Steve ve sen onun hücresinde karşılıklı oturmuş birbirinizi izliyorken kapı açılıp Clint içeri
giriyor, nöbeti senden alırken sen ayağa kalkarak konuşuyorsun:
“Steve, bir sonraki gelişimde kalkanını getireceğim..”
Clint sırıtırken o sırada burada olmak istemediğini söylüyor, sen ona gözlerini devirip kapıya
giderken Clint bıraktığın çizim kitabını görmüş, soruyor:
“Winter, kitap-“ sen dönerek kitabı alacak olsan da Steve’in başını yana yatırdığını fark
ettiğinde Clint’i bırakarak soruyorsun:
“Steve?”
Steve başını sana çevirirken Clint de görmüş, tamamen hareketsiz, olacakları beklediğinde
sen bir adım ilerleyerek tekrarlıyorsun:
“Steve? Beni hatırlıyor musun? Winter?”
Sarışın adam boşluğa bakan mavi bakışlarını yavaş yavaş sana odakladığında sen kaşlarını
kaldırıyor, tekrarlıyorsun:
“Winter, benim..”
Mavi gözleri ona günlerce Bucky olduğunu söyleyen adamın şimdi de Winter olduğunu
söylemesini sindirmeye çalışıyor olsa da tepkiyi gördün.
Tepki verdi.
*
“Kırmanın ilk safhasında onu Bucky’e karşı şartlandırmışlardı, ikinci şartlanma
Winter için olacaktı ama ondan önce onu kurtardın..”
Midende bir ağırlık, nasıl bir şartlanma olduğunu sorduğunda ‘hafızasından
silmişlerdi’ diye cevaplıyor:
“Bucky’i de, Winter’ı da hafızasından bloklamaya başlamışlardı, başarınca da
tamamen sileceklerdi.. Sen ona Bucky dedikçe daha da bloklanıyordu, farkında
olmadan onu daha kötü hale getiriyorduk: hepimiz onu silah olarak tetiklemeye
çalıştıklarını düşünmüştük, sadece böyle yapacaklarını düşünmemiştik.. Oysa
Winter hala dokunulmamıştı, onu uyandırdığımızda da geri döndü..”
Dudağını kemirirken ondan da parçaları hatırlıyorsun ama ‘neden anlatmadık?’
“Bucky’i unutmasını başardıklarını bilmek onu kahrederdi de ondan.. Özel bir
sebebi yok, üzülmesini istemedik..”
431
Awakencordy
merkez-masa.com
Sen bunu reddediyorken bilmesi gerektiğini söylüyorsun: birinden hatıralarını
gizlemek onları silmekle eşdeğer.
“Karar senin: Bucky de sensin, Winter da sen. Geçen seferkinde oturup onunla
konuşacak vaktimiz yoktu, sen bir şey söyleyemedin, biz de dokunmadık..
Steve onu kıramadıklarını, sadece duygusal olarak etkilendiğini düşünüyor..”
Oysa seni unuttu, ama sonra yine hatırladı.
Yine senin sayende.
*
“Hadi Steve!”
“Bana hatırlamadığım şeyler için bağırıyorsun.. Neden bunun kontrolündeki sensin? Tony
nerede, ben onu görmek istiyorum-“
“Tony yok! Benimle uğraşacaksın Rogers-“
“Böyle çocuk gibi olduğunda seninle uğraşmaktansa bütün gün tavana bakmayı tercih
ederim Bucky!”
Saatlerdir kavga ettiğin adam sonunda sana patladığında şokla ne söylediğini kontrol ediyor,
sense mutlu, ilerleyerek ona sarılırken içeri dalan diğerlerini izliyorsun: hepsi atılarak size
geliyorken Steve şaşkına dönmüş olsa da bir an sonra başının ağrıdığını söyleyerek hepinizin
ortasında yığılınca Natasha uzun süredir ilk defa gülümsüyor.
*
“Hey..”
Odaya girdiğinde Steve gözlerini sana odaklayıp gülümsüyor, sense temkinli, nasıl olduğunu
sorarken Steve serum bağlanmış kolunu göstererek cevaplıyor:
“İyileşiyorum.. Sayende.. Tony 1 haftadır arada sırada uyandığımı söyledi, onun dışında
iyiymişim..”
