Edebiyat Atölyesi’nden
Aynaya
Yansıyanlar
S A Y I
BU SAYIDA:
Rabia IġIK
2
Her Canlı Ölümü
Tadacaktır!
Mürsel
BÜYÜKADALI,
ġehr-i Ġstanbul.
Selime
FURUNCUOĞLU,
Evler.
3
H A Z Ġ R A N , 2 0 1 1
Başlarken...
Yazmak… Kimine göre gerçekleşmezse çıldırtacak kadar tehlikeli ve gerekli
bir eylem. Kimine göre uğruna memurluktan, evden olunan bir eylem. Çok sık duyduğumuz “ Aslında bir başlayabilsem, ilk cümleyi bir yazabilsem çok güzel yazılar
çıkacak.” sözünün ötesine geçebilmeyi başarabilmek kaç kişiye nasip olur bilinmez.
Üniversite son sınıfta hazırladığım Mezuniyet tezinde konum bir edebiyat
dergisiydi: Kitap-lık. Araştırma sürecinde tespit ettiğim en önemli nokta dergilerin
edebiyatımızda elek vazifesi gördüğü, okuru daha iyi ve nitelikli yazılar ve sanatçılarla karşılaştırdığıdır.
Zeynep MURAT,
Asfa.
Muhlis SARIYER,
Duman.
4
ġeyma Öykü ġAHIN,
Çamlıca’da
Bir Ġlim Ocağı.
5
Kübra CANBEKLĠ,
Kurabiye.
6
ġeyma DELĠPOYRAZ, 7
Katre-i Bârân.
Fatma Nur AKYAZICI,
Mutlu Rüya.
Fatma Nur AKYAZI,
Asfa Eğitim Dünyası.
1
8
Özellikle Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı döneminden itibaren edebiyatımıza ya gazeteler ya da dergiler yön vermiş, edebiyatımızın önemli şair ve yazarları ilk olarak dergi veya gazetelerde tanıtmış kendini okuruna. Hatta bazı sanatçılarımız daha lise yıllarından itibaren bizzat dergi çıkarmışlar, okulu bir anlamda küçük bir sosyal çevre olarak görerek ilk yazı ve dergi denemelerini buralarda gerçekleştirmişlerdir. Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi.
İşte bizlerde biraz bu açıdan biraz da bir yıl boyunca gerek Türkçe, Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım derslerinde gerek yarışmalar için yazılan gerekse içlerindekini aktarmasalar Sait Faik gibi olmasa da çıldırmaya ramak kalan sanatçı ruhlu öğrencilerimizin yazılarını böyle bir çalışmada okurlarla buluşturmanın gerekliliğinden
hareket ettik ve ortaya böyle bir çalışma çıktı. Bu çalışmada Asfa Eğitim Kurumları
bünyesindeki bütün okulların Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinin ve
yazmaya gönül vermiş öğrencilerinin emekleri bulunmaktadır.
Umudumuz şudur ki bu çalışma bir rehber, bir deniz feneri olur ve öğrencilerimizin gönül dünyasının beyaz kağıtlara siyah renklerle daha fazla desenler çizmelerine vesile olur.
Sedat BALCI
Edebiyat Öğretmeni
SAYF A 2
HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR!
Üç saat sonra asılacağını bilen bir idam mahkûmuyla, Ģu anda bu satırları okuyan senin aranda yalnızca bir fark vardır. O, daha kaç saati olduğunu biliyor
ama sen bilmiyorsun. Bu önemli midir? Ġster inan,
ister inanma. Ġster ciddiye al, ister umursama. Hiçbir
hazırlık yapmasan da...
Kayık boğazın ortasını bulmuĢtur ve dev dalgaların
kucağında bir fındık kabuğundan farksızdır. Rengi muma dönmüĢ olan kayıkçı, bir yandan küreklere asılmaya çalıĢırken sorar: “Efendi hazretleri! Farkında mısın,
Ģu anda ölümle senin aranda Ģu küçücük çürük tahta
parçası var?”
“Her canlı ölümü tadacaktır.”
Efendi Sultan, kırda geziyormuĢçasına rahat, cevap
verir: “Evlat, gam çekme sen küreklere asıl. Karaya
çıkınca o çürük tahta da yok!”