Başını sallarken onaylıyorsun: bu bir hafta bizi çok korkuttun. Şimdi nasılsın?
“İyiyim.. Bizi tünelde otururken bulmuşlar, neden çıkmadın?”
Uzanarak elini onun saçlarına soktuğunda sana bakan gözleri 1 haftadır göremediğin
sevgiyle dolu. Aradaki farkı görebilmek ne kadar da korkutucu.
“Sen olmadan gitmiyorum Rogers, yolun sonuna kadar değil miydi?”
Gözlerinin dolduğunu görünce eğilip onu öpmek düşünmeden yaptığın bir şey.
Seni unuttuğunu bilmesine ihtiyacı yok, bu yeterli.
Bu yeterli.
*
432
Awakencordy
merkez-masa.com
Odaya tekrar girdiğinde çarşafların altında hafif bir hareket var, sen yatağa
girerken nereye gittiğini sorsa da onun kolları arasına girip bu kadar dokunuşun
ne zaman fazla geleceğinden korkarak yanıtlıyorsun:
“Bir şey hatırladım, teyit etmem gerekiyordu..”
Gözlerini açarken ‘nedir?’ dediğinde mavi gözleri sakinlikle dolu. Söylemesen de
hayatına devam edebilir ama o sana her şeyi anlattı, en azından öyle düşünmek
istiyorsun.
“Rumlow üzerinde deney yaparken başarılı oldu..”
Steve kasıldığında sen temkinli, ona bakarak devam ediyorsun:
“Sana beni unutturmaya çalışıyorlardı, bir sonraki aşamada da Avengerlığına
güvenerek bu katil adamı öldürmeni isteyeceklerdi, beni sadece sen
öldürebilirsin, bu yetenek sadece sende var..”
Bir şey söylemiyor, dinliyor, sana bakıyor“İlk aşamada seni kurtardım, bahsettikleri ilk çeper oydu: Bucky.. Bucky’i
unuttun, blokladılar, üzgünüm..”
Yutkunduğunu görebiliyorken sen ona dokunmaya korkuyor, devam
ediyorsun:
“Ama Winter’a ulaşamamışlardı, ben de oradan girerek bloğu kaldırdım..
Kaldırdık, her şeyi hatırlıyorsun, eksiğin yok.. Ya da öyle umuyoruz.. Ama olsa
da bilemeyiz, ben de hatırlamıyorum, değil mi? Lütfen kızma, o zaman bunu
öğrendiğinde tekrar tepki vermenden korktuğumuz için ben söylememelerini
istedim ama şimdi-“
Gözleri soruyla sana bakıyorken sen omuzların düşmüş, gülerek cevaplıyorsun:
“Biliyordun.”
Hafifçe gülümserken onayladığında neden seni kıvrandırdığını soruyorsun, o
da bacağını bacakların arasına sokup derin bir nefes alarak cevaplıyor:
“Sen de beklemez miydin?”
Hem de nasıl beklerdin.
Gülümseyerek sana bakarken iyi olduğunu söylüyor: sonradan Coulson’dan
öğrendi; Coulson o sırada burada değildi, geldiğinde de diğerlerinden
söylememe talimatını daha almamıştı, ağzından kaçırınca Steve’in baskısıyla her
şeyi anlattı. Steve de bunun üzerine sonra hiç bilmiyormuş gibi davrandı, şimdi
433
Awakencordy
merkez-masa.com
ilk defa biri gelip ona söylüyor ve bu sensin, onu ne kadar mutlu ettiğin
hakkında bir fikrin var mı Winter? Sana güvenmekte haksız mı?
Gözlerini devirerek çenesini kapatmasını söylediğinde gülüyor.
Piç.
*
“Bana seks vaad edilmemiş miydi?”
Uykulu sesi duyduğunda oturduğun cam içinden başını ona çevirerek sakin, cevaplıyorsun:
“Önce 24 saat uyumamayı başar Rogers..”
“Devamlı yeni şartlar koyuyorsun..”