(Al-i Ġmran, 185)
Belki bir dakika sonra, belki yüzyıl sonra... Ama bir
gün mutlaka...
17. yüzyıl Osmanlı’sının manevi güneĢlerinden Aziz
Mahmud Hüdai Hz. fırtınalı bir kıĢ gecesi, Eminönü’nden Üsküdar’a geçmek azmindedir. Kaç para
teklif ederse etsin “gözü kara” bir kayıkçı bulamaz.
Çaresiz, Topkapı’ya mürit padiĢahın sarayına dönmek üzere iken, aranan bulunur. Ve “gözü kara” ile
beraber Boğaz’a açılırlar. Kayıkçının niyeti “Sultan”ı
denemek, cihan padiĢahını bile kendine bende etmiĢ
o büyüklüğe gerçekten sahip olup olmadığını test
etmektir.
Ġki kıtalı Ģehir
***
Ölüme hazır olmak, onu aklımızdan ve hesabımızdan
çıkarmamalıyız.
Sermayemiz olan ömrümüz her an azalıyor. Artık yapmamız gerekenleri sonraya ertelemekten vazgeçmeli,
yarına çıkma garantimizin olmadığını unutmamalıyız.
Rabia IġIK
Özel Asfa Halil Necati Ġlköğretim Okulu, 8-C
ŞEHR-İ İSTANBUL
Üsküdar, Çamlıca, Adalar
Her semti iki kıtalık Ģiir
Yağmuru baĢka yağar, ayrı parlar güneĢi
Göz kamaĢtırır mehtabı, yazı kıĢı iĢveli
Yedi tepeli Ģehir
Hisarlar, zindanlar, kuleler
Her eseri ayrı bir sihir
ÇeĢmeler, minareler, kubbeler
TaĢ sokaklarda akıp giderken zaman
Gül ġehri’nden gelmiĢti Eyüp Sultan
O artık Lale ġehri’nde kutlu bir mekân
Toprağı altın Ģehir
Boğazı altın Ģehir
En az üzerin kadar
Değerli altın Ģehir
Ön yüzü ayna gibi
Arkası sırlı Ģehir
GeçmiĢi geleceği
Gizemli, sırlı Ģehir
Kiminin gurbetisin
Kimine oldun sıla
Zengine zevk ü sefa
Yoksula kahr u bela
Eminönü’nde balık ekmek
Vapur sesine karıĢmıĢ martı çığlıkları
Gelince bahar ayları
Boğaziçi, yalılar, erguvanlar
Deli eder insanı
Yeniçağ açan Ģehir
IĢıklar saçan Ģehir
Sana sığınır ancak
Bir hayalin peĢine takılıp kaçan Ģehir
AYNAYA
Gündüzü ve gecesi, çözülmez bilmecesi
Duyanı âĢık eder efsunlu güzel sesi
Ta ezelden ebede yoluna baĢ konulur
AĢk için ölmek kolay
Mürsel BÜYÜKADALI
Özel Asfa Fen Lisesi, 10-A
YANSIYANLAR
SAYI
SAYF A 7
1
Katre-i Bârân
Bir katre-i bârân,
Bilmez rüzgar
Yer çekimine kapılmıĢ
Ondan baĢka
Ġniyor semadan.
Kimsem yoktu zaten,
Bu zamana kadar.
Ona eĢlik eden rüzgar,
Koparıyor yaprakları
Körpecik ağaçlardan.
Unutulmaya yüz tutmuĢ
Bana da acımıyor,
Birkaç sîmâ,
Kulağıma fısıldıyor yalnızlığımı
Birkaç hatıra
Kırılganlığıma aldırmadan.
ĠĢte hepsi o kadar.
Şeyma DELİPOYRAZ
Özel Asfa Ahmet Mithat Anadolu Lisesi, 12-A
MUTLU RÜYA
Güzel bir rüya görmek istiyorum çocuklar için,
Ġçinde sıcacık evler, bahçeler olsun.
SavaĢın, açlığın ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada,
Tüm çocuklar huzur içinde uyusun.
Hep gülsün, hiç ağlamasın çocuklar,
Küçücük kalpleri korku nedir tatmasın.
Sarılsın anneleri, öpüp kucaklasın onları usulca,
Bu rüyanın, gerçekten hiçbir farkı kalmasın.
Parkları, bahçeleri doldursun bütün çocuklar,
NeĢe ile oynayıp, gönüllerince coĢsunlar.
Dursun zaman, hiç bozulmasın bu tablo,
Sadece mutluluk olsun, bir de gülen çocuklar.
Ġsterim hiç bitmesin bu tatlı rüya,
Cennet olsun çocuklara bu güzel dünya.
Hayalleri gerçek olsun tüm çocukların,
Fatma Nur AKYAZICI
Özel Asfa Mustafa Enver Ġlköğretim Okulu, 6-A
Gülen yüzlerini hiçbir Ģey soldurmasın.
AYNAYA
YANSIYANLAR
SAYI
1
SAYF A 6
KURABİYE
Her zaman yaptığı gibi eski evinin tozlu penceresinden dıĢarıyı seyrediyordu ihtiyar kadın. Çocukların cıvıltılarını dinliyordu. Kendi çocukluğunu hatırladı, hayatının o güzel günlerini canlandırdı hayalinde. ArkadaĢlarını hatırlamaya çalıĢtı. Gözünün önüne birkaç silik yüz geldi ancak onların da birçoğunun ismini anımsayamadı. Ne çabuk
geçmiĢti yıllar? Zaman hızlıca akıp giderken onun anılarını da silikleĢtirmiĢti. Bir rüyadan uyanır da tam hatırlayamaz ya insan, o da hayatını ancak böyle hatırlıyordu Ģimdi.
Eski fotoğraflarına bakmaya karar verdi. Belki yüzleri görünce isimleri de hatırlamaya baĢlardı. Bir umutla, el
örgüsü dantellerin sarktığı raflarda çocukluk fotoğraflarını aradı. Heyecanla tozlu bir kutuyu açtı hafızasının kapılarını açar gibi. Fotoğraflar siyah beyaz tabi. Ama onun anıları yavaĢ yavaĢ renklenmeye baĢlamıĢtı. BuruĢmuĢ ve eskimiĢ fotoğrafların arasında çocukluk resimlerini buldu. Bir çocuk gibi sevinerek kendi kendine konuĢtu : “ Evet iĢte
bu Aysel! ġu yandaki de Nurgül. Ne iyi arkadaĢtık onunla, hiç ayrılmaz hep beraber gezer, beraber oyun oynardık…” Gördüğü fotoğraf, Nurgül mahalleden taĢınırken hatıra olsun diye çekilmiĢti. Bir daha da hiç görüĢememiĢlerdi. Fotoğraflara bakmaya devam etti. Birdenbire bir Ģey dikkatini çekti. Fotoğrafın bir köĢesinde pencereden bakan
beyaz silik bir yüz. O zamanlar hakkında pek de bir Ģey bilmediği yaĢlı, sessiz, tek baĢına yaĢayan bir kadıncağız.
Neden sonra kendi haline baktı daha yeni farkına varmıĢçasına. O da ihtiyar kadının tıpkısıydı artık. Evden fazla
çıkmayan, oturup bütün gün pencereden dıĢarıyı seyreden biri. Pek kimseyle konuĢmayan, arka plandaki bir hayalet. Uzun bir süre elinde fotoğrafla oturdu. Aklına arkadaĢlarıyla yaptıkları geldi.
Ilık bir ilkbahar günü arkadaĢlarıyla toplanmıĢ yaĢlı kadının yıkık duvarına oturmuĢ konuĢuyorlardı. Kızlardan biri, yaĢlı kadının yine pencereden onlara baktığını gördü. Kadıncağızın haline acımıĢtı. Onun hiç gülümsemediğini fark etti. Herhalde kimsesi yok, yalnız baĢına çok sıkılıyordur bu yüzden de mutsuzdur diye düĢündü. ArkadaĢlarına fikrini söyledi. Hep birlikte yaĢlı kadını sevindirmek için ne yapabileceklerini düĢünmeye baĢladılar. Acaba
yaĢlılar nasıl mutlu olurdu? Nurgül, kendi babaannesinin kurabiye yemeyi çok sevdiğini, ne zaman onu üzgün görseler annesinin kurabiye piĢirdiğini ve babaannesinin sevindiğini söyledi. Fikir hazırdı, kurabiye yapacaklardı.