Sırıtırken kolay bir adam mı olduğunu sandığını sorunca başı yastığında, yüzü hala renksiz,
gülümseyerek cevaplıyor:
“Sen? Kolay? Elbette..”
İkiniz odanın bir diğer ucundan birbirinizi izlerken kulaklarındaki ‘bir daha sana hiç sevgi
dolu bakmayacak’ inatla orada. Sana her baktığında aynı korkuyu o da yaşıyor mu?
Onu tamamen düzelttiğinizi biliyorsun, bloklama ile silme arasında uçurum var ama o sana
baktığında ne görüyor?
Her an gidebilecek olman onu incitmiyor mu?
‘Bir gün tetiği kıramayacaksın, o zaman ne olacak?’
‘Şimdiyi yaşamış olacağım.’
Bacaklarını pencereden indirerek yatağa ilerlediğinde o da kendi düşüncelerinde olmalı,
birkaç gün önce denediği sözü yine açıyor:
“Tüneldeydin..”
Bu sefer inkar edemediğinde Steve nefesleri düzgün ve zehirsiz, parmakları arasına
soktuğun parmaklarını izliyorken devam ediyor:
“Kurtulabilirdin.. Ama gitmedin.. Winter, seninle umutlanmak çok tehlikeli ama bu sefer
umutlanmanın eşiğindeyim, bilmen gerek..”
Parmakların onun parmaklarını döndürürken umutlanırsa ne yapacağını sorduğunda
gözlerinde farklı bir ışık, cevap veriyor:
“Bir kere karar verdin.. Bu sefer kalıcı olarak karar vermeni bekleyeceğim..”
Hafifçe güldüğünde o da gülümsüyor ama sen gergin, mırıldanıyorsun:
“Yarınım kesin değilken nasıl sana söz verebilirim?”
434
Awakencordy
merkez-masa.com
Derin bir nefes alırken ‘bunu düşünüyorsan, bir gün söz verebileceğini umut etmek de bana
düşüyor’ dediğinde sarsılmaz umudunun geri dönüşü rahatlatıcı. Birinin senin hakkında
umut dolu olması bağımlılık yaratıcıymış, yeni fark ediyorsun.
*
“Hayır Stark, kulene taşınmayacağım-“
“Ama Steve-“
“Steve tek başına yaşamayı başarabilen bir adam-“
“İkinize ev alsam da mı olmuyor?”
Güldüğünde ‘hadi’ diyor, ‘adama daha iyi doğum günü hediyesi verebilir misin?’
Kaldırımda dönerek ona baktığında nasıl bakmış olmalısın ki geri adım atarak ‘iyi’ diyor.
“İlerlediğinizi düşünüyordum..”
“Demek ki ilerlememişiz.. Psikopat birine aşık olan o..”
Kaşlarını kaldırırken ‘kabul ettin mi?’ diye sorunca yakalanmış, gitmesini tekrarladığında
sen dönüp uzaklaşıyorsun, o ise arkandan sesleniyor:
“Bunlar son çırpınışların!”
*
Bundan önce birisi bütün bir gününü parkta geçireceğini söylese suratına yumruğu gömecek
olsan da artık her şey sana mümkün görünüyor.
New York’un yeşil denizi bütün gün saklandığın bir yere dönmüş, yavaş yavaş müdavimleri
dahi tespit edebilir hale gelmişken anaokulu öğrencilerinin servisi girişlerden birine
yaklaştığında saati de anlıyorsun. 4 olmalı, öğrencilerini almaya geldi.
Gerçekten de bir an sonra dört bir yandan minik adımlar koşarak servise giderken her
akşamki gibi öğretmenlerini telaşa sokuyor, arkalarından seslenmelerine neden oluyorsa da
bir miniği kaçırdıklarını gördüğünde sırtın kasılıyor.
Elleri sırt çantasındaki çocuk daha girişe girmemiş karşı şeritte duran servise kendisi
gitmeyi kafaya koyduğu belli, onun parka gireceğini anlamadan trafiğe doğru gittiğinde
öğretmenlere bakıyorsun ama onlar park eden servisin önündeler, kimse miniği görmüyor.
‘Bir hayat kurtarmak bile ne kadar önemli, bir fikrin var mı?’