Nurgül annesinin nasıl kurabiye piĢirdiğini izlediğini ve kendisinin de yapabileceğini söyledi. Ama bir sorun
vardı. Kurabiyeyi nerede yapacaklardı? Ġçlerinden biri annesinin pazara gittiğini ve o dönene kadar mutfakta piĢirebileceklerini söyledi. Kızların hepsi çok heyecanlanmıĢtı. Ġlk defa kendi baĢlarına yemek yapacak ve yaĢlı teyzeyi de
mutlu edeceklerdi. KoĢarak eve gidip mutfağa girdiler. Nurgül malzemeleri saymaya baĢladı ama hepsini tam hatırlamıyordu ve miktarları karıĢtırmıĢtı. Buna rağmen devam ettiler. Ancak dolaptan almaya çalıĢırken un etrafa saçılmıĢtı. Mutfak mahvolmuĢtu tabi giysileri de. Bu da yetmezmiĢ gibi evin annesi gelmiĢti. Kadıncağız ĢaĢkınlıktan elindeki poĢetleri düĢürdü ve etraf daha da karıĢtı. Selma Hanım hepsine çok kızmıĢtı. Oradan kaçar gibi çıktılar. Bir
süre sessizce yürüdükten sonra birbirlerine bakıp aynı anda gülmeye baĢladılar. Üstleri baĢları un olmuĢtu. BaĢta
mutfağı o hale getirdikleri için utanmıĢlardı tabi. Ama sonra çok eğlendiklerini fark etmiĢlerdi. Ancak kurabiye yapma
fikri de suya düĢmüĢtü. Tekrar yaĢlı kadının duvarının önüne gelip üzgün üzgün oturdular. Oyuna daldılar ve üzüntülerini unuttular.
Bir zaman sonra onları çağıran bir ses duydular. YaĢlı teyze onları çağırıyordu. Kızlar merak içinde kapıya
gittiler. YaĢlı teyze elinde kurabiye dolu bir tabakla onları karĢıladı. Gülümseyerek hepsine bir parça kurabiye verdi.
Kızlar anladılar ki yaĢlı teyze pencereden her Ģeyi görmüĢtü ve üzülmesinler diye kendisi onlara kurabiye yapmıĢtı.
Nurgül: “ Biz onu sevindirmek istemiĢtik ama o bizi sevindirdi “ dedi. ġakalaĢarak oyunlarına geri döndüler.
O günden sonra ne zaman oradan geçseler penceredeki yaĢlı kadına içten gülümsemeyi ihmal etmediler.
Aradan bunca yıl geçmiĢti. Artık kendisiydi o yaĢlı kadın. Bir kez daha ilk adımı kendisi atmaya karar verdi. Sokakta
oynayan çocuklar için kurabiye piĢirdi. Hepsine bir parça kurabiye verdi ve sıcacık gülümsedi.
Kübra CANBEKLĠ
Özel Arda Asalet Lisesi, 10-A
SAYF A 3
EVLER
Şahit olduğu
hayatlar bir
dökülebilse
ağzından,
Belki de
birçoğumuz
uyanacak
Hayat
sandığımız o
tatlı
masaldan!
Soluk renkli, o eski ev,
Bir sokak ötede, bakkalın yanı,
ġu daracık sokağın baĢındaki.
Bütün heybetiyle PaĢa Apartmanı..
Fırtınalardan geçmiĢ sanki…
Herkes bilir o bu mahallenin en yaĢlısı,
KırılmıĢ camları ve olmayan kapısıyla,
Öyle duruyor ki, anlatacak çokça var anısı…
Barınak olmuĢ kimsesiz çocuklara…
Biraz mürekkep, bir kalem ve iki parmak;
Her akĢam kıvılcımlar çıkar,
Sanki, onu yazar yapmaya kafi olacak..
Ġçinde çalılar yaktıkları minik tenekeden…
ġahit olduğu hayatlar bir dökülebilse ağzından,
Isıtır mı o kocaman evi,
Belki de birçoğumuz uyanacak
Ġçeri giren o rüzgâra rağmen?
Hayat sandığımız o tatlı masaldan!
Bembeyaz iĢlemelerle süslenmiĢ ev,
Selime FURUNCUOĞLU
Üst sokağın sonundaki…
Özel Asfa Fen Lisesi, 9-A
Üstüne karlar yağmıĢ sanki…
Ġncecik motiflerle süslenmiĢ kapısı,
Bahçesinde güllerin en kırmızısı…
Pembe parmaklıklarına dolanmıĢlar,
Ġç içe geçmiĢ sarmaĢıklar…
Mislerden de güzel kokuyorlar,
O pembeli beyazlı sardunyalar…
ASFA
Yoktur bu dünyada eĢin, benzerin
Bazen bunalır, kızarız sana
Sahibisin tanıyan bütün kalplerin
Haksızlık ederiz taĢıdığın manaya
Sevgiyle yaklaĢır bize meleklerin
Cahilliği kondurmazsın bilirim bana
Adın gibi paksın, temizsin ASFA
Cefakar, vefakar, lütufkarsın ASFA
Yorulmak nedir bilmez öğretmenlerin
Balık bilmezmiĢ içindeyken suyun kıymetini
Ġdolüdür her biri ASFALI öğrencilerin
Biliriz elbet değerini, biz balık mıyız ki !
En büyük destekçisi olurlar velilerin
Meyveli ağaç misali taĢlayanın çok
Onlar gibi kıymetlisin, yücesin ASFA
Sen özünü korudun, korursun ASFA
ZEYNEP MURAT
Özel Asfa Halil Necati Ġlköğretim Okulu, 8-A
AYNAYA
SAYF A 4
DUMAN
Duman, insanı nasıl ve neden tatmin eder? Sanırım nedeni ısı. Ġnsanlar
bedenleri ve gönülleri üĢüdüğünde tanıdık bir Ģey olan ısıyı arıyor. Sigara bu ısıyı
sağlar, zannediyorlar. Bunlar, dostluğun, kardeĢliğin, arkadaĢlığın, birliğin, beraberliğin verdiği ısıyı anlayamayan, zavallı insanlardır. Bağımlı hale gelmeyi göze
ala ala yaklaĢıyorlar sigaraya. Bağımlı olmak ise hem bir sonuç hem de bir baĢlangıç. Bir kısır döngü...
Kısır döngünün içine girmiş,
Ölümü bekleyen kahrolası lanet,
Lama gibi tükürmekten bıkmamış
Emelsiz bu toplumu mahvet
“Sana
bulaşan bu illet,
Onu bırakan da kerâmet
Nesli belirsiz bir garâbet…
ġu kısacık dünyada keyif için, zorla alıyorlar elimizden ulaĢamadığımız
özgürlüğü. “Özgürlük, özgürlük” diye bağıran nice aydın, sanatkâr, bilim adamı
içmiyor mu? Hepsi değil ama çoğunluğu içiyor. Gerçekte içinde bulunduğun kölelikten zevk alırken nasıl özgürlük istiyorsun? Bağımlısın sen, bağlısın, kölesin.
Sen kendi içinde bu tezatı yaĢarken nasıl olacak bu özgürlük? Ya özgürlük nedir
bilmiyorsun ya da gerçekleri göremiyorsun. Sigara insanı esir de eder hasta da
eder. Kolay değil öyle cana kıyıp da sigara içmek. Her yiğidin harcı değil. Bu nasıl
harç? Hasta olmak mı mârifet? Yoksa köle olmak mı? Yoksa ömrü bile bile mahvetmek mi? Ömür dediğin Ģeyin anlamı nedir senin için?
Ömür dediğin nedir? Sonrası ölüm...
Lütufkâr haliyle vermişti bir ahît,
Ürkek ürkek yine dumanda çözüm...
Mânâsız kalır duman, ölüm geldiği vakit.