O tarafa doğru giderken bilincinde bir görev olmadığında iyi bir adam olduğunu fark etmek
keşke çocuğu trafikteki arabadan çekip kaldırıma atarken sana bir araba çarptığında
olmasaydı.
*
“Bayım hastahane, lütfen-“ duvara dayanarak iyi olduğunu söylesen de öğretmen rengi
gitmiş, tekrarladığında sen kolunu kendine sarmış, cevaplıyorsun:
“İyiyim, gerçekten.. Çocukları okula götürün, saat geçiyor-“
“Ama-“ götürmesini bu sefer emrettiğinde elinde olmadan seni dinliyor, ardından
çantasından bir kart çıkartıp sana uzatıyorken ‘lütfen bana haber verin’ diyor.
435
Awakencordy
merkez-masa.com
Onaylarken onun gitmesini bekliyor, sonra da kartı yere atıyorken kaldırımda ilerlemek
arabanın sana çarptığı tarafa acı ile şarkı söyletiyor. Oldukça da uzun bir şarkı olduğu belli,
baştan aşağı sızlıyorsun.
Üzerinde el bombası dahi patlamış bir adam olarak bir arabanın sana bu kadar acı vermesi
gurur kırıcı ancak o sırada Winter Soldier değildin, değil mi? Sadece çocukla ilgileniyordun.
Winter olmanın daha tehlikeli olduğunu kim bilirdi?
*
Billie Holiday – I'll Be Seeing You
Önünde durduğun kapının arkasında ancak Steve’in dinleyeceği bir şarkı çalıyorken için
gerginlik dolu. Onun kulede olduğunu düşündüğün, güvenli bir evde gözlerini kapatabilme
imkanın olacağı için buraya geldin ama kulede değil.
Sinir bozucu.
Ağrıyan yanın zonklamaya başlamış, başını yavaşça kapıya dayarken içeride dolaşan
adımları ve dolapların açılıp kapanmasını duyuyorsun. Muhtemelen yemek yapıyor.
Müzik sakin, sırf onun zorlamasıyla dinleyecek olsan bile katlanabilirmişsin gibi
hissettiriyor.
‘Kolay gözüküyor.. Aptallar, Steve..’
Yıllar önce başka bir kapıda geride çalan şarkı bu muydu? Belki de buydu. O zaman da onu
öpememiştin, şimdi de korkman garip mi?
Yoksa yıllar boyunca süren bir aptallık mı?
Aptalları sevmediğini kendin ilan ederkenKapı açıldığında bir an sendelesen de o elinde çöp poşeti, sana baktığında sen dikleşerek
‘hey’ diyorsun.
‘Biraz önce aklından geçen kimse, ihtiyacın olduğunda ona git, olur mu?’
*
Steve kapıyı kapatırken sana endişeyle bakıyor ama endişesi sana olanlardan çok neden
burada olduğun, belli. Daha ne olduğunu fark etmiş değil.
“Aç mısın?”
Evet ama konu o değil. Kollarını yavaşça açarak üstündeki ince montun fermuarını
indirmeye başladığında gözlerinin büyümesini yakalamak sana kendini biraz iyi
hissettiriyor. Belki de sevişmeye geldiğini düşündü. Muhtemelen öyle düşündü.
436
Awakencordy
merkez-masa.com
Montu omuzlarından indirdikten sonra yavaşça tişörtünü çıkartmak için kollarını
kaldırdığında gördüğünü çıkarttığı nefesten anlıyorsun ve bir an sonra tişört sana yardım
edilerek çıkartılırken birine dayanabilmek iyi hissettiriyor.
“Ne oldu? Biri mi saldırdı, takip edildin mi-beline bak, Winter-“ yüzünü onun omzuna
dayayarak onun sana eğilmiş başının arasına girdiğinde o da yavaşlıyor, ardından kolunu
sana dolarken iyi olacağını söylüyor, o halledecek. Gel, biraz uzanman gerek, iç kanaman
olup olmadığını nasıl anlayacağız, hastaneye gitmeli miyiz, Tony’i aramalıAtletini tutan parmakların açılarak onun çenesini kendine döndürürken birbirine geçen
dudaklarınız sakin ve ılık, onun sesini keserken bir süre sonra ayrılıp alnını alnına dayıyor,
fısıldıyor:
“Bana güvendiğin için teşekkür ederim..”