“Hızlı yaĢa, genç öl” diyorlar. Yani sana, bir an önce öl ki senden kurtulalım, diyorlar. Veriyorlar eline sigarayı dumanını yel alsın, parasını el alsın, hastalığı da sana kalsın diye. Bir de bu iĢi havalı zannedenler var. Peh! Çok seviyorlar
ölümü. Hızlı hızlı yaĢa, keyfini çıkar hayatın. Çek dumanı içine, rahat et. Sonra :“Kanser ne belâ illetmiĢ arkadaĢ!” de. Bela senin ağzına girmesine izin verdiğin küçük çubukta, hâlâ görmüyor musun?
Sana bulaşan bu illet,
Onu bırakanda kerâmet
Nesli belirsiz bir garâbet…
Muhlis SARIYER
Özel Asfa Ahmet Mithat Anadolu Lisesi, 10-B
Tam otuz yıl, saatim iĢlemiĢ ben durmuĢum.
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuĢum.
Necip fazıl KISAKÜREK
A Y N A Y A
Y A N S I Y A N L A R
SAYI
SAYF A 5
1
ÇAMLICA’DA BİR İLİM OCAĞI
Eveeet… Nereden bakılsa Asfa ile tanıĢalı yedi ay oldu. Her türlü okula girip çıkmıĢ bir bireyim. Bugün
mecliste kaç farklı fikir savunuluyorsa bu fikirler doğrultusunda yapılanmıĢ her türlü okulda bulundum, diyebilirim. Bir önceki durağım da bir devlet okuluydu. O vakitler hangi lisede eğitimime devam edeceğim sorulduğunda; 6. Sınıftaki ġeyma Öykü’nün cevabı “Tabiî Atatürk Fen Lisesi(!)” , 7. Sınıfta “Cağaloğlu Anadolu Lisesi”, 8.
Sınıfta “Vallahi bilemiyorum, Allah Kerîm, herhangi bir Anadolu Lisesine gitmektense iyi bir özel okula gitmeyi
tercih ederim ya da gitmem. Baba parasıyla okuyor, dedirtmem!” derdim. En azından son sene kafamdaki bu
sivri düĢünce törpülenip özel okul kavramı seçeneklerim içine yerleĢti ve ardından hangi okulların seçenekler
içinde olabileceği belirlendi. Annem sadece Asfa’yı düĢünürken babam Robert Kolej’de kararlıydı. Dürüst olalım
benim de tercihim Robert Kolej’den yanaydı. Lâkin ġeyma Öykü’nün de insânî ve ahlâkî bazı konularda diğer
yaĢıtları gibi bazı eksiklerinin olması, yaradılıĢ amacı konusunda tam bilinçli olmaması, sapabilme ihtimali vardı.
Bu da bilgi edinme kalitesi kadar önemli bir meseleydi.
Bir gün babamın kütüphanesindeki bir kitaba gözüm takıldı, “Bye Bye Türkçe, Oktay Sinanoğlu” önce
“Hahaha, isme bak!” dediysem de ne anlattığını merak ettim. Kitabı inceleyince anlatılanlar oldukça ilgimi çekmiĢti. Okul seçme ile ilgili bu kadar kafa karıĢıklığı üzerine Ģu ifade özellikle dikkatimi çekmiĢti: “Her haysiyetli ve
sömürgeleĢmemiĢ ülkenin dersleri kendi dilinde olur.” Sonunda eğitim dili tamamen yabancı bir dil olan okulları
seçim listemden elemem gerektiğini anladım. Çünkü bu tür okullardan mezun olan millî-manevî değerler konusunda zayıf olan bazı insanların -ki gençlerimizin büyük çoğunluğu bu sıkıntıyı fark etmese de yaĢıyor- kendi
halkına yabancılaĢması gibi çok acı durumlarla karĢılaĢması durumu korkunç bir gerçektir. Bir iç ses “ Breh,
breh! Hocam, titre ve kendine gel! Sen kimliği belli, muhteĢem bir tarihin evlâdısın!” diyerek beni kendime getirdi. Böylece adı The College of………. diye baĢlayan envai çeĢit okul seçim listemden tamamen silinmiĢ oldu.
Diğer seçenekleri incelerken her birinin eksisinin artılarının önüne geçmesi ile artık en doğru tercih olarak ASFA
görünüyordu. Zaten Asfa Eğitim Kurumlarının öncü kurucuları Prof. Dr. Esad CoĢan ve onun da hocası Mehmed Zahit Kotku’yu ilim ve bilime katkıları ve güzel insanları yönlendirmeleri ile duyuyor ve hayranlık besliyordum.