Başka güvenecek kimin var?
*
Yatağa oturmanı sağladıktan sonra seri hareketlerle ve ne yapacağını belli ederek botlarını
açıp kurtarıyor, pantolonunu açıp çıkartmana yardım ediyor, ardından uzanmana yardım
ederken hemen döneceğini söyleyerek banyoya gittiğinde sen de etrafta kimse olmadan ilk
defa derin bir nefes alıyorsun.
Her yanın sızlıyor.
Steve bir kase ve havluyla döndüğünde kapıda durarak sana baktığında göz göze
geliyorsunuz, o ise cevaplıyor:
“Seni yatağımda göreceğim gün böyle olmasını dilemiyordum..”
Elinde olmadan güldüğünde beline ayrı bir acı saplanıyor, o da özür dileyerek yanına
çökerken konuşuyor:
“İyileştiğinden eminim ama yine de silmek istiyorum, derin iyileşirken kuruyor, bunları
biliyorsun, uzan lütfen, sana söylemediğim bir şey yapmayacağım, söz veriyorum..”
Sana söylemeden bir şey yapmayacağı aklına bile gelmemişken bunu ona söylemeden tavana
bakıyor, soğuk suyla ıslatılan havlunun zarar gören yerlerini silmesini dinlerken 1 saat
öncesine kadar daha iyi olduğunu mırıldandığında bunun ne zaman olduğunu soruyor, sen
de ‘dört?’ derken cevabı hızlı:
“Altı saattir böyle mi dolaşıyorsun? Winter, iç kanaman olsaydı-“
“Ama yok..”
İç çekerken bir şey söylemiyor, bir süre sonra da su doldurmaya gitmek için ıslak havluyu
yatağa bırakıp kalkıyorken sen uzanıp havluyu alınca sana bir bakış atıyor, sen de yatağın
nemleneceğini söylüyorken onu güldürdüğünde için ısınıyor.
Sinir bozucu.
*
“Ne oldu?”
437
Awakencordy
merkez-masa.com
Sırtını yatağın başına vermiş, onun getirdiği yemeği yiyorken (bezelye?) bir şey olmadığını
söylediğinde seni sessizce yargılama konusunda usta, bakışlarının gücüyle seni rahatsız
ederken kaşığını tekrar doldurarak minik yeşil topları dengede tutup cevaplıyorsun:
“Trafik kazası.. Herkesin başına gelir..”
“Jip mi çarptı? 200’le giderken?”
“Onun gibi bir şey..”
Gülümserken uzanarak saçını ağzından çekiyor, ‘otobanlarda jiplerin yoluna çıkmayı
seviyorsun, değil mi?’ derken bakışlarını ona kaldırınca anlamadığını görünce cevaplıyor:
“Bize saldırılarından ilkinde otobanda duruyormuşsun, kameradan
gelmelerini bekliyordun.. Sonra da tepeden üzerimize yağdın..”
izledim..
Sana
“Ölüm gibi..”
Onaylarken ardından uzanarak saçlarını iyice yüzünden çekiyor, ensende tutarken de
soruyor:
“Toplamayı düşünmez misin?”
Düşünmediğin ortada, değil mi?
Ayağa kalkıp bir paket lastiği getirmeye gittiğinde saçlarını toplamayacağını söylüyorsun
ama senden rica ederse yapacağını bilmek oldukça sinir bozucu.
Steve tamamen sinir bozucu.
*
Boş tabağı ona verirken teşekkür ediyorsun, o da gülümseyerek daha isteyip istemediğini
soruyor ama reddettiğinde tepsiyi kenara koyarken sen de elini paket lastiğine atıyorsun.
Yemek yerken iyi ama gerisinde kafanı çıplak hissettiriyor.
Lastiği yatağın kenarına attığında ne olduğunu tekrar soruyor, sen de iç çekerken
cevaplıyorsun:
“Kayıtlarından göremez misin? Jarvis beni her yerde takip etmiyor mu?”
“Sen söylemek istemiyorsan bakmam..”
Sinir bozucu, sinir bozucu.
“Parkın orada oldu.. Araba çocuklardan birini görmedi, ben de arabayı durdurdum..”
“Kendinle mi?”
Ona bir bakış attığında gözlerinin parladığını görmemek imkansız.
“Söyleme Rogers-“
“Ama kahramanlık yaptın-“
“Söyleme dedim-“
“Ama yaptın! İleride bir gün ortaya çıktığında bu kayıtları bulacaklar, bekle gör-“ yatağa
bastırarak kalkacak olduğunda gülerek seni geri bastırıyor, zedelenmiş tarafındaki omzunu
tuttuğunda sahtelikle yüzünü buruşturduğunda da seni hemen bırakıp özür diliyor.
İyileştiğinden haberi olmaması ne kadar da masum.
438
Awakencordy
merkez-masa.com
*
İçerideki televizyonun kapandığını duyalı çok olmuş, apartmandaki sesler de birer birer
kesilmişken üzerindeki çarşafı ittirip kalktığında ayakların yerde ses çıkartmıyor.
Ev Rogers gibi sabit ve sağlam görünüyorken dolapların kapaklarını açarak etrafı
karıştırmaya başladığında bunu yapacağını bildiğini düşündüğün için problemin yok.
Kıyafetler askeri bir şekilde düzenli, gözlerini devirmene neden olarak çekmeceleri açıp
kapattıkça sıradışı bir şey görmediğinde çalışma masasına gidiyor, kağıtları karıştırıyorsun.
Ne görmeyi umduğunu bilmesen de içindeki gerginliği alması yeterli.
Orada.
Eskiz defterini açarak kapağını kaldırdığında yeni geldiği belli olan bir kağıt var, üzerinde
‘bir gün bunu sana verecektim, şimdi karıştırıyorsan senin olacağını bilmen iyi olur’ yazıyor.
Pis adam.
Defterle birlikte yatağa gidip minik ışıkta sayfalara bakarken her birinde Steve’in anılar
çizdiğini görebiliyorsun. 1930’lar, 40’lar, yeni çağlar, sayfaların bir çoğunda sen, bir çoğunda
dışarıdan ikiniz, farklı renkler, farklı tarihlerMutlu anıları olmayan bir adama dair olduğunu söyleyen resim dolu bir kutu.
*
Christina Perri – one night
Kapıyı sessizce aralamış, salona girerken sokaktan geçen arabalardan gelen ışıkların
duvarları öpmesini yakalıyor, onun salonda da açık bıraktığı minik ışıkla memnun olurken
yavaş adımların onu uyandırmıyor. İyi ki de uyandırmıyor çünkü bir süre toparlanman
gerekiyor.
Kanepede uyuyan adam üzerindeki örtünün yarısını yere düşürmüş, her zamanki gibi sıcak
hissediyor olmalı ki yokluğunu aramıyor, derin bir şekilde uyuyor fakat problem o değil.
Problem keşke uyuması olsa ama değil.
Seni anlatan sessizliğinle onun yanına ilerlerken bakışların onun vücudunda inip çıkıyor
ama döndüğü yer hep aynı: her ne hissediyorsa, eşofmanının altında gözüküyor.
Dudaklarını ıslatarak (kurumuşlar?) yere çökerken onun yüzüne bir bakış atıyorsun ama
hareket yok, sadece nefesleri biraz daha hızlı, biraz daha ıslak.
Ne kadar sürdüğünü bilmediğin bir süre boyunca orada oturarak onun rüyasını ve
uyarılmasını izlerken kimi gördüğünü bilmemek seni sinirlendiriyor.
Kimi görüyor?
Tüm dünya onun: hayal edebileceği herkesi elde edebileceği, sana uzandığı her an elini
kırdığın ortadayken seni görmesi ihtimali az-
439
Awakencordy
merkez-masa.com
Ama ya görüyorsa?
Miden kasılmış, onun kalçasını yavaşça boşluğa ittirdiğini gördüğünde dizlerin üzerinde
yükselerek atılıp onun ağzını elinle kapatıyor, irkilerek uyanmasını izlerken sana bakan
gözlerine soruyorsun:
“Kimi görüyorsun?”