Bu kadar okul tercihi detayından sonra vakt-i zamanı geldi kayıtlar yapıldı, her zamanki gibi tüm yeni
okul korkularımla okula baĢlayacaktım. Tabii ilk gün bütün saflığımla gördüğüm ilk ASFA servisine bindim. Ancak bu servis Altunizâde Kampüsüne gidiyormuĢ. DüĢünsenize ilk hatıram böyle bir yanlıĢlık oldu. Bu yanlıĢlığa
rağmen bu okul yolunun sıcak bir ilim ocağına götürdüğünü hissetmiĢtim.
Eveeet, sonunda kendi okul binama Çamlıca’ya gelmiĢtim. Ġlk bakıĢta bina ve konumu çok hoĢuma gitmese de mekânları insanların anlamlı kıldığı kanaatindeydim. Tabii insanlar ilk gördükleri Ģeyin öncelikli olarak
dıĢ görünüĢü ile ilgilenir; içine, özüne inmeden ön yargılarla hareket ederler. Benim tavsiyem ortamı, paylaĢımları, amacı iyi kavramaya, tarihin her devresinde meyveli ağaç taĢlanmıĢtır, kötü niyetlilerden uzak kalmaya gayret edilmesidir.
Müdür Yardımcımız Oya Hocamızın tabiri ile “ Burası basit bir okul değil, bir ĠLĠM OCAĞI!” Tabiî böyle
bir yerde öğretmenlerin de her biri branĢında uzman ve hepsinin gayesi ülkeye ve dünyaya yararlı bireyler yetiĢtirmek. Kendi fikrini savunabilen, diğer düĢüncelere saygılı, farklı bakıĢ açılarına sahip, çok yönlü bireyler yetiĢtirmek bu ocağın gayesi! Özgün bir eğitim anlayıĢıyla yetiĢen talep edenler (talebeler) de özgün kimlikleri ile bu
gayenin temsilcisi olarak ülkeye ve dünyaya dağılamaya devam edecektir.
ġunu tüm dürüstlükle söyleyebilirim ki ġeyma Öykü 3,5 yaĢından beri eğitim gören bir vatandaĢ ancak
Ģu yaĢına kadar neden daha önce ASFALI olmadığına çok piĢman!
Seneleri burada geçen arkadaĢlarıma gıpta ile bakıyorum; benim için çok büyük bir Ģans olan çok verimli paylaĢımların olduğu aile terbiyesi almıĢ güzel arkadaĢlıkların daimî olacağına inancım sonsuz. Karakterlerimizin Ģekillendiği bu çok öneli süreçte burada olmak bile benim için çok büyük bir onur, Ģükür beni bu yola
sevk edene!
Sözlerimi fahrî Kurucumuz M. Nureddin CoĢan’ın sözleriyle tamamlamak istiyorum: “Bugünden itibaren
daima ayarını doğru yola göre kontrol edip düzenleyeceğiniz kiĢisel hayat planınızı yapınız!” Bu düstûrla hareket edilen bir eğitim ocağının bedbaht olma, etme ihtimali var mıdır?
ġeyma Öykü ġAHIN,
Özel Arda Asalet Lisesi-9/C
SAYI
SAYF A
1
ÖĞRETMENİM
Hayat bir yolculuk sanki,
Anne yüreği gibi,
Sen de rehberimizsin.
Kıyamazsın üzülmemize.
YanlıĢ yaptığımızda kızmayıp,
Baba yüreği gibi,
Bağrına basan sensin.
Korursun sen bizleri.
Ayrımcılık yapmayıp,
Sen bir ıĢıksın karanlığı aydınlatan.
Hepimizi seversin.
Sen bir rehbersin yol gösteren.
Kalbin o kadar geniĢ ki,
Öpmek istiyorum hep o Ģefkatli elleri,
Hepimizi alıyor için.
Hep okulda geçirsem günleri, geceleri.
Sümeyye SAYİT
Özel Asfa Mustafa Enver Ġlköğretim Okulu, 6-A
8
Download

Aynaya Yansıyanlar - ASFA Eğitim Kurumları