Anlamadığı belli, panikle sana bakıyorken diğer elin eşofmanın içine girerek onu
kavradığında gözleri kapanarak yuvalarında dönüyor, hafif bir ses çıkartırken onu
sıvazlayarak tekrar ediyorsun:
“Kimi görüyorsun Rogers?”
Kendini sana ittirerek cevap verdiğinde gözleri en az sertliği kadar sıcak ama cevap değil,
değil. Elini onun ağzından çekerken ‘ben değilsem’ dediğinde başını kaldırarak dudaklarını
yakalıyor, o sırada kalçasını iyice sana çevirirken çıkarttığı ses yalvarır gibi bir ses.
Sensin, sensin, lütfen diyor.
Başın dönmüş, onunla öpüştükten sonra ayrılırken bıraktığın nefeste kararın hazır. Bugün
ölebilirdin, bugün tetiklenebilirdin, yarın da olabilir, her anGerilerken korku dolu bir ses çıkartsa da ilgilenmeyip onun eşofmanını çekerken ellerin onu
yine bulduğunda incelemeye fırsat bırakmadan ağzını sulandıran sıcaklığa eğilip onu
yutuyorsun ama geride Hydra’nın sana öğrettiği şeyler beynini kurcalıyor. Belki de kendin
biliyordun, kim bilir?
Steve elini saçlarına sokarken öyle kırık bir ses çıkartıyor ki seni o düşüncelerden çekerken
bakışlarını ona çevirdiğinde nefesi arasından çıkan ‘Winter’ bu sefer seni ısıtıyor.
Artık geri dönüş yok.
Hail Winter?
*
Ellerinle onun bacaklarına bastırıp yavaşça ona tekrar yükseldiğinde o da tamamen
uyanmış olacak, elini hızla senden çekerken özür diliyor ama önemi yoktu.
Önemi yoktu.
Çeneni biraz daha gevşeterek iyice derine indiğinde kendini sana ittirmeye çalışması refleks
ancak senin ellerini onun bacaklarından çekerek buna izin vermen değil.
Hiç değil.
O da bunun farkında olmalı ki durduğunda sen ona bakıyorsun, o ise şaşkın, emin olup
olmadığını fısıldıyorken bunu söylemektense onu biraz daha emince zaten elinde olmadan
kendini sana itiyor, sen de sırıtırken o gülünce gözlerini kapatıyorsun.
“Beklemeye değiyorsun, farkındasın değil mi?”
440
Awakencordy
merkez-masa.com
Adamın sertliği ağzında ve söylediği şey gözlerini devirmene neden oluyorken onun elini
yakalayıp başına çektiğinde parmakları kıvrılıyor, bir an sonra da kendi tutmayı kestiği
belli, korksa da vücudunun istediği açlıkla kendini sana ittiğinde çıkan ses ödünü patlatıyor.
İnliyorsun.
Panik olmana fırsat vermeyeceği belli, parmakları saçlarında bükülürken kendini çekip
tekrar ittiğinde ellerin onun kalçasına inerek onun beline asılıyor, sıkıyor, hayatında belki
de ilk defa seni kimin kullanacağını seçiyorsun.
Seni doğru tarafa çekmeye çalışırlarken bunu kastetmedikleri belli olsa da değdiği kesin.
*
Başını silkelediğinde bırakıyor, ondan ayrılarak derin bir nefes alırken elin yorulan ağzını
tuttuğunda gerginlikle gülüp soruyor:
“Beni öldürecek misin?”
Diğer elinin tersiyle dudaklarını silerken ‘bugün değil’ dedikten sonra yerde kayarak ona
uzandığında hem seni öpüyor, hem de arada ‘ne zaman’ diye soruyor, sen de cevaplıyorsun:
“Sırf bununla öleceksen işimiz var Rogers.. Daha devamı var..”
Steve gözlerini yumduğunda diğer yana bakıyor, elinin ıslanmasını izliyorken
gülümsemeden edemiyorsun, o ise senin elini ittirirken nefes nefese kalmış, senden nefret
ettiğini söylüyor ama gözleri parlıyorken uzanarak onu öptüğünde seni kendine çekişi suya
uzanır gibi; kendini seninle kaplıyor.
*
İkiniz salonda ilerliyorken her dakika ‘emin misin?’ diye sormasa daha romantik olacağı
kesin olsa da sorması hoşuna gidiyor. Seçimlerin fark yaratıyor.
Onu yatak odasının kapısının yanında duvara dayadığında birbirinize yaslanıyorsunuz,
senin altın kirleniyor ama önemsiz, ellerinden biri inerek çamaşırını ittirirken diğeri onun
ensesinde, inatla onu öpüyorken kendi nefeslerinin hızlılığını kapatmaya çalıştığın ortada.
Bunda bile zayıflığa katlanamıyorsun, gerçekten problemlerin var.
Geri çekilerek ona baktığında o da gözleri açık, elleri belinde, seni izliyorken yine ‘ emin
misin’ diyeceği belli, ondan önce davranarak sorunu kökten hallediyorsun:
“İçeri. Karşı koyacağım ama buna rağmen benimle yatacaksın, yapamazsan bir daha bana
dokunamazsın, anlaşıldı mı?”
Beyni algılayamamış olacak ki birkaç saniye boş boş sana bakarken usulca ‘Steve?’ dediğinde
toplanıyor, sen de tekrar deniyorsun:
“Seninle yatmak istiyorum.. Ama bunu yapmamı sağlaman gerek.. Yapacak mısın?”
İnleyerek sana uzandığında kolları beline dolanıyor, sense en önemli kavgana başlayarak
onu başından tutarken öpmeye devam ediyorsun.
Kazanması gerek.
441
Awakencordy
merkez-masa.com
*
Birdy – Wings
Odaya düştüğünüzde kendini ona bırakmaya çalışsan da için gerginlikle dolu, yine de ona
güvenmeye çalışarak onun ellerine uzandığında bir eli yüzünü tutarak seni öpüyor.
Tekrar başlamadan önce bir tüpü açıp ellerinden birini ıslattı, tüpü de yatağa attı, şimdi seni
öperken daha önce öpmediği gibi öperek sanki sana akmaya çalışıyorken ayrıldığınızda
nefeslerin kesik, elini üzerinde hissedince gözlerini kapatarak başını ona dayıyorsun, o ise
seni geriletmeye devam ediyor.
Hedef bir: yatak.
İtirazın yok, gerilsen de itirazın yok, yatağa düşüyorken üzerini kapattığında büyüklüğü bir
an seni tamamen farklı tehlikelerle dolu bir zihin yapısına sokuyor ama o hazır, ellerini
birleştirerek daha sen bir şey yapamadan bileklerini bulup başının üzerine yapıştırınca sen
altında sırıtıyorsun:
“Kalıcı değil.. Zayıf düşeceksin..”
Steve gerekirse bağlayacağını mırıldanarak gerçek kolunun içini öptüğünde tüm kaslarının
yanması büyüleyici, birkaç saniye etkileri dinliyorken o sırada diğer elin bacakların arasına
girdiğini fark ettiğinde dizini onun karnına gömmen garip bir refleks olsa da sadece bir ses
çıkartıyor, kaçmıyor.
“Özür dilerim? Özür dilerim, bir daha öp-“ eğilerek seni öptüğünde nefesini ona bırakıyor ve
öpüşmesine odaklanıyor olsan da serbest eli tekrar yoluna başladığında kıpırdamamak bu
sefer kendi kendine emrettiğin bir şey.
Bu Steve, Steve.
Dudakların onda, Steve aniden ısırınca irkilsen de o sırada ıslak olan elindeki bir parmak
aniden içine girdiğinde ikinci diz darbesi kaçınılmaz, Steve ise hazır, kendi bacağıyla
bacağını ittirirken dudaklarınızı ayırdığında ‘devam?’ diye sorunca sen onun altında ona
zarar verme imkanı arasan da ‘devam’ diye tıslayınca tekrar sana atılıyor.
Dudakların onun. Hem de nasıl onun.
Bir nefeslik ayrılışta onun adını fısıldadığında o da cevap veriyor, o sıra